heptil :
gre. * heptane (hepta (yedi) + ane (alkan eki) ) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) * alkan serisinden renksiz bir sıvı
hidrokarbon olan heptandan türeme izomerik alkil radikali (C7H15)
hepyek :
tür., far. * hep (daima, devamlı, sürekli; tüm, bütün olarak) (tür.) + yek
(bir, tek) (far.) * iki zar atıldığında ikisinin de “bir” gelmesi durumu,
birbir
her :
far. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker
teker hepsi) * tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker
hepsi
her bir :
far., tür. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin
teker teker hepsi) (far.) + bir (tek, yek, 1) (tür.) * bir topluluğu oluşturan
varlıkların veya unsurların bütününe gönderme yaparken, aynı zamanda bu
unsurların ayrı ayrı, teker teker ve istisnasız olarak ele alındığını
vurgulayan bir belgisiz sıfat tamlaması, ayrı ayrı hepsi
hera :
gre. * hera (mevsim, yıl) * Yunan mitolojisinde kadınların koruyucusu, evlilik
ve aile tanrıçası, Zeus’un eşi (kök anlam “doğurganlık” bağlamında)
heracleum :
gre., lat. * herakles (hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) ) (gre.); heracleum
(lat.) * şemsiye çiçekliler (Apiaceae) familyasından, bazı türleri tıbbi veya
toksik etkili olan otsu bitki cinsi (örneğin devasa boyutlu "ayı
pastırması" otu)
herakles :
gre. * hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) * Yunan mitolojisinde Zeus ve Miken
kralının kızı Alkmene'nin oğlu ve Amfitrion'un üvey oğlu olan karakter, Herkül
herb :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) * tıbbi veya aromatik amaçla
kullanılan ot veya bitki
herba :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) * tıbbi veya aromatik amaçla
kullanılan ot veya bitki
herbal :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait) * otlarla ilgili, otlardan oluşan, bitkisel, otsal
herbalist :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * bitkilerle tedavi
konusunda uzmanlaşmış kişi; şifalı otları tanıyan ve kullanan kimse
herbarium :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + arium (yer ve durum eki) *
bilimsel yöntemlerle doğadan toplanan bitkilerin kurutulup, karton üzerine
yapıştırılarak ve belli bir düzen içinde saklandığı bitki koleksiyonu
herbaryum :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + arium (yer ve durum eki) *
bilimsel yöntemlerle doğadan toplanan bitkilerin kurutulup, karton üzerine
yapıştırılarak ve belli bir düzen içinde saklandığı bitki koleksiyonu
herbasöz :
lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + aceus (ile ilgili, -a ait) *
odunsu doku oluşturmayan, yumuşak ve yeşil gövdeli, yaşam döngüsünü bir veya
birkaç büyüme döneminde tamamlayan otsu bitkilere özgü veya bu özellikleri
taşıyan
herbig-haro cisimleri :
alm., ing. * Herbig (Alman asıllı Amerikalı gökbilimci George Howard Herbig)
(alm.) + Haro (Meksikalı gökbilimci Guillermo Haro) (ing.) * yeni oluşmakta
olan yıldızlardan yüksek hızla fırlatılan gaz akımlarının çevredeki
yıldızlararası maddeyle çarpışması sonucu oluşan, parlak emisyon bölgeleri
olarak gözlenen ve yıldız oluşum süreçlerinin incelenmesinde önemli ipuçları
sağlayan gökcisimleri topluluğu
herbisit :
lat. * herba (ot, bitki) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak,
doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma;
öldürme), cidus (öldüren) * bitkileri, özellikle yabani otları yok etmek için
kullanılan kimyasal madde (yabani ot ilacı)
herbivor :
lat. * herba (ot, bitki) + vorare (yemek, mideye indirmek), vorus (yiyen) *
yalnızca bitkiler, otlar, meyveler, yapraklar ve kökler gibi bitkisel
besinlerle beslenen, ot yiyen canlı, otçul, bitki ile beslenen hayvan (örneğin
sığır, geyik)
herc :
ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) * karışıklık, karmaşa,
kargaşa, düzensizlik, nizamsızlık
hercai :
far. * hercai (değişken, kararsız, çapkın) (her (tüm, bütün, tümü, hepsi, her
biri, tüm çeşitten) + cai (yer) ) * kararsız, sebat edemeyen, aşkta veya
ilişkilerde vefasızlık eden, çabuk bırakan, daldan dala konan kimse; duyguları
ve davranışları çabuk değişen, tutarsız, genellikle aşk hayatında sadakatsiz
veya kaprisli kişi
hercai menekşe :
far., gre. * hercai (duyguları ve davranışları çabuk değişen, tutarsız,
genellikle aşk hayatında sadakatsiz veya kaprisli kişi) + monemvasia (tek
girişli) (moni (tek) + emvasis (yaklaşma, giriş) ) (gre.); banafşe, benefşe
(far.) * menekşegiller (violaceae) familyasına bağlı bir menekşe türü
hercules :
gre. * herakles (hera (tanrıça Hera) + kleos (ün, şan, şöhret, nam) ) *
Hera’nın şanı; Yunan mitolojisinde tanrı Zeus ile ölümlü Alkmene'nin oğlu olan,
olağanüstü gücü ve kahramanlıklarıyla ünlü mitolojik figür (Latince karşılığı
Hercules)
hercümerc :
ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) + u (tamlama eki) + merc
(birbirine karışma, yayılma, otlakta başıboş bırakılma) * birbirine geçmiş,
dağınık veya çözülmesi güç, karışık, sorunlu veya anlaşılması güç,
darmadağınık, karmakarışık, allak bullak, altüst, kargaşa, kaos
herç :
ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) * karışıklık, karmaşa,
kargaşa, düzensizlik, nizamsızlık
heredite :
lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım
ve durum eki) * kalıtım, genetik olarak nesilden nesile geçen özellikler veya
miras kavramı, ırsiyet, kalıtsallık
herediter :
lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım
ve durum eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); héréditaire
(fra.) * genetik olarak nesilden nesile geçen, ırsi, kalıtsal, intikal eden
herek :
ara., gre. * herek (ara.), haraki (tırmanıcı bitkilerin fidanlarına destek için
dikilen ve fidanların bağlandığı kazık) (gre.) * asma, fasulye gibi sarılgan
bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen sırık veya dik tutmak için taze fidanların
bağlandığı değnek
hereke :
ara., gre. * herek (ara.), haraki (tırmanıcı bitkilerin fidanlarına destek için
dikilen ve fidanların bağlandığı kazık) (gre.) * ipek halılarında
santimetrekare başına bulunan ortalama 100 düğüm için, her santimetreye dikeyde
(çözgü üzerinde), yatayda (atkı üzerinde) 10 düğüm
heretik :
gre. * hairesis (seçim, ayrılık, sapkınlık) (hairein (seçmek, tercih etmek,
ayırmak, almak) + sis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * resmi dini öğretilere aykırı inanç veya görüşleri benimseyen, sapkın
kişi veya bu görüşlere ait olan
hergele :
far. * hargale (har (eşek) + gala, gale (sürü, kalabalık) ) * yaban eşeği; eşek
sürüsü, sürü halinde eşek
hergiz :
far., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker
teker hepsi) (far.) + giz (örtü, kapalı olma) (tür.) * asla, kat'iyen, hiçbir
zaman, hiçbir şekilde
herhalde :
far., ara., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin
teker teker hepsi) (far.) + hal (durum, vaziyet) (ara.) + de (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) * kesine yakın bir olasılıkla; koşullar ne olursa olsun,
her durumda, kesin olarak
herhangi :
far., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker
teker hepsi) (far.) + kangı (hangisi, ne) (tür.) * özellikleri iyice
bilinmeyen, belli olmayan, rastgele
herif :
ara. * harf (kıyı, kenar, uç, sınır, sınır hattı; kelimeleri oluşturan
karakterlerden her biri), harafa (çizmek, bozmak; meslek veya sanat icra
etmek), hirfet (geçimi sağlayan iş, meslek, zanaat, sanat), harif (meslektaş,
yoldaş) * sanatkar, meslek erbabı; bir mesleğe veya loncaya mensup olan kimse,
meslektaş, yoldaş; adam (argo)
herifçioğlu :
ara., tür. * herif (sanatkar, meslek erbabı; bir mesleğe veya loncaya mensup
olan kimse, meslektaş, yoldaş; adam (argo) (ara.) + çi (yapan, eden eki) + ol,
oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan
yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * kızılan veya
beklenmeyen bir işi yapan erkek
herik :
tür. * herik (kaba, yapağılı) * Karadeniz'in geçit bölgelerinde yetiştirilen,
beyaz renkli, kaba ve karışık yapağılı bir tür koyun
herise :
ara. * harasa (havanda dövmek, ezmek), harisat (dövülmüş buğday ve etten
yapılan bir yemek, keşkek) * az kavrulmuş un ve tavuk eti ile dövülerek
yapılan, pelte kıvamında bir tür yiyecek, keşkek
heritabilite :
lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım
ve durum eki) + ibilis (mümkün olma, olabilirlik eki) + itas (isim yapım eki)
(lat.); héritabilité (fra.) * bir özelliğin veya genetik faktörün ebeveynlerden
sonraki nesillere aktarılabilme derecesini ifade eden ve genetik varyasyonun
fenotip üzerindeki etkisinin ölçülebilirliği; genetik mirasın bir bireyin
fiziksel, ruhsal, davranışsal özelliğindeki etki derecesi, kalıtılabilirlik
heritaj :
lat , fra. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim
yapım ve durum eki) + gium (durum eki) (lat.); héritage (fra.) * varis,
mirasçı; miras, kalıtım, mülk, kültürel değer, gelenek
herk :
erm. * herk (tarlayı sürerek dinlenmeye bırakmak; tarla sürmek veya tarlayı ilk
kez sürmek; toprağı sürme, sürülmüş arazi, nadas) * sürülüp işlendikten sonra
toprağın mineral dengesini ve verimliliğini geri kazanması amacıyla bir yıl
boyunca ekilmeden dinlenmeye bırakılan tarla, nadasa bırakılmış arazi;
herke :
tür. * helke (kova, bakraç) * su, süt veya yoğurt gibi sıvıları taşımak ya da
saklamak amacıyla kullanılan küçük bakır kova veya bakraç; su içilen küçük kap,
maşrapa; yoğurt kabı; at arabası; sürülerek bırakılmış tarlaya ekilen tohum
herkes :
far. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker
teker hepsi) + kes (kişi, kimse) * bütün insanlar; bir yerde bulunanların hepsi
herkül :
gre. * herakles (hera (tanrıça Hera) + kleos (ün, şan, şöhret, nam) ) *
Hera’nın şanı; Yunan mitolojisinde tanrı Zeus ile ölümlü Alkmene'nin oğlu olan,
olağanüstü gücü ve kahramanlıklarıyla ünlü mitolojik figür (Latince karşılığı
Hercules)
hermafrodit :
gre. * herma, hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den
olan) ) * Hermes ve Afrodit'in birleşiminden doğan mitolojik varlık; hem dişi
hem erkek üreme organlarına sahip canlıları tanımlamak için kullanılan terim,
erdişi, hunsa, çift cinsiyetli
hermafroditizm :
gre. * herma, hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den
olan) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * çift
cinsiyetlilik sendromu, interseksüalite
hermes trismegistus :
gre. * herma, hermes (taş blok) + tris (üç kez) + megistus (büyük, yüce, ulu) *
üç kere yüceltilmiş, üçkere kutsanmış taş blok; Yunan mitolojisine göre Zeus ve
Maia'nın oğlu, Zeus'un habercisi, tanrıların en kurnazı ve hızlısı
hermetik :
gre. * herma, hermes (taş blok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
simya, ezoterik felsefe ve kapalı sistemlerle ilgili; özellikle hava geçirmez,
sızdırmaz, yalıtımlı
hermisyen matris :
gre., lat. * herma, hermes (taş blok) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) (lat.) * karmaşık eşleniğinin transpozesi kendisine eşit olan
matris; karmaşık sayıların konjüge transpozesi (adjungesi) kendisine eşit olan
kare matris; genelleştirilmiş simetrik matris türü
hermitaj :
lat. * hermitus (keşiş, yalnız yaşayan) + agium (isim yapım ve durum eki)
(lat.); hermitage (fra.) * keşişin yeri, inziva yeri, manastır veya sessiz
yaşam yeri, münzevi yaşam yeri
herni :
lat. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * karın veya
vücut boşluklarındaki dokuların zayıf noktalarının yırtılması sonucu organların
dışarı çıkmasıyla oluşan fıtık durumu
herni diskal :
lat., gre. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) +
diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, disk) (gre.); discus (lat.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * omurlar arasında bulunan intervertebral
disklerin jelatinimsi iç kısmının dışarı doğru kayması, taşması ve çevresindeki
sinir veya dokulara baskı yapması sonucu ortaya çıkan ve genellikle bel veya
boyun ağrısına yol açan fıtık türü
herniasyon :
lat. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) + tio (isim
yapım ve durum eki) * fıtıklaşma, fıtık oluşumu
herniorafi :
lat., gre. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) +
rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak,
birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * cerrahi olarak fıtığın
bulunduğu bölgenin dikilerek onarılması işlemi
herodot :
gre. * Hera (Yunan mitolojisinde tanrıça) + dotos (verilen, hediye edilmiş) *
Hera tarafından verilen; MÖ 5. yüzyılda yaşamış ve özellikle Pers Savaşları’nı
anlattığı eserleriyle tarihe önemli katkılar yapmış olan Yunan tarihçi
heron formülü :
gre. * Heron (antik Yunan matematikçi ve mucit) (gre.) + formula (forma (şekil,
biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) *
bir üçgenin kenar uzunlukları bilindiğinde alanını, yarı çevre (çevrenin
yarısı) ve kenar uzunlukları ile hesaplama yöntemi (üçgenin kenar uzunlukları
a,b,c ve yarı çevresi u olmak üzere alanı; a(abc)=(u.(u-a) ) )
herpes :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) *
Herpesviridae virüsü ve bu virüs kaynaklı, ciltte veya mukozada kabarcıklar,
lezyonlar halinde yayılan viral enfeksiyonlar
herpes genitalis :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) +
gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) (gre.); genitus (doğmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, ait)
(lat.) * ciltte ve mukozalarda ağrılı kabarcıklar ile karakterize genital
bölgede görülen, Herpes simplex virüsü (HSV) kaynaklı bulaşıcı ve tekrarlayıcı
viral enfeksiyon
herpes labialis :
gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek
ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru
ilerleme) (gre.) + labium (dudak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * dudaklarda ortaya çıkan, genellikle Herpes simplex virüsü tip 1
(HSV-1) kaynaklı, ağrılı ve tekrarlayıcı kabarcıklarla seyreden viral
enfeksiyon
herpes zoster :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) +
zoster (kemer, kuşak, kayış, şerit) * varisella zoster virüsünün sebep olduğu
ve daha önce su çiçeği geçirmiş kişilerde görülen, kuşak biçiminde sınırlı
ağrılı döküntülerle seyreden, sinirleri tutan, vücudun tek tarafında deride su
toplamış ağrılı kabartılarla seyreden viral enfeksiyon, zona
herpestidae :
gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek
ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru
ilerleme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uzun
gövdeleri, kısa bacakları, çevik hareketleri ve özellikle yılanlarla mücadele
edebilme yetenekleriyle tanınan, Carnivora (etçiller/etoburlar) takımına ait
olan memeli hayvan familyası, kuyruksürengiller, firavun fareleri (mangustlar)
herpetiformis :
gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek
ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru
ilerleme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + formis (şekilli, biçimli,
kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) *
herpes benzeri lezyonlar oluşturan veya herpes görünümünde olan dermatolojik
rahatsızlıklar
herpetik :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * herpes virüslerinin neden olduğu
enfeksiyonlara veya bu enfeksiyonların deri/mukozada oluşturduğu yayılma
eğilimli lezyonlara ait
herpetofobi :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme),
herpeton (sürüngen, emekleyen hayvan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos
(korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yılan, kertenkele gibi
sürüngenlerden duyulan anormal ve yoğun korku, sürüngen korkusu
herpetoloji :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme),
herpeton (sürüngen, emekleyen hayvan) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * yılan, kertenkele, kaplumbağa, kurbağa gibi canlıları
morfolojik, ekolojik ve evrimsel açıdan inceleyen zooloji dalı, sürüngenler ve
amfibiler bilimi
herrü :
kür. * herro (git) * kötü bir olasılığın da göze alındığını anlatan, sonu ne
olursa olsun anlamına gelen “ya herrü ya merrü” sözünden (“merro” (gitme) )
herschel krateri :
ing. * herschel (İngiliz astronom ve fizikçi William Herschel'in soyadından)
(ing.) + krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı, yanardağ
çukuru) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * Satürn'ün uydusu Mimas veya Mars
üzerinde yer alan büyük çarpma kraterlerine verilen isim
hertz :
alm. * hertz (Alman fizikçi Heinrich Hertz’in soyadından) * elektromanyetik
dalgalar, ses ve mekanik titreşimler gibi periyodik olayların frekansını ifade
eden, saniyede gerçekleşen döngü veya titreşim (frekans) sayısını ölçen SI
birimi (hz) (frekans f=1/T; açısal frekans ω=2π/T=2πf)
hertzsprung-russell
diyagramı : dan., ing. * Hertzsprung (Danimarkalı astronom Ejnar
Hertzsprung) (dan.) + Russell (Amerikalı astronom Henry Norris Russell) (ing.)
+ diagramma (çizim, grafik, şekil, plan) (dia (arasından, içinden, boyunca;
sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki,
ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf,
yazım; küçük ağırlık) ) (gre.) * yıldızların mutlak parlaklığı veya ışınım gücü
ile yüzey sıcaklığı, tayf sınıfı veya renk göstergesi arasındaki ilişkiyi
gösteren, yıldızların anakol, dev yıldız, süperdev ve beyaz cüce gibi evrimsel
evrelerinin sınıflandırılmasını sağlayan astronomi diyagramı
herzal :
far., yid. * herzal (balkon, çıkıntı, peyke) (far.); herzal (küçük geyik)
(yid.), Herz (kalp, yürek) (alm.) * taşımacılıkta kullanılan, genellikle tarım
ve inşaat alanlarında yük taşımak amacıyla tasarlanmış iki uzun kola sahip
tekerleksiz el arabası, sedye benzeri ahşap taşıma aracı (Ardahan ağzı)
herze :
far. * harz (saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz söz, boş söz)
+ e (isim yapım eki) * saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz
söz, boş söz
herzevekil :
far., ara. * harze, herze (saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz
söz, boş söz) (far.) + vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir
işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan)
(ara.) * kendisini ilgilendirmeyen işlere karışan, her işe burnunu sokan
(kimse); boşboğazlık eden, saçma sapan konuşan veya davranan (kimse)
hesap :
ara. * hasaba (saymak, ölçmek, hesap etmek, tartmak; sanmak, zannetmek) *
sayma, sayma, sayılarla işlem yapma, aritmetik; sayma, ölçme, değer biçme veya
borç-ödeme gibi işlemleri ifade eden kavram, aritmetik
hesperaloe :
gre. * hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is (isim yapım eki) + aloe (aloe
bitkisi) * Batı Amerika'nın kurak bölgelerine özgü, Asparagaceae
(kuşkonmazgiller) familyasından, aloe bitkilerini andıran uzun ve etli
yaprakları, lifli yaprak yapısı ve gösterişli çiçek salkımlarıyla tanınan,
kuşkonmazgiller familyasında yer alan bitki cinsi
hesperidin :
gre., lat. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki
elma bahçelerinin perileri olan nimfler) (gre. * hesperos (akşam, batı, gün
batımı) + is (isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) ) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.)
hesperidium :
gre. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki elma
bahçelerinin perileri olan nimfler) (hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is
(isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.)
+ ium (isim yapım eki) (lat.) * Turunçgillerde görülen, dış kabuğu yağ bezleri
içeren, iç kısmı sulu dilimlere ayrılmış ve çok sayıda salgı hücresi taşıyan
özel meyve tipi
hesperiidae :
gre., lat. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki
elma bahçelerinin perileri olan nimfler) (hesperos (akşam, batı, gün batımı) +
is (isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) )
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * genellikle küçük veya
orta büyüklükte, gövdeleri güçlü, kanatları üçgen biçimli ve uçuşları hızlı
olan, çoğunlukla gündüz etkinlik gösteren zıpzıp kelebeklerini kapsayan
kelebekler familyası
hesperos :
gre. * hesperos (akşam, batı, gün batımı) * antik Yunancada "akşam yıldızı"
yani Venüs gezegeni için kullanılan terim; batı yönüyle ve gün batımıyla
ilişkilendirilen mitolojik veya kozmik kavram
hess yasası :
alm., tür. * Hess (İsviçreli kimyager Germain Henri Hess’in soyadından) + yasa
(kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir kimyasal
tepkimenin toplam entalpi değişiminin, tepkimenin kaç adımda gerçekleştiğinden
bağımsız olarak, yalnızca başlangıç ve son durumlara bağlı olduğunu belirten
termodinamik yasa
hesse matrisi :
alm. * hesse (Alman matematikçi Otto Hesse’nin soyadından) + matris (ana,
kaynak, rahim; sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde
oluşturduğu tablo; kalıp, kaynak yapı) + i (iyelik eki) (tür.) * bir skaler
değerli fonksiyonun veya skaler alanın ikinci dereceden kısmi türevlerinden
oluşan ve hesaplandığı noktada fonksiyonun grafiğinin eğriliğini ifade eden
kare matris
hestia :
gre. * hestia (ocak, evin kutsal ateşi, ev tanrıçası) * Yunan mitolojisinde
evin, ailenin ve ocak ateşinin tanrıçası olarak bilinen tanrıça (Roma mitolojisindeki
Vesta'nın karşılığı)
heşim :
ara. * heşm, heşeme (ufalamak, kırmak, kesmek, ufalanmak, kırılmak) *
ufalanmış, kırılmış, kesilmiş
heteroblastik :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos
(ile ilgili,-a ait) * (aynı bitki veya organizma) gelişimi sırasında oluşan
yaprak, sürgün veya diğer organları biçim, büyüklük veya yapısal özellikler
bakımından birbirinden belirgin biçimde farklılaşan
heterodontiformes :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ön
ve arka dişleri biçim ve görev bakımından birbirinden farklılaşmış, güçlü
çiğneme yeteneğine sahip diş yapılarıyla tanınan boğa başlı köpekbalıklarını
kapsayan köpekbalıkları takımı
heterodupleks :
gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) +
duplex (çift, iki katlı) (duo (iki, çift, ikili) + plicare, plectere (katlamak,
bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku,
kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh,
yüzey) ) (lat.) * moleküler biyolojide, farklı iki DNA veya RNA zincirinin
karşılıklı baz eşleşmesiyle oluşturduğu çift sarmal yapı
heterofil :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phyllon (yaprak)
* aynı bitki bireyinde veya aynı sürgün üzerinde çevresel koşullara, gelişim
evresine veya yapısal farklılaşmaya bağlı olarak biçim, büyüklük veya görev
bakımından birbirinden farklı yapraklar bulunan
heterofili :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + philia (sevme
durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerin kendilerinden yaş, cinsiyet,
kültür, inanç ya da sosyoekonomik düzey gibi çeşitli yönlerden farklı
özelliklere sahip olan kişilerle iletişim kurma, ilişki geliştirme ve
çeşitlilik barındıran sosyal gruplar oluşturma eğilimi (homofilinin zıttı)
heterofilöz :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phyllon (yaprak)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * farklı yapraklı, çeşitli yaprak
yapısına sahip, farklı yaprak tipleri taşıyan, heterofili gösteren
heterofoni :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phonein (ses
çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * müzikte aynı melodinin farklı
varyasyonlarının eşzamanlı olarak çalınması veya söylenmesiyle oluşan çok
seslilik türü
heteroforya :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phoria (taşıma,
yönelme, duruş) (pherein (taşımak, getirmek, götürmek), phoros (taşıyan,
getiren; taşıma, getiren) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz
kaslarının koordinasyonunda bozukluk sonucu, gözlerin normal hizalanmasından
sapma durumu; özellikle bir gözde gizli kayma; binoküler (iki gözü kullanma)
görme refleksi ile gizli kalan göz kayması
heterojen :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * farklı türlerden veya bileşenlerden oluşan,
homojen olmayan, karışık yapıda olan
heterojenite :
gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * farklı türlerden veya bileşenlerden oluşma, homojen olmama, karışık
yapıda olma, heterojenlik, heterojen olma özelliği
heterokromi :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + chroma (renk) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * farklı renklerin bir arada bulunması
durumu; özellikle göz irisinde iki farklı rengin bulunması şeklinde görülen
genetik veya tıbbi durum
heterokroni :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + khronia (khronos
(zaman, vakit, süre) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir organizmanın
gelişiminde olayların veya süreçlerin normal zamana göre daha erken veya daha
geç gerçekleşmesi durumu
heterolog :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) * biyolojide genetik veya fonksiyonel olarak farklı
kökenden gelen, aynı türe ait olmayan veya farklı kaynaklardan olan yapı, doku
veya gen anlamında kullanılan terim
heteromorf :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + morphe, morphos
(şekil, biçim, form, kalıp) * farklı şekil veya biçimlere sahip olan,
biyolojide veya jeolojide yapısal çeşitlilik gösteren organizma veya mineral
türleri
heteromorfik :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + morphe, morphos
(şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili) * aynı tür veya sistem içinde
yer alan yapıların, bireylerin veya evrelerin biçim, şekil veya morfolojik
özellikler bakımından birbirinden farklı olma niteliği, farklı biçim gösteren,
değişik şekilli olabilen
heteronim :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + onoma, onuma,
onyma, onomos, nimo (isim, ad) * yazılışı aynı olmayan fakat anlamı farklı olan
kelimeleri ifade eden dilbilimsel terim; yazarın farklı kimliklerle yazdığı
eserlerdeki takma adlarından her biri
heteronom metamerizm :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + onoma, onuma,
onyma, onomos, nimo (isim, ad) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm,
sonra, sonrası, öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücudu oluşturan ardışık
segmentlerin birbirinden farklılaşarak her bir bölümün belirli görevler
üstlendiği, segmentlerin yapı ve işlev bakımından eşdeğer olmadığı bölümlenme
biçimi
heteronükleer :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) + nucleus
(çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile
ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * farklı
çekirdek türlerini içeren veya farklı atom çekirdekleriyle ilişkili olan; bir
molekülde farklı türde atom çekirdeklerinin bulunduğunu belirten terim
heteroseksüalite :
gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) +
sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * karşı cinse
duyulan cinsel ilgi veya yönelim; bireyin kendi cinsinden farklı bir cinsiyete
karşı romantik veya cinsel çekim hissetmesi
heteroseksüel :
gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) +
sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * karşı cinse ilgi duyan; kendi cinsinden farklı
bir cinsiyete karşı romantik veya cinsel çekim hisseden
heterosiklik :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + kyklos (daire,
çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * farklı türde atomlardan (örneğin karbon ve azot) oluşan halkalı
organik bileşiklere ait veya onlarla ilgili olan
heterosis :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + osis (durum, hal,
sorun, hastalık, süreç eki) * genetik olarak farklı iki ebeveynin birleşmesiyle
oluşan melez (hibrit) bireyin, ana ve babasının ortalama değerinden daha yüksek
verim, güç veya dayanıklılık gösterme durumu
heterospor :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + speirein (ekmek,
tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma),
sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme
hücresi) * aynı tür içinde büyüklük ve görev bakımından birbirinden farklı iki
tip spor üreten, mikrospor ve megaspor oluşturarak erkek ve dişi gametofitlerin
ayrılmasına olanak sağlayan bitki veya bitki grubu; bitkilerde büyüklük, yapı
ve cinsiyet bakımından birbirinden farklı iki ayrı tip spor (küçük erkek
mikrospor ve büyük dişi megaspor) üreten bitki durumu
heterostili :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + stylos (sütun,
kolon, direk; dişi organ) + eia (isim yapım ve durum eki) * aynı bitki türü
içinde çiçeklerin dişi organındaki stilus uzunluğu ile erkek organların konumu
bakımından farklı çiçek tiplerinin bulunması ve bu farklılaşmanın yabancı
döllenmeyi kolaylaştıran bir üreme uyumu olarak görev yapması durumu; bazı
bitki türlerinde çiçeklerin dişi organ (stil) ve erkek organ (stamen)
boylarının birbirinden farklı olması durumu
heterotik :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + ikos (ile
ilgili,-a ait) * melez, farklı bileşenlerin birleşimiyle oluşmuş
heterotopi :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + topia (yerleşim,
yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir dokunun
veya organın normalde bulunması gereken yer dışında gelişmesi veya bulunması
durumu; anormal yerleşim
heterotopik :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + topia (yerleşim,
yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal yerinden farklı bir konumda bulunan doku
veya yapıyla ilgili; anormal konumda yer alan
heterotrof :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein
(beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) *
kendi besinini sentezleyemeyip organik maddeleri dışarıdan alan organizma;
başkasından beslenen canlı
heterotrofi :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein
(beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma,
büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * organizmaların organik besinleri dışarıdan
alarak beslenmesi durumu; kendi besinini üretemeyip dış kaynaklara bağımlı olma
heterotropya :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + tropia (dönüş
durumu, dönme durumu, çevrilme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kaslarının uyumsuzluğu nedeniyle
bir gözün istemsiz olarak farklı bir yöne kayması durumu; istemsiz şaşılık
heterozigot :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + zugotos, zygotos (boyunduruğa
vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein (birleştirmek,
boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim yapım eki) ) * bir
organizmanın aynı gen lokusunda farklı allellere sahip olması durumu; farklı
allellerin bir arada bulunması
heterozis :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + osis (durum, hal,
sorun, hastalık, süreç eki) * genetik olarak farklı iki ebeveynin birleşmesiyle
oluşan melez (hibrit) bireyin, ana ve babasının ortalama değerinden daha yüksek
verim, güç veya dayanıklılık gösterme durumu
heuristik :
gre. * heuriskein (bulmak, keşfetmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* kesin doğruluk yerine hızlı ve pratik çözümler üretmeye yarayan sezgisel
düşünme yöntemi
heva : ara.
* hava (düşmek, sevgiyi hissetmek, heveslenmek) * nefsani ihtiras, düşkünlük,
sevgi, heves, arzu, (mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet tutkusu)
hevai :
ara. * heva (nefsani ihtiras, düşkünlük, tutku, istek, arzu, sevgi, heves
(mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet tutkusu) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * nefsani arzulara düşkün, heveslere düşkün
hevan :
ara. * hevene (kolay ve yumuşak olmak; değersizleşmek, hor, hakir, zelil olmak,
aşağılıklaşmak, alçalmak, aşağı seviyeye düşmek) * değersizleşme, aşağılıklaşma,
alçaklık, horluk, hakirlik, zillet
hevenk :
far. * hev (asmak) + enk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asılı şey,
sarkık, salkım, asılı olan, askıda olan, sarkık olan (hang, hängen (asmak,
sarkıtmak) (ing., alm.) )
heves :
ara. * hevs (dolaşmak, boş gezmek, oyalanmak), heves (gelip geçici istek,
nefsin hoşlandığı, aklın değil nefsin meylettiği) * gelip geçici ruh hali,
geçici arzu, fantezi, cinnet; boş şeylerle oyalanma
hevn :
ara. * hana, hahuna (yumuşamak, sakinleşmek, ölçülü davranmak) * ağırlık,
rahatlık, kolaylık, yumuşaklık, sakinlik, sükunet, ağırbaşlılık, sühulet;
vakar; teenni; sükunet, sekine; rıfk; ufak şey; hor ve zelil olma
hexastylis :
gre. * hexa (altı) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) * altı dişicikli
çiçek yapısıyla ayırt edilen, Aristolochiaceae familyasından bir bitki cinsi
hey :
ara., tür. * hay, hey, hayya, heyya (gelmek) (ara.); hey (dikkat çekme nidası)
(tür.) * dikkat çekmek, çağırmak veya birini uyarmak amacıyla kullanılan kısa
ünlem
heyamola :
gre., ita. * egia, engys (yakın) + molos (rıhtım, iskele; dalgakıran) (gre.);
hey (seslenme nidası) + molla (sal, gevşet, yumuşat) (ita.) * Osmanlı
Türkçesinde şaşkınlık, hayret veya beklenmedik durum karşısında söylenen ünlem;
“eyvah” veya “vah vah” anlamında; eskiden gemicilerin yelkenleri hep birlikte
açarken veya hep birlikte kürek çekerken haydi çek, ha gayret anlamında
kullandıkları ve bir ağızdan, yüksek sesle, makamla söyledikleri söz
heybe :
ara. * hayb (torba, çuval) + e (isim yapım eki) * yük veya eşya taşımak için
kullanılan torba, çuval, kumaştan yapılan büyük kese
heybet :
ara. * hayba (korku, ürküntü, korku ve huşu duyma veya duyurma) + et (isim
yapım eki) * görkem, büyüklük, korku ve saygı uyandıran ağır ve etkileyici
görünüş veya tavır; heyecan ve saygı karışımı duygu
heyecan :
ara. * hace, hayaca (harekete geçirmek, coşturmak, kabarmak, heyecanlandırmak,
telaş etmek, çırpınmak, tozutmak, coşmak) + an (isim yapım eki) ) * telaş,
çırpınma, tozutma, coşma; ruhsal veya fizyolojik olarak uyarıldığı, coşku,
korku, sevinç veya merak gibi duygularla birlikte ortaya çıkan yoğun duygu
durumu
heyelan :
ara. * hayala (akmak, dökülmek, taşmak, yığılmak, dökülmek; eğilmek, meyletmek)
+ an (isim yapım eki) * yığın, yığılma, dökülme, döküntü; toprak kayması, yer
kayması, kütle hareketi, zemin çökmesi
heyet :
ara. * ha’a, hay’a, hayya’a (hazırlamak, düzenlemek, hazırlıklı hale getirmek,
uygun duruma getirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıplamak) + et (isim
yapım eki) * biçim, şekil, suret, görünüş, durum, görünüm; organizma,
organizasyon, teşkilat, topluluk birlik teşkil eden şahıslar topluluğu, düzenli
grup, komite, komisyon, konsey, kurul, meclis; gök ve yıldız ilmi, astronomi;
duruş, durum vaziyet, keyfiyet; tabiat ve cibilliyet, bir şeyin cibilli vaziyeti;
parçalardan oluşmuş bütün
heyhat :
ara. * hayhat (üzüntü, hayal kırıklığı ifadesi) * üzüntü, hayal kırıklığı, ah
çekme ifadesi
heykel :
ara. * haykal (büyük yapı, abide, anıt, antik tapınak) * taş, metal, ahşap veya
başka malzemelerden yapılan ve bir insan, hayvan veya nesnenin şekil ve
suretini temsil eden üç boyutlu sanat eseri; yapı, abide, anıt, teşhir edilen
şey (hake (sergen, teşhir ünitesi, sergi ünitesi) (ing.) )
heykeltraş :
ara., tür. * haykal (büyük yapı, abide, anıt, antik tapınak) (ara.) + tıraş
(kesme, düzeltme) (tür.) * heykel yapan kimse, heykel ustası, oyma sanatçısı
heyula :
gre., ara. * hyle (tahta, ağaç; hammadde, Aristoteles felsefesinde
şekillenmemiş madde, materia) (gre.); hayula (hayal, hayalet, korkutucu hayal)
(ara.) * hayal, korkutucu görüntü, hayalet, korkunç şekil veya varlık
heyyin :
ara. * ha’a, hay’a, hayya’a (hazırlamak, düzenlemek, hazırlıklı hale getirmek,
uygun duruma getirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıplamak), hahuna, hana
(kolaylaştırmak, hafifletmek, rahat yapmak) + in (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer), havn (hafiflik, kolaylık, rahatlık, yumuşaklık; zorluk içermeme,
kolaylık, elverişlilik) * kolay, hafif, basit, zahmetsiz, rahat yapılabilir,
sühuletli
hezar :
far. * hazar (bin) * bin; pek çok, bol; bülbül (“bin sesli” sembolizminden)
hezarfen :
far., ara. * hezar (bin) + fen (ilim, fen) * pek çok farklı disiplinde engin
bilgiye sahip olan kişi, polimat
hezec :
ara. * hazaca (güzel sesle gazel, şarkı, türkü ve benzeri şeyleri söylemek,
okumak; bu şekilde söylenmiş şarkı; genizden dalgalanarak çıkan hoş ve sevimli
ses; bir Arap şiir ölçüsü ismi) * Arap şiirinde bir vezin türü, hece ölçüsü
türü
hezel :
ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma
davranışı) * edebiyatta ciddi bir konuyu veya şiiri şakacı, alaycı ve mizahi
bir anlatıma dönüştürmek ya da karşısındakini eğlendirip neşelendirmek amacıyla
söylenen, zaman zaman açık saçık ve edep dışı unsurlar da barındırabilen söz,
şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı
hezeran :
ara. * hayzuran (kamış, bambu, esnek Hint kamışı) * tropik ülkelerde yetişen,
esnekliği nedeniyle, yaprakları örme, mobilya, çit ve hasır yapımında
kullanılan uzun yapraklı bir tür kamış, Hint kamışı, bambu, rattan
hezeyan : ara.
* heza (sayıklamak) + yan (isim yapım eki) * sayıklama, boş ve anlamsız
konuşma, abuk sabuk konuşma, saçma sapan sözler etme, saçmalama; anlamsız,
saçma sapan, abuk sabuk söz
hezimet :
ara. * hazama, hadama, haddama (yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak; yıkmak,
harap etmek, çöktürmek; yenilmek, bozguna uğramak, başarısız olmak;
sıkıştırmak, ezmek) + et (isim yapım eki) * yenilgi, bozgun, bozguna uğrama,
mağlubiyet, başarısızlık; yıkım, ezilme, bozguna uğrama, harap olma, çöküş
hezl :
ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma
davranışı) * edebiyatta ciddi bir konuyu veya şiiri şakacı, alaycı ve mizahi
bir anlatıma dönüştürmek ya da karşısındakini eğlendirip neşelendirmek amacıyla
söylenen, zaman zaman açık saçık ve edep dışı unsurlar da barındırabilen söz,
şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı
hezliyat :
ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma
davranışı) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * kaba şakalar, taşlamalar,
yergiler, sövgüler içeren, alaylı dille yazılmış nazım türü
Hf :
lat. * hafnium (Hafnia (Kopenhag şehrinin Latince adı) + ium (kimyasal element
eki) ) * atom numarası 72 olan, periyodik tablonun 4. grubunda bulunan,
korozyona dayanıklı ve yüksek erime noktasına sahip olan, nükleer reaktörlerde,
süper alaşımlarda, mikroelektronikte ve seramik malzemelerde kullanılan bir
geçiş metali element
Hg :
gre., lat. * hydrargyrum (hydrargyros (sıvı gümüş, cıva) (hydor, hydros (su,
sıvı) + argyros (gümüş) ) (gre.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom
numarası 80 olan, periyodik tablonun 12. grubunda bulunan, oda sıcaklığında
sıvı halde bulunan tek metal element olan, termometrelerde, ölçüm cihazlarında,
floresan lambalarda ve tarihsel olarak çeşitli kimyasal uygulamalarda
kullanılan element
hıçkırık :
tür. * hıçkır (ani ve kesik soluk almak) + ık (isim yapım eki) * nefes alma
sırasında diyaframın istemsiz kasılmasıyla oluşan ve tekrarlayan “hık”
sesleriyle kendini gösteren fizyolojik olay; ani ve kesik kesik soluk alma
hıçkırmak :
tür. * hıçkır (ani ve kesik soluk almak) + mak (fiil mastar eki) * nefes alma
sırasında diyaframın istemsiz kasılmasıyla, tekrarlayan “hık” sesi oluşmak; ani
ve kesik kesik soluk almak
hıdır :
ara. * hıdr (yeşil, yeşillik, yeşeren yer) * yeşil, yeşillik, yeşeren yer;
İslam mitolojisinde ve halk inançlarında hayat suyu (ab-ı hayat) içerek
ölümsüzlüğe ulaştığına, darda kalanların imdadına yetiştiğine, bolluk, bereket
ve baharı müjdelediğine inanılan tasavvufi ve batıni bir şahsiyet
hıdiv :
far. * hıdiv (eski, kadim, ulu, efendi, sahip, hükümdar, şah, padişah) *
hükümdar, şah, padişah, vezir; Osmanlı Devleti döneminde Mısır valilerine
verilen, sadrazamla eşit düzeydeki büyük vezir, başvekil veya vali
hıdr :
ara. * hidr (yeşil) * su ile ilgili, su ile toprak yeşermesi (hydor, hydros
(su, sıvı) (gre.); hydrogene, hydrogène (hidrojen) (ing., fra., alm.) )
hıdrellez :
ara. * hıdr (yeşil, taze), Hıdır, Hızır (İslam ve halk inanışında yeşil
giysili, bilge ve yardımsever ve yol gösterici kutsal kişi) + İlyas (el (ön ek)
+ yesa (yardım eden, destek olan) ); hıdrellezi (o yeşil olan; bahardaki
yeşerme bağlamında) (hıdr (yeşil) + ellezi (o) ) * 6 Mayıs’ta kutlanan bahar
bayramı, doğa ve bereket kutlaması; halk inancında darda kalanlara yardım ettiklerine
inanılan Hızır ile İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gün
hıfz :
ara . * hafaza (korumak, sakınmak, saklamak, muhafaza etmek) * koruma, sakınma,
saklama, muhafaza; ezberleme
hıfzıssıhha :
ara. * hıfz (koruma, sakınma, saklama, muhafaza etme; ezberleme) + el (ön ek,
artikel) + sıhha (sağlık) * sağlık koruma, halk sağlığını koruma, hijyen ve
sanitasyon işlemleri
hık :
tür. * hık (sert nefes ve sümkürme sesi (ses yansımalı onomatopeik kelime) ) *
insan veya hayvanların hıçkırırken, ani solunum hareketlerinde ya da yutkunma
sırasında boğazdan veya gırtlaktan çıkardığı kısa sesin taklit edilmesiyle
oluşan ses yansımalı bir kelime, sert nefes ve sümkürme sesi (ses yansımalı
onomatopeik kelime), hıçkırık sesi
hıltan :
ara. * halla (diş karıştırmak, diş temizlemek), hılla (diş otu), hilal (kürdan)
* maydanozgiller familyasına ait, Akdeniz havzasına özgü, beyaz çiçekli, halk
arasında özellikle meyvelerinin kurutulmasıyla elde edilen kürdan benzeri sert
sapları diş temizliğinde kullanılan ve geleneksel tıpta böbrek taşı düşürme ile
spazm giderici özellikleri için faydalanılan şifalı otsu bir bitki
hıltar :
ara. * haltara (öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfkelenme,
sinirlenme, kızma, hiddetlenme hali veya ani öfke patlaması, hiltar; keçi
kılından yapılmış ip; düğüm; köpeklerin, davarların ve sığırların boyunlarına
takılan ip, tasma veya kayış
hılye :
ara. * hele (tatlı ve şirin olmak) + iye (isim eki) * süs, zinet, şirinlik,
güzellik; özellikle Hz. Muhammed’in fiziksel ve ahlaki özelliklerini anlatan
geleneksel yazılı veya görsel tasvir
hımar :
ara. * hamara (örtmek, başını örtmek, saklamak) * örtü, perde; müslüman
kadınların, başlarını ve göğüslerinin önünü örttükleri, ancak yüzlerini
örtmedikleri bir eşarp, humr, humur (ç.)
hımbıl :
tür. * hımb (uyuşukluk, atıllık, tembellik) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * uyuşuk, güçsüz, zavallı, tembel, aptal, budala, iş yapmayan (humble
(alçak gönüllü) (ing., fra.) (anlam dejenerasyonu ile) )
hımhım :
tür. * hım (ses yansımalı onomatopeik kelime) + hım * sesleri genizden,
burundan çıkararak konuşan (kimse); sesleri genizden, burundan çıkararak
hımış :
ara. * himş (kertme, kaşıma, çatlak veya kırık kenar) * eski Türk mimarisinde,
özellikle kırsal yapılarda kullanılan, dikme ve payandalardan meydana gelen
ahşap iskelet çatkı aralarının kagir malzemeyle (tuğla, kerpiç, taş, moloz)
doldurulmasıyla oluşturulan duvar veya bina
hına :
ara. * hinna (Akdeniz çevresine özgü, yapraklarından kırmızı boya elde edilen
bitki, Lawsonia inermis) * şarkı söyleme; kına; hurma salkımı; hayvanın
kösneyip erkek istemesi; naz, eda, sitem veya can sıkıcı ısrar
hınami :
kür. * hınami (damat ve gelin ebeveynleri) (kür.); hınam (erm.) * damat ve
gelinin anne ve babaları, dünür
hıncahınç :
far. * hanc (hırıltı, feryat, orgazm nidası) + a (-a doğru, yönelim) + hanc
(hırıltı, feryat, orgazm nidası) * ağzına kadar ve tıka basa dolu, tıklım
tıklım, dopdolu
hınç :
far. * hanc (hırıltı, feryat, orgazm nidası) (far.); hunch (sarsılma, itilme)
(ing.) * gizli öfke, düşmanlık duygusu, kin, öfke, garez
hınıs :
ara. * hıns (kale) * Erzurum’un bir ilçesi
hınk :
ara. * hankara (acı ile inlemek, sızlamak) * acı, keder veya rahatsızlık
nedeniyle çıkan kısa, kesik inleme ve sızlanma sesi
hınkır munkır :
ara. * hankara (acı ile inlemek, sızlamak), hınkır (ağlayan, inleyen) + munkir
(inkar eden, reddeden) * Türk mitolojisinde ve halk hikayelerinde, yakaladığı
insanları önce boğarak öldüren sonra da yiyen bir canavar olarak tanımlanan
doğaüstü kötücül bir yaratık
hınna :
ara. * hinna (kına bitkisi ve boyası) * kına ağacının kurutulmuş yapraklarının
dövülmesiyle elde edilen toz, kına (henna, henné, Henna (kına) (ing., fra.,
alm.) )
hıns :
ara. * hanasa (yemini bozmak, ahdi bozmak, sözünü çiğnemek, ihanet etmek,
sapmak, geri çekilmek, uzaklaşmak; günah işlemek) * inançtan veya doğrudan
sapma, yüz çevirme; ahdi bozma; yeminden dönme, yalan yere yemin; günah işleme;
döneklik veya ikiyüzlülük (mecazi), ahnas (ç.); yemin; ağır yük
hınzır :
ara. * hınzır (domuz); hanazir (ç.) * şişen, kabaran; Suidae (Domuzgiller)
familyasına ait, çift parmaklı toynaklılar arasında yer alan, iri ve tıknaz
gövdeli, kısa boyunlu, burun ucunda kıkırdak yapılı bir disk bulunan,
genellikle hepçil beslenen ve evcil, yabani veya yarı evcil türleri bulunan
hayvanların genel adı
hır :
tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sert, kaba, kızgın (ses
yansımalı kelime) * boğuk, devamlı ve rahatsız edici ses; özellikle hayvanların
çıkardığı hırıltı veya uğultu sesi
hıra :
tür. * hıra (küçük, değersiz, ufak) * cılız, çelimsiz, zayıf; kimsesiz veya
küçük, ortanca (çocuk); çok yiyen, obur (kimse)
hırbo :
kür. * hirbo (kaba, terbiyesiz; adi kimse, ayak takımından olan, hergele) * iri
yarı, kaba saba, görgüsüz, terbiyesiz ve davranışlarında saflık ya da sersemlik
barındıran kişi, sert, kaba veya çetin kimse
hırçın :
tür. * hır (sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + çın (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * agresif, öfkeli, sinirli, kolay sinirlenen, huysuz kimse veya hayvan
hırdavat :
far. * hırda (küçük, ufak; yemek artığı, kırıntı, döküntü) + vat (çoğul eki) *
çeşitli küçük metal eşya, el aleti ve yapı işlerinde kullanılan ufak parçaları;
yemek artıkları, kırıntılar, döküntüler (hardware, hoard (donanım, katı olan)
(ing.) )
hırgür :
tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık,
kızgınlık) + kür, gür (yiğit, mağrur, mücadeleci, kuvvetli, yoğun, güçlü) *
geçimsizlik, kavga, tartışma
hırıldamak :
tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık,
kızgınlık) + ıl (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * tiz,
ıslık benzeri, boğuk ve sürekli ses çıkarmak
hırıltı :
tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık,
kızgınlık) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * akciğerlerdeki hava
yolları daraldığında veya tıkandığında, nefes alışverisinde ortaya çıkabilen
tiz ve ıslık benzeri boğuk ses
hırızma :
tür.* hırızma (sert, kaba, aksi tavır veya huysuzluk) (hır (ses, uğultu,
titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + ızma (isim yapım
ve araç eki) * denetim altında tutabilmek için, kimi azgın hayvanların
dudaklarına veya burnuna geçirilen demir halka; genellikle kadınların burun
kanadına taktıkları, altın veya gümüşten yapılmış, süslü halka
hıristiyan :
gre. * hristos (mesheden, ovalayan, süren, yağlayan) + ianos (-cı, yapan, eden
eki, ile ilgili) * Mesih İsa’yı takip eden, Hristiyanlık dinine mensup kimse
hırka :
ara. * haraka, hark (yarmak, yırtmak) * ince veya baklava dikişli kumaştan
üstlük; yırtık derviş giysisi; yünden veya kalın yün kumaştan yapılmış, tek
parça ve önden açık, kollu üst giysisi; genellikle soğuktan korunmak için
giyilen, kumaştan yapılmış ve kimileyin içi pamukla beslenmiş, ceket biçiminde
üst giysisi
hırka-i şerif :
ara. * hırka (bezden üretilmiş elbise) + i (tamlama eki) + şerif (saygın,
onurlu, yüce, büyük, mukaddes, kutsal) * İslam peygamberi Hz. Muhammed’e ait
olduğu rivayet edilen ve kutsal sayılan dış giysi veya örtü
hırkapuş :
ara., far. * hırka (bezden üretilmiş elbise) (ara.) + puşidan (örtmek,
kapatmak; gizlemek, saklamak ), puş (giyen, örten, gizleyen, saklayan) * hırka
giyen, derviş
hırlamak :
tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık,
kızgınlık) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sinirli, kızgın ve
tehditkar boğuk ses çıkarmak (ses yansımalı onomatopeik kelime)
hırnik :
kür., erm. * hırn (sümkürmek) (kür.) + ik (isim yapım eki) (erm.) * sümük,
kurumuş sümük
hırpalamak :
tür. * hırpa (yıpratmak, parçalamak; sertçe sallamak, sarsmak) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * sertçe sarsmak, sertçe itip kakmak, zarar
vermek, eziyet etmek
hırpani :
tür., ara. * hırpa (yıpratmak, parçalamak; sertçe sallamak, sarsmak) (tür.) +
ni (ile ilgili, gibi) (ara.) * eski, yıpranmış, bakımsız, döküntü halinde olan
hırs :
ara. * harisa (çok istemek, aşırı arzulamak, tamah etmek) * yoğun, güçlü ve
aşırı arzu, tamah, şiddetli arzu, aşırı istek (çoğunlukla mal, makam veya
başarıya yönelik olarak)
hırsız :
ara., tür. * hayr (seçme, seçim, tercih, tercih etme, karar verme; iyilik,
doğruluk, fayda, yarar, sevap; erdem, üstünlük, nimet) (ara.) + sız (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * başkasına ait malı gizlice ve
yasadışı olarak alan kimse, çalan kişi
hırt :
kür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) * güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba,
sert, haşin, huysuz, asabi, görgüsüz, kaba, anlayışsız, sersem veya budala
kimse
hırtapoz :
kür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) + poz (son ek) * güçlü,
kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz, asabi, görgüsüz, kaba, anlayışsız,
sersem veya budala kimse
hırtık :
kür., tür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) (kür.) + ık (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (tür.) * yabanı, vahşi, korkutucu yaratık, kötü ruh,
canavar, doğaüstü varlık, cin; Türk mitolojisinde üst kısmının insan, alt
kısmının hayvan şeklinde olduğuna inanılan, bedeni tüylerle kaplı, ayakları
ters kötücül cin, yaratık
hırtlak :
tür. * hırt (boğaz) + lak (isim yapım eki) * boğaz, gırtlak
hırtlamba :
kür., tür. * hırt (güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz veya
asabi kimse) (kür.) + lamba (ışık veren araç) * kaba saba, parlak veya dikkat
çekici şekilde giyinen kimse; eski püskü giyinmiş, yırtık pırtık, perişan
kılıklı (kimse)
hırtopoz :
kür. * hırt (güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz veya asabi
kimse) + poz (son ek) * sert, kaba, huysuz veya asabi kimse
hırvat :
far., sla. * haha varta (dost, müttefik, koruyucu, muhafız), harvat
(otlak/dağlık bölge sakini) (far.); hırvat (sla.) * dağ; dağcı, yaylalı; savaşçı,
muhafız, yerleşik kabile insanı; Balkanlar'da yer alan Hırvatistan
Cumhuriyeti'nin yerlisi olan, bu ülkede yaşayan veya kökeni bu ülkeye dayanan,
Güney Slav grubuna mensup bir halkı ve bu halktan olan kişi
hırvatistan :
far., sla. * haha varta (dost, müttefik, koruyucu, muhafız), harvat
(otlak/dağlık bölge sakini) (far.); hırvat (sla.) + ska (yeri) (sla.), istan
(yer ve mekan eki) (far.) * doğusunda Sırbistan, güneydoğusunda Bosna-Hersek,
kuzeybatısında Slovenya, kuzeydoğusunda Macaristan ve güneyinde Karadağ ve
Adriyatik Denizi bulunan Avrupa ülkesi
hırz :
ara. * haraza (korumak, muhafaza etmek, saklamak, tahkim etmek, erişilmez ve
güvenli kılmak) * korunan yer, sığınak, kale veya korunma sağlayan muska, dua,
tılsım
hısam :
ara. * hasama (kesmek, sona erdirmek, karara bağlamak) * kılıç, savaş aracı;
düşmanlık, mücadele, çekişme, kavga; karanlığı, batılı veya düşmanı kesip atan
keskin irade ve kat'i delil
hısan :
ara. * hasan (güzel, iyi, hoş), hasna (güzellik, iyilik, hoşluk) * güzel
kadınlar veya kızlar
hısan :
ara. * hasuna (korunaklı olmak, güçlü/sağlam olmak, tahkim edilmek), hisan
(güç, sağlamlık ve koruyuculuk) * soylu, damızlık veya iğdiş edilmemiş erkek
at, damızlık erkek at, aygır
hışım :
ara. * haşama (öfkeye kapılmak, hiddetlenmek, saldırmak, azarlamak) * ani öfke,
hiddet, sert çıkış, saldırı, gazap, kızgınlık, hışm
hışırdamak :
tür. * hışır (yaprak, kumaş vb. ince şeylerin çıkardığı sürtünme sesi) + mak
(fiil mastar eki) * yaprak, kağıt, kumaş gibi ince nesnelerin birbirine
sürtünmesiyle hafif, kesik sesler çıkmak
hışırtı :
tür. * hışır (yaprak, kumaş vb. ince şeylerin çıkardığı sürtünme sesi) + tı
(isim yapım eki) * hışırdama
hışm :
ara. * haşama (öfkeye kapılmak, hiddetlenmek, saldırmak, azarlamak) * ani öfke,
hiddet, sert çıkış, saldırı, gazap, kızgınlık, hışım
hıtta :
ara. * hatta (indirmek, yükü hafifletmek, bir şeyi yukarıdan aşağıya bırakmak)
* tövbe etme, günahtan arınma, Allah’tan bağışlanma dileme, günahlardan
istiğfar etme; başkasının üzerinden suçluluğu kaldırma; diyar, yurt, ülke,
memleket
HIV :
ing. * human (insan) + immmunodeficiency (immün yetmezlik, bağışıklık
yetmezliği) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) *
insan bağışıklık hücrelerine nüfuz ederek bağışıklık sistemini zayıflatan ve
fırsatçı enfeksiyonların görülmesine ve AIDS’e (Acquired Immune Deficiency
Syndrome / Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) neden olan retrovirüs
hıvel :
ara. * havala (göndermek, sevketmek, iletmek, yollamak) * gönderi, sevk, ileti,
yollama, bir yerden başka yere intikal, tahavvül
hıyaban :
far. * hıyaban (geniş cadde, bulvar) (hıya (yer, arazi) + ban (korunan,
gözetilen yer) * geniş yol, büyük cadde, ağaçlı yol veya bulvar; iki tarafı
düzgün ağaçlı yol veya bulvar
hıyanet :
ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek,
güveni bozmak) * sadakatsizlik etme, sözde durmama, ahde vefa etmeme, hıyanet
etme, güveni kötüye kullanma, aldatma, güveni bozma, kötüye kullanma, hainlik
hıyar :
ara. * hara (seçmek, tercih etmek; iyi bulmak), hiyera, hiyar (seçme, tercih
etme; iyi bulma; salatalık) * seçim hakkı, tercih etme gücü; aptal kimse
(mecazi); salatalık
hıyarağa :
tür. * hıyar (salatalık) + ağa (bey, efendi, büyük kişi) * salatalık yetiştiren
veya ticaretini yapan, salatalık üreticisi veya satıcısı; aptal, dangalak kimse
(mecazi argo)
hıyarşembe :
ara., far. * hıyar (salatalık) (ara.) + şembe (gün) (far.) * salatalık
perşembesi; perşembe günü salatalık satışı yapılan veya perşembe gününe ait
salatalıkla ilgili özel gün veya pazar; baklagiller familyasına ait, kahverengi
meyvesi olan ağaç formunda bitki
hıyat :
ara. * hata (dikmek, iki şeyi iplikle birbirine bağlamak), hayt, hiyat (ip,
iplik, tel, şerit, bağ) * ip, iplik, tel, şerit, bağ, ibrişim; iğne
hıyfet :
ara. * hafa (korkmak, ürkmek, ürpermek; gizlilik, gizleme) * korku, ürkme,
ürperme; gizlilik
hıyn :
ara. * hana (vakti gelmek, zamanı yaklaşmak, belirli bir an ortaya çıkmak) *
zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an, hiyn
hız :
far. * hız (çabukluk, sürat, güç, şiddet, ivme) * sıçrama, hamle, fırlama,
kalkma; bir hareketlinin belirli bir zaman aralığında katettiği mesafenin veya
bir işin gerçekleşme derecesinin zamana oranını ifade eden, fizikte skaler bir
büyüklük (v = a.t formülüyle ifade edilir. (v (hız), a (ivme), t (zaman) )
hızan :
ara., kür. * hızan (hazine, depo, muhafaza yeri; hizmetçi, uşak, korunan kimse)
(ara.); hezan (sonbahar, dökülen, fakir düşmüş) (kür.) * yoksul, muhtaç, sefil
kimse veya terbiyesiz, görgüsüz, hırpalanmış çocuk/genç; açgözlü, cimri; tembel
hızar :
tür. * hazara (kesmek, doğramak) * kesme, doğrama amacıyla kullanılan büyük
dişli testere veya ağaç kesme aracı
hızır :
ara. * hidr, hizr (yeşillik, yaş meyve ve sebze) * Kuran’da adı geçen, İslam
geleneklerinde yer alan, ölümsüz olduğuna ve darda kalanların yardımına
koştuğuna inanılan bir ulu şahsiyet, kutsal kişi
hızlan :
ara. * hazala, hadala (yardımsız bırakmak, yüzüstü bırakmak, destek olmamak,
terk etmek, ihanet etmek) * yardımsız kalma, terk edilme, yüzüstü bırakılma,
başarısızlık, yalnız başına kalıp zelil olma, yardımcısız kalma, rezil olma,
rüsvaylık; aşağı düşme; muavenetini, yardımını terk etme; muhafaza ve rahmet-i
İlahiyeden mahrumiyet
hızma :
ara. * hazama (bağlamak, kuşatmak, kemerlemek), hizam (kuşak, kemer, bağ) *
burun derisi delinerek burun deliğine takılan halka biçimli süs eşyası, bir tür
piercing
hızy :
ara. * ahza, hazy (rezil etmek, utandırmak, küçük düşürmek, rüsvay kılmak) *
rezillik, utanç, aşağılanma, küçük düşme durumu, horluk, hakirlik, zillet,
züll; sırrı faş olmuş, rüsvay olmuş kimse
hi : gre. * hi, chi, khi (Χ χ) * YUnanca alfabenin yirmi ikinci harfi Χ χ
hi :
ara. * hi (خ) * Arapça alfabenin yirmi dördüncü harfi
hi :
ara. * hi, hu (o) * üçüncü tekil şahıs işaret zamiri, o
hiatal herni :
lat. * hiatus (ayrıklık, açıklık, boşluk) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma,
çıkıntı, çıkma, fıtık) * mide fıtığı; midenin üst kısmının diyaframdaki hiatus
adı verilen açıklıktan göğüs boşluğuna doğru kayması durumu, diyafram açıklığı
fıtığı
hib :
ara. * haba’a (gizlemek, saklamak, bir şeyi gözden uzak tutmak) * gizli şey,
saklanan nesne, sır
hibab :
ara. * habba (sevmek), habib (sevilen, sevgili), hubb (sevgi); habb (tohum,
tane, çekirdek) * dostluk, sevme; tohumlar, ttaneler; haplar
hibakuşa :
jap. * hi (maruz kalmak, uğramak) + baku (patlama, infilak) + sha (kişi, kimse;
yapan, eden) * Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından sağ olarak
etkilenen ve radyasyona maruz kalan kişi; nükleer saldırı sonrası hayatta kalan
mağdurlar için kullanılan terim
hibbertia :
lat. * Hibbert (İngiliz botanikçi George Hibbert) + ia (isim yapım eki) * sarı
çiçekli çalıları kapsayan, Dilleniaceae familyasından bir bitki cinsi
hibe :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek) * bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi
hibernasyon :
lat. * hibernare (kışlamak) (hiber (kış) + nare (fiil masatar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * bazı hayvanların metabolizma faaliyetlerini yavaşlatarak kış
boyunca uyku hâlinde kalması; kış uykusu
hibiscus :
lat. * hibiscus (ebegümeci) * büyük ve gösterişli çiçekleriyle bilinen,
Malvaceae familyasından bir bitki cinsi
hibiskus :
gre. * hibiskos (ebegümeci, yumuşak yapraklı şifalı bitki) * ebegümecigiller
familyasından, genellikle süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve ılıman
iklimlere özgü bir bitki cinsi
hibrid :
lat. * hybridus (melez, karışık kökenli, farklı soyların birleşiminden oluşan,
melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * genetik olarak farklı iki bireyin, türün, ırkın veya çeşidin
çaprazlanması sonucunda ortaya çıkan, ebeveynlerinden alınan özelliklerin
birleşimini taşıyan organizma, melez; iki farklı sistemin, malzemenin veya
özelliğin bir araya gelerek oluşturduğu tekil yapı
hibridizasyon :
lat. * hybridus (melez, karışık kökenli, farklı soyların birleşiminden oluşan,
melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + izare (dönüştürmek anlamında fiil yapım eki) + tio (isim yapım eki)
* genetik veya biyolojik bağlamda, iki farklı genotipin veya türün
birleştirilmesiyle melez bireylerin veya özelliklerin oluşturulması süreci,
hibridleştirme, melezleştirme
hibrit :
lat. * hybridus (melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * farklı türlerin veya çeşitlerin çiftleşmesi sonucu
oluşan canlı veya nesne, melez
hicab :
ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek;
örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü, perde; setreme, gizleme;
utanma, kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilme
hicabi :
ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek;
örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü ile ilgili, kapanma ile ilgili,
gizleme ile ilgili, saklama ile ilgili, sakınma ile ilgili; örtünen, saklanan,
gizlenen, sakınan, utanan; erkek ismi
hicac :
ara. * haca, haca’a (coşmak, kabarmak, taşmak, şiddetle yükselmek veya akmak;
olgunlaşmak) * coşkunluk, taşkınlık, şiddetli akış veya yükseliş durumu;
olgunlaşma
hicac :
ara. * hacca (kanıtlamak, ispat etmek, gerekçelendirmek), huccet (delil, ispat,
kanıt) * delil, ispat, kanıt, senet göstererek muaraza ve mübahase eyleme; göz
çukuru ve kaş kemiği
hicap :
ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek;
örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü, perde; setreme, gizleme;
utanma, kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilme
hicaz :
ara. * hacaza (sınır koymak, ayırmak, engellemek) * engel, sınır, hudut; Mekke
ve Medine’yi kapsayan kutsal topraklar; Türk musikisinde, karar perdesi rast
veya dügâh olan; karakteristik olarak küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük
yedinci aralıkları içeren, hicaz dizisi temelinde inici çıkıcıları ve zengin
süslemeleriyle melankolik, içli ve mistik bir ifade taşıyan bir makam
hicaz-acem :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + acem (İranlı; yabancı) * Türk musikisinde
hicaz makamı ile acem makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi
acem (do diyez), güçlü perdesi nevâ (re), hicaz ve acem dizilerinin
karakteristik aralıklarını (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci)
birleştirerek hüzünlü, mistik ve ince nüanslarla zenginleştirilmiş bir birleşik
(mürekkep) makam
hicaz-aşiran :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile
ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde hicaz makamı ile aşiran
makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi aşiran (sol), güçlü
perdesi nevâ (la), hicaz dizisinin tipik aralıkları (küçük ikinci, büyük
üçüncü, küçük yedinci) ile aşiran dizisinin özgün ses yapısını harmanlayan,
melankolik ve içli, zengin süslemeli bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-buselik :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) (ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek,
yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş
olan; yol, iz) * Türk musikisinde, hicaz makamı ile buselik makamının birleşimi
veya geçişini içeren, karar perdesi buselik (la), güçlü perdesi nevâ (si
bemol), hicaz dizisi aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ve
buselik dizisi yapısını birleştirerek melankolik, zengin süslemeli ve akıcı bir
seyir sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-büzürk :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü
(küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) (far.) * Türk
musikisinde hicaz makamı ile büzürk makamının birleşimi veya geçişini içeren,
karar perdesi büzürk (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol), hicaz dizisinin
karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile büzürk
dizisinin özgün ses yapısını birleştirerek melankolik, derin ve süslemeli bir
ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-dilkeş :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + dilkeş (gönül çekici, gönül
cezbedici, gönül çeken) (dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici,
taşıyan) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile dilkeş makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi dilkeş (la), güçlü perdesi nevâ
(si bemol), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük
üçüncü, küçük yedinci) ile dilkeş dizisinin özgün yapılarını harmanlayarak
melankolik, içli ve süslemeli zengin bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep)
makam
hicazeyn :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + eyn (iki) * iki hicaz; Türk musikisinde
hicaz ile aşiran makamlarının birleşiminden oluşan, karar perdesi genellikle
nevâ olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük
üçüncü, küçük yedinci) ile zenginleşmiş, daha geniş ve karmaşık melodik yapıya
sahip bir birleşik (mürekkep) makam
hicaz-gerdaniye :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + gardan (boynun ön kısmı, ense
ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve
durum eki) (ara.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile gerdaniye makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi gerdaniye (la), güçlü perdesi
nevâ (si bemol) olan; hicaz ve gerdaniye dizilerinin tipik aralıkları (küçük
ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ve süslemeleriyle zenginleştirilmiş,
melankolik, akıcı ve derin duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam
çeşidi
hicaz-geveşt :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) +
eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile geveşt
makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi geveşt (re), güçlü
perdesi nevâ (mi bemol) olan; hivaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük
ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile geveşt dizisinin özgün melodik
yapısını harmanlayarak duygusal, akıcı ve süslemeli ifadeye sahip bir birleşik
(mürekkep) makam çeşidi
hicaz-hüseyni :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + huseyn (hasan (güzel, hoş, yumuşak mizaçlı,
iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
Türk musikisinde hicaz makamı ile hüseyni makamının birleşimi veya geçişini
içeren, karar perdesi hüseyni (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hivaz
dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci)
ile hüseyni dizisinin melodik yapısını birleştirerek duygusal, içli ve zengin
süslemeler taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı garib :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + garib (tuhaf, yabancı) *
Türk musikisinde hicaz makamı ile garib makamının birleşimi veya geçişini
içeren, karar perdesi garib (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz
dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci)
ile garib dizisinin özgün melodik yapısını birleştirerek melankolik, derin ve
süslemeli bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam
hicaz-ı hümayun :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + humayun (yüce, ulu,
büyük, kutsal, muhteşem, mübarek, padişaha ait) (huma (yücelik simgesi Huma
kuşundan) + yun (ile ilgili, gibi) ) * Türk musikisinde hicaz makamı ile
humayun makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi rast (do),
güçlü perdesi nevâ (re), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük
ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile hüseyni ve hicaz motiflerini
birleştirerek zengin süslemeli, duygusal ve içli ifadeye sahip bir birleşik
(mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı isfahan :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) (ara.) + isfahan
(ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) * Türk musikisinde hicaz
makamı ile isfahan makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi
isfahan (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik
aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile isfahan dizisinin
melodik yapısını birleştirerek melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifade
taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı muhalif :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + muhalif (karşıt) * Türk
musikisinde hicaz makamı ile muhalif makamının birleşimi veya geçişini içeren,
karar perdesi muhalif (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin
karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını muhalif
dizisinin özgün ses yapısıyla harmanlayarak melankolik, süslemeli ve derin
duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı rekb :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + rekb (atlı alayı, süvari
takımı; diz ile vurmak) * Türk musikisinde hicaz makamı ile rekb makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi rekb (genellikle re), güçlü
perdesi neva (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük
ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile rekb dizisinin özgün melodik yapısını
birleştirip melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifade taşıyan bir birleşik
(mürekkep) makam
hicaz-ı reke :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + reke (ince, zarif,
yumuşak; incelik, zarafet) * Türk musikisinde hicaz makamı ile reke makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi reke (genellikle rast üzeri bir
perde), güçlü perdesi neva (re) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları
(küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile reke dizisinin özgün yapısını
birleştiren, melankolik, süslemeli ve içli bir ifadeye sahip bir birleşik
(mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı rumi :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + rumi (Rumla ilgili) *
Türk musikisinde hicaz makamı ile rumi makamının birleşimi veya geçişini
içeren, karar perdesi rumi (genellikle dügâh - re), güçlü perdesi neva (mi),
hicaz dizisinin karakteristik aralıkları olan küçük ikinci, büyük üçüncü ve
küçük yedinci ile rumî dizisinin melodik yapısını birleştirerek doğu ile batı
üsluplarını harmanlayan, süslemeli, içli ve dramatik bir ifade sunan bir
birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı türki :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + turki (Türk ile ilgili) *
Türk musikisinde hicaz makamı ile türki makamının birleşimi veya geçişini
içeren, karar perdesi genellikle dügâh (re), güçlü perdesi nevâ (mi) olan;
hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük
yedinci) ile yerli (Türk) üslubun belirgin melodik motiflerini birleştiren,
canlı ve etkileyici bir seyir izleyen, hem klasik hem de halk müziği
repertuvarında yer bulan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ı uşşak :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + uşşak (aşıklar, sevenler,
sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) * Türk musikisinde
hicaz makamı ile uşşak makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi
uşşak (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik
küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını uşşak dizisiyle
harmanlayarak melankolik, içli ve zengin süslemeli bir birleşik (mürekkep)
makam çeşidi
hicaz-ı-hicaz :
ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + hicaz (engel, sınır
hudut) * Türk musikisinde hicaz makamı ile hicaz makamının birleşimi veya
geçişini içeren, karar perdesi hicaz (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan;
hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük
yedinci) ve hicaz dizisinin özgün yapısını yoğun süslemelerle ve melankolik
ifadeyle birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-ırak :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + ırak (uzak) (far.)
* Türk musikisinde hicaz makamı ile ırak makamının birleşimi veya geçişini
içeren, karar perdesi ırak (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz
dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci)
ile ırak dizisinin özgün melodik yapısını birleştirerek, melankolik, derin ve
duygusal nüanslarla zenginleştirilmiş bir birleşik (mürekkep) makam
hicazkar :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki;
gibi, ile ilgili) (far.) * Türk musikisinde hicaz dizisinin genişletilmiş
şeklini içeren, karar perdesi segâh (si koma), güçlü perdesi nevâ (re) olan;
alt yapısında hicazkâr dörtlüsü (si koma-do-re diyez-mi) ve üst yapısında
buselik beşlisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, zengin
süslemelere açık, hüzünlü ve zarif bir ifade taşıyan bir makam
hicazkar-buselik :
ara. far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki;
gibi, ile ilgili) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk
etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan;
yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde hicazkar makamı ile buselik makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi buselik (la), güçlü perdesi nevâ
(si bemol) olan; alt yapısında hicazkar çeşnisi (la-si bemol-do diyez-re) ve
üst yapısında buselik dizisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli
seyirli, zarif ve hüzünlü bir atmosfer sunan bir birleşik (mürekkep) makam
çeşidi
hicazkarı-kürdi :
ara., far., tür. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden
eki; gibi, ile ilgili) (far.) + kurd (Kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(ara.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile kürdi makamının birleşimi veya
geçişini içeren, karar perdesi kürdî (re), güçlü perdesi nevâ (mi), alt
yapısında hicazkâr dörtlüsü (re-mi bemol-fa diyez-sol) ve üst yapısında kürdî
dizisi (sol-la bemol-si bemol-do-re) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hicazkâr
makamının zarif ve hüzünlü havasını kürdî dizisinin durağanlığıyla birleştiren
bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-maye :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök,
öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile maye
makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi maye (do), güçlü
perdesi nevâ (re) olan; alt yapısında hicaz dörtlüsü (do-re bemol-mi-fa) ve üst
yapısında buselik beşlisi (fa-sol-la-si bemol-do) bulunan, çıkıcı-inişli
seyirli, hicaz makamının mistik ve hüzünlü karakterini maye perdesinin
durgunluğuyla birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-nevruz :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni,
taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile nevruz
makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi nevruz (fa), güçlü
perdesi nevâ (re) olan; alt yapısında hicaz dörtlüsü (fa-sol bemol-la-si bemol)
ve üst yapısında buselik beşlisi (si bemol-do-re-mi-fa) bulunan, çıkıcı-inişli
seyirli, hicaz makamının hüzünlü ve zarif karakterini nevruz dizisinin
parlaklığıyla birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam
hicaz-selmek :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + selm (barış, sükunet;
yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum
eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile selmek makamının birleşimi veya
geçişini içeren, karar perdesi selmek (genellikle dügâh - re civarı), güçlü
perdesi nevâ (mi) olan; alt yapısında hicaz çeşnisi (örneğin re-mi bemol-fa
diyez-sol) ve üst yapısında selmek dizisine özgü bileşenler bulunan,
çıkıcı-inişli seyirli, hicaz makamının melankolik ve mistik havasını selmek
dizisinin akıcılığıyla harmanlayan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-şehnaz :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti,
krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şah, şeh (padişah, hükümdar, kral) +
naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz
makamı ile şehnaz makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi
şehnaz (genellikle si bemol), güçlü perdesi nevâ (re) olan; hicaz dizisinin
karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıkları ile şehnaz
dizisinin özgün melodik yapısını birleştirip melankolik, süslemeli ve derin
duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-zemzeme :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zemzeme (nağme, hoş ses; geniz
ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme,
vızıltı, fısıltı, mırıldanma) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile
zemzeme makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi zemzeme
(genellikle la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz dizisinin
karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını zemzeme
dizisinin özgün melodik yapısıyla harmanlayan, ince süslemeler ve hüzünlü
ifadelerle zenginleştirilmiş bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-zengule :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zang (çan, zil, çıngırak) +
ule (küçültme eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile zengule makamının
birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi zengule (genellikle re), güçlü
perdesi neva (mi) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük
üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını zengule dizisinin melodik yapısıyla
birleştirip süslemelerle zenginleştirilmiş, duygusal yoğunluğu yüksek bir
birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicaz-zirgule :
ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zirg (zil, çan, küçük çan,
metal çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz
makamı ile zirgule makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi
zirgüle (genellikle re), güçlü perdesi nevâ (mi) olan; hicaz dizisinin
karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıkları ile
zirgüle dizisinin melodik yapısını birleştirerek hüzünlü ve süslemeli bir ifade
sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi
hicec :
ara. * hacca (yönelmek, kastetmek, bir yeri ziyaret etmek) * hac veya bir kez
hacca gitme; yıl, sene, zaman dilimi (Hicri takvim bağlamında) (Arap
geleneğinde zamanın yıllık hac dönemlerine göre hesaplanmasından ötürü
"yıllar" anlamına gelmektedir.)
hiciv :
ara. * hicv (alay etmek, yermek, iğnelemek, eleştirmek) * bir kişiyi, toplumu
veya davranışı eleştirmek amacıyla, zekâ ve nüktedanlık kullanarak yapılan
sözlü veya yazılı alay ve yergi; edebiyatta özellikle şiir ve düzyazıda
toplumsal kusurları mizahi ve eleştirel bir dille ifade etme sanatı, yergi;
alay etme, yerme, iğnele, alaycı şekilde eleştirme, alay, aşağılayıcı şiir
hicr :
ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzak durmak, yüz çevirmek, bırakmak,
ilgilenmemek, uzaklaşmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek; karşı
gelmek) * yalnızlık, ayrılık, terk edilme, ayrılış, terk etme, uzaklaşma, yüz
çevirme, ayrılma, çıkma, çıkış, göç; karşı gelme; Kur’an’ın 15. suresi
hicr :
ara. * hacara (yasaklamak, engellemek, sınır koymak, men etmek, mani olmak),
mahcur (yasaklanmış, engellenmiş, kısıtlanmış, kısıt altına alınmış, kısıtlı,
sınırlanmış, sınırlı) * yasak, engel, men, sınır koyma, kısıtlama
hicran :
ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek),
hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + an (-ma, ile ilgili olma) * ayrılma, ayrılık;
ayrılık acısı, kalp sızısı, sevilen bir şeyden veya kişiden uzak kalmanın
verdiği derin üzüntü
hicret :
ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek),
hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + et (durum eki) * ayrılış, ayrılma, terk etme,
göç, çıkış
hicri :
ara. * hacara (terk etmek, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek, çıkmak),
hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göç ile
ilgili, ayrılma ile ilgili, çıkış ile ilgili; Hz. Muhammed’in 622 yılındaki
Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden İslami takvim sistemi (ay
yılı esasına göre düzenlenmiş olup 1 yıl = 354 gün (12 ay × ~29,53 gün)
olduğundan güneş yılına göre her yıl yaklaşık 10-11 gün daha kısa sürer.)
hicv :
ara. * hacca (alay etmek, yermek, alaycı şekilde eleştirmek, taşlamak (mecazi)
) * yergi, alay, aşağılayıcı şiir
hicviye :
ara. * hicv (alay, yergi, alaycı eleştiri, taşlama) + iye (durum eki) * bir
kişiyi, kurumu veya durumu alaycı, iğneleyici ve yergi dolu bir dille eleştiren
edebi tür; taşlama
hiç :
far. * hiç (yokluk, var olmayan, mevcut olmama) * varlığın olmaması, yokluk;
olumsuzluk bildiren zarf veya sıfat
hiççilik :
far. * hiç (yokluk, var olmayan, mevcut olmama) + çi (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + lik (isim yapım ve durum eki) * varlığı, hayatı veya evreni anlamsız,
değersiz ve boş gören, yokluk ve hiçlik düşüncesine dayalı felsefi anlayış,
nihilizm
hidantoin :
gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su) + antoin (üreyle ilgili
bileşiklerden türetilmiş son ek) * üre ve amino asit yapılarından türeyen,
özellikle epilepsi tedavisinde kullanılan, glikolik asit ve ürenin
reaksiyonundan ortaya çıkan, imidazolidinin oksitlenmiş bir türevi olan renksiz
heterosiklik bir organik bileşik (CH2C (O)NHC(O)NH)
hidatik :
gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * suyla ilgili; içinde sıvı bulunan; özellikle "hidatik
kist" teriminde, parazitlerin neden olduğu içi sıvı dolu kist
hidatit :
gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su, sıvı) + itis, idis, isis (iltihap,
enfeksiyon, sorun, hastalık eki) * içi su dolu kese, küçük su kabarcığı;
ekinokok (echinococcus) parazitinin neden olduğu, içi sıvı dolu kist
hidayet :
ara. * hada, hid (yönlendirmek, yol göstermek, doğru yola iletmek), huda
(yönlenme, yönlendirme, doğru yol, rehberlik, doğruyu gösterme) + yet (isim
yapım eki) * yönlendirme, doğru yol gösterme, rehberlik, doğru yola iletme
(guide (yönlendirici, rehber) (ing., fra.) )
hiddet : ara.
* hadda (şiddetli olmak, sert davranmak, kaba olmak, sertleşmek), hadid (sert,
katı, kuvvetli; keskin; demir) * öfke, kızgınlık, sertlik, şiddetli sinirlilik
hali
hidir :
ara. * hıdr (yeşil, yeşillik, yeşeren yer) * yeşil, yeşillik, yeşeren yer;
İslam mitolojisinde ve halk inançlarında hayat suyu (ab-ı hayat) içerek
ölümsüzlüğe ulaştığına, darda kalanların imdadına yetiştiğine, bolluk, bereket
ve baharı müjdelediğine inanılan tasavvufi ve batıni bir şahsiyet
hidiv :
far. * hıdiv (eski, kadim, ulu, efendi, sahip, hükümdar, şah, padişah) *
hükümdar, şah, padişah, vezir; Osmanlı Devleti döneminde Mısır valilerine
verilen, sadrazamla eşit düzeydeki büyük vezir, başvekil veya vali
hidr :
ara. * hidr (yeşil) * su ile ilgili, su ile toprak yeşermesi (hydor, hydros
(su, sıvı) (gre.); hydrogene, hydrogène (hidrojen) (ing., fra., alm.) )
hidra :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) * Yunan mitolojisinde çok başlı su
canavarı (Lernaean Hydra); zoolojide tatlı sularda yaşayan, rejenerasyon
yeteneği yüksek, küçük omurgasız canlı türü (Hydra cinsi)
hidralazin :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + izine (kimyasal bileşik eki) * yüksek
tansiyon ve kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılan, ağız yoluyla veya
damar içine enjeksiyon yoluyla verilen, kasları gevşeterek atardamarları
genişleten damar genişletici (vazodilatör) ilacın etken maddesi (C8H8N4)
hidramniyos :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + amnion, amnios (zar, kese) *
gebelikte amniyotik sıvının normalden fazla olması durumu
hidrasit : gre.,
lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan,
asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * su ile birleşerek
oluşan ve oksijen içermeyen inorganik asit türü; hidrojen ile bir metalsinin
oksijensiz bileşiminden oluşan asit; su içeren veya suyla ilişkili asit
hidrasyon :
gre., lat. * hydrare (hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + are (fiil
mastar eki) (lat.) ) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin su
molekülleriyle kimyasal veya fiziksel olarak birleşmesi; küçük moleküllü
alkollerin elde edilmesi için kullanılan bir yöntem
hidrat :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + atum, ate (bir asidin
esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * su molekülleri içeren bileşik veya
madde; suyun kimyasal olarak bağlandığı bileşik
hidrazid :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız,
hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık,
yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu,
yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) * bir karboksilik asidin hidrazin ile reaksiyona girdiğinde
ürün olarak açığa çıkan bileşik (-CO-NH-NH2)
hidrazon :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + azot (azot elementi (N) ) + on (keton
belirteci) * farmasötik ve kimyasal sentezlerde kullanılan karbonil grubunun
hidrazin ile oluşturduğu bileşik türü (R1R2C=NNH2)
hidrik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + arthron (eklem) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * su ile ilgili, suya doymuş veya su kaynaklı
hidroartroz :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + arthron (eklem) + osis (durum, hal,
sorun, hastalık, süreç eki) * eklem boşluğunda aşırı miktarda eklem sıvısı
(sinovyal sıvı) birikmesiyle karakterize edilen, şişlik ve ağrıya yol açabilen
tıbbi durum
hidrobiyoloji :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık,
oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su
ortamlarında yaşayan canlıların biyolojisi; sucul ekosistemleri ve
organizmaları inceleyen bilim dalı
hidrodinamik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyun hareketi ve bu hareketle ilgili
kuvvetler bilimi; sıvıların dinamiği
hidroelektrik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu
sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * su gücü
kullanılarak elektrik enerjisi üretilmesiyle yani suyun kinetik veya potansiyel
enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesi ile ilgili
hidrofil :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philein (sevmek), philos (seven,
sever, sevici) * suyu seven, suyla kolayca etkileşen veya suyu çeken madde veya
özellik
hidrofili :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philia (sevme durumu, hoşlanma
durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * suyu sevme, suyla kolayca etkileşme veya suyu çekme özelliği
hidrofilik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philia (sevme durumu, hoşlanma
durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) * hidrofil özelliği taşıyan
hidrofobi :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos
(korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su korkusu, suya karşı aşırı
korku veya tiksinti (kuduz hastalığında su içme ve yutkunmada güçlük olması
nedeniyle tıpta kuduz hastalığı için de kullanılır.)
hidrofobik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos
(korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * suyu iten, sudan kaçınan, suyla kolay karışmayan (özellik veya
madde)
hidrofobisite :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + itas (olma
durumu (lat.) * hidrofobik olma durumu
hidrofor :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + pherein (taşımak, getirmek,
götürmek), phoros (taşıyan, getiren; taşıma, getiren) * su taşıyan cihaz veya
sistem; su basıncını artırmak için kullanılan pompa sistemi
hidrograf :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * su
kaynaklarının (nehir, göl, yeraltı suyu) dağılımını, debisini veya değişimlerini
gösteren çizelge, harita veya ölçüm raporu; suyun dağılımını, akışını,
özelliklerini inceleyen bilim dalı veya bu konuyla ilgili harita ve çizim yapan
kişi
hidrografi :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su kütlelerinin
(okyanus, deniz, nehir, göl) oluşumunu, dağılımını, derinliklerini, akışlarını,
özelliklerini ve insan yaşamı üzerindeki etkilerini haritalama metoduyla
inceleyen bilim dalı
hidrojen :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * atom numarası 1,
simgesi H olan, suyun temel bileşeni olarak tüm evreni kaplayan ve evrenin
cevheri olan kimyasal element (Hidrojen evrenin %75’ini oluşturur.)
hidrojen peroksit :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + per (aşırı) (lat.) + oxus, oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * saf haldeyken oldukça açık mavi renkte; sulandırıldığında
ise renksiz hale gelen, viskozitesi sudan daha yüksek olan ve zayıf asidik
özellik gösteren, dezenfektasyon, oksitleme, antiseptik üretimi ve roket yakıtı
üretiminde kullanılan güçlü bir oksitleyici (H2O2)
hidrojenasyon :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + genare (doğurmak, oluşturmak,
üretmek, meydana getirmek) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) are (fiil mastar eki) + atio (isim
yapım ve durum eki) (lat.) * doymamış organik bileşiklerin hidrojen eklenerek
doymuş hale getirilmesi işlemi
hidrojenaz :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ase (enzim
belirtme eki) (lat.) * suyun hidrojen üretimi veya kullanımı ile ilgili enzim
hidrojeoloji :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeraltı (groundwater) ve
yüzeysuyu (surfacewater) kaynaklarının oluşumu, dolaşımı, kayaçlar arasındaki
etkileşimi gibi dinamikleri inceleyen blim dalı
hidrokarbon :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (kömür,
odun kömürü) (lat.) * sadece hidrojen ve karbon atomlarından oluşan organik
bileşikler sınıfı
hidrokarbonat :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (karbon,
kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen
içeriğini belirten son ek) ) (lat.) * karbonik asidin bir tuzu veya esteri,
hidratlı bazik karbonat (HCO3−)
hidrokarbür :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (kömür,
odun kömürü) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz
eki) (lat.) * yalnızca karbon ve hidrojen atomlarından oluşan organik bileşik;
fosil yakıtların ana bileşeni (örneğin metan, etan, benzen) (CnH2n)
hidrokinon :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + quinon (ikinci dereceden keton
grubu içeren organik bileşik) (lat.) * cilt lekelerini açmada ve oksidasyon
tepkimelerinde kullanılan hidroksillenmiş kinon türevi aromatik bileşik (C6H6O2)
hidroklorik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil;
klor elementiyle ilişkili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hidrojen
klorürün (HCl) sulu çözeltisi ilgili olan
hidroklorik asit :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + chloros (açık yeşil, solgun
yeşil; klor elementiyle ilişkili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile
ilgili olan) ) (lat.) * klor (Cl) elementinden türetilen ve suda çözünmüş
hidrojen klorür (RNH2⋅HCl)
içeren güçlü ve aşındırıcı mineral asit (HCl)
hidroklorotiazit :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (açık yeşil, solgun yeşil;
klor elementiyle ilişkili) + thia (kükürt) (gre.) + azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız, azot) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) *
böbreklerde sodyum ve suyun geri emilimini azaltarak ödem ve hipertansiyon
tedavisinde kullanılan tiazid grubu bir idrar söktürücü (C7H8ClN3O4S2)
hidroklorotiyazid :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (açık yeşil, solgun
yeşil; klor elementiyle ilişkili) + thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren
heterosiklik bileşik grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda
yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya
sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) (lat.) * böbreklerde sodyum ve klorür geri emilimini
azaltarak idrar oluşumunu artıran, yüksek tansiyon ve ödem tedavisinde
kullanılan tiyazid grubu diüretik ilacın etken maddesi (C7H8ClN3O4S2)
hidroklorür :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (soluk yeşil, sarımsı
yeşil, klor (Cl) ) (gre.) + ura (kimyasal madde eki) (lat.) * bir organik veya
inorganik bileşiğin hidroklorik asit (HCl) ile oluşturduğu tuz (ilaçların tuz
formunda daha stabil ve emilebilir hale getirilmiş halleri için kullanılır.)
hidrokodon : gre.,
lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kodein (haşhaş bitkisinden üretilen
afyon alkaloidi) (kodeia (haşhaş başı, haşhaş kapsülü) + ine (kimyasal madde
eki) ) (gre.) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * kodeinden
türetilmiş, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olarak ağrı giderici ve
öksürük baskılayıcı özellik gösteren, opioid grubu yarı sentetik ilacın etken
maddesi (C18H21NO3)
hidrokortizon :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk,
kabuk kısmı; korteks) + on (keton belirteci) (lat.) * böbreküstü bezlerinin
kabuğundan doğal olarak salgılanan, iltihap giderici ve bağışıklık sistemi
düzenleyici olarak tıbbi amaçlarla kullanılan kortikosteroid hormon (C21H30O5)
hidrokortizon butirat :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk,
kabuk kısmı; korteks) + on (keton belirteci) + butyrum (tereyağı) + atum, ate
(bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) hydrocortisone butyrate *
böbreküstü bezlerinin kabuğundan doğal olarak salgılanan kortikosteroid hormon
hidrokortizonun iltihap giderici ve bağışıklık sistemi düzenleyici olarak tıbbi
amaçlarla kullanılan butirat tuzu veya ester formu olan türevi (C25H36O6)
hidroksiapatit :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) + ides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + apatites (bir
mineral grubu) (apate (aldatma, hile) + ites (element, kayaç ve mineral eki) )
(mineralin genellikle benzer mineralleri taklit edebilmesinden veya yanıltıcı
olabilmesinden) * kalsiyum fosfat minerali formu, özellikle kemik ve dişlerin
sert yapısının ana bileşeni olan su içeren kristal yapılı biyomateryel
(Ca10(PO4)6(OH)2) )
hidroksietil nişasta :
gre., far. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) ) + nişasta (dibe
oturan şey, çökelti) (nişin (oturmak, çökelmek) + asta (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (far.) * nişastanın hidroksietil grupları ile modifiye
edilmesiyle elde edilen, suda çözünebilen veya jel oluşturabilen, endüstride ve
tıpta bağlayıcı ve kıvam artırıcı olarak kullanılan modifiye polisakkarit
(C22H44O17; C6H10O5) m (C2H5O) n-)
hidroksikarbamit :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) gre.) + carbo, carbonis (kömür, odun kömürü) + amidum
(amid, amid grubu) (lat.) * hidroksil (-OH) ve amide (-CONH2) grupları içeren,
hücre anemisi tedavisinde kullanılan ilaç, hidroksiüre (CH4N2O2)
hidroksiklorokin :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) gre.) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor
elementiyle ilişkili) (gre.) + quinina (quin (Peru’daki Cinchona ağacı
kabuğundan elde edilen ateş düşürücü alkaloid) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (lat.) * sıtma, romatoid artrit ve lupus gibi hastalıkların
tedavisinde kullanılan, kinin türevi olan antienflamatuvar ve antiparazitik
ilacın etken maddesi (C18H26ClN3O)
hidroksil :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) + ilis (grup eki) * kovalent bağ ile bağlanmış hidrojen (H)
ve oksijen (O) atomlarından oluşan molekül (OH)
hidroksilaz :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + ilis (grup eki) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) *
organizmalarda hidroksilasyon (bir moleküle -OH grubu eklenmesi) işlemini
katalizleyen enzim türü
hidroksiprolin :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) + prolin (prolin aminoasidi) * protein yapısında bulunan,
özellikle kollajende yer alan ve hidroksil grubuyla modifiye edilmiş aminoasit
türü (C5H9NO3)
hidroksit :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) + ides (bileşik eki) * bir hidrojen ve bir oksijen atomundan
oluşan -OH anyonunu içeren, baz özelliği gösteren kimyasal bileşik
hidroksitriptamin :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + triptophan (bir amino asit) (tryptos (ezilmiş,
kırılmış) + phanos (gösteren) ) (gre.) + amine (azot içeren organik bileşik)
(lat.) * triptofan amino asidinden türeyen ve hidroksil grubu taşıyan, sinir
sistemi üzerinde etkili nörotransmiter işlevi gören, mutluluk, canlılık ve
zindelik hissi veren organik bileşik (örneğin “serotonin” doğal olarak vücutta
bulunan bir hidroksitriptamin türevidir.) (C10H12N2O)
hidroksizin :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * merkezi sinir
sistemi üzerinde yatıştırıcı, anksiyolitik ve antihistaminik etkileri olan,
genellikle alerji, anksiyete ve bulantı tedavisinde kullanılan hidroksil grubu
içeren bir piperazin türevi ilacın etken maddesi (C21H27ClN2O2)
hidroksokobalamin :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + cobalum (kobalt elementi, Almanca Kobalt üzerinden
latinceleştirilmedir.) + amine (amina, azot içeren organik bileşik) (lat.) *
B12 vitamini ailesinden, kobalt içeren ve hidroksil grubu taşıyan, pernisiyöz
anemi ve siyanür zehirlenmesi tedavisinde kullanılan biyolojik aktif madde
(C62H89CoN13O15P)
hidrolik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * suyun basınç ve hareket özelliklerinin enerji iletiminde
kullanıldığı, suyla çalışan sistemlere ilişkin
hidroliz :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * suyun
etkisiyle bir molekülün parçalanması veya kimyasal bağlarının kırılması,
parçalanması olayı
hidrolog :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) * suyun özelliklerini, hareketini ve dağılımını inceleyen bilim insanı
veya uzman
hidroloji :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * suyun özelliklerini, hareketini ve dağılımını inceleyen bilim
dalı
hidrometre :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + metros, metron (ölçü) * sıvıların
yoğunluğunu veya özgül ağırlığını ölçmek için kullanılan alet
hidronefrotik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * idrarın böbrekte birikmesine bağlı olarak böbreğin
şişmesiyle karakterize tıbbi durumla ilgili olan
hidronefroz :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + nephros (böbrek) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * idrarın böbrekte birikmesine bağlı olarak
böbreğin şişmesiyle karakterize tıbbi durum
hidronyum :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros, hydron (su, sıvı) + ion (yüklü parçacık,
iyon) (gre.) + ium (kimyasal element ve iyon eki) (lat.) * Su molekülünün bir
proton (H⁺)
kazanmasıyla oluşan pozitif yüklü iyon (H3O⁺) ve
sulu çözeltilerde asitlik belirleyici olarak görev yapan kimyasal tür
hidroponik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ponos (emek, zahmet, çaba; sıkıntı,
yorgunluk; çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * topraksız, su
bazlı besin çözeltileriyle bitki yetiştirme yöntemi
hidrops :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) * vücutta anormal sıvı birikmesi sonucu oluşan şişlik veya ödem
durumu
hidrosalpinks :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + salpinx (fallop tüpü) * fallop
tüplerinde sıvı birikmesiyle oluşan tıbbi durum
hidrosefali :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kephale, kephalos (baş, kafa) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * beyin omurilik sıvısının (BOS) ventrikül
yırtılması sonucunda kafatası içinde birikmesine bağlı olarak kafa içi
basıncının artması ve buna bağlı olarak vücut fonksiyonlarının bozulmasıyla
karakterize tıbbi durum
hidrosefalus :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kephale, kephalos (baş, kafa) * beyin
omurilik sıvısının (BOS) ventrikül yırtılması sonucunda kafatası içinde
birikmesine bağlı olarak kafa içi basıncının artması ve buna bağlı olarak vücut
fonksiyonlarının bozulmasıyla karakterize tıbbi durum
hidrosel :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme,
kese, torba, çıkıntı, fıtık) * testis torbasında sıvı birikmesi sonucu oluşan
şişlik durumu
hidrosfer :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) *
dünyanın su tabakasını oluşturan küresel su kütlesi veya su katmanı, su küre
hidrosiyanik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kyanikos (siyanürle ilgili) (kyanos
(mavi, koyu mavi, lacivert) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
siyanür (CN-) içeren, genellikle hidrojen siyanür (HCN) ile ilişkili kimyasal
bileşik veya özellik
hidroskopi :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * sıvıların özelliklerini incelemek veya gözlemlemek için
yapılan bilimsel yöntem veya işlem
hidrostat :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + statos (ayakta durma, durma, dikilme,
sabit olma, durağanlık, kararlılık istikrar) * sıvı basıncını ölçmek veya sabit
tutmak için kullanılan cihaz veya düzenek
hidrostatik :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya
kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit
kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) *
sıvıların dengede ve hareketsiz olduğu durumları inceleyen fizik dalı veya bu
durumlarla ilgili
hidrotalsit :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + talcite (yumuşak, ince taneli,
magnezyum silikat içeren metamorfik kayaç türü) (talos (kavuk, sert kabuk) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) ) * su içeren, magnezyum ve alüminyum hidroksit
katmanlarından oluşan yumuşak bir mineraloid, bir alüminyum silikat minerali
türü (Mg6Al2(OH)16CO3.4H2O)
hidroterapi :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme,
iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme;
bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek,
tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek)
) + eia (isim yapım eki) ) * suyun iyileştirici etkilerinden yararlanılarak
yapılan tıbbi tedavi yöntemi
hidrotermal :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + thermos (ısı, sıcaklık) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yüksek sıcaklıktaki yeraltı
sularının jeolojik süreçlerde mineral çökelmesi ve kayaç oluşumları üzerindeki
etkileriyle ilgili
hidroton :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + tonos (gerilme, gerginlik) * kaslarda
veya dokularda su dengesindeki değişikliklere bağlı olarak oluşan gerginlik
veya sertlik durumu
hidrotoraks :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + thorax (göğüs, göğüs kafesi),
thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) * göğüs boşluğunda, genellikle akciğerlerin
çevresinde sıvı birikmesi, plevral efüzyon
hidrotropi :
gre. * hydro (su, sıvı) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu,
yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön
değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki;
biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * çözünmez cisimlerin suda çözünür duruma
geçmesi
hidroüreteronefroz :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oureter (idrar borusu, üreter) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina (lat.) + eter (taşıyan, ileten) ) +
nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrar
akışının tıkanması sonucu üreter ve böbrekte sıvı birikmesiyle oluşan genişleme
ve hasar durumu
hidrozadenit :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + adenos (bez, beze; gudde) + itis
(hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab) * ter bezlerinin iltihaplanması durumu
hidrozol :
gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + zole (alkol grubu (-OH), çözelti,
süspansiyon eki) * su bazlı, kolloidal veya süspansiyon halinde bulunan çözelti
türü
hidröz :
gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + osus (ile ilgili, sıfat yapım
eki) * su içeren veya suyla ilgili olan, sulu
hidrür :
gre., lat. * hydor, hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + aer (hava, gaz) + urum,
ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) *
hidrojenle birleşerek oluşan bileşik, genellikle metalik olmayan elementlerle
hidrojenin oluşturduğu kimyasal bileşik
hierakium :
gre. * hierax (şahin) * yapraklarının keskinliğiyle ilişkilendirilen,
Asteraceae familyasından bir bitki cinsi
hierofani :
gre. * hieros (kutsal) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * teolojide ve
dinler tarihinde kutsalın dünyada duyularla algılanabilecek bir biçimde tezahür
etmesi veya kendini göstermesi
hif :
gre. * huphe (ağ) * uzun, dallanma gösteren ipliksi bir mantar yapısı
hifa :
ara. * hafa (zulmetmek, haksızlık etmek, baskı yapmak) * zulüm, haksızlık,
baskı
hifaf :
ara. * haffafa (donatmak, süslemek, çevrelemek, kuşatmak) * çevre, kenar,
süsleme, kuşatma; tavaf etme; ziynet verme; yan, taraf
hifema : gre.
* hypo (altında, aşağıda) + haima, haimat (kan) * travmaya bağlı olarak gözün
ön kamarasında, yani kornea ile iris arasındaki boşlukta kan birikmesiyle
(konjesyon) ortaya çıkan oftalmolojik durum
hiffet :
ara. * haffa (hafiflemek, ağırlığı azalmak, incelmek), hafif (ağırlığı az,
ince, az) + et (isim yapım eki) * hafiflik, incelik, azlık; akılsızlık; onurlu
ve vakarlı olmamak, hoppalık, temkinsizlik
higgs bozonu :
ing., hin., gre., tür. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’in soyadından) +
bose (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından; kuantum alan teorisinde
spinleri tam sayı olan taşıyıcı parçacıklar sınıfı) (hin.) + on (kimyasal ek)
(gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * standart modelde temel parçacıklara kütle
kazandıran Higgs alanının kuantumu olan ve mekanizmanın gözlenebilir sonucu ve
kütlenin ortaya çıkışını açıklayan parçacık
higgs mekanizması :
ing., tür. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’ın soyadından) (ing.) +
mekhanismos (mekanizma) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * kuantum alan teorisinde,
temel parçacıkların kütle kazanmasını sağlayan simetri kırılması süreci; Higgs
alanı ile etkileşime giren parçacıkların, alanın vakum beklentisi yoluyla kütle
edinmesini açıklayan mekanizma
higgsino :
ing., lat. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’ın soyadından) (ing.) + inus
(küçültme ve süpersimetrik parçacık eki) (lat.); ino (ita.) * süpersimetri
kuramlarında Higgs bozonunun fermiyonik süpersimetrik eşleniği olarak
öngörülen, spin değeri 1/2 olan varsayımsal parçacık
high post :
ing. * high (yüksek) + post (direk, sütun, kule) * basketbolda faul çizgisinin
olduğu bölge veya oradaki oyuncu, yüksek post
higomenakis :
gre. * higoumenakis (Yunan fizyolog George Higoumenakis'in soyadından) *
doğuştan sifilizde görülen, sağ klavikulanın (köprücük kemiği) periostit
(kemiğin en dış tabakasının iltihabı) sonucu tek taraflı sternoklaviküler (iman
kemiğiyle (göğüs kemiği), köprücük kemiğinin eklem yaptığı yer) bölümünün
kalınlaşması ve büyümesi
higrofil :
gre. * hygros (nem, rutubet) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici)
* nemi seven, nemli ortamda yaşayan veya nemle iyi uyum sağlayan organizma veya
madde
higroma :
gre. * hygros (nem, rutubet) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle eklemlerde veya dokularda sıvı birikmesiyle
oluşan şişlik veya kist benzeri kitle
higrometre :
gre. * hygros (nem, rutubet) + metros, metron (ölçü) * havadaki nem oranını
ölçmek için kullanılan alet, nemölçer
higrometrik :
gre. * hygros (nem, rutubet) + metros, metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * nem ölçümü ile ilgili olan veya nem ölçen
higroskop :
gre. * hygros (nem, rutubet) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * havadaki nem miktarını gözlemleyen,
ölçen veya nem değişimlerini algılayan cihaz veya madde
higroskopik :
gre. * hygros (nem, rutubet) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia
(görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * havadaki nemi çekip tutabilen, nem tutma özelliğine sahip olan
higrostat :
gre. * hygros (nem, rutubet) + statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit
olma, durağanlık, kararlılık istikrar) * ortamın nem oranını sabit tutmaya
yarayan cihaz veya düzenek
higrotropizm :
gre. * hygros (nem, rutubet) + tropismos (yönelme, dönme, eğilim) (trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) ) * bitkilerin veya organizmaların nem kaynağına doğru
yönelme tepkisi
hiʻiaka :
haw. * hi'iaka (kollarda taşınan embriyo; kutsal çocuk) * Hawaii mitolojisinde
Wikipedia volkan tanrıçası Pele'nin kız kardeşi olan ve hara, dans, tıp ve
adacık bitkileriyle ilişkilendirilen önemli bir tanrıça
hijyen :
gre. * hygeia (sağlık, sıhhat) (hygies (sağlıklı, sıhhatlı) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + einos (durum eki) * sağlığı korumak amacıyla temizlik,
bakım ve hastalıkların önlenmesine yönelik uygulamalar bütünü, sağlık ve
temizlik kurallarına uygunluk
hijyenik :
gre. * hygeia (sağlık, sıhhat) (hygies (sağlıklı, sıhhatlı) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + einos (durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sağlığın korunmasına yönelik olan, temizliği ve hastalıkların
önlenmesini amaçlayan, sağlığa uygun, hijyenik, temiz ve hastalıklardan koruyan
hik :
ara. * haka (dokumak, kuşatmak, çevrelemek, sarıp sarmak) * tulum
hikaye :
ara. * haka (anlatmak, aktarmak, taklit etmek, rivayet etmek, benzemek,
nakletmek, kopyalamak) + iye (isim yapım eki) * gerçek veya hayali olayların
belirli bir kurgu içinde anlatıldığı kısa edebi anlatı türü, bir olayın sözlü
veya yazılı anlatısı
hikem :
ara. * hikmet (sır; ilim, bilgi, bilgelik) * sırlar; ilimler, bilgiler,
bilgelikler
hikemi :
ara. * hikmet (sır; ilim, bilgi, bilgelik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hikmet ve düşünceye ait
hikikomori :
jap. * hikikomoru (içe çekilmek, inzivaya çekilmek) (hiku (çekmek, dışarı
çekmek) + komoru (izole etmek, yalıtmak, tecrit etmek) ) * içeri çekilme,
hapsedilmiş olma, kendini toplumdan soyutlama, sosyal izolasyon
hikmet :
ara. * hakeme (hükmetmek, hüküm vermek, karar vermek, yargıda bulunmak,
bilgelik etmek; sağlamlaştırmak, güçlendirmek), hakim (yargıç), tahakküm (hüküm
altına alma, kontrol altında tutma) * sır; ilim, bilgi, bilgelik
hiksos :
mıs. * hekaukasut (yabancı hükümdarlar) (hekau (krallar, hükümdarlar) + kasut
(yabancı) ) * Akdeniz'in Levant bölgesinden gelen Antik Mısır'daki bir Sami
halkı
hilaf :
ara. * halafa (aykırı olmak, zıtlaşmak, karşı gelmek, muhalefet etmek; ardından
gelmek, arkasından gelmek, yerine geçmek, ikame etmek, takip etmek, sonradan
gelmek) * aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme,
arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme (half
(yarı), halb (yarı) (alm.) )
hilafen :
ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme,
arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) *
aykırı olarak, ters olarak, karşıt olarak, zıt olarak, ikili olarak
hilafet :
ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme,
arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) + et (isim
yapım eki) * bir kimsenin ardından onun yerine geçme; İslam devletinde
Peygamberin siyasi ve dini liderliğini devralan yönetim biçimi veya liderlik
makamı
hilafıhakikat :
ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme, arkasından
gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) + i (tamlama eki)
+ hakikat (gerçek) * gerçeğe aykırılık
hilal :
ara. * halla (girmek, akmak, yayılmak, taşmak, inmek), halil (giren, akan,
yayılan, inen) * giriş, akış, iniş, yayılma durumu
hilal :
ara. * hilal (ara, aralık, aralanma; yeni ay, hilal) * ayın doğuşundan sonra
görülen ince yay biçimindeki ay evresi; genellikle İslam kültüründe ay ve
başlangıç simgesi
hilali ahmer :
ara. * hilal (ara, aralık, aralanma; yeni ay, hilal) + i (tamlama eki) + ahmer
(kırmızı) * İslam dünyasında Kızılhaç’a karşılık olarak kullanılan, savaş ve
afet zamanlarında sağlık ve insani yardım hizmetleri yürüten uluslararası
yardım teşkilatı
hilasi :
ara. * halasa (arı olmak, arınmak, saflaşmak, temizlenmek, karışımdan
kurtulmak, öz hale gelmek), halis (öz, saf, arı, katışık olmayan, katışıksız,
katıksız; temiz, içten, sahici, özlü, içten, samimi) * zenci ile beyaz melezi
(zıt anlamdan türeme)
hilat :
ara. * hala (çıkarmak, soymak) * her türlü giysi, özellikle ödül ve
onurlandırma için hediye edilen giysi; Osmanlı döneminde, padişahların, gönül
almak veya ödüllendirmek için bir kimseye giydirdikleri, çok değerli bir
kumaştan veya kürkten yapılmış kaftan; hükümdar veya vezirler tarafından bir
kimseye, yaptığı başarılı bir işin karşılığındaki mükafat olarak giydirilen
kaftan
hilayda :
ara., gre. * hilal (kavis, yay) (ara.) + ilayda (yüce, yüksek, yüksek yerde
olan) (ilay (yüce, yüksek, ulu, üstün) + da (isim yapım eki) * su perisi
hilbert küpü :
alm. * hilbert (Alman matematikçi David hilbert’in soyadından) + küp (altı kare
yüzü olan üç boyutlu geometrik şekil) + ü (iyelik eki) * açıklığı tüm uzayda
yoğun olan ancak iç kısmı boş olan bir dışbükey küme; [0,1/n] (n=1,2,3,...)
aralıklarının topolojik çarpımı
hilbert uzayı :
ger. * hilbert (Alman matematikçi David Hilbert’in soyadından) + uzay (evren,
kainat) + ı (iyelik eki) (tür.) * fonksiyonel analizde, iç çarpım tanımlı, tam
metrik uzay olan ve modern matematikte kuantum mekaniğinin temelini oluşturan
uzay türü
hilda :
isk., nor. * hildr, hilda (savaş) * Jüpiter ile 3
hile :
ara. * hala (aldatmak, yön değiştirmek, bir şeyi olduğundan başka göstermek,
tuzak kurmak, düzen kurmak, kumpas kurmak, komplo kurmak, kurnazlık yapmak,
sahtekarlık yapmak) * bir amacı gerçekleştirmek için yapılan kurnazca,
yanıltıcı veya aldatıcı davranış, oyun, kumpas veya düzen, sahtekarlık,
aldatma, tuzak, kumpas, komplo, kurnazlık, düzenbazlık, sahtekarlık
hilebaz :
ara., far. * hile (aldatma, tuzak, kurnazlık, kumpas, düzenbazlık, sahtekarlık)
(ara.) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) *
hileci, hilekar, hile yapan, aldatan, komplocu, sahtekar
hilekar :
ara., far. * hile (aldatma, tuzak, kurnazlık, düzenbazlık, sahtekarlık) (ara.)
+ baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * hileci,
hilekar, hile yapan, aldatan, komplocu, sahtekar
hiler :
lat. * hilum (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bronşların yakınında akciğerlerin kökünde bulunan bir
grup lenf düğümü
hilkat :
ara. * halaka (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ibda etmek), halk
(yaratılış, yaratma, oluşturma, şekil verme) kelimesinden türeme isim *
yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik
hilkat garibesi :
ara. * hilkat (yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik) + garib
(tuhaf, yabancı) + e (durum eki) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * yaratılışı
olağandışı, fiziksel veya yapısal olarak tuhaf görülen varlık veya kişi, tuhaf
yaratık
hilkaten : ara.
* hilkat (yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik) + en (gibi,
olarak) * yaratılış olarak
hilm :
ara. * hilm (yumuşaklık, yumuşak olma, yumuşak huyluluk, sabır, ağırbaşlılık) *
öfkeye kapılmadan, soğukkanlılıkla ve anlayışla davranma
hilmi :
ara. * helme (yumuşamak), hilm (yumuşaklık, yumuşak olma, yumuşak huyluluk,
sabır, ağırbaşlılık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yumuşak huylu,
sabırlı, ağırbaşlı kişi; erkek ismi
hilozoizm :
gre. * hylo (madde) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum,
hayvan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddenin canlı
olduğunu, yaşayan bir varlık olduğunu savunan felsefi görüş
hilum :
lat. * hilum, hilus (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) * organların
(özellikle karaciğerin) içine kan damarlarının, sinirlerin, lenflerin ve
kanalların girdiği veya çıktığı giriş kapısı ya da yarık
hilus :
lat. * hilum, hilus (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) * organlarda
damar, sinir ve lenflerin giriş-çıkış yaptığı bölge
hilvan :
ara. * hulv (tatlılık, hoşluk, güzellik, iyilik; bağış, bahşiş, hediye) + an
(isim yapım ve yer eki) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi
hilye :
ara. * hele (tatlı ve şirin olmak) + iye (isim eki) * süs, zinet, şirinlik,
güzellik; özellikle Hz. Muhammed’in fiziksel ve ahlaki özelliklerini anlatan
geleneksel yazılı veya görsel tasvir
himalaya :
san. * hima (kar) + alaya, laya (ikametgah, konut, oturulan yer, mekan) *
Asya'nın orta güney kısmında, doğu-batı doğrultusunda uzanan, dünyanın en
yüksek zirvesi Everest'i içine alan sıradağlar
himar :
ara. * hamara (örtmek, başını örtmek, saklamak) * örtü, perde; müslüman
kadınların, başlarını ve göğüslerinin önünü örttükleri, ancak yüzlerini
örtmedikleri bir eşarp, humr, humur (ç.)
himaye :
ara. * hama (korumak, sakınmak, muhafaza etmek) * koruma, destek ve gözetim
altında tutma durumu
himen :
lat. * hymen (zar, ince deri, zar biçimli örtü) * vajina girişindeki küçük,
ince doku parçası, kızlık zarı, labuyomine
himenoptera :
gre. * hymen (zar, ince deri, zar biçimli örtü) + pteryx, pterygos, ptera,
pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * kanatları ince zar
yapısında olan, arıları, eşek arılarını, karıncaları ve benzeri böcekleri
kapsayan böcekler takımı, zar kanatlılar takımı
himeros :
gre. * himeros (arzu, özlem) * Yunan mitolojisinde cinsel arzu (şehvet) tanrısı
himl :
ara. * hamala (taşımak, yüklenmek) * yük, taşınan ağırlık
himmet :
ara. * hama, hamma (niyet etmek, kafaya koymak, tasarlamak, aklından geçirmek,
yönelmek, yeltenmek, kastetmek; çabalamak, gayret etmek; korumak, sakınmak,
kayırmak, yardım etmek) * ilgilenme, önem verme, ilgi, kaygı, manen yönelme,
koruma, sakınma, kayırma, yardım; yönelme, yeltenme, kastetme, niyet,
tasarlama, çaba, çalışma
hin :
ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek,
güveni bozmak) * zekasını hile yapmakta kullanan, cin fikirli, kurnaz, açıkgöz
(kimse); entrikacı, kumpasçı, dalavereci
hina :
poli., haw. * sina (beyaz, gri saçlı, parıldayan, parlayan ışık, gümüş rengi parıltı, Ay
ışığı) (poli.); hina (genç kadın, kız) (haw.) *
Hawaii/Polinezya mitolojisinde genellikle Ay, yaratılış, dişilik, deniz ve
gümüş ışıkla ilişkilendirilen, farklı adalarda Maui'nin annesi, eşi veya kız
kardeşi olarak saygı gören, belirli bir varlık üzerinde hakimiyeti olan dişi
güç kabul edilen en önemli ana tanrıça
hinamatsuri :
jap. * hina (bebek, oyuncak bebek, küçük figür) + matsuri (festival, kutlama) *
kız çocuklarının sağlığı, mutluluğu ve iyi yetişmeleri için düzenlenen, bebek
figürlerinin sergilendiği geleneksel Japon festivali
hindi :
san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve
çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (ara.) * Hint'e ait, Hintli; tavukgillerden, anayurdu Amerika olan, XV.
yüzyılda evcilleştirilen ve Amerika’dan dünyanın her yerine yayılan, parlak ve
yeşil, esmer tüyleri olan, boynu ve başı çıplak, dik ibikli, kuyruğunda on
sekiz telek bulunan, kümes hayvanlarının en büyüğü, eti değerli bir hayvan
hindiba :
gre. * intybos, entybon (sunum, sunu, adak, sunma) (in (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + tybos (sunu, sunum, adak, adama) ) * papatyagiller
(Asteraceae) familyasından ve Cichorium intybus cinsinden sebze nitelikli
bitki; bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kumsal ve taşlık, nemli
yerlerde kendiliğinden yetişen, bazı türleri sebze olarak da yetiştirilen, dar
ve uzun yapraklı, kömeç durumunda bileşik mavi çiçekli, yaprakları salata
olarak kullanılabilen, çok yıllık otsu bir bitki
hindistan :
san., gre., far. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan
ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + istan (yer, mekan) (far.) *
Güney Asya’da yer alan, kuzeybatısında Pakistan, kuzeyinde Çin, Nepal ve
Bhutan, doğusunda Bangladeş ve Myanmar ile kara sınırı olan, güneyinde Hint
Okyanusu, güneybatısında Umman Denizi ve güneydoğusunda Bengal Körfezi bulunan
ülke (Grekçe Indus, Farsça Hindu)
hindistancevizi :
tür. * hindistan (Güney Asya’da yer alan ülke) + ceviz (juglans regia olarak da
bilinen ağaç ve bu ağacın sert kabuklu, çok yağlı ve nişastalı yemişi) + i
(iyelik eki) * palmiyegiller familyasından tropikal bölgelerde yetişen bir
palmiye cinsi ağacın sert kabuklu, lifli dış kabuğu ve beyaz etli iç kısmı
olan, suyu ve yağı kullanılan büyük meyvesi
hindolog :
san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve
çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) * Hindistan’ın dili, tarihi, edebiyatı, kültürü, dinleri, Hint
uygarlıklarının bilimsel olarak incelenmesiyle ilgilenen araştırmacı
hindoloji :
san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve
çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.) * Hindistan’ın dili, tarihi, edebiyatı, kültürü,
dinleri ve Hint uygarlıkları üzerine araştırma yapılan bilim dalı
hindu :
san., far. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan,
Hintli) (far.) * Hinduizm inancına mensup kişi; tarihsel olarak Hindistan’da
İndus Nehri çevresinde yaşayan halktan olan
hinduizm :
san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve
çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (gre.) * Hindistan kökenli olan ve çoktanrıcılık, kast
sistemi, karma, reenkarnasyon ve mokşa gibi kavramlara dayalı felsefi ve ritüel
inançlardan oluşan din
hineizin :
ara. * hiyn (zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an) + izin
(zamanında, vaktinde, -diğinde, olduğunda, ne zamanki) * o zaman, o sıra
hins :
ara. * hanasa (yemini bozmak, ahdi bozmak, sözünü çiğnemek, ihanet etmek,
sapmak, geri çekilmek, uzaklaşmak; günah işlemek), * inançtan veya doğrudan
sapma, yüz çevirme; ahdi bozma; yeminden dönme, yalan yere yemin; günaha girme;
döneklik veya ikiyüzlülük (mecazi), ahnas (ç.); yemin; ağır yük
hint :
san., far. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan,
Hintli) (far.) * Hinduizm inancına mensup kişi; tarihsel olarak Hindistan’da
İndus Nehri çevresinde yaşayan halktan olan
hint kamışı :
san., tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan,
Hintli) (far.) + kamış (uzun, içi boş otsu bitki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
tropikal bölgelerde yetişen, flüt ve kalem yapımında kullanılan, sağlam ve
düzgün gövdeli kamış türü
hint keneviri :
tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli)
(far.) + kenevir (lifleri tekstil, ip ve kumaş üretiminde, tohumları ise besin
veya yağ olarak kullanılan, ayrıca bazı türlerinden uyuşturucu elde edilen otsu
bitki türü) + i (iyelik eki) * uyuşturucu madde (esrar, haşhaş) elde edilen,
aynı zamanda lifleri tekstil ve endüstride kullanılan özel bir kenevir türü,
Cannabis indica
hint okyanusu :
tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli)
(far.) + okeanos (yeryüzündeki kıtaları çevreleyen ve birbirlerine bağlanan
büyük tuzlu su kütlelerinden her biri) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) *
Asya’nın güneyinde, Afrika’nın doğusunda ve Avustralya’nın batısında yer alan,
ismini Hindistan'dan alan dünyanın üçüncü büyük okyanusu
hint yağı :
san., far., tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde
yaşayan, Hintli) (far.) + yağ (hayvan dokularında bulunan veya çeşitli
bitkilerden elde edilen, suda çözünmeyen, kayganlık veren, hücrelerin enerji
ihtiyacını karşılayan ve sanayiden yemek kültürüne kadar geniş bir alanda
kullanılan organik lipit bileşiği; iç yağı) + ı (iyelik eki) (tür.) * Hint yağı
bitkisinden (Ricinus communis) elde edilen, tıbbi ve kozmetik amaçlarla (müshil
etkisi ve saç-cilt bakımı) kullanılan koyu, yoğun bitkisel yağ
hinterlant :
alm. * hinter (arka, geride, iç bölge) + land (ülke, toprak) * arkasındaki
toprak parçası; bir liman veya şehirden mal ve hizmetlerin taşındığı, ekonomik
ve lojistik faaliyetlerin gerçekleştiği arka bölge veya iç kesim
hiodontidae :
gre., lat. * hyoeides (Y harfi biçiminde; dil kemiğine ilişkin) (hyo (Y harfi)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + odous, odontos (diş)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Kuzey Amerika'nın tatlı
sularında yaşayan, ağız ve diş yapılarıyla ayırt edilen, ay balıklarını
kapsayan, güncel durumda yalnızca Hiodon cinsine ait iki canlı türü (mooneye ve
goldeye) barındıran ışın yüzgeçli balıklar familyası, aygözlüler
hipantiyum :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + anthos
(çiçek) + ion (küçültme veya yapı eki) * çiçekli bitkilerde çanak yaprak, taç
yaprak ve erkek organların taban kısımlarının birleşerek kadeh veya tüp
şeklinde bir yapı oluşturduğu, nektar barındıran, elma, armut gibi meyvelerde
etli kısmın yetiştiği çukurlaşmış çiçek tablası
hipengiofobi : gre.
* hypengios (sorumlu) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * sorumluluk alma korkusu
hipenjiofobi :
gre. * hypengios (sorumlu) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sorumluluk alma korkusu
hiper :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) * aşırı,
normalin üzerinde, çok büyük, fazlasıyla hareketli, üzerinde, fazla, yüksek,
yukarıda, ötede
hiperadrenokortisizm :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
adreno (böbreküstü bezi) (ad (-a doğru, yönelme, ek, üst) + renes (böbrek) ) +
cortex, corticis (kabuk, ağaç kabuğu) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (gre.) * böbreküstü bezlerinin korteks bölümünden aşırı
hormon (özellikle kortizol) salgılanmasıyla ortaya çıkan, genellikle Cushing
sendromuyla ilişkili olan hormonal bozukluk
hiperaerasyon :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aerare
(havalandırmak) (lat.) (aer (hava) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım ve durum eki) (lat.) * bir dokuda, organ veya boşlukta normalin üzerinde
hava bulunması durumu (genellikle akciğerlerdeki anormal hava artışı, amfizem
vb.)
hiperaktif :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + activus (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
normalin üzerinde hareketlilik ve dürtüsellik gösteren, aşırı fiziksel veya
zihinsel etkin olan
hiperaktivite :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + activus (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
itas (isim yapım ve durum eki) * olağan sınırların ötesinde hareketlilik,
yerinde duramama ve dikkat eksikliği ile seyreden davranış biçimi
hiperakuzi :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + akouein
(işitmek, duymak), akouseia (işitme durumu, duyma durumu) (akousis (işitme,
duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * normal düzeydeki sesleri bile
rahatsız edici biçimde yoğun algılama ile karakterize olan ve işitsel hassasiyetin
patolojik biçimde artmasıyla ortaya çıkan işitme bozukluğu
hiperaljezi :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + algia (acılı
olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrı eşiğinin düşmesi sonucu normalde
acı vermeyen uyarıların bile aşırı derecede ağrılı algılanması durumu; sinir
sistemi hassasiyetine bağlı olarak ortaya çıkan patolojik bir ağrı artışı
hiperamilazemi :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + amylase
(nişasta parçalayan enzim) (amylon (nişasta) + ase (enzim belirten ek) ) + emia
(kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * pankreatit gibi hastalıkların göstergesi olabilen,
kandaki amilaz enzimi düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu
hiperammonemia :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ammonia
(amonyak) (lat.) + emia (kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * karaciğer yetmezliği, metabolik bozukluklar veya
üre döngüsü bozukluklarıyla ilişkili toksik bir tablo olan kanda normalin
üzerinde amonyak birikmesi durumu
hiperandrogenesizm :
gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aner (erkek, er
kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile
ilgili, insan ile ilgili) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * kadınlarda tüylenme, sivilce, adet düzensizliği gibi
belirtilerle seyreden, vücutta normalden fazla erkeklik hormonu (androjen)
üretilmesine dayalı hormonal bozukluk
hiperapne :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + apnoea
(nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein (nefes almak,
solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) *
oksijen ihtiyacının arttığı veya metabolik asidozun olduğu durumlarda ortaya
çıkan normalden hızlı ve derin solunum durumu
hiperbarik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + baros (basınç)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal atmosferik basıncın üzerinde
yüksek basınçla ilgili veya yüksek basınç altında gerçekleşen (özellikle tıbbi
oksijen tedavisinde kullanılan basınç türü)
hiperbilirubinemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + bili
(safra) + ruber (kırmızı), rubin (kırmızımsı) (lat.) + emia (kanla ilgili olma;
kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * karaciğer hastalıkları, safra tıkanıklığı veya hemoliz sonucu oluşan
sarılık tablosunun belirtisi olan kanda normalden yüksek bilirubin seviyesi
olması durumu
hiperbol :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole
(atış, fırlatma, savurma) * bir koni ve bir düzlemin kesişimi ile oluşan bir
konik kesiti türü eğri (diğerleri parabol, elips ve çember) (x^2.a^2−y^2.b^2 =
1x2a^2−y^2.b^2)
hiperbolik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış,
fırlatma, savurma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hiperbol eğrisi
ile ilgili veya ona ait olan
hiperboloid :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış,
fırlatma, savurma) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
hiperbol eğrisine benzeyen, üç boyutlu bir yüzey türü
hiperboloidal :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış,
fırlatma, savurma) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hiperbola yüzeyine benzeyen
veya ona ait olan
hiperdev :
gre., far., san. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede)
(gre.) + dev (tanrı, cin), devi (tanrıça, kadın cin) (far., san.) * Güneş'in
kütlesinin en az 30-40 katından daha büyük olan, olağanüstü yüksek ışıma gücüne
sahip ve evrendeki en büyük hacimli/kütleli nadir yıldız türü
hiperdonti :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + donti (diş) *
normalden fazla sayıda dişin oluşması ile karakterize olan ve diş diziliminde
anormalliklere yol açan dental gelişim bozukluğu
hiperdüzlem :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + düz
(doğru, eğriliği olmayan), tüz (sıraya koymak, dizmek, düzenlemek) + lem (isim
yapım eki) * boyutu ortam uzayının boyutundan bir eksik olan alt uzay, iki
boyutlu alt uzay; bir uzayın bir boyut eksik parçası olan yüksek boyutlu düzlem
hiperekoik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ekho (yankı,
ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ultrason görüntülerinde ses dalgalarını normalden fazla yansıtan, yoğun eko
üreten (yoğun yapılı dokusal alan)
hiperekojenik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + echein, ekhein
(ses çıkarmak, yankılanmak, çınlamak), ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri
dönüşü) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * aşırı ses üreten, fazla ses yansıtan; ultrasonografide çevre
dokulara göre daha fazla ses yansıtan (yapı)
hiperekojenik foküs :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ekho (yankı,
ses yansıması, sesin geri dönüşü) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + focus (ocak, ateş yeri,
merkez) (lat.) * ultrasonografi görüntüsünde normal dokudan daha yoğun ses
yansıtan, parlak veya beyaz görünen küçük odak alan (genellikle fetal kalp veya
diğer organlarda görülebilir, tek başına patolojik olmayabilir, bazı durumlarda
kromozom anomalileri veya dokusal değişikliklerin işareti olarak
değerlendirilir.)
hipereksitabilite :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak, seslendirmek,
harekete geçirmek, uyandırmak)+ ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * patolojik veya nörolojik
rahatsızlıklarda gözlemlenen, sinir sistemi veya kasların normalden fazla
uyarılabilirlik veya hassasiyet göstermesi durumu
hiperemezis :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emein
(kusmak), emesis (kusma) * özellikle hamilelikte görülen aşırı, şiddetli ve
sürekli bulantı ve kusma durumu
hiperemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emia (kanla
ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * genellikle iltihap, travma veya fizyolojik uyarılara bağlı
gelişen, dokularda kan akışının artması sonucu oluşan damarsal dolgunluk durumu
hiperemik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emia (kanla
ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücuttaki bir
dokunun normalden fazla kanla dolu olma durumu ile ilgili; aşırı kanlanmış veya
kanla şişmiş
hiperestezi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aisthesis
(duyumsama, algı, hissiyat) * duyusal uyarılara karşı artmış hassasiyet durumu;
dokunma, ağrı, sıcaklık gibi duyularda olağandışı artışla karakterize edilen
sinirsel hassasiyet bozukluğu
hiperfaji :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phageia (yeme
durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * psikolojik, hormonal veya metabolik bozukluklara bağlı olarak
ortaya çıkan kontrolsüz gıda alımı durumu, aşırı yeme
hiperforya :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phoria
(taşıma, yönelme, duruş) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * normalin üzerinde bir duygulanım veya taşkın ruh
hali durumu; özellikle mani benzeri psikiyatrik tablolarla ilişkilendirilen
aşırı neşe, enerji veya taşkınlık hali
hiperfosfatemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phosphate
(gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin
tuzu veya esterini belirten ek) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle böbrek yetmezliği, endokrin bozukluklar veya aşırı D vitamini alımı
ile ilişkili bir elektrolit dengesizliği ile karakterize olan kanda normalin
üzerinde fosfat iyonu bulunması durumu
hiperfosfatüri :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phosphate
(gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin
tuzu veya esterini belirten ek) ) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu)
(ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
idrarla atılan fosfat miktarının normal değerlerin üzerinde olmasıyla
karakterize edilen metabolik ve renal durum, idrarda normal değerlerin üzerinde
fosfat bulunması durumu
hiperglisemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + glukos,
glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle
diyabet veya hormonal bozukluklarla ilişkili bir metabolik rahatsızlık olan,
kandaki glikoz (şeker) düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu
hipergonadizm :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + gone, gonas,
gonad (düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * üreme bezlerinin (testis veya over) aşırı hormon
üretmesi durumu; erken ergenlik, androjen/östrojen fazlalığı gibi endokrin
bozukluklarla ilişkili hormonal aşırı aktivite durumu
hipergrafi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * bireyin karşı konulamaz, aşırı ve kompulsif bir şekilde yazı
yazma veya çizim yapma dürtüsü hissettiği, genellikle temporal lob epilepsisi
ile ilişkilendirilen, kişiyi her an not almaya ve detaylı günlükler tutmaya
iten nöropsikiyatrik durum
hiperhidroz :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + hudros, hydros
(su, sıvı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücudun normalden
fazla ter üretmesi durumu; genellikle eller, ayaklar, koltuk altı gibi
bölgelerde görülen, nörolojik, genetik veya psikolojik kökenli olabilen aşırı
terleme bozukluğu
hiperhomosisteinemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
homocysteine (homosistein, amino asit türevi) (lat.) + emia (kanla ilgili olma;
kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * kalp-damar hastalıkları, nörolojik bozukluklar ve genetik/metabolik
sendromlarla ilişkili önemli bir biyokimyasal risk göstergesi olan, kanda
homosistein düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu
hiperimmün :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + immunis
(korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + munis, munus (görev, yükümlülük, bağış, hizmet, hizmet etme,
hizmete hazır) ) (lat.) * çok üst seviye bağışıklığa sahip olan
hiperion :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ion (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yukarıda olan, yüksekte olan, aşkın, aşmış;
Olimpos'lu on iki tanrı, tahtı Titanların elinden aldıktan sonra Tartarus'a
sürgün edilen on iki Titandan biri
hiperkalemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kalium
(potasyum) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki potasyum seviyesinin 5.5
meq/L'den büyük olması hali
hiperkalsemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khalix (kireç
taşı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda bulunan yüksek kalsiyum
düzeyini ifade eden terim
hiperkalsiüri :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khalix (kireç
taşı) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarda aşırı kalsiyum bulunması
durumu
hiperkapni :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kapnos (duman,
buhar) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * solunum yetersizliği, akciğer
hastalıkları veya hipoventilasyon sonucu kanda karbondioksit (CO2) seviyesinin
normalin üzerine çıkması durumu
hiperkarbi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + carbo,
carbonis (kömür) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * solunum yetmezliği veya
hipoventilasyon gibi nedenlerden dolayı kanda karbondioksit düzeyinin normalin
üzerine çıkması durumu (asid-baz dengesini etkiler.)
hiperkeratoz :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + keras, keratos
(boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sürtünme,
basınç, enfeksiyon veya genetik bozukluklardan dolayı derinin dış tabakasında
(epidermis) yer alan keratin tabakasının anormal şekilde kalınlaşması
hiperkinetizm : gre.
* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim,
kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * istemsiz ve aşırı hareketlilikle
karakterize durum; genellikle sinir sistemi bozuklukları, dikkat eksikliği veya
davranışsal hastalıklarla ilişkili aşırı motor aktivite hali
hiperkinezi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kinein
(hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek,
devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket,
devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir
sistemi bozuklukları, tikler, distoni veya dikkat eksikliği, hiperaktivite
bozukluğu gibi nörolojik ve psikiyatrik tablolarla ilişkilendirilen istemsiz,
kontrolsüz ve aşırı motor hareketlerle karakterize durum
hiperkloremik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + chloros (açık
yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + emia (kanla ilgili olma;
kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kandaki klorür iyonu düzeyinin
normalin üzerinde olmasıyla ilgili (elektrolit dengesizliği veya asidoz
durumlarıyla ilişkilidir.)
hiperkoagülabilite :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
coagulare (katılaştırmak, pıhtılaştırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) +
agulare (agere (hareket etmek, yapmak) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * kanın normalden daha
kolay ve hızlı pıhtılaşma eğiliminde olması durumu; tromboz riskinin arttığı,
kan dolaşımı bozukluklarıyla ilişkili bir hematolojik durum
hiperkolesterolemi :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + chole
(safra, öd) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) (gre.) + ol
(alkol türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda
normal seviyenin üzerinde kolesterol bulunması durumu; ateroskleroz, kalp-damar
hastalıkları ve metabolik sendromlarla ilişkili önemli bir lipid metabolizma
bozukluğu
hiperkompakt :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
compactus (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak,
sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) (lat.) * çok küçük
bir hacim içinde olağanüstü yüksek yoğunlukta madde veya enerji barındıran,
özellikle astronomide çok sıkı kütle dağılımına sahip olan (yapı)
hiperkortizolemi :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
cortizol (kortizol) (cortex (kabuk, dış tabaka) + ol (alkol türevi eki) (lat.)
+ emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda normalin üzerinde kortizol
hormonu bulunması durumu; genellikle Cushing sendromu veya stres kaynaklı
hormonal dengesizliklerle ilişkili endokrin bozukluk
hiperkromatik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma,
khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
hücre veya doku yapılarında normalden fazla renk yoğunluğu veya pigmentasyon
gösteren özellik; genellikle mikroskopik incelemede çekirdek veya sitoplazmanın
koyu boyanmasıyla belirlenen bir patolojik durum
hiperkromazi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma,
khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * hücre çekirdeğinde normalden fazla boya tutma durumu; genellikle hücre
çekirdeğinin yoğunlaşması veya DNA içeriğinin artmasıyla ilişkili olup kanserli
veya atipik hücrelerin mikroskopik tanımlamasında kullanılan bir histopatolojik
bulgu
hiperkromi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma,
khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * hücre, doku veya özellikle alyuvarlarda normalden fazla boya tutma
durumu; genellikle hemoglobin yoğunluğunun artmasına veya hücresel yapının
boyaya olan afinitesinin yükselmesine işaret eder.
hiperlipidemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + lipos (yağ) +
id (kimyasal madde eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kardiyovasküler
hastalıklar için önemli bir risk faktörü olan, kanda yağların (özellikle
kolesterol ve trigliseridlerin) normalden yüksek seviyelerde bulunması durumu
hipermagnezemi :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
magnesium (magnezyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda
magnezyum iyonu düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu; genellikle böbrek
yetmezliği, aşırı magnezyum alımı veya elektrolit dengesizlikleriyle ilişkili
elektrolit bozukluğu
hipermarket :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
mercatus (ticaret, pazar yeri) (lat.); marché (fra.); market (ing.) * çok
çeşitli ürünleri tek çatı altında geniş alanlarda sunan, genellikle otoyol
kenarlarında veya şehir dışlarında yer alan büyük ölçekli perakende satış
mağazası türü
hipermetrop :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + metros, metron
(ölçü) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * göz küresinin
normalden kısa olması veya kornea kırıcılığının yetersiz olması nedeniyle
yakındaki nesneleri net göremeyip uzaktakileri daha iyi görebilen göz yapısı,
uzak görüşlü
hipermetropi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + metros, metron
(ölçü) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) * hipermetrop özelliği arzetme
hiperminezi : gre.
* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + meninx (beyin ve
omuriliği saran zar (membran) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * menenjitin
belirtilerinden biri olarak ortaya çıkan beyin ve omuriliği çevreleyen zarların
aşırı hassasiyeti veya iltihabı durumu
hipermorf :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + morphe,
morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * aşırı gelişmiş; normal (yabanıl) tipe
göre etkinliği veya işlevi azalmış ancak tamamen kaybolmamış olan mutant bir
gen veya alel
hipermotilite :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
motilitas (hareketlilik) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak,
kıpırdamak) + tilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve
durum eki) ) (lat.) * normalden fazla veya aşırı hareketlilik durumu;
genellikle sindirim sistemi kaslarının aşırı hareketiyle karakterize fizyolojik
veya patolojik hal
hipernatremi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + natrium
(sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genellikle su kaybı,
dehidrasyon veya elektrolit dengesizlikleri sonucu oluşan kanda normalden
yüksek sodyum (Na⁺)
iyonu seviyesinin bulunması durumu
hipernova :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
novus (yeni) + a (dişil isim eki) (lat.) * çok büyük kütleli yıldızların
yaşamlarının sonunda gerçekleşen, normal süpernova patlamalarından çok daha
yüksek enerji açığa çıkaran ve çoğunlukla uzun süreli gama ışını patlamalarıyla
ilişkilendirilen olağanüstü güçlü yıldız patlaması
hiperoksalüri :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
oxalis (ekşi yonca bitkisi) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik,
üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * idrarda normalden
fazla okzalat (oksalik asit tuzu) bulunması durumu; böbrek taşı oluşumuna yol
açabilen bir metabolik bozukluk
hiperon :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + on
(parçacık/tanecik eki) * proton ve nötrondan daha büyük kütleli, en az bir
garip (strange) kuark içeren ve üç kuarktan oluşan baryon sınıfına ait kararsız
atom altı parçacıkların genel adı
hiperopi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ops, opsis
(göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * göz
küresinin normalden kısa olması veya kornea kırma gücünün yetersizliği
nedeniyle uzağı net, yakını bulanık görebilme durumu, hiperopya
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder