elektrofon :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + phone
(ses) * sesi elektriksel yollarla üreten veya ileten müzik aletlerini
(elektriksel devreler, osilatörler veya elektronik bileşenler) tanımlayan genel
bir terim
elektroforez :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoresis (taşınma, götürülme) * DNA gibi
yüklü molekülleri boyutlarına göre ayırmak için laboratuvarda kullanılan bir
teknik; bir elektrik alanın etkisi altında yüklü parçacıkların (iyonların)
ayrılması
elektrogitar :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kithara (telli çalgı) * sesi akustik olarak değil elektriksel olarak üreten
veya yükselten bir telli müzik aleti
elektrogravimetrik :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * bir maddedeki iyonların elektroliz
yoluyla bir elektrot üzerinde katı halde toplanması (çöktürülmesi) ve ardından
tartılması suretiyle miktarının belirlendiği nicel analitik kimya yöntemiyle
ilişkili
elektrojen :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) * elektrik üreten
elektrokardiyograf :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kardia (yürek, kalp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek),
graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kalbin elektriksel aktivitesinin
ve ritminin cilde yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile kağıt üzerine
yazdırılması sağlayan cihaz
elektrokardiyografi :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kardia (yürek, kalp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalbin elektriksel aktivitesinin ve
ritminin cilde yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile kağıt üzerine
yazdırılması
elektrokardiyogram :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kardia (yürek, kalp) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * kalpteki elektriksel sinyallerin kaydedildiği çizelge veya
ilgili tıbbi cihaz
elektrokimya :
gre., ara. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * elektronik bir iletken (metal, grafit veya yarı iletken) ile iyonik
bir iletken (elektrolit) arayüzeyinde gerçekleşen reaksiyonları inceleyen
kimyanın alt dalı
elektrokokleografi :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kochlias (salyangoz, kulaktaki salyangoz yapısı) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
işitsel rahatsızlıkların ve özellikle Meniere hastalığı ve koklear hidropsun
teşhisinde öncelikli olarak kullanılan, kokleanın elektriksel potansiyellerini
grafik ile kaydetme yöntemi
elektrokonvulsif :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + convulsio (kasılma, nöbet, atak) (con (ile, birlikte, beraber,
tamamen) + vellere (koparmak, şiddetle çekmek; sarsmak, sarsılmak), vulsio
(koparma, çekne, sarsma, yolma, çekip alma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) * elektrik sinyalleri ile epilepsi nöbeti (atağı) tetiklemeye
ilişkin
elektrokoterizasyon :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kauteriazein (demirle yakmak, dağlamak) (kauter (dağlama demiri) (kaiein
(yakmak, dağlamak) + ter (-cı, yapan, eden eki) ) + azein (gibi yapmak) )
(gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * dokuya ısı uygulamak için elektrik
kullanarak, kan damarlarındaki kanamaları durdurulması ve anormal büyümelerin
giderilmesi tekniği
elektrolit :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım eki) ) + ite (element, kimyasal madde veya mineral eki) * iyonların
hareketi sayesinde elektriksel olarak iletken olan ve elektriği iletebilen
madde
elektrolitik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * elektroliz yöntemiyle
ilgili olan, elektroliz yoluyla elde edilen veya yapısında elektrik akımını
ileten iyonlar (elektrolit) barındıran
elektroliz :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım eki) ) * kimyasal bileşiklerin, elektrik akımının etkisiyle
çözünerek bileşenlerine (elementlerine) ayrıştırılması işlemi
elektrolüminesans :
gre., lat. * elektron (kehribar, elektrik) (gre.) + luminare (ışıklandırmak)
(lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + are (fiil mastar eki) ) +
escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak,
oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim
yapım eki) ) (lat.) * elektrik akımı veya yüksek voltaj uygulanması sonucu bir
maddenin ışık yayması olayı; LED ve bazı optoelektronik cihazların çalışmasında
gözlenen elektrikle uyarılmış ışık emisyonu fenomeni
elektromagnetik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma ile ilgili
elektromagnetizma :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma; elektrik yükleri
arasındaki etkileşimleri, elektrik alanlarını ve manyetik alanları inceleyen
temel bir fizik dalı
elektromanyetik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma ile ilgili
elektromanyetik rezonans :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) + resonentia (re (tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak)
+ entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir sistemin kendi doğal frekansına uygun
bir elektromanyetik alan tarafından uyarıldığında, enerjiyi maksimum düzeyde
soğurması veya salması olayı
elektromanyetizma :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * elektrik akımıyla mıknatıs oluşturma; elektrik yükleri
arasındaki etkileşimleri, elektrik alanlarını ve manyetik alanları inceleyen temel
bir fizik dalı
elektromekanik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
mikhani, mekhane (alet, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
elektriksel ve mekanik olayların birlikte kullanıldığı veya birbirleriyle
etkileştiği alan
elektrometalürji :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
metallon (maden, metal) + ergon (iş, çalışma), ourgia (işleme sanatı) *
metallerin elde edilmesi veya arıtılması işlemlerinde elektrik enerjisinin
kullanıldığı teknik
elektrometre :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
metron, metros (ölçü) * çok küçük elektrik yüklerini veya elektrik potansiyel
farklarını (gerilim) ölçmek için kullanılan hassas bir ölçüm cihazı
elektromıknatıs :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
magnes (mıknatıs özellikli taşların ilk bulunduğu Yunanistan'ın antik Teselya
bölgesindeki Magnesia isimli bölgeden) + lithos (taş, kaya) * bir tel bobin etrafına
sarılan bir bakır tel gibi iletken bir malzemenin üzerinden elektrik akımının
geçmesiyle geçici olarak manyetik özellik kazanan sistem
elektromiyografi :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos,
mys (kas, adale) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinirlerin ve kasların uyarılması
sonucunda vücutaki kas tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçüldüğü
nörolojik tetkik
elektromiyogram :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos,
mys (kas, adale) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * sinirlerin ve kasların uyarılması sonucunda vücutaki kas
tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçümünün kaydedildiği çizelge veya
ilgili tıbbi cihaz
elektromobil :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + mobilis (hareket edebilen, taşınabilir) (movere (hareket ettirmek,
harekete geçirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.) *
batarya, akü veya yakıt hücreleri gibi elektrik depolama sistemlerinden enerji
alarak hareket eden araç
elektromotor :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + motor
(hareket ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) +
tor (-cı, yapan, eden eki) ) * elektrik enerjisini mekanik enerjiye dönüştüren
cihaz, elektrik motoru (elektromotor kuvvet formülü iş bölü elektrik yüküdür. E
= W/q)
elektron :
gre. * ilektronio, elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge
sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor;
elektrikle ilgili) * eksi yüklü olan ve atom çekirdeğinin etrafında dönen atom
altı parçacık (atom çekirdeğinin içindeki pozitif yüklü parçacık “proton”, nötr
olan parçacık ise “nötron” olarak isimlendirilmiştir.) )
elektron volt :
gre., ita. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + volt (İtalyan fizikçi Alessandro Volta'nın soyadından) (ita.) *
potansiyel farkı 1 volt olan bir gerilim bölgesine düşen elektron veya protonun
sahip olduğu enerji (1.6 x 10-19 joule)
elektronegatif :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + negare (reddetmek, yok saymak), negatus (reddedilmiş, yok sayılmış) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir atomun elektron (negatif yüklü
parçacık) çekme eğilimi
elektronik :
gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile
karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası
renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor;
elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eksi yüklü atom
altı parçacıklarla ilgili
elektronistagmografi :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
nystagmos (göz hareketleri, istemsiz göz hareketi) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
göz hareketlerinin ve kranial sinirlerin sağlığının grafik ölçümlemeyle test
edilmesi tekniği
elektron-vibrasyonal :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + vibratio (titreşim, sarsılma) (vibrare (sallanmak, titreşmek,
sarsılmak) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * (bir
molekül) elektronik ve titreşimsel (vibrasyonel) hareketleri veya enerji
seviyeleri birbirleriyle etkileşim içinde olan
elektropozitif :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + ponere (koymak, konumlamak, yetleştirmek), positus (yerleştirilmiş,
konmuş, konumlanmış, belirlenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bir atomun elektron (negatif yüklü parçacık) verme eğilimi
elektroradyoloji :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (lat.) * elektrik enerjisi kullanılarak
radyasyon ile görüntüleme ve tanı yöntemlerini inceleyen tıp dalı
elektroskop :
gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile
karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası
renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor;
elektrikle ilgili) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) * bir cisimde elektrik yükünün varlığını, niteliğini
(pozitif veya negatif oluşu) ve elektriklenmenin derecesini bulmaya yarayan
aygıt.
elektrostatik :
gre. * ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile
karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası
renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor;
elektrikle ilgili) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos
(duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma,
dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı
karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran,
sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * elektrik
yüklerinin durağan (hareketsiz) durumlarını ve bu yükler arasındaki etkileşimleri
inceleyen fizik dalı
elektroşok :
gre., fra. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili)
(gre.) + choc (darbe, çarpma, sarsma, etki, şok) (fra.) * psikiyatrik
hastalıkların (majör depresyon, mani, şizofreni) tedavi süreci kapsamında
hastanın beynine kontrollü bir şekilde düşük doz elektrik akımı uygulanarak
kısa süreli nöbet oluşturmayı sağlamaya yönelik teknik
elektrot :
gre. * electrode (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle
ilgili) + hodos (yol, yön) ) * elektriksel iletkenlik sağlayan ve bir elektrik
devresinde akımın girip çıktığı uçlardan her biri; bir bileşiğin, bileşenlerine
ayrıştırılması için yapılan elektroliz işleminde artı yüklü pozitif uç olan
anod ile eksi yüklü negatif uç olan katodun her birine verilen isim
elektroteknik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik,
yöntem, usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik enerjisinin
üretimi, iletimi, dağıtımı, kullanımı ve kontrolü gibi alanlarda teknik bilgi
ve uygulamaları içeren bilim dalı
elem :
ara. * alima (acı vermek, üzmek, kederlendirmek), elim (acı veren, üzücü,
kederlendirici) * acı, üzüntü, hüzün, keder, ağrı, sızı, ıstırap
eleman :
lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel
maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim
yapım eki) ) * bir bütünü oluşturan parçalardan, bileşenlerden her biri
elemanter :
lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel
maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim
yapım eki) ) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * temel, esas veya
basit olan bir şey, temele ilişkin, öğesel, ana; ilkel, basit; tek bir
basamakta gerçekleşen kimyasal tepkimeler
elemek :
tür. * el (seçmek, ayırmak) + e (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
seçmek, ayırmak (eligere (seçmek, ayırmak) (lat.); elect (seçmek), eliminate,
éliminer, eliminieren (elemek) (ing., fra. alm.) )
element :
lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel
maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim
yapım eki) ) * bir bütünü oluşturan parçalardan, bileşenlerden her biri; Kenan
alfabesinin ikinci yarısının ilk üç harfi; soyut bir şeyin önemli veya
karakteristik kısmı; maddeyi oluşturan ve periyodik tabloda yer alan 118 farklı
atomdan her biri, eleman; Kur'an'ın kodları olan 78 adet hurufu mukattadan, ilk
ayetteki "elif, lam, mim" ve son ayatteki "nun" harfleri
elemental :
lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel
maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * temel, esasa ait, saf veya doğanın
ana güçleriyle (ateş, su, toprak, hava) ilgili
elementer :
lat. * alimentum, elementum (besin, gıda; yaratılış için gerekli temel
maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere (beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim
yapım eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * temel, esas veya basit
olan bir şey, temele ilişkin, öğesel, ana; ilkel, basit; tek bir basamakta
gerçekleşen kimyasal tepkimeler
elemtere fiş :
ara. * e (-mi, soru öneki) + lem (-me, yok, değil) + tera (görürsün) + fi
(içinde, hakkında) + hi (o, onun) + şey (şey) * onun içinde bir şey görmüyor
musun; nazar değmesin, kötü bakan gözler kör olsun anlamında söylenen "e
lem tere fiş kem gözlere şiş" kelime grubunun ilk bölümü
eleni :
gre. * helios (güneş, ateş), helen (güneş ile ilgili olan) * güneş ışığı,
parlayan ışık, meşale; Yunan mitolojisinde güneş tanrısının ismi; kadın ismi
eleocharis :
gre. * heleios (bataklık) + kharis (zarafet) * bataklık ve sulak alanlarda
yetişen ince gövdeli, Cyperaceae familyasından bir bitki cinsi
eleotridae :
gre., lat. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık,
sulak alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + idae (-giller,
hayvan famliyası eki) (gre.) * ışınsal yüzgeçliler sınıfına ve kayalibalikgiller
(Gobioidei) alttakımına bağlı, genellikle "uyuyan gobiler" (sleeper
gobies) olarak bilinen, vücutları genellikle uzun ve silindirik yapılı, karın
yüzgeçleri çoğunlukla emici disk oluşturmayan, hem tatlı sularda hem de tuzlu
ve acı sularda yaşayabien bir balık familyası
eleotrinae :
gre., lat. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık,
sulak alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt famliyası eki) (gre.) * kaya balığıgiller (Gobiiformes) takımı
altındaki Eleotridae familyasına bağlı olan, tatlı ve acı sularda yaşayan,
kayaların arasında veya dipte hareketsiz yatan küçük balık gruplarından oluşan
Eleotridae familyasına bağlı balık alt familyası, uyuyan kaya balıkları veya
eleotritler
eleotris :
gre. * heleios (bataklıksal, sulak olan, sazlıksal) (helos (bataklık, sulak
alan, sazlık) + eios (ile ilgili, -a ait) ) + tris (isim yapım ve cins eki) *
Eleotridae (gözüklü kaya balığıgiller) familyasına bağlı, dünyanın sıcak ve
ılıman bölgelerindeki tatlı ile acı sularda yaşayan, küçük balıklar ve
omurgasızlarla beslenen bir balık cinsi
elephantidae :
gre., lat. * elephas, elephant (fil) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait, günümüzde yalnızca Asya
ve Afrika filleriyle temsil edilen, geçmişte ise mamutlar gibi soyu tükenmiş
devasa memelileri de barındıran kalın derili ve hortumlu otçul hayvanlar
familyası, filgiller
elephantinae :
gre., lat. * elephas, elephant (fil) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt
familyası eki) (lat.) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait elephantidae
(filgiller) familyasının alt takımı
elephas :
gre. * elephas (fil, fildişi) * hortumu, uzun üst kesici dişlerden gelişmiş
fildişleri, iri gövdesi ve sütun biçimli bacaklarıyla tanınan, Elephantidae
familyasının tip cinsini oluşturan hortumlu memeli cinsi
eleşkirt :
erm. * Vagharshakert (Kral Vagharsh tarafından kurulan şehir) (Vagharsh (kralın
ismi) + kert (tarafından inşa edilmiş, il, şehir, kent, kale) ) * Ağrı'nın bir
ilçesi (Alasgerd" (Alâeddin'in şehri/kalesi veya Yukarı Vaspurakan'daki
Alashkert ovası) (eski ismi Kürtçe bir kelime olan Zedikan)
eleştirel :
tür. * ele (seçmek, ayırmak, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir
(etken fiil eki) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eleştiriye yönelik,
eleştiri ile ilgili
eleştiri :
tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken
fiil eki) + i (isim yapım eki) * sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini
değerlendirme, analiz etme; bir insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve
yanlış yönlerini tespit edip bildirme
eleştirmek :
tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini
değerlendirmek, analiz etmek; bir insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve
yanlış yönlerini tespit edip bildirmek
eleştirmen :
tür. * ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken
fiil eki) + men (-cı, yapan, eden eki) * sanat, edebiyat, sinema, tiyatro,
müzik gibi alanlarda eserleri değerlendiren, analiz eden ve yorumlayan kişi
eletriptan :
lat. * ele (ön ek) + triptan (serotonin 5-HT1B ve 5-HT1D reseptörleri eki) *
migren baş ağrılarının tedavisine yönelik olan ve abortif olarak da kullanılan
ikinci nesil bir triptan ilacın etken maddesi (C22H26N2O2S)
elettaria :
lat. * elettari (yerel Güney Asya adı) * aromatik tohumları baharat olarak
kullanılan, tropikal kökenli, Zingiberaceae familyasından bir bitki cinsi
eleutherococcus :
gre. * eleutheros (özgür, serbest) + kokkos (tane, çekirdek) * serbest duran
meyveleriyle ayırt edilen, adaptogen özellikleriyle bilinen, Araliaceae
familyasından bir bitki cinsi
eleutherodactylidae :
gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * oğunlukla Amerika'nın tropikal bölgelerinde
yaşayan, yaşam döngülerinde serbest yüzen iribaş evresi bulunmaksızın doğrudan
gelişim gösteren, parmak yapılarıyla tanınan kurbağaları kapsayan Anura
takımına bağlı kurbağa familyas
eleutherodactylinae :
gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal Amerika'da yaşayan,
iribaş evresi geçirmeden doğrudan gelişim gösteren, parmak uçları genişlemiş ve
karasal yaşama iyi uyum sağlamış kurbağaları kapsayan Eleutherodactylidae
familyasına bağlı kurbağa alt familyası
eleutherodactylus :
gre. * eleutheros (özgür, serbest) + daktylos (parmak) * tropik Amerika,
Karayipler ve Orta/Güney Amerika'da yaşayan, iribaş evresi geçirmeden
yumurtadan doğrudan küçük kurbağa olarak çıkan, doğrudan karada gelişen ve
irili ufaklı pek çok türü içeren Eleutherodactylidae familyasından bir yağmur
kurbağası (hırsız kurbağa) cinsi
elevasyon :
lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak) + tio (isim
yapım eki) * yükseltme, kaldırma, yukarı hareket etme; ekleme ait hareketli bir
yapının veya yapıların, ekleme ait horizontal düzlemin üstüne çıkarılması
eleve :
lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak), levatus
(yükseltilmiş, kaldırılmış); élevé (fra.) * vücutta bir bölgenin veya organın
yukarıya doğru hareket ettirilmesi veya yerinden oynatılması durumu
elf :
ara. * elf (bin, 1000) * bin sayısı, 1000; bin adet şey vermek; ünsiyet eylemek
elfaf :
ara. * laffa (sarmak, dolamak; lif veya iplik haline getirmek), lif (ip, iplik,
ince uzun yapı, tel, tüy; hurma sapı) * lifler, ince uzun ipliksi yapılar
elfaz :
ara. * lafz (söz, söylem; lugat) * sözler, söylemler; lugatler
elgin :
tür. * el (halk; ülke, yabancı, yabancılar, başka, başkalar) + gin (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * doğduğu yerlerden ayrı düşmüş olan, gurbette yaşayan,
yabancı (alien (yabancı, başka ülke veya gezegenden olan; farklı kültüre veya
doğaya sahip varlık) (alius (başka, diğer, öteki, öbür) + enus (gibi, ile
ilgili) ) (lat.) )
elhamdülillah :
ara. * el (ön ek, artikel) + hamd (övgü, medh, takdir) + li (için) + Allah
(Allah) * övgü Allah içindir
elhan :
ara. * lahn (nağme, ezgi) * nağmeler, sesler, ezgiler, melodiler; dini ezgi,
ilahi
elhasıl :
ara. * el (ön ek, artikel) + hasıl (ortaya çıkan, meydana gelen, çıkan, sonuç
olan, peyda olan, husule gelen) * sonuç olarak, sözün kısası, kısacası
elif :
ara. * elif (ا) * Arapça alfabenin birinci harfi
elif :
fen., ara. * alep, elif (öküz) (fen.), alafa, alifa (alışmak, cana yakın olmak,
dostluk kurmak, birleşmek), allafa (birleştirmek, yakınlaştırmak, tanıştırmak,
dost haline getirmek, alıştırmak; bir araya getirmek, toplamak, derlemek,
düzenlemek, yazmak), ulfet (alışma, alışkanlık, uyum, ısınma, birleşme;
ahbaplık, dostluk), elf (ünsiyet) (ara.) * Arap alfabesinin ilk harfi;
başlangıç, teklik, dost, tanıdık; doğruluk, Allah’ın birliği, vahdet; uzun
boylu zarif kız (elif "ا" harfinin şeklinden)
elifba :
ara. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + ba (Arap alfabesinin ikinci
harfi; b harfi) * Arap alfabesi (alpha (Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta
(Yunan alfabesinin ikinci harfi) (gre.); alphabet, Alphabet (alfabe) (ing.,
fra., alm.) )
elifcan :
ara. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi; uzun boylu zarif kız) + can
(yaşam, hayat, dirilik) * kadın ismi
elifi elifine :
ara., tür. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + i (iyelik eki) + elif
(Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) + i (iyelik eki) + ne (-a doğru, yönelim
eki) * harfiyen, harfi harfine, kelimesi kelimesine, tam olarak, eksiksiz,
elifname :
ara., far. * elif (Arap alfabesinin ilk harfi; a harfi) (ara.) + name
(kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) *
Arap alfabesindeki harflerin elif'ten ya'ya veya tam tersine olmak üzere belli
sistemler içinde sıralanmasıyla yazılan şiir
eligos :
lat. * eligere (seçmek, elemek, ayırmak) + os (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, geleceği görme, savaşların sonuçlarını bilme,
askerleri yönetme ve gizli şeyleri keşfetme gücüne sahip, elinde mızrak, sancak
ve yılan taşıyan bir şövalye şeklinde tasvir edilen 15. cin
elik :
tür. * elik, elg (yaban keçisi, geyik benzeri av hayvanı) * genellikle sarp
kayalıklarda ve yüksek dağlarda yaşayan, boynuzlu, çevik ve yabanıl dağ keçisi,
özellikle dişi dağ keçisi veya yaban keçisi yavrusu
elim :
ara. * elem (acı, ıstırap) * acı veren, ıstırap veren, ruhen yıpratan (élimer
(yıpratmak) (fra.) )
eliminasyon :
lat. * eliminare (elemek, ayıklamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ liminare (limen, limin (eşik, sınır) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) * eleme, bertaraf olma, ortadan kalkma, devre dışı bırakılma
elimine :
lat. * eliminatus (eliminare (elemek, ayıklamak) (ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + liminare (limen, limin (eşik, sınır) + are (fiil mastar eki)
) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * elenmiş, bertaraf olmuş, ortadan
kalkmış, devre dışı bırakılmış
elips :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) * odak adı verilen iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı
birbirine eşit olan noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri; alanı s =
π.a.b; çevresi p = (x^2/a^2) + (y^2/b^2)
elipsoid :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) + oides (ile ilgili, gibi) * her biri, birbirine dik üç eksen
etrafında simetrik olan, bir eksene dik düzlem kesitleri daire olan ve diğer
tüm düzlem kesitleri elips olan üç boyutlu şekil
elipsoidal :
gre., lat. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis
(isim yapım eki) ) + oides (ile ilgili, gibi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * elips gibi olan
elipsometri :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * bir yüzeyden yansıyan ışığın kutuplanma durumundaki
değişimleri ölçerek ince film kalınlığı, kırılma indisi ve optik sabitler gibi
özellikleri belirlemeye yarayan optik ölçüm yöntemi; malzemelerin yüzeyindeki
ince filmlerin kalınlığını ve optik özelliklerini (kırılma indisi gibi) ölçmek
için kullanılan, ışığın polarizasyon değişimine dayanan zararsız ve duyarlı bir
optik ölçüm tekniği
eliptik :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elips biçiminde
olan, elips ile ilgili
eliptik fonksiyon :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * karmaşık
düzlemde tanımlı, meromorf ve iki farklı yönde periyodik olan fonksiyon
elit :
lat., fra. * eligere (elemek, seçmek), elitus (elenmiş, seçilmiş) (lat.); élire
(elemek, seçmek), élite (elenmiş, seçilmiş) (fra.) * seçkin; seçilmiş,
ayrıcalıklı grup; üstün niteliklere sahip küçük topluluk veya kişiler
elitra :
gre., lat. * elytron (kılıf, örtü, muhafaza) (elyein (örtmek, sarmak) + tron
(araç, yer, sonuç eki) ) (gre.) + a (çoğul eki) (lat.) * kınkanatlı böceklerde
uçuş kanatlarını örten, sertleşmiş ve koruyucu görev yapan ön kanatlar
elizabet :
gre., ibr. * eleisabeth, elishebha (el (tanrı, ilah) + i (benim) + shebha
(yemin, söz; yedi, şabat, sebt) * tanrının sözü, tanrının vaadi, tanrı
yeminimdir; kadın ismi
elk :
alm., lat. * hel, hol (sarı, kırmızımsı), albiz (mus, geyik) (alm.); alces
(büyük geyik, mus, sığın) (lat.) * geyikgiller (Cervidae) familyasının en büyük
üyelerinden biri olan, Kuzey Amerika ve Asya'da yaşayan, devasa çatallı
boynuzlara sahip iri bir geyik türü (Kuzey Amerika'da wapiti olarak bilinirken,
Avrupa'da bu kelime bazen mus/sığın geyiği anlamında kullanılır.)
elkab :
ara. * lakab (ünvan, takma isim, gerçek ismi dışında bir kişiye verilen isim,
takma isim veya ünvan; karakteristik, mesleki veya sosyal özelliğe dayalı
adlandırma) * lakablar
ellak :
ara. * el (ön ek, artikel) + lak (dokuyan, iplik eğiren) * dokumacı, el
sanatlarıyla uğraşan kişi; becerikli, eli çabuk; iki yüzlü, dönek, yalancı
elleham :
ara. * Allah (Allah + u (bağlaç) + alem (evren, kainat; dünya) * galiba, herhalde,
sanırım, tahminen, zannedersem, muhtemelen
ellemek :
tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve
kavramaya yarayan ve her birinde beş parmak bulunan iki bölümünden her biri) +
le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * el ile dokunmak, el ile değmek,
bir şeye fiziksel olarak temas ederek kontrol etmek, yoklamak veya müdahale
etmek
ellen :
ara. * allana (yumuşatmak, hafifletmek, nazik hale getirmek) * yumuşatma,
hafifletme
elleys :
ara. * el (önek, artikel) + leys (yok, hiç, asla) * mutlak hiçlik, yokluk;
Adem-i sırf;
ellezi :
ara. * ellezi (o, ki o, o ki) * o, ki o, o ki
ellezine :
ara. * ellezi (o, ki o, o ki) + ine (çoğul eki) * onlar, ki onlar, onlar ki
elli :
tür. * elig, ellig (el gibi olan) (el (beş) + ig (gibi; on katı) ) * kırk ile
altmış arasında olan ve beş çarpı on işleminin sonucu olan sayı (50)
ellipsizm :
gre. * elleipsis (dışarıda bırakma) (elleipein (dışarıda bırakmak) + isis (isim
yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gelecekte
ne olacağını hiçbir zaman bilemeyecek olmanın verdiği hüzün
elma :
tür., ara. * al (kırmızı) + mıla, mila, mayla (eğik dalları olan büyük ağaç) *
gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı, sert veya
gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi
elmacık kemiği :
tür. * al (kırmızı) + mıla, mila, mayla (eğik dalları olan büyük ağaç) + cık
(küçültme eki) + kemrük (kemür, kemir (kırtlatmak, kıtırdatmak) + ik, ük (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) * yüzün yanak bölümünün iki
tarafında yer alan ve yüz hatlarını belirginleştiren kemik ikilisinden her biri
elmadağ :
tür. * elma (gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı,
sert veya gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi) + dağ (yüksek arazi, tepe)
* Ankara'nın bir ilçesi
elmalı :
tür. * elma (gülgillerden olan ve türlü renkte, hoş kokulu, ekşi veya tatlı,
sert veya gevrek dokulu meyve veren ağaç ve meyvesi) + lı (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * Antalya'nın bir ilçesi
elmas :
far., aka., gre. * almas (sert taş, sert metal, çelik) (far.), elmeşu (değerli
metal; parlak, parıldayan, tanrılara özgü sıfat); adamas (yenilmez, sert, boyun
eğmez) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + damaein
(evcilleştirmek, boyun eğdirmek) ), adamas, diamanti (gre.) * saf karbon olduğu
Fransız kimyacı Lavoisier tarafından keşfedilmiş olan ve en sert maddelerden
biri olan değerli taş
elmasiye :
far., ara. * elmas (sert taş; parlayan) + iye (durum eki) * dondurulmuş meyve
suyundan yapılan bir tür pelte
elodea :
gre. * helodes (bataklıkta yaşayan) * tamamen suda yaşayan ve oksijen
üretimiyle bilinen, Hydrocharitaceae familyasından bir bitki cinsi
eloğlu :
tür. * el (kabile veya kavim yeri, devlet toprağı, devlet, halk) + ol, oğl (var
hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu,
erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * başkasının oğlu, yabancı biri,
akraba olmayan erkek, aileden olmayan
elohim :
ibr. * eloh (ilah, tanrı) + im (erkek çoğul eki) * ilahlar, tanrılar
eloj :
gre. * eulogia (eu (iyi, doğru) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) ) * övgü kelimesi; methiye, övgü (eulogy, éloge (övgü, methiye) (ing., fra.),
iyi (tür.) )
elongasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, uzak) + longus (uzun), longare (uzatmak, germek) + tio
(isim yapım eki) * uzama, germe, uzatma, uzunlaştırma işlemi; fizik, biyoloji
ve mühendislikte boyutun artması veya uzama süreci
elonge :
lat. * ex (dış, dışarı, uzak) + longus (uzun), longare (uzatmak, germek),
longatus (uzatılmış, gerilmiş); élongé (fra.) * uzatılmış, gerilmiş
elopidae :
gre., lat. * elops (deniz balığı) + idae (-giller, hayvan famliyası eki) (lat.)
* ışınsal yüzgeçli balıklar sınıfının Elopiformes takımına ait, halk arasında
"hanım balığı" veya "on kiloluk balık" (tenpounder) olarak
bilinen, tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan, uzun ve ince gövdeli, iri
pullu, çatallı kuyruklu, kıyısal ve acısu ortamlarına da girebilen kemikli,
ışın yüzgeçli bir deniz balığı familyası
elopinae :
gre., lat. * elops (deniz balığı) + inae (-giller, hayvan alt famliyası eki)
(lat.) * kemikli balıklar (Teleostei) üst takımının, Elopiformes takımına ait
olan, halk arasında yabani gümüş balığı veya ladyfish/tenpounder olarak bilinen
Elopidae familyası içinde yer alan, uzun ve ince gövdeli, iri pullu, çoğunlukla
kıyısal denizler ile acısu ortamlarında yaşayan bir balık alt familyası
elöve :
lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + levare (yükseltmek, kaldırmak), levatus
(yükseltilmiş, kaldırılmış); élevé (fra.) * vücutta bir bölgenin veya organın
yukarıya doğru hareket ettirilmesi veya yerinden oynatılması durumu; mevcut bir
yapının, plan, kesit ve görünüş gibi mimari çizimlerinin, yerinde ölçü alınarak
yeniden oluşturulması; övülen, beğenilen kişi
elsholtzia :
lat. * Elsholtz (Alman hekim ve botanikçi Johann Sigismund Elsholtz) + ia (isim
yapım eki) * aromatik yapraklı, Lamiaceae familyasından bir bitki cinsi
elti :
aka. * altu (al, el (yakınlık, barış, ittifak, bağlılık) + tu ti (isim yapım
eki) ) * bir kadının kocasının erkek kardeşinin (kaynının) eşi, kadın, evli
olan eş
eltrombopag :
gre. * el (ön ek, artikel) + thrombos (pıhtı, topak; kan pıhtısı veya trombosit
(platelet) eki) + pag (agonist (uyarıcı) ilaç eki) * trombositopeni (pıhtılaşma
sağlayan hücreler olan trombositlerde azalma) ve şiddetli aplastik anemi
tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C25H22N4O4)
elüsyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + luere (yıkamak, sulamak,
temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + tio (isim yapım eki) *
kimyasal bir çözücü kullanılarak, bir bileşiğin başka bir maddeden ayrılması
işlemi (kromotografide kullanılır.)
elvah :
ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak), levha (düz, büyük ve
ince bir tabaka veya yüzey; tablo, tabaka) * düz, büyük ve ince tabakalar,
yüzeyler, levhalar
elvan :
ara. * levn (cisimlerin ışığı yansıtma veya soğurma özelliklerine bağlı olarak
gözde oluşan renk niteliği; boya, renk tonu, renk, boya, ton) * renkler,
boyalar, tonlar
elveda :
ara. * el (ön ek, artikel) + veda (ayrılık, zamana bırakma, ileriye koyma) *
uzun bir ayrılık veya bir daha hiç görüşememe durumunda söylenen selamlaşma
sözü (adieu (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dieu (tanrı) ) (tanrıya kalmış;
elveda)
elverişli :
tür. * el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi
gören organ) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek,
ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + iş (isim yapım eki) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
uygun, müsait, destekleyici
elvitegravir :
lat. * elv (ön ek) + tegr (HIV’in integrase (enzim) inhibitörü eki) + avir
(antiviral eki) * HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan bir integraz
inhibitörü (C23H23ClFNO5)
elyaf :
ara. * laffa (sarmak, dolamak; lif veya iplik haline getirmek), lif (ip, iplik,
ince uzun yapı, tel, tüy; hurma sapı) * bitkisel, hayvansal veya sentetik
kaynaklı, uzun ve ince yapılı lifler; dokuma, tekstil ve kompozit malzemelerde
kullanılan temel iplik veya lif birimi, lifler
elyak :
ara. * layık (uygun, münsaip, liyakatli), liyakat (hakediş, uygun oluş) * en
uygun, pek uygun, en layık, pek layık, en münasip, pek münasip
elzem :
ara. * lazima (bir şeye bağlı olmak, zorunlu olmak, gerekmek, ihtiyaç
duyulmak), lazım, lazim (gerekli, ihtiyaç duyulan) * en gerekli, en ihtiyaç
duyulan, olmazsa olmaz, zorunlu, gerekli
e-mail :
ing. * e (elektronik) + mail (posta) * elektronik posta
em :
ara. * em (-mi, değil mi?) * soru öneki, “-mi?”, “değil mi?” soru eki karşılığı
emam :
ara. * amma, amima (öncülük etmek, önderlik etmek, liderlik etmek, rehberlik
etmek, yol göstermek, yönlendirmek), imam (öncü, önder, lider, rehber) *
önünde, ön tarafta, karşısında; bir şeyin ön tarafı
eman :
ara. * amene (güvenmek, inanmak, iman etmek, emin olmak, güvende kılmak,
emniyete almak), emin (güvenli, inanan) * güven duyma, güvenme, inanma;
korkusuzluk
emanasyon :
lat. * emanatio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + manare (akmak) +
tio (isim yapım eki) ) * yayılma, açığa çıkma; radyoaktif maddelerin ışın
yayımı
emanet :
ara. * amn ((güven, emniyet), amana (inanmak, güvenmek, emin olmak, itimat
etmek), amina (güvende olmak, emin olmak), iman (güven, inanç), emin (güvenilir,
güvenli, güvenilir, inanılır, korumalı) + et (isim yapım eki), iman (güven,
inanç), emin (güvenilir, inanılır) * güvenme, güvenilirlik, güvene dayalı
olarak verilen şey
emaniy :
ara. * mani (engel, saplantı) * saplantılar, engeller, maniler (mania, manie,
Manie (saplantı) (gre., ing., fra., alm.) )
emansipe :
lat. * emancipatus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + manus (el; güç)
+ pare (serbest bırakmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) *
özgürleştirilmiş, serbest bırakılmış, köleliği veya bağımlılığı sona erdirilmiş
emanuel :
ara. * in (kesinlikle) + mea (birlikte) + na (biz) + el (Tanrı) * kesinlikle
Allah bizimledir; Hz. İsa'nın isimlerinden biri
emare :
ara. * emare (belirti, bazı kişiler arasında özel bir anlamı olan işaret, belirlenmiş
olan zaman, randevu) * alamet, işaret, kod, sembol, nişan, iz, ipucu, belirti
emaret :
ara. * emare, amara (emretmek, buyurmak) + et (isim yapım eki) * beylik,
emirlik
emarjinasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + margo, margin (kenar, keskin
kenar, kıyı) + atio (isim yapım eki) * bir organın, yapının veya yüzeyin
kenarında sığ bir çentik, girinti veya oyuk bulunması durumu; özellikle
botanikte yaprak, taç yaprak ve diğer bitki organlarının uç kısmındaki hafif
girinti
emaskulasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + masculus (erkek, eril),
masculare (erkekleştirmek, erilleştirmek) * erkeksi özelliklerden yoksun
bırakmak, hadım etmek; bitkilerde döllenmeyi kontrol etmek için erkek
organların (stamen) çıkarılması işlemi
emay :
lat., fra. * smaltum (cam benzeri parlak madde) (lat.); émail (fra.) * korumak,
boyamak ve onlara belirli bir parlaklık kazandırmak için kullanılan, saydam
veya donuk, cama benzeyen bir cila, sır (smalt, Schmalz (yağ, yağlı madde) (ing
, alm.), melt, schmelzen (eritmek) (ing., fra.) )
emaye :
lat., fra. * smaltum (cam benzeri parlak madde), smaltare (emayelemek, eritmek,
parlatmak), smaltat ( (lat.); émailler (parlatmak, sırlamak) émaillé
(parlatılmış, sırlı, sırlanmış) * seramik veya metal nesnelerin kaplandığı,
vitrifikasyon yoluyla elde edilen vernik
emballonura :
gre. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri, içinde,
içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak,
koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) * yarasa
takımında (Chiroptera) yer alan, özellikle kuyruk zarının yapısı ve uçuş
özellikleriyle tanınan, Emballonuridae familyasının tip cinsini oluşturan
kılıflı kuyruklu yarasa cinsi.
emballonuridae :
gre., lat. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri,
içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak,
sokmak, koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) (gre.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kuyruklarının bir kısmının kuyruk
zarı içine gömülü olması ve kanat zarlarının özel yapısıyla tanınan, çoğunlukla
tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan, böceklerle beslenen kılıflı
kuyruklu yarasaları kapsayan Chiroptera takımı memeli familyası,
kesekanatlıgiller, kese kanatlı yarasalar
emballonurinae :
gre., lat. * emballon (içeri atılan, örtülen, sarılan) (em, en (iç, içeri,
içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak,
sokmak, koymak, yerleştirmek) + on (sıfat/isim eki) ) + oura (kuyruk) (gre.) +
inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * kuyruklarının kısmen kuyruk
zarı içinde yer almasıyla tanınan, tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan
kılıflı kuyruklu yarasaları kapsayan Emballonuridae familyasına bağlı yarasa
alt familyası
embesil :
lat. * imbecillus (zayıf, yetersiz) (in (yokluk, zıtlık ve olumsuzuk eki) +
baculum (destek, dayanak, personel; sopa, değnek) ) * zihinsel işlev
kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde altında olan kişi,
zihinsel yetersiz, mental retardasyonlu
embioptera :
gre. * embios (canlı, yaşayan, güçlü, etkin) (em, en (iç, içeri, içinde,
içeride, içinde) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) ) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * ipek bezlerinden ördükleri galerilerde yaşayan,
ön bacaklarında ipek üretici bezler bulunan, ince yapılı ve çoğunlukla tropikal
bölgelerde görülen, ipek böcekleri (webspinner) olarak bilinen böcekleri
kapsayan Insecta sınıfına bağlı takım
embolektomi :
gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona
benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos
(atma, fırlatma) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + tome
(kesik, kesme, kesit, dilim), tomia (kesim, kesme) (temnein (kesmek) + eia
(isim yapım eki) ) * trombüsün çıkarılmasını ifade eden, tromboembolektomi veya
trombektomi olarak isimlendirilen, kan dolaşımını engelleyen embolilerin acil
girişimsel veya cerrahi olarak çıkarılması işlemi
emboli :
gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona
benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos
(atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kan
pıhtısının damar tıkanıklığına yol açarak organın veya dokunun kan akışını
engellemesi durumu (bolt, boulon (cıvata, sürgü) (ing., fra.) )
embolizasyon :
gre, lat. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı,
pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole,
bolos (atma, fırlatma) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
tio (isim yapım eki) (lat.) * bir damarın içine tıkaç maddesi (örneğin
partiküller, bobinler, yapıştırıcılar) verilerek o damarın kasıtlı olarak
tıkanması işlemi
embolizm : gre.
* embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona
benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos
(atma, fırlatma) ); embolismos (embolos (mandal, tıpa, tıkaç) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * kan pıhtısının damar tıkanıklığına
yol açarak organın veya dokunun kan akışını engellemesi durumu
embothrium :
gre. * embothrion (iç içe yerleştirilmiş) * tüp biçimli parlak çiçekleriyle
dikkat çeken, Proteaceae familyasından bir bitki cinsi
embriyo :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) *
gelişmekte olan canlı, döllenmeden sonra organların ve dokuların oluşmaya
başladığı erken yaşam evresi (rahimdeki bebeğe, organ taslaklarının oluşmaya
başladığı ilk 8 haftalık bölümde verilen isim)
embriyo :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) *
yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigotun bölünerek gelişmeye
başladığı, döllenmeden sonraki ilk 8 haftayı kapsayan doğum veya yumurtadan
çıkış öncesi canlı formu (yumurtanın döllenmesiyle oluşan zigot, daha sonra
embriyo ve doğuma kadar olan süre boyunca da fetüs olarak adlandırılır.);
hayvanlarda fetüs öncesi, bitkilerde ise tohum içindeki genç bitki yapısı
embriyogenez :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) +
genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * döllenmiş
yumurtadan başlayarak embriyonun oluşması, hücre bölünmesi, farklılaşma ve
organ gelişimi süreçleriyle yeni bir canlının erken gelişim evrelerinin meydana
gelmesi olayı
embriyojenez :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) +
genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * döllenmiş
yumurtadan başlayarak embriyonun oluşması, hücre bölünmesi, farklılaşma ve
organ gelişimi süreçleriyle yeni bir canlının erken gelişim evrelerinin meydana
gelmesi olayı
embriyolog :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * embriyoloji uzmanı
embriyoloji :
gre. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların döllenmeden doğuma kadar olan
gelişim süreçlerini, embriyonun oluşumu, gelişim evreleri, hücre farklılaşması
ve erken dönem organizma gelişimini inceleyen biyoloji ve tıp dalı
embriyonal :
gre., lat. * en, em (iç, içine, içinde) + bryein (şişmek, kabarmak, büyümek)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * embriyo ile ilgili
emced :
ara. * mecd (şerefli, soylu olmak) * çok (daha, en, pek) şerefli, şeref ve şan
sahibi olan, çok daha yüce, ulu, büyük olan
emcek :
tür. * em (içine çekmek) + cek (araç eki) * memeli hayvanlarda yavruların süt
emmesini sağlayan, meme veya meme başı
emcik :
tür. * em (içine çekmek) + cik (araç eki) * memeli hayvanlarda yavruların süt
emmesini sağlayan, meme veya meme başı
eme :
ara. * eme (kadın köle, cariye) * eski toplumlarda ve İslam hukukunda hürriyeti
bulunmayan, hukuki olarak başkasının mülkiyetinde sayılan ve ev içi hizmetlerde
ya da ortaklıkta kullanılan kadın köle, cariye, ima (ç.)
eme :
ara. * amme (hala, babanın kız kardeşi) * babanın kız kardeşi, hala
emeç :
tür. * em (içine çekmek) + eç (isim yapım eki) * suyosunu ve karayosununun,
kökü andıran tutunma organı
emedastin :
lat. * em (ön ek) + dastine (antihistaminik ilaç eki) * alerjik konjonktivit
semptomlarını hafifletmek için göz damlalarında kullanılan, H₁ reseptör antagonisti olarak
görev yapan ikinci nesil bir antihistamin (C17H26N4O)
emedd :
ara. * medde (uzatmak), medd (uzun) * daha uzun, pek uzun, daha tavil
emek :
tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) (emig (göğüs), emge
(göğüslemek, zorluk çekmek, zahmet çekmek, eziyet çekmek, zorlanmak) + ek (isim
yapım eki) ) * bir işin yapılması için harcanan ruhsal (zihinsel) ve fiziksel
çaba
emekçi :
tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + çi (yapan, eden
eki) * çalışan, çaba gösteren, emek veren, zorlanan
emeklemek :
tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * göğsü üzerinde hareket etmek, dizler ve eller
üzerinde yürümek
emekli :
tür. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) + li (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * çalışmış, çaba göstermiş, emek vermiş, zorlanmış
emektar :
tür., far. * emgek (göğüsleme, zorlanma, zorluk, zahmet, eziyet) (tür.) + dar
(gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan)
(far.) * çalışan, çaba gösteren, emek veren, zorlanan
emel :
ara. * amala (umut etmek, beklemek, arzu etmek) * umut, beklenti, amaç, hedef
gerçekleşmesi istenen
emergency :
lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mergere (daldırmak,
dalmak, banmak, içine sokmak, dibine daldırmak) + entia (isim yapım eki)
(lat.); emergency (ing.) * acil durum
emeritus :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + merere (kazanmak, haketmek) +
itus (isim yapım eki) * emeklilik yaşına gelmiş ancak bilgisi, birikimi,
uluslararası saygınlığı ve ilişkileriyle daha çok uzun yıllar hem akademisyen,
hem de öğrencilere yol göstermesi bir kazanım olacak hocalara tevdi edilen
onursal bir statü (mériter (haketmek) (fra.) )
emerr :
ara. * amara (acılaştırmak, ekşi veya acı tat vermek) * acı, pek acı (amer
(acı) (fra.) )
emet :
ara. * eme (kadın köle, cariye) * eski toplumlarda ve İslam hukukunda hürriyeti
bulunmayan, hukuki olarak başkasının mülkiyetinde sayılan ve ev içi hizmetlerde
ya da ortaklıkta kullanılan kadın köle, cariye, ima (ç.)
emet :
tür., ibr. * emet, evet (olumlama kelimesi) * gerçek; olumlama kelimesi,
doğrulama kelimesi; Kütahya'nın bir ilçesi
emeti :
ara. * emm (beslemek, içermek, kapsamak, besin sağlamak) + eti (benim) * teyze,
yenge, hala, babanın kız kardeşi; bolluk getiren, bolluk, bereket; Eski
mısır'da prenseslere verilen ünvan
emetik :
gre. * emetikos (kusturucu) (emein (kusmak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * diyaframın ve karın kaslarının kasılmasını sağlayarak, mide
içeriğinin ağız yolu ile boşalmasına yardımcı olan madde
emetofobi :
gre. * emein (kusmak), emetikos (kusma, kusmayla ilgili) + phobia (korkma,
korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kusma
korkusu
emetojenik :
gre. * emein (kusmak), emetikos (kusma, kusmayla ilgili) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kusmaya yol açan, kusturucu
emetrop :
gre. * emmetropos (em (doğru, düzgün) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu,
değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözünde kırma kusuru
olmayan, normal görme yeteneğine sahip kişi
emetropi :
gre. * emmetropia (em (doğru, düzgün) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu,
değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göze paralel gelen
ışınların retina tabakası üzerinde odaklandığı durum; sonsuzluktaki uzaktaki
bir nesnenin gevşemiş bir durumdaki siliyer kas ile keskin bir şekilde
odaklandığı normal 20/20 görme durumu
emevi :
ara. * umayya (Emevi hanedanına adını veren, Kureyş kabilesi mensubu Ümeyye bin
Abdüşems) (umm (anne, ana, asıl, temel, kaynak, önderlik etme, yönelme) + iyya
(küçültme eki) ) * adını Ümeyye b. Abdüşems’ten alan, İslam tarihinde Şam
merkezli olarak hüküm sürmüş Emevîler hanedanına ve bu hanedanla ilgili siyasi,
kültürel ve tarihî yapıya ait olan
emezis :
gre. * emein (kusmak) + isis (isim yapım eki) * kusma
emfasize :
gre * emphainein (göstermek, belirgin kılmak, vurgulamak) (en, em (iç, içine,
içinde) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) ) (gre.); emphasize (ing.) * vurgulamak, önemini belirtmek, öne çıkarmak
emfizem :
gre. * emphyzein (şişirmek, şişme) (en, em (iç, içine, içinde) + physaein
(şişirmek, üflemek, genişletmek) ) * akciğerlerde alveol yapılarının kalıcı
olarak genişlemesi ve hava hapsi ile karakterize kronik hastalık
EMG :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + myos,
mys (kas, adale) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinirlerin ve kasların uyarılması
sonucunda vücutaki kas tepkisinin veya elektriksel aktivitenin ölçüldüğü
nörolojik tetkik
emici :
tür. * em (emmek, içine çekmek) + ici (isim yapım eki) * içine çekici
emicizumab :
lat. * emi (faktör VIII eki) + ci (monoklonal antikor eki) + zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * kanama bozukluğu olan hemofili A hastalarının ve özellikle faktör
VIII inhibitörü gelişmiş hastaların tedavisinde kullanılan bir monoklonal antikor
(C6434H9940K1724O2047S45)
emik :
gre. * en, em (iç, içinde, içeride) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
belirli bir kültürün inançlarına, değerlerine ve uygulamalarına o kültür içinde
yaşayan insanların bakış açısından bakan bir içeriden bakış açısı, içsel bakış
açısı
emilim :
tür. * em (içine çekme) + il (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir
maddenin başka bir madde tarafından içine çekilmesi, geçirilmesi veya
soğurulması, emilme
emin :
ara. * amn ((güven, emniyet), amana (inanmak, güvenmek, emin olmak, itimat
etmek), amina (güvende olmak, emin olmak), iman (güven, inanç) * güvenilir,
güvenli, güvenilir, inanılır, korumalı (immune, immun, immunisé (bağışık)
(ing., fra., alm.) )
emine :
ara. * emin (güvenli, korumalı) + e (dişil eki) * güvenilir kadın; kadın ismi
eminens :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + minere (yükselmek, çıkmak) +
ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer), entia (isim yapım eki) * yükselme,
çıkıntı; saygın, yüksek konumda olan
emir :
ara., tür. * amara (emretmek, yönetmek, buyurmak), amir (emreden, emir veren,
buyuran, buyruk veren, iş veren; erkek ismi) * emir, emretme, iş, buyruk,
buyurma (impériale (emperyal, emirhan, emirgan, buyruk veren, emreden) (ing.,
fra., alm.) )
emirber :
ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) + bar (taşıyan, götüren) * Osmanlı
döneminde devlet veya saray teşkilatında görev yapan emir taşıyan, buyruk
ileten görevli
emirdağ :
ara., tür. * emr (iş, buyruk, talimat) + dağ (yüksek arazi, tepe) *
Afyonkarahisar’ın bir ilçesi
emirgan :
ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) + gan (-cı, yapan, eden eki) * emreden;
ismini İranlı bir asilzade olan Emir Güne Han'dan alan İstanbul'daki bir semt;
Emirgan korusunun IV. Murat tarafından bu kişiye tahsis edilmesine halk tepki
göstermiş ve bu kişiyi "Emir-i Kun" (Göt Emiri) olarak anmıştır.
emirgazi :
ara. * emr (iş; buyruk, talimat) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etme,
yağma, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga
etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (yapan, eden eki) ) * Konya'nın bir ilçesi
emirhan :
ara., far. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan,
reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (far.) * emreden, iş buyuran
emirkulu :
ara., tür. * emr (iş; buyruk, talimat) + gulam (genç, delikanlı, oğlan,
ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) (ara.) + u (iyelik eki)
(tür.) * aldığı emri yapmaya mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle
görevli kimse
emirlik :
ara., tür. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + lik (yer ve durum eki) (tür.) *
bir emirin (yönetici, komutan, prens) yönetiminde olan ülke, bölge veya devlet
emirname :
ara., far. * emr (iş; buyruk, talimat) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale,
belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * emir içeren resmi yazı, buyruk
belgesi
emisyon :
lat. * emittere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mittere (koymak,
salmak) ) + tio (isim yapım eki) * enerji kaynağı olarak kullanılan hidrokarbon
türevi yakıtların, yanma sonrasında is, duman, toz, gaz, buhar, aerosol olarak
havaya salınması; devletçe piyasaya para, pay senedi, tahvil çıkarma
emlak :
ara. * meleke (sahip olmak, hakin olmak , egemen olmak), mulk (sahip ve egemen
olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık; sahip olunan şey, egemenlik
alanı, devlet) * malik olunanlar; taşınmaz mallar, gayrimenkuller; mülkler,
arazi ve binalar
emlemek :
tür. * em (emmek, içine çekmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
ilaç vermek; yaraya merhem sürmek
emma :
ara. * emma (ama, fakat, yalnız, ancak, lakin) * ama, fakat, yalnız, ancak,
lakin
emmare :
ara. * amara (emretmek, buyurmak), emr (iş, talimat, yönerge) * emir veren,
buyuran, buyruk veren, amir, yönlendiren
emmek :
tür. * em (içine çekmek) + mek (fiil mastar eki) * kendine çekmek, içine çekmek
(aimer (sevmek), aimant (mıknatıs) (fra.) )
emmi :
ara. * amm (amca) + i (benim, birinci tekil şahıs iyelik eki) * babamın
kardeşi, amcam
emniyet :
ara. * emin (güvenli, güvenilir, korumalı) + iyet (isim eki) * güvenlik, emin
olma hali (immunity, immunité, Immunität (immunite, bağışıklık, emniyet) (ing.,
fra, alm), amnion, amniotic, amniotique (amnios ile ilgili) (ing., fra.) )
emoji :
jap. * e (resim) + moji (harf, karakter) * duygu veya kavramı küçük bir dijital
resimle ifade eden simge; resimli karakter
emoliyant :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mollis (yumuşak), mollire
(yumuşatmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cilt bakımında
kullanılan nemlendirici veya yumuşatıcı madde
emosyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + motio (movere (hareket etmek,
devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tio (isim yapım eki) ) * duygusal tepki,
duygusal durum, heyecan
emosyonel :
lat. * e, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + motio (movere (hareket
etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tio, tion (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duygulandırıcı, heyecan verici
empagliflozin :
gre., lat. * empa (ön ek) + gliflozin (SGLT2 inhibitörü belirteci) (glykys
(tatlı, şeker) + phloios (çiçerk, ağaç kabuğu) + riza (kök) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) ) * tip 2 diyabetli kişilerde glikoz kontrolünü
iyileştirmek için kullanılan antidiyabetik SGLT2 inhibitörü (Sodyum-glukoz
kotransporter 2 inhibitörü) ilacın etken maddesi (C23H27ClO7)
empati :
gre. * empatheia (fiziksel sevgi veya tutku) (en (iç, içeri, içinde, içinde,
içeride) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum veya
davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirme, eşduyu
empedans :
lat. * impedire (ayağı zincirleme, ayağı hareketsiz kılma) (in (iç, içeri,
içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + pedare (ayak koymak) (pedis
(ayak) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * bir hareketin,
akımın veya işlemin ilerlemesine karşı gösterilen direnç veya engel; elektrik
devresindeki her bileşenin elektrik akımına karşı gösterdiği eşdeğer direnç
empermeabilite :
lat. * impermeabilitas (geçirimsizlik) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + permeare (nüfuz etmek, içinden geçmek) (per (içinden,
boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla,
boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + ibilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım eki) ) * sıvı, gaz veya
başka bir maddenin bir yüzeyden veya maddeden geçmesini engelleyen fiziksel
özellik; geçirimsiz olma durumu
empermeabl :
lat. * impermeabilis (geçirimsizlik) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + permeare (nüfuz etmek, içinden geçmek) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + ibilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) ) * sıvı veya gazın bir madde veya yüzeyden geçmesine
izin vermeyen; su geçirmez, sızdırmaz özellikte olan madde veya malzeme
emperyal :
lat. * imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden; imparatorluğa
ait, imparatorla ilgili) (imperium (buyruk, egemenlik, imparatorluk) (in (iç,
içinden, içine, üstüne, üzerine) + perare (geçmek, hazırlamak, düzenlemek,
yönetmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * imparatorlukla
ilgili, hükmetme ile ilgili, tahakküm ile ilgili; büyük devletlerin başka
ülkeler üzerinde egemenlik kurma ve yayılma politikasıyla ilişkili olan
emperyalist :
lat. * imperialist (etkileme yanlısı, etki eden, tahakkümcü, tahakküm yanlısı)
(imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç,
içinden, içine, üstüne, üzerine) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek,
edinmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, destekçi,
yandaş, yapan, eden) ) * imperialist; impérialiste; Imperialist
emperyalizm :
lat. * imperialismus (tahakkümcülük, hakimiyetçilik, etki etmecilik)
(imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç,
içinden, içine, üstüne, üzerine) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek,
edinmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (gibi olma, ile
ilgili olma) ) * bir devletin başka toplumlar veya ülkeler üzerinde siyasal,
askerî, ekonomik veya kültürel egemenlik kurma politikası; yayılmacılık,
tahakküm kurmacılık
empetraceae :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + petros (kayalık, taşlık) (petra
(taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya
eki) * kuzey yarımkürenin soğuk bölgelerinde ve dağlık alanlarda yetişen, küçük
çalı formundaki Empetrum cinsini, karasüpürgesigilleri veya funda benzeri
çalılık bitkileri kapsayan, iğne yapraklı görünümlü yaprakları ve küçük siyah
meyveleri olan bitki familyası
empirik :
gre. * empeirikos (deneyimle ilgili, gözleme dayalı) (empeiria (deneyim,
tecrübe) ) + en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + peirein (delmek, delip
geçmek; mızrakla vurmak; sınamak, denemek), peira (deneyim, tecrübe) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gözleme, deneyime ve tecrübeye dayanan;
teoriden ziyade uygulama ve gözlemle elde edilen bilgi ve sonuçlara dayalı
olan, deneysel
empirizm :
gre. * empeirismos (deneyimle ilgili, gözleme dayalı) (empeiria (deneyim,
tecrübe) ) + en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + peirein (delmek, delip
geçmek; mızrakla vurmak; sınamak, denemek), peira (deneyim, tecrübe) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilginin kaynağını deneyim ve
gözleme dayandıran, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini
öne süren felsefi görüş
empotans :
lat. * in, im (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
potentia (güçlü olma, kuvvetli olma, kudretli olma, iktidar, kapasiteli olma)
(pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) +
ia (durum eki) ) * güçten yoksun olma, güçsüzlük, kuvvetsizlik, kudretsizlik;
cinsel işlev bozukluğu, iktidarsızlık
empoze :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positus (konmuş) (lat.);
imposé (yüklenmiş, etkilenmiş, telkin edilmiş) (fra.) * zorla kabul ettirilmiş
olan, zorla benimsetilmiş olan, telkin edilmiş olan (poser (koymak) (fra.) )
empozisyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio (koyma) (lat.);
imposition (yükleme, telkin, etkileme, zorlama) (fra.) * zorlama, zorla
benimsetme, telkin etme
empresyon :
lat. * impressio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine,
üstüne) + premere (sıkmak, sıkıştırmak, bastırmak, basmak, baskılamak) + sio
(isim yapım eki) ) * izlenim, etki, kanı, baskı
empresyonist :
lat. * impression (izlenim, etki, kanı, baskı) + ista (yapan, eden eki) *
nesneleri gerçekçi bir şekilde betimlemek yerine ışık, renk ve hareketle
izlenimlerin hızlı bir şekilde yakalanmasına odaklalan sanatçı, izlenimci
empresyonizm :
lat. * impression (izlenim, etki, kanı, baskı) + ismus (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * doğrudan gözlemlenen anlık izlenimlerin, ışık ve
renk etkilerinin ön planda olduğu, nesnel gerçeklikten çok duyumsal algının
önemsendiği sanat akımı, izlenimcilik
emprezaryo :
ita. * imprendere (üstlenmek) (in (iç, üst) + prendere (almak) ), impresario
(impresa (üstlenme) + rio (-cı, yapan, eden eki) ) * faaliyet kazancıtan
belirli bir yüzde karşılığında, bir sanatçının anlaşmalarını ve faaliyetlerini
düzenleyen kimse
emprime :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
premere (sıkmak, baskı yapmak, baskılamak) + prematus (sıkılmış, baskılanmış)
(lat.); imprimé (fra.) * basılmış; bir kumaş üzerine, değişik renkte boya
kullanarak, zemin ve desen basma işlemi
emprovizasyon :
lat. * improvisus (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pro, pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru,
için, lehine, içinde, gerektikçe) + videre (görmek), visus (görüş) + atio (ile
ilgili olma) ) * doğaçlama yapma, hazırlıksız icra, anlık yapılan, irtical
emprovize :
lat. * improvisatus (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pro, pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru,
için, lehine, içinde, gerektikçe) + videre (görmek) + tus (geçmiş zaman ve
sifat yapım eki) ) (lat.); improvisé (doğaçlama) (fra.) * hiç hazırlık
yapmadan, içinden geldiği gibi, doğaçlama, irticalen
emr :
ara. * amara (emretmek, yönetmek, buyurmak), amir (emreden, emir veren,
buyuran, buyruk veren, iş veren; erkek ismi) * iş, emir, komut, buyruk,
talimat, emretme, iş buyurma
emrah :
far. * ham, hem (ile, birlikte, beraber, dahi, -de, aynı) + rah (yol) * yol
arkadaşı, yoldaş, dost; erkek ismi
emraz :
ara. * merad, maraz (hastalık) * hastalıklar, marazlar
emre :
tür. * imre, amra (sevmek, aşık olmak) * amrak, emre (sevgili, aziz) *
barışsever, sakin, sevilen, istenen, sevgili, aşık, seven (aimer (sevmek),
amoureux (aşık, seven) (fra.) )
emre amade :
ara., far. * emr (iş, buyruk, talimat) (ara.) + e (belirtili nesne eki) (tür.)
+ amaden, amay (gelmek, varmak, olmak, hazır olmak) (far.) * talimat almaya
hazır olan, hizmete hazır olan, hizmette olan
emremek :
tür., moğ. * am, em, im (ilaç, ağız, dişilik, işaret) + ra (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * sevmek, amramak, imremek, imrenmek
emretmek :
ara., tür. * emr (iş, buyruk, talimat) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) *
buyurmak, talimat vermek, bir işin yapılması için komut vermek
emrihak :
ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + hakk (gerçek; doğru,
adalet) * hakkın emri, doğrunun buyruğu, gerçeğin emri
emrivaki :
ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + vaki (olan, düşen, konan)
* emri geçerli olan; başkalarının isteği yerine kendi buyruğunu koyan kişi veya
tavır; oldu bitti, olup bitti
emrullah :
ara. * emr (iş, buyruk, talimat) + i (tamlama eki) + Allah (el (ön ek) + ilah
(tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah’ın emri
ems :
ara. * ems (bugünden bir önceki gün, dün) * içinde bulunulan günden bir önceki
24 saatlik zaman dilimi, dünkü gün, dün, bir önceki gün; yakın geçmiş
emsal :
ara. * misal (örnek, denk, benzer) * örnekler, denkler, benzerler, misaller
emsal değer :
ara. * misal (örnek, denk, benzer) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal
nicelik, paha, fiyat) * benzer özelliklere sahip diğer gayrimenkullerin piyasa
değerini belirlemek için kullanılan terim
emşac :
ara. * meşece (karışmak, karışım halini almak), meşc (birbirine karışmış,
karışık) * karışımlar, birbirine karışmış, çeşitli maddelerden oluşan karışım
emtansin :
lat. * maytansin (Doğu Afrika'da yetişen ve bitkisel bir köken olan Maytenus
ovatus bitkisinden izole edilen çok güçlü tümör öldürücü madde C34H46ClN3O10) *
HER2-pozitif meme kanseri tedavisinde ve ve özellikle ado-trastuzumab emtansine
(T-DM1) gibi antikor-ilaç konjugatlarında sitotoksik yük olarak kullanılan,
maytansinden türetilmiş, sağlıklı hücrelere zarar vermeden doğrudan kanserli
hücreleri hedef almak üzere tasarlanmış hedefe yönelik güçlü bir mikrotübül
inhibitörü olan ilaç-antikor konjugatı (C47H61ClN4O10S)
emtar :
ara. * emtara, matara (yağmak, dökülmek), matar (yağmur, yağış) * yağmurlar,
yağışlar
emtia :
ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, tüccar malı) * ticaret malları
emtrisitabin :
lat., gre. * emtri (ön ek) + citabine (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + bine (nükleotid türevi) ) * HIV enfeksiyonunun önlenmesi ve
tedavisi için bir nükleosid reverse (ters) transkriptaz inhibitörü (NRTI)
(C8H10FN3O3S)
emu :
lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) * Avustralya'ya özgü, uçamayan, uzun
bacaklı ve uzun boyunlu, devekuşlarıyla aynı grupta yer alan, Dromaiidae
familyasına bağlı büyük koşucu kuş cinsi
emuidae :
lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Avustralya'nın büyük, uçamayan, uzun bacaklı ve hızlı koşabilen kuşlarını
kapsayan, günümüzde Dromaius cinsiyle temsil edilen koşucu kuş familyası
emuinae :
lat. * emu (büyük Avustralya kuşu adı) + inae (-giller, hayvan familyası eki) *
uzun bacaklı, güçlü koşucu yapıya sahip, uçamayan emuları kapsayan ve
Dromaiidae familyası içinde yer alan kuş alt familyası
emülgatör :
lat. * emulgere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mulgere (sağmak) )
+ tor (-cı, yapan, eden eki) * yağ ve su gibi karışmayan iki maddenin birbiri
içinde homojen bir hale gelebilmesi için dışardan ilave edilen maddeler
emülsifikasyon :
lat. * emulgere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mulgere (sağmak) )
+ sio (isim yapım eki) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra
etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla karışmayan
sıvının (örneğin, su ve yağ) bir arada homojen bir şekilde dağılmasını sağlayan
işlem
emülsiyon :
lat. * emulgere (ex (dış, dısarı) + mulgere (sağmak) + sio (isim yapım eki) *
birbiri içinde çözünmeyen iki sıvının karışımı
emvac :
ara. * mevc (dalga) * dalgalar
emval :
ara. * mal (para, kıymetli şey, varlık, servet) * bir kimsenin veya bir tüzel
kişiliğin sahibi bulunduğu taşınır veya taşınmaz varlıkların tümünün genel
ismi, mallar, paralar
emvat :
ara. * meyyit (ölü, ölmüş) * meyyitler, ölüler, ölmüşler
emydidae :
gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tatlısu ve yarı sucul ortamlarda yaşayan,
kabukları iyi gelişmiş, ayakları yüzmeye uyum sağlamış ve kaplumbağaları
kapsayan Testudines takımına bağlı sürüngen familyası
emydinae :
gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt
familyası eki) (lat.) * tatlısu ve yarı sucul yaşam biçimine uyum sağlamış,
kabuk yapıları ve yüzmeye elverişli uzuvlarıyla tanınan, Emydidae familyasına
bağlı kaplumbağa alt familyası
emydoidea :
gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlısu ve karasal yaşam
gösteren, kabuklu sürüngenleri kapsayan ve Emydidae gibi kaplumbağa
familyalarını içine alan Testudines takımına bağlı üst familya grubu
emydoidea blandingi :
gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) + blandingii (Amerikalı doğa
bilimci William Blanding'in soyadından) (lat.) * Blanding kaplumbağası olarak
bilinen, Kuzey Amerika'nın tatlısu ve sulak alanlarında yaşayan, siyah kubbemsi
kabuğu üzerinde sarı benekleri ve parlak sarı boğazı ile tanınan, Emydidae
familyasına bağlı yarı sucul kaplumbağa türü.
emydoidea melanopleura :
gre., lat. * emys (tatlısu kaplumbağası) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) + melanopleura (siyah
yanlı, kara yan taraflı) (melas, melanos (siyah, kara, koyu renkli) + pleura
(yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) )
(gre.) * Emydoidea cinsine ait, koyu renkli yan yüzleriyle adlandırılmış olan
bir tatlı su fosil kaplumbağa türü
emzik :
tür. * emzük (emdirmek, emzirmek) (em (emmek, içine çekmek) + zük (isim yapım
eki) ) * bebeklerin süt içebilmesi için şişenin veya biberonun ağzına geçirilen
veya onları oyalamak için ağızlarına verilen kauçuk meme
emzirmek :
tür. * em (emmek, içine çekmek) + zir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* bebeğin memeden veya biberondan süt emmesini sağlamak
en :
ara. * en (diye, -mesi, -meye) * diye, -mesi, -meye (en yekune (olsun diye) )
en :
tür. * en (genişlik) * bir yüzeyin veya cismin yatay düzlemdeki iki kenarı
arasındaki mesafeyi ifade eden boyut, genişlik
en :
tür. * en (ilk, ön, baş; pekiştirme ön eki) * ilk, ön, baş, olabilecek durumun
alt veya üst sınırı
en caul :
fra., lat. * en (içinde, -de/-da, olarak) (fra.) + cucullus (kapüşon, başlık,
baş örtüsü) (lat.); caul (cenin zarı, doğum zarı) (ing.) * bebeğin doğum
sırasında yırtılması gereken amniyotik kesenin (bebeğin içinde yüzdüğü su
kesesinin) bozulmadan, tamamen bebeğin etrafını kaplayacak şekilde doğması
durumu
enalapril :
lat. * enal (ön ek) + april (ACE (Angiotensin Converting Enzyme) inhibitörü
eki) * yüksek tansiyon, diyabetik böbrek hastalığı ve kalp yetmezliğini tedavi
etmek için kullanılan bir ACE inhibitörü ilacın etken maddesi (C20H28N2O5)
en'am :
ara. * navm, nama (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, can taşımak; uyumak) *
canlılar, mahluklar, yaratıklar, hayvanlar, insanlar; deve, sığır, koyun gibi
hayvanlar; Kur'an'ın altıncı suresinin ismi
enam :
ara. * navm, nama (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, can taşımak; uyumak),
naam (hayvan, dört ayaklı hayvan, evcil hayvan, davar) * hayvanlar,
yaratılmışlar, canlı mahlukat (animal (hayvan) (ing., fra.), animate, animer
(canlandırmak) (ing., fra.) )
ename :
ara. * nama (uyumak), nevm (uyku) * uyuşturmak (benumb (uyuşturmak) (ing.) )
enamel :
lat. * smaltum (cam benzeri parlak madde) * genellikle kobalt oksit ile
renklendirilmiş, toz haline getirilmiş özel bir cam pigmenti, koyu mavi, camsı
emaye, mine
enamil :
ara. * enmele (parmak ucu) * parmak uçları
enaniyet :
ara. * ene (ben) + iyet (durum eki) * bencillik, hodkamlık, gurur, kibir,
kendini yüceltme
enantem :
gre. * en (iç, içinde, içeri) + anthos (çiçek) + ema (usim yapım eki) * viral
enfeksiyon nedeniyle ağız içi, boğaz, genital veya diğer mukozal zarlarda
görülen döküntü veya kızarıklık
enantematöz :
gre. * en (iç, içinde, içeri) + anthos (çiçek) + ema (gibi, ile ilgili) (gre.)
+ osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * enantem ile ilgili olan, mukoza
zarında döküntü veya kızarıklık içeren
enantioselektif :
gre., lat. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) +
antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) (gre.) + selectivus (selectus
(seçilmiş, ayıklanmış, ayrılmış, tercih edilmiş) (seligere (seçmek, ayırmak,
tercih etmek, ayıklamak) (se (olumsuzluk, ayrı, öte anlamı veren ön ek) +
legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * iki enantiyomerden yalnızca birini veya birini
diğerine göre belirgin biçimde tercih ederek oluşturan, dönüştüren veya tanıyan
kimyasal tepkime, katalizör veya süreçlerle ilgili
enantiostili :
gre., lat. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) +
antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi
organ) * bir bitki türünde dişicik borusunun (boyuncuğun) çiçeğin sağ veya sol
tarafına yönelmiş olduğu, buna karşılık erkek organların karşı tarafa
yerleştiği çiçek yapısı
enantiyomer :
gre. * enantios (karşıt, zıt, ters, aksi) (en (iç, içinde, içeri) + antios,
anti (zıt, karşıt, ters, aksi) ) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) *
birbirinin ayna görüntüsü olan ama üst üste çakışamayan (süperpoze olmayan) iki
stereoizomer molekül
enar :
ara. * enar (nar, ateş) * nar (ateş) kelimesinin eski metinlerde rastlanan asıl
şekli
enasyon :
lat. * ex (dış, dışında, dışarıda, hariç, haricinde, ötesinde) + natio (nasci
(doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio (isim yapım eki) ) * bitki
organlarının yüzeyinde damar dokusu içermeyen, küçük yaprak veya çıkıntı
görünümünde gelişen epidermal uzantı
enayi :
gre., ara. * anoia (ahmaklık, aptallık, budalalık), anoi (ahmak, budala)
(gre.); ene (ben) + ayi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * ahmak,
budala, aptal; benci, kendini beğenen, narsisist, kibirli (annoy, ennuyer
(rahatsız etmek, canını sıkmak, taciz etmek) (ing., fra.) )
enberi :
ara. * en (pek, hepsinden çok) + beri (yakın) * çiftyıldızlarda, çiftyıldızı
oluşturanların kütle merkezine göre çizdikleri elips yörüngede, kütle
merkezinin bulunduğu odağa en yakın nokta
enbiya :
ara. * nebe (haber), nebi (haberci, peygamber) * haberciler, peygamberler; Kur'an'ın
21. suresinin ismi
encam :
ara. * encama (tamamlamak, sona erdirmek) * son, sonuç, nihayet, netice, akıbet
encek :
tür. * enik, enük (hayvan yavrusu) + cek, cik (küçültme ve sevimlikik eki) *
küçük, minik, ufacık; kedi, köpek gibi yırtıcı veya memeli hayvanların yavrusu
(özellikle köpek yavrusu); çocuk, haşarı çocuk
enceladus :
gre., lat. * Enkelados (Yunan mitolojisinde devlerden biri; Athena tarafından
Etna Dağı'nın altına gömüldüğüne ve yer altındaki hareketleriyle depremlere
neden olduğuna inanılan Gigant) (enkeleuo, enkeleiein (seslenmek, teşvik etmek,
bağırmak, haykırmak) + ados (isim yapım eki) ) (gre.) + us (eril isim yapım
eki) (lat.) * Satürn'ün altıncı büyük uydusu; buzla kaplı yüzeyi, güney
kutbundan uzaya püskürttüğü su buharı ve buz parçacıkları ile yüzey altı sıvı
su okyanusuna sahip olduğu düşünülen doğal uydu
encephalartos :
gre. * enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale,
kephalos (kafa, baş) ) + artos (ekmek) * nişastalı gövdesi nedeniyle “beyin
ekmeği” anlamı taşıyan, ilkel açık tohumlu, Zamiaceae familyasından bir bitki
cinsi
encephalartosaceae :
gre. * enkephalos (beyin) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale,
kephalos (kafa, baş) ) + artos (ekmek) (gre.) + aceae (-giller, bitki famliyası
eki) (lat.) * gövdelerindeki nişastalı öz dokusu nedeniyle "ekmek"
elde edilmesiyle tanınan, palmiyeyi andıran görünüşe sahip, çoğunlukla
Afrika'da yetişen sikatları kapsayan bitki familyası
enchytraeidae :
gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç,
içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta ve tatlı sularda yaşayan,
küçük, beyaz renkli, halkalı yapılarıyla tanınan ve organik maddelerin ayrışmasında
önemli rol oynayan az kıllı solucanları kapsayan Annelida şubesi familyası
enchytraeinae :
gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç,
içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta ve tatlı sularda
yaşayan, küçük, beyaz renkli, organik maddelerin ayrışmasına katkıda bulunan az
kıllı solucanları kapsayan Enchytraeidae familyasına bağlı alt familya
enchytraeus :
gre., lat. * enkhytra (toprakta yaşayan küçük kurt; kap, çömlek) (en (iç,
içeri, içinde, içine, içinde) + khytra (çömlek, kap) ) (gre.) + us (isim yapım
eki) (lat.) * çoğunlukla toprakta yaşayan, ince yapılı, beyaz renkli, organik
maddelerin ayrışmasında önemli rol oynayan, Enchytraeidae familyasının tip
cinsini oluşturan halkalı solucan cinsi
encik :
tür. * enik, enük (hayvan yavrusu) + cek, cik (küçültme ve sevimlikik eki) *
küçük, minik, ufacık; kedi, köpek gibi yırtıcı veya memeli hayvanların yavrusu
(özellikle köpek yavrusu); çocuk, haşarı çocuk
encke boşluğu :
alm. * Encke (Alman gökbilimci Johann Franz Encke'nin soyadından) (alm.) + boş
(serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan) + luk (isim yapım
eki) + u (iyelik eki) (tür.) * Satürn'ün A halkası içinde yer alan, küçük
uydusu Pan tarafından açılıp korunan dar halka boşluğu
encke kuyruklu yıldızı :
alm., tür. * Encke (Alman gökbilimci Johann Franz Encke'nin soyadından) (alm.)
+ kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan
oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + lu (sahibi, ile,
birlikte, beraber) + yıldız (ısı ve ışık kaynağı olan gök cismi) (tür.) * Güneş
çevresindeki dolanım süresi yaklaşık 3,3 yıl olan, bilinen en kısa dönemli
kuyruklu yıldızlardan biri
encryption :
lat., gre. * en (iç, içine) (lat.) + kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek),
kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * verinin
yetkisiz erişime karşı matematiksel yöntemlerle korunması süreci
encümen :
far. * ancuman, encumen (toplantı, meclis, heyet, dernek); hemcemen (hem
(birlikte, beraber) + cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem
(toplama, bir araya getirme, birleşme) + en (gibi olarak) ) (far., ave.) *
cemiyet, şura, meclis, komisyon, komite
end :
ing. * end (son, bitiş, bitim, tamamlanma, nihayet, finiş) * son, bitiş, bitim,
tamamlanma, nihayet, finiş
endad :
ara. * nidd (benzer, misil) * benzerler, misiller, emsaller, şerikler, eşler
endam :
far. * endam (vücut, beden, görünüş; eklem, uzuv, organ) * beden, vücut;
vücudun orantısı, vücudun görünüşü; letafet, intizam, üslub
endarterektomi :
gre. * endon (iç, içinde) + arteria, artiria (damar, boru, hat) (airein
(yetiştirmek, yükseltmek, beslemek, büyütmek) + teria (isim yapım eki) ) *
ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) )
endaural :
gre. * endon (iç, içeri, içinde, içsel, içeride) + aura (esinti, hava) (gre.);
auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dış kulak
kanalının iç bölümüne ait olan, bu kısmı ilgilendiren, iç kulak ile ilgili
endaze :
far. * andaza, endaze (ölçü, oran; bir adımlık uzunluk ölçüsü) (handaç (bir
araya getirmek, kıyaslamak; ölçmek) + a, ag (isim yapım eki) * eskiden
kullanılan, altmış beş santimetre boyunda bir uzunluk ölçüsü
endeks :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
dicere (söylemek, demek), dex (söyleyiş, deyiş) * bir şeyi işaret eden
gösterge; dizin, tablo veya listelerde yönlendirme işareti; parmak; içerisinde
belirli hisse senetlerini bulunduran, bu hisse senetlerinin farklı ağırlıklarla
hesaplanması sonucu bulunan değer
endemi :
gre. * endemia (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + demos (halk; bölge) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bulaşıcı hastalığa sebep olan bir
virüsün dışarıdan herhangi bir etki olmadan belli bir popülasyonda varlığını
sürdürebilmesi durumu
endemik :
gre. * endemikos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + demos (halk; bölge)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); endemicus (lat.) * bir toplum
veya grup insana sınırlı olarak görülen; sürekli olarak bir bölgede olan
hastalık
ender :
ara. * nadir (seyrek, sık olmayan) * daha nadir, en nadir, en seyrek
endergonik :
gre. * endo (iç, içeri) + ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sisteme enerjinin girdiği, sistemdeki serbest enerjinin pozitif
(0'dan büyük) olduğu reaksiyon
enderun :
far. * endar (iç, içeri, içinde, içeride, iç kısmında, iç tarafta) + un (taraf,
yön) * içsel, içe yönelik; Osmanlı sarayında padişahın özel dairesi ve saray
hizmetkarları ile yetiştirilen devlet görevlilerinin bulunduğu iç bölüm; saray
içi eğitim ve idare merkezi (interne (içsel), interieur (iç) (fra.) )
endikasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
dicare (bildirmek, belirtmek) + tio (isim yapım eki) * belirti, gösterge,
işaret; tıpta bir ilaç, tedavi veya cerrahi girişimin uygulanmasını gerektiren
durum; bir tıbbi işlemin yapılmasının klinik olarak uygun ve gerekli olduğunu
gösteren hastalık, belirti veya koşul
endikatör :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
dicare (bildirmek, belirtmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir şeyin
varlığına, niteliğine veya sonucuna ilişkin bilgi veren somut veya soyut unsur,
belirteç, gösterge
endike :
lat., fra. * indicatus (bildirilmiş, belirtilmiş) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare (bildirmek, belirtmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); indiqué (fra.) * belirtilmiş,
bildirilmiş, belirmiş; belirli bir testin, ilacın, prosedürün veya ameliyatın
kullanılması için geçerli; ilaç tedavisinin gerekliliğini ve tedavinin işe
yaradığını belirten terim
endiol :
lat. * en (çift bağlı alken grubu) + di (iki, ikili, çift) + ol (alkol grubu
(-OH) eki) * karbon çift bağının (C=C) her iki karbon atomuna bir hidroksil
grubu bağlı olan bir alken enol; molekül yapısında iki hidroksil (-OH) grubunun
çift bağ içeren karbon iskeleti üzerinde bulunduğu, yani çift bağa yakın iki
alkol grubunun varlığıyla karakterize edilen organik bileşik türü
endirekt :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + directus (doğru, düz,
düzgün, yönlendirilmiş) (dis (-sız, yok, değil, ayrı, uzak) + regere
(doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek),
rectus (doğrultulmuş, hükmedilmiş, rehberlik edilmiş, yönlendirilmiş) ) *
dolaylı, doğrudan olmayan, direkt olmayan
endişe :
far * endeşa, endişe (düşünce, vesvese) * kaygı, tasa (inducere, induce,
induire (meydana getirmek, ortaya çıkarmak, doğurmak) (lat., ing., fra.) )
endivia :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + theos (ilah, tanrı) * tanrıda,
tanrı ilham verdi; papatyagiller (Asteraceae) familyasından, sebze olarak
yararlanılan bir yıllık bitki türü, cichorium endivia, hindiba
endobronşial :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + bronkhos (soluk
borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları; boğaz,
soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
bronşların içi ile ilgili
endoderm :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + derma, dermat, dermatos (deri,
cilt, ten) * insan embriyosunun gastrulasyon evresi sırasında meydana gelen
deri tabakalarından olan ektoderm, endoderm ve mezoderm tabakalarından biri
olan ortadaki tabaka
endodermis :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + derma (cilt, deri, ten, örtü,
kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + is (isim yapım eki) * bitki kök
ve gövdelerinde iletim dokusunu çevreleyen, su ve mineral maddelerin geçişini
seçici olarak düzenleyen en iç kabuk tabakası
endodonti :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + odous (diş), odontos (diş ile
ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * diş minesi, dentin ve diş pulpasının
incelenmesi ve tedavisi ile ilgili diş hekimliği uzmanlık alanı
endodontist :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + odont, donti (diş) + ista (-cı,
destekçi, yandaş, yapan, eden eki) * endodonti uzmanı
endofazya :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + phainein (parlamak, ışıldamak,
ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, görünme,
ortaya çıkma, tezahür etme, belirme, evre) * kişinin dışa ses çıkarmadan,
yalnızca zihinsel olarak konuşur gibi dil üretmesi (iç konuşma, “inner speech”)
durumu
endoftalmi :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ophthalmos (göz, göz çukuru)
(oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda,
odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gözün iç kısmında bulunan
yapılarla ilgili
endogami :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gamos, gamia (eşlilik,
evlilik) * gelenek veya yasa gereği belirli bir grup içinde evlilik, iç evlilik
endogen :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * içsel, iç kaynaklı;
vücudun içsel süreçleriyle ilgili
endojen :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * içsel, iç kaynaklı;
vücudun içsel süreçleriyle ilgili
endojen depresyon :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) +
depressus (aşağı bastırılmış, baskılanmış, çökertilmiş, alçaltılmış, düzleşmiş)
(de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere,
primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus
(basılmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.); dépression (fra.) * haftalar veya
aylar süren üzüntü veya düşük ruh hali dönemi ile karakterize bir sendrom
endokardit :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kardia (yürek, kalp) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * endokardiyum
olarak bilinen kalp kapakçıkları ve kalp odacıkları astarının mikrobik bir
enfeksiyon nedeniyle iltihaplanması
endokardiyum :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kardia (yürek, kalp)
(gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * kalp kapakçıkları ve kalp odacıklarının
epitel astarı
endokarp :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + karpos (meyve, tohum) * meyve
duvarının (perikarpın) en iç tabakasını oluşturan, tohumu doğrudan çevreleyen
ve bazı meyvelerde sert çekirdeği meydana getiren doku
endokrin :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek,
salgılamak) * hormonları doğrudan kana salgılayan bezlerle ilgili; iç salgı
bezleriyle bağlantılı; iç salgı
endokrinolog :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) +
logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * iç salgı uzmanı, endokrin uzmanı
endokrinoloji :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan vücudundaki iç salgıları
inceleyen bilim dalı
endokrinolojik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * endokrinoloji ile ilgili
endokrinopati :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + krinein (elemek, serpmek) +
patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * iç salgı bezlerinde oluşan rahatsızlıkları inceleyen bilim dalı
endoktrinasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
docere (öğretmek, bilgilendirmek), doctrinare (doctrina (öğreti, bilgi) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * belli bir fikir, inanç veya öğretiyi
yoğun ve sistemli biçimde benimsetme; telkin yoluyla öğretme; katiyen eleştiri
ve tartışma kabul etmeyen bir öğreti biçimi
endoleak :
gre., ing. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + leak (sızma,
sızıntı) (ing.) * endovasküler anevrizma onarımı (EVAR) prosedürünü takiben
anevrizma kesesi içinde kan akışının devam etmesi; bir endovasküler tedavi
sonrasında, damar içinde yer alan endoluminal stent veya benzeri cihazın
çevresinde meydana gelen, dışarıya doğru kan sızması (sızıntı)
endolitik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + lysis (gevşeme, çözülme,
çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest
bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içsel yıkımla ilgili, içsel parçalanmayla
ilgili; bir hücrenin veya bir organizmanın içinde meydana gelen yıkıcı süreç
endometriozis :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * rahim içini kapsayan endometrium
tabakasının rahmin dışındaki başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve
ağrılı seyreden bir hastalık
endometrit :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * rahim iç zarı
iltihabı
endometritis :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * uterusun iç
tabakası olan endometriumun enfeksiyon veya irritasyona bağlı olarak
iltihaplanmasıyla ortaya çıkan, alt karın ağrısı, ateş, anormal vajinal akıntı
ve hassasiyet gibi belirtilerle seyreden, akut veya kronik olabilen jinekolojik
hastalık
endometrium :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus)
(gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterusun) iç yüzeyini döşeyen,
adet döngüsü boyunca hormonal uyarılarla kalınlaşıp dökülen ve döllenmiş
yumurtanın yerleşmesine uygun ortam sağlayan mukozal tabaka
endometriyal :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * endometrium ile ilgili, rahim
iç zarına ilişkin
endometriyozis :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * rahim içini kapsayan endometrium
tabakasının rahmin dışındaki başka bir bölgede büyümesi sonucu gelişen ve
ağrılı seyreden bir hastalık
endometriyum :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + metra (rahim, uterus)
(gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterusun) iç yüzeyini döşeyen,
adet döngüsü boyunca hormonal uyarılarla kalınlaşıp dökülen ve döllenmiş
yumurtanın yerleşmesine uygun ortam sağlayan mukozal tabaka
endomorf :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) * geniş bel ve geniş kemiklere sahip insanları tanımlayan tıbbi
kategori
endomorfizm :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücut
yapısının içe dönük, yuvarlak hatlı ve yağlı doku ağırlıklı olma özelliği;
beden tipolojisinde bir kategori; matematikte bir vektör uzayından kendisine
giden doğrusal dönüşüm, iç başkalaşım
endonezya :
gre. * Indonesia (Hindistan adaları) (Indos (nehir, su; Sindhu, Hindistan) +
nesos (ada) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Hint ve Pasifik
okyanusları arasında, Güneydoğu Asya ve Okyanusya'da toprakları bulunan ve 17
binden fazla adadan oluşan ülke
endonim :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + onyma (isim, ad) * belirli bir
yerin veya etnik grubun insanlarının kendilerini veya memleketlerini tanımlamak
için kullandıkları isim
endonöryum :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + neuron (sinir, lif, kiriş,
tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çevresel sinir
sistemindeki her miyelinli sinir lifinin miyelin kılıfının etrafında yer alan
hassas bir bağ doku tabakası
endoparazit :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) * konak
canlının vücudu içinde, doku, organ veya boşluklarında yaşayarak beslenen
parazit
endopelvik :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + pelvis (leğen; insan
vücudunda kalça bölgesinde bulunan, iç organları destekleyen kemik yapısı,
leğen kemiği) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * pelvik
bölge içinde, pelvik bölgede bulunan, leğen kemiği içinde yer alan
endopeptidaz :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + peptidio (pepton, peptos
(pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * protein ve polipeptid zincirlerinin
iç kısmındaki peptid bağlarını hidroliz ederek parçalayan enzimleri ifade eden
biyokimyasal terimdir; sindirim ve hücresel protein yıkımında görev alan
proteaz grubuna ait enzim
endoplazma :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak
bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri
bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form
vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) *
hücre sitoplazmasının iç, daha akışkan olmayan veya granüller bakımından daha
zengin bölümü, hücrenin iç plazması
endoplazmik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * hücrenin iç plazmasıyla (endoplazmasıyla) ilgili
veya ona ait olan
endoplazmik retikulum :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş, resim, figür) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) +
reticulum (küçük şebeke, küçük ağ) (rete (şebeke, ağ) + culum (küçültme eki) )
(lat.) * hücrede bulunan ve membran proteinlerinin veya bir membran içinden
geçerek (hücre dışına veya membran çevrili bir organelin içine) salgılanacak
olan proteinlerin çevrimi, katlanması ve taşınması; kalsiyum depolanması; ve
lipit ve makromoleküllerin depolanması gibi işlevleri olan veziküller, tüpler
ve sisternalardan oluşmuş bir organel
endoreik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + rhein (akmak, yağmak,
dökülmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içe akışlı; dışa akışı
olmayan, suyunu dış sistemlere (okyanus, deniz) boşaltmayan havza veya göl;
kapalı su sistemi, kapalı havza
endorfin :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + morphos, morphe (şekil,
biçim; uyku) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * vücut tarafından,
ağrı veya stres durumunda salgılanan hormon (morpheus (Yunan mitolojisinde uyku
ve rüya tanrısı) (gre.) )
endoserviks :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + cervix (boyun;
rahmin boyun kısmı) (lat.) * serviksin iç kısmı, rahim boynunun iç yüzeyi,
rahim ağzının iç kısmında bulunan
endosimbiyoz :
gre. * endo (iç, içinde, içeride) + symbiosis (birlikte yaşama) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + osis
(isim yapım ve durum eki) ) * bir organizmanın diğer bir organizmanın içinde yaşaması
ve genellikle karşılıklı fayda sağlayacak şekilde simbiyotik ilişki kurması
durumu
endositik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kytos (hücre, göze, odacık,
boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir hücrenin dış
ortamdan molekül veya parçacıkları içine alması süreci ile ilgili
endositoz :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kytos (barındıran, odacık,
hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * bir hücrenin dış ortamdan molekül veya parçacıkları içine
alması süreci; hücrelerin zarından geçemeyecek kadar büyük olan maddelerin
içeri alınma şekli
endoskeleton :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skeletos (kurumuş, etleri
alınmış) (skellein (kurutmak, etinden sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat
yapım eki) ) (gre.); skeleton (vücudu oluşturan kemik yapısı, iskelet) (ing.) *
vücudun içinde yer alan, kas ve diğer dokulara destek sağlayan, kemik veya
kıkırdaktan oluşan iç iskelet sistemi
endoskop :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış,
hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * vücut boşluklarını veya
iç organları doğrudan görüntülemek için kullanılan, ince, esnek veya sert tüp
şeklinde bir tıbbi cihaz
endoskopi :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme,
gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef,
amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * iç organların detaylı bir şekilde incelenmesi işlemi
endoskopik üçüncü
ventrikülostomi : gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde,
içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem,
gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + üç (ikiden sonraki sayı) + üncü (sıra eki)
(tür.) + ventricula (karıncık) (venter (karın) + cula (küçültme eki) ) (lat.) +
stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * şant olmaksızın, beyin omurilik sıvısının
dolaşım yollarındaki tıkanıklığın açılması (aquoduktoplasti) veya yeni yol
oluşturulması (ventrikülostomi) yöntemi
endosonografi :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + sonus (ses) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * endoskopun içine yerleştirilmiş bir ultrason probunun
kullanılması yoluyla mide, bağırsak, karaciğer, pankreas gibi iç organların
yapısının ve olası anormalliklerin detaylı bir şekilde incelenmesi
endosperm :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, saçmak),
sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * çiçekli bitkinin tohumlarında
bulunan bir besin dokusu, besidoku
endospor :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) *
bazı bakteri ve mantarlarda hücre içinde oluşan, elverişsiz çevre koşullarına
dayanıklı üreme veya direnç yapısı
endospori : gre.
* endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) +
eia (isim yapım ve durum eki) * sporların hücre içinde oluşması veya bir
organizmanın iç spor oluşturarak üremesi özelliği; özellikle algler, mantarlar
ve bazı bitkilerde görülen sporlanma biçimi
endosteal :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kemik içi ile ilgili
endosteal fibrozis :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman,
bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
kemiklerin iç yüzeylerinde (endosteum) anormal şekilde lifli bağ dokusu oluşumu
endosteum :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + osteon (kemik) (gre.) + um
(son ek) (lat.) * uzun kemiklerin medüller boşluğunu oluşturan kemik dokusunun
iç yüzeyini kaplayan ince bir bağ dokusu damar zarı
endotel :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun,
uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) * iç yüzey hücre örtüsü; damarların ve lenf
damarlarının iç yüzeyini döşeyen tek katlı yassı hücrelerden oluşan tabaka
endotelial :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * endotel ile ilgili
endotelin :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun,
uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) + ine (kimyasal bileşik eki) * 21 amino
asitten oluşan vazokonstriktör (kan damarlarını daraltarak (sıkılaştırarak) kan
basıncını düzenlemeye yardımcı olan bir peptid
endotelyal :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * endotel ile ilgili
endotelyum :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.)
* damarların iç yüzeyini kaplayan ve damar tonusunu veya atardamarların
açılmasını (genişlemesini) ve kapanmasını (daralmasını) kontrol eden maddeler
salgılayan tabaka
endotermik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı formunda enerji yutan reaksiyon veya
işlem; ısı alan
endotoksin :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + toxikon (ok zehiri)
(toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon
(zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücre içinde bulunan zehirli madde; gram
negatif bakterilerin hücre duvarında bulunan ve bakteriler öldüğünde salınan
toksik lipopolisakkarit (LPS) yapılar
endotrakeal :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + trakhys (pürüzlü,
pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı), trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı,
kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı;
nefes borusu, soluk borusu) içi ile ilgili, trakea içine yerleştirilen
endovasküler :
gre., lat. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + vasculum (küçük
kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * damar içi, damar içinde; damarlar içinde
yapılan, genellikle minimal invaziv tekniklerle gerçekleştirilen işlemler
endozom :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + soma (vücut, gövde, cisim,
beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücre içinde bulunan iç
kesecik
endurans :
lat. * indurare (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + (durare (sürmek,
devam etmek, daim olmak) (dur, dura (sert, sağlam, dayanıklı) + are (fiil mastar
eki) ) + entia (isim yapım eki) * zorluklara, acıya veya uzun süren zorlayıcı
koşullara karşı fiziksel veya zihinsel dayanıklılık ve katlanabilme gücü
endurolojik :
gre. * endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) (gre.) + ouron (idrar, sidik,
çiş) (gre.); urina (idrar) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * idrar yolu ve ürolojik
organların içsel, minimal invaziv tedavi yöntemleri ile ilgili
endüklemek :
lat., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) (lat.) + le (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyin oluşumunu sağlamak, bir şeyi başlatmak
veya harekete geçirmek; bir hücrede veya organizmada belirli bir biyolojik
sürecin veya reaksiyonun başlatılması; bir elektriksel alanın etkisiyle
elektrik yüklerinin hareketini başlatmak
endüksiyon :
lat. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) ) * bir
etki, neden veya güç aracılığıyla bir sonucu veya hareketi başlatma, teşvik etme;
öğreti veya prensipleri örneklerle açıklayarak genel bir sonuca varma yöntemi;
bir manyetik alanın bir iletken telde elektrik akımı oluşturması veya bir
değişken manyetik alanın elektrik alanı oluşturması, elektromanyetik indüksiyon
endüksiyon akımı : lat.,
gre., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) + akım (sıvının hareket ederek ilerlemesi) + ı (iyelik eki) (tür.) *
manyetik alan değişimi sonucu bir iletkende oluşan elektrik akımı
endüksiyon bobini :
lat., fra., tür. * inductio (in (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) + bobine (sargı, makara) (fra.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir tel
sarımından elektrik akımının geçirilmesiyle manyetik alan oluşturmayı sağlayan
elektrik devresi; benzinli motorlarda silindir içinde sıkıştırılan hava-yakıt
karışımının ateşlenmesi için kullanılan, akümülatörün ürettiği 12 voltluk
elektriksel potansiyel farkını 12000 volta çıkaran mekanik parça
endüktif :
lat. * inducere (yol açmak, sebep olmak) (in (iç, içeri, içinde, içinde,
içeride) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak), ductus (kanal, yol, kemer, yönlendirme) ) + ivus
(ile ilgili, -a ait) * belirli gözlemlerden veya örneklerden genel bir sonuca
ulaşmayı sağlayan, tümevarıma dayalı; elektrik devrelerinde manyetik alan
oluşturarak enerjiyi depolayan ve akımdaki değişimlere karşı koyan (bobin
etkisi gösteren)
endülüs :
ara., alm. * el (önek, artikel) (ara) + vandalus (Vandalların ülkesi) (vandali
(gezgin, dolaşan; su kenarında yaşayan) (alm.) + us (isim yapım eki) (lat.) ) *
İspanya'nın güneyinde, İber Yarımadası’ndaki Müslüman hakimiyetini tanımlayan
isim ve özerk bölgenin ismi
endürasyon :
lat. * en (fiil öneki) + durare (sürmek, devam etmek, daim olmak) (dur, dura
(sert, sağlam, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
sertleşme, katılaşma; dokuda oluşan sertleşme veya katılaşma durumu
endüstri :
gre., lat. * industria (çalışkanlık, faaliyet, gayret) (endo, indu (iç, içeri,
içinde) (gre.) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst
üste koyarak yığmak, düzenlemek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * hamaratlık,
gayret, çaba; sanayi, üretim
endüstriyel :
gre., lat. * industrialis (çalışkanlıkla ilgili, faaliyetle ilgili, gayretle
ilgili) (endo, indu (iç, içeri, içinde) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * hamaratlıkla ilgili, gayretsel, çabasal; sanayi ile
ilgili, üretimsel
ene :
ara. * ene (ben) * birinci tekil şahıs zamiri, ben
enek :
tür. * ana, en (kök, esas, temel, asl, genişlik, üstünlük) + ek (isim/sıfat
yapım eki) * Türk halk ağzında ve Anadolu folklorunda genellikle misket (bilye)
oyunlarında kullanılan, oyuncunun baş parmağıyla fırlattığı en büyük, ana veya
değerli misket, baş bilye; misket ve benzeri oyunlarda sermaye olarak
kullanılan her şey; anapara, sermaye
enel hak :
ara. * ene (ben) + el (ön ek, artikel) + hakk (gerçek) * ben gerçeğim;
evrendeki varlıkların bir olduğuna inanan ve kendilerini tanrıya adayan kişiler
için tasavvuf edebiyatında kullanılan bir terim
enema :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + hienai, hienein (göndermek,
itmek, fırlatmak, yöneltmek) + ma (sonuç, ortaya çıkan şey anlamında isim yapım
eki) * rektum yoluyla kalın bağırsağa sıvı enjeksiyonu, lavman
enemek :
tür. * ene (kesmek, yarmak, koparmak) + mek (fiil mastar eki) * erkeklik
bezlerini (testisleri) burarak veya çıkararak dölleme yapamaz duruma getirmek,
iğdiş etmek, hadım etmek, kastre etmek (eunoukhos (eune (yatak) + ekho (tutmak,
korumak, saklamak) ) (yatak koruyucu, hadım ağa) (gre.) )
enerji :
gre. * energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia
(iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde
ortaya çıkan güç; bir sistemin iş yapabilme kapasitesi; kinetik enerji E = 1/2
m.v^2; potansiyel enerji E = m.g.h; izafiyet teorisi E = m.c^2
enerji bandı :
gre., alm. * energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) +
ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma,
eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + band (bağ, kuşak, şerit;
grup, topluluk), binden (bağlamak, tutturmak), Band (bağ, birleştirici; bir
arada olan, çete) (alm.), bande (fra.) + ı (iyelik eki) (tür.) * katılarda
elektronların alabileceği birbirine çok yakın enerji düzeylerinin oluşturduğu
sürekli enerji aralığı; özellikle değerlik bandı ile iletim bandı gibi
elektronların enerji durumlarını belirleyen kuşaklardan her biri
enerji korunumu :
gre., tür. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu,
çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + korunum (saklanma, muhafaza) + u (iyelik
eki) (tür.) * enerjinin yoktan var edilemeyeceğini, vardan da yok
edilemeyeceğini, sadece bir türden başka bir türe dönüşebileceğini ifade eden
fizik kuralı
enerjik :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma
durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enerji içeren, enerji
üreten
enes :
ara. * uns, üns (alışık, arkadaş, yoldaş, hemdem) * insanlarla iyi geçinen,
dostluk eden, sevimli, canlı ve samimi
enez :
gre., tür. * ainos (övgü, masal) (gre.); enez (bedence güçsüz, cılız, zayıf;
hantal, vurdumduymaz) (tür.) * Edirne’nin bir ilçesi; eski ismi Ayesintoz
Vepolti Urya
enf :
ara. * enf (burun, burun ucu; başlangıç, uç kısım), anifa (iğrenmek, tiksinmek;
gururlanmak, kibirlenmek) * koku alma ve solunum organı, burun; gurur, onur,
kibir; bir şeyin ucu veya evveli veya en şiddetlisi; bir şeyin sivri yeri; bir
şeyin en şerefli olan yeri
enfal :
ara. * nefl (fazlalık, çokluk, çok olma), nafile (ilave olan, fazladan olan,
ziyaededen olan; ganimet, bahşiş, atiyye) * ganimetler, çokça mal; Kur’an’ın
sekizinci suresinin ismi
enfar :
ara. * nefir (cemaat, topluluk, grup, cemiyet; halk, kalabalık) * cemaatler,
topluluklar, gruplar, cemiyetler; halk, ahali, kalabalıklar, izdihamlar
enfarktüs :
lat. * infarctus (in (iç, içine, içinde) + farctus (doldurulmuş, yığılmış)
(farcire (doldurmak, yığmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
arteryel veya venöz kan dolaşımının ani bir yetmezliğe girmesi nedeniyle nekroz
(çürüme) gelişmiş alan; kalbin damarlarının tıkanması ile oluşan klinik durum
enfeksiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim
yapım eki) * patojenlerin (bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi zararlı
mikroorganizmaların) dokuları istila etmesi ve çoğalmasına karşılık dokuların
tepki vermesi, iltihap
enfeksiyonel :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim
yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * enfeksiyon ile ilgili, iltihabi,
mikroplanma kaynaklı
enfeksiyöz :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış,
edilmiş, eylem) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * (bir hastalığın veya
hastalığa neden olan organizma ile ilgili olarak) çevre yoluyla insanlara,
organizmalara vb. bulaşabilir nitelikli, bulaşıcı, içine işleyici
enfekte :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış,
edilmiş, eylem) * içine işlemiş, bulaşmış, enfeksiyona maruz kalmış
enfektif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış,
edilmiş, eylem) + ivus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * enfeksiyona sebeb
olabilen, enfeksiyon yapma yeteneği olan, enfeksiyona neden olabilen
enfektivite :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış,
edilmiş, eylem) + ivus (ile ilgili, sıfat yapım eki) + itas (isim yapım ve
durum eki) * enfeksiyona sebeb olabilme durumu, niteliği
enfektoloji : lat.,
gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış,
edilmiş, eylem) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * enfeksiyon hastalıkları bilimi
enferans :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ferre
(getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); inférence
(fra.) * kanıta şahit olma, yorumlama ve akıl yürütme sonucunda elde edilen
fikir veya sonuç, sonuç çıkarma, muhakeme, çıkarım, mantıksal veya
istatistiksel sonuç, çıkarsama
enfes :
ara. * nefes (soluk, yaşam, can, ümit (mecazi) ) * son derece güzel, hoş,
mükemmel, tatlı, harika, daha nefis, en nefis, çok nefis, güzelden de güzel
olan, en güzel, çok güzel
enfestasyon :
lat. * infestare (saldırmak, rahatsız etmek, taciz etmek, taciz etmek, harap
etmek veya istila etmek.) (in (karşı, doğru, zıt, karşıt) + festare (rahatsız
etmek, saldırmak; acele etmek, telaş etmek) + tio (isim yapım eki) * vücudun,
bit, pire, uyuz, bağırsak kurtları gibi parazitlerle istila edilmesi durumu
enfiye :
ara. * enf (burun) + iye (isim yapım eki) * burna çekilmek üzere hazırlanmış
toz ilaç, burunotu
enflamasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
flammare (alevlenmek, yanmak) (flamme (alev) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * canlı dokunun her türlü canlı, cansız yabancı etkene veya
içsel, dışsal doku hasarına verdiği, dokularda kızarıklık, şişlik, ısı artışı
ve ağrı ile karakterize olan sellüler, humoral ve vasküler nitelikli vital
yanıt dizisi, alevlenme, yangı
enflamatuar :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
flammare (alevlenmek, yanmak), flammatus (alevlenmiş, yanmış) + orius (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iltihapla ilgili veya iltihaba neden olan
enflasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + flare
(üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek, genişletmek) + tio (isim
yapım eki) * bir şeyin, özellikle ekonomik bağlamda paranın değerinin
düşmesiyle fiyatların genel seviyesinin sürekli ve belirgin şekilde artması
durumu; dolanımda bulunan para miktarıyla, malların ve satın alınabilir
hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesi nedeniyle ortaya çıkan ve
fiyatların toptan yükselişi, para değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren
ekonomik ve parasal süreç
enfluran :
lat. * en (ön ek) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı
ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + ethane (etan C2H6 eki) *
genel anestezinin indüksiyonu ve sürdürülmesi için kullanılan anestezik
halojenli eteri (C3H2ClF5O)
enflüanza :
lat. * in (iç, içeri, içinde) + fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek)
+ entia (isim yapım eki) * etki, nüfuz; influenza virüslerinin (A, B ve C
tipleri) neden olduğu, ateş, halsizlik, kas ağrısı, öksürük gibi belirtilerle
kendini gösteren, ani başlayan bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonu, grip
enformasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + forma
(şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı), formare (şekillendirmek,
biçimlendirmek) + tio (isim yapım eki) * veri, bilgi, haber, malumat
enformumab vedotin :
lat. * en (ön ek) + fortis (güç, kuvvet, kudret) + mab (momoclonal antibody
(monoklonal antikor) eki) + vedotin (sitotoksik (hücre öldürücü) ajan eki) *
yetişkinlerde mesane kanseri ve yayılmış veya cerrahi olarak çıkarılamayan
idrar yolu kanserlerinin tedavisinde kullanılan Padcev, Nectin-4 hedefine
yönelik bir antikor-ilaç konjugatı ilacın etken maddesi (C6642H10284
K1742O2063S46)
enfraruj :
lat., fra. * infra (altında, aşağısında) + rouge (kırmızı) * kırmızı ışıktan
daha düşük frekansta olan ışık dalgaları, kızılötesi (canlıların ve nesnelerin
yaydığı ısının tespitinde, uzaktan kumanda cihazlarında, dolaşım
bozukluklarının teşhisinde ve fizyoterapide kullanılır.)
enfrastrüktür :
lat. * infra (altında, aşağısında) + structura (struere (yapmak, yapılandırmak,
inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus
(yapılandırılmış, dizilmiş, kurulmuş, inşa edilmiş, oluşturulmuş) + ura (isim
yapım eki) ) * altyapı, temel tesisler, altyapı sistemi
enfuvirtid :
lat. * en (farmasötik ön ek) + fuvir (füzyon ve antiviral etki belirteci) +
tide (peptit yapılı ilaç eki) * HIV'in konak hücreyle zar kaynaşmasını
engelleyerek virüsün bağışıklık sistemi hücresine (CD4 hücresi) girişini
önleyen, subkutan (iğne yoluyla) uygulanan peptit yapılı antiretroviral ilacın
etken maddesi (C204H301N51O64)
enfüs :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) *
nefsler, benlikler, canlar
enfüsi :
ara. * enfus (nefs (benlik, öz, can) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
içsel, bireysel, benliksel, bireyin iç dünyasına ait
enfüzyon :
lat. * infusion (damar içi sıvı verme) (in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) + fusio (dökme, akıtma) (fundere (dökmek,
akıtmak) + tio (isim yapım eki) ) * damar yoluyla verme, deri altına verme; bir
sıvının damar yoluyla vücuda verilmesi.
engame :
far. * hangam (zaman, vakit, süre, çağ, dnem, devir, periyod, sıra) + e (isim
yapım eki) * topluluk, cemaat, kalabalık, izdiham; toplanma yeri, meclis;
muharebe yeri, ceng meydanı; oyuncular derneği; kargaşa, patırtı, gürültü
patırtı veya olayların yarattığı yoğun ve karmaşık durum
engebe :
gre. * engopi (engel, kırık, yarık) * tümsek, yerdeki kavisli çıkıntı
engel :
far. * engel (açı; ilik, düğme çukuru; yaramaz insan, görgüsüz, kaba, nahoş
kimse) * mani, önleyen, karşı duran (angle (açı) (ing., fra.) )
engellemek :
far., tür. * engel (mani, önleyen, karşı duran) + le (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * mani olmak, önlemek, karşı durmak
engelli :
far. * engel (mani, önleyen, karşı duran) + li (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * zihnen veya bedenen normal durum arzetmeyen, zihinsel veya bedensel
sakatlığı olan
engerek :
gre. * enxelaki, enkselaki (yılancık) (enxelis, enkselis (yılan, yılanbalığı) +
aki (küçültme eki) ) * başı geniş, yassı ve tam bir üçgen biçiminde ve pullu,
kemirgenlerle beslenen, çok zehirli bir yılan
engin :
tür. * en (alçak ve yatay olmak, aşağı inmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sınırı görünmeyecek denli geniş, uçsuz bucaksız, çok geniş
enginar :
gre. * anginarion, ankynara (kaktos (yaban enginarı) + kinara (dikenli bitki) )
* bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), killi, kumlu ve nemli
topraklarda yetişen, her yaz yeniden süren, mavimsi mor renkte çiçekler açan,
dikenli bir bitki ve sebze olarak yenilen, iri ve topuz biçimindeki yeşil
ürünü, cynara scolymus
engizisyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
quirere (aramak, araştırmak, sormak, soruşturmak, sorgulamak), quisition
(arama, araştırma, sorma, soruşturma, sorgulama) * sorgulama, soruşturma; orta
çağda Hristiyanlıktan uzaklaşan veya dini esaslara aykırı davranan kimseleri
sorgulamak ve cezalandırmak için kurulan Katolik kilise mahkemeleri ve adli
kurumlar
engraulidae :
gre., lat. * engraulis (hamsi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * ince, uzun gövdeli, ağız açıklığı geniş, çoğunlukla denizlerde sürüler
hâlinde yaşayan ve hamsileri kapsayan Clupeiformes takımına bağlı ışın yüzgeçli
balık familyası
engraulinae :
gre., lat. * engraulis (hamsi) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası
eki) (lat.) * ince ve uzun gövdeli, geniş ağızlı, çoğunlukla sürüler hâlinde
yaşayan, gerçek hamsileri kapsayan Engraulidae familyasına bağlı balık alt
familyası
engraulis :
gre. * engraulis (hamsi) (gre.) * ince ve uzun gövdeli, ağız açıklığı geniş,
çoğunlukla kıyısal denizlerde sürüler halinde yaşayan, Engraulidae familyasının
tip cinsini oluşturan balık cinsi
enhar :
ara. * nehara (adak vermek, kurban kesmek, boğazlamak) * adak ver, kurban kes
enhar :
ara. * nehr (akarsu, ırmak, çay) * akarsular, ırmaklar, çaylar, nehirler
enhydra :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + hydor, hydros (su, sıvı) * deniz
samurunu ve onun yakın akrabalarını içine alan, en bilinen ve yaşayan tek türü,
Kuzey Pasifik Okyanusu'nda yaşayan deniz samuru olan sansargiller (Mustelidae)
familyasına ait bir memeli cinsi
enhydrinae :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + hydor, hydros (su, sıvı) + inae
(-giller, hayvan alt familyası eki) * sucul yaşama uyum sağlamış, perdeli
ayakları ve yoğun kürkleriyle tanınan, Mustelidae (gelincikgiller) familyasına
bağlı deniz su samurlarını kapsayan memeli alt familyası
enidae :
gre., lat. * ena (bir salyangoz adı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * çoğunlukla karasal yaşam süren, uzun veya silindirik kabuklu
küçük kara salyangozlarını kapsayan Stylommatophora takımına bağlı yumuşakça
familyası
enigma :
gre. * aenigma (ainissomai (ima etmek, imalı konuşmak, gizemli konuşmak, muamma
söylemek) (aini, ainos (gizli, muğlak, imalı, masak, efsane, kıssa, fabl) +
somein, somai (göstermek, yapmak) ) + ma (isim yapım eki) * anlaşılması veya
açıklanması zor şey; gizem, muamma, bilmece, esrar, anlaşılmaz sey veya kimse,
gizem, muamma, çözülemez soru veya sır
enik :
tür. * en (inmek, düşmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kedi, köpek
gibi çok memeli hayvanların yavrusu
enika :
ara. * enika ((zarif, güzel, ince, latif, şık) * güzel, ince, latif şey, ahsen,
sevimli, şirin
enikonu :
tür. * enüb (inerek, inip) + konub (durarak, konarak, durup, konup) * iyiden
iyiye, adamakıllı, iyice
eninde sonunda :
tür. * en (son, pek, sınırdaki seviye) + inde (durum eki) + son (nihayet,
bitim) + unda (durum eki) * en nihayetinde, sonuç olarak, bitim itibarıyla
enine :
tür. * en (genişlik) + ine (durum eki) * genişlik açısından, genişliği
itibarıyla
enir :
tür. * enir (yaban mersini, ayı üzümü, böğürtlen) * Fundagiller familyasından,
özellikle Kuzey Yarımküre'nin dağlık ve ormanlık bölgelerinde yetişen,
antioksidan bakımından zengin, mor veya mavi renkli, yenilebilir küçük taneli
meyvelere ve bu meyveleri veren çalımsı bitki, yaban mersini (vaccinium
myrtillus), ayı üzümü
enis :
ara. * uns (alışma, alışıklık, alışkanlık) * dost, arkadaş; yar, sevgili
enişte :
far. * anguşta, enguşte (yüzüklü) (anguşt, enguşt (parmak; yüzük; zengin,
kodaman) + a, e (isim yapım eki) ) (birinin kız kardeşi ile evlenen kişinin
yüzük takmasından) * bir kimsenin kız kardeşinin veya akrabası olan kadınlardan
birinin kocası
enjeksiyon :
lat. * iniectio, injectio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak,
savurmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şırınga (enjektör) vasıtasıyla deri
altına veya damara sıvı aktarma, zerk, iğne yapma
enjektabl :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jacere (atmak), jectus (atış) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) *
enjekte edilebilir
enjekte :
lat., fra. * injacere (içine atmak, zerk etmek), injectus (içine atılmış, zerk
edilmiş) (lat.); injecté (içine atılmış, zerk edilmiş) (fra.) * enjeksiyon
yapılmış, zerk edilmiş
enjektör :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jacere (atmak), jectus (atış) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * bir sıvıyı
vücuda vermekte kullanılan, ucunda iğne bulunan ve basınçla işleyen araç
enkal :
ara. * nekal (işkence, azap, ukubet; işkence aleti) * işkenceler, azaplar;
işkence aletleri, bukağılar, kayıt ve kelepçeler; nefsin cismani alakalara ve
bedeni lezzetlere bağlanıp kalması
enkandesan :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
candidus (beyaz), candescere (ışımak, parlamak, ısınmak, beyazlaşmak) + ent
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısınmak suretiyle ışık yayan, ışık saçan,
parlak, alev gibi, şiddetle parlayan veya tutkulu
enkapsülasyon :
lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + capsula (capsa (kutu, sandık,
muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + tio
(isim yapım eki) * bir maddeyi, veriyi veya bileşeni koruyucu bir dış katmanla
kaplayıp hapsederek dış etkenlerden gizleme ve kontrollü şekilde salma işlemi,
kapsül haline getirme işlemi
enkarnasyon :
lat. * incarnatio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine,
üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) ) * ruhun bedene bürünmesi, bedenlenme
enkaz :
ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak, çözmek, ortadan kaldırmak),
nakd (yıkma, bozma, yıkıntı), nukd, nukz (yıkıntı, harabe) * yıkılmış veya
çökmüş yapıların geriye kalan taş, tuğla, beton, ahşap gibi kırık dökük
kalıntıları; yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları
enkefalinaz :
gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) +
kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) + ase (enzim eki) * organizmada doğal olarak bulunan enkephalin adlı
opioid peptidleri parçalayan, özellikle sinir sistemi ve gastrointestinal
sistemde bulunan ve ağrı modülasyonu ile bağırsak sekresyonunda rol oynayan
metallo-endopeptidaz sınıfı bir enzim, enkefalindegradasyon enzimi (C21H23NO4S)
enki :
gre. * enkselis (yılan, su yılanı) * Sümer mitolojisinde bilgelik, tatlı su,
zeka, hile, yaramazlık, el sanatları, büyü, şeytan çıkarma, şifa, yaratılış,
erkeklik, doğurganlık, sanat gibi olguların kaynağı addedilen, ilahlaştırılmış
karakter (snake (yılan) (ing.), eel, Aal (yılanbalığı) (ing., alm.), anguille
(yılanbalığı) (fra.), engerek (Çok zehirli bir yılan türü) (tür.) )
enkoding :
lat., ing. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + codex (yapılandırılmış
kurallar sistemi) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bilgiyi bir biçimden
diğerine, sembolik, kodlanmış, işaretlenmiş veya dijital biçime dönüştürme
enkoherans :
lat. * incoherentia (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + cohaerere
(birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co (birlikte, beraber) + haerere
(yapışmak, tutunmak) ) + entia (isim yapım eki) ) * mantıksız, tutarsız veya
belirsiz olma
enkondral :
gre., lat. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kıkırdak içinde oluşan, kıkırdakla
ilişkili (enkondral ossifikasyon, kıkırdaktan kemik oluşması sürecidir.)
enkondrom :
gre. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kıkırdağın içinde yer alan iyi
huylu (benign) tümör
enkondromatozis :
gre. * en (iç, içeri, içinde) + kondros (kıkırdak) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * vücutta çok sayıda enkondrom bulunması durumu
enkontinans :
lat. * incontinentia (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + contenere
(con (ile, birlikte, beraber) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) ) + entia
(isim yapım eki) ) * mesaneden idrar akışının kontrol edilememesi
enkoprezis :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + kopros (gübre, dışkı) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * çocuklarda dışkı kaçırma durumu
enkorafenib :
lat. * enco (ilaç serisi öneki) + raf (BRAF geni eki) + enib (inhibitör (enzimi
baskılayan madde) eki) * BRAF-mutant melanom ve bazı kolon kanserleri
tedavisinde kullanılan BRAF inhibitörü özellikli bir ilacın etken maddesi
(C29H35BrFN7O)
enkrustasyon :
lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + crusta (kabuk, sert tabaka) + tio (isim
yapan ek) * vücut içindeki yüzeylerde (mukozalarda veya tıbbi cihazlarda)
mineral veya organik madde birikimiyle oluşan sert tabaka veya tortu
enkübasyon :
lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak) + tio (isim
yapım eki) * patojenik mikroorganizmalar, kimyasal maddeler veya radyasyon
vücuda girdikten sonra hastalık belirtileri gösterene kadar geçen süre (kuluçka
süresi); enfeksiyonun başlangıcı ile semptomların görülmesi arasındaki süre
enkübatör :
lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak) + tor (-cı,
yapan, eden eki) * enkübasyon işlemini gerçekleştiren cihaz veya ortam
enkübe :
lat. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + cubare (yatmak, uzanmak), cubatus
(yatmış, uzanmış) (lat.); incubé (fra.) * bir bulaşıcı hastalık etkeniyle
enfekte olmuş, fakat henüz semptom göstermeyen, kuluçka döneminde olan
enlem :
tür. * en (genişlik) + lem (isim yapım eki) * yerküre üzerindeki bir noktanın
ekvatora göre kuzey veya güneydeki konumu, paralel dairelerle ölçülen yatay
koordinat
enli :
tür. * en (genişlik) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eni olan,
genişliği olan
enmel :
ara. * namala (parmak ucu ile tutmak, hissederek kavramak) * parmak ucu, enamil
(ç.)
enna :
ara. * enna (nasıl) * nasıl
enne :
ara. * enne, inne (kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, şüphe yok ki) * kesinlikle,
mutlaka, şüphesiz, şüphe yok ki
enneagram :
gre. * ennea (dokuz) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * dokuz çizgili, dokuz noktalı şekil (pentagram, hexagram,
tetragram gibi); insan ruhunu dokuz farklı kişiliğe ayıran bir kişilik tipi
sistemi (Reformcu, Yardımcı, Başarı Odaklı, Bireyci, Gözlemci, Sorgulayıcı,
Maceracı, Meydan Okuyan, Barışçı)
ennur :
ara. * el (ön ek, artikel) + nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) *
aydınlık; nurlandıran, ışık veren, nur kaynağı; kadın ismi
enoftalmus :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde) + ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * Horner sendromunun bir kompanenti
olan, dehidrasyon ve kaşeksiye neden olan kronik hastalıklar sonucu oluşan, göz
küresinin göz çukurluğu içine çekik durumda olması sendromu
enoksaparin :
lat. * en (ilaç serisi, molekül öneki) + oksa (sülfat gruplarıyla modifiye
edilmiş heparin türevi) + parin (antikoagülan, heparin türevi) * kan
pıhtılarını tedavi etmek ve önlemek için kullanılan düşük molekül ağırlıklı
heparin olan kan sulandırıcı (antikoagülan) ilacın etken maddesi
(C26H40N2O36S5)
enoksasin :
lat. * eno (ön ek) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * idrar yolu
enfeksiyonları ve bel soğukluğunun tedavisinde kullanılan, oral geniş
spektrumlu bir florokinolon antibakteriyel ajan (C15H17FN4O3)
enol :
lat. * en (çift bağ (C=C) eki) + ol (hidroksil grubu (-OH) eki) * hem bir çift
bağ (C=C) hem de bir alkol grubu (-OH) içeren bileşikler
enomansi :
gre. * oinos (şarap) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham,
sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki)
) * şarabın rengi, tortusu, dökülme şekli veya diğer fiziksel özelliklerini
inceleyerek geleceğe dair tahminlerde bulunma amacını taşıyan bir şarap
kehaneti yöntemi
enorm :
lat. * ex (dış, dışında, dışarıda, hariç, haricinde, ötesinde) + norma, normus
(kural, ölçü, standart) * kuralların dışında, alışılmışın ötesinde, normalden
sapmış; muazzam, çok büyük
enosis :
gre.* henosis (birlik, birleşme) (hen, heis (bir) + osis (durum, sorun eki) *
birleşme, bir olma; özellikle Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesini ve
Kıbrıs'ın tamamen bir Yunan (Elen) adası haline getirilmesi ideali
ensab :
ara. * neseb (soy, akraba, sülale, atalar zinciri), mubasebet (ilgi, ilişki,
bağ) * soylar, akrabalar, sülaleler, atalar
ensar :
ara. * nasir (yardmcı) * yardımcılar
ense :
tür. * enğ (eğmek, bükmek) + se (isim yapım eki) * boynun arka tarafı
ensefal :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) *
beyin, kafanın içinde olan
ensefalit :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * beyin enfeksiyonu,
beyin iltihabı
ensefalomalazi :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) +
malakia (yumuşaklık, hastalık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* beyin dokusunun yumuşamasına veya kaybına neden olan beyin hasarı türü
(maléable (esnek, yumuşak, eğilebilir, bükülebilir, katlanabilir) (fra.) )
ensefalon :
gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) +
kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) * beyin, kafanın içinde olan
ensefalopati :
gre. * enkephalitida (enkephale, enkephalon, enkephalos (en (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beyin
dokusunda dejeneratif değişikliklerin görüldüğü hastalıkların genel ismi
ensefalosel :
gre. * enkephalon (kafa içinde olan) (en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) +
kephale, kephalos (kafa, baş) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba,
çıkıntı, fıtık) * beyin dokusunun kafatasındaki bir açıklıktan kese şeklinde
fıtıklaşması
ensekt :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) *
bölümlere ayrılmış, kesitli gövde yapısına sahip canlı; böcek
ensektekütör :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) +
executare (infaz etmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi
(takip etmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * böcekleri öldürmeye veya
uzaklaştırmaya yarayan cihaz
ensektisid :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) +
caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek), cidus (öldüren) * böcek öldürücü, böcekleri yok etmek amacıyla
kullanılan madde
enselemek :
tür. * enğ (eğmek, bükmek) + se (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * yakalamak, ele geçirmek
enser :
tür. * ekser (çoğunlukla, genellikle, en çok, çoğun kez, daha çok, pek çok) *
marangozluk, inşaat ve kunduracılık gibi işlerde tahta, tomruk veya köseleleri
birbirine tutturmak için kullanılan, çekiçle dövülerek yapılan, genellikle
geniş başlı ve kalın yapılı büyük demir çivi, mıh
ensest :
lat. * incestus (in (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + castus (saf, temiz,
haysiyetli, iffetli, erdemli) ) * evlenmeleri ahlakça, törece veya yasaca
yasaklamış olan, yakın kan bağı olanlar arasındaki cinsel ilişki; iffetsiz,
haysiyetsiz
ensidans :
lat. * (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + caedere, cidere
(kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + entia (isim
yapım eki) * meydana gelme, gerçekleşme, olay, vukuat
ensiform :
lat. * ensis (kılıç) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) +
is (ile ilgili, -a ait) ) * kılıç biçiminde, kılıç şeklinde, kılıçsı; uzun, dar
ve uca doğru sivrilen yapıda olan; zoolojide ise çeşitli organların kılıç
benzeri şeklini tanımlamak için kullanılan morfolojik terim
enspeksiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + specere,
spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat
etmek) (spectus (bakış, gözlem) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) * denetleme, gözden geçirme, teftiş
enstalasyon :
lat. * installare (tesis etmek, kurmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) + stallare (yerleştirmek, durdurmak,
konumlandırmak) + tio (isim yapım eki) * monte etme, tesis etme, kurma, kurgu,
yerleştirme, tesisat; bir mekana özgü olarak düzenlenen, çeşitli nesne ve
materyallerin belirli bir kavramsal çerçevede yerleştirilmesiyle oluşturulan
çağdaş sanat yapıtı
enstantane :
lat. * instare (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine,
üstüne) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek,
kalmak) ) + entia (isim yapım eki) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ışık alma süresi çok az olan hızlı bir devinimi olduğu anda saptayan fotoğraf
çekme yöntemi; bir anın, çok kısa bir sürenin fotoğrafla yakalanması; anlık
görüntü
enstitü :
lat. * institut (instituere (in (iç, içeri, içinde) + statuere (yerleştirmek,
konumlamak, kurmak, tesis etmek, oluşturmak) ) * kurum, kuruluş, kurulum;
bilimsel, eğitsel veya araştırmaya yönelik resmi kuruluş
enstrüksiyon :
lat. * instructio (instruere (in (iç, , içine, içinde, içeri) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek), structus (yapım, inşa, oluşturma) + tio (isim yapım eki) *
talimat, yönerge, öğretim
enstrüktif :
lat. * instructio (instruere (in (iç, , içine, içinde, içeri) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek), structus (yapım, inşa, oluşturma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * öğretici, eğitici, bilgilendirici
enstrüman : lat.
* in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) * enstrüman, alet, araç; müzik aleti;
teknik veya ölçüm amacıyla kullanılan aygıt
enstrümantal :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * aletle ilgili; sadece enstrümanlarla çalınan, solist seslendirmesi
olmayan müzik
enstrümantalizm :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilimsel yasa
ve kuramların, töre biçimleri vb.nin nesnel gerçekliklerinin bulunmadığını,
bunların yalnızca yaşamın değişik koşullarına uymada birer araç olduğunu öne
süren öğreti
ENT :
ing. * ear (kulak) + nose (burun) + throat (boğaz) * kulak, burun ve boğaz
hastalıklarıyla ilgilenen tıp dalı
entadaeaceae :
gre., lat. * entada (Güneydoğu Asya kökenli yerel bir bitki adı) (lat.) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Entada cinsini kapsamak üzere
önerilmiş, ancak günümüzde bağımsız olarak kabul edilmeyen, Fabaceae
(baklagiller) içinde değerlendirilen tropikal bitki familyası
entakapone :
alm., lat. * ent (entgegen (karşı, karşıt, zıt) (alm.) + capone
(katekol-O-metiltransferaz enzimini (COMT) inhibe eden ilaç son eki) *
levodopanın etkisini uzatmak amacıyla COMT enzimini inhibe eden, levodopa ve
karbidopa isimli ilaçlarla birlikte Parkinson hastalığının tedavisinde
kullanılan ilacın etken maddesi (C14H15N3O5)
entalpi :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + thalpein (ısıtmak), thalpeia
(ısı durumu, sıcaklıkbdurumu) (thalpos (ısı, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * maddenin yapısında depoladığı her türden enerjilerin toplamı;
ısı içeriği; simgesi H (Almanca “Hilfsgröße” (yardımcı büyüklük, yardımcı
değişken) kelimesinden)
entansif :
lat. * intensus (gerilmiş, güçlü, yoğun) (in (iç, içe, içeri) + tendere
(germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme,
uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yoğun, güçlü, şiddetli;
büyük dikkat, enerji veya çaba gerektiren
entari :
lat., ara. * integer (tüm, tam, bütün, el değmemiş, olduğu gibi) (in (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak) ) (lat.); entire, entier
(tam, bütün, tüm) (ing., fra.) * tek parça olup tüm vücudu kaplayan kadın
giysisi; Arap ülkelerinde erkeklerin giydiği; tüm vücudu kaplayan, uzun ve düz
giysi
entasis :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + tasis (gerilme, şişkinlik) *
sütunlarda optik olarak düz görünmesini sağlamak için gövdenin hafifçe şişkin
yapıldığı mimari detay
ente :
ara. * ente (sen, ikinci tekil şahıs zamiri) * sen, ikinci tekil şahıs zamiri
entegrasyon :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) *
parçaları birleştirerek bütünü oluşturma işlemi, tümleme, bütünleme, bütünleşme
entegre :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); integré (fra.) * eksiksiz, tam, bütün, bütünleşik
entegrite :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum
eki) ) * bozulmamışlık, doğruluk, tamlık, bütünlük
entekavir :
lat. * ente (anti, enterik, bağırsak, karaciğerle ilgili eki) + cavir
(karbosiklik nükleozid analog antiviral ilaç eki) * Hepatit B virüsü kaynaklı
enfeksiyonun tedavisinde ve HIV/AIDS tedavisinde kullanılan bir ilacın etken
maddesi (C12H15N5O3)
entel :
lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim,
ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak,
seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * akıl ve zeka ile ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve
kültür sahibi kişi
entelekt : lat.
* inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim, ayıklama,
okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) * düşünme, anlama, kavrama,
mantık yürütme, soyutlama, yorumlama, çözümleme, sonuç çıkarma ve bilgi üretme
yetisi, akıl, zihin
entelektüalizm :
lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim,
ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak,
seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * insan
davranışlarını, ahlakı veya bilgiyi açıklarken aklı (entelekti) en temel unsur
olarak gören düşünce akımı
entelektüel :
lat. * inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) + lectus (seçim,
ayıklama, okuma) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak,
seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * akıl ve zeka ile ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve
kültür sahibi kişi
entelekya :
gre. * en (iç, içine, içinde, içeride) + telos (amaç, gaye, erek, nihai hedef)
+ echein (sahip olmak, taşımak) * amacı (erek) içinde taşımak, tamamlanmışlık
hali
entelijans :
lat. * intelligentia (inter (arasında) (in (iç) + terra (yer, toprak) ) +
legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); intelligence (fra.) *
akıl, kavrayış, anlayış, zeka, idrak yeteneği, zihin; kültürel ve siyasal
etkinliğe sahip aydınlar topluluğu
enter :
ing. * enter (girmek, içeri girmek, giriş yapmak, yazılı veya seçili bir komutu
uygulamak) * bilgisayarda yazılan komutu onaylamaya, metinde yeni satıra
geçmeye veya seçili işlemi başlatmaya yarayan tuş
enteral :
gre., lat. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tüp vasıtasıyla doğrudan mideye veya
ince bağırsağa besin iletisiyle gercekleştirilen beslenme türü
enteresan :
lat. * interesse (ilgilendirmek; farklı olmak, önemli olmak) (inter (arası,
arasına, arasında) + esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) + ent (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); interressant (fra.) * ilginç, ilgi çekici,
dikkat uyandıran, merak uyandıran
enterese :
lat. * interesse (farklı olmak, önemli olmak) (inter (arası, arasına, arasında)
+ esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) (lat.); intéressé (fra.) * ilgili,
ilgilenmiş
enterferans :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + ferire (vurmak, darbelemek, çarpmak)
+ entia (isim yapım eki) * müdahale, girişim; tıpta bozucu etkenlerin etkisi;
iletişim sistemine dışarıdan girerek iletişimi olumsuz yönde etkileyen
sinyaller
enterik :
gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * bağırsakla ilgili (örneğin "enterik tablet"
(bağırsakta açılan tablet) )
enterit :
gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * ince bağırsak
enfeksiyonu
enteriyör :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde, içeri) + terra (yer,
toprak) ) + ior (isim yapım eki) * iç, iç kısım; bina içini gösteren resimler
enterkalasyon :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + calare (duyurmak, bildirmek, ilan
etmek) + tionem (isim yapım eki) * bir molekül (veya grubun) iki molekül (veya
grubun) arasına tersinir şekilde girmesi
enterkoneksiyon :
lat. * interconnectio (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) +
terra (yer, toprak) ) + con (ile, birlikte, beraber) + nectere (bağlamak) + tio
(isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki karşılıklı bağlantı
enterkonnekte :
lat. * interconnectio (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) +
terra (yer, toprak) ) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + nectere
(bağlamak), nectus (bağlı, bağlanmış) (lat.); interconnecté (fra.) * karşılıklı
olarak birbirine bağlı
enterlüd :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + ludium (oyun, icra, performans)
(ludere (icra etmek, oynamak) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) ) *
büyük bir sahne performansının ana bölümleri arasındaki ara veya geçiş
performansı
entermitan :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + mittere (göndermek, salmak, bırakmak)
+ ent (isim yapım eki) * arasında göndermek; aralıklarla duran ve tekrar
başlayan
enternasyonal :
lat. * internationalis (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) +
terra (yer, toprak) ) + natio (nasci (doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio
(isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * uluslararası,
milletlerarası
enternasyonalizm :
lat. * internationalis (inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) +
terra (yer, toprak) ) + natio (nasci (doğmak, oluşmajk, meydana gelmek) + tio
(isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sosyalist, komünist ve bazı işçi
hareketlerinde, farklı ülkeler arasındaki işbirliği ve dayanışmayı ifade eden,
dünya genelindeki işçi sınıfının birleşmesini ve ortak çıkarlarını savunan bir
ideoloji
enterne :
lat. * internus (iç, içsel, içe yönelik) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak)
+ nus (isim yapım eki) ) (lat.); interné (fra.) * içsel, içe ait, dahili, içe
alınmış; anatomide organ içi veya iç kısmıyla ilgili; gözaltında olan
enterobakteri :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + bak (destek
için kullanılan değnek, çivi, asa, sopa, baston, çubuk, çubuk biçimli) + terion
(küçüklük eki) * gram negatif, fakültatif anaerobik, çubuk şeklinde, spor
oluşturmayan, enterobacteriaceae familyasına ait bakteri cinsi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder