mitojen : gre.
* mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik, lif)
+ genes (oluşturan, meydana getiren, yaratan) * hücre bölünmesini (mitozu)
başlatan veya uyaran madde; hücre çoğalmasını tetikleyen ajan
mitokondri :
gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) + khondrion (küçük granül, tanecik, çekirdek) * ökaryotik hücrelerde
bulunan, hücresel solunum yoluyla enerji (ATP) üreten, kendi DNA’sına sahip
olmasıyla yarı bağımsız bir yapı gösteren ve hücrenin metabolik faaliyetlerinin
merkezinde yer alan organel
mitokondriyal :
gre., lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı,
iplik, lif) + khondrion (küçük granül, tanecik, çekirdek) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mitokondri ile ilgili
mitoksantron :
lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) + xantho (sarı) + rone (kimyasal bileşik ve organik sentetik türev eki) *
kemoterapiye karşı kullanılan, DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden,
antineoplastik (kanser önleyici) sentetik ajan (C22H28N4O6)
mitoloji :
gre. * mythologia (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kültürde tanrıların, kahramanların,
evrenin ve doğanın kökenini açıklayan efsane ve kutsal anlatılar bütünü;
mitleri konu alan, doğuşlarını araştıran, anlamlarını inceleyen yorumlayan
bilim, efsanebilim
mitolojik :
gre. * mythologia (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* mitolojiyle ilgili
mitomani :
gre. * mythomania (muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem, konuşma) +
mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku)
(mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu,
aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * yalan söyleme hastalığı
mitomisin :
gre., lat. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı,
iplik, lif) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kanser tedavisinde kullanılan,
DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden antineoplastik ve antibiyotik
özellik taşıyan ajan (C15H18N4O5)
mitos :
gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) * hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı
mitotan :
gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) + tan (kimyasal son ek) * adrenokortikal hücreleri hedef alan, hormon
üretimini ve hücre bölünmesini inhibe eden sentetik antineoplastik ilacın etken
maddesi (C14H10Cl4)
mitotik :
gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre bölünmesi sürecine ait
veya onu etkileyen, mitoz ile ilgili
mitotik bölünme :
gre., tür. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı,
iplik, lif) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + bölünme (ikiye ayrılma,
yarılma, kesilme) (tür.) * kromozomların ipliksi görünüm sergilediği, bir
hücrenin genetik olarak özdeş iki yavru hücre oluşturacak şekilde bölünmesi;
bir hücrenin kendini kopyalayarak genetik yapısı ana hücreyle tamamen aynı olan
iki yeni yavru hücre oluşturması
mitoz :
gre. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı, iplik,
lif) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * hücrenin çekirdeğinin
iki yeni hücreye eşit şekilde bölünmesi ve genetik materyalin (kromozomların)
iki yeni hücreye eşit şekilde dağılması süreci
mitoz bölünme :
gre., tür. * mitos (hücre bölünmesinde kromatin ipliklerinin oluşturduğu yapı,
iplik, lif) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + bölünme
(ikiye ayrılma, yarılma, kesilme) (tür.) * kromozomların ipliksi görünüm
sergilediği, bir hücrenin genetik olarak özdeş iki yavru hücre oluşturacak
şekilde bölünmesi; bir hücrenin kendini kopyalayarak genetik yapısı ana
hücreyle tamamen aynı olan iki yeni yavru hücre oluşturması
mitra :
gre., far. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din
adamlarının taktığı taç veya başlık) (gre.); mithr (egemen, hükümdar) + as
(kadın) (far.) * ışık ve Güneş tanrıçası
mitraizm :
gre. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din
adamlarının taktığı taç veya başlık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * Mitra’ya tapınmaya dayalı antik dini inanç ve uygulamalar
sistemi; özellikle Roma İmparatorluğu’nda yaygın olan gizem dini
mitral :
gre. * mitras (başlık, baş örtüsü; özellikle piskopos veya yüksek din adamlarının
taktığı taç veya başlık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalbin sol
atriyum ile sol ventrikül arasında bulunan, kanın tek yönde akmasını sağlayan
kapak ile ilgili
mitralyöz :
fra. * mitrailler (bombalamak, yağdırmak, bombardıman etmek) + euse -cı, yapan,
eden eki) * aynı anda çok sayıda mermi atabilen, özellikle savaşta kullanılan
otomatik veya yarı otomatik ateşli silah, makineli tüfek
mitramisin :
gre., lat. * Mithra (Pers ve Roma mitolojisinde adalet, bağlılık ve güneş
tanrısı) + as (uyarlama eki) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * DNA’ya bağlanarak
hücre bölünmesini inhibe eden antineoplastik ve antibiyotik özellikli ilacın
etken maddesi, plikamisin (C52H76O24)
mitras :
lat. * Mithra (Pers ve Roma mitolojisinde adalet, bağlılık ve güneş tanrısı) +
as (uyarlama eki) * Pers ve Roma mitolojisinde tapınılan, adalet, bağlılık ve
güneşle ilişkilendirilen tanrı, özellikle Mitraizm dini bağlamında gizli
cemiyetler ve ritüellerde merkezi figür, antik çağda özellikle Roma
İmparatorluğu askerleri arasında yaygın kült
mittelschmerz :
alm. * mittel (orta, ortada) + schmerz (ağrı, sancı, sızı) * adet döngüsünün
ortasında, ovulasyon sırasında veya hemen öncesinde kadınlarda görülen tek
taraflı karın ağrısı
miun :
ara. * miet (yüz sayısı, 100) * Kur’an’da es-seb'u't-tuvel (en uzun yedi sure)
dışında ayet sayısı yüzün üzerinde olan sarelere verilen ad
mivakuryum :
lat. * mivacurium (mi (yarı sistematik önek, kimyasal türev belirtir) + va
(yapısal önek, molekülün steran omurgasına işaret eder) + curium (kürar benzeri
etkili kas gevşetici ajan) * nöromüsküler blokaj yaparak cerrahi ve anestezik
uygulamalarda kullanılan sentetik aminosteroid türevli kas gevşetici ilaç
(C58H80Cl2N2O14)
miyalji :
gre. * myos, mys (kas, adale) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma)
(algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* kas dokusunda hissedilen acı veya rahatsızlık durumu, kas ağrısı
miyan :
far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) * ara, aralık, orta, vasat,
vasıta, ortalama, meyan (mean (orta, ortalama) (ing.), moyen (orta, ortalama)
(ing.) )
miyane :
far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + e (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * orta, ortada olan, ortadaki şey
miyar :
ara. * ayara (ölçmek), ayar (ölçü, ölçme) * değerli madenlerde yasal olarak
bulunması gereken saflık, ağırlık ve değer derecesini gösteren ölçü, ölçüt,
altın ve gümüşün saflık ölçüsü
miyasma :
gre. * miainein (kirletmek, lekelemek) + sma (isim yapım eki) * kirlilik,
bulaşıcı hava; salgın hastalıklara yol açtığına inanılan buhar halindeki soluk,
etken; yoğun buharlı bir yayılım
miyasteni :
gre. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık)
(sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) *
miyastenia gravis olarak bilinen, tekrarlayan kas kasılmalarında hızla
yorulmaya yol açan, kaslarda anormal güçsüzlük ile karakterize nöromüsküler
hastalık
miyastenia gravis :
gre., lat. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet,
dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum
eki) ) (gre.) + gravis (ağır, ciddi) (lat.) * istemli kaslarda güçsüzlük ve
çabuk yorulmayla seyreden, sinir-kas kavşağındaki ileti bozukluğundan
kaynaklanan kronik nöromüsküler hastalık
miyastenik :
gre. * myos, mys (kas, adale) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık)
(sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * miyasteni ile ilgili
miyav :
tür. * miyav (kedi sesi) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * kedilerin
çıkardığı ses; iletişim veya dikkat çekme amacıyla kullanılan ses efekti
miyaz :
gre. * mya (sinek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinek
larvalarının insan veya hayvan dokularında (deri, mukoza, organ) gelişmesi
sonucu oluşan parazitik hastalık
miyazis :
gre. * mya (sinek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinek
larvalarının insan veya hayvan dokularında (deri, mukoza, organ) gelişmesi sonucu
oluşan parazitik hastalık
miyelin :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
sinir hücrelerinin aksonlarını çevreleyerek sinir liflerini saran, sinirlerin
elektriksel iletim hızını artıran, sinir impulslarının düzenli ve hızlı biçimde
iletilmesini sağlayan, yağlı ve yalıtkan özellikte biyolojik kılıf maddesi
miyelit :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon,
hastalık eki) * omuriliğin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan nörolojik hastalık
miyelo :
gre. * myelos (ilik, omurilik) * kemik iliği veya omurilikle ilişkili yapı,
hastalık veya süreçleri belirtmek için bileşik kelimelerin başında kullanılan,
ilik ve sinir dokusuna gönderme yapan kök; ilik, omurilik
miyelodisplazi :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme,
biçimlenme, oluşma, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kemik
iliğinde kan hücrelerinin anormal veya yetersiz gelişimiyle seyreden
hematolojik hastalık
miyelofibrozis :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak)
(lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik iliğinde bağ
dokusu liflerinin anormal çoğalmasıyla karakterize, kan hücre üretimini bozan
kronik hastalık
miyelografi :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * omurilik kanalının kontrast madde ile görüntülenmesini sağlayan
radyolojik inceleme yöntemi
miyelogram :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge,
harf, yazım; küçük ağırlık) * kemik iliği yapısının ve hücrelerinin mikroskop
altında incelenmesiyle elde edilen tanısal kayıt veya görüntü
miyelokizis :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + kiein (ayırmak, çözmek, gevşetmek, dağıtmak;
boşaltmak, dökülmek; bir şeyin bağını koparmak), kisis (ayrılma, boşalma,
dökülme) * kemik iliğinde hücrelerin parçalanması veya bozulması sonucu oluşan
patolojik durum
miyelom :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * plazma hücrelerinin anormal çoğalmasıyla kemik
iliğinde oluşan malign tümör
miyelomeningosel :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + meninx (beyin-omurilik zarı) + kele (fıtık,
çıkıntı, şişik) * omuriliğin ve meninkslerin doğumsal olarak omurilik
kanalından dışarı sarkmasıyla oluşan konjenital fıtık
miyelopati :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı
olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurilik veya kemik iliğinde hastalık veya
hasar sonucu ortaya çıkan patolojik durum
miyeloperoksidaz :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + peroxys (oksijenli, peroksit) (per (aşırı)
(lat.) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) ) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ase (enzim son eki) * beyaz kan
hücrelerinde bulunan ve mikroorganizmaları öldürmeye yardımcı olan enzim
miyeloradikulit :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + radix (sinir kökü) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * omurilik ve buna bağlı sinir köklerinde
iltihaplanma sonucu ağrı, güçsüzlük, duyu kaybı ve refleks bozukluklarıyla
seyreden nörolojik hastalık
miyelosel :
gre. * myelos (ilik, omurilik) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * omuriliğin
doğumsal olarak omurilik kanalından dışarı sarkması sonucu motor ve duyu
fonksiyonlarında bozulma ile seyreden konjenital fıtık
miyelosupresyon :
gre., lat. * myelos (ilik, omurilik) (gre.) + suppressio (baskılama, durdurma)
(supprimere (üstüne koymak, bastırmak, durdurmak) (sup (üst, üstüne) + premere
(basmak, sıkmak, bastırmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * kemik iliğinin
kan hücresi üretiminin çeşitli nedenlerle baskılanması sonucu anemi, enfeksiyon
riskinde artış ve pıhtılaşma bozukluklarıyla seyreden durum
miyodez :
gre. * mys, myos (kas, adale) + desmos (bağ, bağlama) * kas - tendon dokusunun
cerrahi olarak doğrudan kemiğe bağlanması işlemi
miyoglobin :
gre., lat. * mys, myos (kas, adale) (gre.) + globus (küre, yuvarlak kütle) + in
(protein belirteci) (lat.) * kas hücrelerinde bulunan ve oksijenin depolanması
ile taşınmasını sağlayan, hem yapısında demir içeren globüler protein
miyoglobinüri :
gre., lat. * mys, myos (kas, adale) (gre.) + globus (küre, yuvarlak kütle) + in
(protein belirteci) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) (gre.) * kas hücrelerindeki miyoglobinin kana ve oradan da idrara
geçmesiyle idrarın koyu renge dönmesi ve böbrek hasarı riskiyle seyreden
patolojik durum
miyokard :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) * kalbin kas tabakasını
oluşturan, kanın pompalanmasından sorumlu olan kalp kası dokusu
miyokard infarktüs :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + infarctus
(tıkama, doku ölümü) (infarcire (in (iç, içine, içinde) + farcire (doldurmak, yığmak)
), farctus (doldurma, yığma) ) (lat.) * kalp kasının kan akışının ani olarak
kesilmesi sonucu doku ölümüne uğramasıyla ortaya çıkan, göğüs ağrısı, nefes
darlığı ve ciddi kardiyak komplikasyonlara yol açabilen durum
miyokardit :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihab,
enfeksiyon, hastalık eki) * kalp kası tabakasının iltihaplanmasıyla seyreden,
göğüs ağrısı, ritim bozukluğu ve kalp fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilen
hastalık
miyokardiyal :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalp kasına ait veya kalp kasıyla ilgili olan
miyokardiyopati :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kardia (yürek, kalp) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının
yapısal veya işlevsel bozukluklarıyla seyreden, kalp yetersizliği, ritim
sorunları ve ani ölüm riskine yol açabilen hastalık grubu
miyokin :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kinein (hareket ettirmek, uyarmak) * fiziksel
egzersiz ve kas kasılmalarına yanıt olarak iskelet kası lifleri tarafından
üretilerek kan dolaşımına salınan ve vücuttaki diğer organlarla iletişimi
sağlayan sinyal molekülleri, sitokinler
miyoklonus :
gre. * mys, myos (kas, adale) + klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme,
çalkantı, kasılma) * kasın istemsiz, ani ve kısa süreli kasılmalarıyla
karakterize nörolojik durum
miyom :
gre. * mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle rahimde veya kas dokusunda gelişen iyi huylu kas
tümörü
miyomatozis :
gre. * mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücutta
birden fazla miyomun aynı anda bulunmasıyla karakterize, kas dokusunu etkileyen
hastalık durumu
miyometriyum :
gre., lat. * mys, myos (kas, adale) + metron, metros (ölçü) (gre.) + ium (yapı
veya cisim eki) (lat.) * kas dokusunun uzunluk, hacim veya kütle gibi
özelliklerini ölçmek için kullanılan araç veya yapı
miyonevral :
gre., lat. * mys, myos (kas, adale) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon,
ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait, ilişkin) (lat.) * kas ve sinir
sistemine ilişkin olan veya kas ile sinir bağlantısını ifade eden
miyop :
gre. * mys, myos (kas, adale) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz)
* yakını iyi görebilen ancak uzağı net göremeyen görme kusuruna sahip kişi;
kısa görüşlülük durumu
miyopati :
gre. * mys, myos (kas, adale) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı
olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas dokusunun yapısal veya işlevsel bozukluklarıyla
karakterize, kas güçsüzlüğü ve fonksiyon kaybına yol açabilen hastalık
miyopi :
gre. * mys, myos (kas, adale) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) * uzağı net görememe, yakını iyi görme ile
karakterize görme kusuru; kısa görüşlülük
miyoplasti :
gre. * mys, myos (kas, adale) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas
dokusunun cerrahi veya tıbbi yöntemlerle yeniden şekillendirilmesi veya
onarılması işlemi
miyosen :
gre. * meion (az, eksik) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem,
devir; zaman) * az yeni; yaklaşık 23 ile 5,3 milyon yıl önce, modern memeli ve
bitki türlerinin çeşitlenmeye başladığı jeolojik dönem; üçüncü zamanın
memelilerin ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi ve bu dönemde çökelmiş olan
katmanlar
miyosit :
gre. * mys, myos (kas, adale) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap)
* kas dokusunu oluşturan ve kasılma yeteneğine sahip hücre
miyosotis :
gre. * mys (fare) + ous, otis, otos (kulak) * Boraginaceae familyasına ait,
fare kulağını andıran yaprakları nedeniyle adlandırılmış, unutma beni
çiçeklerini kapsayan bitki cinsi
miyotik :
gre. * mys, myos (kas, adale) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kaslarla ilgili veya kas dokusuna ait olan
miyotomi :
gre. * mys, myos (kas, adale) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas
dokusunun gerginliğini azaltmak, spazmı gidermek veya işlevsel bir bozukluğu
düzeltmek amacıyla kasın cerrahi olarak kısmen veya tamamen kesilmesi işlemin
miyotoni :
gre. * mys, myos (kas, adale) + tonos (gerilim, ton, ses) * kasın gevşemesi
sırasında kas tonusunun normalden uzun süre yüksek kalmasıyla karakterize
nöromüsküler durum
miyotonik distrofi :
gre. * mys, myos (kas, adale) + tonos (gerilim, ton, ses) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme,
gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim,
büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasların gevşemesi sırasında
tonusunun uzun süre yüksek kalması ve kas dokusunun ilerleyici zayıflamasıyla
karakterize genetik nöromüsküler hastalık
miyoz :
gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * genellikle ışığa karşı refleks, bazı ilaçlar veya
nörolojik durumlarla ilişkili olarak gözbebeğinin (pupilla) ışığa veya uyarana
bağlı olarak normalden daha fazla daralması durumu
miyozin :
gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * kimyasal
enerjiyi hareket enerjisine çeviren ve kasların kasılması ve hücrelerin hareket
etmesi için çalışan temel bir motor protein
miyozis :
gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * genellikle ışığa karşı refleks, bazı ilaçlar veya
nörolojik durumlarla ilişkili olarak gözbebeğinin (pupilla) ışığa veya uyarana
bağlı olarak normalden daha fazla daralması durumu
miyozit :
gre. * myein (daraltmak, kapamak), mys, myos (kas, adale) + itis (iltihap,
enfeksiyin, hastalık) * kas dokusunda iltihaplanma ile karakterize, ağrı ve
güçsüzlüğe yol açabilen hastalık
miza :
ara. * miza (ölçmek, ayırmak, belirlemek) * kumar veya bahis oyunlarında oyuna
katılmak amacıyla ortaya konulan para veya değer
mizac :
ara. * mazaca (karıştırmak, birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak) *
karışım, birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört
ögenin karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal
özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel
eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter
mizaç :
ara. * mazaca (karıştırmak, birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak) *
karışım, birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört
ögenin karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal
özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel
eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter
mizaçgir :
ara., far. * mizac (huy, karakter, yaratılış) (ara.) + giriftan (tutmak, almak,
yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren)
(far.) * herkesin hoşlanacağı şekilde hareket eden kişi, nabza göre şerbet
veren
mizah :
ara. * mazaha (şaka yapmak, şakalaşmak, latife yapmak, ciddiyeti hafifletmek,
eğlenmek) * eğlendirmek, güldürmek ve birine, bir davranışa incitmeksizin
takılmak ereğini güden ince alay; gerçeğin, durumların, olayların, kişilerin
güldürücü yanlarını vurgulayarak anlatan, ortaya koyan yazı türü
mizahi :
ara. * mizah (şaka, espri, eğlence, güldürü) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * gülmeceli, gülmecesel
mizan :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak)
* terazi, ölçü, tartı; muhasebe sisteminde hesapların belirli tarihlerde, borç
ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin tabloya toplu olarak yazılmasıyla oluşan,
hesapların gerçek duruma uygunluğunu, kurallara göre çalıştığının kontrol
edilmesini sağlayan özet tablo; İslam eskatolojisi ve ahiret inancına göre,
ahirette insanların yeryüzündeki davranışlarına dair geçtikleri hesaptan sonra
herkesin iyi ve kötü davranışlarının tartıldığı ilahi adalet ölçüsü
mizandri :
gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + aner (erkek,
er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile
ilgili, insan ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * erkeklere karşı
nefret, küçümseme veya düşmanlık besleme durumu; erkek düşmanlığı
mizanpaj :
fra. * mise (konuş, konma, koyulma, koyma, yerleştirme, yerleştirilme) + en
(üstüne, üzerine, ile ilgili) + page (sayfa) * bir sayfa üzerindeki yazı,
görsel ve diğer unsurların estetik ve işlevsel biçimde düzenlenmesi, sayfa
düzeni
mizanpli :
fra. * mise (konuş, konma, koyulma, koyma, yerleştirme, yerleştirilme) + en
(üstüne, üzerine, ile ilgili) + pli (kat, katlama) * kıvırma, katlama; ıslak
saçın sarılıp sıcak hava yardımıyla kurutulmasından sonra fırça ve tarakla
yapılan tarama biçimi
mizansen :
fra. * mise (konuş, koyma, yerleştime) + en (-a) + scène (sahne) * bir oyunu
anlamlı ve uyumlu bir şekilde sahneye koyma çalışmalarının tümü, sahneleme,
sahneye koyma; bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla yapılan
düzenleme.
mizantrop :
gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + anthropos
(insan) * insanlardan hoşlanmayan veya insanlara güvenmeyen, insanlardan uzak
durmayı tercih eden kişi
mizantropi :
gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + anthropos
(insan) * insanlardan nefret etme veya insanlara karşı güvensizlik durumu;
insan düşmanlığı
mizmar :
ara. * zamara (üflemek, boru çalmak) * üflenerek çalınan, genellikle sivri ucu
ve delikleri olan geleneksel nefesli müzik aleti, nefesli çalgı, flüt, boru,
düdük, kaval; meydan; at yarış yeri; ince belli at
mizni :
ara. * muzn (parıldamak, aydınlık olmak; gitmek, akıp geçmek)* yağmur yüklü,
beyaz ve parlak bulut; bolluk getiren bereketli yağmur bulutu, gökte biriken su
kütlesi, yağmur bulutu
mizofobi :
gre. * misos (kir, pislik) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli nesnelere veya durumlara karşı
aşırı ve irrasyonel korku veya tiksinme durumu
mizojini :
gre. * misein (nefret etmek, tiksinmek), misos (nefret, tiksinme) + gyne (dişi
organ, dişi, kadın) + eia (isim yapım ve durum eki) * kadınlara karşı nefret,
küçümseme veya düşmanlık besleme durumu; kadın düşmanlığı
mizoprostol :
lat. * miso (yapay, sentetik kimyasal türev öneki) + prostol (prostaglandin
türevi) * mide ve bağırsak mukozasını koruyan, rahim kasılmalarını uyaran ve
tıbbi düşüklerde veya ülser tedavisinde kullanılan sentetik prostaglandin
ilacın etken maddesi (C22H38O5)
Mn :
lat. * manganum (magnesia nigra (siyah manyezit minerali) (magnesia (antik Yunan'da
bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + eia (isim yapım ve yer eki) ) (gre.) +
nigra (siyah, kara) (lat.) + anum (isim yapım eki) (lat.) ) * atom numarası 25
olan, periyodik tablonun 7. grubunda bulunan, sert ve kırılgan olan, çelik
üretiminde, pillerde, alaşımlarda ve kimyasal katalizörlerde kullanılan bir
geçiş metali elementi
mnemiopsis leidyi :
gre. * mneme (hafıza, anı, hatıra) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm,
yüz) (gre.) + leidyi (Amerikalı doğabilimci Joseph Leidy'nin soyadından) * halk
arasında deniz cevizi veya siğilli taraklı denizanası olarak bilinen, balık
yumurtaları ve larvalarıyla beslenerek bulunduğu deniz ekosistemlerine büyük
zarar veren, Batı Atlantik kökenli istilacı, jelimsi bir taraklı medüz
(ktenofor) türü, deniz cevizi, siğilli taraklı denizanası
mnemonik :
gre. * mneme (hafıza, anı, hatıra), mnaomai (hatırlamak, anımsamak) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * hatırlamaya ait, hafızayı güçlendiren, hafızayı
kolaylaştıran yöntem; akılda tutmayı sağlayan çağrışım tekniği
mnemosyne :
gre. * mnemosyne (anılar, hatıralar) (mnem (hatırlama, anı) + o (bağlaç) + syne
(isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde hafızanın tecessümü olan Titan,
tanrıça, Gaia ve Uranüs'ün kızı
mnemotekni :
gre. * mnem (hatırlama, anı) + o (bağlaç) + tekhne (ustalık, sanat, maharet,
sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) * bilgiyi daha kolay hatırlamak ve öğrenmek için uygulanan hafıza
geliştirme yöntemi veya teknik
mnium :
gre., lat. * mnyon (yosun) (gre.) + um (son ek) (lat.) * Mniaceae familyasına
ait, nemli ortamlarda yetişen yosun cinsi
Mo :
gre., lat. * molybdaenum (molybdos (kurşun) (gre.) + aenum (element adı eki)
(lat.) ) * atom numarası 42 olan, periyodik tablonun 6. grubunda bulunan, yüksek
erime noktasına sahip, sert ve dayanıklı bir geçiş metali olan, çelik
alaşımlarında, katalizörlerde, elektronik parçalarda ve yüksek sıcaklık
uygulamalarında kullanılan element
moai :
rap. * mo (yaratma, figür) + ai (insan veya ruhu simgeleyen son ek) * Paskalya
Adası’nda taşlardan yapılmış, atalara veya önemli kişilere adanmış olan ve
büyük bölümü yere gömülü olan dev heykellerden her biri
mobil :
lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis
(yapılabilirlik ve mümkün olma eki) (lat.); mobile (fra.) * kolayca hareket
ettirilebilen veya taşınabilen; hareketli, hareket eden, sabit olmayan, hareket
özgürlüğü olan
mobilet :
lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis
(yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + ettus (küçültme eki) (lat.); mobilette
(fra.) * küçük, hafif ve genellikle iki tekerlekli motorlu taşıt; bisiklete
benzer, kısa mesafeler için kullanılan motorlu araç, küçük motosiklet
mobilite :
lat., fra. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis
(yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.);
mobilité (fra.) * bir kişinin veya nesnenin hareket etme, yer değiştirme veya
taşınabilirlik özelliği; sosyal veya coğrafi hareketlilik durumu, hareket
edebilirlik
mobilizasyon : lat., fra. * mobilizatus (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak,
kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); mobilisation (fra) *
hareketlendirme, hareketli kılma, harekete geçirme; bir ülkenin tüm
kaynaklarını ve askeri güçlerini savaş veya olağanüstü bir duruma hazırlama
süreci; tıp ve fizik tedavide bir organın veya eklemin hareketlendirilmesi
mobilize :
lat., fra. * mobilizatus (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak,
kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) + izatus
(dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak,
hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); mobilisé
(fra.) * hareketli hale gelmiş veya getirilmiş, mobil olmuş veya yapılmış
mobilya :
lat. * mobilis (hareketli, taşınabilir) + ia (isim yapma eki) * ev, ofis veya
mekanlarda kullanılan, taşınabilir eşya ve donanım; masa, sandalye, dolap gibi
taşınabilir eşyalar
mobius sendromu :
lat. * mobius (Alman nörolog ve psikiyatrist Paul Julius Möbius'un isminden)
(lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * yüz ve göz kaslarını kontrol eden sinirlerde doğuştan
felç ile karakterize, genellikle yüz ifadesi kısıtlılığı ve göz hareket
bozukluklarıyla seyreden nadir nörolojik doğumsal hastalık
mod :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) * bir şeyin çalışma şekli, durumu veya tarzı; bir dizi içinde en sık
tekrarlanan değer
moda :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) * giyim, davranış veya düşünce alanında belli bir dönemde popüler olan
tarz veya eğilim
modafinil :
lat., gre. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol,
tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format;
hal, durum) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak,
ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) * merkezi sinir sistemi uyarıcı
etkisi olan, uyanıklığı artıran ve yorgunluğu azaltan sentetik ilacın etken
maddesi (C15H15NO2S)
modal : lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik;
uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural,
düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kayın ağacından üretilen, yüksek nem transferi, yumuşak tuşesi ve
yıpranmaya karşı direnciyle öne çıkan, sürdürülebilir ve selülozik kökenli bir
yapay tekstil lifi
modalist :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * belirli bir yönteme, tarza veya moda bağlı olarak
düşünen, uygulayan veya öğreten kişi; özellikle teoloji veya felsefede belirli
bir öğretim tarzını savunan kimse
modalite :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum
eki) * bir şeyin gerçekleşme şekli, durumu veya tarzı; tıp, dilbilim ve
felsefede belirli yöntem veya biçimle ortaya çıkan durum
model :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz,
stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) +
ulus (küçültme eki) * bir şeyin tasarımını, yapısını veya işleyişini göstermek
için yapılan örnek, prototip veya temsil; giyim kreasyonlarını podyumda tanıtan
kişi, manken
modelaj :
lat., fra. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol,
tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format;
hal, durum) + ulus (küçültme eki) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.) * hamur,
kil, balmumu veya benzeri malzemelerle üç boyutlu şekil verme, biçimlendirme
veya heykel yapma süreci
MODEM :
lat. * modulator (belirli bir moda sokan; sinyali değiştiren) (modus (ölçü,
kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil,
biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus
(küçültme eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + demodulator (belirli bir moddan
çıkaran; sinyali geri çeviren) (de (olumsuzluk öneki) + modus (ölçü, yöntem,
tarz, hal, durum) + ulus (küçültme eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) *
dijital (sayısal) veriyi analog sinyale, analog sinyali dijital (sayısal)
veriye çevirerek bilgisayarlar arasında veri iletimini sağlayan cihaz
moderasyon :
lat. * moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik;
uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural,
düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); modération
(fra.) * kontrol etmek, düzenlemek, yanlışlardan arındırmak; aşırılıklardan
kaçınma, ölçülü davranma veya bir durumun dengeli ve kontrollü şekilde
sürdürülmesi durumu; metinlerin dilsel açıdan yorumlanması
moderato :
lat. * moderatus (moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam,
nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim,
yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki), tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); moderato (orta tempolu) (ita.) * müzikte orta hızda, ne çok
hızlı ne de çok yavaş çalınması gereken tempo talimatı
moderatör :
lat. * moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam, nicelik;
uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural,
düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
modérateur (fra.) * tartışma, toplantı veya platformlarda dengeyi sağlayan,
konuşmaları, katılımı ve toplantı akışını kontrol eden ve düzenleyen kişi
modere :
lat. * moderatus (moderare (ölçülü davranmak, dengelemek) (modus (ölçü, kapsam,
nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim,
yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki), tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat); modéré (fra.) * kontrol edilmiş, düzenlenmiş, dengelenmiş,
mutedil hale getirilmiş, aşırılıktan uzaklaştırılmış
modern :
lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman;
sadece, yalnızca) + ernus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * günümüze ait,
çağın gereklerine uygun veya yeni ve yenilikçi olan
modernite :
lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman;
sadece, yalnızca) + ernus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim
yapım eki) * yaklaşık 17. yüzyıldan itibaren Avrupa'da geleneksel toplumsal
yapılardan, dini dünya görüşünden ve monarşilerden kopuşu ifade eden, aklın,
bilimin, sanayileşmenin ve bireyselleşmenin temel alındığı kapsamlı bir
tarihsel, kültürel ve ekonomik dönüşüm süreci
modernizasyon :
lat. * modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin çağdaş gerekliliklere uygun hale
getirilmesi, yenilenmesi veya güncellenmesi süreci, modernleştirme
modernize :
lat. * modernizatus (modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); modernisé
(fra.) * çağın gereklerine uygun hale getirilmiş, yenilenmiş veya güncellenmiş,
modernleştirilmiş
modifikasyon :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım
eki) * bir şeyin şeklinde, yapısında veya özelliklerinde yapılan değişiklik
veya düzenleme
modifiye :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); modifié
(fra.) * değiştirilmiş, üzerinde düzenleme yapılmış veya farklılaştırılmış
modiodal :
lat. * modius (ölçü birimi, tahıl ölçüsü; antik Roma’da kullanılan, özellikle
tahıl ve kuru gıda maddelerinin ölçümünde kullanılan hacim birimi), modio (ölçü
birimi, hacim birimi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * modio ile
ilgili veya modio hacim birimi cinsinden ölçülebilen
modistra :
lat. * modista (şapka veya giysi yapan kadın) (modus (ölçü, kapsam, nicelik;
uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural,
düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) ) * giysi veya şapka tasarlayan, diken veya satan
kadın
modus operandi :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + operentia (yapma, etme, eyleme, işleme) (operare (yapmak, çalıştırmak,
işletmek, uygulamak, yürütmek) (opus, operis (iş, işlem, operasyon, görev,
fayda) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) (lat.); operandi
(ita.) * bir kişinin, grubun veya sistemin bir işi gerçekleştirme sırasında
izlediği, tekrar eden, ayırt edici, karakteristik ve kendine özgü yöntemler
bütünü
modül :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + ula, ulus (küçültme eki) * büyük bir sistemin veya yapının parçası
olan bağımsız ve standart birim, ünite; belli bir büyüklüğü, özelliği veya
fonksiyonu ifade eden alt birim; bir mimarlık yapıtında, yapının çeşitli
bölümleri arasında orantı sağlamak için kullanılan ölçü birimi; herhangi bir
mekanik özelliği belirten katsayı
modülasyon :
lat. * modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak,
düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim,
şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern,
kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) )
+ tio (isim yapım eki) * bir sinyalin, sesin veya başka bir fiziksel büyüklüğün
belirli bir ölçü veya standart çerçevesinde değiştirilmesi veya ayarlanması;
bir sistemde, sinyalde veya ses tonunda ayarlama veya değişiklik yapma işlemi;
müzik, elektronik ve iletişim alanlarında uygulanan düzenleme süreci
modülatör :
lat. * modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak,
düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim,
şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern,
kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) )
+ tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); modulateur (fra.) * bir sinyali, ses
tonunu veya başka bir parametreyi ayarlayan, değiştiren veya kontrol eden kişi
veya cihaz
modüle :
lat. * modulatus (modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre
ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun
ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen,
patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil
mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); modulé (fra.) *
ayarlanmış, değiştirilmiş veya kontrol edilmiş
modüler :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + ula, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
standart parçalardan oluşan, parçaları değiştirilebilir veya bir araya
getirilebilir yapı veya sistem
mogadişu :
som. * muqdisho (mu (yer veya bölge eki) + qa, qadi (su, nehir, liman) + sho,
shoo (yerleşim, şehir) * Somali'nin başkenti
moğol :
moğ. * moğ, moğuç (ateşperest, ateşe tapan) (moğ.); magu, magoş, magus (muhterem
kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi)
(far.); magos (bilgelik, gizli güç, büyü, sihir; Pers rahibi, bilge sınıfı),
magike (büyü, sihir) (gre.); magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü,
bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi), magia (büyü, bilgelik) (lat.); magie
(fra.) ) * Çin'in kuzeyindeki Moğolistan'da yaşayan halk ve bu halkın soyundan
olan kimse (
moğolistan :
moğ., far. * moğ. * moğ, moğuç (ateşperest, ateşe tapan) (moğ.); magu, magoş,
magus (muhterem kimse, din büyüğü, rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi,
Zerdüşt rahibi) (far.); magos (bilgelik, gizli güç, büyü, sihir; Pers rahibi,
bilge sınıfı), magike (büyü, sihir) (gre.); magus (muhterem kimse, din büyüğü,
rahip, büyücü, bilge kişi, ateş rahibi, Zerdüşt rahibi), magia (büyü, bilgelik)
(lat.); magie (fra.) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.)
* Orta Asya’da yer alan, kuzeyde Rusya, güney, doğu ve batıda Çin ile komşu
olan ülke
moher :
ara. * hiyera (seçim, seçme), muhayyer (seçilmiş; özel kumaş) * Ankara
keçisinin parlak ve yumuşak tüylerinden yapılan değerli kumaş türü, keçi tüyü
kumaş
mohini :
san. * moha (büyü, aldatma, yanılsama) + ini (dişil isim eki) * Hint
mitolojisinde Vişnu’nun büyüleyici güzellikteki kadın avatarı; ilahi bir
yanılsama ve çekicilik gücünü simgeleyen tanrısal varlık
mohorovičić süreksizliği :
hır , tür. * Hırvat jeofizikçi ve sismolog Andrija Mohorovičić'in soyadından)
(hır.) + süreksiz (devamsız, daimi olmayan, aralıksız olmayan) + lik (isim
yapım ve durum eki) + i (iyelik eki) (tür.) * Dünya'nın katı dış kabuğu ile
alttaki manto tabakasını birbirinden ayıran, sismik dalgaların farklı
yoğunluktaki kayaçlardan geçerken hız değiştirmesi sayesinde fark edilen
jeolojik sınır bölgesi
mohs :
alm. * mohs (Alman mineralog Friedrich Mohs'un soyadından) * minerallerin
çizilme direncine göre 1’den 10’a kadar derecelendirildiği Mohs sertlik
skalasını (ölçeğini) geliştiren bilim insanının soyadından gelen terim
(mineraller arasındaki bağıl sertliğin ve çizilmeye karşı direncin bir ölçüsü
olup, ölçek her minerale 10 (en sert ve çizilmeye karşı en dayanıklı) ile 1
(çizilmeye karşı en az dayanıklı) arasında bir değer atar.)
moirai :
gre. * moira (pay, kısmet, kader, alın yazısı) + ai (çoğul eki) * Yunan
mitolojisinde her insanın yaşam ipliğini ören, ölçen ve kesen kader tanrıçaları
olan üç kız kardeş (Klotho, Lachesis ve Atropos)
moka :
ara. * muha (Yemen’de liman kenti) * Yemen’in Muha limanından dünyaya yayılan
kahve türü; ayrıca bu kahveden yapılan içecek
mokasen :
alg. * makasin (ayakkabı) (alg.), mocassin (fra.) * Kuzey Amerika yerlilerinin
yumuşak deriden yaptığı, dikişsiz veya az dikişli, esnek ve hafif ayakkabı
mokita :
kil. * mokita (gerçek ama konuşulmayan şey) * herkesin bildiği ama kimsenin
dile getirmeye cesaret edemediği ve topluluk içinde sessizce kabul edilen
gerçek
moklobemid :
lat., gre. * mo (molekül öneki) + khloros (klor grubu) + be (bağlayıcı grup) +
mid (amid grubu) * depresyon ve bazı anksiyete bozukluklarının tedavisinde
kullanılan, seçici ve geri dönüşümlü monoamin oksidaz inhibitörü özellikli
antidepresan ilacın etken maddesi (C13H17ClN2O2)
mokokutanöz kandidiazis :
lat., gre. * mucus (mukus, mukoza, sümük, salgı, kaygan sıvı) + cutaneus
(deriyle ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ candere (parlamak, beyaz olmak), candidus (parlak beyaz, ak), candida (beyaz,
parlak, temiz) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
ağız, boğaz, genital bölge ve deri gibi mukoz membran ve cilt bölgelerinde
Candida türü mantarların yol açtığı enfeksiyon
moksalaktam :
lat. * moxa (kimyasal önek) + lactam (laktam halkası, β-laktam türevi) *
beta-laktam antibiyotik sınıfına ait, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde
kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C20H20N6O9S)
moksifloksasin :
lat. * moxi- (kimyasal önek) + fluoro (flor) + oxys (keskin, oksijen) + cine
(kinolon eki) * florokinolon sınıfına ait, bakteriyel enfeksiyonların
tedavisinde kullanılan geniş spektrumlu sentetik antibiyotik (C21H24FN3O4)
mol :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) * kimyada 6,022 × 10^23 adet parçacık
(atom, molekül veya iyon) içeren madde miktar birimi
mol hidatidiform :
lat., gre. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) (lat.) + hydatid (damlacık)
(gre.) + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı), formis
(şekilli, biçimli) (lat.) * gestasyonel trofoblastik hastalıklar içinde en sık
görülen formu olan ve rahim içinde cansız bir organizma oluşumu ile karakterize
patolojik süreç
mola :
ven., fra. * mola (sal, bırak, gevşet) (ven.); molle (yumuşak, gevşek) (fra.) *
çalışma veya etkinlik sırasında verilen kısa süreli dinlenme, duraklama veya
ara; bir halatı koyvermek için verilen buyruk; gergin olmayan bir halatın
ortasındaki bolluk
molalite :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kilogram çözücüde çözünmüş halde
bulunan maddenin mol sayısı (m = mol / kg)
molar :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); molaire (fra.) * bir maddenin tek tek parçacıkları yerine “bir
mol”lük (Avogadro sayısı kadar) bütünsel miktarına ait olma özelliğini ifade
eden ve kimyada madde miktarını kütleyle ilişkilendiren ölçüsel nitelik
molar buharlaşma entalpisi :
lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + buharlaşma (buhar haline geçme, faz
değişimi) (tür.) + enthalpeia (maddenin yapısında depoladığı her türden
enerjilerin toplamı, ısı durumu, sıcaklık durumu) (gre.) + si (iyelik eki)
(tür.) * bir mol sıvının, sabit basınç altında buhar fazına geçmesi için
gereken ısı miktarı
molar füzyon entalpisi :
lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fundere (dökmek, akıtmak), fusio (döküm,
akım) (lat.) + enthalpeia (maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin
toplamı, ısı durumu, sıcaklık durumu) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir mol
katı maddenin, sabit basınç altında sıvı hale geçmesi için gereken ısı miktarı
molar gebelik :
lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + gebe (hamile) + lik (durum eki) (tür.)
* anormal embriyonik gelişimle karakterize, plasentanın büyük bölümünün kistik
veya kitle haline gelmesiyle oluşan nadir gebelik türü
molar ısı kapasitesi :
lat., tür. * molaris (kütlesel) (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ısı kapasitesi (sıcaklık değişimi
başına alınan veya verilen ısı miktarı) (ısı (sıcaklık) (tür.) + capacitas
(alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (lat.) ) + si (iyelik eki) (tür.) * bir mol
maddenin sıcaklığını 1 Kelvin artırmak için gereken ısı miktarı
molarite :
lat. * molaris (kütlesel) (moles (kütle) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); molarité (fra.) * bir
çözeltide çözünen maddenin, litre başına mol cinsinden derişimini ifade eden
konsantrasyon ölçü birimi; kimyada mol/l (mol/L) ile gösterilir ve tepkime
oranlarının hesaplanmasında kullanılır. (M = n/v)
molas :
lat. * mola (öğütme taşı, değirmen taşı, ağır taş) + as (çoğul ve türev eki) *
içinde karbon bulunan karbonatlı kumtaşı, değirmen taşı
mold : lat.
* modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü,
ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen,
patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) * belirli bir şekli
vermek için kullanılan kalıp, model; soyut anlamda “tarz, yapı, karakter”
molding :
lat., ing. * modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun
ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen,
patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) + ing (isim
yapım eki) (ing.) * belirli bir şekli vermek için yapılan iş, kalıp çıkarma,
şekil verme süreci; üretim veya dekoratif amaçlı şekillendirme işlemi
moldova :
sla. * molde (nehir adı) + ova (yer veya aitlik eki) * Doğu Avrupa’da,
Karadeniz’in kuzeybatısında yer alan, kuzey ve doğuda Ukrayna, batıda Romanya
ile komşu olan ülke
molekül :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) * atom
veya atom gruplarından oluşan, kimyada bir maddeyi oluşturan en küçük yapı
birimi
moleküler :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); moléculaire (fra.) * moleküllerle
ilgili, moleküllere ait veya moleküler düzeyde olan
moleküler kütle :
lat., ara. * molecularis (molekül ile ilgili) (lat.) + kutla (yığın, küme)
(ara.) * molekülün ağırlığını ifade eden, bir molekülü oluşturan atomların
toplam kütlesi
moler :
lat. * molaris (azı dişiyle, öğütücü dişle ilgili) (mola (öğütme taşı, büyük
taş, azı dişi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * azı dişiyle
ilgili, öğütücü diş ile ilgili
molibden :
gre., lat. * molybdos (kurşun, koyu gri metal) (gre.) + aenum (ile ilgili, ait)
(lat.) * atom numarası 42, simgesi Mo olan, katalizör ve yüksek sıcaklık
uygulamalarında kullanılan gri-beyaz renkli, sert ve kırılgan bir metal
molla :
ara. * mevla (efendi, sahip, veli, hoca, üstad, çelebi) * dini ilim sahibi,
İslam hukuk ve ilimlerinde uzman kişi; Osmanlı ve İslam kültüründe cami,
medrese veya topluluklarda dini eğitim veren, fetva veren veya dini liderlik
yapan kimse, büyük kadı, büyük bilgin
molluginaceae :
lat. * mollis (yumuşak, gevşek, narin) + ugo (isim yapım eki) + aceae (-giller,
bitki familyası eki) * Karanfilciler (Caryophyllales) takımına bağlı,
genellikle sıcak ve kurak bölgelerde yetişen otsu veya odunsu özellikler
gösteren bir çiçekli bitki familyası
mollusca :
lat. * molluscus (yumuşak) (mollis (yumuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + a
(taksonomik çoğul eki) * yumuşak gövdeli hayvanlar; yumuşakçalar şubesi
molluskum kontagiozum :
lat. * molluscus (yumuşak) (mollis (yumuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + um
(isim yapım eki) ) + contagiosum (bulaşıcı) (contagium (bulaşı, bulaşma) (co,
com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) +
ium (isim yapım eki) ) + osum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ciltte
pürüzsüz, küçük, yumuşak ve genellikle merkezinde çukur bulunan papüller
şeklinde görülen, suçiçeğine benzer lezyonlar oluşturan, genellikle 2-5 mm
çapında, çocuklarda ve bağışıklığı zayıf kişilerde yaygın olan viral etkenli
bulaşıcı bir hastalık
molossidae :
gre., lat. * molossos (antik Epir bölgesindeki Molossos halkına ait mastiff
tipi büyük köpek cinsi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
yarasalar (Chiroptera) takımına ait, kuyruklarının büyük bir kısmı zarın dışına
uzanan serbest kuyruklu yarasaları (serbest kuyruklu yarasagiller) kapsayan
familya
molosus :
lat. * moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) *
büyük, güçlü, iri yapılı (eski Roma’da ve biyolojide kaslı, iri köpek ırkları
veya güçlü hayvanlar için kullanılır.), moloz
molotof kokteyli :
rus., ing. * molotov (Rus siyasetçi Vyacheslav Molotov’un soyadından) (rus.) +
cocktail (içki veya sıvı karışımı) (cock (horoz) + tail (kuyruk) ) (ing.) *
protesto, ayaklanma ve çatışmalarda kullanılan, cam şişe içine benzin veya
başka yanıcı madde konularak hazırlanan, fitil veya bezle tutuşturularak atılan
el yapımı patlayıcı ve yanıcı bomba
moloz :
lat. * molossus (moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + osus (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) * inşaat, yıkıntı veya doğal oluşum sonucu ortaya çıkan büyük ve
düzensiz şekilli taş parçaları, kırık taş yığını
molto :
lat., ita. * multus (çok, fazla) (lat.); molto (ita.) * miktar veya derece
bakımından çok, fazla (müzik terimlerinde ve günlük kullanımda “çok, oldukça,
büyük ölçüde” anlamındadır.)
moment :
lat. * movere (hareket ettirmek, hareket etmek, devinmek, kımıldamak,
kıpırdamak) + mentum (isim yapım eki) * kuvvetin, bir cismi, bir nokta veya
eksen çevresinde döndürme etkisini belirleyen vektör niceliği; kısa süreli
olay, an veya önem, ağırlık taşıyan durum
momentum :
lat. * movere (hareket ettirmek, hareket etmek, devinmek, kımıldamak,
kıpırdamak) + mentum (isim yapım eki) * bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı
ile belirlenen, hareketin nicel gücü, sürekliliği, çarpışma veya etkileşim
anındaki aktarım kapasitesi (p = m.v; momntum korunumu F.S = P.H veya mgh = 1/2
m.v^2)
momentum korunumu :
lat., tür. * momentum (bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı) (lat.) + korunum
(güvende tutulma) + u (iyelik eki) (tür.) * bir sisteme herhangi bir dış kuvvet
etki etmediği sürece sistemin momentumunun sabit olduğunu belirten temel bir
fizik yasası (doğrusal momentumda
mometazon :
lat. * momet (laboratuvar kökenli morfem) + asone (kortikosteroid grubu eki,
prednison, betametazon gibi) * güçlü etkili sentetik kortikosteroid;
antiinflamatuvar, antialerjik ve antipruritik özelliklere sahip, dermatoloji ve
alerji tedavisinde kullanılan farmasötik etken madde
momos :
gre. * momos (kınama, ayıplama, kusur bulma) * Yunan mitolojisinde Okeanos ile
Nyx’in (Gece) oğlu olan, kınamanın, alayın ve kusur bulmanın kişileştirilmiş
tanrısı olan, tanrıların ve insanların hatalarını açıkça dile getiren,
eleştiriyi temsil eden demon
monachidae :
gre., lat. * monakhos (yalnız, tek başına yaşayan, münzevi, keşiş) (monos (tek,
bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + akhos (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + -idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * zatürree ve fokgiller (Phocidae)
familyası içinde yer alan, aralarında keşiş foklarının da bulunduğu bir deniz
memelisi grubu veya bazı eski/alternatif sınıflandırmalarda fokgillerin bir alt
grubu
monachopsis : gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + akhos (ile ilgili, -a ait) ) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * bir kişinin çevresine veya dünyaya ait olmadığına, oraya uyum sağlayamadığına dair duyduğu derin ve ısrarlı bir yabancılaşma hissi
monad :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız), monas (birlik, birim,
tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) + ad (birim eki) * tek
birim, bölünmez bir öğe, bölünmez yapı
monadelf :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + adelphos (kardeş)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * erkek organ iplikçiklerinin (stamen
filamentleri) tek bir demet halinde birleşmiş olduğu çiçek yapısı
monadik :
gre. * monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal
birim), monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (aitlik ve ilgi
eki) * felsefede ve matematikte tek birimle, bölünemez varlıkla veya monad
kavramıyla ilgili; Leibniz metafiziğinde temel, bölünemez öz varlığa ait
monadizm :
gre. * monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal
birim), monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * felsefede özellikle Leibniz tarafından
sistemleştirilen, evrenin bölünemez temel birimler olan monadlardan oluştuğunu
savunan öğreti
monako :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oikos (ev, ikametgah,
yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) * Batı Avrupa’da, Fransa’nın
güney kıyısında, Akdeniz sahilinde yer alan, kuzey, batı ve doğuda Fransa ile
çevrili, güneyinde Akdeniz ile sınırlı olan ülke
monarda :
lat. * Monardes (İspanyol hekim ve botanikçi Nicolás Monardes) + ia (isim yapım
eki) * Lamiaceae familyasına ait, bergamot kokulu çiçekleri olan bitki cinsi
monark :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek,
hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * devlet veya
toplulukta tüm yetki ve egemenliği elinde bulunduran tek kişi, kral, imparator,
padişah veya tek hükümet biçimindeki yönetici
monarşi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek,
hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * tek bir kişinin egemenliğine dayalı olan, krallık
veya imparatorluk şeklinde uygulanabilen devletin başında bir monarkın
bulunduğu yönetim biçimi
monarşist :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek,
hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) + ista
(-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * monarşi yönetim biçimini savunan
veya tek hükümdarın egemenliğini destekleyen kişi
monarşizm :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + arkhein (yönetmek,
hükmetmek, başta olmak), arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * monarşi yönetim biçimini savunan,
tek kişinin egemenliğine dayalı hükümet sistemini destekleyen öğreti veya
doktrin
monat :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız), monas (birlik, teklik,
vahdet) * Eski Yunan felsefesinde bölünemez ve parçalanamaz mutlak birlik;
Alman matematikçi ve filozof Gottfried Wilhelm Leibniz’in görüşlerini yansıtan
Leibniz felsefesinde evreni oluşturan, kendi içinde kapalı, niteliksel olarak
farklılaşabilen fakat nicel olarak bölünemeyen sonsuz sayıdaki temel varlık
birimlerinin her biri
monden :
lat. * mundus (dünya, evren) + ainus, enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.); mondain (fra.) * modern, çağdaş, dünya işlerine ve sosyal hayata
ilişkin; özellikle sosyal normlar ve yaşam tarzıyla ilgili, şehirli ve şık;
toplum yaşamıyla ilgili; yüksek sosyete yaşamını seven, zevk ve eğlenceye
düşkün (kimse)
monera :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + era (çoğul isim
eki) (lat.) * biyolojide çekirdeksiz, prokaryotik mikroorganizmaları kapsayan,
bakteriler ve arkeler gibi basit, tek hücreli organizmaları ifade eden
biyolojik bir alem
moneta :
lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek, dikkatini çekmek), moneta
(uyarı, hatırlatma) * Roma mitolojisinde Juno’nun bir yönü olarak kabul edilen,
para basımı ve tasarrufla ilişkilendirilen tanrıça (Roma’da ilk resmi paralar
(sikke) Moneta tapınağında basılmıştır.)
mongol :
moğ. * mongyol (güçlü, cesur) * Orta Asya kökenli, tarih boyunca göçebe yaşam
süren ve Cengiz Han liderliğinde büyük imparatorluklar kurmuş etnik grup
mongolist :
moğ., lat. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) (lat.) * Moğol tarihi, dili, kültürü veya halkları üzerinde
araştırma yapan veya uzmanlaşmış kişi
mongolistik :
moğ., lat., gre. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Moğol dili, tarihi, kültürü ve halklarıyla
ilgili akademik çalışma veya bilim dalı
mongolizm :
moğ., gre. * mongyol (güçlü, cesur) (moğ.) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * Down sendromu için eskiden kullanılan ve insanlarda
belirli yüz ve genetik özellikleri tanımlayan tarihi terim
monik polinom :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (gre.) + polynoma (çok terimli ifade) (polys (çok, fazla) +
onoma (isim, ad, terim) ) * katsayısı bir olan polinom; en yüksek dereceli
terimin katsayısı 1 olan çok terimli cebirsel ifade
moniletriks :
lat., gre. * monile (kolye, boncuk, süs) (lat.) + thrix (kıl, saç) (gre.) *
saçlara boncuk, kolye veya takı takma uygulamasını içeren saç süsleme sanatı
veya stili
moniliasis :
lat., gre. * monile, monilia (kolye, boncuk, süs; mantar cinsi) (lat.) + osis
(durum, sorun, hastalık, enfeksiyon eki) * Candida türü mantarların neden
olduğu, ağız, boğaz, vajina veya sindirim sisteminde görülen ve pamukçuk veya
kandidiyazis olarak da adlandırılan mantar enfeksiyonu
moniliform :
lat. * monile (kolye, gerdanlık, boyna takılan süs) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * boncuk dizisi veya
kolye gibi boğumlu/yuvarlak yapıda olan, tespih şeklinde veya boncuksu olan,
düzenli aralıklarla boğumlu veya daralıp genişleyerek bir dizi boncuğu andıran
monist :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ista (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * tek bir ilke veya varlık
temelinde evreni açıklayan felsefi görüşü benimseyen kişi; monizm öğreti ve
doktrinlerinin savunucusu
monitor :
lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) * bir durumu, davranışı veya sistemi gözetleyen, izleyen veya uyaran
kişi veya cihaz; modern kullanımda bilgisayar ekranı veya gözlem cihazı
monitoring :
lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir süreci, sistemi veya durumu sürekli
izleme, gözlemleme ve denetleme eylemi (özellikle sağlık, mühendislik,
bilgisayar ve çevre bilimlerinde kullanılır.)
monitör :
lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) * bir durumu, davranışı veya sistemi gözetleyen, izleyen veya uyaran
kişi veya cihaz; modern kullanımda bilgisayar ekranı veya gözlem cihazı
monitörizasyon :
lat. * monere (uyarmak, hatırlatmak, öğüt vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir
sistemi, süreci veya durumu sürekli izleme, gözlemleme ve kontrol etme işlemi
(özellikle tıp, mühendislik ve teknolojide uygulanır.)
monizm :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * evrende tüm varlıkların özünde tek bir ilke veya
maddeye dayandığını savunan görüş veya felsefi akım
mono :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) * tek, bir, yek, vahid,
yegane, yalnız
monoamin :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * bir amin grubuna
sahip, biyokimyada nörotransmitter olarak görev yapan dopamin, serotonin ve
noradrenalin gibi tek azotlu bileşikleri ifade eden tekli organik bileşik
monobenzon :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + benz (benzen
halkası) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) (lat.) *
dermatolojide özellikle vitiligo tedavisinde kullanılan tek benzen halkasına
sahip keton türevi ve depigmente edici ajan
monodispers :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + dispersus (parçalanmış,
ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak,
serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım
eki) ) (lat.) * bir sistemdeki taneciklerin, parçacıkların veya moleküllerin
hepsinin aynı boyutta, ağırlıkta ve şekilde olması, tekdüze, eş irilikli
monodon :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + odous (diş), odontos (diş
ile ilgili) * tek dişli; biyolojide özellikle tek büyük dişe sahip deniz
memelisi olan narval (Monodon monoceros) gibi hayvanları tanımlamak için
kullanılan terim
monodontidae :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + odous (diş),
odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
bilinen tek iki üyesi narval (deniz gergedanı) ve beyaz balina (beluga) türleri
olan, dişli balinalar alt takımına ait memeli bir hayvan familyası, beyaz
balinagiller
monodram :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + dramein (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek), drama (yapma, yapış, eylem, hareket) * tek kişi tarafından
sahnelenen tiyatro oyunu; bir karakterin performansıyla anlatılan dramatik eser
monofaze :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş,
görünüm, belirme, evre) * tek fazlı; elektrik veya fizik bağlamında tek bir
alternatif akım fazına sahip sistemleri veya tek aşamalı süreçler
monofil :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phylon (soy, nesil, ırk,
tür, kabile, kan hattı, kan bağı) (gre ); filum (io, iolik, lif, tel) (lat.) *
birden fazla ipliğin birleşmesiyle oluşan örgülü yapıların aksine, sentetik
veya suni malzemelerden (genellikle naylon) üretilen tek bir parça halindeki
kesintisiz tekli iplik veya lif
monofiletik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + phylon (soy, nesil, ırk,
tür, kabile, kan hattı, kan bağı) (gre ); filum (io, iolik, lif, tel) + atus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ikos (ile ilgili,-a ait) (gre.); icus
(lat.) * ortak bir atadan türeyen ve tek bir soydan gelen, evrimsel olarak soyu
tek kökenli olan
monogam :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gamos (eşlilik, evlilik,
birleşme) * yalnızca tek eşle evlilik veya partnerlik yapan; biyolojide ve
toplumsal ilişkilerde tek eşlilik biçimi
monogami :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gamos (eşlilik, evlilik,
birleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tek eşlilik, tek kişi ile
evlilik yapma durumu
monogenoidea :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + idea (-gillee, hayvan familyası eki) (lat.) *
genellikle balıkların solungaçlarında ve derisinde yaşayan, tek bir konakçı
üzerinde tüm yaşam döngüsünü tamamlayan, kancalı diskleriyle tutunan paraziter
bir yassı solucan (Platyhelminthes) sınıfı
monograf :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * bir
bilim, sanat veya edebiyat dalında dar ve özel bir konu, sorun veya bir kişi
üzerine yazılmış, derinlemesine inceleme içeren, kendi başına bir bütün
oluşturan kitap veya makale türü, tek yazı
monografi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
tek bir konu, kişi, eser veya olay üzerine hazırlanmış ayrıntılı bilimsel veya
akademik çalışma; tek bir başlık altında kapsamlı inceleme
monogram :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + gramma, gramme (çizgi,
hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * bir kişinin veya kurumun
adının baş harflerini bir araya getirerek oluşturulan, genellikle imza, logo
veya süsleme amacıyla kullanılan sembol veya işaret
monohibrit :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + hybridus (melez,
karışım) (hybris (aşırılık, taşkınlık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) * tek bir karakter (özellik) bakımından melez (heterozigot)
genetik yapıya sahip olan birey (örneğin bir canlıda belirli bir özelliği
belirleyen genlerin birinin baskın (dominant), diğerinin çekinik (resesif)
alelden oluşması (örneğin Aa genotipi) durumu)
monoid :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * matematikte tek bir işlem altında kapalı ve birim
eleman içeren cebirsel yapı; tek elemanlı veya tek tip yapı gösteren
monoik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oikos (ev, ikametgah,
yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * aynı bireyi (bitki) üzerinde hem erkek hem de dişi üreme organları veya
ayrı ayrı çiçekler bulunan, tek evli, bir evcikli
monokarpik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + karpos (meyve, tohum) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yaşamı boyunca yalnızca bir kez çiçek açıp
meyve veren (bitki)
monokazyum :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kyma, kyme (dalga,
kabarma, sürgün, filiz, tomurcuk, genç dal) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * bitkilerde ana eksenin bir
çiçekle sonlandığı ve büyümenin tek bir yan dalla devam ettiği, çiçeklenmelerin
tek bir yönde veya tek bir yan kol üzerinden ilerlediği kimoz (tek eksenli/belirli)
çiçek durumu tipi
monokl :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + oculus (göz)
(lat.) * gözden biri bozuk veya güçsüz olduğunda kullanılan tek camlı optik
araç (tek camlı gözlük)
monoklon :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz, kopya) *
tek bir hücre veya organizmadan türetilmiş genetik olarak özdeş kopya
monoklonal :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz,
kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tek bir hücre veya
organizmadan türetilmiş genetik olarak özdeş kopya ile ilgili
monoklonal antikor :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + klonos (filiz,
kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, -ait) (lat.) + anti (karşı, zıt, karşıt, ters)
+ anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + corpus (vücut, beden, gövde) *
laboratuvar ortamında tek bir bağışıklık hücresi klonundan üretilen ve
vücuttaki belirli bir antijene özgül olarak bağlanan (örneğin bir kanser
hücresi veya virüs yüzeyindeki bir reseptör) ve onu yüksek hassasiyetle tanıyan
yapay molekül
monokok :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kokkos (tohum, tomurcuk,
tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * tek hücreli veya tek çekirdekli
organizma; otomotiv ve havacılıkta kullanılan, yüklerin bir nesnenin dış kabuğu
tarafından desteklendiği gövde sistemi
monokoryal :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + koryphe (tepe, baş)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tek bir tepe veya tek
bir kökten gelişen; plasenta veya embriyonal gelişimde tek bir koryon içeren
monokotil :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kotyle (kase, kap,
fincan, tohum yaprağı) * tohumlarında embriyonik gelişim sırasında bir adet
çenek (kotiledon) bulunduran kapalı tohumlu bitki, tek çenekli
monokotiledon :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kotyle (kase, kap, çanak,
tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) + don (şekil eki) * çimlenme sırasında
tohumdan çıkan tek yaprakçığı (kotiledon) olan bitki grubu, tek çenekliler
monokrom :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + khroma (renk, ton,
görünüş, krom) * tek renkli
monokromi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + khroma (renk, ton,
görünüş, krom) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tek renklilik, tek renk
kullanımı; sanat, tasarım veya görsel medyada yalnızca bir rengin hakim olduğu
renk düzeni veya stil
monolit :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + lithos (taş, kaya) * tek
parça halinde büyük taş veya kayalık; mimarlık ve jeolojide bütün halde duran
kaya kütlesi veya tek bloktan yapılmış yapı
monolitik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + lithos (taş, kaya) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek blok hâlinde veya bütün olarak
yapılmış, yekpare, parçalanmamış, monolit özelliğe sahip
monolog :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * tek kişinin konuşması; tiyatro, edebiyat veya günlük dilde
bir karakterin kendi kendine veya seyirciye yönelik uzun konuşması
monom :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + meros (parça, bölüm,
kısım, birim) * cebirde tek terimli ifade; katsayısı ve değişkenin üssüyle
birlikte tek bir çarpım hâlinde yazılmış matematiksel terim (örneğin 5x^3)
monomani :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + mania (delilik,
çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein
(delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı
hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * zihinsel etkinliklerin tek bir
düşünce, konu veya tutkuda yoğunlaştığı, tek düşünce saplantısı halini alan
psikiyatrik bozukluk
monomer :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + meros (parça, bölüm,
kısım, birim) * cebirde tek terimli ifade; katsayısı ve değişkenin üssüyle
birlikte tek bir çarpım hâlinde yazılmış matematiksel terim (örneğin 5x² gibi)
monomorfik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + morphe (form, şekil,
biçim) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek biçimli, tek şekilli;
biyoloji, jeoloji veya dilbilimde yalnızca tek bir form veya görünüm sergileyen
mononükleer :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + nucleus (çekirdek,
tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a
ait) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tek çekirdekli, tek
hücreli; tek bir hücre çekirdeğine sahip olan
mononükleozis :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + nucleus
(çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.)
* Epstein-Barr virüsünün neden olduğu, tek çekirdekli beyaz kan hücrelerinin
artışıyla seyreden, ateş, boğaz ağrısı, lenf bezi şişmesi ve yorgunlukla
karakterize olan bulaşıcı hastalık
monoparezi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + paresis (yarı felç, kısmi
felç, yarı gevşeme) (para (yanında, yanısıra, yoluyla, vasıtasıyla) + hienai
(serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak, koyvermek) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) ) * sinir sistemi hasarı sonucunda vücudun yalnızca
bir uzvunda görülen kısmi felç veya güçsüzlük durumu
monopleji :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + plexis (felç, vurma,
çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek),
plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (durum ve usim
yapın eki) ) * vücudun yalnızca bir organını etkileyen felç durumu; sinir
sistemi lezyonları veya damar tıkanıklıkları sonucu ortaya çıkan tek taraflı
organ felci
monopol :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + polein (satmak), polesis
(satış) * bir mal veya hizmetin üretim ve satışının tek kişi veya kurumun
elinde bulunduğu, rekabetin bulunmadığı, fiyat ve arzın tek taraflı
belirlendiği piyasa durumu
monoray :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + regula (düz çizgi,
doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü)
(lat.); rail (ray, demir yolu) (ing.) * tek ray üzerinde hareket eden ulaşım
sistemi; genellikle şehir içi toplu taşımada kullanılan, tekerlekleri veya
manyetik sistemleriyle tek ray hattında çalışan tren türü
monosakkarit :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + sakkharides (sakkharon
(şeker) (gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) ) * hidrolizle daha küçük şekerlere ayrılamayan,
genellikle 3-7 karbon atomu içeren ve glikoz, fruktoz, galaktoz gibi basit
şekerleri kapsayan en basit karbonhidrat türü
monosit :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağışıklık sisteminde görev alan, fagositoz
yaparak mikroorganizmaları yok eden ve dokulara geçtiğinde makrofaja dönüşen
tek çekirdekli büyük bir lökosit türü
monositojen :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * monosit üretimini veya monosit
oluşumunu tetikleyen veya sağlayan; hematoloji ve immünoloji bağlamında monosit
üretimiyle ilgili
monositozis :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
genellikle enfeksiyonlar, kronik inflamasyonlar veya hematolojik hastalıklarla
ilişkili olan, kanda normalden fazla monosit bulunması durumu
monosodyum glutamat :
gre., ara., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + suvvad
(tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
+ gloutos, glouta (buğday; un, hamur) + m (bağlaç) + ate (asit tuzu veya esteri
eki) * gıda katkı maddesi olarak kullanılan, tat verici (umami) özelliği ile
yemeklerde lezzeti artıran sodyum tuzu biçiminde tek bir glutamik asit molekülü
(C5H8NO4Na)
monostotik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + stokhos (hedef, amaç,
gaye) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek bir hedefe yönelik;
biyoloji veya tıp bağlamında tek bir odak veya hedef noktasına sahip
monostromatik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + stroma (örtü, tabaka,
zar, döşek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tek tabakalı
monoteist :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theos (tanrı) + istis
(-cı, yapan, eden eki; gibi olan, ile ilgili olan) * yalnızca tek bir tanrının
varlığına inanan ve bunu öğreten kişi; teizm bağlamında tek tanrılı dini
benimseyen kişi
monoteizm :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theos (tanrı) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yalnızca tek bir tanrının
varlığını kabul eden ve buna dayalı dini inanç veya öğreti sistemi
monotekoz :
gre., lat. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + theke (kutu, kap,
kılıf, hazne, depo) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tek bölmeli,
tek hazneli
monoterapi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + therapeia (hizmet etme,
ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle
islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek,
iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein
(eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * tek bir ilaç, yöntem veya
tedaviyle uygulanan tedavi şekli; hastalık veya rahatsızlığın tek bir ajanla
giderilmesi
monotip :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + typos (iz, işaret, damga,
biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) * tek bir tür veya tek bir tipte olan;
biyoloji, matbaa veya tasarımda yalnızca bir biçim veya modelle sınırlı olan
yapı veya örnek
monotipik :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + typos (iz, işaret, damga,
biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yalnızca tek bir alt birimden (tür, cins vb.) oluşan (üst grup),
içinde sadece tek bir tür barındıran (cins) (taksonomik terim)
monotomi :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * tek kesim; anatomi, biyoloji veya cerrahide bir yapının tek
parça veya tek çizgi halinde kesilmesi, bölünmesi veya incelenmesi
monoton :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + tonos (perde, vurgu,
gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) * tek sesli, değişmeyen veya sürekli
aynı; müzikte tek perdede veya ses tonunda, genel kullanımda tekdüze, monoton
olan
monotremata :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + trema (delik, açıklık,
delik biçimli yapı) + ata (taksonomik çoğul eki) * canlı yavru doğurmak yerine
yumurtlayan, ancak yavrularını sütle besleyen, üreme, idrar ve dışkı yolları
"kloak" adı verilen tek bir delikte birleşen ilkel memeliler takımı,
tek delikliler
monotropoideae :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + * hebegiller (Ericaceae)
familyası içinde yer alan, klorofil içermeyen, fotosentez yapmayan ve
besinlerini mantarlar aracılığıyla diğer bitkilerden (mikoheterotrof)
karşılayan bir çiçekli bitki alt familyası
monozigot :
gre. * monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + zugotos, zygotos
(boyunduruğa vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein
((birleştirmek, boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim
yapım eki) ) * tek bir zigottan (döllenmiş yumurta) gelişen; özellikle ikizler
bağlamında, tek yumurta ikizleri için kullanılan terim
monrovia :
ing. * monroe (ABD’nin 5. Başkanı James Monroe'nun soyadından) (ing.) + ium, ia
(isim, yer ve durum eki) (lat.) * Liberya'nın başkenti
monsenyör :
lat., fra. * meus (benim) + senior (büyük, daha yaşlı, kıdemli) (seni (yaşlı,
olgun) + or (eril kişi eki) ) (lat.); monseigneur (efendim, yüksek rütbeli din
adamı) (fra.) * Katolik Kilisesi’nde yüksek rütbeli rahip veya piskopos ünvanı;
saygı ifadesiyle kullanılan hitap şekli
monstera :
lat. * monstrare (görmek, göstermek, şaşırtmak), monstrum (olağanüstü, tuhaf,
işaret, uyarı, doğaüstü yaratık, canavar) * Araceae familyasına ait tropikal
tırmanıcı ve sarılıcı bitki, canavar bitkisi
monşer :
fra. * mon (benim) + cher (değerli, kıymetli, aziz) * azizim, kıymetlim,
sevgilim, değerlim (hitap şekli)
mont :
lat. * mons, montis (tepe, yükselti; dağ) * kaban, üst giysi, kaban, üst giysi
montaj :
lat., fra. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir araya
getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak, birleştirmek) +
age (isim yapım eki) (fra.) * parçaların veya bileşenlerin belirli bir düzen ve
işlev doğrultusunda bir araya getirilerek bütün haline getirilmesi işlemi
monte :
lat., fra. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir araya
getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak, birleştirmek),
montée (yukarı çıkmış, çıkılmış, çıkmış, üstüne binilmiş, kurulmuş,
birleştirilmiş) (fra.) * birleştirilmiş, kurulmuş, parçaları birleştirilmş ve
bütün haline getirilmiş; yokuş
montel teoremi :
fra., gre., tür. * Paul Montel (Fransız matematikçi Paul Montel’in soyadından)
(fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel
önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) *
kompleks analizde, normal aileler kavramını tanımlayan ve bir fonksiyon
ailesinin tümüyle sınırlı ve özdeşlikten farklı alt aileler içerdiğini
belirten, fonksiyonların kompaktlık ve yakınsaklık özellikleriyle ilgili temel
teorem
montelukast :
lat., fra, gre. * montare (yukarı kaldırmak, yükseltmek, üst üste koyarak bir
araya getirmek, kurmak ) (lat.); monter (çıkmak, yükseltmek, kurmak,
birleştirmek) (fra.) + leukast (leukos (beyaz) + ast (yapısal ek) ) (gre.) *
astım ve alerjik rinit tedavisinde kullanılan, lökotrien reseptörlerini bloke
ederek bronş kaslarının kasılmasını ve inflamasyonu önleyen sentetik farmasötik
bileşik (C35H35ClNNaO3S)
montevideo :
isp. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) (lat.); monte (dağ) (isp.) +
videre (görmek) (lat.); video (görüyorum, görmekteyim) (isp.) * Uruguay'ın
başkenti
montgomer :
isk. * Montgomer (isim, soyadı) * İskoçya kökenli soylu bir aileye ait soyadı
olarak, tarih boyunca özellikle politik, askeri ve sosyal bağlamlarda belirli
bireyleri veya aileleri tanımlayan ve genellikle soyluluk unvanları ve
mülklerle ilişkilendirilen özel isim
montgomery tüberkülleri :
ing., lat. * montgomery (Amerikalı doktor ve anatomi araştırmacısı John
Montgomery'nin soyadından) (ing.) + tuberculum (küçük yumru, şişlik, çıkıntı)
(tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) )
(lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * meme ucunda veya areolada
görülen, genellikle yağ ve ter bezlerinin bir araya gelmesiyle oluşan küçük,
yumru biçimli çıkıntılar olarak, özellikle emzirme döneminde belirginleşebilen
ve hijyen ile süt salgısı işlevi açısından önem taşıyan anatomik yapılar
montifringilla :
lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) + fringilla (ispinoz, küçük
ötücü kuş) (fring (onomatopoeik (cıvıldama sesi yansıması) ) + illa (küçültme
eki) ) * dağlık bölgelerde yaşayan ve Fringillidae familyasına ait, özellikle
ötüşü ve beslenme alışkanlıkları ile tanımlanan küçük boyutlu kuş türü, kar serçesi,
montifringilla nivalis
montofon :
lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) (lat.) + fon (soy, nesil, ırk,
köken, tür) * Avusturya’nın Montafon vadisinden köken alan, süt verimi yüksek,
dayanıklı ve iri cüsseli sığır ırkı
montserrat :
lat. * mons, mont, montis (tepe, yükselti, dağ) + serratus (dikenli, engebeli)
* İspanya’da Katalonya bölgesinde dağ ve manastır adı
mood :
lat. * modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) (lat.); mood (ing.) * kişinin geçici duygusal veya zihinsel hali;
psikolojide ve gündelik dilde ruh hali, keyif, moral
moonlet :
ing. * moon (ay) + let (küçültme eki) * bir gezegenin, cüce gezegenin veya
başka bir gök cisminin yörüngesinde dönen çok küçük doğal veya yapay uydu
(Genellikle Satürn gibi gezegenlerin halka sistemlerinin içinde yer alan
yüzlerce metre veya birkaç kilometre çapındaki minik kaya ve buz kütlelerini
tanımlamak için kullanılır.)
mor :
gre., lat., far. * moro (karadut, böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı, mor
renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.) * kırmızı ile mavi arasındaki renk tonu
moraceae :
lat. * morus (dut cinsi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * gülgiller
takımına bağlı olan ve genellikle sütlü özsu salgılayan ağaç, çalı veya
sarmaşık türlerini, dut, incir ve ekmek ağacı gibi hem ekonomik değeri yüksek
hem de yenilebilir meyveler veren bitkileri içeren bir bitki familyası,
dutgiller
moraea :
lat. * Morée (Afrika'da bir bölge adı) + ia (isim yapım eki) * Iridaceae
familyasına ait, Güney Afrika kökenli, süs amaçlı yetiştirilen soğanlı bitki
cinsi
moral :
lat. * morus (ölçü, davranış) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kişinin psikolojik durumu, duygusal durum
moralizm :
lat. * moralis (ahlakla ilgili) (morus (ölçü, davranış) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (düşünce, öğretim, doktrin, sistem eki) *
ahlaka sıkı sıkıya bağlılık, ahlaki değerleri ön plana çıkaran düşünce veya
davranış biçimi; etik ve ahlak kurallarını toplumsal veya bireysel yaşamda
baskın kılma anlayışı
moratoryum :
lat. * morari (gecikmek, ertelemek, oyalanmak) + arius, arium (isim yapım eki)
* ödemelerin, faaliyetlerin veya yükümlülüklerin geçici olarak ertelenmesi;
hukuki, mali ve idari bağlamlarda resmi olarak verilen süreli erteleme
morbid :
lat. * morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) * hastalıklı
morbidite :
lat. * morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım
ve durum eki) * hastalıklı olma durumu
morbili :
lat. * morbus (hastalık) + illus (küçültme eki) * çocuklarda sık görülen,
döküntü ve ateş ile karakterize olan bulaşıcı viral hastalık, kızamık
morbiliform :
lat. * morbus (hastalık) + illus (küçültme eki) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kızamık benzeri,
kızamık döküntüsünü andıran; dermatolojide döküntülerin görünümünü tanımlayan
terim
morbus :
lat. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) * hastalık,
rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela
morbus addison :
lat., ing. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) (lat.) +
addison (İngiliz doktor Thomas Addison’ın soyadından) (ing.) * adrenal bez
yetmezliği ile karakterize kronik endokrinolojik hastalık
morbus crohn :
lat., eng. * morbus (hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bela) (lat.) + crohn
(Amerikalı gastroenterolog Burrill Crohn’un soyadından) (ing.) * mideden anüse
kadar uzanan GI kanalının kronik iltihaplanmasına neden olan bir inflamatuar
bağırsak hastalığı
mordent :
lat. * mordere (ısırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ana
notanın hemen üstünde veya altında bir nota ile hızlı bir şekilde “ısırır gibi”
çalınan kısa, hızlı süsleme notası
morella :
lat. * morus (dut) + ella (küçültme eki) * Myricaceae familyasına ait, aromatik
yapraklı çalı ve ağaççık cinsi
moren :
lat. * murus (duvar, cidar) (lat.); mur (duvar, yığın), morena, moraine (küçük
kaya yığını, toprak kayması birikintisi) (fra.); moräne (alm.) * buzulların
kayalardan kopararak sürükleyip biriktirdikleri, üzerleri genellikle çizikli,
pırıltılı taş, buzultaş
morendo :
lat. * morire (ölmek) + endo (gerundium; süreç bildiren fiil eki) * ölmekte,
sönmekte; müzik terimi olarak yavaşlayarak ve yumuşayarak sönme, giderek
azalmak veya solmak; tonalite ve dinamiklerde sesin yavaşça kaybolması
morera teoremi :
ita., gre., tür. * Giacinto Morera (İtalyan matematikçi Giacinto Morera’nın
soyadından) (ita.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * kompleks analizde, bir sürekli fonksiyonun her kapalı eğri boyunca
integrali sıfır ise fonksiyonun holomorf olduğunu, yani karmaşık düzlemde
analitik olduğunu belirten önemli teorem
moreton :
ing. * more (bataklık, fundalık, açık bozkır, çorak arazi) + tun (yerleşim,
çiftlik, köy, malikane) * bataklık, fundalık yerleşimi”
morfem :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) (gre.) + em (isim yapım eki) (lat.) *
dilbilimde kelime kökü, ek veya çekim eki gibi tek başına veya birleşerek anlam
ifade eden en küçük birim
morfin :
gre. * Morpheus (Yunan mitolojisinde uyku ve rüya tanrısı) (morphe (şekil,
biçim, kalıp, form) + us (son ek) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
* afyon bitkisinden elde edilen ve tıpta analjezik olarak kullanılan opioid
alkaloid, ağrı kesici ve uyku verici etkiye sahip doğal bileşik
morfinman :
gre., alm., ing. * Morpheus (Yunan mitolojisinde uyku ve rüya tanrısı) (morphe
(şekil, biçim, kalıp, form) + us (son ek) ) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) + mann (kişi, kimse, adam, insan) (alm.), man (ing.) * uyuşturucu
olarak morfin kullanma alışkanlığı olan (kimse)
morfogenez :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir organizmanın veya organın şeklinin
ve yapısının gelişimi, oluşumu süreci
morfojenez :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + genesis (oluşum, yaratılış) * bir
organizmanın veya organın şeklinin ve yapısının gelişimi, oluşumu süreci
morfoloji :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * şekilbilim; canlıların veya dilsel birimlerin dış ve iç
yapılarını, biçimsel özelliklerini ve bu biçimlerin oluşum, değişim ve
düzenlenme ilkelerini sistemli biçimde inceleyen bilim dalı; canlıların,
organların veya kelimelerin şekil, yapı ve biçim özelliklerini inceleyen bilim
dalı
morfolojik :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * morfoloji ile ilgili
morfotip :
gre. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + typos (model, tip, çeşit, cins,
tür) * belirli bir organizma, organ veya yapının tipik şekil ve yapı
özelliklerini temsil eden form
morfozinamid :
gre., lat. * morphe (şekil, biçim, kalıp, form) + azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe
(canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam
formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) *
tüberküloz (verem) tedavisinde kullanılan, pirazinamid türevi antiteberküloz
bir ön ilacın etken maddesi (C10H14N4O2)
morg :
far., lat., fra. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım
eki) ) (far.); mortuus (ölü) (lat.); morgue (ölü, ölü kişi; hüzünlü ifade,
ciddi bakış) (fra.) * hastanelerde ölülerin, otopsi veya defin için bekletilmek
üzere konulduğu soğuk hava ünitelerini (dolaplarını) içeren depo niteliğinde
kapalı mekan
morga :
far., lat., fra. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım
eki) ) (far.); mortuus (ölü) (lat.); morgue (ölü, ölü kişi; hüzünlü ifade,
ciddi bakış) (fra.) * hastanelerde ölülerin, otopsi veya defin için bekletilmek
üzere konulduğu soğuk hava ünitelerini (dolaplarını) içeren depo niteliğinde
kapalı mekan
morgagni lakunaları :
lat. * Morgagni (İtalyan patolog, anatomi uzmanı Giovanni Battista Morgagni’nin
soyadından) + lacuna (lacuna (boşluk, oyuk, küçük çukur), lacunae (boşluklar,
oyuklar, küçük çukurlar) (ita.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
anal kanalın üst bölümünde, mide mukozasının oluşturduğu küçük anatomik
boşluklar
morganella :
lat. * morgan (Amerikan bilim insanı Thomas Hunt Morgan'ın soyadından) (lat.) +
ella (küçültme eki) (lat.) * insan ve hayvanlarda enfeksiyon yapabilen
enterobacteriaceae ailesine ait, gram-negatif, çubuk şeklinde bakteri cinsi
morina :
gre. * moros (durgun, tembel) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
mezgitgillerden, soğuk denizlerde, kuzey denizlerinde yaşayan, boyu iki metreyi
bulabilen, karaciğerinden balık yağı elde edilen, eti yenilen bir balık
morinda :
lat. * morus (dut) + indicus (Hint) * Rubiaceae familyasına ait, tropik
bölgelerde yetişen ve noni meyvesiyle bilinen bitki cinsi
moringaceae :
tam. * murungai (bükülmüş kapsül) (tam.) + aceae (-giller, bitki familyası eki)
(lat ) * turpgillerin de içinde yer aldığı Brassicales takımına bağlı, Türkçede
moringagiller veya yaban turpu ağacı ailesi olarak bilinen, kalın gövdeli
odunsu bitkileri ve en tanınmış üyesi olan mucize ağaç asıllı Moringa cinsini
kapsayan bir bitki familyası
moritanya :
gre., lat. * mauri (Berberi halkı) + tan (ile ilgili, gibi, -a ait) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) (gre.); Maurus (Mağribi, siyah tenli, Kuzey Afrikalı)
+ ia (yer eki) (lat.) * Mağriplilerin yaşadığı ülke, “Mauri’lerin yurdu;
Afrika’nın kuzeybatısında yer alan, Atlas Okyanusu kıyısında bulunan, adını
antik çağdaki Mauri halkından alan, kuzeyde Batı Sahra, kuzeydoğuda Cezayir,
doğu ve güneydoğuda Mali, güneybatıda Senegal, batıda Atlas Okyanusu ile
çevrili olan bir islam ülkesi
mormeni :
far., tür. * mur, mor (emir pası rengi, kızıl, mor) (far.) + beni, meni (benek,
leke, nokta, renk tonu) (tür.) * gülgiller (rosaceae) familyasından, pekliğe
karşı kullanılan, küçük taneciklerden oluşmuş toparlak ve mayhoş meyvesi olan
dikenli bir çalı, leylak (Syringa vulgaris), mor çiçekli yaban mersini, ayı
üzümü rubus caesus, böğürtlen
mormon :
ibr. * mormon (Kuzey Amerika’daki antik halklara Tanrı’nın mesajını iletmiş ve
öğretisini yazıya dökmüş bir peygamber) * Son Zaman Azizleri (Mormonlar)
inancına göre 19. yüzyılda Joseph Smith tarafından kurulan ve Kutsal Kitap ile
birlikte “Mormon Kitabı”na dayanan, Tanrı’ya inanç, peygamberlik ve aile
değerlerini vurgulayan Hristiyan mezhebi
moron :
gre. * moros, moron (aptal, budala, ahmak, idiot) * psikoloji tarihine göre,
zeka seviyesi 51-70 IQ arasında olan, hafif derecede zihinsel gerilik gösteren
bireyleri tanımlamak için kullanılan, modern bağlamda genellikle küçümseyici
anlam taşıyan terim
moroni :
ara. * moron (yer, şehir özel ismi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
Komorlar'ın başkenti
moros :
gre. * Moros, (kader, ölümcül yazgı) * Yunan mitolojisinde ölümcül yazgıyı ve
kaçınılmaz kaderi temsil eden, insanların ve tanrıların hayatındaki önceden
belirlenmiş olumsuz olayları belirleyen ilahi güç, tanrı veya ruh
morötesi :
gre., lat., far., tür. * moro (karadut, böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı,
mor renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.) + öte (sonra, ardı, arkası, diğer) +
si (iyelik eki) (tür.) * görünür ışığın mor renginin ötesinde, dalga boyu daha
kısa olan elektromanyetik ışınım türü
morpho :
gre. * morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * Güney ve Orta Amerika'nın
tropikal yağmur ormanlarında yaşayan, parlak ve metalik mavi kanatlarıyla
bilinen, kanatlarındaki göz alıcı renk boya maddesinden değil, ışığı yansıtan
pulların fiziksel yapısından kaynaklanan, dünyanın en büyük kelebek
cinslerinden biri
morrhua :
lat. * morrhua (morina balığı) + a (nominatif tekil eki) * Atlantik ve Kuzey
Denizi’nde yaygın olarak bulunan, morina familyasından, yağlı eti ve karaciğer
yağı nedeniyle besin ve tıp alanında değerli kabul edilen bir balık türü
mors :
lat. * mors (ölüm) * Kuzey Kutbu ve çevresinde yaşayan, büyük dişleri ve kalın
derisi (postu) ile karakterize edilen ve özellikle et ve yağları için avlanan
deniz memelisi türü, deniz morsu (Odobenus rosmarus); canlıların yaşamının sona
ermesi, ölüm
mors alfabesi :
fra. * Morse (Amerikalı ressam ve mucit Samuel Morse'un soyadından) (ing.) +
alphabet (alfabe, harfler dizisi; alpha - beta) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.)
* elektrik sinyalleri aracılığıyla nokta ve çizgileri kullanarak harf, rakam ve
noktalama işaretlerinin kodlanmasını sağlayan ve özellikle telekomünikasyon ile
askeri iletişimde mesaj iletimi amacıyla geliştirilmiş iletişim sistemi
mort :
lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mortuus (ölü)
(lat.); morte (fra.) * ölü, hayatını kaybetmiş, yaşamını yitirmiş, vefat etmiş,
rahmetli olmuş
mortadella :
ita. * mortarium (öğütücü, ezici) (mortare (ezmek, öğütmek) + ium (yer ve durum
eki) ) + adella (küçültme eki) * İtalya kökenli, domuz etinden yapılan, ince
kıyılmış et ve yağ parçaları ile baharatların karıştırılmasıyla elde edilen ve
genellikle dilimlenerek soğuk sandviçlerde veya antipastolarda tüketilen
geleneksel işlenmiş et ürünü
mortal :
lat. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors (ölüm, vefat),
mortuus (ölü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mortel (fra.) *
ölümlü veya yaşamı sona erebilir olan, insan ve diğer canlıların ölümle sınırlı
doğası, ölümlü, ölümcül
mortalite :
lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors, mortuus
(ölüm, vefat) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.); mortalité (fra.) * belirli bir topluluk veya nüfusta belli
bir zaman diliminde ölüm olgusunun sıklığını, oranını veya istatistiksel
dağılımını tanımlayan ve demografi, sağlık bilimleri ile epidemiyoloji
alanlarında kullanılan teknik terim, ölüm oranı, ölümcüllük
mortgage :
lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mortuus (ölüm,
vefat) (lat.); mort + gage (rehin, teminat, kefil, garanti) (fra.) * borçlu
tarafından, borcun ödenmemesi durumunda alacaklının hakkını güvence altına
almak amacıyla taşınmaz mal üzerinde tesis edilen ve genellikle faiz karşılığı
uzun süreli finansal yükümlülük doğuran rehin anlaşması
mortifiye :
lat. * mors, mortis (ölüm) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş, işlenmiş)
(facere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) (lat.); mortifié (fra.) * canlılığı kaybettirilmiş, ölüleştirilmiş; doku
ölümüne uğramış (nekrotik) veya işlevi baskılanmış
mortinesans :
lat., fra. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors (ölüm, vefat),
mortuus (ölü) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş,
oluşmuş, meydana gelmiş) + entia (isim yapım eki) (lat.); mortinaissance (fra.)
* genellikle gebeliğin 20. veya 24. haftasından sonra, doğum gerçekleşmeden
önce veya doğum sırasında bebeğin rahim içinde hayatını kaybetmesi durumu,
bebeğin ölü doğması, ölü doğum
mortlamak :
lat., tür. * mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek), mors, mortuus
(ölüm, vefat) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) *
yaşamı sona ermek, ölmek, gebermek (argo)
morto :
lat. * mortuus (ölüm, vefat) (mori (ölmek, hayatını kaybetmek, vefat etmek) +
tuus (isim yapım eki) ) * ölüm, vefat
moruk : erm.
* morug (sakal) * yaşı oldukça ilerlemiş erkek, yaşlı, ihtiyar erkek
morula :
lat. * morula (morus, morum (dut, böğürtlen) + ula (dişil küçültme eki) * küçük
dut; döllenmeyi takiben zigotun birkaç bölünme geçirmesi sonucu oluşan,
yaklaşık 16-32 hücreli, küçük dut benzeri hücre topakları olan blastomerlerden
meydana gelen erken embriyonik gelişim evresi
morus :
lat. * morus, morum (dut, böğürtlen) * Moraceae familyasına ait, dut ağaçlarını
kapsayan bitki cinsi
MOSFET :
eng. * metal (metal) + oxide (oksit) + semi (yarı, yarım, yarıya ait, eksik,
tam olmayan) + conductor (iletken) + field *alan, saha) + effect (etki, tesir)
+ transistor (akımın küçük bir girişle kontrol edilmesini sağlayarak
amplifikasyon veya anahtarlama işlevi gören, elektrik akımını veya gerilimini
kontrollü olarak ileten ve yükselten yarı iletken devre elemanı, transistör)
moskof :
rus. * Moskva (Rusya'nın baskenti) + of (ile ilgili, gibi, -a ait) * Rusya’ya
veya Moskova’ya ait olan kişileri, özellikle tarihsel ve halk dilinde bazen küçümseyici
anlamla Rusları tanımlamak için kullanılan, kökeni coğrafi yer adından
türetilmiş özel isim veya sıfat; acımasız, zalim (kimse)
moskova :
rus. * mos (su, bataklık) + kva (nehir) * Rusya'nın başkenti
moskovyum :
rus., lat. * moskva (Moskova) (rus.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom
numarası 115, simgesi Mc olan, yapay olarak sentezlenen ve çok kısa yarı ömrü
olan, radyoaktif bir element olarak, adını keşfedildiği laboratuvarın bulunduğu
Moskova bölgesinden alan kimyasal element
mosmor :
tür., gre., lat., far. * mos (pekiştirme öneki) (tür.) + moro (karadut,
böğürtlen) (gre.); morus (dut ağacı, mor renkli meyve) (lat.); mur (pas) (far.)
* çok yoğun halde kırmızı ile mavi arasındaki renk tonu
mosso :
lat. * movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak,
devinmek), motus (hareket) (lat.); mosso (hareket) (ita.) * müzikte tempo ve
dinamizmi ifade eden işaretlerden biri olarak, notaların veya pasajların
hareketli, akıcı ve canlı bir şekilde çalınması gerektiğini belirten teknik
terim, gittikçe hızlanarak
mossos d'esquadra :
lat , isp. * movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak,
devinmek), motus (hareket) (lat.), mossa (hareket halinde, asker, görevli) + de
(tamlama eki) + escuadra (ekip, birim, takım) (isp.) * Katalonya Özerk
Bölgesi’nde kamu düzenini sağlamak, suçla mücadele etmek ve bölgesel güvenliği
korumak amacıyla görev yapan, Katalan hükümeti denetiminde örgütlenmiş polis
teşkilatını tanımlayan resmi kurum
mostra :
lat. * monstrare (göstermek) * sergileme, tanıtma veya gözler önüne koyma,
sergi, fuar veya teşhir etkinliği; bir şeyden örnek olarak göstermeye yarayan
parça, örnek; kişinin dış görünüşü
motamot :
fra. * mot (kelime, sözcük) + à (-a doğru, yönelme) + mot (kelime, sözcük) *
çeviri veya ifade etme biçimini tanımlayan ve özellikle dilbilim ve çeviri
çalışmalarında, metinlerin birebir, anlam kaybı gözetmeksizin çevrilmesi,
kelimesi kelimesine, elifi elifine
motel :
lat., ing. * motor (movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motus
(hareket, kımıldama, kıpırtı) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + hostel
(konuk evi, misafirhane) (fra.), hotel (ing.) * kara yoluyla seyahat eden
kişilere yönelik olarak, araç park imkânı ile birlikte kısa süreli konaklama
hizmeti sunan ve genellikle ana yol kenarlarında konumlanmış, basit hizmetlere
sahip otel türü
motherboard :
ing. * mother (ana) + board (kart) * bilgisayardaki tüm donanım bileşenlerinin
üzerinde yer aldığı ve birbirine bağlandığı ana devre kartı, anakart
motif :
lat. * movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motum, motus
(hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sanat, edebiyat ve tasarımda tekrarlanan, ayırt edici desen, tema
veya görsel/işitsel öğe olarak belirli bir estetik veya anlatı bağlamı içinde
düzenli biçimde kullanılan öğe
motil :
lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun,
yapılabilir) * (hücreler veya mikroorganizmalar için) aktif hareket edebilen
motilin :
lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun,
yapılabilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sindirim sistemi
üzerinde etkili olan, özellikle mide ve bağırsaklarda peristaltik hareketleri
uyaran ve gastrointestinal motiliteyi düzenleyen peptid hormonu
motilite :
lat. * motum, motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (uygun,
yapılabilir) + itas (isim yapım ve durum eki) * hücreler veya mikroorganizmalar
için aktif hareket edebilme yeteneğine sahip olma durumu
motivasyon :
lat. * movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motivare (motum,
motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * bir bireyin
belirli bir hedefe yönelmesini sağlayan, davranışları başlatan, sürdüren ve
yönlendiren içsel veya dışsal psikolojik güç, teşvik
motopomp :
lat., fra. * motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + or (-cı, yapan,
eden eki) + pompa (geçit, tören, yürüyüş; gösteriş, şişirilmiş okma, ihtişam,
büyüklenme, ululanma, görkem) (lat.); motopompe (fra.) * motor gücüyle çalışan
ve sıvıları özellikle suyu, basınç altında hareket ettirerek tarım, yangın
söndürme, endüstriyel uygulamalar gibi alanlarda ve sel baskınlarında su
tahliyesi amacıyla, yangınlara müdahalede ise deniz, göl, gölet, sarnıç, havuz
gibi kaynaklardan su temini için kullanılan taşınabilir veya sabit pompa türü
motor :
lat. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus
(hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + or (-cı, yapan, eden eki) * herhangi
bir enerji türünü mekanik enerjiye dönüştüren cihaz
motor sinir :
lat., tür. * motor (hareket ettiren) (lat.) + sinir (damar veya lif demeti;
tendon, kiriş, nöron demeti) (tür.) * merkezi sinir sistemi veya periferik
sinirlerden çıkarak kasları uyarıp istemli hareketlerin başlatılmasını ve
kontrolünü sağlayan sinir liflerin
motorbot :
lat. * motor (hareket ettiren) (lat.) + boat (tekne, sandal, kayık) (ing.) *
içten yanmalı veya elektrikli motor gücüyle çalışan, su üzerinde yolcu veya yük
taşımaya, balıkçılığa veya sportif amaçlara yönelik olarak kullanılan küçük
tekne
motorin :
lat. * motor (hareket ettiren) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
ham petrolün damıtılmasıyla elde edilen, yoğunluğu 0.8 seviyesinde olan, dizel
motorlarda yakıt olarak kullanılan ve özellikle taşıma ile sanayide yaygın
biçimde kullanılan sıvı hidrokarbon karışımı (C10H20 - C15H28 aralığında düz ve
dallanmış alkanlar, ayrıca az miktarda aromatik ve sikloalkan içerir.)
motorize :
lat., fra. * motor (hareket ettiren) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış,
kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); motorisé (fra.) * motorla donatılmış, motor
gücüyle çalışır hale getirilmiş; askeri birlikler, ulaşım araçları veya teknik
sistemler için hareket kabiliyetinin motor desteğiyle sağlandığını ifade eden
terim
motorkros :
lat., ing. * motor (hareket ettiren) + crux (haç, direk, çapraz, kesişim)
(lat.); motocross (ing.) * özel tasarlanmış, güçlü süspansiyon özelliğine sahip
motosikletlerle engebeli arazilerde yapılan, hız, denge ve dayanıklılığı öne
çıkaran motor sporu
motosiklet :
lat., fra., gre. * motor (hareket ettiren) (lat.) + kuklos, kyklos (daire,
devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + etta (küçültme
eki) (lat.); motocyclette (fra.) * içten yanmalı iki zamanlı veya elektrikli
motor gücüyle çalışan, iki tekerlekli, sürücü ve bazen yolcu taşımaya uygun
araçları tanımlayan ve kara ulaşımında kullanılan taşıt türü
mototren :
lat., fra. * motor (hareket ettiren) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek;
götürmek) (lat.); moteur (fra.) + trainer (sürüklemek, çekmek), train
(sürükleme, çekme, gidiş, katar, gitme, sürüklenen araç dizisi) (fra.) * motor
gücüyle çalışan ve raylar üzerinde hareket eden, genellikle kısa mesafelerde
yolcu veya yük taşıyan küçük tren
motris :
lat. * movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus
(hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kas ve sinir sistemi aracılığıyla istemli veya istemsiz hareketleri
sağlayan organ, doku veya fonksiyonlar
moyamoya :
jap. * moya moya (bulanık, sisli, dumanlı) * serebral arterlerin, özellikle
karotis arterinin tıkanması veya daralması sonucunda, yeni ve ince damarların
“duman” veya “sis” benzeri görünümler oluşturmasıyla karakterize edilen,
serebral kan akışını etkileyen vasküler ve nörolojik hastalık
mozaik :
gre. * mousa (ilham, esin, düşünceye dalma, ilham perisi, müz, bir şeyi
oluşturma fikri; küçük kare taşlarla süsleme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * taş veya pişmiş toprak parçalarının yan yana getirilip yapıştırılması
yoluyla yapılan resim veya süsleme işi
mozaik gelişim :
gre., tür. * mousa (ilham, esin, düşünceye dalma, ilham perisi, müz, bir şeyi
oluşturma fikri; küçük kare taşlarla süsleme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + gelişim (oluşum, oluşma, büyüme, daha karmaşık veya ileri bir
duruma geçme) (tür.) * yumurtadaki yapısal maddelerin hücrelere farklı
dağıldığı, bu yüzden her hücrenin bağımsızca belirli bir organ veya dokuyu
oluşturmak üzere erkenden farklılaştığı erken embriyo evresinde her hücrenin
kaderinin baştan belirlendiği bir gelişim modeli
mozak :
erm. * mozig (buzağı, hayvan yavrusu) * domuz yavrusu
mozambik :
por. * Moçambique (muça (yer ismi) + bique (yer eki) ) * Afrika kıtasının
güneydoğusunda, Hint Okyanusu kıyısında yer alan, kuzeyde Tanzanya, kuzeybatıda
Malawi ve Zambiya, batıda Zimbabve, güneybatıda Güney Afrika, güneyde Svaziland
(Eswatini) ve güneydoğuda Hint Okyanusu ile çevrili olan ülke
mozole :
kat., fra. * mausoleum (Mausolos (Halikarnas (günümüzde Bodrum, Türkiye)
bölgesinde hüküm süren Karya satrapı ve Lidya-Pers İmparatorluğu’na bağlı yerel
yöneticilerden biri) + eum (yer eki) ) (lat.); mausolée (fra.) * Mausolos'un
ölümünden sonra eşi Artemisia tarafından yaptırılan görkemli anıtsal mezar;
anıtsal mezar yapısı olarak, özellikle yüksek rütbeli veya önemli kişiler için
inşa edilen ve mimari açıdan görkemli, ölülerini anma amacı taşıyan yapı
mozzarela :
ita. * mozzare (kesmek, kesip ayırmak, kesip koparmak) + ella (küçültme eki) *
taze ve yumuşak yapıya sahip, genellikle inek veya manda sütünden yapılan,
pizzalarda, salatalarda ve fırın yemeklerinde kullanılan İtalya kökenli, su
bazlı bir peynir çeşidi
möble :
lat. * mobilis (hareketli, taşınabilir) (lat.); meubler (eşya ile döşemek),
meublé (döşenmiş) (fra.) * mobilya ve temel ev eşyalarıyla donatılmış,
genellikle kiralama veya kısa süreli konaklama amacıyla kullanılan daire veya
konut
mönü :
lat., fra. * menus (mensa (masa) + us (isim yapım eki) ) (lat.); menu (fra.) *
genellikle bir öğünde sunulan yemeklerin listesi veya seçeneği, yemek tablosu
mössbauer :
alm. * mössbauer (Alman fizikçi Rudolf Mössbauer'in soyadından) * katı
maddelerdeki atom çekirdeklerinin gama ışınlarını geri tepmesiz ve rezonans
halinde yayınlaması veya soğurması olayı
mösyö :
lat., fra. * meus (benim) + senior (büyük, daha yaşlı, kıdemli) (seni (yaşlı,
olgun) + or (eril kişi eki) ) (lat.); monseigneur (efendim, yüksek rütbeli din
adamı) (fra.); monsieur (mon (benim) + sieur (efendi, bey, amir) ) * efendim,
beyim, hazretim, amirim; bir erkeğe yönelik olarak, soyadından önce veya tek
başına kullanılan hitap kelimesi, bey, bay
MPU : ing.
* micro (küçük ölçekli) + processor (işlemci) + unit (birim) * tek bir entegre
devre üzerinde bulunan merkezi işlemci birimi
MRI :
ing. * magnetic (manyetik) + resonance (rezonans) + imaging (görüntüleme) *
manyetik alan ve radyo dalgaları kullanarak vücudun detaylı kesitsel
görüntülerini elde eden görüntüleme yöntemi
MRNA :
ing., lat. * messenger (elçi, haberci) (ing.) + arabinose (beş karbon atomlu
monosakkarit); ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) (gre.) + nucleicus
(çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve,
ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) +
acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan, asit) (lat.) * hücrelerde DNA’dan aldığı
genetik bilgiyi ribozomlara taşıyarak protein sentezini yönlendiren ve gen
ekspresyonunda kritik rol oynayan tek sarmallı nükleik asit
MS :
lat., gre. * multiple sclerosis (multus (çok) + plex (katlanma) (lat.) +
sklerein (katılaşmak, sertleşmek), skleros (katı, sert) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * merkezi sinir sisteminde, özellikle beyin
ve omurilikte sinir liflerini saran miyelin kılıfın bağışıklık sistemi
tarafından tahrip edilmesi sonucu ortaya çıkan, kas kontrolü, denge, görme ve
diğer sinir fonksiyonlarını etkileyen kronik nörolojik hastalık
MSA :
lat. , gre. * multiple (çoklu) (multus (çok) + plex (katlanma) (lat.) + systema
(birlik, düzen, organize yapı) + atrophia (beslenememeye dayalı şekil, hacim ve
işlev kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trophia
(beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek,
geliştirmek), trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * merkezi sinir sisteminde, özellikle
beyin sapı, serebellum ve bazal gangliyonları etkileyen, ilerleyici motor,
otonom ve nörolojik fonksiyon bozuklukları ile karakterize edilen nadir ve
dejeneratif nörolojik hastalık
MSDS :
ing. * material (madde, materyel) + safety (güvenlik) + data (bilgi, veri,
done) + sheet (sayfa) * bir kimyasal maddenin teknik ve güvenlik bilgilerini
özetleyen yazılı belge
MSI :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + satelles (yardımcı, koruyucu) +
itis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + instabilitas (istikrarsızlık, sabit
olmama) (in (olumsuzluk öneki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen,
dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren)
(stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit
kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.)
* genomda kısa tandem tekrar dizilerinin (mikrosatellitlerin) DNA onarım
mekanizmalarındaki bozukluklar nedeniyle değişkenlik göstermesi sonucu ortaya
çıkan ve özellikle bazı kanser türlerinde genetik kararsızlık ve tümör gelişimi
riskini artıran durum
m-sigma :
lat., gre. * massa (kütle, topak) (lat.) + sigma (Yunanca alfabenin on
sekizinci harfi olan sigma (σ) ) (gre.) * kara deliklerin kütlesi ile ev sahibi
galaksilerin birlikte büyüdüğünü gösteren, bir galaksinin merkezindeki süper
kütleli kara deliğin kütlesi (M) ile o galaksinin merkezindeki yıldızların hız
dağılımı (σ) arasındaki deneysel ve güçlü korelasyon
MSSM :
ing. * Minimal (Asgari) + Supersymmetric (Süpersimetrik) + Standard (Standart)
+ Model (Model) * Standart Model’e en az sayıda süpersimetrik parçacık ekleyen
parçacık fiziği kuramı
Mt :
alm., lat. * meitnerium (Avusturyalı-İsveçli fizikçi Lise Meitner (alm.) + ium
(kimyasal element eki) ) (lat.) * atom numarası 109 olan, periyodik tablonun 9.
grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece radyoaktif ve kısa
ömürlü olan, yalnızca nükleer araştırmalarda incelenen bir süper ağır element
MTBF :
ing. * mean (ortalama) + time (zaman, vakit, süre) + between (arasında) +
failures (arızalar) * bir sistemin arızalar arasında ortalama ne kadar süre
çalışabildiğini gösteren güvenilirlik ölçütü
m-teorisi :
ing., gre * m (İngilizce alfabenin 13. harfi) (membrane (zar, örtü, tabaka)
(ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci,
izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki)
(tür.) * evrendeki tüm fiziksel kuvvetleri ve maddeleri tek bir çatı altında
birleştirmeyi amaçlayan, beş farklı sicim teorisini ve süper kütle çekimini
birleştiren, evrenin 11 boyutlu olduğunu ve zarlardan oluştuğunu savunan teori
m-tipi :
tür., gre. * m (Türkçe alfabenin 16. harfi) (tür.) + typos (iz, kalıp, model,
örnek, tip) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * iki katlı koğuş sistemine sahip
kapalı cezaevi türü
Mu :
may. * mu (19. yüzyılda antik Maya metinlerini (Troano El Yazması) hatalı bir
şekilde tercüme eden Fransız yazar Augustus Le Plongeon tarafından oluşturulmuş
kelime) * Pasifik veya Atlantik Okyanusu’nda 65000 sene önce var olduğu ve
kayıp olduğu iddia edilen, gelişmiş teknoloji ve kültüre sahip olduğu
varsayılan mitolojik kıta ve antik medeniyet
mu :
tür. * mu (soru cümlesindeki fiilin son eki) * soru cümlesindeki fiilin son eki
(örneğin “oldu mu?”)
mu’si :
ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), ivsa
(genişletmek, yaymak), seat (genişlik) (ara.) muse, Muse (ilham perisi, esin
perisi) (ing., fra., alm.) * genişleten, bollaştıran, madden veya manen
imkanları artıran, yayan, teselli veren, ferahlatan, ilham veren
muabbir :
ara. * bara (ifade etmek, anlatmak; yaratmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak,
meydana getirmek), ibaret (oluşum, ifade etme, meydana getirme), ibret (sonuç
çıkarma, yorumlama, anlam çıkarma, mana oluşturma), tabir (yorum, anlam
çıkarma) * yorumcu; rüyalardan anlam çıkaran, rüya yorumlayan
muaccel :
ara. * acala (hızlı olmak, hızlı hareket etmek, çabuk olmak, süratli olmak,
telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak), acel (hız, sürat, çabukluk) * acele
olunmuş, acele edilen; hemen, peşin ödenmesi gereken
muacciz :
ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf
düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik,
çaresizlik), aciz (zayıf, yetersiz, çaresiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün) *
bir kişinin veya şeyin etkisiz, güçsüz veya engellenmiş hale gelmesini sağlayan
muad :
ara. * ada (dönmek, geri gelmek, tekrarlamak) * döndürülmüş, geri döndürülmüş,
geri çevrilmiş, iade edilmiş
muadat :
ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek), aduvv (düşman,
hasım) * karşılıklı düşmanlık, karşılıklı husumet
muadd :
ara. * adda (hazırlamak, donatmak, düzenlemek, saymak, hazırlık yapmak) *
hazırlanmış, donatılmış, düzenlenmiş, sayılmış, idad olunmuş
muaddel :
ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk,
eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * bir
şeyi doğru, dengeli veya eşit hale getiren, ayarlayan veya standardize eden,
tadil eden
muaddi :
ara. * adda (hazırlamak, donatmak, düzenlemek, saymak, hazırlık yapmak) *
hazırlayan; sayan
muaddil :
ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk,
eşitlik, hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * bir
şeyi doğru, dengeli veya eşit hale getiren, ayarlayan veya standardize eden,
tadil eden
muadele :
ara * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak,
hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek,
düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak,
eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik,
hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * eşitleme,
eşitlik, denklem
muadil :
ara * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak,
hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek,
düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak,
eşitlemek), adalet (doğruluk, hakkaniyet, eşitlik), adl (doğruluk, eşitlik,
hakkaniyet), tadilat (doğru, düzgün, dengeli, adil hale getirme) * denk,
eşdeğer
muaf :
ara. * afa (silmek, yok etmek, affetmek, hatasını silmek, bağışlamak) * bir
yükümlülük, sorumluluk veya cezadan yetkili bir otorite tarafından bağışlanarak
veya kaldırılarak o yükümlülüğün dışına çıkarılmış olan
muafiyet :
ara. * afa (silmek, yok etmek, affetmek, hatasını silmek, bağışlamak), muaf
(bir yükümlülük, sorumluluk veya cezadan yetkili bir otorite tarafından
bağışlanarak veya kaldırılarak o yükümlülüğün dışına çıkarılmış olan) + iyet
(isim yapım eki) * ara.
muahede :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) *
iki veya daha fazla tarafın karşılıklı irade beyanlarıyla belirli şartlar
altında birbirlerine bağlandıkları resmi ve bağlayıcı sözleşme veya antlaşma
muahedename :
ara., far. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük),
muahede (iki veya daha fazla tarafın karşılıklı irade beyanlarıyla belirli
şartlar altında birbirlerine bağlandıkları resmi ve bağlayıcı sözleşme veya
antlaşma) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben
yazılmış yazı) (far.) * iki veya daha fazla taraf arasında yapılan karşılıklı
ve bağlayıcı bir antlaşmanın şartlarını, hükümlerini ve taahhütlerini resmi ve
yazılı olarak kayıt altına alan hukuki belge
muaheze :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama,
kapma; kabul etme; işkence etme) * bir kişinin yaptığı fiil veya ihmal
nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu kapsamda
eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu tutulma, hesaba
çekme
muahezename :
ara., far. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma,
yakalama, kapma; kabul etme; işkence etme), muaheze (bir kişinin yaptığı fiil
veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu
kapsamda eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu
tutulma, hesaba çekme) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir kişinin veya tarafın yaptığı fiil veya
ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edildiğini ve bu duruma ilişkin
değerlendirme, gerekçe ve sonuçların resmi biçimde yazılı olarak bildirildiği
hukuki veya idarî belgey
muahhar :
ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek,
sonraki safhaya geçmek), ahir (sonraki, öteki), ahiret (sonraki, ötesi) * ileri
bir tarihe bırakılmış, ertelenmiş, ötelenmiş
muahhir :
ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek,
sonraki safhaya geçmek), ahir (sonraki, öteki), ahiret (sonraki, ötesi) *
erteleyen, öteleyen, ileri tarihe atan, uzaklaştıran
muahid :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) *
bir antlaşma, sözleşme veya bağlayıcı söz kapsamında bilinçli olarak taahhütte
bulunan, ahit altına giren ve bu yükümlülüğe sadakat göstermesi beklenen kişi
veya taraf, ahdeden, söz veren, taahhüd eden
muahiz :
ara., far. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma,
yakalama, kapma; kabul etme; işkence etme), muaheze (bir kişinin yaptığı fiil
veya ihmal nedeniyle sorumluluğunun tespit edilmesi, hesaba çekilmesi ve bu
kapsamda eleştiri, kınama veya yaptırıma tabi tutulması süreci, sorumlu
tutulma, hesaba çekme) * sorgulayan, azarlayan, yakalayan, hesap soran, sorumlu
tutan
muakab :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice) * ardından gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından
sonrasında gerçekleşen; cezalandırılmış
muakabe :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * cezalandırma. cezaya çarptırma
muakade :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma,
sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma) * anlaşma, sözleşme, akidleşme,
kontrat yapma, mukavele yapma
muakıb :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * İslam hukukunda bir malın veya hakkın el değiştirmesinden
sonra ardışık olarak gelen; birinin ardından işi devralan, bir şeyi takip eden,
izleyen, peşinden giden, peşine düşen, ardından gelen, takipçi, ardıl
muakid :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma,
sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma) * birbiriyle akid yapan, sözleşen
muakkab :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * ardına düşülmüş, ardından gidilmiş, ısrarla takip edilmiş,
izlenmiş, peşinden gidilmiş, peşine düşülmüş; kendisinden sonra bir iz, nesil
veya halef bırakmış olan (şey/kimse)
muakkad :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), ukde (düğüm,
bağlama) * bağlanmış, düğümlü
muakkıd :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), ukde (düğüm,
bağlama) * düğümleyen, bağlayan, sihir yapan, cadı
muakkib :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * bir işin, bir kimsenin ya da bir sürecin ardına düşen, onu
kararlılıkla izleyen, arkasından koşan, ardından giden, peşinden giden, peşine
düşen, takip eden, izleyen; hukuki/idari anlamda bir başkası adına iş yürüten,
takip eden kimse, takipçi
muakkib :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * bir işin, bir kimsenin ya da bir sürecin ardına düşen, onu
kararlılıkla izleyen, arkasından koşan, ardından giden, peşinden giden, peşine
düşen, takip eden, izleyen; hukuki/idari anlamda bir başkası adına iş yürüten,
takip eden kimse, takipçi
mualla :
ara. * a'la (en yüksek, yüce) * yüksek, yüce, ulu, değerli
muallak :
ara. * alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak,
ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı,
bağ) * asılı, askıda, asılmış, iliştirilmiş, bir yere bağlanmış; kesinleşmemiş,
belirsiz bırakılmış, askıda kalmış
mualleka :
ara. * alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak,
ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı,
bağ) * asılı durumda bulunan, bir yere tutturulmuş; hükmü, sonucu veya
geçerliliği kesinleşmemiş şekilde askıda bırakılmış
muallel :
ara. * alla (nedenli olmak, illetli kılmak) * (bir durum, hüküm veya sonuç)
belirli bir sebebe (illet’e) dayandırılarak açıklanmış, gerekçelendirilmiş veya
o sebep nedeniyle oluşmuş
muallem :
ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim, bilgilendirme)
* öğretilmiş, bilgilendirilmiş, talimli
muallim :
ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim, bilgilendirme)
* öğretici, öğretmen, bilgilendirici
muallime :
ara. * allama (öğretmek, bilgi vermek), talim (öğretme, öğretim,
bilgilendirme), muallim (öğretici, öğretmen, bilgilendirici) + e (dişilik eki)
* öğretici, öğretmen, bilgilendirici (kadın)
muamele :
ara. * amala (iş yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma,
etme, eyleme, işleme) * bir kişi, kurum veya tarafın başka bir kişi veya
tarafla belirli kurallar, niyetler ve sonuçlar çerçevesinde kurduğu fiilî,
hukuki veya sosyal etkileşim ve işlem biçimi; davranış
muamere :
ara. * imara (imar etmek, mesken kurmak, kurmak, inşa etmek, yaşanabilir hale
getirmek) * bir yeri yapılaşma yoluyla bayındır hale getirme, canlandırma,
düzenleyip yaşanır duruma getirme, imaret etme
mua'mi :
ara. * ama (kör) * kör eden
muamil :
ara. * amala (iş yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma,
etme, eyleme, işleme) * iş yapan, işlemleri yürüten, muamele yapan, muameleci
muamma :
ara. * a'ma (kör, görmeyen) ve isim * köreltilmiş, karanlık, esrarlı; sır,
bilmece, bilinmeyen
muammer :
ara. * ammara (ömür vermek, yaşatmak; uzun süre yaşamasını sağlamak) * uzun
süre yaşamış, ömrü uzatılmış, çok yaşamış
muanede :
ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı
çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (ısrar, diretme, üsteleme, karşı çıkma), anud,
anid (inatçı, direten, ısrarcı) * inat etme, ayak direme, ısrar etme
muanid :
ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı
çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (ısrar, diretme, üsteleme, karşı çıkma), anud,
anid (inatçı, direten, ısrarcı) * inatçı, ısrarcı, direten
muannif :
ara. * anafa (azarlamak, darılmak, meşakkat vermek) * azarlayan, darilan,
meşakkat veren
muaraza :
ara. * araza (karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek; engel olmak), ariza
(engel, mani, kusur, bozukluk, aksaklık) * bir görüşe, düşünceye veya duruma
bilinçli ve açık biçimde karşı çıkma, itiraz etme veya muhalefet etme
muarefe :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) * tanışma, birbirini bilir hale gelme
muarız :
ara. * araza (karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek; engel olmak), ariza
(engel, mani, kusur, bozukluk, aksaklık) * karşı gelen, karşıt, zıt
muarrif :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (tanıyan, bilen) * bildirici,
bilgilendirici, tanıtıcı, tarif edici, anlatıcı, izah edici
muasır :
ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * aynı zaman diliminde
yaşayan veya aynı döneme, çağa ait olan; çağdaş, dönemdaş
muasir :
ara. * asara (tercih etmek, yeğlemek, öncelik vermek, üstün tutmak,) * tercih
eden, yeğleyen, üstün tutan
muasis :
ara. * as’asa (gece çökmek, karanlık bastırmak, karanlık çökmek) * geceyi
getiren, karanlığı çökerten
muasser :
ara. * assara (zorlaştırmak, güçleştirmek; sıkıntıya sokmak) * yapılması,
gerçekleşmesi veya anlaşılması zor hale gelmiş olan; güçlük içeren, meşakkatli
muaşaka :
ara. * aşak (sarmaşık), aşeka (sarmak, dolanmak, yapışmak), aşk (şiddetle sevme,
şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi), maşuk (aşık, sevgili) * aşk yapma,
sevişme, muhabbet etme
muaşeret :
ara. * aşara (birlikte geçinmek, muaşeret etmek), işar (birlikte geçinme, hoş
geçinme) * birlikte geçinme, hoş geçinme
muaşşer :
ara. * aşr, aşere (on) * onlu, onluk, on kısma bölünmüş; onar mısralık
bendlerden teşekkül eden manzume
muattal :
ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş
kalmak, bozulmak, çalışmamak, atıl olmak, hizmet dışı kalmak), atalet (atıl olma,
devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk,
işsizlik, kullanım dışılık), tatil (atıl olma, bozulma, kullanım dışı kalma,
çalışmama) * atıl, çalışmayan, bozuk, tatil edilmiş, kullanılamaz olmuş, battal
edilmiş, terkedilmiş
muattar :
ara. * ıtr (koku, güzel koku, aroma, esans, parfüm, güzel rayiha), ıtriyat
(parfümeri, kokular), attar (kurutulmuş çeşitli bitkiler, çiçekler ve buna
benzer ev ilacı gereçleri ve baharat satan) * kokulu, güzel kokusu olan, ıtırlı
muattıl :
ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş
kalmak), atil (hareketsiz, eylemsiz, başıboş) * atıl bırakan, eylemsiz kılan,
işsiz eden, işe yaramaz hale getiren
muavenet :
ara. * avana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi) * yardım,
yardımcılık, destek, teavun
muavid :
ara. * ada (dönmek, geri dönmek, tekrarlamak) * dönen, geri dönen, geri gelen,
avdet eden
muavin :
ara. * avana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi) * yardımcı
olan, destek veren veya vekaleten görev yapan
muaviye :
ara. * ava (ulumak, seslenmek, çağırmak) * uluyan, seslenen; Emevi hanedanını
kuran, siyasi ve idari yapıyı devletleşme yönünde şekillendiren, Emevi
Devleti’nin kurucusu ve ilk halifesi olan Arap siyasetçi Muaviye bin Ebi Süfyan
muavvak :
ara. * avvaka (geciktirmek, engellemek, mani olmak, alıkoymak, oyalamak,
savsaklamak), avk, tevik (geciktirme, engelleme, mani olma, alıkoyma) *
geciktirilmiş, engellenmiş, mani olunmuş, alıkonmuş
muavvec :
ara. * vaca, vece (eğrilmek, sapmak), ivec (eğrilik, çarpıklık, yanlışlık,
sapma) * eğik, eğri, eğilmiş, bükülmüş
muavvik :
ara. * avvaka (geciktirmek, engellemek, mani olmak, alıkoymak, oyalamak,
savsaklamak), avk, tevik (geciktirme, engelleme, mani olma, alıkoyma) * oyalayan,
oyalanan, savsaklayan, geciktiren, engelleyen, alıkoyan
muavvizat :
ara. * avvaza (korumak, sığındırmak) * koruma, sığındırma; insanı kötülüklerden
koruması için Allah’a sığınmayı konu alan, koruyucu nitelikteki sureler olarak
nitelenen Felak ve Nas surelerine verilen isim
muayede :
ara. * ada (dönmek, geri gelmek, tekrarlamak), iyd (bayram), ayada
(bayramlaşmak) * bayram günlerinde insanların birbirlerini ziyaret ederek
karşılıklı tebrik ve kutlama yapmaları, bayramlaşma
muayene :
ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak) * bir kişinin,
nesnenin veya durumun ayrıntılı olarak gözlemlenmesi, incelenmesi veya kontrol
edilmesi işlemi
muayenehane :
ara., far. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak), muayene
(bir kişinin, nesnenin veya durumun ayrıntılı olarak gözlemlenmesi, incelenmesi
veya kontrol edilmesi işlemi) + hane (ev, mekan, yer) (far.) * hastaların
muayene edildiği, sağlık kontrollerinin yapıldığı, tıbbi gözlem ve incelemenin
gerçekleştirildiği yer veya mekân.
muayere :
ara. * ayara (düzeltmek, ölçmek, düzenlemek), iyar (altın ve gümüşün saflık
ölçüsü, saatin hassas ölçümü, ölçüt) * bir mekanizmayı işleyiş düzenine sokma,
ayarlama
muayeşe :
ara. * aʿaşa (yaşamak, yaşatmak, geçinmek, geçindirmek, geçimini sağlamak),
iaşe (yaşatma, geçindirme, geçimini sağlama) * beraberce hoşça geçinme,
birlikte geçinme, birlikte yaşama
muayin :
ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak) * kesin olarak
belli olan, görülmüş olan
muaythai :
tay. * muay (dövüş) + thai (Tayland’la ilgili) * Tayland kökenli, dirsek, diz,
yumruk ve tekme tekniklerinin yoğun kullanıldığı geleneksel ve modern boks türü
muayyeb :
ara. * aiba (kusur etmek, hata etmek, arıza yapmak, ayıplamak, eleştirmek,
yadırgamak), ayb (kusur, hata, kabahat, yanlışlık, eksiklik, noksanlık) *
ayıplanmış, eleştirilmiş, yadırganmış
muayyen :
ara. * ayn (göz), ayna (görmek, açığa çıkarmak, belli olmak), ayan (aşikar,
belli olan, açık olan) * belirli, açık, aşikar, gözle görünür, göz görüşü ile
(ortalama) (mean (ortalama, araç) (ing.), moyen (ortalama, araç) (fra.) )
muazere :
ara. * azara (desteklemek, yardımcı olmak) * yardımlaşma, destek alma
muazzam :
ara. * azzama (büyüklük göstermek, yüce olmak, büyütmek, yüceltmek, saygı
göstermek, değer vermek), tazim (büyütme, yüceltme, saygı gösterme) *
olağanüstü büyüklükte, etkileyici veya yüce niteliklere sahip olan, göze çarpan
ve hayranlık uyandıran
muazzaz :
ara. * azzaza (büyütmek, yüceltmek, büyüklemek, muteber görmek, desteklemek,
güçlendirmek, kuvvetlendirmek), aziz (güçlü, kuvvetli, yüce, soylu, egemen,
eren, ermiş) * sayılan, kutsal, değerli, muhterem; sevgide çok üstün tutulan,
çok sevilen, sevgili; güçlü, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş
muazzeb :
ara. * azab (ıstırap, acı, sıkıntı, üzüntü), azaba (acı vermek, ıstırap vermek,
eziyet etmek, sıkıntı vermek, üzmek) * eziyet çeken, azap içinde olan, azap
edilen, sıkıntıda olan, hüzün içinde olan
muazzel :
ara. * azala (ayırmak, uzaklaştırmak), azl (ayırma, uzaklaştırma) * azledilmiş,
uzakşaştırılmış, ayıplanmış, ta'zil edilmiş. azarlanmış, paylanmış
muazzez :
ara. * azza (büyütmek, yüceltmek, büyüklemek, muteber görmek, desteklemek,
güçlendirmek, kuvvetlendirmek, izzet vermek, saygın kılmak), aziz (güçlü,
kuvvetli, yüce, soylu, egemen, eren, ermiş) * sayılan, kutsal, değerli,
muhterem; sevgide çok üstün tutulan, çok sevilen, sevgili; güçlü, yüce, soylu,
egemen, eren, ermiş
muazzib :
ara. * azab (ıstırap, acı, sıkıntı, üzüntü), azaba (acı vermek, ıstırap vermek,
eziyet etmek, sıkıntı vermek, üzmek) * azab eden, ta’zib eden, azapla eziyet
veren
muazzir :
ara. * uzr (mazeret, özür, af, bağışlanma gerekçesi), a'zara (özür beyan etmek,
özür dilemek, af dilemek, af istemek) * ta'zir eden, özür dileyen, bahane ileri
süren veya sahte özür uyduran
mubadil :
ara. * badala (yerine koymak, değiştirmek, yerine geçmek), bedel (karşılık,
değer, eder, eşdeğer, fiyat, değişme değeri, bir şeyin yerini tutabilen
karşılık) * değiştiren, değiş tokuş eden
mubah :
ara. * baha (serbest bırakmak, helal kılmak, yasaklamamak, izin vermek, günah
veya sevap olmamak) * yasak olmayan, serbest ve helal sayılan, yapılmasına izin
verilen, yapılması günah veya sevap olmayan
mubahase :
ara. * bahasa (araştırmak, incelemek, tartışmak) * fikir, konu veya mesele
üzerinde detaylı şekilde araştırma, inceleme veya tartışma yapma; karşılıklı
konuşma ve değerlendirme yoluyla yürütülen süreç
mubahhal :
ara. * bahala (cimrilik etmek, tamah etmek, pintilik etmek), tebhil (cimrilik,
tamahkarlık, pintilik) * cimri, tamahkar, pinti
mubahhar : ara.
* bahara (tütsülemek, buharlaştırmak), buhur (tütsü) * tütsülenmiş, buhar
haline gelmiş, buharlanmış
mubarek :
ara. * baraka (çokluk olmak, bolluk olmak, fazla olmak) * bereket verilmiş,
hayırlı, uğurlu, bereketli; kutsal
mubareze :
ara. * baraza (ortaya çıkmak, belirmek; dövüşmek, karşı karşıya gelmek,
yarışmak), bariz (açık, belli, göze çarpan) * iki kişi veya grubun güç, yetenek
veya becerilerini karşılaştırmak amacıyla yaptıkları resmi veya sportif
mücadele, yarışma veya dövüş; bir tür rekabet ve karşılaşma
mubassır :
ara. * basara (görmek, idrak etmek, kavramak) * gözetmen, gözetici, bekleyici,
bakıcı; keskin gözlem ve anlayış yeteneğine sahip, olup bitenleri çabuk fark
eden, doğru değerlendirme yapabilen
mubaşeret :
ara. * beşer (cilt, deri; insan), başara (temas etmek, dokunmak, değmek) * yüz
yüze görüşme, karşılaşma, temas
mubataşa :
ara. * bataşa (şiddet, kuvvet; güçle tutmak, yakalamak, kavramak, kapmak,
saldırmak), batş (tutma, yakalama, kavrama, kapma) * iki kişi elleriyle
birbirlerini kucaklamağa çalışma
mubayaa :
ara. * baya (satın almak) * satın alma, ibtiya
mubdi :
ara. * bada (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak, ortaya
çıkarmak, meydana getirmek) * ortaya çıkaran, açıklayan, başlatan
mubeddil :
ara. * badala (yerine koymak, değiştirmek, yerine geçmek), bedel (karşılık,
değer, eder, eşdeğer, fiyat, değişme değeri, bir şeyin yerini tutabilen
karşılık) * değiştiren
muberri :
ara. * beraa (uzaklaştırmak, beri kılmak) * beri kılan
mubeşşir :
ara. * başara, beşere (müjdelemek, iyi haber vermek, bildirmek) * müjdeleyen,
haber ileten, bildiren
mubeyyin :
ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek,
duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa
çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma,
aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) *
açıklayan, belirten, ortaya koyan
mubhis :
ara. * bahasa (eksiltmek, azaltmak, hakkını vermemek), bahs (eksiklik,
noksanlık, azlık, nakıs) * eksilten, azaltan, hakkını vermeyen, tenkis eden
mubik :
ara. * vebeke (helak etmek) * yok eden, helak eden
mubin :
ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek,
duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa
çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma,
aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) * apaçık,
açıklanmış, beyan edilmiş
mubki :
ara. * beka (ağlamak) * ağlatan
mubli :
ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela
(sınav, deneme, test, imtihan), ibtala (sınamak, denemek, test etmek) *
sınayan, deneyeb, test eden
mubram :
ara. * barama (kararlaştırmak, kesinleştirmek, sabitlemek, anlaşmak, tasdik
etmek), ibram (kararlaştırma, anlaşma, tasdik, kesinleşirme, sabitleme, muhkem
kılma; ısrarla rica etme, usandırıncaya kadar üzerine düşme; usandırma,
yıldırma; ipi sağlam bükme) * kararlaştırılmış, kesinleşmiş, sabitlenmiş,
tasdik edilmiş, muhkem kılınmış
mubrim :
ara. * barama (sıkıca bağlamak, sağlamlaştırmak, geri dönülmez hale getirmek;
kararlaştırmak, kesinleştirmek, sabitlemek, anlaşmak, tasdik etmek), ibram
(kararlaştırma, anlaşma, tasdik, kesinleşirme, sabitleme, muhkem kılma; ısrarla
rica etme, usandırıncaya kadar üzerine düşme; usandırma, yıldırma; ipi sağlam
bükme) * kararlı, kararlaştıran, kesinleştiren, tasdik eden, sabitleyen, muhkem
kılan
mubsir :
ara. * basara (görmek, idrak etmek, kavramak) * keskin gözlem ve anlayışa
sahip, olayları veya durumları çabucak fark eden ve doğru değerlendirme
yapabilen, görücü, gösterici, görünen, bilici, bildirici, vazıh ve aşikar
mubsit :
ara. * besata (yaymak, genişletmek, sermek, açmak) * yayan, genişleten
mubtal :
ara. * batala (boşa çıkmak, hükümsüz olmak, geçersiz olmak), butlan
(geçersizlik, batıl olma) * iptal edilmiş, hükümsüz kalmış, geçersizleşmiş,
batıl olmuş
mubtel :
ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela
(sınav, deneme, test, imtihan) * sınayan, deneyeb, test eden
mubtil :
ara. * batala (boşa çıkmak, hükümsüz olmak, geçersiz olmak), butlan
(geçersizlik, batıl olma) * iptal eden, batıl kılan
mubzir :
ara. * bazara (dağıtmak, savurmak, israf etmek, savurganlık etmek), tebzir
(dağıtma, savurma, boş yere harcama, israf, savurganlık) * savurgan, müsrif
mucahid :
ara. * cahada (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, savaşmak, azmetmek,
fedakarlık etmek), cihad (çaba, gayret, uğraş) * gayret eden, çabalayan,
uğraşan, azmeden, savaşan
muceb :
ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap
vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak,
uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı
karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul), mucib (icabet
eden, cevap veren, yanıtlayan) * icab etmiş, yanıtlanmış, lazım gelmiş
mucib :
ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap
vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak,
uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı
karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul) * icabet eden,
cevap veren, yanıtlayan
mucid :
ara. * vacada (bulmak, fark etmek, hissetmek, vücuda getirmek, oluşturmak, var
etmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme; gövde, beden), mevcud (var
olan, bulunan, oluşmuş olan), vacid (bulan, oluşturan, var eden, vücuda
getiren) * bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren, keşfeden, özgün fikir ve
buluş ortaya koyan icad eden
mucip :
ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap
vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek, lazım olmak, gerekmek, zorunlu olmak,
uygun olmak, icab etmek), icabet (yanıt, soruya karşı verilen açıklama, çağrıyı
karşılama, talebe karşılık verme, cevap verme, yanıtlama, kabul) * icabet eden,
cevap veren, yanıtlayan
mucir :
ara. * acara (karşılık vermek, ücret vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek,
mükafatlandırmak; kiraya vermek, kiralamak, kiraya vermek) * ücretlendiren,
ödül veren, yardım eden
mucit :
ara. * vacada (bulmak, fark etmek, hissetmek, vücuda getirmek, oluşturmak, var
etmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme; gövde, beden), mevcud (var
olan, bulunan, oluşmuş olan), vacid (bulan, oluşturan, var eden, vücuda
getiren) * bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren, keşfeden, özgün fikir ve
buluş ortaya koyan icad eden
mu'ciz :
ara. * acaza (çaresiz ve zayıf bırakmak, savunmasız bırakmak), aciza (aciz
kalmak, savunmasız kalmak, güçsüz kalmak, yapamaz hale gelmek), aciz
(savunmasız, çaresiz, zayıf, beceriksiz, yeteneksiz, kapasitesiz) * aciz
bırakan, zayıf ve güçsüz kılan
muciz :
ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak),
cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) * kısa, muhtasar, özlü
muciz :
ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak,
izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak,
karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş),
cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) *
icazet veren, izin veren, uygunluk veren
mucize :
ara. * acaza (çaresiz ve zayıf bırakmak, savunmasız bırakmak), aciza (aciz
kalmak, savunmasız kalmak, güçsüz kalmak, yapamaz hale gelmek), aciz
(savunmasız, çaresiz, zayıf, beceriksiz, yeteneksiz, kapasitesiz), muciz (aciz
bırakan, zayıf ve güçsüz kılan) + e (isim yapım eki) * doğa kanunları veya
insan mantığının ötesinde gerçekleşen, olağanüstü ve açıklanması güç olay veya
durum; genellikle ilahi güç veya kudretin tecellisi olarak kabul edilen
olağanüstü durum
mucizevi :
ara. * mucize (doğa kanunları veya insan mantığının ötesinde gerçekleşen,
olağanüstü ve açıklanması güç olay veya durum; genellikle ilahi güç veya
kudretin tecellisi olarak kabul edilen olağanüstü durum) + vi (ile ilgili, -a
ait) * mucize ile ilgili, mucizeye ait
mucuk :
tür. * mucuk (öpücük sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * öpücük
sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime
mucur :
ara. * micre, mıcır (küçük taş, çakıl, maden filizinin artığı, maden
eritilirken çıkan cüruf; toplanan, bir araya getirilen yer) * Kırşehir’in bir
ilçesi
muczi :
ara. * cezza (cezalandırmak, karşılığını vermek, mükafatlandırmak), ceza
(karşılık, mükafat), tecziye (bir kimseye yaptığı davranışın karşılığı olarak
ceza verme, cezalandırma, karşılıklandırma) * karşılıklandıran, karşılığını
veren
muço :
lat., ita. * mutare (değiştirmek, devretmek, vermek, değişmek başkalaşmak),
mutuus (emanet edilen, ödünç verilen) (lat.); mozzo (ita.) * gemi veya tekne
işlerinde çalışan, genç ve deneyimsiz çırak veya yardımcı işçi, denizcilikte
ustaya destek veren kişi; gemi yamağı, acemi durumdaki tayfa çocuk, tayfa
yamağı; meyhaneci çırağı
muçula :
lat., ita. * mutare (değiştirmek, devretmek, vermek, değişmek başkalaşmak),
mutuus (emanet edilen, ödünç verilen) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) (lat.);
mozzola (ita.) * gemi veya tekne işlerinde çalışan, genç ve deneyimsiz çırak
veya yardımcı işçi, denizcilikte ustaya destek veren kişi; gemi yamağı, acemi
durumdaki tayfa çocuk, tayfa yamağı; meyhaneci çırağı
mudaaf :
ara. * daafa (kat kat artırmak, katlamak, iki katına çıkarmak, çoğaltmak,
artırmak) * çoğaltılmış, katlanmış, artırılmış
mudahaa :
ara. * daha’a (benzemek, eşdeğer olmak) * benzerlik, eşdeğerlik
mudahi :
ara. * daha’a (benzemek, eşdeğer olmak) * benzer, eşdeğer
mudaif :
ara. * daafa (kat kat artırmak, katlamak, iki katına çıkarmak, çoğaltmak,
artırmak) * kat kat artıran, katlayan, çoğaltan
mudanya :
lat. * mons, mont (yüksek tepe, dağ; yükseklik) + anius (ile ilgili, -a ait) +
ia (isim, yer ve durum eki) * Bursa'nın bir ilçesi
mudara :
ara. * dara (birini idare etmek, hoş görmek, yumuşak davranmak) * bir kimseyle
açık çatışmaya girmeden, gönlünü hoş tutarak ve incitmeden geçinme, diplomatik
ve temkinli davranma yoluyla ilişkileri sürdürme tutumu; kin ve düşmanlığı
örtüp zahiren dost gibi davranma, iyi geçinme, güler yüzle idare etme
mudarebe :
ara. * daraba (vurmak, çarpmak; beyan etmek, bildirmek; gezmek, dolaşmak) *
vuruşma, çarpışma
mudarib :
ara. * daraba (vurmak, çarpmak; beyan etmek, bildirmek; gezmek, dolaşmak) *
dövüşen, vuruşan, birbirlerine vuran
mudarr :
ara. * darraa (yalvarmak, yakarmak), tadarru (yalvarma, yakarma) * yalvaran,
yakaran
mudarri :
ara. * dara’a (önlemek, defetmek, engellemek, uzaklaştırmak) * önleyen,
engelleyen, defeden, uzaklaştıran
mudassis :
ara. * dassa (yerleştirmek, gizlemek, saklamak, sokmak) * yerleştiren,
gizleyen, saklayan, sokan
mudavil :
ara. * davala (dönmek, dönüşmek, değişmek, birbirine geçmek; dolaşmak), tedavul
(devretme, değiştirme, el değiştirme, dönüşüm; dolanma, dolaşım, alternasyon,
sirkülasyon; (para, çek, bono vb. için) kullanılmakta olma, elden ele geçme,
dolaşma, dolanım, geçerlik, sürüm) * değiş tokuş yapan, el değiştiren,
döndüren, dönüştüren
muddahar :
ara. * dahara (biriktirmek, toplayıp saklamak, korumak, tasarruf etmek) *
biriktirilmiş, toplanıp saklanmış, tasarruf edilmiş
muddahir :
ara. * dahara (biriktirmek, toplayıp saklamak, korumak, tasarruf etmek) *
biriktiren, toplayıp saklayan, tasarruf eden
muddekir :
ara. * dekere, zekere (hatırlamak, anmak, düşünmek, öğüt almak, zikretmek) *
öğüt alan, ders çıkaran, hatırlayan, düşünen
mudebbir :
ara. * dabara (arkasından gitmek, takip etmek, peşinden gitmek, yönetmek, idare
etmek, planlamak) * yöneten, idare eden, planlayan
mu'dem :
ara. * adima, adama (yok olmak, helak olmak, yitmek, ölmek), idam (yok etme,
yok oluş, yitiş, öldürme) * bir şeyi yitiren, kaybeden
mudemmir :
ara. * demmere (yok etmek, helak etmek) * yok eden, helak eden
muderric :
ara. * daraca, derace (yürümek, adım adım gitmek, basamakla çıkmak, adım atmak,
yükselmek), darraca (sınıflandırmak, derecelendirmek, düzenlemek) * derecelere
ayıran, sıralayan veya düzenleyen; sınıflandıran ve sistematik hale getiren
mudga :
ara. * madaga (çiğnemek, ağızda çiğnemek) * çiğnemlik parça; et parçası, bir
çiğnem et
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder