27 Eylül 2026 Pazar

heptil - hiperopi

heptil : gre. * heptane (hepta (yedi) + ane (alkan eki) ) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) * alkan serisinden renksiz bir sıvı hidrokarbon olan heptandan türeme izomerik alkil radikali (C7H15)

hepyek : tür., far. * hep (daima, devamlı, sürekli; tüm, bütün olarak) (tür.) + yek (bir, tek) (far.) * iki zar atıldığında ikisinin de “bir” gelmesi durumu, birbir

her : far. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) * tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi

her bir : far., tür. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) (far.) + bir (tek, yek, 1) (tür.) * bir topluluğu oluşturan varlıkların veya unsurların bütününe gönderme yaparken, aynı zamanda bu unsurların ayrı ayrı, teker teker ve istisnasız olarak ele alındığını vurgulayan bir belgisiz sıfat tamlaması, ayrı ayrı hepsi

hera : gre. * hera (mevsim, yıl) * Yunan mitolojisinde kadınların koruyucusu, evlilik ve aile tanrıçası, Zeus’un eşi (kök anlam “doğurganlık” bağlamında)

heracleum : gre., lat. * herakles (hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) ) (gre.); heracleum (lat.) * şemsiye çiçekliler (Apiaceae) familyasından, bazı türleri tıbbi veya toksik etkili olan otsu bitki cinsi (örneğin devasa boyutlu "ayı pastırması" otu)

herakles : gre. * hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) * Yunan mitolojisinde Zeus ve Miken kralının kızı Alkmene'nin oğlu ve Amfitrion'un üvey oğlu olan karakter, Herkül

herb : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) * tıbbi veya aromatik amaçla kullanılan ot veya bitki

herba : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) * tıbbi veya aromatik amaçla kullanılan ot veya bitki

herbal : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * otlarla ilgili, otlardan oluşan, bitkisel, otsal

herbalist : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * bitkilerle tedavi konusunda uzmanlaşmış kişi; şifalı otları tanıyan ve kullanan kimse

herbarium : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + arium (yer ve durum eki) * bilimsel yöntemlerle doğadan toplanan bitkilerin kurutulup, karton üzerine yapıştırılarak ve belli bir düzen içinde saklandığı bitki koleksiyonu

herbaryum : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + arium (yer ve durum eki) * bilimsel yöntemlerle doğadan toplanan bitkilerin kurutulup, karton üzerine yapıştırılarak ve belli bir düzen içinde saklandığı bitki koleksiyonu

herbasöz : lat. * herba (ot, çim, çimen, bitki, yeşillik) + aceus (ile ilgili, -a ait) * odunsu doku oluşturmayan, yumuşak ve yeşil gövdeli, yaşam döngüsünü bir veya birkaç büyüme döneminde tamamlayan otsu bitkilere özgü veya bu özellikleri taşıyan

herbig-haro cisimleri : alm., ing. * Herbig (Alman asıllı Amerikalı gökbilimci George Howard Herbig) (alm.) + Haro (Meksikalı gökbilimci Guillermo Haro) (ing.) * yeni oluşmakta olan yıldızlardan yüksek hızla fırlatılan gaz akımlarının çevredeki yıldızlararası maddeyle çarpışması sonucu oluşan, parlak emisyon bölgeleri olarak gözlenen ve yıldız oluşum süreçlerinin incelenmesinde önemli ipuçları sağlayan gökcisimleri topluluğu

herbisit : lat. * herba (ot, bitki) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme), cidus (öldüren) * bitkileri, özellikle yabani otları yok etmek için kullanılan kimyasal madde (yabani ot ilacı)

herbivor : lat. * herba (ot, bitki) + vorare (yemek, mideye indirmek), vorus (yiyen) * yalnızca bitkiler, otlar, meyveler, yapraklar ve kökler gibi bitkisel besinlerle beslenen, ot yiyen canlı, otçul, bitki ile beslenen hayvan (örneğin sığır, geyik)

herc : ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) * karışıklık, karmaşa, kargaşa, düzensizlik, nizamsızlık

hercai : far. * hercai (değişken, kararsız, çapkın) (her (tüm, bütün, tümü, hepsi, her biri, tüm çeşitten) + cai (yer) ) * kararsız, sebat edemeyen, aşkta veya ilişkilerde vefasızlık eden, çabuk bırakan, daldan dala konan kimse; duyguları ve davranışları çabuk değişen, tutarsız, genellikle aşk hayatında sadakatsiz veya kaprisli kişi

hercai menekşe : far., gre. * hercai (duyguları ve davranışları çabuk değişen, tutarsız, genellikle aşk hayatında sadakatsiz veya kaprisli kişi) + monemvasia (tek girişli) (moni (tek) + emvasis (yaklaşma, giriş) ) (gre.); banafşe, benefşe (far.) * menekşegiller (violaceae) familyasına bağlı bir menekşe türü

hercules : gre. * herakles (hera (tanrıça Hera) + kleos (ün, şan, şöhret, nam) ) * Hera’nın şanı; Yunan mitolojisinde tanrı Zeus ile ölümlü Alkmene'nin oğlu olan, olağanüstü gücü ve kahramanlıklarıyla ünlü mitolojik figür (Latince karşılığı Hercules)

hercümerc : ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) + u (tamlama eki) + merc (birbirine karışma, yayılma, otlakta başıboş bırakılma) * birbirine geçmiş, dağınık veya çözülmesi güç, karışık, sorunlu veya anlaşılması güç, darmadağınık, karmakarışık, allak bullak, altüst, kargaşa, kaos

herç : ara. * herc (karışıklık, kargaşa, gürültülü hareket) * karışıklık, karmaşa, kargaşa, düzensizlik, nizamsızlık

heredite : lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım ve durum eki) * kalıtım, genetik olarak nesilden nesile geçen özellikler veya miras kavramı, ırsiyet, kalıtsallık

herediter : lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım ve durum eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); héréditaire (fra.) * genetik olarak nesilden nesile geçen, ırsi, kalıtsal, intikal eden

herek : ara., gre. * herek (ara.), haraki (tırmanıcı bitkilerin fidanlarına destek için dikilen ve fidanların bağlandığı kazık) (gre.) * asma, fasulye gibi sarılgan bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen sırık veya dik tutmak için taze fidanların bağlandığı değnek

hereke : ara., gre. * herek (ara.), haraki (tırmanıcı bitkilerin fidanlarına destek için dikilen ve fidanların bağlandığı kazık) (gre.) * ipek halılarında santimetrekare başına bulunan ortalama 100 düğüm için, her santimetreye dikeyde (çözgü üzerinde), yatayda (atkı üzerinde) 10 düğüm

heretik : gre. * hairesis (seçim, ayrılık, sapkınlık) (hairein (seçmek, tercih etmek, ayırmak, almak) + sis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * resmi dini öğretilere aykırı inanç veya görüşleri benimseyen, sapkın kişi veya bu görüşlere ait olan

hergele : far. * hargale (har (eşek) + gala, gale (sürü, kalabalık) ) * yaban eşeği; eşek sürüsü, sürü halinde eşek

hergiz : far., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) (far.) + giz (örtü, kapalı olma) (tür.) * asla, kat'iyen, hiçbir zaman, hiçbir şekilde

herhalde : far., ara., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) (far.) + hal (durum, vaziyet) (ara.) + de (-a doğru, yönelim, yan, yakın) * kesine yakın bir olasılıkla; koşullar ne olursa olsun, her durumda, kesin olarak

herhangi : far., tür. * her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) (far.) + kangı (hangisi, ne) (tür.) * özellikleri iyice bilinmeyen, belli olmayan, rastgele

herif : ara. * harf (kıyı, kenar, uç, sınır, sınır hattı; kelimeleri oluşturan karakterlerden her biri), harafa (çizmek, bozmak; meslek veya sanat icra etmek), hirfet (geçimi sağlayan iş, meslek, zanaat, sanat), harif (meslektaş, yoldaş) * sanatkar, meslek erbabı; bir mesleğe veya loncaya mensup olan kimse, meslektaş, yoldaş; adam (argo)

herifçioğlu : ara., tür. * herif (sanatkar, meslek erbabı; bir mesleğe veya loncaya mensup olan kimse, meslektaş, yoldaş; adam (argo) (ara.) + çi (yapan, eden eki) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * kızılan veya beklenmeyen bir işi yapan erkek

herik : tür. * herik (kaba, yapağılı) * Karadeniz'in geçit bölgelerinde yetiştirilen, beyaz renkli, kaba ve karışık yapağılı bir tür koyun

herise : ara. * harasa (havanda dövmek, ezmek), harisat (dövülmüş buğday ve etten yapılan bir yemek, keşkek) * az kavrulmuş un ve tavuk eti ile dövülerek yapılan, pelte kıvamında bir tür yiyecek, keşkek

heritabilite : lat. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım ve durum eki) + ibilis (mümkün olma, olabilirlik eki) + itas (isim yapım eki) (lat.); héritabilité (fra.) * bir özelliğin veya genetik faktörün ebeveynlerden sonraki nesillere aktarılabilme derecesini ifade eden ve genetik varyasyonun fenotip üzerindeki etkisinin ölçülebilirliği; genetik mirasın bir bireyin fiziksel, ruhsal, davranışsal özelliğindeki etki derecesi, kalıtılabilirlik

heritaj : lat , fra. * heres, hered (mirasçı; varis, kalıtım yoluyla alan) + itas (isim yapım ve durum eki) + gium (durum eki) (lat.); héritage (fra.) * varis, mirasçı; miras, kalıtım, mülk, kültürel değer, gelenek

herk : erm. * herk (tarlayı sürerek dinlenmeye bırakmak; tarla sürmek veya tarlayı ilk kez sürmek; toprağı sürme, sürülmüş arazi, nadas) * sürülüp işlendikten sonra toprağın mineral dengesini ve verimliliğini geri kazanması amacıyla bir yıl boyunca ekilmeden dinlenmeye bırakılan tarla, nadasa bırakılmış arazi;

herke : tür. * helke (kova, bakraç) * su, süt veya yoğurt gibi sıvıları taşımak ya da saklamak amacıyla kullanılan küçük bakır kova veya bakraç; su içilen küçük kap, maşrapa; yoğurt kabı; at arabası; sürülerek bırakılmış tarlaya ekilen tohum

herkes : far. * har, her (tüm, bütün, tümü, hepsi, bir bütündeki bileşenlerin teker teker hepsi) + kes (kişi, kimse) * bütün insanlar; bir yerde bulunanların hepsi

herkül : gre. * herakles (hera (tanrıça Hera) + kleos (ün, şan, şöhret, nam) ) * Hera’nın şanı; Yunan mitolojisinde tanrı Zeus ile ölümlü Alkmene'nin oğlu olan, olağanüstü gücü ve kahramanlıklarıyla ünlü mitolojik figür (Latince karşılığı Hercules)

hermafrodit : gre. * herma, hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) ) * Hermes ve Afrodit'in birleşiminden doğan mitolojik varlık; hem dişi hem erkek üreme organlarına sahip canlıları tanımlamak için kullanılan terim, erdişi, hunsa, çift cinsiyetli

hermafroditizm : gre. * herma, hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * çift cinsiyetlilik sendromu, interseksüalite

hermes trismegistus : gre. * herma, hermes (taş blok) + tris (üç kez) + megistus (büyük, yüce, ulu) * üç kere yüceltilmiş, üçkere kutsanmış taş blok; Yunan mitolojisine göre Zeus ve Maia'nın oğlu, Zeus'un habercisi, tanrıların en kurnazı ve hızlısı

hermetik : gre. * herma, hermes (taş blok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * simya, ezoterik felsefe ve kapalı sistemlerle ilgili; özellikle hava geçirmez, sızdırmaz, yalıtımlı

hermisyen matris : gre., lat. * herma, hermes (taş blok) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * karmaşık eşleniğinin transpozesi kendisine eşit olan matris; karmaşık sayıların konjüge transpozesi (adjungesi) kendisine eşit olan kare matris; genelleştirilmiş simetrik matris türü

hermitaj : lat. * hermitus (keşiş, yalnız yaşayan) + agium (isim yapım ve durum eki) (lat.); hermitage (fra.) * keşişin yeri, inziva yeri, manastır veya sessiz yaşam yeri, münzevi yaşam yeri

herni : lat. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * karın veya vücut boşluklarındaki dokuların zayıf noktalarının yırtılması sonucu organların dışarı çıkmasıyla oluşan fıtık durumu

herni diskal : lat., gre. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, disk) (gre.); discus (lat.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * omurlar arasında bulunan intervertebral disklerin jelatinimsi iç kısmının dışarı doğru kayması, taşması ve çevresindeki sinir veya dokulara baskı yapması sonucu ortaya çıkan ve genellikle bel veya boyun ağrısına yol açan fıtık türü

herniasyon : lat. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) + tio (isim yapım ve durum eki) * fıtıklaşma, fıtık oluşumu

herniorafi : lat., gre. * hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * cerrahi olarak fıtığın bulunduğu bölgenin dikilerek onarılması işlemi

herodot : gre. * Hera (Yunan mitolojisinde tanrıça) + dotos (verilen, hediye edilmiş) * Hera tarafından verilen; MÖ 5. yüzyılda yaşamış ve özellikle Pers Savaşları’nı anlattığı eserleriyle tarihe önemli katkılar yapmış olan Yunan tarihçi

heron formülü : gre. * Heron (antik Yunan matematikçi ve mucit) (gre.) + formula (forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * bir üçgenin kenar uzunlukları bilindiğinde alanını, yarı çevre (çevrenin yarısı) ve kenar uzunlukları ile hesaplama yöntemi (üçgenin kenar uzunlukları a,b,c ve yarı çevresi u olmak üzere alanı; a(abc)=(u.(u-a) ) )

herpes : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) * Herpesviridae virüsü ve bu virüs kaynaklı, ciltte veya mukozada kabarcıklar, lezyonlar halinde yayılan viral enfeksiyonlar

herpes genitalis : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); genitus (doğmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, ait) (lat.) * ciltte ve mukozalarda ağrılı kabarcıklar ile karakterize genital bölgede görülen, Herpes simplex virüsü (HSV) kaynaklı bulaşıcı ve tekrarlayıcı viral enfeksiyon

herpes labialis : gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) (gre.) + labium (dudak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dudaklarda ortaya çıkan, genellikle Herpes simplex virüsü tip 1 (HSV-1) kaynaklı, ağrılı ve tekrarlayıcı kabarcıklarla seyreden viral enfeksiyon

herpes zoster : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + zoster (kemer, kuşak, kayış, şerit) * varisella zoster virüsünün sebep olduğu ve daha önce su çiçeği geçirmiş kişilerde görülen, kuşak biçiminde sınırlı ağrılı döküntülerle seyreden, sinirleri tutan, vücudun tek tarafında deride su toplamış ağrılı kabartılarla seyreden viral enfeksiyon, zona

herpestidae : gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uzun gövdeleri, kısa bacakları, çevik hareketleri ve özellikle yılanlarla mücadele edebilme yetenekleriyle tanınan, Carnivora (etçiller/etoburlar) takımına ait olan memeli hayvan familyası, kuyruksürengiller, firavun fareleri (mangustlar)

herpetiformis : gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * herpes benzeri lezyonlar oluşturan veya herpes görünümünde olan dermatolojik rahatsızlıklar

herpetik : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * herpes virüslerinin neden olduğu enfeksiyonlara veya bu enfeksiyonların deri/mukozada oluşturduğu yayılma eğilimli lezyonlara ait

herpetofobi : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme), herpeton (sürüngen, emekleyen hayvan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yılan, kertenkele gibi sürüngenlerden duyulan anormal ve yoğun korku, sürüngen korkusu

herpetoloji : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme), herpeton (sürüngen, emekleyen hayvan) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yılan, kertenkele, kaplumbağa, kurbağa gibi canlıları morfolojik, ekolojik ve evrimsel açıdan inceleyen zooloji dalı, sürüngenler ve amfibiler bilimi

herrü : kür. * herro (git) * kötü bir olasılığın da göze alındığını anlatan, sonu ne olursa olsun anlamına gelen “ya herrü ya merrü” sözünden (“merro” (gitme) )

herschel krateri : ing. * herschel (İngiliz astronom ve fizikçi William Herschel'in soyadından) (ing.) + krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * Satürn'ün uydusu Mimas veya Mars üzerinde yer alan büyük çarpma kraterlerine verilen isim

hertz : alm. * hertz (Alman fizikçi Heinrich Hertz’in soyadından) * elektromanyetik dalgalar, ses ve mekanik titreşimler gibi periyodik olayların frekansını ifade eden, saniyede gerçekleşen döngü veya titreşim (frekans) sayısını ölçen SI birimi (hz) (frekans f=1/T; açısal frekans ω=2π/T=2πf)

hertzsprung-russell diyagramı : dan., ing. * Hertzsprung (Danimarkalı astronom Ejnar Hertzsprung) (dan.) + Russell (Amerikalı astronom Henry Norris Russell) (ing.) + diagramma (çizim, grafik, şekil, plan) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) ) (gre.) * yıldızların mutlak parlaklığı veya ışınım gücü ile yüzey sıcaklığı, tayf sınıfı veya renk göstergesi arasındaki ilişkiyi gösteren, yıldızların anakol, dev yıldız, süperdev ve beyaz cüce gibi evrimsel evrelerinin sınıflandırılmasını sağlayan astronomi diyagramı

herzal : far., yid. * herzal (balkon, çıkıntı, peyke) (far.); herzal (küçük geyik) (yid.), Herz (kalp, yürek) (alm.) * taşımacılıkta kullanılan, genellikle tarım ve inşaat alanlarında yük taşımak amacıyla tasarlanmış iki uzun kola sahip tekerleksiz el arabası, sedye benzeri ahşap taşıma aracı (Ardahan ağzı)

herze : far. * harz (saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz söz, boş söz) + e (isim yapım eki) * saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz söz, boş söz

herzevekil : far., ara. * harze, herze (saçma, münasebetsiz, beyhude, faydasız, münasebetsiz söz, boş söz) (far.) + vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) (ara.) * kendisini ilgilendirmeyen işlere karışan, her işe burnunu sokan (kimse); boşboğazlık eden, saçma sapan konuşan veya davranan (kimse)

hesap : ara. * hasaba (saymak, ölçmek, hesap etmek, tartmak; sanmak, zannetmek) * sayma, sayma, sayılarla işlem yapma, aritmetik; sayma, ölçme, değer biçme veya borç-ödeme gibi işlemleri ifade eden kavram, aritmetik

hesperaloe : gre. * hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is (isim yapım eki) + aloe (aloe bitkisi) * Batı Amerika'nın kurak bölgelerine özgü, Asparagaceae (kuşkonmazgiller) familyasından, aloe bitkilerini andıran uzun ve etli yaprakları, lifli yaprak yapısı ve gösterişli çiçek salkımlarıyla tanınan, kuşkonmazgiller familyasında yer alan bitki cinsi

hesperidin : gre., lat. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki elma bahçelerinin perileri olan nimfler) (gre. * hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is (isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.)

hesperidium : gre. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki elma bahçelerinin perileri olan nimfler) (hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is (isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Turunçgillerde görülen, dış kabuğu yağ bezleri içeren, iç kısmı sulu dilimlere ayrılmış ve çok sayıda salgı hücresi taşıyan özel meyve tipi

hesperiidae : gre., lat. * Hesperides (Yunan mitolojisinde batıda, gün batımı diyarındaki elma bahçelerinin perileri olan nimfler) (hesperos (akşam, batı, gün batımı) + is (isim yapım eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * genellikle küçük veya orta büyüklükte, gövdeleri güçlü, kanatları üçgen biçimli ve uçuşları hızlı olan, çoğunlukla gündüz etkinlik gösteren zıpzıp kelebeklerini kapsayan kelebekler familyası

hesperos : gre. * hesperos (akşam, batı, gün batımı) * antik Yunancada "akşam yıldızı" yani Venüs gezegeni için kullanılan terim; batı yönüyle ve gün batımıyla ilişkilendirilen mitolojik veya kozmik kavram

hess yasası : alm., tür. * Hess (İsviçreli kimyager Germain Henri Hess’in soyadından) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir kimyasal tepkimenin toplam entalpi değişiminin, tepkimenin kaç adımda gerçekleştiğinden bağımsız olarak, yalnızca başlangıç ve son durumlara bağlı olduğunu belirten termodinamik yasa

hesse matrisi : alm. * hesse (Alman matematikçi Otto Hesse’nin soyadından) + matris (ana, kaynak, rahim; sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu tablo; kalıp, kaynak yapı) + i (iyelik eki) (tür.) * bir skaler değerli fonksiyonun veya skaler alanın ikinci dereceden kısmi türevlerinden oluşan ve hesaplandığı noktada fonksiyonun grafiğinin eğriliğini ifade eden kare matris

hestia : gre. * hestia (ocak, evin kutsal ateşi, ev tanrıçası) * Yunan mitolojisinde evin, ailenin ve ocak ateşinin tanrıçası olarak bilinen tanrıça (Roma mitolojisindeki Vesta'nın karşılığı)

heşim : ara. * heşm, heşeme (ufalamak, kırmak, kesmek, ufalanmak, kırılmak) * ufalanmış, kırılmış, kesilmiş

heteroblastik : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili,-a ait) * (aynı bitki veya organizma) gelişimi sırasında oluşan yaprak, sürgün veya diğer organları biçim, büyüklük veya yapısal özellikler bakımından birbirinden belirgin biçimde farklılaşan

heterodontiformes : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ön ve arka dişleri biçim ve görev bakımından birbirinden farklılaşmış, güçlü çiğneme yeteneğine sahip diş yapılarıyla tanınan boğa başlı köpekbalıklarını kapsayan köpekbalıkları takımı

heterodupleks : gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) + duplex (çift, iki katlı) (duo (iki, çift, ikili) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) (lat.) * moleküler biyolojide, farklı iki DNA veya RNA zincirinin karşılıklı baz eşleşmesiyle oluşturduğu çift sarmal yapı

heterofil : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phyllon (yaprak) * aynı bitki bireyinde veya aynı sürgün üzerinde çevresel koşullara, gelişim evresine veya yapısal farklılaşmaya bağlı olarak biçim, büyüklük veya görev bakımından birbirinden farklı yapraklar bulunan

heterofili : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerin kendilerinden yaş, cinsiyet, kültür, inanç ya da sosyoekonomik düzey gibi çeşitli yönlerden farklı özelliklere sahip olan kişilerle iletişim kurma, ilişki geliştirme ve çeşitlilik barındıran sosyal gruplar oluşturma eğilimi (homofilinin zıttı)

heterofilöz : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * farklı yapraklı, çeşitli yaprak yapısına sahip, farklı yaprak tipleri taşıyan, heterofili gösteren

heterofoni : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * müzikte aynı melodinin farklı varyasyonlarının eşzamanlı olarak çalınması veya söylenmesiyle oluşan çok seslilik türü

heteroforya : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + phoria (taşıma, yönelme, duruş) (pherein (taşımak, getirmek, götürmek), phoros (taşıyan, getiren; taşıma, getiren) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kaslarının koordinasyonunda bozukluk sonucu, gözlerin normal hizalanmasından sapma durumu; özellikle bir gözde gizli kayma; binoküler (iki gözü kullanma) görme refleksi ile gizli kalan göz kayması

heterojen : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * farklı türlerden veya bileşenlerden oluşan, homojen olmayan, karışık yapıda olan

heterojenite : gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * farklı türlerden veya bileşenlerden oluşma, homojen olmama, karışık yapıda olma, heterojenlik, heterojen olma özelliği

heterokromi : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + chroma (renk) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * farklı renklerin bir arada bulunması durumu; özellikle göz irisinde iki farklı rengin bulunması şeklinde görülen genetik veya tıbbi durum

heterokroni : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + khronia (khronos (zaman, vakit, süre) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir organizmanın gelişiminde olayların veya süreçlerin normal zamana göre daha erken veya daha geç gerçekleşmesi durumu

heterolog : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * biyolojide genetik veya fonksiyonel olarak farklı kökenden gelen, aynı türe ait olmayan veya farklı kaynaklardan olan yapı, doku veya gen anlamında kullanılan terim

heteromorf : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * farklı şekil veya biçimlere sahip olan, biyolojide veya jeolojide yapısal çeşitlilik gösteren organizma veya mineral türleri

heteromorfik : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili) * aynı tür veya sistem içinde yer alan yapıların, bireylerin veya evrelerin biçim, şekil veya morfolojik özellikler bakımından birbirinden farklı olma niteliği, farklı biçim gösteren, değişik şekilli olabilen

heteronim : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * yazılışı aynı olmayan fakat anlamı farklı olan kelimeleri ifade eden dilbilimsel terim; yazarın farklı kimliklerle yazdığı eserlerdeki takma adlarından her biri

heteronom metamerizm : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücudu oluşturan ardışık segmentlerin birbirinden farklılaşarak her bir bölümün belirli görevler üstlendiği, segmentlerin yapı ve işlev bakımından eşdeğer olmadığı bölümlenme biçimi

heteronükleer : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * farklı çekirdek türlerini içeren veya farklı atom çekirdekleriyle ilişkili olan; bir molekülde farklı türde atom çekirdeklerinin bulunduğunu belirten terim

heteroseksüalite : gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * karşı cinse duyulan cinsel ilgi veya yönelim; bireyin kendi cinsinden farklı bir cinsiyete karşı romantik veya cinsel çekim hissetmesi

heteroseksüel : gre., lat. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * karşı cinse ilgi duyan; kendi cinsinden farklı bir cinsiyete karşı romantik veya cinsel çekim hisseden

heterosiklik : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * farklı türde atomlardan (örneğin karbon ve azot) oluşan halkalı organik bileşiklere ait veya onlarla ilgili olan

heterosis : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * genetik olarak farklı iki ebeveynin birleşmesiyle oluşan melez (hibrit) bireyin, ana ve babasının ortalama değerinden daha yüksek verim, güç veya dayanıklılık gösterme durumu

heterospor : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * aynı tür içinde büyüklük ve görev bakımından birbirinden farklı iki tip spor üreten, mikrospor ve megaspor oluşturarak erkek ve dişi gametofitlerin ayrılmasına olanak sağlayan bitki veya bitki grubu; bitkilerde büyüklük, yapı ve cinsiyet bakımından birbirinden farklı iki ayrı tip spor (küçük erkek mikrospor ve büyük dişi megaspor) üreten bitki durumu

heterostili : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) + eia (isim yapım ve durum eki) * aynı bitki türü içinde çiçeklerin dişi organındaki stilus uzunluğu ile erkek organların konumu bakımından farklı çiçek tiplerinin bulunması ve bu farklılaşmanın yabancı döllenmeyi kolaylaştıran bir üreme uyumu olarak görev yapması durumu; bazı bitki türlerinde çiçeklerin dişi organ (stil) ve erkek organ (stamen) boylarının birbirinden farklı olması durumu

heterotik : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + ikos (ile ilgili,-a ait) * melez, farklı bileşenlerin birleşimiyle oluşmuş

heterotopi : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir dokunun veya organın normalde bulunması gereken yer dışında gelişmesi veya bulunması durumu; anormal yerleşim

heterotopik : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal yerinden farklı bir konumda bulunan doku veya yapıyla ilgili; anormal konumda yer alan

heterotrof : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * kendi besinini sentezleyemeyip organik maddeleri dışarıdan alan organizma; başkasından beslenen canlı

heterotrofi : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * organizmaların organik besinleri dışarıdan alarak beslenmesi durumu; kendi besinini üretemeyip dış kaynaklara bağımlı olma

heterotropya : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, çevrilme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kaslarının uyumsuzluğu nedeniyle bir gözün istemsiz olarak farklı bir yöne kayması durumu; istemsiz şaşılık

heterozigot : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + zugotos, zygotos (boyunduruğa vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein (birleştirmek, boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim yapım eki) ) * bir organizmanın aynı gen lokusunda farklı allellere sahip olması durumu; farklı allellerin bir arada bulunması

heterozis : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * genetik olarak farklı iki ebeveynin birleşmesiyle oluşan melez (hibrit) bireyin, ana ve babasının ortalama değerinden daha yüksek verim, güç veya dayanıklılık gösterme durumu

heuristik : gre. * heuriskein (bulmak, keşfetmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesin doğruluk yerine hızlı ve pratik çözümler üretmeye yarayan sezgisel düşünme yöntemi

heva : ara. * hava (düşmek, sevgiyi hissetmek, heveslenmek) * nefsani ihtiras, düşkünlük, sevgi, heves, arzu, (mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet tutkusu)

hevai : ara. * heva (nefsani ihtiras, düşkünlük, tutku, istek, arzu, sevgi, heves (mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet tutkusu) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nefsani arzulara düşkün, heveslere düşkün

hevan : ara. * hevene (kolay ve yumuşak olmak; değersizleşmek, hor, hakir, zelil olmak, aşağılıklaşmak, alçalmak, aşağı seviyeye düşmek) * değersizleşme, aşağılıklaşma, alçaklık, horluk, hakirlik, zillet

hevenk : far. * hev (asmak) + enk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asılı şey, sarkık, salkım, asılı olan, askıda olan, sarkık olan (hang, hängen (asmak, sarkıtmak) (ing., alm.) )

heves : ara. * hevs (dolaşmak, boş gezmek, oyalanmak), heves (gelip geçici istek, nefsin hoşlandığı, aklın değil nefsin meylettiği) * gelip geçici ruh hali, geçici arzu, fantezi, cinnet; boş şeylerle oyalanma

hevn : ara. * hana, hahuna (yumuşamak, sakinleşmek, ölçülü davranmak) * ağırlık, rahatlık, kolaylık, yumuşaklık, sakinlik, sükunet, ağırbaşlılık, sühulet; vakar; teenni; sükunet, sekine; rıfk; ufak şey; hor ve zelil olma

hexastylis : gre. * hexa (altı) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) * altı dişicikli çiçek yapısıyla ayırt edilen, Aristolochiaceae familyasından bir bitki cinsi

hey : ara., tür. * hay, hey, hayya, heyya (gelmek) (ara.); hey (dikkat çekme nidası) (tür.) * dikkat çekmek, çağırmak veya birini uyarmak amacıyla kullanılan kısa ünlem

heyamola : gre., ita. * egia, engys (yakın) + molos (rıhtım, iskele; dalgakıran) (gre.); hey (seslenme nidası) + molla (sal, gevşet, yumuşat) (ita.) * Osmanlı Türkçesinde şaşkınlık, hayret veya beklenmedik durum karşısında söylenen ünlem; “eyvah” veya “vah vah” anlamında; eskiden gemicilerin yelkenleri hep birlikte açarken veya hep birlikte kürek çekerken haydi çek, ha gayret anlamında kullandıkları ve bir ağızdan, yüksek sesle, makamla söyledikleri söz

heybe : ara. * hayb (torba, çuval) + e (isim yapım eki) * yük veya eşya taşımak için kullanılan torba, çuval, kumaştan yapılan büyük kese

heybet : ara. * hayba (korku, ürküntü, korku ve huşu duyma veya duyurma) + et (isim yapım eki) * görkem, büyüklük, korku ve saygı uyandıran ağır ve etkileyici görünüş veya tavır; heyecan ve saygı karışımı duygu

heyecan : ara. * hace, hayaca (harekete geçirmek, coşturmak, kabarmak, heyecanlandırmak, telaş etmek, çırpınmak, tozutmak, coşmak) + an (isim yapım eki) ) * telaş, çırpınma, tozutma, coşma; ruhsal veya fizyolojik olarak uyarıldığı, coşku, korku, sevinç veya merak gibi duygularla birlikte ortaya çıkan yoğun duygu durumu

heyelan : ara. * hayala (akmak, dökülmek, taşmak, yığılmak, dökülmek; eğilmek, meyletmek) + an (isim yapım eki) * yığın, yığılma, dökülme, döküntü; toprak kayması, yer kayması, kütle hareketi, zemin çökmesi

heyet : ara. * ha’a, hay’a, hayya’a (hazırlamak, düzenlemek, hazırlıklı hale getirmek, uygun duruma getirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıplamak) + et (isim yapım eki) * biçim, şekil, suret, görünüş, durum, görünüm; organizma, organizasyon, teşkilat, topluluk birlik teşkil eden şahıslar topluluğu, düzenli grup, komite, komisyon, konsey, kurul, meclis; gök ve yıldız ilmi, astronomi; duruş, durum vaziyet, keyfiyet; tabiat ve cibilliyet, bir şeyin cibilli vaziyeti; parçalardan oluşmuş bütün

heyhat : ara. * hayhat (üzüntü, hayal kırıklığı ifadesi) * üzüntü, hayal kırıklığı, ah çekme ifadesi

heykel : ara. * haykal (büyük yapı, abide, anıt, antik tapınak) * taş, metal, ahşap veya başka malzemelerden yapılan ve bir insan, hayvan veya nesnenin şekil ve suretini temsil eden üç boyutlu sanat eseri; yapı, abide, anıt, teşhir edilen şey (hake (sergen, teşhir ünitesi, sergi ünitesi) (ing.) )

heykeltraş : ara., tür. * haykal (büyük yapı, abide, anıt, antik tapınak) (ara.) + tıraş (kesme, düzeltme) (tür.) * heykel yapan kimse, heykel ustası, oyma sanatçısı

heyula : gre., ara. * hyle (tahta, ağaç; hammadde, Aristoteles felsefesinde şekillenmemiş madde, materia) (gre.); hayula (hayal, hayalet, korkutucu hayal) (ara.) * hayal, korkutucu görüntü, hayalet, korkunç şekil veya varlık

heyyin : ara. * ha’a, hay’a, hayya’a (hazırlamak, düzenlemek, hazırlıklı hale getirmek, uygun duruma getirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıplamak), hahuna, hana (kolaylaştırmak, hafifletmek, rahat yapmak) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer), havn (hafiflik, kolaylık, rahatlık, yumuşaklık; zorluk içermeme, kolaylık, elverişlilik) * kolay, hafif, basit, zahmetsiz, rahat yapılabilir, sühuletli

hezar : far. * hazar (bin) * bin; pek çok, bol; bülbül (“bin sesli” sembolizminden)

hezarfen : far., ara. * hezar (bin) + fen (ilim, fen) * pek çok farklı disiplinde engin bilgiye sahip olan kişi, polimat

hezec : ara. * hazaca (güzel sesle gazel, şarkı, türkü ve benzeri şeyleri söylemek, okumak; bu şekilde söylenmiş şarkı; genizden dalgalanarak çıkan hoş ve sevimli ses; bir Arap şiir ölçüsü ismi) * Arap şiirinde bir vezin türü, hece ölçüsü türü

hezel : ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı) * edebiyatta ciddi bir konuyu veya şiiri şakacı, alaycı ve mizahi bir anlatıma dönüştürmek ya da karşısındakini eğlendirip neşelendirmek amacıyla söylenen, zaman zaman açık saçık ve edep dışı unsurlar da barındırabilen söz, şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı

hezeran : ara. * hayzuran (kamış, bambu, esnek Hint kamışı) * tropik ülkelerde yetişen, esnekliği nedeniyle, yaprakları örme, mobilya, çit ve hasır yapımında kullanılan uzun yapraklı bir tür kamış, Hint kamışı, bambu, rattan

hezeyan : ara. * heza (sayıklamak) + yan (isim yapım eki) * sayıklama, boş ve anlamsız konuşma, abuk sabuk konuşma, saçma sapan sözler etme, saçmalama; anlamsız, saçma sapan, abuk sabuk söz

hezimet : ara. * hazama, hadama, haddama (yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak; yıkmak, harap etmek, çöktürmek; yenilmek, bozguna uğramak, başarısız olmak; sıkıştırmak, ezmek) + et (isim yapım eki) * yenilgi, bozgun, bozguna uğrama, mağlubiyet, başarısızlık; yıkım, ezilme, bozguna uğrama, harap olma, çöküş

hezl : ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı) * edebiyatta ciddi bir konuyu veya şiiri şakacı, alaycı ve mizahi bir anlatıma dönüştürmek ya da karşısındakini eğlendirip neşelendirmek amacıyla söylenen, zaman zaman açık saçık ve edep dışı unsurlar da barındırabilen söz, şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı

hezliyat : ara. * hazl, hezl (şaka, mizah, latife, alay, eğlence, gülmece, espri yapma davranışı) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * kaba şakalar, taşlamalar, yergiler, sövgüler içeren, alaylı dille yazılmış nazım türü

Hf : lat. * hafnium (Hafnia (Kopenhag şehrinin Latince adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 72 olan, periyodik tablonun 4. grubunda bulunan, korozyona dayanıklı ve yüksek erime noktasına sahip olan, nükleer reaktörlerde, süper alaşımlarda, mikroelektronikte ve seramik malzemelerde kullanılan bir geçiş metali element

Hg : gre., lat. * hydrargyrum (hydrargyros (sıvı gümüş, cıva) (hydor, hydros (su, sıvı) + argyros (gümüş) ) (gre.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 80 olan, periyodik tablonun 12. grubunda bulunan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan tek metal element olan, termometrelerde, ölçüm cihazlarında, floresan lambalarda ve tarihsel olarak çeşitli kimyasal uygulamalarda kullanılan element

hıçkırık : tür. * hıçkır (ani ve kesik soluk almak) + ık (isim yapım eki) * nefes alma sırasında diyaframın istemsiz kasılmasıyla oluşan ve tekrarlayan “hık” sesleriyle kendini gösteren fizyolojik olay; ani ve kesik kesik soluk alma

hıçkırmak : tür. * hıçkır (ani ve kesik soluk almak) + mak (fiil mastar eki) * nefes alma sırasında diyaframın istemsiz kasılmasıyla, tekrarlayan “hık” sesi oluşmak; ani ve kesik kesik soluk almak

hıdır : ara. * hıdr (yeşil, yeşillik, yeşeren yer) * yeşil, yeşillik, yeşeren yer; İslam mitolojisinde ve halk inançlarında hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaştığına, darda kalanların imdadına yetiştiğine, bolluk, bereket ve baharı müjdelediğine inanılan tasavvufi ve batıni bir şahsiyet

hıdiv : far. * hıdiv (eski, kadim, ulu, efendi, sahip, hükümdar, şah, padişah) * hükümdar, şah, padişah, vezir; Osmanlı Devleti döneminde Mısır valilerine verilen, sadrazamla eşit düzeydeki büyük vezir, başvekil veya vali

hıdr : ara. * hidr (yeşil) * su ile ilgili, su ile toprak yeşermesi (hydor, hydros (su, sıvı) (gre.); hydrogene, hydrogène (hidrojen) (ing., fra., alm.) )

hıdrellez : ara. * hıdr (yeşil, taze), Hıdır, Hızır (İslam ve halk inanışında yeşil giysili, bilge ve yardımsever ve yol gösterici kutsal kişi) + İlyas (el (ön ek) + yesa (yardım eden, destek olan) ); hıdrellezi (o yeşil olan; bahardaki yeşerme bağlamında) (hıdr (yeşil) + ellezi (o) ) * 6 Mayıs’ta kutlanan bahar bayramı, doğa ve bereket kutlaması; halk inancında darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ile İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gün

hıfz : ara . * hafaza (korumak, sakınmak, saklamak, muhafaza etmek) * koruma, sakınma, saklama, muhafaza; ezberleme

hıfzıssıhha : ara. * hıfz (koruma, sakınma, saklama, muhafaza etme; ezberleme) + el (ön ek, artikel) + sıhha (sağlık) * sağlık koruma, halk sağlığını koruma, hijyen ve sanitasyon işlemleri

hık : tür. * hık (sert nefes ve sümkürme sesi (ses yansımalı onomatopeik kelime) ) * insan veya hayvanların hıçkırırken, ani solunum hareketlerinde ya da yutkunma sırasında boğazdan veya gırtlaktan çıkardığı kısa sesin taklit edilmesiyle oluşan ses yansımalı bir kelime, sert nefes ve sümkürme sesi (ses yansımalı onomatopeik kelime), hıçkırık sesi

hıltan : ara. * halla (diş karıştırmak, diş temizlemek), hılla (diş otu), hilal (kürdan) * maydanozgiller familyasına ait, Akdeniz havzasına özgü, beyaz çiçekli, halk arasında özellikle meyvelerinin kurutulmasıyla elde edilen kürdan benzeri sert sapları diş temizliğinde kullanılan ve geleneksel tıpta böbrek taşı düşürme ile spazm giderici özellikleri için faydalanılan şifalı otsu bir bitki

hıltar : ara. * haltara (öfkelenmek, sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfkelenme, sinirlenme, kızma, hiddetlenme hali veya ani öfke patlaması, hiltar; keçi kılından yapılmış ip; düğüm; köpeklerin, davarların ve sığırların boyunlarına takılan ip, tasma veya kayış

hılye : ara. * hele (tatlı ve şirin olmak) + iye (isim eki) * süs, zinet, şirinlik, güzellik; özellikle Hz. Muhammed’in fiziksel ve ahlaki özelliklerini anlatan geleneksel yazılı veya görsel tasvir

hımar : ara. * hamara (örtmek, başını örtmek, saklamak) * örtü, perde; müslüman kadınların, başlarını ve göğüslerinin önünü örttükleri, ancak yüzlerini örtmedikleri bir eşarp, humr, humur (ç.)

hımbıl : tür. * hımb (uyuşukluk, atıllık, tembellik) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyuşuk, güçsüz, zavallı, tembel, aptal, budala, iş yapmayan (humble (alçak gönüllü) (ing., fra.) (anlam dejenerasyonu ile) )

hımhım : tür. * hım (ses yansımalı onomatopeik kelime) + hım * sesleri genizden, burundan çıkararak konuşan (kimse); sesleri genizden, burundan çıkararak

hımış : ara. * himş (kertme, kaşıma, çatlak veya kırık kenar) * eski Türk mimarisinde, özellikle kırsal yapılarda kullanılan, dikme ve payandalardan meydana gelen ahşap iskelet çatkı aralarının kagir malzemeyle (tuğla, kerpiç, taş, moloz) doldurulmasıyla oluşturulan duvar veya bina

hına : ara. * hinna (Akdeniz çevresine özgü, yapraklarından kırmızı boya elde edilen bitki, Lawsonia inermis) * şarkı söyleme; kına; hurma salkımı; hayvanın kösneyip erkek istemesi; naz, eda, sitem veya can sıkıcı ısrar

hınami : kür. * hınami (damat ve gelin ebeveynleri) (kür.); hınam (erm.) * damat ve gelinin anne ve babaları, dünür

hıncahınç : far. * hanc (hırıltı, feryat, orgazm nidası) + a (-a doğru, yönelim) + hanc (hırıltı, feryat, orgazm nidası) * ağzına kadar ve tıka basa dolu, tıklım tıklım, dopdolu

hınç : far. * hanc (hırıltı, feryat, orgazm nidası) (far.); hunch (sarsılma, itilme) (ing.) * gizli öfke, düşmanlık duygusu, kin, öfke, garez

hınıs : ara. * hıns (kale) * Erzurum’un bir ilçesi

hınk : ara. * hankara (acı ile inlemek, sızlamak) * acı, keder veya rahatsızlık nedeniyle çıkan kısa, kesik inleme ve sızlanma sesi

hınkır munkır : ara. * hankara (acı ile inlemek, sızlamak), hınkır (ağlayan, inleyen) + munkir (inkar eden, reddeden) * Türk mitolojisinde ve halk hikayelerinde, yakaladığı insanları önce boğarak öldüren sonra da yiyen bir canavar olarak tanımlanan doğaüstü kötücül bir yaratık

hınna : ara. * hinna (kına bitkisi ve boyası) * kına ağacının kurutulmuş yapraklarının dövülmesiyle elde edilen toz, kına (henna, henné, Henna (kına) (ing., fra., alm.) )

hıns : ara. * hanasa (yemini bozmak, ahdi bozmak, sözünü çiğnemek, ihanet etmek, sapmak, geri çekilmek, uzaklaşmak; günah işlemek) * inançtan veya doğrudan sapma, yüz çevirme; ahdi bozma; yeminden dönme, yalan yere yemin; günah işleme; döneklik veya ikiyüzlülük (mecazi), ahnas (ç.); yemin; ağır yük

hınzır : ara. * hınzır (domuz); hanazir (ç.) * şişen, kabaran; Suidae (Domuzgiller) familyasına ait, çift parmaklı toynaklılar arasında yer alan, iri ve tıknaz gövdeli, kısa boyunlu, burun ucunda kıkırdak yapılı bir disk bulunan, genellikle hepçil beslenen ve evcil, yabani veya yarı evcil türleri bulunan hayvanların genel adı

hır : tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sert, kaba, kızgın (ses yansımalı kelime) * boğuk, devamlı ve rahatsız edici ses; özellikle hayvanların çıkardığı hırıltı veya uğultu sesi

hıra : tür. * hıra (küçük, değersiz, ufak) * cılız, çelimsiz, zayıf; kimsesiz veya küçük, ortanca (çocuk); çok yiyen, obur (kimse)

hırbo : kür. * hirbo (kaba, terbiyesiz; adi kimse, ayak takımından olan, hergele) * iri yarı, kaba saba, görgüsüz, terbiyesiz ve davranışlarında saflık ya da sersemlik barındıran kişi, sert, kaba veya çetin kimse

hırçın : tür. * hır (sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + çın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * agresif, öfkeli, sinirli, kolay sinirlenen, huysuz kimse veya hayvan

hırdavat : far. * hırda (küçük, ufak; yemek artığı, kırıntı, döküntü) + vat (çoğul eki) * çeşitli küçük metal eşya, el aleti ve yapı işlerinde kullanılan ufak parçaları; yemek artıkları, kırıntılar, döküntüler (hardware, hoard (donanım, katı olan) (ing.) )

hırgür : tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + kür, gür (yiğit, mağrur, mücadeleci, kuvvetli, yoğun, güçlü) * geçimsizlik, kavga, tartışma

hırıldamak : tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + ıl (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * tiz, ıslık benzeri, boğuk ve sürekli ses çıkarmak

hırıltı : tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * akciğerlerdeki hava yolları daraldığında veya tıkandığında, nefes alışverisinde ortaya çıkabilen tiz ve ıslık benzeri boğuk ses

hırızma : tür.* hırızma (sert, kaba, aksi tavır veya huysuzluk) (hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + ızma (isim yapım ve araç eki) * denetim altında tutabilmek için, kimi azgın hayvanların dudaklarına veya burnuna geçirilen demir halka; genellikle kadınların burun kanadına taktıkları, altın veya gümüşten yapılmış, süslü halka

hıristiyan : gre. * hristos (mesheden, ovalayan, süren, yağlayan) + ianos (-cı, yapan, eden eki, ile ilgili) * Mesih İsa’yı takip eden, Hristiyanlık dinine mensup kimse

hırka : ara. * haraka, hark (yarmak, yırtmak) * ince veya baklava dikişli kumaştan üstlük; yırtık derviş giysisi; yünden veya kalın yün kumaştan yapılmış, tek parça ve önden açık, kollu üst giysisi; genellikle soğuktan korunmak için giyilen, kumaştan yapılmış ve kimileyin içi pamukla beslenmiş, ceket biçiminde üst giysisi

hırka-i şerif : ara. * hırka (bezden üretilmiş elbise) + i (tamlama eki) + şerif (saygın, onurlu, yüce, büyük, mukaddes, kutsal) * İslam peygamberi Hz. Muhammed’e ait olduğu rivayet edilen ve kutsal sayılan dış giysi veya örtü

hırkapuş : ara., far. * hırka (bezden üretilmiş elbise) (ara.) + puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ), puş (giyen, örten, gizleyen, saklayan) * hırka giyen, derviş

hırlamak : tür. * hır (ses, uğultu, titreşimli ve boğuk ses; sertlik, öfke, kabalık, kızgınlık) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sinirli, kızgın ve tehditkar boğuk ses çıkarmak (ses yansımalı onomatopeik kelime)

hırnik : kür., erm. * hırn (sümkürmek) (kür.) + ik (isim yapım eki) (erm.) * sümük, kurumuş sümük

hırpalamak : tür. * hırpa (yıpratmak, parçalamak; sertçe sallamak, sarsmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sertçe sarsmak, sertçe itip kakmak, zarar vermek, eziyet etmek

hırpani : tür., ara. * hırpa (yıpratmak, parçalamak; sertçe sallamak, sarsmak) (tür.) + ni (ile ilgili, gibi) (ara.) * eski, yıpranmış, bakımsız, döküntü halinde olan

hırs : ara. * harisa (çok istemek, aşırı arzulamak, tamah etmek) * yoğun, güçlü ve aşırı arzu, tamah, şiddetli arzu, aşırı istek (çoğunlukla mal, makam veya başarıya yönelik olarak)

hırsız : ara., tür. * hayr (seçme, seçim, tercih, tercih etme, karar verme; iyilik, doğruluk, fayda, yarar, sevap; erdem, üstünlük, nimet) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * başkasına ait malı gizlice ve yasadışı olarak alan kimse, çalan kişi

hırt : kür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) * güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz, asabi, görgüsüz, kaba, anlayışsız, sersem veya budala kimse

hırtapoz : kür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) + poz (son ek) * güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz, asabi, görgüsüz, kaba, anlayışsız, sersem veya budala kimse

hırtık : kür., tür. * hırt (yaşlı, kaba veya beceriksiz adam) (kür.) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * yabanı, vahşi, korkutucu yaratık, kötü ruh, canavar, doğaüstü varlık, cin; Türk mitolojisinde üst kısmının insan, alt kısmının hayvan şeklinde olduğuna inanılan, bedeni tüylerle kaplı, ayakları ters kötücül cin, yaratık

hırtlak : tür. * hırt (boğaz) + lak (isim yapım eki) * boğaz, gırtlak

hırtlamba : kür., tür. * hırt (güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz veya asabi kimse) (kür.) + lamba (ışık veren araç) * kaba saba, parlak veya dikkat çekici şekilde giyinen kimse; eski püskü giyinmiş, yırtık pırtık, perişan kılıklı (kimse)

hırtopoz : kür. * hırt (güçlü, kuvvetli, gürbüz, kaba, sert, haşin, huysuz veya asabi kimse) + poz (son ek) * sert, kaba, huysuz veya asabi kimse

hırvat : far., sla. * haha varta (dost, müttefik, koruyucu, muhafız), harvat (otlak/dağlık bölge sakini) (far.); hırvat (sla.) * dağ; dağcı, yaylalı; savaşçı, muhafız, yerleşik kabile insanı; Balkanlar'da yer alan Hırvatistan Cumhuriyeti'nin yerlisi olan, bu ülkede yaşayan veya kökeni bu ülkeye dayanan, Güney Slav grubuna mensup bir halkı ve bu halktan olan kişi

hırvatistan : far., sla. * haha varta (dost, müttefik, koruyucu, muhafız), harvat (otlak/dağlık bölge sakini) (far.); hırvat (sla.) + ska (yeri) (sla.), istan (yer ve mekan eki) (far.) * doğusunda Sırbistan, güneydoğusunda Bosna-Hersek, kuzeybatısında Slovenya, kuzeydoğusunda Macaristan ve güneyinde Karadağ ve Adriyatik Denizi bulunan Avrupa ülkesi

hırz : ara. * haraza (korumak, muhafaza etmek, saklamak, tahkim etmek, erişilmez ve güvenli kılmak) * korunan yer, sığınak, kale veya korunma sağlayan muska, dua, tılsım

hısam : ara. * hasama (kesmek, sona erdirmek, karara bağlamak) * kılıç, savaş aracı; düşmanlık, mücadele, çekişme, kavga; karanlığı, batılı veya düşmanı kesip atan keskin irade ve kat'i delil

hısan : ara. * hasan (güzel, iyi, hoş), hasna (güzellik, iyilik, hoşluk) * güzel kadınlar veya kızlar

hısan : ara. * hasuna (korunaklı olmak, güçlü/sağlam olmak, tahkim edilmek), hisan (güç, sağlamlık ve koruyuculuk) * soylu, damızlık veya iğdiş edilmemiş erkek at, damızlık erkek at, aygır

hışım : ara. * haşama (öfkeye kapılmak, hiddetlenmek, saldırmak, azarlamak) * ani öfke, hiddet, sert çıkış, saldırı, gazap, kızgınlık, hışm

hışırdamak : tür. * hışır (yaprak, kumaş vb. ince şeylerin çıkardığı sürtünme sesi) + mak (fiil mastar eki) * yaprak, kağıt, kumaş gibi ince nesnelerin birbirine sürtünmesiyle hafif, kesik sesler çıkmak

hışırtı : tür. * hışır (yaprak, kumaş vb. ince şeylerin çıkardığı sürtünme sesi) + tı (isim yapım eki) * hışırdama

hışm : ara. * haşama (öfkeye kapılmak, hiddetlenmek, saldırmak, azarlamak) * ani öfke, hiddet, sert çıkış, saldırı, gazap, kızgınlık, hışım

hıtta : ara. * hatta (indirmek, yükü hafifletmek, bir şeyi yukarıdan aşağıya bırakmak) * tövbe etme, günahtan arınma, Allah’tan bağışlanma dileme, günahlardan istiğfar etme; başkasının üzerinden suçluluğu kaldırma; diyar, yurt, ülke, memleket

HIV : ing. * human (insan) + immmunodeficiency (immün yetmezlik, bağışıklık yetmezliği) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) * insan bağışıklık hücrelerine nüfuz ederek bağışıklık sistemini zayıflatan ve fırsatçı enfeksiyonların görülmesine ve AIDS’e (Acquired Immune Deficiency Syndrome / Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) neden olan retrovirüs

hıvel : ara. * havala (göndermek, sevketmek, iletmek, yollamak) * gönderi, sevk, ileti, yollama, bir yerden başka yere intikal, tahavvül

hıyaban : far. * hıyaban (geniş cadde, bulvar) (hıya (yer, arazi) + ban (korunan, gözetilen yer) * geniş yol, büyük cadde, ağaçlı yol veya bulvar; iki tarafı düzgün ağaçlı yol veya bulvar

hıyanet : ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek, güveni bozmak) * sadakatsizlik etme, sözde durmama, ahde vefa etmeme, hıyanet etme, güveni kötüye kullanma, aldatma, güveni bozma, kötüye kullanma, hainlik

hıyar : ara. * hara (seçmek, tercih etmek; iyi bulmak), hiyera, hiyar (seçme, tercih etme; iyi bulma; salatalık) * seçim hakkı, tercih etme gücü; aptal kimse (mecazi); salatalık

hıyarağa : tür. * hıyar (salatalık) + ağa (bey, efendi, büyük kişi) * salatalık yetiştiren veya ticaretini yapan, salatalık üreticisi veya satıcısı; aptal, dangalak kimse (mecazi argo)

hıyarşembe : ara., far. * hıyar (salatalık) (ara.) + şembe (gün) (far.) * salatalık perşembesi; perşembe günü salatalık satışı yapılan veya perşembe gününe ait salatalıkla ilgili özel gün veya pazar; baklagiller familyasına ait, kahverengi meyvesi olan ağaç formunda bitki

hıyat : ara. * hata (dikmek, iki şeyi iplikle birbirine bağlamak), hayt, hiyat (ip, iplik, tel, şerit, bağ) * ip, iplik, tel, şerit, bağ, ibrişim; iğne

hıyfet : ara. * hafa (korkmak, ürkmek, ürpermek; gizlilik, gizleme) * korku, ürkme, ürperme; gizlilik

hıyn : ara. * hana (vakti gelmek, zamanı yaklaşmak, belirli bir an ortaya çıkmak) * zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an, hiyn

hız : far. * hız (çabukluk, sürat, güç, şiddet, ivme) * sıçrama, hamle, fırlama, kalkma; bir hareketlinin belirli bir zaman aralığında katettiği mesafenin veya bir işin gerçekleşme derecesinin zamana oranını ifade eden, fizikte skaler bir büyüklük (v = a.t formülüyle ifade edilir. (v (hız), a (ivme), t (zaman) )

hızan : ara., kür. * hızan (hazine, depo, muhafaza yeri; hizmetçi, uşak, korunan kimse) (ara.); hezan (sonbahar, dökülen, fakir düşmüş) (kür.) * yoksul, muhtaç, sefil kimse veya terbiyesiz, görgüsüz, hırpalanmış çocuk/genç; açgözlü, cimri; tembel

hızar : tür. * hazara (kesmek, doğramak) * kesme, doğrama amacıyla kullanılan büyük dişli testere veya ağaç kesme aracı

hızır : ara. * hidr, hizr (yeşillik, yaş meyve ve sebze) * Kuran’da adı geçen, İslam geleneklerinde yer alan, ölümsüz olduğuna ve darda kalanların yardımına koştuğuna inanılan bir ulu şahsiyet, kutsal kişi

hızlan : ara. * hazala, hadala (yardımsız bırakmak, yüzüstü bırakmak, destek olmamak, terk etmek, ihanet etmek) * yardımsız kalma, terk edilme, yüzüstü bırakılma, başarısızlık, yalnız başına kalıp zelil olma, yardımcısız kalma, rezil olma, rüsvaylık; aşağı düşme; muavenetini, yardımını terk etme; muhafaza ve rahmet-i İlahiyeden mahrumiyet

hızma : ara. * hazama (bağlamak, kuşatmak, kemerlemek), hizam (kuşak, kemer, bağ) * burun derisi delinerek burun deliğine takılan halka biçimli süs eşyası, bir tür piercing

hızy : ara. * ahza, hazy (rezil etmek, utandırmak, küçük düşürmek, rüsvay kılmak) * rezillik, utanç, aşağılanma, küçük düşme durumu, horluk, hakirlik, zillet, züll; sırrı faş olmuş, rüsvay olmuş kimse

hi : gre. * hi, chi, khi (Χ χ) * YUnanca alfabenin yirmi ikinci harfi Χ χ

hi : ara. * hi (خ) * Arapça alfabenin yirmi dördüncü harfi

hi : ara. * hi, hu (o) * üçüncü tekil şahıs işaret zamiri, o

hiatal herni : lat. * hiatus (ayrıklık, açıklık, boşluk) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * mide fıtığı; midenin üst kısmının diyaframdaki hiatus adı verilen açıklıktan göğüs boşluğuna doğru kayması durumu, diyafram açıklığı fıtığı

hib : ara. * haba’a (gizlemek, saklamak, bir şeyi gözden uzak tutmak) * gizli şey, saklanan nesne, sır

hibab : ara. * habba (sevmek), habib (sevilen, sevgili), hubb (sevgi); habb (tohum, tane, çekirdek) * dostluk, sevme; tohumlar, ttaneler; haplar

hibakuşa : jap. * hi (maruz kalmak, uğramak) + baku (patlama, infilak) + sha (kişi, kimse; yapan, eden) * Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından sağ olarak etkilenen ve radyasyona maruz kalan kişi; nükleer saldırı sonrası hayatta kalan mağdurlar için kullanılan terim

hibbertia : lat. * Hibbert (İngiliz botanikçi George Hibbert) + ia (isim yapım eki) * sarı çiçekli çalıları kapsayan, Dilleniaceae familyasından bir bitki cinsi

hibe : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek) * bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi

hibernasyon : lat. * hibernare (kışlamak) (hiber (kış) + nare (fiil masatar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bazı hayvanların metabolizma faaliyetlerini yavaşlatarak kış boyunca uyku hâlinde kalması; kış uykusu

hibiscus : lat. * hibiscus (ebegümeci) * büyük ve gösterişli çiçekleriyle bilinen, Malvaceae familyasından bir bitki cinsi

hibiskus : gre. * hibiskos (ebegümeci, yumuşak yapraklı şifalı bitki) * ebegümecigiller familyasından, genellikle süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve ılıman iklimlere özgü bir bitki cinsi

hibrid : lat. * hybridus (melez, karışık kökenli, farklı soyların birleşiminden oluşan, melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * genetik olarak farklı iki bireyin, türün, ırkın veya çeşidin çaprazlanması sonucunda ortaya çıkan, ebeveynlerinden alınan özelliklerin birleşimini taşıyan organizma, melez; iki farklı sistemin, malzemenin veya özelliğin bir araya gelerek oluşturduğu tekil yapı

hibridizasyon : lat. * hybridus (melez, karışık kökenli, farklı soyların birleşiminden oluşan, melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek anlamında fiil yapım eki) + tio (isim yapım eki) * genetik veya biyolojik bağlamda, iki farklı genotipin veya türün birleştirilmesiyle melez bireylerin veya özelliklerin oluşturulması süreci, hibridleştirme, melezleştirme

hibrit : lat. * hybridus (melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * farklı türlerin veya çeşitlerin çiftleşmesi sonucu oluşan canlı veya nesne, melez

hicab : ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek; örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü, perde; setreme, gizleme; utanma, kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilme

hicabi : ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek; örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü ile ilgili, kapanma ile ilgili, gizleme ile ilgili, saklama ile ilgili, sakınma ile ilgili; örtünen, saklanan, gizlenen, sakınan, utanan; erkek ismi

hicac : ara. * haca, haca’a (coşmak, kabarmak, taşmak, şiddetle yükselmek veya akmak; olgunlaşmak) * coşkunluk, taşkınlık, şiddetli akış veya yükseliş durumu; olgunlaşma

hicac : ara. * hacca (kanıtlamak, ispat etmek, gerekçelendirmek), huccet (delil, ispat, kanıt) * delil, ispat, kanıt, senet göstererek muaraza ve mübahase eyleme; göz çukuru ve kaş kemiği

hicap : ara. * hacaba (araya girmek, mani olmak, birinin bir yere girmesini engellemek; örtmek, perdelemek, gizlemek, saklamak) * örtü, perde; setreme, gizleme; utanma, kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilme

hicaz : ara. * hacaza (sınır koymak, ayırmak, engellemek) * engel, sınır, hudut; Mekke ve Medine’yi kapsayan kutsal topraklar; Türk musikisinde, karar perdesi rast veya dügâh olan; karakteristik olarak küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıkları içeren, hicaz dizisi temelinde inici çıkıcıları ve zengin süslemeleriyle melankolik, içli ve mistik bir ifade taşıyan bir makam

hicaz-acem : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + acem (İranlı; yabancı) * Türk musikisinde hicaz makamı ile acem makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi acem (do diyez), güçlü perdesi nevâ (re), hicaz ve acem dizilerinin karakteristik aralıklarını (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) birleştirerek hüzünlü, mistik ve ince nüanslarla zenginleştirilmiş bir birleşik (mürekkep) makam

hicaz-aşiran : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde hicaz makamı ile aşiran makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi aşiran (sol), güçlü perdesi nevâ (la), hicaz dizisinin tipik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile aşiran dizisinin özgün ses yapısını harmanlayan, melankolik ve içli, zengin süslemeli bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-buselik : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) (ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, hicaz makamı ile buselik makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi buselik (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol), hicaz dizisi aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ve buselik dizisi yapısını birleştirerek melankolik, zengin süslemeli ve akıcı bir seyir sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-büzürk : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile büzürk makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi büzürk (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile büzürk dizisinin özgün ses yapısını birleştirerek melankolik, derin ve süslemeli bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-dilkeş : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + dilkeş (gönül çekici, gönül cezbedici, gönül çeken) (dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici, taşıyan) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile dilkeş makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi dilkeş (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile dilkeş dizisinin özgün yapılarını harmanlayarak melankolik, içli ve süslemeli zengin bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam

hicazeyn : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + eyn (iki) * iki hicaz; Türk musikisinde hicaz ile aşiran makamlarının birleşiminden oluşan, karar perdesi genellikle nevâ olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile zenginleşmiş, daha geniş ve karmaşık melodik yapıya sahip bir birleşik (mürekkep) makam

hicaz-gerdaniye : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile gerdaniye makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi gerdaniye (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz ve gerdaniye dizilerinin tipik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ve süslemeleriyle zenginleştirilmiş, melankolik, akıcı ve derin duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-geveşt : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile geveşt makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi geveşt (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hivaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile geveşt dizisinin özgün melodik yapısını harmanlayarak duygusal, akıcı ve süslemeli ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-hüseyni : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + huseyn (hasan (güzel, hoş, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde hicaz makamı ile hüseyni makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi hüseyni (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hivaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile hüseyni dizisinin melodik yapısını birleştirerek duygusal, içli ve zengin süslemeler taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı garib : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + garib (tuhaf, yabancı) * Türk musikisinde hicaz makamı ile garib makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi garib (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile garib dizisinin özgün melodik yapısını birleştirerek melankolik, derin ve süslemeli bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam

hicaz-ı hümayun : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + humayun (yüce, ulu, büyük, kutsal, muhteşem, mübarek, padişaha ait) (huma (yücelik simgesi Huma kuşundan) + yun (ile ilgili, gibi) ) * Türk musikisinde hicaz makamı ile humayun makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi rast (do), güçlü perdesi nevâ (re), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile hüseyni ve hicaz motiflerini birleştirerek zengin süslemeli, duygusal ve içli ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı isfahan : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) (ara.) + isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile isfahan makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi isfahan (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile isfahan dizisinin melodik yapısını birleştirerek melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı muhalif : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + muhalif (karşıt) * Türk musikisinde hicaz makamı ile muhalif makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi muhalif (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını muhalif dizisinin özgün ses yapısıyla harmanlayarak melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı rekb : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + rekb (atlı alayı, süvari takımı; diz ile vurmak) * Türk musikisinde hicaz makamı ile rekb makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi rekb (genellikle re), güçlü perdesi neva (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile rekb dizisinin özgün melodik yapısını birleştirip melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

hicaz-ı reke : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + reke (ince, zarif, yumuşak; incelik, zarafet) * Türk musikisinde hicaz makamı ile reke makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi reke (genellikle rast üzeri bir perde), güçlü perdesi neva (re) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile reke dizisinin özgün yapısını birleştiren, melankolik, süslemeli ve içli bir ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı rumi : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + rumi (Rumla ilgili) * Türk musikisinde hicaz makamı ile rumi makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi rumi (genellikle dügâh - re), güçlü perdesi neva (mi), hicaz dizisinin karakteristik aralıkları olan küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci ile rumî dizisinin melodik yapısını birleştirerek doğu ile batı üsluplarını harmanlayan, süslemeli, içli ve dramatik bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı türki : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + turki (Türk ile ilgili) * Türk musikisinde hicaz makamı ile türki makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi genellikle dügâh (re), güçlü perdesi nevâ (mi) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile yerli (Türk) üslubun belirgin melodik motiflerini birleştiren, canlı ve etkileyici bir seyir izleyen, hem klasik hem de halk müziği repertuvarında yer bulan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı uşşak : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + uşşak (aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) * Türk musikisinde hicaz makamı ile uşşak makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi uşşak (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını uşşak dizisiyle harmanlayarak melankolik, içli ve zengin süslemeli bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ı-hicaz : ara. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + hicaz (engel, sınır hudut) * Türk musikisinde hicaz makamı ile hicaz makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi hicaz (re), güçlü perdesi nevâ (mi bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ve hicaz dizisinin özgün yapısını yoğun süslemelerle ve melankolik ifadeyle birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-ırak : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) + ı (tamlama eki) + ırak (uzak) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile ırak makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi ırak (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik aralıkları (küçük ikinci, büyük üçüncü, küçük yedinci) ile ırak dizisinin özgün melodik yapısını birleştirerek, melankolik, derin ve duygusal nüanslarla zenginleştirilmiş bir birleşik (mürekkep) makam

hicazkar : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * Türk musikisinde hicaz dizisinin genişletilmiş şeklini içeren, karar perdesi segâh (si koma), güçlü perdesi nevâ (re) olan; alt yapısında hicazkâr dörtlüsü (si koma-do-re diyez-mi) ve üst yapısında buselik beşlisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, zengin süslemelere açık, hüzünlü ve zarif bir ifade taşıyan bir makam

hicazkar-buselik : ara. far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde hicazkar makamı ile buselik makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi buselik (la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; alt yapısında hicazkar çeşnisi (la-si bemol-do diyez-re) ve üst yapısında buselik dizisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, zarif ve hüzünlü bir atmosfer sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicazkarı-kürdi : ara., far., tür. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) + kurd (Kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile kürdi makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi kürdî (re), güçlü perdesi nevâ (mi), alt yapısında hicazkâr dörtlüsü (re-mi bemol-fa diyez-sol) ve üst yapısında kürdî dizisi (sol-la bemol-si bemol-do-re) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hicazkâr makamının zarif ve hüzünlü havasını kürdî dizisinin durağanlığıyla birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-maye : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile maye makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi maye (do), güçlü perdesi nevâ (re) olan; alt yapısında hicaz dörtlüsü (do-re bemol-mi-fa) ve üst yapısında buselik beşlisi (fa-sol-la-si bemol-do) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hicaz makamının mistik ve hüzünlü karakterini maye perdesinin durgunluğuyla birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-nevruz : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile nevruz makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi nevruz (fa), güçlü perdesi nevâ (re) olan; alt yapısında hicaz dörtlüsü (fa-sol bemol-la-si bemol) ve üst yapısında buselik beşlisi (si bemol-do-re-mi-fa) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hicaz makamının hüzünlü ve zarif karakterini nevruz dizisinin parlaklığıyla birleştiren bir birleşik (mürekkep) makam

hicaz-selmek : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile selmek makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi selmek (genellikle dügâh - re civarı), güçlü perdesi nevâ (mi) olan; alt yapısında hicaz çeşnisi (örneğin re-mi bemol-fa diyez-sol) ve üst yapısında selmek dizisine özgü bileşenler bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hicaz makamının melankolik ve mistik havasını selmek dizisinin akıcılığıyla harmanlayan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-şehnaz : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şah, şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile şehnaz makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi şehnaz (genellikle si bemol), güçlü perdesi nevâ (re) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıkları ile şehnaz dizisinin özgün melodik yapısını birleştirip melankolik, süslemeli ve derin duygusal ifadeye sahip bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-zemzeme : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı, mırıldanma) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile zemzeme makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi zemzeme (genellikle la), güçlü perdesi nevâ (si bemol) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını zemzeme dizisinin özgün melodik yapısıyla harmanlayan, ince süslemeler ve hüzünlü ifadelerle zenginleştirilmiş bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-zengule : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zang (çan, zil, çıngırak) + ule (küçültme eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile zengule makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi zengule (genellikle re), güçlü perdesi neva (mi) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıklarını zengule dizisinin melodik yapısıyla birleştirip süslemelerle zenginleştirilmiş, duygusal yoğunluğu yüksek bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicaz-zirgule : ara., far. * hicaz (engel, sınır hudut) (ara.) + zirg (zil, çan, küçük çan, metal çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) (far.) * Türk musikisinde hicaz makamı ile zirgule makamının birleşimi veya geçişini içeren, karar perdesi zirgüle (genellikle re), güçlü perdesi nevâ (mi) olan; hicaz dizisinin karakteristik küçük ikinci, büyük üçüncü ve küçük yedinci aralıkları ile zirgüle dizisinin melodik yapısını birleştirerek hüzünlü ve süslemeli bir ifade sunan bir birleşik (mürekkep) makam çeşidi

hicec : ara. * hacca (yönelmek, kastetmek, bir yeri ziyaret etmek) * hac veya bir kez hacca gitme; yıl, sene, zaman dilimi (Hicri takvim bağlamında) (Arap geleneğinde zamanın yıllık hac dönemlerine göre hesaplanmasından ötürü "yıllar" anlamına gelmektedir.)

hiciv : ara. * hicv (alay etmek, yermek, iğnelemek, eleştirmek) * bir kişiyi, toplumu veya davranışı eleştirmek amacıyla, zekâ ve nüktedanlık kullanarak yapılan sözlü veya yazılı alay ve yergi; edebiyatta özellikle şiir ve düzyazıda toplumsal kusurları mizahi ve eleştirel bir dille ifade etme sanatı, yergi; alay etme, yerme, iğnele, alaycı şekilde eleştirme, alay, aşağılayıcı şiir

hicr : ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzak durmak, yüz çevirmek, bırakmak, ilgilenmemek, uzaklaşmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek; karşı gelmek) * yalnızlık, ayrılık, terk edilme, ayrılış, terk etme, uzaklaşma, yüz çevirme, ayrılma, çıkma, çıkış, göç; karşı gelme; Kur’an’ın 15. suresi

hicr : ara. * hacara (yasaklamak, engellemek, sınır koymak, men etmek, mani olmak), mahcur (yasaklanmış, engellenmiş, kısıtlanmış, kısıt altına alınmış, kısıtlı, sınırlanmış, sınırlı) * yasak, engel, men, sınır koyma, kısıtlama

hicran : ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek), hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + an (-ma, ile ilgili olma) * ayrılma, ayrılık; ayrılık acısı, kalp sızısı, sevilen bir şeyden veya kişiden uzak kalmanın verdiği derin üzüntü

hicret : ara. * hacara (terk etmek, çıkmak, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek), hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + et (durum eki) * ayrılış, ayrılma, terk etme, göç, çıkış

hicri : ara. * hacara (terk etmek, uzaklaştırmak, ayırmak, ayrılmak, göçmek, çıkmak), hicr (ayrılış, uzaklaşma, göç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göç ile ilgili, ayrılma ile ilgili, çıkış ile ilgili; Hz. Muhammed’in 622 yılındaki Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden İslami takvim sistemi (ay yılı esasına göre düzenlenmiş olup 1 yıl = 354 gün (12 ay × ~29,53 gün) olduğundan güneş yılına göre her yıl yaklaşık 10-11 gün daha kısa sürer.)

hicv : ara. * hacca (alay etmek, yermek, alaycı şekilde eleştirmek, taşlamak (mecazi) ) * yergi, alay, aşağılayıcı şiir

hicviye : ara. * hicv (alay, yergi, alaycı eleştiri, taşlama) + iye (durum eki) * bir kişiyi, kurumu veya durumu alaycı, iğneleyici ve yergi dolu bir dille eleştiren edebi tür; taşlama

hiç : far. * hiç (yokluk, var olmayan, mevcut olmama) * varlığın olmaması, yokluk; olumsuzluk bildiren zarf veya sıfat

hiççilik : far. * hiç (yokluk, var olmayan, mevcut olmama) + çi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lik (isim yapım ve durum eki) * varlığı, hayatı veya evreni anlamsız, değersiz ve boş gören, yokluk ve hiçlik düşüncesine dayalı felsefi anlayış, nihilizm

hidantoin : gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su) + antoin (üreyle ilgili bileşiklerden türetilmiş son ek) * üre ve amino asit yapılarından türeyen, özellikle epilepsi tedavisinde kullanılan, glikolik asit ve ürenin reaksiyonundan ortaya çıkan, imidazolidinin oksitlenmiş bir türevi olan renksiz heterosiklik bir organik bileşik (CH2C (O)NHC(O)NH)

hidatik : gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyla ilgili; içinde sıvı bulunan; özellikle "hidatik kist" teriminde, parazitlerin neden olduğu içi sıvı dolu kist

hidatit : gre. * hydor, hudros, hydros, hydatos (su, sıvı) + itis, idis, isis (iltihap, enfeksiyon, sorun, hastalık eki) * içi su dolu kese, küçük su kabarcığı; ekinokok (echinococcus) parazitinin neden olduğu, içi sıvı dolu kist

hidayet : ara. * hada, hid (yönlendirmek, yol göstermek, doğru yola iletmek), huda (yönlenme, yönlendirme, doğru yol, rehberlik, doğruyu gösterme) + yet (isim yapım eki) * yönlendirme, doğru yol gösterme, rehberlik, doğru yola iletme (guide (yönlendirici, rehber) (ing., fra.) )

hiddet : ara. * hadda (şiddetli olmak, sert davranmak, kaba olmak, sertleşmek), hadid (sert, katı, kuvvetli; keskin; demir) * öfke, kızgınlık, sertlik, şiddetli sinirlilik hali

hidir : ara. * hıdr (yeşil, yeşillik, yeşeren yer) * yeşil, yeşillik, yeşeren yer; İslam mitolojisinde ve halk inançlarında hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaştığına, darda kalanların imdadına yetiştiğine, bolluk, bereket ve baharı müjdelediğine inanılan tasavvufi ve batıni bir şahsiyet

hidiv : far. * hıdiv (eski, kadim, ulu, efendi, sahip, hükümdar, şah, padişah) * hükümdar, şah, padişah, vezir; Osmanlı Devleti döneminde Mısır valilerine verilen, sadrazamla eşit düzeydeki büyük vezir, başvekil veya vali

hidr : ara. * hidr (yeşil) * su ile ilgili, su ile toprak yeşermesi (hydor, hydros (su, sıvı) (gre.); hydrogene, hydrogène (hidrojen) (ing., fra., alm.) )

hidra : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) * Yunan mitolojisinde çok başlı su canavarı (Lernaean Hydra); zoolojide tatlı sularda yaşayan, rejenerasyon yeteneği yüksek, küçük omurgasız canlı türü (Hydra cinsi)

hidralazin : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + izine (kimyasal bileşik eki) * yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılan, ağız yoluyla veya damar içine enjeksiyon yoluyla verilen, kasları gevşeterek atardamarları genişleten damar genişletici (vazodilatör) ilacın etken maddesi (C8H8N4)

hidramniyos : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + amnion, amnios (zar, kese) * gebelikte amniyotik sıvının normalden fazla olması durumu

hidrasit : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * su ile birleşerek oluşan ve oksijen içermeyen inorganik asit türü; hidrojen ile bir metalsinin oksijensiz bileşiminden oluşan asit; su içeren veya suyla ilişkili asit

hidrasyon : gre., lat. * hydrare (hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + are (fiil mastar eki) (lat.) ) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin su molekülleriyle kimyasal veya fiziksel olarak birleşmesi; küçük moleküllü alkollerin elde edilmesi için kullanılan bir yöntem

hidrat : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * su molekülleri içeren bileşik veya madde; suyun kimyasal olarak bağlandığı bileşik

hidrazid : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * bir karboksilik asidin hidrazin ile reaksiyona girdiğinde ürün olarak açığa çıkan bileşik (-CO-NH-NH2)

hidrazon : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + azot (azot elementi (N) ) + on (keton belirteci) * farmasötik ve kimyasal sentezlerde kullanılan karbonil grubunun hidrazin ile oluşturduğu bileşik türü (R1R2C=NNH2)

hidrik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + arthron (eklem) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * su ile ilgili, suya doymuş veya su kaynaklı

hidroartroz : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + arthron (eklem) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * eklem boşluğunda aşırı miktarda eklem sıvısı (sinovyal sıvı) birikmesiyle karakterize edilen, şişlik ve ağrıya yol açabilen tıbbi durum

hidrobiyoloji : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su ortamlarında yaşayan canlıların biyolojisi; sucul ekosistemleri ve organizmaları inceleyen bilim dalı

hidrodinamik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyun hareketi ve bu hareketle ilgili kuvvetler bilimi; sıvıların dinamiği

hidroelektrik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * su gücü kullanılarak elektrik enerjisi üretilmesiyle yani suyun kinetik veya potansiyel enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesi ile ilgili

hidrofil : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * suyu seven, suyla kolayca etkileşen veya suyu çeken madde veya özellik

hidrofili : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * suyu sevme, suyla kolayca etkileşme veya suyu çekme özelliği

hidrofilik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) * hidrofil özelliği taşıyan

hidrofobi : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su korkusu, suya karşı aşırı korku veya tiksinti (kuduz hastalığında su içme ve yutkunmada güçlük olması nedeniyle tıpta kuduz hastalığı için de kullanılır.)

hidrofobik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyu iten, sudan kaçınan, suyla kolay karışmayan (özellik veya madde)

hidrofobisite : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + itas (olma durumu (lat.) * hidrofobik olma durumu

hidrofor : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + pherein (taşımak, getirmek, götürmek), phoros (taşıyan, getiren; taşıma, getiren) * su taşıyan cihaz veya sistem; su basıncını artırmak için kullanılan pompa sistemi

hidrograf : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * su kaynaklarının (nehir, göl, yeraltı suyu) dağılımını, debisini veya değişimlerini gösteren çizelge, harita veya ölçüm raporu; suyun dağılımını, akışını, özelliklerini inceleyen bilim dalı veya bu konuyla ilgili harita ve çizim yapan kişi

hidrografi : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su kütlelerinin (okyanus, deniz, nehir, göl) oluşumunu, dağılımını, derinliklerini, akışlarını, özelliklerini ve insan yaşamı üzerindeki etkilerini haritalama metoduyla inceleyen bilim dalı

hidrojen : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * atom numarası 1, simgesi H olan, suyun temel bileşeni olarak tüm evreni kaplayan ve evrenin cevheri olan kimyasal element (Hidrojen evrenin %75’ini oluşturur.)

hidrojen peroksit : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + per (aşırı) (lat.) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * saf haldeyken oldukça açık mavi renkte; sulandırıldığında ise renksiz hale gelen, viskozitesi sudan daha yüksek olan ve zayıf asidik özellik gösteren, dezenfektasyon, oksitleme, antiseptik üretimi ve roket yakıtı üretiminde kullanılan güçlü bir oksitleyici (H2O2)

hidrojenasyon : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + genare (doğurmak, oluşturmak, üretmek, meydana getirmek) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) are (fiil mastar eki) + atio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * doymamış organik bileşiklerin hidrojen eklenerek doymuş hale getirilmesi işlemi

hidrojenaz : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * suyun hidrojen üretimi veya kullanımı ile ilgili enzim

hidrojeoloji : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeraltı (groundwater) ve yüzeysuyu (surfacewater) kaynaklarının oluşumu, dolaşımı, kayaçlar arasındaki etkileşimi gibi dinamikleri inceleyen blim dalı

hidrokarbon : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (kömür, odun kömürü) (lat.) * sadece hidrojen ve karbon atomlarından oluşan organik bileşikler sınıfı

hidrokarbonat : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) ) (lat.) * karbonik asidin bir tuzu veya esteri, hidratlı bazik karbonat (HCO3−)

hidrokarbür : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + carbo, carbonis (kömür, odun kömürü) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) * yalnızca karbon ve hidrojen atomlarından oluşan organik bileşik; fosil yakıtların ana bileşeni (örneğin metan, etan, benzen) (CnH2n)

hidrokinon : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + quinon (ikinci dereceden keton grubu içeren organik bileşik) (lat.) * cilt lekelerini açmada ve oksidasyon tepkimelerinde kullanılan hidroksillenmiş kinon türevi aromatik bileşik (C6H6O2)

hidroklorik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hidrojen klorürün (HCl) sulu çözeltisi ilgili olan

hidroklorik asit : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * klor (Cl) elementinden türetilen ve suda çözünmüş hidrojen klorür (RNH2⋅HCl) içeren güçlü ve aşındırıcı mineral asit (HCl)

hidroklorotiazit : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + thia (kükürt) (gre.) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız, azot) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * böbreklerde sodyum ve suyun geri emilimini azaltarak ödem ve hipertansiyon tedavisinde kullanılan tiazid grubu bir idrar söktürücü (C7H8ClN3O4S2)

hidroklorotiyazid : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) * böbreklerde sodyum ve klorür geri emilimini azaltarak idrar oluşumunu artıran, yüksek tansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan tiyazid grubu diüretik ilacın etken maddesi (C7H8ClN3O4S2)

hidroklorür : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil, klor (Cl) ) (gre.) + ura (kimyasal madde eki) (lat.) * bir organik veya inorganik bileşiğin hidroklorik asit (HCl) ile oluşturduğu tuz (ilaçların tuz formunda daha stabil ve emilebilir hale getirilmiş halleri için kullanılır.)

hidrokodon : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kodein (haşhaş bitkisinden üretilen afyon alkaloidi) (kodeia (haşhaş başı, haşhaş kapsülü) + ine (kimyasal madde eki) ) (gre.) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * kodeinden türetilmiş, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olarak ağrı giderici ve öksürük baskılayıcı özellik gösteren, opioid grubu yarı sentetik ilacın etken maddesi (C18H21NO3)

hidrokortizon : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk, kabuk kısmı; korteks) + on (keton belirteci) (lat.) * böbreküstü bezlerinin kabuğundan doğal olarak salgılanan, iltihap giderici ve bağışıklık sistemi düzenleyici olarak tıbbi amaçlarla kullanılan kortikosteroid hormon (C21H30O5)

hidrokortizon butirat : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk, kabuk kısmı; korteks) + on (keton belirteci) + butyrum (tereyağı) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) hydrocortisone butyrate * böbreküstü bezlerinin kabuğundan doğal olarak salgılanan kortikosteroid hormon hidrokortizonun iltihap giderici ve bağışıklık sistemi düzenleyici olarak tıbbi amaçlarla kullanılan butirat tuzu veya ester formu olan türevi (C25H36O6)

hidroksiapatit : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + apatites (bir mineral grubu) (apate (aldatma, hile) + ites (element, kayaç ve mineral eki) ) (mineralin genellikle benzer mineralleri taklit edebilmesinden veya yanıltıcı olabilmesinden) * kalsiyum fosfat minerali formu, özellikle kemik ve dişlerin sert yapısının ana bileşeni olan su içeren kristal yapılı biyomateryel (Ca10(PO4)6(OH)2) )

hidroksietil nişasta : gre., far. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) ) + nişasta (dibe oturan şey, çökelti) (nişin (oturmak, çökelmek) + asta (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (far.) * nişastanın hidroksietil grupları ile modifiye edilmesiyle elde edilen, suda çözünebilen veya jel oluşturabilen, endüstride ve tıpta bağlayıcı ve kıvam artırıcı olarak kullanılan modifiye polisakkarit (C22H44O17; C6H10O5) m (C2H5O) n-)

hidroksikarbamit : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) gre.) + carbo, carbonis (kömür, odun kömürü) + amidum (amid, amid grubu) (lat.) * hidroksil (-OH) ve amide (-CONH2) grupları içeren, hücre anemisi tedavisinde kullanılan ilaç, hidroksiüre (CH4N2O2)

hidroksiklorokin : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) gre.) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) (gre.) + quinina (quin (Peru’daki Cinchona ağacı kabuğundan elde edilen ateş düşürücü alkaloid) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * sıtma, romatoid artrit ve lupus gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan, kinin türevi olan antienflamatuvar ve antiparazitik ilacın etken maddesi (C18H26ClN3O)

hidroksil : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ilis (grup eki) * kovalent bağ ile bağlanmış hidrojen (H) ve oksijen (O) atomlarından oluşan molekül (OH)

hidroksilaz : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ilis (grup eki) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * organizmalarda hidroksilasyon (bir moleküle -OH grubu eklenmesi) işlemini katalizleyen enzim türü

hidroksiprolin : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + prolin (prolin aminoasidi) * protein yapısında bulunan, özellikle kollajende yer alan ve hidroksil grubuyla modifiye edilmiş aminoasit türü (C5H9NO3)

hidroksit : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ides (bileşik eki) * bir hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan -OH anyonunu içeren, baz özelliği gösteren kimyasal bileşik

hidroksitriptamin : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + triptophan (bir amino asit) (tryptos (ezilmiş, kırılmış) + phanos (gösteren) ) (gre.) + amine (azot içeren organik bileşik) (lat.) * triptofan amino asidinden türeyen ve hidroksil grubu taşıyan, sinir sistemi üzerinde etkili nörotransmiter işlevi gören, mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren organik bileşik (örneğin “serotonin” doğal olarak vücutta bulunan bir hidroksitriptamin türevidir.) (C10H12N2O)

hidroksizin : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı, anksiyolitik ve antihistaminik etkileri olan, genellikle alerji, anksiyete ve bulantı tedavisinde kullanılan hidroksil grubu içeren bir piperazin türevi ilacın etken maddesi (C21H27ClN2O2)

hidroksokobalamin : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + cobalum (kobalt elementi, Almanca Kobalt üzerinden latinceleştirilmedir.) + amine (amina, azot içeren organik bileşik) (lat.) * B12 vitamini ailesinden, kobalt içeren ve hidroksil grubu taşıyan, pernisiyöz anemi ve siyanür zehirlenmesi tedavisinde kullanılan biyolojik aktif madde (C62H89CoN13O15P)

hidrolik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyun basınç ve hareket özelliklerinin enerji iletiminde kullanıldığı, suyla çalışan sistemlere ilişkin

hidroliz : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * suyun etkisiyle bir molekülün parçalanması veya kimyasal bağlarının kırılması, parçalanması olayı

hidrolog : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * suyun özelliklerini, hareketini ve dağılımını inceleyen bilim insanı veya uzman

hidroloji : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * suyun özelliklerini, hareketini ve dağılımını inceleyen bilim dalı

hidrometre : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + metros, metron (ölçü) * sıvıların yoğunluğunu veya özgül ağırlığını ölçmek için kullanılan alet

hidronefrotik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrarın böbrekte birikmesine bağlı olarak böbreğin şişmesiyle karakterize tıbbi durumla ilgili olan

hidronefroz : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrarın böbrekte birikmesine bağlı olarak böbreğin şişmesiyle karakterize tıbbi durum

hidronyum : gre., lat. * hydor, hudros, hydros, hydron (su, sıvı) + ion (yüklü parçacık, iyon) (gre.) + ium (kimyasal element ve iyon eki) (lat.) * Su molekülünün bir proton (H⁺) kazanmasıyla oluşan pozitif yüklü iyon (H3O⁺) ve sulu çözeltilerde asitlik belirleyici olarak görev yapan kimyasal tür

hidroponik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ponos (emek, zahmet, çaba; sıkıntı, yorgunluk; çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * topraksız, su bazlı besin çözeltileriyle bitki yetiştirme yöntemi

hidrops : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * vücutta anormal sıvı birikmesi sonucu oluşan şişlik veya ödem durumu

hidrosalpinks : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + salpinx (fallop tüpü) * fallop tüplerinde sıvı birikmesiyle oluşan tıbbi durum

hidrosefali : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kephale, kephalos (baş, kafa) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * beyin omurilik sıvısının (BOS) ventrikül yırtılması sonucunda kafatası içinde birikmesine bağlı olarak kafa içi basıncının artması ve buna bağlı olarak vücut fonksiyonlarının bozulmasıyla karakterize tıbbi durum

hidrosefalus : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kephale, kephalos (baş, kafa) * beyin omurilik sıvısının (BOS) ventrikül yırtılması sonucunda kafatası içinde birikmesine bağlı olarak kafa içi basıncının artması ve buna bağlı olarak vücut fonksiyonlarının bozulmasıyla karakterize tıbbi durum

hidrosel : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * testis torbasında sıvı birikmesi sonucu oluşan şişlik durumu

hidrosfer : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * dünyanın su tabakasını oluşturan küresel su kütlesi veya su katmanı, su küre

hidrosiyanik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + kyanikos (siyanürle ilgili) (kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * siyanür (CN-) içeren, genellikle hidrojen siyanür (HCN) ile ilişkili kimyasal bileşik veya özellik

hidroskopi : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sıvıların özelliklerini incelemek veya gözlemlemek için yapılan bilimsel yöntem veya işlem

hidrostat : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma, durağanlık, kararlılık istikrar) * sıvı basıncını ölçmek veya sabit tutmak için kullanılan cihaz veya düzenek

hidrostatik : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * sıvıların dengede ve hareketsiz olduğu durumları inceleyen fizik dalı veya bu durumlarla ilgili

hidrotalsit : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + talcite (yumuşak, ince taneli, magnezyum silikat içeren metamorfik kayaç türü) (talos (kavuk, sert kabuk) + ites (element, kayaç ve mineral eki) ) * su içeren, magnezyum ve alüminyum hidroksit katmanlarından oluşan yumuşak bir mineraloid, bir alüminyum silikat minerali türü (Mg6Al2(OH)16CO3.4H2O)

hidroterapi : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * suyun iyileştirici etkilerinden yararlanılarak yapılan tıbbi tedavi yöntemi

hidrotermal : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + thermos (ısı, sıcaklık) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yüksek sıcaklıktaki yeraltı sularının jeolojik süreçlerde mineral çökelmesi ve kayaç oluşumları üzerindeki etkileriyle ilgili

hidroton : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + tonos (gerilme, gerginlik) * kaslarda veya dokularda su dengesindeki değişikliklere bağlı olarak oluşan gerginlik veya sertlik durumu

hidrotoraks : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) * göğüs boşluğunda, genellikle akciğerlerin çevresinde sıvı birikmesi, plevral efüzyon

hidrotropi : gre. * hydro (su, sıvı) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * çözünmez cisimlerin suda çözünür duruma geçmesi

hidroüreteronefroz : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oureter (idrar borusu, üreter) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina (lat.) + eter (taşıyan, ileten) ) + nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrar akışının tıkanması sonucu üreter ve böbrekte sıvı birikmesiyle oluşan genişleme ve hasar durumu

hidrozadenit : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + adenos (bez, beze; gudde) + itis (hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab) * ter bezlerinin iltihaplanması durumu

hidrozol : gre. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + zole (alkol grubu (-OH), çözelti, süspansiyon eki) * su bazlı, kolloidal veya süspansiyon halinde bulunan çözelti türü

hidröz : gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * su içeren veya suyla ilgili olan, sulu

hidrür : gre., lat. * hydor, hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + aer (hava, gaz) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) * hidrojenle birleşerek oluşan bileşik, genellikle metalik olmayan elementlerle hidrojenin oluşturduğu kimyasal bileşik

hierakium : gre. * hierax (şahin) * yapraklarının keskinliğiyle ilişkilendirilen, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

hierofani : gre. * hieros (kutsal) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * teolojide ve dinler tarihinde kutsalın dünyada duyularla algılanabilecek bir biçimde tezahür etmesi veya kendini göstermesi

hif : gre. * huphe (ağ) * uzun, dallanma gösteren ipliksi bir mantar yapısı

hifa : ara. * hafa (zulmetmek, haksızlık etmek, baskı yapmak) * zulüm, haksızlık, baskı

hifaf : ara. * haffafa (donatmak, süslemek, çevrelemek, kuşatmak) * çevre, kenar, süsleme, kuşatma; tavaf etme; ziynet verme; yan, taraf

hifema : gre. * hypo (altında, aşağıda) + haima, haimat (kan) * travmaya bağlı olarak gözün ön kamarasında, yani kornea ile iris arasındaki boşlukta kan birikmesiyle (konjesyon) ortaya çıkan oftalmolojik durum

hiffet : ara. * haffa (hafiflemek, ağırlığı azalmak, incelmek), hafif (ağırlığı az, ince, az) + et (isim yapım eki) * hafiflik, incelik, azlık; akılsızlık; onurlu ve vakarlı olmamak, hoppalık, temkinsizlik

higgs bozonu : ing., hin., gre., tür. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’in soyadından) + bose (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından; kuantum alan teorisinde spinleri tam sayı olan taşıyıcı parçacıklar sınıfı) (hin.) + on (kimyasal ek) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * standart modelde temel parçacıklara kütle kazandıran Higgs alanının kuantumu olan ve mekanizmanın gözlenebilir sonucu ve kütlenin ortaya çıkışını açıklayan parçacık

higgs mekanizması : ing., tür. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’ın soyadından) (ing.) + mekhanismos (mekanizma) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * kuantum alan teorisinde, temel parçacıkların kütle kazanmasını sağlayan simetri kırılması süreci; Higgs alanı ile etkileşime giren parçacıkların, alanın vakum beklentisi yoluyla kütle edinmesini açıklayan mekanizma

higgsino : ing., lat. * higgs (İngiliz fizikçi Peter Higgs’ın soyadından) (ing.) + inus (küçültme ve süpersimetrik parçacık eki) (lat.); ino (ita.) * süpersimetri kuramlarında Higgs bozonunun fermiyonik süpersimetrik eşleniği olarak öngörülen, spin değeri 1/2 olan varsayımsal parçacık

high post : ing. * high (yüksek) + post (direk, sütun, kule) * basketbolda faul çizgisinin olduğu bölge veya oradaki oyuncu, yüksek post

higomenakis : gre. * higoumenakis (Yunan fizyolog George Higoumenakis'in soyadından) * doğuştan sifilizde görülen, sağ klavikulanın (köprücük kemiği) periostit (kemiğin en dış tabakasının iltihabı) sonucu tek taraflı sternoklaviküler (iman kemiğiyle (göğüs kemiği), köprücük kemiğinin eklem yaptığı yer) bölümünün kalınlaşması ve büyümesi

higrofil : gre. * hygros (nem, rutubet) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * nemi seven, nemli ortamda yaşayan veya nemle iyi uyum sağlayan organizma veya madde

higroma : gre. * hygros (nem, rutubet) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle eklemlerde veya dokularda sıvı birikmesiyle oluşan şişlik veya kist benzeri kitle

higrometre : gre. * hygros (nem, rutubet) + metros, metron (ölçü) * havadaki nem oranını ölçmek için kullanılan alet, nemölçer

higrometrik : gre. * hygros (nem, rutubet) + metros, metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nem ölçümü ile ilgili olan veya nem ölçen

higroskop : gre. * hygros (nem, rutubet) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * havadaki nem miktarını gözlemleyen, ölçen veya nem değişimlerini algılayan cihaz veya madde

higroskopik : gre. * hygros (nem, rutubet) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * havadaki nemi çekip tutabilen, nem tutma özelliğine sahip olan

higrostat : gre. * hygros (nem, rutubet) + statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma, durağanlık, kararlılık istikrar) * ortamın nem oranını sabit tutmaya yarayan cihaz veya düzenek

higrotropizm : gre. * hygros (nem, rutubet) + tropismos (yönelme, dönme, eğilim) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bitkilerin veya organizmaların nem kaynağına doğru yönelme tepkisi

hiʻiaka : haw. * hi'iaka (kollarda taşınan embriyo; kutsal çocuk) * Hawaii mitolojisinde Wikipedia volkan tanrıçası Pele'nin kız kardeşi olan ve hara, dans, tıp ve adacık bitkileriyle ilişkilendirilen önemli bir tanrıça

hijyen : gre. * hygeia (sağlık, sıhhat) (hygies (sağlıklı, sıhhatlı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + einos (durum eki) * sağlığı korumak amacıyla temizlik, bakım ve hastalıkların önlenmesine yönelik uygulamalar bütünü, sağlık ve temizlik kurallarına uygunluk

hijyenik : gre. * hygeia (sağlık, sıhhat) (hygies (sağlıklı, sıhhatlı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + einos (durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sağlığın korunmasına yönelik olan, temizliği ve hastalıkların önlenmesini amaçlayan, sağlığa uygun, hijyenik, temiz ve hastalıklardan koruyan

hik : ara. * haka (dokumak, kuşatmak, çevrelemek, sarıp sarmak) * tulum

hikaye : ara. * haka (anlatmak, aktarmak, taklit etmek, rivayet etmek, benzemek, nakletmek, kopyalamak) + iye (isim yapım eki) * gerçek veya hayali olayların belirli bir kurgu içinde anlatıldığı kısa edebi anlatı türü, bir olayın sözlü veya yazılı anlatısı

hikem : ara. * hikmet (sır; ilim, bilgi, bilgelik) * sırlar; ilimler, bilgiler, bilgelikler

hikemi : ara. * hikmet (sır; ilim, bilgi, bilgelik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hikmet ve düşünceye ait

hikikomori : jap. * hikikomoru (içe çekilmek, inzivaya çekilmek) (hiku (çekmek, dışarı çekmek) + komoru (izole etmek, yalıtmak, tecrit etmek) ) * içeri çekilme, hapsedilmiş olma, kendini toplumdan soyutlama, sosyal izolasyon

hikmet : ara. * hakeme (hükmetmek, hüküm vermek, karar vermek, yargıda bulunmak, bilgelik etmek; sağlamlaştırmak, güçlendirmek), hakim (yargıç), tahakküm (hüküm altına alma, kontrol altında tutma) * sır; ilim, bilgi, bilgelik

hiksos : mıs. * hekaukasut (yabancı hükümdarlar) (hekau (krallar, hükümdarlar) + kasut (yabancı) ) * Akdeniz'in Levant bölgesinden gelen Antik Mısır'daki bir Sami halkı

hilaf : ara. * halafa (aykırı olmak, zıtlaşmak, karşı gelmek, muhalefet etmek; ardından gelmek, arkasından gelmek, yerine geçmek, ikame etmek, takip etmek, sonradan gelmek) * aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme, arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme (half (yarı), halb (yarı) (alm.) )

hilafen : ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme, arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) * aykırı olarak, ters olarak, karşıt olarak, zıt olarak, ikili olarak

hilafet : ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme, arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) + et (isim yapım eki) * bir kimsenin ardından onun yerine geçme; İslam devletinde Peygamberin siyasi ve dini liderliğini devralan yönetim biçimi veya liderlik makamı

hilafıhakikat : ara. * hilaf (aykırılık, terslik, karşıtlık, zıtlık, ikilik; ardından gelme, arkasından gelme, yerine geçme, ikame etme, takip etme, sonradan gelme) + i (tamlama eki) + hakikat (gerçek) * gerçeğe aykırılık

hilal : ara. * halla (girmek, akmak, yayılmak, taşmak, inmek), halil (giren, akan, yayılan, inen) * giriş, akış, iniş, yayılma durumu

hilal : ara. * hilal (ara, aralık, aralanma; yeni ay, hilal) * ayın doğuşundan sonra görülen ince yay biçimindeki ay evresi; genellikle İslam kültüründe ay ve başlangıç simgesi

hilali ahmer : ara. * hilal (ara, aralık, aralanma; yeni ay, hilal) + i (tamlama eki) + ahmer (kırmızı) * İslam dünyasında Kızılhaç’a karşılık olarak kullanılan, savaş ve afet zamanlarında sağlık ve insani yardım hizmetleri yürüten uluslararası yardım teşkilatı

hilasi : ara. * halasa (arı olmak, arınmak, saflaşmak, temizlenmek, karışımdan kurtulmak, öz hale gelmek), halis (öz, saf, arı, katışık olmayan, katışıksız, katıksız; temiz, içten, sahici, özlü, içten, samimi) * zenci ile beyaz melezi (zıt anlamdan türeme)

hilat : ara. * hala (çıkarmak, soymak) * her türlü giysi, özellikle ödül ve onurlandırma için hediye edilen giysi; Osmanlı döneminde, padişahların, gönül almak veya ödüllendirmek için bir kimseye giydirdikleri, çok değerli bir kumaştan veya kürkten yapılmış kaftan; hükümdar veya vezirler tarafından bir kimseye, yaptığı başarılı bir işin karşılığındaki mükafat olarak giydirilen kaftan

hilayda : ara., gre. * hilal (kavis, yay) (ara.) + ilayda (yüce, yüksek, yüksek yerde olan) (ilay (yüce, yüksek, ulu, üstün) + da (isim yapım eki) * su perisi

hilbert küpü : alm. * hilbert (Alman matematikçi David hilbert’in soyadından) + küp (altı kare yüzü olan üç boyutlu geometrik şekil) + ü (iyelik eki) * açıklığı tüm uzayda yoğun olan ancak iç kısmı boş olan bir dışbükey küme; [0,1/n] (n=1,2,3,...) aralıklarının topolojik çarpımı

hilbert uzayı : ger. * hilbert (Alman matematikçi David Hilbert’in soyadından) + uzay (evren, kainat) + ı (iyelik eki) (tür.) * fonksiyonel analizde, iç çarpım tanımlı, tam metrik uzay olan ve modern matematikte kuantum mekaniğinin temelini oluşturan uzay türü

hilda : isk., nor. * hildr, hilda (savaş) * Jüpiter ile 3

hile : ara. * hala (aldatmak, yön değiştirmek, bir şeyi olduğundan başka göstermek, tuzak kurmak, düzen kurmak, kumpas kurmak, komplo kurmak, kurnazlık yapmak, sahtekarlık yapmak) * bir amacı gerçekleştirmek için yapılan kurnazca, yanıltıcı veya aldatıcı davranış, oyun, kumpas veya düzen, sahtekarlık, aldatma, tuzak, kumpas, komplo, kurnazlık, düzenbazlık, sahtekarlık

hilebaz : ara., far. * hile (aldatma, tuzak, kurnazlık, kumpas, düzenbazlık, sahtekarlık) (ara.) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * hileci, hilekar, hile yapan, aldatan, komplocu, sahtekar

hilekar : ara., far. * hile (aldatma, tuzak, kurnazlık, düzenbazlık, sahtekarlık) (ara.) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * hileci, hilekar, hile yapan, aldatan, komplocu, sahtekar

hiler : lat. * hilum (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bronşların yakınında akciğerlerin kökünde bulunan bir grup lenf düğümü

hilkat : ara. * halaka (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ibda etmek), halk (yaratılış, yaratma, oluşturma, şekil verme) kelimesinden türeme isim * yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik

hilkat garibesi : ara. * hilkat (yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik) + garib (tuhaf, yabancı) + e (durum eki) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * yaratılışı olağandışı, fiziksel veya yapısal olarak tuhaf görülen varlık veya kişi, tuhaf yaratık

hilkaten : ara. * hilkat (yaratılış, oluşum, tabiat, doğuştan gelen nitelik) + en (gibi, olarak) * yaratılış olarak

hilm : ara. * hilm (yumuşaklık, yumuşak olma, yumuşak huyluluk, sabır, ağırbaşlılık) * öfkeye kapılmadan, soğukkanlılıkla ve anlayışla davranma

hilmi : ara. * helme (yumuşamak), hilm (yumuşaklık, yumuşak olma, yumuşak huyluluk, sabır, ağırbaşlılık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yumuşak huylu, sabırlı, ağırbaşlı kişi; erkek ismi

hilozoizm : gre. * hylo (madde) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddenin canlı olduğunu, yaşayan bir varlık olduğunu savunan felsefi görüş

hilum : lat. * hilum, hilus (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) * organların (özellikle karaciğerin) içine kan damarlarının, sinirlerin, lenflerin ve kanalların girdiği veya çıktığı giriş kapısı ya da yarık

hilus : lat. * hilum, hilus (küçük çukur, girinti, fasulyenin çentiği) * organlarda damar, sinir ve lenflerin giriş-çıkış yaptığı bölge

hilvan : ara. * hulv (tatlılık, hoşluk, güzellik, iyilik; bağış, bahşiş, hediye) + an (isim yapım ve yer eki) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi

hilye : ara. * hele (tatlı ve şirin olmak) + iye (isim eki) * süs, zinet, şirinlik, güzellik; özellikle Hz. Muhammed’in fiziksel ve ahlaki özelliklerini anlatan geleneksel yazılı veya görsel tasvir

himalaya : san. * hima (kar) + alaya, laya (ikametgah, konut, oturulan yer, mekan) * Asya'nın orta güney kısmında, doğu-batı doğrultusunda uzanan, dünyanın en yüksek zirvesi Everest'i içine alan sıradağlar

himar : ara. * hamara (örtmek, başını örtmek, saklamak) * örtü, perde; müslüman kadınların, başlarını ve göğüslerinin önünü örttükleri, ancak yüzlerini örtmedikleri bir eşarp, humr, humur (ç.)

himaye : ara. * hama (korumak, sakınmak, muhafaza etmek) * koruma, destek ve gözetim altında tutma durumu

himen : lat. * hymen (zar, ince deri, zar biçimli örtü) * vajina girişindeki küçük, ince doku parçası, kızlık zarı, labuyomine

himenoptera : gre. * hymen (zar, ince deri, zar biçimli örtü) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * kanatları ince zar yapısında olan, arıları, eşek arılarını, karıncaları ve benzeri böcekleri kapsayan böcekler takımı, zar kanatlılar takımı

himeros : gre. * himeros (arzu, özlem) * Yunan mitolojisinde cinsel arzu (şehvet) tanrısı

himl : ara. * hamala (taşımak, yüklenmek) * yük, taşınan ağırlık

himmet : ara. * hama, hamma (niyet etmek, kafaya koymak, tasarlamak, aklından geçirmek, yönelmek, yeltenmek, kastetmek; çabalamak, gayret etmek; korumak, sakınmak, kayırmak, yardım etmek) * ilgilenme, önem verme, ilgi, kaygı, manen yönelme, koruma, sakınma, kayırma, yardım; yönelme, yeltenme, kastetme, niyet, tasarlama, çaba, çalışma

hin : ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek, güveni bozmak) * zekasını hile yapmakta kullanan, cin fikirli, kurnaz, açıkgöz (kimse); entrikacı, kumpasçı, dalavereci

hina : poli., haw. * sina (beyaz, gri saçlı, parıldayan, parlayan ışık, gümüş rengi parıltı, Ay ışığı) (poli.); hina (genç kadın, kız) (haw.) * Hawaii/Polinezya mitolojisinde genellikle Ay, yaratılış, dişilik, deniz ve gümüş ışıkla ilişkilendirilen, farklı adalarda Maui'nin annesi, eşi veya kız kardeşi olarak saygı gören, belirli bir varlık üzerinde hakimiyeti olan dişi güç kabul edilen en önemli ana tanrıça

hinamatsuri : jap. * hina (bebek, oyuncak bebek, küçük figür) + matsuri (festival, kutlama) * kız çocuklarının sağlığı, mutluluğu ve iyi yetişmeleri için düzenlenen, bebek figürlerinin sergilendiği geleneksel Japon festivali

hindi : san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Hint'e ait, Hintli; tavukgillerden, anayurdu Amerika olan, XV. yüzyılda evcilleştirilen ve Amerika’dan dünyanın her yerine yayılan, parlak ve yeşil, esmer tüyleri olan, boynu ve başı çıplak, dik ibikli, kuyruğunda on sekiz telek bulunan, kümes hayvanlarının en büyüğü, eti değerli bir hayvan

hindiba : gre. * intybos, entybon (sunum, sunu, adak, sunma) (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + tybos (sunu, sunum, adak, adama) ) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından ve Cichorium intybus cinsinden sebze nitelikli bitki; bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kumsal ve taşlık, nemli yerlerde kendiliğinden yetişen, bazı türleri sebze olarak da yetiştirilen, dar ve uzun yapraklı, kömeç durumunda bileşik mavi çiçekli, yaprakları salata olarak kullanılabilen, çok yıllık otsu bir bitki

hindistan : san., gre., far. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + istan (yer, mekan) (far.) * Güney Asya’da yer alan, kuzeybatısında Pakistan, kuzeyinde Çin, Nepal ve Bhutan, doğusunda Bangladeş ve Myanmar ile kara sınırı olan, güneyinde Hint Okyanusu, güneybatısında Umman Denizi ve güneydoğusunda Bengal Körfezi bulunan ülke (Grekçe Indus, Farsça Hindu)

hindistancevizi : tür. * hindistan (Güney Asya’da yer alan ülke) + ceviz (juglans regia olarak da bilinen ağaç ve bu ağacın sert kabuklu, çok yağlı ve nişastalı yemişi) + i (iyelik eki) * palmiyegiller familyasından tropikal bölgelerde yetişen bir palmiye cinsi ağacın sert kabuklu, lifli dış kabuğu ve beyaz etli iç kısmı olan, suyu ve yağı kullanılan büyük meyvesi

hindolog : san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * Hindistan’ın dili, tarihi, edebiyatı, kültürü, dinleri, Hint uygarlıklarının bilimsel olarak incelenmesiyle ilgilenen araştırmacı

hindoloji : san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) (gre.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * Hindistan’ın dili, tarihi, edebiyatı, kültürü, dinleri ve Hint uygarlıkları üzerine araştırma yapılan bilim dalı

hindu : san., far. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) * Hinduizm inancına mensup kişi; tarihsel olarak Hindistan’da İndus Nehri çevresinde yaşayan halktan olan

hinduizm : san., gre. * sindhu (nehir) (san.), Indos (iç, içinden, yerli; Hindistan ve çevresindeki büyük nehir ve bölge ismi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Hindistan kökenli olan ve çoktanrıcılık, kast sistemi, karma, reenkarnasyon ve mokşa gibi kavramlara dayalı felsefi ve ritüel inançlardan oluşan din

hineizin : ara. * hiyn (zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an) + izin (zamanında, vaktinde, -diğinde, olduğunda, ne zamanki) * o zaman, o sıra

hins : ara. * hanasa (yemini bozmak, ahdi bozmak, sözünü çiğnemek, ihanet etmek, sapmak, geri çekilmek, uzaklaşmak; günah işlemek), * inançtan veya doğrudan sapma, yüz çevirme; ahdi bozma; yeminden dönme, yalan yere yemin; günaha girme; döneklik veya ikiyüzlülük (mecazi), ahnas (ç.); yemin; ağır yük

hint : san., far. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) * Hinduizm inancına mensup kişi; tarihsel olarak Hindistan’da İndus Nehri çevresinde yaşayan halktan olan

hint kamışı : san., tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) + kamış (uzun, içi boş otsu bitki) + ı (iyelik eki) (tür.) * tropikal bölgelerde yetişen, flüt ve kalem yapımında kullanılan, sağlam ve düzgün gövdeli kamış türü

hint keneviri : tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) + kenevir (lifleri tekstil, ip ve kumaş üretiminde, tohumları ise besin veya yağ olarak kullanılan, ayrıca bazı türlerinden uyuşturucu elde edilen otsu bitki türü) + i (iyelik eki) * uyuşturucu madde (esrar, haşhaş) elde edilen, aynı zamanda lifleri tekstil ve endüstride kullanılan özel bir kenevir türü, Cannabis indica

hint okyanusu : tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) + okeanos (yeryüzündeki kıtaları çevreleyen ve birbirlerine bağlanan büyük tuzlu su kütlelerinden her biri) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * Asya’nın güneyinde, Afrika’nın doğusunda ve Avustralya’nın batısında yer alan, ismini Hindistan'dan alan dünyanın üçüncü büyük okyanusu

hint yağı : san., far., tür. * sindhu (nehir) (san.), hindu (İndus Nehri çevresinde yaşayan, Hintli) (far.) + yağ (hayvan dokularında bulunan veya çeşitli bitkilerden elde edilen, suda çözünmeyen, kayganlık veren, hücrelerin enerji ihtiyacını karşılayan ve sanayiden yemek kültürüne kadar geniş bir alanda kullanılan organik lipit bileşiği; iç yağı) + ı (iyelik eki) (tür.) * Hint yağı bitkisinden (Ricinus communis) elde edilen, tıbbi ve kozmetik amaçlarla (müshil etkisi ve saç-cilt bakımı) kullanılan koyu, yoğun bitkisel yağ

hinterlant : alm. * hinter (arka, geride, iç bölge) + land (ülke, toprak) * arkasındaki toprak parçası; bir liman veya şehirden mal ve hizmetlerin taşındığı, ekonomik ve lojistik faaliyetlerin gerçekleştiği arka bölge veya iç kesim

hiodontidae : gre., lat. * hyoeides (Y harfi biçiminde; dil kemiğine ilişkin) (hyo (Y harfi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + odous, odontos (diş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Kuzey Amerika'nın tatlı sularında yaşayan, ağız ve diş yapılarıyla ayırt edilen, ay balıklarını kapsayan, güncel durumda yalnızca Hiodon cinsine ait iki canlı türü (mooneye ve goldeye) barındıran ışın yüzgeçli balıklar familyası, aygözlüler

hipantiyum : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + anthos (çiçek) + ion (küçültme veya yapı eki) * çiçekli bitkilerde çanak yaprak, taç yaprak ve erkek organların taban kısımlarının birleşerek kadeh veya tüp şeklinde bir yapı oluşturduğu, nektar barındıran, elma, armut gibi meyvelerde etli kısmın yetiştiği çukurlaşmış çiçek tablası

hipengiofobi : gre. * hypengios (sorumlu) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sorumluluk alma korkusu

hipenjiofobi : gre. * hypengios (sorumlu) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sorumluluk alma korkusu

hiper : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) * aşırı, normalin üzerinde, çok büyük, fazlasıyla hareketli, üzerinde, fazla, yüksek, yukarıda, ötede

hiperadrenokortisizm : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + adreno (böbreküstü bezi) (ad (-a doğru, yönelme, ek, üst) + renes (böbrek) ) + cortex, corticis (kabuk, ağaç kabuğu) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * böbreküstü bezlerinin korteks bölümünden aşırı hormon (özellikle kortizol) salgılanmasıyla ortaya çıkan, genellikle Cushing sendromuyla ilişkili olan hormonal bozukluk

hiperaerasyon : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aerare (havalandırmak) (lat.) (aer (hava) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir dokuda, organ veya boşlukta normalin üzerinde hava bulunması durumu (genellikle akciğerlerdeki anormal hava artışı, amfizem vb.)

hiperaktif : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * normalin üzerinde hareketlilik ve dürtüsellik gösteren, aşırı fiziksel veya zihinsel etkin olan

hiperaktivite : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * olağan sınırların ötesinde hareketlilik, yerinde duramama ve dikkat eksikliği ile seyreden davranış biçimi

hiperakuzi : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + akouein (işitmek, duymak), akouseia (işitme durumu, duyma durumu) (akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * normal düzeydeki sesleri bile rahatsız edici biçimde yoğun algılama ile karakterize olan ve işitsel hassasiyetin patolojik biçimde artmasıyla ortaya çıkan işitme bozukluğu

hiperaljezi : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrı eşiğinin düşmesi sonucu normalde acı vermeyen uyarıların bile aşırı derecede ağrılı algılanması durumu; sinir sistemi hassasiyetine bağlı olarak ortaya çıkan patolojik bir ağrı artışı

hiperamilazemi : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + amylase (nişasta parçalayan enzim) (amylon (nişasta) + ase (enzim belirten ek) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * pankreatit gibi hastalıkların göstergesi olabilen, kandaki amilaz enzimi düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu

hiperammonemia : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ammonia (amonyak) (lat.) + emia (kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karaciğer yetmezliği, metabolik bozukluklar veya üre döngüsü bozukluklarıyla ilişkili toksik bir tablo olan kanda normalin üzerinde amonyak birikmesi durumu

hiperandrogenesizm : gre.* hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kadınlarda tüylenme, sivilce, adet düzensizliği gibi belirtilerle seyreden, vücutta normalden fazla erkeklik hormonu (androjen) üretilmesine dayalı hormonal bozukluk

hiperapne : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * oksijen ihtiyacının arttığı veya metabolik asidozun olduğu durumlarda ortaya çıkan normalden hızlı ve derin solunum durumu

hiperbarik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + baros (basınç) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal atmosferik basıncın üzerinde yüksek basınçla ilgili veya yüksek basınç altında gerçekleşen (özellikle tıbbi oksijen tedavisinde kullanılan basınç türü)

hiperbilirubinemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + bili (safra) + ruber (kırmızı), rubin (kırmızımsı) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * karaciğer hastalıkları, safra tıkanıklığı veya hemoliz sonucu oluşan sarılık tablosunun belirtisi olan kanda normalden yüksek bilirubin seviyesi olması durumu

hiperbol : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, fırlatma, savurma) * bir koni ve bir düzlemin kesişimi ile oluşan bir konik kesiti türü eğri (diğerleri parabol, elips ve çember) (x^2.a^2−y^2.b^2 = 1x2a^2−y^2.b^2)

hiperbolik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış, fırlatma, savurma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hiperbol eğrisi ile ilgili veya ona ait olan

hiperboloid : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış, fırlatma, savurma) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * hiperbol eğrisine benzeyen, üç boyutlu bir yüzey türü

hiperboloidal : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + bole (atış, fırlatma, savurma) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hiperbola yüzeyine benzeyen veya ona ait olan

hiperdev : gre., far., san. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + dev (tanrı, cin), devi (tanrıça, kadın cin) (far., san.) * Güneş'in kütlesinin en az 30-40 katından daha büyük olan, olağanüstü yüksek ışıma gücüne sahip ve evrendeki en büyük hacimli/kütleli nadir yıldız türü

hiperdonti : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + donti (diş) * normalden fazla sayıda dişin oluşması ile karakterize olan ve diş diziliminde anormalliklere yol açan dental gelişim bozukluğu

hiperdüzlem : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + düz (doğru, eğriliği olmayan), tüz (sıraya koymak, dizmek, düzenlemek) + lem (isim yapım eki) * boyutu ortam uzayının boyutundan bir eksik olan alt uzay, iki boyutlu alt uzay; bir uzayın bir boyut eksik parçası olan yüksek boyutlu düzlem

hiperekoik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ultrason görüntülerinde ses dalgalarını normalden fazla yansıtan, yoğun eko üreten (yoğun yapılı dokusal alan)

hiperekojenik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + echein, ekhein (ses çıkarmak, yankılanmak, çınlamak), ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * aşırı ses üreten, fazla ses yansıtan; ultrasonografide çevre dokulara göre daha fazla ses yansıtan (yapı)

hiperekojenik foküs : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + focus (ocak, ateş yeri, merkez) (lat.) * ultrasonografi görüntüsünde normal dokudan daha yoğun ses yansıtan, parlak veya beyaz görünen küçük odak alan (genellikle fetal kalp veya diğer organlarda görülebilir, tek başına patolojik olmayabilir, bazı durumlarda kromozom anomalileri veya dokusal değişikliklerin işareti olarak değerlendirilir.)

hipereksitabilite : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak)+ ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * patolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda gözlemlenen, sinir sistemi veya kasların normalden fazla uyarılabilirlik veya hassasiyet göstermesi durumu

hiperemezis : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emein (kusmak), emesis (kusma) * özellikle hamilelikte görülen aşırı, şiddetli ve sürekli bulantı ve kusma durumu

hiperemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle iltihap, travma veya fizyolojik uyarılara bağlı gelişen, dokularda kan akışının artması sonucu oluşan damarsal dolgunluk durumu

hiperemik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücuttaki bir dokunun normalden fazla kanla dolu olma durumu ile ilgili; aşırı kanlanmış veya kanla şişmiş

hiperestezi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + aisthesis (duyumsama, algı, hissiyat) * duyusal uyarılara karşı artmış hassasiyet durumu; dokunma, ağrı, sıcaklık gibi duyularda olağandışı artışla karakterize edilen sinirsel hassasiyet bozukluğu

hiperfaji : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * psikolojik, hormonal veya metabolik bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan kontrolsüz gıda alımı durumu, aşırı yeme

hiperforya : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phoria (taşıma, yönelme, duruş) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * normalin üzerinde bir duygulanım veya taşkın ruh hali durumu; özellikle mani benzeri psikiyatrik tablolarla ilişkilendirilen aşırı neşe, enerji veya taşkınlık hali

hiperfosfatemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle böbrek yetmezliği, endokrin bozukluklar veya aşırı D vitamini alımı ile ilişkili bir elektrolit dengesizliği ile karakterize olan kanda normalin üzerinde fosfat iyonu bulunması durumu

hiperfosfatüri : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarla atılan fosfat miktarının normal değerlerin üzerinde olmasıyla karakterize edilen metabolik ve renal durum, idrarda normal değerlerin üzerinde fosfat bulunması durumu

hiperglisemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle diyabet veya hormonal bozukluklarla ilişkili bir metabolik rahatsızlık olan, kandaki glikoz (şeker) düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu

hipergonadizm : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + gone, gonas, gonad (düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * üreme bezlerinin (testis veya over) aşırı hormon üretmesi durumu; erken ergenlik, androjen/östrojen fazlalığı gibi endokrin bozukluklarla ilişkili hormonal aşırı aktivite durumu

hipergrafi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireyin karşı konulamaz, aşırı ve kompulsif bir şekilde yazı yazma veya çizim yapma dürtüsü hissettiği, genellikle temporal lob epilepsisi ile ilişkilendirilen, kişiyi her an not almaya ve detaylı günlükler tutmaya iten nöropsikiyatrik durum

hiperhidroz : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + hudros, hydros (su, sıvı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücudun normalden fazla ter üretmesi durumu; genellikle eller, ayaklar, koltuk altı gibi bölgelerde görülen, nörolojik, genetik veya psikolojik kökenli olabilen aşırı terleme bozukluğu

hiperhomosisteinemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + homocysteine (homosistein, amino asit türevi) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp-damar hastalıkları, nörolojik bozukluklar ve genetik/metabolik sendromlarla ilişkili önemli bir biyokimyasal risk göstergesi olan, kanda homosistein düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu

hiperimmün : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + munis, munus (görev, yükümlülük, bağış, hizmet, hizmet etme, hizmete hazır) ) (lat.) * çok üst seviye bağışıklığa sahip olan

hiperion : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ion (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yukarıda olan, yüksekte olan, aşkın, aşmış; Olimpos'lu on iki tanrı, tahtı Titanların elinden aldıktan sonra Tartarus'a sürgün edilen on iki Titandan biri

hiperkalemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kalium (potasyum) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki potasyum seviyesinin 5.5 meq/L'den büyük olması hali

hiperkalsemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khalix (kireç taşı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda bulunan yüksek kalsiyum düzeyini ifade eden terim

hiperkalsiüri : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khalix (kireç taşı) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarda aşırı kalsiyum bulunması durumu

hiperkapni : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kapnos (duman, buhar) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * solunum yetersizliği, akciğer hastalıkları veya hipoventilasyon sonucu kanda karbondioksit (CO2) seviyesinin normalin üzerine çıkması durumu

hiperkarbi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + carbo, carbonis (kömür) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * solunum yetmezliği veya hipoventilasyon gibi nedenlerden dolayı kanda karbondioksit düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu (asid-baz dengesini etkiler.)

hiperkeratoz : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + keras, keratos (boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sürtünme, basınç, enfeksiyon veya genetik bozukluklardan dolayı derinin dış tabakasında (epidermis) yer alan keratin tabakasının anormal şekilde kalınlaşması

hiperkinetizm : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * istemsiz ve aşırı hareketlilikle karakterize durum; genellikle sinir sistemi bozuklukları, dikkat eksikliği veya davranışsal hastalıklarla ilişkili aşırı motor aktivite hali

hiperkinezi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi bozuklukları, tikler, distoni veya dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gibi nörolojik ve psikiyatrik tablolarla ilişkilendirilen istemsiz, kontrolsüz ve aşırı motor hareketlerle karakterize durum

hiperkloremik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + chloros (açık yeşil, solgun yeşil; klor elementiyle ilişkili) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kandaki klorür iyonu düzeyinin normalin üzerinde olmasıyla ilgili (elektrolit dengesizliği veya asidoz durumlarıyla ilişkilidir.)

hiperkoagülabilite : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + coagulare (katılaştırmak, pıhtılaştırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + agulare (agere (hareket etmek, yapmak) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * kanın normalden daha kolay ve hızlı pıhtılaşma eğiliminde olması durumu; tromboz riskinin arttığı, kan dolaşımı bozukluklarıyla ilişkili bir hematolojik durum

hiperkolesterolemi : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + chole (safra, öd) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) (gre.) + ol (alkol türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda normal seviyenin üzerinde kolesterol bulunması durumu; ateroskleroz, kalp-damar hastalıkları ve metabolik sendromlarla ilişkili önemli bir lipid metabolizma bozukluğu

hiperkompakt : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + compactus (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak, sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) (lat.) * çok küçük bir hacim içinde olağanüstü yüksek yoğunlukta madde veya enerji barındıran, özellikle astronomide çok sıkı kütle dağılımına sahip olan (yapı)

hiperkortizolemi : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + cortizol (kortizol) (cortex (kabuk, dış tabaka) + ol (alkol türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda normalin üzerinde kortizol hormonu bulunması durumu; genellikle Cushing sendromu veya stres kaynaklı hormonal dengesizliklerle ilişkili endokrin bozukluk

hiperkromatik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma, khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücre veya doku yapılarında normalden fazla renk yoğunluğu veya pigmentasyon gösteren özellik; genellikle mikroskopik incelemede çekirdek veya sitoplazmanın koyu boyanmasıyla belirlenen bir patolojik durum

hiperkromazi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma, khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hücre çekirdeğinde normalden fazla boya tutma durumu; genellikle hücre çekirdeğinin yoğunlaşması veya DNA içeriğinin artmasıyla ilişkili olup kanserli veya atipik hücrelerin mikroskopik tanımlamasında kullanılan bir histopatolojik bulgu

hiperkromi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + khroma, khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hücre, doku veya özellikle alyuvarlarda normalden fazla boya tutma durumu; genellikle hemoglobin yoğunluğunun artmasına veya hücresel yapının boyaya olan afinitesinin yükselmesine işaret eder.

hiperlipidemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + lipos (yağ) + id (kimyasal madde eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörü olan, kanda yağların (özellikle kolesterol ve trigliseridlerin) normalden yüksek seviyelerde bulunması durumu

hipermagnezemi : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + magnesium (magnezyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda magnezyum iyonu düzeyinin normalin üzerine çıkması durumu; genellikle böbrek yetmezliği, aşırı magnezyum alımı veya elektrolit dengesizlikleriyle ilişkili elektrolit bozukluğu

hipermarket : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + mercatus (ticaret, pazar yeri) (lat.); marché (fra.); market (ing.) * çok çeşitli ürünleri tek çatı altında geniş alanlarda sunan, genellikle otoyol kenarlarında veya şehir dışlarında yer alan büyük ölçekli perakende satış mağazası türü

hipermetrop : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + metros, metron (ölçü) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * göz küresinin normalden kısa olması veya kornea kırıcılığının yetersiz olması nedeniyle yakındaki nesneleri net göremeyip uzaktakileri daha iyi görebilen göz yapısı, uzak görüşlü

hipermetropi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + metros, metron (ölçü) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hipermetrop özelliği arzetme

hiperminezi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + meninx (beyin ve omuriliği saran zar (membran) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * menenjitin belirtilerinden biri olarak ortaya çıkan beyin ve omuriliği çevreleyen zarların aşırı hassasiyeti veya iltihabı durumu

hipermorf : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * aşırı gelişmiş; normal (yabanıl) tipe göre etkinliği veya işlevi azalmış ancak tamamen kaybolmamış olan mutant bir gen veya alel

hipermotilite : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + motilitas (hareketlilik) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * normalden fazla veya aşırı hareketlilik durumu; genellikle sindirim sistemi kaslarının aşırı hareketiyle karakterize fizyolojik veya patolojik hal

hipernatremi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + natrium (sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genellikle su kaybı, dehidrasyon veya elektrolit dengesizlikleri sonucu oluşan kanda normalden yüksek sodyum (Na⁺) iyonu seviyesinin bulunması durumu

hipernova : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + novus (yeni) + a (dişil isim eki) (lat.) * çok büyük kütleli yıldızların yaşamlarının sonunda gerçekleşen, normal süpernova patlamalarından çok daha yüksek enerji açığa çıkaran ve çoğunlukla uzun süreli gama ışını patlamalarıyla ilişkilendirilen olağanüstü güçlü yıldız patlaması

hiperoksalüri : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + oxalis (ekşi yonca bitkisi) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * idrarda normalden fazla okzalat (oksalik asit tuzu) bulunması durumu; böbrek taşı oluşumuna yol açabilen bir metabolik bozukluk

hiperon : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + on (parçacık/tanecik eki) * proton ve nötrondan daha büyük kütleli, en az bir garip (strange) kuark içeren ve üç kuarktan oluşan baryon sınıfına ait kararsız atom altı parçacıkların genel adı

hiperopi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * göz küresinin normalden kısa olması veya kornea kırma gücünün yetersizliği nedeniyle uzağı net, yakını bulanık görebilme durumu, hiperopya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...