mevcut :
ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak),
vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren, oluşturan,
var eden) * bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan
mevdu :
ara. * vada (koymak, yerleştirmek, tayin etmek) * konulmuş, yerleştirilmiş,
tayin edilmiş, mevzu, konu
mevduat :
ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek,
konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak),
mevdu (konulmuş, yerleştirilmiş, tayin edilmiş, mevzu, konu) + at (çoğul eki) *
konulmuşlar, yatırılmışlar; bankaya yatırılmış paralar, konulmuş ve muhafaza
edilen değerler
mevdud :
ara. * vadda (sevmek) * sevilmiş, sevgi gösterilmiş
meveddet :
ara. * vadda (sevmek), mevdud (sevilmiş, sevgi gösterilmiş) * sevgi, muhabbet;
dostluk
mevfur :
ara. * fara (tam olmak, tamamlamak, bol olmak, çok bulunmak, eksiksiz var olmak)
* tamamlanmış, mükemmel, eksiksiz, kusursuz
mevhibe :
ara. * vahaba (karşılıksız vermek, bağışlamak, bahşetmek, hibe etmek) *
bağışlanan şey, bahşedilen şey, karşılıksız verilen, hibe edilen şey, bağış,
verilen, vergi
mevhibe-i ilahiye :
ara. * mevhibe (bağışlanan şey, hibe edilen şey, bağış, verilen, vergi, ihsan,
lütuf) + i (tamlama eki) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + iye
(ile ilgili, -a ait) * Allah’ın bağışı, ilahi lütuf, Tanrı’dan gelen özel ihsan
veya yetenek, Allah vergisi
mevhum :
ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), vehm
(mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet,
ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu),
evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim
(korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet
(şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * hayali, gerçek olmayan, zihinde
tasarlanan, gerçek olmayıp evhama dayalı olan, vehim
mevize :
ara. * vaaza (öğüt vermek, nasihat etmek) * öğüt, nasihat, vaaz, ibret verici
söz
mevki :
ara. * vaka (yerleşmek, konumlanmak, düşmek, bulunmak, vuku bulmak, cereyan
etmek, olmak) * yer, mevki, konum, makam, sosyal statü, bir şeyin bulunduğu
veya durduğu yer, durulacak yer
mevkib :
ara. * vakaba (yavaş yavaş, dikkatle yürümek) * kafile, kortej, alay, güruh,
topluluk, cemaat; erbain yürüyüşü rotasındaki ziyaretçilere hizmet veren
istasyonlar
mevkif :
ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek,
kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma) *
durak, durulacak yer; istasyon
mevkit :
ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre, saat, çağ, mevsim) *
önceden belirtilmiş, tayin ve tespit edilmiş süre, vakit, mehil, vade
mevkud :
ara. * vakada (yakmak, ateşlemek, tutuşturmak), ikad (yakma, tutuşturma) *
yakılmış, tutuşturulmuş
mevkuf :
ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek,
kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma),
mevkif (durak, durulacak yer; istasyon) * durdurulmuş, tutulmuş, tutuklanmış
mevkufiyet :
ara. * vakafa (tutmak, kavramak, durdurmak, tutuklamak, alıkoymak, sabitlemek,
kımıldatmamak, hareket ettirmemek), tevkif (tutuklama, durdurma, alıkoyma),
mevkif (durak, durulacak yer; istasyon), mevkuf (durdurulmuş, tutulmuş,
tutuklanmış) + iyet (durum eki) * tutulmuş olma, alıkonulma, hapsedilme, bir
işin veya durumun askıda kalması, ilerlememesinin durumu, tutuklu olma durumu
mevkut :
ara. * vakata (sınırlamak, belirlemek, sınır koymak; vakitlendirmek,
zamanlandırmak, zaman belirlemek) * zamanı, süresi veya sınırı belirlenmiş,
müddetli, sınırlı süreli, süreli, belirli süresi olan, sürelendirilmiş,
vakitlendirilmiş, zamanlı, zamanı belli olan
mevkuze :
ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek) * vurulmuş, çarpılmış, darbelenmiş
mevla :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, himaye etmek, idare etmek,
yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten,
koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse; Allah dostu; yöneten,
idare eden, yetki sahibi kimse, bir kişinin işlerini yürütme yetkisine sahip
kimse, koruyucu, hami, vasi, yönetici) * koruyucu, yardımcı, efendi, sahip,
malik, efendi, himayeci, patron, yönetici, birine destek olan veya onun
himayesinde bulunan kimse, dost
mevlana :
ara. * mevla (koruyucu, yardımcı, efendi, sahip, malik, efendi, himayeci,
patron, yönetici, birine destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse, dost)
+ na (biz) * "efendimiz, mevlamız" anlamında olan ve ismin önünde yer
alan saygı öneki
mevlevi :
ara. * mevla (dost, koruyucu, himayeci, patron, efendi, yönetici, birine destek
olan veya onun himayesinde bulunan kimse) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Mevlana’ya veya Mevlevi tarikatına ait olan, Mevlevi tarikatına
mensup, Mevlevilere özgü kültür, musikî, sema ve düşünce tarzını ifade eden
mevlevihane :
ara., far. * mevla (dost, koruyucu, himayeci, patron, efendi, yönetici, birine
destek olan veya onun himayesinde bulunan kimse) + vi (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.)
* Mevlevilerin toplandığı, eğitim ve ibadet yaptığı yer, Mevlevi dergahı veya
semahane
mevlid :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), veled (doğan, çocuk) * doğum, doğum yeri veya zamanı;
özellikle Hz. Muhammed’in doğum günü, doğum hikayesi veya bu günü anmak için
okunan dini metinler ve şiirler; Hazreti Muhammed’in doğumunu, yaşamını
anlatan, en ünlüsü Süleyman Çelebi’nin yapıtı olan, mesnevi biçiminde yazılmış
yapıtların ortak adı; özellikle Süleyman Çelebi’nin mesnevisinin okunduğu
dinsel tören
mevlithan :
ara. * mevlid (doğum, doğum yeri veya zamanı) (ara.) + han (okuyan, söyleyen,
seslendiren, yapan, eden) (far.) * mevlid okuyan kimse, mevlid merasimlerini
yöneten veya icra eden kişi
mevlud :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk), velud
(doğurgan, üretken, yaratıcı) * doğmuş, doğmuş çocuk
mevra :
ara. * vara (çalkalanmak, sallanmak) * çalkalanarak, sallanarak, mevren
mevrid :
ara. * verada (gelmek, varmak, yetmek, erişmek, ulaşmak), vurud (geliş, gelme,
varış, varma, erişme, erişim, ulaşma, ulaşım) * varılan yer, erişim yeri;
cadde, yol
mevrud :
ara. * verada (gelmek, varmak, yetmek, erişmek, ulaşmak), vurud (geliş, gelme,
varış, varma, erişme, erişim, ulaşma, ulaşım) * gelmiş, gelen, varan, eren,
yeten, yetmiş, erişmiş, ulaşan, ulaşmış, vürud etmiş, vürud eden
mevsık :
ara. * vasaka (bağlamak, güvenmek, sağlamlaştırmak), vesika (bağ) * bağlanmış,
güvenilir, sağlam, dayanıklı; hukuki veya maddi anlamda sağlam temellere
dayanan, sağlamlaştırılmış; yemin, ahd, sözleşme
mevsil :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme) * kavşak, kavuşulacak yer, buluşma yeri; ek yeri,
bitişme yeri
mevsim :
ara. * vasama (işaretlemek, damgalamak, dağlamak, belirlemek), vesm (damga,
işaret, alamet, dağlama) * yıl içinde belirli hava koşullarına ve iklim
özelliklerine göre tekrarlanan dönem, sezon, zaman dilimi; bahar, yaz,
sonbahar, kış gibi doğa ve iklim düzenine göre sınıflandırılan zaman periyodu,
sezon (sima (alamet, eser, yüz, çehre) (ara.), same (aynı, tıpkı, benzer, izi
gibi, eseri) (ing.) )
mevsuf :
ara. * vasafa (tanımlamak, nitelendirmek, betimlemek, vasıflandırmak), vasf
(nitelik, özellik), sıfat (hal, keyfiyet, nitelik) * tanımlanmış, nitelenmiş,
vasıflandırılmış, bir sıfat veya ifade ile belirlenmiş; gramerde isim veya
nesnenin sıfat tarafından nitelendiği hal
mevsuk :
ara. * vasaka (bağlamak, güvenmek, sağlamlaştırmak), vesika (bağ) * bağlanmış,
güvenilir, sağlam, dayanıklı; hukuki veya maddi anlamda sağlam temellere
dayanan, sağlamlaştırılmış
mevsul :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme) * erişen, kavuşan, buluşab, bitişen, vasıl olan;
birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vasıl olmuş, vaslolmuş
mevsut :
ara. * vasata (orta konumda olmak, ortada yer almak, denge sağlamak), vasat
(orta) * ortada olan, vasat olan, iki şeyin arasında ve iki şeye eşit mesafede
olan; ortalanmış
mevt :
ara. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölüm, vefat, canın sona ermesi, hayattan
ayrılma
mevta :
ara. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölü, hayatını kaybetmiş kimse veya canlı; mecaz
olarak işlevsiz veya etkisiz hal
mev'ud :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek) * vadedilmiş, söz verilmiş, gelecek için belirlenmiş (mev'ude
(satanizmde adak olarak kurban edilen kız) )
mevut :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek) * vadedilmiş, söz verilmiş, gelecek için belirlenmiş
mevval :
ara. * vaala (ilişkilendirmek, bağlamak), vel (yalan) * Arap müziği ve şiirinde
11. yüzyıldan beri kullanılan beş dizelik sözler üzerine, uzun hava şeklinde,
doğaçlama ve ölçüsüz okunan, serbest ölçülü şarkı - ezgi türü, maval; lafı
uzatarak yalan, uydurma söz söyleme, maval; şarkı söyleyerek dolaşan dilenci,
dilenci şarkısı
mevzi :
ara. * vaza, vada (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek,
paylaştırmak, indirmek) * yer, konum, mevki; bir askeri birliğin savunma
göreviyle bulunduğu uygun yer; düşman savunmasını kırarak ele geçirilen bölge
mevzu :
ara. * vazaa, vadaa, ida (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek,
paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) * konu, tema, bahis, ele alınan
mesele; yazılı veya sözlü bir çalışmanın, tartışmanın veya incelemenin odağı,
mevdu
mevzuat :
ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek,
konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak),
mevzu (konu, tema, bahis, ele alınan mesele; yazılı veya sözlü bir çalışmanın,
tartışmanın veya incelemenin odağı) + at (çoğul eki) * konular, temalar; belli bir
konuda yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler, yasalar, yönetmelikler,
düzenlemeler, bir ülke veya kurum tarafından belirlenen kural ve düzenlemeler
bütünü; bir ülkede yürürlükte bulunan yasa, tüzük, yönetmelik, kararname vb.nin
tümü
mevzubahis :
ara. * mevzu (konu, tema, bahis, ele alınan mesele; yazılı veya sözlü bir
çalışmanın, tartışmanın veya incelemenin odağı) + u (tamlama eki) + bahs
(soruşturma, araştırma, bir konuyu etraflıca tartışma, münazaa, söz etme, söz
yarıştırma; tartışılan konu) * söz konusu, tartışılan veya gündemde bulunan
konu; üzerinde durulan mesele
mevzun :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak)
* dengeli, ölçülü, uyumlu; edebiyat ve şiirde vezinli, düzenli, ahenkli; mecaz
olarak dengeli veya ölçülü davranış
mey :
far. * may, mey (şarap, içki) * mayalanmış içki, şarap
meyal :
ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana
yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme)
* eğilimi olan, yüz tutan, yatkın, meyilli
meyan :
far. * buyan (kokan, aromatik) * Rusya ve Çin'de yetişen, 120-150 cm'e kadar
uzayabilen, mavimsi, mor çiçekleri olan, baklagiller ailesinden çok yıllık bir
çalımsı bitki, Glycyrrhiza glabra
meyan :
far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) * ara, aralık, orta, vasat,
vasıta, ortalama (mean (orta, ortalama) (ing.), moyen (orta, ortalama) (ing.) )
meyan kökü :
ara., tür. * meyyan (kamış) (ara.) + kök (asıl, esas, temel, baz) (ara.) + ü
(iyelik eki) (tür.) * baklagiller (fabaceae) familyasından, Glycyrrhiza glabra
bitkisinin kökü olan, morumsu çiçekli, çok yıllık otsu bir bitkinin toprak
altındaki lifli köklerinden elde edilen, içeriğindeki glisirizin maddesi
sayesinde şekerden kat kat daha tatlı olan ve hem geleneksel tıpta hem de gıda
sanayisinde (meyan şerbeti, şekerleme vb.) yaygın olarak kullanılan aromatik
bitki (glykyrrhiza (tatlı kök) (glykys (şeker, tatlı) + rhiza (kök) ) (gre.) )
meyancı :
far., tür. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + cı (yapan, eden eki)
(tür.) * aracılık eden kimse, aracı
meyane :
far. * miyan (ara, aralık, bel, orta, ortalık yer) + e (son ek) * orta,
ortadaki şey; çorba ve benzeri yiyeceklere lezzet kazandırmak için katılan,
tereyağı ve unla yapılan bir tür sos
meydan : far.
* midyan, miyan, meyyan (orta, ortalık yer, ara, aralık) * bulunulan yer ve
çevresi, ortalık; kentlerde genellikle anıtların, tarihsel yapıtların
çevresinde veya yakınında ayrılmış, toplantılar da yapılabilen açık, düz ve
geniş yer, alan (medianus (medium (orta, arada, vasat) + anus (durum eki) )
(lat.); médiane (fra.) )
meyhane :
far. * may, mey (şarap, içki) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut,
yuva) * içki içilen yer, şarap içilen yer, içki evi, taverna
meyhem :
fra * maheimer (sakatlamak, bir kişinin savunma yeteneğini kaybetmesine yol
açacak şekilde kasten zarar vermek) (Anglo-Fransızca kelime) * bireysel veya
toplumsal düzeyde düzenin bozulduğu, akıl ve kontrolün zayıfladığı, olayların
kaotik ve öngörülemez bir hal aldığı yoğun kargaşa durumu
meyil :
ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), temayül (meyletme,
eğilme, yönelme) * bir yöne doğru eğilme, eğik durma, eğilim; bir kimseye, bir
şeye karşı duyulan sevgi, istek ve yönelim, eğilim (mecazi)
meyl :
ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), temayül (meyletme,
eğilme, yönelme) * bir yöne doğru eğilme, eğik durma, eğilim; bir kimseye, bir
şeye karşı duyulan sevgi, istek ve yönelim, eğilim (mecazi)
meyletmek :
ara., tür. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana
yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme)
(ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir yöne, bir düşünceye
doğru fiziksel veya düşünsel olarak eğilmek, yaklaşmak
meymenet : ara.
* yemin (sağ el) * sağ el, sağ taraf, sağ kol; bereket, uğur, kutluluk
meymum :
ara. * yemm (deniz) * denize atılmış
meysem :
ara * vasama (işaret koymak, damgalamak, nişanlamak, mühürlemek, işaretlemek),
vesm (damga, mühür, işaret) * damga, mühür, işaret; damgalanmış, mühürlenmiş,
işaretlenmiş
meyser :
ara. * yasara (kolay olmak, rahatlamak), yusr (kolaylık, zahmetsizlik,
genişlik), yesir (kolay) * kolaylık
meysir :
ara. * yasara, yesere (kolay olmak, kolaylaşmak, kolaylaştırmak, rahatlamak),
yusr (kolaylık, zahmetsiz kazanım, emeksiz elde etme) * kolaylık; emek ve
üretime dayanmadan şans veya rastlantı yoluyla kazanç elde etmeyi esas alan,
taraflardan birinin kazancı diğerinin kaybı üzerine kurulu olduğu için
toplumsal ve ahlaki açıdan sakıncalı görülen kumar türü, kumar
meysur :
ara. * yasara (kolay olmak, rahatlamak), yusr (kolaylık, zahmetsiz kazanım,
emeksiz elde etme), yesir (kolay) * kolaylaştırılmış, kolay kılınmış
meyt :
ara. * mata (ölmek, vefat etmek), mevt (ölüm, vefat) * ölü, merhum, hayatını
kaybetmiş, cansız, ölü beden, meyyit
meyus :
ara. * ye'se (ümitsiz olmak), yeis (ümitsizlik, umutsuzluk) * üzgün, kederli;
karamsar, umutsuz, ümitsiz
meyusiyet :
ara. * ye'se (ümitsiz olmak), yeis (ümitsizlik, umutsuzluk), meyus (üzgün,
kederli; karamsar, umutsuz, ümitsiz) + iyet (isim yapım ve durum eki) *
ümitsizlik, karamsarlık, ümitsiz olma hali
meyve :
far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) * bitkilerde çiçeğin döllenmesinden
sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan ve tohumları taşıyan organ; ağaçların
yenilecek türden ürünü; bitkiden elde edilen yenilebilir ürün, meyve; mecazen
sonuç, kazanç, ürün
meyvedar :
far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan,
sahip olan, edinen) * meyve taşıyan, meyve veren; verimli, faydalı, kazançlı
meyvefüruş :
far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + füruş (satan) * meyve satan, yemiş
satan, manav
meyvehoş :
far. * miva, meve (ürün; sonuç, verim) + hoş (tatlı, lezzetli) * tatlı meyve,
hoş tadı olan meyve; mecazen hoş ve sevimli şey
meyyal :
ara. * mala (eğilmek, meyletmek, yana yatmak, yönelmek), meyl, mayl (yana
yatma, yönelme, eğilim, yüz tutma, bir şeye eğilim gösterme, bir yöne meyletme)
* eğilimi olan, yüz tutan, yatkın, meyilli
meyyit :
ara. * mata (ölmek, vefat etmek), mevt (ölüm, vefat) * ölü, merhum, hayatını
kaybetmiş, cansız, ölü beden
meyz :
ara. * mayaza (ayırt etmek, ayırmak, seçmek, farklı kılmak; bir yerden bir yere
geçme) * ayırma, birşeyi denklerinden üstün tutma; bir yerden bir yere geçme
(maze (labirent (ing.) )
mezad :
ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak,
fazlalaştırmak) * bir malın başlangıç bedelinin üzerine katılımcıların art arda
daha yüksek teklifler vermesi esasına dayanan ve en yüksek artırımı yapan
kişinin satın alma hakkını kazandığı alım-satım yöntemi, artırma ile yapılan
satış; tuluk, dağarcık, açık artırma
mezak :
ara * zaka (tatmak, tadımlamak, lezzet duymak, zevk almak), zevk (tat alma,
lezzet duyma, keyif, hoşluk) * tatma, tadımlama, lezzet duyma, zevk alma
mezalim :
ara. * zalama (zorbalık etmek, hak ve adalete aykırı davranmak, haksızlık
etmek; karartmak, karanlık kılmak, kararmak, karanlık olmak), zalim (zulmeden,
haksızlık eden, zorba), zulm (haksızlık, zorbalık) * baskı altında ezmeler,
haksızlıklar, zorbalıklar, zulümler
mezamir :
ibr. * zamr (şarkı söylemek), mezmur (şarkı, ezgi) * şarkılar, ezgiler; makamla
okunan Zebur sureleri
mezansefalik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalos (en (iç, içeri,
içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * beynin orta kısmıyla ilgili olan, özellikle orta beyin
yapılarıyla bağlantılı
mezar :
ara. * ziyara (uğramak, ziyaret etmek) * ziyaret yeri, ziyaret edilen yer,
ziyaretgah; ölen bir kimsenin bedeninin toprağa verildiği ve yaşayanların hem
defin hem de ziyaret amacıyla yöneldiği, ölümün somutlaştığı ve hatırlama
işlevi taşıyan gömü yeri, insan ölüsünün gömülü bulunduğu yer, kabir
mezat :
ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak,
fazlalaştırmak) * bir malın başlangıç bedelinin üzerine katılımcıların art arda
daha yüksek teklifler vermesi esasına dayanan ve en yüksek artırımı yapan
kişinin satın alma hakkını kazandığı alım-satım yöntemi, artırma ile yapılan satış;
tuluk, dağarcık, açık artırma
mezbaha :
ara. * zebehe (boğazlamak, kesmek, kurban etmek), zebh (boğazlama, kesme,
kurban etme) * hayvanların dini veya ticari amaçlarla usulüne uygun biçimde
kesildiği, et üretimi için düzenlenmiş ve bu işlemin toplu olarak, veteriner
denetiminde gerçekleştirildiği özel kesim yeri, salhane
mezbele :
ibr., aka. * ziblu (pislik, çöp) (aka.); zabal (dışkı) (ibr.) * çöp atılan yer,
çöplük; pislik içinde bulunan yer
mezbelelik :
ibr., aka. * mezbele (çöp atılan yer, çöplük; pislik içinde bulunan yer) (ibr.,
aka.) + lik (isim yapım eki) (tür.) * çok pis yer
mezbuh :
ara. * zebehe (boğazlamak, kesmek, kurban etmek), zebh (boğazlama, kesme,
kurban etme), mezbaha (kesim yeri, salhane) * kesilen, zebhedilen, boğazlanan,
kurban edilen; kesilmiş, boğazlanmış, kurban edilmiş
mezbur :
ara. * zabara, zebere (yazmak, kaleme almak, çizmek; kaydetmek,
sağlamlaştırmak; bir şeyi sağlamlaştırmak, taşları üst üste yığarak kuyu duvarı
örmek, taşa nakşetmek/şekil vermek), zebur (yazı, çizgi) * ismi geçen, yukarıda
anılan, yazılı olan, yukarıda yazılı olan, zebredilmiş olan
mezc :
ara. * mazaca (karıştırmak, katmak, birleştirmek) * karıştırma, katma,
birleştirme
mezcetmek :
ara. * mazaca (karıştırmak, katmak, birleştirmek), mezc (karıştırma,
katıştırma) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * birbirine
katmak, karıştırmak, katıştırmak
mezdekani :
gre., ara. * mastika (sakız) (gre.) + ani (iki) (ara.) * Türk musikisinde eski
bir makam
mezdeke :
gre. * mastika (sakız) * sakızağacından elde edilen reçineden yapılmış alkollü
içki; Mısırlı kadınların kına gecelerinde yaptıkları peçeli bir dans; üç
kadından oluşan arabesk dans grubu
meze :
far. * maza (tadım, tat) * içki içerken yanında yenilen her türlü ve genellikle
hafif yiyecek
mezellet :
ara. * zalla (aşağılamak, hakir görmek, küçük görmek, zelil görmek, zelil
kılmak, alçaltmak, haysiyetsiz ve hakir etmek), mazlul (aşağılanmış,
küçümsenmiş, zelil kılınmış), zelil (aşağılık, alçak, bayağı, adi, hor, hakir)
* bayağılaşma, alçalma, adileşme, zelilleşme
mezengial :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar,
kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * böbrek
glomerülünde bulunan, damarların ortasında yerleşmiş ve yapısal ile bağ dokusu
işlevi gören hücreler ve destek dokusu (mezangial hücreler, mezangium dokusu)
mezenkim :
gre. * mesenchyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama;
doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) )
* embriyonik bağ dokusu; vücutta organlar ve dokular arasında destek ve
bağlayıcı işlev gören hücreler ve lifler topluluğu
mezenkimal :
gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme,
aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea
(sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
mezenkim ile ilgili
mezenkimal hamartom :
gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme,
aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea
(sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) +
hamartoma (yanlış oluşum, hata, bozuk gelişim) (harmartia (hata, kusur; yanlış)
+ oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) *
mezenkimal kökenli, yani embriyonik bağ dokusundan gelişen, genellikle
karaciğer ve akciğerde görülen iyi huylu tümöral malformasyon
mezensefalon :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalon, enkephalos
(kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale,
kephalos (kafa, baş) ) + on (son ek) * beynin pons ile diensefalon arasında yer
alan ve görsel, işitsel refleksler ve motor kontrolle ilişkili olan bölümü,
orta beyin
mezenşim :
gre. * mesenchyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme, aşılama;
doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea (sıvı, doku) )
* embriyonik bağ dokusu; vücutta organlar ve dokular arasında destek ve
bağlayıcı işlev gören hücreler ve lifler topluluğu
mezenşimal :
gre., lat. * mesenkhyma (mesos (orta, vasat, ara) + enkhyma (içine dökme,
aşılama; doku) (en (içine) + khymein (doldurmak, akıtmak, dökmek), khymea
(sıvı, doku) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
mezenkim ile ilgili
mezenter :
gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) *
bağırsağı karın arka duvarına bağlayan zar
mezenterik :
gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsağı karın arka duvarına bağlayan zar
ile ilgili
mezenteryum :
gre. * mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, geçit, şerit) (gre.)
+ ium (oluşum ve durum eki) (lat.) * bağırsakları arka karın duvarına bağlayan,
peritonun çift kıvrımından oluşan bir organ
me'zer :
ara. * zara (korumak, sığınmak) * sığınacak yer, korunak, sığınak, melce
(miseria, misery, misère (sefalet, sığınma yerine ihtiyaç durumu) (lat., ing.,
fra.) )
mezestre :
gre. * mes, mesos, meson (yarı, orta) + ustios, histos (direk, sütun, kolon,
gemi direği, dokuma tezgahı, yapı; dokunun temelini oluşturan yapı) * yarıya
kadar indirmek; pankartın direğin yarı yüksekliğine kadar çekilmesi
mezgit :
gre. * muzgouti (mustela (küçük köpekbalığı, balık türü) + gouti (küçültme eki)
) * mezgitgillerden, Avrupa denizlerinde, Akdeniz’de ve özellikle Karadeniz’de
bol bulunan, oldukça diplerde yaşamayı seven, ortalama 20-25 cm. boyunda, ince
uzun gövdeli, kirli sarıyla karışık kurşuni renkli, eti hafif, beyaz ve
lezzetli bir balık, tavuk balığı, gadus merlangus
mezh :
ara. * zaha (hafifletmek, neşelendirmek, hoşlaştırmak) * insanın düşünce ve
duygularını güldürücü, hafifletici veya eleştirel bir şekilde ifade ederek hem
eğlence sağlama hem de toplumsal veya bireysel durumları yorumlama sanatı ve
anlayışı, latife, şaka, mizah
mezheb :
ara. * zehebe (ayırmak, ayrılmak, gitmek, uzaklaşmak, gidermek) * gidiş,
ayrılış, yol, rota; anlayış, görüş, inanç, kanı, izleyiş; bir dinin, anlayış ve
görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde
tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her biri
mezhep :
ara. * zehebe (ayırmak, ayrılmak, gitmek, uzaklaşmak, gidermek) * gidiş,
ayrılış, yol, rota; anlayış, görüş, inanç, kanı, izleyiş; bir dinin, anlayış ve
görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde
tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her biri
mezid :
ara. * zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak,
fazlalaştırmak), ziyade (çok, fazla, artmış) * arttırılmış, eklenmiş,
çoğaltılmış, fazlalaştırılmış
mezitli :
ara., tür. * mezid (arttırılmış, eklenmiş, çoğaltılmış, fazlalaştırılmış)
(ara.) + li (ile, birlikte, beraber) (tür.) * Mersin’in bir ilçesi
meziyet :
ara. * zayy (fazilet, üstünlük, erdem) * üstün özellik, erdem, fazilet, üstün
nitelik; olumlu yön, değer (mecazi)
mezk :
ara. * zaka (tatmak, tadımlamak, lezzet duymak, zevk almak), zevk (tat alma,
lezzet duyma, keyif, hoşluk) * tatma, tadına bakma; tatma yeri
mezkur :
ara. * zekere (anmak, hatırlamak), zikr (anma, hatırlama) * anılan, hatırlanan,
bahsi geçen, söz konusu, adı geçen, belirtilen
mezlosilin :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + ciline (penisilin sınıfı
eki) (lat.) * özellikle gram-negatif ve anaerobik bakterilere karşı etkili,
sodyum tuzu veya ester formunda β-laktam sınıfı antibiyotik (C21H24N5O8S2)
mezmum :
ara. * zamma (kınamak, yermek; ayıp, kusur) * kınanan, yerilen, ayıplanan,
suçlanan, kötülenen; Türk musikisinde hüzünlü veya kınayıcı duyguları ifade
eden, aksak veya devr-i kebir usulünde icra edilen, rast perdesi temel alınarak
rast, segah veya hüseyni dizilerinden oluşturulan ve ton aralıkları ile
mikrotonal perdesel farklılıklarla karakterize edilen 7-12 perdeli melodi
sistemine sahip olan makam
mezmumen :
ara. * zamma (kınamak, yermek; ayıp, kusur), mezmum (kınanan, yerilen,
ayıplanan, suçlanan, kötülenen) + en (gibi, olarak) * ayıplanmış, kınanmış,
yerilmiş, suçlanmış, kötülenmiş
mezmur :
ibr. * zamr (şarkı söylemek) * şarkı, ezgi; Tanrı’yı övmek, övgü ve ibadet
amacıyla söylenen şiirsel ve melodik dini eser
mezoderm :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk),
dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * embriyolojide ektoderm ve endoderm
arasında gelişen orta tabaka olan ve kas, kemik, bağ dokusu, damar sistemi ve
iç organların büyük kısmını oluşturan germ tabakası
mezodiaminopimelik asit :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + diamino (iki amino grubu) (di,
dyo (iki) + amino (amino) ) + pimelikos (heptan diykarboksilik asit zinciri)
(gre.) + acidum, acydus (ekşi, asit) (lat.) * peptidoglikan sentezinde rol
oynayan, gram-negatif bakterilerde bulunan orta zincirli iki amino gruplu
dikarboksilik organik asit (C7H14N2O4)
mezofil :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + philein (sevmek), philos (seven, sever,
sevici) * ılıman sıcaklıkları seven ve orta sıcaklıklarda (yaklaşık 20-45 °C)
en iyi gelişen mikroorganizma veya organizma; özellikle gıda mikrobiyolojisi ve
ekoloji bağlamında kullanılan terim
mezofit :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey)
(phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek,
gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * orta derecede su
bulunan ortamlarda yaşayan, kurakçıl (kserofit) ve sucul (hidrofit) bitkiler
arasında yer alan, normal veya orta nem koşullarına uyum sağlamış bitki grubu
mezogezegen :
gre., tür. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + gezegen (kendi ekseni
etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (gez (dolaşmak, seyirtmek,
dönmek) + egen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (tür.) * boyutları küçük
gezegenler ile daha büyük karasal gezegenler arasında kabul edilen varsayımsal
gezegen sınıfı; genellikle Merkür ile Mars arasındaki büyüklük aralığı veya
Dünya altı kütleli gezegen
mezokarp :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + karpos (meyve, tohum) * meyve duvarının
(perikarpın) orta tabakasını oluşturan, genellikle etli ve besin depolayan
bölüm; özellikle şeftali, erik, kiraz gibi sert çekirdekli meyvelerde yenilen
etli kısım
mezokolon :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + kolon (kalın bağırsak, bükülmüş
bağırsak) * bağırsağın kalın bağırsak bölümünü karın duvarına bağlayan,
bağırsakları stabilize eden ve damar, sinir iletimini sağlayan orta bağırsak
dokusu, yani kolonun peritonla bağlantısını oluşturan mesenterik yapı
mezokortikal :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk,
beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
beynin orta bölgesindeki kortikal alanlarla ilişkili olan, özellikle prefrontal
korteks ve dopaminerjik yollar üzerinde etkili olan nöroanatomik veya
nörofizyolojik yapı veya işlev
mezokortikolimbik :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + cortex, corticis (kabuk,
beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır
hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * beynin orta bölgesinden prefrontal korteks ve limbik yapılara uzanan
dopaminerjik sinir yolaklarını ifade eden, ödül, motivasyon, öğrenme ve
bağımlılık mekanizmalarında temel rol oynayan nöral sistem
mezolimbik :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + limbus (süs bordürü, etek,
saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) * orta beyinden (özellikle ventral tegmental alan)
limbik yapılara (nucleus accumbens, amigdala, hipokampus) uzanan dopaminerjik
yolakları tanımlayan, ödül, haz, motivasyon ve bağımlılık süreçlerinde kritik
rol oynayan nöral devre
mezomelik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kolların ve bacakların orta kısımlarında
(önkol, baldır) görülen orantısız kısalık veya gelişim bozukluğu ile
karakterize konjenital iskelet displazisi
mezomorf :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + morphe (form, şekil, biçim) * orta
yapılı, kaslı ve atletik vücut tipini ifade eden somatotip sınıflandırmasında
kullanılan terim
mezomorfik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + morphe (form, şekil, biçim) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * orta düzeyde gelişmiş veya orta tipte yapısal özellik
gösteren, özellikle bitki ekolojisinde orta nem koşullarına ve orta büyüme
özelliklerine uyum sağlamış (organizma veya yapı)
mezon :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) *
kuark-antikuark çiftinden oluşan, kütlesi elektron ile proton arasında kalan,
güçlü etkileşimleri taşıyan hadron alt sınıfından hadronik atomaltı parçacık
mezonefridyum :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + idion (küçültme eki)
(gre.); ium (lat.) * bazı omurgasızlarda görülen, metanefridyumdan önceki
evrimsel tipte boşaltım organı olan, vücut boşluğundaki sıvıyı süzen ve dışarı
atan nefridyal yapı
mezonefrik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili, -a
ait) * embriyonik gelişimde geçici böbrek işlevi gören mezonefroz veya buna
bağlı yapılarla ilgili olan
mezonefroid :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) + nephros
(böbrek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * embriyoda orta
böbrek (mezonefros) yapısına benzeyen veya onunla ilgili olan gelişimsel doku
veya organ formasyonu
mezonefroz :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + nephros (böbrek) + osis (durum, sorun
ve isim yapım eki) * omurgalı embriyosunda pronefrozdan sonra gelişen,
metanefrozdan önce ortaya çıkan geçici böbrek evresi; embriyonik dönemde
boşaltım işlevi gören orta böbrek
mezonik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + on (parçacık/tanecik eki) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * orta konumda bulunan, orta düzeyle veya ara durumla
ilişkili olan, ortaya ait, orta özellik gösteren
mezoplanet :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + planet (bir yıldız etrafında yörüngede
dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide
adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare) (planein (gezmek, dolaşmak,
saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta (küçültme eki) (lat.);
planète (fra.) ) * boyutları küçük gezegenler ile daha büyük karasal gezegenler
arasında kabul edilen varsayımsal gezegen sınıfı; genellikle Merkür ile Mars
arasındaki büyüklük aralığı veya Dünya altı kütleli gezegen
mezopotamya :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + potameia (akarsu yeri, nehir yeri)
(potamos (akarsu, nehir) + eia (isim, yer ve durum eki) ) * Orta Doğu'da, Dicle
ve Fırat nehirleri arasında kalan bölge
mezosfer :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) *
Dünya atmosferinin stratosfer ile termosfer arasında, yerden yaklaşık 50-85 km
yükseklikte bulunan ve sıcaklığın yükseldikçe -90 °C’ye kadar düştüğü orta
tabakası
mezotelyoma :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + thele (örtü, zar) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * akciğer, karın veya
kalp boşluğunu örten mezotelyum hücrelerinden kaynaklanan, çoğunlukla asbest
maruziyeti ile ilişkili malign tümör
mezotelyum :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + thele (örtü, zar) (gre.) + ium
(yer ve durum eki) (lat.) * akciğer, karın ve kalp boşluklarını örten,
organları koruyan, kayganlık sağlayan ve sıvı üretimi ile sürtünmeyi azaltan
ince seröz zar tabakası niteliğindeki epitel doku
mezozoik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim,
dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Dünya
tarihindeki orta zaman dilimini ifade eden jeolojik dönem (≈ 252-66 milyon yıl
önce) ve bu dönemde dinozorlar, ilk kuşlar ve çiçekli bitkiler dahil birçok
hayvan ve bitki grubunun evrimleştiği zaman dilimi
mezozom :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) *
bakterilerin hücre zarında gözlenen içe doğru katlanmalar veya invajinasyonlar;
hücre bölünmesi, DNA replike edilmesi ve enzimatik aktivitelerde rol oynadığı
düşünülen yapılar (modern görüşe göre preparasyon sırasında oluşan artefakt
olabilir)
mezra :
ara. * zara (atmak, fırlatmak, savurmak, saçmak, tohum atmak), ziraat (atma,
fırlatma, tarım) * seyrek aralıklı birkaç evlik kırsal yerleşim yeri; ekime
elverişli toprak veya ekilen yer, tarla, ekenek
mezru :
ara. * zara (atmak, fırlatmak, savurmak, saçmak, tohum atmak), zira (ölçü,
arşın), ziraat (atma, fırlatma, tarım) * arşınlanmış, ölçülmüş; Osmanlı
döneminde arazinin sınırları belirlenmiş, yüzölçümü tayin edilmiş veya resmi
olarak ölçülmüş toprak parçasını ifade eden terim (measure (ölçü) (ing.),
mesure (fra.) ); ekilmiş, tohum ekilmiş yer
mez'umen :
ara. * za'ma (yermek, eleştirmek) * yerilmiş, eleştirilmiş
mezun :
ara. * ezene (izin vermek, müsaade etmek, serbest bırakmak) * eğitim kurumunu
başarıyla tamamlayan ve diplomasını alan kişi, izinli; bir işten, görevden veya
yükümlülükten serbest bırakılmış olan (mecazi)
mezuniyet : ara.
* ezene (izin vermek, müsaade etmek, serbest bırakmak), mezun (eğitim kurumunu
başarıyla tamamlayan ve diplomasını alan kişi; bir işten, görevden veya
yükümlülükten serbest bırakılmış olan (mecazi) ) + iyet (isim yapım ve durum
eki) * bir eğitim kurumunu başarıyla tamamlama durumu veya bu tamamlamaya
ilişkin resmi belge, diploma veya törensel süreç, mezun olma
mezura :
lat. * mensurare (ölçmek, tartmak, değerlendirmek), mensura (ölçme, ölçüm)
(lat.); measure, mesure (ing., fra.) * uzunluk, mesafe veya yüzey ölçmek için
kullanılan şerit veya çubuk şeklindeki ölçü aracı; özellikle terzilik, inşaat
ve mühendislikte standart ölçü birimlerini belirlemeye yarayan pratik alet
mezür :
lat. * mensurare (ölçmek, tartmak, değerlendirmek), mensura (ölçme, ölçüm) (lat.);
measure, mesure (ing., fra.) * bir nesnenin, olayın veya kavramın büyüklüğü,
miktarı veya derecesi; uzunluk, hacim, ağırlık veya zaman gibi niceliklerin
birimi veya standart ölçüsü; plan, önlem veya yöntem (mecazi)
mezzo :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) * müzikte ses aralığını tanımlamak için
kullanılan terim (özellikle “mezzo-soprano” (orta soprano) veya “mezzo-forte”
(orta güçlü) gibi dinamik ve vokal sınıflarda orta dereceli ses veya şiddeti
ifade eder.)
mezzo forte :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + fortis (güçlü, kuvvetli)
(lat.); mezzo forte (ita.) * müzikte orta güçlü çalma veya söyleme derecesini
ifade eden, notada genellikle mf ile gösterilen ve sesin ne çok güçlü ne de çok
yumuşak, orta derecede kuvvetli olmasını belirten dinamik işaret
mezzo piano :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + planus (düz, düzlem,
yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak)
(lat.); mezzo piano (ita.) * müzikte orta yumuşak çalma veya söyleme derecesini
ifade eden, notada genellikle mp ile gösterilen ve sesin ne çok yumuşak ne çok
güçlü, orta derecede sessiz olmasını belirten dinamik işaret
mezzo soprano :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.) + supernus (üst, üstün,
yüksekte olan, yukarıda olan) (lat.); mezzo soprano (ita.) * kadın vokal ses
tipi sınıflandırmasında soprano ile alto arasında yer alan orta yüksek ses
aralığına sahip olan, genellikle yaklaşık A3 - A5 aralığında ses veren ve hem
melodik hem de armonik rollerde kullanılan şarkıcı veya ses
Mg :
gre., lat. * magnesium (Magnesia (Antik Yunan'da günümüzde Türkiye sınırları
içindeki Manisa bölgesiyle ilişkilendirilen yer adı) (gre.) + ium (kimyasal
element eki) (lat.) ) * atom numarası 12 olan, periyodik tablonun 2. grubunda
bulunan, hafif, gümüş beyazı renkli ve kolay alaşım oluşturan, hafif metal
alaşımlarında, havai fişeklerde, otomotiv parçalarında ve biyolojik sistemlerde
kullanılan bir toprak alkali metal element
mıcır :
erm., ara. * mocir, mcir (çakıl, taş veya kömür kırıntısı) (erm.); micre, mıcır
(küçük taş, çakıl, maden filizinin artığı, maden eritilirken çıkan cüruf;
toplanan, bir araya getirilen yer) (ara.) * inşaat ve yol yapımında
stabilizasyon amacıyla kullanılan, beton veya asfalt karışımlarında dolgu ve drenaj
malzemesi olarak işlev gören, genellikle 2-20 mm çapında küçük, keskin kenarlı
taş parçacıkları
MIDI :
ing. * musical (müzikke ilgili) + instrument (alet, cihaz, enstrüman) + digital
(sayısal) + interface (arayüz) * müzik enstrümanı dijital arayüzü; elektronik
müzik aletleri ve bilgisayarlar arasında gerçek zamanlı veri alışverişini
sağlayan, endüstri standardı haline gelmiş yaygın bir iletişim protokolü
mıgır :
erm. * mıgırdıç (gürbüz, yiğit) * ufak tefek, cılız, küçük, değersiz, işe
yaramaz (oyun kağıdı veya eşya); titiz; parası olduğu halde harcamaya
kıyamayan, cimri veya pinti
mıgri :
tür. * mungri, zmygros, smyros (deniz yılan balığı) * congridae (mığrıgiller)
familyasından yılan balığına benzeyen, ekonomik değeri yüksek, eti lezzetli
ancak çok kılçıklı olan ve genellikle kayalık deniz diplerinde yaşayan yırtıcı
bir deniz balığı türü (conger conger), mığrı
mığrı :
tür. * mungri, zmygros, smyros (deniz yılan balığı) * congridae (mığrıgiller)
familyasından yılan balığına benzeyen, ekonomik değeri yüksek, eti lezzetli
ancak çok kılçıklı olan ve genellikle kayalık deniz diplerinde yaşayan yırtıcı
bir deniz balığı türü (conger conger), mıgri
mıh :
far. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) * genellikle metalden
yapılmış, sivri uçlu ve başlı çivi türü; ahşap veya benzeri malzemeleri
birbirine tutturmak için çakılan küçük ama sağlam araç
mıhlamak :
far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + la (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * mıhla tutturmak, çakmak, çivilemek;
bir kimseyi veya bir şeyi yerinden ayrılamaz, kımıldayamaz duruma getirmek
(mecazi)
mıhlayıcı :
far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + la (etken
fiil eki) + yıcı (yapan, eden eki) (tür.) * değerli, yarı değerli ve sentetik
taşların, kıymetli ve kıymetsiz metallere montaj (mıhlama) işlemini yapan kişi
mıhsıçtı :
far., tür. * mıh (çivi; büyük çivi, özellikle tahta çivi) (far.) + sıç (sırı
(bulaştırmak, dışkılamak) + ış (edilgen fiil eki) ) + tı (geçmiş zaman eki)
(tür.) * elisıkı, cimri, pinti
mıhtab :
ara. * hatab (odun) * balta gibi odun kesmekte kullanılan alet
mıklep :
tür. * kalaba (dönmek, döndürmek, çevirmek, ters döndürmek, tersine çevirmek) *
ciltli kitapların sol cilt kapağında bulunan ve okunmakta olan yeri belli eden,
ucu üçgenimsi, katlanabilir parça; döndürücü, çevirici
mıknatıs :
gre. * magnes (mıknatıs özellikli taşların ilk bulunduğu Yunanistan'ın antik
Teselya bölgesindeki Magnesia isimli bölgeden) + lithos (taş, kaya) * demir,
nikel veya kobalt gibi bazı metalleri çeken ve manyetik alan oluşturan doğal
veya yapay manyetik cisim; elektrik ve manyetizma uygulamalarında temel araç
MIME :
ing * multipurpose (çok amaçlı) + internet (internet) + mail (posta) +
extensions (uzantılar) * e-postalarda farklı dosya türlerinin taşınmasını
sağlayan standart
mın :
mıs. * mın, min (sabit olan, kalıcı olan, firmament (gök kubbe) * Mısır
mitolojisinde, bitki ve hayvan üretimi ile ilişkilendirilen ve genellikle güç,
doğurganlık ve koruyucu özelliklerle tasvir edilen fallik nitelikli bereket,
tarım ve üretim tanrısı
mıncık :
tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) * kedi gibinküçük hayvanların yumruğu
mıncıklamak :
tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * parmaklarla bastırarak veya ovuşturarak sıkmak, yoğurmak veya
ezmek eylemi; şefkatle veya sinirle bir şeyi hafifçe sıkmak (mecazi)
mıncırık :
tür. * mın (yumruk) + cık (küçültme eki) + rık (isim yapım eki) * küçük,
afacan, zeki (çocuk)
mıntıka :
ara. * nataka (kuşatmak, sarmak, çevrelemek), nitak (kuşatma, kordon, kuşak),
mintaka (kuşak, zon, bölge, alan) * coğrafi veya idari olarak belirli
sınırlarla tanımlanmış saha, bölge veya alan
mınzar :
ara. * nazara (vakmak), nazar (bakma, bakış) * röntgen; bakma aleti
MIPS :
ing. * million (milyon) + instructions (komutlar, talimatlar) + per (her,
beher) + second (saniye) * bir işlemcinin saniyede gerçekleştirebildiği komut
sayısını ifade eden performans ölçüsü
mır :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) * hayvanların ve özellikle
kedilerin çıkardığı mırlama sesi; mecazen huzur veya memnuniyet ifadesi
mırıldanmak :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + dan
(ek) + mak (fiil mastar eki) * düşük sesle ve genellikle anlaşılmaz bir şekilde
şarkı veya söz söylemek; kedilerin mırlama sesini andıran hafif ve sürekli ses
çıkarmak
mırıltı :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + tı
(isim yapım eki) * mırlama, mırıldanma sesi
mırın kırın :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + ın (edilgenlik eki) + kır
(bölmek, ayırmak, parçalamak, koparmak, kopmak, çatlamak, bütünlüğü bozulmak) +
ın (edilgenlik eki) * bir isteği kabul etmeme, nazlanma
mırlamak :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * (kedi) mırıltı biçiminde ses çıkarmak, mırıldanmak
mırlan :
gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme
eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve
Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus
mırmır :
gre., lat. * (myron (müre, hoş koku, reçine) (gre.) + us (son ek) * müre ile
ilişkili, hoş kokuyla ilgili; bir tür yılan balığı (echelus myrus)
mırnav :
tür. * mır (kedi sesinden onomatopeik kelime) + nav (kedi sesinden onomatopeik
kelime) * kedi sesi
mırra :
ara. * murr (acı) + a (gibi, ile ilgili) * Arap coğrafyasına özgü, birkaç kez
demlenerek hazırlanan acı kahvedir
mıs'ad :
ara. * sa'da (yükselmek, yukarı çıkmak; tırmanmak) * merdiven, yükseğe çıkmakta
kullanılan alet, asansör
mısdak :
ara. * sidk (doğruluk), sadik (doğru), sadaka (doğrulamak; doğru olmak, sözünde
durmak, doğruluğunu göstermek; içtenlik göstermek), tasdik (doğrulama) *
doğrulayıcı; bir yargıya varabilmek veya bir değer biçebilmek için başvurulan
ilke, ölçü, ölçüt
mısır :
ara. * misr (şehir, ülke, diyar) * Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri boyunca
uzanan, batısında Libya, güneyinde Sudan, kuzeyinde Akdeniz, doğusunda İsrail
ve Gazze Şeridi ile Kızıldeniz bulunan ülke
mısır :
tai. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü) *
tahıl üreten uzun ve kalın bir ot olan, yapraklı sapı üzerinde polen üreten
erkek çiçek salkımları veya püskülleri ile başak adı verilen dişi çiçek
salkımlarını oluşturan ve bu başaklardan çekirdek veya tohum olarak bilinen
tahılları veren bir bitki
mısır ekmeği :
tai., tür. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü)
(tai.) + ekmek (pişirilmiş hamur) + i (iyelik eki) (tür.) * mısır unundan yapılan,
genellikle fırın veya sac üzerinde pişirilen, temel besin maddesi olarak
tüketilen ve kültürel mutfaklarda önemli bir yere sahip ekmek türü
mısır gevreği :
tai., tür. * maiz (Güney Amerika kökenli bir tahıl bitkisi olan Zea mays türü)
(tai.) + kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + rek (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) (tür.) * mısır tanelerinin
buharda pişirilip kurutularak gevrek yapıda ince parçalar haline getirildiği
kahvaltılık yiyecek
mıskal :
gre, far. * mıskal, musikar (mousike (ezgi) (gre.) + kar (yapan, eden, işleyen;
edilen şey, iş, mahsul, getiri) (far.) * gagasındaki deliklerden rüzgar estikçe
türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu; her biri başka perdede bir sıra
kamış boğumundan yapılmış düdük, musikar
mıskala :
ara. * sakale (ağır gelmek; tartmak, ölçmek), sikal (ağırlık), miskal (ölçü,
tartı) * metal yüzeyleri parlatmak, temizlemek veya aşındırmak için kullanılan,
genellikle sert ve küçük taneli veya tel yapıda el aleti
mısmıl :
far. * besmele (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (ad) + il, el (ilah, tanrı) *
eti yenilebilen, murdar olmayan (Allah'ın ismi ile olan)
mısr :
ara. * misr (yerleşim yeri, ülke, şehir) * yerleşim yeri, ülke, şehir
mısra :
ara. * sara (indirmek, düşürmek, yere çalmak; şiirin beytini iki mısralı yani
iki kafiyeli, kapıyı iki kanatlı yapmak) * kapının iki kanadından her biri; bir
şiirin her bir beytinin iki kısmından her biri
mıstar :
ara. * satr (satır, sıra; yazı sırası) * yazının düzgün yazılmasını, satırların
doğru gösterilmesini sağlayan alet; duvarcıların ve sıvacıların sıvayı, betonu
düzeltmek için kullandıkları, ensiz, uzun ve düz tahta; tümleç alan ve ad gibi
kullanılan, kişi ve zaman bildirmeyen, ancak olumlu veya olumsuz biçimleri
bulunan eylemsel kelime (örneğin gitmek, gitmemek, gitme, gidiş gibi) (mystery,
mystère (mistik ve dini açıdan doğru ve gerçek olan, sır, giz, esrar) (ing.,
fra., alm.) )
mışıl :
tür. * mışıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) * rahat, sessiz ve derin soluk
alarak uyuma halini tasvir eden kelime ("mışıl mışıl uyumak"
deyiminde geçen bir kelime)
mı'ta :
ara. * ata (vermek, bağışlamak, bahşetmek) * bahşişi ve hediyesi çok olan kişi
mıt'am :
ara. * ta'ama (yemek yemek) * yemek yediren; yiyici, fazla yiyen
mıtrıp :
ara. * taraba (coşmak, duygusal olarak yoğunlaşmak, neşe veya hüzünle kendinden
geçmek) * coşturan, ruhsal titreşim uyandıran veya duygulandıran kişi;
müzisyen, çalgıcı topluluğu; çingene; huy; yaratılış; bamtel; bencil, elisıkı,
cimri
mıymıntı :
tür. * mıymıntı (ses yansımalı onomatopeik kelime) * insanın sabrını tüketecek
denli yavaş ve nazlanarak, istemez gibi, ağır ağır iş gören, her işinde de
yavaş ve beceriksiz (kimse), pısırık, mızmız, aşırı yavaş ve ağır davranan,
tembel
mızıka :
gre., ita. * mousike (mous, mus (ilham) + ike, iki (-lı, gibi olan) (gre.);
muscia (ita.) * melodik ve ritmik sesler çıkaran taşınabilir müzik aleti,
armonika, bando; üflemeli küçük müzik aleti
mızıkçı :
tür. * sıvık (sulu, cıvık, akıcı) * küçük nedenler bularak oyunbozanlık eden,
sudan nedenlerle işten, oyundan kaçan, oyunu sonuna değin götürmeyen (kimse),
cayan, vazgeçen, bozan
mızıldanmak :
tür. * mızıl (ses yansımalı onamatopeik kelime) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * yakınarak, şikayet ederek söz etmek, konuşmak
mızımak :
tür. * sıvık (sulu, cıvık, akıcı) + mak (fiil mastar eki) * oyunbozanlık etmek,
mızıklanmak
mızırdanmak :
tür. * mızıl (ses yansımalı onamatopeik kelime) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * yakınarak, şikayet ederek söz etmek, konuşmak
mızmız :
tür. * mız mız (ses yansımalı (onomatopeik) kelime * hiçbir şeyden memnun
olmayan; tembel, uyuşuk
mızrak :
ara. * zaraka (vurmak, batırmak, saplamak, delmek) * uzun saplı ve ucunda
sivri, batıcı bir demir bulunan, atılarak kullanılan bir silah
mızrap :
ara. * daraba (vurmak, çarpmak, darbelemek), darb (vurma, çarpma) * telli
çalgıları çalmaya yarayan, kemik, maden, plastik veya özellikle kiraz ağacından
yapılan alet, çalgıç, tezene, midrab
mi :
lat. * mira (şaşılacak şey, mucize, harika) + gestorum (eylemler, işler,
faaliyetler, başarılar) * Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin
üçüncü notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel
perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince
bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa -
sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar
8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci
Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli
ilahiden gelir. (Ut
mia :
ara. * em'a (bağırsak) * sindirim sisteminin, midenin sonundan anüse kadar
olan, incebağırsak ile kalınbağırsaktan oluşan bölümü
miad :
ara. * vaada (söz vermek, taahhütte bulunmak, gerçekleşeceğini ifade ederek
ümit vermek), vaad (söz verme) * bir işin, borcun, görevin veya hukuki bir
durumun geçerli sayıldığı, tamamlanması veya sona ermesi gereken önceden
belirlenmiş zaman dilimi, vade
mianserin :
lat. * mian (uluslararası ilaç adlandırmasında belirli bir kimyasal iskeleti ve
trisiklik yapıyı çağrıştıran yapay kök) + serin (INN sisteminde merkezi sinir
sistemi üzerinde etkili psikotrop maddelerde kullanılan adlandırma unsuru) *
Depresyon tedavisinde kullanılan, başlıca olarak alfa-2 adrenerjik ve bazı
serotonin reseptörlerini bloke ederek beyindeki nörotransmitter dengesini
düzenleyen, sedatif etkisi de bulunan tetrasilik yapılı bir antidepresan ilacın
etken maddesi (C18H20N2)
miasma :
gre. * miainein (kirletmek, lekelemek) + sma (isim yapım eki) * kirlilik,
bulaşıcı hava; salgın hastalıklara yol açtığına inanılan buhar halindeki soluk,
etken; yoğun buharlı bir yayılım
mibzer :
ara. * bezr (tohum, tane), bezere (tohum ekmek, saçmak) * tohum ekme aracı
michelin yıldızı :
fra., tür. * Michelin (Michelin markası, Fransız lastik ve rehber firması)
(fra.) + yıldız (ışık yayan gök cismi; derece, kademe, ödül sembolü) + ı
(iyelik eki) (tür.) * restoranların yemek kalitesi, sunum, servis ve
gastronomik mükemmeliyet açısından değerlendirilip ödüllendirildiği, 1’den 3’e
kadar derecelendirilen prestijli uluslararası gastronomi ödülü (sürücülere
restoran ve otel rehberi sağlamak amacıyla 1900’lerde Fransız lastik şirketi
Michelin tarafından başlatılan rehber uygulamasından)
michelson–morley deneyi :
ing., tür. * Michelson (Amerikalı fizikçi Albert Abraham Michelson'un
soyadından) + Morley (Amerikalı kimyager ve fizikçi Edward Williams Morley'nin
soyadından) + deney (tecrübe, test) + i (iyelik eki) (tür.) * ışığın yayılması
için varsayılan esir ortamına göre Dünya'nın hareketini saptamaya yönelik
olarak 1887 yılında gerçekleştirilen, ışık hızının farklı yönlerdeki değişimini
ölçmeyi amaçlayan ve özel görelilik kuramının gelişmesine zemin hazırlayan
interferometri deneyi, esir hipotezini sınayan fizik deneyi
micmer :
ara. * cemr (köz, kor) * içinde tütsü yakılan kap, tütsü kabı, buhurdan
microhyla :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) * Güneydoğu Asya ile Doğu Asya bölgelerinde
yaşayan, küçük yapılı kurbağaları kapsayan, Microhylidae familyasına ait bir
kurbağa cinsi
microhylidae :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * küçük ağızlı kurbağaları kapsayan, çoğunlukla tropikal
ve subtropikal bölgelerde yaşayan, küçük yapılı ve ağız açıklıkları dar olan
kurbağalar familyası
microseris :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + seris (hindiba) (lat.) *
Asteraceae familyasına ait, küçük çiçek başlı otsu bitki cinsi
microsporangium :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş,
saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion
(kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde (çiçekli
bitkiler, eğrelti otları vb.) erkek üreme hücreleri olan mikrosporları (çiçek
tozlarını/polenleri) üreten ve barındıran kesecik veya kapsül şeklindeki yapı
microtidae :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * tarla fareleri ve akraba küçük kemiricileri kapsayan,
Cricetidae familyası içinde yer alan eski sınıflandırmalarda kullanılan familya
adı
microtus :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) * kemiriciler ailesinin arvicolinae altfamilyasına bağlı,
küçük boyutlu, kısa kuyruklu ve genellikle otçul türleri kapsayan fare benzeri
kemirici cinsi, çayır faresi
miçel :
lat. * micellus (küçük tane, küçük küme) * su içinde yağ veya yüzey aktif madde
moleküllerinin oluşturduğu küçük küme veya topak; yüzey aktif maddelerin sudaki
çözünürlüğünü ve dağılımını sağlayan yapılar
miçetizm :
gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); mycetismus (lat.) * mantarların neden
olduğu zehirlenme veya enfeksiyon durumu; mikotoksinlerin yol açtığı
hastalıklar ve mantar kaynaklı toksik etkiler
miçetoma :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mantar topu; deri ve deri altı
dokularda mantar veya bakteriler nedeniyle oluşan, fistül ve granüllerle
seyreden, etkilenen bölgede tümöre benzer topak veya yumru şeklinde
lezyonların, granülomların oluşmasına sebep olan, özellikle tropikal bölgelerde
görülen “madura ayağı” olarak da bilinen kronik, nodüler ve tümörsü enfeksiyon
hastalığı
miço :
isp., ita. * mocho (oğlan, çırak) (isp.), mozzo (gemi yamağı) (ita.) *
gemicilik bilgisi olmayan, henüz acemi durumdaki tayfa çocuk, tayfa yamağı,
muço; meyhaneci çırağı
midad :
ara. * mada (akmak, yayılmak, devam etmek) * mürekkep, yazı mürekkebi
midan :
far. * maydan (açık alan, ortalık yer, meydan) * boşamada kullanılan sözleri
söyler söylemez, evliliği sona erdiren boşama (kadının nikah bağından
çıkarılarak tek başına, serbest veya "ortada/açıkta" bırakılması
bağlamından)
midazolam :
gre. * imidazole (imide (ammonia (amonyak) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) +
azo (a (yok, zıt) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum,
hayvan) ) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + azepam (benzodiazepin sınıfı ilaç
isimlerinde kullanılan kimyasal ve farmakolojik bir ek) * anestezi, prosedürel
sedasyon, uyku sorunları ve şiddetli ajitasyon için kullanılan, merkezi sinir
sistemi üzerinde yatıştırıcı, anestezik ve antikonvülzan etki gösteren,
diazepam türevlerinden, “imi-dazol” halkasına sahip benzodiazepin sınıfı bir
benzodiazepin ilacı etkin maddesi
mide :
ara. * a"da (emanet bırakmak, içine koymak), mi'da * omurgalılarda,
sindirim sisteminin, yemek borusuyla onikiparmakbağırsağı arasında bulunan,
yiyecekleri geçici olarak depolayan ve kimyasal olarak parçalayarak sindirime
hazırlayan organı; omurgasız hayvanlarda ise sindirim kanalının aynı işlevi
gören yeri
midevi :
ara. * mi'de (sindirim organı) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mide
ile ilgili, gastrik
midgut :
ing. * mid (orta, yarı) + gut (bağırsak) * insan embriyosunun ince bağırsağın
neredeyse tamamının ve kalın bağırsağın yaklaşık yarısının geliştiği kısım,
orta bağırsak
midi :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.); medius, medium (lat.) *
orta, orta boy
midibüs :
lat. * medius, medium (orta) + bus (taşıt, taşıma aracı) * minibüs ile otobüs
arasında boyutta yolcu taşıyan araç, orta boy otobüs
midilli :
gre. * myrillos (myri (çok, sayısız) + llos (isim yapım eki) ) * çok sayıda
olan, çok sayıda küçük ada, çok küçük ve sayısız şey; Ege Denizi’nde,
Yunanistan'a ait bir ada; adanın adından türeyen, küçük ve çevik at türü
miditenyo :
kür. * midi (sen) + tenyo (beceririm, sikerim) * şaşkınlık veya duygu
patlamasını ifade eden küfürlü bir nida
midodrin :
lat. * medium, medius (orta) + drine (Alkaloid veya aminer türev eki) * kan
damarlarını daraltarak kan basıncını artıran ve ortostatik hipotansiyon
tedavisinde kullanılan alfa-1 adrenerjik reseptör uyarıcısı farmasötik madde
(C12H18N2O4)
midostaurin :
lat. * staurin (staurosporinden türetilmiş) * akut miyeloid lösemi ve sistemik
mastositoz tedavisinde kullanılan, çoklu kinaz inhibitörü ve yarı sentetik
staurosporine türevi ilacın etken maddesi (C35H30N4O4)
midpoint :
gre., lat, ing. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) (gre.); medium, medius (orta)
+ punctus (nokta, işaret, delik) (lat.); mid + point (nokta) (ing.) * iki nokta
veya sınır arasındaki orta nokta, ortalama konum veya merkez noktası
midrar :
ara. * darra (akmak, yağmak, dökülmek) * kesintisiz ve bereketli biçimde yağan,
bolluk ve süreklilik özelliği gösteren durum; yağmur yağdıran bulut; çok su
döken
midras :
ara. * darasa (okumak, çalışmak, ders görmek, incelemek, araştırmak, kitap
okumak, öğrenmek; eskimek, silinmek), medrese (derslik, dershane, okul),
müderris (öğretmen, ders veren; Osmanlı Devleti ve Selçuklular'da devlet ve
toplum yapısında günümüz üniversite öğretim üyesi) * okuma yeri; İçinde Tevrat
dersi verilen ev
midrib :
ing. * mid (orta, vasat, ara, yarı) + rib (kaburga, destekleyici kemik/çubuk) *
yaprak ayasının ortasından uzanan, yaprağın ana damarını oluşturan ve yan
damarların çıktığı belirgin damar, orta damar
midriyatik :
gre. * mydriazein (genişlemek, açılmak) (mydros (gözbebeği) + azein (yapmak,
etmek, eylemek, işlemek, hale getirmek, oldurmak) ) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * gözbebeğini genişleten veya gözbebeği genişlemesine neden
olan, pupilla dilatasyonu ile ilgili
midriyazis :
gre. * mydriazein (genişlemek, açılmak) (mydros (gözbebeği) + azein (yapmak,
etmek, eylemek, işlemek, hale getirmek, oldurmak) ) + isis (durum, süreç veya
eylem eki) * genellikle ilaçlar veya nörolojik durumlar sonucu oluşan gözbebeği
büyümesi, gözbebeğinin genişlemesi, pupilla dilatasyonu
midvein :
ing., lat. * mid (orta, vasat, yarı, ara) (ing.) + vena (toplardamar) (lat.) *
yaprakta orta kısım boyunca uzanan ana damar, orta damar
midyan :
ara. * deyn (borç, yükümlülük, ödünç) * daima borç alan kimse
midyat :
asu. * matiate (mahallem, vatanım) * Mardin’in bir ilçesi
midye :
gre., lat. * mytilos (gre.); mytilus (lat.) * kabuklu deniz canlısı,
yenilebilir deniz ürünü; suyun dibinde yaşayan çift kabuklu yumuşakça
miet :
ara. * miet (yüz, 100) * yüz, 100
mieteyn :
ara. * miet (yüz, 100) + eyn (iki, 2) * iki yüz (200)
mifamurtid :
lat. * myf, muf (modificatus (değiştirilmiş, modifiye edilmiş) ) + amur
(muramyl) + tide (peptit eki) * osteosarkom tedavisinde kullanılan, muramyl
tripeptid fosfatidiletanolamin (MTP-PE) türevi bağışıklık sistemi uyarıcı
ilacın etken maddesi (C59H109N6O19P)
mifepriston :
lat. * myf, muf (modificatus (değiştirilmiş, modifiye edilmiş) ) + epristone
(steroid yapısı) * progesteron reseptörlerini bloke eden düşük ve tıbbi abortus
amaçlı kullanılan sentetik steroid (C29H35NO2)
miftah :
ara. * fataha (açmak, başlatmak), feth, fatiha (açılış) * kilit açma aracı,
anahtar; çözüm veya erişim sağlayan araç (mecazi)
migalastat :
lat. * migal (glikosid benzeri yapı) + astat (inhibitör, engelleyici) * Fabry
hastalığı tedavisinde kullanılan, alfa-galaktosidaz A enzimini stabilize eden
farmasötik molekül (C6H13NO4)
miglak :
ara. * galaka (kilitlemek) * kilit, mandal
miglustat :
lat. * migl (glukoz benzeri yapı) + astat (inhibitör, engelleyici) * Gaucher ve
bazı lizozomal depo hastalıklarının tedavisinde kullanılan glukosilaz inhibitörü
ilacın etken maddesi (C10H21NO4)
migmatit :
gre. * migma, migmat (karışım) + ites (element, kayaç ve mineral eki) *
magmatik ve metamorfik kayaçların karışımından oluşan, geçiş özelliği gösteren
metamorfik kayaç türü
mignac :
ara. * mignac (kırıtkan) * kırıtkan, cilveli, nazlı, şuh, nazenin; kırıtan
kadın, şuhluk ve nazeninlik (mignonne (hoş, cilveli, yapmacıklı) (fra.) )
migrans :
lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + entia (isim yapım eki) (lat.);
migrance (fra.) * göç, göç etme, yer değiştirme, bir yerden başka yere hareket
etme durumu
migrasyon :
lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.);
migration (fra.) * göç, yer değiştirme
migratuar :
lat. * migrare (göç etmek, yer değiştirmek), migratus (göç etmiş, yer
değiştirmiş) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göç eden, göçle
ilgili, yer değiştirme özelliği olan
migren :
gre. * hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) * alkol tüketimi, fazla kafein
alımı, stres, parlak ışık, ses ve uyku sorunu kaynaklı olabilen ve başın tek
bir tarafını (bir hemisferini) etkileyen unilateral ve atımlı ağrı
migrenöz :
gre. * hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) (gre.) + osus (ile ilgili, -a
ait, gibi, benzer) (lat.); hemicranious (lat.); migraineuse (fra.) * migrene
özgü, migren benzeri baş ağrısı durumu
migsel :
ara. * gasala (yıkamak), gasl (yıkama), gassal (yıkayıcı) * su kabı, su tası,
hamam tası, tas, ibrik
miğfer :
ara. * gafara (örtmek, korumak), mağfiret (af, bağışlama; koruma) * başı
korumak için giyilen demir başlık, zırh başlığı
mihad :
ara. * mahada (düzleştirmek, düzlemek, hazırlamak, yol açmak, yer açmak,
yaymak; beşik yapmak) * yer, arz; beşik, döşek
mihal :
ara. * mahl (erimiş maden, kızgın ve yakıcı sıvı; dayanılmaz sıcaklık) *
Kur'an'da, müteşabih olarak erimiş maden gibi yakıcı, dayanılması son derece
zor ve şiddetli bir cezalandırma biçimini ifade eden azap türü
mihalgazi :
ara. * mihal (kuvet, kudret, güç; azap; ukubet; Müslümanlığı seçerek Osman Gazi
ile birlikte çok sayıda sefere katılan Harmankaya Tekfuru Köse Mihal'in
isminden) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etme, yağma, talan, öldürmek,
yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek,
savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Eskişehir’in bir ilçesi
mihalıççık :
ara. * mihal (kuvet, kudret, güç; azap; ukubet; Osman Bey tarafından Köse
Mihal'in yönetimine verilen ilçe, torunu Gazi Mihal dolayısıyla Mihalıççık adı
ile anılmıştır.) + ıç + çık (küçültme eki) * Eskişehir’in bir ilçesi
mihaniki :
gre. * mikhani, mekhane (cihaz, alet, araç, makine) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * alışkanlığın verdiği kolaylıkla, hiç düşünmeksizin,
kendiliğinden, yalnız kasların devinmesiyle yapılan (iş, devinim vb.), mekanik
mihenk :
ara. * hakka (kazımak, sürtmek) * altın, gümüş gibi madenlerin ayarını anlamak
için sürtüldükleri bir tür taş, denek taşı; birinin değerini, niteliğini
anlamaya yarayan ölçüt, parametre; bir kimse veya şeyin değerini anlamaya
yarayan olay, tepki veya herhangi bir durum, şey
mihi :
far. * mıh (çivi) (far.) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * çivi şeklinde,
çiviye ait, çivi gibi
mihlak :
ara * halaka (traş etmek, kesmek) * ustura, traş bıçağı
mihman :
far. * mihman (misafir, konuk) * bir kimsenin evine veya bir yere, geçici olarak,
kısa bir süre kalmak üzere gelmiş olan kimse, konuk, misafir
mihmandar :
far. * mihman (misafir, konuk) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip
olan, edinen) * ev sahibi, konuk ağırlayan kimse, konukçu
mihnet :
ara * mahana (sınamak; denemek, test etmek), imtihan (sınav, deneme, test) *
zorluk, meşakkat, zahmet, eziyet, sınav
mihr :
far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, anlaşma, sözleşme,
mukavele, kontrat; Güneş) * güneş, sevgi, dostluk, iyilik; eski Farsça ve
Zerdüştlükte güneş veya Mithra ile bağlantılı kutsal kavram; nikahta kadına
ödenen para
mihrab :
ara. * haraba (savaşmak, çatışmak, muharebe etmek), muharebe (harb, savaş,
çatışma), harb (savaş, çatışma) * cami ve mescitlerin içinde Kabe yönünü
belirten, yapının o yönündeki duvarında bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk
veya girintili yer; yardım umulan yer; (kadında) memeler, göğüs
mihrace :
san. * maha (büyük, yüce, ulu) + raja (kral, hükümdar) * büyük kral;
Hindistan'da Hindu dininden olan hükümdarların büyüklerine verilen ünvandır.
Hindu kral
mihrak :
ara. * haraka (yakmak, tutuşturmak), hark (yakma, ateş yakma) * ateş
karıştıracak nesne, yakma aracı; dışbükey bir merceğe koşut olarak gelen
ışınların yansıdıktan sonra toplandıkları nokta, odak; önemli yer, merkez; herhangi
bir düşüncede, nitelikte olan kimselerin toplandığı yer, bu tür bir topluluk
mihrap :
ara. * haraba (savaşmak, çatışmak, muharebe etmek), muharebe (harb, savaş,
çatışma), harb (savaş, çatışma) * cami ve mescitlerin içinde Kâbe yönünü
belirten, yapının o yönündeki duvarında bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk
veya girintili yer; yardım umulan yer; (kadında) memeler, göğüs
mihr-i can :
far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele,
kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + can (yaşam, ruh, hayat cevheri, dirim
kuvveti) * tasavvufta “ruhun güneşle aydınlandığı yer” veya “canın ışık
makamı”; manevi yükseliş ve ruhsal aydınlanma makamı; tasavvuf musikiğinde
ruhsal aydınlanmayı ifade eden makam, 24 perdelik Türk müziği dizisine dayalı,
düyek veya aksak usulde icra edilen, tonik karar notası belirli, mikrotonal
geçişler içeren, ilahi ve nefes formunda melodik seyir ve motiflerle manevi
yükselişi simgeleyen melodik yapı
mihriban :
far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele,
kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + ban (koruyan, muhafaza eden) * sevgili,
nazik ve şefkatli kişi; mecaz anlamda cana yakın, dostane ve merhametli kimse
mihrimah :
far. * mihr (sevgi; muhabbet, arkadaşlık, dostluk; ant, sözleşme, mukavele,
kontrat; Güneş) + i (tamlama eki) + mah (Ay) * Güneş ve Ay gibi parlak, değerli
kişi; Osmanlı’da kadın isimleri ve edebiyati mecaz bağlamında “ışık saçan,
güzel”
mihtab :
ara. * hatab (odun) * odun kesmekte kullanılan alet, balta
mihter :
far. * mih, meh (büyük, yüce, ulu, üstün) + tar, ter (pekiştirme eki); mihtar *
en büyük, en yüce, en üstün, rical, ekabir; üst düzey görevli
mihver :
ara. * havara (dönmek, çevresinde dolanmak, çevirmek, eksen etrafında hareket
etmek), havari (çevresinde dönen, dolanan; mürid) * bir cismi iki eşit parçaya
bölen gerçek veya sanal çizgi, dönme merkezi hattı, eksen; uzayda yön, uzaklık,
açı, bakışım, konum veya devinimleri ölçmek için kullanılan durağan bir doğru,
yarım doğru veya doğru parçası; bir şeyin ağırlık noktası veya merkezi,
çevresinde başka şeylerin bulunduğu şey; çevresinde bir cismin veya geometrik
bir biçimin döndüğü veya döner kabul edildiği doğru
mihyat :
ara. * hayata (sarmak, dikmek, bağlamak; uzamak, gerilmek, yayılmak), hayt (ip,
iplik, bağ, lif, şerit) * iğne
mika :
lat. * micare (titremek, parlamak, hareket etmek), mica (parıldayan, parlak) *
püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikatla potasyumdan
oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen parlak bir mineral ve bu mineralden
yapılmış olan; ince yapraklar hâlinde ayrılabilen mineral, elektrik ve
izolasyon malzemesi olarak kullanılan, parlak, şeffaf veya yarı saydam kayaç
mikado :
jap. * mi (şerefli, onurlu, haysiyetli) + kado (kapı, portal) * yüce kapı;
hükümdar
mikafungin :
lat. * mica (glikosid benzeri yapı) + fungin (fungus, mantar ile ilgili
kimyasal madde) * özellikle kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi
eden ekozin türevi antifungal ilacın etken maddesi (C56H71N9O23S)
mikail :
ibr. * mi (kim) + ke (gibi) + el (ilah, tanrı, Allah) * Kim Allah gibi
olabilir?; Allah’ın icracı meleği, mikale
mikale :
ibr. * mi (kim) + ke (gibi) + el (ilah, tanrı, Allah) * Kim Allah gibi
olabilir?; Allah’ın icracı meleği, mikail
mikap :
ara. * ka’b (küp, zar), muka’ab (küp şeklinde olan, zar şeklinde olan; sayının
küpü) * genellikle su, pekmez, yağ gibi sıvı şeylerin konulduğu veya turşu
kurmaya yarayan, karnı geniş, dibi dar, büyük toprak kap, küp; sarhoş; tümü
birbirine eşit on iki ayrıtı olan, yüzeyleri birbirine eşit altı yüzden oluşan
geometrik şekil; bir sayının üçüncü kuvveti; örneğin 2’nin küpü
mikaşist :
lat., fra. * micare (titremek, parlamak, hareket etmek), mica (parıldayan,
parlak) + ista (-cı, olan, yapan, eden) (lat.); micaïste (fra.) * küçük kuvars
billurlarıyla mikadan oluşmuş, yaprak biçiminde ayrılabilen, başkalaşıma
uğramış kayaç
mikat :
ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre) * belirlenmiş zaman,
belirlenmiş süre
mikdad :
ara. * kadda (ölçmek, belirlemek, hükmetmek; kesmek) * demir kesme aleti; slam
tarihinde sahabelerden biri olan Mikdad bin Esved
mikdar :
ara. * kadara (ölçmek, takdir etmek, değerlendirmek, miktarlamak, biçmek,
belirlemek), kader (ölçü) * bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp
çoğalabilen durumu; ölçü, parça, sayı
mikofaj :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phagein (yemek, yutmak,
tüketmek), phagos (yiyen, yutan) * mantar yiyen veya mantarla beslenen canlı
mikofenolat :
gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir hidroksil
grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH))
(phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol
(hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) *
mikofenolat mofetil :
gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir
hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik
(C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek)
(gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki)
(lat.) + mophetyl (methyl ester) * organ nakli sonrası reddi önlemek için
kullanılan mykofenolik asit türevi immünosupresif ilacın etken maddesi
(C23H31NO7)
mikofenolik asit :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + phenol (bir hidroksil
grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH))
(phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol
(hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * organ nakli sonrası bağışıklık
yanıtını baskılamak için kullanılan immünosupresif etkili organik bileşik
(C17H20O6)
mikoloji :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * mantarların yapısını, gelişimini, sınıflandırılmasını ve
ekolojisini inceleyen biyoloji dalı
mikolojik :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikoloji ile
ilgili
mikonazol :
gre., lat. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + conazol (azole
halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot)
atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici
ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil,
alkol grubu OH) (lat.) ) * kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi
eden, imidazol türevi antifungal ilacın etken maddesi (C18H14Cl4N2O)
mikonos :
gre. * mykon, mykos (kaya, taş) + onos (yer eki) * Ege Denizi’nde, Yunanistan’a
bağlı, turizm, kültür ve tarihi miras ile tanınan turistik ada
mikoplazma :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak
bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri
bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form
vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) *
duvarı olmayan, mikroskobik canlılardan oluşan ve genellikle insan ve
hayvanlarda enfeksiyonlara neden olan bakteri benzeri organizmalar grubu
mikoriza :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + rhiza (kök) * mantar ile
bitki kökü arasında oluşan, karşılıklı yarar sağlayan simbiyotik birliktelik;
mantarın bitki kökleriyle birleşerek oluşturduğu yapı
mikostatin :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + histanai (durmak,
durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz
inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde
kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç
sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma,
ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) *
kandida ve diğer mantar enfeksiyonlarını tedavi eden, mantar büyümesini
durduran antifungal ilacın etken maddesi (C47H75NO17)
mikotik :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mantarlarla
ilgili, mantar enfeksiyonlarına veya mantar kaynaklı durumlara ait, mikoz ile
ilişkili
mikotrof :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) *
beslenmesinde mantarlarla kurduğu ilişkiden yararlanan organizma; özellikle
mikoriza yoluyla mantardan karbon veya besin sağlayan bitki
mikoz :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * mantarlarla ilgili organizma veya enfeksiyon
mikozis fungoides :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) + fungus (mantar) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ciltte mantar benzeri lezyonlar oluşturan,
T-hücreli lenfoma türü kronik seyirli kanser
mikraz :
ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, makaslamak, borç almak, ödünç
almak), karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle
geri ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * makas
mikro :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) * metrik sistemdeki birimlerle beraber
kullanılan ve "milyonda bir" anlamına gelen ön ek (örneğin 1 gram =
1.000.000 mikrogram 1 litre = 1.000.000 mikrolitre 1 ometre = 1.000.000
mikrometre Elektrik ve magnetik birimler 1 amper = 1.000.000 mikroamper 1 volt
= 1.000.000 mikrovolt)
mikroamper :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + ombh (su, su yolu, akım hattı)
(hin.), ambra (lat.); ampère (Fransız fizikçi ve matematikçi André-Marie
Ampère’in soyadından) (fra.) * elektrik akımının küçük birimi, 10⁻⁶ amper, minik akım ölçüsü
mikrobik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık,
oluşum, yaratılış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * mikroskobik canlı,
mikroorganizma, küçük yaşam formu
mikrobilgisayar :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + bilgisayar (yazılım ile programlanabilen,
mantıksal ve matematiksel işlemleri yapabilen ve veri depolayabilen cihaz,
kompüter, ordinatör) (tür.) * küçük boyutlu, genellikle bir mikroişlemciye
dayanan bilgisayar sistemi
mikrobisidal :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim,
canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + caede, cide, cidium (kesme, vurma,
çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak,
vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * mikroskobik canlıları veya mikroorganizmaları
öldürmeye yönelik, mikrop ve bakteri yok edici özellik taşıyan, mikropları
öldüren, mikrop öldürücü
mikrobiyal :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim,
canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * mikroorganizmalara veya mikroskobik canlılara ait olan, onların
özellikleriyle ilgili, mikrop ve bakteri ile bağlantılı
mikrobiyolog :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık,
oluşum, yaratılış) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * mikroskobik
canlıları, mikroorganizmaları ve onların yaşam süreçlerini inceleyen bilim
insanı, mikrop ve bakteri uzmanı
mikrobiyoloji :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık,
oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mikroskobik
canlıları, mikroorganizmaları ve onların yaşam süreçlerini inceleyen bilim
dalı, mikrop ve bakteri bilimi
mikrodalga :
gre., tür. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + dalga (çalkalanma,
sallanma, osilasyon) (tür.) * çok kısa dalga boyuna sahip elektromanyetik
dalga, genellikle 1 mm - 1 m arasında olan ve mikrodalga fırınlar veya iletişim
teknolojilerinde kullanılan dalga
mikroelektromekanik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak,
akkor; elektrikle ilgili) + mikhani, mekhane (alet, makine) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mikro ölçekte elektriksel ve mekanik işlevleri bir
arada taşıyan sistemlerle ilgili
mikroelektronik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak,
akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok küçük
boyutlu elektronik devrelerin ve bileşenlerin (özellikle mikroçiplerin)
tasarımı, üretimi ve incelenmesiyle ilgilenen elektronik dalı
mikrofaz :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phasis (görünüş, görünüm, belirme,
evre) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + isis (isim yapım eki) ) * küçük ölçekli faz veya mikroskobik düzeyde
incelenebilen faz
mikrofil :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phyllon (yaprak) * küçük yapraklı;
özellikle damarsız veya tek damarlı küçük yaprak tipi
mikrofilm :
gre., alm., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + film (membran, ince
deri, sünnet derisi) (alm.), filmus (lat.) * küçük boyutlu kağıt veya belge
görüntülerinin fotoğrafik olarak küçültülmüş hali, arşivleme ve saklama
amacıyla kullanılan ince tabaka, film
mikroflora :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + flora (bir ortamda
bulunan canlıların bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm
bitki türleri, bitki örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris
(çiçek) + a (çoğul eki) ) (lat.) * mikroskobik canlılardan oluşan topluluk;
özellikle belirli bir ortamda yaşayan küçük canlıların bütünü
mikrofon :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phone (ses, ton) * sesi elektrik
sinyaline dönüştüren, konuşma veya müzik seslerini güçlendirip kaydetmeye
yarayan cihaz
mikrofonik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + phone (ses, ton) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mikrofon ile ilgili olan, mikrofon tarafından üretilen
veya algılanan sesle ilgili özellik taşıyan; (ses için) mikrofona uygun düşen
mikroftalmi :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph,
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * göz gelişiminde küçülme ile karakterize
olan gözün normalden küçük olduğu doğumsal durum veya tıbbi bozukluk durumu
mikroftalmus :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph,
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) *
genellikle doğumsal veya gelişimsel olarak ortaya çıkan, gözün normalden küçük
olması durumu
mikroglia :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + glia (yapışkan madde, sinir destek
dokusu) * merkezi sinir sisteminde (beyin ve omurilik) bulunan küçük,
bağışıklık ve destek işlevi gören glial hücreler
mikrognati :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + gnatheia (gnathos (çene) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle alt veya üst çenenin gelişim eksikliği
ile karakterize olan, çenenin normalden küçük olduğu tıbbi durum veya doğumsal
bozukluk
mikrokiroptera :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kheir (el) + pteryx, pterygos, ptera,
pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * ekolokasyon (ses dalgalarıyla yön
bulma) yeteneğine sahip olan, karanlıkta yönlerini ve avlarını ses dalgaları
yayarak bulan böcekçil küçük yarasaları kapsayan memeli alt takımı
mikrokok :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane,
tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * genellikle yuvarlak şekilli, mikroskobik
boyutlarda olan bakteri türü veya küçük küresel mikroorganizma
mikrokonidyum :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + konis, konidion (tohum, spor) *
genellikle mantarlarda görülen küçük spor veya mikroskobik üreme birimi, mantar
üremesiyle ilgili küçük yapısal eleman
mikrokuasar :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + quasar (yıldızsı radyo kaynağı;
galaksilerin merkezinde yer alan devasa kara deliklerin etrafındaki gaz ve toz
bulutlarını büyük bir hızla yutmasıyla oluşan aktif galaksi çekirdekleri)
(lat.) * kuasara benzeyen fakat ölçeği çok daha küçük olan, bir kara delik ile
eşlikçi yıldızdan oluşan ve güçlü radyo/X-ışını ışınımı üreten astrofiziksel
sistem
mikrolit :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + lithos (taş, kaya) * küçük boyutlu taş
veya mineral parçacığı, jeolojik veya arkeolojik bağlamda minik taş oluşumu
mikromani :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı
tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak),
man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim
yapım eki) ) * ayrıntılara karşı anormal derecede yoğun ilgi, saplantı veya
takıntı gelişimiyle karakterize olan psikiyatrik durum
mikromeritik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok küçük parçacıklarla veya ince bölünmüş
katı maddelerle ilgili
mikrometeorid :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meteoron (havada bulunan, göksel
cisim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çok küçük
boyutlu meteorit; uzaydan gelen ve Dünya yüzeyine ulaşan mikroskobik veya
milimetre-altı kaya/metal parçacığı
mikrometeoroit :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + meteoron (havada bulunan, göksel
cisim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çok küçük
boyutlu meteorit; uzaydan gelen ve Dünya yüzeyine ulaşan mikroskobik veya
milimetre-altı kaya/metal parçacığı
mikrometre :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + metros, metron (ölçü) * mikron
düzeyindeki çok küçük uzunlukların ölçülmesinde kullanılan birim (1 mikrometre
= 10⁻⁶ metre) veya bu ölçümü
yapan hassas ölçüm aleti
mikromorfoloji :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + morphe (form, şekil, biçim) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok küçük ölçeklerdeki yapıların biçim
ve özelliklerini inceleyen bilim dalı
mikron :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + on (son ek) * 1 mikrometreye (10^6
metre) eşit uzunluk birimi, özellikle biyoloji, fizik ve malzeme biliminde
hücre, bakteri ve parçacık boyutlarını belirtmek için kullanılan ölçü
mikronezya :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + nesos (ada) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * küçük adalar yeri; Pasifik Okyanusu’nun batısında yer alan,
batısında Filipinler, kuzeyinde Guam ve Kuzey Mariana Adaları, doğusunda
Marshall Adaları, güneyinde Papua Yeni Gine ve Solomon Adaları bulunan ülke
mikronova :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + nova (yeni; yeni yıldız, yıldız
patlaması) (lat.) * klasik novalara benzeyen ancak çok daha küçük ölçekli ve
daha düşük enerjili termonükleer patlama olayı
mikroorganizma :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + organon (araç, alet, yapı) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * mikroskop altında
gözlemlenebilen, tek hücreli veya çok hücreli, canlı veya cansız özellikler
taşıyan küçük organizmalar veya yapı
mikrop :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık,
oluşum, yaratılış) * mikroskop altında görülebilen, hastalık yapabilen veya
çevrede bulunan çok küçük canlı organizma
mikropil :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + pilos (küçük tüy, küçük kıllı çıkıntı)
* bitki veya mantarlarda mikroskobik boyutlarda ince tüy veya tüy benzeri
yapılar
mikroprotalyum :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + pro, pros (ilk, birinci, baş,
ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + thallos (yeşil sürgün, filiz, yeşeren dal) (gre.) * küçük
protalyum; özellikle heterosporlu eğreltilerde mikrosporadan gelişen erkek
gametofit
mikropsi :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + opsis (görüş, görünüm) * nesnelerin
olduğundan daha küçük göründüğü, görsel algı bozukluğu ile karakterize olan
tıbbi veya psikolojik durum
mikrosatellit instabilite :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + satelles (yardımcı, koruyucu) +
itis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + instabilitas (istikrarsızlık, sabit
olmama) (in (olumsuzluk öneki) + stabilitas (stabilis (sabit, değişmez,
durağan, hareketsiz, istikrarlı) (status (duruş, durma, durum) + ibilis
(yapılabilirlik eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * genomda kısa
tandem tekrar dizilerinin (mikrosatellitlerin) DNA onarım mekanizmalarındaki
bozukluklar nedeniyle değişkenlik göstermesi sonucu ortaya çıkan ve özellikle
bazı kanser türlerinde genetik kararsızlık ve tümör gelişimi riskini artıran
durum
mikrosefal :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephale, kephalos (kafa, baş) *
kafatası veya beyni normalden küçük olan
mikrosefali :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephaleia (başlılık, kafalılık)
(kephale, kephalos (kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle kafatasının veya beynin normalden küçük olması ile karakterize
doğumsal veya tıbbi durum
mikrosefalik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kephaleia (başlılık, kafalılık)
(kephale, kephalos (kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikrosefali ile ilgili
mikrosinema :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kinema (kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + ma (ile ilgili,
sahip olma) ) * küçük boyutlu veya mikro ölçekte hareketlerin, özellikle mikroskobik
sinema veya hareketli görüntülerin gösterildiği teknik veya sanatsal uygulama
mikrosit :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) * normalden küçük boyutlu kırmızı kan hücresi veya diğer hücre tipleri
mikrositer :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık,
boşluk, oyuk, kap) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
normalden küçük hücrelere sahip olan, özellikle kırmızı kan hücrelerinin
küçüklüğü ile karakterize edilen tıbbi durum veya özellik
mikrositik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikrosit ile ilgili
mikrositik anemi :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + anaemia (an (-sız,
yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kırmızı
kan hücrelerinin normalden küçük ve hemoglobin açısından düşük olduğu,
kansızlık ile karakterize edilen tıbbi durum
mikroskop :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * çıplak gözle görülemeyen çok küçük
nesneleri büyüterek incelemek için kullanılan optik cihaz
mikroskopi :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * çok küçük yapıların mikroskop kullanılarak incelenmesi
mikroskopik :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çıplak gözle
görülemeyen, yalnızca mikroskop ile gözlemlenebilen çok küçük boyutlu nesneler
veya yapıların niteliği
mikrospor :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek,
saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş,
saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * küçük spor;
özellikle heterosporlu bitkilerde erkek gametofiti (gametleri üreten eşeyli
üreme evresi) oluşturan küçük spor tipi
mikrosporangiyum :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) +
angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde
(çiçekli bitkiler, eğrelti otları vb.) erkek üreme hücreleri olan mikrosporları
(çiçek tozlarını/polenleri) üreten ve barındıran kesecik veya kapsül şeklindeki
yapı
mikrosporofil :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek,
saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş,
saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon
(yaprak) * mikrospor taşıyan yaprak; üzerinde mikrosporangiyumları ve
mikrosporları bulunduran sporofil tipi
mikrostrobilus :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + strobilos (kozalak, çam kozalağı;
döngülü, kıvrımlı yapı) * açık tohumlularda erkek üreme kozalığı olan ve
mikrospor taşıyan küçük strobilus
mikroterazi :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + terazi (ağırlık ölçüm cihazı)
(ara.) * miligram ve mikrogram düzeyindeki çok küçük kütleleri aşırı yüksek bir
doğrulukla tartmak için kullanılan, son derece hassas bir laboratuvar cihazıd
mikrotübül :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tubulus (küçük boru,
kanal, tüpçük) (tubus (boru, tüp) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) * ökaryot
hücrelerin iskeletini oluşturan, hücreye şekil verien, hücre içi madde taşınmasını
sağlayan ve hücre bölünmesinde kromozomların ayrılmasında görev alan, alfa ve
beta tübülin proteinlerinden yapılmış içi boş, silindirik ve mikroskobik tüpçük
mikrotübüler :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + tubulus (küçük boru, kanal,
tüpçük) (tubus (boru, tüp) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * hücre içi yapıların, özellikle mikrotübüllerin (hücre
iskeleti bileşenleri) oluşumu, yapısı veya fonksiyonları ile ilgili
mikrovasküler :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük
kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne,
kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * küçük kan damarları (kapillerler) ile ilgili, dolaşım
sisteminin mikro düzeydeki yapıları veya fonksiyonları ile ilgili
mikrovillüs :
gre., lat. * mikros (küçük, minik, ufak, az) (gre.) + villus (ince tüy) (lat.)
* bağırsak ve böbrek gibi dokularda yüzey alanını artıran, mikroskobik
boyuttaki küçük tüy benzeri çıkıntı
mikrozom :
gre. * mikros (küçük, minik, ufak, az) + soma (vücut, gövde, cisim, beden,
nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücre içinde sitoplazmik
organellerden türetilmiş, mikroskobik boyuttaki küçük yapı veya parçacık
miks :
lat., ing. * miscere (karıştırmak) (lat.); mix (ing.) * farklı maddelerin veya
öğelerin bir araya getirilerek homojen veya heterojen bir şekilde
birleştirilmesi eylemi veya sonucu
miksefe :
ara. * kasafa (yoğunlaşmak, kalabalıklaşmak, koyulaşmak, ağdalaşmak, sıkışmak),
kassafa (yoğunlaştırmak, kalabalıklaştırmak, koyulaştırmak, ağdalaştırmak,
sıkıştırmak), kesif (yoğun, koyu, sık, ağdalı), kesafet (yoğunluk) * elektrik
enerjisi depolamaya yarayan cihaz, yoğunlaç, kondansatör, meksefe
mikser :
lat., ing. * miscere (karıştırmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); mixer
(ing.) * farklı maddeleri bir araya getirip karıştırmak için kullanılan cihaz
veya alet
miksini :
gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait),
ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) (lat.) * mukus salgılayan, çenesiz, pulları
olmayan, yılan balığına benzeyen, iskeleti kıkırdak yapılı olan deniz
omurgalılarını kapsayan balıklar grubu
miksiniform :
gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait),
ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Myxini grubunda yer alan,
mukus salgılayan ve çenesiz yapılarıyla tanınan hagfishleri kapsayan
omurgalılar takımı, balık yılanları, miksinoitler
miksinoit :
gre., lat. * myxa (sümük, mukus, balçık) (gre.) + inus (ile ilgili, -a ait),
ini (ile ilgililer, -a ait olanlar) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) * mika balığıgiller (Myxinidae) sınıfına ait,
miksinlere (hagfishlere), yılan balığına benzeyen, mukus salgılayan ve çenesi
olmayan omurgasız benzeri deniz canlısı
miksiyon :
lat. * miscere (karıştırmak) + tio (isim yapım eki) * idrarın mesaneden üretraya
boşalması süreci, idrar yapma eylemi; idrarın mesaneden atılması süreci
miksoid :
gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * mukus benzeri veya sümüksü
miksoma :
gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mukus benzeri dokudan oluşan iyi
veya kötü huylu tümör veya kitle
miksomikota : gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı,
mukus, mukoza) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + ota (taksonomik
çoğul eki) * nemli ve karanlık ortamlarda yaşayan, amip benzeri hareket
edebilen tek hücreli plasmodium evresinin ardından spor üreten mantar benzeri
yapılar oluşturan ve halk arasında cıvık mantarlar olarak bilinen heterotrof
canlılar grubu
miksotrof :
gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * ışık,
organik ve inorganik maddeleri bir arada kullanarak enerji ve karbon
ihtiyaçlarını karşılayan, hem kendi besinini üretebilen (ototrof) hem de
dışarıdan hazır alan (heterotrof) beslenme özelliklerini aynı anda veya duruma
göre değişen çevresel şartlarda taşıyan canlı
miksödem :
gre. * myxa, myxe (sümüksü madde, salgı, mukus, mukoza) (gre.); oidein (şişmek,
kabarmak), oidema (şişme, kabarma) * genellikle tiroid yetmezliği veya
metabolik bozukluklar sonucu dokularda mukus benzeri sıvı birikimi ile
karakterize şişlik tıbbi durumu
mikst :
lat., ing. * miscere (karıştırmak), mixus (karışmış, karıştırılmış) (lat.);
mixed (ing.) * farklı maddelerin veya öğelerin bir araya getirilmiş, karışık
halde bulunması durumu veya özelliği, karışmış, karıştırılmış
mikstür :
lat. * miscere (karıştırmak), mixus (karışmış, karıştırılmış) + ura (isim yapım
eki) (lat.); mixture (karışım) (ing.) * farklı maddelerin bir araya getirilerek
homojen veya heterojen şekilde birleştirilmesi sonucu oluşan karışım
miktar :
ara. * kadara (ölçmek, takdir etmek, değerlendirmek, miktarlamak, biçmek,
belirlemek), kader (ölçü) * bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp
çoğalabilen durumu; ölçü, parça, sayı
miktonik perde :
gre., lat. * miktonikos (küçük ton aralıklarına ilişkin) (mikros (küçük, minik,
ufak, az) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) ) + perde (örtü, örtme, engel,
mani, kapama) (far.) * Türk, Arap, İran gibi geleneksel müziklerde, Osmanlı
makam sistemlerinde ve geleneksel batı müziğinde kullanılan yarım tonlardan
daha küçük veya ara ton aralıkları yani 12 eşit yarım ton yerine, daha ince
veya farklı oranlarda bölünmüş ton aralıkları
mikval :
ara. * kala (söylemek, demek) * çok konuşan, çok söyleyen
mikyal :
ara. * kayala (tartmak, ölçmek, ayarlamak), mukayyil (ölçen, tartan), keyl
(ölçek) * ölçü, tartı, ölçek
mikyas :
ara. * kasa (ölçmek, mukayese etmek, karşılaştırmak, benzetme yoluyla akıl
yürütmek), kiyas (karşılaştırma) * birim olarak kabul edilmiş olan herhangi bir
şeyin alabildiği kadar ölçü; bir harita, plan veya resimde vb. görülen
uzunluklarla bunların belirttiği gerçek uzunluklar arasındaki oran; ölçek, ölçü
mil :
lat. * malleus (çekiç, tokmak) * çeşitli işlerde kullanılmak için yapılan ince
ve uzun metal çubuk; bir küre veya yuvarlağın üstünde döndüğü eksen
mil :
lat. * mille passus (bin adım) (mille (bin, binlik birim) + passus (adım) ) *
denizde 1852 metre, karada 1609 metre olarak kabul edilen bir uzunluk ölçü
birimi
mil :
san. * mil (bir araya gelmek, toplanmak, birleşmek) * akarsuyun yatağında veya
çevresinde sürüklenen, birikmiş veya taşınmış küçük taş, kum, toprak ve bitki
parçaları, tortu, çakıl, sel artığı
mil taşı :
lat., tür. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + taş (sert mineral, kaya) + ı
(iyelik eki) (tür.) * Roma döneminde yolların kenarlarına veya ortasına
dikilen, mesafeyi Roma miline göre gösteren ve yolculara veya askeri birliklere
kat edilen mesafeyi belirtmek için kullanılan taş sütun veya blok şeklindeki
işaretleyici anıt
milad :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), veled (çocuk, doğmuş olan) * doğum, doğuş; Hz. İsa’nın
doğumunu ifade eden kavram (Gregoryen takvimde M.S. 1 yılı başlangıç alınır ve
tarihsel olayların zamanları “milattan önce (M.Ö.)” ve “milattan sonra (M.S.)”
şeklinde ikiye ayrılır.)
miladi :
ara. * milad (doğum, doğuş; Hz. İsa’nın doğumu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Hz. İsa’nın doğumunu esas alan Gregoryen takvime dayalı tarih
sistemi, günümüzde uluslararası standart olarak kullanılan takvim (1 yıl = 365
gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye; artık yıl düzeniyle tropikal yıl uzunluğuna
uyarlanmış)
milas :
kar., gre. * mylasa (myl + asa (yer eki) ) * Muğla'nın bir ilçesi; antik Karia
bölgesinde yerleşim adı
milat :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), veled (çocuk, doğmuş olan) * doğum, doğuş; Hz. İsa’nın
doğumunu ifade eden kavram (Gregoryen takvimde M.S. 1 yılı başlangıç alınır ve
tarihsel olayların zamanları “milattan önce (M.Ö.)” ve “milattan sonra (M.S.)”
şeklinde ikiye ayrılır.)
mildiyu :
ing., fra. * mildeaw (bal özü, çiy) (mil) (bal) + deaw (çiy) ) (ing.); mildiou
(fra.) * bitkilerde Oidium ve Peronospora türlerindeki parazit mantarlar (veya
mantar benzeri organizmalar) tarafından oluşturulan, özellikle üzüm, patates ve
domates üzerinde nemli ve serin koşullarda sporlarla hızlı yayılan ve enfekte
bitki dokusunda sarımsı lekeler, külle kaplı yüzey ve çürüme oluşturan ve
tarımsal kayıpları %20-70 arasında değişebilen yaprak, gövde ve meyve mantar
hastalıkları
mil'e :
ara. * mel’e, mil'e (doldurmak, dolu olmak) * dolu, dolusu
milel :
ara. * millet (halk, topluluk) * halklar, topluluklar
milenyum :
lat. * mille (bin, binlik birim) + annum (yıl, sene) * bin yıl süren zaman
dilimi, özellikle takvim veya tarihsel dönemleri ifade etmek için kullanılan
ölçü birimi
MILF :
ing. * mother (anne) + I’d (ben) + like (hoşlanırım, severim) + to (-mak, -mek)
+ fuck (cinsel ilişkide bulunmak, sikmek) * genellikle orta yaşlı, çocuk sahibi
ve cinsel açıdan çekici bulunan kadınları tanımlamak için kullanılan, popüler
kültür ve yetişkin eğlence sektöründe yaygınlaşmış argo bir kısaltma
milföy :
lat., gre., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + phyllon (yaprak) (gre.);
phyllum, folium (yaprak) (lat.); mille (bin, binlik birim) + feuille (yaprak)
(fra.) * ince açılmış hamur katmanlarından oluşan, genellikle tereyağı ile
zenginleştirilen ve pişirildiğinde katmanları ayrılarak kabaran, tatlı veya
tuzlu olarak hazırlanan hamur çeşidi, gastronomide katman sayısı ve yağ oranına
bağlı olarak dokusu ve gevrekliği değişebilen fırın ürünü
milh :
ara. * malaha (hoş olmak, tatlı, güzel gelmek, çekici olmak; tuzlu olmak; beyaz
olmak) * suda çözünebilen, gıda lezzetini artırmak, besinleri korumak, pH ve
elektrolit dengesini sağlamak için kullanılan beyaz kristal mineral madde,
sodyum klorür (NaCl) ), tuz; zarafet, sevimlilik
milia :
lat. * milium (darı) * cilt yüzeyinde 2-3 milimetre çapındaki keratin kisti
(darı tohumuna benzemesinden)
miliaria :
lat. * mille (bin, binlik birim) + aria (ile ilgili, gibi, -a ait) * ter
bezlerinin tıkanması sonucu oluşan küçük, kırmızı veya beyaz renkte, kaşıntılı
deri kabarcıkları ile karakterize edilen, özellikle sıcak ve nemli iklimlerde
terleme sonucu deri üzerinde binlerce küçük lezyon olarak görülebilen
dermatolojik hastalık
miliazis :
lat., gre. * milium (darı) + osis (durum, sorun, hastalık) (gre.) * milia ismi
verilen keratin kistlerinin çoğalması ve yoğunlaşması durumu
milibar :
lat. * millesimus (binde bir) (lat.); mille (bin, binlik birim) (lat.) + bar
(basınç birimi) (fra.) * atmosferik basıncı veya gaz basıncını ölçmek için
kullanılan birim (1 milibar = 0,001 bar ≈ 100 pascal olup meteoroloji ve fizik
alanlarında düşük basınçları ifade etmek için yaygın olarak kullanılır.)
miligram :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat,
çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * 0,001 grama eşit kütle
veya ağırlık ölçüm birimi
mililitre :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + litro, litra (küçük hacim)
(gre.) * 0,001 litreye eşit hacim ölçüm birimi
milim :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.);
metrum (lat.); mètre (fra.) * 0,001 metreye eşit uzunluk birimi
milimetre :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.);
metrum (lat.); mètre (fra.) * 0,001 metreye eşit uzunluk birimi
milimetrik :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + metros, metron (ölçü) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); metrica, metricus (lat.); métrique
(fra.) * milimetre ölçüsü ile ilgili, milimetre seviyesinde
milimikron :
lat., gre. * mille (bin, binlik birim) (lat.) + mikros (küçük, minik, ufak, az)
+ on (son ek) * 0,001 mikrona eşit uzunluk ölçü birimi
milipor :
lat. * millesimus, milli (binde bir) + porus (delik, gözenek) * yüksek
gözeneklilik ve düşük yoğunluk özelliğine sahip, genellikle filtreleme ve
izolasyon uygulamalarında kullanılan mikroporöz malzeme veya membran türü olup,
gözenek boyutu ve sayısına bağlı olarak sıvı veya gaz geçirgenliği değişebilen
teknik ürün
milis :
lat. * mille (bin, binlik birim) + s (askeri birlik veya ölçü birimi anlamı
katan ek) * savaş sırasında orduya yardımcı olarak görev alan halk gücü; bazı
ülkelerde sivil halktan oluşturulan yardımcı güvenlik gücü
militan :
lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar
eki) ) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir ideoloji, siyasi
görüş veya örgüt uğruna aktif olarak mücadele eden, gerektiğinde sert ve
saldırgan eylemlerde bulunabilen kişi; toplumsal veya politik bağlamda eylemci
ve savaşçı nitelik taşıyan birey
militarist :
lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar
eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * askeri güç,
disiplin ve stratejiye önem veren veya askerî yönetimi ve savaşçılığı savunan
kişi veya ideoloji; toplumsal ve politik bağlamda ordunun etkinliğini ve savaş
hazırlığını önceliklendiren anlayış veya tutum, militarizm yanlısı
militarizm :
lat. * militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar
eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * ordunun, askeri
güç ve disiplinin toplum ve devlet yönetiminde merkezi rol oynadığı, savaş
hazırlığı ve silahlanmanın önceliklendirildiği siyasal, toplumsal ve ideolojik
sistem veya anlayış
militer : lat.
* militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) )
+ aris (sıfat yapım eki) * askeri, askere ilişkin
miliyer :
lat. * miliaris (binle ilgili, küçük taneli) (mille (bin, binlik birim) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bin seviyesinde, binle ilgili, binli
miliyer tüberküloz :
lat., gre. * miliaris (binle ilgili, küçük taneli) (mille (bin, binlik birim) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + tuberculosis (tuberculum (küçük yumru,
nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme
eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık ve isim yapım eki) (gre.) *
mycobacterium tuberculosis enfeksiyonu sonucu, kan yoluyla yayılım gösteren ve
akciğer ile diğer organlarda, özellikle bağışıklık zayıf bireylerde, binlerce
küçük nodül (mili) şeklinde lezyonlar oluşturan sistemik tüberküloz formu
milk :
ara. * milk (mal, mülk, sahiplik) * mülkiyet, malik olma, sahip olma durumu
veya taşınabilir, maddi mallar; İslami hukukta bir kişinin sahip olduğu
taşınmaz ve taşınabilir varlıkları kapsayan hukuki mülkiyet hakkı; fıkıhta
ağırlıklı olarak aynî hakları belirtmek üzere kullanılan bir terim (milk (süt,
ineğin olanı sağarak alma) (ing.), Milch (süt) (alm.) )
millet :
ibr., aram. * melel (konuşmak, söylemek), mille (kelime, sözcük, söz, söylem),
imlal (ezberden yazdırma, dikte etme), millah * siyasal olarak örgütlenmiş
biçimde ve belli bir toprak üzerinde bir arada yaşayan, ekonomik yaşam, din,
dil, tarih, ruhsal yapı ve kültürel özellikler yönünden ortaklık gösteren en
geniş insan topluluğu (military, militaire, militär (sivil halktan toplama
asker grubu) (ing., fra., alm.) )
milletvekili :
ara. * millet (halk, topluluk) + vekil (başkası adına hareket etme, karar alma
veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki
kullanan) + i (iyelik eki) * bir milletin (ulusun) veya topluluğun yasama
organında, halkı temsil etmek üzere seçilmiş veya atanmış kişi, yasaları
yapmak, yürütmeyi denetlemek ve toplumsal kararları iletmekle görevli resmi
temsilci
milli :
ara. * millah (halk, topluluk) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * millet
ile ilgili, toplulukla ilgili
milliyet :
ara. * millah (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bir
topluluğa, millete veya ulusa ait olma durumu, aidiyet ve mensubiyet bilinci;
özellikle vatandaşlık, ulusal kimlik, kültürel ve tarihi bağlarla tanımlanan
grup aidiyeti ve toplumsal birliktelik duygusu
milliyetperver :
ara., far. * millah (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) (ara.) +
parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) *
bir millete, ulusa veya topluluğa derin bağlılık, sevgi ve sadakat duyan,
ulusal kimlik ve toplumsal aidiyet bilincini önemseyen kişi veya tutum ulussever
milnasipran :
lat., gre. * milna (farmasötik ön ek) + kuklos, kyklos, kyklon (daire, devir,
çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propane (üç karbonlu
alkan) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ane (alkan eki) )
(lat.) * fibromiyalji ve bazı ülkelerde majör depresif bozukluk tedavisinde
kullanılan, beyindeki belirli nörotransmitterlerin aktivitesini artırarak kas
ağrısı, sertlik ve depresif semptomları hafifleten serotonin ve norepinefrin
geri alım inhibitörü (SNRI) sınıfına ait ilacın etken maddesi (C15H22N2O)
milohiyoid :
gre. * mylo (değirmen, azı dişi, molar) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi
biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem
yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo
(U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * çene altındaki
kas, ağız tabanını ve dil kökünü destekleyen kas
milrinon :
lat. * mil (molekül kökü) + rin (lakton halkası) + one (oksijenli bileşik,
keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan
fosfodiesteraz III inhibitörü, inotropik ve vazodilatör etki gösteren ilaç
(C12H9N3O)
mil'u :
ara. * mel’e, mil'e (doldurmak, dolu olmak) * dolu, dolusu
milyar :
lat., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ard (büyüklük veya çoğul
eki) (fra.) * 1.000.000.000 (10⁹), bin milyona eşit sayı birimi
milyarder :
lat., fra. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ard (büyüklük veya çoğul
eki) (fra.) + aris (-ile ilgili) (lat.); aire (fra.) * 1 milyar değerinde veya
üzeri para veya mal varlığına sahip kimse
milyem :
lat., fra. * milliensimus (mille (bin, binlik birim) + ens (ile ilgili, -a ait)
+ imus (son ek) (lat.); millième (binde bir; bininci) (mille (bin, binlik
birim) + ième (-nci) ) (fra.) * alaşım içindeki altın miktarını binde oranı ile
ifade eden bir ölçü birimi
milyon :
lat., fra., ing. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve
katsayı eki) (fra.) * 1.000.000, bin bin
milyoner :
lat., fra., ing. * mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve
katsayı eki) (fra.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); aire
(fra.) * 1 milyon değerinde veya üzeri para veya mal varlığına sahip kimse
mim :
ara. * mim (م) * Arapça alfabenin on üçüncü harfi (lam'dan sonra nun'dan önce);
sonlanma, nihayet sembolü; biten bir yazının altına konulan im; unutulmasın
diye işaret koyma veya ilerde anımsaması için karşısındakinin dikkatini çekme
mim :
gre., lat., fra. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak,
yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.); mimus (lat.); mime
(fra.) * sözsüz tiyatro sanatı, jest ve hareketlerle hikâye anlatma yöntemi;
oyuncunun, herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı,
yalnızca hareketlere dayanan sözsüz oyun
mimar :
ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek,
yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek),
mamur (inşa edilmiş, bina edilmiş, bayındır kılınmış, canlandırlmış) *
yapıların tasarımlarını çizen ve yapıları inşa eden kişi
mimari :
ara. * mimar (yapıların tasarımlarını çizen ve yapıları inşa eden kişi) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yapı ile ilgili, yapı tasarımı ve inşaat
sanatıyla ilgili olan, mimarlık, tasarım
mimas :
gre. * mimesis (taklit; sanat, edebiyat ve felsefede doğayı, davranışları veya
olayları olduğu gibi veya idealize ederek yansıtma, temsil etme) (mimeisthai
(taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak) + isis (isim yapım eki) ) *
Yunan mitolojisinde gökyüzü hakimiyeti için tanrılarla savaşan ve Demirci Tanrı
Hephaistos tarafından kızgın metal fırlatılarak öldürülen, adı Satürn'ün devasa
kraterli gizemli bir uydusuna da verilen heybetli bir Gigant (dev); İzmir Karaburun'daki
tarihi bir dağ; Satürn'ün bir uydusu veya bir yapay zeka veri platformu
mimesis :
gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak) + isis
(isim yapım eki) * taklit; sanat, edebiyat ve felsefede doğayı, davranışları
veya olayları olduğu gibi veya idealize ederek yansıtma, temsil etme
mimetik :
gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos
(taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * taklit ile ilgili, taklitçi nitelikte, imitasyon veya
benzerlik gösteren (sanat, biyoloji, psikoloji)
mimidae :
gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak),
mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes) içinde
yer alan, alaycı kuşları, kedi kuşlarını ve titrek kuşları içeren, özellikle
taklit yetenekleriyle bilinen kuşlar familyası, alaycı kuşugiller
mimik :
gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos
(taklitçi, taklit eden, oyuncu) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüz
ifadeleriyle duyguları veya anlamları ifade etme sanatı veya yeteneği
mimikri :
gre. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimesis
(taklit) (mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) + osis (durum ve isim yapım
eki) ) (gre.) + cry (isim yapım eki) (lat.) * bir organizmanın, avcılardan
korunmak veya avını aldatmak amacıyla başka bir organizmayı veya çevresini
taklit etme davranışı.
mimlemek :
ara. * mim (Arap alfabesinin 13. harfi (lam'dan sonra nun'dan önce); sonlanma,
nihayet sembolü; biten bir yazının altına konulan im; unutulmasın diye işaret
koyma veya ilerde anımsaması için karşısındakinin dikkatini çekme) (ara.) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * işaretlemek; sonlandırmak;
iyi olmayan, hoşa gitmeyen bir davranışından, bir düşüncesinden dolayı birini,
hakkında iyi düşünülmeyen kimseler arasına koymak
mimosa :
gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak),
mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.), mimus (taklit eden) (lat.) *
fabaceae (baklagiller) familyasından, narin, yapraklarını dokununca kapatan
veya büzülen, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki türü
mimosaceae :
gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak),
mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) (gre.) +
aceae (-giller, bitki familyası) (lat.) * küstümotugiller veya mimoza cinsine
yakın bitkileri kapsayan, günümüzde genellikle baklagiller (Fabaceae) familyası
altında bir alt familya (Mimosoideae) olarak kabul edilen dikenli, tüysü
yapraklı ve küçük çiçekli bitki familyası
mimoza :
gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak),
mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu) (gre.), mimus (taklit eden) (lat.) *
fabaceae (baklagiller) familyasından, narin, yapraklarını dokununca kapatan
veya büzülen, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki türü
mimtar :
ara. * matara (akmak, dökmek, yağmak) * yağmurluk
mimulus :
gre., lat. * mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak)
(gre.), mimulus (küçük taklitçi) (mimus (taklit eden, taklitçi) + ulus
(küçültme eki) ) (lat.) * Phrymaceae familyasına ait, maymun çiçeği olarak
bilinen renkli çiçekli bitki cinsi
min :
ara. * min (-den, kaynak, köken ön eki) * (-den, kaynak, köken ön eki (örneğin
"min Allah" (Allah'tan), "minkum" (sizden) )
mina :
far. * mina (cam, kristal; metal üstüne işlenen renkli cam tabakası, emaye) *
sırça, billur, cam, şişe; 1/60 talent'e eşit eski bir ağırlık ve değer birimi;
Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında yaklaşık 500 gram veya 60 sikkeye
eşdeğer eski ölçü, ağırlık veya para birimi
minakop : gre.,
lat. * mylo (değirmen) + kopein (kesmek, doğramak, parçalamak) (gre.); umbrina
(gölgecik) (umbra (gölge) + ina (küçültme eki) ) + cirrus (ince kıvrımlı iplik
veya saçak) * sciaenidae (çipura) familyasından, alt çenesinde bıyık bulunan,
kumlu ve çamurlu zeminlerde yaşayan vücudu hafif basık, sırtı kamburca olan bir
balık türü, umbrina cirrosa (Yunanca ismi muhtemelen gövdesinin şekli veya
hareket tarzına dayandırılarak verilmiştir )
minaksolon :
lat. * minimus (en küçük) + ax (sentetik bileşik eki) + ol (hidroksil grubu
(-OH) içeren alkol veya steroid türevi eki) + one (oksijenli bileşik, keton
(C=O) türevi, karbonil grubu) * deneysel olarak anestezik ve sedatif etkiler
için geliştirilmiş olan, yapısal olarak doğal nörosteroidlerden (ör.
allopregnanolon) türetilmiş, GABA A reseptörlerinde pozitif allosterik
modülatör olarak etki gösteren, fakat klinik kullanıma girmemiş farmakolojik
ajan (C25H43NO3)
minare :
ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık), manar,
menorah (kandil, şamdan; yedi kollu şamdan (ezoterik semboldür) ) (ibr.)
(ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar,
minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak,
şamdan; ışık yayan kule, deniz feneri, fener; cami veya mescitlerin üzerindeki,
ezan okunması ve görsel olarak ibadethane yerini işaret eden yüksek kule
minber :
ara. * nabara (yukarı kaldırmak, yükseltmek) * kürsü, platform; camide hatibin
hutbe okumasına mahsus kürsü
minder :
far., kür. * nimdar (eskici, düşük değerli şey taşıyan) (nim (eski; yarım,
buçuk) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan,
taşıyan) ) (far.); bindar (alt yer) (bin (alt) + der (yer) ) * üzerine oturmaya
veya yaslanmaya yarayan küçük şilte
mine :
far. * mina (cam, kristal; metal üstüne işlenen renkli cam tabakası, emaye) *
sırça, billur, cam, şişe; 1/60 talent'e eşit eski bir ağırlık ve değer birimi;
Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında yaklaşık 500 gram veya 60 sikkeye
eşdeğer eski ölçü, ağırlık veya para birimi
mineral :
lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera
(maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğal
olarak oluşan inorganik madde, yer kabuğunda bulunan saf element veya bileşik
mineralizasyon :
lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera
(maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kayaçlarda veya
organizmalarda minerallerin birikmesi veya madenleşme süreci; minerallerin
oluşumu ve depo edilmesi olayı
mineraloji :
lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal)
(minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * mineralleri,
mineral bileşimlerini, kristal yapılarını, oluşumlarını, özelliklerini ve
sınıflandırılmasını inceleyen bilim dalı
mineralokortikoid :
lat. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal) (minera
(maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + cortex
(kabuk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * böbrek üstü
bezinin kabuğundan salgılanan ve sodyum-potasyum dengesi ile su tutulumunu
düzenleyen steroid hormon (aldosteron C21H28O5)
minerolog :
lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal)
(minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * yer kabuğunda doğal
olarak oluşan minerallerin kökenini, bileşimini, kristal yapısını, fiziksel ve
kimyasal özelliklerini, sınıflandırılmasını ve kullanım alanlarını inceleyen
bilim dalı olan mineraloji uzmanı kişi
mineroloji :
lat., gre. * minerale (maden, yer altından çıkarılan taş, maden veya metal)
(minera (maden, cevher, metal) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * yer
kabuğunda doğal olarak oluşan minerallerin kökenini, bileşimini, kristalografik
yapılarını, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, sınıflandırılmalarını, oluşum
koşullarını ve ekonomik değerlerini inceleyen jeoloji dalı
minerva :
lat. * mensi mentis, menes, mines (akıl, zihin, düşünce, hafıza, kavrayış) +
erva (tanrıça eki, ilahe eki) * Roma mitolojisinde akıl, hikmet, ilham ve
yaratıcı sanatların koruyucusu olarak kabul edilen, özellikle bilgi, stratejik
savaş, dokuma, heykel ve edebiyatla ilişkilendirilen bilgelik, strateji, sanat
ve zanaat tanrıçası; Grek mitolojisindeki Athena’nın karşılığı
minghun :
çin. * minghun (hayalet evlilik) (ming (ölüler dünyası, karanlık, öte dünya) +
hun (evlilik, evlenme) ) * Çin kültüründe ölmüş kişiler arasında veya ölü bir
kişi ile yaşayan biri arasında yapılan geleneksel "hayalet evliliği"
uygulaması (Evlenmeden ölen bekar erkeklerin öbür dünyada yalnız kalmayacağına
ve huzur bulacağına inanıldığından, aileler, ölen oğulları için bir kadın
cesedi satın alırlar ve onları birlikte gömerler.)
minha :
ara. * minah, menayih (ç.) * atiyye, bahşiş, bağış, karşılıksız verilen, hibe
minhac :
ara. * nahaca (yol tutmak, yola girmek, yolu takip etmek, yol göstermek,
rehberlik etmek, yöntem belirlemek), nahc (yol, usül, doğru yol) * belirli bir
ilim, eğitim, ibadet veya davranış alanında izlenen yol, sistematik yöntem veya
usul; öğretim yöntemi, fıkıh yöntemi veya ahlaki rehberlik, yol, yöntem, metod,
usül, düzen, sistem
mini :
lat. * minor, minus (küçük, küçücük, ufak, ufacık; aşağılık), minimus, minimum
(küçük, en küçük) * standart boyutların veya orijinal ölçülerin küçültülmüş
hâli; küçük boyutlu, kompakt veya minyatür nesneleri tanımlayan sıfat
minibüs :
lat. * omnibus (herkes için) (omnis (her, bütün, tüm) + bus (taşıt, taşıma
aracı) ); minus, mini (küçük, ufak) + bus (taşıt, taşıma aracı) * yolcu taşımak
için tasarlanmış, standart otobüsten daha küçük boyutlu motorlu kara aracı;
genellikle kısa mesafelerde veya az sayıda yolcu taşıyan toplu taşıma aracı
minicik :
lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak) (lat.) + cik (küçültme ve sevimlilik
eki) (tür.) * çok küçük, minyatür veya önemsiz boyutlu nesne veya varlık;
sevimlilik veya küçüklük ifade eden sıfat
minik :
lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
küçük, küçücük, ufak, ufacık; mini
minimal :
lat. * minimus (küçük, en küçük) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * en
az; mümkün olan en düşük, en az veya asgari seviyede olan; ölçü, miktar veya
gereksinim açısından en küçük sınırı ifade eden sıfat
minimetre :
lat., gre. * minus, mini (küçük, ufak) (lat.) + metros, metron (ölçü) (gre.) *
silindir biçimindeki nesnelerin iç çaplarini denetlemekte kullanilan ölçü aleti
minimize :
lat. * minimizatus (minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) )
(lat.); minimisé (fra.) * mümkün olan en düşük seviyeye inmiş, indirilmiş,
küçültmüş veya azaltılmış; risk, maliyet, kayıp veya miktar minimuma çekilmiş
olma
minimum :
lat. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + um (durum eki) *
mümkün olan en düşük değer, en az miktar veya en alt sınır; ölçü, miktar veya
gereksinim açısından alt sınır, en küçük, en az, en düşük
minitrompolin :
lat., ita. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) +
trampolino (trampare (zıplamak, sekmek) + lino (durum ve yer eki) ) (ita.) *
standart trambolinden daha küçük boyutlu, genellikle çocuklar veya bireysel
kullanım için tasarlanmış esnek zıplama yüzeyine sahip spor ve oyun aracı
mink :
isk. * mink (Finlandiya’da yaşayan pis kokulu memeli hayvan) * sansargillerden,
kürkü çok beğenilen bir memeli türü, vizon
minkale :
ara. * nakala (taşımak, aktarmak, iletmek, aktarmak) * yarım daire şeklinde
olan, açı ölçmeye ve bir açıyı başka bir yere aynen çizmeye yarayan alet, açı
ölçer, iletki
minkar :
ara. * nakara (delmek, oymak, kemirmek) * gaga; yırtıcı kuşların gagası; taşçı
kalemi, taş yontmaya yarayan kalem
minkowski uzayı :
alm., tür. * minkowski (Alman matematikçi Hermann Minkowski'nin soyadından)
(alm.) + uzay (evren) (uz (mesafeli, ırak) + ay (ile ilgili, gibi) ) + ı
(iyelik eki) (tür.) * özel görelilik kuramında üç uzay boyutu ile bir zaman
boyutunu tek bir dört boyutlu uzay-zaman yapısında birleştiren geometrik model
minnacık :
lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + cık
(küçültme ve sevimlilik eki) (tür.) * çok küçük, minyatür, önemsiz veya sevimli
boyutlu
minnet :
ara. * manna (vermek, bağışlamak, ihsan etmek) + et (isim yapım eki) * gördüğü
bir iyilik karşısında kendini borçlu duyumsama, gönül borcu; gördüğü bir
iyiliğe karşı teşekkür etme, şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç, şükran
duyma, borçlu olma
minnettar :
ara., far. * minnet (şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç) (ara.) + dar (gibi
olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) *
bir kimseden gördüğü iyiliğe karşı teşekkür borcu bulunan, gönül borçlusu,
şükran borcu olan
minnettarane :
ara., far. * minnet (şükran, ihsan ve lütuftan doğan borç) (ara.) + dar (gibi
olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) + ane
(-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * minnettar olarak, minnettar
şekilde
minnoş :
lat., tür. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + oş
(küçültme ve sevimlilik eki) (tür.) * küçük ve sevimli kimselere söylenen bir
seslenme sözü
minoksidil :
lat. * minus, mini (küçük, ufak) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + oeides (gibi, benzer) (gre.) + il (radikal veya türev eki) * ilk
olarak antihipertansif olarak geliştirilen, daha sonra saç dökülmesini önleyici
ve saç büyümesini teşvik edici topikal ilacın etken maddesi (C9H15N5O)
minorka :
lat. * minorca (minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + ca (ada)
* Akdeniz’de yer alan Balear Adaları’ndan biri olan İspanya adası (komşusu olan
Maiorka (lat. insula Maior, “büyük ada”) ile karşıtlık içinde “küçük ada”
anlamında)
minosiklin :
lat., gre. * minimus (küçük, en küçük) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir,
çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre), cyclus (lat.) + ine (alkaloud eki) *
bakterilerin protein sentezini engelleyerek çeşitli enfeksiyonların tedavisinde
kullanılan tetrasiklin grubundan, yarı sentetik geniş spektrumlu antibiyotik
(C23H27N3O7)
minör :
lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) * daha küçük,
daha az önemli; hukukta reşit olmayan kimse; müzikte “minör tonalite, küçük
aralık”; genel olarak ölçü, derece veya önem bakımından küçük olan şey
minör-gezegen :
lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) (lat.) +
gezegen (kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (tür.)
* Güneş'in etrafında doğrudan yörüngede dönen, ancak tam bir gezegen veya
kuyruklu yıldız olarak kabul edilmeyen asteroitler, cüce gezegenler ve Neptün
ötesi cisimler gibi gök cisimlerinden her biri
minörite :
lat. * minus, mini (küçük, ufak) + or (karşılaştırma sıfat eki) + itas (isim
yapım ve durum eki) * nüfus, grup veya topluluk içinde sayıca az olan kesim;
toplum, etnik, dini veya politik bağlamda çoğunluğa kıyasla küçük ve sınırlı
sayıda bireylerden oluşan grup, azınlık
minsk :
sla. * men, meni (nehir, su, bataklık, su kenarı) + sk (toponimik ek, yer eki)
* Belarus'un başkenti
minstrel :
lat. * ministralis (minister (hizmetkar) (minus (az, daha az, eksik) + ter (ek)
) + alis (son ek) ) * ortaçağ halk şairi, ozan, aşık
minşakka :
ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak,
çatlatmak, parçalanmak), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma)
* yarık, çukur, oyuk
mintan :
far. * nim (yarım) + tan (beden) * yarım-beden, bir tür kısa ceket
minuartia :
lat. * Minuart (İspanyol botanikçi Juan Minuart) + ia (isim yapım eki) *
Caryophyllaceae familyasına ait, küçük yapılı otsu bitki cinsi
minüskül :
lat. * minimus (en küçük), minus (küçük, ufak; az, daha az, eksik) + culus
(küçültme eki) * çok küçük, önemsiz veya minyatür boyutlu; yazı tipinde küçük
harflerle yazılmış veya önemsiz görünen
minüt :
lat. * minutus (küçük, ince) (minus (küçük, ufak; az, daha az, eksik) + tus
(son ek) ) * zaman ölçüsünde alt birim olarak “dakika” (60 saniye); ölçü,
ayrıntı veya çok kısa süreyi ifade eden kavram; aynı kökten türetilmiş olarak
“ince, küçük detay”
minval :
ara. * nevl, nevala (vermek, sunmak), nevale (sunulan, bahşiş, kısmet, nasip;
yiyecek içecek) * biçim, yol, tarz, usül, üslup, yöntem, metod (örneğin
"bu minvalde, bu şekilde”)
minyatür :
lat. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) + tura (isim yapım
eki) * küçük boyutlu, minyatür veya orijinalin küçültülmüş kopyası; resim,
heykel veya nesne üzerinde detaylı ve küçük ölçekli yapılan çalışma
minyon :
lat., fra. * minus, mini (küçük, ufak), minimus (küçük, en küçük) (lat.) + gnon
(isim veya sıfat eki) (fra.) * küçük, sevimli, hoş veya zarif
minzar :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek) * bakma aleti; ayna; gözlük
mir :
ara., far. * emr (iş, emir, komut, buyruk, talimat), amara (emretmek,
buyurmak), amir (emreden, buyuran) (ara.), mir (far.) * bey, efendi, reis, baş,
komutan, başkan
mira :
ara. * ra, riya (görmek, göstermek) * gösteriş, riya; arazi üzerinde seçilmiş
bir işaret noktasının düşeyini gösteren, yön belirlemek için uzaktan gözlenen,
üzerinde cm ve mm bölüntüleri bulunan, arazide uzaklık ve kot ölçümü için dik
tutulan geometrik biçimli tahta (lata) niteliğinde ölçüm çubuğu (mirror (ayna)
(ing.), miroire (ayna) (fra.) )
mira :
lat. * mira (harika, hayranlık uyandıran, görülmeye değer) * olağanüstü,
hayranlık uyandıran veya dikkat çekici nitelikte olan kişi, nesne veya olay
mirabegron :
lat. * mirabilis (harika, dikkat çekici, şaşırtıcı) + begr (sentetik türev eki)
+ on (nörotransmitter agonisti veya organik bileşik son eki) * mesane detrusor
kasında gevşeme sağlayarak aşırı aktif mesane semptomlarını azaltan, idrar
sıklığını ve aciliyetini kontrol etmeye yarayan β3-adrenerjik reseptör agonisti
(C21H24N4O2S)
mirabilis :
lat. * mirabilis (harika, dikkat çekici, şaşırtıcı) * Nyctaginaceae familyasına
ait, akşam açan çiçekleriyle bilinen bitki cinsi
mirac :
ara. * raca (yükselmek, yukarı çıkmak, tırmanmak) * yükseliş, yükselme;
Kur'an'da "Rukiy" (Yükseliş) olarak ifade edilen ve Hz. Muhammed'in
bilinç seviyesinin yükselerek üst planlardan bilgi almasını simgeleyen olay
miraciye :
ara. * mirac (yükseliş) + iye (durum eki) * Hz. Muhammed'in miracını konu alan
eserler
miraen :
ara. * mara (tartışmak, münakaşa eymek, çekişmek) * tartışma, münakaşa, çekişme
mirah :
ara * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rih (rüzgar, koku) * kokuyu veya aromayı
yayma, esintili olarak havaya salma; sürur, neşat, sevinç
mirahur :
ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + i (tamlama eki) + ahur (ahır) (far.); emir (reis, efendi,
amir, bey) (ara.) + i (tamlama eki) + ahur (ahır) (far.) * Osmanlı
İmparatorluğu'nda padişahın atlarına bakmakla görevli olan saray görevlisi,
imrahor; at bakıcısı, kraliyetin ahır yöneticisi
miraj :
lat., fra. * mirare (bakmak, görmek) (lat.); mirer (bakmak, görmek) + age (isim
yapım eki) (fra.) * atmosferik koşullardan dolayı, uzaktan bakıldığında düz ve
kuru yüzey üzerinde su varmış algısı yaratan optik fenomen (mirror, miroire
(ayna) (lat., ing., fra.) )
mirakl :
lat. * miraculum (mirare, mirari (bakmak, görmek; hayret etmek, hayran kalmak)
+ culum (isim yapım eki) ) (lat ); miracle (fra.) * harika, hayranlık uyandıran
olay; doğaüstü, açıklanması güç veya olağanüstü olay; dini ve kültürel bağlamda
Tanrı veya ilahi güç tarafından gerçekleştirildiğine inanılan mucize; genel
kullanımda hayret verici ve olağanüstü durum
miralay :
ara., far., tür., gre. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan,
lider) (ara.), mir (far.) + alay (üç veya dört taburdan oluşan askeri birim) *
albay, alay komutanı
miranda :
lat. * mirandus (hayranlık uyandıran, hayret verici) (mirari (hayret etmek,
hayran olmak) + andus (sıfat yapım eki) ) * Adını Shakespeare'in The Tempest
oyunundaki Miranda karakterinden alan, Uranüs'ün beş büyük uydusundan biri
miranda kromozomu :
lat., gre. * mirandus (hayranlık uyandıran, hayret verici) (mirari (hayret
etmek, hayran olmak) + andus (sıfat yapım eki) ) (lat.) + khroma (renk, ton,
görünüş, renk skalası) + soma (yapı, beden, vücut, gövde, nesne) (gre.) *
özellikle meyve sineklerinde (Drosophila) cinsiyet kromozomlarının evrimi
çalışmalarında kullanılan, neo-Y kromozomunun belirli bir evresi
miraren :
ara. * merra (kere, defa, sefer, tekrar) * kerelerce, defalarca, seferlerce,
tekrarlarca, birçok kere
miras :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey), varis (mirasçı) *
bir kişinin ölümünden sonra mal varlığı, hak veya unvanın yasal olarak
mirasçılara geçmesi; aynı zamanda kültürel, manevi veya entelektüel değerlerin
kuşaktan kuşağa aktarılması
mirat :
ara. * raa (görmek), ray (görüş) * ayna, gözgü, zahir, görünen, görünüş, suret
miray :
ara., far., tür. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + Ay (Dünya’nın uydusu) (tür.) * Ay gibi ışık saçan lider;
erkek ismi
mirfak :
ara. * rafaka (birleştirmek, eklemek, katmak, yakın olmak, eşlik etmek),
refakat (eşlik etme), refik (eşlik eden) * insan kolunda üst kol ile ön kolun
birleştiği eklem noktası, dirsek
miri :
far., ara. * mir (bey, efendi, reis, baş, komutan, başkan, lider) (far.) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * beyliğe ait, başkanlığa ait;
hazinenin, devletin malı olan (şey); devlet hazinesi
mir-i kelam :
ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + i (tamlama eki) + kelam (söz) (ara.) * lider sözü, komutan
kelamı; güzel konuşan, söz ustası
mirici :
ara., far., tür. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + ci (yapan, eden eki) (tür.) * Osmanlı Maliyesinde,
koyunları sayıp vergilerini toplayan görevli; hayvan sayım ve vergi tahsilatı
yapan yetkili
miringoplasti :
gre. * myringa (kulak zarı, timpanik membran) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * kulak cerrahisinde kulak zarının hasar görmüş veya delinmiş
kısmının onarılması ve yeniden yapılandırılması işlemi
miringotomi :
gre. * myringa (kulak zarı, timpanik membran) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * enfeksiyona bağlı olarak işitme kaybını önlemek amacıyla kulak zarı
üzerinde delik açılması ve orta kulaktaki sıvının boşaltılması işlemi, kulak
zarı çizilmesi
miristisin :
lat. * myristica (muskat ağacı cinsi; hintcevizi ağacı) + in (kimyasal madde
eki) * özellikle hintcevizi, maydanoz ve bazı aromatik bitkilerin uçucu
yağlarında bulunan; sinir sistemi üzerinde etkileri olabilen doğal
fenilpropanoid yapılı organik bileşik (C11H12O3)
mirizzi sendromu :
lat., gre. * mirizzi (Arjantinli cerrah Pablo Luis Mirizzi'nin soyadından)
(lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * kronik safra taşlarının (çoğunlukla kistik kanal veya
safra kesesi boynunda) dışarıya bası yaparak ortak safra kanalını tıkaması
sonucu oluşan, safra yollarında obstrüksiyon, sarılık ve bazen iltihabi
reaksiyonlara yol açan nadir safra yolu komplikasyonu
mirkelam :
ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + ı (tamlama eki) + kelam (söz) (ara.) * lider sözü, komutan
kelamı; güzel konuşan, söz ustası
mirket :
fle., alm. * meerkat (gözlemleyen kedi, küçük kedi benzeri memeli) (meer
(gözlem, izleme) (fle.) + kat (kedi) (alm.) * Afrika savanlarında yaşayan,
Suricata cinsine ait küçük memeli; sürüler halinde yaşayan, dik durup etrafı
gözetleyen ve sosyal yapısıyla bilinen hayvan
mirliva :
ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + liva (sancak, bayrak, sancak bölüğü; askeri birlik) *
Osmanlı askerî teşkilatında tuğgeneral karşılığı bir sancakbeyi rütbesi; sancak
komutanı; orduda en küçük rütbeli general, tuğgeneral
mirmekoloji : gre. * myrmex, myrmekos (karınca) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karıncaları, onların davranışlarını, sosyal organizasyonlarını,
ekolojik rollerini ve evrimsel ilişkilerini inceleyen zoolojinin özel bir dalı
mirrah :
ara. * raʾa (görmek, fark etmek, değerlendirmek) * akıl, görüş
mirror :
lat. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or (-cı,
yapan, eden eki) (lat.); mirror (ing.) * ışığı veya görüntüyü yansıtan, genellikle
düz ve parlatılmış yüzey, ayna
mirror image :
lat., ing. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or
(-cı, yapan, eden eki) + imitari (taklit etmek, benzetmek), imago (görüntü,
resim, hayal, suret, imge, benzerlik, tasvir) (lat.); mirrorimage (ing.) *
optikte bir cismin aynadaki yansıması; matematikte veya geometride simetrik
yansıma ile elde edilen şekil; mecazi anlamda bir şeyin çok benzeri, yansıması
veya karşılığı
mirroring :
lat. * mirari, mirare (bakmak, görmek; yansıtmak; hayran olmak) + or (-cı,
yapan, eden eki) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir cihazın ekran veya
verilerini başka bir cihazda gerçek zamanlı olarak yansıtma veya kopyalama
işlemi; bir kişinin davranış, duygu veya jestlerini bilinçli veya bilinçsiz
olarak karşısındaki kişiye yansıtma veya taklit etme davranışı
mirsad :
ara. * rasada (gözlemek, gözlemlemek) * gözetleme yeri, mirsad
mirtazapin :
lat. * mir (yapay önek) + tase (kimyasal çekirdek ve enzim eki) + apine
(heterosiklik amin türevlerini belirten son ek) * genellikle anksiyete
sorunları veya insomnia görülen depresyon durumlarında kullanılan sentetik bir
antidepresan (noradrenerjik ve spesifik serotonerjik antidepresan, NaSSA)
(C17H19N3)
mirvaha :
ara. * rih (rüzgar) * yelpaze, rüzgarlık
miryetin :
ara. * rayya (karıştırmak, karışıklık çıkarmak, şüphe uyandırmak,
kuşkulandırmak) * şüphe, kuşku, endişe, tereddüt
mirza :
ara., far. * amir (bey, efendi, reis, baş, amir, komutan, başkan, lider)
(ara.), mir (far.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * Türk
topluluklarında ve İran’da kullanılan bir soyluluk ünvanı; prens, asilzade,
mirze
mis :
san., far. * muska (testis, misk bezi) (san.), moskhos (gre.); muscus (lat),
mis (misk, güzel koku, hoş koku) (far.) * misk geyiklerinin karın altındaki
bezlerinden elde edilen, parfüm, ilaç ve tütsü yapımında kullanılan değerli
esans
misafir :
ara. * safara (yola gitmek, yolculuk etmek, seyahat etmek), sefer (yolculuk,
seyahat) * sefere çıkmış; bir kimsenin evine veya bir yere, geçici olarak, kısa
bir süre kalmak üzere gelmiş olan kimse, konuk
misafirhane :
ara., far. * misafir (konuk) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak,
konut, yuva) (far.) * bazı kuruluşların kendi görevlilerinin görevli olarak
gittiği yerlerde kalabilmesi için düzenlediği konut, konukevi
misafirperver :
ara., far. * misafir (konuk) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten,
yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * kendisine konuk gelmesinden
hoşlanan, konuklarını gerektiği gibi ağırlayan, konuksever
misak :
ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak) * sağlam bağ,
ahit, söz, kesin sözleşme; tarafları bağlayan, bozulması ağır sonuçlar doğuran,
hukuki veya ahlaki nitelikte güçlü sözleşme, antlaşma veya kutsal bağlayıcılığı
olan ahit
misak-ı milli :
ara. * misak (bağ; antlaşma, sözleşme, ant, söz verme) + i (tamlama bağlacı) +
milli (ulusal) * milli söz, milli ant; Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından
1920’de kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda temel alınan
“ulusal yemin”; ulusun bağımsızlık ve sınırlarını belirleyen siyasal ant
misal :
ara. * masala (benzemek, örnek olmak, temsil etmek), temsil (benzetme,
canlandırma, yerine geçme) * örnek, benzer; herhangi bir şeyin temsilcisi veya
benzeri; bir kavramı, durumu veya nesneyi açıklamaya yarayan örnek; edebi
bağlamda teşbih, benzetme aracı
misas :
ara. * messa, massa (değmek, dokunmak) * dokunuş, değme
misatribüsyon efekt :
lat. * minus, mis (yanlış, ters, az, eksik) + attributio (atıf, dayandırma,
nitelendirme, bağlama, ilişkilendirme) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme,
sonuç, etki, tesir) (lat.); misattribution effect (ing.) * bir bilginin, olayın
veya duygunun kaynağını yanlış hatırlama veya yanlış yere atfetme durumu;
bellek hatası ve bilişsel çarpıtma örneği; bir hatırayı yanlış kaynakla
ilişkilendirme, yanlış atıf
misbah :
ara * sabaha (ışımak, aydınlanmak, ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün
ağarmak), sabah (gün doğumu, aydınlanma, ışıklanma) * lamba, ışık kaynağı, ışık
veren, kandil
misdivizyon :
lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + division (ayrım, bölme,
bölüm), dividere (ayırmak, bölmek) + sion (isim yapım eki) ) * yanlış, hatalı
veya uygunsuz bölme işlemi; dilbilimde yanlış heceleme veya yanlış morfolojik
ayrım; matematikte hatalı bölme işlemi
misel :
lat. * micellus (küçük tane, küçük küme) * su içinde yağ veya yüzey aktif madde
moleküllerinin oluşturduğu küçük küme veya topak; yüzey aktif maddelerin sudaki
çözünürlüğünü ve dağılımını sağlayan yapılar
miselyum :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + elion (küçültme eki)
(gre.); ium (lat.) * mantarların toprak altında veya bir yüzey üzerinde
büyüyen, "hif" adı verilen ince ipliklerin birleşmesiyle oluşan,
besin emilimi, doğadaki maddelerin çözünmesi ve sürdürülebilir biyo-malzeme
üretimi gibi işlevleri olan kök benzeri ana ağ
misetoma :
gre. * mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * mantar topu; deri ve deri altı
dokularda mantar veya bakteriler nedeniyle oluşan, fistül ve granüllerle
seyreden, etkilenen bölgede tümöre benzer topak veya yumru şeklinde
lezyonların, granülomların oluşmasına sebep olan, özellikle tropikal bölgelerde
görülen “madura ayağı” olarak da bilinen kronik, nodüler ve tümörsü enfeksiyon
hastalığı
misil :
ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı,
aynı türden olan, eşdeğer) * benzer, gibi, aynı, örnek, eşdeğer
misilleme :
ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı,
aynı türden olan, eşdeğer) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * zarar
verici, kötü bir işe, eyleme, davranışa verilen aynı biçimdeki karşılık
misina :
ita. * messina (İtalya’nın Messina şehrinden) * genellikle naylondan yapılan,
olta ve balıkçılıkta kullanılan şeffaf, ince ve dayanıklı sentetik ip veya tel,
balıkçı ipi, ince tel
misis :
lat., fra., ing. * magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis,
üstün, yetkili, yönetici) (lat.); maîtresse (hanımefendi, evin kadını) (fra.),
mistress, missis (ing.) * İngilizcede evlenmiş kadınlar için kullanılan bir san
misk :
san., far. * muska (testis, misk bezi) (san.), moskhos (gre.); muscus (lat),
mis (misk, güzel koku, hoş koku) (far.) * misk geyiklerinin karın altındaki
bezlerinden elde edilen, parfüm, ilaç ve tütsü yapımında kullanılan değerli
esans
miskab :
ara. * sakaba (delmek, delik açmak) * maden, kemik veya tahta gibi şeyleri
delmekte kullanılan alet, matkap
miskal :
ara. * sakala (ağır gelmek, ağırlaşmak), sikal (ağırlık) * ağırlık, ağırlık
ölçüsü; ölçü, yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) bir ağırlık ölçüsü (bir kırat,
beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)
miskat :
ara. * sakata (düşmek, devrilmek, boşalmak) * su kovası
misket :
gre., lat. * moskhos (misk, güzel koku, hoş koku) (gre.); muscus + ettus
(küçültme eki) (lat.) * hoş kokulu meyveleri nitelemek için kullanılır; örneğin
misket armudu, misket üzümü gibi; misket üzümünden yapılan şarap
misket :
lat. * muscettus (küçük sinek) (musca (sinek) + ettus (küçültme eki) ) (lat.);
moschetto (tüfek, eski tip ateşli silah, küçük tüfek; küçük yuvarlak kurşun)
(ita.), mousquet (fra.) * bombaların ve şarapnellerin içinde bulunan kurşun
veya demir tanelerinin adı; yuvarlayarak oyun oynanan bilye
miskin :
ara. * sekene (yerleşmek, sakin olmak, durmak, hareketsiz olmak, oturmak, iskan
etmek), iskan (durma, oturma, yerleşme, hareketsiz olma) * yoksul, fakir;
zayıf, çaresiz; çok uyuşuk (kimse); hoş karşılanmayacak durumlar karşısında
tepkisiz kalan (kimse); aciz, zavallı
miskinane :
ara., far. * miskin (yoksul, fakir; zayıf, çaresiz) (ara.) + ane (-ca, -cesine,
tarzında, olarak, gibi) (far.) * miskince, miskin gibi, zavallıca, tembelce,
acınacak halde, acizane, zavallı bir biçimde
miskonsepsiyon :
lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + conceptio (kavram,
kavrayış, yakalama, alma, kapma) (con (ile, birlikte, beraber) + cipere (almak,
kapmak, yakalamak, kavramak, tasarlamak) + tio (isim yapım eki) ) * yanlış
kavrayış veya hatalı anlayış, yanlıs anlama; bir fikrin, bilginin veya görüşün
yanlış veya eksik şekilde algılanması
misl :
ara. * masala (benzemek, eş olmak, aynı olmak), misl (benzer, eş, gibi, aynı,
aynı türden olan, eşdeğer) * benzer, gibi, aynı, örnek, eşdeğer
mismar :
ara. * semere (sabitlemek, fayda vermek) * çivi, mıh, demir kazık, sabitleyici
mismatch :
lat. * minus (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) (lat.); mis (ing.) + match
(eşleştirmek, uyum sağlamak, denk gelmek) (ing.) * uyumsuzluk, yanlış eşleşme;
iki şeyin beklenen veya uygun şekilde birbirine uymaması durumu
mismeç :
lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) (lat.); mis (ing.) + match
(eşleştirmek, uyum sağlamak, denk gelmek) (ing.) * uyumsuzluk, yanlış eşleşme;
iki şeyin beklenen veya uygun şekilde birbirine uymaması durumu
misofoni :
gre. * misos (nefret, tiksinme) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * belirli seslere karşı, özellikle çiğneme, nefes alma veya
tıkırtı gibi günlük seslere karşı aşırı ve olumsuz tepki duyma durumu
misoprostol :
lat. * mis (ön ek) + prost (prostaglandin türevi hormon) + ol (alkol grubu
(-OH) eki) * mide ülserini önlemek, rahim kasılmalarını uyarmak veya doğum
kontrolü, indüksiyonu sağlamak amacıyla kullanılan sentetik prostaglandin E1
türevi ilacın etken maddesi (C22H38O5)
misr :
ara. * misr (yerleşim yeri, ülke, şehir) * yerleşim yeri, ülke, şehir
missa :
lat. * missum (kitle, kalabalık) * biçim olarak süiti andıran, Kyrie (Efendi,
Lord), Gloria (Şan, Şeref, Görkem, İhtişam), Sanctus (Kutsal), Benedictus (İyi
Söz) (bene (iyi) + dictus (söz) ) ve Agnus Dei (Tanrı’nın Kuzusu) (agnus (kuzu)
+ dei (tanrı) ) isimli bölümlerden oluşan, Katolik kilisesi tören müziği
missed abortus :
lat. * minus, mis (eksik, az, yanlış, hatalı; küçük) + abortus (düşük, çocuk
düşürme, gebelik sonlanması) (ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak,
oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum,
meydana çıkma, ortaya çıkma, başlama) ) * ceninin anne rahminde ölmesine rağmen
dışarıya atılamadığı, düşük gerçekleşmediği için fark edilmeyen ve genellikle
ultrason incelemesiyle saptanan gebelik durumu
mister :
lat. * magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün,
yetkili, yönetici) (lat.); maître (fra), master (ing.) * erkekler için kullanılan
bir hitap unvanı, “Bay”
misterioso :
gre., lat. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek),
mystes (inisiyasyonla sırra ermiş kişi), mysterioeides (gizemli, esrarengiz,
esrarlı, sırlı) (mysterion (sır, gizem, kutsal sır, esrar) + oeides (gibi,
benzer) ) (gre.); mysteriosus (lat.), mysterioso (ita.) * kolayca
anlaşılamayan, sırlarla örtülü, gizemli, esrarengiz
mistik :
gre. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek), mystes
(inisiyasyonla sırra ermiş kişi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
esrarlı, manevi derinliğe sahip; ayrıca bu öğretiye bağlı kişi, gizemci,
gizemsel
mistisizm :
gre. * myein (ağzı kapamak, gözleri kapamak, sırrı saklamak, gizlemek), mystes
(inisiyasyonla sırra ermiş kişi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * Tanrı, mutlak hakikat veya ruhsal gerçeklikle doğrudan içsel
deneyim yoluyla birleşme arayışını öngören dini, felsefi ve ruhani öğreti;
gizemcilik
misvak :
ara. * savaka (fırçalamak, sürterek silmek) * diş temizleme aracı, fırça,
silici
misyon :
lat. * mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio,
sion (isim yapım eki) ) * gönderme, salıverme, vazife, belirli bir amaç veya
görev için gönderilme eylemi; özellikle dinsel, askeri, diplomatik veya sosyal
görev
misyoner :
lat. * mittere (göndermek, salmak, yollamak) + tio, tion (isim yapım eki) +
arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); missionnaire (fra.) *
özellikle Hristiyanlıkta din yaymak üzere görevlendirilmiş kimse; genel olarak
bir davayı, ideolojiyi veya öğretiyi başka topluluklara ulaştırmaya çalışan
kişi
mi'şar :
ara. * aşere (on) * onda bir (1/10)
mişkat :
ara. * şekva (içindekini göstermek, açığa çıkarmak) * içine lamba konan küçük
hücre. duvarda içine ışık konulan yer, lamba konulan yer, niş, kandillik,
kandil
mişna :
ibr. * şana (tekrar etmek, öğrenmek, öğretmek) * Yahudi hukukunun temel
metinlerinden, hahamların sözlü geleneklerini toplayan eser; Yahudi dini
hukukunun (Halaha) yazılı derlemesi; M.S. 200 civarında derlenen, hahamların
sözlü geleneğini sistemleştiren metin
mişrak :
ara. * araka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu),
meşrik (Güneşin doğduğu yön, doğu) * güneşli olan yer
mit :
gre. * muthos, mythos (konuşma, düşünce, söz, söylem, konuşma) * gerçek dışı,
güvenilmez söylem veya anlatı, efsane
mit'am :
ara. * ta’ama (yedirmek, doyurmak) * yediren
mitigasyon :
lat. * mitigare (yumuşatmak, hafifletmek, yatıştırmak) + tio (isim yapım eki) *
şiddetini, sertliğini veya olumsuz etkisini azaltma eylemi; yatıştırma,
hafifletme, dindirme, azaltma, yatıştırma
mitil :
ara., fra. * taraha (taraha (yaymak, sermek, yere bırakmak, atmak), matrah
(serilmiş, yere bırakılmış) (ara.); matelas (şilte) (fra.) * üzerine uzanmak
için doldurulmuş döşek, yatak, yere serilen yatak, şilte (halk dilinde “mitil
sermek, mitil atmak")
miting :
ing. * meet (buluşmak; toplanmak) + ing (isim yapım eki) * bir araya gelme,
buluşma; görüşme veya tartışma amacıyla düzenlenen toplantı, toplantı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder