27 Eylül 2026 Pazar

mitojen - mudga

mitojen : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + genes (oluşturan, meydana getiren, yaratan) * hücre bölünmesini (mitozu) başlatan veya uyaran madde; hücre çoğalmasını tetikleyen ajan

mitokondri : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + khondrion (küçük granül, tanecik, çekirdek) * ökaryotik hücrelerde bulunan, hücresel solunum yoluyla enerji (ATP) üreten, kendi DNA’sına sahip olmasıyla yarı bağımsız bir yapı gösteren ve hücrenin metabolik faaliyetlerinin merkezinde yer alan organel

mitokondriyal : gre., lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + khondrion (küçük granül, tanecik, çekirdek) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mitokondri ile ilgili

mitoksantron : lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + xantho (sarı) + rone (kimyasal bileşik ve organik sentetik türev eki) * kemoterapiye karşı kullanılan, DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden, antineoplastik (kanser önleyici) sentetik ajan (C22H28N4O6)

mitoloji : gre. * mythologia (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kültürde tanrıların, kahramanların, evrenin ve doğanın kökenini açıklayan efsane ve kutsal anlatılar bütünü; mitleri konu alan, doğuşlarını araştıran, anlamlarını inceleyen yorumlayan bilim, efsanebilim

mitolojik : gre. * mythologia (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mitolojiyle ilgili

mitomani : gre. * mythomania (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem, konuşma) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * yalan söyleme hastalığı

mitomisin : gre., lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kanser tedavisinde kullanılan, DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden antineoplastik ve antibiyotik özellik taşıyan ajan (C15H18N4O5)

mitos : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) * hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı

mitotan : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + tan (kimyasal son ek) * adrenokortikal hücreleri hedef alan, hormon üretimini ve hücre bölünmesini inhibe eden sentetik antineoplastik ilacın etken maddesi (C14H10Cl4)

mitotik : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre bölünmesi sürecine ait veya onu etkileyen, mitoz ile ilgili

mitotik bölünme : gre., tür. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + bölünme (ikiye ayrılma, yarılma, kesilme) (tür.) * kromozomların ipliksi görünüm sergilediği, bir hücrenin genetik olarak özdeş iki yavru hücre oluşturacak şekilde bölünmesi; bir hücrenin kendini kopyalayarak genetik yapısı ana hücreyle tamamen aynı olan iki yeni yavru hücre oluşturması

mitoz : gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * hücrenin çekirdeğinin iki yeni hücreye eşit şekilde bölünmesi ve genetik materyalin (kromozomların) iki yeni hücreye eşit şekilde dağılması süreci

mitoz bölünme : gre., tür. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + bölünme (ikiye ayrılma, yarılma, kesilme) (tür.) * kromozomların ipliksi görünüm sergilediği, bir hücrenin genetik olarak özdeş iki yavru hücre oluşturacak şekilde bölünmesi; bir hücrenin kendini kopyalayarak genetik yapısı ana hücreyle tamamen aynı olan iki yeni yavru hücre oluşturması

mitra : gre., far. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din adamlarının taktığı taç veya başlık) (gre.); mithr (egemen, hükümdar) + as (kadın) (far.) * ışık ve Güneş tanrıçası

mitraizm : gre. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din adamlarının taktığı taç veya başlık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Mitra’ya tapınmaya dayalı antik dini inanç ve uygulamalar sistemi; özellikle Roma İmparatorluğu’nda yaygın olan gizem dini

mitral : gre. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din adamlarının taktığı taç veya başlık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalbin sol atriyum ile sol ventrikül arasında bulunan, kanın tek yönde akmasını sağlayan kapak ile ilgili

mitralyöz : fra. * mitrailler (bombalamak, yağdırmak, bombardıman etmek) + euse -cı, yapan, eden eki) * aynı anda çok sayıda mermi atabilen, özellikle savaşta kullanılan otomatik veya yarı otomatik ateşli silah, makineli tüfek

mitramisin : gre., lat. * Mithra (Pers ve Roma mitolojisinde adalet, bağlılık ve güneş tanrısı) + as (uyarlama eki) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden antineoplastik ve antibiyotik özellikli ilacın etken maddesi, plikamisin (C52H76O24)

mitras : lat. * Mithra (Pers ve Roma mitolojisinde adalet, bağlılık ve güneş tanrısı) + as (uyarlama eki) * Pers ve Roma mitolojisinde tapınılan, adalet, bağlılık ve güneşle ilişkilendirilen tanrı, özellikle Mitraizm dini bağlamında gizli cemiyetler ve ritüellerde merkezi figür, antik çağda özellikle Roma İmparatorluğu askerleri arasında yaygın kült

mittelschmerz : alm. * mittel (orta, ortada) + schmerz (ağrı, sancı, sızı) * adet döngüsünün ortasında, ovulasyon sırasında veya hemen öncesinde kadınlarda görülen tek taraflı karın ağrısı

miun : ara. * miet (yüz sayısı, 100) * Kur’an’da es-seb'u't-tuvel (en uzun yedi sure) dışında ayet sayısı yüzün üzerinde olan sarelere verilen ad

mivakuryum : lat. * mivacurium (mi (yarı sistematik önek, kimyasal türev belirtir) + va (yapısal önek, molekülün steran omurgasına işaret eder) + curium (kürar benzeri etkili kas gevşetici ajan) * nöromüsküler blokaj yaparak cerrahi ve anestezik uygulamalarda kullanılan sentetik aminosteroid türevli kas gevşetici ilaç (C58H80Cl2N2O14)

miyalji : gre. * myos, mys (kas, adale) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas dokusunda hissedilen acı veya rahatsızlık durumu, kas ağrısı

miyan : far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) * ara, aralık, orta, vasat, vasıta, ortalama, meyan (mean (orta, ortalama) (ing.), moyen (orta, ortalama) (ing.) )

miyane : far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * orta, ortada olan, ortadaki şey

miyar : ara. * ayara (ölçmek), ayar (ölçü, ölçme) * değerli madenlerde yasal olarak bulunması gereken saflık, ağırlık ve değer derecesini gösteren ölçü, ölçüt, altın ve gümüşün saflık ölçüsü

miyasma : gre. * miainein (kirletmek, lekelemek) + sma (isim yapım eki) * kirlilik, bulaşıcı hava; salgın hastalıklara yol açtığına inanılan buhar halindeki soluk, etken; yoğun buharlı bir yayılım

miyasteni : gre. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * miyastenia gravis olarak bilinen, tekrarlayan kas kasılmalarında hızla yorulmaya yol açan, kaslarda anormal güçsüzlük ile karakterize nöromüsküler hastalık

miyastenia gravis : gre., lat. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + gravis (ağır, ciddi) (lat.) * istemli kaslarda güçsüzlük ve çabuk yorulmayla seyreden, sinir-kas kavşağındaki ileti bozukluğundan kaynaklanan kronik nöromüsküler hastalık

miyastenik : gre. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * miyasteni ile ilgili

miyav : tür. * miyav (kedi sesi) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * kedilerin çıkardığı ses; iletişim veya dikkat çekme amacıyla kullanılan ses efekti

miyaz : gre. * mya (sinek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinek larvalarının insan veya hayvan dokularında (deri, mukoza, organ) gelişmesi sonucu oluşan parazitik hastalık

miyazis : gre. * mya (sinek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinek larvalarının insan veya hayvan dokularında (deri, mukoza, organ) gelişmesi sonucu oluşan parazitik hastalık

miyelin : gre. * myelos (ilik, omurilik) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sinir hücrelerinin aksonlarını çevreleyerek sinir liflerini saran, sinirlerin elektriksel iletim hızını artıran, sinir impulslarının düzenli ve hızlı biçimde iletilmesini sağlayan, yağlı ve yalıtkan özellikte biyolojik kılıf maddesi

miyelit : gre. * myelos (ilik, omurilik) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * omuriliğin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan nörolojik hastalık

miyelo : gre. * myelos (ilik, omurilik) * kemik iliği veya omurilikle ilişkili yapı, hastalık veya süreçleri belirtmek için bileşik kelimelerin başında kullanılan, ilik ve sinir dokusuna gönderme yapan kök; ilik, omurilik

miyelodisplazi : gre. * myelos (ilik, omurilik) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kemik iliğinde kan hücrelerinin anormal veya yetersiz gelişimiyle seyreden hematolojik hastalık

miyelofibrozis : gre. * myelos (ilik, omurilik) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik iliğinde bağ dokusu liflerinin anormal çoğalmasıyla karakterize, kan hücre üretimini bozan kronik hastalık

miyelografi : gre. * myelos (ilik, omurilik) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurilik kanalının kontrast madde ile görüntülenmesini sağlayan radyolojik inceleme yöntemi

miyelogram : gre. * myelos (ilik, omurilik) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kemik iliği yapısının ve hücrelerinin mikroskop altında incelenmesiyle elde edilen tanısal kayıt veya görüntü

miyelokizis : gre. * myelos (ilik, omurilik) + kiein (ayırmak, çözmek, gevşetmek, dağıtmak; boşaltmak, dökülmek; bir şeyin bağını koparmak), kisis (ayrılma, boşalma, dökülme) * kemik iliğinde hücrelerin parçalanması veya bozulması sonucu oluşan patolojik durum

miyelom : gre. * myelos (ilik, omurilik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * plazma hücrelerinin anormal çoğalmasıyla kemik iliğinde oluşan malign tümör

miyelomeningosel : gre. * myelos (ilik, omurilik) + meninx (beyin-omurilik zarı) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * omuriliğin ve meninkslerin doğumsal olarak omurilik kanalından dışarı sarkmasıyla oluşan konjenital fıtık

miyelopati : gre. * myelos (ilik, omurilik) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurilik veya kemik iliğinde hastalık veya hasar sonucu ortaya çıkan patolojik durum

miyeloperoksidaz : gre. * myelos (ilik, omurilik) + peroxys (oksijenli, peroksit) (per (aşırı) (lat.) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ase (enzim son eki) * beyaz kan hücrelerinde bulunan ve mikroorganizmaları öldürmeye yardımcı olan enzim

miyeloradikulit : gre. * myelos (ilik, omurilik) + radix (sinir kökü) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * omurilik ve buna bağlı sinir köklerinde iltihaplanma sonucu ağrı, güçsüzlük, duyu kaybı ve refleks bozukluklarıyla seyreden nörolojik hastalık

miyelosel : gre. * myelos (ilik, omurilik) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * omuriliğin doğumsal olarak omurilik kanalından dışarı sarkması sonucu motor ve duyu fonksiyonlarında bozulma ile seyreden konjenital fıtık

miyelosupresyon : gre., lat. * myelos (ilik, omurilik) (gre.) + suppressio (baskılama, durdurma) (supprimere (üstüne koymak, bastırmak, durdurmak) (sup (üst, üstüne) + premere (basmak, sıkmak, bastırmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * kemik iliğinin kan hücresi üretiminin çeşitli nedenlerle baskılanması sonucu anemi, enfeksiyon riskinde artış ve pıhtılaşma bozukluklarıyla seyreden durum

miyodez : gre. * mys, myos (kas, adale) + desmos (bağ, bağlama) * kas - tendon dokusunun cerrahi olarak doğrudan kemiğe bağlanması işlemi

miyoglobin : gre., lat. * mys, myos (kas, adale) (gre.) + globus (küre, yuvarlak kütle) + in (protein belirteci) (lat.) * kas hücrelerinde bulunan ve oksijenin depolanması ile taşınmasını sağlayan, hem yapısında demir içeren globüler protein

miyoglobinüri : gre., lat. * mys, myos (kas, adale) (gre.) + globus (küre, yuvarlak kütle) + in (protein belirteci) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) * kas hücrelerindeki miyoglobinin kana ve oradan da idrara geçmesiyle idrarın koyu renge dönmesi ve böbrek hasarı riskiyle seyreden patolojik durum

miyokard : gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) * kalbin kas tabakasını oluşturan, kanın pompalanmasından sorumlu olan kalp kası dokusu

miyokard infarktüs : gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + infarctus (tıkama, doku ölümü) (infarcire (in (iç, içine, içinde) + farcire (doldurmak, yığmak) ), farctus (doldurma, yığma) ) (lat.) * kalp kasının kan akışının ani olarak kesilmesi sonucu doku ölümüne uğramasıyla ortaya çıkan, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve ciddi kardiyak komplikasyonlara yol açabilen durum

miyokardit : gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık eki) * kalp kası tabakasının iltihaplanmasıyla seyreden, göğüs ağrısı, ritim bozukluğu ve kalp fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilen hastalık

miyokardiyal : gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalp kasına ait veya kalp kasıyla ilgili olan

miyokardiyopati : gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının yapısal veya işlevsel bozukluklarıyla seyreden, kalp yetersizliği, ritim sorunları ve ani ölüm riskine yol açabilen hastalık grubu

miyokin : gre. * mys, myos (kas, adale) + kinein (hareket ettirmek, uyarmak) * fiziksel egzersiz ve kas kasılmalarına yanıt olarak iskelet kası lifleri tarafından üretilerek kan dolaşımına salınan ve vücuttaki diğer organlarla iletişimi sağlayan sinyal molekülleri, sitokinler

miyoklonus : gre. * mys, myos (kas, adale) + klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma) * kasın istemsiz, ani ve kısa süreli kasılmalarıyla karakterize nörolojik durum

miyom : gre. * mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle rahimde veya kas dokusunda gelişen iyi huylu kas tümörü

miyomatozis : gre. * mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücutta birden fazla miyomun aynı anda bulunmasıyla karakterize, kas dokusunu etkileyen hastalık durumu

miyometriyum : gre., lat. * mys, myos (kas, adale) + metron, metros (ölçü) (gre.) + ium (yapı veya cisim eki) (lat.) * kas dokusunun uzunluk, hacim veya kütle gibi özelliklerini ölçmek için kullanılan araç veya yapı

miyonevral : gre., lat. * mys, myos (kas, adale) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait, ilişkin) (lat.) * kas ve sinir sistemine ilişkin olan veya kas ile sinir bağlantısını ifade eden

miyop : gre. * mys, myos (kas, adale) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * yakını iyi görebilen ancak uzağı net göremeyen görme kusuruna sahip kişi; kısa görüşlülük durumu

miyopati : gre. * mys, myos (kas, adale) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas dokusunun yapısal veya işlevsel bozukluklarıyla karakterize, kas güçsüzlüğü ve fonksiyon kaybına yol açabilen hastalık

miyopi : gre. * mys, myos (kas, adale) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * uzağı net görememe, yakını iyi görme ile karakterize görme kusuru; kısa görüşlülük

miyoplasti : gre. * mys, myos (kas, adale) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas dokusunun cerrahi veya tıbbi yöntemlerle yeniden şekillendirilmesi veya onarılması işlemi

miyosen : gre. * meion (az, eksik) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * az yeni; yaklaşık 23 ile 5,3 milyon yıl önce, modern memeli ve bitki türlerinin çeşitlenmeye başladığı jeolojik dönem; üçüncü zamanın memelilerin ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi ve bu dönemde çökelmiş olan katmanlar

miyosit : gre. * mys, myos (kas, adale) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * kas dokusunu oluşturan ve kasılma yeteneğine sahip hücre

miyosotis : gre. * mys (fare) + ous, otis, otos (kulak) * Boraginaceae familyasına ait, fare kulağını andıran yaprakları nedeniyle adlandırılmış, unutma beni çiçeklerini kapsayan bitki cinsi

miyotik : gre. * mys, myos (kas, adale) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaslarla ilgili veya kas dokusuna ait olan

miyotomi : gre. * mys, myos (kas, adale) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas dokusunun gerginliğini azaltmak, spazmı gidermek veya işlevsel bir bozukluğu düzeltmek amacıyla kasın cerrahi olarak kısmen veya tamamen kesilmesi işlemin

miyotoni : gre. * mys, myos (kas, adale) + tonos (gerilim, ton, ses) * kasın gevşemesi sırasında kas tonusunun normalden uzun süre yüksek kalmasıyla karakterize nöromüsküler durum

miyotonik distrofi : gre. * mys, myos (kas, adale) + tonos (gerilim, ton, ses) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasların gevşemesi sırasında tonusunun uzun süre yüksek kalması ve kas dokusunun ilerleyici zayıflamasıyla karakterize genetik nöromüsküler hastalık

miyoz : gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle ışığa karşı refleks, bazı ilaçlar veya nörolojik durumlarla ilişkili olarak gözbebeğinin (pupilla) ışığa veya uyarana bağlı olarak normalden daha fazla daralması durumu

miyozin : gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * kimyasal enerjiyi hareket enerjisine çeviren ve kasların kasılması ve hücrelerin hareket etmesi için çalışan temel bir motor protein

miyozis : gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle ışığa karşı refleks, bazı ilaçlar veya nörolojik durumlarla ilişkili olarak gözbebeğinin (pupilla) ışığa veya uyarana bağlı olarak normalden daha fazla daralması durumu

miyozit : gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + itis (iltihap, enfeksiyin, hastalık) * kas dokusunda iltihaplanma ile karakterize, ağrı ve güçsüzlüğe yol açabilen hastalık

miza : ara. * miza (ölçmek, ayırmak, belirlemek) * kumar veya bahis oyunlarında oyuna katılmak amacıyla ortaya konulan para veya değer

mizac : ara. * mazaca (karıştırmak, birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak) * karışım, birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört ögenin karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter

mizaç : ara. * mazaca (karıştırmak, birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak) * karışım, birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört ögenin karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter

mizaçgir : ara., far. * mizac (huy, karakter, yaratılış) (ara.) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) (far.) * herkesin hoşlanacağı şekilde hareket eden kişi, nabza göre şerbet veren

mizah : ara. * mazaha (şaka yapmak, şakalaşmak, latife yapmak, ciddiyeti hafifletmek, eğlenmek) * eğlendirmek, güldürmek ve birine, bir davranışa incitmeksizin takılmak ereğini güden ince alay; gerçeğin, durumların, olayların, kişilerin güldürücü yanlarını vurgulayarak anlatan, ortaya koyan yazı türü

mizahi : ara. * mizah (şaka, espri, eğlence, güldürü) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gülmeceli, gülmecesel

mizan : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak) * terazi, ölçü, tartı; muhasebe sisteminde hesapların belirli tarihlerde, borç ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin tabloya toplu olarak yazılmasıyla oluşan, hesapların gerçek duruma uygunluğunu, kurallara göre çalıştığının kontrol edilmesini sağlayan özet tablo; İslam eskatolojisi ve ahiret inancına göre, ahirette insanların yeryüzündeki davranışlarına dair geçtikleri hesaptan sonra herkesin iyi ve kötü davranışlarının tartıldığı ilahi adalet ölçüsü

mizandri : gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * erkeklere karşı nefret, küçümseme veya düşmanlık besleme durumu; erkek düşmanlığı

mizanpaj : fra. * mise (konuş, konma, koyulma, koyma, yerleştirme, yerleştirilme) + en (üstüne, üzerine, ile ilgili) + page (sayfa) * bir sayfa üzerindeki yazı, görsel ve diğer unsurların estetik ve işlevsel biçimde düzenlenmesi, sayfa düzeni

mizanpli : fra. * mise (konuş, konma, koyulma, koyma, yerleştirme, yerleştirilme) + en (üstüne, üzerine, ile ilgili) + pli (kat, katlama) * kıvırma, katlama; ıslak saçın sarılıp sıcak hava yardımıyla kurutulmasından sonra fırça ve tarakla yapılan tarama biçimi

mizansen : fra. * mise (konuş, koyma, yerleştime) + en (-a) + scène (sahne) * bir oyunu anlamlı ve uyumlu bir şekilde sahneye koyma çalışmalarının tümü, sahneleme, sahneye koyma; bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla yapılan düzenleme.

mizantrop : gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + anthropos (insan) * insanlardan hoşlanmayan veya insanlara güvenmeyen, insanlardan uzak durmayı tercih eden kişi

mizantropi : gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + anthropos (insan) * insanlardan nefret etme veya insanlara karşı güvensizlik durumu; insan düşmanlığı

mizmar : ara. * zamara (üflemek, boru çalmak) * üflenerek çalınan, genellikle sivri ucu ve delikleri olan geleneksel nefesli müzik aleti, nefesli çalgı, flüt, boru, düdük, kaval; meydan; at yarış yeri; ince belli at

mizni : ara. * muzn (parıldamak, aydınlık olmak; gitmek, akıp geçmek)* yağmur yüklü, beyaz ve parlak bulut; bolluk getiren bereketli yağmur bulutu, gökte biriken su kütlesi, yağmur bulutu

mizofobi : gre. * misos (kir, pislik) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli nesnelere veya durumlara karşı aşırı ve irrasyonel korku veya tiksinme durumu

mizojini : gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) + eia (isim yapım ve durum eki) * kadınlara karşı nefret, küçümseme veya düşmanlık besleme durumu; kadın düşmanlığı

mizoprostol : lat. * miso (yapay, sentetik kimyasal türev öneki) + prostol (prostaglandin türevi) * mide ve bağırsak mukozasını koruyan, rahim kasılmalarını uyaran ve tıbbi düşüklerde veya ülser tedavisinde kullanılan sentetik prostaglandin ilacın etken maddesi (C22H38O5)

Mn : lat. * manganum (magnesia nigra (siyah manyezit minerali) (magnesia (antik Yunan'da bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + eia (isim yapım ve yer eki) ) (gre.) + nigra (siyah, kara) (lat.) + anum (isim yapım eki) (lat.) ) * atom numarası 25 olan, periyodik tablonun 7. grubunda bulunan, sert ve kırılgan olan, çelik üretiminde, pillerde, alaşımlarda ve kimyasal katalizörlerde kullanılan bir geçiş metali elementi

mnemiopsis leidyi : gre. * mneme (hafıza, anı, hatıra) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + leidyi (Amerikalı doğabilimci Joseph Leidy'nin soyadından) * halk arasında deniz cevizi veya siğilli taraklı denizanası olarak bilinen, balık yumurtaları ve larvalarıyla beslenerek bulunduğu deniz ekosistemlerine büyük zarar veren, Batı Atlantik kökenli istilacı, jelimsi bir taraklı medüz (ktenofor) türü, deniz cevizi, siğilli taraklı denizanası

mnemonik : gre. * mneme (hafıza, anı, hatıra), mnaomai (hatırlamak, anımsamak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hatırlamaya ait, hafızayı güçlendiren, hafızayı kolaylaştıran yöntem; akılda tutmayı sağlayan çağrışım tekniği

mnemosyne : gre. * mnemosyne (anılar, hatıralar) (mnem (hatırlama, anı) + o (bağlaç) + syne (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde hafızanın tecessümü olan Titan, tanrıça, Gaia ve Uranüs'ün kızı

mnemotekni : gre. * mnem (hatırlama, anı) + o (bağlaç) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bilgiyi daha kolay hatırlamak ve öğrenmek için uygulanan hafıza geliştirme yöntemi veya teknik

mnium : gre., lat. * mnyon (yosun) (gre.) + um (son ek) (lat.) * Mniaceae familyasına ait, nemli ortamlarda yetişen yosun cinsi

Mo : gre., lat. * molybdaenum (molybdos (kurşun) (gre.) + aenum (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 42 olan, periyodik tablonun 6. grubunda bulunan, yüksek erime noktasına sahip, sert ve dayanıklı bir geçiş metali olan, çelik alaşımlarında, katalizörlerde, elektronik parçalarda ve yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılan element

moai : rap. * mo (yaratma, figür) + ai (insan veya ruhu simgeleyen son ek) * Paskalya Adası’nda taşlardan yapılmış, atalara veya önemli kişilere adanmış olan ve büyük bölümü yere gömülü olan dev heykellerden her biri

mobil : lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) (lat.); mobile (fra.) * kolayca hareket ettirilebilen veya taşınabilen; hareketli, hareket eden, sabit olmayan, hareket özgürlüğü olan

mobilet : lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + ettus (küçültme eki) (lat.); mobilette (fra.) * küçük, hafif ve genellikle iki tekerlekli motorlu taşıt; bisiklete benzer, kısa mesafeler için kullanılan motorlu araç, küçük motosiklet

mobilite : lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); mobilité (fra.) * bir kişinin veya nesnenin hareket etme, yer değiştirme veya taşınabilirlik özelliği; sosyal veya coğrafi hareketlilik durumu, hareket edebilirlik

mobilizasyon : lat., fra. * mobilizatus (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); mobilisation (fra) * hareketlendirme, hareketli kılma, harekete geçirme; bir ülkenin tüm kaynaklarını ve askeri güçlerini savaş veya olağanüstü bir duruma hazırlama süreci; tıp ve fizik tedavide bir organın veya eklemin hareketlendirilmesi

mobilize : lat., fra. * mobilizatus (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); mobilisé (fra.) * hareketli hale gelmiş veya getirilmiş, mobil olmuş veya yapılmış

mobilya : lat. * mobilis (hareketli, taşınabilir) + ia (isim yapma eki) * ev, ofis veya mekanlarda kullanılan, taşınabilir eşya ve donanım; masa, sandalye, dolap gibi taşınabilir eşyalar

mobius sendromu : lat. * mobius (Alman nörolog ve psikiyatrist Paul Julius Möbius'un isminden) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * yüz ve göz kaslarını kontrol eden sinirlerde doğuştan felç ile karakterize, genellikle yüz ifadesi kısıtlılığı ve göz hareket bozukluklarıyla seyreden nadir nörolojik doğumsal hastalık

mod : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) * bir şeyin çalışma şekli, durumu veya tarzı; bir dizi içinde en sık tekrarlanan değer

moda : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) * giyim, davranış veya düşünce alanında belli bir dönemde popüler olan tarz veya eğilim

modafinil : lat., gre. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) * merkezi sinir sistemi uyarıcı etkisi olan, uyanıklığı artıran ve yorgunluğu azaltan sentetik ilacın etken maddesi (C15H15NO2S)

modal : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kayın ağacından üretilen, yüksek nem transferi, yumuşak tuşesi ve yıpranmaya karşı direnciyle öne çıkan, sürdürülebilir ve selülozik kökenli bir yapay tekstil lifi

modalist : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * belirli bir yönteme, tarza veya moda bağlı olarak düşünen, uygulayan veya öğreten kişi; özellikle teoloji veya felsefede belirli bir öğretim tarzını savunan kimse

modalite : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin gerçekleşme şekli, durumu veya tarzı; tıp, dilbilim ve felsefede belirli yöntem veya biçimle ortaya çıkan durum

model : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) * bir şeyin tasarımını, yapısını veya işleyişini göstermek için yapılan örnek, prototip veya temsil; giyim kreasyonlarını podyumda tanıtan kişi, manken

modelaj : lat., fra. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.) * hamur, kil, balmumu veya benzeri malzemelerle üç boyutlu şekil verme, biçimlendirme veya heykel yapma süreci

MODEM : lat. * modulator (belirli bir moda sokan; sinyali değiştiren) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + demodulator (belirli bir moddan çıkaran; sinyali geri çeviren) (de (olumsuzluk öneki) + modus (ölçü, yöntem, tarz, hal, durum) + ulus (küçültme eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * dijital (sayısal) veriyi analog sinyale, analog sinyali dijital (sayısal) veriye çevirerek bilgisayarlar arasında veri iletimini sağlayan cihaz

moderasyon : lat. * moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); modération (fra.) * kontrol etmek, düzenlemek, yanlışlardan arındırmak; aşırılıklardan kaçınma, ölçülü davranma veya bir durumun dengeli ve kontrollü şekilde sürdürülmesi durumu; metinlerin dilsel açıdan yorumlanması

moderato : lat. * moderatus (moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki), tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); moderato (orta tempolu) (ita.) * müzikte orta hızda, ne çok hızlı ne de çok yavaş çalınması gereken tempo talimatı

moderatör : lat. * moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); modérateur (fra.) * tartışma, toplantı veya platformlarda dengeyi sağlayan, konuşmaları, katılımı ve toplantı akışını kontrol eden ve düzenleyen kişi

modere : lat. * moderatus (moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki), tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat); modéré (fra.) * kontrol edilmiş, düzenlenmiş, dengelenmiş, mutedil hale getirilmiş, aşırılıktan uzaklaştırılmış

modern : lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman; sadece, yalnızca) + ernus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * günümüze ait, çağın gereklerine uygun veya yeni ve yenilikçi olan

modernite : lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman; sadece, yalnızca) + ernus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım eki) * yaklaşık 17. yüzyıldan itibaren Avrupa'da geleneksel toplumsal yapılardan, dini dünya görüşünden ve monarşilerden kopuşu ifade eden, aklın, bilimin, sanayileşmenin ve bireyselleşmenin temel alındığı kapsamlı bir tarihsel, kültürel ve ekonomik dönüşüm süreci

modernizasyon : lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin çağdaş gerekliliklere uygun hale getirilmesi, yenilenmesi veya güncellenmesi süreci, modernleştirme

modernize : lat. * modernizatus (modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); modernisé (fra.) * çağın gereklerine uygun hale getirilmiş, yenilenmiş veya güncellenmiş, modernleştirilmiş

modifikasyon : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin şeklinde, yapısında veya özelliklerinde yapılan değişiklik veya düzenleme

modifiye : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); modifié (fra.) * değiştirilmiş, üzerinde düzenleme yapılmış veya farklılaştırılmış

modiodal : lat. * modius (ölçü birimi, tahıl ölçüsü; antik Roma’da kullanılan, özellikle tahıl ve kuru gıda maddelerinin ölçümünde kullanılan hacim birimi), modio (ölçü birimi, hacim birimi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * modio ile ilgili veya modio hacim birimi cinsinden ölçülebilen

modistra : lat. * modista (şapka veya giysi yapan kadın) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) * giysi veya şapka tasarlayan, diken veya satan kadın

modus operandi : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + operentia (yapma, etme, eyleme, işleme) (operare (yapmak, çalıştırmak, işletmek, uygulamak, yürütmek) (opus, operis (iş, işlem, operasyon, görev, fayda) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) (lat.); operandi (ita.) * bir kişinin, grubun veya sistemin bir işi gerçekleştirme sırasında izlediği, tekrar eden, ayırt edici, karakteristik ve kendine özgü yöntemler bütünü

modül : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) * büyük bir sistemin veya yapının parçası olan bağımsız ve standart birim, ünite; belli bir büyüklüğü, özelliği veya fonksiyonu ifade eden alt birim; bir mimarlık yapıtında, yapının çeşitli bölümleri arasında orantı sağlamak için kullanılan ölçü birimi; herhangi bir mekanik özelliği belirten katsayı

modülasyon : lat. * modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir sinyalin, sesin veya başka bir fiziksel büyüklüğün belirli bir ölçü veya standart çerçevesinde değiştirilmesi veya ayarlanması; bir sistemde, sinyalde veya ses tonunda ayarlama veya değişiklik yapma işlemi; müzik, elektronik ve iletişim alanlarında uygulanan düzenleme süreci

modülatör : lat. * modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); modulateur (fra.) * bir sinyali, ses tonunu veya başka bir parametreyi ayarlayan, değiştiren veya kontrol eden kişi veya cihaz

modüle : lat. * modulatus (modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); modulé (fra.) * ayarlanmış, değiştirilmiş veya kontrol edilmiş

modüler : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * standart parçalardan oluşan, parçaları değiştirilebilir veya bir araya getirilebilir yapı veya sistem

mogadişu : som. * muqdisho (mu (yer veya bölge eki) + qa, qadi (su, nehir, liman) + sho, shoo (yerleşim, şehir) * Somali'nin başkenti

moğol : moğ. * moğ, moğuç (ateşperest, ateşe tapan) (moğ.); magu, magoş, magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi) (far.); magos (bilgelik, gizli güç, büyü, sihir; Pers rahibi, bilge sınıfı), magike (büyü, sihir) (gre.); magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi), magia (büyü, bilgelik) (lat.); magie (fra.) ) * Çin'in kuzeyindeki Moğolistan'da yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse (

moğolistan : moğ., far. * moğ. * moğ, moğuç (ateşperest, ateşe tapan) (moğ.); magu, magoş, magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi) (far.); magos (bilgelik, gizli güç, büyü, sihir; Pers rahibi, bilge sınıfı), magike (büyü, sihir) (gre.); magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi), magia (büyü, bilgelik) (lat.); magie (fra.) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) * Orta Asya’da yer alan, kuzeyde Rusya, güney, doğu ve batıda Çin ile komşu olan ülke

moher : ara. * hiyera (seçim, seçme), muhayyer (seçilmiş; özel kumaş) * Ankara keçisinin parlak ve yumuşak tüylerinden yapılan değerli kumaş türü, keçi tüyü kumaş

mohini : san. * moha (büyü, aldatma, yanılsama) + ini (dişil isim eki) * Hint mitolojisinde Vişnu’nun büyüleyici güzellikteki kadın avatarı; ilahi bir yanılsama ve çekicilik gücünü simgeleyen tanrısal varlık

mohorovičić süreksizliği : hır , tür. * Hırvat jeofizikçi ve sismolog Andrija Mohorovičić'in soyadından) (hır.) + süreksiz (devamsız, daimi olmayan, aralıksız olmayan) + lik (isim yapım ve durum eki) + i (iyelik eki) (tür.) * Dünya'nın katı dış kabuğu ile alttaki manto tabakasını birbirinden ayıran, sismik dalgaların farklı yoğunluktaki kayaçlardan geçerken hız değiştirmesi sayesinde fark edilen jeolojik sınır bölgesi

mohs : alm. * mohs (Alman mineralog Friedrich Mohs'un soyadından) * minerallerin çizilme direncine göre 1’den 10’a kadar derecelendirildiği Mohs sertlik skalasını (ölçeğini) geliştiren bilim insanının soyadından gelen terim (mineraller arasındaki bağıl sertliğin ve çizilmeye karşı direncin bir ölçüsü olup, ölçek her minerale 10 (en sert ve çizilmeye karşı en dayanıklı) ile 1 (çizilmeye karşı en az dayanıklı) arasında bir değer atar.)

moirai : gre. * moira (pay, kısmet, kader, alın yazısı) + ai (çoğul eki) * Yunan mitolojisinde her insanın yaşam ipliğini ören, ölçen ve kesen kader tanrıçaları olan üç kız kardeş (Klotho, Lachesis ve Atropos)

moka : ara. * muha (Yemen’de liman kenti) * Yemen’in Muha limanından dünyaya yayılan kahve türü; ayrıca bu kahveden yapılan içecek

mokasen : alg. * makasin (ayakkabı) (alg.), mocassin (fra.) * Kuzey Amerika yerlilerinin yumuşak deriden yaptığı, dikişsiz veya az dikişli, esnek ve hafif ayakkabı

mokita : kil. * mokita (gerçek ama konuşulmayan şey) * herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmeye cesaret edemediği ve topluluk içinde sessizce kabul edilen gerçek

moklobemid : lat., gre. * mo (molekül öneki) + khloros (klor grubu) + be (bağlayıcı grup) + mid (amid grubu) * depresyon ve bazı anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan, seçici ve geri dönüşümlü monoamin oksidaz inhibitörü özellikli antidepresan ilacın etken maddesi (C13H17ClN2O2)

mokokutanöz kandidiazis : lat., gre. * mucus (mukus, mukoza, sümük, salgı, kaygan sıvı) + cutaneus (deriyle ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + candere (parlamak, beyaz olmak), candidus (parlak beyaz, ak), candida (beyaz, parlak, temiz) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * ağız, boğaz, genital bölge ve deri gibi mukoz membran ve cilt bölgelerinde Candida türü mantarların yol açtığı enfeksiyon

moksalaktam : lat. * moxa (kimyasal önek) + lactam (laktam halkası, β-laktam türevi) * beta-laktam antibiyotik sınıfına ait, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C20H20N6O9S)

moksifloksasin : lat. * moxi- (kimyasal önek) + fluoro (flor) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * florokinolon sınıfına ait, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan geniş spektrumlu sentetik antibiyotik (C21H24FN3O4)

mol : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) * kimyada 6,022 × 10^23 adet parçacık (atom, molekül veya iyon) içeren madde miktar birimi

mol hidatidiform : lat., gre. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) (lat.) + hydatid (damlacık) (gre.) + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı), formis (şekilli, biçimli) (lat.) * gestasyonel trofoblastik hastalıklar içinde en sık görülen formu olan ve rahim içinde cansız bir organizma oluşumu ile karakterize patolojik süreç

mola : ven., fra. * mola (sal, bırak, gevşet) (ven.); molle (yumuşak, gevşek) (fra.) * çalışma veya etkinlik sırasında verilen kısa süreli dinlenme, duraklama veya ara; bir halatı koyvermek için verilen buyruk; gergin olmayan bir halatın ortasındaki bolluk

molalite : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kilogram çözücüde çözünmüş halde bulunan maddenin mol sayısı (m = mol / kg)

molar : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); molaire (fra.) * bir maddenin tek tek parçacıkları yerine “bir mol”lük (Avogadro sayısı kadar) bütünsel miktarına ait olma özelliğini ifade eden ve kimyada madde miktarını kütleyle ilişkilendiren ölçüsel nitelik

molar buharlaşma entalpisi : lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + buharlaşma (buhar haline geçme, faz değişimi) (tür.) + enthalpeia (maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin toplamı, ısı durumu, sıcaklık durumu) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir mol sıvının, sabit basınç altında buhar fazına geçmesi için gereken ısı miktarı

molar füzyon entalpisi : lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fundere (dökmek, akıtmak), fusio (döküm, akım) (lat.) + enthalpeia (maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin toplamı, ısı durumu, sıcaklık durumu) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir mol katı maddenin, sabit basınç altında sıvı hale geçmesi için gereken ısı miktarı

molar gebelik : lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + gebe (hamile) + lik (durum eki) (tür.) * anormal embriyonik gelişimle karakterize, plasentanın büyük bölümünün kistik veya kitle haline gelmesiyle oluşan nadir gebelik türü

molar ısı kapasitesi : lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ısı kapasitesi (sıcaklık değişimi başına alınan veya verilen ısı miktarı) (ısı (sıcaklık) (tür.) + capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (lat.) ) + si (iyelik eki) (tür.) * bir mol maddenin sıcaklığını 1 Kelvin artırmak için gereken ısı miktarı

molarite : lat. * molaris (kütlesel) (moles (kütle) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); molarité (fra.) * bir çözeltide çözünen maddenin, litre başına mol cinsinden derişimini ifade eden konsantrasyon ölçü birimi; kimyada mol/l (mol/L) ile gösterilir ve tepkime oranlarının hesaplanmasında kullanılır. (M = n/v)

molas : lat. * mola (öğütme taşı, değirmen taşı, ağır taş) + as (çoğul ve türev eki) * içinde karbon bulunan karbonatlı kumtaşı, değirmen taşı

mold : lat. * modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) * belirli bir şekli vermek için kullanılan kalıp, model; soyut anlamda “tarz, yapı, karakter”

molding : lat., ing. * modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * belirli bir şekli vermek için yapılan iş, kalıp çıkarma, şekil verme süreci; üretim veya dekoratif amaçlı şekillendirme işlemi

moldova : sla. * molde (nehir adı) + ova (yer veya aitlik eki) * Doğu Avrupa’da, Karadeniz’in kuzeybatısında yer alan, kuzey ve doğuda Ukrayna, batıda Romanya ile komşu olan ülke

molekül : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) * atom veya atom gruplarından oluşan, kimyada bir maddeyi oluşturan en küçük yapı birimi

moleküler : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); moléculaire (fra.) * moleküllerle ilgili, moleküllere ait veya moleküler düzeyde olan

moleküler kütle : lat., ara. * molecularis (molekül ile ilgili) (lat.) + kutla (yığın, küme) (ara.) * molekülün ağırlığını ifade eden, bir molekülü oluşturan atomların toplam kütlesi

moler : lat. * molaris (azı dişiyle, öğütücü dişle ilgili) (mola (öğütme taşı, büyük taş, azı dişi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * azı dişiyle ilgili, öğütücü diş ile ilgili

molibden : gre., lat. * molybdos (kurşun, koyu gri metal) (gre.) + aenum (ile ilgili, ait) (lat.) * atom numarası 42, simgesi Mo olan, katalizör ve yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılan gri-beyaz renkli, sert ve kırılgan bir metal

molla : ara. * mevla (efendi, sahip, veli, hoca, üstad, çelebi) * dini ilim sahibi, İslam hukuk ve ilimlerinde uzman kişi; Osmanlı ve İslam kültüründe cami, medrese veya topluluklarda dini eğitim veren, fetva veren veya dini liderlik yapan kimse, büyük kadı, büyük bilgin

molluginaceae : lat. * mollis (yumuşak, gevşek, narin) + ugo (isim yapım eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Karanfilciler (Caryophyllales) takımına bağlı, genellikle sıcak ve kurak bölgelerde yetişen otsu veya odunsu özellikler gösteren bir çiçekli bitki familyası

mollusca : lat. * molluscus (yumuşak) (mollis (yumuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + a (taksonomik çoğul eki) * yumuşak gövdeli hayvanlar; yumuşakçalar şubesi

molluskum kontagiozum : lat. * molluscus (yumuşak) (mollis (yumuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + um (isim yapım eki) ) + contagiosum (bulaşıcı) (contagium (bulaşı, bulaşma) (co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) + ium (isim yapım eki) ) + osum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ciltte pürüzsüz, küçük, yumuşak ve genellikle merkezinde çukur bulunan papüller şeklinde görülen, suçiçeğine benzer lezyonlar oluşturan, genellikle 2-5 mm çapında, çocuklarda ve bağışıklığı zayıf kişilerde yaygın olan viral etkenli bulaşıcı bir hastalık

molossidae : gre., lat. * molossos (antik Epir bölgesindeki Molossos halkına ait mastiff tipi büyük köpek cinsi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yarasalar (Chiroptera) takımına ait, kuyruklarının büyük bir kısmı zarın dışına uzanan serbest kuyruklu yarasaları (serbest kuyruklu yarasagiller) kapsayan familya

molosus : lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * büyük, güçlü, iri yapılı (eski Roma’da ve biyolojide kaslı, iri köpek ırkları veya güçlü hayvanlar için kullanılır.), moloz

molotof kokteyli : rus., ing. * molotov (Rus siyasetçi Vyacheslav Molotov’un soyadından) (rus.) + cocktail (içki veya sıvı karışımı) (cock (horoz) + tail (kuyruk) ) (ing.) * protesto, ayaklanma ve çatışmalarda kullanılan, cam şişe içine benzin veya başka yanıcı madde konularak hazırlanan, fitil veya bezle tutuşturularak atılan el yapımı patlayıcı ve yanıcı bomba

moloz : lat. * molossus (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * inşaat, yıkıntı veya doğal oluşum sonucu ortaya çıkan büyük ve düzensiz şekilli taş parçaları, kırık taş yığını

molto : lat., ita. * multus (çok, fazla) (lat.); molto (ita.) * miktar veya derece bakımından çok, fazla (müzik terimlerinde ve günlük kullanımda “çok, oldukça, büyük ölçüde” anlamındadır.)

moment : lat. * movere (hareket ettirmek, hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + mentum (isim yapım eki) * kuvvetin, bir cismi, bir nokta veya eksen çevresinde döndürme etkisini belirleyen vektör niceliği; kısa süreli olay, an veya önem, ağırlık taşıyan durum

momentum : lat. * movere (hareket ettirmek, hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + mentum (isim yapım eki) * bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı ile belirlenen, hareketin nicel gücü, sürekliliği, çarpışma veya etkileşim anındaki aktarım kapasitesi (p = m.v; momntum korunumu F.S = P.H veya mgh = 1/2 m.v^2)

momentum korunumu : lat., tür. * momentum (bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı) (lat.) + korunum (güvende tutulma) + u (iyelik eki) (tür.) * bir sisteme herhangi bir dış kuvvet etki etmediği sürece sistemin momentumunun sabit olduğunu belirten temel bir fizik yasası (doğrusal momentumda

mometazon : lat. * momet (laboratuvar kökenli morfem) + asone (kortikosteroid grubu eki, prednison, betametazon gibi) * güçlü etkili sentetik kortikosteroid; antiinflamatuvar, antialerjik ve antipruritik özelliklere sahip, dermatoloji ve alerji tedavisinde kullanılan farmasötik etken madde

momos : gre. * momos (kınama, ayıplama, kusur bulma) * Yunan mitolojisinde Okeanos ile Nyx’in (Gece) oğlu olan, kınamanın, alayın ve kusur bulmanın kişileştirilmiş tanrısı olan, tanrıların ve insanların hatalarını açıkça dile getiren, eleştiriyi temsil eden demon

monachidae : gre., lat. * monakhos (yalnız, tek başına yaşayan, münzevi, keşiş) (monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + akhos (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + -idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * zatürree ve fokgiller (Phocidae) familyası içinde yer alan, aralarında keşiş foklarının da bulunduğu bir deniz memelisi grubu veya bazı eski/alternatif sınıflandırmalarda fokgillerin bir alt grubu

monachopsis : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + akhos (ile ilgili, -a ait) ) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * bir kişinin çevresine veya dünyaya ait olmadığına, oraya uyum sağlayamadığına dair duyduğu derin ve ısrarlı bir yabancılaşma hissi 

monad : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız), monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) + ad (birim eki) * tek birim, bölünmez bir öğe, bölünmez yapı

monadelf : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + adelphos (kardeş) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * erkek organ iplikçiklerinin (stamen filamentleri) tek bir demet halinde birleşmiş olduğu çiçek yapısı

monadik : gre. * monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim), monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (aitlik ve ilgi eki) * felsefede ve matematikte tek birimle, bölünemez varlıkla veya monad kavramıyla ilgili; Leibniz metafiziğinde temel, bölünemez öz varlığa ait

monadizm : gre. * monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim), monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * felsefede özellikle Leibniz tarafından sistemleştirilen, evrenin bölünemez temel birimler olan monadlardan oluştuğunu savunan öğreti

monako : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) * Batı Avrupa’da, Fransa’nın güney kıyısında, Akdeniz sahilinde yer alan, kuzey, batı ve doğuda Fransa ile çevrili, güneyinde Akdeniz ile sınırlı olan ülke

monarda : lat. * Monardes (İspanyol hekim ve botanikçi Nicolás Monardes) + ia (isim yapım eki) * Lamiaceae familyasına ait, bergamot kokulu çiçekleri olan bitki cinsi

monark : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * devlet veya toplulukta tüm yetki ve egemenliği elinde bulunduran tek kişi, kral, imparator, padişah veya tek hükümet biçimindeki yönetici

monarşi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tek bir kişinin egemenliğine dayalı olan, krallık veya imparatorluk şeklinde uygulanabilen devletin başında bir monarkın bulunduğu yönetim biçimi

monarşist : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * monarşi yönetim biçimini savunan veya tek hükümdarın egemenliğini destekleyen kişi

monarşizm : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * monarşi yönetim biçimini savunan, tek kişinin egemenliğine dayalı hükümet sistemini destekleyen öğreti veya doktrin

monat : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız), monas (birlik, teklik, vahdet) * Eski Yunan felsefesinde bölünemez ve parçalanamaz mutlak birlik; Alman matematikçi ve filozof Gottfried Wilhelm Leibniz’in görüşlerini yansıtan Leibniz felsefesinde evreni oluşturan, kendi içinde kapalı, niteliksel olarak farklılaşabilen fakat nicel olarak bölünemeyen sonsuz sayıdaki temel varlık birimlerinin her biri

monden : lat. * mundus (dünya, evren) + ainus, enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mondain (fra.) * modern, çağdaş, dünya işlerine ve sosyal hayata ilişkin; özellikle sosyal normlar ve yaşam tarzıyla ilgili, şehirli ve şık; toplum yaşamıyla ilgili; yüksek sosyete yaşamını seven, zevk ve eğlenceye düşkün (kimse)

monera : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + era (çoğul isim eki) (lat.) * biyolojide çekirdeksiz, prokaryotik mikroorganizmaları kapsayan, bakteriler ve arkeler gibi basit, tek hücreli organizmaları ifade eden biyolojik bir alem

moneta : lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek, dikkatini çekmek), moneta (uyarı, hatırlatma) * Roma mitolojisinde Juno’nun bir yönü olarak kabul edilen, para basımı ve tasarrufla ilişkilendirilen tanrıça (Roma’da ilk resmi paralar (sikke) Moneta tapınağında basılmıştır.)

mongol : moğ. * mongyol (güçlü, cesur) * Orta Asya kökenli, tarih boyunca göçebe yaşam süren ve Cengiz Han liderliğinde büyük imparatorluklar kurmuş etnik grup

mongolist : moğ., lat. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Moğol tarihi, dili, kültürü veya halkları üzerinde araştırma yapan veya uzmanlaşmış kişi

mongolistik : moğ., lat., gre. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Moğol dili, tarihi, kültürü ve halklarıyla ilgili akademik çalışma veya bilim dalı

mongolizm : moğ., gre. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Down sendromu için eskiden kullanılan ve insanlarda belirli yüz ve genetik özellikleri tanımlayan tarihi terim

monik polinom : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + polynoma (çok terimli ifade) (polys (çok, fazla) + onoma (isim, ad, terim) ) * katsayısı bir olan polinom; en yüksek dereceli terimin katsayısı 1 olan çok terimli cebirsel ifade

moniletriks : lat., gre. * monile (kolye, boncuk, süs) (lat.) + thrix (kıl, saç) (gre.) * saçlara boncuk, kolye veya takı takma uygulamasını içeren saç süsleme sanatı veya stili

moniliasis : lat., gre. * monile, monilia (kolye, boncuk, süs; mantar cinsi) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık, enfeksiyon eki) * Candida türü mantarların neden olduğu, ağız, boğaz, vajina veya sindirim sisteminde görülen ve pamukçuk veya kandidiyazis olarak da adlandırılan mantar enfeksiyonu

moniliform : lat. * monile (kolye, gerdanlık, boyna takılan süs) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * boncuk dizisi veya kolye gibi boğumlu/yuvarlak yapıda olan, tespih şeklinde veya boncuksu olan, düzenli aralıklarla boğumlu veya daralıp genişleyerek bir dizi boncuğu andıran

monist : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * tek bir ilke veya varlık temelinde evreni açıklayan felsefi görüşü benimseyen kişi; monizm öğreti ve doktrinlerinin savunucusu

monitor : lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir durumu, davranışı veya sistemi gözetleyen, izleyen veya uyaran kişi veya cihaz; modern kullanımda bilgisayar ekranı veya gözlem cihazı

monitoring : lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir süreci, sistemi veya durumu sürekli izleme, gözlemleme ve denetleme eylemi (özellikle sağlık, mühendislik, bilgisayar ve çevre bilimlerinde kullanılır.)

monitör : lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir durumu, davranışı veya sistemi gözetleyen, izleyen veya uyaran kişi veya cihaz; modern kullanımda bilgisayar ekranı veya gözlem cihazı

monitörizasyon : lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemi, süreci veya durumu sürekli izleme, gözlemleme ve kontrol etme işlemi (özellikle tıp, mühendislik ve teknolojide uygulanır.)

monizm : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * evrende tüm varlıkların özünde tek bir ilke veya maddeye dayandığını savunan görüş veya felsefi akım

mono : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) * tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız

monoamin : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * bir amin grubuna sahip, biyokimyada nörotransmitter olarak görev yapan dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi tek azotlu bileşikleri ifade eden tekli organik bileşik

monobenzon : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + benz (benzen halkası) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) (lat.) * dermatolojide özellikle vitiligo tedavisinde kullanılan tek benzen halkasına sahip keton türevi ve depigmente edici ajan

monodispers : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) (lat.) * bir sistemdeki taneciklerin, parçacıkların veya moleküllerin hepsinin aynı boyutta, ağırlıkta ve şekilde olması, tekdüze, eş irilikli

monodon : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * tek dişli; biyolojide özellikle tek büyük dişe sahip deniz memelisi olan narval (Monodon monoceros) gibi hayvanları tanımlamak için kullanılan terim

monodontidae : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * bilinen tek iki üyesi narval (deniz gergedanı) ve beyaz balina (beluga) türleri olan, dişli balinalar alt takımına ait memeli bir hayvan familyası, beyaz balinagiller

monodram : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + dramein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), drama (yapma, yapış, eylem, hareket) * tek kişi tarafından sahnelenen tiyatro oyunu; bir karakterin performansıyla anlatılan dramatik eser

monofaze : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) * tek fazlı; elektrik veya fizik bağlamında tek bir alternatif akım fazına sahip sistemleri veya tek aşamalı süreçler

monofil : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phylon (soy, nesil, ırk, tür, kabile, kan hattı, kan bağı) (gre ); filum (io, iolik, lif, tel) (lat.) * birden fazla ipliğin birleşmesiyle oluşan örgülü yapıların aksine, sentetik veya suni malzemelerden (genellikle naylon) üretilen tek bir parça halindeki kesintisiz tekli iplik veya lif

monofiletik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phylon (soy, nesil, ırk, tür, kabile, kan hattı, kan bağı) (gre ); filum (io, iolik, lif, tel) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ikos (ile ilgili,-a ait) (gre.); icus (lat.) * ortak bir atadan türeyen ve tek bir soydan gelen, evrimsel olarak soyu tek kökenli olan

monogam : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) * yalnızca tek eşle evlilik veya partnerlik yapan; biyolojide ve toplumsal ilişkilerde tek eşlilik biçimi

monogami : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tek eşlilik, tek kişi ile evlilik yapma durumu

monogenoidea : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + idea (-gillee, hayvan familyası eki) (lat.) * genellikle balıkların solungaçlarında ve derisinde yaşayan, tek bir konakçı üzerinde tüm yaşam döngüsünü tamamlayan, kancalı diskleriyle tutunan paraziter bir yassı solucan (Platyhelminthes) sınıfı

monograf : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * bir bilim, sanat veya edebiyat dalında dar ve özel bir konu, sorun veya bir kişi üzerine yazılmış, derinlemesine inceleme içeren, kendi başına bir bütün oluşturan kitap veya makale türü, tek yazı

monografi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tek bir konu, kişi, eser veya olay üzerine hazırlanmış ayrıntılı bilimsel veya akademik çalışma; tek bir başlık altında kapsamlı inceleme

monogram : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * bir kişinin veya kurumun adının baş harflerini bir araya getirerek oluşturulan, genellikle imza, logo veya süsleme amacıyla kullanılan sembol veya işaret

monohibrit : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + hybridus (melez, karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * tek bir karakter (özellik) bakımından melez (heterozigot) genetik yapıya sahip olan birey (örneğin bir canlıda belirli bir özelliği belirleyen genlerin birinin baskın (dominant), diğerinin çekinik (resesif) alelden oluşması (örneğin Aa genotipi) durumu)

monoid : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * matematikte tek bir işlem altında kapalı ve birim eleman içeren cebirsel yapı; tek elemanlı veya tek tip yapı gösteren

monoik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı bireyi (bitki) üzerinde hem erkek hem de dişi üreme organları veya ayrı ayrı çiçekler bulunan, tek evli, bir evcikli

monokarpik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + karpos (meyve, tohum) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yaşamı boyunca yalnızca bir kez çiçek açıp meyve veren (bitki)

monokazyum : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kyma, kyme (dalga, kabarma, sürgün, filiz, tomurcuk, genç dal) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * bitkilerde ana eksenin bir çiçekle sonlandığı ve büyümenin tek bir yan dalla devam ettiği, çiçeklenmelerin tek bir yönde veya tek bir yan kol üzerinden ilerlediği kimoz (tek eksenli/belirli) çiçek durumu tipi

monokl : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + oculus (göz) (lat.) * gözden biri bozuk veya güçsüz olduğunda kullanılan tek camlı optik araç (tek camlı gözlük)

monoklon : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz, kopya) * tek bir hücre veya organizmadan türetilmiş genetik olarak özdeş kopya

monoklonal : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tek bir hücre veya organizmadan türetilmiş genetik olarak özdeş kopya ile ilgili

monoklonal antikor : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, -ait) (lat.) + anti (karşı, zıt, karşıt, ters) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + corpus (vücut, beden, gövde) * laboratuvar ortamında tek bir bağışıklık hücresi klonundan üretilen ve vücuttaki belirli bir antijene özgül olarak bağlanan (örneğin bir kanser hücresi veya virüs yüzeyindeki bir reseptör) ve onu yüksek hassasiyetle tanıyan yapay molekül

monokok : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * tek hücreli veya tek çekirdekli organizma; otomotiv ve havacılıkta kullanılan, yüklerin bir nesnenin dış kabuğu tarafından desteklendiği gövde sistemi

monokoryal : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + koryphe (tepe, baş) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tek bir tepe veya tek bir kökten gelişen; plasenta veya embriyonal gelişimde tek bir koryon içeren

monokotil : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kotyle (kase, kap, fincan, tohum yaprağı) * tohumlarında embriyonik gelişim sırasında bir adet çenek (kotiledon) bulunduran kapalı tohumlu bitki, tek çenekli

monokotiledon : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) + don (şekil eki) * çimlenme sırasında tohumdan çıkan tek yaprakçığı (kotiledon) olan bitki grubu, tek çenekliler

monokrom : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) * tek renkli

monokromi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tek renklilik, tek renk kullanımı; sanat, tasarım veya görsel medyada yalnızca bir rengin hakim olduğu renk düzeni veya stil

monolit : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + lithos (taş, kaya) * tek parça halinde büyük taş veya kayalık; mimarlık ve jeolojide bütün halde duran kaya kütlesi veya tek bloktan yapılmış yapı

monolitik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek blok hâlinde veya bütün olarak yapılmış, yekpare, parçalanmamış, monolit özelliğe sahip

monolog : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * tek kişinin konuşması; tiyatro, edebiyat veya günlük dilde bir karakterin kendi kendine veya seyirciye yönelik uzun konuşması

monom : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * cebirde tek terimli ifade; katsayısı ve değişkenin üssüyle birlikte tek bir çarpım hâlinde yazılmış matematiksel terim (örneğin 5x^3)

monomani : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * zihinsel etkinliklerin tek bir düşünce, konu veya tutkuda yoğunlaştığı, tek düşünce saplantısı halini alan psikiyatrik bozukluk

monomer : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * cebirde tek terimli ifade; katsayısı ve değişkenin üssüyle birlikte tek bir çarpım hâlinde yazılmış matematiksel terim (örneğin 5x² gibi)

monomorfik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + morphe (form, şekil, biçim) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek biçimli, tek şekilli; biyoloji, jeoloji veya dilbilimde yalnızca tek bir form veya görünüm sergileyen

mononükleer : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tek çekirdekli, tek hücreli; tek bir hücre çekirdeğine sahip olan

mononükleozis : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Epstein-Barr virüsünün neden olduğu, tek çekirdekli beyaz kan hücrelerinin artışıyla seyreden, ateş, boğaz ağrısı, lenf bezi şişmesi ve yorgunlukla karakterize olan bulaşıcı hastalık

monoparezi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + paresis (yarı felç, kısmi felç, yarı gevşeme) (para (yanında, yanısıra, yoluyla, vasıtasıyla) + hienai (serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak, koyvermek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * sinir sistemi hasarı sonucunda vücudun yalnızca bir uzvunda görülen kısmi felç veya güçsüzlük durumu

monopleji : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + plexis (felç, vurma, çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (durum ve usim yapın eki) ) * vücudun yalnızca bir organını etkileyen felç durumu; sinir sistemi lezyonları veya damar tıkanıklıkları sonucu ortaya çıkan tek taraflı organ felci

monopol : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + polein (satmak), polesis (satış) * bir mal veya hizmetin üretim ve satışının tek kişi veya kurumun elinde bulunduğu, rekabetin bulunmadığı, fiyat ve arzın tek taraflı belirlendiği piyasa durumu

monoray : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (lat.); rail (ray, demir yolu) (ing.) * tek ray üzerinde hareket eden ulaşım sistemi; genellikle şehir içi toplu taşımada kullanılan, tekerlekleri veya manyetik sistemleriyle tek ray hattında çalışan tren türü

monosakkarit : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + sakkharides (sakkharon (şeker) (gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) ) * hidrolizle daha küçük şekerlere ayrılamayan, genellikle 3-7 karbon atomu içeren ve glikoz, fruktoz, galaktoz gibi basit şekerleri kapsayan en basit karbonhidrat türü

monosit : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağışıklık sisteminde görev alan, fagositoz yaparak mikroorganizmaları yok eden ve dokulara geçtiğinde makrofaja dönüşen tek çekirdekli büyük bir lökosit türü

monositojen : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * monosit üretimini veya monosit oluşumunu tetikleyen veya sağlayan; hematoloji ve immünoloji bağlamında monosit üretimiyle ilgili

monositozis : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle enfeksiyonlar, kronik inflamasyonlar veya hematolojik hastalıklarla ilişkili olan, kanda normalden fazla monosit bulunması durumu

monosodyum glutamat : gre., ara., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + gloutos, glouta (buğday; un, hamur) + m (bağlaç) + ate (asit tuzu veya esteri eki) * gıda katkı maddesi olarak kullanılan, tat verici (umami) özelliği ile yemeklerde lezzeti artıran sodyum tuzu biçiminde tek bir glutamik asit molekülü (C5H8NO4Na)

monostotik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + stokhos (hedef, amaç, gaye) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek bir hedefe yönelik; biyoloji veya tıp bağlamında tek bir odak veya hedef noktasına sahip

monostromatik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + stroma (örtü, tabaka, zar, döşek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tek tabakalı

monoteist : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theos (tanrı) + istis (-cı, yapan, eden eki; gibi olan, ile ilgili olan) * yalnızca tek bir tanrının varlığına inanan ve bunu öğreten kişi; teizm bağlamında tek tanrılı dini benimseyen kişi

monoteizm : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theos (tanrı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yalnızca tek bir tanrının varlığını kabul eden ve buna dayalı dini inanç veya öğreti sistemi

monotekoz : gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theke (kutu, kap, kılıf, hazne, depo) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tek bölmeli, tek hazneli

monoterapi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * tek bir ilaç, yöntem veya tedaviyle uygulanan tedavi şekli; hastalık veya rahatsızlığın tek bir ajanla giderilmesi

monotip : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + typos (iz, işaret, damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) * tek bir tür veya tek bir tipte olan; biyoloji, matbaa veya tasarımda yalnızca bir biçim veya modelle sınırlı olan yapı veya örnek

monotipik : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + typos (iz, işaret, damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yalnızca tek bir alt birimden (tür, cins vb.) oluşan (üst grup), içinde sadece tek bir tür barındıran (cins) (taksonomik terim)

monotomi : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tek kesim; anatomi, biyoloji veya cerrahide bir yapının tek parça veya tek çizgi halinde kesilmesi, bölünmesi veya incelenmesi

monoton : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) * tek sesli, değişmeyen veya sürekli aynı; müzikte tek perdede veya ses tonunda, genel kullanımda tekdüze, monoton olan

monotremata : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + trema (delik, açıklık, delik biçimli yapı) + ata (taksonomik çoğul eki) * canlı yavru doğurmak yerine yumurtlayan, ancak yavrularını sütle besleyen, üreme, idrar ve dışkı yolları "kloak" adı verilen tek bir delikte birleşen ilkel memeliler takımı, tek delikliler

monotropoideae : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + * hebegiller (Ericaceae) familyası içinde yer alan, klorofil içermeyen, fotosentez yapmayan ve besinlerini mantarlar aracılığıyla diğer bitkilerden (mikoheterotrof) karşılayan bir çiçekli bitki alt familyası

monozigot : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + zugotos, zygotos (boyunduruğa vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein ((birleştirmek, boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim yapım eki) ) * tek bir zigottan (döllenmiş yumurta) gelişen; özellikle ikizler bağlamında, tek yumurta ikizleri için kullanılan terim

monrovia : ing. * monroe (ABD’nin 5. Başkanı James Monroe'nun soyadından) (ing.) + ium, ia (isim, yer ve durum eki) (lat.) * Liberya'nın başkenti

monsenyör : lat., fra. * meus (benim) + senior (büyük, daha yaşlı, kıdemli) (seni (yaşlı, olgun) + or (eril kişi eki) ) (lat.); monseigneur (efendim, yüksek rütbeli din adamı) (fra.) * Katolik Kilisesi’nde yüksek rütbeli rahip veya piskopos ünvanı; saygı ifadesiyle kullanılan hitap şekli

monstera : lat. * monstrare (görmek, göstermek, şaşırtmak), monstrum (olağanüstü, tuhaf, işaret, uyarı, doğaüstü yaratık, canavar) * Araceae familyasına ait tropikal tırmanıcı ve sarılıcı bitki, canavar bitkisi

monşer : fra. * mon (benim) + cher (değerli, kıymetli, aziz) * azizim, kıymetlim, sevgilim, değerlim (hitap şekli)

mont : lat. * mons, montis (tepe, yükselti; dağ) * kaban, üst giysi, kaban, üst giysi

montaj : lat., fra. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir araya getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak, birleştirmek) + age (isim yapım eki) (fra.) * parçaların veya bileşenlerin belirli bir düzen ve işlev doğrultusunda bir araya getirilerek bütün haline getirilmesi işlemi

monte : lat., fra. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir araya getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak, birleştirmek), montée (yukarı çıkmış, çıkılmış, çıkmış, üstüne binilmiş, kurulmuş, birleştirilmiş) (fra.) * birleştirilmiş, kurulmuş, parçaları birleştirilmş ve bütün haline getirilmiş; yokuş

montel teoremi : fra., gre., tür. * Paul Montel (Fransız matematikçi Paul Montel’in soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, normal aileler kavramını tanımlayan ve bir fonksiyon ailesinin tümüyle sınırlı ve özdeşlikten farklı alt aileler içerdiğini belirten, fonksiyonların kompaktlık ve yakınsaklık özellikleriyle ilgili temel teorem

montelukast : lat., fra, gre. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir araya getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak, birleştirmek) (fra.) + leukast (leukos (beyaz) + ast (yapısal ek) ) (gre.) * astım ve alerjik rinit tedavisinde kullanılan, lökotrien reseptörlerini bloke ederek bronş kaslarının kasılmasını ve inflamasyonu önleyen sentetik farmasötik bileşik (C35H35ClNNaO3S)

montevideo : isp. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) (lat.); monte (dağ) (isp.) + videre (görmek) (lat.); video (görüyorum, görmekteyim) (isp.) * Uruguay'ın başkenti

montgomer : isk. * Montgomer (isim, soyadı) * İskoçya kökenli soylu bir aileye ait soyadı olarak, tarih boyunca özellikle politik, askeri ve sosyal bağlamlarda belirli bireyleri veya aileleri tanımlayan ve genellikle soyluluk unvanları ve mülklerle ilişkilendirilen özel isim

montgomery tüberkülleri : ing., lat. * montgomery (Amerikalı doktor ve anatomi araştırmacısı John Montgomery'nin soyadından) (ing.) + tuberculum (küçük yumru, şişlik, çıkıntı) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * meme ucunda veya areolada görülen, genellikle yağ ve ter bezlerinin bir araya gelmesiyle oluşan küçük, yumru biçimli çıkıntılar olarak, özellikle emzirme döneminde belirginleşebilen ve hijyen ile süt salgısı işlevi açısından önem taşıyan anatomik yapılar

montifringilla : lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) + fringilla (ispinoz, küçük ötücü kuş) (fring (onomatopoeik (cıvıldama sesi yansıması) ) + illa (küçültme eki) ) * dağlık bölgelerde yaşayan ve Fringillidae familyasına ait, özellikle ötüşü ve beslenme alışkanlıkları ile tanımlanan küçük boyutlu kuş türü, kar serçesi, montifringilla nivalis

montofon : lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) (lat.) + fon (soy, nesil, ırk, köken, tür) * Avusturya’nın Montafon vadisinden köken alan, süt verimi yüksek, dayanıklı ve iri cüsseli sığır ırkı

montserrat : lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) + serratus (dikenli, engebeli) * İspanya’da Katalonya bölgesinde dağ ve manastır adı

mood : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) (lat.); mood (ing.) * kişinin geçici duygusal veya zihinsel hali; psikolojide ve gündelik dilde ruh hali, keyif, moral

moonlet : ing. * moon (ay) + let (küçültme eki) * bir gezegenin, cüce gezegenin veya başka bir gök cisminin yörüngesinde dönen çok küçük doğal veya yapay uydu (Genellikle Satürn gibi gezegenlerin halka sistemlerinin içinde yer alan yüzlerce metre veya birkaç kilometre çapındaki minik kaya ve buz kütlelerini tanımlamak için kullanılır.)

mor : gre., lat., far. * moro (karadut, böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı, mor renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.) * kırmızı ile mavi arasındaki renk tonu

moraceae : lat. * morus (dut cinsi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * gülgiller takımına bağlı olan ve genellikle sütlü özsu salgılayan ağaç, çalı veya sarmaşık türlerini, dut, incir ve ekmek ağacı gibi hem ekonomik değeri yüksek hem de yenilebilir meyveler veren bitkileri içeren bir bitki familyası, dutgiller

moraea : lat. * Morée (Afrika'da bir bölge adı) + ia (isim yapım eki) * Iridaceae familyasına ait, Güney Afrika kökenli, süs amaçlı yetiştirilen soğanlı bitki cinsi

moral : lat. * morus (ölçü, davranış) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kişinin psikolojik durumu, duygusal durum

moralizm : lat. * moralis (ahlakla ilgili) (morus (ölçü, davranış) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (düşünce, öğretim, doktrin, sistem eki) * ahlaka sıkı sıkıya bağlılık, ahlaki değerleri ön plana çıkaran düşünce veya davranış biçimi; etik ve ahlak kurallarını toplumsal veya bireysel yaşamda baskın kılma anlayışı

moratoryum : lat. * morari (gecikmek, ertelemek, oyalanmak) + arius, arium (isim yapım eki) * ödemelerin, faaliyetlerin veya yükümlülüklerin geçici olarak ertelenmesi; hukuki, mali ve idari bağlamlarda resmi olarak verilen süreli erteleme

morbid : lat. * morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) * hastalıklı

morbidite : lat. * morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * hastalıklı olma durumu

morbili : lat. * morbus (hastalık) + illus (küçültme eki) * çocuklarda sık görülen, döküntü ve ateş ile karakterize olan bulaşıcı viral hastalık, kızamık

morbiliform : lat. * morbus (hastalık) + illus (küçültme eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kızamık benzeri, kızamık döküntüsünü andıran; dermatolojide döküntülerin görünümünü tanımlayan terim

morbus : lat. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) * hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela

morbus addison : lat., ing. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) (lat.) + addison (İngiliz doktor Thomas Addison’ın soyadından) (ing.) * adrenal bez yetmezliği ile karakterize kronik endokrinolojik hastalık

morbus crohn : lat., eng. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) (lat.) + crohn (Amerikalı gastroenterolog Burrill Crohn’un soyadından) (ing.) * mideden anüse kadar uzanan GI kanalının kronik iltihaplanmasına neden olan bir inflamatuar bağırsak hastalığı

mordent : lat. * mordere (ısırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ana notanın hemen üstünde veya altında bir nota ile hızlı bir şekilde “ısırır gibi” çalınan kısa, hızlı süsleme notası

morella : lat. * morus (dut) + ella (küçültme eki) * Myricaceae familyasına ait, aromatik yapraklı çalı ve ağaççık cinsi

moren : lat. * murus (duvar, cidar) (lat.); mur (duvar, yığın), morena, moraine (küçük kaya yığını, toprak kayması birikintisi) (fra.); moräne (alm.) * buzulların kayalardan kopararak sürükleyip biriktirdikleri, üzerleri genellikle çizikli, pırıltılı taş, buzultaş

morendo : lat. * morire (ölmek) + endo (gerundium; süreç bildiren fiil eki) * ölmekte, sönmekte; müzik terimi olarak yavaşlayarak ve yumuşayarak sönme, giderek azalmak veya solmak; tonalite ve dinamiklerde sesin yavaşça kaybolması

morera teoremi : ita., gre., tür. * Giacinto Morera (İtalyan matematikçi Giacinto Morera’nın soyadından) (ita.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, bir sürekli fonksiyonun her kapalı eğri boyunca integrali sıfır ise fonksiyonun holomorf olduğunu, yani karmaşık düzlemde analitik olduğunu belirten önemli teorem

moreton : ing. * more (bataklık, fundalık, açık bozkır, çorak arazi) + tun (yerleşim, çiftlik, köy, malikane) * bataklık, fundalık yerleşimi”

morfem : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) (gre.) + em (isim yapım eki) (lat.) * dilbilimde kelime kökü, ek veya çekim eki gibi tek başına veya birleşerek anlam ifade eden en küçük birim

morfin : gre. * Morpheus (Yunan mitolojisinde uyku ve rüya tanrısı) (morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + us (son ek) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * afyon bitkisinden elde edilen ve tıpta analjezik olarak kullanılan opioid alkaloid, ağrı kesici ve uyku verici etkiye sahip doğal bileşik

morfinman : gre., alm., ing. * Morpheus (Yunan mitolojisinde uyku ve rüya tanrısı) (morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + us (son ek) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + mann (kişi, kimse, adam, insan) (alm.), man (ing.) * uyuşturucu olarak morfin kullanma alışkanlığı olan (kimse)

morfogenez : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir organizmanın veya organın şeklinin ve yapısının gelişimi, oluşumu süreci

morfojenez : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + genesis (oluşum, yaratılış) * bir organizmanın veya organın şeklinin ve yapısının gelişimi, oluşumu süreci

morfoloji : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * şekilbilim; canlıların veya dilsel birimlerin dış ve iç yapılarını, biçimsel özelliklerini ve bu biçimlerin oluşum, değişim ve düzenlenme ilkelerini sistemli biçimde inceleyen bilim dalı; canlıların, organların veya kelimelerin şekil, yapı ve biçim özelliklerini inceleyen bilim dalı

morfolojik : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * morfoloji ile ilgili

morfotip : gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + typos (model, tip, çeşit, cins, tür) * belirli bir organizma, organ veya yapının tipik şekil ve yapı özelliklerini temsil eden form

morfozinamid : gre., lat. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * tüberküloz (verem) tedavisinde kullanılan, pirazinamid türevi antiteberküloz bir ön ilacın etken maddesi (C10H14N4O2)

morg : far., lat., fra. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım eki) ) (far.); mortuus (ölü) (lat.); morgue (ölü, ölü kişi; hüzünlü ifade, ciddi bakış) (fra.) * hastanelerde ölülerin, otopsi veya defin için bekletilmek üzere konulduğu soğuk hava ünitelerini (dolaplarını) içeren depo niteliğinde kapalı mekan

morga : far., lat., fra. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım eki) ) (far.); mortuus (ölü) (lat.); morgue (ölü, ölü kişi; hüzünlü ifade, ciddi bakış) (fra.) * hastanelerde ölülerin, otopsi veya defin için bekletilmek üzere konulduğu soğuk hava ünitelerini (dolaplarını) içeren depo niteliğinde kapalı mekan

morgagni lakunaları : lat. * Morgagni (İtalyan patolog, anatomi uzmanı Giovanni Battista Morgagni’nin soyadından) + lacuna (lacuna (boşluk, oyuk, küçük çukur), lacunae (boşluklar, oyuklar, küçük çukurlar) (ita.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * anal kanalın üst bölümünde, mide mukozasının oluşturduğu küçük anatomik boşluklar

morganella : lat. * morgan (Amerikan bilim insanı Thomas Hunt Morgan'ın soyadından) (lat.) + ella (küçültme eki) (lat.) * insan ve hayvanlarda enfeksiyon yapabilen enterobacteriaceae ailesine ait, gram-negatif, çubuk şeklinde bakteri cinsi

morina : gre. * moros (durgun, tembel) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mezgitgillerden, soğuk denizlerde, kuzey denizlerinde yaşayan, boyu iki metreyi bulabilen, karaciğerinden balık yağı elde edilen, eti yenilen bir balık

morinda : lat. * morus (dut) + indicus (Hint) * Rubiaceae familyasına ait, tropik bölgelerde yetişen ve noni meyvesiyle bilinen bitki cinsi

moringaceae : tam. * murungai (bükülmüş kapsül) (tam.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat ) * turpgillerin de içinde yer aldığı Brassicales takımına bağlı, Türkçede moringagiller veya yaban turpu ağacı ailesi olarak bilinen, kalın gövdeli odunsu bitkileri ve en tanınmış üyesi olan mucize ağaç asıllı Moringa cinsini kapsayan bir bitki familyası

moritanya : gre., lat. * mauri (Berberi halkı) + tan (ile ilgili, gibi, -a ait) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.); Maurus (Mağribi, siyah tenli, Kuzey Afrikalı) + ia (yer eki) (lat.) * Mağriplilerin yaşadığı ülke, “Mauri’lerin yurdu; Afrika’nın kuzeybatısında yer alan, Atlas Okyanusu kıyısında bulunan, adını antik çağdaki Mauri halkından alan, kuzeyde Batı Sahra, kuzeydoğuda Cezayir, doğu ve güneydoğuda Mali, güneybatıda Senegal, batıda Atlas Okyanusu ile çevrili olan bir islam ülkesi

mormeni : far., tür. * mur, mor (emir pası rengi, kızıl, mor) (far.) + beni, meni (benek, leke, nokta, renk tonu) (tür.) * gülgiller (rosaceae) familyasından, pekliğe karşı kullanılan, küçük taneciklerden oluşmuş toparlak ve mayhoş meyvesi olan dikenli bir çalı, leylak (Syringa vulgaris), mor çiçekli yaban mersini, ayı üzümü rubus caesus, böğürtlen

mormon : ibr. * mormon (Kuzey Amerika’daki antik halklara Tanrı’nın mesajını iletmiş ve öğretisini yazıya dökmüş bir peygamber) * Son Zaman Azizleri (Mormonlar) inancına göre 19. yüzyılda Joseph Smith tarafından kurulan ve Kutsal Kitap ile birlikte “Mormon Kitabı”na dayanan, Tanrı’ya inanç, peygamberlik ve aile değerlerini vurgulayan Hristiyan mezhebi

moron : gre. * moros, moron (aptal, budala, ahmak, idiot) * psikoloji tarihine göre, zeka seviyesi 51-70 IQ arasında olan, hafif derecede zihinsel gerilik gösteren bireyleri tanımlamak için kullanılan, modern bağlamda genellikle küçümseyici anlam taşıyan terim

moroni : ara. * moron (yer, şehir özel ismi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Komorlar'ın başkenti

moros : gre. * Moros, (kader, ölümcül yazgı) * Yunan mitolojisinde ölümcül yazgıyı ve kaçınılmaz kaderi temsil eden, insanların ve tanrıların hayatındaki önceden belirlenmiş olumsuz olayları belirleyen ilahi güç, tanrı veya ruh

morötesi : gre., lat., far., tür. * moro (karadut, böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı, mor renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.) + öte (sonra, ardı, arkası, diğer) + si (iyelik eki) (tür.) * görünür ışığın mor renginin ötesinde, dalga boyu daha kısa olan elektromanyetik ışınım türü

morpho : gre. * morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * Güney ve Orta Amerika'nın tropikal yağmur ormanlarında yaşayan, parlak ve metalik mavi kanatlarıyla bilinen, kanatlarındaki göz alıcı renk boya maddesinden değil, ışığı yansıtan pulların fiziksel yapısından kaynaklanan, dünyanın en büyük kelebek cinslerinden biri

morrhua : lat. * morrhua (morina balığı) + a (nominatif tekil eki) * Atlantik ve Kuzey Denizi’nde yaygın olarak bulunan, morina familyasından, yağlı eti ve karaciğer yağı nedeniyle besin ve tıp alanında değerli kabul edilen bir balık türü

mors : lat. * mors (ölüm) * Kuzey Kutbu ve çevresinde yaşayan, büyük dişleri ve kalın derisi (postu) ile karakterize edilen ve özellikle et ve yağları için avlanan deniz memelisi türü, deniz morsu (Odobenus rosmarus); canlıların yaşamının sona ermesi, ölüm

mors alfabesi : fra. * Morse (Amerikalı ressam ve mucit Samuel Morse'un soyadından) (ing.) + alphabet (alfabe, harfler dizisi; alpha - beta) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * elektrik sinyalleri aracılığıyla nokta ve çizgileri kullanarak harf, rakam ve noktalama işaretlerinin kodlanmasını sağlayan ve özellikle telekomünikasyon ile askeri iletişimde mesaj iletimi amacıyla geliştirilmiş iletişim sistemi

mort : lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mortuus (ölü) (lat.); morte (fra.) * ölü, hayatını kaybetmiş, yaşamını yitirmiş, vefat etmiş, rahmetli olmuş

mortadella : ita. * mortarium (öğütücü, ezici) (mortare (ezmek, öğütmek) + ium (yer ve durum eki) ) + adella (küçültme eki) * İtalya kökenli, domuz etinden yapılan, ince kıyılmış et ve yağ parçaları ile baharatların karıştırılmasıyla elde edilen ve genellikle dilimlenerek soğuk sandviçlerde veya antipastolarda tüketilen geleneksel işlenmiş et ürünü

mortal : lat. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors (ölüm, vefat), mortuus (ölü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mortel (fra.) * ölümlü veya yaşamı sona erebilir olan, insan ve diğer canlıların ölümle sınırlı doğası, ölümlü, ölümcül

mortalite : lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors, mortuus (ölüm, vefat) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); mortalité (fra.) * belirli bir topluluk veya nüfusta belli bir zaman diliminde ölüm olgusunun sıklığını, oranını veya istatistiksel dağılımını tanımlayan ve demografi, sağlık bilimleri ile epidemiyoloji alanlarında kullanılan teknik terim, ölüm oranı, ölümcüllük

mortgage : lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mortuus (ölüm, vefat) (lat.); mort + gage (rehin, teminat, kefil, garanti) (fra.) * borçlu tarafından, borcun ödenmemesi durumunda alacaklının hakkını güvence altına almak amacıyla taşınmaz mal üzerinde tesis edilen ve genellikle faiz karşılığı uzun süreli finansal yükümlülük doğuran rehin anlaşması

mortifiye : lat. * mors, mortis (ölüm) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş, işlenmiş) (facere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); mortifié (fra.) * canlılığı kaybettirilmiş, ölüleştirilmiş; doku ölümüne uğramış (nekrotik) veya işlevi baskılanmış

mortinesans : lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors (ölüm, vefat), mortuus (ölü) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + entia (isim yapım eki) (lat.); mortinaissance (fra.) * genellikle gebeliğin 20. veya 24. haftasından sonra, doğum gerçekleşmeden önce veya doğum sırasında bebeğin rahim içinde hayatını kaybetmesi durumu, bebeğin ölü doğması, ölü doğum

mortlamak : lat., tür. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors, mortuus (ölüm, vefat) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * yaşamı sona ermek, ölmek, gebermek (argo)

morto : lat. * mortuus (ölüm, vefat) (mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek) + tuus (isim yapım eki) ) * ölüm, vefat

moruk : erm. * morug (sakal) * yaşı oldukça ilerlemiş erkek, yaşlı, ihtiyar erkek

morula : lat. * morula (morus, morum (dut, böğürtlen) + ula (dişil küçültme eki) * küçük dut; döllenmeyi takiben zigotun birkaç bölünme geçirmesi sonucu oluşan, yaklaşık 16-32 hücreli, küçük dut benzeri hücre topakları olan blastomerlerden meydana gelen erken embriyonik gelişim evresi

morus : lat. * morus, morum (dut, böğürtlen) * Moraceae familyasına ait, dut ağaçlarını kapsayan bitki cinsi

MOSFET : eng. * metal (metal) + oxide (oksit) + semi (yarı, yarım, yarıya ait, eksik, tam olmayan) + conductor (iletken) + field *alan, saha) + effect (etki, tesir) + transistor (akımın küçük bir girişle kontrol edilmesini sağlayarak amplifikasyon veya anahtarlama işlevi gören, elektrik akımını veya gerilimini kontrollü olarak ileten ve yükselten yarı iletken devre elemanı, transistör)

moskof : rus. * Moskva (Rusya'nın baskenti) + of (ile ilgili, gibi, -a ait) * Rusya’ya veya Moskova’ya ait olan kişileri, özellikle tarihsel ve halk dilinde bazen küçümseyici anlamla Rusları tanımlamak için kullanılan, kökeni coğrafi yer adından türetilmiş özel isim veya sıfat; acımasız, zalim (kimse)

moskova : rus. * mos (su, bataklık) + kva (nehir) * Rusya'nın başkenti

moskovyum : rus., lat. * moskva (Moskova) (rus.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 115, simgesi Mc olan, yapay olarak sentezlenen ve çok kısa yarı ömrü olan, radyoaktif bir element olarak, adını keşfedildiği laboratuvarın bulunduğu Moskova bölgesinden alan kimyasal element

mosmor : tür., gre., lat., far. * mos (pekiştirme öneki) (tür.) + moro (karadut, böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı, mor renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.) * çok yoğun halde kırmızı ile mavi arasındaki renk tonu

mosso : lat. * movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket) (lat.); mosso (hareket) (ita.) * müzikte tempo ve dinamizmi ifade eden işaretlerden biri olarak, notaların veya pasajların hareketli, akıcı ve canlı bir şekilde çalınması gerektiğini belirten teknik terim, gittikçe hızlanarak

mossos d'esquadra : lat , isp. * movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket) (lat.), mossa (hareket halinde, asker, görevli) + de (tamlama eki) + escuadra (ekip, birim, takım) (isp.) * Katalonya Özerk Bölgesi’nde kamu düzenini sağlamak, suçla mücadele etmek ve bölgesel güvenliği korumak amacıyla görev yapan, Katalan hükümeti denetiminde örgütlenmiş polis teşkilatını tanımlayan resmi kurum

mostra : lat. * monstrare (göstermek) * sergileme, tanıtma veya gözler önüne koyma, sergi, fuar veya teşhir etkinliği; bir şeyden örnek olarak göstermeye yarayan parça, örnek; kişinin dış görünüşü

motamot : fra. * mot (kelime, sözcük) + à (-a doğru, yönelme) + mot (kelime, sözcük) * çeviri veya ifade etme biçimini tanımlayan ve özellikle dilbilim ve çeviri çalışmalarında, metinlerin birebir, anlam kaybı gözetmeksizin çevrilmesi, kelimesi kelimesine, elifi elifine

motel : lat., ing. * motor (movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motus (hareket, kımıldama, kıpırtı) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + hostel (konuk evi, misafirhane) (fra.), hotel (ing.) * kara yoluyla seyahat eden kişilere yönelik olarak, araç park imkânı ile birlikte kısa süreli konaklama hizmeti sunan ve genellikle ana yol kenarlarında konumlanmış, basit hizmetlere sahip otel türü

motherboard : ing. * mother (ana) + board (kart) * bilgisayardaki tüm donanım bileşenlerinin üzerinde yer aldığı ve birbirine bağlandığı ana devre kartı, anakart

motif : lat. * movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sanat, edebiyat ve tasarımda tekrarlanan, ayırt edici desen, tema veya görsel/işitsel öğe olarak belirli bir estetik veya anlatı bağlamı içinde düzenli biçimde kullanılan öğe

motil : lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun, yapılabilir) * (hücreler veya mikroorganizmalar için) aktif hareket edebilen

motilin : lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun, yapılabilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sindirim sistemi üzerinde etkili olan, özellikle mide ve bağırsaklarda peristaltik hareketleri uyaran ve gastrointestinal motiliteyi düzenleyen peptid hormonu

motilite : lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun, yapılabilir) + itas (isim yapım ve durum eki) * hücreler veya mikroorganizmalar için aktif hareket edebilme yeteneğine sahip olma durumu

motivasyon : lat. * movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motivare (motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * bir bireyin belirli bir hedefe yönelmesini sağlayan, davranışları başlatan, sürdüren ve yönlendiren içsel veya dışsal psikolojik güç, teşvik

motopomp : lat., fra. * motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + or (-cı, yapan, eden eki) + pompa (geçit, tören, yürüyüş; gösteriş, şişirilmiş okma, ihtişam, büyüklenme, ululanma, görkem) (lat.); motopompe (fra.) * motor gücüyle çalışan ve sıvıları özellikle suyu, basınç altında hareket ettirerek tarım, yangın söndürme, endüstriyel uygulamalar gibi alanlarda ve sel baskınlarında su tahliyesi amacıyla, yangınlara müdahalede ise deniz, göl, gölet, sarnıç, havuz gibi kaynaklardan su temini için kullanılan taşınabilir veya sabit pompa türü

motor : lat. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + or (-cı, yapan, eden eki) * herhangi bir enerji türünü mekanik enerjiye dönüştüren cihaz

motor sinir : lat., tür. * motor (hareket ettiren) (lat.) + sinir (damar veya lif demeti; tendon, kiriş, nöron demeti) (tür.) * merkezi sinir sistemi veya periferik sinirlerden çıkarak kasları uyarıp istemli hareketlerin başlatılmasını ve kontrolünü sağlayan sinir liflerin

motorbot : lat. * motor (hareket ettiren) (lat.) + boat (tekne, sandal, kayık) (ing.) * içten yanmalı veya elektrikli motor gücüyle çalışan, su üzerinde yolcu veya yük taşımaya, balıkçılığa veya sportif amaçlara yönelik olarak kullanılan küçük tekne

motorin : lat. * motor (hareket ettiren) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * ham petrolün damıtılmasıyla elde edilen, yoğunluğu 0.8 seviyesinde olan, dizel motorlarda yakıt olarak kullanılan ve özellikle taşıma ile sanayide yaygın biçimde kullanılan sıvı hidrokarbon karışımı (C10H20 - C15H28 aralığında düz ve dallanmış alkanlar, ayrıca az miktarda aromatik ve sikloalkan içerir.)

motorize : lat., fra. * motor (hareket ettiren) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); motorisé (fra.) * motorla donatılmış, motor gücüyle çalışır hale getirilmiş; askeri birlikler, ulaşım araçları veya teknik sistemler için hareket kabiliyetinin motor desteğiyle sağlandığını ifade eden terim

motorkros : lat., ing. * motor (hareket ettiren) + crux (haç, direk, çapraz, kesişim) (lat.); motocross (ing.) * özel tasarlanmış, güçlü süspansiyon özelliğine sahip motosikletlerle engebeli arazilerde yapılan, hız, denge ve dayanıklılığı öne çıkaran motor sporu

motosiklet : lat., fra., gre. * motor (hareket ettiren) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + etta (küçültme eki) (lat.); motocyclette (fra.) * içten yanmalı iki zamanlı veya elektrikli motor gücüyle çalışan, iki tekerlekli, sürücü ve bazen yolcu taşımaya uygun araçları tanımlayan ve kara ulaşımında kullanılan taşıt türü

mototren : lat., fra. * motor (hareket ettiren) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) (lat.); moteur (fra.) + trainer (sürüklemek, çekmek), train (sürükleme, çekme, gidiş, katar, gitme, sürüklenen araç dizisi) (fra.) * motor gücüyle çalışan ve raylar üzerinde hareket eden, genellikle kısa mesafelerde yolcu veya yük taşıyan küçük tren

motris : lat. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kas ve sinir sistemi aracılığıyla istemli veya istemsiz hareketleri sağlayan organ, doku veya fonksiyonlar

moyamoya : jap. * moya moya (bulanık, sisli, dumanlı) * serebral arterlerin, özellikle karotis arterinin tıkanması veya daralması sonucunda, yeni ve ince damarların “duman” veya “sis” benzeri görünümler oluşturmasıyla karakterize edilen, serebral kan akışını etkileyen vasküler ve nörolojik hastalık

mozaik : gre. * mousa (ilham, esin, düşünceye dalma, ilham perisi, müz, bir şeyi oluşturma fikri; küçük kare taşlarla süsleme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taş veya pişmiş toprak parçalarının yan yana getirilip yapıştırılması yoluyla yapılan resim veya süsleme işi

mozaik gelişim : gre., tür. * mousa (ilham, esin, düşünceye dalma, ilham perisi, müz, bir şeyi oluşturma fikri; küçük kare taşlarla süsleme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gelişim (oluşum, oluşma, büyüme, daha karmaşık veya ileri bir duruma geçme) (tür.) * yumurtadaki yapısal maddelerin hücrelere farklı dağıldığı, bu yüzden her hücrenin bağımsızca belirli bir organ veya dokuyu oluşturmak üzere erkenden farklılaştığı erken embriyo evresinde her hücrenin kaderinin baştan belirlendiği bir gelişim modeli

mozak : erm. * mozig (buzağı, hayvan yavrusu) * domuz yavrusu

mozambik : por. * Moçambique (muça (yer ismi) + bique (yer eki) ) * Afrika kıtasının güneydoğusunda, Hint Okyanusu kıyısında yer alan, kuzeyde Tanzanya, kuzeybatıda Malawi ve Zambiya, batıda Zimbabve, güneybatıda Güney Afrika, güneyde Svaziland (Eswatini) ve güneydoğuda Hint Okyanusu ile çevrili olan ülke

mozole : kat., fra. * mausoleum (Mausolos (Halikarnas (günümüzde Bodrum, Türkiye) bölgesinde hüküm süren Karya satrapı ve Lidya-Pers İmparatorluğu’na bağlı yerel yöneticilerden biri) + eum (yer eki) ) (lat.); mausolée (fra.) * Mausolos'un ölümünden sonra eşi Artemisia tarafından yaptırılan görkemli anıtsal mezar; anıtsal mezar yapısı olarak, özellikle yüksek rütbeli veya önemli kişiler için inşa edilen ve mimari açıdan görkemli, ölülerini anma amacı taşıyan yapı

mozzarela : ita. * mozzare (kesmek, kesip ayırmak, kesip koparmak) + ella (küçültme eki) * taze ve yumuşak yapıya sahip, genellikle inek veya manda sütünden yapılan, pizzalarda, salatalarda ve fırın yemeklerinde kullanılan İtalya kökenli, su bazlı bir peynir çeşidi

möble : lat. * mobilis (hareketli, taşınabilir) (lat.); meubler (eşya ile döşemek), meublé (döşenmiş) (fra.) * mobilya ve temel ev eşyalarıyla donatılmış, genellikle kiralama veya kısa süreli konaklama amacıyla kullanılan daire veya konut

mönü : lat., fra. * menus (mensa (masa) + us (isim yapım eki) ) (lat.); menu (fra.) * genellikle bir öğünde sunulan yemeklerin listesi veya seçeneği, yemek tablosu

mössbauer : alm. * mössbauer (Alman fizikçi Rudolf Mössbauer'in soyadından) * katı maddelerdeki atom çekirdeklerinin gama ışınlarını geri tepmesiz ve rezonans halinde yayınlaması veya soğurması olayı

mösyö : lat., fra. * meus (benim) + senior (büyük, daha yaşlı, kıdemli) (seni (yaşlı, olgun) + or (eril kişi eki) ) (lat.); monseigneur (efendim, yüksek rütbeli din adamı) (fra.); monsieur (mon (benim) + sieur (efendi, bey, amir) ) * efendim, beyim, hazretim, amirim; bir erkeğe yönelik olarak, soyadından önce veya tek başına kullanılan hitap kelimesi, bey, bay

MPU : ing. * micro (küçük ölçekli) + processor (işlemci) + unit (birim) * tek bir entegre devre üzerinde bulunan merkezi işlemci birimi

MRI : ing. * magnetic (manyetik) + resonance (rezonans) + imaging (görüntüleme) * manyetik alan ve radyo dalgaları kullanarak vücudun detaylı kesitsel görüntülerini elde eden görüntüleme yöntemi

MRNA : ing., lat. * messenger (elçi, haberci) (ing.) + arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit); ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) (gre.) + nucleicus (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan, asit) (lat.) * hücrelerde DNA’dan aldığı genetik bilgiyi ribozomlara taşıyarak protein sentezini yönlendiren ve gen ekspresyonunda kritik rol oynayan tek sarmallı nükleik asit

MS : lat., gre. * multiple sclerosis (multus (çok) + plex (katlanma) (lat.) + sklerein (katılaşmak, sertleşmek), skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * merkezi sinir sisteminde, özellikle beyin ve omurilikte sinir liflerini saran miyelin kılıfın bağışıklık sistemi tarafından tahrip edilmesi sonucu ortaya çıkan, kas kontrolü, denge, görme ve diğer sinir fonksiyonlarını etkileyen kronik nörolojik hastalık

MSA : lat. , gre. * multiple (çoklu) (multus (çok) + plex (katlanma) (lat.) + systema (birlik, düzen, organize yapı) + atrophia (beslenememeye dayalı şekil, hacim ve işlev kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * merkezi sinir sisteminde, özellikle beyin sapı, serebellum ve bazal gangliyonları etkileyen, ilerleyici motor, otonom ve nörolojik fonksiyon bozuklukları ile karakterize edilen nadir ve dejeneratif nörolojik hastalık

MSDS : ing. * material (madde, materyel) + safety (güvenlik) + data (bilgi, veri, done) + sheet (sayfa) * bir kimyasal maddenin teknik ve güvenlik bilgilerini özetleyen yazılı belge

MSI : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + satelles (yardımcı, koruyucu) + itis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + instabilitas (istikrarsızlık, sabit olmama) (in (olumsuzluk öneki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * genomda kısa tandem tekrar dizilerinin (mikrosatellitlerin) DNA onarım mekanizmalarındaki bozukluklar nedeniyle değişkenlik göstermesi sonucu ortaya çıkan ve özellikle bazı kanser türlerinde genetik kararsızlık ve tümör gelişimi riskini artıran durum

m-sigma : lat., gre. * massa (kütle, topak) (lat.) + sigma (Yunanca alfabenin on sekizinci harfi olan sigma (σ) ) (gre.) * kara deliklerin kütlesi ile ev sahibi galaksilerin birlikte büyüdüğünü gösteren, bir galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin kütlesi (M) ile o galaksinin merkezindeki yıldızların hız dağılımı (σ) arasındaki deneysel ve güçlü korelasyon

MSSM : ing. * Minimal (Asgari) + Supersymmetric (Süpersimetrik) + Standard (Standart) + Model (Model) * Standart Model’e en az sayıda süpersimetrik parçacık ekleyen parçacık fiziği kuramı

Mt : alm., lat. * meitnerium (Avusturyalı-İsveçli fizikçi Lise Meitner (alm.) + ium (kimyasal element eki) ) (lat.) * atom numarası 109 olan, periyodik tablonun 9. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece radyoaktif ve kısa ömürlü olan, yalnızca nükleer araştırmalarda incelenen bir süper ağır element

MTBF : ing. * mean (ortalama) + time (zaman, vakit, süre) + between (arasında) + failures (arızalar) * bir sistemin arızalar arasında ortalama ne kadar süre çalışabildiğini gösteren güvenilirlik ölçütü

m-teorisi : ing., gre * m (İngilizce alfabenin 13. harfi) (membrane (zar, örtü, tabaka) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * evrendeki tüm fiziksel kuvvetleri ve maddeleri tek bir çatı altında birleştirmeyi amaçlayan, beş farklı sicim teorisini ve süper kütle çekimini birleştiren, evrenin 11 boyutlu olduğunu ve zarlardan oluştuğunu savunan teori

m-tipi : tür., gre. * m (Türkçe alfabenin 16. harfi) (tür.) + typos (iz, kalıp, model, örnek, tip) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * iki katlı koğuş sistemine sahip kapalı cezaevi türü

Mu : may. * mu (19. yüzyılda antik Maya metinlerini (Troano El Yazması) hatalı bir şekilde tercüme eden Fransız yazar Augustus Le Plongeon tarafından oluşturulmuş kelime) * Pasifik veya Atlantik Okyanusu’nda 65000 sene önce var olduğu ve kayıp olduğu iddia edilen, gelişmiş teknoloji ve kültüre sahip olduğu varsayılan mitolojik kıta ve antik medeniyet

mu : tür. * mu (soru cümlesindeki fiilin son eki) * soru cümlesindeki fiilin son eki (örneğin “oldu mu?”)

mu’si : ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), ivsa (genişletmek, yaymak), seat (genişlik) (ara.) muse, Muse (ilham perisi, esin perisi) (ing., fra., alm.) * genişleten, bollaştıran, madden veya manen imkanları artıran, yayan, teselli veren, ferahlatan, ilham veren

muabbir : ara. * bara (ifade etmek, anlatmak; yaratmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek), ibaret (oluşum, ifade etme, meydana getirme), ibret (sonuç çıkarma, yorumlama, anlam çıkarma, mana oluşturma), tabir (yorum, anlam çıkarma) * yorumcu; rüyalardan anlam çıkaran, rüya yorumlayan

muaccel : ara. * acala (hızlı olmak, hızlı hareket etmek, çabuk olmak, süratli olmak, telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak), acel (hız, sürat, çabukluk) * acele olunmuş, acele edilen; hemen, peşin ödenmesi gereken

muacciz : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik), aciz (zayıf, yetersiz, çaresiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün) * bir kişinin veya şeyin etkisiz, güçsüz veya engellenmiş hale gelmesini sağlayan

muad : ara. * ada (dönmek, geri gelmek, tekrarlamak) * döndürülmüş, geri döndürülmüş, geri çevrilmiş, iade edilmiş

muadat : ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek), aduvv (düşman, hasım) * karşılıklı düşmanlık, karşılıklı husumet

muadd : ara. * adda (hazırlamak, donatmak, düzenlemek, saymak, hazırlık yapmak) * hazırlanmış, donatılmış, düzenlenmiş, sayılmış, idad olunmuş

muaddel : ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * bir şeyi doğru, dengeli veya eşit hale getiren, ayarlayan veya standardize eden, tadil eden

muaddi : ara. * adda (hazırlamak, donatmak, düzenlemek, saymak, hazırlık yapmak) * hazırlayan; sayan

muaddil : ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * bir şeyi doğru, dengeli veya eşit hale getiren, ayarlayan veya standardize eden, tadil eden

muadele : ara * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * eşitleme, eşitlik, denklem

muadil : ara * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * denk, eşdeğer

muaf : ara. * afa (silmek, yok etmek, affetmek, hatasını silmek, bağışlamak) * bir yükümlülük, sorumluluk veya cezadan yetkili bir otorite tarafından bağışlanarak veya kaldırılarak o yükümlülüğün dışına çıkarılmış olan

muafiyet : ara. * afa (silmek, yok etmek, affetmek, hatasını silmek, bağışlamak), muaf (bir yükümlülük, sorumluluk veya cezadan yetkili bir otorite tarafından bağışlanarak veya kaldırılarak o yükümlülüğün dışına çıkarılmış olan) + iyet (isim yapım eki) * ara.

muahede : ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek, anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * iki veya daha fazla tarafın karşılıklı irade beyanlarıyla belirli şartlar altında birbirlerine bağlandıkları resmi ve bağlayıcı sözleşme veya antlaşma

muahedename : ara., far. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek, anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük), muahede (iki veya daha fazla tarafın karşılıklı irade beyanlarıyla belirli şartlar altında birbirlerine bağlandıkları resmi ve bağlayıcı sözleşme veya antlaşma) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * iki veya daha fazla taraf arasında yapılan karşılıklı ve bağlayıcı bir antlaşmanın şartlarını, hükümlerini ve taahhütlerini resmi ve yazılı olarak kayıt altına alan hukuki belge

muaheze : ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama, kapma; kabul etme; işkence etme) * bir kişinin yaptığı fiil veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu kapsamda eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu tutulma, hesaba çekme

muahezename : ara., far. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama, kapma; kabul etme; işkence etme), muaheze (bir kişinin yaptığı fiil veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu kapsamda eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu tutulma, hesaba çekme) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir kişinin veya tarafın yaptığı fiil veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edildiğini ve bu duruma ilişkin değerlendirme, gerekçe ve sonuçların resmi biçimde yazılı olarak bildirildiği hukuki veya idarî belgey

muahhar : ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek, sonraki safhaya geçmek), ahir (sonraki, öteki), ahiret (sonraki, ötesi) * ileri bir tarihe bırakılmış, ertelenmiş, ötelenmiş

muahhir : ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek, sonraki safhaya geçmek), ahir (sonraki, öteki), ahiret (sonraki, ötesi) * erteleyen, öteleyen, ileri tarihe atan, uzaklaştıran

muahid : ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek, anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * bir antlaşma, sözleşme veya bağlayıcı söz kapsamında bilinçli olarak taahhütte bulunan, ahit altına giren ve bu yükümlülüğe sadakat göstermesi beklenen kişi veya taraf, ahdeden, söz veren, taahhüd eden

muahiz : ara., far. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama, kapma; kabul etme; işkence etme), muaheze (bir kişinin yaptığı fiil veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu kapsamda eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu tutulma, hesaba çekme) * sorgulayan, azarlayan, yakalayan, hesap soran, sorumlu tutan

muakab : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice) * ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış

muakabe : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış) * cezalandırma. cezaya çarptırma

muakade : ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak, sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma, sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma) * anlaşma, sözleşme, akidleşme, kontrat yapma, mukavele yapma

muakıb : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış) * İslam hukukunda bir malın veya hakkın el değiştirmesinden sonra ardışık olarak gelen; birinin ardından işi devralan, bir şeyi takip eden, izleyen, peşinden giden, peşine düşen, ardından gelen, takipçi, ardıl

muakid : ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak, sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma, sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma) * birbiriyle akid yapan, sözleşen

muakkab : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış) * ardına düşülmüş, ardından gidilmiş, ısrarla takip edilmiş, izlenmiş, peşinden gidilmiş, peşine düşülmüş; kendisinden sonra bir iz, nesil veya halef bırakmış olan (şey/kimse)

muakkad : ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak, sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), ukde (düğüm, bağlama) * bağlanmış, düğümlü

muakkıd : ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak, sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), ukde (düğüm, bağlama) * düğümleyen, bağlayan, sihir yapan, cadı

muakkib : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış) * bir işin, bir kimsenin ya da bir sürecin ardına düşen, onu kararlılıkla izleyen, arkasından koşan, ardından giden, peşinden giden, peşine düşen, takip eden, izleyen; hukuki/idari anlamda bir başkası adına iş yürüten, takip eden kimse, takipçi

muakkib : ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib (ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet (sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış) * bir işin, bir kimsenin ya da bir sürecin ardına düşen, onu kararlılıkla izleyen, arkasından koşan, ardından giden, peşinden giden, peşine düşen, takip eden, izleyen; hukuki/idari anlamda bir başkası adına iş yürüten, takip eden kimse, takipçi

mualla : ara. * a'la (en yüksek, yüce) * yüksek, yüce, ulu, değerli

muallak : ara. * alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı, bağ) * asılı, askıda, asılmış, iliştirilmiş, bir yere bağlanmış; kesinleşmemiş, belirsiz bırakılmış, askıda kalmış

mualleka : ara. * alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı, bağ) * asılı durumda bulunan, bir yere tutturulmuş; hükmü, sonucu veya geçerliliği kesinleşmemiş şekilde askıda bırakılmış

muallel : ara. * alla (nedenli olmak, illetli kılmak) * (bir durum, hüküm veya sonuç) belirli bir sebebe (illet’e) dayandırılarak açıklanmış, gerekçelendirilmiş veya o sebep nedeniyle oluşmuş

muallem : ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim, bilgilendirme) * öğretilmiş, bilgilendirilmiş, talimli

muallim : ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim, bilgilendirme) * öğretici, öğretmen, bilgilendirici

muallime : ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim, bilgilendirme), muallim (öğretici, öğretmen, bilgilendirici) + e (dişilik eki) * öğretici, öğretmen, bilgilendirici (kadın)

muamele : ara. * amala (iş yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma, etme, eyleme, işleme) * bir kişi, kurum veya tarafın başka bir kişi veya tarafla belirli kurallar, niyetler ve sonuçlar çerçevesinde kurduğu fiilî, hukuki veya sosyal etkileşim ve işlem biçimi; davranış

muamere : ara. * imara (imar etmek, mesken kurmak, kurmak, inşa etmek, yaşanabilir hale getirmek) * bir yeri yapılaşma yoluyla bayındır hale getirme, canlandırma, düzenleyip yaşanır duruma getirme, imaret etme

mua'mi : ara. * ama (kör) * kör eden

muamil : ara. * amala (iş yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma, etme, eyleme, işleme) * iş yapan, işlemleri yürüten, muamele yapan, muameleci

muamma : ara. * a'ma (kör, görmeyen) ve isim * köreltilmiş, karanlık, esrarlı; sır, bilmece, bilinmeyen

muammer : ara. * ammara (ömür vermek, yaşatmak; uzun süre yaşamasını sağlamak) * uzun süre yaşamış, ömrü uzatılmış, çok yaşamış

muanede : ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (ısrar, diretme, üsteleme, karşı çıkma), anud, anid (inatçı, direten, ısrarcı) * inat etme, ayak direme, ısrar etme

muanid : ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (ısrar, diretme, üsteleme, karşı çıkma), anud, anid (inatçı, direten, ısrarcı) * inatçı, ısrarcı, direten

muannif : ara. * anafa (azarlamak, darılmak, meşakkat vermek) * azarlayan, darilan, meşakkat veren

muaraza : ara. * araza (karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek; engel olmak), ariza (engel, mani, kusur, bozukluk, aksaklık) * bir görüşe, düşünceye veya duruma bilinçli ve açık biçimde karşı çıkma, itiraz etme veya muhalefet etme

muarefe : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) * tanışma, birbirini bilir hale gelme

muarız : ara. * araza (karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek; engel olmak), ariza (engel, mani, kusur, bozukluk, aksaklık) * karşı gelen, karşıt, zıt

muarrif : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (tanıyan, bilen) * bildirici, bilgilendirici, tanıtıcı, tarif edici, anlatıcı, izah edici

muasır : ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * aynı zaman diliminde yaşayan veya aynı döneme, çağa ait olan; çağdaş, dönemdaş

muasir : ara. * asara (tercih etmek, yeğlemek, öncelik vermek, üstün tutmak,) * tercih eden, yeğleyen, üstün tutan

muasis : ara. * as’asa (gece çökmek, karanlık bastırmak, karanlık çökmek) * geceyi getiren, karanlığı çökerten

muasser : ara. * assara (zorlaştırmak, güçleştirmek; sıkıntıya sokmak) * yapılması, gerçekleşmesi veya anlaşılması zor hale gelmiş olan; güçlük içeren, meşakkatli

muaşaka : ara. * aşak (sarmaşık), aşeka (sarmak, dolanmak, yapışmak), aşk (şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi), maşuk (aşık, sevgili) * aşk yapma, sevişme, muhabbet etme

muaşeret : ara. * aşara (birlikte geçinmek, muaşeret etmek), işar (birlikte geçinme, hoş geçinme) * birlikte geçinme, hoş geçinme

muaşşer : ara. * aşr, aşere (on) * onlu, onluk, on kısma bölünmüş; onar mısralık bendlerden teşekkül eden manzume

muattal : ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak, bozulmak, çalışmamak, atıl olmak, hizmet dışı kalmak), atalet (atıl olma, devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık), tatil (atıl olma, bozulma, kullanım dışı kalma, çalışmama) * atıl, çalışmayan, bozuk, tatil edilmiş, kullanılamaz olmuş, battal edilmiş, terkedilmiş

muattar : ara. * ıtr (koku, güzel koku, aroma, esans, parfüm, güzel rayiha), ıtriyat (parfümeri, kokular), attar (kurutulmuş çeşitli bitkiler, çiçekler ve buna benzer ev ilacı gereçleri ve baharat satan) * kokulu, güzel kokusu olan, ıtırlı

muattıl : ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak), atil (hareketsiz, eylemsiz, başıboş) * atıl bırakan, eylemsiz kılan, işsiz eden, işe yaramaz hale getiren

muavenet : ara. * avana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi) * yardım, yardımcılık, destek, teavun

muavid : ara. * ada (dönmek, geri dönmek, tekrarlamak) * dönen, geri dönen, geri gelen, avdet eden

muavin : ara. * avana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi) * yardımcı olan, destek veren veya vekaleten görev yapan

muaviye : ara. * ava (ulumak, seslenmek, çağırmak) * uluyan, seslenen; Emevi hanedanını kuran, siyasi ve idari yapıyı devletleşme yönünde şekillendiren, Emevi Devleti’nin kurucusu ve ilk halifesi olan Arap siyasetçi Muaviye bin Ebi Süfyan

muavvak : ara. * avvaka (geciktirmek, engellemek, mani olmak, alıkoymak, oyalamak, savsaklamak), avk, tevik (geciktirme, engelleme, mani olma, alıkoyma) * geciktirilmiş, engellenmiş, mani olunmuş, alıkonmuş

muavvec : ara. * vaca, vece (eğrilmek, sapmak), ivec (eğrilik, çarpıklık, yanlışlık, sapma) * eğik, eğri, eğilmiş, bükülmüş

muavvik : ara. * avvaka (geciktirmek, engellemek, mani olmak, alıkoymak, oyalamak, savsaklamak), avk, tevik (geciktirme, engelleme, mani olma, alıkoyma) * oyalayan, oyalanan, savsaklayan, geciktiren, engelleyen, alıkoyan

muavvizat : ara. * avvaza (korumak, sığındırmak) * koruma, sığındırma; insanı kötülüklerden koruması için Allah’a sığınmayı konu alan, koruyucu nitelikteki sureler olarak nitelenen Felak ve Nas surelerine verilen isim

muayede : ara. * ada (dönmek, geri gelmek, tekrarlamak), iyd (bayram), ayada (bayramlaşmak) * bayram günlerinde insanların birbirlerini ziyaret ederek karşılıklı tebrik ve kutlama yapmaları, bayramlaşma

muayene : ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak) * bir kişinin, nesnenin veya durumun ayrıntılı olarak gözlemlenmesi, incelenmesi veya kontrol edilmesi işlemi

muayenehane : ara., far. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak), muayene (bir kişinin, nesnenin veya durumun ayrıntılı olarak gözlemlenmesi, incelenmesi veya kontrol edilmesi işlemi) + hane (ev, mekan, yer) (far.) * hastaların muayene edildiği, sağlık kontrollerinin yapıldığı, tıbbi gözlem ve incelemenin gerçekleştirildiği yer veya mekân.

muayere : ara. * ayara (düzeltmek, ölçmek, düzenlemek), iyar (altın ve gümüşün saflık ölçüsü, saatin hassas ölçümü, ölçüt) * bir mekanizmayı işleyiş düzenine sokma, ayarlama

muayeşe : ara. * aʿaşa (yaşamak, yaşatmak, geçinmek, geçindirmek, geçimini sağlamak), iaşe (yaşatma, geçindirme, geçimini sağlama) * beraberce hoşça geçinme, birlikte geçinme, birlikte yaşama

muayin : ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak) * kesin olarak belli olan, görülmüş olan

muaythai : tay. * muay (dövüş) + thai (Tayland’la ilgili) * Tayland kökenli, dirsek, diz, yumruk ve tekme tekniklerinin yoğun kullanıldığı geleneksel ve modern boks türü

muayyeb : ara. * aiba (kusur etmek, hata etmek, arıza yapmak, ayıplamak, eleştirmek, yadırgamak), ayb (kusur, hata, kabahat, yanlışlık, eksiklik, noksanlık) * ayıplanmış, eleştirilmiş, yadırganmış

muayyen : ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak), ayan (aşikar, belli olan, açık olan) * belirli, açık, aşikar, gözle görünür, göz görüşü ile (ortalama) (mean (ortalama, araç) (ing.), moyen (ortalama, araç) (fra.) )

muazere : ara. * azara (desteklemek, yardımcı olmak) * yardımlaşma, destek alma

muazzam : ara. * azzama (büyüklük göstermek, yüce olmak, büyütmek, yüceltmek, saygı göstermek, değer vermek), tazim (büyütme, yüceltme, saygı gösterme) * olağanüstü büyüklükte, etkileyici veya yüce niteliklere sahip olan, göze çarpan ve hayranlık uyandıran

muazzaz : ara. * azzaza (büyütmek, yüceltmek, büyüklemek, muteber görmek, desteklemek, güçlendirmek, kuvvetlendirmek), aziz (güçlü, kuvvetli, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş) * sayılan, kutsal, değerli, muhterem; sevgide çok üstün tutulan, çok sevilen, sevgili; güçlü, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş

muazzeb : ara. * azab (ıstırap, acı, sıkıntı, üzüntü), azaba (acı vermek, ıstırap vermek, eziyet etmek, sıkıntı vermek, üzmek) * eziyet çeken, azap içinde olan, azap edilen, sıkıntıda olan, hüzün içinde olan

muazzel : ara. * azala (ayırmak, uzaklaştırmak), azl (ayırma, uzaklaştırma) * azledilmiş, uzakşaştırılmış, ayıplanmış, ta'zil edilmiş. azarlanmış, paylanmış

muazzez : ara. * azza (büyütmek, yüceltmek, büyüklemek, muteber görmek, desteklemek, güçlendirmek, kuvvetlendirmek, izzet vermek, saygın kılmak), aziz (güçlü, kuvvetli, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş) * sayılan, kutsal, değerli, muhterem; sevgide çok üstün tutulan, çok sevilen, sevgili; güçlü, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş

muazzib : ara. * azab (ıstırap, acı, sıkıntı, üzüntü), azaba (acı vermek, ıstırap vermek, eziyet etmek, sıkıntı vermek, üzmek) * azab eden, ta’zib eden, azapla eziyet veren

muazzir : ara. * uzr (mazeret, özür, af, bağışlanma gerekçesi), a'zara (özür beyan etmek, özür dilemek, af dilemek, af istemek) * ta'zir eden, özür dileyen, bahane ileri süren veya sahte özür uyduran

mubadil : ara. * badala (yerine koymak, değiştirmek, yerine geçmek), bedel (karşılık, değer, eder, eşdeğer, fiyat, değişme değeri, bir şeyin yerini tutabilen karşılık) * değiştiren, değiş tokuş eden

mubah : ara. * baha (serbest bırakmak, helal kılmak, yasaklamamak, izin vermek, günah veya sevap olmamak) * yasak olmayan, serbest ve helal sayılan, yapılmasına izin verilen, yapılması günah veya sevap olmayan

mubahase : ara. * bahasa (araştırmak, incelemek, tartışmak) * fikir, konu veya mesele üzerinde detaylı şekilde araştırma, inceleme veya tartışma yapma; karşılıklı konuşma ve değerlendirme yoluyla yürütülen süreç

mubahhal : ara. * bahala (cimrilik etmek, tamah etmek, pintilik etmek), tebhil (cimrilik, tamahkarlık, pintilik) * cimri, tamahkar, pinti

mubahhar : ara. * bahara (tütsülemek, buharlaştırmak), buhur (tütsü) * tütsülenmiş, buhar haline gelmiş, buharlanmış

mubarek : ara. * baraka (çokluk olmak, bolluk olmak, fazla olmak) * bereket verilmiş, hayırlı, uğurlu, bereketli; kutsal

mubareze : ara. * baraza (ortaya çıkmak, belirmek; dövüşmek, karşı karşıya gelmek, yarışmak), bariz (açık, belli, göze çarpan) * iki kişi veya grubun güç, yetenek veya becerilerini karşılaştırmak amacıyla yaptıkları resmi veya sportif mücadele, yarışma veya dövüş; bir tür rekabet ve karşılaşma

mubassır : ara. * basara (görmek, idrak etmek, kavramak) * gözetmen, gözetici, bekleyici, bakıcı; keskin gözlem ve anlayış yeteneğine sahip, olup bitenleri çabuk fark eden, doğru değerlendirme yapabilen

mubaşeret : ara. * beşer (cilt, deri; insan), başara (temas etmek, dokunmak, değmek) * yüz yüze görüşme, karşılaşma, temas

mubataşa : ara. * bataşa (şiddet, kuvvet; güçle tutmak, yakalamak, kavramak, kapmak, saldırmak), batş (tutma, yakalama, kavrama, kapma) * iki kişi elleriyle birbirlerini kucaklamağa çalışma

mubayaa : ara. * baya (satın almak) * satın alma, ibtiya

mubdi : ara. * bada (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * ortaya çıkaran, açıklayan, başlatan

mubeddil : ara. * badala (yerine koymak, değiştirmek, yerine geçmek), bedel (karşılık, değer, eder, eşdeğer, fiyat, değişme değeri, bir şeyin yerini tutabilen karşılık) * değiştiren

muberri : ara. * beraa (uzaklaştırmak, beri kılmak) * beri kılan

mubeşşir : ara. * başara, beşere (müjdelemek, iyi haber vermek, bildirmek) * müjdeleyen, haber ileten, bildiren

mubeyyin : ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) * açıklayan, belirten, ortaya koyan

mubhis : ara. * bahasa (eksiltmek, azaltmak, hakkını vermemek), bahs (eksiklik, noksanlık, azlık, nakıs) * eksilten, azaltan, hakkını vermeyen, tenkis eden

mubik : ara. * vebeke (helak etmek) * yok eden, helak eden

mubin : ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) * apaçık, açıklanmış, beyan edilmiş

mubki : ara. * beka (ağlamak) * ağlatan

mubli : ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela (sınav, deneme, test, imtihan), ibtala (sınamak, denemek, test etmek) * sınayan, deneyeb, test eden

mubram : ara. * barama (kararlaştırmak, kesinleştirmek, sabitlemek, anlaşmak, tasdik etmek), ibram (kararlaştırma, anlaşma, tasdik, kesinleşirme, sabitleme, muhkem kılma; ısrarla rica etme, usandırıncaya kadar üzerine düşme; usandırma, yıldırma; ipi sağlam bükme) * kararlaştırılmış, kesinleşmiş, sabitlenmiş, tasdik edilmiş, muhkem kılınmış

mubrim : ara. * barama (sıkıca bağlamak, sağlamlaştırmak, geri dönülmez hale getirmek; kararlaştırmak, kesinleştirmek, sabitlemek, anlaşmak, tasdik etmek), ibram (kararlaştırma, anlaşma, tasdik, kesinleşirme, sabitleme, muhkem kılma; ısrarla rica etme, usandırıncaya kadar üzerine düşme; usandırma, yıldırma; ipi sağlam bükme) * kararlı, kararlaştıran, kesinleştiren, tasdik eden, sabitleyen, muhkem kılan

mubsir : ara. * basara (görmek, idrak etmek, kavramak) * keskin gözlem ve anlayışa sahip, olayları veya durumları çabucak fark eden ve doğru değerlendirme yapabilen, görücü, gösterici, görünen, bilici, bildirici, vazıh ve aşikar

mubsit : ara. * besata (yaymak, genişletmek, sermek, açmak) * yayan, genişleten

mubtal : ara. * batala (boşa çıkmak, hükümsüz olmak, geçersiz olmak), butlan (geçersizlik, batıl olma) * iptal edilmiş, hükümsüz kalmış, geçersizleşmiş, batıl olmuş

mubtel : ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela (sınav, deneme, test, imtihan) * sınayan, deneyeb, test eden

mubtil : ara. * batala (boşa çıkmak, hükümsüz olmak, geçersiz olmak), butlan (geçersizlik, batıl olma) * iptal eden, batıl kılan

mubzir : ara. * bazara (dağıtmak, savurmak, israf etmek, savurganlık etmek), tebzir (dağıtma, savurma, boş yere harcama, israf, savurganlık) * savurgan, müsrif

mucahid : ara. * cahada (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, savaşmak, azmetmek, fedakarlık etmek), cihad (çaba, gayret, uğraş) * gayret eden, çabalayan, uğraşan, azmeden, savaşan

muceb : ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak, uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul), mucib (icabet eden, cevap veren, yanıtlayan) * icab etmiş, yanıtlanmış, lazım gelmiş

mucib : ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak, uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul) * icabet eden, cevap veren, yanıtlayan

mucid : ara. * vacada (bulmak, fark etmek, hissetmek, vücuda getirmek, oluşturmak, var etmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme; gövde, beden), mevcud (var olan, bulunan, oluşmuş olan), vacid (bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren) * bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren, keşfeden, özgün fikir ve buluş ortaya koyan icad eden

mucip : ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak, uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul) * icabet eden, cevap veren, yanıtlayan

mucir : ara. * acara (karşılık vermek, ücret vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek, mükafatlandırmak; kiraya vermek, kiralamak, kiraya vermek) * ücretlendiren, ödül veren, yardım eden

mucit : ara. * vacada (bulmak, fark etmek, hissetmek, vücuda getirmek, oluşturmak, var etmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme; gövde, beden), mevcud (var olan, bulunan, oluşmuş olan), vacid (bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren) * bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren, keşfeden, özgün fikir ve buluş ortaya koyan icad eden

mu'ciz : ara. * acaza (çaresiz ve zayıf bırakmak, savunmasız bırakmak), aciza (aciz kalmak, savunmasız kalmak, güçsüz kalmak, yapamaz hale gelmek), aciz (savunmasız, çaresiz, zayıf, beceriksiz, yeteneksiz, kapasitesiz) * aciz bırakan, zayıf ve güçsüz kılan

muciz : ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak), cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) * kısa, muhtasar, özlü

muciz : ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * icazet veren, izin veren, uygunluk veren

mucize : ara. * acaza (çaresiz ve zayıf bırakmak, savunmasız bırakmak), aciza (aciz kalmak, savunmasız kalmak, güçsüz kalmak, yapamaz hale gelmek), aciz (savunmasız, çaresiz, zayıf, beceriksiz, yeteneksiz, kapasitesiz), muciz (aciz bırakan, zayıf ve güçsüz kılan) + e (isim yapım eki) * doğa kanunları veya insan mantığının ötesinde gerçekleşen, olağanüstü ve açıklanması güç olay veya durum; genellikle ilahi güç veya kudretin tecellisi olarak kabul edilen olağanüstü durum

mucizevi : ara. * mucize (doğa kanunları veya insan mantığının ötesinde gerçekleşen, olağanüstü ve açıklanması güç olay veya durum; genellikle ilahi güç veya kudretin tecellisi olarak kabul edilen olağanüstü durum) + vi (ile ilgili, -a ait) * mucize ile ilgili, mucizeye ait

mucuk : tür. * mucuk (öpücük sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * öpücük sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime

mucur : ara. * micre, mıcır (küçük taş, çakıl, maden filizinin artığı, maden eritilirken çıkan cüruf; toplanan, bir araya getirilen yer) * Kırşehir’in bir ilçesi

muczi : ara. * cezza (cezalandırmak, karşılığını vermek, mükafatlandırmak), ceza (karşılık, mükafat), tecziye (bir kimseye yaptığı davranışın karşılığı olarak ceza verme, cezalandırma, karşılıklandırma) * karşılıklandıran, karşılığını veren

muço : lat., ita. * mutare (değiştirmek, devretmek, vermek, değişmek başkalaşmak), mutuus (emanet edilen, ödünç verilen) (lat.); mozzo (ita.) * gemi veya tekne işlerinde çalışan, genç ve deneyimsiz çırak veya yardımcı işçi, denizcilikte ustaya destek veren kişi; gemi yamağı, acemi durumdaki tayfa çocuk, tayfa yamağı; meyhaneci çırağı

muçula : lat., ita. * mutare (değiştirmek, devretmek, vermek, değişmek başkalaşmak), mutuus (emanet edilen, ödünç verilen) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) (lat.); mozzola (ita.) * gemi veya tekne işlerinde çalışan, genç ve deneyimsiz çırak veya yardımcı işçi, denizcilikte ustaya destek veren kişi; gemi yamağı, acemi durumdaki tayfa çocuk, tayfa yamağı; meyhaneci çırağı

mudaaf : ara. * daafa (kat kat artırmak, katlamak, iki katına çıkarmak, çoğaltmak, artırmak) * çoğaltılmış, katlanmış, artırılmış

mudahaa : ara. * daha’a (benzemek, eşdeğer olmak) * benzerlik, eşdeğerlik

mudahi : ara. * daha’a (benzemek, eşdeğer olmak) * benzer, eşdeğer

mudaif : ara. * daafa (kat kat artırmak, katlamak, iki katına çıkarmak, çoğaltmak, artırmak) * kat kat artıran, katlayan, çoğaltan

mudanya : lat. * mons, mont (yüksek tepe, dağ; yükseklik) + anius (ile ilgili, -a ait) + ia (isim, yer ve durum eki) * Bursa'nın bir ilçesi

mudara : ara. * dara (birini idare etmek, hoş görmek, yumuşak davranmak) * bir kimseyle açık çatışmaya girmeden, gönlünü hoş tutarak ve incitmeden geçinme, diplomatik ve temkinli davranma yoluyla ilişkileri sürdürme tutumu; kin ve düşmanlığı örtüp zahiren dost gibi davranma, iyi geçinme, güler yüzle idare etme

mudarebe : ara. * daraba (vurmak, çarpmak; beyan etmek, bildirmek; gezmek, dolaşmak) * vuruşma, çarpışma

mudarib : ara. * daraba (vurmak, çarpmak; beyan etmek, bildirmek; gezmek, dolaşmak) * dövüşen, vuruşan, birbirlerine vuran

mudarr : ara. * darraa (yalvarmak, yakarmak), tadarru (yalvarma, yakarma) * yalvaran, yakaran

mudarri : ara. * dara’a (önlemek, defetmek, engellemek, uzaklaştırmak) * önleyen, engelleyen, defeden, uzaklaştıran

mudassis : ara. * dassa (yerleştirmek, gizlemek, saklamak, sokmak) * yerleştiren, gizleyen, saklayan, sokan

mudavil : ara. * davala (dönmek, dönüşmek, değişmek, birbirine geçmek; dolaşmak), tedavul (devretme, değiştirme, el değiştirme, dönüşüm; dolanma, dolaşım, alternasyon, sirkülasyon; (para, çek, bono vb. için) kullanılmakta olma, elden ele geçme, dolaşma, dolanım, geçerlik, sürüm) * değiş tokuş yapan, el değiştiren, döndüren, dönüştüren

muddahar : ara. * dahara (biriktirmek, toplayıp saklamak, korumak, tasarruf etmek) * biriktirilmiş, toplanıp saklanmış, tasarruf edilmiş

muddahir : ara. * dahara (biriktirmek, toplayıp saklamak, korumak, tasarruf etmek) * biriktiren, toplayıp saklayan, tasarruf eden

muddekir : ara. * dekere, zekere (hatırlamak, anmak, düşünmek, öğüt almak, zikretmek) * öğüt alan, ders çıkaran, hatırlayan, düşünen

mudebbir : ara. * dabara (arkasından gitmek, takip etmek, peşinden gitmek, yönetmek, idare etmek, planlamak) * yöneten, idare eden, planlayan

mu'dem : ara. * adima, adama (yok olmak, helak olmak, yitmek, ölmek), idam (yok etme, yok oluş, yitiş, öldürme) * bir şeyi yitiren, kaybeden

mudemmir : ara. * demmere (yok etmek, helak etmek) * yok eden, helak eden

muderric : ara. * daraca, derace (yürümek, adım adım gitmek, basamakla çıkmak, adım atmak, yükselmek), darraca (sınıflandırmak, derecelendirmek, düzenlemek) * derecelere ayıran, sıralayan veya düzenleyen; sınıflandıran ve sistematik hale getiren

mudga : ara. * madaga (çiğnemek, ağızda çiğnemek) * çiğnemlik parça; et parçası, bir çiğnem et

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...