27 Eylül 2026 Pazar

elektrofon - enterobakteri

elektrofon : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + phone (ses) * sesi elektriksel yollarla üreten veya ileten müzik aletlerini (elektriksel devreler, osilatörler veya elektronik bileşenler) tanımlayan genel bir terim

elektroforez : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoresis (taşınma, götürülme) * DNA gibi yüklü molekülleri boyutlarına göre ayırmak için laboratuvarda kullanılan bir teknik; bir elektrik alanın etkisi altında yüklü parçacıkların (iyonların) ayrılması

elektrogitar : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kithara (telli çalgı) * sesi akustik olarak değil elektriksel olarak üreten veya yükselten bir telli müzik aleti

elektrogravimetrik : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * bir maddedeki iyonların elektroliz yoluyla bir elektrot üzerinde katı halde toplanması (çöktürülmesi) ve ardından tartılması suretiyle miktarının belirlendiği nicel analitik kimya yöntemiyle ilişkili

elektrojen : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * elektrik üreten

elektrokardiyograf : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kardia (yürek, kalp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kalbin elektriksel aktivitesinin ve ritminin cilde yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile kağıt üzerine yazdırılması sağlayan cihaz

elektrokardiyografi : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kardia (yürek, kalp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalbin elektriksel aktivitesinin ve ritminin cilde yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile kağıt üzerine yazdırılması

elektrokardiyogram : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kardia (yürek, kalp) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kalpteki elektriksel sinyallerin kaydedildiği çizelge veya ilgili tıbbi cihaz

elektrokimya : gre., ara. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * elektronik bir iletken (metal, grafit veya yarı iletken) ile iyonik bir iletken (elektrolit) arayüzeyinde gerçekleşen reaksiyonları inceleyen kimyanın alt dalı

elektrokokleografi : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kochlias (salyangoz, kulaktaki salyangoz yapısı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * işitsel rahatsızlıkların ve özellikle Meniere hastalığı ve koklear hidropsun teşhisinde öncelikli olarak kullanılan, kokleanın elektriksel potansiyellerini grafik ile kaydetme yöntemi

elektrokonvulsif : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + convulsio (kasılma, nöbet, atak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + vellere (koparmak, şiddetle çekmek; sarsmak, sarsılmak), vulsio (koparma, çekne, sarsma, yolma, çekip alma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * elektrik sinyalleri ile epilepsi nöbeti (atağı) tetiklemeye ilişkin

elektrokoterizasyon : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kauteriazein (demirle yakmak, dağlamak) (kauter (dağlama demiri) (kaiein (yakmak, dağlamak) + ter (-cı, yapan, eden eki) ) + azein (gibi yapmak) ) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * dokuya ısı uygulamak için elektrik kullanarak, kan damarlarındaki kanamaları durdurulması ve anormal büyümelerin giderilmesi tekniği

elektrolit : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + ite (element, kimyasal madde veya mineral eki) * iyonların hareketi sayesinde elektriksel olarak iletken olan ve elektriği iletebilen madde

elektrolitik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * elektroliz yöntemiyle ilgili olan, elektroliz yoluyla elde edilen veya yapısında elektrik akımını ileten iyonlar (elektrolit) barındıran

elektroliz : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * kimyasal bileşiklerin, elektrik akımının etkisiyle çözünerek bileşenlerine (elementlerine) ayrıştırılması işlemi

elektrolüminesans : gre., lat. * elektron (kehribar, elektrik) (gre.) + luminare (ışıklandırmak) (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * elektrik akımı veya yüksek voltaj uygulanması sonucu bir maddenin ışık yayması olayı; LED ve bazı optoelektronik cihazların çalışmasında gözlenen elektrikle uyarılmış ışık emisyonu fenomeni

elektromagnetik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma ile ilgili

elektromagnetizma : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma; elektrik yükleri arasındaki etkileşimleri, elektrik alanlarını ve manyetik alanları inceleyen temel bir fizik dalı

elektromanyetik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma ile ilgili

elektromanyetik rezonans : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + resonentia (re (tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir sistemin kendi doğal frekansına uygun bir elektromanyetik alan tarafından uyarıldığında, enerjiyi maksimum düzeyde soğurması veya salması olayı

elektromanyetizma : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma; elektrik yükleri arasındaki etkileşimleri, elektrik alanlarını ve manyetik alanları inceleyen temel bir fizik dalı

elektromekanik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + mikhani, mekhane (alet, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektriksel ve mekanik olayların birlikte kullanıldığı veya birbirleriyle etkileştiği alan

elektrometalürji : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + metallon (maden, metal) + ergon (iş, çalışma), ourgia (işleme sanatı) * metallerin elde edilmesi veya arıtılması işlemlerinde elektrik enerjisinin kullanıldığı teknik

elektrometre : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + metron, metros (ölçü) * çok küçük elektrik yüklerini veya elektrik potansiyel farklarını (gerilim) ölçmek için kullanılan hassas bir ölçüm cihazı

elektromıknatıs : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + magnes (mıknatıs özellikli taşların ilk bulunduğu Yunanistan'ın antik Teselya bölgesindeki Magnesia isimli bölgeden) + lithos (taş, kaya) * bir tel bobin etrafına sarılan bir bakır tel gibi iletken bir malzemenin üzerinden elektrik akımının geçmesiyle geçici olarak manyetik özellik kazanan sistem

elektromiyografi : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos, mys (kas, adale) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinirlerin ve kasların uyarılması sonucunda vücutaki kas tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçüldüğü nörolojik tetkik

elektromiyogram : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos, mys (kas, adale) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sinirlerin ve kasların uyarılması sonucunda vücutaki kas tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçümünün kaydedildiği çizelge veya ilgili tıbbi cihaz

elektromobil : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + mobilis (hareket edebilen, taşınabilir) (movere (hareket ettirmek, harekete geçirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.) * batarya, akü veya yakıt hücreleri gibi elektrik depolama sistemlerinden enerji alarak hareket eden araç

elektromotor : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + motor (hareket ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * elektrik enerjisini mekanik enerjiye dönüştüren cihaz, elektrik motoru (elektromotor kuvvet formülü iş bölü elektrik yüküdür. E = W/q)

elektron : gre. * ilektronio, elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) * eksi yüklü olan ve atom çekirdeğinin etrafında dönen atom altı parçacık (atom çekirdeğinin içindeki pozitif yüklü parçacık “proton”, nötr olan parçacık ise “nötron” olarak isimlendirilmiştir.) )

elektron volt : gre., ita. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + volt (İtalyan fizikçi Alessandro Volta'nın soyadından) (ita.) * potansiyel farkı 1 volt olan bir gerilim bölgesine düşen elektron veya protonun sahip olduğu enerji (1.6 x 10-19 joule)

elektronegatif : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + negare (reddetmek, yok saymak), negatus (reddedilmiş, yok sayılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir atomun elektron (negatif yüklü parçacık) çekme eğilimi

elektronik : gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eksi yüklü atom altı parçacıklarla ilgili

elektronistagmografi : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + nystagmos (göz hareketleri, istemsiz göz hareketi) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz hareketlerinin ve kranial sinirlerin sağlığının grafik ölçümlemeyle test edilmesi tekniği

elektron-vibrasyonal : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + vibratio (titreşim, sarsılma) (vibrare (sallanmak, titreşmek, sarsılmak) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * (bir molekül) elektronik ve titreşimsel (vibrasyonel) hareketleri veya enerji seviyeleri birbirleriyle etkileşim içinde olan

elektropozitif : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + ponere (koymak, konumlamak, yetleştirmek), positus (yerleştirilmiş, konmuş, konumlanmış, belirlenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir atomun elektron (negatif yüklü parçacık) verme eğilimi

elektroradyoloji : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (lat.) * elektrik enerjisi kullanılarak radyasyon ile görüntüleme ve tanı yöntemlerini inceleyen tıp dalı

elektroskop : gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * bir cisimde elektrik yükünün varlığını, niteliğini (pozitif veya negatif oluşu) ve elektriklenmenin derecesini bulmaya yarayan aygıt.

elektrostatik : gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * elektrik yüklerinin durağan (hareketsiz) durumlarını ve bu yükler arasındaki etkileşimleri inceleyen fizik dalı

elektroşok : gre., fra. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + choc (darbe, çarpma, sarsma, etki, şok) (fra.) * psikiyatrik hastalıkların (majör depresyon, mani, şizofreni) tedavi süreci kapsamında hastanın beynine kontrollü bir şekilde düşük doz elektrik akımı uygulanarak kısa süreli nöbet oluşturmayı sağlamaya yönelik teknik

elektrot : gre. * electrode (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + hodos (yol, yön) ) * elektriksel iletkenlik sağlayan ve bir elektrik devresinde akımın girip çıktığı uçlardan her biri; bir bileşiğin, bileşenlerine ayrıştırılması için yapılan elektroliz işleminde artı yüklü pozitif uç olan anod ile eksi yüklü negatif uç olan katodun her birine verilen isim

elektroteknik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik enerjisinin üretimi, iletimi, dağıtımı, kullanımı ve kontrolü gibi alanlarda teknik bilgi ve uygulamaları içeren bilim dalı

elem : ara. * alima (acı vermek, üzmek, kederlendirmek), elim (acı veren, üzücü, kederlendirici) * acı, üzüntü, hüzün, keder, ağrı, sızı, ıstırap

eleman : lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) * bir bütünü oluşturan parçalardan, bileşenlerden her biri

elemanter : lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * temel, esas veya basit olan bir şey, temele ilişkin, öğesel, ana; ilkel, basit; tek bir basamakta gerçekleşen kimyasal tepkimeler

elemek : tür. * el (seçmek, ayırmak) + e (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * seçmek, ayırmak (eligere (seçmek, ayırmak) (lat.); elect (seçmek), eliminate, éliminer, eliminieren (elemek) (ing., fra. alm.) )

element : lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) * bir bütünü oluşturan parçalardan, bileşenlerden her biri; Kenan alfabesinin ikinci yarısının ilk üç harfi; soyut bir şeyin önemli veya karakteristik kısmı; maddeyi oluşturan ve periyodik tabloda yer alan 118 farklı atomdan her biri, eleman; Kur'an'ın kodları olan 78 adet hurufu mukattadan, ilk ayetteki "elif, lam, mim" ve son ayatteki "nun" harfleri

elemental : lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * temel, esasa ait, saf veya doğanın ana güçleriyle (ateş, su, toprak, hava) ilgili

elementer : lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * temel, esas veya basit olan bir şey, temele ilişkin, öğesel, ana; ilkel, basit; tek bir basamakta gerçekleşen kimyasal tepkimeler

elemtere fiş : ara. * e (-mi, soru öneki) + lem (-me, yok, değil) + tera (görürsün) + fi (içinde, hakkında) + hi (o, onun) + şey (şey) * onun içinde bir şey görmüyor musun; nazar değmesin, kötü bakan gözler kör olsun anlamında söylenen "e lem tere fiş kem gözlere şiş" kelime grubunun ilk bölümü

eleni : gre. * helios (güneş, ateş), helen (güneş ile ilgili olan) * güneş ışığı, parlayan ışık, meşale; Yunan mitolojisinde güneş tanrısının ismi; kadın ismi

eleocharis : gre. * heleios (bataklık) + kharis (zarafet) * bataklık ve sulak alanlarda yetişen ince gövdeli, Cyperaceae familyasından bir bitki cinsi

eleotridae : gre., lat. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık, sulak alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan famliyası eki) (gre.) * ışınsal yüzgeçliler sınıfına ve kayalibalikgiller (Gobioidei) alttakımına bağlı, genellikle "uyuyan gobiler" (sleeper gobies) olarak bilinen, vücutları genellikle uzun ve silindirik yapılı, karın yüzgeçleri çoğunlukla emici disk oluşturmayan, hem tatlı sularda hem de tuzlu ve acı sularda yaşayabien bir balık familyası

eleotrinae : gre., lat. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık, sulak alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt famliyası eki) (gre.) * kaya balığıgiller (Gobiiformes) takımı altındaki Eleotridae familyasına bağlı olan, tatlı ve acı sularda yaşayan, kayaların arasında veya dipte hareketsiz yatan küçük balık gruplarından oluşan Eleotridae familyasına bağlı balık alt familyası, uyuyan kaya balıkları veya eleotritler

eleotris : gre. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık, sulak alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) + tris (isim yapım ve cins eki) * Eleotridae (gözüklü kaya balığıgiller) familyasına bağlı, dünyanın sıcak ve ılıman bölgelerindeki tatlı ile acı sularda yaşayan, küçük balıklar ve omurgasızlarla beslenen bir balık cinsi

elephantidae : gre., lat. * elephas, elephant (fil) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait, günümüzde yalnızca Asya ve Afrika filleriyle temsil edilen, geçmişte ise mamutlar gibi soyu tükenmiş devasa memelileri de barındıran kalın derili ve hortumlu otçul hayvanlar familyası, filgiller

elephantinae : gre., lat. * elephas, elephant (fil) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait elephantidae (filgiller) familyasının alt takımı

elephas : gre. * elephas (fil, fildişi) * hortumu, uzun üst kesici dişlerden gelişmiş fildişleri, iri gövdesi ve sütun biçimli bacaklarıyla tanınan, Elephantidae familyasının tip cinsini oluşturan hortumlu memeli cinsi

eleşkirt : erm. * Vagharshakert (Kral Vagharsh tarafından kurulan şehir) (Vagharsh (kralın ismi) + kert (tarafından inşa edilmiş, il, şehir, kent, kale) ) * Ağrı'nın bir ilçesi (Alasgerd" (Alâeddin'in şehri/kalesi veya Yukarı Vaspurakan'daki Alashkert ovası) (eski ismi Kürtçe bir kelime olan Zedikan)

eleştirel : tür. * ele (seçmek, ayırmak, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken fiil eki) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eleştiriye yönelik, eleştiri ile ilgili

eleştiri : tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken fiil eki) + i (isim yapım eki) * sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini değerlendirme, analiz etme; bir insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve yanlış yönlerini tespit edip bildirme

eleştirmek : tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini değerlendirmek, analiz etmek; bir insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve yanlış yönlerini tespit edip bildirmek

eleştirmen : tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken fiil eki) + men (-cı, yapan, eden eki) * sanat, edebiyat, sinema, tiyatro, müzik gibi alanlarda eserleri değerlendiren, analiz eden ve yorumlayan kişi

eletriptan : lat. * ele (ön ek) + triptan (serotonin 5-HT1B ve 5-HT1D reseptörleri eki) * migren baş ağrılarının tedavisine yönelik olan ve abortif olarak da kullanılan ikinci nesil bir triptan ilacın etken maddesi (C22H26N2O2S)

elettaria : lat. * elettari (yerel Güney Asya adı) * aromatik tohumları baharat olarak kullanılan, tropikal kökenli, Zingiberaceae familyasından bir bitki cinsi

eleutherococcus : gre. * eleutheros (özgür, serbest) + kokkos (tane, çekirdek) * serbest duran meyveleriyle ayırt edilen, adaptogen özellikleriyle bilinen, Araliaceae familyasından bir bitki cinsi

eleutherodactylidae : gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * oğunlukla Amerika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, yaşam döngülerinde serbest yüzen iribaş evresi bulunmaksızın doğrudan gelişim gösteren, parmak yapılarıyla tanınan kurbağaları kapsayan Anura takımına bağlı kurbağa familyas

eleutherodactylinae : gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal Amerika'da yaşayan, iribaş evresi geçirmeden doğrudan gelişim gösteren, parmak uçları genişlemiş ve karasal yaşama iyi uyum sağlamış kurbağaları kapsayan Eleutherodactylidae familyasına bağlı kurbağa alt familyası

eleutherodactylus : gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) * tropik Amerika, Karayipler ve Orta/Güney Amerika'da yaşayan, iribaş evresi geçirmeden yumurtadan doğrudan küçük kurbağa olarak çıkan, doğrudan karada gelişen ve irili ufaklı pek çok türü içeren Eleutherodactylidae familyasından bir yağmur kurbağası (hırsız kurbağa) cinsi

elevasyon : lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak) + tio (isim yapım eki) * yükseltme, kaldırma, yukarı hareket etme; ekleme ait hareketli bir yapının veya yapıların, ekleme ait horizontal düzlemin üstüne çıkarılması

eleve : lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak), levatus (yükseltilmiş, kaldırılmış); élevé (fra.) * vücutta bir bölgenin veya organın yukarıya doğru hareket ettirilmesi veya yerinden oynatılması durumu

elf : ara. * elf (bin, 1000) * bin sayısı, 1000; bin adet şey vermek; ünsiyet eylemek

elfaf : ara. * laffa (sarmak, dolamak; lif veya iplik haline getirmek), lif (ip, iplik, ince uzun yapı, tel, tüy; hurma sapı) * lifler, ince uzun ipliksi yapılar

elfaz : ara. * lafz (söz, söylem; lugat) * sözler, söylemler; lugatler

elgin : tür. * el (halk; ülke, yabancı, yabancılar, başka, başkalar) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğduğu yerlerden ayrı düşmüş olan, gurbette yaşayan, yabancı (alien (yabancı, başka ülke veya gezegenden olan; farklı kültüre veya doğaya sahip varlık) (alius (başka, diğer, öteki, öbür) + enus (gibi, ile ilgili) ) (lat.) )

elhamdülillah : ara. * el (ön ek, artikel) + hamd (övgü, medh, takdir) + li (için) + Allah (Allah) * övgü Allah içindir

elhan : ara. * lahn (nağme, ezgi) * nağmeler, sesler, ezgiler, melodiler; dini ezgi, ilahi

elhasıl : ara. * el (ön ek, artikel) + hasıl (ortaya çıkan, meydana gelen, çıkan, sonuç olan, peyda olan, husule gelen) * sonuç olarak, sözün kısası, kısacası

elif : ara. * elif (ا) * Arapça alfabenin birinci harfi

elif : fen., ara. * alep, elif (öküz) (fen.), alafa, alifa (alışmak, cana yakın olmak, dostluk kurmak, birleşmek), allafa (birleştirmek, yakınlaştırmak, tanıştırmak, dost haline getirmek, alıştırmak; bir araya getirmek, toplamak, derlemek, düzenlemek, yazmak), ulfet (alışma, alışkanlık, uyum, ısınma, birleşme; ahbaplık, dostluk), elf (ünsiyet) (ara.) * Arap alfabesinin ilk harfi; başlangıç, teklik, dost, tanıdık; doğruluk, Allah’ın birliği, vahdet; uzun boylu zarif kız (elif "ا" harfinin şeklinden)

elifba : ara. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + ba (Arap alfabesinin ikinci harfi; b harfi) * Arap alfabesi (alpha (Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta (Yunan alfabesinin ikinci harfi) (gre.); alphabet, Alphabet (alfabe) (ing., fra., alm.) )

elifcan : ara. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi; uzun boylu zarif kız) + can (yaşam, hayat, dirilik) * kadın ismi

elifi elifine : ara., tür. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + i (iyelik eki) + elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + i (iyelik eki) + ne (-a doğru, yönelim eki) * harfiyen, harfi harfine, kelimesi kelimesine, tam olarak, eksiksiz,

elifname : ara., far. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * Arap alfabesindeki harflerin elif'ten ya'ya veya tam tersine olmak üzere belli sistemler içinde sıralanmasıyla yazılan şiir

eligos : lat. * eligere (seçmek, elemek, ayırmak) + os (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, geleceği görme, savaşların sonuçlarını bilme, askerleri yönetme ve gizli şeyleri keşfetme gücüne sahip, elinde mızrak, sancak ve yılan taşıyan bir şövalye şeklinde tasvir edilen 15. cin

elik : tür. * elik, elg (yaban keçisi, geyik benzeri av hayvanı) * genellikle sarp kayalıklarda ve yüksek dağlarda yaşayan, boynuzlu, çevik ve yabanıl dağ keçisi, özellikle dişi dağ keçisi veya yaban keçisi yavrusu

elim : ara. * elem (acı, ıstırap) * acı veren, ıstırap veren, ruhen yıpratan (élimer (yıpratmak) (fra.) )

eliminasyon : lat. * eliminare (elemek, ayıklamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + liminare (limen, limin (eşik, sınır) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * eleme, bertaraf olma, ortadan kalkma, devre dışı bırakılma

elimine : lat. * eliminatus (eliminare (elemek, ayıklamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + liminare (limen, limin (eşik, sınır) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * elenmiş, bertaraf olmuş, ortadan kalkmış, devre dışı bırakılmış

elips : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) * odak adı verilen iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine eşit olan noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri; alanı s = π.a.b; çevresi p = (x^2/a^2) + (y^2/b^2)

elipsoid : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + oides (ile ilgili, gibi) * her biri, birbirine dik üç eksen etrafında simetrik olan, bir eksene dik düzlem kesitleri daire olan ve diğer tüm düzlem kesitleri elips olan üç boyutlu şekil

elipsoidal : gre., lat. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + oides (ile ilgili, gibi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elips gibi olan

elipsometri : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir yüzeyden yansıyan ışığın kutuplanma durumundaki değişimleri ölçerek ince film kalınlığı, kırılma indisi ve optik sabitler gibi özellikleri belirlemeye yarayan optik ölçüm yöntemi; malzemelerin yüzeyindeki ince filmlerin kalınlığını ve optik özelliklerini (kırılma indisi gibi) ölçmek için kullanılan, ışığın polarizasyon değişimine dayanan zararsız ve duyarlı bir optik ölçüm tekniği

eliptik : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elips biçiminde olan, elips ile ilgili

eliptik fonksiyon : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * karmaşık düzlemde tanımlı, meromorf ve iki farklı yönde periyodik olan fonksiyon

elit : lat., fra. * eligere (elemek, seçmek), elitus (elenmiş, seçilmiş) (lat.); élire (elemek, seçmek), élite (elenmiş, seçilmiş) (fra.) * seçkin; seçilmiş, ayrıcalıklı grup; üstün niteliklere sahip küçük topluluk veya kişiler

elitra : gre., lat. * elytron (kılıf, örtü, muhafaza) (elyein (örtmek, sarmak) + tron (araç, yer, sonuç eki) ) (gre.) + a (çoğul eki) (lat.) * kınkanatlı böceklerde uçuş kanatlarını örten, sertleşmiş ve koruyucu görev yapan ön kanatlar

elizabet : gre., ibr. * eleisabeth, elishebha (el (tanrı, ilah) + i (benim) + shebha (yemin, söz; yedi, şabat, sebt) * tanrının sözü, tanrının vaadi, tanrı yeminimdir; kadın ismi

elk : alm., lat. * hel, hol (sarı, kırmızımsı), albiz (mus, geyik) (alm.); alces (büyük geyik, mus, sığın) (lat.) * geyikgiller (Cervidae) familyasının en büyük üyelerinden biri olan, Kuzey Amerika ve Asya'da yaşayan, devasa çatallı boynuzlara sahip iri bir geyik türü (Kuzey Amerika'da wapiti olarak bilinirken, Avrupa'da bu kelime bazen mus/sığın geyiği anlamında kullanılır.)

elkab : ara. * lakab (ünvan, takma isim, gerçek ismi dışında bir kişiye verilen isim, takma isim veya ünvan; karakteristik, mesleki veya sosyal özelliğe dayalı adlandırma) * lakablar

ellak : ara. * el (ön ek, artikel) + lak (dokuyan, iplik eğiren) * dokumacı, el sanatlarıyla uğraşan kişi; becerikli, eli çabuk; iki yüzlü, dönek, yalancı

elleham : ara. * Allah (Allah + u (bağlaç) + alem (evren, kainat; dünya) * galiba, herhalde, sanırım, tahminen, zannedersem, muhtemelen

ellemek : tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan ve her birinde beş parmak bulunan iki bölümünden her biri) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * el ile dokunmak, el ile değmek, bir şeye fiziksel olarak temas ederek kontrol etmek, yoklamak veya müdahale etmek

ellen : ara. * allana (yumuşatmak, hafifletmek, nazik hale getirmek) * yumuşatma, hafifletme

elleys : ara. * el (önek, artikel) + leys (yok, hiç, asla) * mutlak hiçlik, yokluk; Adem-i sırf;

ellezi : ara. * ellezi (o, ki o, o ki) * o, ki o, o ki

ellezine : ara. * ellezi (o, ki o, o ki) + ine (çoğul eki) * onlar, ki onlar, onlar ki

elli : tür. * elig, ellig (el gibi olan) (el (beş) + ig (gibi; on katı) ) * kırk ile altmış arasında olan ve beş çarpı on işleminin sonucu olan sayı (50)

ellipsizm : gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gelecekte ne olacağını hiçbir zaman bilemeyecek olmanın verdiği hüzün

elma : tür., ara. * al (kırmızı) + mıla, mila, mayla (eğik dalları olan büyük ağaç) * gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı, sert veya gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi

elmacık kemiği : tür. * al (kırmızı) + mıla, mila, mayla (eğik dalları olan büyük ağaç) + cık (küçültme eki) + kemrük (kemür, kemir (kırtlatmak, kıtırdatmak) + ik, ük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) * yüzün yanak bölümünün iki tarafında yer alan ve yüz hatlarını belirginleştiren kemik ikilisinden her biri

elmadağ : tür. * elma (gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı, sert veya gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi) + dağ (yüksek arazi, tepe) * Ankara'nın bir ilçesi

elmalı : tür. * elma (gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı, sert veya gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Antalya'nın bir ilçesi

elmas : far., aka., gre. * almas (sert taş, sert metal, çelik) (far.), elmeşu (değerli metal; parlak, parıldayan, tanrılara özgü sıfat); adamas (yenilmez, sert, boyun eğmez) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + damaein (evcilleştirmek, boyun eğdirmek) ), adamas, diamanti (gre.) * saf karbon olduğu Fransız kimyacı Lavoisier tarafından keşfedilmiş olan ve en sert maddelerden biri olan değerli taş

elmasiye : far., ara. * elmas (sert taş; parlayan) + iye (durum eki) * dondurulmuş meyve suyundan yapılan bir tür pelte

elodea : gre. * helodes (bataklıkta yaşayan) * tamamen suda yaşayan ve oksijen üretimiyle bilinen, Hydrocharitaceae familyasından bir bitki cinsi

eloğlu : tür. * el (kabile veya kavim yeri, devlet toprağı, devlet, halk) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * başkasının oğlu, yabancı biri, akraba olmayan erkek, aileden olmayan

elohim : ibr. * eloh (ilah, tanrı) + im (erkek çoğul eki) * ilahlar, tanrılar

eloj : gre. * eulogia (eu (iyi, doğru) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) ) * övgü kelimesi; methiye, övgü (eulogy, éloge (övgü, methiye) (ing., fra.), iyi (tür.) )

elongasyon : lat. * ex (dış, dışarı, uzak) + longus (uzun), longare (uzatmak, germek) + tio (isim yapım eki) * uzama, germe, uzatma, uzunlaştırma işlemi; fizik, biyoloji ve mühendislikte boyutun artması veya uzama süreci

elonge : lat. * ex (dış, dışarı, uzak) + longus (uzun), longare (uzatmak, germek), longatus (uzatılmış, gerilmiş); élongé (fra.) * uzatılmış, gerilmiş

elopidae : gre., lat. * elops (deniz balığı) + idae (-giller, hayvan famliyası eki) (lat.) * ışınsal yüzgeçli balıklar sınıfının Elopiformes takımına ait, halk arasında "hanım balığı" veya "on kiloluk balık" (tenpounder) olarak bilinen, tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan, uzun ve ince gövdeli, iri pullu, çatallı kuyruklu, kıyısal ve acısu ortamlarına da girebilen kemikli, ışın yüzgeçli bir deniz balığı familyası

elopinae : gre., lat. * elops (deniz balığı) + inae (-giller, hayvan alt famliyası eki) (lat.) * kemikli balıklar (Teleostei) üst takımının, Elopiformes takımına ait olan, halk arasında yabani gümüş balığı veya ladyfish/tenpounder olarak bilinen Elopidae familyası içinde yer alan, uzun ve ince gövdeli, iri pullu, çoğunlukla kıyısal denizler ile acısu ortamlarında yaşayan bir balık alt familyası

elöve : lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak), levatus (yükseltilmiş, kaldırılmış); élevé (fra.) * vücutta bir bölgenin veya organın yukarıya doğru hareket ettirilmesi veya yerinden oynatılması durumu; mevcut bir yapının, plan, kesit ve görünüş gibi mimari çizimlerinin, yerinde ölçü alınarak yeniden oluşturulması; övülen, beğenilen kişi

elsholtzia : lat. * Elsholtz (Alman hekim ve botanikçi Johann Sigismund Elsholtz) + ia (isim yapım eki) * aromatik yapraklı, Lamiaceae familyasından bir bitki cinsi

elti : aka. * altu (al, el (yakınlık, barış, ittifak, bağlılık) + tu ti (isim yapım eki) ) * bir kadının kocasının erkek kardeşinin (kaynının) eşi, kadın, evli olan eş

eltrombopag : gre. * el (ön ek, artikel) + thrombos (pıhtı, topak; kan pıhtısı veya trombosit (platelet) eki) + pag (agonist (uyarıcı) ilaç eki) * trombositopeni (pıhtılaşma sağlayan hücreler olan trombositlerde azalma) ve şiddetli aplastik anemi tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C25H22N4O4)

elüsyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + tio (isim yapım eki) * kimyasal bir çözücü kullanılarak, bir bileşiğin başka bir maddeden ayrılması işlemi (kromotografide kullanılır.)

elvah : ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak), levha (düz, büyük ve ince bir tabaka veya yüzey; tablo, tabaka) * düz, büyük ve ince tabakalar, yüzeyler, levhalar

elvan : ara. * levn (cisimlerin ışığı yansıtma veya soğurma özelliklerine bağlı olarak gözde oluşan renk niteliği; boya, renk tonu, renk, boya, ton) * renkler, boyalar, tonlar

elveda : ara. * el (ön ek, artikel) + veda (ayrılık, zamana bırakma, ileriye koyma) * uzun bir ayrılık veya bir daha hiç görüşememe durumunda söylenen selamlaşma sözü (adieu (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dieu (tanrı) ) (tanrıya kalmış; elveda)

elverişli : tür. * el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören organ) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + iş (isim yapım eki) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uygun, müsait, destekleyici

elvitegravir : lat. * elv (ön ek) + tegr (HIV’in integrase (enzim) inhibitörü eki) + avir (antiviral eki) * HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan bir integraz inhibitörü (C23H23ClFNO5)

elyaf : ara. * laffa (sarmak, dolamak; lif veya iplik haline getirmek), lif (ip, iplik, ince uzun yapı, tel, tüy; hurma sapı) * bitkisel, hayvansal veya sentetik kaynaklı, uzun ve ince yapılı lifler; dokuma, tekstil ve kompozit malzemelerde kullanılan temel iplik veya lif birimi, lifler

elyak : ara. * layık (uygun, münsaip, liyakatli), liyakat (hakediş, uygun oluş) * en uygun, pek uygun, en layık, pek layık, en münasip, pek münasip

elzem : ara. * lazima (bir şeye bağlı olmak, zorunlu olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak), lazım, lazim (gerekli, ihtiyaç duyulan) * en gerekli, en ihtiyaç duyulan, olmazsa olmaz, zorunlu, gerekli

e-mail : ing. * e (elektronik) + mail (posta) * elektronik posta

em : ara. * em (-mi, değil mi?) * soru öneki, “-mi?”, “değil mi?” soru eki karşılığı

emam : ara. * amma, amima (öncülük etmek, önderlik etmek, liderlik etmek, rehberlik etmek, yol göstermek, yönlendirmek), imam (öncü, önder, lider, rehber) * önünde, ön tarafta, karşısında; bir şeyin ön tarafı

eman : ara. * amene (güvenmek, inanmak, iman etmek, emin olmak, güvende kılmak, emniyete almak), emin (güvenli, inanan) * güven duyma, güvenme, inanma; korkusuzluk

emanasyon : lat. * emanatio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + manare (akmak) + tio (isim yapım eki) ) * yayılma, açığa çıkma; radyoaktif maddelerin ışın yayımı

emanet : ara. * amn ((güven, emniyet), amana (inanmak, güvenmek, emin olmak, itimat etmek), amina (güvende olmak, emin olmak), iman (güven, inanç), emin (güvenilir, güvenli, güvenilir, inanılır, korumalı) + et (isim yapım eki), iman (güven, inanç), emin (güvenilir, inanılır) * güvenme, güvenilirlik, güvene dayalı olarak verilen şey

emaniy : ara. * mani (engel, saplantı) * saplantılar, engeller, maniler (mania, manie, Manie (saplantı) (gre., ing., fra., alm.) )

emansipe : lat. * emancipatus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + manus (el; güç) + pare (serbest bırakmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) * özgürleştirilmiş, serbest bırakılmış, köleliği veya bağımlılığı sona erdirilmiş

emanuel : ara. * in (kesinlikle) + mea (birlikte) + na (biz) + el (Tanrı) * kesinlikle Allah bizimledir; Hz. İsa'nın isimlerinden biri

emare : ara. * emare (belirti, bazı kişiler arasında özel bir anlamı olan işaret, belirlenmiş olan zaman, randevu) * alamet, işaret, kod, sembol, nişan, iz, ipucu, belirti

emaret : ara. * emare, amara (emretmek, buyurmak) + et (isim yapım eki) * beylik, emirlik

emarjinasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + margo, margin (kenar, keskin kenar, kıyı) + atio (isim yapım eki) * bir organın, yapının veya yüzeyin kenarında sığ bir çentik, girinti veya oyuk bulunması durumu; özellikle botanikte yaprak, taç yaprak ve diğer bitki organlarının uç kısmındaki hafif girinti

emaskulasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + masculus (erkek, eril), masculare (erkekleştirmek, erilleştirmek) * erkeksi özelliklerden yoksun bırakmak, hadım etmek; bitkilerde döllenmeyi kontrol etmek için erkek organların (stamen) çıkarılması işlemi

emay : lat., fra. * smaltum (cam benzeri parlak madde) (lat.); émail (fra.) * korumak, boyamak ve onlara belirli bir parlaklık kazandırmak için kullanılan, saydam veya donuk, cama benzeyen bir cila, sır (smalt, Schmalz (yağ, yağlı madde) (ing , alm.), melt, schmelzen (eritmek) (ing., fra.) )

emaye : lat., fra. * smaltum (cam benzeri parlak madde), smaltare (emayelemek, eritmek, parlatmak), smaltat ( (lat.); émailler (parlatmak, sırlamak) émaillé (parlatılmış, sırlı, sırlanmış) * seramik veya metal nesnelerin kaplandığı, vitrifikasyon yoluyla elde edilen vernik

emballonura : gre. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) * yarasa takımında (Chiroptera) yer alan, özellikle kuyruk zarının yapısı ve uçuş özellikleriyle tanınan, Emballonuridae familyasının tip cinsini oluşturan kılıflı kuyruklu yarasa cinsi.

emballonuridae : gre., lat. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kuyruklarının bir kısmının kuyruk zarı içine gömülü olması ve kanat zarlarının özel yapısıyla tanınan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan, böceklerle beslenen kılıflı kuyruklu yarasaları kapsayan Chiroptera takımı memeli familyası, kesekanatlıgiller, kese kanatlı yarasalar

emballonurinae : gre., lat. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * kuyruklarının kısmen kuyruk zarı içinde yer almasıyla tanınan, tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan kılıflı kuyruklu yarasaları kapsayan Emballonuridae familyasına bağlı yarasa alt familyası

embesil : lat. * imbecillus (zayıf, yetersiz) (in (yokluk, zıtlık ve olumsuzuk eki) + baculum (destek, dayanak, personel; sopa, değnek) ) * zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde altında olan kişi, zihinsel yetersiz, mental retardasyonlu

embioptera : gre. * embios (canlı, yaşayan, güçlü, etkin) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * ipek bezlerinden ördükleri galerilerde yaşayan, ön bacaklarında ipek üretici bezler bulunan, ince yapılı ve çoğunlukla tropikal bölgelerde görülen, ipek böcekleri (webspinner) olarak bilinen böcekleri kapsayan Insecta sınıfına bağlı takım

embolektomi : gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + tome (kesik, kesme, kesit, dilim), tomia (kesim, kesme) (temnein (kesmek) + eia (isim yapım eki) ) * trombüsün çıkarılmasını ifade eden, tromboembolektomi veya trombektomi olarak isimlendirilen, kan dolaşımını engelleyen embolilerin acil girişimsel veya cerrahi olarak çıkarılması işlemi

emboli : gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kan pıhtısının damar tıkanıklığına yol açarak organın veya dokunun kan akışını engellemesi durumu (bolt, boulon (cıvata, sürgü) (ing., fra.) )

embolizasyon : gre, lat. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir damarın içine tıkaç maddesi (örneğin partiküller, bobinler, yapıştırıcılar) verilerek o damarın kasıtlı olarak tıkanması işlemi

embolizm : gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ); embolismos (embolos (mandal, tıpa, tıkaç) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * kan pıhtısının damar tıkanıklığına yol açarak organın veya dokunun kan akışını engellemesi durumu

embothrium : gre. * embothrion (iç içe yerleştirilmiş) * tüp biçimli parlak çiçekleriyle dikkat çeken, Proteaceae familyasından bir bitki cinsi

embriyo : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) * gelişmekte olan canlı, döllenmeden sonra organların ve dokuların oluşmaya başladığı erken yaşam evresi (rahimdeki bebeğe, organ taslaklarının oluşmaya başladığı ilk 8 haftalık bölümde verilen isim)

embriyo : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) * yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigotun bölünerek gelişmeye başladığı, döllenmeden sonraki ilk 8 haftayı kapsayan doğum veya yumurtadan çıkış öncesi canlı formu (yumurtanın döllenmesiyle oluşan zigot, daha sonra embriyo ve doğuma kadar olan süre boyunca da fetüs olarak adlandırılır.); hayvanlarda fetüs öncesi, bitkilerde ise tohum içindeki genç bitki yapısı

embriyogenez : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * döllenmiş yumurtadan başlayarak embriyonun oluşması, hücre bölünmesi, farklılaşma ve organ gelişimi süreçleriyle yeni bir canlının erken gelişim evrelerinin meydana gelmesi olayı

embriyojenez : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * döllenmiş yumurtadan başlayarak embriyonun oluşması, hücre bölünmesi, farklılaşma ve organ gelişimi süreçleriyle yeni bir canlının erken gelişim evrelerinin meydana gelmesi olayı

embriyolog : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * embriyoloji uzmanı

embriyoloji : gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların döllenmeden doğuma kadar olan gelişim süreçlerini, embriyonun oluşumu, gelişim evreleri, hücre farklılaşması ve erken dönem organizma gelişimini inceleyen biyoloji ve tıp dalı

embriyonal : gre., lat. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * embriyo ile ilgili

emced : ara. * mecd (şerefli, soylu olmak) * çok (daha, en, pek) şerefli, şeref ve şan sahibi olan, çok daha yüce, ulu, büyük olan

emcek : tür. * em (içine çekmek) + cek (araç eki) * memeli hayvanlarda yavruların süt emmesini sağlayan, meme veya meme başı

emcik : tür. * em (içine çekmek) + cik (araç eki) * memeli hayvanlarda yavruların süt emmesini sağlayan, meme veya meme başı

eme : ara. * eme (kadın köle, cariye) * eski toplumlarda ve İslam hukukunda hürriyeti bulunmayan, hukuki olarak başkasının mülkiyetinde sayılan ve ev içi hizmetlerde ya da ortaklıkta kullanılan kadın köle, cariye, ima (ç.)

eme : ara. * amme (hala, babanın kız kardeşi) * babanın kız kardeşi, hala

emeç : tür. * em (içine çekmek) + eç (isim yapım eki) * suyosunu ve karayosununun, kökü andıran tutunma organı

emedastin : lat. * em (ön ek) + dastine (antihistaminik ilaç eki) * alerjik konjonktivit semptomlarını hafifletmek için göz damlalarında kullanılan, H₁ reseptör antagonisti olarak görev yapan ikinci nesil bir antihistamin (C17H26N4O)

emedd : ara. * medde (uzatmak), medd (uzun) * daha uzun, pek uzun, daha tavil

emek : tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) (emig (göğüs), emge (göğüslemek, zorluk çekmek, zahmet çekmek, eziyet çekmek, zorlanmak) + ek (isim yapım eki) ) * bir işin yapılması için harcanan ruhsal (zihinsel) ve fiziksel çaba

emekçi : tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + çi (yapan, eden eki) * çalışan, çaba gösteren, emek veren, zorlanan

emeklemek : tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * göğsü üzerinde hareket etmek, dizler ve eller üzerinde yürümek

emekli : tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çalışmış, çaba göstermiş, emek vermiş, zorlanmış

emektar : tür., far. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) (tür.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * çalışan, çaba gösteren, emek veren, zorlanan

emel : ara. * amala (umut etmek, beklemek, arzu etmek) * umut, beklenti, amaç, hedef gerçekleşmesi istenen

emergency : lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mergere (daldırmak, dalmak, banmak, içine sokmak, dibine daldırmak) + entia (isim yapım eki) (lat.); emergency (ing.) * acil durum

emeritus : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + merere (kazanmak, haketmek) + itus (isim yapım eki) * emeklilik yaşına gelmiş ancak bilgisi, birikimi, uluslararası saygınlığı ve ilişkileriyle daha çok uzun yıllar hem akademisyen, hem de öğrencilere yol göstermesi bir kazanım olacak hocalara tevdi edilen onursal bir statü (mériter (haketmek) (fra.) )

emerr : ara. * amara (acılaştırmak, ekşi veya acı tat vermek) * acı, pek acı (amer (acı) (fra.) )

emet : ara. * eme (kadın köle, cariye) * eski toplumlarda ve İslam hukukunda hürriyeti bulunmayan, hukuki olarak başkasının mülkiyetinde sayılan ve ev içi hizmetlerde ya da ortaklıkta kullanılan kadın köle, cariye, ima (ç.)

emet : tür., ibr. * emet, evet (olumlama kelimesi) * gerçek; olumlama kelimesi, doğrulama kelimesi; Kütahya'nın bir ilçesi

emeti : ara. * emm (beslemek, içermek, kapsamak, besin sağlamak) + eti (benim) * teyze, yenge, hala, babanın kız kardeşi; bolluk getiren, bolluk, bereket; Eski mısır'da prenseslere verilen ünvan

emetik : gre. * emetikos (kusturucu) (emein (kusmak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * diyaframın ve karın kaslarının kasılmasını sağlayarak, mide içeriğinin ağız yolu ile boşalmasına yardımcı olan madde

emetofobi : gre. * emein (kusmak), emetikos (kusma, kusmayla ilgili) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kusma korkusu

emetojenik : gre. * emein (kusmak), emetikos (kusma, kusmayla ilgili) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kusmaya yol açan, kusturucu

emetrop : gre. * emmetropos (em (doğru, düzgün) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözünde kırma kusuru olmayan, normal görme yeteneğine sahip kişi

emetropi : gre. * emmetropia (em (doğru, düzgün) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göze paralel gelen ışınların retina tabakası üzerinde odaklandığı durum; sonsuzluktaki uzaktaki bir nesnenin gevşemiş bir durumdaki siliyer kas ile keskin bir şekilde odaklandığı normal 20/20 görme durumu

emevi : ara. * umayya (Emevi hanedanına adını veren, Kureyş kabilesi mensubu Ümeyye bin Abdüşems) (umm (anne, ana, asıl, temel, kaynak, önderlik etme, yönelme) + iyya (küçültme eki) ) * adını Ümeyye b. Abdüşems’ten alan, İslam tarihinde Şam merkezli olarak hüküm sürmüş Emevîler hanedanına ve bu hanedanla ilgili siyasi, kültürel ve tarihî yapıya ait olan

emezis : gre. * emein (kusmak) + isis (isim yapım eki) * kusma

emfasize : gre * emphainein (göstermek, belirgin kılmak, vurgulamak) (en, em (iç, içine, içinde) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) ) (gre.); emphasize (ing.) * vurgulamak, önemini belirtmek, öne çıkarmak

emfizem : gre. * emphyzein (şişirmek, şişme) (en, em (iç, içine, içinde) + physaein (şişirmek, üflemek, genişletmek) ) * akciğerlerde alveol yapılarının kalıcı olarak genişlemesi ve hava hapsi ile karakterize kronik hastalık

EMG : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos, mys (kas, adale) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinirlerin ve kasların uyarılması sonucunda vücutaki kas tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçüldüğü nörolojik tetkik

emici : tür. * em (emmek, içine çekmek) + ici (isim yapım eki) * içine çekici

emicizumab : lat. * emi (faktör VIII eki) + ci (monoklonal antikor eki) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * kanama bozukluğu olan hemofili A hastalarının ve özellikle faktör VIII inhibitörü gelişmiş hastaların tedavisinde kullanılan bir monoklonal antikor (C6434H9940K1724O2047S45)

emik : gre. * en, em (iç, içinde, içeride) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * belirli bir kültürün inançlarına, değerlerine ve uygulamalarına o kültür içinde yaşayan insanların bakış açısından bakan bir içeriden bakış açısı, içsel bakış açısı

emilim : tür. * em (içine çekme) + il (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir maddenin başka bir madde tarafından içine çekilmesi, geçirilmesi veya soğurulması, emilme

emin : ara. * amn ((güven, emniyet), amana (inanmak, güvenmek, emin olmak, itimat etmek), amina (güvende olmak, emin olmak), iman (güven, inanç) * güvenilir, güvenli, güvenilir, inanılır, korumalı (immune, immun, immunisé (bağışık) (ing., fra., alm.) )

emine : ara. * emin (güvenli, korumalı) + e (dişil eki) * güvenilir kadın; kadın ismi

eminens : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + minere (yükselmek, çıkmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer), entia (isim yapım eki) * yükselme, çıkıntı; saygın, yüksek konumda olan

emir : ara., tür. * amara (emretmek, yönetmek, buyurmak), amir (emreden, emir veren, buyuran, buyruk veren, iş veren; erkek ismi) * emir, emretme, iş, buyruk, buyurma (impériale (emperyal, emirhan, emirgan, buyruk veren, emreden) (ing., fra., alm.) )

emirber : ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) + bar (taşıyan, götüren) * Osmanlı döneminde devlet veya saray teşkilatında görev yapan emir taşıyan, buyruk ileten görevli

emirdağ : ara., tür. * emr (iş, buyruk, talimat) + dağ (yüksek arazi, tepe) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi

emirgan : ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) + gan (-cı, yapan, eden eki) * emreden; ismini İranlı bir asilzade olan Emir Güne Han'dan alan İstanbul'daki bir semt; Emirgan korusunun IV. Murat tarafından bu kişiye tahsis edilmesine halk tepki göstermiş ve bu kişiyi "Emir-i Kun" (Göt Emiri) olarak anmıştır.

emirgazi : ara. * emr (iş; buyruk, talimat) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etme, yağma, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (yapan, eden eki) ) * Konya'nın bir ilçesi

emirhan : ara., far. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (far.) * emreden, iş buyuran

emirkulu : ara., tür. * emr (iş; buyruk, talimat) + gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * aldığı emri yapmaya mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse

emirlik : ara., tür. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + lik (yer ve durum eki) (tür.) * bir emirin (yönetici, komutan, prens) yönetiminde olan ülke, bölge veya devlet

emirname : ara., far. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * emir içeren resmi yazı, buyruk belgesi

emisyon : lat. * emittere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mittere (koymak, salmak) ) + tio (isim yapım eki) * enerji kaynağı olarak kullanılan hidrokarbon türevi yakıtların, yanma sonrasında is, duman, toz, gaz, buhar, aerosol olarak havaya salınması; devletçe piyasaya para, pay senedi, tahvil çıkarma

emlak : ara. * meleke (sahip olmak, hakin olmak , egemen olmak), mulk (sahip ve egemen olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık; sahip olunan şey, egemenlik alanı, devlet) * malik olunanlar; taşınmaz mallar, gayrimenkuller; mülkler, arazi ve binalar

emlemek : tür. * em (emmek, içine çekmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ilaç vermek; yaraya merhem sürmek

emma : ara. * emma (ama, fakat, yalnız, ancak, lakin) * ama, fakat, yalnız, ancak, lakin

emmare : ara. * amara (emretmek, buyurmak), emr (iş, talimat, yönerge) * emir veren, buyuran, buyruk veren, amir, yönlendiren

emmek : tür. * em (içine çekmek) + mek (fiil mastar eki) * kendine çekmek, içine çekmek (aimer (sevmek), aimant (mıknatıs) (fra.) )

emmi : ara. * amm (amca) + i (benim, birinci tekil şahıs iyelik eki) * babamın kardeşi, amcam

emniyet : ara. * emin (güvenli, güvenilir, korumalı) + iyet (isim eki) * güvenlik, emin olma hali (immunity, immunité, Immunität (immunite, bağışıklık, emniyet) (ing., fra, alm), amnion, amniotic, amniotique (amnios ile ilgili) (ing., fra.) )

emoji : jap. * e (resim) + moji (harf, karakter) * duygu veya kavramı küçük bir dijital resimle ifade eden simge; resimli karakter

emoliyant : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mollis (yumuşak), mollire (yumuşatmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cilt bakımında kullanılan nemlendirici veya yumuşatıcı madde

emosyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + motio (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tio (isim yapım eki) ) * duygusal tepki, duygusal durum, heyecan

emosyonel : lat. * e, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + motio (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tio, tion (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duygulandırıcı, heyecan verici

empagliflozin : gre., lat. * empa (ön ek) + gliflozin (SGLT2 inhibitörü belirteci) (glykys (tatlı, şeker) + phloios (çiçerk, ağaç kabuğu) + riza (kök) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * tip 2 diyabetli kişilerde glikoz kontrolünü iyileştirmek için kullanılan antidiyabetik SGLT2 inhibitörü (Sodyum-glukoz kotransporter 2 inhibitörü) ilacın etken maddesi (C23H27ClO7)

empati : gre. * empatheia (fiziksel sevgi veya tutku) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum veya davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirme, eşduyu

empedans : lat. * impedire (ayağı zincirleme, ayağı hareketsiz kılma) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + pedare (ayak koymak) (pedis (ayak) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * bir hareketin, akımın veya işlemin ilerlemesine karşı gösterilen direnç veya engel; elektrik devresindeki her bileşenin elektrik akımına karşı gösterdiği eşdeğer direnç

empermeabilite : lat. * impermeabilitas (geçirimsizlik) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + permeare (nüfuz etmek, içinden geçmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım eki) ) * sıvı, gaz veya başka bir maddenin bir yüzeyden veya maddeden geçmesini engelleyen fiziksel özellik; geçirimsiz olma durumu

empermeabl : lat. * impermeabilis (geçirimsizlik) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + permeare (nüfuz etmek, içinden geçmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * sıvı veya gazın bir madde veya yüzeyden geçmesine izin vermeyen; su geçirmez, sızdırmaz özellikte olan madde veya malzeme

emperyal : lat. * imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden; imparatorluğa ait, imparatorla ilgili) (imperium (buyruk, egemenlik, imparatorluk) (in (iç, içinden, içine, üstüne, üzerine) + perare (geçmek, hazırlamak, düzenlemek, yönetmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * imparatorlukla ilgili, hükmetme ile ilgili, tahakküm ile ilgili; büyük devletlerin başka ülkeler üzerinde egemenlik kurma ve yayılma politikasıyla ilişkili olan

emperyalist : lat. * imperialist (etkileme yanlısı, etki eden, tahakkümcü, tahakküm yanlısı) (imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içinden, içine, üstüne, üzerine) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) ) * imperialist; impérialiste; Imperialist

emperyalizm : lat. * imperialismus (tahakkümcülük, hakimiyetçilik, etki etmecilik) (imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içinden, içine, üstüne, üzerine) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (gibi olma, ile ilgili olma) ) * bir devletin başka toplumlar veya ülkeler üzerinde siyasal, askerî, ekonomik veya kültürel egemenlik kurma politikası; yayılmacılık, tahakküm kurmacılık

empetraceae : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) * kuzey yarımkürenin soğuk bölgelerinde ve dağlık alanlarda yetişen, küçük çalı formundaki Empetrum cinsini, karasüpürgesigilleri veya funda benzeri çalılık bitkileri kapsayan, iğne yapraklı görünümlü yaprakları ve küçük siyah meyveleri olan bitki familyası

empirik : gre. * empeirikos (deneyimle ilgili, gözleme dayalı) (empeiria (deneyim, tecrübe) ) + en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + peirein (delmek, delip geçmek; mızrakla vurmak; sınamak, denemek), peira (deneyim, tecrübe) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gözleme, deneyime ve tecrübeye dayanan; teoriden ziyade uygulama ve gözlemle elde edilen bilgi ve sonuçlara dayalı olan, deneysel

empirizm : gre. * empeirismos (deneyimle ilgili, gözleme dayalı) (empeiria (deneyim, tecrübe) ) + en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + peirein (delmek, delip geçmek; mızrakla vurmak; sınamak, denemek), peira (deneyim, tecrübe) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilginin kaynağını deneyim ve gözleme dayandıran, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren felsefi görüş

empotans : lat. * in, im (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + potentia (güçlü olma, kuvvetli olma, kudretli olma, iktidar, kapasiteli olma) (pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) + ia (durum eki) ) * güçten yoksun olma, güçsüzlük, kuvvetsizlik, kudretsizlik; cinsel işlev bozukluğu, iktidarsızlık

empoze : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positus (konmuş) (lat.); imposé (yüklenmiş, etkilenmiş, telkin edilmiş) (fra.) * zorla kabul ettirilmiş olan, zorla benimsetilmiş olan, telkin edilmiş olan (poser (koymak) (fra.) )

empozisyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio (koyma) (lat.); imposition (yükleme, telkin, etkileme, zorlama) (fra.) * zorlama, zorla benimsetme, telkin etme

empresyon : lat. * impressio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + premere (sıkmak, sıkıştırmak, bastırmak, basmak, baskılamak) + sio (isim yapım eki) ) * izlenim, etki, kanı, baskı

empresyonist : lat. * impression (izlenim, etki, kanı, baskı) + ista (yapan, eden eki) * nesneleri gerçekçi bir şekilde betimlemek yerine ışık, renk ve hareketle izlenimlerin hızlı bir şekilde yakalanmasına odaklalan sanatçı, izlenimci

empresyonizm : lat. * impression (izlenim, etki, kanı, baskı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * doğrudan gözlemlenen anlık izlenimlerin, ışık ve renk etkilerinin ön planda olduğu, nesnel gerçeklikten çok duyumsal algının önemsendiği sanat akımı, izlenimcilik

emprezaryo : ita. * imprendere (üstlenmek) (in (iç, üst) + prendere (almak) ), impresario (impresa (üstlenme) + rio (-cı, yapan, eden eki) ) * faaliyet kazancıtan belirli bir yüzde karşılığında, bir sanatçının anlaşmalarını ve faaliyetlerini düzenleyen kimse

emprime : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + premere (sıkmak, baskı yapmak, baskılamak) + prematus (sıkılmış, baskılanmış) (lat.); imprimé (fra.) * basılmış; bir kumaş üzerine, değişik renkte boya kullanarak, zemin ve desen basma işlemi

emprovizasyon : lat. * improvisus (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + videre (görmek), visus (görüş) + atio (ile ilgili olma) ) * doğaçlama yapma, hazırlıksız icra, anlık yapılan, irtical

emprovize : lat. * improvisatus (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + videre (görmek) + tus (geçmiş zaman ve sifat yapım eki) ) (lat.); improvisé (doğaçlama) (fra.) * hiç hazırlık yapmadan, içinden geldiği gibi, doğaçlama, irticalen

emr : ara. * amara (emretmek, yönetmek, buyurmak), amir (emreden, emir veren, buyuran, buyruk veren, iş veren; erkek ismi) * iş, emir, komut, buyruk, talimat, emretme, iş buyurma

emrah : far. * ham, hem (ile, birlikte, beraber, dahi, -de, aynı) + rah (yol) * yol arkadaşı, yoldaş, dost; erkek ismi

emraz : ara. * merad, maraz (hastalık) * hastalıklar, marazlar

emre : tür. * imre, amra (sevmek, aşık olmak) * amrak, emre (sevgili, aziz) * barışsever, sakin, sevilen, istenen, sevgili, aşık, seven (aimer (sevmek), amoureux (aşık, seven) (fra.) )

emre amade : ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) (ara.) + e (belirtili nesne eki) (tür.) + amaden, amay (gelmek, varmak, olmak, hazır olmak) (far.) * talimat almaya hazır olan, hizmete hazır olan, hizmette olan

emremek : tür., moğ. * am, em, im (ilaç, ağız, dişilik, işaret) + ra (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sevmek, amramak, imremek, imrenmek

emretmek : ara., tür. * emr (iş, buyruk, talimat) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * buyurmak, talimat vermek, bir işin yapılması için komut vermek

emrihak : ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + hakk (gerçek; doğru, adalet) * hakkın emri, doğrunun buyruğu, gerçeğin emri

emrivaki : ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + vaki (olan, düşen, konan) * emri geçerli olan; başkalarının isteği yerine kendi buyruğunu koyan kişi veya tavır; oldu bitti, olup bitti

emrullah : ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah’ın emri

ems : ara. * ems (bugünden bir önceki gün, dün) * içinde bulunulan günden bir önceki 24 saatlik zaman dilimi, dünkü gün, dün, bir önceki gün; yakın geçmiş

emsal : ara. * misal (örnek, denk, benzer) * örnekler, denkler, benzerler, misaller

emsal değer : ara. * misal (örnek, denk, benzer) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) * benzer özelliklere sahip diğer gayrimenkullerin piyasa değerini belirlemek için kullanılan terim

emşac : ara. * meşece (karışmak, karışım halini almak), meşc (birbirine karışmış, karışık) * karışımlar, birbirine karışmış, çeşitli maddelerden oluşan karışım

emtansin : lat. * maytansin (Doğu Afrika'da yetişen ve bitkisel bir köken olan Maytenus ovatus bitkisinden izole edilen çok güçlü tümör öldürücü madde C34H46ClN3O10) * HER2-pozitif meme kanseri tedavisinde ve ve özellikle ado-trastuzumab emtansine (T-DM1) gibi antikor-ilaç konjugatlarında sitotoksik yük olarak kullanılan, maytansinden türetilmiş, sağlıklı hücrelere zarar vermeden doğrudan kanserli hücreleri hedef almak üzere tasarlanmış hedefe yönelik güçlü bir mikrotübül inhibitörü olan ilaç-antikor konjugatı (C47H61ClN4O10S)

emtar : ara. * emtara, matara (yağmak, dökülmek), matar (yağmur, yağış) * yağmurlar, yağışlar

emtia : ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, tüccar malı) * ticaret malları

emtrisitabin : lat., gre. * emtri (ön ek) + citabine (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + bine (nükleotid türevi) ) * HIV enfeksiyonunun önlenmesi ve tedavisi için bir nükleosid reverse (ters) transkriptaz inhibitörü (NRTI) (C8H10FN3O3S)

emu : lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) * Avustralya'ya özgü, uçamayan, uzun bacaklı ve uzun boyunlu, devekuşlarıyla aynı grupta yer alan, Dromaiidae familyasına bağlı büyük koşucu kuş cinsi

emuidae : lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya'nın büyük, uçamayan, uzun bacaklı ve hızlı koşabilen kuşlarını kapsayan, günümüzde Dromaius cinsiyle temsil edilen koşucu kuş familyası

emuinae : lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) + inae (-giller, hayvan familyası eki) * uzun bacaklı, güçlü koşucu yapıya sahip, uçamayan emuları kapsayan ve Dromaiidae familyası içinde yer alan kuş alt familyası

emülgatör : lat. * emulgere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mulgere (sağmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yağ ve su gibi karışmayan iki maddenin birbiri içinde homojen bir hale gelebilmesi için dışardan ilave edilen maddeler

emülsifikasyon : lat. * emulgere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mulgere (sağmak) ) + sio (isim yapım eki) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla karışmayan sıvının (örneğin, su ve yağ) bir arada homojen bir şekilde dağılmasını sağlayan işlem

emülsiyon : lat. * emulgere (ex (dış, dısarı) + mulgere (sağmak) + sio (isim yapım eki) * birbiri içinde çözünmeyen iki sıvının karışımı

emvac : ara. * mevc (dalga) * dalgalar

emval : ara. * mal (para, kıymetli şey, varlık, servet) * bir kimsenin veya bir tüzel kişiliğin sahibi bulunduğu taşınır veya taşınmaz varlıkların tümünün genel ismi, mallar, paralar

emvat : ara. * meyyit (ölü, ölmüş) * meyyitler, ölüler, ölmüşler

emydidae : gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tatlısu ve yarı sucul ortamlarda yaşayan, kabukları iyi gelişmiş, ayakları yüzmeye uyum sağlamış ve kaplumbağaları kapsayan Testudines takımına bağlı sürüngen familyası

emydinae : gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * tatlısu ve yarı sucul yaşam biçimine uyum sağlamış, kabuk yapıları ve yüzmeye elverişli uzuvlarıyla tanınan, Emydidae familyasına bağlı kaplumbağa alt familyası

emydoidea : gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlısu ve karasal yaşam gösteren, kabuklu sürüngenleri kapsayan ve Emydidae gibi kaplumbağa familyalarını içine alan Testudines takımına bağlı üst familya grubu

emydoidea blandingi : gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) + blandingii (Amerikalı doğa bilimci William Blanding'in soyadından) (lat.) * Blanding kaplumbağası olarak bilinen, Kuzey Amerika'nın tatlısu ve sulak alanlarında yaşayan, siyah kubbemsi kabuğu üzerinde sarı benekleri ve parlak sarı boğazı ile tanınan, Emydidae familyasına bağlı yarı sucul kaplumbağa türü.

emydoidea melanopleura : gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) + melanopleura (siyah yanlı, kara yan taraflı) (melas, melanos (siyah, kara, koyu renkli) + pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) ) (gre.) * Emydoidea cinsine ait, koyu renkli yan yüzleriyle adlandırılmış olan bir tatlı su fosil kaplumbağa türü

emzik : tür. * emzük (emdirmek, emzirmek) (em (emmek, içine çekmek) + zük (isim yapım eki) ) * bebeklerin süt içebilmesi için şişenin veya biberonun ağzına geçirilen veya onları oyalamak için ağızlarına verilen kauçuk meme

emzirmek : tür. * em (emmek, içine çekmek) + zir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bebeğin memeden veya biberondan süt emmesini sağlamak

en : ara. * en (diye, -mesi, -meye) * diye, -mesi, -meye (en yekune (olsun diye) )

en : tür. * en (genişlik) * bir yüzeyin veya cismin yatay düzlemdeki iki kenarı arasındaki mesafeyi ifade eden boyut, genişlik

en : tür. * en (ilk, ön, baş; pekiştirme ön eki) * ilk, ön, baş, olabilecek durumun alt veya üst sınırı 

en caul : fra., lat. * en (içinde, -de/-da, olarak) (fra.) + cucullus (kapüşon, başlık, baş örtüsü) (lat.); caul (cenin zarı, doğum zarı) (ing.) * bebeğin doğum sırasında yırtılması gereken amniyotik kesenin (bebeğin içinde yüzdüğü su kesesinin) bozulmadan, tamamen bebeğin etrafını kaplayacak şekilde doğması durumu

enalapril : lat. * enal (ön ek) + april (ACE (Angiotensin Converting Enzyme) inhibitörü eki) * yüksek tansiyon, diyabetik böbrek hastalığı ve kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılan bir ACE inhibitörü ilacın etken maddesi (C20H28N2O5)

en'am : ara. * navm, nama (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, can taşımak; uyumak) * canlılar, mahluklar, yaratıklar, hayvanlar, insanlar; deve, sığır, koyun gibi hayvanlar; Kur'an'ın altıncı suresinin ismi

enam : ara. * navm, nama (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, can taşımak; uyumak), naam (hayvan, dört ayaklı hayvan, evcil hayvan, davar) * hayvanlar, yaratılmışlar, canlı mahlukat (animal (hayvan) (ing., fra.), animate, animer (canlandırmak) (ing., fra.) )

ename : ara. * nama (uyumak), nevm (uyku) * uyuşturmak (benumb (uyuşturmak) (ing.) )

enamel : lat. * smaltum (cam benzeri parlak madde) * genellikle kobalt oksit ile renklendirilmiş, toz haline getirilmiş özel bir cam pigmenti, koyu mavi, camsı emaye, mine

enamil : ara. * enmele (parmak ucu) * parmak uçları

enaniyet : ara. * ene (ben) + iyet (durum eki) * bencillik, hodkamlık, gurur, kibir, kendini yüceltme

enantem : gre. * en (iç, içinde, içeri) + anthos (çiçek) + ema (usim yapım eki) * viral enfeksiyon nedeniyle ağız içi, boğaz, genital veya diğer mukozal zarlarda görülen döküntü veya kızarıklık

enantematöz : gre. * en (iç, içinde, içeri) + anthos (çiçek) + ema (gibi, ile ilgili) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * enantem ile ilgili olan, mukoza zarında döküntü veya kızarıklık içeren

enantioselektif : gre., lat. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) + antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) (gre.) + selectivus (selectus (seçilmiş, ayıklanmış, ayrılmış, tercih edilmiş) (seligere (seçmek, ayırmak, tercih etmek, ayıklamak) (se (olumsuzluk, ayrı, öte anlamı veren ön ek) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * iki enantiyomerden yalnızca birini veya birini diğerine göre belirgin biçimde tercih ederek oluşturan, dönüştüren veya tanıyan kimyasal tepkime, katalizör veya süreçlerle ilgili

enantiostili : gre., lat. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) + antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) * bir bitki türünde dişicik borusunun (boyuncuğun) çiçeğin sağ veya sol tarafına yönelmiş olduğu, buna karşılık erkek organların karşı tarafa yerleştiği çiçek yapısı

enantiyomer : gre. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) + antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) * birbirinin ayna görüntüsü olan ama üst üste çakışamayan (süperpoze olmayan) iki stereoizomer molekül

enar : ara. * enar (nar, ateş) * nar (ateş) kelimesinin eski metinlerde rastlanan asıl şekli

enasyon : lat. * ex (dış, dışında, dışarıda, hariç, haricinde, ötesinde) + natio (nasci (doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio (isim yapım eki) ) * bitki organlarının yüzeyinde damar dokusu içermeyen, küçük yaprak veya çıkıntı görünümünde gelişen epidermal uzantı

enayi : gre., ara. * anoia (ahmaklık, aptallık, budalalık), anoi (ahmak, budala) (gre.); ene (ben) + ayi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * ahmak, budala, aptal; benci, kendini beğenen, narsisist, kibirli (annoy, ennuyer (rahatsız etmek, canını sıkmak, taciz etmek) (ing., fra.) )

enberi : ara. * en (pek, hepsinden çok) + beri (yakın) * çiftyıldızlarda, çiftyıldızı oluşturanların kütle merkezine göre çizdikleri elips yörüngede, kütle merkezinin bulunduğu odağa en yakın nokta

enbiya : ara. * nebe (haber), nebi (haberci, peygamber) * haberciler, peygamberler; Kur'an'ın 21. suresinin ismi

encam : ara. * encama (tamamlamak, sona erdirmek) * son, sonuç, nihayet, netice, akıbet

encek : tür. * enik, enük (hayvan yavrusu) + cek, cik (küçültme ve sevimlikik eki) * küçük, minik, ufacık; kedi, köpek gibi yırtıcı veya memeli hayvanların yavrusu (özellikle köpek yavrusu); çocuk, haşarı çocuk

enceladus : gre., lat. * Enkelados (Yunan mitolojisinde devlerden biri; Athena tarafından Etna Dağı'nın altına gömüldüğüne ve yer altındaki hareketleriyle depremlere neden olduğuna inanılan Gigant) (enkeleuo, enkeleiein (seslenmek, teşvik etmek, bağırmak, haykırmak) + ados (isim yapım eki) ) (gre.) + us (eril isim yapım eki) (lat.) * Satürn'ün altıncı büyük uydusu; buzla kaplı yüzeyi, güney kutbundan uzaya püskürttüğü su buharı ve buz parçacıkları ile yüzey altı sıvı su okyanusuna sahip olduğu düşünülen doğal uydu

encephalartos : gre. * enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + artos (ekmek) * nişastalı gövdesi nedeniyle “beyin ekmeği” anlamı taşıyan, ilkel açık tohumlu, Zamiaceae familyasından bir bitki cinsi

encephalartosaceae : gre. * enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + artos (ekmek) (gre.) + aceae (-giller, bitki famliyası eki) (lat.) * gövdelerindeki nişastalı öz dokusu nedeniyle "ekmek" elde edilmesiyle tanınan, palmiyeyi andıran görünüşe sahip, çoğunlukla Afrika'da yetişen sikatları kapsayan bitki familyası

enchytraeidae : gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta ve tatlı sularda yaşayan, küçük, beyaz renkli, halkalı yapılarıyla tanınan ve organik maddelerin ayrışmasında önemli rol oynayan az kıllı solucanları kapsayan Annelida şubesi familyası

enchytraeinae : gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta ve tatlı sularda yaşayan, küçük, beyaz renkli, organik maddelerin ayrışmasına katkıda bulunan az kıllı solucanları kapsayan Enchytraeidae familyasına bağlı alt familya

enchytraeus : gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta yaşayan, ince yapılı, beyaz renkli, organik maddelerin ayrışmasında önemli rol oynayan, Enchytraeidae familyasının tip cinsini oluşturan halkalı solucan cinsi

encik : tür. * enik, enük (hayvan yavrusu) + cek, cik (küçültme ve sevimlikik eki) * küçük, minik, ufacık; kedi, köpek gibi yırtıcı veya memeli hayvanların yavrusu (özellikle köpek yavrusu); çocuk, haşarı çocuk

encke boşluğu : alm. * Encke (Alman gökbilimci Johann Franz Encke'nin soyadından) (alm.) + boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan) + luk (isim yapım eki) + u (iyelik eki) (tür.) * Satürn'ün A halkası içinde yer alan, küçük uydusu Pan tarafından açılıp korunan dar halka boşluğu

encke kuyruklu yıldızı : alm., tür. * Encke (Alman gökbilimci Johann Franz Encke'nin soyadından) (alm.) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + lu (sahibi, ile, birlikte, beraber) + yıldız (ısı ve ışık kaynağı olan gök cismi) (tür.) * Güneş çevresindeki dolanım süresi yaklaşık 3,3 yıl olan, bilinen en kısa dönemli kuyruklu yıldızlardan biri

encryption : lat., gre. * en (iç, içine) (lat.) + kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * verinin yetkisiz erişime karşı matematiksel yöntemlerle korunması süreci

encümen : far. * ancuman, encumen (toplantı, meclis, heyet, dernek); hemcemen (hem (birlikte, beraber) + cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + en (gibi olarak) ) (far., ave.) * cemiyet, şura, meclis, komisyon, komite

end : ing. * end (son, bitiş, bitim, tamamlanma, nihayet, finiş) * son, bitiş, bitim, tamamlanma, nihayet, finiş

endad : ara. * nidd (benzer, misil) * benzerler, misiller, emsaller, şerikler, eşler

endam : far. * endam (vücut, beden, görünüş; eklem, uzuv, organ) * beden, vücut; vücudun orantısı, vücudun görünüşü; letafet, intizam, üslub

endarterektomi : gre. * endon (iç, içinde) + arteria, artiria (damar, boru, hat) (airein (yetiştirmek, yükseltmek, beslemek, büyütmek) + teria (isim yapım eki) ) * ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )

endaural : gre. * endon (iç, içeri, içinde, içsel, içeride) + aura (esinti, hava) (gre.); auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dış kulak kanalının iç bölümüne ait olan, bu kısmı ilgilendiren, iç kulak ile ilgili

endaze : far. * andaza, endaze (ölçü, oran; bir adımlık uzunluk ölçüsü) (handaç (bir araya getirmek, kıyaslamak; ölçmek) + a, ag (isim yapım eki) * eskiden kullanılan, altmış beş santimetre boyunda bir uzunluk ölçüsü

endeks : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicere (söylemek, demek), dex (söyleyiş, deyiş) * bir şeyi işaret eden gösterge; dizin, tablo veya listelerde yönlendirme işareti; parmak; içerisinde belirli hisse senetlerini bulunduran, bu hisse senetlerinin farklı ağırlıklarla hesaplanması sonucu bulunan değer

endemi : gre. * endemia (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bulaşıcı hastalığa sebep olan bir virüsün dışarıdan herhangi bir etki olmadan belli bir popülasyonda varlığını sürdürebilmesi durumu

endemik : gre. * endemikos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + demos (halk; bölge) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); endemicus (lat.) * bir toplum veya grup insana sınırlı olarak görülen; sürekli olarak bir bölgede olan hastalık

ender : ara. * nadir (seyrek, sık olmayan) * daha nadir, en nadir, en seyrek

endergonik : gre. * endo (iç, içeri) + ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sisteme enerjinin girdiği, sistemdeki serbest enerjinin pozitif (0'dan büyük) olduğu reaksiyon

enderun : far. * endar (iç, içeri, içinde, içeride, iç kısmında, iç tarafta) + un (taraf, yön) * içsel, içe yönelik; Osmanlı sarayında padişahın özel dairesi ve saray hizmetkarları ile yetiştirilen devlet görevlilerinin bulunduğu iç bölüm; saray içi eğitim ve idare merkezi (interne (içsel), interieur (iç) (fra.) )

endikasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare (bildirmek, belirtmek) + tio (isim yapım eki) * belirti, gösterge, işaret; tıpta bir ilaç, tedavi veya cerrahi girişimin uygulanmasını gerektiren durum; bir tıbbi işlemin yapılmasının klinik olarak uygun ve gerekli olduğunu gösteren hastalık, belirti veya koşul

endikatör : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare (bildirmek, belirtmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir şeyin varlığına, niteliğine veya sonucuna ilişkin bilgi veren somut veya soyut unsur, belirteç, gösterge

endike : lat., fra. * indicatus (bildirilmiş, belirtilmiş) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare (bildirmek, belirtmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); indiqué (fra.) * belirtilmiş, bildirilmiş, belirmiş; belirli bir testin, ilacın, prosedürün veya ameliyatın kullanılması için geçerli; ilaç tedavisinin gerekliliğini ve tedavinin işe yaradığını belirten terim

endiol : lat. * en (çift bağlı alken grubu) + di (iki, ikili, çift) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * karbon çift bağının (C=C) her iki karbon atomuna bir hidroksil grubu bağlı olan bir alken enol; molekül yapısında iki hidroksil (-OH) grubunun çift bağ içeren karbon iskeleti üzerinde bulunduğu, yani çift bağa yakın iki alkol grubunun varlığıyla karakterize edilen organik bileşik türü

endirekt : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + directus (doğru, düz, düzgün, yönlendirilmiş) (dis (-sız, yok, değil, ayrı, uzak) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, hükmedilmiş, rehberlik edilmiş, yönlendirilmiş) ) * dolaylı, doğrudan olmayan, direkt olmayan

endişe : far * endeşa, endişe (düşünce, vesvese) * kaygı, tasa (inducere, induce, induire (meydana getirmek, ortaya çıkarmak, doğurmak) (lat., ing., fra.) )

endivia : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + theos (ilah, tanrı) * tanrıda, tanrı ilham verdi; papatyagiller (Asteraceae) familyasından, sebze olarak yararlanılan bir yıllık bitki türü, cichorium endivia, hindiba

endobronşial : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + bronkhos (soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları; boğaz, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bronşların içi ile ilgili

endoderm : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) * insan embriyosunun gastrulasyon evresi sırasında meydana gelen deri tabakalarından olan ektoderm, endoderm ve mezoderm tabakalarından biri olan ortadaki tabaka

endodermis : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + is (isim yapım eki) * bitki kök ve gövdelerinde iletim dokusunu çevreleyen, su ve mineral maddelerin geçişini seçici olarak düzenleyen en iç kabuk tabakası

endodonti : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * diş minesi, dentin ve diş pulpasının incelenmesi ve tedavisi ile ilgili diş hekimliği uzmanlık alanı

endodontist : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + odont, donti (diş) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) * endodonti uzmanı

endofazya : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, görünme, ortaya çıkma, tezahür etme, belirme, evre) * kişinin dışa ses çıkarmadan, yalnızca zihinsel olarak konuşur gibi dil üretmesi (iç konuşma, “inner speech”) durumu

endoftalmi : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gözün iç kısmında bulunan yapılarla ilgili

endogami : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gamos, gamia (eşlilik, evlilik) * gelenek veya yasa gereği belirli bir grup içinde evlilik, iç evlilik

endogen : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * içsel, iç kaynaklı; vücudun içsel süreçleriyle ilgili

endojen : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * içsel, iç kaynaklı; vücudun içsel süreçleriyle ilgili

endojen depresyon : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + depressus (aşağı bastırılmış, baskılanmış, çökertilmiş, alçaltılmış, düzleşmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.); dépression (fra.) * haftalar veya aylar süren üzüntü veya düşük ruh hali dönemi ile karakterize bir sendrom

endokardit : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * endokardiyum olarak bilinen kalp kapakçıkları ve kalp odacıkları astarının mikrobik bir enfeksiyon nedeniyle iltihaplanması

endokardiyum : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * kalp kapakçıkları ve kalp odacıklarının epitel astarı

endokarp : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + karpos (meyve, tohum) * meyve duvarının (perikarpın) en iç tabakasını oluşturan, tohumu doğrudan çevreleyen ve bazı meyvelerde sert çekirdeği meydana getiren doku

endokrin : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek, salgılamak) * hormonları doğrudan kana salgılayan bezlerle ilgili; iç salgı bezleriyle bağlantılı; iç salgı

endokrinolog : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * iç salgı uzmanı, endokrin uzmanı

endokrinoloji : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan vücudundaki iç salgıları inceleyen bilim dalı

endokrinolojik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * endokrinoloji ile ilgili

endokrinopati : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iç salgı bezlerinde oluşan rahatsızlıkları inceleyen bilim dalı

endoktrinasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + docere (öğretmek, bilgilendirmek), doctrinare (doctrina (öğreti, bilgi) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * belli bir fikir, inanç veya öğretiyi yoğun ve sistemli biçimde benimsetme; telkin yoluyla öğretme; katiyen eleştiri ve tartışma kabul etmeyen bir öğreti biçimi

endoleak : gre., ing. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + leak (sızma, sızıntı) (ing.) * endovasküler anevrizma onarımı (EVAR) prosedürünü takiben anevrizma kesesi içinde kan akışının devam etmesi; bir endovasküler tedavi sonrasında, damar içinde yer alan endoluminal stent veya benzeri cihazın çevresinde meydana gelen, dışarıya doğru kan sızması (sızıntı)

endolitik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içsel yıkımla ilgili, içsel parçalanmayla ilgili; bir hücrenin veya bir organizmanın içinde meydana gelen yıkıcı süreç

endometriozis : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * rahim içini kapsayan endometrium tabakasının rahmin dışındaki başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve ağrılı seyreden bir hastalık

endometrit : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * rahim iç zarı iltihabı

endometritis : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * uterusun iç tabakası olan endometriumun enfeksiyon veya irritasyona bağlı olarak iltihaplanmasıyla ortaya çıkan, alt karın ağrısı, ateş, anormal vajinal akıntı ve hassasiyet gibi belirtilerle seyreden, akut veya kronik olabilen jinekolojik hastalık

endometrium : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterusun) iç yüzeyini döşeyen, adet döngüsü boyunca hormonal uyarılarla kalınlaşıp dökülen ve döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun ortam sağlayan mukozal tabaka

endometriyal : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * endometrium ile ilgili, rahim iç zarına ilişkin

endometriyozis : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * rahim içini kapsayan endometrium tabakasının rahmin dışındaki başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve ağrılı seyreden bir hastalık

endometriyum : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterusun) iç yüzeyini döşeyen, adet döngüsü boyunca hormonal uyarılarla kalınlaşıp dökülen ve döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun ortam sağlayan mukozal tabaka

endomorf : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * geniş bel ve geniş kemiklere sahip insanları tanımlayan tıbbi kategori

endomorfizm : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücut yapısının içe dönük, yuvarlak hatlı ve yağlı doku ağırlıklı olma özelliği; beden tipolojisinde bir kategori; matematikte bir vektör uzayından kendisine giden doğrusal dönüşüm, iç başkalaşım

endonezya : gre. * Indonesia (Hindistan adaları) (Indos (nehir, su; Sindhu, Hindistan) + nesos (ada) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Hint ve Pasifik okyanusları arasında, Güneydoğu Asya ve Okyanusya'da toprakları bulunan ve 17 binden fazla adadan oluşan ülke

endonim : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + onyma (isim, ad) * belirli bir yerin veya etnik grubun insanlarının kendilerini veya memleketlerini tanımlamak için kullandıkları isim

endonöryum : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çevresel sinir sistemindeki her miyelinli sinir lifinin miyelin kılıfının etrafında yer alan hassas bir bağ doku tabakası

endoparazit : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) * konak canlının vücudu içinde, doku, organ veya boşluklarında yaşayarak beslenen parazit

endopelvik : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + pelvis (leğen; insan vücudunda kalça bölgesinde bulunan, iç organları destekleyen kemik yapısı, leğen kemiği) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * pelvik bölge içinde, pelvik bölgede bulunan, leğen kemiği içinde yer alan

endopeptidaz : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + peptidio (pepton, peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * protein ve polipeptid zincirlerinin iç kısmındaki peptid bağlarını hidroliz ederek parçalayan enzimleri ifade eden biyokimyasal terimdir; sindirim ve hücresel protein yıkımında görev alan proteaz grubuna ait enzim

endoplazma : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * hücre sitoplazmasının iç, daha akışkan olmayan veya granüller bakımından daha zengin bölümü, hücrenin iç plazması

endoplazmik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücrenin iç plazmasıyla (endoplazmasıyla) ilgili veya ona ait olan

endoplazmik retikulum : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş, resim, figür) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + reticulum (küçük şebeke, küçük ağ) (rete (şebeke, ağ) + culum (küçültme eki) ) (lat.) * hücrede bulunan ve membran proteinlerinin veya bir membran içinden geçerek (hücre dışına veya membran çevrili bir organelin içine) salgılanacak olan proteinlerin çevrimi, katlanması ve taşınması; kalsiyum depolanması; ve lipit ve makromoleküllerin depolanması gibi işlevleri olan veziküller, tüpler ve sisternalardan oluşmuş bir organel

endoreik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içe akışlı; dışa akışı olmayan, suyunu dış sistemlere (okyanus, deniz) boşaltmayan havza veya göl; kapalı su sistemi, kapalı havza

endorfin : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphos, morphe (şekil, biçim; uyku) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * vücut tarafından, ağrı veya stres durumunda salgılanan hormon (morpheus (Yunan mitolojisinde uyku ve rüya tanrısı) (gre.) )

endoserviks : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + cervix (boyun; rahmin boyun kısmı) (lat.) * serviksin iç kısmı, rahim boynunun iç yüzeyi, rahim ağzının iç kısmında bulunan

endosimbiyoz : gre. * endo (iç, içinde, içeride) + symbiosis (birlikte yaşama) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + osis (isim yapım ve durum eki) ) * bir organizmanın diğer bir organizmanın içinde yaşaması ve genellikle karşılıklı fayda sağlayacak şekilde simbiyotik ilişki kurması durumu

endositik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir hücrenin dış ortamdan molekül veya parçacıkları içine alması süreci ile ilgili

endositoz : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kytos (barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir hücrenin dış ortamdan molekül veya parçacıkları içine alması süreci; hücrelerin zarından geçemeyecek kadar büyük olan maddelerin içeri alınma şekli

endoskeleton : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) (gre.); skeleton (vücudu oluşturan kemik yapısı, iskelet) (ing.) * vücudun içinde yer alan, kas ve diğer dokulara destek sağlayan, kemik veya kıkırdaktan oluşan iç iskelet sistemi

endoskop : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * vücut boşluklarını veya iç organları doğrudan görüntülemek için kullanılan, ince, esnek veya sert tüp şeklinde bir tıbbi cihaz

endoskopi : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iç organların detaylı bir şekilde incelenmesi işlemi

endoskopik üçüncü ventrikülostomi : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + üç (ikiden sonraki sayı) + üncü (sıra eki) (tür.) + ventricula (karıncık) (venter (karın) + cula (küçültme eki) ) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * şant olmaksızın, beyin omurilik sıvısının dolaşım yollarındaki tıkanıklığın açılması (aquoduktoplasti) veya yeni yol oluşturulması (ventrikülostomi) yöntemi

endosonografi : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + sonus (ses) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * endoskopun içine yerleştirilmiş bir ultrason probunun kullanılması yoluyla mide, bağırsak, karaciğer, pankreas gibi iç organların yapısının ve olası anormalliklerin detaylı bir şekilde incelenmesi

endosperm : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, saçmak), sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * çiçekli bitkinin tohumlarında bulunan bir besin dokusu, besidoku

endospor : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * bazı bakteri ve mantarlarda hücre içinde oluşan, elverişsiz çevre koşullarına dayanıklı üreme veya direnç yapısı

endospori : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + eia (isim yapım ve durum eki) * sporların hücre içinde oluşması veya bir organizmanın iç spor oluşturarak üremesi özelliği; özellikle algler, mantarlar ve bazı bitkilerde görülen sporlanma biçimi

endosteal : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kemik içi ile ilgili

endosteal fibrozis : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * kemiklerin iç yüzeylerinde (endosteum) anormal şekilde lifli bağ dokusu oluşumu

endosteum : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) + um (son ek) (lat.) * uzun kemiklerin medüller boşluğunu oluşturan kemik dokusunun iç yüzeyini kaplayan ince bir bağ dokusu damar zarı

endotel : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) * iç yüzey hücre örtüsü; damarların ve lenf damarlarının iç yüzeyini döşeyen tek katlı yassı hücrelerden oluşan tabaka

endotelial : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * endotel ile ilgili

endotelin : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) + ine (kimyasal bileşik eki) * 21 amino asitten oluşan vazokonstriktör (kan damarlarını daraltarak (sıkılaştırarak) kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan bir peptid

endotelyal : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * endotel ile ilgili

endotelyum : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * damarların iç yüzeyini kaplayan ve damar tonusunu veya atardamarların açılmasını (genişlemesini) ve kapanmasını (daralmasını) kontrol eden maddeler salgılayan tabaka

endotermik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı formunda enerji yutan reaksiyon veya işlem; ısı alan

endotoksin : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücre içinde bulunan zehirli madde; gram negatif bakterilerin hücre duvarında bulunan ve bakteriler öldüğünde salınan toksik lipopolisakkarit (LPS) yapılar

endotrakeal : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı), trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) içi ile ilgili, trakea içine yerleştirilen

endovasküler : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * damar içi, damar içinde; damarlar içinde yapılan, genellikle minimal invaziv tekniklerle gerçekleştirilen işlemler

endozom : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücre içinde bulunan iç kesecik

endurans : lat. * indurare (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + (durare (sürmek, devam etmek, daim olmak) (dur, dura (sert, sağlam, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * zorluklara, acıya veya uzun süren zorlayıcı koşullara karşı fiziksel veya zihinsel dayanıklılık ve katlanabilme gücü

endurolojik : gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + ouron (idrar, sidik, çiş) (gre.); urina (idrar) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * idrar yolu ve ürolojik organların içsel, minimal invaziv tedavi yöntemleri ile ilgili

endüklemek : lat., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) (lat.) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyin oluşumunu sağlamak, bir şeyi başlatmak veya harekete geçirmek; bir hücrede veya organizmada belirli bir biyolojik sürecin veya reaksiyonun başlatılması; bir elektriksel alanın etkisiyle elektrik yüklerinin hareketini başlatmak

endüksiyon : lat. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) ) * bir etki, neden veya güç aracılığıyla bir sonucu veya hareketi başlatma, teşvik etme; öğreti veya prensipleri örneklerle açıklayarak genel bir sonuca varma yöntemi; bir manyetik alanın bir iletken telde elektrik akımı oluşturması veya bir değişken manyetik alanın elektrik alanı oluşturması, elektromanyetik indüksiyon

endüksiyon akımı : lat., gre., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + akım (sıvının hareket ederek ilerlemesi) + ı (iyelik eki) (tür.) * manyetik alan değişimi sonucu bir iletkende oluşan elektrik akımı

endüksiyon bobini : lat., fra., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + bobine (sargı, makara) (fra.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir tel sarımından elektrik akımının geçirilmesiyle manyetik alan oluşturmayı sağlayan elektrik devresi; benzinli motorlarda silindir içinde sıkıştırılan hava-yakıt karışımının ateşlenmesi için kullanılan, akümülatörün ürettiği 12 voltluk elektriksel potansiyel farkını 12000 volta çıkaran mekanik parça

endüktif : lat. * inducere (yol açmak, sebep olmak) (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * belirli gözlemlerden veya örneklerden genel bir sonuca ulaşmayı sağlayan, tümevarıma dayalı; elektrik devrelerinde manyetik alan oluşturarak enerjiyi depolayan ve akımdaki değişimlere karşı koyan (bobin etkisi gösteren)

endülüs : ara., alm. * el (önek, artikel) (ara) + vandalus (Vandalların ülkesi) (vandali (gezgin, dolaşan; su kenarında yaşayan) (alm.) + us (isim yapım eki) (lat.) ) * İspanya'nın güneyinde, İber Yarımadası’ndaki Müslüman hakimiyetini tanımlayan isim ve özerk bölgenin ismi

endürasyon : lat. * en (fiil öneki) + durare (sürmek, devam etmek, daim olmak) (dur, dura (sert, sağlam, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * sertleşme, katılaşma; dokuda oluşan sertleşme veya katılaşma durumu

endüstri : gre., lat. * industria (çalışkanlık, faaliyet, gayret) (endo, indu (iç, içeri, içinde) (gre.) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * hamaratlık, gayret, çaba; sanayi, üretim

endüstriyel : gre., lat. * industrialis (çalışkanlıkla ilgili, faaliyetle ilgili, gayretle ilgili) (endo, indu (iç, içeri, içinde) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hamaratlıkla ilgili, gayretsel, çabasal; sanayi ile ilgili, üretimsel

ene : ara. * ene (ben) * birinci tekil şahıs zamiri, ben

enek : tür. * ana, en (kök, esas, temel, asl, genişlik, üstünlük) + ek (isim/sıfat yapım eki) * Türk halk ağzında ve Anadolu folklorunda genellikle misket (bilye) oyunlarında kullanılan, oyuncunun baş parmağıyla fırlattığı en büyük, ana veya değerli misket, baş bilye; misket ve benzeri oyunlarda sermaye olarak kullanılan her şey; anapara, sermaye

enel hak : ara. * ene (ben) + el (ön ek, artikel) + hakk (gerçek) * ben gerçeğim; evrendeki varlıkların bir olduğuna inanan ve kendilerini tanrıya adayan kişiler için tasavvuf edebiyatında kullanılan bir terim

enema : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + hienai, hienein (göndermek, itmek, fırlatmak, yöneltmek) + ma (sonuç, ortaya çıkan şey anlamında isim yapım eki) * rektum yoluyla kalın bağırsağa sıvı enjeksiyonu, lavman

enemek : tür. * ene (kesmek, yarmak, koparmak) + mek (fiil mastar eki) * erkeklik bezlerini (testisleri) burarak veya çıkararak dölleme yapamaz duruma getirmek, iğdiş etmek, hadım etmek, kastre etmek (eunoukhos (eune (yatak) + ekho (tutmak, korumak, saklamak) ) (yatak koruyucu, hadım ağa) (gre.) )

enerji : gre. * energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç; bir sistemin iş yapabilme kapasitesi; kinetik enerji E = 1/2 m.v^2; potansiyel enerji E = m.g.h; izafiyet teorisi E = m.c^2

enerji bandı : gre., alm. * energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + band (bağ, kuşak, şerit; grup, topluluk), binden (bağlamak, tutturmak), Band (bağ, birleştirici; bir arada olan, çete) (alm.), bande (fra.) + ı (iyelik eki) (tür.) * katılarda elektronların alabileceği birbirine çok yakın enerji düzeylerinin oluşturduğu sürekli enerji aralığı; özellikle değerlik bandı ile iletim bandı gibi elektronların enerji durumlarını belirleyen kuşaklardan her biri

enerji korunumu : gre., tür. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + korunum (saklanma, muhafaza) + u (iyelik eki) (tür.) * enerjinin yoktan var edilemeyeceğini, vardan da yok edilemeyeceğini, sadece bir türden başka bir türe dönüşebileceğini ifade eden fizik kuralı

enerjik : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enerji içeren, enerji üreten

enes : ara. * uns, üns (alışık, arkadaş, yoldaş, hemdem) * insanlarla iyi geçinen, dostluk eden, sevimli, canlı ve samimi

enez : gre., tür. * ainos (övgü, masal) (gre.); enez (bedence güçsüz, cılız, zayıf; hantal, vurdumduymaz) (tür.) * Edirne’nin bir ilçesi; eski ismi Ayesintoz Vepolti Urya

enf : ara. * enf (burun, burun ucu; başlangıç, uç kısım), anifa (iğrenmek, tiksinmek; gururlanmak, kibirlenmek) * koku alma ve solunum organı, burun; gurur, onur, kibir; bir şeyin ucu veya evveli veya en şiddetlisi; bir şeyin sivri yeri; bir şeyin en şerefli olan yeri

enfal : ara. * nefl (fazlalık, çokluk, çok olma), nafile (ilave olan, fazladan olan, ziyaededen olan; ganimet, bahşiş, atiyye) * ganimetler, çokça mal; Kur’an’ın sekizinci suresinin ismi

enfar : ara. * nefir (cemaat, topluluk, grup, cemiyet; halk, kalabalık) * cemaatler, topluluklar, gruplar, cemiyetler; halk, ahali, kalabalıklar, izdihamlar

enfarktüs : lat. * infarctus (in (iç, içine, içinde) + farctus (doldurulmuş, yığılmış) (farcire (doldurmak, yığmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * arteryel veya venöz kan dolaşımının ani bir yetmezliğe girmesi nedeniyle nekroz (çürüme) gelişmiş alan; kalbin damarlarının tıkanması ile oluşan klinik durum

enfeksiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * patojenlerin (bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi zararlı mikroorganizmaların) dokuları istila etmesi ve çoğalmasına karşılık dokuların tepki vermesi, iltihap

enfeksiyonel : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * enfeksiyon ile ilgili, iltihabi, mikroplanma kaynaklı

enfeksiyöz : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * (bir hastalığın veya hastalığa neden olan organizma ile ilgili olarak) çevre yoluyla insanlara, organizmalara vb. bulaşabilir nitelikli, bulaşıcı, içine işleyici

enfekte : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) * içine işlemiş, bulaşmış, enfeksiyona maruz kalmış

enfektif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) + ivus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * enfeksiyona sebeb olabilen, enfeksiyon yapma yeteneği olan, enfeksiyona neden olabilen

enfektivite : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) + ivus (ile ilgili, sıfat yapım eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * enfeksiyona sebeb olabilme durumu, niteliği

enfektoloji : lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * enfeksiyon hastalıkları bilimi

enferans : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); inférence (fra.) * kanıta şahit olma, yorumlama ve akıl yürütme sonucunda elde edilen fikir veya sonuç, sonuç çıkarma, muhakeme, çıkarım, mantıksal veya istatistiksel sonuç, çıkarsama

enfes : ara. * nefes (soluk, yaşam, can, ümit (mecazi) ) * son derece güzel, hoş, mükemmel, tatlı, harika, daha nefis, en nefis, çok nefis, güzelden de güzel olan, en güzel, çok güzel

enfestasyon : lat. * infestare (saldırmak, rahatsız etmek, taciz etmek, taciz etmek, harap etmek veya istila etmek.) (in (karşı, doğru, zıt, karşıt) + festare (rahatsız etmek, saldırmak; acele etmek, telaş etmek) + tio (isim yapım eki) * vücudun, bit, pire, uyuz, bağırsak kurtları gibi parazitlerle istila edilmesi durumu

enfiye : ara. * enf (burun) + iye (isim yapım eki) * burna çekilmek üzere hazırlanmış toz ilaç, burunotu

enflamasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + flammare (alevlenmek, yanmak) (flamme (alev) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * canlı dokunun her türlü canlı, cansız yabancı etkene veya içsel, dışsal doku hasarına verdiği, dokularda kızarıklık, şişlik, ısı artışı ve ağrı ile karakterize olan sellüler, humoral ve vasküler nitelikli vital yanıt dizisi, alevlenme, yangı

enflamatuar : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + flammare (alevlenmek, yanmak), flammatus (alevlenmiş, yanmış) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iltihapla ilgili veya iltihaba neden olan

enflasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek, genişletmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin, özellikle ekonomik bağlamda paranın değerinin düşmesiyle fiyatların genel seviyesinin sürekli ve belirgin şekilde artması durumu; dolanımda bulunan para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesi nedeniyle ortaya çıkan ve fiyatların toptan yükselişi, para değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik ve parasal süreç

enfluran : lat. * en (ön ek) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + ethane (etan C2H6 eki) * genel anestezinin indüksiyonu ve sürdürülmesi için kullanılan anestezik halojenli eteri (C3H2ClF5O)

enflüanza : lat. * in (iç, içeri, içinde) + fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + entia (isim yapım eki) * etki, nüfuz; influenza virüslerinin (A, B ve C tipleri) neden olduğu, ateş, halsizlik, kas ağrısı, öksürük gibi belirtilerle kendini gösteren, ani başlayan bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonu, grip

enformasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı), formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) + tio (isim yapım eki) * veri, bilgi, haber, malumat

enformumab vedotin : lat. * en (ön ek) + fortis (güç, kuvvet, kudret) + mab (momoclonal antibody (monoklonal antikor) eki) + vedotin (sitotoksik (hücre öldürücü) ajan eki) * yetişkinlerde mesane kanseri ve yayılmış veya cerrahi olarak çıkarılamayan idrar yolu kanserlerinin tedavisinde kullanılan Padcev, Nectin-4 hedefine yönelik bir antikor-ilaç konjugatı ilacın etken maddesi (C6642H10284 K1742O2063S46)

enfraruj : lat., fra. * infra (altında, aşağısında) + rouge (kırmızı) * kırmızı ışıktan daha düşük frekansta olan ışık dalgaları, kızılötesi (canlıların ve nesnelerin yaydığı ısının tespitinde, uzaktan kumanda cihazlarında, dolaşım bozukluklarının teşhisinde ve fizyoterapide kullanılır.)

enfrastrüktür : lat. * infra (altında, aşağısında) + structura (struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapılandırılmış, dizilmiş, kurulmuş, inşa edilmiş, oluşturulmuş) + ura (isim yapım eki) ) * altyapı, temel tesisler, altyapı sistemi

enfuvirtid : lat. * en (farmasötik ön ek) + fuvir (füzyon ve antiviral etki belirteci) + tide (peptit yapılı ilaç eki) * HIV'in konak hücreyle zar kaynaşmasını engelleyerek virüsün bağışıklık sistemi hücresine (CD4 hücresi) girişini önleyen, subkutan (iğne yoluyla) uygulanan peptit yapılı antiretroviral ilacın etken maddesi (C204H301N51O64)

enfüs : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) * nefsler, benlikler, canlar

enfüsi : ara. * enfus (nefs (benlik, öz, can) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içsel, bireysel, benliksel, bireyin iç dünyasına ait

enfüzyon : lat. * infusion (damar içi sıvı verme) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + fusio (dökme, akıtma) (fundere (dökmek, akıtmak) + tio (isim yapım eki) ) * damar yoluyla verme, deri altına verme; bir sıvının damar yoluyla vücuda verilmesi.

engame : far. * hangam (zaman, vakit, süre, çağ, dnem, devir, periyod, sıra) + e (isim yapım eki) * topluluk, cemaat, kalabalık, izdiham; toplanma yeri, meclis; muharebe yeri, ceng meydanı; oyuncular derneği; kargaşa, patırtı, gürültü patırtı veya olayların yarattığı yoğun ve karmaşık durum

engebe : gre. * engopi (engel, kırık, yarık) * tümsek, yerdeki kavisli çıkıntı

engel : far. * engel (açı; ilik, düğme çukuru; yaramaz insan, görgüsüz, kaba, nahoş kimse) * mani, önleyen, karşı duran (angle (açı) (ing., fra.) )

engellemek : far., tür. * engel (mani, önleyen, karşı duran) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * mani olmak, önlemek, karşı durmak

engelli : far. * engel (mani, önleyen, karşı duran) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zihnen veya bedenen normal durum arzetmeyen, zihinsel veya bedensel sakatlığı olan

engerek : gre. * enxelaki, enkselaki (yılancık) (enxelis, enkselis (yılan, yılanbalığı) + aki (küçültme eki) ) * başı geniş, yassı ve tam bir üçgen biçiminde ve pullu, kemirgenlerle beslenen, çok zehirli bir yılan

engin : tür. * en (alçak ve yatay olmak, aşağı inmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sınırı görünmeyecek denli geniş, uçsuz bucaksız, çok geniş

enginar : gre. * anginarion, ankynara (kaktos (yaban enginarı) + kinara (dikenli bitki) ) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), killi, kumlu ve nemli topraklarda yetişen, her yaz yeniden süren, mavimsi mor renkte çiçekler açan, dikenli bir bitki ve sebze olarak yenilen, iri ve topuz biçimindeki yeşil ürünü, cynara scolymus

engizisyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + quirere (aramak, araştırmak, sormak, soruşturmak, sorgulamak), quisition (arama, araştırma, sorma, soruşturma, sorgulama) * sorgulama, soruşturma; orta çağda Hristiyanlıktan uzaklaşan veya dini esaslara aykırı davranan kimseleri sorgulamak ve cezalandırmak için kurulan Katolik kilise mahkemeleri ve adli kurumlar

engraulidae : gre., lat. * engraulis (hamsi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ince, uzun gövdeli, ağız açıklığı geniş, çoğunlukla denizlerde sürüler hâlinde yaşayan ve hamsileri kapsayan Clupeiformes takımına bağlı ışın yüzgeçli balık familyası

engraulinae : gre., lat. * engraulis (hamsi) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * ince ve uzun gövdeli, geniş ağızlı, çoğunlukla sürüler hâlinde yaşayan, gerçek hamsileri kapsayan Engraulidae familyasına bağlı balık alt familyası

engraulis : gre. * engraulis (hamsi) (gre.) * ince ve uzun gövdeli, ağız açıklığı geniş, çoğunlukla kıyısal denizlerde sürüler halinde yaşayan, Engraulidae familyasının tip cinsini oluşturan balık cinsi

enhar : ara. * nehara (adak vermek, kurban kesmek, boğazlamak) * adak ver, kurban kes

enhar : ara. * nehr (akarsu, ırmak, çay) * akarsular, ırmaklar, çaylar, nehirler

enhydra : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + hydor, hydros (su, sıvı) * deniz samurunu ve onun yakın akrabalarını içine alan, en bilinen ve yaşayan tek türü, Kuzey Pasifik Okyanusu'nda yaşayan deniz samuru olan sansargiller (Mustelidae) familyasına ait bir memeli cinsi

enhydrinae : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + hydor, hydros (su, sıvı) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * sucul yaşama uyum sağlamış, perdeli ayakları ve yoğun kürkleriyle tanınan, Mustelidae (gelincikgiller) familyasına bağlı deniz su samurlarını kapsayan memeli alt familyası

enidae : gre., lat. * ena (bir salyangoz adı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla karasal yaşam süren, uzun veya silindirik kabuklu küçük kara salyangozlarını kapsayan Stylommatophora takımına bağlı yumuşakça familyası

enigma : gre. * aenigma (ainissomai (ima etmek, imalı konuşmak, gizemli konuşmak, muamma söylemek) (aini, ainos (gizli, muğlak, imalı, masak, efsane, kıssa, fabl) + somein, somai (göstermek, yapmak) ) + ma (isim yapım eki) * anlaşılması veya açıklanması zor şey; gizem, muamma, bilmece, esrar, anlaşılmaz sey veya kimse, gizem, muamma, çözülemez soru veya sır

enik : tür. * en (inmek, düşmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kedi, köpek gibi çok memeli hayvanların yavrusu

enika : ara. * enika ((zarif, güzel, ince, latif, şık) * güzel, ince, latif şey, ahsen, sevimli, şirin

enikonu : tür. * enüb (inerek, inip) + konub (durarak, konarak, durup, konup) * iyiden iyiye, adamakıllı, iyice

eninde sonunda : tür. * en (son, pek, sınırdaki seviye) + inde (durum eki) + son (nihayet, bitim) + unda (durum eki) * en nihayetinde, sonuç olarak, bitim itibarıyla

enine : tür. * en (genişlik) + ine (durum eki) * genişlik açısından, genişliği itibarıyla

enir : tür. * enir (yaban mersini, ayı üzümü, böğürtlen) * Fundagiller familyasından, özellikle Kuzey Yarımküre'nin dağlık ve ormanlık bölgelerinde yetişen, antioksidan bakımından zengin, mor veya mavi renkli, yenilebilir küçük taneli meyvelere ve bu meyveleri veren çalımsı bitki, yaban mersini (vaccinium myrtillus), ayı üzümü

enis : ara. * uns (alışma, alışıklık, alışkanlık) * dost, arkadaş; yar, sevgili

enişte : far. * anguşta, enguşte (yüzüklü) (anguşt, enguşt (parmak; yüzük; zengin, kodaman) + a, e (isim yapım eki) ) (birinin kız kardeşi ile evlenen kişinin yüzük takmasından) * bir kimsenin kız kardeşinin veya akrabası olan kadınlardan birinin kocası

enjeksiyon : lat. * iniectio, injectio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şırınga (enjektör) vasıtasıyla deri altına veya damara sıvı aktarma, zerk, iğne yapma

enjektabl : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jacere (atmak), jectus (atış) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * enjekte edilebilir

enjekte : lat., fra. * injacere (içine atmak, zerk etmek), injectus (içine atılmış, zerk edilmiş) (lat.); injecté (içine atılmış, zerk edilmiş) (fra.) * enjeksiyon yapılmış, zerk edilmiş

enjektör : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jacere (atmak), jectus (atış) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * bir sıvıyı vücuda vermekte kullanılan, ucunda iğne bulunan ve basınçla işleyen araç

enkal : ara. * nekal (işkence, azap, ukubet; işkence aleti) * işkenceler, azaplar; işkence aletleri, bukağılar, kayıt ve kelepçeler; nefsin cismani alakalara ve bedeni lezzetlere bağlanıp kalması

enkandesan : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + candidus (beyaz), candescere (ışımak, parlamak, ısınmak, beyazlaşmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısınmak suretiyle ışık yayan, ışık saçan, parlak, alev gibi, şiddetle parlayan veya tutkulu

enkapsülasyon : lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir maddeyi, veriyi veya bileşeni koruyucu bir dış katmanla kaplayıp hapsederek dış etkenlerden gizleme ve kontrollü şekilde salma işlemi, kapsül haline getirme işlemi

enkarnasyon : lat. * incarnatio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * ruhun bedene bürünmesi, bedenlenme

enkaz : ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak, çözmek, ortadan kaldırmak), nakd (yıkma, bozma, yıkıntı), nukd, nukz (yıkıntı, harabe) * yıkılmış veya çökmüş yapıların geriye kalan taş, tuğla, beton, ahşap gibi kırık dökük kalıntıları; yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları

enkefalinaz : gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ase (enzim eki) * organizmada doğal olarak bulunan enkephalin adlı opioid peptidleri parçalayan, özellikle sinir sistemi ve gastrointestinal sistemde bulunan ve ağrı modülasyonu ile bağırsak sekresyonunda rol oynayan metallo-endopeptidaz sınıfı bir enzim, enkefalindegradasyon enzimi (C21H23NO4S)

enki : gre. * enkselis (yılan, su yılanı) * Sümer mitolojisinde bilgelik, tatlı su, zeka, hile, yaramazlık, el sanatları, büyü, şeytan çıkarma, şifa, yaratılış, erkeklik, doğurganlık, sanat gibi olguların kaynağı addedilen, ilahlaştırılmış karakter (snake (yılan) (ing.), eel, Aal (yılanbalığı) (ing., alm.), anguille (yılanbalığı) (fra.), engerek (Çok zehirli bir yılan türü) (tür.) )

enkoding : lat., ing. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + codex (yapılandırılmış kurallar sistemi) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bilgiyi bir biçimden diğerine, sembolik, kodlanmış, işaretlenmiş veya dijital biçime dönüştürme

enkoherans : lat. * incoherentia (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + cohaerere (birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co (birlikte, beraber) + haerere (yapışmak, tutunmak) ) + entia (isim yapım eki) ) * mantıksız, tutarsız veya belirsiz olma

enkondral : gre., lat. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kıkırdak içinde oluşan, kıkırdakla ilişkili (enkondral ossifikasyon, kıkırdaktan kemik oluşması sürecidir.)

enkondrom : gre. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kıkırdağın içinde yer alan iyi huylu (benign) tümör

enkondromatozis : gre. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücutta çok sayıda enkondrom bulunması durumu

enkontinans : lat. * incontinentia (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + contenere (con (ile, birlikte, beraber) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) ) + entia (isim yapım eki) ) * mesaneden idrar akışının kontrol edilememesi

enkoprezis : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + kopros (gübre, dışkı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * çocuklarda dışkı kaçırma durumu

enkorafenib : lat. * enco (ilaç serisi öneki) + raf (BRAF geni eki) + enib (inhibitör (enzimi baskılayan madde) eki) * BRAF-mutant melanom ve bazı kolon kanserleri tedavisinde kullanılan BRAF inhibitörü özellikli bir ilacın etken maddesi (C29H35BrFN7O)

enkrustasyon : lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + crusta (kabuk, sert tabaka) + tio (isim yapan ek) * vücut içindeki yüzeylerde (mukozalarda veya tıbbi cihazlarda) mineral veya organik madde birikimiyle oluşan sert tabaka veya tortu

enkübasyon : lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak) + tio (isim yapım eki) * patojenik mikroorganizmalar, kimyasal maddeler veya radyasyon vücuda girdikten sonra hastalık belirtileri gösterene kadar geçen süre (kuluçka süresi); enfeksiyonun başlangıcı ile semptomların görülmesi arasındaki süre

enkübatör : lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * enkübasyon işlemini gerçekleştiren cihaz veya ortam

enkübe : lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak), cubatus (yatmış, uzanmış) (lat.); incubé (fra.) * bir bulaşıcı hastalık etkeniyle enfekte olmuş, fakat henüz semptom göstermeyen, kuluçka döneminde olan

enlem : tür. * en (genişlik) + lem (isim yapım eki) * yerküre üzerindeki bir noktanın ekvatora göre kuzey veya güneydeki konumu, paralel dairelerle ölçülen yatay koordinat

enli : tür. * en (genişlik) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eni olan, genişliği olan

enmel : ara. * namala (parmak ucu ile tutmak, hissederek kavramak) * parmak ucu, enamil (ç.)

enna : ara. * enna (nasıl) * nasıl

enne : ara. * enne, inne (kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, şüphe yok ki) * kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, şüphe yok ki

enneagram : gre. * ennea (dokuz) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * dokuz çizgili, dokuz noktalı şekil (pentagram, hexagram, tetragram gibi); insan ruhunu dokuz farklı kişiliğe ayıran bir kişilik tipi sistemi (Reformcu, Yardımcı, Başarı Odaklı, Bireyci, Gözlemci, Sorgulayıcı, Maceracı, Meydan Okuyan, Barışçı)

ennur : ara. * el (ön ek, artikel) + nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) * aydınlık; nurlandıran, ışık veren, nur kaynağı; kadın ismi

enoftalmus : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * Horner sendromunun bir kompanenti olan, dehidrasyon ve kaşeksiye neden olan kronik hastalıklar sonucu oluşan, göz küresinin göz çukurluğu içine çekik durumda olması sendromu

enoksaparin : lat. * en (ilaç serisi, molekül öneki) + oksa (sülfat gruplarıyla modifiye edilmiş heparin türevi) + parin (antikoagülan, heparin türevi) * kan pıhtılarını tedavi etmek ve önlemek için kullanılan düşük molekül ağırlıklı heparin olan kan sulandırıcı (antikoagülan) ilacın etken maddesi (C26H40N2O36S5)

enoksasin : lat. * eno (ön ek) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * idrar yolu enfeksiyonları ve bel soğukluğunun tedavisinde kullanılan, oral geniş spektrumlu bir florokinolon antibakteriyel ajan (C15H17FN4O3)

enol : lat. * en (çift bağ (C=C) eki) + ol (hidroksil grubu (-OH) eki) * hem bir çift bağ (C=C) hem de bir alkol grubu (-OH) içeren bileşikler

enomansi : gre. * oinos (şarap) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * şarabın rengi, tortusu, dökülme şekli veya diğer fiziksel özelliklerini inceleyerek geleceğe dair tahminlerde bulunma amacını taşıyan bir şarap kehaneti yöntemi

enorm : lat. * ex (dış, dışında, dışarıda, hariç, haricinde, ötesinde) + norma, normus (kural, ölçü, standart) * kuralların dışında, alışılmışın ötesinde, normalden sapmış; muazzam, çok büyük

enosis : gre.* henosis (birlik, birleşme) (hen, heis (bir) + osis (durum, sorun eki) * birleşme, bir olma; özellikle Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesini ve Kıbrıs'ın tamamen bir Yunan (Elen) adası haline getirilmesi ideali

ensab : ara. * neseb (soy, akraba, sülale, atalar zinciri), mubasebet (ilgi, ilişki, bağ) * soylar, akrabalar, sülaleler, atalar

ensar : ara. * nasir (yardmcı) * yardımcılar

ense : tür. * enğ (eğmek, bükmek) + se (isim yapım eki) * boynun arka tarafı

ensefal : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) * beyin, kafanın içinde olan

ensefalit : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * beyin enfeksiyonu, beyin iltihabı

ensefalomalazi : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) + malakia (yumuşaklık, hastalık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * beyin dokusunun yumuşamasına veya kaybına neden olan beyin hasarı türü (maléable (esnek, yumuşak, eğilebilir, bükülebilir, katlanabilir) (fra.) )

ensefalon : gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) * beyin, kafanın içinde olan

ensefalopati : gre. * enkephalitida (enkephale, enkephalon, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beyin dokusunda dejeneratif değişikliklerin görüldüğü hastalıkların genel ismi

ensefalosel : gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * beyin dokusunun kafatasındaki bir açıklıktan kese şeklinde fıtıklaşması

ensekt : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) * bölümlere ayrılmış, kesitli gövde yapısına sahip canlı; böcek

ensektekütör : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + executare (infaz etmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi (takip etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * böcekleri öldürmeye veya uzaklaştırmaya yarayan cihaz

ensektisid : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) * böcek öldürücü, böcekleri yok etmek amacıyla kullanılan madde

enselemek : tür. * enğ (eğmek, bükmek) + se (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yakalamak, ele geçirmek

enser : tür. * ekser (çoğunlukla, genellikle, en çok, çoğun kez, daha çok, pek çok) * marangozluk, inşaat ve kunduracılık gibi işlerde tahta, tomruk veya köseleleri birbirine tutturmak için kullanılan, çekiçle dövülerek yapılan, genellikle geniş başlı ve kalın yapılı büyük demir çivi, mıh

ensest : lat. * incestus (in (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + castus (saf, temiz, haysiyetli, iffetli, erdemli) ) * evlenmeleri ahlakça, törece veya yasaca yasaklamış olan, yakın kan bağı olanlar arasındaki cinsel ilişki; iffetsiz, haysiyetsiz

ensidans : lat. * (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + entia (isim yapım eki) * meydana gelme, gerçekleşme, olay, vukuat

ensiform : lat. * ensis (kılıç) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kılıç biçiminde, kılıç şeklinde, kılıçsı; uzun, dar ve uca doğru sivrilen yapıda olan; zoolojide ise çeşitli organların kılıç benzeri şeklini tanımlamak için kullanılan morfolojik terim

enspeksiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) (spectus (bakış, gözlem) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * denetleme, gözden geçirme, teftiş

enstalasyon : lat. * installare (tesis etmek, kurmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + stallare (yerleştirmek, durdurmak, konumlandırmak) + tio (isim yapım eki) * monte etme, tesis etme, kurma, kurgu, yerleştirme, tesisat; bir mekana özgü olarak düzenlenen, çeşitli nesne ve materyallerin belirli bir kavramsal çerçevede yerleştirilmesiyle oluşturulan çağdaş sanat yapıtı

enstantane : lat. * instare (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) ) + entia (isim yapım eki) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışık alma süresi çok az olan hızlı bir devinimi olduğu anda saptayan fotoğraf çekme yöntemi; bir anın, çok kısa bir sürenin fotoğrafla yakalanması; anlık görüntü

enstitü : lat. * institut (instituere (in (iç, içeri, içinde) + statuere (yerleştirmek, konumlamak, kurmak, tesis etmek, oluşturmak) ) * kurum, kuruluş, kurulum; bilimsel, eğitsel veya araştırmaya yönelik resmi kuruluş

enstrüksiyon : lat. * instructio (instruere (in (iç, , içine, içinde, içeri) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapım, inşa, oluşturma) + tio (isim yapım eki) * talimat, yönerge, öğretim

enstrüktif : lat. * instructio (instruere (in (iç, , içine, içinde, içeri) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapım, inşa, oluşturma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * öğretici, eğitici, bilgilendirici

enstrüman : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) * enstrüman, alet, araç; müzik aleti; teknik veya ölçüm amacıyla kullanılan aygıt

enstrümantal : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aletle ilgili; sadece enstrümanlarla çalınan, solist seslendirmesi olmayan müzik

enstrümantalizm : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilimsel yasa ve kuramların, töre biçimleri vb.nin nesnel gerçekliklerinin bulunmadığını, bunların yalnızca yaşamın değişik koşullarına uymada birer araç olduğunu öne süren öğreti

ENT : ing. * ear (kulak) + nose (burun) + throat (boğaz) * kulak, burun ve boğaz hastalıklarıyla ilgilenen tıp dalı

entadaeaceae : gre., lat. * entada (Güneydoğu Asya kökenli yerel bir bitki adı) (lat.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Entada cinsini kapsamak üzere önerilmiş, ancak günümüzde bağımsız olarak kabul edilmeyen, Fabaceae (baklagiller) içinde değerlendirilen tropikal bitki familyası

entakapone : alm., lat. * ent (entgegen (karşı, karşıt, zıt) (alm.) + capone (katekol-O-metiltransferaz enzimini (COMT) inhibe eden ilaç son eki) * levodopanın etkisini uzatmak amacıyla COMT enzimini inhibe eden, levodopa ve karbidopa isimli ilaçlarla birlikte Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C14H15N3O5)

entalpi : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + thalpein (ısıtmak), thalpeia (ısı durumu, sıcaklıkbdurumu) (thalpos (ısı, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin toplamı; ısı içeriği; simgesi H (Almanca “Hilfsgröße” (yardımcı büyüklük, yardımcı değişken) kelimesinden)

entansif : lat. * intensus (gerilmiş, güçlü, yoğun) (in (iç, içe, içeri) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yoğun, güçlü, şiddetli; büyük dikkat, enerji veya çaba gerektiren

entari : lat., ara. * integer (tüm, tam, bütün, el değmemiş, olduğu gibi) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak) ) (lat.); entire, entier (tam, bütün, tüm) (ing., fra.) * tek parça olup tüm vücudu kaplayan kadın giysisi; Arap ülkelerinde erkeklerin giydiği; tüm vücudu kaplayan, uzun ve düz giysi

entasis : gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + tasis (gerilme, şişkinlik) * sütunlarda optik olarak düz görünmesini sağlamak için gövdenin hafifçe şişkin yapıldığı mimari detay

ente : ara. * ente (sen, ikinci tekil şahıs zamiri) * sen, ikinci tekil şahıs zamiri

entegrasyon : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * parçaları birleştirerek bütünü oluşturma işlemi, tümleme, bütünleme, bütünleşme

entegre : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); integré (fra.) * eksiksiz, tam, bütün, bütünleşik

entegrite : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * bozulmamışlık, doğruluk, tamlık, bütünlük

entekavir : lat. * ente (anti, enterik, bağırsak, karaciğerle ilgili eki) + cavir (karbosiklik nükleozid analog antiviral ilaç eki) * Hepatit B virüsü kaynaklı enfeksiyonun tedavisinde ve HIV/AIDS tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C12H15N5O3)

entel : lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim, ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl ve zeka ile ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve kültür sahibi kişi

entelekt : lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim, ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) * düşünme, anlama, kavrama, mantık yürütme, soyutlama, yorumlama, çözümleme, sonuç çıkarma ve bilgi üretme yetisi, akıl, zihin

entelektüalizm : lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim, ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * insan davranışlarını, ahlakı veya bilgiyi açıklarken aklı (entelekti) en temel unsur olarak gören düşünce akımı

entelektüel : lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim, ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl ve zeka ile ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve kültür sahibi kişi

entelekya : gre. * en (iç, içine, içinde, içeride) + telos (amaç, gaye, erek, nihai hedef) + echein (sahip olmak, taşımak) * amacı (erek) içinde taşımak, tamamlanmışlık hali

entelijans : lat. * intelligentia (inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); intelligence (fra.) * akıl, kavrayış, anlayış, zeka, idrak yeteneği, zihin; kültürel ve siyasal etkinliğe sahip aydınlar topluluğu

enter : ing. * enter (girmek, içeri girmek, giriş yapmak, yazılı veya seçili bir komutu uygulamak) * bilgisayarda yazılan komutu onaylamaya, metinde yeni satıra geçmeye veya seçili işlemi başlatmaya yarayan tuş

enteral : gre., lat. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tüp vasıtasıyla doğrudan mideye veya ince bağırsağa besin iletisiyle gercekleştirilen beslenme türü

enteresan : lat. * interesse (ilgilendirmek; farklı olmak, önemli olmak) (inter (arası, arasına, arasında) + esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); interressant (fra.) * ilginç, ilgi çekici, dikkat uyandıran, merak uyandıran

enterese : lat. * interesse (farklı olmak, önemli olmak) (inter (arası, arasına, arasında) + esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) (lat.); intéressé (fra.) * ilgili, ilgilenmiş

enterferans : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + ferire (vurmak, darbelemek, çarpmak) + entia (isim yapım eki) * müdahale, girişim; tıpta bozucu etkenlerin etkisi; iletişim sistemine dışarıdan girerek iletişimi olumsuz yönde etkileyen sinyaller

enterik : gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsakla ilgili (örneğin "enterik tablet" (bağırsakta açılan tablet) )

enterit : gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * ince bağırsak enfeksiyonu

enteriyör : lat. * inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde, içeri) + terra (yer, toprak) ) + ior (isim yapım eki) * iç, iç kısım; bina içini gösteren resimler

enterkalasyon : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + calare (duyurmak, bildirmek, ilan etmek) + tionem (isim yapım eki) * bir molekül (veya grubun) iki molekül (veya grubun) arasına tersinir şekilde girmesi

enterkoneksiyon : lat. * interconnectio (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) ) + con (ile, birlikte, beraber) + nectere (bağlamak) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki karşılıklı bağlantı

enterkonnekte : lat. * interconnectio (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) ) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + nectere (bağlamak), nectus (bağlı, bağlanmış) (lat.); interconnecté (fra.) * karşılıklı olarak birbirine bağlı

enterlüd : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + ludium (oyun, icra, performans) (ludere (icra etmek, oynamak) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) ) * büyük bir sahne performansının ana bölümleri arasındaki ara veya geçiş performansı

entermitan : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + mittere (göndermek, salmak, bırakmak) + ent (isim yapım eki) * arasında göndermek; aralıklarla duran ve tekrar başlayan

enternasyonal : lat. * internationalis (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) ) + natio (nasci (doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * uluslararası, milletlerarası

enternasyonalizm : lat. * internationalis (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) ) + natio (nasci (doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sosyalist, komünist ve bazı işçi hareketlerinde, farklı ülkeler arasındaki işbirliği ve dayanışmayı ifade eden, dünya genelindeki işçi sınıfının birleşmesini ve ortak çıkarlarını savunan bir ideoloji

enterne : lat. * internus (iç, içsel, içe yönelik) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) + nus (isim yapım eki) ) (lat.); interné (fra.) * içsel, içe ait, dahili, içe alınmış; anatomide organ içi veya iç kısmıyla ilgili; gözaltında olan

enterobakteri : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + bak (destek için kullanılan değnek, çivi, asa, sopa, baston, çubuk, çubuk biçimli) + terion (küçüklük eki) * gram negatif, fakültatif anaerobik, çubuk şeklinde, spor oluşturmayan, enterobacteriaceae familyasına ait bakteri cinsi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...