ureaplasma parvum :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey;
katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) (gre.); ureaplasma
(lat.) + prvum, parvus, parvum (küçük, ufak, minik) (lat.) * insan idrar ve
üreme yollarında doğal olarak yaşayabilen, genellikle zararsız olup belirti
vermeyen ancak aşırı çoğaldığında cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyona
dönüşebilen, idrar yollarında yanma veya akıntı gibi sorunlar yaratabilen,
hücre duvarı olmayan çok küçük bir bakteri türü
uren :
tür. * ur, ür (çoğalmak, artmak, ortaya çıkmak, meyadana gelmek, oluşmak) + en
(isim/sıfat yapım eki) * Türk ve Altay mitolojisinde Üren (veya Üren Han),
tarım ve toprakla ilişkili olan, toprağın bolluğunu, ekinlerin çoğalmasını ve
tarlaların verimli olmasını sağlayan ilahi figür, Hasat Tanrısı
urfa :
gre., sür. * edessa (suyu bol yer, suyu bol şehir) (gre.); urhaya (sür.) *
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan, kuzeyinde Adıyaman,
doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeydoğusunda Diyarbakır, güneyinde ise
Suriye bulunan şehir
urfa-mahur :
gre., sür., far. * edessa (suyu bol yer, suyu bol şehir) (gre.); urhaya (sür.)
+ meyhvar, meyhor (meyhane, içki meclisi; kumarhane) (may, mey (içki, şarap) +
hvar, hor (yiyen, içen, tüketen) ) (far.); mahur (ara.) * Orta Doğu ve Arap
musikisi literatüründe (özellikle Irak bölgesinde) kullanılan,
Arel-Ezgi-Uzdilek sistemindeki tarife göre Çargah makamının Rast perdesindeki
şeddi olan, karar sesi Rast, güçlü sesi Neva, tiz durak sesi Gerdaniye, yeden
sesi Geveşt olan mürekkep (birleşik) bir müzik makamı
urgan :
tür. * ur (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) + gan (isim/sıfat yapım eki) *
ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma, birbirine bağlanma;
keten, kenevir, pamuk veya jüt gibi lifli maddelerden yapılan, Nnormal iplere
göre çok daha sağlam olduğu için yük bağlama, çekme ve tarım gibi işlerde
yaygın olarak kullanılan kalın, bükümlü ve dayanıklı ip veya ince halat
urginea :
ara., lat. * beni (oğullar) + urgin (Urgin aşireti) (ara.) + ea (taksonomik
çoğul eki) (lat.) * soğanlı bitkileri kapsayan, özellikle deniz soğanı (Drimia
maritima) için kullanılan bir cins adı
URI :
ing * uniform (tek biçimli, aynı düzenli) + resource (kaynak) + identifier
(tanımlayıcı) * internet üzerindeki bir kaynağı benzersiz biçimde tanımlayan
adlandırma sistemi
uridin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + aceticus (asetik,
sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile
ilgili olan) ) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) +
idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * canlılarda RNA'nın (ribonükleik
asit) temel yapı taşlarından biri olan ve vücut tarafından doğal olarak
üretilen, hücre içi enerji metabolizmasında, hücre zarı gelişiminde ve sinir
sistemi fonksiyonlarında işlev gören bir pirimidin nükleoziti
urkud :
ara. * rakada (vurmak, çarpmak, yere vurmak, tepmek) * vur, çarp, tep, yere vur
(Kur’an’da “urkud bi riclik” (ayağını yere vur) şeklinde geçer.)
URL :
lat., ing. * uniformis (tek biçimli, aynı düzenli) (lat.); uniform (ing.) +
resourcia, resursus (kaynak) (lat.); resource (ing.) + locator (yerleştiren,
konum belirleyen) (lat., ing.) * internet üzerinde bir kaynağın bulunduğu
konumu ve ona nasıl erişileceğini tek ve standart bir biçimde tanımlayan
adresleme sistemi
urla :
gre. * vourla (bataklık, sazlık veya dere kenarındaki sulak arazilerde yetişen
kamış/saz bitkisi) * İzmir’in bir ilçesi
urochloa :
gre. * ouros (kuyruk) + khloa (ot, çim, çimen) * buğdaygiller (Poaceae)
familyasına ait, aralarında yem bitkileri ve bazı yabani ot türlerinin yer
aldığı, kuyruk biçimli salkımları olan, tropikal ve subtropikal iklimlerde
yetişen otsu çayır bitkisi cinsi
urodel :
gre. * oura (kuyruk) + delos (belirgin, görünür, bariz, açık) * kuyruğu
belirgin olan; semender gibi gövdesi ve kuyruğu uzun, bacakları zayıf olan
omurgalı amfibiyen hayvanları içine alan bir hayvan grubu (alt takım)
urodela :
gre. * oura (kuyruk) + delos (belirgin, görünür, bariz, açık) + a (çoğul eki) *
kuyruğu belirgin olan; semender gibi gövdesi ve kuyruğu uzun, bacakları zayıf
olan omurgalı amfibiyen hayvanları içine alan bir hayvan grubu (alt takım)
uropeltidae :
gre., lat. * oura (kuyruk) + pelte (küçük kalkan) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Güney Asya'ya özgü, kuyruklarının ucunda kalkan biçimli
bir yapı bulunan zehirsiz yılanlar familyası, kuyruk kalkanlılar
urs :
ara. * arasa (evlenmek, düğün yapmak), urs (düğün, evlilik) * düğün, evlilik
töreni; gelin ve damadın evlenmesi dolayısıyla yapılan tören ve kutlama
ursa :
lat. * ursus (ayı), ursa (dişi ayı) * dişi ayı; takımyıldızı ismi (Ursa Major
(Büyük Ayı takımyıldızı), Ursa Minor (Küçük Ayı takımyıldızı) )
urseolat :
lat. * urceus (testi, sürahi) + ulus (küçültme eki) + atus (sıfat yapım eki) *
küçük testi veya sürahi biçiminde olan; çiçek, taç veya çanak yaprakların taban
kısmı şişkin, yukarı doğru daralan ve ağzı küçük olan, testi veya küp
şeklindeki yapısı
ursidae :
lat. * ursus (ayı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * etçiller
(carnivorus) takımına ait olan, bozayı, kutup ayısı, kara ayı ve dev panda gibi
günümüzde yaşayan tüm ayı türlerini kapsayan familya, ayıgiller
ursodeoksikolik asit :
lat. * ursus (ayı) (lat.) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole
(safra; sarı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum (ekşi,
asit) (lat.) * safra kesesi taşlarını eritmek, safra akışını düzenlemek ve bazı
kronik karaciğer hastalıklarını (örneğin primer biliyer kolanjit) tedavi etmek
için kullanılan, karaciğeri koruyucu ve safra kalitesini artırıcı etkilere
sahip olan doğal bir safra asidi (C24H40O4)
ursula :
lat. * ursus (ayı) + ula (dişil küçültme eki) * küçük dişi ayı
urtica :
lat. * urtica (ısırgan) (urere (yakmak) + ticus (ile ilgili, -a ait) ) *
Urticaceae (ısırgangiller) familyasından, yaprakları dokununca yanma hissi
veren, otsu bitki türü
urticaceae :
lat. * urtica (ısırgan) (urere (yakmak) + ticus (ile ilgili, -a ait) ) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * Urtica cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan
bitki familyası, ısırgangiller
uruc :
ara. * raca (yükselmek, yukarı çıkmak, tırmanmak) * yukarı çıkma, yükselmek,
tırmanma
uruguay :
guar. * uru (küçük kuş türü) + gua (nehir, ırmak, akarsu; yol) * kuş ırmağı;
Güney Amerika'nın güneydoğusunda yer alan, kuzey ve kuzeydoğusunda Brezilya,
batısında Arjantin, güney ve güneydoğusunda Atlas Okyanusu bulunan ülke
urup :
ara. * erbaa (dört), rub (dörtte bir) * geleneksel Türk kültüründe ve halk
ağzında kullanılan, arşının sekizde biri (yaklaşık 8,5 cm) uzunluğundaki ölçü
birimi; eski bir uzunluk, miktar veya ağırlık ölçü birimi
urus :
lat. * urus (yaban öküzü, yabani sığır) * tarihöncesi Avrupa'da yaşamış,
günümüzde soyu tükenmiş büyük yabani sığır
uruş :
ara. * araşa (insanların veya nesnelerin üzerine koruma sağlamak amacıyla
geçici veya kalıcı barınak, tente veya gölgelik kurmak, tavan kurmak, ev
yapmak), arş (yükseklik, yüksek yer, yüksek şey; tavan, ev, çadır; taht,
gölgelik, yüksek makam, yüksek mekan; taht şeklinde yatak, özellikle Baal
tapınağında bulunan taht; en yüksek gök) * gökler, arşlar, tavanlar
urvet :
ara. * arv (tutunmak, sarılmak, bağlanmak) * kulp, sap, halka, tutaç, tutamak;
bir şeyi tutmaya veya bağlamaya yarayan parça; sıkı bağ, dayanak, tutunacak şey
urvet-ül vüska :
ara. * arv (tutunmak, sarılmak, bağlanmak), urvet (kulp, sap, halka, tutaç,
tutamak; bir şeyi tutmaya veya bağlamaya yarayan parça; sıkı bağ, dayanak,
tutunacak şey) + el (ön ek, artikel) + vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven
altına almak), vuska (sağlam, dayanıklı, güvenilir) * sağlam kulp; Allah’a
teslim olanların “sağlam kulba” tutunmuş olduklarının belirtildiği, Kur’an’ın
Lukman suresinin 22. ayetindeki teşbih tamlaması
uryan :
ara. * ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), ury (çıplaklık,
soyunma) + an (sıfat yapım eki) * çıplak, soyulmuş, üzerinde giysi olmayan,
teni açık durumda bulunan, çırılçıplak
uryani :
ara. * uryan (çıplak, soyulmuş, üzerinde giysi olmayan, teni açık durumda
bulunan, çırılçıplak) (ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), ury
(çıplaklık, soyunma) + an (sıfat yapım eki) ) + i (ile ilgili, -a ait) *
kabukları soyulduktan sonra kurutulduğu için bu adı alan, özellikle Kastamonu
yöresiyle bilinen etli bir erik ve kuru erik çeşidi
urye :
ara. * ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), ury (çıplaklık, soyunma)
* ari olmak, çıplak olmak, çıplaklık, soyunma
urz :
ara. * urz (taraf, yön, cihet, istikamet, doğrultu; hacet, ihtiyaç, gereksinim;
engel, mani, mania; açıkta hedef gibi duran; orta, vasat) * taraf, yön, cihet,
istikamet, doğrultu; hacet, ihtiyaç, gereksinim; engel, mani, mania; açıkta
hedef gibi duran, hedef; orta, vasat
urza :
ara. * urz (taraf, yön, cihet, istikamet, doğrultu; hacet, ihtiyaç, gereksinim;
engel, mani, mania; açıkta hedef gibi duran; orta, vasat) * hedef, amaç, gaye,
niyet; açıktan duran bir şey, ortada olan
us :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) * akıl, anlama, kavrama
ve düşünme yetisi
USA :
ing. * united (birleşmiş) + states (devletler) + of (-nın, iyelik eki) +
America (Amerika) * Kuzey Amerika kıtasının orta kesiminde yer alan, kuzeyinde
Kanada, güneyinde Meksika, doğusunda Atlas Okyanusu, batısında Büyük Okyanus
bulunan ve 50 eyaletten oluşan ülke, Amerika Birleşik Devletleri
usanç :
tür. * us (bıkmak, bezmek, sıkılmak) + an (dönüşlü fiil eki) + ç (isim yapım
eki) * bir şeyden bıkma, bezme; artık yapmak veya katlanmak istemeyecek duruma
gelme hali, usanma duygusu
usanmak :
tür. * us (bıkmak, bezmek, sıkılmak) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir şeyden bıkmak, bezmek; artık yapmak veya katlanmak istemeyecek
duruma gelmek
usare :
ara. * asara (sıkmak, sıkıp suyunu çıkarmak) * canlı dokulardan sızan sıvı veya
bitkilerin içinde yer alan, besleyici ve yaşamsal sıvı, öz su
USB :
ing. * universal (evrensel) + serial (ardışıl) + bus (veri yolu) * çevre
birimlerinin bilgisayara bağlanmasını ve bilgisayar ile çevre birimleri
arasında veri ve güç aktarımı sağlayan evrensel bağlantı standardı
usbe :
ara. * usbe (grup, topluluk, cemaat, insan kitlesi) * ortak bir bağ etrafında
birleşmiş topluluk, grup veya kalabalık; özellikle akrabalık veya dayanışma
bağı bulunan insan topluluğu
usçu :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) + çu (yapan, eden eki,
ile ilgili, yandaş, destekçi) * akılcılığı, usçuluğu benimseyen kimse; akılcı,
rasyonalist
usçuluk :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) + çu (yapan, eden eki,
ile ilgili, yandaş, destekçi) + luk (isim yapım eki) * bilgide ve düşüncede
aklı, mantığı ve akıl yürütmeyi temel alan felsefi yaklaşım; rasyonalizm,
akılcılık
uskumru :
gre. * skombros (uslumru) * torikgiller (Scombridae) familyasından, hızlı
yüzen, gümüşi ve çizgili gövdesi olan pelajik bir deniz balığı türü
uskumrugiller :
gre., tür. * skombros (uslumru) (gre.) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki)
(tür.) * açık denizlerde yaşayan, mekik biçiminde uzun ve zarif gövdeli, çok
iyi yüzen kemikli balıkların oluşturduğu, uskumrular, orkinoslar ve yakın
akrabalarını kapsayan bir balık familyası, scombridae
uskumrumsugiller :
gre., tür. * skombros (uslumru) (gre.) + msu (-sal, gibi, benzer) + gil
(familya eki) + ler (çoğul eki) (tür.) * uskumrugillerle benzer özellikler
taşıyan balıklar familyası, Scomberesocidae
uskuna :
isko., ing. * schooner (iki direkli yelkenli; büyük bardak; kaygan, hızlı)
(scun (hızla ilerlemek) + er (-cı, yapan, eden eki) ) * iki veya daha fazla
direği sübye armalı olan, pruva direği genellikle grandi direğinden daha kısa
olan yelkenli türü; brikten küçük, iki direkli yelkenli gemi; iki veya daha
fazla direğe sahip, yelkenlerinin yapısı sayesinde yüksek hız ve manevra
kabiliyeti sunan yelkenli gemi türü, iskuna
uskur :
lat., ing. * scrofa (dişi domuz; dişi vida, cıvata somunu) (lat.); screw (vida,
helezon, pervane, gemi pervanesi) (ing.) * gemi pervanesi; geminin, su altında
dönerek itme gücü oluşturan ve geminin hareket etmesini sağlayan kanatlı aygıtı
uslanmak :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * akıllanmak, davranışlarını düzeltmek, yanlış
veya taşkın davranışlardan vazgeçip daha ölçülü davranır hale gelmek, aklını
başına almak
uslu :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) + lu (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * akıllı, makul, ölçülü, rasyonel, söz dinleyen, sakin ve
terbiyeli
usr :
ara. * usr (güçlük, zorluk, sıkıntı; darlık, sıkıntı, kıtlık) * güçlük, zorluk,
sıkıntı; darlık, geçim sıkıntısı, kıtlık (“yusr” (kolaylık, rahatlık, bolluk)
kelimesinin karşıtı)
ussal :
tür. * us (akıl, zeka, idrak, kavrayış, düşünme yetisi) + sal (gibi, benzer,
ile ilgili) * akla uygun, makul, rasyonel
usta :
ave., far. * avastata (baş, başkan, yönetici) (ave.); ustad (bilgin, uzman,
hoca ve zanaatinde, sanatında, ilminde yetkin kimse) (far.) * bir zanaati veya
işi bütün incelikleriyle öğrenen, onu kendi başına yapabilen, işinde çok
becerikli ve uzman olan kimse
ustabaşı :
ave., far. * avastata (baş, başkan, yönetici) (ave.); ustad (bilgin, uzman,
hoca ve zanaatinde, sanatında, ilminde yetkin kimse) (far.); usta (bir zanaati
veya işi bütün incelikleriyle öğrenen, onu kendi başına yapabilen, işinde çok
becerikli ve uzman olan kimse) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön;
kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) * bir atölyede, fabrikada
veya inşaatta çalışan işçileri yöneten, işlerin düzgün gitmesini sağlayan ve
ustaların başı olan kıdemli kimse
ustekinumab :
lat. * uste (farmasötik ön ek) + kin (interlökin molekülleri (özellikle IL-12
ve IL-23) belirteci) + umab (human monoclonal antibody) (homo, human (insan) +
mono (tek, bir, yalnız) + clonal (klonsal, kopyalama ile ilgili) (klonos
(filiz, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) + anti
(zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (lat.) + body (kor, vücut, beden) ) (ing.) ) *
bağışıklık sisteminin aşırı çalışması ile ortaya çıkan iltihaplı hastalıkları
(Sedef hastalığı (plak psoriazis), Psoriatik artrit (sedef romatizması), Crohn
hastalığı, Ülseratif kolit) tedavi etmek için kullanılan, iltihaba yol açan
belirli proteinleri (interlökin-12 ve interlökin-23) durdurarak etki gösteren
ilacın etken maddesi (C6482H10004N1712O2016S46)
ustura :
far. * usture (keskin bıçak) * sakal ve kıl tıraşında kullanılan, katlanıp
kapanabilen, çok keskin ve metal bir ağza sahip olan, tek parça özel çelikten
yapılan, ağzı körlendikçe deri kayış ve taşlar yardımıyla yeniden bilenmesi
gereken özel bir bıçak türü
usturlap :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + lambanein (ele geçirmek,
ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), labion (alan, kapan,
tutan, kavrayan, yakalayan) * yıldız tutucu; Güneş, Ay, yıldızlar ve
gezegenlerin konumlarını belirlemek, zamanı hesaplamak, enlem tayin etmek ve
astronomik gözlemler ile yön bulmada kullanılan tarihi astronomi ve seyrüsefer
ölçüm aracı
usturmaça :
gre., ita. * stromatsa (deniz taşıtlarında çarpma yastığı) (gre.); stramazzo
(ita.) * bir iskeleye, rıhtım duvarına veya başka bir tekneye yanaşan bir
teknenin veya geminin kinetik enerjisini emmek için kullanılan hava dolu bir
top veya başka şekil ve malzemedeki bir cihaz
usturpa :
lat. * stroppus (kayış, çember, bağ) (lat.); stroppa (bitki liflerinden veya
sicimden yapılmış bağ, sargı, halat veya kamçı/kırbaç) (ita.) * ince bir
halatın ucuna metal ağırlık veya kurşun bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç
usturup :
gre. * strophe (çevirme, döndürme, düzen, hile, kumpas, kurgu) (gre.); stropha
(hile, düzen, kumpas, oyun, uygun durum) (lat.) * uygun, münasip, yol, yordam
veya düzen, yerli yerinde olma, düzenli olma, kuralına uygunluk
usul :
ara. * asl (kök, temel, esas, ilke, kaide, kural) * bir işi yapmak, bir amaca
ulaşmak, bir işi başarmak için izlenen yol, yöntem, kural, sistem, seçilen
düzenli yol, metot; bir işin yapılması için önceden belirlenmiş uyulması
gereken esaslar, ilkeler, temeller, kurallar, kaideler
usulsüzlük :
ara. * asl (kök, temel, esas, ilke, kaide, kural), usul (bir işi yapmak, bir
amaca ulaşmak, bir işi başarmak için izlenen yol, yöntem, kural, sistem,
seçilen düzenli yol, metot; bir işin yapılması için önceden belirlenmiş
uyulması gereken esaslar, ilkeler, temeller, kurallar, kaideler) + süz (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + lük (isim yapım eki) * bir işin veya
işlemin kanunlara, kurallara, yasalara veya geleneksel yöntemlere (usule) uygun
yapılmaması durumu; genellikle resmi işlemlerde, kuralların dışına çıkılması veya
şekil şartlarına uyulmaması
usvet :
ara. * usva (izlemek, örnek almak, iyileştirmek) * örnek, model, örnek alınacak
kimse/durum
uşak :
tür. * uvış (küçük şey, ufak olan, ufalanmış nesne) + ak (isim yapım eki) *
çocuk; hizmetçi, yaver; Türkiye'de yer alan, batısında Manisa, güneyinde
Denizli , doğusunda Afyon ve kuzeyinde Kütahya bulunan 64 plaka numaralı il
uşakkapan :
tür. * uşak (ufak, küçük, çocuk, oğul) + kapan (yakalayan, alan, tutan) * Türk
folklorunda bebekleri veya küçük çocukları alıp götürdüğüne inanılan büyük bir
akbaba veya yırtıcı kuş türü
uşanka :
rus. * uxo, uşa (kulak) + anka (-lık, araç eki) * Rus kültürüne ait, kulakları,
boynu ve başı aşırı soğuktan koruyan, yan taraflarında kulaklık kapakları
bulunan kürklü bir kış şapkası türü, kulak şapkası
uşb :
ara. * a’şeb (otu bol, yeşillik ve otlak durumu gösteren yer, çok ot bitmiş
arazi) * taze ot, çim, çimen, yeşil bitki
uşkun :
ara. * uşkun (ışkın, dağ/yayla muzu) * kuzukulağıgiller (Polygonaceae)
familyasından olan, Doğu Anadolu'da yüksek dağ ve yaylalarında (özellikle Van,
Erzurum, Hakkari) ilkbaharda çıkan, ravent (Rheum) cinsinden, dağlık ve yüksek
kesimlerde kendiliğinden yetişen, kabuğu soyularak yenilen şifalı bir bitki
türü, ışkın/uşkun otu
uşş :
ara. * uşş (kuş yuvası) * kuşların ağaç dallarında çerçöpten ve benzeri
malzemelerden örerek yaptığı yuva
uşşak :
ara. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) * Türk musikisinde dügah perdesinde
karar kılan, neva perdesinde güçlüsü bulunan, insanlarda lirik, hüzünlü ve
samimi duygular uyandıran en eski temel makam
uşşak :
gre., ara. * obsekion (tutku, obsesyon, aşk, tutku) (gre.); aşika (aşık olmak,
sarmaşmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak), aşeka (sarmaşık, sarmak), aşk
(şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi) (ara.) * şiddetle
sevenler, aşıklar
uşşak-aşiran :
ara. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile
ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde uşşak dizisinin daha pes bir
ses olan aşiran perdesine (yerinde) göçürülmesiyle veya bu perdede karar
kuralıyla oluşturulmuş eski ve son derece nadir kullanılan bir bileşik/göçürme
makam biçimi
uşşak-gerdaniye :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + gardan (boynun ön
kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) +
iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde tiz bölgelerde (Gerdaniye
perdesi civarında) dolaşılarak icra edilen ve seyrinde Uşşak çeşni/dizisi ile karakteristiğin
yansıtıldığı eski bir musiki terkibi
uşşak-geveşt :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + gevah (ferahlık,
açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Klasik Türk musikisi tarihi edvar
(müzik teorisi) kitaplarında geçen, günümüze notası veya icra örneği kalmamış
olan, temel Uşşak makamı ile Geveşt makamının özelliklerinin veya seyrinin
birleştirilmesiyle oluşturulmuş eski bir mürekkep (birleşik) makam
uşşak-maye :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + maye (asıl, esas,
temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde segâh ve uşşak
makamlarının birbirine geçkili (karışık) olarak kullanılmasıyla meydana gelmiş,
dügah perdesinde karar eden eski bir birleşik makam
uşşak-nevruz :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev
(yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk mûsikisi nazariyatında güçlü sesi
standart Uşşak makamından farklı olarak neva yerine hüseyni perdesi olan, temel
Uşşak seyir ve özelliklerini Nevruz ezgi kalıplarıyla birleştiren bir makam
terkibi
uşşak-selmek :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + selm (barış, sükunet;
yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum
eki) (ara.) * temel yapısını Uşşak makamı ile Selmek birleşik makamının (veya
bileşenlerinin) oluştuduğu, eski ve mürekkep (birleşik) bir makam tasnifi
uşşak-şehnaz :
ara., far. * uşşak (şiddetle sevenler, aşıklar) (ara.) + şehnaz (padişahın
zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar,
kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde,
temel durak ve dizi özellikleri bakımından ana Uşşak makamı seyri içinde, yer
yer Şehnaz makamının karakteristik çeşni ve geçkilerine yer verilerek icra
edilen bileşik (mürekkep) bir geçki veya makam
ut :
ara. * ud (ağaç, odun; ud çalgısı) * gövdesi armut biçiminde, kısa saplı ve
genellikle on bir veya on iki telli, mızrapla çalınan, Türk ve Arap musikisinin
başlıca telli çalgılarından biri
utanç : tür.
* ut (utanma duygusu, ar, edep, haya) + anç (isim yapım eki) * kişinin yaptığı
bir davranış, düştüğü durum veya kendisinde algıladığı bir eksiklik yüzünden
duyduğu derin mahcubiyet, ar ve hicap duygusu, onur kırıcı veya uygunsuz bir
şey yapma algısıyla ortaya çıkan acı verici bir tepki
utanmak :
tür. * ut (utanma duygusu, ar, edep, haya) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * kötü, yanlış veya gülünç bir duruma düşmekten dolayı sıkıntı
duymak, kötü bir söz söyleme veya iş yapma nedeniyle üzüntü duymak, mahcup
olmak ve ar veya haya etmek, sıkılmak, çekinmek, ar ve namus duygusuyla ölçülü
davranmak, saygı veya edep sebebiyle bir şeyi yapmaktan kaçınmak
utarid :
ibr., ara. * atarah (taç, hale) (ibr.); utarid (taçlaşmış, hale gibi olmuş)
(ara.) * Güneş sisteminde yer alan Güneş'e en yakın ve en küçük gezegen olan
Merkür'ün Arapça kökenli eski adı
uterin :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) * rahim ile
ilgili, rahime ait
uteroplasental :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı) + plax, plakos (tabaka, levha, yüzey,
düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * uterus (rahim) ile plasenta (bebeğin eşi)
arasındaki bağlantı, bölge veya etkileşim ile ilgili
uterovesikal :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı) + vesica (baloncuk, torba, kese; mesane,
idrar torbası, sidik torbası) + alis (ile ilgili, -a ait) * rahim (uterus) ile
idrar torbası (mesane) arasındaki bölge, yapı veya ilişki ile ilgili
uterus :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı, karın) * kadın üreme sisteminde yer alan,
gebelik döneminde bebeğin büyümesini, beslenmesini ve gelişmesini sağlayan,
ters dönmüş armut formunda, içi boş, kas yapıdaki organ, rahim
uterus bicornis :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı, karın) + bi (iki, ikili,) + cornu (boynuz,
çıkıntı) + is (sıfat yapım eki) * rahmin doğuştan normalden farklı geliştiği,
rahimin, üst kısımda iki ayrı bölüme ayrıldığı ve dışarıdan bakıldığında kalp
şeklini andırdığı yapısal anomali, çift boynuzlu rahim, kalp şeklinde rahim
uterus septus :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı, karın) + saeptum, saeptus (çit, duvar,
kuşatılmış alan, çevrilmiş alan, sarılmış alan, bölme, perde, ayırıcı duvar)
(saepire (çevirmek, kuşatmak, sarmak) + tus (isim/ sıfat yapım eki) ) * anne
karnındayken rahmin gelişimi sırasında ortadaki dokunun erimeyip kalmasıyla
oluşan, rahim içinin, zarsı veya kas dokusundan bir perde ile kısmen veya
tamamen ikiye bölünmesi ile karakterize konjenital (doğumdan) bir rahim
anomalisi, rahim perdesi
UTF :
ing * Unicode + transformation (dönüştürme) + format (biçim) * Unicode
karakterlerini kodlamak için kullanılan standart biçim
UTI :
ing. * urinary (idrarla ilgili) + tract (yol) + infection (enfeksiyon) * üriner
sistemin enfeksiyonla etkilenmesi durumu
utilizasyon :
lat. * utilis (yararlı, kullanışlı, faydalı) (uti (kullanmak, yararlanmak,
faydalanmak) + lis (sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek) + tio isim yapım
ve durum eki) * kullanma, kullanım, yararlanma, faydalanma
utku :
tür. * ut (yenmek, kazanmak, galip olmak) + ku isim yapım eki) * galibiyet,
zafer, yengi
utkuuçi :
tür. * utku (galibiyet, zafer, yengi) (ut (yenmek, kazanmak, galip olmak) + ku
isim yapım eki) ) + içi (-cı, yapan, eden eki) * Türk ve Altay mitolojisinde
kurbanları ve duaları baş tanrı Ülgen'e ileten, gökyüzünde yaşayan önemli bir
kurban ruhu veya tanrısı, Utkaçı, Utkaçı Han
utle :
ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş
kalmak, bozulmak, çalışmamak, atıl olmak, hizmet dışı kalmak), atalet (atıl
olma, devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik,
uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık), tatil (atıl olma, bozulma, kullanım
dışı kalma, çalışmama), muattal (atıl, çalışmayan, bozuk, tatil edilmiş,
kullanılamaz olmuş, battal edilmiş, terkedilmiş) * atıl olma, devinimsizlik,
eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik,
kullanım dışılık, muattal olma, boş durma
utmak :
tür. * ut (yenmek, kazanmak, galip olmak) + mak (fiil mastar eki) * oyunda
yenmek, galip gelmek, kazanmak, ütmek
utrikül :
lat. * utriculus (küçük tulum, küçük kese, kesecik, torbacık) (uter (deri
tulum, kırba, kese, torba) + culus (küçültme eki) ) * iç kulakta dengeyi
sağlayan vestibüler sistemin bir parçası olan, yatay düzlemdeki doğrusal
hareketleri ve yerçekimini algılayan, içindeki kıl hücreleri ve kalsiyum
karbonat kristalleri (otokoni) sayesinde başın konum değişikliklerini beyne
bildiren sıvı dolu küçük bir kese
utull :
ara. * atala (sertçe çekmek, zorla sürüklemek) * hududu aşan, isyan eden, kaba
ve sert kimse; haşin, katı ve cimri kişi; cahil, hayırdan meneden, galiz ve
bahil kimse
utuv :
ara. * ata, atav (azmak, isyan etmek, haddi aşmak, küstah davranmak,
kibirlenmek) * azma, isyan, haddi aşma, kibirlenme
utüv :
ara. * ata, atav (azmak, isyan etmek, haddi aşmak, küstah davranmak,
kibirlenmek) * azma, isyan, haddi aşma, kibirlenme
UUID :
ing. * universally (evrensel olarak) + unique (benzersiz) + identifier
(tanımlayıcı) * bilgisayar sistemleri arasında çakışma olmadan nesneleri
tanımlamak için kullanılan benzersiz kimlik numarası
UV :
lat. * ultra (aşırı, aşırı derecede, çok ileri, ötesinde, ötesine) + viola
(menekşe) * görünür ışığın mor ucunun ötesinde bulunan, dalga boyu yaklaşık
10–400 nm arasında olan elektromanyetik ışınımı, morötesi
uvea :
lat. * uvea (üzüm benzeri, üzümsü katman) (uva (üzüm) + ea (gibi, benzeri) ) *
gözün beyaz kısmı ile ışığa duyarlı retinanın arasında yer alan, gözü besleyen
kan damarlarını içeren, gözün iris, siliyer cisim ve koroidden oluşan orta
tabakası
uveal :
lat. * uvea (üzüm benzeri, üzümsü katman) (uva (üzüm) + ea (gibi, benzeri) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) * gözün üvea adı verilen ve kan damarlarıyla dolu
olan orta tabakasıyla ilgili
uveit :
lat. * uvea (üzüm benzeri, üzümsü katman) (uva (üzüm) + ea (gibi, benzeri) ) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözde
ağrı, kızarıklık, görme bulanıklığı ve gözün üvea tabakasının iltihabı ile
karakterize olan inflamatuar hastalık
uveoparotid :
lat. * uvea (üzüm benzeri, üzümsü katman) (uva (üzüm) + ea (gibi, benzeri) ) +
parotid (kulağın önünde ve altında bulunan, tükürük salgılayan parotis bezine
ait veya onunla ilgili olan) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran;
arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı,
farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer,
şekilli, biçimli) ) * genellikle bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesiyle
ortaya çıkan sarkoidoz hastalığının bir belirtisi veya özel bir türü (Heerfordt
sendromu / üveoparotid ateşi) olarak bilinen, gözün orta tabakası olan uveanın
iltihaplanması (üveit) ile kulak önündeki tükürük bezi olan parotis bezinin
büyümesinin (parotit) aynı anda görülmesi durumu
uvera :
ara. * avra (şaşı, tek gözlü veya kör kadın) * şaşı, tek gözlü, bir gözünde
kusur bulunan; mecazen kusurlu kadın
uvertür :
lat., fra. * aperire (açmak) (lat.); ouvrir (açmak), ouverture (açılış) (fra.)
* opera, bale veya konçerto gibi sahne eserlerinin başında, perde açılmadan
hemen önce orkestranın çaldığı açılış müziği
uvula :
lat. * uvula (üzümcük) (uva (üzüm) + ula (dişil küçültme eki) ) * ağız
boşluğunun yutak ile birleştiği kısımda, damağın en arka kısmında asılı şekilde
duran, mukoza, bağ ve kas dokusu ile tükürük salgılayan kanallardan oluşan ve
besinlerin ağızdan yutağa doğru itilmesini sağlayan etli doku parçası, küçük
dil, dilcik
uvuloplasti :
lat. * uvula (üzümcük) (uva (üzüm) + ula (dişil küçültme eki) ) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * küçük dilin (uvula) ve bazen yumuşak damağın cerrahi
yöntemlerle kısaltılması veya yeniden şekillendirilmesi işlemi (Horlama
şiddetini azaltmak, uyku sırasında hava yolunun tıkanmasını engellemek, küçük
dilin aşırı uzun veya kalın olması durumunu düzeltmek için uygulanır.)
uvz :
ara. * uvz (kaz) * Anatidae (Ördekgiller) familyasından olan, sulak alanlarda
yaşayan, hem etinden hem de tüyünden yararlanılan, bağırgan yapısıyla tanınan
evcil veya yabani bir su kuşu türü (goose (kaz) (ing.), oie (kaz) (fra.), Gans
(kaz) (alm.) )
UX :
ing * user (kullanıcı) + experience (deneyim) * bir ürün veya hizmetin kullanım
sürecinde kullanıcıda oluşan deneyim ve memnuniyetin bütünü
uyak :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardındn gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek) + ak (isim yapım eki) * şiirde dize (mısra) sonlarında
bulunan, yazılışları benzer ama anlamları ve görevleri farklı olan seslerin
veya eklerin birbirine benzemesi, kafiye (Şiire ahenk, ritim ve müzikalite
katmak amacıyla kullanılır.)
uyanık :
tür. * od (uyandırmak, ateşlemek, canlandırmak, harekete geçirmek) + an
(dönüşlü fiil eki) + ık (sıfat yapım eki) * uyanmış olan, uyumayan
uyanmak :
tür. * od (uyandırmak, ateşlemek, canlandırmak, harekete geçirmek) + an
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * uyku halini sonlandırıp bilince
kavuşmak; bir işin veya gerçeğin aslını sonradan idrak etmek; bir duygu veya
durum belirmek
uyaran :
tür. * od (uyandırmak, ateşlemek, canlandırmak, harekete geçirmek) + ar (etken
fiil eki) + an (isim/sıfat yapım eki) * dış veya iç çevreden kaynaklanan ve bir
canlıda duyu, tepki veya davranış oluşumu sağlayan her türlü nesne, olay, durum
veya enerji
uyarı :
tür. * od (uyandırmak, ateşlemek, canlandırmak, harekete geçirmek) + ar (etken
fiil eki) + ı (isim yapım eki) * bir tehlike, yanlışlık veya durum hakkında dikkatli
olunmasını bildiren söz veya işaret; bir konu veya tehlikeye dikkat çekmek için
yapılan ikaz, ihtar veya tembih
uyarlamak :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardındn gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek) + ar (bağlaç) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir şeyi başka bir duruma, ortama veya şartlara uygun hale getirmek, bir
şeyi yeni bir amaca veya ortama uydurma
uyarmak :
tür. * od (uyandırmak, ateşlemek, canlandırmak, harekete geçirmek) + ar (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kişiye yanlış bir şey yapmaması
gerektiğini söylemek veya bir durumu ona hatırlatmak, ikaz etmek, ihtar etmek
uydu :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardındn gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek) + du (isim yapım eki) * bir gezegenin çekim etkisi altında
olan ve onun çevresinde dönen daha küçük gök cismi (peyk); insanların uzaya
fırlattığı ve dünya yörüngesinde dönen yapay cihaz
uyduruk :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardındn gitmek, peşinden gitmek, takip etmek, benzerlik
göstermek) + dur (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) + uk (sıfat yapım eki) *
asılsız, gerçek olmayan; yakıştırma veya uydurma olan; geçici, derme çatma;
aslı olmayan, gerçeği yansıtmayan, derme çatma veya kalitesiz, gerçek olmayan
iddia, uydurma haber, sağlam olmayan eşya
uygar :
tür. * uygur (Uygur Türkleri) (uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden
gitmek, takip etmek, benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + gur (sıfat
yapım eki) ) * medeni, çağdaş, kültürlü, bilgili, eğitimli, görgülü, görgü
kurallarına uyan
uygulamak :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + gu (isim yapım eki) + la (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * teorik bir bilgiyi, kuralı, kararı veya
düşünceyi pratikte hayata geçirmek, tatbik etmek
uygulamalıbilimler :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + gu (isim yapım eki) + la (etken
fiil eki) + ma (isim yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + bilim
(bilme, ilim, tanıma) + ler (çoğul eki) * mevcut bilimsel verileri günlük
hayatın ve endüstrinin gerçek sorunlarını çözmek için kullanan, teorik bilgiyi
pratiğe dönüştüren bilimler
uygun : tür.
* uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + gun (sıfat yapım eki) * bir şeye
yer, zaman, durum veya özellik bakımından yaraşan, denk olan, yakışan,
elverişli veya hesaplı olan, uyan
uygur :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + gur (sıfat yapım eki) * Orta
Asya'da ve Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan kadim bir Türk halkı
uyku :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ku (isim yapım eki) *
vücudun ve beynin dinlenmek için dış dünya ile bağını geçici olarak
yavaşlattığı, bilincin büyük oranda kapandığı, kasların gevşediği ve bedenin
kendini yenilediği doğal ve biyolojik süreç
uyku tulumu :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ku (isim yapım eki) +
tulum (alt ve üst kısmı birleşik olan, kollu veya askılı tek parça kıyafet)
(tul (şişmek, kabarmak) + um (isim yapım eki) ) + u (iyelik eki) * vücut
ısısını hapsederek dışarıdaki soğuk havanın içeri girmesini önleyen, kampçılık
gibi doğa aktivitelerinde veya bebeklerin gece üstlerini açmasını engellemek
için giysi şeklinde kullanılan, fermuarla kapanan, taşınabilir ve hafif bir
yatak türü
uykuluk :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ku (isim yapım eki) +
luk (isim yapım eki) * kuzu ve dana gibi süt emen genç hayvanların göğüs kafesi
ve boğaz bölgesindeki salgı bezlerinden elde edilen, yumuşak dokulu ve lezzetli
özel bir sakatat türü
uykusuzluk :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ku (isim yapım eki) +
suz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + luk (isim yapım eki) * kişinin
uykuya dalmakta zorlanması, uykuyu sürdürememesi, gece sık uyanması veya sabah
çok erken uyanıp tekrar uyuyamaması ve dinlendirici bir uyku alamadığı için gün
içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve huzursuzluk hissetmesi durumu, insomnia
uyluk :
tür. * udluk (kalça kemiği, bacağın arka/üst kısmı) (ud (arka, ard) + luk (isim
yapım eki) ) * insan vücudunda kalça ile diz eklemi arasında kalan, ayakta
durma, yürüme ve koşma gibi hareketlerde temel rol oynayan, güçlü kasları ve
vücudun en uzun kemiğini barındıran üst bacak bölgesi
uymak :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + mak (fiil mastar eki) * bir
kurala, kanuna veya karara bağlı kalmak, boyun eğmek; denk gelmek, yaraşmak,
yakışmak, belirli kriterler bazında biribirini tutmak/dengelemek, alışmak, uyum
sağlamak
uynuk :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + nuk (isim yapım eki) *
Anadolu'da ve yöresel ağızlarda çiğ sütün kendiliğinden ekşiyip kesilmesiyle
veya yayıkta yağı alındıktan sonra kalan ayran benzeri kıvam; genellikle
ekşimik veya hamur işlerinde lezzet vermek için kullanılan, kaynatılmamış çiğ
sütün oda sıcaklığında kendiliğinden mayalanıp pıhtılaşması ve sarımtrak bir su
salması durumu (sütü mayalamak/uyutmak bağlamında kelimede “uyu” kökü
kullanılmıştır.)
uyruk :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + ruk (isim yapım eki) * kimlik ve
pasaport gibi resmi belgelerde kişinin hangi ülkenin vatandaşı olduğunu
belirten, kişinin yasal olarak vatandaşlık bağıyla bir devlete bağlı olması
durumu
uysal :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + sal (sıfat yapım eki; gibi,
benzer) * yumuşak huylu, iyi kalpli, kavga çıkarmayan ve başkalarının isteklerine
kolayca ayak uyduran (kişi); başkalarının sözünden çıkmayan, söz dinleyen,
yumuşak başlı, uyumlu ve kolayca yönetilebilen (kimse veya hayvan)
uyuklamak :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + k (bağlaç) + la (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir yere otururken veya ayaktayken derin
uykuya dalmadan, başın öne düşmesi gibi hafif bir şekilde uykulu hali
sürdürmek, tam olarak uyumamak ile uyku arasında gidip gelme durumu
uyum :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + um (isim yapım eki) * bir bütünün
parçaları arasındaki uygunluk, ahenk veya bir varlığın, bireyin veya sistemin
dış çevreye, kurallara ve şartlara ayak uydurması durumu
uyun :
ara. * ayn (göz; pınar, çeşme, kaynak) * gözler; kaynaklar, pınarlar, çeşmeler
uyurgezer :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + r (geniş zaman fiil eki)
+ gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + er (geniş zaman fiil eki) * uyku
halindeyken bilinçsizce ayağa kalkıp dolaşan veya çeşitli hareketler (konuşma,
eşya değiştirme, yürüme) yapan kimse, somnambül
uyurgezerlik :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + r (geniş zaman fiil eki)
+ gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + er (geniş zaman fiil eki) + lik (isim
yapım ve durum eki) * kişinin uykunun en derin aşamasında yataktan kalkıp
bilinçsizce yürümesi veya karmaşık hareketler yapması durumu, somnambülizm
(genellikle çocuklarda sık görülen, yaş ilerledikçe kendiliğinden geçer.)
uyuşmak :
tür. * uy (uymak, tabi olmak, ardından gitmek, peşinden gitmek, takip etmek,
benzerlik göstermek, denk gelmek, yaraşmak) + uş (işteş fiil eki) + mak (fiil
mastar eki); uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ş (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirine uymak, anlaşmak, görüş veya düşüncede
ortaklaşmak; bir organ duyusunu yitirmek, hissizleşmek
uyuşturucu :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ş (dönüşlü fiil eki) +
tur (etken fiil eki) + ucu (yapan, eden eki) * merkezi sinir sistemini
etkileyerek beynin işlevlerini değiştiren, fiziksel veya psikolojik bağımlılığa
yol açan, kişinin bilincini, algısını, ruh halini ve davranışlarını doğrudan
etkileyen doğal veya sentetik kimyasal maddelerin genel adı
uyuşuk :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + ş (dönüşlü fiil eki) +
uk (sıfat yapım eki) * duymaz, hareket edemez hale gelmiş veya mecazi olarak
tembel, gevşek ve yavaş kimse; hissedemeyen, karıncalanan veya hareket etme
yeteneğini geçici olarak yitirmiş olan
uyuz :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + z (isim yapım eki) *
Sarcoptes scabiei adındaki mikroskobik bir akarın deri altına yerleşip yuva
yapmasıyla oluşan, özellikle geceleri şiddetlenen yoğun kaşıntı ve döküntülerle
kendini gösteren oldukça bulaşıcı bir cilt hastalığı
uyuz böceği :
tür. * uyu (uyumak, bilinç kapanmak, hareket dinmek) + z (isim yapım eki) +
böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + i (iyelik eki) *
çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük, mikroskobik bir akar (parazit) türü,
Sarcoptes scabiei
uz :
tür. * uz (iyi, güzel, eli işe yatkın, usta kişi, işine yatkın, becerikli,
mahir) * bir işi iyi bilen, becerikli, usta
uzaduyum :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) +
duyum (duyma, duyu organlarıyla algılanan, hissedilen şey, algılayış) (duy, tuy
(hissetmek, anlamak, algılamak, fark etmek, işitmek) + um (isim yapım eki) ) *
beş duyu organının yardımı olmadan, kişiler arasında düşünce, duygu veya
bilgilerin aktarıldığı ileri sürülen paranormal bir iletişim biçimi, telepati
uzak :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ak
(sıfat yapım eki) * gidilmesi uzun süren, arada çok mesafe veya zaman bulunan,
ötelerde olan, arasındaki yolu katetmek çok zaman alan
uzak doğu :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ak
(sıfat yapım eki) + doğu (güneşin yükseldiği yön, şark ) (toğ, tuğ, doğ
(yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + u (isim yapım eki) )
* Asya kıtasının doğu ve güneydoğu kısmında yer alan coğrafi bölge (Avrupa
merkezli bir bakış açısıyla dünyanın en doğusunda kalan ülkeleri tanımlamak
için kullanılır.)
uzaklık :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ak
(sıfat yapım eki) + lık (isim yapım ve durum eki) * iki nokta veya nesne
arasındaki boşluğun veya doğrusal hattın metrik veya kronometrik ölçüsü,
mesafe, ıraklık
uzaksamak :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ak
(sıfat yapım eki) + sa (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi
uzak saymak, gerçekleşmesini uzak görmek veya olacağına pek inanmamak, bir
durumu veya olayı kendinden veya gerçekten uzak bulmak, ıraksamak
uzaktan kumanda : tür.,
lat. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ak
(sıfat yapım eki) + tan (kaynak, köken eki) + commandare (emretmek, buyurmak,
talimat vermek, yönetmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev
vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, buyurmak, talimat
vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) ) (lat.) * televizyon, klima ve ses
sistemi gibi elektronik cihazların, kablosuz sinyallerle uzak mesafeden ve
oturulan yerden kalkılmasını gerektirmeden yönetilmesini sağlayan elektronik
cihaz
uzam :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + am
(isim yapım eki) * bir nesnenin veya varlığın uzayda kapladığı yer, hacim
uzama katsayısı :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ma
(isim yapım eki) + katsayı (cebirsel ifadelerde bir değişkenin önünde yer alan
ve o değişkenin kaç kat alındığını belirten, matematiksel ifadelerde oranlama,
denklemler kurma ve çözümleme açısından temel rol oynayan sabit çarpan) (kat
(eklemek, ilave etmek, üst üste koymak, bükmek) + sayı (nicelik, miktar,
rakamla ifade edilen değer) ) * bir maddenin sıcaklığı bir derece arttığında
veya bir kuvvet uygulandığında boyunda oluşan boyut değişim oranını gösteren ve
her madde için özgün ve değişken nitelik arzeden fiziksel değer, genleşme
katsayısı
uzamak :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) +
mak (fiil mastar eki) * bir şey boyu büyümek, yükseklik kazanmak, uzun bir
duruma gelmek; bir durumun veya sürecin gerçekleşmesi, tamamlanması çok zaman
almak
uzantı :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + an
(dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * bir şeyin uzayan bölümü, ana bütünün
devamı; bir bilgisayar dosyasının isminden sonraki noktadan sonra gelen ve üç
harften oluşan dosya türü belirteci; internet tarayıcılarının türünü belirten
kod
uzatmalı sevgili :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + at
(etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) +
sevgili (güçlü duygusal bağ hissedilen, sevilen kimseyi ifade eden sıfat ve
isim) (sev (sevmek, hoşlanmak, beğenmek, yakınlık duymak, gönül vermek;
ayırmak, korumak, sakınmak) + gi (isim yapım eki) + li (sıfat yapım eki) ) *
evlenmeye veya ilişkiyi resmi bir adıma taşımaya karar vermeden, aradan çok
uzun yıllar geçmesine rağmen birlikte olmaya devam eden çiftler için kullanılan
halk tabiri
uzay :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ay
(isim yapım eki) * Dünya atmosferinin dışı ile tüm gök cisimleri arasında
kalan, içinde yıldızlar, gezegenler, galaksiler, gaz ve toz bulutları bulunan
sınırsız ve sonsuz boşluk, evren, feza
uzay adamı :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ay
(isim yapım eki) + adam (insan) + ı (iyelik eki) * Dünya atmosferi dışında
araştırma yapmak, uzay aracını yönetmek veya uzay yolculuğuna çıkmak için özel
eğitim almış kimse, astronot, kozmonot
uzay gemisi :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ay
(isim yapım eki) + gemi (denizde yolculuk yapan büyük taşıt) + si (iyelik eki)
* Dünya atmosferi dışında, dış uzayda hareket etmek, yük veya insan taşımak ve araştırma
yapmak için yapılan büyük taşıt
uzaylı :
tür. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak) + ay
(isim yapım eki) + lı (sıfat yapım eki) * Dünya dışında, evrenin başka bir
yerinde yaşadığı var sayılan akıllı canlı veya yaşam formu
uzayzaman :
tür., ara. * uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi
açılmak) + ay (isim yapım eki) (tür.) + zaman (süre, vakit, çağ, devir) (ara.)
* üç boyutlu uzay ile tek boyutlu zamanı tek bir dört boyutlu yapı içinde
birleştiren fiziksel ve matematiksel bir model
uzeyr :
ibr. * azr, ezr (yardım etmek, desteklemek, korumak), azar (yardım, destek,
koruma), ezra (yardım eden, destekleyen, koruyan; yardım, destek, koruma) *
Kur'an’ın 9. suresi olan Tevbe Suresinin 30. ayetinde adı geçen, İbrani kökenli
eski bir din adamı veya peygamber olduğu düşünülen kişi
uzgörü :
tür. * uz (uzak, ırak, ileri) + görü (görme, gözleriyle algılama) * gelecekteki
olayları, durumları veya uzak bir gerçeği, uzak bir doğruyu bugünden, önceden
görebilme, sezme ve tahmin etme yeteneği, ileri görüşlülük (Öngörü kavramından
daha geniş ve uzak vadeli bir durumu ifade eder.)
uzgörür :
tür. * uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok olan) + görür (gören, gözleriyle
algılayan) * gerçeği ve doğruyu önceden görebilen, ileri görüşlü olan, uzgören
uzlaşmak :
tür. * uz (iyi, hoş, güzel, uygun, becerikli, usta, sanatkar, mahir, akıllı,
uslu) + laş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * anlaşmazlık veya sorun
yaşayan kişiler karşılıklı olarak fedakarlık yaparak, asgari müştereklerde
buluşarak veya ortak bir yol bularak anlaşmak
uzlet :
tür. * uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok olan) + let (isim yapım eki) *
kişinin toplumsal hayattan ve insanlardan uzaklaşarak yalnız bir yaşam sürmesi,
inzivaya çekilmesi
uzman : tür.
* uz (iyi, hoş, güzel, uygun, becerikli, usta, sanatkar, mahir, akıllı, uslu) +
man (kişi, kimse, isim yapım eki) * belli bir iş veya konuda derin bilgiye,
görüşe, deneyime ve özel beceriye sahip olan kimse, eksper, spesiyalist
uzo :
gre. * ouzo (anasonlu alkollü içki) * Yunanistan ve Kıbrıs'ta çok sevilen,
genellikle sek içilen veya içine su ve buz katılarak tüketilen, su eklendiğinde
rengi süt beyazına dönen anason aromalı damıtılmış geleneksel bir alkollü içki
uzra :
ara. * azara (bağışlamak, mazur görmek, affetmek) * bağışlama, mazeret,
affetme, mazur görme, özür
uzuf :
ara. * azifa, ezife (yaklaşmak, yakın olmak, yakınlaşmak, sabretmek) *
yaklaşma, yaklaşımlık, zamanın yaklaşması; nefsi kötülüklerden ve şüphelerden
menedip uzaklaştırmak
uzun : tür.
* uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak, uzlaşmak,
ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok olan) + un
(sıfat yapım eki) ) * iki ucu veya başlangıcı ile bitimi arasında çok mesafe
veya zaman olan, yerden çok yüksek olan
uzun araç :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + araç (bir işi yapabilmek için kullanılan her
türlü şey, vasıta ) (ara (iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + ç (isim yapım ve
araç eki) ) * standart binek otomobillerden boyut olarak belirgin şekilde büyük
ve uzun olan; kamyon, tır (çekici ve yarı römork), otobüs veya arkasında römork
taşıyan, aynı zamanda Karayolları Trafik Yönetmeliği gereğince arkasında uyarı
levhası taşması gereken büyük vasıta
uzun atlama :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + atlama (zıplama, sıçrama, ileriye doğru
atılma, bir yerden bir başka yere geçme, üzerinden geçme) * sporcunun belirli
bir mesafeden koşarak hızlanıp yatay doğrultuda mümkün olduğunca uzağa
sıçramasına dayanan atletizm dalı
uzun eşek :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + eşek (atgillerden, attan küçük, irice başlı,
uzun kulaklı, yük ve binek hayvanı) * iki takım arasında, bir grubun belinden
bükülerek art arda sıra olması ve diğer takım oyuncularının da koşarak bu
kişilerin sırtının üzerine atlamasıyla oynanan, geleneksel bir açık hava çocuk
ve sokak oyunu
uzun menzilli :
tür., ara. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) (tür.) + menzil (inilecek yer, durak, ev; bir yolculukta,
belli bir yol alıştan sonra dinlenmek için durulan, daha önce belirlenmiş olan
yer; atılan bir merminin ulaşabildiği uzaklık ) (nazala (indirmek, aşağıya
göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) ) * erişim veya
etkili kullanım mesafesi uzun olan; uzak bir noktaya kadar ulaşabilen
uzun vadeli :
tür., ara. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) (tür.) + vade (daha sonrası için konmuş tarih,
zaman) (ara.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * gerçekleşmesi veya
sonuçlanması için uzun bir süre öngörülen; kısa vadeli olmayan
uzun vadeli alacaklar :
tür., ara. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) (tür.) + vade (daha sonrası için konmuş tarih,
zaman) (ara.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) + alacak (borçlu olandan
tahsil edilmesi veya alınması gereken para veya mal) + lar (çoğul eki) (tür.) *
bir işletmenin mal veya hizmet satışından doğan, vadesi veya tahsil süresi bir
yıldan (12 aydan) uzun olan ve bilanço içinde duran varlıklar grubunda yer alan
alacak türü
uzun vadeli borçlar :
tür., ara. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) (tür.) + vade (daha sonrası için konmuş tarih,
zaman) (ara.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) + borç (birine ödenmesi
gereken para veya yükümlülük; alacak ilişkisi) + lar (çoğul eki) (tür.) * bir
şirketin veya kişinin ödeme süresi bilanço tarihinden itibaren bir yıldan (12
aydan) uzun olan ve bilançonun pasifler kısmında yer alan finansal borçları
uzunçalar :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + çalar (müzik aleti, oynatıcı ) (çal (elle
dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ar (geniş
zaman ve araç eki) ) * düşük devirle ses kaydedilen, bir yüzüne ortalama 8-10
şarkı (23 dakika) sığdırılabilen, 33lük (dakikada 33 tam 1/3 tur (devir) dönen,
genellikle 30 cm (12 inç) çapında olan) veya 45lik (dakikada 45 tam tur (devir)
dönen, genellikle 17,5 cm (7 inç) çapında olan) olabilen büyük boyutlu analog
müzik plağı veya albümü, long play
uzundere :
tür., far. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) (tür.) + dere (küçük akarsu) (dare (vadi, iki
dağ arasındaki geçit) (far.) ) * Erzurum’un bir ilçesi
uzunköprü :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + köprü (kara yolu, su yolu veya vadiler gibi
doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan yapı) * Edirne’nin bir
ilçesi
uzunluk :
tür. * uzun (mesafesi veya süresi fazla olan ) (uza (uzun sürmek, uzamak,
uzlaşmak, ileri gitmek, mesafesi açılmak), uz (uzak, ırak, ileri, mesafesi çok
olan) + un (sıfat yapım eki) ) + luk (isim yapım eki) * bir şeyin iki ucu
arasındaki mesafe; bir cismin veya uzaklığın ölçü bakımından değeri; sürenin
ölçüsü
uzuv :
ara. * uzv (organ, parça) * vücudun bir parçası; kol, bacak gibi organ; bir
bütünün parçası, üye
uzv :
ara. * uzv (organ, parça) * vücudun bir parçası; kol, bacak gibi organ; bir
bütünün parçası, üye
uzyazar :
tür. * uz (uzak, uzaktan, mesafesi çok olan) + yaz (kaleme almak, metin
oluşturmak, çizmek) + ar (-cı, yapan, eden eki) * uzaktaki bir merkeze elektrik
sinyalleriyle metin göndermeye veya almaya yarayan eski tip yazıcı/teletayp
cihazı, teletype
uzza :
ara. * azaza (aziz olmak, güçlü ve üstün olmak, yüce olmak, ulu olmak), eazz
(en aziz, en yüce, en üstün, en ulu) * çok yüce, azize, şerefli ve değerli
kadın; İslamiyetten evvel cahiliyet devrinde kutsal addedilerek tapınılan büyük
putlardan birisinin ismi
uzzal :
ara. * azala (kınamak, ayıplamak, azarlamak), azil (kınayan, ayıplayan,
azarlayan) * kınayanlar, ayıplayanlar, azarlayanlar; Türk musikisinde Hicaz
ailesine mensup olan, Hicaz beşlisine uşşak dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan,
Muhayyer perdesi üzerinde buselik beşlisi ile üst taraftan genişleme yapan bir
makam
uzzal-acem :
ara. * azala (kınamak, ayıplamak, azarlamak), azil (kınayan, ayıplayan,
azarlayan), uzzal (kınayanlar, ayıplayanlar, azarlayanlar) + acem (yabancı;
Persli, İranlı) * Türk musikisinde Uzzal makamının seyri sırasında, özellikle
inici (aşağı doğru inen) nağmelerde eviç perdesi yerine acem perdesinin
kullanılmasıyla ortaya çıkan özel bir geçki veya "acemli uzzal
dizisi" hali
uzzal-hüseyni :
ara. * azala (kınamak, ayıplamak, azarlamak), azil (kınayan, ayıplayan,
azarlayan), uzzal (kınayanlar, ayıplayanlar, azarlayanlar) + huseyn (hasan
(güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * Uzzal makamı ile Hüseyni makamının özelliklerinin veya
geçkilerinin bir arada kullanıldığı müzikal bir yapı
uzzal-şehnaz :
ara., far. * azala (kınamak, ayıplamak, azarlamak), azil (kınayan, ayıplayan,
azarlayan), uzzal (kınayanlar, ayıplayanlar, azarlayanlar) + şehnaz (padişahın
zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar,
kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk Musikisinde yer
alan ve Hicaz ailesine mensup olan Şehnaz makamının oluşturulmasında veya icra
edilmesinde kullanılan temel dizilerden/geçkilerden biri
ü :
tür. * ü, Ü * Türkçe alfabenin 16. harfi (U’dan sonra, V’den önce)
übeyd :
ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek, bendelik etmek), ubud
(kulluk, kölelik, hizmetçilik, bendelik), abd (kul, köle, hizmetçi, bende) *
kulcuk, kölecik, kulcağız, küçük köle, küçük kul; erkek ismi
übeydullah :
ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek, bendelik etmek), ubud
(kulluk, kölelik, hizmetçilik, bendelik), abd (kul, köle, hizmetçi, bende),
übeyd (kulcuk, kölecik, kulcağız, küçük köle, küçük kul; erkek ismi) + Allah
(el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah'ın küçük,
aciz ve mütevazı kulu
übüvvet :
ara. * eb (baba, ata) + vet (isim yapım eki) * babalık, atalık
ücac :
ara. * ucac (tuzlu ve acı su) * tuzluluğu ve acılığı belirgin olan, içilmeye
elverişli olmayan su
ücra :
tür. * uçra (uç (en son nokta, tepe, son, sınır, had, limit) + ra (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * çok uzakta olan, mesafesi çok olan, çok uçta bulunan,
kenarda, kıyıda köşede veya merkeze çok uzakta bulunan
ücret :
ara. * ecir (ücret, hizmet karşılığı ödül), acara (karşılık vermek, ücret
vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek, mükafatlandırmak; kiraya vermek,
kiralamak, kiraya vermek) * bir kimseye yaptığı iş veya harcadığı emek
karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından para olarak ödenen bedel
ücur :
ara. * ecir (ücret, hizmet karşılığı ödül), acara (karşılık vermek, ücret
vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek, mükafatlandırmak; kiraya vermek,
kiralamak, kiraya vermek) * ücretler, ödüller
üç :
tür. * üç (3) * 2’den sonra, 4’ten önce olan doğal sayı 3
üç boyutlu :
tür. * üç (3) + boyut (bir cismin herhangi bir yöndeki uzanımı, bir cismin en,
boy veya yüksekliğinden her biri, ebat) (boy (uzunluk, uzama, yükseklik,
uzantı) + ut (durum eki) ) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) * en, boy ve
yükseklik olmak üzere üç uzamsal boyutu bulunan
üç düzlemli :
tür. * üç (3) + düzlem (üzerinde girinti çıkıntı olmayan düz alan, yüzey, alan,
iki boyutlu yüzey) (tüz, düz (doğru hale getirmek, iyileştirmek, sıraya koymak,
dizmek, düzenlemek) + lem (isim yapım eki) ) * geometri terimi olarak iki
düzlemin kesişmesinden sonra üçüncü bir düzlemi eğik bir açıyla kesmesi durumu
üç taş :
tür. * üç (3) + taş (sert mineral, kaya) * üç taşla ve kare şeklindeki bir
alanda oynanan geleneksel bir çocuk oyunu; mücevheratta üç taşlı yüzük, tria
üçer :
tür. * üç (3) + er (grup eki) * üçlü gruplar halinde
üçgen :
tür., gre. * üç (3) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş
hat) (gre.) * düzlemde birbirine doğrusal olmayan üç noktayı birleştiren üç
doğru parçasının birleşiminden oluşan, üç kenarı, üç köşesi ve üç iç açısı
bulunan temel geometrik şekil (alanı s = 1/2a.h, çevresi p = a+b+c)
üçkağıtçı :
tür., far. * üç (3) (tür.) + kağad (yazı yazılan ince levha) (far.) + çı
(yapan, eden eki) (tür.) * üç adet iskambil kağıdının yerini çabuk el
hareketleriyle değiştirerek oynanan ve izleyicinin kağıdı tahmin etmeye
çalışırken kandırıldığı sokak oyununu icra eden kişi; hilekar, dolandırıcı,
sahtekar ve düzenbaz
üçlü :
tür. * üç (3) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) * üçü bir arada olan, üç
bileşenden oluşan grup
üçlük :
tür. * üç (3) + lük (isim yapım eki) * basketbolda, topun, sahadaki üç sayı
çizgisinin gerisinden potaya atılarak ve çemberden geçirilerek takıma 3 puan
kazandırılmasıyla yapılan skor türü
üçte bir :
tür. * üç (3) + te (yer ve durum eki) + bir (yek, tek, vahid, 1) * bir bütünün
üçe bölünmesiyle oluşan eşit parçalardan her biri (1/3) )
üçüncü :
tür. * üç (3) + üncü (sıra eki) + sıra numarası üç olan, bir dizideki sırası üç
olan * third; troisième, tertiaire; dritte (r, s)
üçüncü göz çakrası :
tür., san. * üç (3) + üncü (sıra eki) + göz (görme organı) (tür.) + çakra
(tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire, disk, çark; insandaki, helezonik
(spiral) yapı arzeden spiritüel enerji katmanlarından her biri) (san.) + sı
(iyelik eki) (tür.) * insan bedenindeki yedi temel ana çakranın (enerji çıkış
noktası) altıncısı olan, iki kaşın tam ortasında, alnın alt kısmında yer alan,
sezgi, içgörü, hayal gücü, bilgelik ve altıncı hissin merkezi olan, fiziksel
gözlerin ötesini görmeyi, olayların ve evrenin ardındaki gerçeği algılamayı
temsil eden çakra, ajna çakra (komut, algı çakrası)
üçüncül :
tür. * üç (3) + üncü (sıra eki) + ül (sıfat yapım eki) * üçüncü sırada bulunan;
üç numaralı, üçüncü derece veya aşamada olan
üçüz :
tür. * üç (3) + üz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı gebelikte doğan üç
kardeşten her biri; üç kardeşten oluşan doğum grubu
üff :
ara. * uff (ses yansımalı onomatopeik kelime) * of, olumsuz nida, sıkıntı
belirten nida (off (iptal, dışında, olumsuz olan) (ing.) )
üflemek :
ara. * üf (nefes verme anındaki dudak hareketinden ses yansımalı onomatopeik
kelime) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ağızdan hava vermek,
nefes vermek, soluk vermek; hava akımı oluşturarak bir şeyi soğutmak, hareket
ettirmek veya söndürmek
üftade :
far. * oftadan (düşmek) * düşmüş, yere düşmüş; düşkün, zavallı, acınacak
durumda olan kimse, biçare; aşık, tutkun (tasavvufta)
üful :
ara. * afl, afala (batmak, kaybolmak, gözden kaybolmak), afil (batan, kaybolan,
görünmez olan; fani, geçici) * batma, kaybolma, gözden kaybolma; sönme, yok
olma, ölüm
üfunet :
ara. * afn, afana (çürümek, kokmak, bozulmak) * çürüme, bozulma, pis kokma;
irin, cerahat; ortamın veya devrin bozulması, ahlaki çürüme veya ruhsal olarak
insanı bunaltan ağır hava
üfürmek :
ara. * üf (nefes verme anındaki dudak hareketinden ses yansımalı onomatopeik
kelime) + ür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ağızdan hava vermek,
nefes vermek, soluk vermek; hava akımı oluşturarak bir şeyi soğutmak, hareket
ettirmek veya söndürmek
üfürük :
ara. * üf (nefes verme anındaki dudak hareketinden ses yansımalı onomatopeik
kelime) + ür (etken fiil eki) + ük (isim yapım eki) * üflenerek dışarı verilen
soluk; halk arasında inandırıcılığı olmayan, asılsız, boş söz
üfürükçü :
ara. * üf (nefes verme anındaki dudak hareketinden ses yansımalı onomatopeik
kelime) + ür (etken fiil eki) + ük (isim yapım eki) + çü (-cı, yapan, eden eki)
* dualar veya sözler okuyup hastaların veya sorunlu kişilerin üzerine üfleyerek
onları iyileştirdiğini veya musibetlerden kurtardığını iddia eden kimse
ükl :
ara. * akala, ekele (yemek, yemek yemek, tüketmek) * yemiş, meyve, yiyecek,
azık
ükzube :
ara. * kezebe (gerçek olmayanı söylemek, doğru olmayanı söylemek, yalan
söylemek), kezzebe (yalanlamak, yalan olduğu öne sürmek), kezzab (gerçek
olmayanı söyleyen, doğruyu söylemeyen, yalancı) * yalan söz, uydurma söz, batıl
söz
ülema :
ara. * aleme (bilmek, tanımak), alim (bilen, tanıyan, bilgin) * alimler,
bilenler, tanıyanlar, bilginler; dinî ve hukuki ilimlerde uzmanlaşmış bilginler
topluluğu; özellikle İslam toplumlarında din bilgini ve hukukçular sınıfı
ülen :
tür. * oğlan, lan (genç çocuk, oğul, erkek çocuk) (oğul (erkek çocuk) + an
(küçültme eki) ) * bir kişiye seslenmek, dikkat çekmek veya şaşkınlık, öfke,
samimiyet belirtmek için kullanılan argo bir hitap sözü
üleşmek :
tür. * ül (pay, hisse, nasip, kısmet) + eş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * bir şeyi aralarında paylaşmak, bölüşmek, hisselere ayırmak, taksim etmek
üleştirmek :
tür. * ül (pay, hisse, nasip, kısmet) + eş (işteş fiil eki) + tir (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi kişiler arasında paylaştırmak,
bölüştürmek, birden çok kişiye pay vermek, taksim etmek
ülfet :
ara. * alafa, alifa (alışmak, cana yakın olmak, dostluk kurmak, birleşmek),
allafa (birleştirmek, yakınlaştırmak, tanıştırmak, dost haline getirmek,
alıştırmak; bir araya getirmek, toplamak, derlemek, düzenlemek, yazmak), itilaf
(anlaşma, uyuşma; birleşme) * alışma, alışkanlık, uyum, birleşme, ısınma;
ahbaplık, dostluk
ülgen :
tür. * ül (yükselmek, yücelmek, ululaşmak) + gen (sıfat yapım eki) * Türk ve
Altay mitolojisinde göğün üst katlarında yaşadığına ve insanlara/yaratılışa
ilişkin düzeni koruduğuna inanılan, gök, iyilik ve yaratılışla ilişkilendirilen
tanrısal varlık
ülger :
tür. * ülger (şeftali ve benzeri meyvelerin üzerindeki ince, yumuşak tüy, ince
tüy) * şeftali, ayva gibi bazı meyvelerin yüzeyini kaplayan ince ve yumuşak tüy
tabakası; mecazen ince, yumuşak tüy
ülin nüha :
ara. * ulu (sahip olanlar, haiz olanlar, sahipler, ehil olanlar, maliki
olanlar) + el (ön ek, artikel) + naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek,
mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek,
bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak,
erişmek), nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme),
nuha (akıl, idrak; yasaklama, kötülükten alıkoyma gücü) * akıl sahipleri, aklı
olanlar, akıllılar, sağduyu sahibi kimseler, kötülükten alıkoyan akla sahip
olanlar (Kur’an terimidir.)
ülke :
tür. * ülke (memleket, yurt, devlet toprağı) * sınırları belirli bir toprak
parçası üzerinde örgütlenmiş siyasi topluluk ve bu topluluğun egemenliği
altındaki toprak, devlet
ülker :
tür. * ül (yıldız) + ker (sıfat yapım eki) * gökyüzündeki Boğa takımyıldızı
içinde yer alan yedi parlak yıldızdan oluşan açık yıldız kümesinin adı,
Süreyya, Pervin, Yedikızkardeş, Pleiades)
ülkü :
tür. * il (tutmak, yakalamak, kavramak) + gu (isim yapım eki) * akıl ve yürekle
benimsenen, gerçekleştirilmek için çalışılan en son gaye veya tasarı, hedef,
gaye, niyet
ülkücü :
tür. * il (tutmak, yakalamak, kavramak) + gu (isim yapım eki) + cu (yapan, eden
eki, yandaş, destekçi) * bir amaç veya ideal uğruna özveriyle çalışan, menfaat
gözetmeyen kimse; Türk milliyetçiliği ve Türk-İslam ülküsünü benimseyen, bir
ülküye (ideale) çıkar gütmeden bağlı olan kimse, idealist
ülser :
lat. * ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) *
Helicobacter pylori adı verilen bir bakteri enfeksiyonuna, uzun süre ve bilinçsiz
ağrı kesici (aspirin ve romatizma) ilaç kullanımına, sigara ve alkol tüketimine
ve aşırı strese bağlı olarak, vücudun iç veya dış yüzeylerini kaplayan
dokularda (özellikle sindirim sisteminde) mide asidi ve sindirim sıvıları gibi
etkenler nedeniyle oluşan açık yaralar
ülserasyon :
lat. * ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) +
tio (isim yapım eki) * ciltte veya vücut içindeki organların (özellikle mide ve
bağırsak gibi) iç zarı üzerinde, doku kaybı ve tahrip sonucu açık yara oluşması
süreci
ülseratif :
lat. * ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) +
tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * dokularda açık yara veya
harabiyet (ülser) geliştiren, ülser (yara) oluşturan, ülserli, ülser
karakterinde olan
ülseratif kolit :
lat., gre. * ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a
ait) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + colitis
(colon (kolon, sütun) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) ) (gre.) * kalın bağırsağın iç yüzeyindeki tabaka olan kolon
mukozasında iltihaplanma meydana gelmesi sonucu oluşan ve yaralarla (ülser)
seyreden kronik (uzun süreli) bir inflamatuar bağırsak hastalığı
ülseroglandüler : lat.
* ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) +
glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * deri üzerinde oluşan yara (ülser) ve bu yaraya yakın
bölgedeki lenf bezlerinin şişmesi ile ilgili (glandüler lenfadenopati)
ülserojen :
lat., gre. * ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) +
es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) * ülser (yara) oluşumuna yol açan veya mevcut
ülseri tetikleyerek şiddetlendiren
ültimatom :
lat. * ultimatum (en son şey, son teklif, en son olan, en nihai) (ultimus (en
son, sonuncu, nihai) + atum (isim yapım eki) ) * bir devletin veya tarafın
karşı tarafa belirli bir süre içinde yerine getirilmesini istediği kesin
koşulların son bildirim biçiminde sunulması, son uyarı, kesin bildirim
üluf :
ara. * elf (bin) * binler; Osmanlı döneminde Ulufe şeklinde kullanılan,
kapıkulu askerlerine ve devlet görevlilerine üç ayda bir verilen maaş
üluhiyet :
ara. * aliha (tapmak, yönelmek, sığınmak, ibadet etmek; hayrete düşmek), ilah
(insanlar tarafından kutsal kabul edilen, tapılan veya yüceltilen varlık;
yönelinen, tapılan, tanrı) * tanrılık, ilahlık, tanrısallık, Tanrı'ya özgü olma
hali, Tanrısal nitelikler bütünü
ülya :
ara. * ala (yüce, yüksek), uluv (yücelik, yükseklik, ululuk) + iya (sıfat yapım
eki) * en yüksek, çok yüksek, pek yüce, en ulu
üma :
tür. * üma (ses yansımalı onomatopeik kelime) * kedi miyavlaması
ümem :
ara. * ummet (aynı din veya inanç etrafında birleşen topluluk, millet, halk,
topluluk) (umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli,
başlıca unsuru) + et (isim yapım eki) ) * aynı din veya inanç etrafında
birleşen topluluklar, milletler, halklar, topluluklar, ümmetler
ümera :
ara. * amara (emretmek, yönetmek, buyurmak), emr (iş, emir, komut, buyruk,
talimat), amir (emreden, emir veren, buyuran, buyruk veren, iş veren; erkek
ismi) * emirler, beyler, kumandanlar, komutanlar, amirler, yöneticiler
ümid :
far. * omet (beklenti, umut) * bir şeyin gerçekleşmesini isteme, bekleme ve
olacağına inanma, geleceğe dair olumlu beklenti, iyimser beklenti, umut
ümit :
far. * omet (beklenti, umut) * bir şeyin gerçekleşmesini isteme, bekleme ve
olacağına inanma, geleceğe dair olumlu beklenti, iyimser beklenti, umut
ümm :
ara. * umm (anne, ana, valide) * anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası,
kaynağı, temeli, başlıca unsuru (Amme (bakıcı) (alm.) )
ümmehat :
ara. * umm (anne, ana, valide) + hat (çoğul eki) * anneler, analar, valideler;
esaslar, asıllar, temeller, ilkeler, prensipler
ümmet :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + et (isim yapım eki) * aynı din veya inanç etrafında birleşen
topluluk, millet, halk, topluluk
ümmi :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + i (ile ilgili, -a ait) * annesinden doğduğu saf halini koruyan; okuma
yazma bilmeyen, tahsil görmemiş; kavimli, kavimsel, avama ait, halktan
ümmiyet :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + i (ile ilgili, -a ait) + yet (isim yapım eki) * okuma yazma bilmeme
durumu, ümmilik
ümmü :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + u (iyelik tamlama eki) * anası, annesi, validesi (örnek “ümm-ü Gülsüm
(Gülsüm’ün annesi) )
ümmügülsüm :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + u (iyelik tamlama eki) + kultum, kulsum (dolgun yanaklı, tombul
yüzlü, tombul, yanakları etli, dolgun yüzlü kadın) * yüzü dolgun, yanakları
etli kimsenin annesi; güzel yüzlü anne, bütün güzeller içinde en güzel
ümm-ül bilad :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + u (iyelik tamlama eki) + el (ön ek, artikel) + bilad (beldeler) *
şehirlerin (beldelerin) anası, şehir merkezi
ümm-ül kitab :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + u (iyelik tamlama eki) + el (ön ek, artikel) + kitab (yazı, yazılım,
kitap) * kitabın anası, ana kitap (Kur’an terimi olup, Kur’an’ın da içinden
indirildiği ledündeki ana kitap.)
ümm-ül kura :
ara. * umm (anne, ana, valide; bir şeyin aslı, esası, kaynağı, temeli, başlıca
unsuru) + u (iyelik tamlama eki) + el (ön ek, artikel) + karia (köy, kasaba,
kent, il, şehir, yerleşim yeri), kura (köyler, kasabalar, iller, şehirler,
küçük yerleşim birimleri) * şehirlerin anası, kentlerin merkezi, merkez şehri,
Mekke
ümniyye :
ara. * manya (dilek, arzu, istek; saplantı, kuruntu) * gerçekleşmesi istenen
şey, dilek, arzu, istek, hayal, temenni; saplantı, kuruntu
ümran :
ara. * umran (imar (yapma, inşa, tamir, şenlendirme) + an (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) * mutluluk, saadet, refah; canlandırma, şenlendirme, mamur kılma,
bayındırlık, bayındır olma, bir yerin tamamıyla meskun ve yeterince işlenmiş
olması; medeniyet, terakki, refah
ümraniye :
ara. * umran (imar (yapma, inşa, tamir, şenlendirme) + an (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) + iye (isim yapım eki) * İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir ilçesi
ümumet :
ara. * umm (anne, ana, valide) + umet (isim yapım eki) * annelik, analık
ümük :
tür. * ünük (boğaz, gırtlak, hançere; ses cihazı) (ün (ses, avaz, çağrı, ünlem)
+ ük (isim yapım ve araç eki) ) * nefes borusunun üst kısmını oluşturan, ses
tellerini barındıran ve yutkunma sırasında besinlerin akciğere kaçmasını
engelleyen kıkırdak yapılı organ, soluk borusu, boğaz, gırtlak, imik
ün :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) * ses, avaz; herkesçe bilinme, tanınma
durumu, şöhret, şan, nam, repütasyon
ünal :
tür. * ün (ses, avaz; şan, şöhret, nam) + al (elde etmek, edinmek, tutmak,
kapmak, yakalamak) * ün kazan, adını duyur, şöhret bul; erkek ismi
ünas :
ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), insan (bilinç, akıl ve
sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve idrakli
varlık, beşer) (uns, unsa (yakınlık, dostluk, ünsiyet, birlikte yaşama) + an
(sıfat yapım eki) ), nas (insanlar); nesiye (unutmak), nisyan (unutma)
(Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından), nas (insanlar) * insanlar, halk,
topluluk
ünbub :
ara. * anbuba (kamış, noru) * kamıştaki boğum arası kısım; parmak uçları; tüp,
ince boru
ündeş :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + deş (aynılık, eşlik eki) * anlamları
ayrı, yazılış ve telaffuzları aynı olan (kelime), sesteş
üni :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) * tek, bir, yek, yegane
ünifokal :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri,
ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tek bir odak noktası
veya odağı bulunan, özellikle tıpta tek bir odakta sınırlı olan, tek odaklı;
vücuttaki bir hastalığın, lezyonun, tümörün veya enfeksiyonun sadece tek bir
bölgede veya tek bir odakta bulunduğunu belirtmek için kullanılan tıp terimi
üniform :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * tek şekilli, tek biçimli, tek
biçimli, aynı görünüşte veya özellikte olan; çeşitlilik göstermeyen, biçimi
değişmeyen, her yeri aynı olan, değişmeyen, tek tip, aynı, bir örnek, değişmez
üniforma :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * tek şekilli, tek biçimli, tek
biçimli, aynı görünüşte veya özellikte olan; çeşitlilik göstermeyen, biçimi
değişmeyen, her yeri aynı olan, değişmeyen, tek tip, aynı, bir örnek, değişmez;
aynı işi yapan kişilerin giydiği, kurallarla belirlenmiş, tek tip ve bir örnek
giysi; belirli bir kurum, meslek, okul veya askeri birlik mensuplarının aynı
biçimde giydiği standart kıyafet, tek tip giysi
ünik :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + icus (ile ilgili, -a ait) * eşi, benzeri
olmayan, tek ve benzersiz, eşsiz, biricik
ünikürsal eğri :
lat., tür. * unus, uni (tek, bir, yek) + currere (koşmak, akmak, ilerlemek),
cursus (koşu, koşma; akış, akma, gidiş, yol, seyir) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) + eğri (doğru, düz veya dikey olmayan, bir noktasında yön değiştiren,
çarpıklığı olan; yay biçimli) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir
yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki boyutlu Öklid düzleminde, f ve g gerçek
katsayılı rasyonel fonksiyonlar olmak üzere, x = f(t), y = g(t) parametrik
denklemleri ile tanımlanabilen eğri. 2. Kendi kendini kestiği noktalarda,
kendisini en fazla iki kere kesen düzlem eğrisi
ünilateral :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + lateralis (iki tarafa da ait, yan, yanal)
(latere (yan tarafında olmak) (latus (taraf, yan) + are (fiil mastar eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yalnızca vücudun, organın veya bir
yapının bir yanında bulunan veya gerçekleşen, tek taraflı
ünipolar depresyon :
lat., gre. * unus, uni (tek, bir, yek) (lat.) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök
kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus (lat.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + depressus (aşağı bastırılmış, baskılanmış, çökertilmiş,
alçaltılmış, düzleşmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak,
durdurmak), pressus (basılmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.); dépression
(fra.) * yalnızca depresif dönemlerle seyreden, mani veya hipomani dönemlerinin
bulunmadığı depresyon türü; tek kutuplu depresyon
ünipolarite :
lat., gre. * unus, uni (tek, bir, yek) (lat.) + polos (kutup, eksen, aks, mil,
gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus (lat.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * uluslararası ilişkilerde
küresel gücün, sistemdeki diğer tüm devletleri gölgede bırakacak şekilde tek
bir büyük devlet ya da süper güç elinde toplanması durumu, tek kutupluluk
ünisellüler :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + cellula (küçük hücre, hücrecik, odacık)
(cella (hücre, oda, hazne) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a
ait) * yalnızca bir hücreden oluşan veya tek bir hücreden meydana gelen, tek
hücreli (bakteri, arke, amip, öğlena, terliksi hayvan (paramesyum) gibi)
ünite :
lat * unitas (birlik, birim, bir olma) (unus, uni (tek, bir, yek) + itas (isim
yapım ve durum eki) ) * birlik, teklik; bir bütünü oluşturan, kendi başına bir
bütünlük taşıyan bölüm; ölçü, eğitim, askeri teşkilat veya teknik sistemlerde
temel birim; birim
üniter :
lat * unitas (birlik, birim, bir olma) (unus, uni (tek, bir, yek) + itas (isim
yapım ve durum eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * tek bir bütün oluşturan,
birimlerden meydana gelen; siyaset ve hukukta tek merkezî devlet yapısı ile
ilgili olan
üniter matris :
lat * unitas (birlik, birim, bir olma) (unus, uni (tek, bir, yek) + itas (isim
yapım ve durum eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) + mater (anne, ana, valide,
öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim;
matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde
oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) *
karmaşık sayı elemanlarından oluşan ve eşlenik devriğiyle (conjugate transpose)
çarpımı birim matrise eşit olan kare matris, U
ünivalan :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * tek değerli; bir girdiye yalnızca tek
bir değer karşılık gelen; matematikte her girdiyi tek bir değere eşleyen
(fonksiyon)
ünivalent :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * tek değerli; bir girdiye yalnızca tek
bir değer karşılık gelen; matematikte her girdiyi tek bir değere eşleyen
(fonksiyon)
ünivers :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * tek düzen; var olan her şeyin
oluşturduğu bütün, evren, kainat;
üniversal :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bütün
evreni veya bütün bir sınıfı kapsayan; evrensel, genel, tümel
üniversalizm :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bazı düşünce, değer, kural
veya inançların coğrafya, kültür veya zamandan bağımsız olarak tüm insanlık
için geçerli olduğunu savunan felsefi ve teolojik bir kavram, evrenselcilik
üniversite :
lat. * unus, uni (tek, bir, yek) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * en
üst düzeyde bilimsel eğitim, akademik araştırma ve bilgi üretimi yapan,
fakülte, enstitü ve yüksekokullardan oluşan yükseköğretim kurumu
ünlem :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + lem (isim yapım eki) * sevinç, korku,
şaşkınlık, üzüntü veya kızgınlık gibi ani duyguları anlatan veya birine
seslenmek için kullanılan kelime türü
ünlem işareti :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + lem (isim yapım eki) + işaret (belirti,
alamet, ayet, iz, simge, sembol, nişan, kod, şekil) (ara.) + i (iyelik eki)
(tür.) * sevinç, korku, şaşkınlık, üzüntü veya kızgınlık gibi ani duyguları
belirten cümlelerin sonuna konan (!) işareti
ünlemek :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * yüksek sesle bağırmak, seslenmek veya bir adı, haberi yüksek sesle
duyurmak
ünlü :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + lü (sıfat yapım eki) * adını geniş bir
toplum kesimine duyurmuş, tanınan, namlı, şanlı, şöhretli, meşhur
üns :
ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns, unsa (yakınlık,
dostluk, ünsiyet, birlikte yaşama), insan (bilinç, akıl ve sosyal yeteneklerle
donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve idrakli varlık, beşer) *
alışkanlık, alışma, yakınlık, samimi olma, ülfet, huzur bulma, hemdem olma
ünsa :
ara. * unsa (dişi, kadın, kız), inas (kızlar, kadınlar, dişiler), nisa
(kadınlar, dişiler) * dişi, kadın, kız
ünsal :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + sal (serbest bırakmak, bırakmak, ileri
atmak, yöneltmek, yaymak, ileri doğru göndermek, dağıtmak, sarkıtmak, hareket
ettirmek) * ün kazan, adını duyur, meşhur ol; erkek ismi
ünsiyet :
ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns, unsa (yakınlık,
dostluk, ünsiyet, birlikte yaşama), insan (bilinç, akıl ve sosyal yeteneklerle
donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve idrakli varlık, beşer), uns
(alışkanlık, alışma, yakınlık, samimi olma, ülfet, huzur bulma, hemdem olma) +
iyet (isim yapım eki) * alışkanlık kazanma, alışma, yakınlık oluşma, samimi
olma, ülfet, huzur bulma, hemdem olma, dostluk, samimiyet
ünsüz :
tür. * ün (ses, avaz, çağrı, ünlem) + süz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) * vücuttaki ses yolunda bir engele (gırtlak, dudak, dil) çarparak çıkan
konuşma sesi, sessiz harf; ünü olmayan, tanınmayan, meşhur ollamayan, şöhretsiz
(kimse)
ünuset :
ara. * unsa (dişi, kadın, kız) + et (isim yapım eki) * dişilik, kadınlık
ünvan :
ara. * unvan (başlık, titr, ad, işaret) * bir kimsenin adı, sıfatı veya
göreviyle ilgili kullanılan adlandırma; özellikle kişinin makamını, mesleğini
veya toplumsal konumunu belirten ad veya sıfat
ünye :
gre. * oinos (şarap, üzüm) * Ordu’nun bir ilçesi
ünzile :
ara. * enzele (indirmek) fiilinin geçmiş zaman hali * indirildi, indirilmiş;
kadın ismi
ürat :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina (lat.) + ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * ürik asidin (C5H4N4O3) tuzu
(C5H3N4O3)
ürban :
lat. * urbanus (şehre ait, şehirle ilgili, şehirli, kentsel) (urbs (şehir,
kent, il) + anus (ile ilgili, -a ait) ) * şehre, kente veya şehir yaşamına ait
olan, şehir ile ilgili, kentsel, şehirli
ürbanizm :
lat. * urbanus (şehre ait, şehirle ilgili, şehirli, kentsel) (urbs (şehir,
kent, il) + anus (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * şehirlerin fiziksel, toplumsal ve işlevsel gelişimini
düzenleme, şehircilik, kent planlaması; kentsel yaşam
ürdün :
ara., ibr. * yardona (akan su, akarsu, nehir, ırmak) (aram.); yarden (aşağı
akan) (ibr.) * Batı Asya'da, Levant bölgesinde yer alan, kuzeyde Suriye, doğuda
Irak, güney ve güneydoğuda Suudi Arabistan, batıda İsrail ve Filistin ile komşu
olan ülke
üre :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina (lat.) * vücutta
proteinlerin sindirilmesi ve parçalanması sonucunda ortaya çıkan zehirli
amonyakın, karaciğer tarafından daha az zararlı olan maddeye dönüştürülmüş hali
(CH4N2O veya CO(NH2)2 (veya H2N-CO-NH2)
üreaplasma :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey;
katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * insan üreme ve idrar
yollarında (ürogenital sistem) normal florada bulunabilen, hücre duvarı olmayan
en küçük bakteri tür
üreaplazma :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey;
katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * insan üreme ve idrar
yollarında (ürogenital sistem) normal florada bulunabilen, hücre duvarı olmayan
en küçük bakteri tür
üreaplazma parvum :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş
şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) (gre.) + parvus,
parvum (küçük, ufak, minik) (lat.) * insan idrar yollarında ve üreme
organlarında yaşayabilen, hücre duvarı olmayan çok küçük bir bakteri türü
ürem :
tür. * üdre, üre (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + m (isim
yapım eki) * anamalcı ekonomide, kiralanan paranın kira bedeli; para getirmesi
için ödünç verilen paranın yıllık kazanç yüzdesi veya maktu tutarı, faiz
üremek :
tür. * üdre, üre (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + mek (fiil
mastar eki) * canlılar nesli sürdürmek amacıyla yeni bireyler meydana getirmek;
çoğalmak, nesil vermek
üremi :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle ileri evre böbrek yetmezliğinde görülen ve tüm vücudu etkileyen,
böbreklerin yeterince çalışmaması nedeniyle üre ve diğer zehirli atık
maddelerin idrarla atılamayıp kanda birikmesi durumu
üremik :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait) * kanda üre ve diğer zararlı atık maddelerin aşırı oranda
birikmesi durumu olan üremi ile ilgili veya üremiye bağlı
üreteç :
tür. * üret (oluşturmak, meydana getirmek, ortaya koymak, ortaya çıkarmak, imal
etmek) (üdre, üre (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + t (etken
fiil eki) ) + eç (araç eki) * farklı türdeki enerjileri elektrik enerjisine
çeviren ve bir elektrik devresinde akım geçmesi için gerekli olan voltajı
(potansiyel farkı) sağlayan devre elemanı, elektrik enerjisi üreten aygıt,
jeneratör
üreter :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) *
idrarı böbreklerden mesaneye (idrar kesesine) taşıyan boru, üretra
üreter ektazi :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) +
ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme,
genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) + eia
(isim yapım eki) * böbreklerden mesaneye (idrar torbasına) idrar taşıyan ince
kanal olan üreterin normalden daha fazla genişlemesi veya çapının artması
üreteraj :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp)
(gre.) + agium (isim yapım ve durum eki) (lat.); uretèrage (fra.) * üreterin
kateterizasyonu, sondalanması veya üretere cerrahi olarak müdahale edilmesi
üreteral :
gre., lat. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.)
(ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * idrarı
böbreklerden mesaneye (idrar kesesine) taşıyan boru ile ilgili, üretra ile
ilgili
üreteral kolik :
gre., lat. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.)
(ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + khole (safra; sarı) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) * böbrekten mesaneye idrar taşıyan kanallarda
(üreter) bir taş veya tıkanıklık oluşması sonucunda, özellikle böbrek taşının
üreter boyunca ilerlemesi sırasında bel ve yan taraflarda aniden başlayan
dalgalar halinde şiddetli sancı
üreterektaz :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + ekteinein
(uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme,
genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) * böbreklerden
mesaneye (idrar torbasına) idrar taşıyan ince kanal olan üreterin normalden
daha fazla genişlemesi veya çapının artması
üreteroileostomi :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + ileum
(jejunumdan sonra gelen ve kalın bağırsağa bağlanan, ince bağırsağın üçüncü ve
son bölümü) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık,
açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * üreterlerin ileuma
bağlanarak idrarın bağırsak yoluyla vücut dışına yönlendirilmesini sağlayan
cerrahi işlem
üreterolit :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + lithos
(taş, kaya) * üreter içinde bulunan taş
üreterolitotomi :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + lithos
(taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * üreterde bulunan taşı
çıkarmak amacıyla üreterin cerrahi olarak kesilmesi ve taşın çıkarılması
üreteropelvik :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + peluis,
pelvis (çanak, leğen, kap biçimli kısım; basen, alt karın) (pel (dökmek,
doldurmak, kap yapmak) + uis, vis (isim yapım eki) ) + ikos (ile igili) (gre.);
icus (lat.) * üreter ile renal pelvis arasındaki bölgeye ilişkin
üreterorenoskopi :
gre., lat. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.)
(ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) +
renes (böbrek) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
özellikle idrar yolu taşlarının tanı ve tedavisinde kullanılan, üreter ve
böbreğin içinin endoskopik bir aletle görüntülenerek incelenmesi yöntemi
üreterosel :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + kele
(tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * üreterin mesaneye
açıldığı uç bölümünün kese biçiminde genişleyip mesane içine doğru bombeleşmesi
üreterosigmoidostomi :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + sigma
(Yunan alfabesinin 18. harfi Σ/σ/ς) + eidos, oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık,
açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * üreter tüplerinin sigmoid
kolona cerrahi olarak bağlanması ve idrarın kalın bağırsak yoluyla dışarı
atılmasını sağlayan cerrahi işlem
üreterostenoz :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + stenosis
(daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) ) * üreterin normalden fazla daralması; üreter darlığı, üreter
lümeninin daralması
üreterostomi :
gre. * ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron
(idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + stomia
(ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * üreterin idrarın vücut dışına akmasını sağlamak amacıyla cerrahi
olarak yeni bir açıklığa ağızlaştırılması; üreterin dışarıya açılmasıyla
oluşturulan yapay idrar yolu
üretici :
tür. * üret (oluşturmak, meydana getirmek, ortaya koymak, ortaya çıkarmak, imal
etmek) (üdre, üre (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + t (etken
fiil eki) ) + ici (yapan, eden eki) * ham maddeleri işleyerek veya yeni bir
değer yaratarak mal, hizmet veya fikir ortaya çıkaran kimse veya kurum,
oluşturucu, meydana getirici
üretim :
tür. * üdre, üre (oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, imal edilmek;
çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + t (etken fiil eki) + im (iim
yapım eki) * bir şeyi meydana getirme, ortaya çıkarma işi; mal veya hizmet
oluşturma, üretme süreci; insan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ham maddelerin
veya kaynakların belirli bir süreçten geçirilerek mal veya hizmete
dönüştürülmesi ve bunların faydasının artırılması
üretken :
tür. * üret (oluşturmak, meydana getirmek, ortaya koymak, ortaya çıkarmak, imal
etmek) (üdre, üre (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + t (etken
fiil eki) ) + ken (sıfat yapım eki) * çok veya sürekli üretme yeteneği olan;
verimli, ortaya koyduğu ürün veya sonuç bakımından güçlü olan
üretmek :
tür. * üdre, üre (oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, imal edilmek; çoğalmak,
artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * bir şeyi ortaya çıkarmak, meydana getirmek; ham maddeyi işleyerek mal
oluşturmak, bir sonuç veya ürün ortaya koymak
üretra :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) *
idrarı böbreklerden mesaneye (idrar kesesine) taşıyan boru, üreter
üretral :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) + alis
(ile ilgili, -a ait) * idrarın mesaneden vücut dışına taşınmasını sağlayan
kanala ait, üretraya ilişkin, üretra ile ilgili
üretrit :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * idrarın
mesaneden vücut dışına taşınmasını sağlayan kanal olan üretranın
iltihaplanması; üretra yangısı, üretre enfeksiyonu
üretrografi :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kontrast madde kullanılarak, üretranın yapısını ve
olası darlık veya anormallikleri radyolojik olarak görüntüleme ve inceleme
yöntemi
üretroplasti :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) +
plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * üretranın darlık veya yapısal bozukluklarını
düzeltmek amacıyla cerrahi olarak onarılması ve yeniden yapılandırılması
üretrosel :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) + kele
(tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * üretranın veya
üretrayı çevreleyen dokunun kese biçiminde dışarı doğru bombeleşmesi, üretral
prolapsus veya üretraya ilişkin fıtıklaşma
üretrovezikal :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) +
vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * üretra ve mesaneye ilişkin; üretra ile
mesanenin birleştiği bölgeyle ilgili
ürgüp :
gre. * hagios (kutsal, aziz) + prokopios (ilerleyen, gelişen, başarı gösteren;
erkek ismi) (prokoptein (ilerlemek, gelişmek, başarı göstermek) (pro, pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru,
için, lehine, içinde, gerektikçe) + koptein (kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak,
kırmak, vurmak, parçalamak) ) + ios (sıfat yapım eki) * Türkiye’nin Nevşehir
iline bağlı, tüflerden oluşmuş peri bacaları ile meşhur Kapadokya bölgesinin en
önemli ve turistik ilçelerinden biri
üri :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + eia (isim yapım ve durum eki) * idrarla
ilişkili durum veya süreç belirten son ek (örneğin “hematüri”)
üridin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + aceticus (asetik,
sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile
ilgili olan) ) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) +
idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * canlılarda RNA'nın
(ribonükleik asit) temel yapı taşlarından biri olan ve vücut tarafından doğal
olarak üretilen, hücre içi enerji metabolizmasında, hücre zarı gelişiminde ve
sinir sistemi fonksiyonlarında işlev gören bir pirimidin nükleoziti
ürik :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ikos (ile ilgili, -a ait) * üre ile
ilgili, idrarla ilgili
ürik asit :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.)
+ acidum (ekşi, asit) * pürinlerin parçalanması sonucu oluşan, insanlarda
başlıca idrarla atılan azotlu organik bileşik (C5HF4N4O3)
ürin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + ine (kimyasal madde eki)
(lat.); urina (lat.) * böbreklerin kanı süzmesiyle oluşan, vücuttaki fazla su
ve atık maddeleri içeren, idrar yolları aracılığıyla vücuttan atılan sıvı
madde, idrar, çiş, sidik
ürinalizis :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + analusis, analysis (analiz, çözme,
çözümleme) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri,
arkaya, baş, önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * idrarın fiziksel, kimyasal ve
mikroskobik özelliklerinin incelenmesi, idrar tahlili, idrar analizi
ürinasyon :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina + tio (isim yapım eki)
(lat.) * idrarın mesaneden üretra yoluyla vücut dışına atılması; işeme, idrar
yapma
üriner :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina + aris (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * idrarla ilgili; idrarın oluşumu, taşınması, depolanması veya vücuttan
atılmasıyla ilişkili olan
ürkek :
tür. * ürk (korkmak, çekinmek, irkilmek) + ek (sıfat yapım eki) * kolay korkan,
çekingen, ürküntülü, korkuya çabuk kapılan, korkak
ürkmek :
tür. * ürk (korkmak, çekinmek, irkilmek) + mek (fiil mastar eki) * korkmak,
çekinmek, irkilmek
ürobilin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + bilis (safra) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) * bilirubinin bağırsaklarda bakteriyel dönüşümü
sonucu oluşan ve idrara sarı rengini veren safra pigmenti (C33H42N4O6)
ürobilinojen :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + bilis (safra) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) * bilirubinin
bağırsaklarda bakteriler tarafından parçalanmasıyla oluşan, oksitlenerek
ürobiline dönüşen renksiz safra pigmenti öncülü
ürodinami :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + eia
(isim yapım ve durum eki) * idrar kesesinin (mesane) ve alt idrar yollarının
idrarı depolama ile boşaltma fonksiyonlarını değerlendiren kapsamlı bir tanı
testi
ürofili :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu)
(philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * idrar yapma eyleminden veya idrardan uyarılma ve cinsel haz
duyma durumu, ürolagni
üroflovmetri :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + fluere (akmak, sıvı
ilerleyerek hareket etmek) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * idrar akış hızının ve
akış miktarının ölçülmesi; işeme sırasında idrarın debisini değerlendiren
ürolojik inceleme
ürofollitropin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + follis (kese, torba) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) (gre.) + ine (kimyasal madde eki)
(lat.) * insan idrarından elde edilen, kadınlarda kısırlık tedavisinde ve
yardımcı üreme tedavilerinde yumurtalık foliküllerinin gelişimini uyarmak
amacıyla kullanılan saf folikül uyarıcı hormon (FSH) preparatı
(C975H1513N267O304S26)
ürogenital :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); genitus
(doğmuş, oluşmuş, yaratılmış) (gignere (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak) + itus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * idrar sistemi ile üreme sistemine ilişkin
ürografi :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrar
yollarının, özellikle böbrekler ve üreterlerin, kontrast madde kullanılarak
radyolojik olarak görüntülenmesi
ürogram :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim,
çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * üriner sistemin görüntüleme veya
inceleme sonucu elde edilen, özellikle ürografi sonucunda oluşan radyolojik
görüntü/kayıt
ürojenital :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); genitus
(doğmuş, oluşmuş, yaratılmış) (gignere (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak) + itus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * idrar sistemi ile üreme sistemine ilişkin
ürokinaz :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * insan idrarından elde edilen veya
böbrek hücreleri tarafından üretilen plazminojeni plazmine dönüştüren,
pıhtıların çözülmesinde kullanılan trombolitik ve fibrinolitik enzim
ürokültür :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + colere (yaşamak, yerleşmek,
yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek), cultura (bakım, yetiştirme, ekim,
üretme, büyütme, kültür) * idrardaki mikroorganizmaları saptamak amacıyla idrar
örneğinin laboratuvarda besiyerinde çoğaltılması, idrar kültürü
ürolagni :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + lagneia (şehvet, cinsel haz)
(lagneuein (cinsel ilişkide bulunmak) + eia (isim yapım eki) ) * idrar yapma
eyleminden veya idrardan uyarılma ve cinsel haz duyma durumu, ürofili
ürolitiazis :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + lithos (taş, kaya) + iasis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * idrar yollarında taş oluşması ve taş bulunması;
üriner sistem taş hastalığı
ürolog :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) * kadın ve erkeklerde idrar yolları (üriner sistem) ile erkek üreme
sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış cerrah doktor,
bevliyeci
üroloji :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kadın ve
erkeklerdeki idrar yolları ile erkek üreme sistemine ait hastalıkların tanı ve
tedavisiyle ilgilenen cerrahi bir tıp dalı, bevliye
üropati :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + patheia (sorunlu, sıkıntılı,
hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrar yollarında (böbrekler,
üreterler, mesane ve üretra) ortaya çıkan her türlü hastalık, bozukluk veya
yapısal sorun
üroplazma :
gre. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey;
katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * insan idrar ve üreme
yollarında yaşayabilen, hücre duvarı bulunmayan çok küçük bir bakteri türü
üropontin :
gre., lat. * ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + pons, pontis (köprü) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) * insan idrarında bulunan ve böbrek taşı oluşumunu
engellemeye yardımcı olan özel bir protein türü, glikoprotein, osteopontin
ürpermek :
tür. * ürp (titremek, hafifçe sarsılmak) + er (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * korku, heyecan, soğuk veya başka bir etki karşısında vücut
hafifçe titremek; tüyleri diken diken olmak
ürperti :
tür. * ürp (titremek, hafifçe sarsılmak) + er (dönüşlü fiil eki) + ti (isim
yapım eki) * korku, heyecan, soğuk vb. bir etkiyle oluşan hafif titreme veya
tüylerin diken diken olması; hafif korku veya heyecan duygusu
ürtikaryal :
lat. * urtīca (ısırgan otu) + arius (ile ilgili, -a ait) + alis (ile ilgili, -a
ait) * ısırgan otu temasıyla oluşan, deride kaşıntılı, kabarık ve genellikle
geçici kızarıklıklarla seyreden döküntüyle ilgili, kurdeşen ile ilgili
ürtiker :
lat. * urtīca (ısırgan otu) + arius (ile ilgili, -a ait) * ısırgan otu
temasıyla oluşan, deride kaşıntılı, kabarık ve genellikle geçici
kızarıklıklarla seyreden döküntü, kurdeşen
ürümek :
tür. * ürü (uzun havlama sesi) + mek (fiil mastar eki) * havlamak, ulumak,
köpek veya kurt uzun bağırma sesi çıkarmak (howl (ulumak) (ing.), hurler
(ulumak) (fra.), heulen (ulumak) (alm.) )
ürün :
tür. * üdre, üre (oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, imal edilmek;
çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, bereketli olmak) + ün (isim yapım eki) * üretim
sonucunda ortaya çıkan, meydana getirilen, elde edilen nesne veya sonuç, mahsul
ürüng ayığ toyon :
tür. * ürüng (beyaz) + ayığ (yaratmak; kendinde olmak; ay ışığı) + toyon (şef,
reis, hükümdar, başkan) * Türk ve Yakut mitolojilerinde gökyüzü tanrısı
üryan :
ara. * ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), ury (çıplaklık,
soyunma) + an (sıfat yapım eki) * çıplak, soyulmuş, üzerinde giysi olmayan,
teni açık durumda bulunan, çırılçıplak
üs :
ara. * uss (esas, asıl, öz, temel, kök, baz) * çeşitli görevleri yürütmek,
askeri birlikleri barındırmak, malzeme toplamak veya dağıtmak için kurulan
tesis veya bölge; Bir sayının kendisiyle kaç kez çarpılacağını gösteren ve
sayının üzerine yazılan sayı (kuvvet) (örneğin 5^3 (5x5x5 işlemi) )
üsbu :
ara. * usbu (yedi günlük zaman dilimi, hafta) * yedi günlük zaman dilimi, hafta
üsera :
ara. * esir (esir, tutsak) * esirler, tutsaklar
üsküdar :
gre. * skutarion (yol, geçit; izci; hızlı giden) * İstanbul’un Anadolu
yakasındaki bir ilçesi
üsküf :
ara. * epískopos (gözetmen, denetçi, piskopos) (epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) * Hristiyan dininde piskopos, patrik yardımcısı veya
yüksek rütbeli ruhani görevli
üsküp :
lat. * skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) * Kuzey Makedonya’nın başkenti
üsküre :
ara. * uskere (toprak çanak, kap, kase, tas) * topraktan veya madenden
(genellikle bakırdan) yapılmış büyük çorba tası veya çukur çanak, kap, kase,
tas
üslub :
ara. * uslub (yol, biçim, usül, ifade tarzı, tarz, rota, yön, stil, yöntem) *
bir kişinin, yazarın veya sanatçının duygu, düşünce ve hayallerini ifade
ederken kullandığı kişisel ve özgün anlatım biçimi, yol, biçim, usül, ifade
tarzı, tarz, rota, yön, stil, yöntem
üslup :
ara. * uslub (yol, biçim, usül, ifade tarzı, tarz, rota, yön, stil, yöntem) *
bir kişinin, yazarın veya sanatçının duygu, düşünce ve hayallerini ifade
ederken kullandığı kişisel ve özgün anlatım biçimi, yol, biçim, usül, ifade
tarzı, tarz, rota, yön, stil, yöntem
üsrub :
ara. * usrub (kurşun cevheri veya kurşun bileşiği) * kurşun, kurşun cevheri
veya kurşun bileşiği
üss :
ara. * uss (esas, asıl, öz, temel, kök, baz) * çeşitli görevleri yürütmek,
askeri birlikleri barındırmak, malzeme toplamak veya dağıtmak için kurulan
tesis veya bölge; Bir sayının kendisiyle kaç kez çarpılacağını gösteren ve
sayının üzerine yazılan sayı (kuvvet) (örneğin 5^3 (5x5x5 işlemi) )
üst :
tur. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) * bir şeyin
yukarısında bulunan bölüm, yüksek, yukarıdaki; derece, makam veya konum
bakımından daha ileri olan
üst alize :
tür., fra. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) (tür.) +
aliser (düzenli, sürekli esmek), alizé (düzenli, sürekli esen) (fra.) * Ekvator
bölgelerinden kutuplara doğru yükseklerde (yerden yaklaşık 3 ila 10 kilometre
yükseklikte) esen rüzgar
üst çene :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + çana, çene
(ağzın açılıp kapanmasını sağlayan, kemikten, biri oynak iki parça) * yüz
iskeletinin merkezinde yer alan, üst dişleri taşıyan, hareket etmeyen ve
kafatasına sabitlenmiş ana kemik, maksilla
üst deri :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + deri (cilt, ten)
* derinin dış ortamla doğrudan temas eden en dış katmanı, epidermis
üst subay :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + subay (askeri
yapılarda assubayın üzerinde bir rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan,
askeri birliklerin yönetimi, sevk ve idaresinden sorumlu görevli kişi) (su
(asker) + bay (bey, erkek için saygı kelimesi, efendi, şef, lider) ) * Türk
Silahlı Kuvvetleri'nde binbaşı, yarbay ve albay rütbelerinde bulunan askerler
üstad :
ave., far. * avastata (baş, başkan, yönetici) (ave.); ustad (bilgin, uzman,
hoca ve zanaatinde, sanatında, ilminde yetkin kimse) (far.) * bir zanaati veya
işi bütün incelikleriyle öğrenen, onu kendi başına yapabilen, işinde çok
becerikli ve uzman olan kimse
üstat :
ave., far. * avastata (baş, başkan, yönetici) (ave.); ustad (bilgin, uzman,
hoca ve zanaatinde, sanatında, ilminde yetkin kimse) (far.) * bir zanaati veya
işi bütün incelikleriyle öğrenen, onu kendi başına yapabilen, işinde çok
becerikli ve uzman olan kimse
üstbitken :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + bit, büt
(tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak,
meydana çıkmak) + ken (sıfat yapım eki) * başka bir bitkinin üzerinde yaşayan
ancak o bitkiden beslenmeyen, yani asalak (parazit) olmayan bitki, epifit
üstçavuş :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + çavuş (bağırgan,
onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş) (çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek) +
uş (-cı, -ci, yapan, eden) ) * Türk Silahlı Kuvvetleri'nde çavuş rütbesi ile
başçavuş rütbesi arasında yer alan bir astsubay rütbesi
üsteğmen :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + teğmen
(bağlanan, iltihak eden, ikinci derece görevli; subaylık rütbeleri arasında
asteğmen ile üsteğmen arasında bulunan, küçük rütbeli subay (teğ (değmek,
dokunmak, temas etmek) + men (isim yapım eki) ) * teğmen rütbesi ile yüzbaşı
rütbesi arasında yer alan, takım komutanlığı veya bölük kademesinde görev
yapan, Türk Silahlı Kuvvetleri ile birçok ülkenin kara ve hava kuvvetlerinde
bulunan askeri bir rütbe
üstel :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + el (sıfat yapım
eki) * bir niceliğin belirli bir tabana sabit veya değişken bir kuvvet olarak
bağlanmasıyla ilgili olan; üssü veya kuvveti temel alan matematiksel işlem ve
bağıntılara ilişkin
üstel fonksiyon :
tür., lat. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + el (sıfat
yapım eki) (tür.) + fungere (yapmak, yerine getirmek, uygulamak), functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) *
bağımsız değişkenin sabit bir tabanın üssünde yer aldığı, genel olarak
(f(x)=a^x) biçiminde gösterilen ve (a>0, a\≠1\) koşullarını sağlayan
fonksiyon; değişkenin değerindeki eşit artışlara karşılık fonksiyon değerinin
sabit bir oranda değişmesini ifade eden matematiksel bağıntı
üstelemek :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + e (bağlaç) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir konuda ısrar etmek, direnmek
veya bir isteği vazgeçmeyip tekrarlamak; bir düşünce, fikir veya istek üzerinde
inatla durmak, vazgeçmemek; bir hastalık yeniden başlamak (depreşmek) veya bir
şeyin üstüne başka bir şey eklenmek
üstelik :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + e (bağlaç) + lik
(isim yapım eki) * ayrıca, bir de, bundan başka, dahası (cümle içinde bağlaç
işlevi gören kelime)
üstgeçit :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + geçit (bir
yerden diğer bir yere geçmeyi sağlayan yol, aralık veya geçiş yeri, geçiş yolu,
geçiş kapısı, geçme yeri) (geç (geç (ilerlemek, aşmak; bir yerden başka bir
yere hareket, bir halden başka bir hale hareket, içine girmek) + it (isim yapım
eki) ) * yayaların veya araçların bir yol, demir yolu veya başka bir ulaşım
hattını kesmeden, üzerinden geçmesini sağlayan köprü biçimindeki geçiş yolu;
özellikle yayaların güvenli biçimde karşıya geçmesi için yol seviyesinin
üzerinde yapılan geçiş yapısı
üstsubay :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + subay (askeri
yapılarda assubayın üzerinde bir rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan,
askeri birliklerin yönetimi, sevk ve idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su
(asker) + bay (bey, erkek için saygı kelimesi, efendi, şef, lider) ) *
üstün :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + ün (sıfat yapım
eki) * nitelik, yetenek, güç, değer veya başarı bakımından benzerlerinden daha
ileri düzeyde bulunan, onları aşan; daha yüksek veya ayrıcalıklı bir konumda
olan kişi veya şey
üstünkörü :
tür. * üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + ün (sıfat yapım
eki) + kör (gözü görmeyen, ama) + ü (iyelik eki) * bir işi veya konuyu
ayrıntılarına ve önemli noktalarına yeterince inmeksizin, yalnızca genel
hatlarıyla ve dikkat göstermeden ele alan, yüzeysel, gelişigüzel, özensiz, ihtimamsız
(“üstten kör" yani derine inmeden, sadece yüzeye bakarak” anlamından)
üstüpü :
gre. * stypein (didmek, didiklemek, liflerini ayırmak, lifli hale getirmek),
stupi (gemi tahtaları arasına sıkıştırılıp ziftlenen bez yumağı veya paçavra),
stypion (didilmiş kendir tıkaç, didilmiş ip kırıntısı, lif yığını, iplik veya
liften yapılmış tıkaç) * özellikle kendir, keten veya benzeri bitkisel liflerin
didilmesiyle elde edilen ve tıkaç, dolgu veya sarma amacıyla, teknelerin
kalafatlanmasında, atölye, tamirhane gibi yerlerde temizlik işlerinde
kullanılan lifli malzeme, yoluntu ve artık pamuk ipliği veya didilmiş kenevir
üstüre :
far. * usturdan, üstürden (kazımak, yontmak, kesmek, tüyünü/saçını gidermek,
kesip atmak, traşlamak) * marangozluk ve doğramacılıkta ağaç veya benzeri
malzemeleri yontmak, düzeltmek veya kesmek için kullanılan, keskin ağızlı el
aleti; keski benzeri yontma aracı; sakal ve kıl tıraşında kullanılan, katlanıp
kapanabilen çok keskin, saplı bir bıçak türü
üstüvane :
gre., far. * stylobos (silindir biçimli cisim, silindirik cisim, silindir)
(gre.); ustun (sütun, kolon, direk) + vane (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (far.)
* silindir, sütun şeklinde olan, silindirik
üsvet :
ara. * usvet (örnek, örnek alınan kimse, model, rol model) * bir davranış, ahlaki
tutum veya yaşam biçimi bakımından kendisine uyulan, örnek alınan kişi veya
davranış biçimi
üşengeç :
tür. * üşe (isteksiz davranmak, gönülsüz olmak) + n (dönüşlü fiil eki) + geç
(sıfat yapım eki) * yapmayı istemeyen, yapmaktan geri duran, yapmaya isteksiz
olan
üşenmek :
tür. * üşe (isteksiz davranmak, gönülsüz olmak) + n (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * bir işi yapmaya karşı isteksizlik veya gönülsüzlük duymak,
yapılması gereken işi zahmetli görerek yapmayı ertelemek eğiliminde olmak, yapmayı
istememek
üştürmurg :
far. * üştür (deve) + murg (kuş) * Struthionidae (devekuşugiller) familyasından
olan, ismini, şeklinin deveye benzemesinden alan, Afrika'nın belirli geniş
alanlarına özgü uçamayan ancak çok hızlı koşan bir kuş türü, deve kuşu
üşümek :
tür. * üşü (soğuk etkisiyle titremek, soğuktan etkilenmek) + mek (fiil mastar
eki) * vücut sıcaklığının düşmesi veya çevrenin soğuk olması nedeniyle soğuğu
belirgin biçimde hissetmek, titreme ve ürperme gibi tepkiler göstermek
üşüşmek :
tür. * üş (toplanmak, bir araya gelmek) + üş (işteş fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * bir yere veya bir kimsenin çevresine çok sayıda kişinin veya
canlı topluca ve çoğunlukla aceleyle gelerek toplanmak, birikmek, yığılmak; bir
şeyin üzerine veya çevresine topluca yönelmek
üşütmek :
tür. * üşü (soğuk etkisiyle titremek, soğuktan etkilenmek) + t (etken veya
dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * soğuğun etkisiyle vücut
sıcaklığının düşmesine, üşüme ve titreme gibi belirtilerin ortaya çıkmasına yol
açmak; soğuk almak, soğuğa maruz bırakmak veya bu nedenle hastalanmasına neden
olmak
üşütük :
tür. * üşü (soğuk etkisiyle titremek, soğuktan etkilenmek) + t (etken veya
dönüşlü fiil eki) + ük (sıfat yapım eki) * çılgın, tuhaf davranan veya mantıklı
düşünemeyen, aklını yitirmiş, kafadan kontak, hafifçe delirmiş kimse
üteropeksi :
lat., gre. * uterus (rahim, döl yatağı) (lat.) + pegnynai, pegnynein (dikmek,
sabitlemek, tespit etmek), pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) (gre.) *
rahmin normal konumundan aşağıya veya başka bir yöne doğru yer değiştirmesini
önlemek amacıyla cerrahi olarak çevre dokulara veya destekleyici yapılara
sabitlenmesi işlemi
üterüs :
lat. * uterus (rahim, döl yatağı, karın) * kadın üreme sisteminde yer alan,
gebelik döneminde bebeğin büyümesini, beslenmesini ve gelişmesini sağlayan,
ters dönmüş armut formunda, içi boş, kas yapıdaki organ, rahim
ütmek :
tür. * ut (yenmek, kazanmak, galip olmak) + mak (fiil mastar eki) * oyunda
yenmek, galip gelmek, kazanmak, ütmak
ütopi :
gre. * ou (yok, değil, olmaz) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * hiçbir yer, gerçekte var olmayan yer,
olmayan yer, olamayacak yer; gerçek dünyada var olmayan ancak ideal bir toplum
düzenini, adil, eşitlikçi, kusursuz yaşam biçimini veya ulaşılması arzulanan
mükemmel durumu tasvir eden, düşünsel ve hayali yer veya sistem
ütopik :
gre. * ou (yok, değil, olmaz) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait) * gerçekleşmesi
mümkün görünmeyen ölçüde ideal, kusursuz veya hayali bir toplum düzeni, yaşam
biçimi veya düşünce; pratik koşullardan uzak ve idealize edilmiş olan
ütopist :
gre. * ou (yok, değil, olmaz) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden eki) * ideal ve
kusursuz bir toplum düzeninin kurulabileceğine inanan, bu doğrultuda düşünce ve
tasarılar geliştiren kimse; mevcut toplumsal düzenin yerine idealize edilmiş
bir düzen öngören kişi, ütopyacı
ütopya :
gre. * ou (yok, değil, olmaz) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * hiçbir yer, gerçekte var olmayan yer,
olmayan yer, olamayacak yer; gerçek dünyada var olmayan ancak ideal bir toplum
düzenini, adil, eşitlikçi, kusursuz yaşam biçimini veya ulaşılması arzulanan
mükemmel durumu tasvir eden, düşünsel ve hayali yer veya sistem
ütü :
tür. * üt (düzleştirmek, düzgün hale getirmek, pürüzsüz hale geitrmek, yassı
hale getirmek) + ü (isim yapım ve araç eki) * giysi, kumaş ve benzeri tekstil
ürünlerindeki kırışıklıkları ısı ve basınç yardımıyla gidermek, yüzeylerini
düzleştirmek için kullanılan elektrikli veya ısıtılan araç; bu araçla yapılan
düzleştirme işlemi
üveit :
lat. * uvea (gözün damar tabakası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözde ağrı, kızarıklık, görme bulanıklığı
ve gözün üvea tabakasının iltihabı ile karakterize olan inflamatuar hastalık
üvendire :
gre. * boukentron, vukendron (öküz dürtmek için kullanılan sivri sopa) (bous
(öküz) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne
ucu, sivri uç, iğne, dürtme) * koşum hayvanlarını, özellikle öküz ve sığırları
yürütmek, yönlendirmek veya hızlandırmak amacıyla kullanılan, bir ucu sivri
değnek
üvey :
tür. * ög, ök (anne) + ey (ile ilgili, -a ait, gibi) * evlilik yoluyla aileye
katılan eşin önceki evliliğinden olan çocuğu veya öz anne veya öz babası
bulunmayan (aile bireyi); kan bağı yerine evlilik ilişkisiyle oluşan
(akrabalık)
üveyik :
tür. * üvey (eşe veya aileye bağlı olmayan; öz baba veya öz ana birliği
bulunmayan, sonradan edinilen) + ik (ile ilgili -a ait; küçültme eki) + kuş
(uçan omurgalı hayvan) * başka bir ailenin veya eşin yavrusu olmayan, dolaylı
ilişkili kuş türü; fahte; Türk musikisinde belirli sayıda vuruş ve düzenli
döngü ile tekrarlanan ritim kalıbı ve 10 veya 20 zamanlı olarak kullanılmış bir
usul
üveyk :
tür. * üvey (eşe veya aileye bağlı olmayan; öz baba veya öz ana birliği
bulunmayan, sonradan edinilen) + ik (ile ilgili -a ait; küçültme eki) + kuş
(uçan omurgalı hayvan) * başka bir ailenin veya eşin yavrusu olmayan, dolaylı
ilişkili kuş türü; fahte; Türk musikisinde belirli sayıda vuruş ve düzenli
döngü ile tekrarlanan ritim kalıbı ve 10 veya 20 zamanlı olarak kullanılmış bir
usul
üveys :
ara. * uveys (kurt, küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli) * kurt,
küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli)
üveyz :
gre. * uves (üvez ağacı, meyvesi; sivrisineğe benzer küçük bir böcek türü,
tatarcık) * gülgiller familyasından olan, bazı türleri küçük, salkım halinde
meyveler veren ve süs bitkisi olarak da yetiştirilen Sorbus cinsindeki ağaç ve
çalıları kapsayan odunsu bitkilerin genel adı; özellikle kan emerek beslenen,
sivrisineğe benzeyen çok küçük dipter böceklerin genel ismi; Leishmania
parazitini taşıyan Phlebotomus cinsi kum sineklerini içeren vektör böcek grubu,
sivrisineğe benzer küçük bir böcek türü, tatarcık
üvez :
gre. * uves (üvez ağacı, meyvesi; sivrisineğe benzer küçük bir böcek türü,
tatarcık) * gülgiller familyasından olan, bazı türleri küçük, salkım halinde
meyveler veren ve süs bitkisi olarak da yetiştirilen Sorbus cinsindeki ağaç ve
çalıları kapsayan odunsu bitkilerin genel adı; özellikle kan emerek beslenen,
sivrisineğe benzeyen çok küçük dipter böceklerin genel ismi; Leishmania
parazitini taşıyan Phlebotomus cinsi kum sineklerini içeren vektör böcek grubu,
sivrisineğe benzer küçük bir böcek türü, tatarcık
üye :
tür. * üy (katılmak, ortak olmak, paydaş olmak) + e (isim yapım eki) * bir
bütünün veya topluluğun parçası olan kişi, nesne veya unsur
üzengi :
tür. * üze (üst, yukarı, yukarısı, tepe, bir şeyin üstündeki bölüm) + engi (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eyerin iki yanından atın karnı hizasına doğru
sarkan ve hayvana binildiğinde ayakların basılmasına yarayan, altı düz demir
halka
üzere :
tür. * üze (üst, yukarı, yukarısı, tepe, bir şeyin üstündeki bölüm) + ere (edat
(ilgeç) eki) * için, amacıyla, niyetiyle, hedefiyle, gayesiyle, maksadıyla
üzerinde :
tür. * üze (üst, yukarı, yukarısı, tepe, bir şeyin üstündeki bölüm) + ere (edat
(ilgeç) eki) + i (iyelik eki) + nde (edat (ilgeç) eki) * üstünde, yukarısında,
tepesinde
üzeyir :
ara. * azara (destek olmak, desteklemek, arka çıkmak, dayanmak) * İslam
geleneğinde adı Kur’an’da geçen, Yahudi geleneğindeki Ezra ile ilişkilendirilen
dini şahsiyet, Ezra; erkek ismi
üzeyr :
ara. * azara (destek olmak, desteklemek, arka çıkmak, dayanmak) * İslam
geleneğinde adı Kur’an’da geçen, Yahudi geleneğindeki Ezra ile ilişkilendirilen
dini şahsiyet, Ezra; erkek ismi
üzfur :
ara. * zufr (tırnak, pençe) * insan ve hayvan parmaklarının uçlarında bulunan,
keratinleşmiş sert dokudan oluşan koruyucu yapı, tırnak, pençe
üzgün :
tür. * üz (kırmak, koparmak, kesmek, parçalamak, ayırmak) + gün (sıfat yapım
eki) * keder, üzüntü veya moral bozukluğu içinde bulunan, ruhsal olarak
sıkıntılı ve neşesiz durumda olan, hüzünlü, gamlı
üzmek :
tür. * üz (kırmak, koparmak, kesmek, parçalamak, ayırmak) + mek (fiil mastr
eki) * bir şeyi bağlı, tutunduğu veya bulunduğu yerden ayırarak koparmak; bir
kimseyi duygusal olarak incitmek, kederlendirmek veya acı çekmesine yol açmak,
hüzünlendirmek, gamlandırmak
üzn :
ara. * uzun (kulak) * insan ve hayvanlarda sesleri işitmeye yarayan, dıştan
görülen kulak kepçesi ile işitme kanalını ve içerideki işitme yapılarını
kapsayan işitme organı
üzn-ü dahili :
ara. * uzun (kulak) + u (tamlama eki) + dahala (girmek, içeriye girmek, dahil
olmak, nüfuz etmek), dahl (giriş, dahil olma), dahil (içeride, kapsama alınmış,
içeri alınmış, içeri girmiş, nüfuz etmiş) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * işitme ve denge organlarının bulunduğu, orta kulağın iç tarafında yer
alan; koklea, vestibül ve yarım daire kanallarından oluşan, ses titreşimlerini
sinirsel uyarılara dönüştüren ve vücudun denge duyusunu sağlayan anatomik
bölüm, iç kulak
üzüm :
tür. * üz (kırmak, koparmak, kesmek, parçalamak, ayırmak) + üm (isim yapım eki)
* asmanın salkımlarında yetişen, ince kabuklu ve etli yapısıyla taze veya
kurutulmuş olarak tüketilen, farklı renk ve büyüklüklerde olabilen, Vitis cinsi
bitkilerin yenilebilir küçük ve yuvarlak meyvesi
üzümlü :
tür. * üzüm (asmanın salkımlarında yetişen, ince kabuklu ve etli yapısıyla taze
veya kurutulmuş olarak tüketilen, farklı renk ve büyüklüklerde olabilen, Vitis
cinsi bitkilerin yenilebilir küçük ve yuvarlak meyvesi) + lü (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * Erzincan’ın bir ilçesi
üzüntü :
tür. * üz (kırmak, koparmak, kesmek, parçalamak, ayırmak) + üntü (isim yapım
eki) * keder, sıkıntı, acı, tasa, gam, hüzün, içsel huzursuzluk
V :
lat. * vanadium (Vanadis (İskandinav mitolojisinde güzellik tanrıçası
Freyja'nın adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 23 olan,
periyodik tablonun 5. grubunda bulunan, sert, dayanıklı ve korozyona dirençli
olan, çelik alaşımlarında, enerji depolama sistemlerinde, katalizörlerde ve
özel malzemelerde kullanılan geçiş metali element
v :
tür. * v, V * Türkçe alfabenin 27. harfi (Ü’den sonra, Y’den önce)
vaad :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek) * bir kimseye ileride belirli bir şeyi yapacağını veya
gerçekleştireceğini bildiren söz; gerçekleşmesi beklenen bir iş, davranış veya
sonuç için verilen güvence ve taahhüt
vaardenburg sendromu :
hol. * waardenburg (Hollandalı doktor Petrus Johannes Waardenburg'un
soyadından) + sendrom + u * doğuştan işitme kaybı ve pigmentasyon eksiklikleri
ile karakterize edilen, parlak mavi gözleri (veya bir mavi göz ve bir
kahverengi gözü), poliosis veya açık ten lekelerini içerebilen bir grup nadir
genetik durum
vaat : ara.
* vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek ümit
vermek) * bir kimseye ileride belirli bir şeyi yapacağını veya
gerçekleştireceğini bildiren söz; gerçekleşmesi beklenen bir iş, davranış veya
sonuç için verilen güvence ve taahhüt
vaaz :
ara. * va’aza (nasihat etmek, uyarmak, öğüt vermek) * nasihat, öğüt, uyarı;
dini veya ahlakî bir mesele hakkında herhangi bir din adamı tarafından dini bir
yükümlülüğü yerine getirmek maksadıyla yapılan bir çeşit hitabet türü
vabeste :
far. * vabastan (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek; bağlanmak, ilişmek) (va
(-a doğru, yönelim) + bastan (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) * bir
kimseye, şeye veya duruma bağlı bulunan, ondan ayrılmayan veya varlığı ve
durumu başka bir unsura bağlı olan, bağlı, bağımlı, ilişkili
vabil :
ara. * vabala (şiddetli yağmur yağmak, yoğun yağmak) * sağanak yağmur, şiddetli
yağış
vacciniaceae :
lat. * vaccinium (yaban mersini, çoban üzümü cinsi) (vacca (inek) + inium (ile
ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * fundagiller
takımında yer alan, çoğunlukla çalı veya küçük ağaçlardan oluşan, meyveleri
genellikle etli ve yenilebilir olan Vaccinium gibi cinsleri kapsayan bitki
familyası, fundagiller
vaccinium :
lat. * vaccinium (yaban mersini) (vacca (inek) + inium (ile ilgili, -a ait) ) *
Vaccinium, Ericaceae (mersingiller) familyasından, asidik topraklarda yetişen,
yenilebilir küçük meyveler veren çalı türü
vacib :
ara. * vacaba (gerekli olmak, lazım olmak, gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab
etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek, yanıtlamak, cevap vermek), icab
(lazım olma, gereklilik, zorunluluk, gereksinim, lüzum; uygun olma) * yapılması
veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan, gerekli, zorunlu, icab eden,
lüzumlu
vacibe :
ara. * vacaba (gerekli olmak, lazım olmak, gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab
etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek, yanıtlamak, cevap vermek), icab
(lazım olma, gereklilik, zorunluluk, gereksinim, lüzum; uygun olma), vacib
(yapılması veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan, gerekli, zorunlu,
icab eden, lüzumlu) + e (isim yapım eki) * yapılması veya yerine getirilmesi
gerekli ve zorunlu olan iş
vacid :
ara. * vacada (bulmak, fark etmek, hissetmek, vücuda getirmek, oluşturmak, var
etmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme; gövde, beden), mevcud (var
olan, bulunan, oluşmuş olan) * bulan, oluşturan, var eden, vücuda getiren
vacife :
ara. * vacafa (çarpmak, titremek, ürpermek, ıstırap çekmek, acı çekmek,
mustarip olmak), vacif (çarpan, titreyen, ürperen, ıstırap çeken) + e (isim
yapım eki) * acı çekme, ıstırap çekme, mustarip olma, korkma, durgun olmama,
endişeli olma; sallana sallana yürüme
vacip :
ara. * vacaba (gerekli olmak, lazım olmak, gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab
etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek, yanıtlamak, cevap vermek), icab
(lazım olma, gereklilik, zorunluluk, gereksinim, lüzum; uygun olma) * yapılması
veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan, gerekli, zorunlu, icab eden,
lüzumlu
vacuna :
lat. * Vacuna (Roma mitolojisinde dinlenme ve boş zaman tanrıçası) (vacuum
(boşluk, vakum) + na (dişil eki) ) * Roma mitolojisinde özellikle dinlenme, boş
zaman ve çalışmadan uzak kalma ile ilişkilendirilen, çiftçiler tarafından hasat
sonrası dinlenme döneminde onurlandırıldığı düşünülen tanrıça
vade :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek) * belirlenen süre, bitiş zamanı, süre limiti; özellikle borç,
kredi veya sözleşmelerde geri ödeme veya yerine getirme süresi
vadeli :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek), vade (belirlenen süre, bitiş zamanı, süre limiti; özellikle borç,
kredi veya sözleşmelerde geri ödeme veya yerine getirme süresi) + li (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * belirli bir süre veya ödeme zamanı
kararlaştırılmış olan; özellikle borç, satış ve ticaret işlemlerinde bedelin
veya yükümlülüğün belirlenen tarihte yerine getirilmesini gerektiren işlem veya
anlaşma biçimi
vadeli çek :
ara., tür., lat. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini
ifade ederek ümit vermek), vade (belirlenen süre, bitiş zamanı, süre limiti;
özellikle borç, kredi veya sözleşmelerde geri ödeme veya yerine getirme süresi)
(ara.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) + scaccus (şah, kral)
(lat.); şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta,
seçkin, önde gelen) (far.), chèque, echec (durduma ve kontrol etme; keşideci,
lehtar ve muhatap arasındaki üçlü bir havale ilişkisini barındıran, bir alacak
hakkını içeren kambiyo senedi türü) (fra.) * üzerinde düzenlendiği tarihten
sonraki bir tarih bulunan ve bedelinin bu tarihte ödenmesi öngörülen çek;
ticari işlemlerde gelecekteki belirli bir ödeme tarihini gösteren kıymetli
evrak biçimi
vadeli hesap :
ara., tür. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade
ederek ümit vermek), vade (belirlenen süre, bitiş zamanı, süre limiti;
özellikle borç, kredi veya sözleşmelerde geri ödeme veya yerine getirme süresi)
(ara.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) + hasaba (saymak, ölçmek,
hesap etmek, tartmak; sanmak, zannetmek), hesab, hisab (sayma, sayma, sayılarla
işlem yapma, aritmetik; sayma, ölçme, değer biçme veya borç-ödeme gibi
işlemleri ifade eden kavram, aritmetik) (ara.) * belirli bir süre boyunca
paranın bankada tutulması karşılığında faiz getirisi sağlayan ve vadesinden
önce çekilmesi veya kapatılması belirli koşullara bağlanabilen banka hesabı;
birikimlerin önceden belirlenmiş süre sonunda faiz getirisiyle birlikte
değerlendirilmesine yönelik hesap türü
vademecum :
lat. * vadere (yürümek, gitmek, ilerlemek), vade (git; gel) + me (ben) + cum
(ile) * daima yanda taşınan rehber, el kitabı; özellikle hekim, eczacı ve diğer
uzmanların meslekleriyle ilgili başvuru bilgilerini kolayca yanında bulundurabilmesi
için hazırlanmış, özlü ve pratik başvuru kitabı, tıbbi rehber, ilaç rehberi;
bir meslek veya uzmanlık alanında sürekli başvurulan temel bilgileri bir arada
sunan el kitabı
vademekum :
lat. * vadere (yürümek, gitmek, ilerlemek), vade (git; gel) + me (ben) + cum
(ile) * daima yanda taşınan rehber, el kitabı; özellikle hekim, eczacı ve diğer
uzmanların meslekleriyle ilgili başvuru bilgilerini kolayca yanında
bulundurabilmesi için hazırlanmış, özlü ve pratik başvuru kitabı, tıbbi rehber,
ilaç rehberi; bir meslek veya uzmanlık alanında sürekli başvurulan temel
bilgileri bir arada sunan el kitabı
vadetmek :
ara., tür. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade
ederek ümit vermek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir işi
veya durumu yerine getireceğine dair söz vermek, taahhüt etmek veya bir şeyin
gerçekleşeceğine dair umut ve izlenim vermek
vadi :
ara. * vadi (boğaz, kanyon, su yolu, nehir) * boğaz, kanyon, iki dağ veya
yüksek tepe arasında kalan ince ve uzun yol, çukurca arazi, geçit
vadk :
ara. * vadaka (damlamak, yağmak, yukarıdan aşağıya doğru sıvı veya katı
parçalar halinde dökülmek, yağmur yağmak; kolaylaştırmak, yakın olmak) *
bulutlardan yere düşen su damlaları, yağış, yağmur
vaduz :
lat., alm. * aquaeductus (su kemeri) (aqua (su) + ductus (yönlendirilmiş,
çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş, götürülmüş) (ducere (yönlendirmek,
liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) (lat.); Vaduz (alm.) * Lihtenştayn ‘ın
(Liechtenstein) başkenti
vafi :
ara. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa
etmek) + i (sıfat yapım eki) * vefa eden, sözünü tutan, ahdini yerine getiren
vaftiz :
gre. * baptein (daldırmak, batırmak), baptizein (suya daldırmak, vaftiz etmek)
* Hristiyanlıkta kişinin suyla yıkanması veya suya daldırılması yoluyla
Hristiyan topluluğuna kabul edilmesini ve dinî bakımdan yeniden doğuşunu
simgeleyen dinsel tören
vagal :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) + alis (ile ilgili, -a ait) * vagus siniriyle, bu sinirin
uyardığı organlarla veya sinir aracılığıyla gerçekleşen parasempatik etkilerle
ve özellikle kalp hızı, sindirim ve bazı iç organ işlevlerinin vagus siniri
üzerinden düzenlenmesi ile ilgili
vagina :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) * kadın üreme
sisteminde serviksi dış genital bölgeye bağlayan, kas ve mukoza yapısındaki
kanal, döl yolu
vagon :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) (lat.) + on (isim yapım eki) (fra.) * demir yolu taşıtlarında
yolcu, yük veya çeşitli malzemelerin taşınması için lokomotife bağlanan, kendi
tekerlekleri üzerinde hareket eden demir yolu aracı
vagonet :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) (lat.) + on (isim yapım eki) + ette (küçültme eki) (fra.) *
küçük vagon, vagoncuk; özellikle maden ocaklarında ve şantiyelerde kısa
mesafelerde yük taşımak için kullanılan, raylar üzerinde hareket eden küçük ve
basit yapılı vagon; dar hatlı demir yollarında kullanılan küçük taşıma aracı
vagotomi :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * vagus
sinirinin bir bölümünün cerrahi olarak kesilmesi veya işlevinin kesilmesi
işlemi (özellikle mide asidi salgısını azaltmak amacıyla geçmişte peptik ülser
tedavisinde uygulanan cerrahi girişim)
vagotoni :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) (lat.) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret,
kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç,
kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses
perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vagus sinirinin etkisinin
veya parasempatik etkinliğin normalden belirgin biçimde artmış olması, kalp
atımının yavaşlaması, sindirim faaliyetlerinin artması ve benzeri vagal
etkilerin baskın hale gelmesi durumu
vagus :
lat. * vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen,
gezgin, uzanan) * onuncu kafa çifti siniri olan, beyinden çıkarak boyun, göğüs
ve karın bölgesindeki çok sayıda organa uzanan, özellikle kalp, akciğerler ve
sindirim sistemi üzerinde parasempatik işlevler ileten nervus vagus adlı sinir
vah :
tür. * vah (acı, üzüntü, pişmanlık veya şaşkınlık bildiren ünlem) * acı,
üzüntü, esef, pişmanlık, hayıflanma veya şaşkınlık gibi güçlü duyguları ani
biçimde ifade etmek için kullanılan ünlem; “ne yazık”, “eyvah”
vaha :
kıp., ara. * ouahe (yerleşim yeri) (kıp.); vaha (çöl içindeki yeşil ve sulak
yer) (ara.) * çöllerde yer altı veya yüzey sularının bulunduğu, bu su
kaynakları sayesinde bitki örtüsünün geliştiği ve insanların yerleşmesine veya
konaklamasına elverişli hale gelen verimli alan; su kaynağı çevresindeki yeşil
ve yaşamaya elverişli bölge
vahamet :
ara. * vehm (mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce;
şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve
kuruntu), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu),
vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak) + et (isim
yapım eki) * coşku, azgın, coşkunluk, azgınlık, şiddet; bir durumun, hastalığın
veya olayın ağır ve ciddi nitelikte olması; tehlike, şiddet veya kötü sonuç
bakımından yüksek düzeyde bulunma durumu (vehemence (coşkunluk, azgınlık,
şiddet) (ing.), véhémence (coşkunluk, azgınlık, şiddet) (fra.) )
vahdani :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) + ani
(ile ilgili, -a ait) * birlik ile ilgili, teklik ile ilgili; Allah'ın birliği
ile ilgili
vahdaniyet :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) + ani
(ile ilgili, -a ait) + yet (isim yapım eki) * birlik, teklik, yeklik; İslam
inancında Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek ve eşsiz olması
durumu
vahdeddin : ara.
* ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) + el (ön
ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin birliği,
dinin tekliği; erkek ismi
vahdet :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) *
birlik, teklik, yeklik; tasavvuf ve İslam düşüncesinde varlığın veya ilahi
hakikatin özünde bir ve tek oluşu; Allah’ın birliği, Allah’ın tekliği
vahdet-i vücud :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) + vacada
(bulmak, fark etmek, hissetmek), vucud (bulunma, var olma, varlık, hissetme;
gövde, beden) * tasavvufta Allah’ın mutlak ve gerçek varlık, alemdeki bütün
varlıkların ise O’nun varlığı karşısında bağımlı ve tecelli halinde bulunduğunu
ifade eden metafizik anlayış; varlığın nihai gerçekliğinin ilahi birlik içinde
kavrandığı düşünce sistemi
vahdettin :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
(vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + et (isim yapım eki) ) + el (ön
ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin birliği,
dinin tekliği; erkek ismi
vahhabi :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi),
vahib, vehhab (bağışlayan, armağan eden, cömert, veren, ihsan eden, hibe eden)
+ i (ile ilgili, -a ait) * XVIII. yüzyılda Muhammed bin Abdülvehhab’ın
görüşleri etrafında şekillenen, İslam’ın erken dönem uygulamalarına dönmeyi ve
tevhid anlayışını vurgulayan dini hareket veya bu hareketin mensubu kimse
vahi :
ara. * vaha (zayıf düşmek, yırtılmak, yıkılmak) * boş, manasız, saçma, asılsız,
esassız, ehemmiyetsiz
vahib :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi) *
bağışlayan, armağan eden, cömert, veren, ihsan eden, hibe eden
vahid :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
* bir, tek, yek, yegane
vahide :
ara. * vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + e (isim yapım eki) *
bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz kadın
vahidiyyet :
ara. * vahid (bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz) + iyet (isim yapım eki) *
bir, tek, yek, yegane, biricik, eşsiz olma durumu
vahim :
ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), vehm
(mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet,
ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu),
evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu) *
korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli; coşkulu, azgın,
coşkun, azgın, ağır, şiddetli
vahit :
ara. * ehad (bir, tek, yek, yegane), vahdet (birlik, teklik, yeklik, yeganelik)
* bir, tek, yek, yegane
vahiy :
ara. * vaha (bildirmek, iletmek, ilham etmek, ilham vermek, vahyetmek) *
Allah’ın, yarattığı varlıklarla iletişim usüllerinden biri; gizli bildirme,
ilham
vahşet :
ara. * vahaşa (ıssız olmak, yabanileşmek), vahş (yabani hayvan, yaban) + et
(isim yapım eki) * korku, dehşet veya ürküntü uyandıran yabanıllık ve ıssızlık
hali; insanlık dışı, acımasız ve korkunç nitelikteki davranış veya olay
vahşi :
ara. * vahaşa (ıssız olmak, yabanileşmek), vahş (yabani hayvan, yaban) + i (ile
ilgili, -a ait) * evcilleştirilmemiş, insan yerleşimlerinden ve denetiminden
uzak doğal ortamda yaşayan, yabani, yabanıl
vahy :
ara. * vaha (bildirmek, iletmek, ilham etmek, ilham vermek, vahyetmek) *
Allah’ın, yarattığı varlıklarla iletişim usüllerinden biri; gizli bildirme,
ilham
vaid :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek) * vaad eden, taahhüt eden, söz veren
vaikuntha kamalaja :
san. * Vaikuntha (Vişnu’nun göksel meskeni) + kamalaja (lotustan doğan; Lakşmi)
(kamala (lotus) + ja (doğmuş, doğan) ) * Hinduizmde Vişnu ile eşi Lakşmi’nin
tek bedende birleşmiş, bir yarısı erkek ve diğer yarısı kadın olarak tasvir
edilen androjen tanrısal biçimi; erkek ve dişi ilkelerin birliğini ve Vişnu ile
Lakşmi’nin ayrılmazlığını simgeleyen nadir ikonografik figür
vaişnavizm :
san., gre. * vishnu (örten, kaplayan şahsiyet) (vish (örtmek, sarmak, kuşatmak,
kaplamak) ) + nu (kişi, kimse, şahıs) ) (san.) + ismos (isim yapım, durum,
öğreti, doktrin, akım eki) (gre.) * Hinduizm'de, Vişnu'yu, tanrılar dahil tüm
ruhların ve varlıkların kaynağı, kökeni ve dayanağı olan Mutlak Şahıs ve Mutlak
Varlık olarak betimleyen görüş
vaiz :
ara. * va’aza (nasihat etmek, uyarmak, öğüt vermek), vaaz (nasihat, öğüt,
uyarı) * öğüt veren, uyaran, vaaz veren kişi; cami, mescit gibi yerlerde dinsel
öğüt veren konuşmalar yapan din işleri görevlisi
vajen :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) * kadın üreme
sisteminde serviksi dış genital bölgeye bağlayan, kas ve mukoza yapısındaki
kanal, döl yolu
vajgun :
far. * vaj, vaz (ters, karşıt, zıt, aksi) + gun (şekil, biçm, tarz, görünüş) *
ters, baş aşağı, altüst; normal konumunun tersine çevrilmiş, baş aşağı veya
altüst olmuş durumda bulunan; mecazen düzeni, yönü veya durumu tersine dönmüş
olan şey
vajina :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) * kadın üreme
sisteminde serviksi dış genital bölgeye bağlayan, kas ve mukoza yapısındaki
kanal, döl yolu
vajinal :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile
ilgili, -a ait) * vajinayla, yani kadın üreme sisteminin rahim ile dış genital
organlar arasındaki kanal biçimindeki bölümüyle ilgili
vajinal kandidiyazis :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile
ilgili, -a ait) + candere (parlamak, beyaz olmak), candidus (parlak beyaz, ak),
candida (beyaz, parlak, temiz) + iasis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* Candida türü mayaların, özellikle Candida albicans’ın vajinada aşırı
çoğalması sonucu gelişen, genellikle kaşıntı, yanma ve beyaz, yoğun vajinal
akıntıyla kendini gösteren mantar enfeksiyonu
vajinismus :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * cinsel ilişki esnasında vajinayı
çevreleyen üçte bir alt pelvik kaslarının istemsiz kasılması nedeniyle
ilişkinin ağrılı, acılı gerçekleşmesi veya tamamlanamaması
vajinit :
lat., gre. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) (lat.) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) *
vajinanın mukoza dokusunda enfeksiyon, tahriş veya hormonal değişiklikler gibi
nedenlerle gelişen, akıntı, kaşıntı, yanma ve hassasiyet gibi belirtilerle
karakterize iltihaplanma durumu
vajinomikozis :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + mykes
(fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) *
vajinada özellikle Candida türü mantarların aşırı çoğalması sonucunda gelişen,
kaşıntı, yanma ve beyazımsı akıntı gibi belirtilerle görülen mantar
enfeksiyonu, vajinal kandidiyazis
vajinozis :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + osis (durum,
sorun ve hastalık eki) * vajinada normal mikrobiyal dengenin bozulmasıyla
ortaya çıkan, özellikle bakteriyel vajinozisde vajinal bakteriyel floranın
dengesinin değişmesiyle gelişen enfeksiyon
vak :
ara. * vaka (korumak, sakınmak) * koruyucu, koruyan, sakınan
vaka :
ara. * vakaa (düşmek, vuku bulmak, gerçekleşmek, meydana gelmek), vaki (vuku
bulmuş, gerçekleşmiş) * gerçekleşen olay, hadise, cereyan eden durum
vakad :
ara. * vakada (yakmak, ateşlemek, tutuşturmak), vekud (yakıt, odun, ateş
yakmaya yarayan malzeme) * alevlenmiş, harlanmış veya tutuşmuş ateş
vaka-i hayriye :
ara. * vakaa (düşmek, vuku bulmak, gerçekleşmek, meydana gelmek), vaki (vuku
bulmuş, gerçekleşmiş), vaka (gerçekleşen olay, hadise, cereyan eden durum) + i
(tamlama eki) + hayr (seçme, seçim, tercih, tercih etme, karar verme; iyilik,
doğruluk, fayda, yarar, sevap; erdem, üstünlük, nimet) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + iye (isim yapım ve dişil eki) * Hayırlı Olay; Osmanlı
tarihinde 1826’da II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması olayının Osmanlı
resmi söylemindeki adı
vakanüvis :
ara., far. * vakaa (düşmek, vuku bulmak, gerçekleşmek, meydana gelmek), vaki
(vuku bulmuş, gerçekleşmiş), vaka (gerçekleşen olay, hadise, cereyan eden
durum) (ara.) + nevestan (yazmak), nüvis (yazan, yazar) (far.) * Osmanlı
Devleti’nde devletin resmi tarihini yazmakla görevli olan, meydana gelen
olayları kaydeden ve bunları tarih eseri haline getiren devlet görevlisi
tarihçi
vakar :
ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak) * ağırlık, ağırbaşlılık,
ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve
ciddi tutum
vaketa :
lat. * vacca (inek) + ettus (küçültme eki) (lat.); vachetta (ita.) * bitkisel
özler kullanılarak işlenen, sığır veya inek derisinden elde edilen dayanıklı
bir deri türü
vakf :
ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek,
kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma),
vakıf (durdurulmuş, sabitlenmiş, alıkonmuş, bağlanmış) * durma, durdurma,
alıkoyma; bir şeyi tamamen bir amaca bağlama
vakıf :
ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek,
kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma) *
durdurulmuş, sabitlenmiş, alıkonmuş, bağlanmış; bir malın veya mülkün, kişisel
çıkar gözetmeden, toplum yararına olan belirli ve sürekli bir amaca adanması
veya bu amaçla kurulmuş olan tüzel kişiliğe sahip kurum
vaki :
ara. * vakaa (düşmek, yerleşmek, konumlanmak, sokmak, isabet etmek, rastlamak,
meydana gelmek, gerçekleşmek), vuku (düşme, yerleşme, isabet etme, rastlama,
sokma), vaka (gerçekleşen olay, hadise, cereyan eden durum) * meydana gelmiş,
gerçekleşmiş, olmuş bulunan; bir yerde bulunan veya mevcut olan
vakia :
ara. * vakaa (düşmek, yerleşmek, konumlanmak, sokmak, isabet etmek, rastlamak,
meydana gelmek, gerçekleşmek), vuku (düşme, yerleşme, isabet etme, rastlama,
sokma), vaka (gerçekleşen olay, hadise, cereyan eden durum) * olay, hadise,
meydana gelen şey; gerçek, hakikat, olgu; Kur’an’ın 56. suresinin ismi
vakit :
ara. * vakata (zaman belirlemek, süre belirlemek) * zaman, süre, saat, devir,
çağ, mevsim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder