27 Eylül 2026 Pazar

mevcut - miting

mevcut : ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren, oluşturan, var eden) * bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan

mevdu : ara. * vada (koymak, yerleştirmek, tayin etmek) * konulmuş, yerleştirilmiş, tayin edilmiş, mevzu, konu

mevduat : ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak), mevdu (konulmuş, yerleştirilmiş, tayin edilmiş, mevzu, konu) + at (çoğul eki) * konulmuşlar, yatırılmışlar; bankaya yatırılmış paralar, konulmuş ve muhafaza edilen değerler

mevdud : ara. * vadda (sevmek) * sevilmiş, sevgi gösterilmiş

meveddet : ara. * vadda (sevmek), mevdud (sevilmiş, sevgi gösterilmiş) * sevgi, muhabbet; dostluk

mevfur : ara. * fara (tam olmak, tamamlamak, bol olmak, çok bulunmak, eksiksiz var olmak) * tamamlanmış, mükemmel, eksiksiz, kusursuz

mevhibe : ara. * vahaba (karşılıksız vermek, bağışlamak, bahşetmek, hibe etmek) * bağışlanan şey, bahşedilen şey, karşılıksız verilen, hibe edilen şey, bağış, verilen, vergi

mevhibe-i ilahiye : ara. * mevhibe (bağışlanan şey, hibe edilen şey, bağış, verilen, vergi, ihsan, lütuf) + i (tamlama eki) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + iye (ile ilgili, -a ait) * Allah’ın bağışı, ilahi lütuf, Tanrı’dan gelen özel ihsan veya yetenek, Allah vergisi

mevhum : ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek, şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), vehm (mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim (korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet (şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * hayali, gerçek olmayan, zihinde tasarlanan, gerçek olmayıp evhama dayalı olan, vehim

mevize : ara. * vaaza (öğüt vermek, nasihat etmek) * öğüt, nasihat, vaaz, ibret verici söz

mevki : ara. * vaka (yerleşmek, konumlanmak, düşmek, bulunmak, vuku bulmak, cereyan etmek, olmak) * yer, mevki, konum, makam, sosyal statü, bir şeyin bulunduğu veya durduğu yer, durulacak yer

mevkib : ara. * vakaba (yavaş yavaş, dikkatle yürümek) * kafile, kortej, alay, güruh, topluluk, cemaat; erbain yürüyüşü rotasındaki ziyaretçilere hizmet veren istasyonlar

mevkif : ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek, kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma) * durak, durulacak yer; istasyon

mevkit : ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre, saat, çağ, mevsim) * önceden belirtilmiş, tayin ve tespit edilmiş süre, vakit, mehil, vade

mevkud : ara. * vakada (yakmak, ateşlemek, tutuşturmak), ikad (yakma, tutuşturma) * yakılmış, tutuşturulmuş

mevkuf : ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek, kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma), mevkif (durak, durulacak yer; istasyon) * durdurulmuş, tutulmuş, tutuklanmış

mevkufiyet : ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek, kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma), mevkif (durak, durulacak yer; istasyon), mevkuf (durdurulmuş, tutulmuş, tutuklanmış) + iyet (durum eki) * tutulmuş olma, alıkonulma, hapsedilme, bir işin veya durumun askıda kalması, ilerlememesinin durumu, tutuklu olma durumu

mevkut : ara. * vakata (sınırlamak, belirlemek, sınır koymak; vakitlendirmek, zamanlandırmak, zaman belirlemek) * zamanı, süresi veya sınırı belirlenmiş, müddetli, sınırlı süreli, süreli, belirli süresi olan, sürelendirilmiş, vakitlendirilmiş, zamanlı, zamanı belli olan

mevkuze : ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek) * vurulmuş, çarpılmış, darbelenmiş

mevla : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, himaye etmek, idare etmek, yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse; Allah dostu; yöneten, idare eden, yetki sahibi kimse, bir kişinin işlerini yürütme yetkisine sahip kimse, koruyucu, hami, vasi, yönetici) * koruyucu, yardımcı, efendi, sahip, malik, efendi, himayeci, patron, yönetici, birine destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse, dost

mevlana : ara. * mevla (koruyucu, yardımcı, efendi, sahip, malik, efendi, himayeci, patron, yönetici, birine destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse, dost) + na (biz) * "efendimiz, mevlamız" anlamında olan ve ismin önünde yer alan saygı öneki

mevlevi : ara. * mevla (dost, koruyucu, himayeci, patron, efendi, yönetici, birine destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Mevlana’ya veya Mevlevi tarikatına ait olan, Mevlevi tarikatına mensup, Mevlevilere özgü kültür, musikî, sema ve düşünce tarzını ifade eden

mevlevihane : ara., far. * mevla (dost, koruyucu, himayeci, patron, efendi, yönetici, birine destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * Mevlevilerin toplandığı, eğitim ve ibadet yaptığı yer, Mevlevi dergahı veya semahane

mevlid : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), veled (doğan, çocuk) * doğum, doğum yeri veya zamanı; özellikle Hz. Muhammed’in doğum günü, doğum hikayesi veya bu günü anmak için okunan dini metinler ve şiirler; Hazreti Muhammed’in doğumunu, yaşamını anlatan, en ünlüsü Süleyman Çelebi’nin yapıtı olan, mesnevi biçiminde yazılmış yapıtların ortak adı; özellikle Süleyman Çelebi’nin mesnevisinin okunduğu dinsel tören

mevlithan : ara. * mevlid (doğum, doğum yeri veya zamanı) (ara.) + han (okuyan, söyleyen, seslendiren, yapan, eden) (far.) * mevlid okuyan kimse, mevlid merasimlerini yöneten veya icra eden kişi

mevlud : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk), velud (doğurgan, üretken, yaratıcı) * doğmuş, doğmuş çocuk

mevra : ara. * vara (çalkalanmak, sallanmak) * çalkalanarak, sallanarak, mevren

mevrid : ara. * verada (gelmek, varmak, yetmek, erişmek, ulaşmak), vurud (geliş, gelme, varış, varma, erişme, erişim, ulaşma, ulaşım) * varılan yer, erişim yeri; cadde, yol

mevrud : ara. * verada (gelmek, varmak, yetmek, erişmek, ulaşmak), vurud (geliş, gelme, varış, varma, erişme, erişim, ulaşma, ulaşım) * gelmiş, gelen, varan, eren, yeten, yetmiş, erişmiş, ulaşan, ulaşmış, vürud etmiş, vürud eden

mevsık : ara. * vasaka (bağlamak, güvenmek, sağlamlaştırmak), vesika (bağ) * bağlanmış, güvenilir, sağlam, dayanıklı; hukuki veya maddi anlamda sağlam temellere dayanan, sağlamlaştırılmış; yemin, ahd, sözleşme

mevsil : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme) * kavşak, kavuşulacak yer, buluşma yeri; ek yeri, bitişme yeri

mevsim : ara. * vasama (işaretlemek, damgalamak, dağlamak, belirlemek), vesm (damga, işaret, alamet, dağlama) * yıl içinde belirli hava koşullarına ve iklim özelliklerine göre tekrarlanan dönem, sezon, zaman dilimi; bahar, yaz, sonbahar, kış gibi doğa ve iklim düzenine göre sınıflandırılan zaman periyodu, sezon (sima (alamet, eser, yüz, çehre) (ara.), same (aynı, tıpkı, benzer, izi gibi, eseri) (ing.) )

mevsuf : ara. * vasafa (tanımlamak, nitelendirmek, betimlemek, vasıflandırmak), vasf (nitelik, özellik), sıfat (hal, keyfiyet, nitelik) * tanımlanmış, nitelenmiş, vasıflandırılmış, bir sıfat veya ifade ile belirlenmiş; gramerde isim veya nesnenin sıfat tarafından nitelendiği hal

mevsuk : ara. * vasaka (bağlamak, güvenmek, sağlamlaştırmak), vesika (bağ) * bağlanmış, güvenilir, sağlam, dayanıklı; hukuki veya maddi anlamda sağlam temellere dayanan, sağlamlaştırılmış

mevsul : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme) * erişen, kavuşan, buluşab, bitişen, vasıl olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vasıl olmuş, vaslolmuş

mevsut : ara. * vasata (orta konumda olmak, ortada yer almak, denge sağlamak), vasat (orta) * ortada olan, vasat olan, iki şeyin arasında ve iki şeye eşit mesafede olan; ortalanmış

mevt : ara. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölüm, vefat, canın sona ermesi, hayattan ayrılma

mevta : ara. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölü, hayatını kaybetmiş kimse veya canlı; mecaz olarak işlevsiz veya etkisiz hal

mev'ud : ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek ümit vermek) * vadedilmiş, söz verilmiş, gelecek için belirlenmiş (mev'ude (satanizmde adak olarak kurban edilen kız) )

mevut : ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek ümit vermek) * vadedilmiş, söz verilmiş, gelecek için belirlenmiş

mevval : ara. * vaala (ilişkilendirmek, bağlamak), vel (yalan) * Arap müziği ve şiirinde 11. yüzyıldan beri kullanılan beş dizelik sözler üzerine, uzun hava şeklinde, doğaçlama ve ölçüsüz okunan, serbest ölçülü şarkı - ezgi türü, maval; lafı uzatarak yalan, uydurma söz söyleme, maval; şarkı söyleyerek dolaşan dilenci, dilenci şarkısı

mevzi : ara. * vaza, vada (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, indirmek) * yer, konum, mevki; bir askeri birliğin savunma göreviyle bulunduğu uygun yer; düşman savunmasını kırarak ele geçirilen bölge

mevzu : ara. * vazaa, vadaa, ida (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) * konu, tema, bahis, ele alınan mesele; yazılı veya sözlü bir çalışmanın, tartışmanın veya incelemenin odağı, mevdu

mevzuat : ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak), mevzu (konu, tema, bahis, ele alınan mesele; yazılı veya sözlü bir çalışmanın, tartışmanın veya incelemenin odağı) + at (çoğul eki) * konular, temalar; belli bir konuda yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler, yasalar, yönetmelikler, düzenlemeler, bir ülke veya kurum tarafından belirlenen kural ve düzenlemeler bütünü; bir ülkede yürürlükte bulunan yasa, tüzük, yönetmelik, kararname vb.nin tümü

mevzubahis : ara. * mevzu (konu, tema, bahis, ele alınan mesele; yazılı veya sözlü bir çalışmanın, tartışmanın veya incelemenin odağı) + u (tamlama eki) + bahs (soruşturma, araştırma, bir konuyu etraflıca tartışma, münazaa, söz etme, söz yarıştırma; tartışılan konu) * söz konusu, tartışılan veya gündemde bulunan konu; üzerinde durulan mesele

mevzun : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak) * dengeli, ölçülü, uyumlu; edebiyat ve şiirde vezinli, düzenli, ahenkli; mecaz olarak dengeli veya ölçülü davranış

mey : far. * may, mey (şarap, içki) * mayalanmış içki, şarap

meyal : ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme) * eğilimi olan, yüz tutan, yatkın, meyilli

meyan : far. * buyan (kokan, aromatik) * Rusya ve Çin'de yetişen, 120-150 cm'e kadar uzayabilen, mavimsi, mor çiçekleri olan, baklagiller ailesinden çok yıllık bir çalımsı bitki, Glycyrrhiza glabra

meyan : far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) * ara, aralık, orta, vasat, vasıta, ortalama (mean (orta, ortalama) (ing.), moyen (orta, ortalama) (ing.) )

meyan kökü : ara., tür. * meyyan (kamış) (ara.) + kök (asıl, esas, temel, baz) (ara.) + ü (iyelik eki) (tür.) * baklagiller (fabaceae) familyasından, Glycyrrhiza glabra bitkisinin kökü olan, morumsu çiçekli, çok yıllık otsu bir bitkinin toprak altındaki lifli köklerinden elde edilen, içeriğindeki glisirizin maddesi sayesinde şekerden kat kat daha tatlı olan ve hem geleneksel tıpta hem de gıda sanayisinde (meyan şerbeti, şekerleme vb.) yaygın olarak kullanılan aromatik bitki (glykyrrhiza (tatlı kök) (glykys (şeker, tatlı) + rhiza (kök) ) (gre.) )

meyancı : far., tür. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + cı (yapan, eden eki) (tür.) * aracılık eden kimse, aracı

meyane : far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + e (son ek) * orta, ortadaki şey; çorba ve benzeri yiyeceklere lezzet kazandırmak için katılan, tereyağı ve unla yapılan bir tür sos

meydan : far. * midyan, miyan, meyyan (orta, ortalık yer, ara, aralık) * bulunulan yer ve çevresi, ortalık; kentlerde genellikle anıtların, tarihsel yapıtların çevresinde veya yakınında ayrılmış, toplantılar da yapılabilen açık, düz ve geniş yer, alan (medianus (medium (orta, arada, vasat) + anus (durum eki) ) (lat.); médiane (fra.) )

meyhane : far. * may, mey (şarap, içki) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * içki içilen yer, şarap içilen yer, içki evi, taverna

meyhem : fra * maheimer (sakatlamak, bir kişinin savunma yeteneğini kaybetmesine yol açacak şekilde kasten zarar vermek) (Anglo-Fransızca kelime) * bireysel veya toplumsal düzeyde düzenin bozulduğu, akıl ve kontrolün zayıfladığı, olayların kaotik ve öngörülemez bir hal aldığı yoğun kargaşa durumu

meyil : ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), temayül (meyletme, eğilme, yönelme) * bir yöne doğru eğilme, eğik durma, eğilim; bir kimseye, bir şeye karşı duyulan sevgi, istek ve yönelim, eğilim (mecazi)

meyl : ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), temayül (meyletme, eğilme, yönelme) * bir yöne doğru eğilme, eğik durma, eğilim; bir kimseye, bir şeye karşı duyulan sevgi, istek ve yönelim, eğilim (mecazi)

meyletmek : ara., tür. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir yöne, bir düşünceye doğru fiziksel veya düşünsel olarak eğilmek, yaklaşmak

meymenet : ara. * yemin (sağ el) * sağ el, sağ taraf, sağ kol; bereket, uğur, kutluluk

meymum : ara. * yemm (deniz) * denize atılmış

meysem : ara * vasama (işaret koymak, damgalamak, nişanlamak, mühürlemek, işaretlemek), vesm (damga, mühür, işaret) * damga, mühür, işaret; damgalanmış, mühürlenmiş, işaretlenmiş

meyser : ara. * yasara (kolay olmak, rahatlamak), yusr (kolaylık, zahmetsizlik, genişlik), yesir (kolay) * kolaylık

meysir : ara. * yasara, yesere (kolay olmak, kolaylaşmak, kolaylaştırmak, rahatlamak), yusr (kolaylık, zahmetsiz kazanım, emeksiz elde etme) * kolaylık; emek ve üretime dayanmadan şans veya rastlantı yoluyla kazanç elde etmeyi esas alan, taraflardan birinin kazancı diğerinin kaybı üzerine kurulu olduğu için toplumsal ve ahlaki açıdan sakıncalı görülen kumar türü, kumar

meysur : ara. * yasara (kolay olmak, rahatlamak), yusr (kolaylık, zahmetsiz kazanım, emeksiz elde etme), yesir (kolay) * kolaylaştırılmış, kolay kılınmış

meyt : ara. * mata (ölmek, vefat etmek), mevt (ölüm, vefat) * ölü, merhum, hayatını kaybetmiş, cansız, ölü beden, meyyit

meyus : ara. * ye'se (ümitsiz olmak), yeis (ümitsizlik, umutsuzluk) * üzgün, kederli; karamsar, umutsuz, ümitsiz

meyusiyet : ara. * ye'se (ümitsiz olmak), yeis (ümitsizlik, umutsuzluk), meyus (üzgün, kederli; karamsar, umutsuz, ümitsiz) + iyet (isim yapım ve durum eki) * ümitsizlik, karamsarlık, ümitsiz olma hali

meyve : far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) * bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan ve tohumları taşıyan organ; ağaçların yenilecek türden ürünü; bitkiden elde edilen yenilebilir ürün, meyve; mecazen sonuç, kazanç, ürün

meyvedar : far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) * meyve taşıyan, meyve veren; verimli, faydalı, kazançlı

meyvefüruş : far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + füruş (satan) * meyve satan, yemiş satan, manav

meyvehoş : far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + hoş (tatlı, lezzetli) * tatlı meyve, hoş tadı olan meyve; mecazen hoş ve sevimli şey

meyyal : ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme) * eğilimi olan, yüz tutan, yatkın, meyilli

meyyit : ara. * mata (ölmek, vefat etmek), mevt (ölüm, vefat) * ölü, merhum, hayatını kaybetmiş, cansız, ölü beden

meyz : ara. * mayaza (ayırt etmek, ayırmak, seçmek, farklı kılmak; bir yerden bir yere geçme) * ayırma, birşeyi denklerinden üstün tutma; bir yerden bir yere geçme (maze (labirent (ing.) )

mezad : ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak) * bir malın başlangıç bedelinin üzerine katılımcıların art arda daha yüksek teklifler vermesi esasına dayanan ve en yüksek artırımı yapan kişinin satın alma hakkını kazandığı alım-satım yöntemi, artırma ile yapılan satış; tuluk, dağarcık, açık artırma

mezak : ara * zaka (tatmak, tadımlamak, lezzet duymak, zevk almak), zevk (tat alma, lezzet duyma, keyif, hoşluk) * tatma, tadımlama, lezzet duyma, zevk alma

mezalim : ara. * zalama (zorbalık etmek, hak ve adalete aykırı davranmak, haksızlık etmek; karartmak, karanlık kılmak, kararmak, karanlık olmak), zalim (zulmeden, haksızlık eden, zorba), zulm (haksızlık, zorbalık) * baskı altında ezmeler, haksızlıklar, zorbalıklar, zulümler

mezamir : ibr. * zamr (şarkı söylemek), mezmur (şarkı, ezgi) * şarkılar, ezgiler; makamla okunan Zebur sureleri

mezansefalik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beynin orta kısmıyla ilgili olan, özellikle orta beyin yapılarıyla bağlantılı

mezar : ara. * ziyara (uğramak, ziyaret etmek) * ziyaret yeri, ziyaret edilen yer, ziyaretgah; ölen bir kimsenin bedeninin toprağa verildiği ve yaşayanların hem defin hem de ziyaret amacıyla yöneldiği, ölümün somutlaştığı ve hatırlama işlevi taşıyan gömü yeri, insan ölüsünün gömülü bulunduğu yer, kabir

mezat : ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak) * bir malın başlangıç bedelinin üzerine katılımcıların art arda daha yüksek teklifler vermesi esasına dayanan ve en yüksek artırımı yapan kişinin satın alma hakkını kazandığı alım-satım yöntemi, artırma ile yapılan satış; tuluk, dağarcık, açık artırma

mezbaha : ara. * zebehe (boğazlamak, kesmek, kurban etmek), zebh (boğazlama, kesme, kurban etme) * hayvanların dini veya ticari amaçlarla usulüne uygun biçimde kesildiği, et üretimi için düzenlenmiş ve bu işlemin toplu olarak, veteriner denetiminde gerçekleştirildiği özel kesim yeri, salhane

mezbele : ibr., aka. * ziblu (pislik, çöp) (aka.); zabal (dışkı) (ibr.) * çöp atılan yer, çöplük; pislik içinde bulunan yer

mezbelelik : ibr., aka. * mezbele (çöp atılan yer, çöplük; pislik içinde bulunan yer) (ibr., aka.) + lik (isim yapım eki) (tür.) * çok pis yer

mezbuh : ara. * zebehe (boğazlamak, kesmek, kurban etmek), zebh (boğazlama, kesme, kurban etme), mezbaha (kesim yeri, salhane) * kesilen, zebhedilen, boğazlanan, kurban edilen; kesilmiş, boğazlanmış, kurban edilmiş

mezbur : ara. * zabara, zebere (yazmak, kaleme almak, çizmek; kaydetmek, sağlamlaştırmak; bir şeyi sağlamlaştırmak, taşları üst üste yığarak kuyu duvarı örmek, taşa nakşetmek/şekil vermek), zebur (yazı, çizgi) * ismi geçen, yukarıda anılan, yazılı olan, yukarıda yazılı olan, zebredilmiş olan

mezc : ara. * mazaca (karıştırmak, katmak, birleştirmek) * karıştırma, katma, birleştirme

mezcetmek : ara. * mazaca (karıştırmak, katmak, birleştirmek), mezc (karıştırma, katıştırma) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * birbirine katmak, karıştırmak, katıştırmak

mezdekani : gre., ara. * mastika (sakız) (gre.) + ani (iki) (ara.) * Türk musikisinde eski bir makam

mezdeke : gre. * mastika (sakız) * sakızağacından elde edilen reçineden yapılmış alkollü içki; Mısırlı kadınların kına gecelerinde yaptıkları peçeli bir dans; üç kadından oluşan arabesk dans grubu

meze : far. * maza (tadım, tat) * içki içerken yanında yenilen her türlü ve genellikle hafif yiyecek

mezellet : ara. * zalla (aşağılamak, hakir görmek, küçük görmek, zelil görmek, zelil kılmak, alçaltmak, haysiyetsiz ve hakir etmek), mazlul (aşağılanmış, küçümsenmiş, zelil kılınmış), zelil (aşağılık, alçak, bayağı, adi, hor, hakir) * bayağılaşma, alçalma, adileşme, zelilleşme

mezengial : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * böbrek glomerülünde bulunan, damarların ortasında yerleşmiş ve yapısal ile bağ dokusu işlevi gören hücreler ve destek dokusu (mezangial hücreler, mezangium dokusu)

mezenkim : gre. * mesenchyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) ) * embriyonik bağ dokusu; vücutta organlar ve dokular arasında destek ve bağlayıcı işlev gören hücreler ve lifler topluluğu

mezenkimal : gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mezenkim ile ilgili

mezenkimal hamartom : gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + hamartoma (yanlış oluşum, hata, bozuk gelişim) (harmartia (hata, kusur; yanlış) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) * mezenkimal kökenli, yani embriyonik bağ dokusundan gelişen, genellikle karaciğer ve akciğerde görülen iyi huylu tümöral malformasyon

mezensefalon : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + on (son ek) * beynin pons ile diensefalon arasında yer alan ve görsel, işitsel refleksler ve motor kontrolle ilişkili olan bölümü, orta beyin

mezenşim : gre. * mesenchyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) ) * embriyonik bağ dokusu; vücutta organlar ve dokular arasında destek ve bağlayıcı işlev gören hücreler ve lifler topluluğu

mezenşimal : gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mezenkim ile ilgili

mezenter : gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) * bağırsağı karın arka duvarına bağlayan zar

mezenterik : gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsağı karın arka duvarına bağlayan zar ile ilgili

mezenteryum : gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) (gre.) + ium (oluşum ve durum eki) (lat.) * bağırsakları arka karın duvarına bağlayan, peritonun çift kıvrımından oluşan bir organ

me'zer : ara. * zara (korumak, sığınmak) * sığınacak yer, korunak, sığınak, melce (miseria, misery, misère (sefalet, sığınma yerine ihtiyaç durumu) (lat., ing., fra.) )

mezestre : gre. * mes, mesos, meson (yarı, orta) + ustios, histos (direk, sütun, kolon, gemi direği, dokuma tezgahı, yapı; dokunun temelini oluşturan yapı) * yarıya kadar indirmek; pankartın direğin yarı yüksekliğine kadar çekilmesi

mezgit : gre. * muzgouti (mustela (küçük köpekbalığı, balık türü) + gouti (küçültme eki) ) * mezgitgillerden, Avrupa denizlerinde, Akdeniz’de ve özellikle Karadeniz’de bol bulunan, oldukça diplerde yaşamayı seven, ortalama 20-25 cm. boyunda, ince uzun gövdeli, kirli sarıyla karışık kurşuni renkli, eti hafif, beyaz ve lezzetli bir balık, tavuk balığı, gadus merlangus

mezh : ara. * zaha (hafifletmek, neşelendirmek, hoşlaştırmak) * insanın düşünce ve duygularını güldürücü, hafifletici veya eleştirel bir şekilde ifade ederek hem eğlence sağlama hem de toplumsal veya bireysel durumları yorumlama sanatı ve anlayışı, latife, şaka, mizah

mezheb : ara. * zehebe (ayırmak, ayrılmak, gitmek, uzaklaşmak, gidermek) * gidiş, ayrılış, yol, rota; anlayış, görüş, inanç, kanı, izleyiş; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her biri

mezhep : ara. * zehebe (ayırmak, ayrılmak, gitmek, uzaklaşmak, gidermek) * gidiş, ayrılış, yol, rota; anlayış, görüş, inanç, kanı, izleyiş; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her biri

mezid : ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak), ziyade (çok, fazla, artmış) * arttırılmış, eklenmiş, çoğaltılmış, fazlalaştırılmış

mezitli : ara., tür. * mezid (arttırılmış, eklenmiş, çoğaltılmış, fazlalaştırılmış) (ara.) + li (ile, birlikte, beraber) (tür.) * Mersin’in bir ilçesi

meziyet : ara. * zayy (fazilet, üstünlük, erdem) * üstün özellik, erdem, fazilet, üstün nitelik; olumlu yön, değer (mecazi)

mezk : ara. * zaka (tatmak, tadımlamak, lezzet duymak, zevk almak), zevk (tat alma, lezzet duyma, keyif, hoşluk) * tatma, tadına bakma; tatma yeri

mezkur : ara. * zekere (anmak, hatırlamak), zikr (anma, hatırlama) * anılan, hatırlanan, bahsi geçen, söz konusu, adı geçen, belirtilen

mezlosilin : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + ciline (penisilin sınıfı eki) (lat.) * özellikle gram-negatif ve anaerobik bakterilere karşı etkili, sodyum tuzu veya ester formunda β-laktam sınıfı antibiyotik (C21H24N5O8S2)

mezmum : ara. * zamma (kınamak, yermek; ayıp, kusur) * kınanan, yerilen, ayıplanan, suçlanan, kötülenen; Türk musikisinde hüzünlü veya kınayıcı duyguları ifade eden, aksak veya devr-i kebir usulünde icra edilen, rast perdesi temel alınarak rast, segah veya hüseyni dizilerinden oluşturulan ve ton aralıkları ile mikrotonal perdesel farklılıklarla karakterize edilen 7-12 perdeli melodi sistemine sahip olan makam

mezmumen : ara. * zamma (kınamak, yermek; ayıp, kusur), mezmum (kınanan, yerilen, ayıplanan, suçlanan, kötülenen) + en (gibi, olarak) * ayıplanmış, kınanmış, yerilmiş, suçlanmış, kötülenmiş

mezmur : ibr. * zamr (şarkı söylemek) * şarkı, ezgi; Tanrı’yı övmek, övgü ve ibadet amacıyla söylenen şiirsel ve melodik dini eser

mezoderm : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * embriyolojide ektoderm ve endoderm arasında gelişen orta tabaka olan ve kas, kemik, bağ dokusu, damar sistemi ve iç organların büyük kısmını oluşturan germ tabakası

mezodiaminopimelik asit : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + diamino (iki amino grubu) (di, dyo (iki) + amino (amino) ) + pimelikos (heptan diykarboksilik asit zinciri) (gre.) + acidum, acydus (ekşi, asit) (lat.) * peptidoglikan sentezinde rol oynayan, gram-negatif bakterilerde bulunan orta zincirli iki amino gruplu dikarboksilik organik asit (C7H14N2O4)

mezofil : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * ılıman sıcaklıkları seven ve orta sıcaklıklarda (yaklaşık 20-45 °C) en iyi gelişen mikroorganizma veya organizma; özellikle gıda mikrobiyolojisi ve ekoloji bağlamında kullanılan terim

mezofit : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * orta derecede su bulunan ortamlarda yaşayan, kurakçıl (kserofit) ve sucul (hidrofit) bitkiler arasında yer alan, normal veya orta nem koşullarına uyum sağlamış bitki grubu

mezogezegen : gre., tür. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + gezegen (kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + egen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (tür.) * boyutları küçük gezegenler ile daha büyük karasal gezegenler arasında kabul edilen varsayımsal gezegen sınıfı; genellikle Merkür ile Mars arasındaki büyüklük aralığı veya Dünya altı kütleli gezegen

mezokarp : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + karpos (meyve, tohum) * meyve duvarının (perikarpın) orta tabakasını oluşturan, genellikle etli ve besin depolayan bölüm; özellikle şeftali, erik, kiraz gibi sert çekirdekli meyvelerde yenilen etli kısım

mezokolon : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + kolon (kalın bağırsak, bükülmüş bağırsak) * bağırsağın kalın bağırsak bölümünü karın duvarına bağlayan, bağırsakları stabilize eden ve damar, sinir iletimini sağlayan orta bağırsak dokusu, yani kolonun peritonla bağlantısını oluşturan mesenterik yapı

mezokortikal : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk, beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * beynin orta bölgesindeki kortikal alanlarla ilişkili olan, özellikle prefrontal korteks ve dopaminerjik yollar üzerinde etkili olan nöroanatomik veya nörofizyolojik yapı veya işlev

mezokortikolimbik : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk, beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * beynin orta bölgesinden prefrontal korteks ve limbik yapılara uzanan dopaminerjik sinir yolaklarını ifade eden, ödül, motivasyon, öğrenme ve bağımlılık mekanizmalarında temel rol oynayan nöral sistem

mezolimbik : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * orta beyinden (özellikle ventral tegmental alan) limbik yapılara (nucleus accumbens, amigdala, hipokampus) uzanan dopaminerjik yolakları tanımlayan, ödül, haz, motivasyon ve bağımlılık süreçlerinde kritik rol oynayan nöral devre

mezomelik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kolların ve bacakların orta kısımlarında (önkol, baldır) görülen orantısız kısalık veya gelişim bozukluğu ile karakterize konjenital iskelet displazisi

mezomorf : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + morphe (form, şekil, biçim) * orta yapılı, kaslı ve atletik vücut tipini ifade eden somatotip sınıflandırmasında kullanılan terim

mezomorfik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + morphe (form, şekil, biçim) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orta düzeyde gelişmiş veya orta tipte yapısal özellik gösteren, özellikle bitki ekolojisinde orta nem koşullarına ve orta büyüme özelliklerine uyum sağlamış (organizma veya yapı)

mezon : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) * kuark-antikuark çiftinden oluşan, kütlesi elektron ile proton arasında kalan, güçlü etkileşimleri taşıyan hadron alt sınıfından hadronik atomaltı parçacık

mezonefridyum : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + idion (küçültme eki) (gre.); ium (lat.) * bazı omurgasızlarda görülen, metanefridyumdan önceki evrimsel tipte boşaltım organı olan, vücut boşluğundaki sıvıyı süzen ve dışarı atan nefridyal yapı

mezonefrik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili, -a ait) * embriyonik gelişimde geçici böbrek işlevi gören mezonefroz veya buna bağlı yapılarla ilgili olan

mezonefroid : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) + nephros (böbrek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * embriyoda orta böbrek (mezonefros) yapısına benzeyen veya onunla ilgili olan gelişimsel doku veya organ formasyonu

mezonefroz : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + osis (durum, sorun ve isim yapım eki) * omurgalı embriyosunda pronefrozdan sonra gelişen, metanefrozdan önce ortaya çıkan geçici böbrek evresi; embriyonik dönemde boşaltım işlevi gören orta böbrek

mezonik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orta konumda bulunan, orta düzeyle veya ara durumla ilişkili olan, ortaya ait, orta özellik gösteren

mezoplanet : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + planet (bir yıldız etrafında yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare) (planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta (küçültme eki) (lat.); planète (fra.) ) * boyutları küçük gezegenler ile daha büyük karasal gezegenler arasında kabul edilen varsayımsal gezegen sınıfı; genellikle Merkür ile Mars arasındaki büyüklük aralığı veya Dünya altı kütleli gezegen

mezopotamya : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + potameia (akarsu yeri, nehir yeri) (potamos (akarsu, nehir) + eia (isim, yer ve durum eki) ) * Orta Doğu'da, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölge

mezosfer : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya atmosferinin stratosfer ile termosfer arasında, yerden yaklaşık 50-85 km yükseklikte bulunan ve sıcaklığın yükseldikçe -90 °C’ye kadar düştüğü orta tabakası

mezotelyoma : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + thele (örtü, zar) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * akciğer, karın veya kalp boşluğunu örten mezotelyum hücrelerinden kaynaklanan, çoğunlukla asbest maruziyeti ile ilişkili malign tümör

mezotelyum : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + thele (örtü, zar) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * akciğer, karın ve kalp boşluklarını örten, organları koruyan, kayganlık sağlayan ve sıvı üretimi ile sürtünmeyi azaltan ince seröz zar tabakası niteliğindeki epitel doku

mezozoik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Dünya tarihindeki orta zaman dilimini ifade eden jeolojik dönem (≈ 252-66 milyon yıl önce) ve bu dönemde dinozorlar, ilk kuşlar ve çiçekli bitkiler dahil birçok hayvan ve bitki grubunun evrimleştiği zaman dilimi

mezozom : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) * bakterilerin hücre zarında gözlenen içe doğru katlanmalar veya invajinasyonlar; hücre bölünmesi, DNA replike edilmesi ve enzimatik aktivitelerde rol oynadığı düşünülen yapılar (modern görüşe göre preparasyon sırasında oluşan artefakt olabilir)

mezra : ara. * zara (atmak, fırlatmak, savurmak, saçmak, tohum atmak), ziraat (atma, fırlatma, tarım) * seyrek aralıklı birkaç evlik kırsal yerleşim yeri; ekime elverişli toprak veya ekilen yer, tarla, ekenek

mezru : ara. * zara (atmak, fırlatmak, savurmak, saçmak, tohum atmak), zira (ölçü, arşın), ziraat (atma, fırlatma, tarım) * arşınlanmış, ölçülmüş; Osmanlı döneminde arazinin sınırları belirlenmiş, yüzölçümü tayin edilmiş veya resmi olarak ölçülmüş toprak parçasını ifade eden terim (measure (ölçü) (ing.), mesure (fra.) ); ekilmiş, tohum ekilmiş yer

mez'umen : ara. * za'ma (yermek, eleştirmek) * yerilmiş, eleştirilmiş

mezun : ara. * ezene (izin vermek, müsaade etmek, serbest bırakmak) * eğitim kurumunu başarıyla tamamlayan ve diplomasını alan kişi, izinli; bir işten, görevden veya yükümlülükten serbest bırakılmış olan (mecazi)

mezuniyet : ara. * ezene (izin vermek, müsaade etmek, serbest bırakmak), mezun (eğitim kurumunu başarıyla tamamlayan ve diplomasını alan kişi; bir işten, görevden veya yükümlülükten serbest bırakılmış olan (mecazi) ) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bir eğitim kurumunu başarıyla tamamlama durumu veya bu tamamlamaya ilişkin resmi belge, diploma veya törensel süreç, mezun olma

mezura : lat. * mensurare (ölçmek, tartmak, değerlendirmek), mensura (ölçme, ölçüm) (lat.); measure, mesure (ing., fra.) * uzunluk, mesafe veya yüzey ölçmek için kullanılan şerit veya çubuk şeklindeki ölçü aracı; özellikle terzilik, inşaat ve mühendislikte standart ölçü birimlerini belirlemeye yarayan pratik alet

mezür : lat. * mensurare (ölçmek, tartmak, değerlendirmek), mensura (ölçme, ölçüm) (lat.); measure, mesure (ing., fra.) * bir nesnenin, olayın veya kavramın büyüklüğü, miktarı veya derecesi; uzunluk, hacim, ağırlık veya zaman gibi niceliklerin birimi veya standart ölçüsü; plan, önlem veya yöntem (mecazi)

mezzo : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) * müzikte ses aralığını tanımlamak için kullanılan terim (özellikle “mezzo-soprano” (orta soprano) veya “mezzo-forte” (orta güçlü) gibi dinamik ve vokal sınıflarda orta dereceli ses veya şiddeti ifade eder.)

mezzo forte : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + fortis (güçlü, kuvvetli) (lat.); mezzo forte (ita.) * müzikte orta güçlü çalma veya söyleme derecesini ifade eden, notada genellikle mf ile gösterilen ve sesin ne çok güçlü ne de çok yumuşak, orta derecede kuvvetli olmasını belirten dinamik işaret

mezzo piano : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); mezzo piano (ita.) * müzikte orta yumuşak çalma veya söyleme derecesini ifade eden, notada genellikle mp ile gösterilen ve sesin ne çok yumuşak ne çok güçlü, orta derecede sessiz olmasını belirten dinamik işaret

mezzo soprano : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + supernus (üst, üstün, yüksekte olan, yukarıda olan) (lat.); mezzo soprano (ita.) * kadın vokal ses tipi sınıflandırmasında soprano ile alto arasında yer alan orta yüksek ses aralığına sahip olan, genellikle yaklaşık A3 - A5 aralığında ses veren ve hem melodik hem de armonik rollerde kullanılan şarkıcı veya ses

Mg : gre., lat. * magnesium (Magnesia (Antik Yunan'da günümüzde Türkiye sınırları içindeki Manisa bölgesiyle ilişkilendirilen yer adı) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 12 olan, periyodik tablonun 2. grubunda bulunan, hafif, gümüş beyazı renkli ve kolay alaşım oluşturan, hafif metal alaşımlarında, havai fişeklerde, otomotiv parçalarında ve biyolojik sistemlerde kullanılan bir toprak alkali metal element

mıcır : erm., ara. * mocir, mcir (çakıl, taş veya kömür kırıntısı) (erm.); micre, mıcır (küçük taş, çakıl, maden filizinin artığı, maden eritilirken çıkan cüruf; toplanan, bir araya getirilen yer) (ara.) * inşaat ve yol yapımında stabilizasyon amacıyla kullanılan, beton veya asfalt karışımlarında dolgu ve drenaj malzemesi olarak işlev gören, genellikle 2-20 mm çapında küçük, keskin kenarlı taş parçacıkları

MIDI : ing. * musical (müzikke ilgili) + instrument (alet, cihaz, enstrüman) + digital (sayısal) + interface (arayüz) * müzik enstrümanı dijital arayüzü; elektronik müzik aletleri ve bilgisayarlar arasında gerçek zamanlı veri alışverişini sağlayan, endüstri standardı haline gelmiş yaygın bir iletişim protokolü

mıgır : erm. * mıgırdıç (gürbüz, yiğit) * ufak tefek, cılız, küçük, değersiz, işe yaramaz (oyun kağıdı veya eşya); titiz; parası olduğu halde harcamaya kıyamayan, cimri veya pinti

mıgri : tür. * mungri, zmygros, smyros (deniz yılan balığı) * congridae (mığrıgiller) familyasından yılan balığına benzeyen, ekonomik değeri yüksek, eti lezzetli ancak çok kılçıklı olan ve genellikle kayalık deniz diplerinde yaşayan yırtıcı bir deniz balığı türü (conger conger), mığrı

mığrı : tür. * mungri, zmygros, smyros (deniz yılan balığı) * congridae (mığrıgiller) familyasından yılan balığına benzeyen, ekonomik değeri yüksek, eti lezzetli ancak çok kılçıklı olan ve genellikle kayalık deniz diplerinde yaşayan yırtıcı bir deniz balığı türü (conger conger), mıgri

mıh : far. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) * genellikle metalden yapılmış, sivri uçlu ve başlı çivi türü; ahşap veya benzeri malzemeleri birbirine tutturmak için çakılan küçük ama sağlam araç

mıhlamak : far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * mıhla tutturmak, çakmak, çivilemek; bir kimseyi veya bir şeyi yerinden ayrılamaz, kımıldayamaz duruma getirmek (mecazi)

mıhlayıcı : far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + la (etken fiil eki) + yıcı (yapan, eden eki) (tür.) * değerli, yarı değerli ve sentetik taşların, kıymetli ve kıymetsiz metallere montaj (mıhlama) işlemini yapan kişi

mıhsıçtı : far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + sıç (sırı (bulaştırmak, dışkılamak) + ış (edilgen fiil eki) ) + tı (geçmiş zaman eki) (tür.) * elisıkı, cimri, pinti

mıhtab : ara. * hatab (odun) * balta gibi odun kesmekte kullanılan alet

mıklep : tür. * kalaba (dönmek, döndürmek, çevirmek, ters döndürmek, tersine çevirmek) * ciltli kitapların sol cilt kapağında bulunan ve okunmakta olan yeri belli eden, ucu üçgenimsi, katlanabilir parça; döndürücü, çevirici

mıknatıs : gre. * magnes (mıknatıs özellikli taşların ilk bulunduğu Yunanistan'ın antik Teselya bölgesindeki Magnesia isimli bölgeden) + lithos (taş, kaya) * demir, nikel veya kobalt gibi bazı metalleri çeken ve manyetik alan oluşturan doğal veya yapay manyetik cisim; elektrik ve manyetizma uygulamalarında temel araç

MIME : ing * multipurpose (çok amaçlı) + internet (internet) + mail (posta) + extensions (uzantılar) * e-postalarda farklı dosya türlerinin taşınmasını sağlayan standart

mın : mıs. * mın, min (sabit olan, kalıcı olan, firmament (gök kubbe) * Mısır mitolojisinde, bitki ve hayvan üretimi ile ilişkilendirilen ve genellikle güç, doğurganlık ve koruyucu özelliklerle tasvir edilen fallik nitelikli bereket, tarım ve üretim tanrısı

mıncık : tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) * kedi gibinküçük hayvanların yumruğu

mıncıklamak : tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * parmaklarla bastırarak veya ovuşturarak sıkmak, yoğurmak veya ezmek eylemi; şefkatle veya sinirle bir şeyi hafifçe sıkmak (mecazi)

mıncırık : tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) + rık (isim yapım eki) * küçük, afacan, zeki (çocuk)

mıntıka : ara. * nataka (kuşatmak, sarmak, çevrelemek), nitak (kuşatma, kordon, kuşak), mintaka (kuşak, zon, bölge, alan) * coğrafi veya idari olarak belirli sınırlarla tanımlanmış saha, bölge veya alan

mınzar : ara. * nazara (vakmak), nazar (bakma, bakış) * röntgen; bakma aleti

MIPS : ing. * million (milyon) + instructions (komutlar, talimatlar) + per (her, beher) + second (saniye) * bir işlemcinin saniyede gerçekleştirebildiği komut sayısını ifade eden performans ölçüsü

mır : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) * hayvanların ve özellikle kedilerin çıkardığı mırlama sesi; mecazen huzur veya memnuniyet ifadesi

mırıldanmak : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + dan (ek) + mak (fiil mastar eki) * düşük sesle ve genellikle anlaşılmaz bir şekilde şarkı veya söz söylemek; kedilerin mırlama sesini andıran hafif ve sürekli ses çıkarmak

mırıltı : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * mırlama, mırıldanma sesi

mırın kırın : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ın (edilgenlik eki) + kır (bölmek, ayırmak, parçalamak, koparmak, kopmak, çatlamak, bütünlüğü bozulmak) + ın (edilgenlik eki) * bir isteği kabul etmeme, nazlanma

mırlamak : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * (kedi) mırıltı biçiminde ses çıkarmak, mırıldanmak

mırlan : gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus

mırmır : gre., lat. * (myron (müre, hoş koku, reçine) (gre.) + us (son ek) * müre ile ilişkili, hoş kokuyla ilgili; bir tür yılan balığı (echelus myrus)

mırnav : tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + nav (kedi sesinden onomatopeik kelime) * kedi sesi

mırra : ara. * murr (acı) + a (gibi, ile ilgili) * Arap coğrafyasına özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahvedir

mıs'ad : ara. * sa'da (yükselmek, yukarı çıkmak; tırmanmak) * merdiven, yükseğe çıkmakta kullanılan alet, asansör

mısdak : ara. * sidk (doğruluk), sadik (doğru), sadaka (doğrulamak; doğru olmak, sözünde durmak, doğruluğunu göstermek; içtenlik göstermek), tasdik (doğrulama) * doğrulayıcı; bir yargıya varabilmek veya bir değer biçebilmek için başvurulan ilke, ölçü, ölçüt

mısır : ara. * misr (şehir, ülke, diyar) * Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri boyunca uzanan, batısında Libya, güneyinde Sudan, kuzeyinde Akdeniz, doğusunda İsrail ve Gazze Şeridi ile Kızıldeniz bulunan ülke

mısır : tai. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü) * tahıl üreten uzun ve kalın bir ot olan, yapraklı sapı üzerinde polen üreten erkek çiçek salkımları veya püskülleri ile başak adı verilen dişi çiçek salkımlarını oluşturan ve bu başaklardan çekirdek veya tohum olarak bilinen tahılları veren bir bitki

mısır ekmeği : tai., tür. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü) (tai.) + ekmek (pişirilmiş hamur) + i (iyelik eki) (tür.) * mısır unundan yapılan, genellikle fırın veya sac üzerinde pişirilen, temel besin maddesi olarak tüketilen ve kültürel mutfaklarda önemli bir yere sahip ekmek türü

mısır gevreği : tai., tür. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü) (tai.) + kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + rek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) (tür.) * mısır tanelerinin buharda pişirilip kurutularak gevrek yapıda ince parçalar haline getirildiği kahvaltılık yiyecek

mıskal : gre, far. * mıskal, musikar (mousike (ezgi) (gre.) + kar (yapan, eden, işleyen; edilen şey, iş, mahsul, getiri) (far.) * gagasındaki deliklerden rüzgar estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu; her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük, musikar

mıskala : ara. * sakale (ağır gelmek; tartmak, ölçmek), sikal (ağırlık), miskal (ölçü, tartı) * metal yüzeyleri parlatmak, temizlemek veya aşındırmak için kullanılan, genellikle sert ve küçük taneli veya tel yapıda el aleti

mısmıl : far. * besmele (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (ad) + il, el (ilah, tanrı) * eti yenilebilen, murdar olmayan (Allah'ın ismi ile olan)

mısr : ara. * misr (yerleşim yeri, ülke, şehir) * yerleşim yeri, ülke, şehir

mısra : ara. * sara (indirmek, düşürmek, yere çalmak; şiirin beytini iki mısralı yani iki kafiyeli, kapıyı iki kanatlı yapmak) * kapının iki kanadından her biri; bir şiirin her bir beytinin iki kısmından her biri

mıstar : ara. * satr (satır, sıra; yazı sırası) * yazının düzgün yazılmasını, satırların doğru gösterilmesini sağlayan alet; duvarcıların ve sıvacıların sıvayı, betonu düzeltmek için kullandıkları, ensiz, uzun ve düz tahta; tümleç alan ve ad gibi kullanılan, kişi ve zaman bildirmeyen, ancak olumlu veya olumsuz biçimleri bulunan eylemsel kelime (örneğin gitmek, gitmemek, gitme, gidiş gibi) (mystery, mystère (mistik ve dini açıdan doğru ve gerçek olan, sır, giz, esrar) (ing., fra., alm.) )

mışıl : tür. * mışıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) * rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyuma halini tasvir eden kelime ("mışıl mışıl uyumak" deyiminde geçen bir kelime)

mı'ta : ara. * ata (vermek, bağışlamak, bahşetmek) * bahşişi ve hediyesi çok olan kişi

mıt'am : ara. * ta'ama (yemek yemek) * yemek yediren; yiyici, fazla yiyen

mıtrıp : ara. * taraba (coşmak, duygusal olarak yoğunlaşmak, neşe veya hüzünle kendinden geçmek) * coşturan, ruhsal titreşim uyandıran veya duygulandıran kişi; müzisyen, çalgıcı topluluğu; çingene; huy; yaratılış; bamtel; bencil, elisıkı, cimri

mıymıntı : tür. * mıymıntı (ses yansımalı onomatopeik kelime) * insanın sabrını tüketecek denli yavaş ve nazlanarak, istemez gibi, ağır ağır iş gören, her işinde de yavaş ve beceriksiz (kimse), pısırık, mızmız, aşırı yavaş ve ağır davranan, tembel

mızıka : gre., ita. * mousike (mous, mus (ilham) + ike, iki (-lı, gibi olan) (gre.); muscia (ita.) * melodik ve ritmik sesler çıkaran taşınabilir müzik aleti, armonika, bando; üflemeli küçük müzik aleti

mızıkçı : tür. * sıvık (sulu, cıvık, akıcı) * küçük nedenler bularak oyunbozanlık eden, sudan nedenlerle işten, oyundan kaçan, oyunu sonuna değin götürmeyen (kimse), cayan, vazgeçen, bozan

mızıldanmak : tür. * mızıl (ses yansımalı onamatopeik kelime) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yakınarak, şikayet ederek söz etmek, konuşmak

mızımak : tür. * sıvık (sulu, cıvık, akıcı) + mak (fiil mastar eki) * oyunbozanlık etmek, mızıklanmak

mızırdanmak : tür. * mızıl (ses yansımalı onamatopeik kelime) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yakınarak, şikayet ederek söz etmek, konuşmak

mızmız : tür. * mız mız (ses yansımalı (onomatopeik) kelime * hiçbir şeyden memnun olmayan; tembel, uyuşuk

mızrak : ara. * zaraka (vurmak, batırmak, saplamak, delmek) * uzun saplı ve ucunda sivri, batıcı bir demir bulunan, atılarak kullanılan bir silah

mızrap : ara. * daraba (vurmak, çarpmak, darbelemek), darb (vurma, çarpma) * telli çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından yapılan alet, çalgıç, tezene, midrab

mi : lat. * mira (şaşılacak şey, mucize, harika) + gestorum (eylemler, işler, faaliyetler, başarılar) * Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin üçüncü notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut

mia : ara. * em'a (bağırsak) * sindirim sisteminin, midenin sonundan anüse kadar olan, incebağırsak ile kalınbağırsaktan oluşan bölümü

miad : ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek ümit vermek), vaad (söz verme) * bir işin, borcun, görevin veya hukuki bir durumun geçerli sayıldığı, tamamlanması veya sona ermesi gereken önceden belirlenmiş zaman dilimi, vade

mianserin : lat. * mian (uluslararası ilaç adlandırmasında belirli bir kimyasal iskeleti ve trisiklik yapıyı çağrıştıran yapay kök) + serin (INN sisteminde merkezi sinir sistemi üzerinde etkili psikotrop maddelerde kullanılan adlandırma unsuru) * Depresyon tedavisinde kullanılan, başlıca olarak alfa-2 adrenerjik ve bazı serotonin reseptörlerini bloke ederek beyindeki nörotransmitter dengesini düzenleyen, sedatif etkisi de bulunan tetrasilik yapılı bir antidepresan ilacın etken maddesi (C18H20N2)

miasma : gre. * miainein (kirletmek, lekelemek) + sma (isim yapım eki) * kirlilik, bulaşıcı hava; salgın hastalıklara yol açtığına inanılan buhar halindeki soluk, etken; yoğun buharlı bir yayılım

mibzer : ara. * bezr (tohum, tane), bezere (tohum ekmek, saçmak) * tohum ekme aracı

michelin yıldızı : fra., tür. * Michelin (Michelin markası, Fransız lastik ve rehber firması) (fra.) + yıldız (ışık yayan gök cismi; derece, kademe, ödül sembolü) + ı (iyelik eki) (tür.) * restoranların yemek kalitesi, sunum, servis ve gastronomik mükemmeliyet açısından değerlendirilip ödüllendirildiği, 1’den 3’e kadar derecelendirilen prestijli uluslararası gastronomi ödülü (sürücülere restoran ve otel rehberi sağlamak amacıyla 1900’lerde Fransız lastik şirketi Michelin tarafından başlatılan rehber uygulamasından)

michelson–morley deneyi : ing., tür. * Michelson (Amerikalı fizikçi Albert Abraham Michelson'un soyadından) + Morley (Amerikalı kimyager ve fizikçi Edward Williams Morley'nin soyadından) + deney (tecrübe, test) + i (iyelik eki) (tür.) * ışığın yayılması için varsayılan esir ortamına göre Dünya'nın hareketini saptamaya yönelik olarak 1887 yılında gerçekleştirilen, ışık hızının farklı yönlerdeki değişimini ölçmeyi amaçlayan ve özel görelilik kuramının gelişmesine zemin hazırlayan interferometri deneyi, esir hipotezini sınayan fizik deneyi

micmer : ara. * cemr (köz, kor) * içinde tütsü yakılan kap, tütsü kabı, buhurdan

microhyla : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) * Güneydoğu Asya ile Doğu Asya bölgelerinde yaşayan, küçük yapılı kurbağaları kapsayan, Microhylidae familyasına ait bir kurbağa cinsi

microhylidae : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * küçük ağızlı kurbağaları kapsayan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan, küçük yapılı ve ağız açıklıkları dar olan kurbağalar familyası

microseris : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + seris (hindiba) (lat.) * Asteraceae familyasına ait, küçük çiçek başlı otsu bitki cinsi

microsporangium : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde (çiçekli bitkiler, eğrelti otları vb.) erkek üreme hücreleri olan mikrosporları (çiçek tozlarını/polenleri) üreten ve barındıran kesecik veya kapsül şeklindeki yapı

microtidae : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tarla fareleri ve akraba küçük kemiricileri kapsayan, Cricetidae familyası içinde yer alan eski sınıflandırmalarda kullanılan familya adı

microtus : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * kemiriciler ailesinin arvicolinae altfamilyasına bağlı, küçük boyutlu, kısa kuyruklu ve genellikle otçul türleri kapsayan fare benzeri kemirici cinsi, çayır faresi

miçel : lat. * micellus (küçük tane, küçük küme) * su içinde yağ veya yüzey aktif madde moleküllerinin oluşturduğu küçük küme veya topak; yüzey aktif maddelerin sudaki çözünürlüğünü ve dağılımını sağlayan yapılar

miçetizm : gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); mycetismus (lat.) * mantarların neden olduğu zehirlenme veya enfeksiyon durumu; mikotoksinlerin yol açtığı hastalıklar ve mantar kaynaklı toksik etkiler

miçetoma : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mantar topu; deri ve deri altı dokularda mantar veya bakteriler nedeniyle oluşan, fistül ve granüllerle seyreden, etkilenen bölgede tümöre benzer topak veya yumru şeklinde lezyonların, granülomların oluşmasına sebep olan, özellikle tropikal bölgelerde görülen “madura ayağı” olarak da bilinen kronik, nodüler ve tümörsü enfeksiyon hastalığı

miço : isp., ita. * mocho (oğlan, çırak) (isp.), mozzo (gemi yamağı) (ita.) * gemicilik bilgisi olmayan, henüz acemi durumdaki tayfa çocuk, tayfa yamağı, muço; meyhaneci çırağı

midad : ara. * mada (akmak, yayılmak, devam etmek) * mürekkep, yazı mürekkebi

midan : far. * maydan (açık alan, ortalık yer, meydan) * boşamada kullanılan sözleri söyler söylemez, evliliği sona erdiren boşama (kadının nikah bağından çıkarılarak tek başına, serbest veya "ortada/açıkta" bırakılması bağlamından)

midazolam : gre. * imidazole (imide (ammonia (amonyak) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) + azo (a (yok, zıt) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) ) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + azepam (benzodiazepin sınıfı ilaç isimlerinde kullanılan kimyasal ve farmakolojik bir ek) * anestezi, prosedürel sedasyon, uyku sorunları ve şiddetli ajitasyon için kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı, anestezik ve antikonvülzan etki gösteren, diazepam türevlerinden, “imi-dazol” halkasına sahip benzodiazepin sınıfı bir benzodiazepin ilacı etkin maddesi

mide : ara. * a"da (emanet bırakmak, içine koymak), mi'da * omurgalılarda, sindirim sisteminin, yemek borusuyla onikiparmakbağırsağı arasında bulunan, yiyecekleri geçici olarak depolayan ve kimyasal olarak parçalayarak sindirime hazırlayan organı; omurgasız hayvanlarda ise sindirim kanalının aynı işlevi gören yeri

midevi : ara. * mi'de (sindirim organı) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mide ile ilgili, gastrik

midgut : ing. * mid (orta, yarı) + gut (bağırsak) * insan embriyosunun ince bağırsağın neredeyse tamamının ve kalın bağırsağın yaklaşık yarısının geliştiği kısım, orta bağırsak

midi : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.); medius, medium (lat.) * orta, orta boy

midibüs : lat. * medius, medium (orta) + bus (taşıt, taşıma aracı) * minibüs ile otobüs arasında boyutta yolcu taşıyan araç, orta boy otobüs

midilli : gre. * myrillos (myri (çok, sayısız) + llos (isim yapım eki) ) * çok sayıda olan, çok sayıda küçük ada, çok küçük ve sayısız şey; Ege Denizi’nde, Yunanistan'a ait bir ada; adanın adından türeyen, küçük ve çevik at türü

miditenyo : kür. * midi (sen) + tenyo (beceririm, sikerim) * şaşkınlık veya duygu patlamasını ifade eden küfürlü bir nida

midodrin : lat. * medium, medius (orta) + drine (Alkaloid veya aminer türev eki) * kan damarlarını daraltarak kan basıncını artıran ve ortostatik hipotansiyon tedavisinde kullanılan alfa-1 adrenerjik reseptör uyarıcısı farmasötik madde (C12H18N2O4)

midostaurin : lat. * staurin (staurosporinden türetilmiş) * akut miyeloid lösemi ve sistemik mastositoz tedavisinde kullanılan, çoklu kinaz inhibitörü ve yarı sentetik staurosporine türevi ilacın etken maddesi (C35H30N4O4)

midpoint : gre., lat, ing. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.); medium, medius (orta) + punctus (nokta, işaret, delik) (lat.); mid + point (nokta) (ing.) * iki nokta veya sınır arasındaki orta nokta, ortalama konum veya merkez noktası

midrar : ara. * darra (akmak, yağmak, dökülmek) * kesintisiz ve bereketli biçimde yağan, bolluk ve süreklilik özelliği gösteren durum; yağmur yağdıran bulut; çok su döken

midras : ara. * darasa (okumak, çalışmak, ders görmek, incelemek, araştırmak, kitap okumak, öğrenmek; eskimek, silinmek), medrese (derslik, dershane, okul), müderris (öğretmen, ders veren; Osmanlı Devleti ve Selçuklular'da devlet ve toplum yapısında günümüz üniversite öğretim üyesi) * okuma yeri; İçinde Tevrat dersi verilen ev

midrib : ing. * mid (orta, vasat, ara, yarı) + rib (kaburga, destekleyici kemik/çubuk) * yaprak ayasının ortasından uzanan, yaprağın ana damarını oluşturan ve yan damarların çıktığı belirgin damar, orta damar

midriyatik : gre. * mydriazein (genişlemek, açılmak) (mydros (gözbebeği) + azein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, hale getirmek, oldurmak) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gözbebeğini genişleten veya gözbebeği genişlemesine neden olan, pupilla dilatasyonu ile ilgili

midriyazis : gre. * mydriazein (genişlemek, açılmak) (mydros (gözbebeği) + azein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, hale getirmek, oldurmak) ) + isis (durum, süreç veya eylem eki) * genellikle ilaçlar veya nörolojik durumlar sonucu oluşan gözbebeği büyümesi, gözbebeğinin genişlemesi, pupilla dilatasyonu

midvein : ing., lat. * mid (orta, vasat, yarı, ara) (ing.) + vena (toplardamar) (lat.) * yaprakta orta kısım boyunca uzanan ana damar, orta damar

midyan : ara. * deyn (borç, yükümlülük, ödünç) * daima borç alan kimse

midyat : asu. * matiate (mahallem, vatanım) * Mardin’in bir ilçesi

midye : gre., lat. * mytilos (gre.); mytilus (lat.) * kabuklu deniz canlısı, yenilebilir deniz ürünü; suyun dibinde yaşayan çift kabuklu yumuşakça

miet : ara. * miet (yüz, 100) * yüz, 100

mieteyn : ara. * miet (yüz, 100) + eyn (iki, 2) * iki yüz (200)

mifamurtid : lat. * myf, muf (modificatus (değiştirilmiş, modifiye edilmiş) ) + amur (muramyl) + tide (peptit eki) * osteosarkom tedavisinde kullanılan, muramyl tripeptid fosfatidiletanolamin (MTP-PE) türevi bağışıklık sistemi uyarıcı ilacın etken maddesi (C59H109N6O19P)

mifepriston : lat. * myf, muf (modificatus (değiştirilmiş, modifiye edilmiş) ) + epristone (steroid yapısı) * progesteron reseptörlerini bloke eden düşük ve tıbbi abortus amaçlı kullanılan sentetik steroid (C29H35NO2)

miftah : ara. * fataha (açmak, başlatmak), feth, fatiha (açılış) * kilit açma aracı, anahtar; çözüm veya erişim sağlayan araç (mecazi)

migalastat : lat. * migal (glikosid benzeri yapı) + astat (inhibitör, engelleyici) * Fabry hastalığı tedavisinde kullanılan, alfa-galaktosidaz A enzimini stabilize eden farmasötik molekül (C6H13NO4)

miglak : ara. * galaka (kilitlemek) * kilit, mandal

miglustat : lat. * migl (glukoz benzeri yapı) + astat (inhibitör, engelleyici) * Gaucher ve bazı lizozomal depo hastalıklarının tedavisinde kullanılan glukosilaz inhibitörü ilacın etken maddesi (C10H21NO4)

migmatit : gre. * migma, migmat (karışım) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * magmatik ve metamorfik kayaçların karışımından oluşan, geçiş özelliği gösteren metamorfik kayaç türü

mignac : ara. * mignac (kırıtkan) * kırıtkan, cilveli, nazlı, şuh, nazenin; kırıtan kadın, şuhluk ve nazeninlik (mignonne (hoş, cilveli, yapmacıklı) (fra.) )

migrans : lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); migrance (fra.) * göç, göç etme, yer değiştirme, bir yerden başka yere hareket etme durumu

migrasyon : lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); migration (fra.) * göç, yer değiştirme

migratuar : lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek), migratus (göç etmiş, yer değiştirmiş) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göç eden, göçle ilgili, yer değiştirme özelliği olan

migren : gre. * hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) * alkol tüketimi, fazla kafein alımı, stres, parlak ışık, ses ve uyku sorunu kaynaklı olabilen ve başın tek bir tarafını (bir hemisferini) etkileyen unilateral ve atımlı ağrı

migrenöz : gre. * hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.); hemicranious (lat.); migraineuse (fra.) * migrene özgü, migren benzeri baş ağrısı durumu

migsel : ara. * gasala (yıkamak), gasl (yıkama), gassal (yıkayıcı) * su kabı, su tası, hamam tası, tas, ibrik

miğfer : ara. * gafara (örtmek, korumak), mağfiret (af, bağışlama; koruma) * başı korumak için giyilen demir başlık, zırh başlığı

mihad : ara. * mahada (düzleştirmek, düzlemek, hazırlamak, yol açmak, yer açmak, yaymak; beşik yapmak) * yer, arz; beşik, döşek

mihal : ara. * mahl (erimiş maden, kızgın ve yakıcı sıvı; dayanılmaz sıcaklık) * Kur'an'da, müteşabih olarak erimiş maden gibi yakıcı, dayanılması son derece zor ve şiddetli bir cezalandırma biçimini ifade eden azap türü

mihalgazi : ara. * mihal (kuvet, kudret, güç; azap; ukubet; Müslümanlığı seçerek Osman Gazi ile birlikte çok sayıda sefere katılan Harmankaya Tekfuru Köse Mihal'in isminden) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etme, yağma, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Eskişehir’in bir ilçesi

mihalıççık : ara. * mihal (kuvet, kudret, güç; azap; ukubet; Osman Bey tarafından Köse Mihal'in yönetimine verilen ilçe, torunu Gazi Mihal dolayısıyla Mihalıççık adı ile anılmıştır.) + ıç + çık (küçültme eki) * Eskişehir’in bir ilçesi

mihaniki : gre. * mikhani, mekhane (cihaz, alet, araç, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alışkanlığın verdiği kolaylıkla, hiç düşünmeksizin, kendiliğinden, yalnız kasların devinmesiyle yapılan (iş, devinim vb.), mekanik

mihenk : ara. * hakka (kazımak, sürtmek) * altın, gümüş gibi madenlerin ayarını anlamak için sürtüldükleri bir tür taş, denek taşı; birinin değerini, niteliğini anlamaya yarayan ölçüt, parametre; bir kimse veya şeyin değerini anlamaya yarayan olay, tepki veya herhangi bir durum, şey

mihi : far. * mıh (çivi) (far.) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * çivi şeklinde, çiviye ait, çivi gibi

mihlak : ara * halaka (traş etmek, kesmek) * ustura, traş bıçağı

mihman : far. * mihman (misafir, konuk) * bir kimsenin evine veya bir yere, geçici olarak, kısa bir süre kalmak üzere gelmiş olan kimse, konuk, misafir

mihmandar : far. * mihman (misafir, konuk) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) * ev sahibi, konuk ağırlayan kimse, konukçu

mihnet : ara * mahana (sınamak; denemek, test etmek), imtihan (sınav, deneme, test) * zorluk, meşakkat, zahmet, eziyet, sınav

mihr : far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, anlaşma, sözleşme, mukavele, kontrat; Güneş) * güneş, sevgi, dostluk, iyilik; eski Farsça ve Zerdüştlükte güneş veya Mithra ile bağlantılı kutsal kavram; nikahta kadına ödenen para

mihrab : ara. * haraba (savaşmak, çatışmak, muharebe etmek), muharebe (harb, savaş, çatışma), harb (savaş, çatışma) * cami ve mescitlerin içinde Kabe yönünü belirten, yapının o yönündeki duvarında bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer; yardım umulan yer; (kadında) memeler, göğüs

mihrace : san. * maha (büyük, yüce, ulu) + raja (kral, hükümdar) * büyük kral; Hindistan'da Hindu dininden olan hükümdarların büyüklerine verilen ünvandır. Hindu kral

mihrak : ara. * haraka (yakmak, tutuşturmak), hark (yakma, ateş yakma) * ateş karıştıracak nesne, yakma aracı; dışbükey bir merceğe koşut olarak gelen ışınların yansıdıktan sonra toplandıkları nokta, odak; önemli yer, merkez; herhangi bir düşüncede, nitelikte olan kimselerin toplandığı yer, bu tür bir topluluk

mihrap : ara. * haraba (savaşmak, çatışmak, muharebe etmek), muharebe (harb, savaş, çatışma), harb (savaş, çatışma) * cami ve mescitlerin içinde Kâbe yönünü belirten, yapının o yönündeki duvarında bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer; yardım umulan yer; (kadında) memeler, göğüs

mihr-i can : far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele, kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + can (yaşam, ruh, hayat cevheri, dirim kuvveti) * tasavvufta “ruhun güneşle aydınlandığı yer” veya “canın ışık makamı”; manevi yükseliş ve ruhsal aydınlanma makamı; tasavvuf musikiğinde ruhsal aydınlanmayı ifade eden makam, 24 perdelik Türk müziği dizisine dayalı, düyek veya aksak usulde icra edilen, tonik karar notası belirli, mikrotonal geçişler içeren, ilahi ve nefes formunda melodik seyir ve motiflerle manevi yükselişi simgeleyen melodik yapı

mihriban : far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele, kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + ban (koruyan, muhafaza eden) * sevgili, nazik ve şefkatli kişi; mecaz anlamda cana yakın, dostane ve merhametli kimse

mihrimah : far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele, kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + mah (Ay) * Güneş ve Ay gibi parlak, değerli kişi; Osmanlı’da kadın isimleri ve edebiyati mecaz bağlamında “ışık saçan, güzel”

mihtab : ara. * hatab (odun) * odun kesmekte kullanılan alet, balta

mihter : far. * mih, meh (büyük, yüce, ulu, üstün) + tar, ter (pekiştirme eki); mihtar * en büyük, en yüce, en üstün, rical, ekabir; üst düzey görevli

mihver : ara. * havara (dönmek, çevresinde dolanmak, çevirmek, eksen etrafında hareket etmek), havari (çevresinde dönen, dolanan; mürid) * bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, dönme merkezi hattı, eksen; uzayda yön, uzaklık, açı, bakışım, konum veya devinimleri ölçmek için kullanılan durağan bir doğru, yarım doğru veya doğru parçası; bir şeyin ağırlık noktası veya merkezi, çevresinde başka şeylerin bulunduğu şey; çevresinde bir cismin veya geometrik bir biçimin döndüğü veya döner kabul edildiği doğru

mihyat : ara. * hayata (sarmak, dikmek, bağlamak; uzamak, gerilmek, yayılmak), hayt (ip, iplik, bağ, lif, şerit) * iğne

mika : lat. * micare (titremek, parlamak, hareket etmek), mica (parıldayan, parlak) * püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikatla potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen parlak bir mineral ve bu mineralden yapılmış olan; ince yapraklar hâlinde ayrılabilen mineral, elektrik ve izolasyon malzemesi olarak kullanılan, parlak, şeffaf veya yarı saydam kayaç

mikado : jap. * mi (şerefli, onurlu, haysiyetli) + kado (kapı, portal) * yüce kapı; hükümdar

mikafungin : lat. * mica (glikosid benzeri yapı) + fungin (fungus, mantar ile ilgili kimyasal madde) * özellikle kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi eden ekozin türevi antifungal ilacın etken maddesi (C56H71N9O23S)

mikail : ibr. * mi (kim) + ke (gibi) + el (ilah, tanrı, Allah) * Kim Allah gibi olabilir?; Allah’ın icracı meleği, mikale

mikale : ibr. * mi (kim) + ke (gibi) + el (ilah, tanrı, Allah) * Kim Allah gibi olabilir?; Allah’ın icracı meleği, mikail

mikap : ara. * ka’b (küp, zar), muka’ab (küp şeklinde olan, zar şeklinde olan; sayının küpü) * genellikle su, pekmez, yağ gibi sıvı şeylerin konulduğu veya turşu kurmaya yarayan, karnı geniş, dibi dar, büyük toprak kap, küp; sarhoş; tümü birbirine eşit on iki ayrıtı olan, yüzeyleri birbirine eşit altı yüzden oluşan geometrik şekil; bir sayının üçüncü kuvveti; örneğin 2’nin küpü

mikaşist : lat., fra. * micare (titremek, parlamak, hareket etmek), mica (parıldayan, parlak) + ista (-cı, olan, yapan, eden) (lat.); micaïste (fra.) * küçük kuvars billurlarıyla mikadan oluşmuş, yaprak biçiminde ayrılabilen, başkalaşıma uğramış kayaç

mikat : ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre) * belirlenmiş zaman, belirlenmiş süre

mikdad : ara. * kadda (ölçmek, belirlemek, hükmetmek; kesmek) * demir kesme aleti; slam tarihinde sahabelerden biri olan Mikdad bin Esved

mikdar : ara. * kadara (ölçmek, takdir etmek, değerlendirmek, miktarlamak, biçmek, belirlemek), kader (ölçü) * bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu; ölçü, parça, sayı

mikofaj : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek), phagos (yiyen, yutan) * mantar yiyen veya mantarla beslenen canlı

mikofenolat : gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) *

mikofenolat mofetil : gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) + mophetyl (methyl ester) * organ nakli sonrası reddi önlemek için kullanılan mykofenolik asit türevi immünosupresif ilacın etken maddesi (C23H31NO7)

mikofenolik asit : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * organ nakli sonrası bağışıklık yanıtını baskılamak için kullanılan immünosupresif etkili organik bileşik (C17H20O6)

mikoloji : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mantarların yapısını, gelişimini, sınıflandırılmasını ve ekolojisini inceleyen biyoloji dalı

mikolojik : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikoloji ile ilgili

mikonazol : gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi eden, imidazol türevi antifungal ilacın etken maddesi (C18H14Cl4N2O)

mikonos : gre. * mykon, mykos (kaya, taş) + onos (yer eki) * Ege Denizi’nde, Yunanistan’a bağlı, turizm, kültür ve tarihi miras ile tanınan turistik ada

mikoplazma : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * duvarı olmayan, mikroskobik canlılardan oluşan ve genellikle insan ve hayvanlarda enfeksiyonlara neden olan bakteri benzeri organizmalar grubu

mikoriza : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + rhiza (kök) * mantar ile bitki kökü arasında oluşan, karşılıklı yarar sağlayan simbiyotik birliktelik; mantarın bitki kökleriyle birleşerek oluşturduğu yapı

mikostatin : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi eden, mantar büyümesini durduran antifungal ilacın etken maddesi (C47H75NO17)

mikotik : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mantarlarla ilgili, mantar enfeksiyonlarına veya mantar kaynaklı durumlara ait, mikoz ile ilişkili

mikotrof : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * beslenmesinde mantarlarla kurduğu ilişkiden yararlanan organizma; özellikle mikoriza yoluyla mantardan karbon veya besin sağlayan bitki

mikoz : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * mantarlarla ilgili organizma veya enfeksiyon

mikozis fungoides : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + fungus (mantar) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ciltte mantar benzeri lezyonlar oluşturan, T-hücreli lenfoma türü kronik seyirli kanser

mikraz : ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, makaslamak, borç almak, ödünç almak), karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle geri ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * makas

mikro : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) * metrik sistemdeki birimlerle beraber kullanılan ve "milyonda bir" anlamına gelen ön ek (örneğin 1 gram = 1.000.000 mikrogram 1 litre = 1.000.000 mikrolitre 1 ometre = 1.000.000 mikrometre Elektrik ve magnetik birimler 1 amper = 1.000.000 mikroamper 1 volt = 1.000.000 mikrovolt)

mikroamper : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + ombh (su, su yolu, akım hattı) (hin.), ambra (lat.); ampère (Fransız fizikçi ve matematikçi André-Marie Ampère’in soyadından) (fra.) * elektrik akımının küçük birimi, 10⁻⁶ amper, minik akım ölçüsü

mikrobik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * mikroskobik canlı, mikroorganizma, küçük yaşam formu

mikrobilgisayar : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + bilgisayar (yazılım ile programlanabilen, mantıksal ve matematiksel işlemleri yapabilen ve veri depolayabilen cihaz, kompüter, ordinatör) (tür.) * küçük boyutlu, genellikle bir mikroişlemciye dayanan bilgisayar sistemi

mikrobisidal : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mikroskobik canlıları veya mikroorganizmaları öldürmeye yönelik, mikrop ve bakteri yok edici özellik taşıyan, mikropları öldüren, mikrop öldürücü

mikrobiyal : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mikroorganizmalara veya mikroskobik canlılara ait olan, onların özellikleriyle ilgili, mikrop ve bakteri ile bağlantılı

mikrobiyolog : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * mikroskobik canlıları, mikroorganizmaları ve onların yaşam süreçlerini inceleyen bilim insanı, mikrop ve bakteri uzmanı

mikrobiyoloji : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mikroskobik canlıları, mikroorganizmaları ve onların yaşam süreçlerini inceleyen bilim dalı, mikrop ve bakteri bilimi

mikrodalga : gre., tür. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + dalga (çalkalanma, sallanma, osilasyon) (tür.) * çok kısa dalga boyuna sahip elektromanyetik dalga, genellikle 1 mm - 1 m arasında olan ve mikrodalga fırınlar veya iletişim teknolojilerinde kullanılan dalga

mikroelektromekanik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + mikhani, mekhane (alet, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikro ölçekte elektriksel ve mekanik işlevleri bir arada taşıyan sistemlerle ilgili

mikroelektronik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok küçük boyutlu elektronik devrelerin ve bileşenlerin (özellikle mikroçiplerin) tasarımı, üretimi ve incelenmesiyle ilgilenen elektronik dalı

mikrofaz : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + isis (isim yapım eki) ) * küçük ölçekli faz veya mikroskobik düzeyde incelenebilen faz

mikrofil : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phyllon (yaprak) * küçük yapraklı; özellikle damarsız veya tek damarlı küçük yaprak tipi

mikrofilm : gre., alm., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + film (membran, ince deri, sünnet derisi) (alm.), filmus (lat.) * küçük boyutlu kağıt veya belge görüntülerinin fotoğrafik olarak küçültülmüş hali, arşivleme ve saklama amacıyla kullanılan ince tabaka, film

mikroflora : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + flora (bir ortamda bulunan canlıların bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris (çiçek) + a (çoğul eki) ) (lat.) * mikroskobik canlılardan oluşan topluluk; özellikle belirli bir ortamda yaşayan küçük canlıların bütünü

mikrofon : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phone (ses, ton) * sesi elektrik sinyaline dönüştüren, konuşma veya müzik seslerini güçlendirip kaydetmeye yarayan cihaz

mikrofonik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phone (ses, ton) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikrofon ile ilgili olan, mikrofon tarafından üretilen veya algılanan sesle ilgili özellik taşıyan; (ses için) mikrofona uygun düşen

mikroftalmi : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * göz gelişiminde küçülme ile karakterize olan gözün normalden küçük olduğu doğumsal durum veya tıbbi bozukluk durumu

mikroftalmus : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) * genellikle doğumsal veya gelişimsel olarak ortaya çıkan, gözün normalden küçük olması durumu

mikroglia : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + glia (yapışkan madde, sinir destek dokusu) * merkezi sinir sisteminde (beyin ve omurilik) bulunan küçük, bağışıklık ve destek işlevi gören glial hücreler

mikrognati : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + gnatheia (gnathos (çene) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle alt veya üst çenenin gelişim eksikliği ile karakterize olan, çenenin normalden küçük olduğu tıbbi durum veya doğumsal bozukluk

mikrokiroptera : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kheir (el) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * ekolokasyon (ses dalgalarıyla yön bulma) yeteneğine sahip olan, karanlıkta yönlerini ve avlarını ses dalgaları yayarak bulan böcekçil küçük yarasaları kapsayan memeli alt takımı

mikrokok : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * genellikle yuvarlak şekilli, mikroskobik boyutlarda olan bakteri türü veya küçük küresel mikroorganizma

mikrokonidyum : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + konis, konidion (tohum, spor) * genellikle mantarlarda görülen küçük spor veya mikroskobik üreme birimi, mantar üremesiyle ilgili küçük yapısal eleman

mikrokuasar : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + quasar (yıldızsı radyo kaynağı; galaksilerin merkezinde yer alan devasa kara deliklerin etrafındaki gaz ve toz bulutlarını büyük bir hızla yutmasıyla oluşan aktif galaksi çekirdekleri) (lat.) * kuasara benzeyen fakat ölçeği çok daha küçük olan, bir kara delik ile eşlikçi yıldızdan oluşan ve güçlü radyo/X-ışını ışınımı üreten astrofiziksel sistem

mikrolit : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + lithos (taş, kaya) * küçük boyutlu taş veya mineral parçacığı, jeolojik veya arkeolojik bağlamda minik taş oluşumu

mikromani : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * ayrıntılara karşı anormal derecede yoğun ilgi, saplantı veya takıntı gelişimiyle karakterize olan psikiyatrik durum

mikromeritik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok küçük parçacıklarla veya ince bölünmüş katı maddelerle ilgili

mikrometeorid : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meteoron (havada bulunan, göksel cisim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çok küçük boyutlu meteorit; uzaydan gelen ve Dünya yüzeyine ulaşan mikroskobik veya milimetre-altı kaya/metal parçacığı

mikrometeoroit : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meteoron (havada bulunan, göksel cisim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çok küçük boyutlu meteorit; uzaydan gelen ve Dünya yüzeyine ulaşan mikroskobik veya milimetre-altı kaya/metal parçacığı

mikrometre : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + metros, metron (ölçü) * mikron düzeyindeki çok küçük uzunlukların ölçülmesinde kullanılan birim (1 mikrometre = 10⁻⁶ metre) veya bu ölçümü yapan hassas ölçüm aleti

mikromorfoloji : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + morphe (form, şekil, biçim) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok küçük ölçeklerdeki yapıların biçim ve özelliklerini inceleyen bilim dalı

mikron : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + on (son ek) * 1 mikrometreye (10^6 metre) eşit uzunluk birimi, özellikle biyoloji, fizik ve malzeme biliminde hücre, bakteri ve parçacık boyutlarını belirtmek için kullanılan ölçü

mikronezya : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + nesos (ada) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * küçük adalar yeri; Pasifik Okyanusu’nun batısında yer alan, batısında Filipinler, kuzeyinde Guam ve Kuzey Mariana Adaları, doğusunda Marshall Adaları, güneyinde Papua Yeni Gine ve Solomon Adaları bulunan ülke

mikronova : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + nova (yeni; yeni yıldız, yıldız patlaması) (lat.) * klasik novalara benzeyen ancak çok daha küçük ölçekli ve daha düşük enerjili termonükleer patlama olayı

mikroorganizma : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + organon (araç, alet, yapı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * mikroskop altında gözlemlenebilen, tek hücreli veya çok hücreli, canlı veya cansız özellikler taşıyan küçük organizmalar veya yapı

mikrop : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) * mikroskop altında görülebilen, hastalık yapabilen veya çevrede bulunan çok küçük canlı organizma

mikropil : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + pilos (küçük tüy, küçük kıllı çıkıntı) * bitki veya mantarlarda mikroskobik boyutlarda ince tüy veya tüy benzeri yapılar

mikroprotalyum : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + thallos (yeşil sürgün, filiz, yeşeren dal) (gre.) * küçük protalyum; özellikle heterosporlu eğreltilerde mikrosporadan gelişen erkek gametofit

mikropsi : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + opsis (görüş, görünüm) * nesnelerin olduğundan daha küçük göründüğü, görsel algı bozukluğu ile karakterize olan tıbbi veya psikolojik durum

mikrosatellit instabilite : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + satelles (yardımcı, koruyucu) + itis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + instabilitas (istikrarsızlık, sabit olmama) (in (olumsuzluk öneki) + stabilitas (stabilis (sabit, değişmez, durağan, hareketsiz, istikrarlı) (status (duruş, durma, durum) + ibilis (yapılabilirlik eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * genomda kısa tandem tekrar dizilerinin (mikrosatellitlerin) DNA onarım mekanizmalarındaki bozukluklar nedeniyle değişkenlik göstermesi sonucu ortaya çıkan ve özellikle bazı kanser türlerinde genetik kararsızlık ve tümör gelişimi riskini artıran durum

mikrosefal : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephale, kephalos (kafa, baş) * kafatası veya beyni normalden küçük olan

mikrosefali : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephaleia (başlılık, kafalılık) (kephale, kephalos (kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle kafatasının veya beynin normalden küçük olması ile karakterize doğumsal veya tıbbi durum

mikrosefalik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephaleia (başlılık, kafalılık) (kephale, kephalos (kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikrosefali ile ilgili

mikrosinema : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kinema (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + ma (ile ilgili, sahip olma) ) * küçük boyutlu veya mikro ölçekte hareketlerin, özellikle mikroskobik sinema veya hareketli görüntülerin gösterildiği teknik veya sanatsal uygulama

mikrosit : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * normalden küçük boyutlu kırmızı kan hücresi veya diğer hücre tipleri

mikrositer : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * normalden küçük hücrelere sahip olan, özellikle kırmızı kan hücrelerinin küçüklüğü ile karakterize edilen tıbbi durum veya özellik

mikrositik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikrosit ile ilgili

mikrositik anemi : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + anaemia (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kırmızı kan hücrelerinin normalden küçük ve hemoglobin açısından düşük olduğu, kansızlık ile karakterize edilen tıbbi durum

mikroskop : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * çıplak gözle görülemeyen çok küçük nesneleri büyüterek incelemek için kullanılan optik cihaz

mikroskopi : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok küçük yapıların mikroskop kullanılarak incelenmesi

mikroskopik : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çıplak gözle görülemeyen, yalnızca mikroskop ile gözlemlenebilen çok küçük boyutlu nesneler veya yapıların niteliği

mikrospor : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * küçük spor; özellikle heterosporlu bitkilerde erkek gametofiti (gametleri üreten eşeyli üreme evresi) oluşturan küçük spor tipi

mikrosporangiyum : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde (çiçekli bitkiler, eğrelti otları vb.) erkek üreme hücreleri olan mikrosporları (çiçek tozlarını/polenleri) üreten ve barındıran kesecik veya kapsül şeklindeki yapı

mikrosporofil : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon (yaprak) * mikrospor taşıyan yaprak; üzerinde mikrosporangiyumları ve mikrosporları bulunduran sporofil tipi

mikrostrobilus : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + strobilos (kozalak, çam kozalağı; döngülü, kıvrımlı yapı) * açık tohumlularda erkek üreme kozalığı olan ve mikrospor taşıyan küçük strobilus

mikroterazi : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + terazi (ağırlık ölçüm cihazı) (ara.) * miligram ve mikrogram düzeyindeki çok küçük kütleleri aşırı yüksek bir doğrulukla tartmak için kullanılan, son derece hassas bir laboratuvar cihazıd

mikrotübül : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tubulus (küçük boru, kanal, tüpçük) (tubus (boru, tüp) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) * ökaryot hücrelerin iskeletini oluşturan, hücreye şekil verien, hücre içi madde taşınmasını sağlayan ve hücre bölünmesinde kromozomların ayrılmasında görev alan, alfa ve beta tübülin proteinlerinden yapılmış içi boş, silindirik ve mikroskobik tüpçük

mikrotübüler : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tubulus (küçük boru, kanal, tüpçük) (tubus (boru, tüp) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hücre içi yapıların, özellikle mikrotübüllerin (hücre iskeleti bileşenleri) oluşumu, yapısı veya fonksiyonları ile ilgili

mikrovasküler : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * küçük kan damarları (kapillerler) ile ilgili, dolaşım sisteminin mikro düzeydeki yapıları veya fonksiyonları ile ilgili

mikrovillüs : gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + villus (ince tüy) (lat.) * bağırsak ve böbrek gibi dokularda yüzey alanını artıran, mikroskobik boyuttaki küçük tüy benzeri çıkıntı

mikrozom : gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücre içinde sitoplazmik organellerden türetilmiş, mikroskobik boyuttaki küçük yapı veya parçacık

miks : lat., ing. * miscere (karıştırmak) (lat.); mix (ing.) * farklı maddelerin veya öğelerin bir araya getirilerek homojen veya heterojen bir şekilde birleştirilmesi eylemi veya sonucu

miksefe : ara. * kasafa (yoğunlaşmak, kalabalıklaşmak, koyulaşmak, ağdalaşmak, sıkışmak), kassafa (yoğunlaştırmak, kalabalıklaştırmak, koyulaştırmak, ağdalaştırmak, sıkıştırmak), kesif (yoğun, koyu, sık, ağdalı), kesafet (yoğunluk) * elektrik enerjisi depolamaya yarayan cihaz, yoğunlaç, kondansatör, meksefe

mikser : lat., ing. * miscere (karıştırmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); mixer (ing.) * farklı maddeleri bir araya getirip karıştırmak için kullanılan cihaz veya alet

miksini : gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait), ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) (lat.) * mukus salgılayan, çenesiz, pulları olmayan, yılan balığına benzeyen, iskeleti kıkırdak yapılı olan deniz omurgalılarını kapsayan balıklar grubu

miksiniform : gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait), ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Myxini grubunda yer alan, mukus salgılayan ve çenesiz yapılarıyla tanınan hagfishleri kapsayan omurgalılar takımı, balık yılanları, miksinoitler

miksinoit : gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait), ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * mika balığıgiller (Myxinidae) sınıfına ait, miksinlere (hagfishlere), yılan balığına benzeyen, mukus salgılayan ve çenesi olmayan omurgasız benzeri deniz canlısı

miksiyon : lat. * miscere (karıştırmak) + tio (isim yapım eki) * idrarın mesaneden üretraya boşalması süreci, idrar yapma eylemi; idrarın mesaneden atılması süreci

miksoid : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * mukus benzeri veya sümüksü

miksoma : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mukus benzeri dokudan oluşan iyi veya kötü huylu tümör veya kitle

miksomikota : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + ota (taksonomik çoğul eki) * nemli ve karanlık ortamlarda yaşayan, amip benzeri hareket edebilen tek hücreli plasmodium evresinin ardından spor üreten mantar benzeri yapılar oluşturan ve halk arasında cıvık mantarlar olarak bilinen heterotrof canlılar grubu

miksotrof : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * ışık, organik ve inorganik maddeleri bir arada kullanarak enerji ve karbon ihtiyaçlarını karşılayan, hem kendi besinini üretebilen (ototrof) hem de dışarıdan hazır alan (heterotrof) beslenme özelliklerini aynı anda veya duruma göre değişen çevresel şartlarda taşıyan canlı

miksödem : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) (gre.); oidein (şişmek, kabarmak), oidema (şişme, kabarma) * genellikle tiroid yetmezliği veya metabolik bozukluklar sonucu dokularda mukus benzeri sıvı birikimi ile karakterize şişlik tıbbi durumu

mikst : lat., ing. * miscere (karıştırmak), mixus (karışmış, karıştırılmış) (lat.); mixed (ing.) * farklı maddelerin veya öğelerin bir araya getirilmiş, karışık halde bulunması durumu veya özelliği, karışmış, karıştırılmış

mikstür : lat. * miscere (karıştırmak), mixus (karışmış, karıştırılmış) + ura (isim yapım eki) (lat.); mixture (karışım) (ing.) * farklı maddelerin bir araya getirilerek homojen veya heterojen şekilde birleştirilmesi sonucu oluşan karışım

miktar : ara. * kadara (ölçmek, takdir etmek, değerlendirmek, miktarlamak, biçmek, belirlemek), kader (ölçü) * bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu; ölçü, parça, sayı

miktonik perde : gre., lat. * miktonikos (küçük ton aralıklarına ilişkin) (mikros (küçük, minik, ufak, az) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) ) + perde (örtü, örtme, engel, mani, kapama) (far.) * Türk, Arap, İran gibi geleneksel müziklerde, Osmanlı makam sistemlerinde ve geleneksel batı müziğinde kullanılan yarım tonlardan daha küçük veya ara ton aralıkları yani 12 eşit yarım ton yerine, daha ince veya farklı oranlarda bölünmüş ton aralıkları

mikval : ara. * kala (söylemek, demek) * çok konuşan, çok söyleyen

mikyal : ara. * kayala (tartmak, ölçmek, ayarlamak), mukayyil (ölçen, tartan), keyl (ölçek) * ölçü, tartı, ölçek

mikyas : ara. * kasa (ölçmek, mukayese etmek, karşılaştırmak, benzetme yoluyla akıl yürütmek), kiyas (karşılaştırma) * birim olarak kabul edilmiş olan herhangi bir şeyin alabildiği kadar ölçü; bir harita, plan veya resimde vb. görülen uzunluklarla bunların belirttiği gerçek uzunluklar arasındaki oran; ölçek, ölçü

mil : lat. * malleus (çekiç, tokmak) * çeşitli işlerde kullanılmak için yapılan ince ve uzun metal çubuk; bir küre veya yuvarlağın üstünde döndüğü eksen

mil : lat. * mille passus (bin adım) (mille (bin, binlik birim) + passus (adım) ) * denizde 1852 metre, karada 1609 metre olarak kabul edilen bir uzunluk ölçü birimi

mil : san. * mil (bir araya gelmek, toplanmak, birleşmek) * akarsuyun yatağında veya çevresinde sürüklenen, birikmiş veya taşınmış küçük taş, kum, toprak ve bitki parçaları, tortu, çakıl, sel artığı

mil taşı : lat., tür. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) (tür.) * Roma döneminde yolların kenarlarına veya ortasına dikilen, mesafeyi Roma miline göre gösteren ve yolculara veya askeri birliklere kat edilen mesafeyi belirtmek için kullanılan taş sütun veya blok şeklindeki işaretleyici anıt

milad : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), veled (çocuk, doğmuş olan) * doğum, doğuş; Hz. İsa’nın doğumunu ifade eden kavram (Gregoryen takvimde M.S. 1 yılı başlangıç alınır ve tarihsel olayların zamanları “milattan önce (M.Ö.)” ve “milattan sonra (M.S.)” şeklinde ikiye ayrılır.)

miladi : ara. * milad (doğum, doğuş; Hz. İsa’nın doğumu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Hz. İsa’nın doğumunu esas alan Gregoryen takvime dayalı tarih sistemi, günümüzde uluslararası standart olarak kullanılan takvim (1 yıl = 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye; artık yıl düzeniyle tropikal yıl uzunluğuna uyarlanmış)

milas : kar., gre. * mylasa (myl + asa (yer eki) ) * Muğla'nın bir ilçesi; antik Karia bölgesinde yerleşim adı

milat : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), veled (çocuk, doğmuş olan) * doğum, doğuş; Hz. İsa’nın doğumunu ifade eden kavram (Gregoryen takvimde M.S. 1 yılı başlangıç alınır ve tarihsel olayların zamanları “milattan önce (M.Ö.)” ve “milattan sonra (M.S.)” şeklinde ikiye ayrılır.)

mildiyu : ing., fra. * mildeaw (bal özü, çiy) (mil) (bal) + deaw (çiy) ) (ing.); mildiou (fra.) * bitkilerde Oidium ve Peronospora türlerindeki parazit mantarlar (veya mantar benzeri organizmalar) tarafından oluşturulan, özellikle üzüm, patates ve domates üzerinde nemli ve serin koşullarda sporlarla hızlı yayılan ve enfekte bitki dokusunda sarımsı lekeler, külle kaplı yüzey ve çürüme oluşturan ve tarımsal kayıpları %20-70 arasında değişebilen yaprak, gövde ve meyve mantar hastalıkları

mil'e : ara. * mel’e, mil'e (doldurmak, dolu olmak) * dolu, dolusu

milel : ara. * millet (halk, topluluk) * halklar, topluluklar

milenyum : lat. * mille (bin, binlik birim) + annum (yıl, sene) * bin yıl süren zaman dilimi, özellikle takvim veya tarihsel dönemleri ifade etmek için kullanılan ölçü birimi

MILF : ing. * mother (anne) + I’d (ben) + like (hoşlanırım, severim) + to (-mak, -mek) + fuck (cinsel ilişkide bulunmak, sikmek) * genellikle orta yaşlı, çocuk sahibi ve cinsel açıdan çekici bulunan kadınları tanımlamak için kullanılan, popüler kültür ve yetişkin eğlence sektöründe yaygınlaşmış argo bir kısaltma

milföy : lat., gre., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + phyllon (yaprak) (gre.); phyllum, folium (yaprak) (lat.); mille (bin, binlik birim) + feuille (yaprak) (fra.) * ince açılmış hamur katmanlarından oluşan, genellikle tereyağı ile zenginleştirilen ve pişirildiğinde katmanları ayrılarak kabaran, tatlı veya tuzlu olarak hazırlanan hamur çeşidi, gastronomide katman sayısı ve yağ oranına bağlı olarak dokusu ve gevrekliği değişebilen fırın ürünü

milh : ara. * malaha (hoş olmak, tatlı, güzel gelmek, çekici olmak; tuzlu olmak; beyaz olmak) * suda çözünebilen, gıda lezzetini artırmak, besinleri korumak, pH ve elektrolit dengesini sağlamak için kullanılan beyaz kristal mineral madde, sodyum klorür (NaCl) ), tuz; zarafet, sevimlilik

milia : lat. * milium (darı) * cilt yüzeyinde 2-3 milimetre çapındaki keratin kisti (darı tohumuna benzemesinden)

miliaria : lat. * mille (bin, binlik birim) + aria (ile ilgili, gibi, -a ait) * ter bezlerinin tıkanması sonucu oluşan küçük, kırmızı veya beyaz renkte, kaşıntılı deri kabarcıkları ile karakterize edilen, özellikle sıcak ve nemli iklimlerde terleme sonucu deri üzerinde binlerce küçük lezyon olarak görülebilen dermatolojik hastalık

miliazis : lat., gre. * milium (darı) + osis (durum, sorun, hastalık) (gre.) * milia ismi verilen keratin kistlerinin çoğalması ve yoğunlaşması durumu

milibar : lat. * millesimus (binde bir) (lat.); mille (bin, binlik birim) (lat.) + bar (basınç birimi) (fra.) * atmosferik basıncı veya gaz basıncını ölçmek için kullanılan birim (1 milibar = 0,001 bar ≈ 100 pascal olup meteoroloji ve fizik alanlarında düşük basınçları ifade etmek için yaygın olarak kullanılır.)

miligram : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * 0,001 grama eşit kütle veya ağırlık ölçüm birimi

mililitre : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + litro, litra (küçük hacim) (gre.) * 0,001 litreye eşit hacim ölçüm birimi

milim : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.); metrum (lat.); mètre (fra.) * 0,001 metreye eşit uzunluk birimi

milimetre : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.); metrum (lat.); mètre (fra.) * 0,001 metreye eşit uzunluk birimi

milimetrik : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); metrica, metricus (lat.); métrique (fra.) * milimetre ölçüsü ile ilgili, milimetre seviyesinde

milimikron : lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + mikros (küçük, minik, ufak, az) + on (son ek) * 0,001 mikrona eşit uzunluk ölçü birimi

milipor : lat. * millesimus, milli (binde bir) + porus (delik, gözenek) * yüksek gözeneklilik ve düşük yoğunluk özelliğine sahip, genellikle filtreleme ve izolasyon uygulamalarında kullanılan mikroporöz malzeme veya membran türü olup, gözenek boyutu ve sayısına bağlı olarak sıvı veya gaz geçirgenliği değişebilen teknik ürün

milis : lat. * mille (bin, binlik birim) + s (askeri birlik veya ölçü birimi anlamı katan ek) * savaş sırasında orduya yardımcı olarak görev alan halk gücü; bazı ülkelerde sivil halktan oluşturulan yardımcı güvenlik gücü

militan : lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir ideoloji, siyasi görüş veya örgüt uğruna aktif olarak mücadele eden, gerektiğinde sert ve saldırgan eylemlerde bulunabilen kişi; toplumsal veya politik bağlamda eylemci ve savaşçı nitelik taşıyan birey

militarist : lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * askeri güç, disiplin ve stratejiye önem veren veya askerî yönetimi ve savaşçılığı savunan kişi veya ideoloji; toplumsal ve politik bağlamda ordunun etkinliğini ve savaş hazırlığını önceliklendiren anlayış veya tutum, militarizm yanlısı

militarizm : lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * ordunun, askeri güç ve disiplinin toplum ve devlet yönetiminde merkezi rol oynadığı, savaş hazırlığı ve silahlanmanın önceliklendirildiği siyasal, toplumsal ve ideolojik sistem veya anlayış

militer : lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + aris (sıfat yapım eki) * askeri, askere ilişkin

miliyer : lat. * miliaris (binle ilgili, küçük taneli) (mille (bin, binlik birim) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bin seviyesinde, binle ilgili, binli

miliyer tüberküloz : lat., gre. * miliaris (binle ilgili, küçük taneli) (mille (bin, binlik birim) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + tuberculosis (tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık ve isim yapım eki) (gre.) * mycobacterium tuberculosis enfeksiyonu sonucu, kan yoluyla yayılım gösteren ve akciğer ile diğer organlarda, özellikle bağışıklık zayıf bireylerde, binlerce küçük nodül (mili) şeklinde lezyonlar oluşturan sistemik tüberküloz formu

milk : ara. * milk (mal, mülk, sahiplik) * mülkiyet, malik olma, sahip olma durumu veya taşınabilir, maddi mallar; İslami hukukta bir kişinin sahip olduğu taşınmaz ve taşınabilir varlıkları kapsayan hukuki mülkiyet hakkı; fıkıhta ağırlıklı olarak aynî hakları belirtmek üzere kullanılan bir terim (milk (süt, ineğin olanı sağarak alma) (ing.), Milch (süt) (alm.) )

millet : ibr., aram. * melel (konuşmak, söylemek), mille (kelime, sözcük, söz, söylem), imlal (ezberden yazdırma, dikte etme), millah * siyasal olarak örgütlenmiş biçimde ve belli bir toprak üzerinde bir arada yaşayan, ekonomik yaşam, din, dil, tarih, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren en geniş insan topluluğu (military, militaire, militär (sivil halktan toplama asker grubu) (ing., fra., alm.) )

milletvekili : ara. * millet (halk, topluluk) + vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) + i (iyelik eki) * bir milletin (ulusun) veya topluluğun yasama organında, halkı temsil etmek üzere seçilmiş veya atanmış kişi, yasaları yapmak, yürütmeyi denetlemek ve toplumsal kararları iletmekle görevli resmi temsilci

milli : ara. * millah (halk, topluluk) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * millet ile ilgili, toplulukla ilgili

milliyet : ara. * millah (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bir topluluğa, millete veya ulusa ait olma durumu, aidiyet ve mensubiyet bilinci; özellikle vatandaşlık, ulusal kimlik, kültürel ve tarihi bağlarla tanımlanan grup aidiyeti ve toplumsal birliktelik duygusu

milliyetperver : ara., far. * millah (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * bir millete, ulusa veya topluluğa derin bağlılık, sevgi ve sadakat duyan, ulusal kimlik ve toplumsal aidiyet bilincini önemseyen kişi veya tutum ulussever

milnasipran : lat., gre. * milna (farmasötik ön ek) + kuklos, kyklos, kyklon (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propane (üç karbonlu alkan) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ane (alkan eki) ) (lat.) * fibromiyalji ve bazı ülkelerde majör depresif bozukluk tedavisinde kullanılan, beyindeki belirli nörotransmitterlerin aktivitesini artırarak kas ağrısı, sertlik ve depresif semptomları hafifleten serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörü (SNRI) sınıfına ait ilacın etken maddesi (C15H22N2O)

milohiyoid : gre. * mylo (değirmen, azı dişi, molar) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * çene altındaki kas, ağız tabanını ve dil kökünü destekleyen kas

milrinon : lat. * mil (molekül kökü) + rin (lakton halkası) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan fosfodiesteraz III inhibitörü, inotropik ve vazodilatör etki gösteren ilaç (C12H9N3O)

mil'u : ara. * mel’e, mil'e (doldurmak, dolu olmak) * dolu, dolusu

milyar : lat., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ard (büyüklük veya çoğul eki) (fra.) * 1.000.000.000 (10⁹), bin milyona eşit sayı birimi

milyarder : lat., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ard (büyüklük veya çoğul eki) (fra.) + aris (-ile ilgili) (lat.); aire (fra.) * 1 milyar değerinde veya üzeri para veya mal varlığına sahip kimse

milyem : lat., fra. * milliensimus (mille (bin, binlik birim) + ens (ile ilgili, -a ait) + imus (son ek) (lat.); millième (binde bir; bininci) (mille (bin, binlik birim) + ième (-nci) ) (fra.) * alaşım içindeki altın miktarını binde oranı ile ifade eden bir ölçü birimi

milyon : lat., fra., ing. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve katsayı eki) (fra.) * 1.000.000, bin bin

milyoner : lat., fra., ing. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve katsayı eki) (fra.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); aire (fra.) * 1 milyon değerinde veya üzeri para veya mal varlığına sahip kimse

mim : ara. * mim (م) * Arapça alfabenin on üçüncü harfi (lam'dan sonra nun'dan önce); sonlanma, nihayet sembolü; biten bir yazının altına konulan im; unutulmasın diye işaret koyma veya ilerde anımsaması için karşısındakinin dikkatini çekme

mim : gre., lat., fra. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.); mimus (lat.); mime (fra.) * sözsüz tiyatro sanatı, jest ve hareketlerle hikâye anlatma yöntemi; oyuncunun, herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı, yalnızca hareketlere dayanan sözsüz oyun

mimar : ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek), mamur (inşa edilmiş, bina edilmiş, bayındır kılınmış, canlandırlmış) * yapıların tasarımlarını çizen ve yapıları inşa eden kişi

mimari : ara. * mimar (yapıların tasarımlarını çizen ve yapıları inşa eden kişi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yapı ile ilgili, yapı tasarımı ve inşaat sanatıyla ilgili olan, mimarlık, tasarım

mimas : gre. * mimesis (taklit; sanat, edebiyat ve felsefede doğayı, davranışları veya olayları olduğu gibi veya idealize ederek yansıtma, temsil etme) (mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak) + isis (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde gökyüzü hakimiyeti için tanrılarla savaşan ve Demirci Tanrı Hephaistos tarafından kızgın metal fırlatılarak öldürülen, adı Satürn'ün devasa kraterli gizemli bir uydusuna da verilen heybetli bir Gigant (dev); İzmir Karaburun'daki tarihi bir dağ; Satürn'ün bir uydusu veya bir yapay zeka veri platformu

mimesis : gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak) + isis (isim yapım eki) * taklit; sanat, edebiyat ve felsefede doğayı, davranışları veya olayları olduğu gibi veya idealize ederek yansıtma, temsil etme

mimetik : gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taklit ile ilgili, taklitçi nitelikte, imitasyon veya benzerlik gösteren (sanat, biyoloji, psikoloji)

mimidae : gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes) içinde yer alan, alaycı kuşları, kedi kuşlarını ve titrek kuşları içeren, özellikle taklit yetenekleriyle bilinen kuşlar familyası, alaycı kuşugiller

mimik : gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüz ifadeleriyle duyguları veya anlamları ifade etme sanatı veya yeteneği

mimikri : gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimesis (taklit) (mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) + osis (durum ve isim yapım eki) ) (gre.) + cry (isim yapım eki) (lat.) * bir organizmanın, avcılardan korunmak veya avını aldatmak amacıyla başka bir organizmayı veya çevresini taklit etme davranışı.

mimlemek : ara. * mim (Arap alfabesinin 13. harfi (lam'dan sonra nun'dan önce); sonlanma, nihayet sembolü; biten bir yazının altına konulan im; unutulmasın diye işaret koyma veya ilerde anımsaması için karşısındakinin dikkatini çekme) (ara.) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * işaretlemek; sonlandırmak; iyi olmayan, hoşa gitmeyen bir davranışından, bir düşüncesinden dolayı birini, hakkında iyi düşünülmeyen kimseler arasına koymak

mimosa : gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.), mimus (taklit eden) (lat.) * fabaceae (baklagiller) familyasından, narin, yapraklarını dokununca kapatan veya büzülen, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki türü

mimosaceae : gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası) (lat.) * küstümotugiller veya mimoza cinsine yakın bitkileri kapsayan, günümüzde genellikle baklagiller (Fabaceae) familyası altında bir alt familya (Mimosoideae) olarak kabul edilen dikenli, tüysü yapraklı ve küçük çiçekli bitki familyası

mimoza : gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.), mimus (taklit eden) (lat.) * fabaceae (baklagiller) familyasından, narin, yapraklarını dokununca kapatan veya büzülen, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki türü

mimtar : ara. * matara (akmak, dökmek, yağmak) * yağmurluk

mimulus : gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak) (gre.), mimulus (küçük taklitçi) (mimus (taklit eden, taklitçi) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) * Phrymaceae familyasına ait, maymun çiçeği olarak bilinen renkli çiçekli bitki cinsi

min : ara. * min (-den, kaynak, köken ön eki) * (-den, kaynak, köken ön eki (örneğin "min Allah" (Allah'tan), "minkum" (sizden) )

mina : far. * mina (cam, kristal; metal üstüne işlenen renkli cam tabakası, emaye) * sırça, billur, cam, şişe; 1/60 talent'e eşit eski bir ağırlık ve değer birimi; Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında yaklaşık 500 gram veya 60 sikkeye eşdeğer eski ölçü, ağırlık veya para birimi

minakop : gre., lat. * mylo (değirmen) + kopein (kesmek, doğramak, parçalamak) (gre.); umbrina (gölgecik) (umbra (gölge) + ina (küçültme eki) ) + cirrus (ince kıvrımlı iplik veya saçak) * sciaenidae (çipura) familyasından, alt çenesinde bıyık bulunan, kumlu ve çamurlu zeminlerde yaşayan vücudu hafif basık, sırtı kamburca olan bir balık türü, umbrina cirrosa (Yunanca ismi muhtemelen gövdesinin şekli veya hareket tarzına dayandırılarak verilmiştir )

minaksolon : lat. * minimus (en küçük) + ax (sentetik bileşik eki) + ol (hidroksil grubu (-OH) içeren alkol veya steroid türevi eki) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * deneysel olarak anestezik ve sedatif etkiler için geliştirilmiş olan, yapısal olarak doğal nörosteroidlerden (ör. allopregnanolon) türetilmiş, GABA A reseptörlerinde pozitif allosterik modülatör olarak etki gösteren, fakat klinik kullanıma girmemiş farmakolojik ajan (C25H43NO3)

minare : ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık), manar, menorah (kandil, şamdan; yedi kollu şamdan (ezoterik semboldür) ) (ibr.) (ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar, minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak, şamdan; ışık yayan kule, deniz feneri, fener; cami veya mescitlerin üzerindeki, ezan okunması ve görsel olarak ibadethane yerini işaret eden yüksek kule

minber : ara. * nabara (yukarı kaldırmak, yükseltmek) * kürsü, platform; camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü

minder : far., kür. * nimdar (eskici, düşük değerli şey taşıyan) (nim (eski; yarım, buçuk) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) ) (far.); bindar (alt yer) (bin (alt) + der (yer) ) * üzerine oturmaya veya yaslanmaya yarayan küçük şilte

mine : far. * mina (cam, kristal; metal üstüne işlenen renkli cam tabakası, emaye) * sırça, billur, cam, şişe; 1/60 talent'e eşit eski bir ağırlık ve değer birimi; Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında yaklaşık 500 gram veya 60 sikkeye eşdeğer eski ölçü, ağırlık veya para birimi

mineral : lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğal olarak oluşan inorganik madde, yer kabuğunda bulunan saf element veya bileşik

mineralizasyon : lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kayaçlarda veya organizmalarda minerallerin birikmesi veya madenleşme süreci; minerallerin oluşumu ve depo edilmesi olayı

mineraloji : lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * mineralleri, mineral bileşimlerini, kristal yapılarını, oluşumlarını, özelliklerini ve sınıflandırılmasını inceleyen bilim dalı

mineralokortikoid : lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + cortex (kabuk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * böbrek üstü bezinin kabuğundan salgılanan ve sodyum-potasyum dengesi ile su tutulumunu düzenleyen steroid hormon (aldosteron C21H28O5)

minerolog : lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * yer kabuğunda doğal olarak oluşan minerallerin kökenini, bileşimini, kristal yapısını, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, sınıflandırılmasını ve kullanım alanlarını inceleyen bilim dalı olan mineraloji uzmanı kişi

mineroloji : lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * yer kabuğunda doğal olarak oluşan minerallerin kökenini, bileşimini, kristalografik yapılarını, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, sınıflandırılmalarını, oluşum koşullarını ve ekonomik değerlerini inceleyen jeoloji dalı

minerva : lat. * mensi mentis, menes, mines (akıl, zihin, düşünce, hafıza, kavrayış) + erva (tanrıça eki, ilahe eki) * Roma mitolojisinde akıl, hikmet, ilham ve yaratıcı sanatların koruyucusu olarak kabul edilen, özellikle bilgi, stratejik savaş, dokuma, heykel ve edebiyatla ilişkilendirilen bilgelik, strateji, sanat ve zanaat tanrıçası; Grek mitolojisindeki Athena’nın karşılığı

minghun : çin. * minghun (hayalet evlilik) (ming (ölüler dünyası, karanlık, öte dünya) + hun (evlilik, evlenme) ) * Çin kültüründe ölmüş kişiler arasında veya ölü bir kişi ile yaşayan biri arasında yapılan geleneksel "hayalet evliliği" uygulaması (Evlenmeden ölen bekar erkeklerin öbür dünyada yalnız kalmayacağına ve huzur bulacağına inanıldığından, aileler, ölen oğulları için bir kadın cesedi satın alırlar ve onları birlikte gömerler.)

minha : ara. * minah, menayih (ç.) * atiyye, bahşiş, bağış, karşılıksız verilen, hibe

minhac : ara. * nahaca (yol tutmak, yola girmek, yolu takip etmek, yol göstermek, rehberlik etmek, yöntem belirlemek), nahc (yol, usül, doğru yol) * belirli bir ilim, eğitim, ibadet veya davranış alanında izlenen yol, sistematik yöntem veya usul; öğretim yöntemi, fıkıh yöntemi veya ahlaki rehberlik, yol, yöntem, metod, usül, düzen, sistem

mini : lat. * minor, minus (küçük, küçücük, ufak, ufacık; aşağılık), minimus, minimum (küçük, en küçük) * standart boyutların veya orijinal ölçülerin küçültülmüş hâli; küçük boyutlu, kompakt veya minyatür nesneleri tanımlayan sıfat

minibüs : lat. * omnibus (herkes için) (omnis (her, bütün, tüm) + bus (taşıt, taşıma aracı) ); minus, mini (küçük, ufak) + bus (taşıt, taşıma aracı) * yolcu taşımak için tasarlanmış, standart otobüsten daha küçük boyutlu motorlu kara aracı; genellikle kısa mesafelerde veya az sayıda yolcu taşıyan toplu taşıma aracı

minicik : lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak) (lat.) + cik (küçültme ve sevimlilik eki) (tür.) * çok küçük, minyatür veya önemsiz boyutlu nesne veya varlık; sevimlilik veya küçüklük ifade eden sıfat

minik : lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük, küçücük, ufak, ufacık; mini

minimal : lat. * minimus (küçük, en küçük) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * en az; mümkün olan en düşük, en az veya asgari seviyede olan; ölçü, miktar veya gereksinim açısından en küçük sınırı ifade eden sıfat

minimetre : lat., gre. * minus, mini (küçük, ufak) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.) * silindir biçimindeki nesnelerin iç çaplarini denetlemekte kullanilan ölçü aleti

minimize : lat. * minimizatus (minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); minimisé (fra.) * mümkün olan en düşük seviyeye inmiş, indirilmiş, küçültmüş veya azaltılmış; risk, maliyet, kayıp veya miktar minimuma çekilmiş olma

minimum : lat. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + um (durum eki) * mümkün olan en düşük değer, en az miktar veya en alt sınır; ölçü, miktar veya gereksinim açısından alt sınır, en küçük, en az, en düşük

minitrompolin : lat., ita. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + trampolino (trampare (zıplamak, sekmek) + lino (durum ve yer eki) ) (ita.) * standart trambolinden daha küçük boyutlu, genellikle çocuklar veya bireysel kullanım için tasarlanmış esnek zıplama yüzeyine sahip spor ve oyun aracı

mink : isk. * mink (Finlandiya’da yaşayan pis kokulu memeli hayvan) * sansargillerden, kürkü çok beğenilen bir memeli türü, vizon

minkale : ara. * nakala (taşımak, aktarmak, iletmek, aktarmak) * yarım daire şeklinde olan, açı ölçmeye ve bir açıyı başka bir yere aynen çizmeye yarayan alet, açı ölçer, iletki

minkar : ara. * nakara (delmek, oymak, kemirmek) * gaga; yırtıcı kuşların gagası; taşçı kalemi, taş yontmaya yarayan kalem

minkowski uzayı : alm., tür. * minkowski (Alman matematikçi Hermann Minkowski'nin soyadından) (alm.) + uzay (evren) (uz (mesafeli, ırak) + ay (ile ilgili, gibi) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * özel görelilik kuramında üç uzay boyutu ile bir zaman boyutunu tek bir dört boyutlu uzay-zaman yapısında birleştiren geometrik model

minnacık : lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + cık (küçültme ve sevimlilik eki) (tür.) * çok küçük, minyatür, önemsiz veya sevimli boyutlu

minnet : ara. * manna (vermek, bağışlamak, ihsan etmek) + et (isim yapım eki) * gördüğü bir iyilik karşısında kendini borçlu duyumsama, gönül borcu; gördüğü bir iyiliğe karşı teşekkür etme, şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç, şükran duyma, borçlu olma

minnettar : ara., far. * minnet (şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bir kimseden gördüğü iyiliğe karşı teşekkür borcu bulunan, gönül borçlusu, şükran borcu olan

minnettarane : ara., far. * minnet (şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * minnettar olarak, minnettar şekilde

minnoş : lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + oş (küçültme ve sevimlilik eki) (tür.) * küçük ve sevimli kimselere söylenen bir seslenme sözü

minoksidil : lat. * minus, mini (küçük, ufak) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oeides (gibi, benzer) (gre.) + il (radikal veya türev eki) * ilk olarak antihipertansif olarak geliştirilen, daha sonra saç dökülmesini önleyici ve saç büyümesini teşvik edici topikal ilacın etken maddesi (C9H15N5O)

minorka : lat. * minorca (minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + ca (ada) * Akdeniz’de yer alan Balear Adaları’ndan biri olan İspanya adası (komşusu olan Maiorka (lat. insula Maior, “büyük ada”) ile karşıtlık içinde “küçük ada” anlamında)

minosiklin : lat., gre. * minimus (küçük, en küçük) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre), cyclus (lat.) + ine (alkaloud eki) * bakterilerin protein sentezini engelleyerek çeşitli enfeksiyonların tedavisinde kullanılan tetrasiklin grubundan, yarı sentetik geniş spektrumlu antibiyotik (C23H27N3O7)

minör : lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) * daha küçük, daha az önemli; hukukta reşit olmayan kimse; müzikte “minör tonalite, küçük aralık”; genel olarak ölçü, derece veya önem bakımından küçük olan şey

minör-gezegen : lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) (lat.) + gezegen (kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (tür.) * Güneş'in etrafında doğrudan yörüngede dönen, ancak tam bir gezegen veya kuyruklu yıldız olarak kabul edilmeyen asteroitler, cüce gezegenler ve Neptün ötesi cisimler gibi gök cisimlerinden her biri

minörite : lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * nüfus, grup veya topluluk içinde sayıca az olan kesim; toplum, etnik, dini veya politik bağlamda çoğunluğa kıyasla küçük ve sınırlı sayıda bireylerden oluşan grup, azınlık

minsk : sla. * men, meni (nehir, su, bataklık, su kenarı) + sk (toponimik ek, yer eki) * Belarus'un başkenti

minstrel : lat. * ministralis (minister (hizmetkar) (minus (az, daha az, eksik) + ter (ek) ) + alis (son ek) ) * ortaçağ halk şairi, ozan, aşık

minşakka : ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak, çatlatmak, parçalanmak), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma) * yarık, çukur, oyuk

mintan : far. * nim (yarım) + tan (beden) * yarım-beden, bir tür kısa ceket

minuartia : lat. * Minuart (İspanyol botanikçi Juan Minuart) + ia (isim yapım eki) * Caryophyllaceae familyasına ait, küçük yapılı otsu bitki cinsi

minüskül : lat. * minimus (en küçük), minus (küçük, ufak; az, daha az, eksik) + culus (küçültme eki) * çok küçük, önemsiz veya minyatür boyutlu; yazı tipinde küçük harflerle yazılmış veya önemsiz görünen

minüt : lat. * minutus (küçük, ince) (minus (küçük, ufak; az, daha az, eksik) + tus (son ek) ) * zaman ölçüsünde alt birim olarak “dakika” (60 saniye); ölçü, ayrıntı veya çok kısa süreyi ifade eden kavram; aynı kökten türetilmiş olarak “ince, küçük detay”

minval : ara. * nevl, nevala (vermek, sunmak), nevale (sunulan, bahşiş, kısmet, nasip; yiyecek içecek) * biçim, yol, tarz, usül, üslup, yöntem, metod (örneğin "bu minvalde, bu şekilde”)

minyatür : lat. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + tura (isim yapım eki) * küçük boyutlu, minyatür veya orijinalin küçültülmüş kopyası; resim, heykel veya nesne üzerinde detaylı ve küçük ölçekli yapılan çalışma

minyon : lat., fra. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + gnon (isim veya sıfat eki) (fra.) * küçük, sevimli, hoş veya zarif

minzar : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek) * bakma aleti; ayna; gözlük

mir : ara., far. * emr (iş, emir, komut, buyruk, talimat), amara (emretmek, buyurmak), amir (emreden, buyuran) (ara.), mir (far.) * bey, efendi, reis, baş, komutan, başkan

mira : ara. * ra, riya (görmek, göstermek) * gösteriş, riya; arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini gösteren, yön belirlemek için uzaktan gözlenen, üzerinde cm ve mm bölüntüleri bulunan, arazide uzaklık ve kot ölçümü için dik tutulan geometrik biçimli tahta (lata) niteliğinde ölçüm çubuğu (mirror (ayna) (ing.), miroire (ayna) (fra.) )

mira : lat. * mira (harika, hayranlık uyandıran, görülmeye değer) * olağanüstü, hayranlık uyandıran veya dikkat çekici nitelikte olan kişi, nesne veya olay

mirabegron : lat. * mirabilis (harika, dikkat çekici, şaşırtıcı) + begr (sentetik türev eki) + on (nörotransmitter agonisti veya organik bileşik son eki) * mesane detrusor kasında gevşeme sağlayarak aşırı aktif mesane semptomlarını azaltan, idrar sıklığını ve aciliyetini kontrol etmeye yarayan β3-adrenerjik reseptör agonisti (C21H24N4O2S)

mirabilis : lat. * mirabilis (harika, dikkat çekici, şaşırtıcı) * Nyctaginaceae familyasına ait, akşam açan çiçekleriyle bilinen bitki cinsi

mirac : ara. * raca (yükselmek, yukarı çıkmak, tırmanmak) * yükseliş, yükselme; Kur'an'da "Rukiy" (Yükseliş) olarak ifade edilen ve Hz. Muhammed'in bilinç seviyesinin yükselerek üst planlardan bilgi almasını simgeleyen olay

miraciye : ara. * mirac (yükseliş) + iye (durum eki) * Hz. Muhammed'in miracını konu alan eserler

miraen : ara. * mara (tartışmak, münakaşa eymek, çekişmek) * tartışma, münakaşa, çekişme

mirah : ara * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rih (rüzgar, koku) * kokuyu veya aromayı yayma, esintili olarak havaya salma; sürur, neşat, sevinç

mirahur : ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + i (tamlama eki) + ahur (ahır) (far.); emir (reis, efendi, amir, bey) (ara.) + i (tamlama eki) + ahur (ahır) (far.) * Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahın atlarına bakmakla görevli olan saray görevlisi, imrahor; at bakıcısı, kraliyetin ahır yöneticisi

miraj : lat., fra. * mirare (bakmak, görmek) (lat.); mirer (bakmak, görmek) + age (isim yapım eki) (fra.) * atmosferik koşullardan dolayı, uzaktan bakıldığında düz ve kuru yüzey üzerinde su varmış algısı yaratan optik fenomen (mirror, miroire (ayna) (lat., ing., fra.) )

mirakl : lat. * miraculum (mirare, mirari (bakmak, görmek; hayret etmek, hayran kalmak) + culum (isim yapım eki) ) (lat ); miracle (fra.) * harika, hayranlık uyandıran olay; doğaüstü, açıklanması güç veya olağanüstü olay; dini ve kültürel bağlamda Tanrı veya ilahi güç tarafından gerçekleştirildiğine inanılan mucize; genel kullanımda hayret verici ve olağanüstü durum

miralay : ara., far., tür., gre. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + alay (üç veya dört taburdan oluşan askeri birim) * albay, alay komutanı

miranda : lat. * mirandus (hayranlık uyandıran, hayret verici) (mirari (hayret etmek, hayran olmak) + andus (sıfat yapım eki) ) * Adını Shakespeare'in The Tempest oyunundaki Miranda karakterinden alan, Uranüs'ün beş büyük uydusundan biri

miranda kromozomu : lat., gre. * mirandus (hayranlık uyandıran, hayret verici) (mirari (hayret etmek, hayran olmak) + andus (sıfat yapım eki) ) (lat.) + khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + soma (yapı, beden, vücut, gövde, nesne) (gre.) * özellikle meyve sineklerinde (Drosophila) cinsiyet kromozomlarının evrimi çalışmalarında kullanılan, neo-Y kromozomunun belirli bir evresi

miraren : ara. * merra (kere, defa, sefer, tekrar) * kerelerce, defalarca, seferlerce, tekrarlarca, birçok kere

miras : ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs (miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey), varis (mirasçı) * bir kişinin ölümünden sonra mal varlığı, hak veya unvanın yasal olarak mirasçılara geçmesi; aynı zamanda kültürel, manevi veya entelektüel değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılması

mirat : ara. * raa (görmek), ray (görüş) * ayna, gözgü, zahir, görünen, görünüş, suret

miray : ara., far., tür. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + Ay (Dünya’nın uydusu) (tür.) * Ay gibi ışık saçan lider; erkek ismi

mirfak : ara. * rafaka (birleştirmek, eklemek, katmak, yakın olmak, eşlik etmek), refakat (eşlik etme), refik (eşlik eden) * insan kolunda üst kol ile ön kolun birleştiği eklem noktası, dirsek

miri : far., ara. * mir (bey, efendi, reis, baş, komutan, başkan, lider) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * beyliğe ait, başkanlığa ait; hazinenin, devletin malı olan (şey); devlet hazinesi

mir-i kelam : ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + i (tamlama eki) + kelam (söz) (ara.) * lider sözü, komutan kelamı; güzel konuşan, söz ustası

mirici : ara., far., tür. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + ci (yapan, eden eki) (tür.) * Osmanlı Maliyesinde, koyunları sayıp vergilerini toplayan görevli; hayvan sayım ve vergi tahsilatı yapan yetkili

miringoplasti : gre. * myringa (kulak zarı, timpanik membran) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kulak cerrahisinde kulak zarının hasar görmüş veya delinmiş kısmının onarılması ve yeniden yapılandırılması işlemi

miringotomi : gre. * myringa (kulak zarı, timpanik membran) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * enfeksiyona bağlı olarak işitme kaybını önlemek amacıyla kulak zarı üzerinde delik açılması ve orta kulaktaki sıvının boşaltılması işlemi, kulak zarı çizilmesi

miristisin : lat. * myristica (muskat ağacı cinsi; hintcevizi ağacı) + in (kimyasal madde eki) * özellikle hintcevizi, maydanoz ve bazı aromatik bitkilerin uçucu yağlarında bulunan; sinir sistemi üzerinde etkileri olabilen doğal fenilpropanoid yapılı organik bileşik (C11H12O3)

mirizzi sendromu : lat., gre. * mirizzi (Arjantinli cerrah Pablo Luis Mirizzi'nin soyadından) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kronik safra taşlarının (çoğunlukla kistik kanal veya safra kesesi boynunda) dışarıya bası yaparak ortak safra kanalını tıkaması sonucu oluşan, safra yollarında obstrüksiyon, sarılık ve bazen iltihabi reaksiyonlara yol açan nadir safra yolu komplikasyonu

mirkelam : ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + ı (tamlama eki) + kelam (söz) (ara.) * lider sözü, komutan kelamı; güzel konuşan, söz ustası

mirket : fle., alm. * meerkat (gözlemleyen kedi, küçük kedi benzeri memeli) (meer (gözlem, izleme) (fle.) + kat (kedi) (alm.) * Afrika savanlarında yaşayan, Suricata cinsine ait küçük memeli; sürüler halinde yaşayan, dik durup etrafı gözetleyen ve sosyal yapısıyla bilinen hayvan

mirliva : ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + liva (sancak, bayrak, sancak bölüğü; askeri birlik) * Osmanlı askerî teşkilatında tuğgeneral karşılığı bir sancakbeyi rütbesi; sancak komutanı; orduda en küçük rütbeli general, tuğgeneral

mirmekoloji : gre. * myrmex, myrmekos (karınca) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karıncaları, onların davranışlarını, sosyal organizasyonlarını, ekolojik rollerini ve evrimsel ilişkilerini inceleyen zoolojinin özel bir dalı

mirrah : ara. * raʾa (görmek, fark etmek, değerlendirmek) * akıl, görüş

mirror : lat. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); mirror (ing.) * ışığı veya görüntüyü yansıtan, genellikle düz ve parlatılmış yüzey, ayna

mirror image : lat., ing. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or (-cı, yapan, eden eki) + imitari (taklit etmek, benzetmek), imago (görüntü, resim, hayal, suret, imge, benzerlik, tasvir) (lat.); mirrorimage (ing.) * optikte bir cismin aynadaki yansıması; matematikte veya geometride simetrik yansıma ile elde edilen şekil; mecazi anlamda bir şeyin çok benzeri, yansıması veya karşılığı

mirroring : lat. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir cihazın ekran veya verilerini başka bir cihazda gerçek zamanlı olarak yansıtma veya kopyalama işlemi; bir kişinin davranış, duygu veya jestlerini bilinçli veya bilinçsiz olarak karşısındaki kişiye yansıtma veya taklit etme davranışı

mirsad : ara. * rasada (gözlemek, gözlemlemek) * gözetleme yeri, mirsad

mirtazapin : lat. * mir (yapay önek) + tase (kimyasal çekirdek ve enzim eki) + apine (heterosiklik amin türevlerini belirten son ek) * genellikle anksiyete sorunları veya insomnia görülen depresyon durumlarında kullanılan sentetik bir antidepresan (noradrenerjik ve spesifik serotonerjik antidepresan, NaSSA) (C17H19N3)

mirvaha : ara. * rih (rüzgar) * yelpaze, rüzgarlık

miryetin : ara. * rayya (karıştırmak, karışıklık çıkarmak, şüphe uyandırmak, kuşkulandırmak) * şüphe, kuşku, endişe, tereddüt

mirza : ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider) (ara.), mir (far.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * Türk topluluklarında ve İran’da kullanılan bir soyluluk ünvanı; prens, asilzade, mirze

mis : san., far. * muska (testis, misk bezi) (san.), moskhos (gre.); muscus (lat), mis (misk, güzel koku, hoş koku) (far.) * misk geyiklerinin karın altındaki bezlerinden elde edilen, parfüm, ilaç ve tütsü yapımında kullanılan değerli esans

misafir : ara. * safara (yola gitmek, yolculuk etmek, seyahat etmek), sefer (yolculuk, seyahat) * sefere çıkmış; bir kimsenin evine veya bir yere, geçici olarak, kısa bir süre kalmak üzere gelmiş olan kimse, konuk

misafirhane : ara., far. * misafir (konuk) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * bazı kuruluşların kendi görevlilerinin görevli olarak gittiği yerlerde kalabilmesi için düzenlediği konut, konukevi

misafirperver : ara., far. * misafir (konuk) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * kendisine konuk gelmesinden hoşlanan, konuklarını gerektiği gibi ağırlayan, konuksever

misak : ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak) * sağlam bağ, ahit, söz, kesin sözleşme; tarafları bağlayan, bozulması ağır sonuçlar doğuran, hukuki veya ahlaki nitelikte güçlü sözleşme, antlaşma veya kutsal bağlayıcılığı olan ahit

misak-ı milli : ara. * misak (bağ; antlaşma, sözleşme, ant, söz verme) + i (tamlama bağlacı) + milli (ulusal) * milli söz, milli ant; Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından 1920’de kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel alınan “ulusal yemin”; ulusun bağımsızlık ve sınırlarını belirleyen siyasal ant

misal : ara. * masala (benzemek, örnek olmak, temsil etmek), temsil (benzetme, canlandırma, yerine geçme) * örnek, benzer; herhangi bir şeyin temsilcisi veya benzeri; bir kavramı, durumu veya nesneyi açıklamaya yarayan örnek; edebi bağlamda teşbih, benzetme aracı

misas : ara. * messa, massa (değmek, dokunmak) * dokunuş, değme

misatribüsyon efekt : lat. * minus, mis (yanlış, ters, az, eksik) + attributio (atıf, dayandırma, nitelendirme, bağlama, ilişkilendirme) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.); misattribution effect (ing.) * bir bilginin, olayın veya duygunun kaynağını yanlış hatırlama veya yanlış yere atfetme durumu; bellek hatası ve bilişsel çarpıtma örneği; bir hatırayı yanlış kaynakla ilişkilendirme, yanlış atıf

misbah : ara * sabaha (ışımak, aydınlanmak, ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün ağarmak), sabah (gün doğumu, aydınlanma, ışıklanma) * lamba, ışık kaynağı, ışık veren, kandil

misdivizyon : lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + division (ayrım, bölme, bölüm), dividere (ayırmak, bölmek) + sion (isim yapım eki) ) * yanlış, hatalı veya uygunsuz bölme işlemi; dilbilimde yanlış heceleme veya yanlış morfolojik ayrım; matematikte hatalı bölme işlemi

misel : lat. * micellus (küçük tane, küçük küme) * su içinde yağ veya yüzey aktif madde moleküllerinin oluşturduğu küçük küme veya topak; yüzey aktif maddelerin sudaki çözünürlüğünü ve dağılımını sağlayan yapılar

miselyum : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + elion (küçültme eki) (gre.); ium (lat.) * mantarların toprak altında veya bir yüzey üzerinde büyüyen, "hif" adı verilen ince ipliklerin birleşmesiyle oluşan, besin emilimi, doğadaki maddelerin çözünmesi ve sürdürülebilir biyo-malzeme üretimi gibi işlevleri olan kök benzeri ana ağ

misetoma : gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mantar topu; deri ve deri altı dokularda mantar veya bakteriler nedeniyle oluşan, fistül ve granüllerle seyreden, etkilenen bölgede tümöre benzer topak veya yumru şeklinde lezyonların, granülomların oluşmasına sebep olan, özellikle tropikal bölgelerde görülen “madura ayağı” olarak da bilinen kronik, nodüler ve tümörsü enfeksiyon hastalığı

misil : ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı, aynı türden olan, eşdeğer) * benzer, gibi, aynı, örnek, eşdeğer

misilleme : ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı, aynı türden olan, eşdeğer) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * zarar verici, kötü bir işe, eyleme, davranışa verilen aynı biçimdeki karşılık

misina : ita. * messina (İtalya’nın Messina şehrinden) * genellikle naylondan yapılan, olta ve balıkçılıkta kullanılan şeffaf, ince ve dayanıklı sentetik ip veya tel, balıkçı ipi, ince tel

misis : lat., fra., ing. * magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (lat.); maîtresse (hanımefendi, evin kadını) (fra.), mistress, missis (ing.) * İngilizcede evlenmiş kadınlar için kullanılan bir san

misk : san., far. * muska (testis, misk bezi) (san.), moskhos (gre.); muscus (lat), mis (misk, güzel koku, hoş koku) (far.) * misk geyiklerinin karın altındaki bezlerinden elde edilen, parfüm, ilaç ve tütsü yapımında kullanılan değerli esans

miskab : ara. * sakaba (delmek, delik açmak) * maden, kemik veya tahta gibi şeyleri delmekte kullanılan alet, matkap

miskal : ara. * sakala (ağır gelmek, ağırlaşmak), sikal (ağırlık) * ağırlık, ağırlık ölçüsü; ölçü, yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) bir ağırlık ölçüsü (bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)

miskat : ara. * sakata (düşmek, devrilmek, boşalmak) * su kovası

misket : gre., lat. * moskhos (misk, güzel koku, hoş koku) (gre.); muscus + ettus (küçültme eki) (lat.) * hoş kokulu meyveleri nitelemek için kullanılır; örneğin misket armudu, misket üzümü gibi; misket üzümünden yapılan şarap

misket : lat. * muscettus (küçük sinek) (musca (sinek) + ettus (küçültme eki) ) (lat.); moschetto (tüfek, eski tip ateşli silah, küçük tüfek; küçük yuvarlak kurşun) (ita.), mousquet (fra.) * bombaların ve şarapnellerin içinde bulunan kurşun veya demir tanelerinin adı; yuvarlayarak oyun oynanan bilye

miskin : ara. * sekene (yerleşmek, sakin olmak, durmak, hareketsiz olmak, oturmak, iskan etmek), iskan (durma, oturma, yerleşme, hareketsiz olma) * yoksul, fakir; zayıf, çaresiz; çok uyuşuk (kimse); hoş karşılanmayacak durumlar karşısında tepkisiz kalan (kimse); aciz, zavallı

miskinane : ara., far. * miskin (yoksul, fakir; zayıf, çaresiz) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * miskince, miskin gibi, zavallıca, tembelce, acınacak halde, acizane, zavallı bir biçimde

miskonsepsiyon : lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + conceptio (kavram, kavrayış, yakalama, alma, kapma) (con (ile, birlikte, beraber) + cipere (almak, kapmak, yakalamak, kavramak, tasarlamak) + tio (isim yapım eki) ) * yanlış kavrayış veya hatalı anlayış, yanlıs anlama; bir fikrin, bilginin veya görüşün yanlış veya eksik şekilde algılanması

misl : ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı, aynı türden olan, eşdeğer) * benzer, gibi, aynı, örnek, eşdeğer

mismar : ara. * semere (sabitlemek, fayda vermek) * çivi, mıh, demir kazık, sabitleyici

mismatch : lat. * minus (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) (lat.); mis (ing.) + match (eşleştirmek, uyum sağlamak, denk gelmek) (ing.) * uyumsuzluk, yanlış eşleşme; iki şeyin beklenen veya uygun şekilde birbirine uymaması durumu

mismeç : lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) (lat.); mis (ing.) + match (eşleştirmek, uyum sağlamak, denk gelmek) (ing.) * uyumsuzluk, yanlış eşleşme; iki şeyin beklenen veya uygun şekilde birbirine uymaması durumu

misofoni : gre. * misos (nefret, tiksinme) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * belirli seslere karşı, özellikle çiğneme, nefes alma veya tıkırtı gibi günlük seslere karşı aşırı ve olumsuz tepki duyma durumu

misoprostol : lat. * mis (ön ek) + prost (prostaglandin türevi hormon) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * mide ülserini önlemek, rahim kasılmalarını uyarmak veya doğum kontrolü, indüksiyonu sağlamak amacıyla kullanılan sentetik prostaglandin E1 türevi ilacın etken maddesi (C22H38O5)

misr : ara. * misr (yerleşim yeri, ülke, şehir) * yerleşim yeri, ülke, şehir

missa : lat. * missum (kitle, kalabalık) * biçim olarak süiti andıran, Kyrie (Efendi, Lord), Gloria (Şan, Şeref, Görkem, İhtişam), Sanctus (Kutsal), Benedictus (İyi Söz) (bene (iyi) + dictus (söz) ) ve Agnus Dei (Tanrı’nın Kuzusu) (agnus (kuzu) + dei (tanrı) ) isimli bölümlerden oluşan, Katolik kilisesi tören müziği

missed abortus : lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + abortus (düşük, çocuk düşürme, gebelik sonlanması) (ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum, meydana çıkma, ortaya çıkma, başlama) ) * ceninin anne rahminde ölmesine rağmen dışarıya atılamadığı, düşük gerçekleşmediği için fark edilmeyen ve genellikle ultrason incelemesiyle saptanan gebelik durumu

mister : lat. * magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (lat.); maître (fra), master (ing.) * erkekler için kullanılan bir hitap unvanı, “Bay”

misterioso : gre., lat. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek), mystes (inisiyasyonla sırra ermiş kişi), mysterioeides (gizemli, esrarengiz, esrarlı, sırlı) (mysterion (sır, gizem, kutsal sır, esrar) + oeides (gibi, benzer) ) (gre.); mysteriosus (lat.), mysterioso (ita.) * kolayca anlaşılamayan, sırlarla örtülü, gizemli, esrarengiz

mistik : gre. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek), mystes (inisiyasyonla sırra ermiş kişi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * esrarlı, manevi derinliğe sahip; ayrıca bu öğretiye bağlı kişi, gizemci, gizemsel

mistisizm : gre. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek), mystes (inisiyasyonla sırra ermiş kişi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı, mutlak hakikat veya ruhsal gerçeklikle doğrudan içsel deneyim yoluyla birleşme arayışını öngören dini, felsefi ve ruhani öğreti; gizemcilik

misvak : ara. * savaka (fırçalamak, sürterek silmek) * diş temizleme aracı, fırça, silici

misyon : lat. * mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * gönderme, salıverme, vazife, belirli bir amaç veya görev için gönderilme eylemi; özellikle dinsel, askeri, diplomatik veya sosyal görev

misyoner : lat. * mittere (göndermek, salmak, yollamak) + tio, tion (isim yapım eki) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); missionnaire (fra.) * özellikle Hristiyanlıkta din yaymak üzere görevlendirilmiş kimse; genel olarak bir davayı, ideolojiyi veya öğretiyi başka topluluklara ulaştırmaya çalışan kişi

mi'şar : ara. * aşere (on) * onda bir (1/10)

mişkat : ara. * şekva (içindekini göstermek, açığa çıkarmak) * içine lamba konan küçük hücre. duvarda içine ışık konulan yer, lamba konulan yer, niş, kandillik, kandil

mişna : ibr. * şana (tekrar etmek, öğrenmek, öğretmek) * Yahudi hukukunun temel metinlerinden, hahamların sözlü geleneklerini toplayan eser; Yahudi dini hukukunun (Halaha) yazılı derlemesi; M.S. 200 civarında derlenen, hahamların sözlü geleneğini sistemleştiren metin

mişrak : ara. * araka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu), meşrik (Güneşin doğduğu yön, doğu) * güneşli olan yer

mit : gre. * muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem, konuşma) * gerçek dışı, güvenilmez söylem veya anlatı, efsane

mit'am : ara. * ta’ama (yedirmek, doyurmak) * yediren

mitigasyon : lat. * mitigare (yumuşatmak, hafifletmek, yatıştırmak) + tio (isim yapım eki) * şiddetini, sertliğini veya olumsuz etkisini azaltma eylemi; yatıştırma, hafifletme, dindirme, azaltma, yatıştırma

mitil : ara., fra. * taraha (taraha (yaymak, sermek, yere bırakmak, atmak), matrah (serilmiş, yere bırakılmış) (ara.); matelas (şilte) (fra.) * üzerine uzanmak için doldurulmuş döşek, yatak, yere serilen yatak, şilte (halk dilinde “mitil sermek, mitil atmak")

miting : ing. * meet (buluşmak; toplanmak) + ing (isim yapım eki) * bir araya gelme, buluşma; görüşme veya tartışma amacıyla düzenlenen toplantı, toplantı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...