nispet :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilişki, ilinti, bağlantı) *
oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü;
rağmen; inat olarak, inat olsun diye
nispeten :
ara. * nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık,
bağlılık, ölçü) + en (gibi, olarak) * oranla, nisbetle, kıyasla, göre; bir
dereceye kadar, şöyle böyle
nispi :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet,
ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü), niseb (oranlamalar, kıyaslamalar;
münasebetler, ilişkiler, ilintiler, yakınlıklar, bağlılıklar, ölçüler) + i (ile
ilgili, -a ait) * oransal, kıyasa dayalı, karşılaştırmalı
nissl bodies :
lat. * nissl (Alman nöropatolog ve psikiyatrist Franz Nissl’in soyadından) +
cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * nöronlarda
protein sentezi yapan granüler yapılar
nistagmus :
gre. * nystagmos (titreme, sallanma) * Göz hareketlerinin istem dışı ve ritmik
sallanması durumu; oftalmoloji ve nöroloji alanında görme ve denge ile ilgili
belirtiler
nistatin :
lat. * ny (New York) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin
(kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek;
durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan
HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma,
sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde
kullanılan, Streptomyces türlerinden elde edilen ve Candida türlerine karşı
etkili antifungal ilacın etken maddesi (C47H75NO17)
nisyan :
ara. * nesiye (unutmak) * unutma, unutkanlık
niş :
lat., far., fra. * nidus (yuva) (lat.); niş (hedef, işaret) (far.); niche
(girinti, yuva, kovuk) (fra.) * mimari yapılarda duvar içinde bırakılan
oyuklar, duvar hücresi; özel bir kitleye hitap eden
nişabur :
far. * nişabur (yeni hükümdar; İran'ın bir şehri) (nev (yeni, taze) + sapur,
şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) ) * Türk ve Fars müziğinde
belirli bir dizi veya tonal yapıya göre icra edilen eserlerin düzenlendiği ve
karakteristik ses özelliklerine sahip müzik dizisi
nişaburek :
far. * nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı
lakabı) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait); nişa (nişasta) + bur (bükmek) + ak, ek
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alaturka müzikte, dügah "la"
perdesi üstüne göçürülmüş rast makamıyla buselik "si" perdesi üstüne
göçürülmüş uşşak makamından oluşmuş bir birleşik (mürekkep) makam; İran'ın
Razavi Horasan Eyaleti'ndeki Nişabur şehrinden
nişabürek :
far. * nev (yeni, taze) + sapur, şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı
lakabı) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait); nişa (nişasta) + bur (bükmek) + ak, ek
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alaturka müzikte, dügah "la"
perdesi üstüne göçürülmüş rast makamıyla buselik "si" perdesi üstüne
göçürülmüş uşşak makamından oluşmuş bir birleşik (mürekkep) makam; İran'ın
Razavi Horasan Eyaleti'ndeki Nişabur şehrinden
nişadır :
far. * anaоşa (ölümsüz) + adur (ateş) * ölümsüzlük iksiri; beyaz kristalli tuz,
amonyum klorür (NH4Cl)
nişan :
far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hedef,
işaret, belirti, erişilmesi istenen nokta, niş (niche, Nische (uygun yere
koymak, belirli bir hedefe ve kitleye yönelik) (ing., fra., alm.) )
nişane :
far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + e (isim
yapım eki) * işaret, belirti, sembol
nişangah :
far. * niş (hedef, işaret) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + gah (yer,
mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * hedef alma, işaretleme; hedefin
bulunduğu yer, nişan alma yeri
nişapur :
far. * nişabur (yeni hükümdar; İran'ın bir şehri) (nev (yeni, taze) + sapur,
şapur (hükümdar, reis; Sasani hükümdarı lakabı) ) * Türk ve Fars müziğinde
belirli bir dizi veya tonal yapıya göre icra edilen eserlerin düzenlendiği ve
karakteristik ses özelliklerine sahip müzik dizisi
nişasta :
far. * nişastan, nişin (oturmak), nişaste (dibe oturan şey, çökelti) * tahıl
tanelerinden, buğdaydan ve pirinçten, bezelye, mercimek gibi baklagillerin
tanelerinden veya patates ve benzeri yumrulardan çökeltme yöntemiyle elde
edilen una benzer madde
nişaverek :
far. * nişa (işaret, belirti, hedef) + varak (küçük, minik; yaprak) * hedefi
veya işareti küçük, belirgin şekilde göstermek veya simgelemek için kullanılan
işaret veya sembol
nişin : far.
* nişesten (oturmak) * oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş)
nitazoksanid :
lat., gre. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik)
(lat.) + theion (kükürt (S) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir
veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup
heterosiklik bileşik belirtici ek) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + id (anyon ve iyon türevi eki) (gre.) * protozoon ve bazı parazit
kaynaklı bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, tiyazolid türevi
yapıya sahip geniş etkili antiparaziter ve antimikrobiyal ilacın etken maddesi
(C12H9N3O5S)
nitekim :
tür. * neteg (nasıl, ne kadar) (ne (soru adılı) + teg (kadar, gibi) ) + im (ek)
* zira, gerçekten, hakikaten, nasıl ki... olduğu gibi
nitel :
tür. * nite (özellik, vasıf, tahassus) + el (ile ilgili, -a ait) * bir
varlığın, durumun veya nesnenin nasıl olduğunu, kalitesini, özelliğini veya
vasfını (sayılamayan, ölçülemeyen) belirten özellikleri ile ilgili
nitelemek :
tür. * nite (özellik, vasıf, tahassus) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * bir varlığın, kişinin veya olayın niteliğini, özelliklerini, nasıl
olduğunu belirtmek, tavsif etmek veya karakterize etmek
nitelik :
tür. * nite (özellik, vasıf) + lik (lı olma durumu) * vasıf, doğa, özellik
(nature, Natur (doğa, nitelik) (ing., fra., alm.) )
nitizinon :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ison
(izomer veya benzer yapı) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi,
karbonil grubu) * genetik metabolik hastalıkların tedavisinde kullanılan,
tirosin metabolizmasını etkileyen ve belirli enzimleri inhibe eden sentetik
ilacın etken maddesi (C14H10F3NO5)
nitramit :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + amide
(amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle
elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * azot içeren organik
bir bileşik türü, genellikle patlayıcı veya kimyasal reaksiyonlarda kullanılan
azotlu organik madde (H2NNO2)
nitrat :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate
(asidin tuzu veya esterini belirten ek) * azot ve oksijen içeren, genellikle
tuz formunda bulunan ve bitkiler için önemli besin kaynağı ile patlayıcı
yapımında kullanılan kimyasal iyon veya bileşik (NO3)
nitratin :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate
(asidin tuzu veya esterini belirten ek) + in (kimyasal madde eki) * nitrat
içerikli veya nitratla ilişkili olan madde, genellikle kimyasal bileşikler veya
tuzlar
nitrazepam :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + az (azot
kökü) + epam (benzodiazepin eki) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı,
kas gevşetici ve uyku düzenleyici etkisi olan, uyku bozuklukları ve anksiyete
tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C15H11N3O3)
nitrendipin :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + endipin
(1,4-dihidropiridin türevi; kalsiyum kanal blokeri) (ger., kimyasal ilaç
sınıfı) * kan basıncını düşürmek ve kalp-damar kasılmalarını düzenlemek
amacıyla kullanılan, 1,4-dihidropiridin yapısına sahip antihipertansif ilacın
etken maddesi (C18H20N2O6)
nitrifikasyon :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * topraktaki
amonyum ve organik azot bileşiklerinin, nitrifikasyon bakterileri aracılığıyla
önce nitrit sonra nitrat formuna dönüştürülmesi süreci
nitrik :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + icus
(ile ilgili, -a ait) * azot içeren veya azot ile ilgili olan, özellikle kimyada
nitrik asit veya nitrik bileşiklerle bağlantılı olan özellik veya nitelik,
azotlu
nitrik asit :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + icus
(ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) +
idus (ile ilgili olan) ) * güçlü, renksiz ve keskin kokulu bir mineral asit,
kimyada oksitleyici olarak kullanılan bileşik (HNO3)
nitril :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + il
(türev eki) * organik kimyada bir karbon atomuna doğrudan bağlı azot içeren ve
genellikle -C≡N grubuna sahip olan bileşik türü
nitrobluetetrazolium :
lat., ing. * nitro (azot grubu) (lat.) + blue (mavi renk) (ing.) + tetrazolium
(dört azotlu heterosiklik halka) (tetra (dört) (gre.) + azol (azotlu
heterosiklik halka; kimyasal yapı) (lat.) + ium (iyon veya tuz eki) ) (lat.) *
biyokimyada enzim aktivitesini veya redoks reaksiyonlarını tespit etmek için
kullanılan, mavi renkli ürüne dönüşebilen tetrazolium türevi kimyasal bileşik
(C40H30Cl2N10O6)
nitrofrontain :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + frontis
(ön, yüzey) + tenere (tutmak, bağlamak) * azot grubu içeren ve genellikle
yüzeylere bağlanabilen veya etkili olan kimyasal bileşik
nitrofural :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + fural
(furan halkası türevi) * idrar yolu ve bazı enfeksiyonların tedavisinde
kullanılan, antibakteriyel etkisi olan, nitro grubu içeren ve furan halkası
taşıyan sentetik organik bileşik (C6H6N4O4)
nitrofurantoin :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + furan
(beş üyeli oksijenli heterosiklik halka) + toin (türetilmiş organik bileşik
eki) * idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanıl, antibakteriyel etkisi
olan, nitro grubu ve furan halkası içeren sentetik organik ilacın etken maddesi
(C8H6N4O5)
nitrofurazon :
lat. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + furan
(beş üyeli oksijenli heterosiklik halka) + zon (farmasötik ek) * antibakteriyel
ve antiseptik etkisi olan, nitro grubu ve furan halkası taşıyan, yara ve deri
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan sentetik organik bileşik (C6H6N4O4)
nitrogliserin :
lat., gre. * nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik)
(lat.) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + seros (yağ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) * nitro grubu eklenmiş gliserol yapısına
sahip, kalp damar hastalıklarında damar genişletici olarak kullanılan ve
patlayıcı özelliğe de sahip sentetik organik bileşik (C3H8O3)
nitrojen :
gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, doğal soda, güherçile (KNO3) ) +
genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) * simgesi N, atom numarası 7 olan, dünya atmosferinin yaklaşık
%78'ini oluşturan renksiz, kokusuz, tatsız ve inert bir gaz, azot
nitrojen narkozu :
gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) +
narke (uyku, sersemlik, uyuşukluk) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * yüksek basınç altında özellikle derin dalış sırasında azot gazının sinir
sistemi üzerinde uyuşturucu etki yaparak bilinç bulanıklığı ve karar verme
bozukluğu oluşturması durumu
nitroprussid :
gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) + prussid
(Prusya ile ilgili; kimyada Prusya kökenli bileşik adı) (ger.) * damar
genişletici etkisi olan ve özellikle hipertansif krizlerde kullanılan, nitro
grubu içeren kompleks bir kimyasal bileşik ve ilacın etken maddesi
(Na2[Fe(CN)5NO] • 2H2O. CAS)
nitroselüloz :
gre., lat. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) +
cellula (küçük hücre, küçük oda, hücrecik, odacık) (cella (oda, depo, bölme,
hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer)
(lat.) * selülozun nitrik asitle işlenmesiyle elde edilen, yanıcı ve patlayıcı
özellik gösterebilen nitrat esterlerinden oluşan kimyasal madde (C6H7O2(OH)3₋ₓ(ONO2)ₓ]ₙ)
nitröz oksit :
gre. * nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) (gre.) + osus (ile
ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) (gre.) * iki azot ve bir oksijen
atomundan oluşan, renksiz ve tatlı kokulu olup anestezik ve analjezik etkisi
nedeniyle tıpta kullanılan, güldürücü gaz olarak da bilinen gaz halindeki
kimyasal bileşik (N2O)
niue :
poli. * niu (hindistancevizi palmiyesi) + e (yer eki) * Yeni Zelanda'nın
başkenti
nivalis :
lat. * nix (kar), nivis (kar ile ilgili) + alis (ile ilgili, -a ait) * karlı,
kardan, karla kaplı
nivelman :
lat., fra. * libelle (terazi, tartı) (lat.); niveau (seviye, düzey),
nivellement (niveler (düzlemek, aynı seviyeye getirmek, seviyesini
belirlemek/ölçmek + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * arazideki noktaların
birbirine göre yükseklik farklarını veya belirli bir referans düzlemine olan
yüksekliklerini ölçme işlemi
niven sayısı :
san., tür. * niven (Kanadalı-Amerikalı matematikçi Ivan Morton Niven'in
isminden) (ing.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı
(iyelik eki) (tür.) * rakamlarının toplamına tam olarak bölünebilen sayı (1729
... 1+7+2+9 = 19 ... 1729/19 = 91)
nivo :
lat., fra. * libelle (terazi, tartı) (lat.); niveau (seviye, düzey) (fra.) *
seviye, düzey; haritacılık ve inşaatta iki nokta arasındaki kot (yükseklik)
farkını ölçmek için kullanılan optik bir ölçüm aleti
nivolumab :
ing., lat. * nivo (new (yeni) ) (ing.) + lumab (human monoclonal antibody
(insan monoklonal antikor) eki) * bağışıklık sistemini hedef alarak kanser
hücrelerine karşı yanıt oluşturan, insan monoklonal antikor sınıfına ait
biyolojik ilacın etken maddesi (C6362H9862N1712O1995S42)
nix :
gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası) *
Yunan Mitolojisi'nde Erebos'un karısı, Kharon'un annesi, evrenin başlangıcında
kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi simgeleyen karanlığın ve gecenin
kişileştirilmiş tanrıçası; Plüton'un Charon (Şaron) dışında 4 uydusundan
biridir. (Plüton'un uyduları
niyabet :
ara. * naba (temsil etmek, vekil olarak hareket etmek, yerine geçmek) *
vekalet, temsil, yonetim, nöbet; İslam hukukunda veya günlük kullanımda, bir
işin veya görevlerin vekil aracılığıyla yürütülmesi veya nöbet, görev başında
temsil edilmesi
niyaz :
ara. * naza (yakarmak, yalvarmak, dilemek, rica etmek) * yakarma, yalvarma,
dileme, rica etme; Allah’a veya kutsal varlıklara yakarma, dilek ve dua ederek
bir şey isteme
niyazi :
ara. * naza (yakarmak, yalvarmak, dilemek, rica etmek), niyaz (yakarma,
yalvarma, dileme, rica etme; Allah’a veya kutsal varlıklara yakarma, dilek ve
dua ederek bir şey isteme) + i (ile ilgili) * yakarma, yalvarma, dileme, rica
etme ile ilgili; erkek ismi
niye :
tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + y (ulama eki) + e (-a doğru, yönelim) *
neden, niçin, ne sebeple, hangi amaca yönelik olarak, ne amaçla
niyet :
ara. * naya (istemek, tasarlamak, amaçlamak, hedeflemek, kastetmek, yönelmek,
azmetmek) + et (isim yapım eki) * bir davranışı, eylemi veya kararı yönlendiren
bilinçli amaç, kasıt, düşünce, gaye, yönelim, kasıt, istek, tasarı, amaç, hedef
niyobyum :
gre., lat. * Niobe (Yunan mitolojisinde Leto’nun çocuklarını kaybeden kral
Niobe’nin kızı) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 41,
simgesi Nb olan, gri-beyaz, yumuşak ve yüksek erime noktasına sahip, çelik
alaşımlarında ve süperiletken uygulamalarda kullanılan geçiş metali elementi
niza :
ara. * naza (tartışmak, çekişmek, anlaşmazlık çıkarmak) * kişiler veya gruplar
arasında anlaşmazlık, çekişme veya tartışma durumu
nizam :
ara. * nazama (düzenlemek, tertip etmek, sıraya koymak, uyum sağlamak) * düzen,
sistem, sıralama, tertip (enzyme, Enzym (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm.)
nizamettin :
ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + el (ön ek, artikel) + din
(borç, din) * dinin düzeni; erkek ismi
nizamı cedid :
ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + i (tamlama eki) * cedid (yeni)
nizami :
ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + i (ile ilgili, -a ait) *
düzene veya sisteme ait olan, kurallara uygun ve düzenli olan
nizamiye :
ara. * nizam (düzen, sistem, sıralama, tertip) + iye (isim yapım ve durum eki)
* askeri birliklerin veya resmi kurumların giriş kapısı veya düzenli askeri
teşkilata ait yer
nizamname :
ara., far. * nizam (düzen, sistem,
sıralama, tertip) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) *
bir kurumun, örgütün veya devletin işleyişini, düzenini ve yönetim esaslarını
belirlemek amacıyla yetkili makamlarca hazırlanan, uyulması zorunlu kuralların
bütününü ifade eden tüzük veya yönetmelik
nizatidin :
lat. * niza (ön ek) + tidine (histamin H2 reseptör antagonisti eki) * mide
asidi salgısını azaltmak için kullanılan H2 reseptör antagonistleri sınıfına
ait sentetik ilacın etken maddesi (C12H21N5O2S2)
nizip :
sam. * nezib (garnizon, sınır karakolu, dik duran yer veya sütun) * Gaziantep’in
bir ilçesi
NLP :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + linguisticus
(dil ile ilgili) + programming (programlama, düzenleme) * insan beyninin
düşünce, dil ve davranış kalıplarını anlamak, modellemek ve değiştirmek
amacıyla geliştirilen kişisel gelişim ve iletişim tekniği
NLP :
ing * natural (doğal) + language (dil) + processing (işleme) * bilgisayarların
insan dilini anlamasını, işlemesini ve üretmesini sağlayan yapay zeka alanı
NNSSM :
ing. * Next-to-Minimal Supersymmetric Standard Model (Hemen Hemen En Düşük
Süpersimetrik Standart Model) * Standart Model'i süpersimetri ile genişleten ve
Minimal Süpersimetrik Standart Model'e ek olarak bir singlet süperalanı içeren,
parçacık fiziğinde kullanılan kuramsal model, süpersimetrik parçacık fiziği
modeli
no :
ing. * no (hayır, yok, değil) *
hayır, yok, değil
No :
isv., lat. * nobelium (İsveçli kimyager ve dinamitin mucidi Alfred Nobe’in
soyadından) (isv.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 102
olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, yalnızca
nükleer araştırmalarda ve ağır elementlerin sentez çalışmalarında kullanılan
radyoaktif bir element
nobelyum :
isv., lat. * nobel Alfred Nobel (İsveçli kimyager, mühendis ve mucit Alfred
Nobel) (isv.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 102, simgesi
No olan, geçiş metalleri grubuna ait, radyoaktif ve sentetik bir element
nobran :
kür, far., ara. * no (geçimsiz, uzlaşmaz, katı, inatçı) (kür.), neberd (savaş,
çatışma) + an (gibi, ile ilgili) (far.), nebr (sesi yükselme, haykırma) + an
(gibi, ile ilgili) * davranışı kaba, sert, gönül kırıcı olan kimse
nocardia :
lat., gre. * Nocard (Fransız mikrobiyolog Edmond Nocard) (fra.) + -ia (bakteri
veya organizma eki) (lat.) * toprakta ve suda yaygın bulunan, dallanan
filamanlar şeklinde görülen, zayıf Gram-pozitif ve kısmen aside dirençli bir
bakteri cinsi
noctuidae :
gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) (gre ); nox (lat.), noctua (gece kuşu,
baykuş; gececil hayvan) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pul
kanatlılar (Lepidoptera) takımına ait, gece kelebeklerini ve yakın akraba
türleri kapsayan, çoğunlukla gece etkin olan güve kelebekleri familyası, baykuş
güvesi veya gece kelebeği
nod :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) * iki veya daha fazla yapının
birleştiği, kalınlaşmış veya bağlantı oluşturan nokta, düğüm, çıkıntı, şişlik,
yumru, boğum, kavşak; anatomide ve biyolojide çeşitli birleşme bölgeleri
noda :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) * iki veya daha fazla yapının
birleştiği, kalınlaşmış veya bağlantı oluşturan nokta, düğüm, çıkıntı, şişlik,
yumru, boğum, kavşak; anatomide ve biyolojide çeşitli birleşme bölgeleri
nodal :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + alis (ile ilgili, -a ait) * düğüm
veya kavşak noktası ile ilgili
nodal reentri :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + alis (ile ilgili, -a ait) + re
(tekrar, yeniden) + entrare (girmek, giriş yapmak) (lat.), entry (giriş) (ing.)
* özellikle supraventriküler taşikardilerde görülen, kalpte atriyoventriküler
düğümde elektriksel uyarının tekrar devreye girerek aritmi oluşturması durumu
nodoz :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) (lat.) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * düğümlü, çıkıntılı veya nodül oluşumuyla
karakterize edilen durum veya hastalık
nodozite :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) (lat.) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) * düğümlü
yapıların varlığı veya nodül oluşumu ile karakterize edilen durum
nodozum :
lat. * nodus (düğüm, çıkıntı, şişlik, yumru, boğum, kavşak) + um (son ek) *
düğüm veya nodül şeklinde oluşmuş yapı
nodul :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) *
doku veya organlarda gözlemlenen küçük düğüm, yumru veya nodül şeklinde oluşmuş
yapı
nodül :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) *
doku veya organlarda gözlemlenen küçük düğüm, yumru veya nodül şeklinde oluşmuş
yapı
nodülarite : lat.
* nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + aris
(ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * dokuda veya organda
düğüm veya nodül oluşumu ile karakterize edilen küçük yumrulu yapıların varlığı
durumu
nodüler :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) +
aris (ile ilgili, -a ait) * düğümlere veya nodüllere ait olan, düğüm şeklinde
yapıya sahip
nodülasyon :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) + tio
(isim yapım eki) * vücudun herhangi bir dokusunda veya organında nodül adı
verilen anormal, yuvarlak veya oval şekilli kitlelerin/yumruların oluşma
süreci; baklagillerin köklerinde azot bağlayıcı bakterilerin etkisiyle nodül
adı verilen küçük yumruların veya düğümcüklerin oluşması süreci
nodülokistik :
lat. * nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + ulus, ula (küçültme eki) +
kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hem düğüm (nodül) hem de
kesecik (kist) içeren yapı veya lezyon
noel :
lat., fra. * nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natalis (doğumla ilgili)
(natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.);
Noël (fra.) * Hristiyanlıkta İsa Mesih’in doğumunu kutlama günü, Christmas
noesis :
gre. * noein (düşünmek, kavramak, algılamak), noesis (düşünme, kavrama,
anlayış) * zihinsel algı, kavrama veya akıl yoluyla bilginin elde edilmesi,
akıl ve düşünce ile doğrudan kavrayış
noether teoremi :
alm., tür. * noether (Alman matematikçi Emmy Noether’ın soyadından) (alm.) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * simetri ve
korunum yasaları arasındaki bağlantıyı kuran, fiziksel sistemlerde süreklilikle
ilişkili korunum yasalarını (enerji, momentum, yük vb.) tanımlayan matematiksel
teorem
nogay :
tür. * Nogay (Türk-Moğol kökenli tarihî bir kavim) * 13.-17. yüzyıllarda
Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkasya steplerinde yaşamış Türk kökenli göçebe bir
topluluk
nohudi :
far. * nahud, nuhud (Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, yüksek protein,
lif, vitamin ve mineral içeren tek yıllık bir bitki türü) + i (ile ilgili, -a
ait) * nohut renginde olan, kirli veya donuk sarı tonundaki renk; tekstil,
giyim ve bazı hayvan türlerinin (örneğin nohudi renkli güvercinler)
tanımlanmasında kullanılan, kökeni nohut bitkisine dayanan geleneksel bir renk
tanımı
nohut :
far. * nahud, nuhud (yuvarlak
olan, nokta, benek) (far.); nakd; nukud (ç.) (madeni para, yuvarlak maden,
nokta; madeni
paralar, noktalar) (ara.) *
Fabaceae (baklagiller) familyasından, Cicer arietinum türüne ait, küresel
şekilli yenilebilir taneleri olan bitki
nokardiazis :
lat. * Nocardia (bakteri cinsi, Amerikalı bakteriyolog Edmond Nocard'ın
soyadından) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Nocardia cinsi
bakterilerin neden olduğu nadir, genellikle akciğerleri ve cildi etkileyen
enfeksiyon hastalığı
nokardiya :
lat. * Nocardia (bakteri cinsi, Amerikalı bakteriyolog Edmond Nocard'ın
soyadından) * Gram pozitif, toprak kaynaklı ve insanlarda nadiren
enfeksiyonlara yol açabilen aerobik bakteri cinsi.
nokra :
tür. * nok (göz, nokta, iz) + ra (ek) * Hypoderma bovis veya H. lineatum adlı
sinek larvalarının sığırların deri altında parazitlenmesiyle oluşan, özellikle
sırt bölgesinde şişlikler ve yaralarla seyreden, deri ve et verimini ciddi
oranda düşüren paraziter bir hastalık, büvelek, sığır sineği
noksan :
ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi),
tenkis, naks (eksiltme, azaltma, bozma, yok etme) * eksik, tamamlanmamış veya
yetersiz
noksaniyet :
ara. * naks (eksiltmek, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi) + iyet (isim
yapım eki) * eksiklik, noksanlık
noksiyöz :
lat. * noxius (zararlı, suçlu, tehlikeli; zarar veren) (nox (zarar, kötülük,
suç, tehlike) + ius (ile ilgili, -a ait) * zararlı, zarar verici, sağlığa veya
canlılara olumsuz etki eden; toksik veya tehlikeli nitelik taşıyan
nokta :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta,
küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para,
akçe ve peşin ödeme) * düğüm, nohut; cümle sonuna konan işaret
noktalı virgül :
ara., tür., lat. * nukd (nokta, küçük işaret; para birimi) (ara.); nokta
(yazıda cümle sonlarına, bazı kısaltmalara, sıra bildiren sayılara ve saat
gösterimlerine konulan, küçük benek şeklindeki temel noktalama işareti) (tür.)
+ lı (ile, birlikte, beraber) (tür.) + virgula (ince dal, çubuk, değnek; yazılı
ifadelerde kelimeleri, kelime gruplarını veya sıralı cümleleri birbirinden
ayırmak, anlam belirsizliğini gidermek ve okumayı kolaylaştırmak için
kullanılan temel bir noktalama işareti) (virga (çubuk, ince dal) + ulus, ula
(küçültme eki) ) (lat.) * cümlelerde ögeleri ayırmak için kullanılan, hem nokta
hem virgül işlevi gören yazı işareti
noktateyn :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nuktat (nokta)
+ eyn (iki) * iki nokta
nokturna :
lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox (gece) + turnus (ile
ilgili, -a ait) ) * geceye özgü olan, gece sırasında meydana gelen, gece ile
ilgili
nokturnal :
lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile
ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * geceye özgü olan, özellikle
gece aktif olan veya gece ile ilgili davranış ve özellik gösteren
noktüri :
lat., gre. * nox, noct (gece) + ouron, ouria (idrar, sidik, üre, idrar yapma,
işeme) * kişinin gece işemek için bir veya daha fazla kez uyanmak zorunda
kalması
noktürn :
lat. * noct, nox (gece) + turnus (ile ilgili, gibi, -a ait) * gece ile ilgili
olan; müzikte “gece müziği” anlamında
noktürnal :
lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile
ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * geceye özgü olan, özellikle
gece aktif olan veya gece ile ilgili davranış ve özellik gösteren
noktürnal asit sekresyonu :
lat. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus (ile
ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + acidus (ekşi, asit) + secretio
(ayırma, salgılama) * gece sırasında özellikle mide tarafından asit
salgılanması durumu
noktürnal bruksizm :
lat., gre. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus
(ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + brouxismos, bruksismos
(brukhein (dişleri gıcırdatmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) ) (gre.) * gece uyku sırasında ortaya çıkan istemsiz diş sıkma ve
gıcırdatma durumu
noktürnal enürez :
lat., gre. * nocturnus (geceye ait; gece ile ilgili) (nox, noct (gece) + turnus
(ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + enourein (içine
idrar yapmak, içe işemek) (en (iç, içe, içine) + ourein (idrar yapmak, işemek)
) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * gece uyku sırasında
gece istemsiz idrar yapma durumu, gece altını ıslatma
nolana :
lat. * nola (küçük çan) * Solanaceae familyasına ait, yayılıcı formda ve
çiçekleri çan biçiminde olan, özellikle Güney Amerika’nın kıyı bölgelerinde
yetişen bir bitki çiçekli bitki cinsi
nolina :
lat. * Nolin (Fransız botanikçi Abbé Pierre Charles Nolin) + ia (isim yapım
eki) * Asparagaceae familyasına (Kuşkonmazgiller) ait olan, rozet biçimli sert
yaprakları ve odunsu gövdesi bulunan ve çoğu türü Meksika kökenli olan bitki
cinsi
nom :
gre., ara. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme,
ayarlama; adet, gelenek; namus) (gre.); namus (onur, haysiyet, itibar, ahlak
değeri) (ara.) * toplumda uyulması gereken sosyal ve ahlaki kural veya yasa,
düzenleyici ilke
nomenklatür :
lat. * nomen (isim) + calare (çağırmak, adlandırmak) + tura (isim yapım eki) *
bir sistem dahilinde kullanılan adlar ve terimler topluluğu; özellikle bilimsel
veya teknik alanlarda isimlendirme sistemi
nominal :
lat. * nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili, -a ait) * isim veya adlandırma ile
ilgili, özellikle miktar veya değer açısından sembolik veya resmi olan şey; bir
varlığın veya değerin üzerinde yazılı olan, resmiyette belirtilen ancak piyasa
koşullarını veya enflasyon etkisini yansıtmayabilen "adsal" değer
nominal değer :
lat., tür. * nominalis (adsal, isimsel) (nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) (lat.) + değer (kıymet, valör) (tür.) * hisse senedi, tahvil, para
veya senet gibi finansal araçların üzerinde yazılı olan, piyasa fiyatından
farklı olarak, ürünün sadece sayısal değerini ifade eden ve alım gücünü
göstermeyen, enflasyon veya piyasa koşullarından arındırılmamış kağıt
üzerindeki değer
nominalizm :
lat. * nominalis (adsal, isimsel) (nomen (ad, isim) + alis (ile ilgili, -a ait)
) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * somut ve soyut
kavramların (tümellerin) nesnel bir gerçekliğe sahip olmadığını, bunların
yalnızca zihinsel soyutlamalar veya dildeki isimlendirmelerden ibaret olduğunu,
evrende sadece tekil ve somut varlıkların gerçek olduğunu savunan felsefi görüş
nominasyon :
lat. * nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar
eki) ) + tion (isim yapım eki) * bir kişi veya şeyi resmi olarak bir göreve,
ödüle veya pozisyona aday gösterme veya atama
nominatif :
lat. * nominatus (atanmış, aday gösterilmiş) (nominare (isim vermek,
adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * İmisme ait olan, dilbilgisinde
bir ismin cümlede özne görevi üstlendiğini gösteren hal
nominatör :
lat. * nominare (isim vermek, adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar
eki) + tor (yapan, eden eki) * bir kişiyi veya şeyi resmi olarak bir göreve,
ödüle veya pozisyona aday gösteren kişi; kesirlerde pay kısmını ifade eden
terim; kesirin çizgi üzerinde bulunan ve bölünecek miktarı gösteren sayı
nomine :
lat. * nominatus (atanmış, aday gösterilmiş) (nominare (isim vermek,
adlandırmak) (nomen (ad, isim) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * resmi olarak bir göreve, ödüle veya pozisyona aday
gösterilen veya atanan (kişi)
nomografi :
gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama;
namus) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * matematikte veya mühendislikte, belirli
değişkenler arasındaki ilişkileri hızlı ve pratik şekilde çözmek için
kullanılan grafik çizim yöntemi veya çizelge sistemi
nomogram :
gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme,
ayarlama; namus) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * değişkenler arasındaki matematiksel ilişkileri cetveller veya
eğriler yardımıyla grafiksel olarak gösteren ve cetvel kullanarak hesaplama
yapmayı sağlayan bir hesaplama diyagramı
nomolojik :
gre. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme,
ayarlama; namus) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım
ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yasalarla, özellikle
doğa yasalarıyla veya genel geçer kurallarla ilişkili olan, bilimsel
açıklamalarda yasa temelli
non :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) * olumsuzluk belirteci,
“değil” anlamında kullanılan ön ek ve sözcük unsuru; bilimsel terimlerde
yokluk, karşıtlık veya olumsuzluk belirtmek için kullanılan biçim
non troppo :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + troppo (çok, fazla) *
müzikte tempo veya ifade işaretlerinde “fazla değil, ölçülü şekilde” anlamında
kullanılan, aşırıya kaçmadan çalma talimatı
nonagon :
gre. * enea (dokuz) (gre.); novem (dokuz), nonus (dokuzuncu) (lat.) + gonos,
gonia (açı, köşe) * dokuz kenarlı çokgen, dokuzgen
nonbizar :
lat., fra. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + bizarre (acayip,
tuhaf, garip, aykırı) (fra.) * olağan dışı olmayan, tuhaf olmayan, mantık ve
fizik kurallarına aykırı olmayan
nondisjunction :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + dis (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + junctio (birleşme, eklenme, kesişme)
(jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek, kesişmek) + tio
(isim yapım eki) ) * hücre bölünmesi sırasında kromozomların veya kromatidlerin
düzgün şekilde ayrılmaması ile karakterize olan ve genetik hataya yol açan
durum
nonenal :
lat. * novem (dokuz), non (9 karbonlu zincir) + en (çift bağlı alken yapısı) +
al (aldehit belirteci) * özellikle 2-nonenal formuyla bilinen, yaşlanma,
oksidatif stres ve lipid peroksidasyonu sonucu oluşan ve “yaşlılık kokusu”
olarak da tanımlanan karakteristik kokudan sorumlu, uçucu, dokuz karbonlu
doymamış aldehit (2-Nonenal (C9H16O) )
nonet :
lat. * nonus (dokuzuncu) + ettus (küçültme eki) (lat.); nono (dokuz) + etto,
etta (küçültme eki) (ita.) * dokuz çalgı için yapılmış beste veya dokuz
çalgıdan oluşan müzik grubu
nonfigüratif :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + figurativus (şekil veya
biçimle ilgili) (figuratus (resmedilmiş, çizilmiş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, tasvir edilmiş, temsil edilmiş) (figurare (resim çizmek,
şekil vermek, tasvir etmek, temsil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * gerçek nesneleri veya
tanınabilir biçimleri tasvir etmeyen; resim ve sanat eserlerinde soyut veya
figürsellikten uzak olan (tarz)
nonilyon :
lat. * nonus (dokuzuncu) + illion (milyon, bin, 1000) * 1'den sonra 30 sıfır
gelen sayı (bin adet oktilyondan (1'den sonra 27 sıfır gelen sayı) oluşan sayı)
noninvaziv :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadivus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş)
(vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücuda kesici veya girişimsel bir
yöntem ile müdahale edilmeden yapılan (tıbbi işlem)
nonnutritif :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + nutrire (beslemek,
büyütmek) + tivus (ile ilgili, -a ait) * besleyici olmayan, enerji veya besin
değeri taşımayan
nonossifiye :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + ossificatus (kemikleşmiş)
(ossificare (kemikleş(tir)mek) (os (kemik) + ficatus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman
eki) ) * kemikleşmemiş, özellikle embriyo veya gelişim sürecindeki dokuların
henüz kemiğe dönüşmemiş hali
nonoş : gre.
* nonnos (yaşlı adam, dede, baba gibi yaşlı kişi) * tatlı, şiri, sevgili,
sevimli
nonpalpabl :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + palpabilis (dokunularak
hissedilebilir) (palpare (dokunmak, yoklamak) + ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) ) * dokunarak hissedilemeyen, elle muayene sırasında tespit
edilemeyen
nonpatojen :
lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * hastalık
veya zarar oluşturmayan
non-periyodik :
lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + peri
(çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) (gre.) * belirli bir zaman aralığında düzenli olarak tekrarlanmayan,
döngüsel veya düzenli bir periyot göstermeyen (olay, süreç, yapı), periyodik
olmayan, döngüsel olmayan, devirsel olmayan
nonpolar :
lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + polos (kutup,
eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elektrik yükü veya manyetik kutuplar açısından
eşit dağılıma sahip olmayan, dipol özelliği göstermeyen (molekül veya bağ türü)
nonproporsiyonel :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + proportionalis (orantılı,
oranlı) (pro (ön, önde, lehine) + portio (pay, hisse, kısım, bölüm) + alis (ile
ilgili, -a ait) ) * orantısız, belirli bir oran veya paya sahip olmayan
nonsedatif :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sedativus (yatıştırıcı,
sakinleştirici) (sedare (yatıştırmak, sakinleştirmek) + ivus (ile ilgili, -a
ait) ) * sakinleştirici etkisi olmayan
nonsens :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sensus (his, duygu, duyu,
sezgi, algı, farkındalık, anlam) * mantıksız, anlamsız, saçma
nonsimetrik :
lat., gre. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + symmetrikos
(uyum, denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * simetri
göstermeyen, karşılıklı düzen veya eşitlik taşımayan, bir eksen, düzlem veya
noktaya göre eşdeğer olmayan, simetrik olmayan (yapı veya biçim)
nonsmoker :
lat., ing. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + smoke (duman
tütmek, sigara içmek) + er (yapan, eden eki) * sigara içmeyen
nonspesifik :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + specificus (özgül, belirli)
(species (görünüş, tür, çeşit, cins, biçim) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak) + icus (ile ilgili, -a ait) * belirli bir tür veya
görünüşe ait olmayan, özel ve genel olandan ayrılmamış, özgül nitelik taşımayan
non-stop :
lat., ing. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) (lat.) + stop (durmak,
durdurmak; durma, durdurma) (ing.) * durmaksızın, durmadan, aralık vermeden,
sona ermeden
nonsupressibl :
lat. * non (yok, değil, hayır, olumsuzluk ön eki) + sub (alt, alta, altından,
aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + premere
(basmak, bastırmak, baskılamak, baskı yapmak, sıkmak), pressio (baskı, basınç)
+ ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * baskı altında tutulamayan,
engellenemeyen veya durdurulamayan (duygu, refleks, tepki)
noonan sendromu :
ing., gre. * Noonan (Amerikalı pediatrist Jacqueline Anne Noonan) (ing.) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik
eki) (tür.) * genetik kökenli, RAAS ve RAS-MAPK gen yolaklarındaki mutasyonlar
nedeniyle doğuştan kalp sorunları, kısa boy, karakteristik yüz özellikleri ve
çeşitli fiziksel gelişim farklılıkları ile kendini gösteren hastalık
noradrenalin :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + adrenalin
(böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek, yan, yakın) +
renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * sinir sistemi
ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını, kan basıncını ve
metabolizmayı artıran hormon ve nörotransmitter (C8H11NO3)
noradrenerjik :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) +
adrenergikos (böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek,
yan, yakın) + renes (böbrek) + ergon (iş, çalışma, etkinlik) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) ) * noradrenalin tarafından uyarılan veya bu hormonla
ilişkili olan (sinir, hücre, süreç)
nordihidroguaiaretik asit :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + dihydros
(iki hidrojen eklenmiş) (di (iki, ikili, çift) + hydor, hudros, hydros (su,
sıvı) ) + guaiacus (guaiac ağacından türetilmiş) (guaiac ((Karayipler ve Orta
Amerika kökenli sert, reçineli bir ağaç) + icus (ile ilgili, -a ait) ) +
aretikos (etişik, etkili, tesirli) (arete (erdem, mükemmellik, güç) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidus (ekşi, asit) (lat.) * bitkilerden elde
edilen ve fenolik yapıda olup özellikle antioksidan özellik göstererek
biyolojik sistemlerde serbest radikalleri nötralize etme potansiyeline sahip
organik asit türü (C18H22O4)
nordik :
lat. * nord (kuzey) + icus (ile ilgili, -a ait) * Kuzey ile ilgili, özellikle
Kuzey Avrupa veya İskandinavya ülkelerine ait olan, bu bölgelere özgü
özellikler taşıyan
nordström :
isv. * nord (kuzey) + ström (akım, akıntı, nehir, ırmak) * kuzey akıntısı,
kuzey ırmağı
norepinefrin :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) +
epinephrine (her böbreğin üzerinde bulunan adrenal bezler tarafından üretilen
ve salınan doğal bir stres hormonu, adrenalin (C9H13NO3) ) (epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + nephros (böbrek) + ine (kimyasal bileşik eki) )
(gre.) * sinir sistemi ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını ve
kan basıncını artıran hormon ve nörotransmitter
norethisteron :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + eth
(etilen grubu) + hysteron (yumurtalık hormonu) (hustera, hystera (rahim,
dölyatağı) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) )
(gre.) * sentetik bir progesteron türevi olan hormon, doğum kontrol ve hormon
tedavilerinde kullanılan, uterus fonksiyonlarını düzenleyen steroid (C20H27O2)
norfloksasin :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + fluoro (fluorin
atomu eki) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * Gram pozitif ve Gram
negatif bakterilere karşı etkili olan ve idrar yolu ile gastrointestinal
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan sentetik bir florokinolon antibiyotik
(C16H18FN3O3)
norfolk adası :
alm. * norde (kuzey) + Volk (halk, topluluk) * Güney Pasifik’te Avustralya’nın
doğusunda yer alan, İngiliz sömürge geçmişine sahip küçük ada ve topluluk
norgestrel :
lat. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + gestare (taşımak,
götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + rel
(kimyasal türev eki) * doğum kontrolü ve hormon tedavisinde kullanılan, steroid
yapıda ve gebeliği önleyici özellik gösteren sentetik bir progesteron türevi
hormon
norm :
lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) * genel olarak kabul edilen
kural, ölçüt veya standart; davranış, ölçüm veya performans açısından beklenen
değer veya düzen
normal :
lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) *
standartlara, genel kabul görmüş kurallara uygun olan, olağan ve tipik
özellikler gösteren (durum veya nesne)
normal benzin :
lat., alm. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) + benz (solvent, çözücü) + ine (kimyasal türev eki) (alm.) * içten
yanmalı motorlarda kullanılan, 87-91 oktan aralığında standart motor
performansı sağlayan, C₄-C₁₂ arası alkanlar,
sikloalkanlar ve aromatik hidrokarbonlar içeren ve özel katkı maddesi içermeyen
yakıt türü (C8H18)
normalite :
lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) +
itas (isim yapım ve durum eki) * normal olma durumu; bir çözeltide bir litre
çözeltide çözünmüş madde miktarının eşdeğer (equivalent) cinsinden ifadesi ve
asit-baz ve redoks tepkimelerinde kullanılan derişim ölçüsü
normalizasyon :
lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) *
bir sistemi, ölçümü veya veriyi belirli bir standart veya referans düzeye
getirme, düzenleme ve tutarlı hale getirme süreci veya işlemi
normalize :
lat. * normalizatus (norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile
ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * standart veya referans düzeye getirilmiş,
düzenlemiş ve tutarlı hale getirilmiş
normandiya :
fra. * Normans (kuzeyli insanlar, Vikingler) + ia (yer eki) * Fransa’nın
kuzeybatısında yer alan, kuzeyinde İngiliz Kanalı, doğusunda Île-de-France ve
Hauts-de-France bölgeleri, güneyinde Pays de la Loire, batısında Brittany
bölgesi yer alan ve tarih boyunca Normanlar tarafından yerleşmiş olan bölge
normatif :
lat. * norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + tivus (ile ilgili, -a ait)
* belirli kurallara, standartlara veya ölçütlere uygunluğu esas alan ve
davranış, yasa veya düşünceyi düzenlemeye yönelik olan
normeperidin :
lat. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) + meperidin (C15H21NO2)
(methyl (metil -CH3) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azot
içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) ) * merkezi sinir sisteminde etkili,
morfin benzeri analjezik etkisi olan ve genellikle metabolit olarak nörotoksik
özellik gösterebilen sentetik opioid madde
normoaktif :
lat. * normo (normal, olağan) + activus (eylemsel, hareket halinde, devinen,
durağan olmayan, pasif olmayan) * eylemsel, hareket halinde, devinen, durağan
olmayan, pasif olmayan
normoblast :
lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz,
sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) (gre.) * olgunlaşmamış
kırmızı kan hücresi, normal gelişim sürecinde çekirdekli olarak bulunan
eritrosit öncülü
normoglisemik :
lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + glukos, glykys, glukon (tatlı,
şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kan
şekeri düzeyinin normal sınırlar içinde olması durumu
normokardi : lat.,
gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalp atış
hızının normal aralıkta (60-100 atım/dakika (dinlenme halinde) ) olması durumu
normoselüler :
lat. * normo (normal, olağan) + cellularis (cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dokularda veya
organlarda hücre yoğunluğunun normal aralıkta olması durumu (kemik iliğindeki
hücresel yoğunluk %30’un altı ise hiposelüler, %70’in üstü ise hiperselüler,
%30 - %70 arası ise normoselüler)
normositik :
lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık,
boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kırmızı
kan hücrelerinin (eritrositlerin) normal boyutta ve hacimde olması durumu (hücre
çapının yaklaşık 6-8 mikrometre (µm) olması normal boyut, eritrosit hacminin
(MCV, Mean Corpuscular Volume) 80-100 femtolitre (fL) olması normal hacim kabul
edilir.)
normotansif :
lat. * normo (normal, olağan) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek,
yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kan basıncının sağlıklı aralıkta, normal değerlerde olması durumu
(sistolik (büyük tansiyon) 90-120 mmHg, diyastolik (küçük tansiyon) 60-80 mmHg
yani 120/80 mmHg civarı, normal kabul edilir.)
normotensif :
lat. * normo (normal, olağan) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek,
yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kan basıncının sağlıklı aralıkta, normal değerlerde olması durumu
(sistolik (büyük tansiyon) 90-120 mmHg, diyastolik (küçük tansiyon) 60-80 mmHg
yani 120/80 mmHg civarı, normal kabul edilir.)
normotonik :
lat., gre. * normo (normal, olağan) (lat.) + tonos (gerilme, basınç; tonus)
(gre.) * dokuların veya çözeltilerin normal tonus veya ozmotik basınçta olması
durumu (normal kas tonusu, ozmotik basınç
normovolemik :
lat. * normo (normal, olağan) + volumen (hacim, miktar) + icus (ile ilgili, -a
ait) * vücut sıvı hacminin normal aralıkta, ne fazla ne az olması durumu
(yetişkinlerde toplam kan hacmi yaklaşık 4,5-5,5 litre; toplam vücut sıvısı ise
vücut ağırlığının %55-60’ı (yaklaşık 35-45 litre) )
norokordoya :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + khorde
(ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (notokord, embriyonik
omurga) (lat.) * embriyonik gelişimde merkezi sinir sistemi ile omurga eksenini
oluşturan, omurga öncesi kordon şeklindeki yapı
noroma :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir dokusundan kaynaklanan,
genellikle iyi huylu tümör veya kitle
norton :
ing. * Norton (İngiliz bilgisayar yazılımı uzmanı Peter Norton) * bilgisayar
güvenliği yazılımı geliştiren ve virüs koruma, sistem optimizasyonu sağlayan
şirket ve ürün adı
nortriptilin :
lat. * nor (ana molekülden eksilme belirteci) + tript (üç halkalı (trisiklik)
yapıya ve siklohepten bileşeni belirteci) + il (hidrokarbon kökü son eki) + ine
(kimyasal madde eki) * trisiklik antidepresanlar grubunda yer alan, sinir
kaynaklı (nöropatik) ağrılar ile migrenin önlenmesinde, depresyon tedavisinde
kullanılan, Beyindeki serotonin ve norepinefrin miktarını artırarak zihinsel
dengeyi ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan amitriptilinin aktif metaboliti
olan etken madde (C19H21N)
norveç :
alm. * norden (kuzey) + Weg (yol) * Kuzey Avrupa’da İskandinav Yarımadası’nda
yer alan, batıda Norveç Denizi, kuzeyde Arktik Okyanusu, doğuda İsveç ve
Finlandiya, güneydoğuda Rusya ile komşu olan ve güneyde Danimarka Boğazları
üzerinden deniz bağlantısı bulunan ülke
nosebo efekt :
lat. * nocere (zarar vermek, incitmek), nocebo (zarar vereceğim, inciteceğim) +
effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) * gerçek tedavi içermeyen
bir madde veya prosedürün, kişinin bunu zararlı olarak algılaması sonucu
olumsuz psikolojik veya fizyolojik etkiler göstermesi durumu; placebo etkisinin
olumsuz versiyonu
nosisepsiyon :
lat., gre. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) (lat.) + sepsis
(algılama, duyum; enfeksiyon, iltihap) (gre.) + tio (isim yapım eki) * vücutta
zararlı veya ağrı uyaranlarını algılama ve iletme süreci
nosiseptif :
lat., gre. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) (lat.) + sepsis
(algılama, duyum; enfeksiyon, iltihap) (gre.) + ivus (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * vücutta ağrı uyaranlarını algılayan ve ileten mekanizmalarla ilgili
olan
nosiseptör :
lat. * nocere (zarar vermek, yaralamak, incitmek) + receptor (alıcı, reseptör)
(recipere (almak, kabul etmek) + tor (yapan, ede eki) ) * dokularda ağrı
uyaranlarını algılayan ve sinir sistemine ileten özelleşmiş alıcı sinir hücresi
veya uçlarında her biri
nostalji :
gre. * nostos (ev, eve dönüş) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma)
(algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
); nest (yuva) (ing.) * yurt, sıla, baba ocağı özlemi; geçmiş bir çağa,
geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlem
nostaljik :
gre. * nostos (ev, eve dönüş) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma)
(algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * geçmişteki bir zamanı veya yeri özlemle
hatırlatan, hüzünlü bir özlem duygusu uyandıran, nostalji ile ilgili
nostradamus : lat.
* nostra (bizim, bizimki) + damus (hanım, hanımefendi; Meryem Ana); Nostradamus
(Fransız efsanevi astrolog ve hekim Michel de Nostredame) * bizim kadınımız;
16. yüzyılda yaşamış, geleceğe yönelik kehanetleriyle tanınan Fransız astrolog
ve hekim
nostrum :
lat. * nostrum (bizim, bizimkisi) * genellikle etkisi şüpheli veya geleneksel
yöntemlerle hazırlanmış, etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamış kişisel ilaç
veya çözüm, kocakarı ilacı
nosyon :
lat. * nosco (öğrenmek, bilmek, tanımak), notio (anlayış, kavrama, fikir) *
zihinde oluşan kavram, düşünce veya genel fikir
not :
lat. * nota (işaret, belirti, nişan, iz, not) * yazılı veya sözlü olarak
kaydedilen kısa bilgi, açıklama veya hatırlatma
nota :
lat. * nota (işaret, belirti, nişan, iz, not) * yazılı veya sözlü olarak
kaydedilen işaret, açıklama, hatırlatma veya müzikte ses yüksekliğini gösteren
işaret; müzik seslerini belirtmeye, göstermeye yarayan, kararlaştırılmış im,
müzik yazısı; bir devletin başka bir devlete veya o devletin elçisine önemli bir
siyasal konuyla ilgili olarak yaptığı sözlü veya yazılı bildiri
NOTAM :
ing. * Notice (bildiri) + To (-a doğru, yönelim) + Air (hava) + Missions
(görevler) (Airmen (havacı adamlar) ) * havacılık personeline uçuş güvenliğini
etkileyebilecek; hava sahası kısıtlamaları, pist bakımları, seyrüsefer cihaz
arızaları veya askeri tatbikatlar gibi geçici/acil durumlardan haberdar etmek
için yayımlanan resmi uyarı bildirimi
notansefali :
gre. * notos (sırt, arka) + enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde)
+ kephale, kephalos (kafa, baş) ) * beyin yapısının normalden daha arka veya
dorsal yönde konumlanması durumu
notasyon :
lat. * notatio (işaretleme, gösterim) (noto (işaretlemek, not etmek), notare
(yazmak, kaydetmek) + tio (isim yapım eki) * bilgiyi, sesi veya matematiksel
ifadeyi semboller veya işaretlerle yazılı veya görsel olarak gösterme yöntemi
notch :
eng. * notch (yarık, çentik) * bir yüzeyde yapılan küçük kesik, çentik veya
seviyeyi gösteren işaret
notebook :
eg. * note (not) + book (kitap) * defter; dizüstü bilgisayar
noter :
lat. * notarius (yazman, katip) (notare (yazmak, kaydetmek) + ius (isim yapım
eki) ) * resmi belgeleri düzenleyen, onaylayan ve tasdik eden yetkili kişi
nothobranchiidae :
gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + brankhios (solungaç)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Afrika’nın geçici su
birikintilerinde yaşayan, kısa ömürlü tatlı su balıkları olan killifishleri
kapsayan balıklar familyası
nothobranchius :
gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + brankhios (solungaç)
(gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Doğu Afrika’nın geçici su alanlarında
yaşayan, yumurtaları kuraklığa dayanıklı olan ve kısa yaşam döngüsüyle tanınan
yıllık killifish balıkları cinsi
nothocestrum : gre.,
lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) (gre.) + cestrum (bitki adı)
(ita.) * patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait, Hawaii'ye endemik çiçekli
bitki türlerini kapsayan bir bitki cinsi
nothofagus :
gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) (gre.) + fagus (kayın)
(lat.) * Güney Yarımküre'nin ılıman ve serin bölgelerine özgü ağaç ve çalı
türlerini içeren, Nothofagaceae familyasından bir bitki cinsi, yalancı kayın,
güney kayını
nothoscordum :
gre., lat. * nothos (yalancı, sahte, melez, yanlış) + skordon (sarımsak) (gre.)
+ um (isim yapım eki) (lat.) * nergisgiller (Amaryllidaceae) familyasına bağlı,
soğansız veya soğanlı yapıdaki sarımsak ve soğana benzeyen çiçekli Yeni Dünya
bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi
notik :
gre . * nosos (hastalık) + ikos (ile ilgili, gibi) * hastalıkla ilgili
notik :
gre. * naus (tekne, gemi), nautes (denizci, gemici) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * denizciler, denizcilik, gemiler veya gemicilik ile ilgili
notilus :
gre. * nautilos (denizci, gemici; deniz hayvanı) (naus (gemi, denizci) + tilos
(çubuk, uzantı; kabuğu saran yapı) ) * spiral kabuğu olan ve denizlerde
yaşayan, kafadan bacaklı yumuşakçalar familyasından deniz canlısı
notokord :
gre. * notos (sırt, arka) + khorde (ip, kordon; omurga kordonu) * embriyonik
gelişimde omurga öncesi kordon şeklinde, merkezi sinir sistemi eksenini
destekleyen yapı
notomiyelit :
gre. * notos (sırt, arka) + myelos (ilik, omurilik) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * omurilik ve sırt bölgesi dokularının iltihaplanması
durumu
notonectidae :
gre., lat. * notos (sırt, arka) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yarımkanatlılar (Hemiptera)
takımından, su altında sırtüstü yüzme alışkanlıklarıyla bilinen ve halk arasında
"sırtüstü yüzenler" veya "sırtüstü yüzen tahtakuruları"
olarak adlandırılan bir sucul böcek ailesi
notopteridae :
gre., lat. * notos (sırt, arka) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) + a (çoğul eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
bıçak balığıgiller (Notopteridae) ailesine ait olan ve genellikle "bıçak
balığı" veya "tüy sırt balığı" olarak bilinen ince uzun gövdeli
tatlı su balıkları familyası
notoryctidae :
gre., lat. * notos (güney) + oryktes (kazıcı, toprak kazan) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya’da yaşayan, yer altında
kazıcı yaşam süren keseli köstebekleri kapsayan memeliler familyası,
keseliköstebekgiller
notos :
gre. * notos (güney; Yunan mitolojisinde güney rüzgarının tanrısı) * güney;
Yunan mitolojisinde özellikle yaz sonu ve sonbahar fırtınalarıyla
ilişkilendirilen güney rüzgarını temsil eden tanrı
nototheniidae :
gre., lat. * notos (güney) + thenia (şerit, bant) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * Güney Okyanusu ve Antarktika çevresinde yaşayan,
soğuk suya uyarlanmış balıkları kapsayan, morina benzeri dikenli yüzgeçli
balıklar familyası
notre dame :
fra. * notre (bizim, bizimki) + dame (hanım, hanımefendi; Meryem Ana) * Meryem
Ana’ya adanmış kilise veya katedraller için kullanılan ad (örneğin Paris’teki
ünlü Notre Dame katedrali)
nouméa :
kana. * nu, nou (lagün, deniz içi koy) + mea (yer, yerleşim) * lagün içindeki
yerleşim, korunaklı koy; Yeni Kaledonya'nın başkenti
nova :
lat. * novus (yeni) + a (dişil isim eki) * astronomide parlaklığı aniden artan
ve sonra tekrar zayıflayan yıldız olayı, “yeni yıldız” olarak adlandırılan gök
olgusu
novobiyosin :
lat. * novus, novo (yeni) (lat.) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik,
dirim) (gre.) + cin (kimyasal madde eki) (lat.) * Streptomyces niveus adlı
bakteriden elde edilen, bakterilerin DNA sentezi için gerekli olan DNA giraz
enzimini inhibe ederek çoğalmasını durduran aminokumarin sınıfı doğal bir
antibiyotik (C31H36N2O11)
novus ordo seclorum :
lat. * novus (yeni) + ordo (düzen, sıra, nizam) + seclorum (çağlar, devirler,
dönemler, devranlar, dünyalar) * çağların yeni düzeni; yeni dünya düzeni;
Amerika Birleşik Devletleri'nin Büyük Mührü üzerinde yazan "Novus Ordo
Seclorum Annuit Coeptis" (Yeni Dünya Düzeni Onaylanmış Başlangıç)
mottosunun bir bölümü
noyan :
moğ. * noya (komutan, bey, başkomutan, yüksek rütbeli askeri lider, hükümdar
yardımcısı) + n (ünvan eki) * Orta Asya ve Moğol İmparatorluğu’nda yüksek
rütbeli askeri lider veya bey ünvanı
nozofobi : gre.
* nosos (hastalık) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * hastalanma veya hastalık kapma korkusu, hastalık
korkusu
nozokomiyal :
gre., lat. * nosocomium (hastane, bakım yeri) (lat.) (nosos (hastalık) +
komeiein (bakmak, bakımını üstlenmek) (gre.) + ium (yer eki) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * hastane ortamında edinilen veya
hastane kaynaklı olan (enfeksiyon, durum, olay)
nozoloji :
gre. * nosos (hastalık) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
hastalıkların sınıflandırılması, adlandırılması ve sistematik olarak
incelenmesiyle ilgilenen tıp dalı
nöbet :
ara. * naba, navaba (yerine geçme, vekil olma), munavebe (sırayla yapma,
nöbetleşme, dönüşümlülük), nevbet (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) *
sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük, belirli süreyle yapılan görev veya
gözetim; askeri veya sivil olarak sürekli veya periyodik yapılan bekleme görevi
nöker :
moğ. * nökür (yoldaş, arkadaş, maiyet) * bir liderin (han, bey) maiyetinde
bulunan, ona sadakatle bağlı, silah arkadaşı, yoldaş veya güvenilir hizmetkar
nöradrenalin :
lat., gre. * nor (yeni, modifiye edilmiş; normalin dışında) (lat.) + adrenalin
(böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon) (ad (-a doğru, ek, yan, yakın) +
renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * sinir sistemi
ve adrenal medulladan salgılanan, kalp atış hızını, kan basıncını ve
metabolizmayı artıran hormon ve nörotransmitter (C8H11NO3)
nöral :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinir sistemi veya sinir hücreleriyle ilgili,
sinirsel
nöral impuls :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis
(ile ilgili, -a ait) (lat.) + impulsus (in (içine, içeriye) + pulsare (vurmak,
çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are
(fiil mastar eki) ) (lat.) * sinir hücrelerinde elektriksel ve kimyasal iletim
yoluyla gerçekleşen uyarı veya sinyal iletimi
nöral krest hücresi :
gre., lat., tür. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + crista (perçem, püskül, küme,
tepe) (lat.) + hucre (odacık) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * embriyonal
dönemde nöral tüpün yüzey ektoderminden ayrışması sürecinde oluşan
nöroektodermal hücre
nöralji :
lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı,
ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
sinirlerin iltihaplanması veya tahrişi sonucu ortaya çıkan, belirli bir sinir
hattı boyunca keskin, şiddetli veya yanıcı nitelikteki ağrı durumu
nörasteni :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + asthenia (zayıflık,
güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç,
kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım
ve durum eki) ) * genellikle uzun süreli stres, kaygı ya da aşırı çalışma
sonucu ortaya çıkan, kronik fiziksel ve zihinsel halsizlik, çabuk yorulma, baş
ağrısı ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sinir
zafiyeti (tükenmişlik) rahatsızlığı
nörektomi :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + ektomia (ek (dış,
dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir dokusunun cerrahi
olarak çıkarılması veya kesilmesi işlemi
nörilemmoma :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lemma (örtü, kılıf,
zar, membran, cidar) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * sinir kılıfından kaynaklanan, genellikle iyi huylu tümör
veya kitle
nörit :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * sinir iltihabı
nöroanastomoz :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + anastomosis
(bağlantı, birleşme) (ana (yukarı, üst, üstüne, yeniden, karşılıklı) + stoma
(ağız, açıklık, giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * iki
sinir ucu veya sinir kılıfının cerrahi olarak birleştirilmesi işlemi
nörobiyoloji :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + bios (yaşam, hayat,
dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * sinir sisteminin yapısını, işleyişini, gelişimini ve hastalıklarını
biyolojik açıdan inceleyen bilim dalı
nöroblast :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) *
sinir sisteminin gelişim sürecinde nöronlara (sinir hücrelerine) dönüşen
farklılaşmamış öncül embriyonik hücre
nöroblastom :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * sinir
dokusundan kaynaklanan, genellikle çocuklarda görülen kötü huylu tümör türü
nörodejeneratif :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + degenerativus (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generatus
(yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum,
doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori),
genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki (lat.) ) + ivus (gibi olan) ) (lat.) * sinir hücrelerinin yapısal ve
işlevsel olarak bozulması veya kaybı ile karakterize olan hastalık veya süreç
nörodermatit :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + derma (cilt, deri,
ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * sinirsel ve psişik
etkenlere bağlı olarak gelişen deri üzerindeki kabartı ve kaşıntılarla belirgin
bir deri hastalığı
nörodevelopmental :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + developare (açmak,
geliştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
volupare (sarmak, katlamak) ) + mentum, mens, mentia (isim yapım eki) + alis
(ile ilgili, -a ait) * sinir sistemi gelişimi sırasında ortaya çıkan yapısal
veya işlevsel farklılıklarla ilişkili, genellikle çocuklukta başlayan nörolojik
gelişimsel bozukluklarla ilgili
nöroendokrin :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + endo (iç, içeri,
içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek, salgılamak) * sinir sistemi
ile hormon salgılayan bezler arasındaki ilişkiyi veya bu iki sistemi birlikte
etkileyen hücreleri ve fonksiyonları ifade eden terim
nöroepitel :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + epi (üst,
üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar,
tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) (lat.) * hem sinir hem de epitel
özellikleri gösteren hücre veya doku türü
nöroepitelyal :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + epi (üst,
üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar,
tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
sinir ve epitel özelliklerini birlikte taşıyan hücre veya dokularla ilgili
nörofibriler :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibrillare
(fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil
mastar eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinir hücrelerinde bulunan
ve hücre iskeletini oluşturan liflerle ilgili (yapılar)
nörofibroma :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibra (lif, ipliksi
yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * sinir liflerinden kaynaklanan, genellikle iyi huylu tümör
veya kitle
nörofibromatozis :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + fibra (lif, ipliksi
yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinir
liflerinden kaynaklanan tümörlerin çoğalmasıyla karakterize, genetik kökenli
kronik hastalık
nörofizyoloji : gre.
* neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + physis (öne getirme,
üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sisteminin
(beyin, omurilik ve çevre sinirleri) işleyişini, elektriksel ve kimyasal
aktivitelerini inceleyen bilim dalı
nöroglia :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glia (tutkal,
yapıştırıcı, bağlayıcı) * sinir sisteminde sinir hücrelerini destekleyen,
besleyen ve koruyan yardımcı hücreler topluluğu
nöroglial : gre.,
lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glia (tutkal,
yapıştırıcı, bağlayıcı) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * sinir sistemindeki
destekleyici ve besleyici glia hücreleriyle ilgili
nöroglikopeni :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + glukos, glykys,
glukon (tatlı, şeker) + penia (eksiklik, azalma) * sinir sisteminde glikoz
(şeker) eksikliği
nörohipofiz :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + hupo, hypo (alt,
altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) * beynin
tabanında yer alan ve hormon salgılamada rol oynayan arka hipofiz (posterior
pitüiter) bölgesi
nörohormon :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + hormao, hormaein
(harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten,
harekete geçiren, salan, savuran) * sinir sistemi tarafından üretilen ve kan
dolaşımıyla hedef organlara iletilen kimyasal haberci madde
nörohümoral :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) +
humoralis (vücut sıvılarıyla ilgili; sıvısal) (humor (sıvı, nem, sıvı madde,
akışkan madde) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * sinir
sistemi ve vücut sıvıları aracılığıyla düzenlenen fizyolojik süreçlerle ilgili
nörojenez :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * yeni sinir hücrelerinin
(nöronların) oluşumu veya doğuşu süreci
nörojenik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sinir sistemi
kaynaklı olarak ortaya çıkan veya sinirlerden kaynaklanan durum veya süreçlerle
ilgili
nörokimya :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * sinir sistemi ve sinir
hücrelerinde gerçekleşen kimyasal süreçleri, nörotransmitterleri, reseptörleri
ve sinirsel iletişimde rol alan kimyasal maddeleri inceleyen bilim dalı
nörokinin :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kinein (hareket
ettirmek, uyarmak) * sinir sistemi tarafından üretilen ve hücreleri veya
dokuları uyaran, hareket veya aktivite başlatan peptit hormon türü (nörokinin A
amino asit dizisi
nörolemma :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lemma (örtü, kılıf,
zar, membran, cidar) * sinir liflerini saran, özellikle Schwann hücrelerinden
oluşan dış kılıf veya örtü; sinir hücrelerinin onarım ve korunmasında rol
oynayan yapı
nöroleptik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + lambanein (ele
geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia
(kapma, ele geçirme, yakalama, tutma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* sinir sistemi üzerinde etkili, psikotik semptomları kontrol eden
(antipsikotik ilaç sınıfı)
nörolog :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * sinir sistemi hastalıklarını tanıyan, inceleyen ve tedavi
eden tıp uzmanı, sinir hastalıkları uzmanı
nöroloji :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi ve bozukluklarını inceleyen tıp
dalı, beyin, omurilik ve periferik sinirlerle ilgili hastalıkların teşhis ve
tedavisini kapsayan bilim alanı
nörolojik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sinir
sistemiyle veya sinir sistemi hastalıklarıyla ilgili, nöroloji ile ilgili
nörolojist :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + istes (yapan, eden eki) * sinir sistemi
hastalıklarını tanıyan, inceleyen ve tedavi eden tıp uzmanı, sinir hastalıkları
uzmanı
nöromast :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + mastos (meme başı, besleme,
dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) * sucul omurgalılarda (balıklar ve
amfibiler) akıntı ile titreşimleri algılayarak hayvanın yön bulmasını ve
çevreye uyum sağlamasını sağlayan, yanal çizgi sisteminin temelini oluşturan
mikroskobik bir duyu organı
nörominidaz :
gre. * neurominikos (neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + amino
(amin grubu) + sialikos (tuzlu, süt asidi, sialik asit) (sialon, sialos
(tükürük, süt) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ase (enzim eki) * sinir
sistemi veya sinir hücreleri ile ilişkili olduğu düşünülen, sialik asidi
parçalayabilen enzim türü
nöromorfik : gre.
* neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + morphe, morphos (şekil,
biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * insan beynindeki
nöronların (sinir hücreleri) ve sinapsların (hücreler arası bağlantılar)
çalışma şeklini, yapısını, işlevlerini taklit eden (elektronik, donanım veya
yazılım sistemi), sinir biçimli, beyin şekilli
nöromotor :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + motor (hareket
ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı,
yapan, eden eki) ) (lat.) * sinir sistemi ile kasların bir arada çalışarak vücut
hareketlerini kontrol etmesi ile ilgili
nöromuskuloskeletal :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus
(kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) (lat.) + skeletalis (iskelet
ile ilgili) (skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden
sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili,
-a ait) (lat.) ) * sinir, kas ve iskelet sistemi ile ilgili olan; bu üç sistemi
kapsayan yapılar veya işlevlerle ilişkili
nöromüsküler :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus (kas,
adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.)
* sinirler ile kaslar arasındaki bağlantı veya etkileşimle ilgili olan,
özellikle sinir-kas kavşağı ve kas kontrolüyle ilişkili
nöromüsküler jonksiyon :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + musculus (kas,
adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.)
+ junctio (birleşme, eklenme, kesişme) (jungere (birleştirmek, bağlamak, bir
araya getirmek, eklemek, kesişmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * beyinden
gelen hareket emirlerini kaslara ileten, motor nöronlar ile iskelet kası
lifleri arasındaki özel sinaptik bağlantı, sinir-kas kavşağı
nöron :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) * uyarıyı dendritlerle
alan, iyon akımına dayalı elektriksel sinyal üreten ve bunu sinapsta kimyasal
olarak başka hücrelere ileten sinir hücresi, sinir hücresi, uyarıları ileten
hücre birimi
nöropati :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle
diyabet, enfeksiyonlar, travmalar, vitamin eksiklikleri veya toksinlere maruz
kalma gibi çeşitli altta yatan nedenlerle tetiklenen, vücudun farklı
bölgelerindeki sinirlerin hasar görmesi veya işlevini yitirmesi sonucu ortaya
çıkan, etkilenen bölgede ağrı, uyuşma, karıncalanma, yanma hissi ve kas
güçsüzlüğü gibi semptomlar oluşturan tıbbi durum
nöroplasti :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma,
şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * beynin ve sinir sisteminin deneyim, öğrenme, hasar veya çevresel
etkilere bağlı olarak yapısal ve işlevsel bağlantılarını yeniden düzenleyebilme
ve uyarlayabilme yeteneği
nöroplastik :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beynin ve
sinir sisteminin deneyim, öğrenme, hasar veya çevresel etkilere bağlı olarak
yapısal ve işlevsel bağlantılarını yeniden düzenleyebilme ve uyarlayabilme
yeteneği ile ilgili
nöroplastisite :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * beynin yeni deneyimlere, öğrenme
süreçlerine ve çevresel değişimlere uyum sağlama kapasitesi
nöropsikiyatri :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + psykhe (ruh, zihin) +
iatria (tedavi, hekimlik) * beynin fiziksel yapısındaki bozukluklardan
kaynaklanan davranışsal ve zihinsel rahatsızlıkları inceleyen, beyin
lezyonları, demans, epilepsi ve travmatik beyin hasarı gibi durumlara bağlı
gelişen ruhsal sorunların tanı ve tedavisine odaklanan tıp dalı
nöroptera :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * ince, şeffaf ve çok damarlı
(sinirli görünümlü) kanatlara sahip olan böcek familyası, sinirkanatlılar
(örneğin dantel kanatlılar ve karınca aslanlarını içeren böcek grubu)
nörorafi :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + rhapheia (dikiş,
dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia
(isim yapım eki) ) * genellikle travmatik sinir kesileri sonrasında sinirin
elektriksel ve fonksiyonel iletimini yeniden sağlamak amacıyla uygulan, kopmuş
veya bütünlüğü bozulmuş bir sinirin cerrahi yöntemlerle uç uca dikilerek
onarılması işlemi
nörosifiliz :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + syphilis (frengi) *
treponema pallidum bakterisinin neden olduğu sifiliz enfeksiyonunun merkezi
sinir sistemine (beyin veya omurilik) yayıldığı klinik tablo
nöroşirürji :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi)
(kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş,
çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi
hastalıklarının cerrahi müdahalelerle tedavisini konu alan tıp dalı, beyin cerrahi
nöroşirürjist :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi)
(kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş,
çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (yapan, eden
eki) * beyin ve beynin yanı sıra omurilik ve periferik sinirler gibi sinir
sistemi yapılarının cerrahi tedavisiyle ilgilenen uzmanlaşmış hekim, beyin
cerrahı
nöroşirürjiyen :
gre., fra. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + kheirourgia (cerrahi)
(kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş,
çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ianos (ile ilgili,
yapan, eden) (gre.); neurochirurgien (fra.) * beyin ve beynin yanı sıra
omurilik ve periferik sinirler gibi sinir sistemi yapılarının cerrahi
tedavisiyle ilgilenen uzmanlaşmış hekim, beyin cerrahı
nörotik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * sinir sisteminin işleyiş bozukluğuna bağlı anksiyete, kaygı,
takıntı ve duygusal dengesizlik gösteren kişilik veya ruh hali
nörotik ekskoriasyon :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek,
deri kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) (lat.) * kişinin sağlıklı veya hafif pürüzlü derisini sürekli,
tekrarlayıcı ve kompulsif bir şekilde yolma, kaşıma veya sıkma dürtüsüyle
karakterize psikodermatolojik durum
nörotoksik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + toxikon, toxikos
(yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * sinir sistemine (beyin, omurilik ve sinir hücrelerine)
zarar veren veya sinir sisteminin işleyişini bozan zehirli etkisi olan
nörotomi :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * ağrı sinyallerini engellemek veya penil hipersensitivite
(aşırı duyarlılık) nedeniyle oluşan erken boşalma gibi durumları tedavi etmek
amacıyla, belirli bir sinirin cerrahi olarak kesilmesi veya fonksiyonunun
bozulması (selektif dorsal nörotomi) işlemi (özellikle kronik erken boşalma
vakalarında penisin dorsal sinir dallarının bir kısmının kesilerek penisteki
hassasiyetin azaltılması ve cinsel ilişkinin süresinin uzatılması amacıyla
kullanılan modern bir mikrocerrahi yöntem)
nörotransmitter :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + trans (ötesine, karşı
tarafa) + mittere (göndermek, yollamak, iletmek, aktarmak) (lat.) * sinir
sistemindeki nöronlar (sinir hücreleri) arasında veya nöronlardan kas ve bez
gibi hedef dokulara mesaj iletimini elektriksel veya kimyasal sinyalle
vasıtasıyla sağlayan kimyasal maddelerin genel adı
nörotropik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * özellikle
sinir sistemini veya sinir hücrelerini hedef alan, onlara karşı özel bir ilgi
duyan ya da onları etkileyen (madde veya virüs)
nörovasküler :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + vasculum (küçük kap,
küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap,
hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinirler ile kan damarlarının birlikte bulunduğu
veya etkileşimde olduğu yapılar veya durumlarla ilgili
nörovejetatif :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + vegetare
(beslemek, canlandırmak; büyütmek) (lat.) * istemsiz çalışan iç organların ve
bezlerin işleyişini (kalp atışı, nefes alma, sindirim, terleme gibi hayati
fonksiyonlar) düzenleyen sinir sistemi ile ilgili
nötr :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) *
pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz, tarafsız, elektrik, kimya veya
dilbilimde herhangi bir yöne, yüke veya cinsiyete bağlı olmayan, tarafsız durum
veya özelliği
nötral :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) * nötr niteliği arzeden; iki veya daha fazla taraf
arasında taraf tutmayan, eşit ve bağımsız konumda olan durum veya tutum
nötralino :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) + inus, ino (küçültme eki) * süpersimetrik parçacık
kuramlarında, nötr fermiyonların karışımından oluştuğu öngörülen varsayımsal
parçacık, özellikle Minimal Süpersimetrik Standart Model’de (MSSM) nötrino
benzeri süpersimetrik parçacık durumu
nötralizasyon :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio
(isim yapım ve durum eki) * bir maddenin, durumu veya etkisiyle başka bir
maddeyi etkisiz hale getirme, tarafsızlaştırma veya dengeleme işlemi
nötrino :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) +
inus (küçük, az) * elektrik yükü olmayan, kütlesi neredeyse sıfıra yakın, ışık
hızına çok yakın hareket eden ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden
geçebilen temel bir atom altı parçacık
nötrofil :
lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya
negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden
biri) ) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.) * vücudun bağışıklık
sisteminde enfeksiyonlara karşı ilk savunma hattını oluşturan, en yaygın beyaz
kan hücresi (lökosit) türü
nötron :
lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya
negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden
biri) ) (lat.) + on (küçük parçacık eki) (gre.) * atomun merkezindeki
çekirdekte protonlarla birlikte bulunan, elektriksel yükü olmayan (nötr) temel
bir atom altı parçacık
nötropeni :
lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) )
(lat.) + on (küçük parçacık eki) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk)
(gre.) * kanda enfeksiyonlarla savaşan nötrofil adı verilen beyaz kan
hücrelerinin (lökosit) sayısının normalden düşük olması durumu
nötropenik :
lat., gre. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya
negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden
biri) ) (lat.) + on (küçük parçacık eki) + penia (eksiklik, azalma, düşüş,
yoksunluk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * nötropeni ile ilgili
nötür :
lat. * neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif
etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) *
pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz, tarafsız, elektrik, kimya veya
dilbilimde herhangi bir yöne, yüke veya cinsiyete bağlı olmayan, tarafsız durum
veya özelliği
Np :
lat. * neptunium (Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı ve Neptün
gezegeni) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 93 olan, aktinitler
serisinde bulunan, radyoaktif ve sentetik olarak elde edilen, nükleer yakıt
çevrimlerinde, plütonyum üretiminde ve nükleer araştırmalarda kullanılan bir
metal element
NPO : lat.
* nil (hiç) + per (ile) + os (ağız) * hastanın ağız yoluyla herhangi bir gıda
veya sıvı almamasını ifade eden tıbbi talimat (genellikle “açlık” veya “boş
mide” durumu için kullanılır.)
nrem :
ing. * Non-Rapid (hızlı olmayan) + Eye (göz) + Movement (hareketi) * uykuda
hızlı göz hareketlerinin görülmediği evre, yavaş dalga uykusunu ve uyku
başlangıcından derin uykuya kadar olan dönemleri kapsayan uyku evresi
NSAID :
ing. * non (olmayan) + steroidal (steroidal) + anti (karşı, zıt, karşıt, ters)
+ inflammatory (iltihap) + drug (ilaç) * steroid içermeyen, ağrı kesici ve
iltihap önleyici ilaç grubu
NTP :
ing. * network (ağ, şebeke) + time (zaman,vakit) + protocol (iletişim kuralı,
protokol) * ağ üzerindeki cihazların saatlerini senkronize etmek için kullanılan
protokol
nu : gre. * nu (Ν ν) * Yunanca alfabenin 13. harfi Ν ν
nuakşot :
ber. * nvak (koy, küçük körfez) + şut, şavt (kıyı, sahil) * Moritanya’nın Atlas
Okyanusu kıyısında bulunan başkenti ve en büyük şehri
nuas :
ara. * na'sa (uykusu gelmek, uyku bastırmak), nu'as (uyku hali, uyuklama,
rehavet) * insanın uykusu gelmiş gibi ağırlaşması ve uyuklama durumuna girmesi,
uyuklama, uyku gelip basma, uyuşukluk, pinekleme
nubuk :
ing. * nubuck (new (yeni) + buck (erkek geyik) ) * sığır veya dana derisinin
dış (sırça) yüzeyinin hafifçe zımparalanmasıyla (kumlanmasıyla) elde edilen,
kadifemsi, yumuşak dokulu ve oldukça dayanıklı bir deri türü
nubuvvet :
ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek),
nebi (haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi) *
habercilik, peygamberlik, elçilik
nucellus :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + ellus (küçültme eki) * tohum taslağında embriyo
kesesini çevreleyen ve besleyen, genellikle diploit dokudan oluşan iç doku
tabakası
nucum :
ara. * necm (yıldız) * yıldızlar
nufur :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden
uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) *
nefret, uzaklaşma, tiksinme, ürkme, irkilme
nufuz :
ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek) * girme,
geçme, duhul etme, sokulma, sızma, girme, geçme, delme, girme, içine işleme,
sözü geçme, etkili olma, nüfuz
nuh :
ara. * naha (dinlenmek, rahatlamak, sakinleşmek); nevh (ağlamak, inlemek, ağıt
yakmak) * semavi dinlerde büyük tufan kıssasıyla bilinen ve insanları doğru
yola çağıran peygamberin ismi; Kur'an'ın 71. suresinin ismi
nuha :
ara. * nehy (engellemek, men etmek, alıkoymak) * akıl, idrak, sağduyu; insanı
kötülükten alıkoyan anlayış; insanı yanlış ve kötü davranışlardan alıkoyan
akıl, sağduyu ve olgun düşünme yetisi
nuhas :
ara. * nuhas (kızıl renkli, yumuşak ve kolay işlenebilen bir metal element,
bakır) * bakır, bakır para; kızgın maden; duman (mecazi)
nuhbe :
ara. * nahaba (seçmek, tercih etmek), intihab (seçim, seçme, tercih, toplama,
oy kullanma), muntehab (seçilmiş, seçkin, güzide; intihab ve ihtiyar olunmuş;
eser derlemesi) * seçkin, seçilmiş, müntehab, güzide; korkak
nuhl :
ara. * nahala (boşa çıkarmak, karşılığı olmamak, yok olmak), munhal (boş,
karşılığı olmayan, yok olan) * boşa çıkarma, karşılığı olmama, yok olma
(annihilate, annihiler (ortadan kaldırmak, yoketmek), nihilism, Nihilismus
(yokçuluk) (ing., fra., alm.) )
nuhuset :
ara. * nahasa (talihsiz olmak, uğursuzluk getirmek, şanssızlık yapmak), nahs
(uğursuzluk, talihsizlik, bahtsızlık, şanssızlık) * uğursuz olma, talihsiz
olma, şanssız olma, bahtsız olma
nujin :
kür. * nu (yeni) + jin (kadın; hayat) * yeni hayat, yeni kadın, çağdaş ve
modern kadın
nuk :
ara. * naka (dişi deve) * dişi develer
nuki :
çin * nuku (çekip çıkarmak,
kökünden sökmek, ayıklamak veya muaf tutmak; ele geçirmek) * kökeni Çin'e dayanan antik strateji oyunu Go'da (Çince
adıyla Weiqi), bir veya daha fazla rakip taşın etrafının tamamen sarılarak oyun
alanından esir alınıp çıkarılması (yakalanması) eylemi
nukra :
ara. * nakara (reddetmek, inkar etmek, tanımamak, bilmemek, yadırgamak) *
açıkça reddetme, inkâr etme veya bir şeyi tanımayı ve kabul etmeyi reddetme;
kötü, pis, tiksinilen, iğrenilen, istenmeyen (necro (ceset, ölmüş, pis,
iğrenç), necrosis (kangren, çürüme) (gre.) )
nuksan :
ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, yok etmek) + an (ile ilgili, gibi),
tenkis, naks (eksiltme, azaltma, bozma, yok etme) * eksik, tamamlanmamış veya
yetersiz
nukta :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta,
küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para,
akçe ve peşin ödeme) * düğüm, nohut; cümle sonuna konan işaret
nuku'alofa :
ton. * nuku (yerleşim, köy) + alofa (sevgi, şefkat) * Tonga'nın başkenti
nukud :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta,
küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para,
akçe ve peşin ödeme) * düğümler, nohutlar, noktalar, nakitler (knocked out
(darbelenmiş), knot (düğüm) (ing.), noeud (düğüm) (fra.), Knoten (düğüm) (alm.)
)
nukut :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nukd (nokta,
küçük işaret; para birimi), nakid (nokta, çentik, noktalı sikke; metal para,
akçe ve peşin ödeme) * düğümler, nohutlar, noktalar, nakitler (knocked out
(darbelenmiş), knot (düğüm) (ing.), noeud (düğüm) (fra.), Knoten (düğüm) (alm.)
)
nukz :
ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak, çelişmek, geçersiz kılmak),
enkaz (yıkıntı, harabe) * yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları, bina
yıkıntısı
nulgravida :
lat. * nullus (hiç, yok) + gravidus (hamile, gebe, ağır) * daha önce hiç hamile
kalmamış kadını tanımlayan tıbbi terim
nullipar :
lat. * nullus (hiç, yok) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek,
yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak;
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak), para, parous (meydana getiren ortaya
çıkaran, oluşturan, üreten, doğuran) * hiç doğum yapmamış
numan :
ara * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak), nimet (bahş, bağış, iyilik,
lütuf, rızık) * nimet, kutsal nimet, nimet sahibi; kan, kırmızı (gelincik
çiçeği anlamında "şakayık-ı Numan"); erkek ismi
numara :
lat. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin
etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ); numerare (saymak,
numaralandırmak) * sayma, ölçme ile ilgili şey, sayı
numayan :
ara.* numan (nimet, kutsal nimet, nimet sahibi; kan, kırmızı (gelincik çiçeği
anlamında "şakayık-ı Numan"); erkek ismi) + yan (ile ilgili, -a ait)
* Numan’a ait olan, Numan ile ilgili
numen :
gre., lat * nous (zihin, akıl), noein (düşünmek, akletmek, idrak etmek),
noumenon (düşünülen, akılla kavranan, idrak edilen) * düşünme, akletme, idrak
etme; baş sallama, baş sallayarak irade beyan etme; Roma inancında ilahi
iradenin, gücün veya tanrısal varlığın bir dışavurumu
numinoz : lat.
* numen (ilahi irade, tanrısal güç veya koruyucu ruh) + osus (ile ilgili, -a
ait) * akılla açıklanamayan, kelimelerle ifade edilemeyen (kutsal veya ilahi
deneyim), tanrısal veya kutsal bir varlığın karşısında hissedilen, insanı hem
büyüleyen hem de onda korkuyla karışık bir saygı uyandıran (tesir)
numruka :
ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma desteği), nemarik (yastıklar,
minderler) * küçük yastık, minder
numud :
far. * numudan (göstermek, görünmek), numude, numune (göstermelik, örnek,
görümlük) * gösterme, görünme
numude :
far. * numudan (göstermek, görünmek), numude, numune (göstermelik, örnek,
görümlük) * gösterilmiş, gözükmüş
numuler :
gre., lat. * nomein (dağıtmak, paylaştırmak), noummos (bozuk para türü, madeni
para, sikke) (gre.), nummus + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * parayla ilgili, sikkeye benzeyen, dairesel; ciltte madeni para
şeklinde yuvarlak, dairesel lezyonlarla karakterize kronik bir egzama türü
(nummular dermatit)
numune :
far. * numudan (göstermek, görünmek) * göstermelik, örnek, görümlük, numude
nun :
ara. * nun (ن) * Arapça alfabenin on dördüncü harfi; kılıç
nundina :
lat. * nundinae (her dokuz günde bir yapılan pazar veya piyasa günü; nundinum)
(novem (dokuz) + dies (gün) + inae (çoğul eki) ) * Antik Roma’da her dokuz
günde bir düzenlenen toplumsal ve ekonomik ritim açısından önemli olan, Roma
takviminde de yer alan pazar, ticaret ve etkinlik günü
nur :
ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek,
parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma) * aydınlık, ışık, manevi
parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi
nuran :
ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek,
parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık,
manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) + an (ile ilgili, -a ait) *
ışık saçan, aydınlık vere, nur veren; kadın ismi
nuray :
ara., tür. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek,
parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık,
manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) (ara.) + ay (Dünya’nın uydusu;
30 günlük süre) (tür.) * ışık saçan ay, aydınlık, parlak ay, ay gibi aydınlık,
ay gibi ışık veren; kadın ismi
nurbahş :
ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + bahş
(verme, ihsan, güzellik, iyilik, hediye, cömertlik, bağış, lütuf, hisse, pay)
(far.) * ışık saçan, aydınlatan, parlatan
nurcan :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + can (hayat
cevheri, yaşam, hayat, ruh) (far.) * aydınlık ruhlu, ışık gibi canlı, ışık
saçan canlılık, aydınlık ruh, parlak bir yaşam enerjisi; kadın ismi
nurcihan :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + cihan (dünya,
evren, alem) (ge, ci (yer) + han (mesken, barınak, mekan); (örneğin geographia
(coğrafya (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) ) (far.) * dünyanın aydınlığı,
dünyaya aydınlık veren, dünyaya ışık veren
nurcu :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + cu (ile
ilgili, -a ait, yapan, eden) (tür.) * Risale-i Nur adı altında dini yazılar
yazmış olan Said Nursi isimli şahsın eserleri ve düşünceleri etrafında oluşan
dini yorumun ve hareketin takipçisi
nurdağı :
ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + tağ, dağ
(yüksek arazi, tepe) + ı (iyelik eki) (tür.) * Gaziantep’in bir ilçesi
nurdan :
ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + dan (ile
ilgili, -a ait) (far.) * aydınlık veren, aydınlatan, ışık veren, nurlu,
aydınlık, içi ışık dolu; kadın ismi
nurefşan :
ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + efşandan
(saçmak, serpmek, dağıtmak), efşan (saçan, serpen, dağıtan) (far.) * etrafı
aydınlatan, nur saçan, ışık veren
nurettin :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + el (ön ek, artikel) +
din (deyn, borç) * dinin aydınlığı; erkek ismi
nurgül :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + gül (rosa
cinsinden kırmızı renkli bir çiçek türü) (tür.) * ışık gibi parlak gül,
aydınlık ve güzel çiçek; kadın ismi
nurhak :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + hakk (gerçeklik,
doğruluk, adalet) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi
nurhan :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + han (kağan,
hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * ışık gibi
yüce veya aydınlık hükümdar; kadın ismi
nurhayat :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + hayat
(doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy
(yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim
yapım eki) ) * aydınlık hayat, ışık dolu yaşam; kadın ismi
nuri :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (ile ilgili, -a
ait) * nura ait olan, aydınlıkla ilgili; erkek ismi
nur-i ayn :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (tamlama eki) + ayn
(göz; pınar, kaynak, menba) * göz nuru, göz aydınlığı
nur-i çeşm :
ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + i (tamlama eki)
(ara.) + çeşm (göz; pınar) (far.) * göz nuru, göz aydınlığı
nuriye :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + iye (dişil eki) *
nura ait olan, aydınlıkla ilgili kadın; kadın ismi
nurpaş :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + paşidan (ara. * nur
(aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı)
nursel :
ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + sel
(akıntı, akış, çağlayan, su akışı) (tür.) * ışık akıntısı, aydınlık seli
nurseli :
ara., tür. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) + sel
(akıntı, akış, çağlayan, su akışı) + i (iyelik eki) (tür.) * aydınlık seli,
ışık seline ait olan, aydınlık akıntıya mensup
nursi :
ara. * nurs (Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı bir köy) + i (ile ilgili, -a ait) *
Nurs köyünden olan, Nurs'lu
nur-u dide :
ara., far. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + u (iyelik eki)
(ara.) + dide (göz) (far.) * gözün nuru, göz nuru
nur-ul envar :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + el (ön ek, artikel) +
envar (nurlar, aydınlıklar) * nurların nuru, aydınlıkların aydınlığı
nurullah :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) + allah (Allah) *
Allah'ın aydınlığı, Allah'ın nuru
nusaybin :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu
olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nasib (kısmet, pay, hisse, talih) + eyn
(iki) * Mardin’in bir ilçesi
nusayri :
ara. * nusayr (İslam tarihinde dini bir topluluk kurucusu veya öncüsü olarak
anılan kişi) + i (ile ilgili, -a ait) * İslam’ın Şii mezheplerinden bir kol
olan Nusayrîlik (Alevilik’in bir kolu) mensubu veya bu inançla ilgili
nusb :
ara. * nasaba (yorulmak, zahmet çekmek, meşakkat içinde olmak) * yorgunluk,
meşakkat, zahmet, elem; zehir, ağu; bela, musibet; put, sanem, heykel
nusellus :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + ellus (küçültme eki) * tohum taslağında embriyo
kesesini çevreleyen ve besleyen, genellikle diploit dokudan oluşan iç doku
tabakası
nush :
ara. * nasaha (öğüt vermek, nasihat vermek; samimi olmak; doğruyu göstermek) *
nasihat, ögüt
nusha :
ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak,
genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak) * bir
metnin veya belgenin aslına uygun olarak çoğaltılmış kopyası, resmi veya yazılı
örnek, kopya, nüsha, yazılı belge
nusret :
ara. * nasr (yardım), nesara (yardım etmek) * yardım etme; zafer, galibiyet,
üstünlük, başarı
nusuk :
ara. * nasaka (usül takip etmek, yol izlemek, yöntem uygulamak, ritüel yapmak,
adeti yerine getirmek, ibadet vasıtası olanı yapmak); menasik (ç.) * usül, yol,
yöntem, ritüel, adet; ibadete yani iyi, doğru, dürüst, yüksek ahlaklı, sevgi
dolu insan olmaya vasıta olacak uygulama (menasik (ç.) )
nuş :
far. * nuşidan (içmek) * içen, içici; tatlı şerbet gibi içilecek şey; zevk ve
safa
nuşin :
far. * nuşidan (içmek), nuş (içen, içici; tatlı şerbet gibi içilecek şey; zevk
ve safa) + in (ile ilgili, -a ait) * lezzetli, tatlı; keyifli, zevkli
nuşuz :
ara. * naşaza (isyan etmek, başkaldırmak, itaatsizlik etmek) * geçimsizlik,
isyan, itaatsizlik, başkaldırı
nut :
mıs. * nut (gökyüzü, yüksek gökyüzü kubbesi) * Antik Mısır mitolojisinde,
gökyüzünü bedeninin bir kubbe gibi sardığı, geceyi ve yıldızları temsil eden
gökyüzü ve yıldızların tanrıçası
nutfe :
ara. * natafa (damlamak, sızmak, küçük damla olmak) * su damlası
nuti :
lat., ara * naus (gemi), nauta (gemici, denizci) (lat.); nut (deniz) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bahriyeli, denizle ilgili
nutk :
ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * söylev, söyleyiş, söyleme kabiliyeti,
konuşma, hitabet
nutlet :
ing. * nut (ceviz) + let (küçültme eki) * küçük ceviz, küçük sert kabuklu meyve
veya botanikte bazı bitkilerde oluşan küçük, tek tohumlu sert meyvemsi yapı
(küçük nuks/nuksçuk)
nutuk :
ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * söylev, söyleyiş, söyleme kabiliyeti,
konuşma, hitabet
nuuk :
kal. * nuuk (burun, burun şeklinde kıyı ucu) * Grönland'ın başkenti
nuve :
ara. * nuve (tohum, çekirdek; yön, hedef, niyet, ses, nota, makam), neva (ç.) *
nüve, neva, çekirdek (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.), noyau (çekirdek
(fra.)
nuzul :
ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama,
ikram, karşılık (nozzle (burun, ibrik ağzı, sıvıyı indirme boşaltma kanalı),
nose (burun), nez (burun) (fra.), Nase (burun) (alm.) )
nü :
lat., fra. * nudus (çıplak, yalın, örtüsüz) (lat.); nu (fra.) * çıplak,
giysisiz veya herhangi bir örtü olmadan, doğal ve yalın halde
nüans :
lat., fra. * nubere (örtmek, bulutlamak) (lat.); nuance (ton, renk tonu, ince
fark) (nuer (bulutla kaplamak, gölgelemek) + ance (isim yapım eki) ) * ince
fark, ton farkı, gölgelendirilmiş, örtülü küçük fark; çok küçük, hassas fark
veya ton farkı; özellikle renk, ses veya anlam gibi incelikler
nüas :
ara. * na'sa (uykusu gelmek, uyku bastırmak), nu'as (uyku hali, uyuklama,
rehavet) * insanın uykusu gelmiş gibi ağırlaşması ve uyuklama durumuna girmesi,
uyuklama, uyku gelip basma, uyuşukluk, pinekleme
nübüvvet :
ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek),
nebi (haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi) *
habercilik, peygamberlik, elçilik
nücum :
ara. * necm (yıldız) * yıldızlar
nücum-perest :
ara., far. * nucum (yıldızlar) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan,
hizmet eden) (far.) * yıldıza tapanlar
nüfesa :
ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * doğum yapmış
kadın, loğusa; özellikle doğum sonrası vücudun ve ruhun toparlanma sürecindeki
kadın
nüfur :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden
uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) *
nefret, uzaklaşma, tiksinme, ürkme, irkilme
nüfus :
ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * bir topluluğun
veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi, popülasyon
nüfus cüzdanı :
ara. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi,
popülasyon) + cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) (ara.) + dan (tutan,
alan, taşıyan, kap, muhafaza eden, bulunduran) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) *
bir kişinin resmi kimliğini ve nüfus kayıt bilgilerini belgeleyen küçük resmi
defter veya kart; Türk hukukunda vatandaşlık ve kimlik tespiti için kullanılan
resmi doküman, kimlik kartı
nüfus kağıdı :
ara. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk kitlesi,
popülasyon) + kağad (yazı yazılan ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) *
bir kişinin resmi kimliğini ve nüfus kayıt bilgilerini gösteren belge;
vatandaşlık ve kimlik tespiti için kullanılan resmi doküman, kimlik kartı
nüfusbilim :
ara., tür. * nufus (bir topluluğun veya bir bölgedeki insan sayısı, halk
kitlesi, popülasyon) (ara.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) (tür.) * insan
topluluklarının sayısı, dağılımı, yapısı ve değişimlerini inceleyen bilim dalı,
demografi
nüfuz :
ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçmek, geçirmek;
yerine getirmek, yürürlüğe koymak) * girme, geçme, duhul etme, sokulma, sızma,
girme, geçme, delme, girme, içine işleme, sözü geçme, etkili olma, nufuz
nüfuzkar :
ara., far. * nufuz (girme, geçme, duhul etme, sokulma, sızma, girme, geçme,
delme, girme, içine işleme, sözü geçme, etkili olma) (ara.) + kar (yapan, eden,
işleyen; ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.) * bir kişinin sosyal, politik
veya ekonomik anlamda güçlü etkisi, etkili, sözünü geçiren, nüfuz sahibi
nüh :
far. * nüh (dokuz, 9) * dokuz, 9
nüha :
ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek,
vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek,
nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek),
nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) * yasak,
engel, men
nühas :
ara. * nuhas (kızıl renkli, yumuşak ve kolay işlenebilen bir metal element,
bakır) * bakır, bakır para; kızgın maden; duman (mecazi)
nühüft :
far. * nühüft (gizli, saklı) * Türk musikisinde Neva makamı dizisinin, Yegah
makamı ve Hüseyni-aşiran perdesindeki Uşşak dörtlüsü gibi farklı unsurlarla
birleştirilmesiyle oluşturulan, karar perdesi genellikle Hüseyni-aşiran perdesi
olan bir makam
nühüft-hicazi :
far., ara. * nühüft (gizli, saklı) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak),
hicazi (Hicaz bölgesi ile ilgili) (hicaz (engel, mani, bariyer) + i (ile
ilgili, -a ait) ) (ara.) * Türk musikisinde nühüft ve hicaz makamlarının
sentezi olan bir makam
nühye :
ara. * nehy (engellemek, men etmek, alıkoymak) * akıl, idrak, sağduyu; insanı
kötülükten alıkoyan anlayış; insanı yanlış ve kötü davranışlardan alıkoyan
akıl, sağduyu ve olgun düşünme yetisi
nükhet :
ara. * nakhata (koklamak, güzel koku almak, hoş koku yaymak) * hoş koku, güzel
koku, parfüm
nükleasyon :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + atio (isim yapım eki) * bir fazın veya yapının
oluşumu sırasında ilk kararlı çekirdeklerin meydana gelmesi süreci;
kristalleşme, yoğunlaşma ve yeni faz oluşumunun başlangıç aşaması
nükleaz :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + ase (enzim yapım eki) * nükleik asitleri (DNA
veya RNA) parçalayan enzim
nükleer :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * çekirdek ile
ilgili, çekirdeğe ait, çekirdeksel
nükleer enerji :
lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve,
ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) +
energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu,
çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * atom çekirdeğinin parçalanması (fisyon)
veya birleşmesi (füzyon) sonucu açığa çıkan, elektrik üretimi, silah yapımı
veya sanayi uygulamalarında kullanılan enerji
nükleer fisyon :
lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve,
ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + aris (ile ilgili, -a ait) + fidere
(bölmek, ayırmak, parçalamak, yarmak, ayırmak), fission (bölünme, ayrılma,
yarılma, çatlama) * atom çekirdeğinin iki veya daha fazla küçük çekirdeğe
bölünerek enerji açığa çıkarması (nükleer enerji üretimi ve atom bombası
teknolojisinde kullanılan fiziksel süreç)
nükleik :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * çekirdek ile ilgili
olan, çekirdek yapısına ait, çekirdeksel
nükleik asit :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi)
* hücre çekirdeğinde bulunan, genetik bilgiyi taşıyan ve kalıtım ve protein
sentezinden sorumlu olan DNA ve RNA molekülleri (DNA (Deoksiribonükleik Asit)
ve RNA (Ribonükleik Asit) )
nükleofil :
lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + philos (seven, sever,
sevici) (gre.) * kimyasal bir tepkime sırasında yeni bir kovalent bağ
oluşturmak için başka bir türe (genellikle bir elektrofile) elektron çifti
bağışlayan, elektron bakımından zengin atom, iyon veya molekül
nükleolus :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + olus (küçültme eki) * ökaryot hücrelerin
çekirdeğinde bulunan, DNA ve RNA'dan oluşan, temel görevi, protein sentezinin
merkezi olan ribozomların üretimi ve montajı olan ve hücrenin strese verdiği
tepkide de rol oynayan yapı
nükleon :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + on (parçacık/tanecik eki) * atom çekirdeğini
oluşturan temel parçacıkların yani proton ve nötronların ortak adı
nükleoprotein :
lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + protein (proteios
(birinci) (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hücre çekirdeğinde genetik materyalin
düzenlenmesinde rol oynayan, nükleik asit (DNA veya RNA) ile proteinlerin
birleşmesinden oluşan kompleks biyomolekül
nükleotit :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz)
+ leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * DNA ve
RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya
deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül
nükleozom :
lat., gre. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (lat.) + soma (vücut, gövde,
cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryot
hücrelerde DNA’nın histon proteinleri etrafına sarılmasıyla oluşan ve
kromatinin temel paketleme birimini meydana getiren yapı
nükleus :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) +
leus (küçültme eki) ) * küçük ceviz, ceviz içi, bir şeyin merkezi, öz kısmı;
atomun merkezinde proton ve nötronların bulunduğu bölüm veya hücrede genetik
materyali barındıran ve hücresel faaliyetleri yöneten çekirdek yapı
nüklid :
lat. * nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) +
leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * proton ve nötron
sayıları belirli olan ve atom çekirdeğinin belirli bir türünü ifade eden atomik
tür, yani belirli bir çekirdek yapısına sahip atom çeşidi
nükr :
ara. * nakara, nakira (bilmemek, tanımamak, reddetmek, yadsımak, inkar etmek) *
bilmeme, tanımama; zorlanma, diretme, reddetme, yadsıma, inkar etme; zorluk;
inkar
nüks :
ara. * nekese (geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak) * bir hastalığın
iyileştikten sonra yeniden ortaya çıkması veya kötü bir durumun tekrar etmesi
nüksetmek :
ara., tür. * nuks (geri dönme, tersine dönme, tekrarlama) (ara.) + etmek
(yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak;
iyileşmiş veya ortadan kalkmış bir hastalık veya durum yeniden ortaya çıkmak
nükte :
ara. * nakada (dürtmek, sivri bir nesneyle tıklamak, dokunmak), nuktat (nokta),
nukte (ince, zekice, nükteli söz; espiri) * kısa, anlamlı ve genellikle zeka
ürünü olan söz, espri veya şaka
nüktebin :
ara. * nukte (kısa, anlamlı ve genellikle zeka ürünü olan söz, espri veya şaka)
(ara.) + bin (gören) (far.) * inceliği gören, nükteyi anlıyabilen, kavrayışlı,
anlayışlı, zeki
nüktedan :
ara., far. * nukte (şaka, espri) + danistan (bilmek), dan (bilen) * nükte
bilen, nükteli, esprili
nüktedar :
ara., far. * nukte (şaka, espri) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan,
alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * nükteli söz söyleyen,
nükteli konuşan, esprili konuşan
nükul :
ara. * nekele (geri dönmek, vazgeçmek, kaçınmak) * geri dönme, vazgeçme,
kaçınma
nükus :
ara. * nekese (geri dönmek, tersine dönmek, tekrarlamak) * bir hastalığın
iyileştikten sonra yeniden ortaya çıkması veya kötü bir durumun tekrar etmesi
nüma :
far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen,
ortaya çıkaran) * gösteren, belirten, ortaya koyan
nümayan :
far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen,
ortaya çıkaran) + yan (ile ilgili, -a ait) * görünen, aşikar olan, gözükücü
olan, belirgin olan, açık olan; parlayan
nümayanter :
far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen,
ortaya çıkaran) + yan (ile ilgili, -a ait) + ter (pekiştirme eki) * fazla
görünen, en çok görünen, en belirgin
nümayende :
far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen,
ortaya çıkaran) + yende (-cı, yapan, eden eki) * gösterici
nümayiş :
far. * numudan (görünmek, ortaya çıkmak, belirmek), numa (gösteren, görünen,
ortaya çıkaran) + yiş (isim yapım eki) * gösteri, demonstrasyon
nümeratör :
lat. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin
etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ); numerare (saymak,
numaralandırmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir kesrin pay kısmını gösteren
ve bölünen miktarı belirten sayı, pay; sayan, sayıcı, sayaç
nümerik : lat.
* numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek, tayin
etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ) + icus (ile ilgili, -a ait) *
sayılarla veya sayı sistemleriyle ilgili olan, sayısal olarak ifade edilen veya
ölçülebilen, sayısal
nümeroloji :
lat., gre. * numerus (sayı, miktar) (num (almak, dağıtmak, ölçmek, belirlemek,
tayin etmek) + er (isim yapım eki) + us (son ek) ) (lat.) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sayıların ve harflerin titreşimsel
enerjilerine odaklanarak gizli anlamlarını, insan hayatı veya kaderle
bağlantılarını araştıran, insan kişiliğini, yaşam amacını ve kaderini analiz
eden, antik kökenli sembolik sistem, inanç veya bilim dalı (Örneğin 72
sayısının nümrtolojik değeri 9 (7+2) kabul edilir.)
nümizmatik :
gre. * nomisma (para, sikke) (nomos (kanun, kural, ilke, yasa, prensip,
kullanım) + ma (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * antik
çağlardan günümüze kadar basılan madeni paralar, kağıt paralar, madalyonlar ve
jetonları tarihi, ekonomik, sanatsal ve teknik açıdan inceleyen bilim dalı;
paralar, madeni paralar ve para koleksiyonlarıyla ilgili olan, sikkeler bilimi
nümruk :
ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma desteği), nemarik (yastıklar,
minderler) * küçük yastık, minder
nümud :
far. * numudan (göstermek, görünmek) * gösteren, görünen, beliren, benzeyen
nümune :
far. * numudan (göstermek, görünmek) * göstermelik, örnek, görümlük, numude
nümuzec :
far. * numudan (göstermek, görünmek) + zec (isim yapım eki) * örnek, nümune,
misal
nüsha :
ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak,
genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak) * bir
metnin veya belgenin aslına uygun olarak çoğaltılmış kopyası, resmi veya yazılı
örnek, kopya, nüsha, yazılı belge
nüsha-i kübra :
ara. * nusha (yazılı bir şeyden çıkarılan suret, kopya, çoklama) + i (tamlama
eki) + kubra (büyük) * büyük sahife, büyük nüsha; kainat, dünya, çok manayı
ifade eden alem
nüsha-i suğra :
ara. * nusha (yazılı bir şeyden çıkarılan suret, kopya, çoklama) + i (tamlama
eki) + suğra (küçük) * küçük sahife, küçük nüsha; küçük mana ifade eden, küçük
mahluk, alemin küçük bir nüshası manasında insan
nüsk :
ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak), mensek (ibadet
usülü, ibadet yeri) * ibadet, yönelme, teslimiyet, özellikle İslam kültüründe,
bir ibadet şekli veya Alkah'a yönelme ve teslimiyet
nüsük :
ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak), mensek (ibadet
usülü, ibadet yeri) * ibadet, yönelme, teslimiyet, özellikle İslam kültüründe,
bir ibadet şekli veya Allah'a yönelme ve teslimiyet
nüşur :
ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak,
dağıtmak, ilan etmek) * dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü
diriltme; yayma, dağıtma, ilan etme, nuşur
nüşuz :
ara. * naşaza (yüksek olmak, yücelmek, ululanmak), nuşz (tümsek, yükseklik) *
eşlerin (kadın veya erkek) evlilik yükümlülüklerine uymaması, geçimsizlik
çıkarması, dikbaşlılık etmesi veya eşine düşmanca davranması (naşize); kadının,
erkeğinden kaçıp nefret etmesi
nüşuze :
ara. * naşaza (yüksek olmak, yücelmek, ululanmak), nuşz (tümsek, yükseklik) + e
(dişil eki) * kadının, kocasından nefret edip kaçması; kocasına karşı üstünlük
iddia eden kadın (fıkıh terimi olarak)
nütasyon :
lat. * nutare (sallanmak, sallanma hareketi yapmak) + tio (isim yapım ve durum
eki) * eksen etrafında küçük salınımlar veya yalpalamalar yapan hareket,
özellikle biyoloji ve astronomide gövde veya cisimlerin hafif sallanma hareketi
nütrasötik :
lat., gre. * nutritio (beslenme, gıdalanma) (lat.) + pharmakon (ilaç, tedavi
edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir) + eutes (-cı, yapan, eden eki) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * besinlerin temel besleyici
değerinin ötesinde, sağlığı iyileştiren, hastalıkları önleyen veya tedavi eden,
gıda kaynaklı (bitkisel/hayvansal) biyoaktif bileşenlerin konsantre halleri ve
tedavi sürecinde ilaç ve gıda arasında konumlanan ürün veya takviyelerin genel
ismi
nütrient :
lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan,
eden eki) * organizmanın büyümesi, enerji üretimi ve yaşamını sürdürmesi için
gerekli olan besin maddesi veya öğe, besleyici (madde)
nütrisyon :
lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * besleme,
büyütme, vücuda gerekli besinleri sağlama
nütrisyonel :
lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) + alis (ile
ilgili, -a ait) * beslenme ve besin öğeleriyle ilgili olan, özellikle sağlığı
destekleyen beslenme ile ilgili özellikleri ifade eden
nütritif :
lat. * nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım ve durum eki) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * besin değeri yüksek, besleyici ve vücuda gerekli enerji veya
maddeleri sağlayan, besleyici
nüvaziş :
far. * nevaz (okşayan, şefkat gösteren) + iş (isim yapım eki) * okşama, gönül
alma, şefkat gösterme, iltifat etme ve nazik davranma
nüve :
ara. * nevah (çekirdek,
öz, temel, esas; meyve çekirdeği, hurma çekirdeği) * çekirdek, öz, temel, esas;
meyve çekirdeği, hurma
çekirdeği
nüvis :
far. * nevistan (yazmak) * yazan, yazıcı, katip, yazar
nüvisende :
far. * nevistan (yazmak) * yazan, yazıcı, katip, yazar
nüvit :
far. * nuvid, nevid (müjde,
iyi haber, muştu) *
müjde, iyi haber, muştu
nüzhet :
ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz) *
temizlenme, arınma, rahatlama, neşe, eğlence ve ferahlık
nüzl :
ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama,
ikram, karşılık; konak yeri; misafir için hazırlanan yemek
nüzul :
ara. * nazala (indirmek; ağırlamak, misafir etmek) * indirme, nezle; ağırlama,
ikram, karşılık; konak yeri; misafir için hazırlanan yemek
nüzur :
ara. * nezere (uyarmak, gözdağı vermek), nezir (uyarıcı) * uyarma, gözdağı
verme, korkutma
nüzur :
ara. * nezire (adamak), nezr (adak adama) * nezirler, adaklar, adamalar
nüzzar :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış,
gözetme), nazır (bakan) * bakanlar, nazırlar
nyctaginaceae :
gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) + ago (cins isim eki) + aceae (-giller,
bitki familyası eki) * karagözgiller olarak bilinen, çoğunlukla otsu bitki ve
çalıları kapsayan, Caryophyllales (Karanfiller) takımına ait, begonvil ve akşam
sefası gibi popüler süs bitkilerini kapsayan bitkiler familyası,
akşamsefasıgiller, geceçiçeğigiller
nyctibiidae :
gre., lat. * nyx, nykhta, nyktos (gece) + bios (yaşam, hayat, canlılık,
dirilik, dirim) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * gececil
yaşam süren, mükemmel kamuflaj yetenekleriyle bilinen, Güney ve Orta Amerika’da
bulunan gece kuşlarını (potoo veya urutau kuşları) kapsayan kuş familyası,
potogiller, putugiller
nyks :
gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası) *
Yunan Mitolojisi'nde Erebos'un karısı, Kharon'un annesi, evrenin başlangıcında
kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi simgeleyen karanlığın ve gecenin
kişileştirilmiş tanrıçası; Plüton'un Charon (Şaron) dışında 4 uydusundan
biridir. (Plüton'un uyduları
nymphaea :
gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle ilgili)
* Nymphaeaceae familyasına ait, nilüferleri kapsayan su bitkisi cinsi
nymphaeaceae :
gre., lat. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle
ilgili) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * durgun veya
yavaş akan sularda yetişen, geniş yaprakları su yüzeyinde yüzen ve genellikle
beyaz, sarı veya pembe renkli büyük çiçekler açan sucul çiçekli bitkileri
kapsayan bir bitki familyası, nilüfergiller
nymphalidae :
gre., lat. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi), nymphaia (su perisiyle
ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * nimfalid veya kanatları genellikle renkli olan kelebekleri
kapsayan kelebekler familyası, fırça ayaklı kelebekler, alaca kelebekler
nyquist teoremi :
ing., gre. * nyquist (İsveç asıllı Amerikalı bir elektrik mühendisi ve fizikçi
Edward Nyquist'in soyadından) (ing.) + theorema (seyredilen, incelenen şey,
kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i
(iyelik eki) (tür.) * bir sinyalin doğru şekilde örneklenip yeniden
oluşturulabilmesi için, örnekleme frekansının sinyalin en yüksek frekansının en
az iki katı olması gerektiğini belirten temel iletişim ve sinyal işleme kuralı.
nysa :
gre. * nysa (antik yer adı) * Yunan mitolojisinde Dionysos’un yetiştirildiği
söylenen efsanevi dağ/bölge
nyssaceae :
gre., lat. * nysa (antik yer adı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki)
(lat.) * Cornales (kızılcık takımı) içinde yer alıan, Kuzey Amerika ve Asya'da
yetişen, genellikle yaprak döken ağaç ve çalıları kapsayan bitki familyası,
sakız ağacıgiller/tupelogiller
nystatin :
ing. * ny (New York); Nystar (laboratuvar veya şirket ismi, İngiliz
biyoteknoloji) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol
sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu,
inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA
redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit
kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için
kullanılan, özellikle Candida türlerine karşı etkili polien antifungal ilacın
etken maddesi (C47H75NO17)
nyx :
gre. * nyx, nykhta, nyktos (gece), Nyx (Yunan mitolojisi gece tanrıçası, Yunan
mitolojisi) * evrenin başlangıcında kaosun ardından ortaya çıkan ve geceyi
simgeleyen karanlığın ve gecenin kişileştirilmiş tanrıçası
O :
gre. * oxygenium (oxys (keskin, asitli) + genēs (oluşturan, meydana getiren) +
ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 8 olan, periyodik tablonun 16.
grubunda bulunan, atmosferde bol miktarda bulunan, renksiz ve kokusuz olan,
canlıların solunumu, yanma olayları, su bileşikleri ve endüstriyel oksidasyon
süreçlerinde kullanılan bir ametal gaz element
o :
tür. * o; O * Türkçe aldabedeki 18. harf (N'den sonra, P'den önce)
oasis :
ara., gre. * vaga (çöl veya kurak bölgede su kaynağı ve çevresi) (ara ); oasis
(yeşil alan, su kenarı) (gre.) * çöl veya kurak bir bölgede su ve bitki
bulunduran, yaşamın sürdüğü yeşil alan
OB :
lat. * obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam
etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) * gebelik, doğum ve postpartum
(doğum sonrası, lohusalık) dönemi ile ilgili tıbbi alan
oba :
tür. * oba (göçebe toplulukların yaşadığı çadır veya yerleşim yeri) * özellikle
Orta Asya göçebe kültürlerinde aile veya soy topluluklarının bir arada yaşadığı
geçici yerleşim alanı veya çadır grubu
obabaşı :
tür. * oba (göçebe toplulukların yaşadığı çadır veya yerleşim yeri) + baş
(kafa, tepe, reis, önder, lider) * göçebe topluluklarda obanın yönetiminden ve
düzeninden sorumlu olan kişi, oba lideri veya başı
obartı :
tür. * obar (artmak, fazlalaşmak, aşırılaşmak) + tı (isim yapım eki) * bir
durumun, davranışın veya ifadenin gereğinden fazla, abartılı şekilde yapılması
veya gösterilmesi
obdiplostemonöz :
gre., lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) (lat.) + diplos (çift, iki
katlı) (gre.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma
tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * botanikte taç yaprak sayısının iki
katı kadar erkek organa (stamen) sahip olan ve dış sıradaki erkek organları taç
yapraklarının tam karşısında yer alan (çiçek)
obduksiyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ducere (yönlendirmek, sürmek,
götürmek, taşımak, iletmek) + tio (isim yapım eki) * bir malzemenin veya kaya
tabakasının başka bir tabaka üzerine itilmesi veya taşınması süreci; jeolojide
özellikle levha tektoniğinde bir levhanın diğerinin üzerine çıkması
obedians :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + audire (dinlemek, itaat etmek) +
entia (isim yapım ve durum eki) * bir kişinin kurallara, otoriteye veya emir
veren kişiye itaat etme durumu, itaat, boyun eğme
obelisk :
gre * obeliskos (ufak şiş, kabarıklık, sivri dikilitaş) (obelos (şiş,
kabarıklık, sivri çubuk) + iskos (küçültme eki) ) * dik ve genellikle dörtgen
kesitli, tepe kısmı piramit biçimli olan, anıt olarak veya sembolik amaçlarla
dikilmiş taş yapı
oberj :
fra. * alberg (konak, misafirhane) + e (isim yapım eki) * yolcuların veya
misafirlerin konaklayabileceği, yemek ve barınma hizmeti sunan otel veya han
oberon :
alm. * Oberon (Alman edebiyatında elflerin kralı; Alberich “elflerin yöneticisi”
adıyla ilişkili) (alb (elf, doğaüstü varlık) + reich (hükümdar, sultan, güçlü;
yönetici) ) + on (isim yapım eki) * peri/elf kralı; özellikle Shakespeare’in A
Midsummer Night’s Dream adlı eserindeki peri kralının adı; astronomide
Uranüs’ün bir uydusunun adı
obes :
lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok,
fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) * vücut kütlesi
normalin üzerinde, aşırı yağ birikimiyle karakterize edilen
obesite :
lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok,
fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) + itas (isim yapım
ve durum eki) * aşırı kilolu olma, vücutta normalden fazla yağ birikmesi durumu
obez :
lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok,
fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) * vücut kütlesi
normalin üzerinde, aşırı yağ birikimiyle karakterize edilen (obur (tür.), avbar
(far.) )
obezite :
lat. * obesus (çok yemiş; şişman, aşırı kilolu) (obere (çok yemek) (ob (çok,
fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek), esus (yemiş, yedi) ) + itas (isim yapım
ve durum eki) * aşırı kilolu olma, vücutta normalden fazla yağ birikmesi durumu
obilikite :
lat. * obliquus (eğik, yanlamasına) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + liquus
(akış, eğim) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir nesnenin veya çizginin
dikey veya yatay eksene göre eğik veya yanlamasına olma durumu
obinutuzumab :
lat., ing. * obinitu (özel ön ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal
antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * CD20 proteini hedefleyen
monoklonal antikor sınıfından bir biyolojik ilaç, özellikle kronik lenfositik
lösemi ve bazı lenfomaların tedavisinde kullanılan immünoterapötik ajan
obje :
lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) * herhangi bir
nesne, varlık veya düşüncede odak noktası olarak algılanan şey; fiziksel veya
soyut anlamda “hedefe yönelik veya ortaya konan” unsur; nesne, cisim, somut
varlık
objektif :
lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * kişisel görüş ve duygulardan bağımsız, nesnel ölçütlere ve
gerçeklere dayalı olan, tarafsız değerlendirme veya gözleme dayalı olan, nesnel
objektivist :
lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * gerçeklere
ve nesnel ölçütlere bağlılığı savunan, kişisel görüşlerden bağımsız olarak
nesnelliği temel alan (kişi veya yaklaşım)
objektivite :
lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * kişisel görüş ve duygulardan
bağımsız olarak gerçeklere ve nesnel ölçütlere dayalı olma durumu, tarafsızlık,
nesnellik
objektivizm :
lat. * objectum (atılmış, yöneltilmiş şey) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) + ismus (öğreti, doktrin, akım eki) * gerçeklerin ve nesnel
ölçütlerin bağımsızlığını temel alan felsefi veya bilimsel yaklaşım, kişisel
görüş ve öznellikten bağımsızlık anlayışı
obkonik :
lat., gre. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + konos (topaç, çam kozalağı; köşe,
açı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koninin tepe noktasının karşı
tarafında daralan veya tabanı geniş, ucu aşağı doğru yönelmiş koni biçimli
(yapı), ters koni biçiminde olan
obkordat :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + cor, cord, cordis (kalp, yürek) +
atus (sıfat yapım eki) * kalp biçimli fakat kalbin sivri ucunun tabana değil
dışarıya doğru yöneldiği, ters kalp biçimli yapı veya yaprak şekli
oblanseolat :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + lancea (mızrak) + ulus, ula (küçültme
eki) + atus (sıfat yapım eki) * yaprakta mızrak biçiminin tersine dönmüş
olduğu, en geniş kısmı uç bölgeye yakın ve tabana doğru daralan yaprak biçimi,
ters mızraksı
oblat :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + latus (yan, taraf, geniş, yayvan,
taşınmış, getirilmiş) * küresel veya elipsoidal bir yapının kutuplar
doğrultusunda basık, ekvatoral doğrultuda genişlemiş olması; yassılaşmış, basık
biçimli
obligasyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ligare (bağlamak, birleştirmek) +
tio (isim yapım eki) * bir kişinin hukuki, ahlaki veya sosyal olarak yerine
getirmesi gereken zorunluluk veya sorumluluk durumu, zorunluluk, mecburiyet,
yükümlülük
obligatuvar :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + ligatus (bağlanmış, birleşmiş)
(ligare (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) +
orius (ile ilgili, -a ait) * yerine getirilmesi zorunlu, yapılması mecburi
olan, bağlayıcı nitelikte olan, mecburi, zorunlu
oblik :
lat. * obliquus (eğik, yanlamasına) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + liquus
(akış, eğim) ) * dikey veya yatay eksene göre eğik, düz bir hizada olmayan,
yanlamasına veya çarpık olan
obliterans :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + litera (harf, işaret) + entia (isim
yapım ve durum eki) * dokuda veya organlarda tıkanıklık veya yok olma süreci,
özellikle damar veya doku yapılarının kapanması veya kaybolması hali
obliterasyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + literare (harf yazmak, işaretlemek)
(litera (harf, işaret) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum
eki) * dokuda veya organlarda tıkanma, silinme veya yok olma durumu; özellikle
damar veya yapıların tamamen kapanması veya işlevsiz hale gelmesi
oblitere :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + literare (harf yazmak, işaretlemek)
(litera (harf, işaret) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) (lat.); oblitéré (fra.) * üstü işaretlenmiş; tamamen silinmiş, yok
edilmiş, işareti ortadan kaldırılmış, silinmiş, geçersiz kılınmış (özellikle
yazılı veya basılı metinler için)
oblivium :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + livisci (unutmak, akıldan çıkarmak)
+ ium (isim yapım eki) * unutma, gözden çıkarma, hatırlamama, bilinçten çıkma;
unutulma, hafızadan silinme veya hatırlanmama durumu
obloid : lat.
* ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + latus (yan, taraf, geniş, yayvan,
taşınmış, getirilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
küremsi veya elipsoidal bir yapının kutuplar yönünde basık, yanlara doğru
genişlemiş olan, basık küremsi, oblatımsı yapı
oblong :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + longus (uzun) * uzunluğu
genişliğinden belirgin biçimde fazla olan, iki kenarı birbirine yaklaşık
paralel, dikdörtgenimsi veya elipsimsi biçimde uzamış (yapı veya şekil)
obol :
gre. * obolos (tükürük; küçük para) (Eskiden Yunanistan'da 1 drahmi 6 obol
ederdi.) * küçük madeni para
obovat :
lat., gre. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + oion (yumurta, dişi üreme
hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * yumurta
biçiminin tersine çevrilmiş halini andıran, en geniş kısmı uca yakın ve tabana
doğru daralan, ters yumurta şekilli
obruk :
tür. * obr (çökmek, çukurlaşmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
içbükey, konkav; huni biçiminde çukur yer, kuyu
obsede :
lat., fra. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus
(oturmuş, yerleşmiş) (lat.); obcédé (fra.) * zihni sürekli meşgul eden bir
düşünce tarafından ele geçirilmiş, takıntılı hale gelmiş (kişi veya durum),
takıntılı, saplantılı
obsedör :
lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ) + or (-cı, yapan,
eden eki) * bir yeri kuşatan veya mecazen bir düşünceyi sürekli zihinde tutarak
takıntı haline getiren, musallat olan, tasallut eden
observasyon :
lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tio (isim yapım ve
durum eki) * inceleme, izleme, gözleme ve değerlendirme süreci
observatuvar :
lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) + ium (yer ve durum eki) * gök cisimlerini, doğa olaylarını veya deneyleri
gözlemlemek amacıyla inşa edilmiş yapı veya mekan, gözlemevi
obsesif :
lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş,
yerleşmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir düşünce, davranış veya duyguya
karşı koyulamayan, sürekli ve takıntılı biçimde yönelen, baskın veya zorlayıcı
nitelikte olan
obsesif kompulsif :
lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş,
yerleşmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) + compulsus (zorlanmış, baskı altında)
(com (ile, birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus
(vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + ivus
(ile ilgili, -a ait) *
obsesyon :
lat. * obsidere (kuşatmak, üzerine oturmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ), sessus (oturmuş,
yerleşmiş) + tio (isim yapım eki) * bireyin zihnine istemsizce giren, sürekli,
tekrarlayıcı nitelik arzeden, mantık dışı olduğunu bilmesine rağmen bireyin
uzaklaştıramadığı düşünce, duygu, dürtü veya imgelerin yarattığı yoğun kaygı ve
huzursuzluk hali
obsidyen :
lat. * Obsius (isminin verildiği "lapis obsius" taşının Etiyopya'dan
Roma’ya getirilişinde rol oynayan bir tüccar veya kaşif) + ianus (ile ilgili,
-a ait) * volkanik cam yapısında, genellikle siyah renkli ve keskin kenarlı,
doğal olarak oluşmuş olan, negatif enerjiyi emerek stresi azalttığına ve
koruyucu enerji sağladığına inanılan volkanik taş
obsolet :
lat. * obsoletus (modası geçmiş, artık kullanılmayan) (obsolescere (eskiyip
körelmek, modası geçmek, kullanım dışı kalmak) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + solescere (alışmak, kullanılmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * artık kullanılmayan, modası geçmiş, işlevini yitirmiş, geçerliliğini
kaybetmiş olan
obstetri :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) + ia
(isim yapım ve durum eki) * gebelik ve doğum sürecinde anneye yardım etme,
doğum yaptırma süreci
obstetrik : lat.
* obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek,
kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) * gebelik, doğum ve postpartum (doğum
sonrası, lohusalık) dönemi ile ilgili tıbbi alan
obstetrisyen :
lat. * obstetrix (doğum yaptıran kadın, ebenin mesleği) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam
etmek, kalmak) + trix (yapan, eden dişil eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait,
-cı, yapan, eden eki) * gebelik ve doğum sürecinde anneye tıbbi yardım
sağlayan, doğum yaptıran veya doğumla ilgili tedavi ve takibi yapan hekim
obstinasyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + stare, stinare (sabit kılmak, dikmek,
yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta durmak, sağlam olmak) + tio (isim yapım
eki) * bir düşünceye, tutuma veya davranışa karşı güçlü biçimde direnme,
inatçılık, ısrarcılık, direnç gösterme hali
obstipasyon :
lat. * obstipare (sertleşmek, tıkanmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
stipare (doldurmak, sıkıştırmak, tıkamak) ) + tio (isim yapım ve durum eki) *
bağırsak hareketlerinin yavaşlaması veya durması sonucu ortaya çıkan kabızlık
durumu
obstrüksiyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tio (isim yapım ve
durum eki) * bir yolu, geçidi veya akışı engelleme, tıkanıklık oluşturma
durumu; fiziksel veya mecazi olarak engelleme durumu
obstrükte :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (dizilmiş,
inşa edilmiş, yapılandırılmış) * tıkanmış, engellenmiş veya önü kapatılmış
olan, geçişi veya akışı engellenmiş, mani olunmuş
obstrüktif :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (dizilmiş,
inşa edilmiş, yapılandırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) * tıkanıklık veya
engelleme eğilimi gösteren, geçişi veya akışı zorlaştıran
obtrapeziform :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + trapezium (yamuk dörtgen, trapez)
(trapezion (küçük masa, dörtgen şekil), trapeza (masa, dört ayaklı masa) + ium
(isim yapım eki) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) +
is (ile ilgili, -a ait) ) * trapez biçiminin tersine çevrilmiş halini andıran,
üst kısmı geniş ve alt kısmı daralan, ters yamuk şekilli (yapı veya biçim)
obtundasyon :
lat. * obtundere (donuklaştırmak, köreltmek, sağır etmek) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + tundere (dövmek, morarmak, ezmek) ) tionem, tio (isim yapım
eki) * çevresel uyaranlara karşı ilgisizlik, psikomotor tepkilerde yavaşlama ve
uyuklama hali ile seyreden durum; donuk veya azalmış bir uyanıklık veya bilinç
düzeyi
obturasyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir
açıklığın, kanalın veya boşluğun tıkanması, kapatılması veya bir materyal ile
doldurulması işlemi, özellikle tıpta ve diş hekimliğinde kapatma veya dolgu
uygulaması
obturator :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir
deliği, açıklığı veya kanalı kapatan veya tıkayan yapı; anatomi ve cerrahide
özellikle obturator kanalını veya açıklığını kapatan kas veya araç, tıkaç
obtürasyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + turare (kapatmak, tıkamak) * bir
açıklığın, kanalın veya boşluğun tıkanması, kapatılması veya bir materyal ile
doldurulması işlemi, özellikle tıpta ve diş hekimliğinde kapatma veya dolgu
uygulaması
obtüze :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak,
darbelemek) + usus, osus (ile ilgili, -a ait) * geniş açılı, 90 dereceden büyük
olan, köre yakın veya sivriliğini kaybetmiş (şekil, özellik)
obua :
fra. * haut (yüksek) + bous (odun, tahta, ağaç) * Antik Roma ve Orta Çağ’da
kullanılan, çift kamışlı, üflemeli bir müzik aleti
obur :
lat., tür. * obere (çok yemek) (ob (çok, fazla, tamamen, uzak) + edere (yemek)
) * açgözlü, çok yiyen, doymayan; içine alan (obruk (içbükey; çukur, kuyu)
(tür.) )
obüs :
lat. * obus (top mermisi) * büyük kalibreli, kısa namlulu top mermisi; obüs
topu tarafından atılan patlayıcı mühimmat veya bu tür toplar için kullanılan
mühimmat
obvara :
sla. * ob (çevre, etraf, dıştan) + var, varit (kaynatmak, haşlamak, ısıyla
işlem görmek) * kızgın seramiğin mayalı unlu karışıma daldırılmasıyla yapılan
Baltık kökenli geleneksel seramik pişirme tekniği, isli ve damar görünümlü
yüzey oluşturan raku benzeri yöntem
obzervasyon :
lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tio (isim yapım ve
durum eki) * inceleme, izleme, gözleme ve değerlendirme süreci
obzervatuvar :
lat. * observare (gözlemek, dikkatle izlemek) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + servare (korumak, gözetmek, dikkat etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) + ium (yer ve durum eki) * gök cisimlerini, doğa olaylarını veya deneyleri
gözlemlemek amacıyla inşa edilmiş yapı veya mekan, gözlemevi
obzole :
lat. * obsoletus (modası geçmiş, artık kullanılmayan) (obsolescere (eskiyip
körelmek, modası geçmek, kullanım dışı kalmak) (ob (üzerine, karşı, ters,
karşıt) + solescere (alışmak, kullanılmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * artık kullanılmayan, modası geçmiş, işlevini yitirmiş, geçerliliğini
kaybetmiş olan
ocak :
tür. * ocak (ateş yakılan yer, fırın) (oc (ateş, yanma) + ak (isim yapım ve
araç eki) ) * yemek pişirmek veya ısınmak için kullanılan taş, toprak veya
metalden yapılmış yer; aile veya topluluk (mecazi)
occator :
lat. * occare (işlemek, sürmek, ekmek) + tor (yapan kişi eki) * tarlayı süren,
ekin eken veya toprağı işleyen kişi, tarımla uğraşan çiftçi veya işçi; Roma
mitolojisinde bir tarım tanrısı veya tarımla ilgili ruh
ocelli :
lat. * oculus (göz) + ellus (küçültme eki) + i (çoğul eki) * küçük gözler,
özellikle bazı omurgasızlarda bulunan basit ışık algılayıcı göz yapıları
ocellus :
lat. * oculus (göz) + ellus (küçültme eki) * küçük göz, özellikle böcekler ve
diğer bazı omurgasızlarda bulunan basit yapılı ışık algılayıcı göz organı veya
göz benzeri küçük işaret, benek
ochnaceae :
gre., lat. * okhna (yabani armut ağacı) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * Malpighiales takımında yer alan, genellikle tropikal bölgelerde
yetişen, kalın, parlak yaprakları ve dikkat çekici çiçekleri olan odunsu
bitkileri, ağaçları ve çalıları içeren bir çiçekli bitki familyası
ocimum :
gre. * okimon (fesleğen) * Lamiaceae familyasına ait, fesleğenleri kapsayan
aromatik bitki cinsi
OCP :
lat., ing. * oralis (ağızdan) (os (ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) +
contraceptivus (doğum kontrol) (contra (karşı, zıt, ters) + ceptus (capere
(almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + pill (hap,
pill (küçük hap, yuvarlak ilaç) (ing.) * gebeliği önlemek amacıyla ağız yoluyla
alınan hormonal doğum kontrol ilacı
OCR :
ing. * optical (optik) + character (karakter) + recognition (tanıma) * basılı
veya el yazısı karakterleri/metinleri görüntüden dijital metne dönüştüren
teknoloji ve yazılım
ocrea :
lat. * ocrea (tozluk, bacak kılıfı, kılıf biçimli örtü) * bazı bitkilerde
yaprak sapının tabanında oluşan, gövdeyi saran zarımsı kılıf yapı, özellikle Polygonaceae
familyasında görülen yaprak kını benzeri yapı
ocrelizumab :
lat. * ocreli (ön ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki,
(humanized monoclonal antibody) ) * CD20 proteini hedefleyen humanize
monoklonal antikor; özellikle multipl skleroz ve bazı immün hastalıkların
tedavisinde kullanılan biyolojik ilacın etken maddesi
octopodidae :
gre., lat. * octo (sekiz) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Yumuşakçalar (Mollusca) şubesine bağlı kafadan
bacaklılar sınıfında yer alan ahtapotları kapsayan, sekiz kollu deniz
yumuşakçalarından oluşan ahtapotgiller familyası
ocumak :
tür. * oc (ateş, yanma) + u (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * küçük
bir ateş tutuşmak, kıvılcım çıkmak, hafifçe yanmak; bir duygu veya ilgi yavaş
yavaş oluşmak
ocypodidae :
gre., lat. * okus (hızlı, çabuk, süratli) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * hızlı hareket eden, özellikle kum
üzerinde süratle koşabilen hayalet yengeçleri, kemancı yengeçleri ve mangrov
yengeçlerini kapsayan yengeçler familyası
OD :
lat. * oculus (göz) + dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki) * sağ göz
için kullanılan tıbbi göz kısaltması
od :
tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + un (isim yapım eki) * ateş yakmak
için kullanılan kurumuş ağaç veya tahta; yakacak malzeme, güç kaynağı (mecazi)
od ana :
tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + ana (anne, dişi ilah) * Türk ve Altay
mitolojisinde ana (anne, dişi ilah)
od ata :
tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + ata (baba, öncel, dede, geçmişteki
soy büyükleri, soy, nesil) * Türk ve Altay mitolojisinde ocak ve aile ateşinin
koruyucusu, ateşin ruhu, ateşin ilahı, ateş ilahı
oda :
tür. * ota (ateş yakılan yer; duman tütmek) (od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) +
a (yer ve isim yapım eki) ) * ateşin yakıldığı, ısının ve ışığın yayıldığı
kapalı mekan; ev veya diğer
yapılarda duvarlarla çevrilmiş, genellikle kapısı bulunan ve farklı amaçlar
için (oturma, uyuma vb.) kullanılan bağımsız bölüm, kapalı yaşam
alanı
oda müziği : tür., gre. * oda (ev veya diğer yapılarda
duvarlarla çevrilmiş, genellikle kapısı bulunan ve farklı amaçlar için (oturma,
uyuma vb.) kullanılan bağımsız bölüm) (tür.) + mousike (Musalara ait
sanat, müzik) (Mousa (Yunan mitolojisinde esin perisi, Musa) + ike (ile ilgili,
-a ait) (dişil), ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * küçük bir enstrüman topluluğu (genellikle iki ila
sekiz yürütücü) tarafından, her sanatçının kendi bağımsız partisini çaldığı ve
geleneksel olarak büyük konser salonları yerine ev içi veya saray odası gibi
samimi mekanlar için bestelenmiş bir klasik batı müziği türü
odak :
tür. * ota (ateş yakılan yer; duman tütmek) (od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) +
a (yer ve isim yapım eki) ) + k (araç eki) * enerjinin, ilginin veya dikkat ve
ışığın toplandığı merkez; düşünce, amaç veya eylem noktası
odd :
nor., ing. * oddi (üçgenin ucu, keskin nokta) (nor.), odd (tek, eş olmayan,
garip) (ing.) * tek sayı, ikiye tam bölünemeyen sayı, aynı zamanda alışılmadık,
garip veya düzensiz olan şey
odd pinnate :
nor., lat., ing. * oddi (üçgenin ucu, keskin nokta) (nor.), odd (tek, eş
olmayan, garip) (ing.) + pinna (tüy, kanat) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) *
yaprak ekseninin ucunda tek bir yaprakçık bulunan, yaprakçık sayısı tek olan
tüysü bileşik yaprak tipi, tek tüysü yaprak
oddi sfinkteri :
ita., alm. * oddi (İtalyan anatomist Giovanni Battista Oddi'nin soyadından)
(ita.) + sphingein (sıkmak, büzmek), sphinkter (sıkıcı, büzücü) (gre.) * safra
kanalı ve pankreas kanalının ince bağırsağa açıldığı yerde bulunan, sindirim
sıvılarının geçişini kontrol eden büzücü kas halkası
odds ratio :
ing., lat. * odd (tek, eş olmayan, garip, olasılık, ihtimal, şans;
karşılaştırmalı şans) + s (çoğul eki) (ing.) + ratio (oran, nispet, ilişki;
kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl
yürütmek + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * belirli bir grupta olma
olasılığının, başka bir gruba göre ne kadar daha fazla olduğunu gösteren,
epidemiyolojide sık kullanılan bir risk ölçüsü; bir olayın belirli bir grupta
meydana gelme olasılığı ile başka bir grupta meydana gelme olasılığı arasındaki
oransal ilişkiyi ifade eden ölçüt (Olayın gerçekleşme olasılığı P = Olayın
gerçekleştiği süje sayısı / Toplam süje sayısı); Odds = Olayın gerçekleşme
olasılığı / Olayın gerçekleşmeme olasılığı = P / (1-P) )
odeon :
gre. * oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) + on (yer, bina eki) * Antik Yunan ve
Roma'da müzik ve şiir gösterileri için kullanılan, tiyatroya benzer küçük salon
veya yapı
odesa :
gre. * odysseus (acı veren, öfkelendiren) (odussomai (öfkeli olmak, nefret
etmek, üzülmek) ) * Yunan şair ve ozan Homeros'un iki destansı şiirinden
(İlyada ve Odesa) birinin ismi
odin :
isk., alm. * wodan (öfke, ilham, heyecan) * İskandinav mitolojisindeki tek
gözlü baş tanrı (wednesday (çarşamba) (wodan (Odin) + day (gün) ) (ing.) )
odinofaji :
gre. * odyne (ağrı, acı, ıstırap) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek,
yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yutkunma sırasında
ağrı duyulması durumu
odiogram :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme
(çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve
şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı
odistile :
fra., lat. * eau (su) + distillatus (damıtılmış, süzülmüş) (distillare
(damıtmak, süzmek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil
mastar eki) ) + tus (gecmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); distillé (fra.) *
damıtılmış su
odisyon :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tio (isim yapım eki)
(lat.); audition (fra.) * ses yeteneğini veya oyunculuk becerisini
değerlendirmek amacıyla yapılan deneme dinlemesi veya sahne provası; müzik,
tiyatro, sinema gibi alanlarda seçim amacıyla yapılan performans sunumu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder