27 Eylül 2026 Pazar

nispet - odisyon

nispet : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilişki, ilinti, bağlantı) * oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü; rağmen; inat olarak, inat olsun diye

nispeten : ara. * nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü) + en (gibi, olarak) * oranla, nisbetle, kıyasla, göre; bir dereceye kadar, şöyle böyle

nispi : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü), niseb (oranlamalar, kıyaslamalar; münasebetler, ilişkiler, ilintiler, yakınlıklar, bağlılıklar, ölçüler) + i (ile ilgili, -a ait) * oransal, kıyasa dayalı, karşılaştırmalı

nissl bodies : lat. * nissl (Alman nöropatolog ve psikiyatrist Franz Nissl’in soyadından) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * nöronlarda protein sentezi yapan granüler yapılar

nistagmus : gre. * nystagmos (titreme, sallanma) * Göz hareketlerinin istem dışı ve ritmik sallanması durumu; oftalmoloji ve nöroloji alanında görme ve denge ile ilgili belirtiler

nistatin : lat. * ny (New York) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, Streptomyces türlerinden elde edilen ve Candida türlerine karşı etkili antifungal ilacın etken maddesi (C47H75NO17)

nisyan : ara. * nesiye (unutmak) * unutma, unutkanlık

niş : lat., far., fra. * nidus (yuva) (lat.); niş (hedef, işaret) (far.); niche (girinti, yuva, kovuk) (fra.) * mimari yapılarda duvar içinde bırakılan oyuklar, duvar hücresi; özel bir kitleye hitap eden

nişabur : far. * nişabur (yeni hükümdar; İran'ın bir şehri) (nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) ) * Türk ve Fars müziğinde belirli bir dizi veya tonal yapıya göre icra edilen eserlerin düzenlendiği ve karakteristik ses özelliklerine sahip müzik dizisi

nişaburek : far. * nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait); nişa (nişasta) + bur (bükmek) + ak, ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alaturka müzikte, dügah "la" perdesi üstüne göçürülmüş rast makamıyla buselik "si" perdesi üstüne göçürülmüş uşşak makamından oluşmuş bir birleşik (mürekkep) makam; İran'ın Razavi Horasan Eyaleti'ndeki Nişabur şehrinden

nişabürek : far. * nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait); nişa (nişasta) + bur (bükmek) + ak, ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alaturka müzikte, dügah "la" perdesi üstüne göçürülmüş rast makamıyla buselik "si" perdesi üstüne göçürülmüş uşşak makamından oluşmuş bir birleşik (mürekkep) makam; İran'ın Razavi Horasan Eyaleti'ndeki Nişabur şehrinden

nişadır : far. * anaоşa (ölümsüz) + adur (ateş) * ölümsüzlük iksiri; beyaz kristalli tuz, amonyum klorür (NH4Cl)

nişan : far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hedef, işaret, belirti, erişilmesi istenen nokta, niş (niche, Nische (uygun yere koymak, belirli bir hedefe ve kitleye yönelik) (ing., fra., alm.) )

nişane : far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + e (isim yapım eki) * işaret, belirti, sembol

nişangah : far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * hedef alma, işaretleme; hedefin bulunduğu yer, nişan alma yeri

nişapur : far. * nişabur (yeni hükümdar; İran'ın bir şehri) (nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) ) * Türk ve Fars müziğinde belirli bir dizi veya tonal yapıya göre icra edilen eserlerin düzenlendiği ve karakteristik ses özelliklerine sahip müzik dizisi

nişasta : far. * nişastan, nişin (oturmak), nişaste (dibe oturan şey, çökelti) * tahıl tanelerinden, buğdaydan ve pirinçten, bezelye, mercimek gibi baklagillerin tanelerinden veya patates ve benzeri yumrulardan çökeltme yöntemiyle elde edilen una benzer madde

nişaverek : far. * nişa (işaret, belirti, hedef) + varak (küçük, minik; yaprak) * hedefi veya işareti küçük, belirgin şekilde göstermek veya simgelemek için kullanılan işaret veya sembol

nişin : far. * nişesten (oturmak) * oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş)

nitazoksanid : lat., gre. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) (lat.) + theion (kükürt (S) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + id (anyon ve iyon türevi eki) (gre.) * protozoon ve bazı parazit kaynaklı bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, tiyazolid türevi yapıya sahip geniş etkili antiparaziter ve antimikrobiyal ilacın etken maddesi (C12H9N3O5S)

nitekim : tür. * neteg (nasıl, ne kadar) (ne (soru adılı) + teg (kadar, gibi) ) + im (ek) * zira, gerçekten, hakikaten, nasıl ki... olduğu gibi

nitel : tür. * nite (özellik, vasıf, tahassus) + el (ile ilgili, -a ait) * bir varlığın, durumun veya nesnenin nasıl olduğunu, kalitesini, özelliğini veya vasfını (sayılamayan, ölçülemeyen) belirten özellikleri ile ilgili

nitelemek : tür. * nite (özellik, vasıf, tahassus) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir varlığın, kişinin veya olayın niteliğini, özelliklerini, nasıl olduğunu belirtmek, tavsif etmek veya karakterize etmek

nitelik : tür. * nite (özellik, vasıf) + lik (lı olma durumu) * vasıf, doğa, özellik (nature, Natur (doğa, nitelik) (ing., fra., alm.) )

nitizinon : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ison (izomer veya benzer yapı) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * genetik metabolik hastalıkların tedavisinde kullanılan, tirosin metabolizmasını etkileyen ve belirli enzimleri inhibe eden sentetik ilacın etken maddesi (C14H10F3NO5)

nitramit : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * azot içeren organik bir bileşik türü, genellikle patlayıcı veya kimyasal reaksiyonlarda kullanılan azotlu organik madde (H2NNO2)

nitrat : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * azot ve oksijen içeren, genellikle tuz formunda bulunan ve bitkiler için önemli besin kaynağı ile patlayıcı yapımında kullanılan kimyasal iyon veya bileşik (NO3)

nitratin : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + in (kimyasal madde eki) * nitrat içerikli veya nitratla ilişkili olan madde, genellikle kimyasal bileşikler veya tuzlar

nitrazepam : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + az (azot kökü) + epam (benzodiazepin eki) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı, kas gevşetici ve uyku düzenleyici etkisi olan, uyku bozuklukları ve anksiyete tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C15H11N3O3)

nitrendipin : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + endipin (1,4-dihidropiridin türevi; kalsiyum kanal blokeri) (ger., kimyasal ilaç sınıfı) * kan basıncını düşürmek ve kalp-damar kasılmalarını düzenlemek amacıyla kullanılan, 1,4-dihidropiridin yapısına sahip antihipertansif ilacın etken maddesi (C18H20N2O6)

nitrifikasyon : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * topraktaki amonyum ve organik azot bileşiklerinin, nitrifikasyon bakterileri aracılığıyla önce nitrit sonra nitrat formuna dönüştürülmesi süreci

nitrik : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + icus (ile ilgili, -a ait) * azot içeren veya azot ile ilgili olan, özellikle kimyada nitrik asit veya nitrik bileşiklerle bağlantılı olan özellik veya nitelik, azotlu

nitrik asit : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * güçlü, renksiz ve keskin kokulu bir mineral asit, kimyada oksitleyici olarak kullanılan bileşik (HNO3)

nitril : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + il (türev eki) * organik kimyada bir karbon atomuna doğrudan bağlı azot içeren ve genellikle -C≡N grubuna sahip olan bileşik türü

nitrobluetetrazolium : lat., ing. * nitro (azot grubu) (lat.) + blue (mavi renk) (ing.) + tetrazolium (dört azotlu heterosiklik halka) (tetra (dört) (gre.) + azol (azotlu heterosiklik halka; kimyasal yapı) (lat.) + ium (iyon veya tuz eki) ) (lat.) * biyokimyada enzim aktivitesini veya redoks reaksiyonlarını tespit etmek için kullanılan, mavi renkli ürüne dönüşebilen tetrazolium türevi kimyasal bileşik (C40H30Cl2N10O6)

nitrofrontain : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + frontis (ön, yüzey) + tenere (tutmak, bağlamak) * azot grubu içeren ve genellikle yüzeylere bağlanabilen veya etkili olan kimyasal bileşik

nitrofural : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + fural (furan halkası türevi) * idrar yolu ve bazı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, antibakteriyel etkisi olan, nitro grubu içeren ve furan halkası taşıyan sentetik organik bileşik (C6H6N4O4)

nitrofurantoin : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + furan (beş üyeli oksijenli heterosiklik halka) + toin (türetilmiş organik bileşik eki) * idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanıl, antibakteriyel etkisi olan, nitro grubu ve furan halkası içeren sentetik organik ilacın etken maddesi (C8H6N4O5)

nitrofurazon : lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + furan (beş üyeli oksijenli heterosiklik halka) + zon (farmasötik ek) * antibakteriyel ve antiseptik etkisi olan, nitro grubu ve furan halkası taşıyan, yara ve deri enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan sentetik organik bileşik (C6H6N4O4)

nitrogliserin : lat., gre. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) (lat.) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + seros (yağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) * nitro grubu eklenmiş gliserol yapısına sahip, kalp damar hastalıklarında damar genişletici olarak kullanılan ve patlayıcı özelliğe de sahip sentetik organik bileşik (C3H8O3)

nitrojen : gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, doğal soda, güherçile (KNO3) ) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * simgesi N, atom numarası 7 olan, dünya atmosferinin yaklaşık %78'ini oluşturan renksiz, kokusuz, tatsız ve inert bir gaz, azot

nitrojen narkozu : gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + narke (uyku, sersemlik, uyuşukluk) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yüksek basınç altında özellikle derin dalış sırasında azot gazının sinir sistemi üzerinde uyuşturucu etki yaparak bilinç bulanıklığı ve karar verme bozukluğu oluşturması durumu

nitroprussid : gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) + prussid (Prusya ile ilgili; kimyada Prusya kökenli bileşik adı) (ger.) * damar genişletici etkisi olan ve özellikle hipertansif krizlerde kullanılan, nitro grubu içeren kompleks bir kimyasal bileşik ve ilacın etken maddesi (Na2[Fe(CN)5NO] • 2H2O. CAS)

nitroselüloz : gre., lat. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) + cellula (küçük hücre, küçük oda, hücrecik, odacık) (cella (oda, depo, bölme, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * selülozun nitrik asitle işlenmesiyle elde edilen, yanıcı ve patlayıcı özellik gösterebilen nitrat esterlerinden oluşan kimyasal madde (C6H7O2(OH)3₋ₓ(ONO2)ₓ]ₙ)

nitröz oksit : gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) (gre.) * iki azot ve bir oksijen atomundan oluşan, renksiz ve tatlı kokulu olup anestezik ve analjezik etkisi nedeniyle tıpta kullanılan, güldürücü gaz olarak da bilinen gaz halindeki kimyasal bileşik (N2O)

niue : poli. * niu (hindistancevizi palmiyesi) + e (yer eki) * Yeni Zelanda'nın başkenti

nivalis : lat. * nix (kar), nivis (kar ile ilgili) + alis (ile ilgili, -a ait) * karlı, kardan, karla kaplı

nivelman : lat., fra. * libelle (terazi, tartı) (lat.); niveau (seviye, düzey), nivellement (niveler (düzlemek, aynı seviyeye getirmek, seviyesini belirlemek/ölçmek + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * arazideki noktaların birbirine göre yükseklik farklarını veya belirli bir referans düzlemine olan yüksekliklerini ölçme işlemi

niven sayısı : san., tür. * niven (Kanadalı-Amerikalı matematikçi Ivan Morton Niven'in isminden) (ing.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * rakamlarının toplamına tam olarak bölünebilen sayı (1729 ... 1+7+2+9 = 19 ... 1729/19 = 91)

nivo : lat., fra. * libelle (terazi, tartı) (lat.); niveau (seviye, düzey) (fra.) * seviye, düzey; haritacılık ve inşaatta iki nokta arasındaki kot (yükseklik) farkını ölçmek için kullanılan optik bir ölçüm aleti

nivolumab : ing., lat. * nivo (new (yeni) ) (ing.) + lumab (human monoclonal antibody (insan monoklonal antikor) eki) * bağışıklık sistemini hedef alarak kanser hücrelerine karşı yanıt oluşturan, insan monoklonal antikor sınıfına ait biyolojik ilacın etken maddesi (C6362H9862N1712O1995S42)

nix : gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası) * Yunan Mitolojisi'nde Erebos'un karısı, Kharon'un annesi, evrenin başlangıcında kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi simgeleyen karanlığın ve gecenin kişileştirilmiş tanrıçası; Plüton'un Charon (Şaron) dışında 4 uydusundan biridir. (Plüton'un uyduları

niyabet : ara. * naba (temsil etmek, vekil olarak hareket etmek, yerine geçmek) * vekalet, temsil, yonetim, nöbet; İslam hukukunda veya günlük kullanımda, bir işin veya görevlerin vekil aracılığıyla yürütülmesi veya nöbet, görev başında temsil edilmesi

niyaz : ara. * naza (yakarmak, yalvarmak, dilemek, rica etmek) * yakarma, yalvarma, dileme, rica etme; Allah’a veya kutsal varlıklara yakarma, dilek ve dua ederek bir şey isteme

niyazi : ara. * naza (yakarmak, yalvarmak, dilemek, rica etmek), niyaz (yakarma, yalvarma, dileme, rica etme; Allah’a veya kutsal varlıklara yakarma, dilek ve dua ederek bir şey isteme) + i (ile ilgili) * yakarma, yalvarma, dileme, rica etme ile ilgili; erkek ismi

niye : tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + y (ulama eki) + e (-a doğru, yönelim) * neden, niçin, ne sebeple, hangi amaca yönelik olarak, ne amaçla

niyet : ara. * naya (istemek, tasarlamak, amaçlamak, hedeflemek, kastetmek, yönelmek, azmetmek) + et (isim yapım eki) * bir davranışı, eylemi veya kararı yönlendiren bilinçli amaç, kasıt, düşünce, gaye, yönelim, kasıt, istek, tasarı, amaç, hedef

niyobyum : gre., lat. * Niobe (Yunan mitolojisinde Leto’nun çocuklarını kaybeden kral Niobe’nin kızı) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 41, simgesi Nb olan, gri-beyaz, yumuşak ve yüksek erime noktasına sahip, çelik alaşımlarında ve süperiletken uygulamalarda kullanılan geçiş metali elementi

niza : ara. * naza (tartışmak, çekişmek, anlaşmazlık çıkarmak) * kişiler veya gruplar arasında anlaşmazlık, çekişme veya tartışma durumu

nizam : ara. * nazama (düzenlemek, tertip etmek, sıraya koymak, uyum sağlamak) * düzen, sistem, sıralama, tertip (enzyme, Enzym (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm.)

nizamettin : ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + el (ön ek, artikel) + din (borç, din) * dinin düzeni; erkek ismi

nizamı cedid : ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + i (tamlama eki) * cedid (yeni)

nizami : ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + i (ile ilgili, -a ait) * düzene veya sisteme ait olan, kurallara uygun ve düzenli olan

nizamiye : ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + iye (isim yapım ve durum eki) * askeri birliklerin veya resmi kurumların giriş kapısı veya düzenli askeri teşkilata ait yer

nizamname : ara., far. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * bir kurumun, örgütün veya devletin işleyişini, düzenini ve yönetim esaslarını belirlemek amacıyla yetkili makamlarca hazırlanan, uyulması zorunlu kuralların bütününü ifade eden tüzük veya yönetmelik

nizatidin : lat. * niza (ön ek) + tidine (histamin H2 reseptör antagonisti eki) * mide asidi salgısını azaltmak için kullanılan H2 reseptör antagonistleri sınıfına ait sentetik ilacın etken maddesi (C12H21N5O2S2)

nizip : sam. * nezib (garnizon, sınır karakolu, dik duran yer veya sütun) * Gaziantep’in bir ilçesi

NLP : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + linguisticus (dil ile ilgili) + programming (programlama, düzenleme) * insan beyninin düşünce, dil ve davranış kalıplarını anlamak, modellemek ve değiştirmek amacıyla geliştirilen kişisel gelişim ve iletişim tekniği

NLP : ing * natural (doğal) + language (dil) + processing (işleme) * bilgisayarların insan dilini anlamasını, işlemesini ve üretmesini sağlayan yapay zeka alanı

NNSSM : ing. * Next-to-Minimal Supersymmetric Standard Model (Hemen Hemen En Düşük Süpersimetrik Standart Model) * Standart Model'i süpersimetri ile genişleten ve Minimal Süpersimetrik Standart Model'e ek olarak bir singlet süperalanı içeren, parçacık fiziğinde kullanılan kuramsal model, süpersimetrik parçacık fiziği modeli

no : ing. * no (hayır, yok, değil) * hayır, yok, değil

No : isv., lat. * nobelium (İsveçli kimyager ve dinamitin mucidi Alfred Nobe’in soyadından) (isv.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 102 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, yalnızca nükleer araştırmalarda ve ağır elementlerin sentez çalışmalarında kullanılan radyoaktif bir element

nobelyum : isv., lat. * nobel Alfred Nobel (İsveçli kimyager, mühendis ve mucit Alfred Nobel) (isv.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 102, simgesi No olan, geçiş metalleri grubuna ait, radyoaktif ve sentetik bir element

nobran : kür, far., ara. * no (geçimsiz, uzlaşmaz, katı, inatçı) (kür.), neberd (savaş, çatışma) + an (gibi, ile ilgili) (far.), nebr (sesi yükselme, haykırma) + an (gibi, ile ilgili) * davranışı kaba, sert, gönül kırıcı olan kimse

nocardia : lat., gre. * Nocard (Fransız mikrobiyolog Edmond Nocard) (fra.) + -ia (bakteri veya organizma eki) (lat.) * toprakta ve suda yaygın bulunan, dallanan filamanlar şeklinde görülen, zayıf Gram-pozitif ve kısmen aside dirençli bir bakteri cinsi

noctuidae : gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) (gre ); nox (lat.), noctua (gece kuşu, baykuş; gececil hayvan) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımına ait, gece kelebeklerini ve yakın akraba türleri kapsayan, çoğunlukla gece etkin olan güve kelebekleri familyası, baykuş güvesi veya gece kelebeği

nod : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) * iki veya daha fazla yapının birleştiği, kalınlaşmış veya bağlantı oluşturan nokta, düğüm, çıkıntı, şişlik, yumru, boğum, kavşak; anatomide ve biyolojide çeşitli birleşme bölgeleri

noda : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) * iki veya daha fazla yapının birleştiği, kalınlaşmış veya bağlantı oluşturan nokta, düğüm, çıkıntı, şişlik, yumru, boğum, kavşak; anatomide ve biyolojide çeşitli birleşme bölgeleri

nodal : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + alis (ile ilgili, -a ait) * düğüm veya kavşak noktası ile ilgili

nodal reentri : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + alis (ile ilgili, -a ait) + re (tekrar, yeniden) + entrare (girmek, giriş yapmak) (lat.), entry (giriş) (ing.) * özellikle supraventriküler taşikardilerde görülen, kalpte atriyoventriküler düğümde elektriksel uyarının tekrar devreye girerek aritmi oluşturması durumu

nodoz : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * düğümlü, çıkıntılı veya nodül oluşumuyla karakterize edilen durum veya hastalık

nodozite : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) * düğümlü yapıların varlığı veya nodül oluşumu ile karakterize edilen durum

nodozum : lat. * nodus (düğüm, çıkıntı, şişlik, yumru, boğum, kavşak) + um (son ek) * düğüm veya nodül şeklinde oluşmuş yapı

nodul : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) * doku veya organlarda gözlemlenen küçük düğüm, yumru veya nodül şeklinde oluşmuş yapı

nodül : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) * doku veya organlarda gözlemlenen küçük düğüm, yumru veya nodül şeklinde oluşmuş yapı

nodülarite : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * dokuda veya organda düğüm veya nodül oluşumu ile karakterize edilen küçük yumrulu yapıların varlığı durumu

nodüler : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * düğümlere veya nodüllere ait olan, düğüm şeklinde yapıya sahip

nodülasyon : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + tio (isim yapım eki) * vücudun herhangi bir dokusunda veya organında nodül adı verilen anormal, yuvarlak veya oval şekilli kitlelerin/yumruların oluşma süreci; baklagillerin köklerinde azot bağlayıcı bakterilerin etkisiyle nodül adı verilen küçük yumruların veya düğümcüklerin oluşması süreci

nodülokistik : lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hem düğüm (nodül) hem de kesecik (kist) içeren yapı veya lezyon

noel : lat., fra. * nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natalis (doğumla ilgili) (natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); Noël (fra.) * Hristiyanlıkta İsa Mesih’in doğumunu kutlama günü, Christmas

noesis : gre. * noein (düşünmek, kavramak, algılamak), noesis (düşünme, kavrama, anlayış) * zihinsel algı, kavrama veya akıl yoluyla bilginin elde edilmesi, akıl ve düşünce ile doğrudan kavrayış

noether teoremi : alm., tür. * noether (Alman matematikçi Emmy Noether’ın soyadından) (alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * simetri ve korunum yasaları arasındaki bağlantıyı kuran, fiziksel sistemlerde süreklilikle ilişkili korunum yasalarını (enerji, momentum, yük vb.) tanımlayan matematiksel teorem

nogay : tür. * Nogay (Türk-Moğol kökenli tarihî bir kavim) * 13.-17. yüzyıllarda Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkasya steplerinde yaşamış Türk kökenli göçebe bir topluluk

nohudi : far. * nahud, nuhud (Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, yüksek protein, lif, vitamin ve mineral içeren tek yıllık bir bitki türü) + i (ile ilgili, -a ait) * nohut renginde olan, kirli veya donuk sarı tonundaki renk; tekstil, giyim ve bazı hayvan türlerinin (örneğin nohudi renkli güvercinler) tanımlanmasında kullanılan, kökeni nohut bitkisine dayanan geleneksel bir renk tanımı

nohut : far. * nahud, nuhud (yuvarlak olan, nokta, benek) (far.); nakd; nukud (ç.) (madeni para, yuvarlak maden, nokta; madeni paralar, noktalar) (ara.) * Fabaceae (baklagiller) familyasından, Cicer arietinum türüne ait, küresel şekilli yenilebilir taneleri olan bitki

nokardiazis : lat. * Nocardia (bakteri cinsi, Amerikalı bakteriyolog Edmond Nocard'ın soyadından) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Nocardia cinsi bakterilerin neden olduğu nadir, genellikle akciğerleri ve cildi etkileyen enfeksiyon hastalığı

nokardiya : lat. * Nocardia (bakteri cinsi, Amerikalı bakteriyolog Edmond Nocard'ın soyadından) * Gram pozitif, toprak kaynaklı ve insanlarda nadiren enfeksiyonlara yol açabilen aerobik bakteri cinsi.

nokra : tür. * nok (göz, nokta, iz) + ra (ek) * Hypoderma bovis veya H. lineatum adlı sinek larvalarının sığırların deri altında parazitlenmesiyle oluşan, özellikle sırt bölgesinde şişlikler ve yaralarla seyreden, deri ve et verimini ciddi oranda düşüren paraziter bir hastalık, büvelek, sığır sineği

noksan : ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi), tenkis, naks (eksiltme, azaltma, bozma, yok etme) * eksik, tamamlanmamış veya yetersiz

noksaniyet : ara. * naks (eksiltmek, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi) + iyet (isim yapım eki) * eksiklik, noksanlık

noksiyöz : lat. * noxius (zararlı, suçlu, tehlikeli; zarar veren) (nox (zarar, kötülük, suç, tehlike) + ius (ile ilgili, -a ait) * zararlı, zarar verici, sağlığa veya canlılara olumsuz etki eden; toksik veya tehlikeli nitelik taşıyan

nokta : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta, küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para, akçe ve peşin ödeme) * düğüm, nohut; cümle sonuna konan işaret

noktalı virgül : ara., tür., lat. * nukd (nokta, küçük işaret; para birimi) (ara.); nokta (yazıda cümle sonlarına, bazı kısaltmalara, sıra bildiren sayılara ve saat gösterimlerine konulan, küçük benek şeklindeki temel noktalama işareti) (tür.) + lı (ile, birlikte, beraber) (tür.) + virgula (ince dal, çubuk, değnek; yazılı ifadelerde kelimeleri, kelime gruplarını veya sıralı cümleleri birbirinden ayırmak, anlam belirsizliğini gidermek ve okumayı kolaylaştırmak için kullanılan temel bir noktalama işareti) (virga (çubuk, ince dal) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * cümlelerde ögeleri ayırmak için kullanılan, hem nokta hem virgül işlevi gören yazı işareti

noktateyn : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nuktat (nokta) + eyn (iki) * iki nokta

nokturna : lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) * geceye özgü olan, gece sırasında meydana gelen, gece ile ilgili

nokturnal : lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * geceye özgü olan, özellikle gece aktif olan veya gece ile ilgili davranış ve özellik gösteren

noktüri : lat., gre. * nox, noct (gece) + ouron, ouria (idrar, sidik, üre, idrar yapma, işeme) * kişinin gece işemek için bir veya daha fazla kez uyanmak zorunda kalması

noktürn : lat. * noct, nox (gece) + turnus (ile ilgili, gibi, -a ait) * gece ile ilgili olan; müzikte “gece müziği” anlamında

noktürnal : lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * geceye özgü olan, özellikle gece aktif olan veya gece ile ilgili davranış ve özellik gösteren

noktürnal asit sekresyonu : lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + acidus (ekşi, asit) + secretio (ayırma, salgılama) * gece sırasında özellikle mide tarafından asit salgılanması durumu

noktürnal bruksizm : lat., gre. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + brouxismos, bruksismos (brukhein (dişleri gıcırdatmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (gre.) * gece uyku sırasında ortaya çıkan istemsiz diş sıkma ve gıcırdatma durumu

noktürnal enürez : lat., gre. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + enourein (içine idrar yapmak, içe işemek) (en (iç, içe, içine) + ourein (idrar yapmak, işemek) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * gece uyku sırasında gece istemsiz idrar yapma durumu, gece altını ıslatma

nolana : lat. * nola (küçük çan) * Solanaceae familyasına ait, yayılıcı formda ve çiçekleri çan biçiminde olan, özellikle Güney Amerika’nın kıyı bölgelerinde yetişen bir bitki çiçekli bitki cinsi

nolina : lat. * Nolin (Fransız botanikçi Abbé Pierre Charles Nolin) + ia (isim yapım eki) * Asparagaceae familyasına (Kuşkonmazgiller) ait olan, rozet biçimli sert yaprakları ve odunsu gövdesi bulunan ve çoğu türü Meksika kökenli olan bitki cinsi

nom : gre., ara. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; adet, gelenek; namus) (gre.); namus (onur, haysiyet, itibar, ahlak değeri) (ara.) * toplumda uyulması gereken sosyal ve ahlaki kural veya yasa, düzenleyici ilke

nomenklatür : lat. * nomen (isim) + calare (çağırmak, adlandırmak) + tura (isim yapım eki) * bir sistem dahilinde kullanılan adlar ve terimler topluluğu; özellikle bilimsel veya teknik alanlarda isimlendirme sistemi

nominal : lat. * nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili, -a ait) * isim veya adlandırma ile ilgili, özellikle miktar veya değer açısından sembolik veya resmi olan şey; bir varlığın veya değerin üzerinde yazılı olan, resmiyette belirtilen ancak piyasa koşullarını veya enflasyon etkisini yansıtmayabilen "adsal" değer

nominal değer : lat., tür. * nominalis (adsal, isimsel) (nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + değer (kıymet, valör) (tür.) * hisse senedi, tahvil, para veya senet gibi finansal araçların üzerinde yazılı olan, piyasa fiyatından farklı olarak, ürünün sadece sayısal değerini ifade eden ve alım gücünü göstermeyen, enflasyon veya piyasa koşullarından arındırılmamış kağıt üzerindeki değer

nominalizm : lat. * nominalis (adsal, isimsel) (nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * somut ve soyut kavramların (tümellerin) nesnel bir gerçekliğe sahip olmadığını, bunların yalnızca zihinsel soyutlamalar veya dildeki isimlendirmelerden ibaret olduğunu, evrende sadece tekil ve somut varlıkların gerçek olduğunu savunan felsefi görüş

nominasyon : lat. * nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) ) + tion (isim yapım eki) * bir kişi veya şeyi resmi olarak bir göreve, ödüle veya pozisyona aday gösterme veya atama

nominatif : lat. * nominatus (atanmış, aday gösterilmiş) (nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * İmisme ait olan, dilbilgisinde bir ismin cümlede özne görevi üstlendiğini gösteren hal

nominatör : lat. * nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) + tor (yapan, eden eki) * bir kişiyi veya şeyi resmi olarak bir göreve, ödüle veya pozisyona aday gösteren kişi; kesirlerde pay kısmını ifade eden terim; kesirin çizgi üzerinde bulunan ve bölünecek miktarı gösteren sayı

nomine : lat. * nominatus (atanmış, aday gösterilmiş) (nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * resmi olarak bir göreve, ödüle veya pozisyona aday gösterilen veya atanan (kişi)

nomografi : gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * matematikte veya mühendislikte, belirli değişkenler arasındaki ilişkileri hızlı ve pratik şekilde çözmek için kullanılan grafik çizim yöntemi veya çizelge sistemi

nomogram : gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * değişkenler arasındaki matematiksel ilişkileri cetveller veya eğriler yardımıyla grafiksel olarak gösteren ve cetvel kullanarak hesaplama yapmayı sağlayan bir hesaplama diyagramı

nomolojik : gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yasalarla, özellikle doğa yasalarıyla veya genel geçer kurallarla ilişkili olan, bilimsel açıklamalarda yasa temelli

non : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) * olumsuzluk belirteci, “değil” anlamında kullanılan ön ek ve sözcük unsuru; bilimsel terimlerde yokluk, karşıtlık veya olumsuzluk belirtmek için kullanılan biçim

non troppo : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + troppo (çok, fazla) * müzikte tempo veya ifade işaretlerinde “fazla değil, ölçülü şekilde” anlamında kullanılan, aşırıya kaçmadan çalma talimatı

nonagon : gre. * enea (dokuz) (gre.); novem (dokuz), nonus (dokuzuncu) (lat.) + gonos, gonia (açı, köşe) * dokuz kenarlı çokgen, dokuzgen

nonbizar : lat., fra. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + bizarre (acayip, tuhaf, garip, aykırı) (fra.) * olağan dışı olmayan, tuhaf olmayan, mantık ve fizik kurallarına aykırı olmayan

nondisjunction : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + junctio (birleşme, eklenme, kesişme) (jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek, kesişmek) + tio (isim yapım eki) ) * hücre bölünmesi sırasında kromozomların veya kromatidlerin düzgün şekilde ayrılmaması ile karakterize olan ve genetik hataya yol açan durum

nonenal : lat. * novem (dokuz), non (9 karbonlu zincir) + en (çift bağlı alken yapısı) + al (aldehit belirteci) * özellikle 2-nonenal formuyla bilinen, yaşlanma, oksidatif stres ve lipid peroksidasyonu sonucu oluşan ve “yaşlılık kokusu” olarak da tanımlanan karakteristik kokudan sorumlu, uçucu, dokuz karbonlu doymamış aldehit (2-Nonenal (C9H16O) )

nonet : lat. * nonus (dokuzuncu) + ettus (küçültme eki) (lat.); nono (dokuz) + etto, etta (küçültme eki) (ita.) * dokuz çalgı için yapılmış beste veya dokuz çalgıdan oluşan müzik grubu

nonfigüratif : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + figurativus (şekil veya biçimle ilgili) (figuratus (resmedilmiş, çizilmiş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, tasvir edilmiş, temsil edilmiş) (figurare (resim çizmek, şekil vermek, tasvir etmek, temsil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * gerçek nesneleri veya tanınabilir biçimleri tasvir etmeyen; resim ve sanat eserlerinde soyut veya figürsellikten uzak olan (tarz)

nonilyon : lat. * nonus (dokuzuncu) + illion (milyon, bin, 1000) * 1'den sonra 30 sıfır gelen sayı (bin adet oktilyondan (1'den sonra 27 sıfır gelen sayı) oluşan sayı)

noninvaziv : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadivus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) (vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücuda kesici veya girişimsel bir yöntem ile müdahale edilmeden yapılan (tıbbi işlem)

nonnutritif : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + nutrire (beslemek, büyütmek) + tivus (ile ilgili, -a ait) * besleyici olmayan, enerji veya besin değeri taşımayan

nonossifiye : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + ossificatus (kemikleşmiş) (ossificare (kemikleş(tir)mek) (os (kemik) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman eki) ) * kemikleşmemiş, özellikle embriyo veya gelişim sürecindeki dokuların henüz kemiğe dönüşmemiş hali

nonoş : gre. * nonnos (yaşlı adam, dede, baba gibi yaşlı kişi) * tatlı, şiri, sevgili, sevimli

nonpalpabl : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + palpabilis (dokunularak hissedilebilir) (palpare (dokunmak, yoklamak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * dokunarak hissedilemeyen, elle muayene sırasında tespit edilemeyen

nonpatojen : lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * hastalık veya zarar oluşturmayan

non-periyodik : lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * belirli bir zaman aralığında düzenli olarak tekrarlanmayan, döngüsel veya düzenli bir periyot göstermeyen (olay, süreç, yapı), periyodik olmayan, döngüsel olmayan, devirsel olmayan

nonpolar : lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elektrik yükü veya manyetik kutuplar açısından eşit dağılıma sahip olmayan, dipol özelliği göstermeyen (molekül veya bağ türü)

nonproporsiyonel : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + proportionalis (orantılı, oranlı) (pro (ön, önde, lehine) + portio (pay, hisse, kısım, bölüm) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * orantısız, belirli bir oran veya paya sahip olmayan

nonsedatif : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sedativus (yatıştırıcı, sakinleştirici) (sedare (yatıştırmak, sakinleştirmek) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) * sakinleştirici etkisi olmayan

nonsens : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) * mantıksız, anlamsız, saçma

nonsimetrik : lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + symmetrikos (uyum, denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * simetri göstermeyen, karşılıklı düzen veya eşitlik taşımayan, bir eksen, düzlem veya noktaya göre eşdeğer olmayan, simetrik olmayan (yapı veya biçim)

nonsmoker : lat., ing. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + smoke (duman tütmek, sigara içmek) + er (yapan, eden eki) * sigara içmeyen

nonspesifik : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + specificus (özgül, belirli) (species (görünüş, tür, çeşit, cins, biçim) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + icus (ile ilgili, -a ait) * belirli bir tür veya görünüşe ait olmayan, özel ve genel olandan ayrılmamış, özgül nitelik taşımayan

non-stop : lat., ing. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + stop (durmak, durdurmak; durma, durdurma) (ing.) * durmaksızın, durmadan, aralık vermeden, sona ermeden

nonsupressibl : lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + premere (basmak, bastırmak, baskılamak, baskı yapmak, sıkmak), pressio (baskı, basınç) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * baskı altında tutulamayan, engellenemeyen veya durdurulamayan (duygu, refleks, tepki)

noonan sendromu : ing., gre. * Noonan (Amerikalı pediatrist Jacqueline Anne Noonan) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * genetik kökenli, RAAS ve RAS-MAPK gen yolaklarındaki mutasyonlar nedeniyle doğuştan kalp sorunları, kısa boy, karakteristik yüz özellikleri ve çeşitli fiziksel gelişim farklılıkları ile kendini gösteren hastalık

noradrenalin : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + adrenalin (böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * sinir sistemi ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını, kan basıncını ve metabolizmayı artıran hormon ve nörotransmitter (C8H11NO3)

noradrenerjik : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + adrenergikos (böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + ergon (iş, çalışma, etkinlik) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * noradrenalin tarafından uyarılan veya bu hormonla ilişkili olan (sinir, hücre, süreç)

nordihidroguaiaretik asit : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + dihydros (iki hidrojen eklenmiş) (di (iki, ikili, çift) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) ) + guaiacus (guaiac ağacından türetilmiş) (guaiac ((Karayipler ve Orta Amerika kökenli sert, reçineli bir ağaç) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + aretikos (etişik, etkili, tesirli) (arete (erdem, mükemmellik, güç) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidus (ekşi, asit) (lat.) * bitkilerden elde edilen ve fenolik yapıda olup özellikle antioksidan özellik göstererek biyolojik sistemlerde serbest radikalleri nötralize etme potansiyeline sahip organik asit türü (C18H22O4)

nordik : lat. * nord (kuzey) + icus (ile ilgili, -a ait) * Kuzey ile ilgili, özellikle Kuzey Avrupa veya İskandinavya ülkelerine ait olan, bu bölgelere özgü özellikler taşıyan

nordström : isv. * nord (kuzey) + ström (akım, akıntı, nehir, ırmak) * kuzey akıntısı, kuzey ırmağı

norepinefrin : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + epinephrine (her böbreğin üzerinde bulunan adrenal bezler tarafından üretilen ve salınan doğal bir stres hormonu, adrenalin (C9H13NO3) ) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + nephros (böbrek) + ine (kimyasal bileşik eki) ) (gre.) * sinir sistemi ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını ve kan basıncını artıran hormon ve nörotransmitter

norethisteron : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + eth (etilen grubu) + hysteron (yumurtalık hormonu) (hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) ) (gre.) * sentetik bir progesteron türevi olan hormon, doğum kontrol ve hormon tedavilerinde kullanılan, uterus fonksiyonlarını düzenleyen steroid (C20H27O2)

norfloksasin : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + fluoro (fluorin atomu eki) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * Gram pozitif ve Gram negatif bakterilere karşı etkili olan ve idrar yolu ile gastrointestinal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan sentetik bir florokinolon antibiyotik (C16H18FN3O3)

norfolk adası : alm. * norde (kuzey) + Volk (halk, topluluk) * Güney Pasifik’te Avustralya’nın doğusunda yer alan, İngiliz sömürge geçmişine sahip küçük ada ve topluluk

norgestrel : lat. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + rel (kimyasal türev eki) * doğum kontrolü ve hormon tedavisinde kullanılan, steroid yapıda ve gebeliği önleyici özellik gösteren sentetik bir progesteron türevi hormon

norm : lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) * genel olarak kabul edilen kural, ölçüt veya standart; davranış, ölçüm veya performans açısından beklenen değer veya düzen

normal : lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) * standartlara, genel kabul görmüş kurallara uygun olan, olağan ve tipik özellikler gösteren (durum veya nesne)

normal benzin : lat., alm. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + benz (solvent, çözücü) + ine (kimyasal türev eki) (alm.) * içten yanmalı motorlarda kullanılan, 87-91 oktan aralığında standart motor performansı sağlayan, C₄-C₁₂ arası alkanlar, sikloalkanlar ve aromatik hidrokarbonlar içeren ve özel katkı maddesi içermeyen yakıt türü (C8H18)

normalite : lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * normal olma durumu; bir çözeltide bir litre çözeltide çözünmüş madde miktarının eşdeğer (equivalent) cinsinden ifadesi ve asit-baz ve redoks tepkimelerinde kullanılan derişim ölçüsü

normalizasyon : lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir sistemi, ölçümü veya veriyi belirli bir standart veya referans düzeye getirme, düzenleme ve tutarlı hale getirme süreci veya işlemi

normalize : lat. * normalizatus (norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * standart veya referans düzeye getirilmiş, düzenlemiş ve tutarlı hale getirilmiş

normandiya : fra. * Normans (kuzeyli insanlar, Vikingler) + ia (yer eki) * Fransa’nın kuzeybatısında yer alan, kuzeyinde İngiliz Kanalı, doğusunda Île-de-France ve Hauts-de-France bölgeleri, güneyinde Pays de la Loire, batısında Brittany bölgesi yer alan ve tarih boyunca Normanlar tarafından yerleşmiş olan bölge

normatif : lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + tivus (ile ilgili, -a ait) * belirli kurallara, standartlara veya ölçütlere uygunluğu esas alan ve davranış, yasa veya düşünceyi düzenlemeye yönelik olan

normeperidin : lat. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + meperidin (C15H21NO2) (methyl (metil -CH3) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) ) * merkezi sinir sisteminde etkili, morfin benzeri analjezik etkisi olan ve genellikle metabolit olarak nörotoksik özellik gösterebilen sentetik opioid madde

normoaktif : lat. * normo (normal, olağan) + activus (eylemsel, hareket halinde, devinen, durağan olmayan, pasif olmayan) * eylemsel, hareket halinde, devinen, durağan olmayan, pasif olmayan

normoblast : lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) (gre.) * olgunlaşmamış kırmızı kan hücresi, normal gelişim sürecinde çekirdekli olarak bulunan eritrosit öncülü

normoglisemik : lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kan şekeri düzeyinin normal sınırlar içinde olması durumu

normokardi : lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalp atış hızının normal aralıkta (60-100 atım/dakika (dinlenme halinde) ) olması durumu

normoselüler : lat. * normo (normal, olağan) + cellularis (cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dokularda veya organlarda hücre yoğunluğunun normal aralıkta olması durumu (kemik iliğindeki hücresel yoğunluk %30’un altı ise hiposelüler, %70’in üstü ise hiperselüler, %30 - %70 arası ise normoselüler)

normositik : lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kırmızı kan hücrelerinin (eritrositlerin) normal boyutta ve hacimde olması durumu (hücre çapının yaklaşık 6-8 mikrometre (µm) olması normal boyut, eritrosit hacminin (MCV, Mean Corpuscular Volume) 80-100 femtolitre (fL) olması normal hacim kabul edilir.)

normotansif : lat. * normo (normal, olağan) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan basıncının sağlıklı aralıkta, normal değerlerde olması durumu (sistolik (büyük tansiyon) 90-120 mmHg, diyastolik (küçük tansiyon) 60-80 mmHg yani 120/80 mmHg civarı, normal kabul edilir.)

normotensif : lat. * normo (normal, olağan) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan basıncının sağlıklı aralıkta, normal değerlerde olması durumu (sistolik (büyük tansiyon) 90-120 mmHg, diyastolik (küçük tansiyon) 60-80 mmHg yani 120/80 mmHg civarı, normal kabul edilir.)

normotonik : lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + tonos (gerilme, basınç; tonus) (gre.) * dokuların veya çözeltilerin normal tonus veya ozmotik basınçta olması durumu (normal kas tonusu, ozmotik basınç

normovolemik : lat. * normo (normal, olağan) + volumen (hacim, miktar) + icus (ile ilgili, -a ait) * vücut sıvı hacminin normal aralıkta, ne fazla ne az olması durumu (yetişkinlerde toplam kan hacmi yaklaşık 4,5-5,5 litre; toplam vücut sıvısı ise vücut ağırlığının %55-60’ı (yaklaşık 35-45 litre) )

norokordoya : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (notokord, embriyonik omurga) (lat.) * embriyonik gelişimde merkezi sinir sistemi ile omurga eksenini oluşturan, omurga öncesi kordon şeklindeki yapı

noroma : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir dokusundan kaynaklanan, genellikle iyi huylu tümör veya kitle

norton : ing. * Norton (İngiliz bilgisayar yazılımı uzmanı Peter Norton) * bilgisayar güvenliği yazılımı geliştiren ve virüs koruma, sistem optimizasyonu sağlayan şirket ve ürün adı

nortriptilin : lat. * nor (ana molekülden eksilme belirteci) + tript (üç halkalı (trisiklik) yapıya ve siklohepten bileşeni belirteci) + il (hidrokarbon kökü son eki) + ine (kimyasal madde eki) * trisiklik antidepresanlar grubunda yer alan, sinir kaynaklı (nöropatik) ağrılar ile migrenin önlenmesinde, depresyon tedavisinde kullanılan, Beyindeki serotonin ve norepinefrin miktarını artırarak zihinsel dengeyi ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan amitriptilinin aktif metaboliti olan etken madde (C19H21N)

norveç : alm. * norden (kuzey) + Weg (yol) * Kuzey Avrupa’da İskandinav Yarımadası’nda yer alan, batıda Norveç Denizi, kuzeyde Arktik Okyanusu, doğuda İsveç ve Finlandiya, güneydoğuda Rusya ile komşu olan ve güneyde Danimarka Boğazları üzerinden deniz bağlantısı bulunan ülke

nosebo efekt : lat. * nocere (zarar vermek, incitmek), nocebo (zarar vereceğim, inciteceğim) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) * gerçek tedavi içermeyen bir madde veya prosedürün, kişinin bunu zararlı olarak algılaması sonucu olumsuz psikolojik veya fizyolojik etkiler göstermesi durumu; placebo etkisinin olumsuz versiyonu

nosisepsiyon : lat., gre. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) (lat.) + sepsis (algılama, duyum; enfeksiyon, iltihap) (gre.) + tio (isim yapım eki) * vücutta zararlı veya ağrı uyaranlarını algılama ve iletme süreci

nosiseptif : lat., gre. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) (lat.) + sepsis (algılama, duyum; enfeksiyon, iltihap) (gre.) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * vücutta ağrı uyaranlarını algılayan ve ileten mekanizmalarla ilgili olan

nosiseptör : lat. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) + receptor (alıcı, reseptör) (recipere (almak, kabul etmek) + tor (yapan, ede eki) ) * dokularda ağrı uyaranlarını algılayan ve sinir sistemine ileten özelleşmiş alıcı sinir hücresi veya uçlarında her biri

nostalji : gre. * nostos (ev, eve dönüş) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ); nest (yuva) (ing.) * yurt, sıla, baba ocağı özlemi; geçmiş bir çağa, geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlem

nostaljik : gre. * nostos (ev, eve dönüş) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * geçmişteki bir zamanı veya yeri özlemle hatırlatan, hüzünlü bir özlem duygusu uyandıran, nostalji ile ilgili

nostradamus : lat. * nostra (bizim, bizimki) + damus (hanım, hanımefendi; Meryem Ana); Nostradamus (Fransız efsanevi astrolog ve hekim Michel de Nostredame) * bizim kadınımız; 16. yüzyılda yaşamış, geleceğe yönelik kehanetleriyle tanınan Fransız astrolog ve hekim

nostrum : lat. * nostrum (bizim, bizimkisi) * genellikle etkisi şüpheli veya geleneksel yöntemlerle hazırlanmış, etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış kişisel ilaç veya çözüm, kocakarı ilacı

nosyon : lat. * nosco (öğrenmek, bilmek, tanımak), notio (anlayış, kavrama, fikir) * zihinde oluşan kavram, düşünce veya genel fikir

not : lat. * nota (işaret, belirti, nişan, iz, not) * yazılı veya sözlü olarak kaydedilen kısa bilgi, açıklama veya hatırlatma

nota : lat. * nota (işaret, belirti, nişan, iz, not) * yazılı veya sözlü olarak kaydedilen işaret, açıklama, hatırlatma veya müzikte ses yüksekliğini gösteren işaret; müzik seslerini belirtmeye, göstermeye yarayan, kararlaştırılmış im, müzik yazısı; bir devletin başka bir devlete veya o devletin elçisine önemli bir siyasal konuyla ilgili olarak yaptığı sözlü veya yazılı bildiri

NOTAM : ing. * Notice (bildiri) + To (-a doğru, yönelim) + Air (hava) + Missions (görevler) (Airmen (havacı adamlar) ) * havacılık personeline uçuş güvenliğini etkileyebilecek; hava sahası kısıtlamaları, pist bakımları, seyrüsefer cihaz arızaları veya askeri tatbikatlar gibi geçici/acil durumlardan haberdar etmek için yayımlanan resmi uyarı bildirimi

notansefali : gre. * notos (sırt, arka) + enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) * beyin yapısının normalden daha arka veya dorsal yönde konumlanması durumu

notasyon : lat. * notatio (işaretleme, gösterim) (noto (işaretlemek, not etmek), notare (yazmak, kaydetmek) + tio (isim yapım eki) * bilgiyi, sesi veya matematiksel ifadeyi semboller veya işaretlerle yazılı veya görsel olarak gösterme yöntemi

notch : eng. * notch (yarık, çentik) * bir yüzeyde yapılan küçük kesik, çentik veya seviyeyi gösteren işaret

notebook : eg. * note (not) + book (kitap) * defter; dizüstü bilgisayar

noter : lat. * notarius (yazman, katip) (notare (yazmak, kaydetmek) + ius (isim yapım eki) ) * resmi belgeleri düzenleyen, onaylayan ve tasdik eden yetkili kişi

nothobranchiidae : gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + brankhios (solungaç) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Afrika’nın geçici su birikintilerinde yaşayan, kısa ömürlü tatlı su balıkları olan killifishleri kapsayan balıklar familyası

nothobranchius : gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + brankhios (solungaç) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Doğu Afrika’nın geçici su alanlarında yaşayan, yumurtaları kuraklığa dayanıklı olan ve kısa yaşam döngüsüyle tanınan yıllık killifish balıkları cinsi

nothocestrum : gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) (gre.) + cestrum (bitki adı) (ita.) * patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait, Hawaii'ye endemik çiçekli bitki türlerini kapsayan bir bitki cinsi

nothofagus : gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) (gre.) + fagus (kayın) (lat.) * Güney Yarımküre'nin ılıman ve serin bölgelerine özgü ağaç ve çalı türlerini içeren, Nothofagaceae familyasından bir bitki cinsi, yalancı kayın, güney kayını

nothoscordum : gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + skordon (sarımsak) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * nergisgiller (Amaryllidaceae) familyasına bağlı, soğansız veya soğanlı yapıdaki sarımsak ve soğana benzeyen çiçekli Yeni Dünya bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi

notik : gre . * nosos (hastalık) + ikos (ile ilgili, gibi) * hastalıkla ilgili

notik : gre. * naus (tekne, gemi), nautes (denizci, gemici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * denizciler, denizcilik, gemiler veya gemicilik ile ilgili

notilus : gre. * nautilos (denizci, gemici; deniz hayvanı) (naus (gemi, denizci) + tilos (çubuk, uzantı; kabuğu saran yapı) ) * spiral kabuğu olan ve denizlerde yaşayan, kafadan bacaklı yumuşakçalar familyasından deniz canlısı

notokord : gre. * notos (sırt, arka) + khorde (ip, kordon; omurga kordonu) * embriyonik gelişimde omurga öncesi kordon şeklinde, merkezi sinir sistemi eksenini destekleyen yapı

notomiyelit : gre. * notos (sırt, arka) + myelos (ilik, omurilik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * omurilik ve sırt bölgesi dokularının iltihaplanması durumu

notonectidae : gre., lat. * notos (sırt, arka) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yarımkanatlılar (Hemiptera) takımından, su altında sırtüstü yüzme alışkanlıklarıyla bilinen ve halk arasında "sırtüstü yüzenler" veya "sırtüstü yüzen tahtakuruları" olarak adlandırılan bir sucul böcek ailesi

notopteridae : gre., lat. * notos (sırt, arka) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * bıçak balığıgiller (Notopteridae) ailesine ait olan ve genellikle "bıçak balığı" veya "tüy sırt balığı" olarak bilinen ince uzun gövdeli tatlı su balıkları familyası

notoryctidae : gre., lat. * notos (güney) + oryktes (kazıcı, toprak kazan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya’da yaşayan, yer altında kazıcı yaşam süren keseli köstebekleri kapsayan memeliler familyası, keseliköstebekgiller

notos : gre. * notos (güney; Yunan mitolojisinde güney rüzgarının tanrısı) * güney; Yunan mitolojisinde özellikle yaz sonu ve sonbahar fırtınalarıyla ilişkilendirilen güney rüzgarını temsil eden tanrı

nototheniidae : gre., lat. * notos (güney) + thenia (şerit, bant) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Güney Okyanusu ve Antarktika çevresinde yaşayan, soğuk suya uyarlanmış balıkları kapsayan, morina benzeri dikenli yüzgeçli balıklar familyası

notre dame : fra. * notre (bizim, bizimki) + dame (hanım, hanımefendi; Meryem Ana) * Meryem Ana’ya adanmış kilise veya katedraller için kullanılan ad (örneğin Paris’teki ünlü Notre Dame katedrali)

nouméa : kana. * nu, nou (lagün, deniz içi koy) + mea (yer, yerleşim) * lagün içindeki yerleşim, korunaklı koy; Yeni Kaledonya'nın başkenti

nova : lat. * novus (yeni) + a (dişil isim eki) * astronomide parlaklığı aniden artan ve sonra tekrar zayıflayan yıldız olayı, “yeni yıldız” olarak adlandırılan gök olgusu

novobiyosin : lat. * novus, novo (yeni) (lat.) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) + cin (kimyasal madde eki) (lat.) * Streptomyces niveus adlı bakteriden elde edilen, bakterilerin DNA sentezi için gerekli olan DNA giraz enzimini inhibe ederek çoğalmasını durduran aminokumarin sınıfı doğal bir antibiyotik (C31H36N2O11)

novus ordo seclorum : lat. * novus (yeni) + ordo (düzen, sıra, nizam) + seclorum (çağlar, devirler, dönemler, devranlar, dünyalar) * çağların yeni düzeni; yeni dünya düzeni; Amerika Birleşik Devletleri'nin Büyük Mührü üzerinde yazan "Novus Ordo Seclorum Annuit Coeptis" (Yeni Dünya Düzeni Onaylanmış Başlangıç) mottosunun bir bölümü

noyan : moğ. * noya (komutan, bey, başkomutan, yüksek rütbeli askeri lider, hükümdar yardımcısı) + n (ünvan eki) * Orta Asya ve Moğol İmparatorluğu’nda yüksek rütbeli askeri lider veya bey ünvanı

nozofobi : gre. * nosos (hastalık) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalanma veya hastalık kapma korkusu, hastalık korkusu

nozokomiyal : gre., lat. * nosocomium (hastane, bakım yeri) (lat.) (nosos (hastalık) + komeiein (bakmak, bakımını üstlenmek) (gre.) + ium (yer eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * hastane ortamında edinilen veya hastane kaynaklı olan (enfeksiyon, durum, olay)

nozoloji : gre. * nosos (hastalık) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların sınıflandırılması, adlandırılması ve sistematik olarak incelenmesiyle ilgilenen tıp dalı

nöbet : ara. * naba, navaba (yerine geçme, vekil olma), munavebe (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük), nevbet (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) * sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük, belirli süreyle yapılan görev veya gözetim; askeri veya sivil olarak sürekli veya periyodik yapılan bekleme görevi

nöker : moğ. * nökür (yoldaş, arkadaş, maiyet) * bir liderin (han, bey) maiyetinde bulunan, ona sadakatle bağlı, silah arkadaşı, yoldaş veya güvenilir hizmetkar

nöradrenalin : lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + adrenalin (böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * sinir sistemi ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını, kan basıncını ve metabolizmayı artıran hormon ve nörotransmitter (C8H11NO3)

nöral : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinir sistemi veya sinir hücreleriyle ilgili, sinirsel

nöral impuls : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + impulsus (in (içine, içeriye) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) * sinir hücrelerinde elektriksel ve kimyasal iletim yoluyla gerçekleşen uyarı veya sinyal iletimi

nöral krest hücresi : gre., lat., tür. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + crista (perçem, püskül, küme, tepe) (lat.) + hucre (odacık) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * embriyonal dönemde nöral tüpün yüzey ektoderminden ayrışması sürecinde oluşan nöroektodermal hücre

nöralji : lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sinirlerin iltihaplanması veya tahrişi sonucu ortaya çıkan, belirli bir sinir hattı boyunca keskin, şiddetli veya yanıcı nitelikteki ağrı durumu

nörasteni : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * genellikle uzun süreli stres, kaygı ya da aşırı çalışma sonucu ortaya çıkan, kronik fiziksel ve zihinsel halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sinir zafiyeti (tükenmişlik) rahatsızlığı

nörektomi : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir dokusunun cerrahi olarak çıkarılması veya kesilmesi işlemi

nörilemmoma : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lemma (örtü, kılıf, zar, membran, cidar) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir kılıfından kaynaklanan, genellikle iyi huylu tümör veya kitle

nörit : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * sinir iltihabı

nöroanastomoz : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + anastomosis (bağlantı, birleşme) (ana (yukarı, üst, üstüne, yeniden, karşılıklı) + stoma (ağız, açıklık, giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * iki sinir ucu veya sinir kılıfının cerrahi olarak birleştirilmesi işlemi

nörobiyoloji : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sisteminin yapısını, işleyişini, gelişimini ve hastalıklarını biyolojik açıdan inceleyen bilim dalı

nöroblast : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * sinir sisteminin gelişim sürecinde nöronlara (sinir hücrelerine) dönüşen farklılaşmamış öncül embriyonik hücre

nöroblastom : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir dokusundan kaynaklanan, genellikle çocuklarda görülen kötü huylu tümör türü

nörodejeneratif : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + degenerativus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generatus (yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki (lat.) ) + ivus (gibi olan) ) (lat.) * sinir hücrelerinin yapısal ve işlevsel olarak bozulması veya kaybı ile karakterize olan hastalık veya süreç

nörodermatit : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * sinirsel ve psişik etkenlere bağlı olarak gelişen deri üzerindeki kabartı ve kaşıntılarla belirgin bir deri hastalığı

nörodevelopmental : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + developare (açmak, geliştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + volupare (sarmak, katlamak) ) + mentum, mens, mentia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * sinir sistemi gelişimi sırasında ortaya çıkan yapısal veya işlevsel farklılıklarla ilişkili, genellikle çocuklukta başlayan nörolojik gelişimsel bozukluklarla ilgili

nöroendokrin : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek, salgılamak) * sinir sistemi ile hormon salgılayan bezler arasındaki ilişkiyi veya bu iki sistemi birlikte etkileyen hücreleri ve fonksiyonları ifade eden terim

nöroepitel : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) (lat.) * hem sinir hem de epitel özellikleri gösteren hücre veya doku türü

nöroepitelyal : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinir ve epitel özelliklerini birlikte taşıyan hücre veya dokularla ilgili

nörofibriler : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibrillare (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinir hücrelerinde bulunan ve hücre iskeletini oluşturan liflerle ilgili (yapılar)

nörofibroma : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir liflerinden kaynaklanan, genellikle iyi huylu tümör veya kitle

nörofibromatozis : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinir liflerinden kaynaklanan tümörlerin çoğalmasıyla karakterize, genetik kökenli kronik hastalık

nörofizyoloji : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sisteminin (beyin, omurilik ve çevre sinirleri) işleyişini, elektriksel ve kimyasal aktivitelerini inceleyen bilim dalı

nöroglia : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glia (tutkal, yapıştırıcı, bağlayıcı) * sinir sisteminde sinir hücrelerini destekleyen, besleyen ve koruyan yardımcı hücreler topluluğu

nöroglial : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glia (tutkal, yapıştırıcı, bağlayıcı) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * sinir sistemindeki destekleyici ve besleyici glia hücreleriyle ilgili

nöroglikopeni : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + penia (eksiklik, azalma) * sinir sisteminde glikoz (şeker) eksikliği

nörohipofiz : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) * beynin tabanında yer alan ve hormon salgılamada rol oynayan arka hipofiz (posterior pitüiter) bölgesi

nörohormon : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + hormao, hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten, harekete geçiren, salan, savuran) * sinir sistemi tarafından üretilen ve kan dolaşımıyla hedef organlara iletilen kimyasal haberci madde

nörohümoral : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + humoralis (vücut sıvılarıyla ilgili; sıvısal) (humor (sıvı, nem, sıvı madde, akışkan madde) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * sinir sistemi ve vücut sıvıları aracılığıyla düzenlenen fizyolojik süreçlerle ilgili

nörojenez : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * yeni sinir hücrelerinin (nöronların) oluşumu veya doğuşu süreci

nörojenik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sinir sistemi kaynaklı olarak ortaya çıkan veya sinirlerden kaynaklanan durum veya süreçlerle ilgili

nörokimya : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * sinir sistemi ve sinir hücrelerinde gerçekleşen kimyasal süreçleri, nörotransmitterleri, reseptörleri ve sinirsel iletişimde rol alan kimyasal maddeleri inceleyen bilim dalı

nörokinin : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kinein (hareket ettirmek, uyarmak) * sinir sistemi tarafından üretilen ve hücreleri veya dokuları uyaran, hareket veya aktivite başlatan peptit hormon türü (nörokinin A amino asit dizisi

nörolemma : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lemma (örtü, kılıf, zar, membran, cidar) * sinir liflerini saran, özellikle Schwann hücrelerinden oluşan dış kılıf veya örtü; sinir hücrelerinin onarım ve korunmasında rol oynayan yapı

nöroleptik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia (kapma, ele geçirme, yakalama, tutma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sinir sistemi üzerinde etkili, psikotik semptomları kontrol eden (antipsikotik ilaç sınıfı)

nörolog : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * sinir sistemi hastalıklarını tanıyan, inceleyen ve tedavi eden tıp uzmanı, sinir hastalıkları uzmanı

nöroloji : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi ve bozukluklarını inceleyen tıp dalı, beyin, omurilik ve periferik sinirlerle ilgili hastalıkların teşhis ve tedavisini kapsayan bilim alanı

nörolojik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sinir sistemiyle veya sinir sistemi hastalıklarıyla ilgili, nöroloji ile ilgili

nörolojist : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (yapan, eden eki) * sinir sistemi hastalıklarını tanıyan, inceleyen ve tedavi eden tıp uzmanı, sinir hastalıkları uzmanı

nöromast : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) * sucul omurgalılarda (balıklar ve amfibiler) akıntı ile titreşimleri algılayarak hayvanın yön bulmasını ve çevreye uyum sağlamasını sağlayan, yanal çizgi sisteminin temelini oluşturan mikroskobik bir duyu organı

nörominidaz : gre. * neurominikos (neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + amino (amin grubu) + sialikos (tuzlu, süt asidi, sialik asit) (sialon, sialos (tükürük, süt) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ase (enzim eki) * sinir sistemi veya sinir hücreleri ile ilişkili olduğu düşünülen, sialik asidi parçalayabilen enzim türü

nöromorfik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * insan beynindeki nöronların (sinir hücreleri) ve sinapsların (hücreler arası bağlantılar) çalışma şeklini, yapısını, işlevlerini taklit eden (elektronik, donanım veya yazılım sistemi), sinir biçimli, beyin şekilli

nöromotor : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + motor (hareket ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * sinir sistemi ile kasların bir arada çalışarak vücut hareketlerini kontrol etmesi ile ilgili

nöromuskuloskeletal : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) (lat.) + skeletalis (iskelet ile ilgili) (skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * sinir, kas ve iskelet sistemi ile ilgili olan; bu üç sistemi kapsayan yapılar veya işlevlerle ilişkili

nöromüsküler : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinirler ile kaslar arasındaki bağlantı veya etkileşimle ilgili olan, özellikle sinir-kas kavşağı ve kas kontrolüyle ilişkili

nöromüsküler jonksiyon : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + junctio (birleşme, eklenme, kesişme) (jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek, kesişmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * beyinden gelen hareket emirlerini kaslara ileten, motor nöronlar ile iskelet kası lifleri arasındaki özel sinaptik bağlantı, sinir-kas kavşağı

nöron : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) * uyarıyı dendritlerle alan, iyon akımına dayalı elektriksel sinyal üreten ve bunu sinapsta kimyasal olarak başka hücrelere ileten sinir hücresi, sinir hücresi, uyarıları ileten hücre birimi

nöropati : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle diyabet, enfeksiyonlar, travmalar, vitamin eksiklikleri veya toksinlere maruz kalma gibi çeşitli altta yatan nedenlerle tetiklenen, vücudun farklı bölgelerindeki sinirlerin hasar görmesi veya işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıkan, etkilenen bölgede ağrı, uyuşma, karıncalanma, yanma hissi ve kas güçsüzlüğü gibi semptomlar oluşturan tıbbi durum

nöroplasti : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * beynin ve sinir sisteminin deneyim, öğrenme, hasar veya çevresel etkilere bağlı olarak yapısal ve işlevsel bağlantılarını yeniden düzenleyebilme ve uyarlayabilme yeteneği

nöroplastik : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beynin ve sinir sisteminin deneyim, öğrenme, hasar veya çevresel etkilere bağlı olarak yapısal ve işlevsel bağlantılarını yeniden düzenleyebilme ve uyarlayabilme yeteneği ile ilgili

nöroplastisite : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * beynin yeni deneyimlere, öğrenme süreçlerine ve çevresel değişimlere uyum sağlama kapasitesi

nöropsikiyatri : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + psykhe (ruh, zihin) + iatria (tedavi, hekimlik) * beynin fiziksel yapısındaki bozukluklardan kaynaklanan davranışsal ve zihinsel rahatsızlıkları inceleyen, beyin lezyonları, demans, epilepsi ve travmatik beyin hasarı gibi durumlara bağlı gelişen ruhsal sorunların tanı ve tedavisine odaklanan tıp dalı

nöroptera : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * ince, şeffaf ve çok damarlı (sinirli görünümlü) kanatlara sahip olan böcek familyası, sinirkanatlılar (örneğin dantel kanatlılar ve karınca aslanlarını içeren böcek grubu)

nörorafi : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * genellikle travmatik sinir kesileri sonrasında sinirin elektriksel ve fonksiyonel iletimini yeniden sağlamak amacıyla uygulan, kopmuş veya bütünlüğü bozulmuş bir sinirin cerrahi yöntemlerle uç uca dikilerek onarılması işlemi

nörosifiliz : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + syphilis (frengi) * treponema pallidum bakterisinin neden olduğu sifiliz enfeksiyonunun merkezi sinir sistemine (beyin veya omurilik) yayıldığı klinik tablo

nöroşirürji : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi) (kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi hastalıklarının cerrahi müdahalelerle tedavisini konu alan tıp dalı, beyin cerrahi

nöroşirürjist : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi) (kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (yapan, eden eki) * beyin ve beynin yanı sıra omurilik ve periferik sinirler gibi sinir sistemi yapılarının cerrahi tedavisiyle ilgilenen uzmanlaşmış hekim, beyin cerrahı

nöroşirürjiyen : gre., fra. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi) (kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ianos (ile ilgili, yapan, eden) (gre.); neurochirurgien (fra.) * beyin ve beynin yanı sıra omurilik ve periferik sinirler gibi sinir sistemi yapılarının cerrahi tedavisiyle ilgilenen uzmanlaşmış hekim, beyin cerrahı

nörotik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sinir sisteminin işleyiş bozukluğuna bağlı anksiyete, kaygı, takıntı ve duygusal dengesizlik gösteren kişilik veya ruh hali

nörotik ekskoriasyon : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek, deri kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * kişinin sağlıklı veya hafif pürüzlü derisini sürekli, tekrarlayıcı ve kompulsif bir şekilde yolma, kaşıma veya sıkma dürtüsüyle karakterize psikodermatolojik durum

nörotoksik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sinir sistemine (beyin, omurilik ve sinir hücrelerine) zarar veren veya sinir sisteminin işleyişini bozan zehirli etkisi olan

nörotomi : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrı sinyallerini engellemek veya penil hipersensitivite (aşırı duyarlılık) nedeniyle oluşan erken boşalma gibi durumları tedavi etmek amacıyla, belirli bir sinirin cerrahi olarak kesilmesi veya fonksiyonunun bozulması (selektif dorsal nörotomi) işlemi (özellikle kronik erken boşalma vakalarında penisin dorsal sinir dallarının bir kısmının kesilerek penisteki hassasiyetin azaltılması ve cinsel ilişkinin süresinin uzatılması amacıyla kullanılan modern bir mikrocerrahi yöntem)

nörotransmitter : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + trans (ötesine, karşı tarafa) + mittere (göndermek, yollamak, iletmek, aktarmak) (lat.) * sinir sistemindeki nöronlar (sinir hücreleri) arasında veya nöronlardan kas ve bez gibi hedef dokulara mesaj iletimini elektriksel veya kimyasal sinyalle vasıtasıyla sağlayan kimyasal maddelerin genel adı

nörotropik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * özellikle sinir sistemini veya sinir hücrelerini hedef alan, onlara karşı özel bir ilgi duyan ya da onları etkileyen (madde veya virüs)

nörovasküler : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinirler ile kan damarlarının birlikte bulunduğu veya etkileşimde olduğu yapılar veya durumlarla ilgili

nörovejetatif : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + vegetare (beslemek, canlandırmak; büyütmek) (lat.) * istemsiz çalışan iç organların ve bezlerin işleyişini (kalp atışı, nefes alma, sindirim, terleme gibi hayati fonksiyonlar) düzenleyen sinir sistemi ile ilgili

nötr : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) * pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz, tarafsız, elektrik, kimya veya dilbilimde herhangi bir yöne, yüke veya cinsiyete bağlı olmayan, tarafsız durum veya özelliği

nötral : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * nötr niteliği arzeden; iki veya daha fazla taraf arasında taraf tutmayan, eşit ve bağımsız konumda olan durum veya tutum

nötralino : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + inus, ino (küçültme eki) * süpersimetrik parçacık kuramlarında, nötr fermiyonların karışımından oluştuğu öngörülen varsayımsal parçacık, özellikle Minimal Süpersimetrik Standart Model’de (MSSM) nötrino benzeri süpersimetrik parçacık durumu

nötralizasyon : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin, durumu veya etkisiyle başka bir maddeyi etkisiz hale getirme, tarafsızlaştırma veya dengeleme işlemi

nötrino : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + inus (küçük, az) * elektrik yükü olmayan, kütlesi neredeyse sıfıra yakın, ışık hızına çok yakın hareket eden ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel bir atom altı parçacık

nötrofil : lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.) * vücudun bağışıklık sisteminde enfeksiyonlara karşı ilk savunma hattını oluşturan, en yaygın beyaz kan hücresi (lökosit) türü

nötron : lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) (lat.) + on (küçük parçacık eki) (gre.) * atomun merkezindeki çekirdekte protonlarla birlikte bulunan, elektriksel yükü olmayan (nötr) temel bir atom altı parçacık

nötropeni : lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) (lat.) + on (küçük parçacık eki) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) (gre.) * kanda enfeksiyonlarla savaşan nötrofil adı verilen beyaz kan hücrelerinin (lökosit) sayısının normalden düşük olması durumu

nötropenik : lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) (lat.) + on (küçük parçacık eki) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * nötropeni ile ilgili

nötür : lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) * pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz, tarafsız, elektrik, kimya veya dilbilimde herhangi bir yöne, yüke veya cinsiyete bağlı olmayan, tarafsız durum veya özelliği

Np : lat. * neptunium (Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı ve Neptün gezegeni) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 93 olan, aktinitler serisinde bulunan, radyoaktif ve sentetik olarak elde edilen, nükleer yakıt çevrimlerinde, plütonyum üretiminde ve nükleer araştırmalarda kullanılan bir metal element

NPO : lat. * nil (hiç) + per (ile) + os (ağız) * hastanın ağız yoluyla herhangi bir gıda veya sıvı almamasını ifade eden tıbbi talimat (genellikle “açlık” veya “boş mide” durumu için kullanılır.)

nrem : ing. * Non-Rapid (hızlı olmayan) + Eye (göz) + Movement (hareketi) * uykuda hızlı göz hareketlerinin görülmediği evre, yavaş dalga uykusunu ve uyku başlangıcından derin uykuya kadar olan dönemleri kapsayan uyku evresi

NSAID : ing. * non (olmayan) + steroidal (steroidal) + anti (karşı, zıt, karşıt, ters) + inflammatory (iltihap) + drug (ilaç) * steroid içermeyen, ağrı kesici ve iltihap önleyici ilaç grubu

NTP : ing. * network (ağ, şebeke) + time (zaman,vakit) + protocol (iletişim kuralı, protokol) * ağ üzerindeki cihazların saatlerini senkronize etmek için kullanılan protokol

nu : gre. * nu (Ν ν) * Yunanca alfabenin 13. harfi Ν ν

nuakşot : ber. * nvak (koy, küçük körfez) + şut, şavt (kıyı, sahil) * Moritanya’nın Atlas Okyanusu kıyısında bulunan başkenti ve en büyük şehri

nuas : ara. * na'sa (uykusu gelmek, uyku bastırmak), nu'as (uyku hali, uyuklama, rehavet) * insanın uykusu gelmiş gibi ağırlaşması ve uyuklama durumuna girmesi, uyuklama, uyku gelip basma, uyuşukluk, pinekleme

nubuk : ing. * nubuck (new (yeni) + buck (erkek geyik) ) * sığır veya dana derisinin dış (sırça) yüzeyinin hafifçe zımparalanmasıyla (kumlanmasıyla) elde edilen, kadifemsi, yumuşak dokulu ve oldukça dayanıklı bir deri türü

nubuvvet : ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek), nebi (haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi) * habercilik, peygamberlik, elçilik

nucellus : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ellus (küçültme eki) * tohum taslağında embriyo kesesini çevreleyen ve besleyen, genellikle diploit dokudan oluşan iç doku tabakası

nucum : ara. * necm (yıldız) * yıldızlar

nufur : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) * nefret, uzaklaşma, tiksinme, ürkme, irkilme

nufuz : ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek) * girme, geçme, duhul etme, sokulma, sızma, girme, geçme, delme, girme, içine işleme, sözü geçme, etkili olma, nüfuz

nuh : ara. * naha (dinlenmek, rahatlamak, sakinleşmek); nevh (ağlamak, inlemek, ağıt yakmak) * semavi dinlerde büyük tufan kıssasıyla bilinen ve insanları doğru yola çağıran peygamberin ismi; Kur'an'ın 71. suresinin ismi

nuha : ara. * nehy (engellemek, men etmek, alıkoymak) * akıl, idrak, sağduyu; insanı kötülükten alıkoyan anlayış; insanı yanlış ve kötü davranışlardan alıkoyan akıl, sağduyu ve olgun düşünme yetisi

nuhas : ara. * nuhas (kızıl renkli, yumuşak ve kolay işlenebilen bir metal element, bakır) * bakır, bakır para; kızgın maden; duman (mecazi)

nuhbe : ara. * nahaba (seçmek, tercih etmek), intihab (seçim, seçme, tercih, toplama, oy kullanma), muntehab (seçilmiş, seçkin, güzide; intihab ve ihtiyar olunmuş; eser derlemesi) * seçkin, seçilmiş, müntehab, güzide; korkak

nuhl : ara. * nahala (boşa çıkarmak, karşılığı olmamak, yok olmak), munhal (boş, karşılığı olmayan, yok olan) * boşa çıkarma, karşılığı olmama, yok olma (annihilate, annihiler (ortadan kaldırmak, yoketmek), nihilism, Nihilismus (yokçuluk) (ing., fra., alm.) )

nuhuset : ara. * nahasa (talihsiz olmak, uğursuzluk getirmek, şanssızlık yapmak), nahs (uğursuzluk, talihsizlik, bahtsızlık, şanssızlık) * uğursuz olma, talihsiz olma, şanssız olma, bahtsız olma

nujin : kür. * nu (yeni) + jin (kadın; hayat) * yeni hayat, yeni kadın, çağdaş ve modern kadın

nuk : ara. * naka (dişi deve) * dişi develer

nuki : çin * nuku (çekip çıkarmak, kökünden sökmek, ayıklamak veya muaf tutmak; ele geçirmek) * kökeni Çin'e dayanan antik strateji oyunu Go'da (Çince adıyla Weiqi), bir veya daha fazla rakip taşın etrafının tamamen sarılarak oyun alanından esir alınıp çıkarılması (yakalanması) eylemi

nukra : ara. * nakara (reddetmek, inkar etmek, tanımamak, bilmemek, yadırgamak) * açıkça reddetme, inkâr etme veya bir şeyi tanımayı ve kabul etmeyi reddetme; kötü, pis, tiksinilen, iğrenilen, istenmeyen (necro (ceset, ölmüş, pis, iğrenç), necrosis (kangren, çürüme) (gre.) )

nuksan : ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi), tenkis, naks (eksiltme, azaltma, bozma, yok etme) * eksik, tamamlanmamış veya yetersiz

nukta : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta, küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para, akçe ve peşin ödeme) * düğüm, nohut; cümle sonuna konan işaret

nuku'alofa : ton. * nuku (yerleşim, köy) + alofa (sevgi, şefkat) * Tonga'nın başkenti

nukud : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta, küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para, akçe ve peşin ödeme) * düğümler, nohutlar, noktalar, nakitler (knocked out (darbelenmiş), knot (düğüm) (ing.), noeud (düğüm) (fra.), Knoten (düğüm) (alm.) )

nukut : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta, küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para, akçe ve peşin ödeme) * düğümler, nohutlar, noktalar, nakitler (knocked out (darbelenmiş), knot (düğüm) (ing.), noeud (düğüm) (fra.), Knoten (düğüm) (alm.) )

nukz : ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak, çelişmek, geçersiz kılmak), enkaz (yıkıntı, harabe) * yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları, bina yıkıntısı

nulgravida : lat. * nullus (hiç, yok) + gravidus (hamile, gebe, ağır) * daha önce hiç hamile kalmamış kadını tanımlayan tıbbi terim

nullipar : lat. * nullus (hiç, yok) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak), para, parous (meydana getiren ortaya çıkaran, oluşturan, üreten, doğuran) * hiç doğum yapmamış

numan : ara * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak), nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * nimet, kutsal nimet, nimet sahibi; kan, kırmızı (gelincik çiçeği anlamında "şakayık-ı Numan"); erkek ismi

numara : lat. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ); numerare (saymak, numaralandırmak) * sayma, ölçme ile ilgili şey, sayı

numayan : ara.* numan (nimet, kutsal nimet, nimet sahibi; kan, kırmızı (gelincik çiçeği anlamında "şakayık-ı Numan"); erkek ismi) + yan (ile ilgili, -a ait) * Numan’a ait olan, Numan ile ilgili

numen : gre., lat * nous (zihin, akıl), noein (düşünmek, akletmek, idrak etmek), noumenon (düşünülen, akılla kavranan, idrak edilen) * düşünme, akletme, idrak etme; baş sallama, baş sallayarak irade beyan etme; Roma inancında ilahi iradenin, gücün veya tanrısal varlığın bir dışavurumu

numinoz : lat. * numen (ilahi irade, tanrısal güç veya koruyucu ruh) + osus (ile ilgili, -a ait) * akılla açıklanamayan, kelimelerle ifade edilemeyen (kutsal veya ilahi deneyim), tanrısal veya kutsal bir varlığın karşısında hissedilen, insanı hem büyüleyen hem de onda korkuyla karışık bir saygı uyandıran (tesir)

numruka : ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma desteği), nemarik (yastıklar, minderler) * küçük yastık, minder

numud : far. * numudan (göstermek, görünmek), numude, numune (göstermelik, örnek, görümlük) * gösterme, görünme

numude : far. * numudan (göstermek, görünmek), numude, numune (göstermelik, örnek, görümlük) * gösterilmiş, gözükmüş

numuler : gre., lat. * nomein (dağıtmak, paylaştırmak), noummos (bozuk para türü, madeni para, sikke) (gre.), nummus + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * parayla ilgili, sikkeye benzeyen, dairesel; ciltte madeni para şeklinde yuvarlak, dairesel lezyonlarla karakterize kronik bir egzama türü (nummular dermatit)

numune : far. * numudan (göstermek, görünmek) * göstermelik, örnek, görümlük, numude

nun : ara. * nun (ن) * Arapça alfabenin on dördüncü harfi; kılıç

nundina : lat. * nundinae (her dokuz günde bir yapılan pazar veya piyasa günü; nundinum) (novem (dokuz) + dies (gün) + inae (çoğul eki) ) * Antik Roma’da her dokuz günde bir düzenlenen toplumsal ve ekonomik ritim açısından önemli olan, Roma takviminde de yer alan pazar, ticaret ve etkinlik günü

nur : ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma) * aydınlık, ışık, manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi

nuran : ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) + an (ile ilgili, -a ait) * ışık saçan, aydınlık vere, nur veren; kadın ismi

nuray : ara., tür. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) (ara.) + ay (Dünya’nın uydusu; 30 günlük süre) (tür.) * ışık saçan ay, aydınlık, parlak ay, ay gibi aydınlık, ay gibi ışık veren; kadın ismi

nurbahş : ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + bahş (verme, ihsan, güzellik, iyilik, hediye, cömertlik, bağış, lütuf, hisse, pay) (far.) * ışık saçan, aydınlatan, parlatan

nurcan : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + can (hayat cevheri, yaşam, hayat, ruh) (far.) * aydınlık ruhlu, ışık gibi canlı, ışık saçan canlılık, aydınlık ruh, parlak bir yaşam enerjisi; kadın ismi

nurcihan : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + cihan (dünya, evren, alem) (ge, ci (yer) + han (mesken, barınak, mekan); (örneğin geographia (coğrafya (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) ) (far.) * dünyanın aydınlığı, dünyaya aydınlık veren, dünyaya ışık veren

nurcu : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + cu (ile ilgili, -a ait, yapan, eden) (tür.) * Risale-i Nur adı altında dini yazılar yazmış olan Said Nursi isimli şahsın eserleri ve düşünceleri etrafında oluşan dini yorumun ve hareketin takipçisi

nurdağı : ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + tağ, dağ (yüksek arazi, tepe) + ı (iyelik eki) (tür.) * Gaziantep’in bir ilçesi

nurdan : ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + dan (ile ilgili, -a ait) (far.) * aydınlık veren, aydınlatan, ışık veren, nurlu, aydınlık, içi ışık dolu; kadın ismi

nurefşan : ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + efşandan (saçmak, serpmek, dağıtmak), efşan (saçan, serpen, dağıtan) (far.) * etrafı aydınlatan, nur saçan, ışık veren

nurettin : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + el (ön ek, artikel) + din (deyn, borç) * dinin aydınlığı; erkek ismi

nurgül : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli bir çiçek türü) (tür.) * ışık gibi parlak gül, aydınlık ve güzel çiçek; kadın ismi

nurhak : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + hakk (gerçeklik, doğruluk, adalet) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi

nurhan : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * ışık gibi yüce veya aydınlık hükümdar; kadın ismi

nurhayat : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + hayat (doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) ) * aydınlık hayat, ışık dolu yaşam; kadın ismi

nuri : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (ile ilgili, -a ait) * nura ait olan, aydınlıkla ilgili; erkek ismi

nur-i ayn : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (tamlama eki) + ayn (göz; pınar, kaynak, menba) * göz nuru, göz aydınlığı

nur-i çeşm : ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (tamlama eki) (ara.) + çeşm (göz; pınar) (far.) * göz nuru, göz aydınlığı

nuriye : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + iye (dişil eki) * nura ait olan, aydınlıkla ilgili kadın; kadın ismi

nurpaş : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + paşidan (ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı)

nursel : ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + sel (akıntı, akış, çağlayan, su akışı) (tür.) * ışık akıntısı, aydınlık seli

nurseli : ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + sel (akıntı, akış, çağlayan, su akışı) + i (iyelik eki) (tür.) * aydınlık seli, ışık seline ait olan, aydınlık akıntıya mensup

nursi : ara. * nurs (Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı bir köy) + i (ile ilgili, -a ait) * Nurs köyünden olan, Nurs'lu

nur-u dide : ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + u (iyelik eki) (ara.) + dide (göz) (far.) * gözün nuru, göz nuru

nur-ul envar : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + el (ön ek, artikel) + envar (nurlar, aydınlıklar) * nurların nuru, aydınlıkların aydınlığı

nurullah : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + allah (Allah) * Allah'ın aydınlığı, Allah'ın nuru

nusaybin : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nasib (kısmet, pay, hisse, talih) + eyn (iki) * Mardin’in bir ilçesi

nusayri : ara. * nusayr (İslam tarihinde dini bir topluluk kurucusu veya öncüsü olarak anılan kişi) + i (ile ilgili, -a ait) * İslam’ın Şii mezheplerinden bir kol olan Nusayrîlik (Alevilik’in bir kolu) mensubu veya bu inançla ilgili

nusb : ara. * nasaba (yorulmak, zahmet çekmek, meşakkat içinde olmak) * yorgunluk, meşakkat, zahmet, elem; zehir, ağu; bela, musibet; put, sanem, heykel

nusellus : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ellus (küçültme eki) * tohum taslağında embriyo kesesini çevreleyen ve besleyen, genellikle diploit dokudan oluşan iç doku tabakası

nush : ara. * nasaha (öğüt vermek, nasihat vermek; samimi olmak; doğruyu göstermek) * nasihat, ögüt

nusha : ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak, genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak) * bir metnin veya belgenin aslına uygun olarak çoğaltılmış kopyası, resmi veya yazılı örnek, kopya, nüsha, yazılı belge

nusret : ara. * nasr (yardım), nesara (yardım etmek) * yardım etme; zafer, galibiyet, üstünlük, başarı

nusuk : ara. * nasaka (usül takip etmek, yol izlemek, yöntem uygulamak, ritüel yapmak, adeti yerine getirmek, ibadet vasıtası olanı yapmak); menasik (ç.) * usül, yol, yöntem, ritüel, adet; ibadete yani iyi, doğru, dürüst, yüksek ahlaklı, sevgi dolu insan olmaya vasıta olacak uygulama (menasik (ç.) )

nuş : far. * nuşidan (içmek) * içen, içici; tatlı şerbet gibi içilecek şey; zevk ve safa

nuşin : far. * nuşidan (içmek), nuş (içen, içici; tatlı şerbet gibi içilecek şey; zevk ve safa) + in (ile ilgili, -a ait) * lezzetli, tatlı; keyifli, zevkli

nuşuz : ara. * naşaza (isyan etmek, başkaldırmak, itaatsizlik etmek) * geçimsizlik, isyan, itaatsizlik, başkaldırı

nut : mıs. * nut (gökyüzü, yüksek gökyüzü kubbesi) * Antik Mısır mitolojisinde, gökyüzünü bedeninin bir kubbe gibi sardığı, geceyi ve yıldızları temsil eden gökyüzü ve yıldızların tanrıçası

nutfe : ara. * natafa (damlamak, sızmak, küçük damla olmak) * su damlası

nuti : lat., ara * naus (gemi), nauta (gemici, denizci) (lat.); nut (deniz) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bahriyeli, denizle ilgili

nutk : ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * söylev, söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet

nutlet : ing. * nut (ceviz) + let (küçültme eki) * küçük ceviz, küçük sert kabuklu meyve veya botanikte bazı bitkilerde oluşan küçük, tek tohumlu sert meyvemsi yapı (küçük nuks/nuksçuk)

nutuk : ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * söylev, söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet

nuuk : kal. * nuuk (burun, burun şeklinde kıyı ucu) * Grönland'ın başkenti

nuve : ara. * nuve (tohum, çekirdek; yön, hedef, niyet, ses, nota, makam), neva (ç.) * nüve, neva, çekirdek (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.), noyau (çekirdek (fra.)

nuzul : ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama, ikram, karşılık (nozzle (burun, ibrik ağzı, sıvıyı indirme boşaltma kanalı), nose (burun), nez (burun) (fra.), Nase (burun) (alm.) )

nü : lat., fra. * nudus (çıplak, yalın, örtüsüz) (lat.); nu (fra.) * çıplak, giysisiz veya herhangi bir örtü olmadan, doğal ve yalın halde

nüans : lat., fra. * nubere (örtmek, bulutlamak) (lat.); nuance (ton, renk tonu, ince fark) (nuer (bulutla kaplamak, gölgelemek) + ance (isim yapım eki) ) * ince fark, ton farkı, gölgelendirilmiş, örtülü küçük fark; çok küçük, hassas fark veya ton farkı; özellikle renk, ses veya anlam gibi incelikler

nüas : ara. * na'sa (uykusu gelmek, uyku bastırmak), nu'as (uyku hali, uyuklama, rehavet) * insanın uykusu gelmiş gibi ağırlaşması ve uyuklama durumuna girmesi, uyuklama, uyku gelip basma, uyuşukluk, pinekleme

nübüvvet : ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek), nebi (haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi) * habercilik, peygamberlik, elçilik

nücum : ara. * necm (yıldız) * yıldızlar

nücum-perest : ara., far. * nucum (yıldızlar) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) (far.) * yıldıza tapanlar

nüfesa : ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * doğum yapmış kadın, loğusa; özellikle doğum sonrası vücudun ve ruhun toparlanma sürecindeki kadın

nüfur : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) * nefret, uzaklaşma, tiksinme, ürkme, irkilme

nüfus : ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi, popülasyon

nüfus cüzdanı : ara. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi, popülasyon) + cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) (ara.) + dan (tutan, alan, taşıyan, kap, muhafaza eden, bulunduran) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir kişinin resmi kimliğini ve nüfus kayıt bilgilerini belgeleyen küçük resmi defter veya kart; Türk hukukunda vatandaşlık ve kimlik tespiti için kullanılan resmi doküman, kimlik kartı

nüfus kağıdı : ara. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi, popülasyon) + kağad (yazı yazılan ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir kişinin resmi kimliğini ve nüfus kayıt bilgilerini gösteren belge; vatandaşlık ve kimlik tespiti için kullanılan resmi doküman, kimlik kartı

nüfusbilim : ara., tür. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi, popülasyon) (ara.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) (tür.) * insan topluluklarının sayısı, dağılımı, yapısı ve değişimlerini inceleyen bilim dalı, demografi

nüfuz : ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçmek, geçirmek; yerine getirmek, yürürlüğe koymak) * girme, geçme, duhul etme, sokulma, sızma, girme, geçme, delme, girme, içine işleme, sözü geçme, etkili olma, nufuz

nüfuzkar : ara., far. * nufuz (girme, geçme, duhul etme, sokulma, sızma, girme, geçme, delme, girme, içine işleme, sözü geçme, etkili olma) (ara.) + kar (yapan, eden, işleyen; ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.) * bir kişinin sosyal, politik veya ekonomik anlamda güçlü etkisi, etkili, sözünü geçiren, nüfuz sahibi

nüh : far. * nüh (dokuz, 9) * dokuz, 9

nüha : ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek), nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) * yasak, engel, men

nühas : ara. * nuhas (kızıl renkli, yumuşak ve kolay işlenebilen bir metal element, bakır) * bakır, bakır para; kızgın maden; duman (mecazi)

nühüft : far. * nühüft (gizli, saklı) * Türk musikisinde Neva makamı dizisinin, Yegah makamı ve Hüseyni-aşiran perdesindeki Uşşak dörtlüsü gibi farklı unsurlarla birleştirilmesiyle oluşturulan, karar perdesi genellikle Hüseyni-aşiran perdesi olan bir makam

nühüft-hicazi : far., ara. * nühüft (gizli, saklı) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicazi (Hicaz bölgesi ile ilgili) (hicaz (engel, mani, bariyer) + i (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) * Türk musikisinde nühüft ve hicaz makamlarının sentezi olan bir makam

nühye : ara. * nehy (engellemek, men etmek, alıkoymak) * akıl, idrak, sağduyu; insanı kötülükten alıkoyan anlayış; insanı yanlış ve kötü davranışlardan alıkoyan akıl, sağduyu ve olgun düşünme yetisi

nükhet : ara. * nakhata (koklamak, güzel koku almak, hoş koku yaymak) * hoş koku, güzel koku, parfüm

nükleasyon : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + atio (isim yapım eki) * bir fazın veya yapının oluşumu sırasında ilk kararlı çekirdeklerin meydana gelmesi süreci; kristalleşme, yoğunlaşma ve yeni faz oluşumunun başlangıç aşaması

nükleaz : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ase (enzim yapım eki) * nükleik asitleri (DNA veya RNA) parçalayan enzim

nükleer : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * çekirdek ile ilgili, çekirdeğe ait, çekirdeksel

nükleer enerji : lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * atom çekirdeğinin parçalanması (fisyon) veya birleşmesi (füzyon) sonucu açığa çıkan, elektrik üretimi, silah yapımı veya sanayi uygulamalarında kullanılan enerji

nükleer fisyon : lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) + fidere (bölmek, ayırmak, parçalamak, yarmak, ayırmak), fission (bölünme, ayrılma, yarılma, çatlama) * atom çekirdeğinin iki veya daha fazla küçük çekirdeğe bölünerek enerji açığa çıkarması (nükleer enerji üretimi ve atom bombası teknolojisinde kullanılan fiziksel süreç)

nükleik : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * çekirdek ile ilgili olan, çekirdek yapısına ait, çekirdeksel

nükleik asit : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * hücre çekirdeğinde bulunan, genetik bilgiyi taşıyan ve kalıtım ve protein sentezinden sorumlu olan DNA ve RNA molekülleri (DNA (Deoksiribonükleik Asit) ve RNA (Ribonükleik Asit) )

nükleofil : lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.) * kimyasal bir tepkime sırasında yeni bir kovalent bağ oluşturmak için başka bir türe (genellikle bir elektrofile) elektron çifti bağışlayan, elektron bakımından zengin atom, iyon veya molekül

nükleolus : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + olus (küçültme eki) * ökaryot hücrelerin çekirdeğinde bulunan, DNA ve RNA'dan oluşan, temel görevi, protein sentezinin merkezi olan ribozomların üretimi ve montajı olan ve hücrenin strese verdiği tepkide de rol oynayan yapı

nükleon : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + on (parçacık/tanecik eki) * atom çekirdeğini oluşturan temel parçacıkların yani proton ve nötronların ortak adı

nükleoprotein : lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + protein (proteios (birinci) (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hücre çekirdeğinde genetik materyalin düzenlenmesinde rol oynayan, nükleik asit (DNA veya RNA) ile proteinlerin birleşmesinden oluşan kompleks biyomolekül

nükleotit : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * DNA ve RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül

nükleozom : lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryot hücrelerde DNA’nın histon proteinleri etrafına sarılmasıyla oluşan ve kromatinin temel paketleme birimini meydana getiren yapı

nükleus : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) * küçük ceviz, ceviz içi, bir şeyin merkezi, öz kısmı; atomun merkezinde proton ve nötronların bulunduğu bölüm veya hücrede genetik materyali barındıran ve hücresel faaliyetleri yöneten çekirdek yapı

nüklid : lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * proton ve nötron sayıları belirli olan ve atom çekirdeğinin belirli bir türünü ifade eden atomik tür, yani belirli bir çekirdek yapısına sahip atom çeşidi

nükr : ara. * nakara, nakira (bilmemek, tanımamak, reddetmek, yadsımak, inkar etmek) * bilmeme, tanımama; zorlanma, diretme, reddetme, yadsıma, inkar etme; zorluk; inkar

nüks : ara. * nekese (geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak) * bir hastalığın iyileştikten sonra yeniden ortaya çıkması veya kötü bir durumun tekrar etmesi

nüksetmek : ara., tür. * nuks (geri dönme, tersine dönme, tekrarlama) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak; iyileşmiş veya ortadan kalkmış bir hastalık veya durum yeniden ortaya çıkmak

nükte : ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nuktat (nokta), nukte (ince, zekice, nükteli söz; espiri) * kısa, anlamlı ve genellikle zeka ürünü olan söz, espri veya şaka

nüktebin : ara. * nukte (kısa, anlamlı ve genellikle zeka ürünü olan söz, espri veya şaka) (ara.) + bin (gören) (far.) * inceliği gören, nükteyi anlıyabilen, kavrayışlı, anlayışlı, zeki

nüktedan : ara., far. * nukte (şaka, espri) + danistan (bilmek), dan (bilen) * nükte bilen, nükteli, esprili

nüktedar : ara., far. * nukte (şaka, espri) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * nükteli söz söyleyen, nükteli konuşan, esprili konuşan

nükul : ara. * nekele (geri dönmek, vazgeçmek, kaçınmak) * geri dönme, vazgeçme, kaçınma

nükus : ara. * nekese (geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak) * bir hastalığın iyileştikten sonra yeniden ortaya çıkması veya kötü bir durumun tekrar etmesi

nüma : far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen, ortaya çıkaran) * gösteren, belirten, ortaya koyan

nümayan : far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen, ortaya çıkaran) + yan (ile ilgili, -a ait) * görünen, aşikar olan, gözükücü olan, belirgin olan, açık olan; parlayan

nümayanter : far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen, ortaya çıkaran) + yan (ile ilgili, -a ait) + ter (pekiştirme eki) * fazla görünen, en çok görünen, en belirgin

nümayende : far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen, ortaya çıkaran) + yende (-cı, yapan, eden eki) * gösterici

nümayiş : far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen, ortaya çıkaran) + yiş (isim yapım eki) * gösteri, demonstrasyon

nümeratör : lat. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ); numerare (saymak, numaralandırmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir kesrin pay kısmını gösteren ve bölünen miktarı belirten sayı, pay; sayan, sayıcı, sayaç

nümerik : lat. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * sayılarla veya sayı sistemleriyle ilgili olan, sayısal olarak ifade edilen veya ölçülebilen, sayısal

nümeroloji : lat., gre. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sayıların ve harflerin titreşimsel enerjilerine odaklanarak gizli anlamlarını, insan hayatı veya kaderle bağlantılarını araştıran, insan kişiliğini, yaşam amacını ve kaderini analiz eden, antik kökenli sembolik sistem, inanç veya bilim dalı (Örneğin 72 sayısının nümrtolojik değeri 9 (7+2) kabul edilir.)

nümizmatik : gre. * nomisma (para, sikke) (nomos (kanun, kural, ilke, yasa, prensip, kullanım) + ma (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * antik çağlardan günümüze kadar basılan madeni paralar, kağıt paralar, madalyonlar ve jetonları tarihi, ekonomik, sanatsal ve teknik açıdan inceleyen bilim dalı; paralar, madeni paralar ve para koleksiyonlarıyla ilgili olan, sikkeler bilimi

nümruk : ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma desteği), nemarik (yastıklar, minderler) * küçük yastık, minder

nümud : far. * numudan (göstermek, görünmek) * gösteren, görünen, beliren, benzeyen

nümune : far. * numudan (göstermek, görünmek) * göstermelik, örnek, görümlük, numude

nümuzec : far. * numudan (göstermek, görünmek) + zec (isim yapım eki) * örnek, nümune, misal

nüsha : ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak, genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak) * bir metnin veya belgenin aslına uygun olarak çoğaltılmış kopyası, resmi veya yazılı örnek, kopya, nüsha, yazılı belge

nüsha-i kübra : ara. * nusha (yazılı bir şeyden çıkarılan suret, kopya, çoklama) + i (tamlama eki) + kubra (büyük) * büyük sahife, büyük nüsha; kainat, dünya, çok manayı ifade eden alem

nüsha-i suğra : ara. * nusha (yazılı bir şeyden çıkarılan suret, kopya, çoklama) + i (tamlama eki) + suğra (küçük) * küçük sahife, küçük nüsha; küçük mana ifade eden, küçük mahluk, alemin küçük bir nüshası manasında insan

nüsk : ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak), mensek (ibadet usülü, ibadet yeri) * ibadet, yönelme, teslimiyet, özellikle İslam kültüründe, bir ibadet şekli veya Alkah'a yönelme ve teslimiyet

nüsük : ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak), mensek (ibadet usülü, ibadet yeri) * ibadet, yönelme, teslimiyet, özellikle İslam kültüründe, bir ibadet şekli veya Allah'a yönelme ve teslimiyet

nüşur : ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak, dağıtmak, ilan etmek) * dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü diriltme; yayma, dağıtma, ilan etme, nuşur

nüşuz : ara. * naşaza (yüksek olmak, yücelmek, ululanmak), nuşz (tümsek, yükseklik) * eşlerin (kadın veya erkek) evlilik yükümlülüklerine uymaması, geçimsizlik çıkarması, dikbaşlılık etmesi veya eşine düşmanca davranması (naşize); kadının, erkeğinden kaçıp nefret etmesi

nüşuze : ara. * naşaza (yüksek olmak, yücelmek, ululanmak), nuşz (tümsek, yükseklik) + e (dişil eki) * kadının, kocasından nefret edip kaçması; kocasına karşı üstünlük iddia eden kadın (fıkıh terimi olarak)

nütasyon : lat. * nutare (sallanmak, sallanma hareketi yapmak) + tio (isim yapım ve durum eki) * eksen etrafında küçük salınımlar veya yalpalamalar yapan hareket, özellikle biyoloji ve astronomide gövde veya cisimlerin hafif sallanma hareketi

nütrasötik : lat., gre. * nutritio (beslenme, gıdalanma) (lat.) + pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir) + eutes (-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * besinlerin temel besleyici değerinin ötesinde, sağlığı iyileştiren, hastalıkları önleyen veya tedavi eden, gıda kaynaklı (bitkisel/hayvansal) biyoaktif bileşenlerin konsantre halleri ve tedavi sürecinde ilaç ve gıda arasında konumlanan ürün veya takviyelerin genel ismi

nütrient : lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * organizmanın büyümesi, enerji üretimi ve yaşamını sürdürmesi için gerekli olan besin maddesi veya öğe, besleyici (madde)

nütrisyon : lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * besleme, büyütme, vücuda gerekli besinleri sağlama

nütrisyonel : lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * beslenme ve besin öğeleriyle ilgili olan, özellikle sağlığı destekleyen beslenme ile ilgili özellikleri ifade eden

nütritif : lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * besin değeri yüksek, besleyici ve vücuda gerekli enerji veya maddeleri sağlayan, besleyici

nüvaziş : far. * nevaz (okşayan, şefkat gösteren) + iş (isim yapım eki) * okşama, gönül alma, şefkat gösterme, iltifat etme ve nazik davranma

nüve : ara. * nevah (çekirdek, öz, temel, esas; meyve çekirdeği, hurma çekirdeği) * çekirdek, öz, temel, esas; meyve çekirdeği, hurma çekirdeği

nüvis : far. * nevistan (yazmak) * yazan, yazıcı, katip, yazar

nüvisende : far. * nevistan (yazmak) * yazan, yazıcı, katip, yazar

nüvit : far. * nuvid, nevid (müjde, iyi haber, muştu) * müjde, iyi haber, muştu

nüzhet : ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz) * temizlenme, arınma, rahatlama, neşe, eğlence ve ferahlık

nüzl : ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama, ikram, karşılık; konak yeri; misafir için hazırlanan yemek

nüzul : ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama, ikram, karşılık; konak yeri; misafir için hazırlanan yemek

nüzur : ara. * nezere (uyarmak, gözdağı vermek), nezir (uyarıcı) * uyarma, gözdağı verme, korkutma

nüzur : ara. * nezire (adamak), nezr (adak adama) * nezirler, adaklar, adamalar

nüzzar : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış, gözetme), nazır (bakan) * bakanlar, nazırlar

nyctaginaceae : gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) + ago (cins isim eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * karagözgiller olarak bilinen, çoğunlukla otsu bitki ve çalıları kapsayan, Caryophyllales (Karanfiller) takımına ait, begonvil ve akşam sefası gibi popüler süs bitkilerini kapsayan bitkiler familyası, akşamsefasıgiller, geceçiçeğigiller

nyctibiidae : gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * gececil yaşam süren, mükemmel kamuflaj yetenekleriyle bilinen, Güney ve Orta Amerika’da bulunan gece kuşlarını (potoo veya urutau kuşları) kapsayan kuş familyası, potogiller, putugiller

nyks : gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası) * Yunan Mitolojisi'nde Erebos'un karısı, Kharon'un annesi, evrenin başlangıcında kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi simgeleyen karanlığın ve gecenin kişileştirilmiş tanrıçası; Plüton'un Charon (Şaron) dışında 4 uydusundan biridir. (Plüton'un uyduları

nymphaea : gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle ilgili) * Nymphaeaceae familyasına ait, nilüferleri kapsayan su bitkisi cinsi

nymphaeaceae : gre., lat. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle ilgili) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * durgun veya yavaş akan sularda yetişen, geniş yaprakları su yüzeyinde yüzen ve genellikle beyaz, sarı veya pembe renkli büyük çiçekler açan sucul çiçekli bitkileri kapsayan bir bitki familyası, nilüfergiller

nymphalidae : gre., lat. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * nimfalid veya kanatları genellikle renkli olan kelebekleri kapsayan kelebekler familyası, fırça ayaklı kelebekler, alaca kelebekler

nyquist teoremi : ing., gre. * nyquist (İsveç asıllı Amerikalı bir elektrik mühendisi ve fizikçi Edward Nyquist'in soyadından) (ing.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir sinyalin doğru şekilde örneklenip yeniden oluşturulabilmesi için, örnekleme frekansının sinyalin en yüksek frekansının en az iki katı olması gerektiğini belirten temel iletişim ve sinyal işleme kuralı.

nysa : gre. * nysa (antik yer adı) * Yunan mitolojisinde Dionysos’un yetiştirildiği söylenen efsanevi dağ/bölge

nyssaceae : gre., lat. * nysa (antik yer adı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Cornales (kızılcık takımı) içinde yer alıan, Kuzey Amerika ve Asya'da yetişen, genellikle yaprak döken ağaç ve çalıları kapsayan bitki familyası, sakız ağacıgiller/tupelogiller

nystatin : ing. * ny (New York); Nystar (laboratuvar veya şirket ismi, İngiliz biyoteknoloji) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan, özellikle Candida türlerine karşı etkili polien antifungal ilacın etken maddesi (C47H75NO17)

nyx : gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası, Yunan mitolojisi) * evrenin başlangıcında kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi simgeleyen karanlığın ve gecenin kişileştirilmiş tanrıçası

O : gre. * oxygenium (oxys (keskin, asitli) + genēs (oluşturan, meydana getiren) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 8 olan, periyodik tablonun 16. grubunda bulunan, atmosferde bol miktarda bulunan, renksiz ve kokusuz olan, canlıların solunumu, yanma olayları, su bileşikleri ve endüstriyel oksidasyon süreçlerinde kullanılan bir ametal gaz element

o : tür. * o; O * Türkçe aldabedeki 18. harf (N'den sonra, P'den önce)

oasis : ara., gre. * vaga (çöl veya kurak bölgede su kaynağı ve çevresi) (ara ); oasis (yeşil alan, su kenarı) (gre.) * çöl veya kurak bir bölgede su ve bitki bulunduran, yaşamın sürdüğü yeşil alan

OB : lat. * obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) * gebelik, doğum ve postpartum (doğum sonrası, lohusalık) dönemi ile ilgili tıbbi alan

oba : tür. * oba (göçebe toplulukların yaşadığı çadır veya yerleşim yeri) * özellikle Orta Asya göçebe kültürlerinde aile veya soy topluluklarının bir arada yaşadığı geçici yerleşim alanı veya çadır grubu

obabaşı : tür. * oba (göçebe toplulukların yaşadığı çadır veya yerleşim yeri) + baş (kafa, tepe, reis, önder, lider) * göçebe topluluklarda obanın yönetiminden ve düzeninden sorumlu olan kişi, oba lideri veya başı

obartı : tür. * obar (artmak, fazlalaşmak, aşırılaşmak) + tı (isim yapım eki) * bir durumun, davranışın veya ifadenin gereğinden fazla, abartılı şekilde yapılması veya gösterilmesi

obdiplostemonöz : gre., lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) (lat.) + diplos (çift, iki katlı) (gre.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * botanikte taç yaprak sayısının iki katı kadar erkek organa (stamen) sahip olan ve dış sıradaki erkek organları taç yapraklarının tam karşısında yer alan (çiçek)

obduksiyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ducere (yönlendirmek, sürmek, götürmek, taşımak, iletmek) + tio (isim yapım eki) * bir malzemenin veya kaya tabakasının başka bir tabaka üzerine itilmesi veya taşınması süreci; jeolojide özellikle levha tektoniğinde bir levhanın diğerinin üzerine çıkması

obedians : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + audire (dinlemek, itaat etmek) + entia (isim yapım ve durum eki) * bir kişinin kurallara, otoriteye veya emir veren kişiye itaat etme durumu, itaat, boyun eğme

obelisk : gre * obeliskos (ufak şiş, kabarıklık, sivri dikilitaş) (obelos (şiş, kabarıklık, sivri çubuk) + iskos (küçültme eki) ) * dik ve genellikle dörtgen kesitli, tepe kısmı piramit biçimli olan, anıt olarak veya sembolik amaçlarla dikilmiş taş yapı

oberj : fra. * alberg (konak, misafirhane) + e (isim yapım eki) * yolcuların veya misafirlerin konaklayabileceği, yemek ve barınma hizmeti sunan otel veya han

oberon : alm. * Oberon (Alman edebiyatında elflerin kralı; Alberich “elflerin yöneticisi” adıyla ilişkili) (alb (elf, doğaüstü varlık) + reich (hükümdar, sultan, güçlü; yönetici) ) + on (isim yapım eki) * peri/elf kralı; özellikle Shakespeare’in A Midsummer Night’s Dream adlı eserindeki peri kralının adı; astronomide Uranüs’ün bir uydusunun adı

obes : lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) * vücut kütlesi normalin üzerinde, aşırı yağ birikimiyle karakterize edilen

obesite : lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * aşırı kilolu olma, vücutta normalden fazla yağ birikmesi durumu

obez : lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) * vücut kütlesi normalin üzerinde, aşırı yağ birikimiyle karakterize edilen (obur (tür.), avbar (far.) )

obezite : lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * aşırı kilolu olma, vücutta normalden fazla yağ birikmesi durumu

obilikite : lat. * obliquus (eğik, yanlamasına) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + liquus (akış, eğim) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir nesnenin veya çizginin dikey veya yatay eksene göre eğik veya yanlamasına olma durumu

obinutuzumab : lat., ing. * obinitu (özel ön ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * CD20 proteini hedefleyen monoklonal antikor sınıfından bir biyolojik ilaç, özellikle kronik lenfositik lösemi ve bazı lenfomaların tedavisinde kullanılan immünoterapötik ajan

obje : lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) * herhangi bir nesne, varlık veya düşüncede odak noktası olarak algılanan şey; fiziksel veya soyut anlamda “hedefe yönelik veya ortaya konan” unsur; nesne, cisim, somut varlık

objektif : lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * kişisel görüş ve duygulardan bağımsız, nesnel ölçütlere ve gerçeklere dayalı olan, tarafsız değerlendirme veya gözleme dayalı olan, nesnel

objektivist : lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * gerçeklere ve nesnel ölçütlere bağlılığı savunan, kişisel görüşlerden bağımsız olarak nesnelliği temel alan (kişi veya yaklaşım)

objektivite : lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * kişisel görüş ve duygulardan bağımsız olarak gerçeklere ve nesnel ölçütlere dayalı olma durumu, tarafsızlık, nesnellik

objektivizm : lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (öğreti, doktrin, akım eki) * gerçeklerin ve nesnel ölçütlerin bağımsızlığını temel alan felsefi veya bilimsel yaklaşım, kişisel görüş ve öznellikten bağımsızlık anlayışı

obkonik : lat., gre. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koninin tepe noktasının karşı tarafında daralan veya tabanı geniş, ucu aşağı doğru yönelmiş koni biçimli (yapı), ters koni biçiminde olan

obkordat : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + cor, cord, cordis (kalp, yürek) + atus (sıfat yapım eki) * kalp biçimli fakat kalbin sivri ucunun tabana değil dışarıya doğru yöneldiği, ters kalp biçimli yapı veya yaprak şekli

oblanseolat : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + lancea (mızrak) + ulus, ula (küçültme eki) + atus (sıfat yapım eki) * yaprakta mızrak biçiminin tersine dönmüş olduğu, en geniş kısmı uç bölgeye yakın ve tabana doğru daralan yaprak biçimi, ters mızraksı

oblat : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + latus (yan, taraf, geniş, yayvan, taşınmış, getirilmiş) * küresel veya elipsoidal bir yapının kutuplar doğrultusunda basık, ekvatoral doğrultuda genişlemiş olması; yassılaşmış, basık biçimli

obligasyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ligare (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin hukuki, ahlaki veya sosyal olarak yerine getirmesi gereken zorunluluk veya sorumluluk durumu, zorunluluk, mecburiyet, yükümlülük

obligatuvar : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ligatus (bağlanmış, birleşmiş) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + orius (ile ilgili, -a ait) * yerine getirilmesi zorunlu, yapılması mecburi olan, bağlayıcı nitelikte olan, mecburi, zorunlu

oblik : lat. * obliquus (eğik, yanlamasına) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + liquus (akış, eğim) ) * dikey veya yatay eksene göre eğik, düz bir hizada olmayan, yanlamasına veya çarpık olan

obliterans : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + litera (harf, işaret) + entia (isim yapım ve durum eki) * dokuda veya organlarda tıkanıklık veya yok olma süreci, özellikle damar veya doku yapılarının kapanması veya kaybolması hali

obliterasyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + literare (harf yazmak, işaretlemek) (litera (harf, işaret) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * dokuda veya organlarda tıkanma, silinme veya yok olma durumu; özellikle damar veya yapıların tamamen kapanması veya işlevsiz hale gelmesi

oblitere : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + literare (harf yazmak, işaretlemek) (litera (harf, işaret) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); oblitéré (fra.) * üstü işaretlenmiş; tamamen silinmiş, yok edilmiş, işareti ortadan kaldırılmış, silinmiş, geçersiz kılınmış (özellikle yazılı veya basılı metinler için)

oblivium : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + livisci (unutmak, akıldan çıkarmak) + ium (isim yapım eki) * unutma, gözden çıkarma, hatırlamama, bilinçten çıkma; unutulma, hafızadan silinme veya hatırlanmama durumu

obloid : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + latus (yan, taraf, geniş, yayvan, taşınmış, getirilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * küremsi veya elipsoidal bir yapının kutuplar yönünde basık, yanlara doğru genişlemiş olan, basık küremsi, oblatımsı yapı

oblong : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + longus (uzun) * uzunluğu genişliğinden belirgin biçimde fazla olan, iki kenarı birbirine yaklaşık paralel, dikdörtgenimsi veya elipsimsi biçimde uzamış (yapı veya şekil)

obol : gre. * obolos (tükürük; küçük para) (Eskiden Yunanistan'da 1 drahmi 6 obol ederdi.) * küçük madeni para

obovat : lat., gre. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * yumurta biçiminin tersine çevrilmiş halini andıran, en geniş kısmı uca yakın ve tabana doğru daralan, ters yumurta şekilli

obruk : tür. * obr (çökmek, çukurlaşmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içbükey, konkav; huni biçiminde çukur yer, kuyu

obsede : lat., fra. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş, yerleşmiş) (lat.); obcédé (fra.) * zihni sürekli meşgul eden bir düşünce tarafından ele geçirilmiş, takıntılı hale gelmiş (kişi veya durum), takıntılı, saplantılı

obsedör : lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * bir yeri kuşatan veya mecazen bir düşünceyi sürekli zihinde tutarak takıntı haline getiren, musallat olan, tasallut eden

observasyon : lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * inceleme, izleme, gözleme ve değerlendirme süreci

observatuvar : lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer ve durum eki) * gök cisimlerini, doğa olaylarını veya deneyleri gözlemlemek amacıyla inşa edilmiş yapı veya mekan, gözlemevi

obsesif : lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş, yerleşmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir düşünce, davranış veya duyguya karşı koyulamayan, sürekli ve takıntılı biçimde yönelen, baskın veya zorlayıcı nitelikte olan

obsesif kompulsif : lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş, yerleşmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) + compulsus (zorlanmış, baskı altında) (com (ile, birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) *

obsesyon : lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş, yerleşmiş) + tio (isim yapım eki) * bireyin zihnine istemsizce giren, sürekli, tekrarlayıcı nitelik arzeden, mantık dışı olduğunu bilmesine rağmen bireyin uzaklaştıramadığı düşünce, duygu, dürtü veya imgelerin yarattığı yoğun kaygı ve huzursuzluk hali

obsidyen : lat. * Obsius (isminin verildiği "lapis obsius" taşının Etiyopya'dan Roma’ya getirilişinde rol oynayan bir tüccar veya kaşif) + ianus (ile ilgili, -a ait) * volkanik cam yapısında, genellikle siyah renkli ve keskin kenarlı, doğal olarak oluşmuş olan, negatif enerjiyi emerek stresi azalttığına ve koruyucu enerji sağladığına inanılan volkanik taş

obsolet : lat. * obsoletus (modası geçmiş, artık kullanılmayan) (obsolescere (eskiyip körelmek, modası geçmek, kullanım dışı kalmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + solescere (alışmak, kullanılmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * artık kullanılmayan, modası geçmiş, işlevini yitirmiş, geçerliliğini kaybetmiş olan

obstetri : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) + ia (isim yapım ve durum eki) * gebelik ve doğum sürecinde anneye yardım etme, doğum yaptırma süreci

obstetrik : lat. * obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) * gebelik, doğum ve postpartum (doğum sonrası, lohusalık) dönemi ile ilgili tıbbi alan

obstetrisyen : lat. * obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait, -cı, yapan, eden eki) * gebelik ve doğum sürecinde anneye tıbbi yardım sağlayan, doğum yaptıran veya doğumla ilgili tedavi ve takibi yapan hekim

obstinasyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare, stinare (sabit kılmak, dikmek, yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta durmak, sağlam olmak) + tio (isim yapım eki) * bir düşünceye, tutuma veya davranışa karşı güçlü biçimde direnme, inatçılık, ısrarcılık, direnç gösterme hali

obstipasyon : lat. * obstipare (sertleşmek, tıkanmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stipare (doldurmak, sıkıştırmak, tıkamak) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bağırsak hareketlerinin yavaşlaması veya durması sonucu ortaya çıkan kabızlık durumu

obstrüksiyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir yolu, geçidi veya akışı engelleme, tıkanıklık oluşturma durumu; fiziksel veya mecazi olarak engelleme durumu

obstrükte : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (dizilmiş, inşa edilmiş, yapılandırılmış) * tıkanmış, engellenmiş veya önü kapatılmış olan, geçişi veya akışı engellenmiş, mani olunmuş

obstrüktif : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (dizilmiş, inşa edilmiş, yapılandırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) * tıkanıklık veya engelleme eğilimi gösteren, geçişi veya akışı zorlaştıran

obtrapeziform : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + trapezium (yamuk dörtgen, trapez) (trapezion (küçük masa, dörtgen şekil), trapeza (masa, dört ayaklı masa) + ium (isim yapım eki) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * trapez biçiminin tersine çevrilmiş halini andıran, üst kısmı geniş ve alt kısmı daralan, ters yamuk şekilli (yapı veya biçim)

obtundasyon : lat. * obtundere (donuklaştırmak, köreltmek, sağır etmek) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + tundere (dövmek, morarmak, ezmek) ) tionem, tio (isim yapım eki) * çevresel uyaranlara karşı ilgisizlik, psikomotor tepkilerde yavaşlama ve uyuklama hali ile seyreden durum; donuk veya azalmış bir uyanıklık veya bilinç düzeyi

obturasyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir açıklığın, kanalın veya boşluğun tıkanması, kapatılması veya bir materyal ile doldurulması işlemi, özellikle tıpta ve diş hekimliğinde kapatma veya dolgu uygulaması

obturator : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir deliği, açıklığı veya kanalı kapatan veya tıkayan yapı; anatomi ve cerrahide özellikle obturator kanalını veya açıklığını kapatan kas veya araç, tıkaç

obtürasyon : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir açıklığın, kanalın veya boşluğun tıkanması, kapatılması veya bir materyal ile doldurulması işlemi, özellikle tıpta ve diş hekimliğinde kapatma veya dolgu uygulaması

obtüze : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak, darbelemek) + usus, osus (ile ilgili, -a ait) * geniş açılı, 90 dereceden büyük olan, köre yakın veya sivriliğini kaybetmiş (şekil, özellik)

obua : fra. * haut (yüksek) + bous (odun, tahta, ağaç) * Antik Roma ve Orta Çağ’da kullanılan, çift kamışlı, üflemeli bir müzik aleti

obur : lat., tür. * obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek) ) * açgözlü, çok yiyen, doymayan; içine alan (obruk (içbükey; çukur, kuyu) (tür.) )

obüs : lat. * obus (top mermisi) * büyük kalibreli, kısa namlulu top mermisi; obüs topu tarafından atılan patlayıcı mühimmat veya bu tür toplar için kullanılan mühimmat

obvara : sla. * ob (çevre, etraf, dıştan) + var, varit (kaynatmak, haşlamak, ısıyla işlem görmek) * kızgın seramiğin mayalı unlu karışıma daldırılmasıyla yapılan Baltık kökenli geleneksel seramik pişirme tekniği, isli ve damar görünümlü yüzey oluşturan raku benzeri yöntem

obzervasyon : lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * inceleme, izleme, gözleme ve değerlendirme süreci

obzervatuvar : lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer ve durum eki) * gök cisimlerini, doğa olaylarını veya deneyleri gözlemlemek amacıyla inşa edilmiş yapı veya mekan, gözlemevi

obzole : lat. * obsoletus (modası geçmiş, artık kullanılmayan) (obsolescere (eskiyip körelmek, modası geçmek, kullanım dışı kalmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + solescere (alışmak, kullanılmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * artık kullanılmayan, modası geçmiş, işlevini yitirmiş, geçerliliğini kaybetmiş olan

ocak : tür. * ocak (ateş yakılan yer, fırın) (oc (ateş, yanma) + ak (isim yapım ve araç eki) ) * yemek pişirmek veya ısınmak için kullanılan taş, toprak veya metalden yapılmış yer; aile veya topluluk (mecazi)

occator : lat. * occare (işlemek, sürmek, ekmek) + tor (yapan kişi eki) * tarlayı süren, ekin eken veya toprağı işleyen kişi, tarımla uğraşan çiftçi veya işçi; Roma mitolojisinde bir tarım tanrısı veya tarımla ilgili ruh

ocelli : lat. * oculus (göz) + ellus (küçültme eki) + i (çoğul eki) * küçük gözler, özellikle bazı omurgasızlarda bulunan basit ışık algılayıcı göz yapıları

ocellus : lat. * oculus (göz) + ellus (küçültme eki) * küçük göz, özellikle böcekler ve diğer bazı omurgasızlarda bulunan basit yapılı ışık algılayıcı göz organı veya göz benzeri küçük işaret, benek

ochnaceae : gre., lat. * okhna (yabani armut ağacı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Malpighiales takımında yer alan, genellikle tropikal bölgelerde yetişen, kalın, parlak yaprakları ve dikkat çekici çiçekleri olan odunsu bitkileri, ağaçları ve çalıları içeren bir çiçekli bitki familyası

ocimum : gre. * okimon (fesleğen) * Lamiaceae familyasına ait, fesleğenleri kapsayan aromatik bitki cinsi

OCP : lat., ing. * oralis (ağızdan) (os (ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + contraceptivus (doğum kontrol) (contra (karşı, zıt, ters) + ceptus (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + pill (hap, pill (küçük hap, yuvarlak ilaç) (ing.) * gebeliği önlemek amacıyla ağız yoluyla alınan hormonal doğum kontrol ilacı

OCR : ing. * optical (optik) + character (karakter) + recognition (tanıma) * basılı veya el yazısı karakterleri/metinleri görüntüden dijital metne dönüştüren teknoloji ve yazılım

ocrea : lat. * ocrea (tozluk, bacak kılıfı, kılıf biçimli örtü) * bazı bitkilerde yaprak sapının tabanında oluşan, gövdeyi saran zarımsı kılıf yapı, özellikle Polygonaceae familyasında görülen yaprak kını benzeri yapı

ocrelizumab : lat. * ocreli (ön ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * CD20 proteini hedefleyen humanize monoklonal antikor; özellikle multipl skleroz ve bazı immün hastalıkların tedavisinde kullanılan biyolojik ilacın etken maddesi

octopodidae : gre., lat. * octo (sekiz) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Yumuşakçalar (Mollusca) şubesine bağlı kafadan bacaklılar sınıfında yer alan ahtapotları kapsayan, sekiz kollu deniz yumuşakçalarından oluşan ahtapotgiller familyası

ocumak : tür. * oc (ateş, yanma) + u (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * küçük bir ateş tutuşmak, kıvılcım çıkmak, hafifçe yanmak; bir duygu veya ilgi yavaş yavaş oluşmak

ocypodidae : gre., lat. * okus (hızlı, çabuk, süratli) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * hızlı hareket eden, özellikle kum üzerinde süratle koşabilen hayalet yengeçleri, kemancı yengeçleri ve mangrov yengeçlerini kapsayan yengeçler familyası

OD : lat. * oculus (göz) + dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki) * sağ göz için kullanılan tıbbi göz kısaltması

od : tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + un (isim yapım eki) * ateş yakmak için kullanılan kurumuş ağaç veya tahta; yakacak malzeme, güç kaynağı (mecazi)

od ana : tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + ana (anne, dişi ilah) * Türk ve Altay mitolojisinde ana (anne, dişi ilah)

od ata : tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) * Türk ve Altay mitolojisinde ocak ve aile ateşinin koruyucusu, ateşin ruhu, ateşin ilahı, ateş ilahı

oda : tür. * ota (ateş yakılan yer; duman tütmek) (od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + a (yer ve isim yapım eki) ) * ateşin yakıldığı, ısının ve ışığın yayıldığı kapalı mekan; ev veya diğer yapılarda duvarlarla çevrilmiş, genellikle kapısı bulunan ve farklı amaçlar için (oturma, uyuma vb.) kullanılan bağımsız bölüm, kapalı yaşam alanı

oda müziği : tür., gre. * oda (ev veya diğer yapılarda duvarlarla çevrilmiş, genellikle kapısı bulunan ve farklı amaçlar için (oturma, uyuma vb.) kullanılan bağımsız bölüm) (tür.) + mousike (Musalara ait sanat, müzik) (Mousa (Yunan mitolojisinde esin perisi, Musa) + ike (ile ilgili, -a ait) (dişil), ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * küçük bir enstrüman topluluğu (genellikle iki ila sekiz yürütücü) tarafından, her sanatçının kendi bağımsız partisini çaldığı ve geleneksel olarak büyük konser salonları yerine ev içi veya saray odası gibi samimi mekanlar için bestelenmiş bir klasik batı müziği türü

odak : tür. * ota (ateş yakılan yer; duman tütmek) (od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + a (yer ve isim yapım eki) ) + k (araç eki) * enerjinin, ilginin veya dikkat ve ışığın toplandığı merkez; düşünce, amaç veya eylem noktası

odd : nor., ing. * oddi (üçgenin ucu, keskin nokta) (nor.), odd (tek, eş olmayan, garip) (ing.) * tek sayı, ikiye tam bölünemeyen sayı, aynı zamanda alışılmadık, garip veya düzensiz olan şey

odd pinnate : nor., lat., ing. * oddi (üçgenin ucu, keskin nokta) (nor.), odd (tek, eş olmayan, garip) (ing.) + pinna (tüy, kanat) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * yaprak ekseninin ucunda tek bir yaprakçık bulunan, yaprakçık sayısı tek olan tüysü bileşik yaprak tipi, tek tüysü yaprak

oddi sfinkteri : ita., alm. * oddi (İtalyan anatomist Giovanni Battista Oddi'nin soyadından) (ita.) + sphingein (sıkmak, büzmek), sphinkter (sıkıcı, büzücü) (gre.) * safra kanalı ve pankreas kanalının ince bağırsağa açıldığı yerde bulunan, sindirim sıvılarının geçişini kontrol eden büzücü kas halkası

odds ratio : ing., lat. * odd (tek, eş olmayan, garip, olasılık, ihtimal, şans; karşılaştırmalı şans) + s (çoğul eki) (ing.) + ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * belirli bir grupta olma olasılığının, başka bir gruba göre ne kadar daha fazla olduğunu gösteren, epidemiyolojide sık kullanılan bir risk ölçüsü; bir olayın belirli bir grupta meydana gelme olasılığı ile başka bir grupta meydana gelme olasılığı arasındaki oransal ilişkiyi ifade eden ölçüt (Olayın gerçekleşme olasılığı P = Olayın gerçekleştiği süje sayısı / Toplam süje sayısı); Odds = Olayın gerçekleşme olasılığı / Olayın gerçekleşmeme olasılığı = P / (1-P) )

odeon : gre. * oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) + on (yer, bina eki) * Antik Yunan ve Roma'da müzik ve şiir gösterileri için kullanılan, tiyatroya benzer küçük salon veya yapı

odesa : gre. * odysseus (acı veren, öfkelendiren) (odussomai (öfkeli olmak, nefret etmek, üzülmek) ) * Yunan şair ve ozan Homeros'un iki destansı şiirinden (İlyada ve Odesa) birinin ismi

odin : isk., alm. * wodan (öfke, ilham, heyecan) * İskandinav mitolojisindeki tek gözlü baş tanrı (wednesday (çarşamba) (wodan (Odin) + day (gün) ) (ing.) )

odinofaji : gre. * odyne (ağrı, acı, ıstırap) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yutkunma sırasında ağrı duyulması durumu

odiogram : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı

odistile : fra., lat. * eau (su) + distillatus (damıtılmış, süzülmüş) (distillare (damıtmak, süzmek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tus (gecmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); distillé (fra.) * damıtılmış su

odisyon : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tio (isim yapım eki) (lat.); audition (fra.) * ses yeteneğini veya oyunculuk becerisini değerlendirmek amacıyla yapılan deneme dinlemesi veya sahne provası; müzik, tiyatro, sinema gibi alanlarda seçim amacıyla yapılan performans sunumu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...