27 Eylül 2026 Pazar

inhimal - irregüler

inhimal : ara. * ahmala (boşlamak, ihmal etmek, başıboş bırakmak) * ihmal etme, önem vermeme, boş bırakılma, sahipsiz kalma; ilgisizlik yüzünden kendi haline bırakılma

inhimaz : ara. * hamaza (ekşimek), hamiz (asit) * ekşilenme; asitleşme

inhina : ara. * hana (eğilmek, bükülmek) * eğilme, bükülme veya çökme

inhinak : ara. * hanaka (boğmak, nefesini kesmek, bastırmak) * nefesi kesilme, boğulma; bunalma

inhiraf : ara. * harafa (bozmak, tahrid etmek) * doğru veya olağan yoldan sapma, eğilme, yön değiştirme; fiziksel bir eksenden sapma; ahlaki veya düşünsel bir çizgiden uzaklaşma

inhirak : ara. * haraka (yırtmak) * yırtılma

inhisaf : ara. * hasafa (kapanmak, örtülmek) * kapanma, örtülme; Ay tutulması

inhisam : ara. * hasama (kesmek, kökünü kazımak, tamamen bitirmek) * kesip bitirme, halletme, hasm

inhisar : ara. * hasara (kuşatmak, çevrelemek, etrafını sarmak, çember içine almak; yalnız bir şeye mahsus kılmak), hasir (kuşatan, çevreleyen) * tek başına sahip olma, tekel; yasaklanma, sınırlandırılma; Bilecik’in bir ilçesi

inhişaş : ara. * haşşa (hışırdamak) (ses yansımalı kelime) * birbirine dokunup hışırdama, hışırtı; şakırtı, şakırdama

inhitak : ara. * hataka (bozmak, yırtmak) * bozulma, yırtılma; bekaretin bozulması, kızlığı bozulma

inhitam : ara. * hatama (sonlandırmak, bitirmek, nihayete erdirmek; mühür basmak; kırmak, parçalamak, ezmek), hatem (mühür, son) * sona erme, tamamlanma, bitiş; bir sürecin kapanması

inhitat : ara. * hatta (koymak, indirmek, aşağı indirmek, alçaltmak, düşürmek, aşağı koymak, düşürmek), münhat (değer, seviye veya konum bakımından aşağıya indirilmiş, düşürülmüş veya eski yüksekliğini kaybetmiş; aşağı inen, düşen, inhitat eden; alçak; çukur) * gerileme, çöküş, düşüş, yozlaşma, güçten düşme, dekadans, inginlik, yaşlanma, çökme, alçalma; bir toplumun, ahlakın, düşüncenin, medeniyetin veya bireyin eski seviyesinden daha aşağı bir düzeye inmesi

inhiva : ara. * hava, havaya (içine almak, kuşatmak, kapsamak) * içine girme, kapsam altına alınma; ihtiva edilme

inhizam : ara. * hazama (yıkmak, ezmek; hazmetmek) * yıkılma, harap olma, basılıp ezilme; bozulma, askerin bozulup dağılması; yemek hazmolunma, yemeklerin midede erimesi

ini : tür. * ini (küçük erkek kardeş) * yaşça küçük olan erkek kardeş, kocasının küçük erkek kardeşi, kayınbirader

inia : gua. * inia (Amazon nehir yunusu cinsi) * Güney Amerika'nın Amazon ve Orinoco nehir havzalarındaki tatlı su nehirlerinde yaşayan, Inia geoffrensis (Amazon nehir yunusu) ve Inia boliviensis (Bolivya nehir yunusu) gibi türleri olan nehir yunusları (Amazon yunusları) cinsi

in'idal : ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak), dalalet (sapıklık, sapkınlık, yoldan çıkmışlık) * doğru yoldan çıkma, sapma, dalalete düşme, udul

in'idam : ara. * adima, adama (yok olmak, helak olmak) * idama gitme, mahvolma, yok olma

iniidae : gua., lat. * inia (Amazon nehir yunusu cinsi) (gua.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Amazon ve Bolivya nehir yunuslarını kapsayan dişli balinalar familyası

inik : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + aequus (eşit, adil, dengeli) (lat.); inique (fra.) * adaletsiz, haksız, eşitsiz

inik : tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * seviyesi azalmış, alta düşmüş, alçalmış, sarkmış, çökmüş, inmiş (havası az olan lastik için de kullanılır.)

in'ikad : ara. * ka'ada (bağlamak, düğümlemek, akdetmek, hükmetmek, karar vermek), akd (bağlanma, düğüm; sözleşme) * bağlanma, düğümlenme, akdetme; meydana gelme, oluşma, bağlanma

in'ikas : ara. * a'kasa (ters çevirmek, yansıtmak, geri çevirmek, eko yapmak) * bir yere çarpıp geri dönme, ışık veya sesin bir şeye çarpıp geri gelmesi, akis, aksetme, yansıma, tersine çevrilme, yankılanma, yankı

inildemek : tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + de (edilgen fiil eki) + mek (fiil eki) * acı, keder, korku veya üzüntü nedeniyle uzun ve derin bir ses çıkarmak; genellikle insan veya hayvan sıkıntı veya elem nedeniyle ses vermek

inilti : tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + ti (isim yapım eki) * acı, keder veya üzüntü ifadesi olarak çıkan uzun, ince, titreşimli ses; özellikle insan veya hayvanın sıkıntı ve elemini belirten ses

in'isar : ara. * a'sara (ezmek, sıkmak, sıkıştırmak) * ezme, sıkma, sıkıştırma; sıkıp suyunu çıkarma (üzümden şarap yapımı bağlamında)

inisiyal : lat. * initum (başlangıç, giriş) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ire (gitmek) + tum (isim-fiil eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başlangıçla ilgili, ilk olan veya en baştaki; zaman, sıra veya süreç açısından ilk olan

inisiyasyon : lat. * initiare (başlatmak, inisye etmek, ilk aşamaya sokmak, dahil etmek) (initum (başlangıç, giriş) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ire (gitmek) + tum (isim-fiil eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir kişiyi kutsal, gizli veya özel bir bilgiye, öğretiye, topluluğa (cemiyete, örgüte) veya uygulamaya törenle veya belirli bir süreçle dahil etme eylemi; inisye etme, başlatma, kabul töreni

inisiyatif : lat. * initiatus (başlatılmış, inisiye edilmiş) (initiare (başlatmak, inisye etmek, ilk aşamaya sokmak, dahil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir süreci başlatma gücü, ilk adımı atma eğilimi veya bir işte öncülük etme niteliği; aynı zamanda bireyin veya bir grubun kendi iradesiyle harekete geçme yetisi

iniş : tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + iş (isim yapım eki) * inme eylemi

in'itaf : ara. * a'tafa (eğmek, bükmek, katlamak, yön değiştirmek; şefkat göstermek) * iki kat olma, bükülme, katlanma, eğilme; bir tarafa dönme, temayül, meyletme

in'izal : ara. * a'zale (ayırmak, uzaklaştırmak, kenara çekmek) * ayrılma, kenara çekilme; görevden uzaklaşma, uzaklaştırılma; inziva, bir tarafa çekilme, yalnız kalma, tek başına kalma (isolation (izolasyon, yalıtım) (lat., ing., fra.)

injeksiyon : lat. * iniectio, injectio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şırınga (enjektör) vasıtasıyla deri altına veya damara sıvı aktarma, zerk, iğne yapma

injektabl : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) + abilis (olabilir, yapabilir, mümkün eki) * enjekte edilebilir, zerk edilebilir

injektan : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enjeksiyonla vücuda zerk edilen ilaç, çözelti veya kimyasal madde

injekte : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak), jectus (atılmış, fırlatılmış) * zerk edilmiş, enjekte edilmiş

injestan : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + ent (ile ilgili olan, yapan) * ağız yoluyla alınan veya yutulan şey

injüri : lat., gre. * iniuria, injuria (haksızlık, zarar, yaralama) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + juris (doğruluğun, hakkın, hukukun) (ius, jus (doğruluk, hak, hukuk) + iris (iyelik eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * fiziksel veya psikolojik olarak bedende oluşan zarar veya hasar durumu, genellikle kaza, darbe veya dış etkenlerle meydana gelen dokuların zedelenmesi; haksızlık, hukuka aykırı davranış; zarar, incinme

inka : ara. * naka (arındırmak, temizlemek, saflaştırmak, paklaşmak) * temiz olma; arınma, saflık, paklık

inka : que. * inka (hükümdar, şah, kral, lord, ağa, bey) * kraliyet mensubu kişi, efendi, hükümdar, şah, kral, lord, bey, ağa, hakim, hükümdar; 13. ve 16. yüzyıllar arasında And Dağları bölgesinde Kolomb öncesi Amerika'nın en büyük imparatorluğunu kuran, gelişmiş tarım, mimari ve yol ağlarıyla tanınan Keçuva (Quechua) kökenli bir uygarlık

inkah : ara. * nakaha (evlenmek, nikahlanmak, evlenmek, cinsel birleşmek), nikah (evlilik; evlilik akdi; meşru birliktelik, cinsel birleşme) * evlendirme, nikah akdi yapma

inkandesan : lat. * in (iç, içe, içeri, içinde) + candescere (parlamak, ısınmak, beyazlamak) (candere (parlamak, beyazlamak, kızarmak) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok parlak ve beyaz ışık yayan; kızgın veya ışıldayan

inkantasyon : lat. * in (iç, içeri, içine, içeride) + cantare (şarkı söylemek, büyü yapmak) + tio (eylem, süreç, durum eki) * kelimelerle, sözlerle veya şarkılarla yapılan, genellikle sihir veya dini amaçlı ritüel eylem

inkar : ara. * nakara, nakira (bilmemek, tanımamak, reddetmek, yadsımak, inkar etmek), nukr (bilmeme, tanımama; zorlanma, diretme, reddetme, yadsıma, inkar etme) * gerçeği kabul etmeme, bir eylemi icra etmiş olmasına rağmen icra ettiğini reddetme, kabul etmeme, karşı gelme, reddetme, bilmeme, tanımama

inkarserasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carcerare (hapsetmek, kapamak), carcer, carcinis (hapis, tutsaklık, hapishane, zindan) + atio (isim yapım eki) * bir organın veya dokunun, çevresindeki yapılar tarafından sıkıştırılarak hapis edilmesi, sıkışması (bağırsak veya fıtık gibi dokuların sıkışması); fıtıkta, bağırsak veya dokunun fıtık kesesi içinde sıkışarak dışarı çıkamaması durumu (fıtığın sıkışmış olması ve geri itilememesi durumu)

inkarsere : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carcerare (hapsetmek, kapamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * sıkışmış, hapsolmuş ve dışarı çıkamayan

inkas : ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek), naks (azalma, eksilme) * eksilme, eksiltme, azalma, azaltma

inkaz : ara. * nakaza (kurtarmak, halas etmek) * kurtarma, kurtarılma, halas etme

inkıbaz : ara. * kabada, kabaza (belgelemek, tasdik etmek, sıkmak, daraltmak, kavramak, tutmak, yakalamak, almak, kabz etmek), kabiz (tutan, kavrayan, kabzeden, tutan) * büzülme, çekilip toplanma; tıkanma, zorlaşma; sıkıntı, keder, gamlı olmak; kabızlık, tutukluk, inkibad

inkıdad : ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak), nukd, nukz (yıkıntı, harabe), enkad, enkaz (yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları) * yıkılma, bozulma, dağılma

inkılab : ara. * kalaba (dönmek, döndürmek, tersine çevirmek, çevrilmek, değişmek, değiştirmek, dönüşmek, dönüştürmek) * dönme, değişim, dönüşüm, devir, devrim; siyasi, sosyal veya kültürel alanda hızlı ve köklü dönüşüm; başka tarza değişme, bir halden diğer hale geçme, başka türlü olma; altüst olma

inkıma : ara. * kama (sönmek, gücü kesilmek, etkisini yitirmek) * zayıflama, sönme, etkisiz hâle gelme; gücün, tesirin ortadan kalkması (mecazi); kökü kesilme, köksüzleşme

inkıraz : ara. * karada, karaza (çökmek, batmak, zarar görmek; dişlemek, kemirmek, kırpmak) * batma, çökme, çöküş, dağılma, son bulma, yok olma, sönme; aşınma, yıpranma, kırpılma

inkısam : ara. * kasama, kaseme (bölmek, bölüştürmek, paylaştırmak, ayırmak), kısm (bölüm, parça), taksim (bölme, bölüştürme, paylaştırma, ayırma, kısımlara ayırma) * kısımlara ayrılma, bölünme, taksim olunma; kırılıp ayrılma, parçalanma

inkısar : ara. * kasara (kesmek, kısaltmak, kısa tutmak, azaltmak, kısmak, kırmak, parçalamak, ayırmak) * kısalma, kısa olma, kesilme, kesik olma

inkışar : ara. * kaşara (soymak, yüzmek (deri) * bir şeyin derisini veya kabuğunu soyma

inkıta : ara. * kataa (kesmek, ayırmak, bölmek) * tükenme, kesilme, kesilme, kesinti, kopma, arkası gelmeme

inkıyad : ara. * kada (sevk etmek, yönlendirmek, dizginlemek, bağlamak, düğümlemek, hüküm vermek), kayd (bağlanma; oturma), kaide (esas, temel, bağlı olunacak kural) * itaat etme, boyun eğme, emre uyma; kendini yönlendirmeye bırakma

inkıyat : ara. * kada (sevk etmek, yönlendirmek, dizginlemek, bağlamak, düğümlemek, hüküm vermek), kayd (bağlanma; oturma), kaide (esas, temel, bağlı olunacak kural) * itaat etme, boyun eğme, emre uyma; kendini yönlendirmeye bırakma

inkıza : ara. * kada, kaza (bitirmek, sona erdirmek, tamamlamak, hükme bağlamak, tamamlamak) * sona erme, bitme, tamamlanma

inkızaf : ara. * kazafa (atmak, fırlatmak, savurmak, uzaklaştırmak, kovmak, sokmak, bırakmak), kazif (atan, fırlatan, savuran, uzaklaştıran, kovan, sokan) * geri çekilme, kaçınma, içe kapanma; bir durumdan uzak durma, uzaklaşma

inkilap : ara. * kalaba (dönmek, döndürmek, tersine çevirmek, çevrilmek, değişmek, değiştirmek, dönüşmek, dönüştürmek) * dönme, değişim, dönüşüm, devir, devrim; siyasi, sosyal veya kültürel alanda hızlı ve köklü dönüşüm; başka tarza değişme, bir halden diğer hale geçme, başka türlü olma; altüst olma

inkilis : gre. * engilis, eggylis (yılanbalığı) * yılanbalığı

inkimaş : ara. * kamaşa (büzmek, toplamak, içe çekmek, daralmak, büzülmek) * büzülme, çekilme, daralma; içe kapanma, geri durma (mecazi)

inkisar : ara. * kasara (kesmek, kısaltmak, kısa tutmak, azaltmak, kısmak, kırmak, parçalamak, ayırmak) * kesilme, kırılma, kırgınlık

inkisar-ı hayal : ara. * inkisar (kesilme, kırılma, kırgınlık) + i (tamlama eki) + hayal (görüm, düş, rüya, imge, tasavvur, zihinsel tasarım, rüyada görülen, zannedilen, gerçek sanılan, farzedilen, gerçek gibi canlı gibi olan) * istenen, arzulanan bir durumun gerçekleşmemesi halinde hissedilen üzüntü burukluk, hayal kırıklığı

inkişaf : ara. * kaşafa (açmak, açığa çıkarmak, meydana çıkarmak, ortaya koymak), kaşif (keşfeden, açığa çıkaran, ortaya çıkaran, bulan, mucit) * açığa çıkma, ortaya çıkma, belirginleşme; gizlinin açılması; gelişme, büyüme, ilerleme

inkitam : ara. * katama (gizlemek, saklamak), ketum (gizleyen, saklayan; ağzı sıkı, sırrı açığa vermeyen), iktam (gizleme, saklama, açığa çıkarmama) * gizli tutulma, saklı tutulma, açığa çıkarılmama

inklinal : gre., lat. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * yatay düzleme göre eğimli olan veya eğim gösteren, eğimli, meyilli

inklinasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) + atio (isim yapım eki) * bir şeyin eğilimi, meyli veya eğilme durumu, eğim, meyil

inklüzif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + claudere, cludere (kapatmak, örtmek, içine almak, dahil etmek, kapsamak, içermek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); inclusive (fra.) * kapsayan, içine alan, dahil eden

inklüzyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + claudere, cludere (kapatmak, örtmek, içine almak, kapsamak, içermek) + tio (isim yapım eki) * kapatma, örtme, içine alma, dahil etme, kapsama, içerme

inkompatibilite : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + compatibilis (uyumlu) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak, tahammül etmek) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) + itas (olma durumu, isim yapım eki) * uyumsuzluk, anlaşmazlık, bağdaşmazlık, bir arada bulunamama durumu, birlikte olamama durumu

inkompetens : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + competentia (yeterlilik, uygunluk) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + petere (istemek, arzu etmek, dilemek, aramak) + entia (isim yapım eki) ) * bir kişinin veya şeyin yetersizliği, ehliyetsizliği veya görevini yapamama durumu, yetersizlik, yetkin olmama

inkomplet : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + completus (tam, tamam, tamamlanmış, bütün, tümlenmiş) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pletus (doldurulmuş, tamamlanmış, bütünlenmiş) (plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * tam olmayan, tamamlanmamış, eksik

inkonstant : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + constant (sabit, durağan, değişmeyen) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sabit olmayan, durağan olmayan, değişen, değişkenlik gösteren

inkontinans : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + continere (tutmak, kontrol etmek) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) ) + entia (isim yapım eki) * kontrolsüzlük, özellikle vücut sıvılarının (idrar veya dışkı) istemsiz şekilde kaçırılması durumu

inkorpore : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + corporatus (corpore (bedenlenmiş, vücut bulmuş) (corpus (beden, gövde, vücut) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bedene dahil edilmiş, birleşmiş, bir yapıya dahil edilmiş, beden içinde, bedene ait, bedenle ilgili, bedene dahil

inkremental : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * artan, büyüyen, çoğalan, genişleyeb, gelişen

inkretin : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + cretus (crescere (büyümek, artmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sindirim sisteminde salgılanan ve insülin salınımını artıran hormon grubu

inkudektomi : lat., gre. * incus (kulaktaki örs kemiği) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme sisteminde yer alan örs kemiğinin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

inkübasyon : lat. * incubare (üzerine yatmak, kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine; üzerine, üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) ) + tio (isim yapım eki) * yumurtanın ısı ve nem koşullarında tutulması süreci; enfeksiyon etkeni olan virüs veya bakterinin vücuda girdikten sonra hastalık belirtilerinin başlamasına kadar geçen süre, kuluçka

inkübatör : lat. * incubare (üzerine yatmak, kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine; üzerine, üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sıcaklık ve nem kontrolü sağlayarak canlıların (yumurtaların veya yeni doğan bebeklerin) gelişimini destekleyen cihaz, kuluçka makinesi

inkübe : lat. * incubatus (üzerine yatmış, kuluçkaya yatmış) (incubare (üzerine yatmak, kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine; üzerine, üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * uygun ortamda gelişmesi sağlanmış, kuluçkaya yatırılmış; (mikroorganizmalar, hücreler veya canlı embriyolar) uygun koşullarda geliştirilmiş, kuluçkaya yatırılmış

inlemek : tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + mek (fiil eki) * acı, keder, korku veya üzüntü nedeniyle uzun ve derin bir ses çıkarmak; genellikle insan veya hayvan sıkıntı veya elem nedeniyle ses vermek

inme : tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + me (isim yapım eki) * aşağıya doğru hareket etme, aşağı gitme, alta geçme; beynin bir bölgesine kan akışının aniden durması ve beyne yeterli oksijen gitmemesi sonucu ortaya çıkan ani ve genellikle kalıcı motor, duyusal veya bilişsel kayıplarla karakterize bir durum, felç

inmek : tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + mek (fiil yapım eki) * aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek

inne : ara. * inne (kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, kat'i) * kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, kat'i

innema : ara. * inne (kesinlikle, mutlaka, şüphesiz, kat'i) + ma (ne, o) * kesinlikle ki, mutlaka ki, şüphesiz ki

innervasyon : lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + nervare (siniri uyarmak) (nervus (sinir; damar; kas kirişi, bağ; güç, kuvvet, enerji) (lat.); neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir organın veya dokunun sinir lifleriyle uyarılması veya sinirsel bağlantılarla donatılması

innerve : lat., gre. * innervatus (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + nervare (siniri uyarmak) (nervus (sinir; damar; kas kirişi, bağ; güç, kuvvet, enerji) (lat.); neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); innervé (fra.) * (bir organ veya doku) sinirle donatılmış

innominant : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + nominare (isimlendirmek, ad vermek) (nomen (isim, ad) + are (fiil yapım eki) ) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * isimsiz, adı konmamış, özel bir adı olmayan

inocellidae : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ocellus (küçük göz, gözcük) (oculus (göz) + ellus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Raphidioptera (yılancıktakımı / deveboynu böcekleri) takımına bağlı, ormanlık alanlarda yaşayan, bezoczkowate (gözsüzzarjlilar) olarak bilinen küçük bir yırtıcı böcek familyası

inokülasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + oculus (göz; tomurcuk) + atio (isim yapım ve durum eki) * bir organizmaya hastalık etkeni veya aşı maddesi enjekte etme işlemi, aşılama

inop : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + opus (iş, işlem, operasyon, uygulama, görev, fayda) * işe yaramayan, faydasız, etkisiz; cerrahi müdahalenin, ameliyatın uygun olmadığı veya yapılamadığı hasta

inoperabl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + operabilis (yapılabilir, çalıştırılabilir, işletilebilir) (operare (yapmak, çalıştırmak, işletmek, uygulamak, yürütmek) (opus, operis (iş, işlem, operasyon, görev, fayda) + are (fiil mastar eki) ) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * yapılamaz, işletilemez, çalıştırılamaz, uygulanamaz, tedavi edilemez; cerrahi olarak müdahale edilemez, ameliyat yapılamaz

inorganik : lat., gre. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + organon (alet, araç, organ) (gre.); organum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * organik olmayan, karbon temelli veya canlılarla ilişkili olmayan, canlılardan türemeyen, canlı organizmalarla ilgili olmayan (mineral veya cansız maddeleri tanımlamak için kullanılır.)

inosilikat : gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) + silicate (silisyumun oksijenle oluşturduğu SiO4 tetrahedra birimlerinden meydana gelen, minerallerin en geniş grubunu oluşturan kimyasal bileşikler sınıfı) (silicium (silex (çakmak taşı, sert taş) + ium (kimyasal element eki) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * yerbiliminde SiO4 dörtyüzlülerinin ortak oksijen paylaşımıyla tek veya çift zincirli yapılar oluşturduğu yani silikat minerallerinin silisyum-oksijen tetrahedra zincirler (tekli veya çift zincirler) halinde bağlandığı piroksenlerin (tek zincir) ve amfibollerin (çift zincir) en önemli üyeleri olduğu bir silikat mineral grubu

inosin : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * RNA yapısında bulunan, hücre enerji metabolizması ve nükleik asit sentezinde işlev gören, hipoksantin bazına bağlı bir riboz şekeri içeren nükleozid (C10H12N4O5)

inosin pranobeks : lat. * inosin (RNA yapısında bulunan ve hipoksantin bazına bağlı bir riboz şekeri içeren nükleozid) (inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + pranobeks (antiviral ve immünomodülatör etkili bileşik) * viral enfeksiyonların (genital siğiller (HPV), mukokütanöz herpes enfeksiyonları (HSV), SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) ) tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve antiviral etkisi olan kombine bir ilacın etken maddesi (C52H78N10O)

inosipleks : gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) (lat.) * sinir lifleri ağı

inositol : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + oz (ozone, oxygen eki) + itol (alkol grubu eki, -OH (hidroksil) bağlı karbon bileşiği eki) * hücre membranlarının yapısında bulunan ve hücre sinyalleşmesi, yağ metabolizması ile sinir iletimi gibi biyokimyasal süreçlerde önemli rol oynayan siklik bir alkol türü (C6H12O6)

inotrop : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) * kalp kasının kasılma gücünü etkileyen

inotropi : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının kasılma gücüne ilişkin durum veya özellik

inotropik : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalp kasının kasılma gücüne ilişkin

inotuzumab ozogamisin : gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) + tu (ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) + ozo (ozone, oxygen) + ga (ek) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * belirli kanser türlerinde ve özellikle akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kullanılan hedefe yönelik antikor-ilaç konjugatı (C6518H10002N1738O2036S42)

inovasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) * yeni fikirlerin, yöntemlerin veya ürünlerin geliştirilmesi ve uygulanması süreci, yenilik

inovatif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + novatus (yenilenmiş, tazelenmiş) (novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yenilik getiren, yeni şeyler başlatan veya değiştiren, yenilikçi

inozin : gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * RNA yapısında bulunan, hücre enerji metabolizması ve nükleik asit sentezinde işlev gören, hipoksantin bazına bağlı bir riboz şekeri içeren nükleozid (C10H12N4O5)

inozin pranobeks : lat. * inosin (RNA yapısında bulunan ve hipoksantin bazına bağlı bir riboz şekeri içeren nükleozid) (inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + pranobeks (antiviral ve immünomodülatör etkili bileşik) * viral enfeksiyonların (genital siğiller (HPV), mukokütanöz herpes enfeksiyonları (HSV), SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) ) tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve antiviral etkisi olan kombine bir ilacın etken maddesi (C52H78N10O)

inönü : tür. * in (hayvan mağarası) + ön (ilerisi, baş) + ü (iyelik eki) * Eskişehir’in bir ilçesi

input : ing. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + put (koymak) * sisteme, cihaza veya sürece dışarıdan veri, enerji veya malzeme sağlama eylemi veya bu sağlanan şey, girdi

ins : ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns (yakınlık, ünsiyet, birlikte yaşama) + an (sıfat yapım eki); nesiye (unutmak), nisyan (unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından) * unutan varlık; akıl, bilinç ve sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve idrakli varlık, beşer, insan

ins : ara. * nesiye (unutmak), nisyan (unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından); nas (alışmak, yakınlık duymak, ünsiyet kurmak) * akıl, bilinç ve sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı varlık; insan, içe alınan, içeriye alınan, başlatılan

insa : ara. * nesiye (unutmak), nisyan (unutma) * unutma, unutturma

insaf : ara. * nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı olmak, eşitlemek, ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), nisf (yarı, yarım), intisaf (taraflar arasında yarıya inme anlamından hareketle adaletli davranma, hakkaniyeti gözetme ve ölçülü bir denge kurma durumu, insaf edilme, hakkını alma) * adalet, yargıda ölçülü olma, ılımlılık, hakkaniyet, merhamet

insa-i mazi : ara. * insa (unutturma) + i (tamlama eki) + mazi (geçmiş, eski zaman) * geçmişi unutma, geçmişi unutturma

insal : ara. * nesl (soy, döl, jenerasyon), nesele (soyu devam ettirmek, dölü yaymak) * nesil çoğaltma, dölleme, döllenme

insan : ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns, unsa (yakınlık, dostluk, ünsiyet, birlikte yaşama) + an (sıfat yapım eki) ), nas (insanlar); nesiye (unutmak), nisyan (unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından) * unutan varlık; bilinç, akıl ve sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve idrakli varlık, beşer; Kur'an'ın 76. suresi

insan koryonik gonadoprin : ara., gre., lat. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık) + khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + o (bağlaç) + prin (uyaran, etkileyen madde) * kadınlarda yumurtlamayı sağlamak ve kısırlığı tedavi etmek ve erkeklerde sperm sayısını artırmak için kullanılan Pregnyl isimli ilacın etkin maddesi olan ve hamilelik sırasında plasenta tarafından üretilen bir hormon; gebelikte plasenta tarafından salgılanan ve yumurtalıkları uyararak progesteron üretimini sürdüren hormon

insan menopozal gonadotrofin : ara., gre., lat. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + men (ay, ay hali) + o (bağlaç) + pausis (durma, sona erme) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + trophe (besin, beslenme, gıda) + ine (kimyasal bileşik eki) (gre.) * bir adet (menstrüasyon) döngüsü esnasında, birden fazla yumurtanın üretilmesi ve yumurtalıkların uyarılması için, FSH ve LH (luteinize edici hormon) kısımları içeren bir enjeksiyon türü

insancıl : ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + cıl (sıfat yapım eki; gibi, ile ilgili) * insanlara karşı sevgi, anlayış ve yardımseverlik gösteren; insan merkezli düşünce ve davranışlara sahip olan, insani

insanımsı : ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + ımsı (sıfat yapım eki; gibi, benzeri) * insana benzeyen ama tam olarak insan olmayan varlık

insani : ara. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan özelliklerine haiz olan, insan ile ilgili olan, insancıl

insaniyet : ara. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + et (durum eki) * insan ile ilgili olma durumu, insanlık

insanoğlu : ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) (ara.) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * bütün insanları, insan türünü veya genel olarak insan neslini ifade eden topluluksal isim; İncil'de Mesih İsa'nın isimlerinden biri

insansı : ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + sı (gibi, benzeri) * insana benzeyen ama tam olarak insan olmayan varlık; insan ile ilgili olan

insat : ara. * nasata (susmak) * susma, insiyat

insekt : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) * böcek

insektaryum : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + arium (yer, mekan, ortam eki, hazne, kap) * böceklerin gözlemlenmesi, araştırılması veya yetiştirilmesi amacıyla kullanılan özel ortam veya yapı

insektisit : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) * böcekleri öldürmek veya kontrol altına almak için kullanılan kimyasal madde veya ilaç

insektivor : lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + or (-cı, yapan, eden eki) * böcekler, örümcekler, solucanlar ve küçük eklembacaklılarla beslenen, böcekle beslenen, böcek yiyen, böcekobur, böcekçil

inseminasyon : lat. * in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + seminare (tohumlamak, döllemek) (semin (tohum, döl, sperm) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dişi organizmaya sperm veya tohumun verilmesiyle üreme sürecinin başlatılması, döllenme, tohumlanma

insensibilite : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * hissizlik, duygusuzluk, duyarsızlık, farkında olmama; algılama yeteneği olmama veya akılsal olarak fark etmeme

insensibl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma eki) * hissedemeyen, hissiz, duygusuz, duyarsız, farkında olmayan; algılama yeteneği olmayan veya akılsal olarak fark etmeyen

insersiyon : lat. * in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + serere (yerleştirmek, sokmak, eklemek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin başka bir şeyin içine yerleştirilmesi veya eklenmesi

insıbab : ara. * sabba (dökmek, akıtmak) * akma, akıtılma, dökme, dökülme; aşağı doğru akış

insıbağ : ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma, boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı

insıdam : ara. * sadama (çarpmak, vurmak, çarpışmak, tokuşmak, darp etmek) * çarpma, vurma, çarpışma; patlama; basınç ile bir şey atma

insıraf : ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek, dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak, kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) * sarfetme, harcama, çekilip gitme, çekilme, dönme, geri dönme, sapma, yön değiştirme; bir işten veya durumdan kendi isteğiyle veya edilgin biçimde uzaklaşma, ayrılma veya yüz çevirme

insırah : ara. * saraha (açıklamak, açığa çıkarmak, dile getirmek, seslenmek), sarih (apaçık, açık, net, kesin, berrak, anlamı belirgin, belli, açıkça ifade edilmiş, anlaşılır) * açığa çıkma, ortaya çıkma, meydana çıkma, görünür olma, zahir olma, sarahat

insıram : ara. * sarama (kesmek, biçmek), sarim (kesen, biçen, ekim biçen) * kesilme, biçilme, kesilip ayrılma, hasad edilme

insi : ara. * ins (insan, adem, adam, beşer) * insan ile ilgili, beşeri

insibab : ara. * sabba (dökmek, akıtmak) * akma, akıtılma, dökme, dökülme; aşağı doğru akış

insibag : ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma, boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı

insibağ : ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma, boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı

insical : ara. * sacala (çekilmek, dökülmek) * çekilme, dökülme

insicam : ara. * sacama (akmak, akıtmak, dökmek) * suyun dökülüp devamlı akışı, düzgünlük; sağlam ve ıttırad ile arızasız tertib üzere olmak; devamlı yağmur yağmak; düzgün, tertibli, pürüzsüz söz

insidad : ara. * sadda (tıkamak, engellemek, kapamak), sedd (tıkaç, engel, mania, set) * tıkanma, kapanma

insidal : ara. * sadala (düşmek, sarkmak, pörsümek) * düşük olma, sarkma, pörsüme

insidam : ara. * sadama (çarpmak, vurmak, çarpışmak, tokuşmak, darp etmek) * çarpma, vurma, çarpışma; patlama; basınç ile bir şey atma

insidans : lat. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde, içerde) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) * oluş veya görülüş sıklığı, hastalığın görülme sıklığı

insidental : lat. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde, içerde) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ana olaya doğrudan bağlı olmayan, tesadüfi veya yan olay niteliğinde olan; esas unsurun yanında ortaya çıkan veya rastgele gerçekleşen

insidentaloma : lat., gre. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde, içerde) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * genellikle tesadüfen tıbbi görüntüleme sırasında keşfedilen, belirti vermeyen veya önemsiz görülen kitle veya tümör

insidiyöz : lat. * in (iç, içeri, içeride, içine) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fark edilmeden yavaşça ilerleyen, başta zararsız gibi görünen ancak zamanla ciddi zarar veren sinsi ve gizli tehlikeli durum veya davranış, sinsi

insifa : ara. * nasafa (ikiye bölmek, yarıya bölmek), nisf (yarı, yarım) * yarısını alma, yarıya bölme, ikiye bölme; bir şeyin ortası

insifar : ara. * safara (açmak) * açılma, inkişaf etme

insignia : lat. * in (iç, içeri, içinde, içerde) + signum (işaret, nişan, iz, belirti) + ia (isim yapım eki) * bir kişinin rütbesini, makamını veya ait olduğu grubu gösteren işaret, nişan, arma, amblem, sembol

insihak : ara. * sahaka (dövmek, ezmek, bastırmak, ezilip yumuşamak) * dövme, ezme, bastırma, dövüp ezme, ezip yumuşatma

insihal : ara * sahala (düzgün konuşmak, düzgün söz söylemek; kabuğu soymak) * düzgün konuşma, düzgün söz söyleme; kabuğu soyma

insikab : ara. * sakaba (delmek, delip geçmek), sakib (delen, delip geçen) * delinme

insiklodüksiyon : lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + ductio (yönlendirme, yol gösterme, sürme, götürme) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) ) * gözdeki korneanın üst kutbunun içe doğru, buruna doğru dönmesi durumu, intorsiyon

insikloverjans : lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + vergere (eğilmek, meyletmek, dönmek, bükülmek) + entia (isim yapım eki) (lat.) * içeri doğru dönme, bükülme veya eğilme; göz yuvarlarının içe doğru, birbirine doğru dönmesi

insilab : ara. * salaba (kaldırmak, iptal etmek, gidermek, mahvetmek; soymak) * kaldırılma, iptal edilme, giderilme, mahvedilme; soyulma

insilah : ara. * salaha (inmek, soyulmak, sıyrılıp çıkmak; derisini yüzmek; silahlanmak) * inme, soyulma, sıyrılma, sıyrılıp çıkma; derisi yüzülme; silahlanma, silah ile techiz olma

insilak : ara * salaka (yol tutmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek; seçmek), silk (yol) * yola girme, yol tutma, süluk etme

insilal : ara. * salla (toplanmak, dadanmak, üşüşmek, hücum etmek; sıvışmak, sıyrılmak) * bir yere toplanma, üşüşme, hücum etme; sıvışma, sıyrılma

insina : ara. * in (isim yapan önek) + sina (bükmek, burkmak, dolamak) * ima, dolambaç, bükme, burkma (insinuate (ima etmek) (ing.), insinuer (ima etmek) (fra.) )

insipiens : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sapiens (bilge, bilgili, bilen, akıllı, anlayışlı, idrakli) (sapere, sapio (akıllı olmak; zeki olmak, bilmek, sağduyulu olmak; tatmak) + entia (isim yapım eki) ) * insipiens (anlayışsız, idraksiz, cahil, bilgisiz, akılsız; saçma, tuhaf

insipitus : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sapere (bilmek, tanımak, anlamak, akıl sahibi olmak, tatmak) + itus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); insipide (fra.) * tatsız, lezzetsiz; mecazen

insiraf : ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek, dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak, kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) * sarfetme, harcama, çekilip gitme, çekilme, dönme, geri dönme, sapma, yön değiştirme; bir işten veya durumdan kendi isteğiyle veya edilgin biçimde uzaklaşma, ayrılma veya yüz çevirme

insirah : ara. * saraha (açıklamak, açığa çıkarmak, dile getirmek, seslenmek), sarih (apaçık, açık, net, kesin, berrak, anlamı belirgin, belli, açıkça ifade edilmiş, anlaşılır) * açığa çıkma, ortaya çıkma, meydana çıkma, görünür olma, zahir olma, sarahat

insisura : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + ura (isim yapım eki) * kesik, çentik, yarık, anatomide çöküntü şeklindeki doğal girinti veya kesik oluşum

insitah : ara. * sataha (yüzey oluşturmak, satıhlaşmak, tabakalaşmak, düzleşmek); sath (yüzey, tabaka, düzlem) * satıhlı olma, yüzey oluşturma; yayılıp arka üstü yatma

insiyab : ara. * sayaba (salmak, serbest bırakmak; akmak, süzülmek) * salınma, serbest bırakılma, süzülüp akma, akıp gitme

insiyag : ara. * sayaga (kalına dökmek, düzeltmek) * kalıba dökülüp düzelme

insiyak : ara. * saka (güdülemek, gütmek, sevk etmek, sürüklemek, akmak, gitmek), sevk (gütme, güdüleme, sürükleme) * içgüdü, güdülme, iradesi dışında hareket etme, hareketi başlatma (instinct, Instinkt (içgüdü) (ing., fra., alm) )

insiziv : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + scindere (yarmak, kesmek, bölmek), scindus (yarılmış, kesilmiş, bölünmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesme veya yarma işine yatkın, kesici, kesici diş

insizyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + tio (isim yapım eki) * kesim, kesi, yarma

insizyonel herni : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * önceki bir cerrahi kesiye (insizyona) bağlı olarak karın duvarında gelişen, iç organların dışarı doğru çıkmasına yol açan fıtık türü

inskripsiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + scribere (yazmak) + tio (isim yapım eki) * bir yüzey üzerine yazma eylemi veya bu eylemin sonucu olarak ortaya çıkan yazı; anıtlar, taşlar veya madeni paralar üzerindeki yazılı metin

insolasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sol, solis (güneş) + atio (isim yapım eki) * güneş ışınlarının bir yüzeye düşme durumu veya güneşe maruz kalma süresi; tıpta veya iklim biliminde güneş ışınlarının etkisi

insolübl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + solubilis (çözünebilir, eritilebilir; çözülebilir) (solvere (çözmek, gevşetmek, eritmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * çözülemez, çözümlenemez; kimyada bir maddenin sıvı içinde çözünmemesi; bir problemin çözümsüz, anlaşılması zor olması durumu (mecazi)

insomnia : lat. * in (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * strese bağlı depresyon, uyku öncesi yemek yenmesi, uyku saatinin sürekli değişmesi, uyku apnesi, nörolojik hastalıklar, hormonal sorunlar, huzursuz bacak sendromu, alkol tüketimi ve egzersiz eksikliği gibi durumlar nedeniyle uyuyamama sendromu

inspeksiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tion (isim yapım eki) * dikkatli ve sistemli bir şekilde bakma, inceleme; denetleme, teftiş; resmi veya teknik bağlamda yapılan gözlemsel kontrol

inspirasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + spirare (nefes almak, solumak, üflemek) + tion (isim yapım eki) * nefes alma, soluma; ilham alma, esinlenme, içsel bir dürtüyle yaratıcı veya manevi bir etkiyle dolma

inspiratuvar : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + spirare (nefes almak, solumak, üflemek), spiratus (nefes almış, solumuş, üflemiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, gibi) * solunumda içe hava çekmeyle ilgili; nefes alma sürecine katılan kaslar veya işlevlerle ilgili

inspiryum : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + spirare (nefes almak, solumak, üflemek) + ium (yer, mekan, durum eki) * solunum sürecinde havanın akciğerlere alındığı evre, inspirasyon

instabil : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * kararsız, dengesiz, istikrarsız, sabit olmayan; fiziksel veya ruhsal anlamda değişken, güven vermeyen durum veya yapı

instabilite : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * istikrarsızlık, kararsızlık, dengesizlik

instabilizasyon : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * istikrarsızlaştırma, kararsızlaştırma, dengesizleştirme

instant : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + (stare (durmak, dikilmek) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anlık, hemen olan, anlık gerçekleşen; zaman bakımından şimdiye çok yakın olan şey veya olay, acil veya derhal gerçekleşen durum

instilasyon : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stilla (damla), stillare (damlatmak) + tio (isim yapım eki) * sıvı bir ilacın veya maddenin damla damla bir orifise (boşluğa), göz, kulak veya burun gibi vücut boşluklarına verilmesi işlemi

instinkt : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + stinctus (batırılmış, dürtülmüş, güdülenmiş, uyarılmış) (stinguere (batırmak, dürtmek, güdülemek, uyarmak) + tus (isim yapım eki) ) * içten gelen doğal eğilim veya davranış biçimi, doğuştan gelen yetenek veya sezgi, içgüdü

instinktif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + stinctus (batırılmış, dürtülmüş, güdülenmiş, uyarılmış) (stinguere (batırmak, dürtmek, güdülemek, uyarmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içgüdüsel

instruksiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (inşa, kurulum, yapı) + tio (isim yapım eki) * talimat, yönerge, öğretim; bir işi yapmaya yönelik bilgi verme veya eğitme süreci

instruktif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (inşa, kurulum, yapı) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * öğretici, eğitici; bilgi veren veya yol gösteren, faydalı

insula : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) * karayla çevrili su kütlesi içindeki kara parçası; beynin iç kısmında, özellikle korteksin derinliklerinde bulunan bölge

insulin : lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon

insüfizans : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sufficere (yeterli olmak, yetmek, kafi gelmek) (sub (alt, aşağı) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) ) + entia (isim yapım eki, olma durumu) * yetersizlik, kifayetsizlik, bir şeyin gerekli düzeye ulaşmaması

insüflasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sufflare (üflemek, hava vermek) + tio (isim yapım eki) * vücut boşluklarına veya organlara gaz veya hava üfleme işlemi (örneğin kolonoskopi)

insülasyon : lat. * insulare (içeride yalnız bırakma, içeride yalıtma) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sulare (ada yapmak; yalnız bırakmak, yalıtmak) (solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) * bir şeyi dış etkenlerden ayırma veya izole etme durumu, yalıtım, tecrit, izolasyon

insülatör : lat. * insulare (içeride yalnız bırakma, içeride yalıtma) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sulare (ada yapmak; yalnız bırakmak, yalıtmak) (solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) + are (fiil mastar eki) ), insulatus (içeride yalnız bırakılmış, içeride yalıtılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * yalıtıcı, izole edici

insüler : lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) ) + aris (ile ilgili, gibi) * izole olma ile ilgili, yalıtılmış olma ile ilgili, yalıtım ile ilgili

insüler korteks : lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) ) + aris (ile ilgili, gibi) + cortex (kabuk) * memelilerde, beyninin her yarım küresindeki lateral sulkusun derinliğinde, beyin kıvrımları arasında adacık gibi yer alan kabuk bölgesi serebral korteksin bir kısmı

insülin : lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon

insülin aspart : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + aspart (Aspartik asit türevi) * hızlı etkili sentetik insülin analogu; amino asit dizisinde 28. pozisyondaki prolinin aspartik asit ile değiştirilmesiyle elde edilen, hızlı emilen ve hızlı etki gösteren insülin türü

insülin degludec : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + de (çıkarma, ayırma, eksiltme, yokluk eki) + glu (glutamik asit veya glisin gibi amino asit eki) + dec (deka, on, onlu) * sentetik olarak modifiye edilmiş, uzun etkili bir insülin analogu olan, insan insülinine yağ asidi zinciri eklenerek cilt altı dokuda yavaş ve sabit salınım sağlayacak şekilde tasarlanmış, etkisi 42 saate kadar süren ve diyabet tedavisinde bazal insülin ihtiyacını karşılamak için kullanılan bir hormon preparatı (C274H411N65O81S6)

insülin detemir : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + detemir * insan insülinine 14 karbonlu yağ asidi zinciri (myristik asit) eklenerek cilt altı dokuda yavaş ve dengeli salınım sağlayan, bazal insülin tedavisinde kullanılan uzun etkili sentetik insülin analogu olan hormon preparatı (C267H402N64O76S6)

insülin glargin : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + gl (glisin amino asidi) + arg (arginin amino asidi) * insan insülininin yapısında üç amino asit değişikliği yapılarak (A21 pozisyonuna bir arginin, B31 ve B32 pozisyonlarına iki arginin eklenerek) oluşturulan, cilt altı dokuda nötr pH'da çözünebilen ancak vücut pH'ında (nötral veya hafif bazik) düşük çözünürlük gösteren, böylece yavaş ve sabit salınım sağlayan uzun etkili sentetik insülin analogu (C267H404N72O78S6)

insülin glulizin : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + glu (gkutamik asit) + lysine (lysine amino asidi) * insan insülininin B zincirindeki 3. pozisyondaki asparagin’in yerine glutamik asit ve 29. pozisyondaki lizin’in yerine glutamin konularak modifiye edilen, yemek sonrası glukoz kontrolünü sağlamak amacıyla geliştirilen hızlı etkili insülin analogu olan sentetik hormon (C258H384N64O78S6)

insülin liksisenatit : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + liksi (lysine amino asidi) + syn (sentetik) + atit (tuz veya ester eki) * insan insülinine yapılan modifikasyonlarla (özellikle B zincirindeki 3. pozisyondaki lizin ve 29. pozisyondaki lisin amino asitlerinin değiştirilmesiyle) hızlı emilim ve etki süresi sağlayan, diyabet tedavisinde yemek öncesi kullanılan hızlı etkili insülin analogu olan sentetik hormon (C215H347N61O65S)

insülin lispro : lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + lysine (lysine amino asidi) + prolin (prolin amini asidi) * insan insülininin B zincirinde 28. ve 29. pozisyonlardaki amino asitlerin (prolin ve lizin) yerlerinin değiştirilmesiyle elde edilen, cilt altına enjeksiyon sonrası hızla emilen ve özellikle yemek sonrası glukoz kontrolü için kullanılan hızlı etkili insülin analogu olan sentetik hormon (C267H383N65O77S6)

insülin rezistansı : lat. * insulin + resistentia (direnç) (re (geri, tekrar, yeniden) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) ) * vücut hücrelerinin normal düzeydeki insüline yeterli yanıt vermemesi durumu; kas, yağ ve karaciğer hücrelerinin insülinin glukozu içeri alma etkisine karşı duyarsız hale gelmesiyle kandaki şeker düzeyinin yüksek seyretmesine yol açan metabolik bozukluk, insülin direnci

inşa : ara. * naşa (oluşturmak, yapılandırmak, başlatmak) * oluşturma, yapılandırma, başlatma

inşaallah : ara. * in (eğer, şayet) + şaa (diler) + Allah * eğer Allah dilerse; gelecekte bir olayın gerçekleşmesinin Allah’ın iradesine bağlı olduğunu ifade eden temenni ve tevekkül ifadesi

inşaat : ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma), inşa (oluşturmak, yapılandırmak, başlatmak) + at (isim yapım eki) * oluşturma, yapılandırma, kurma, başlatma

inşaat mühendisi : ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma), inşa (oluşturmak, yapılandırmak, başlatmak) + at (isim yapım eki) + hendese (geometri), mühendis (geometriyle, ölçüyle ve teknik bilgiyle iş yapan kimse; bilimsel ve matematiksel prensipleri kullanarak yapılar, makineler, sistemler veya süreçler tasarlayan ve geliştiren uzman kişi) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * binalar, köprüler, yollar, barajlar ve benzeri yapıların tasarımı, analizi, yapımı ve denetimiyle ilgilenen, mühendislik ilkelerine dayalı olarak fiziksel altyapılar inşa eden uzman kişi

inşad : ara. * naşada (talep etmek, istemek; yüksek yerde düz yer olmak; kaybolan şeyi aramak; bir şeyi gereği gibi bilmek) * şiir okuma; şiiri kaidesine uygun ahenk ile okuma; sesini yükseltme; arayıp soruşturma; brisini hicvetme; ayıp olan bir şeyi haber verme

inşallah : ara. * in (eğer, şayet) + şaa (diler) + Allah * eğer Allah dilerse; gelecekte bir olayın gerçekleşmesinin Allah’ın iradesine bağlı olduğunu ifade eden temenni ve tevekkül ifadesi

inşar : ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak, dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü diriltme

inşat : ara. * naşata (güçlenmek, canlanmak, aktif olmak; ferahlatmak, neşelendirmek) * canlanma, güçlenme, etkinleşme; hareketlilik, canlılık; ferahlandırma, neşelendirme, sürurlandırma

inşaz : ara * naşaza (üstüste koyup yükseltmek, yükseltmek) * üstüste koyup yükseltme, yükseltme

inşiab : ara. * şa'ba (ayırmak, bölmek, şubelendirmek; dallanmak, dalbudak vermek), şube (bölüm, kısım) * ayrılma, bölünme, bölük bölük olma, şubelenme; dallanma, dalbudak verm

inşial : ara. * şa'ala (alevlenmek), şule (alev) * alevlenme, şulelenme

inşibak : ara. * şabaka (ağ oluşturmak, şebeke halinde olmak, birbirine geçmek) * ağ oluşturma, şebeke halinde olma, birbirine geçme

inşihab : ara. * şahaba (parlamak, alevlenmek, yanmak; fışkırmak), şihab (kıvılcım) * parlama, alevlenme, yanma; fışkırma; coşma, heyecanlanma (mecazi)

inşikak : ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak, çatlatmak, parçalanmak), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma) * yarılma, ayrılma, çatlama, bölünme, ikiye ayrılma; Kur'an'ın 84. suresinin ismi

inşilal : ara. * şalla (dökülerek akmak), şelale (dökülüp akan, çağlayan) * şiddetle dökülerek akma; (su) uçurumdan dökülerek şiddetli akma

inşimar : ara. * şamara (sallanarak yürümek, salınarak yürümek, salınmak) * sallana sallana yürüme, salınarak yürüme, salınma

inşinac : ara. * şanaca (buruşmak) * buruşma, derinin buruşması

inşirah : ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak, yarıp içini çıkarmak) * açılma, genişleme, ferahlama, ferahlık; Kur'an'ın 94. suresinin ismi

inşirak : ara. * şaraka (yarmak, ayırmak, bölmek; ortak olmak, ortak koşmak, ortak etmek), şirak (yarma, yarılma) * yarmak, yarılış, gün doğumu (shark (köpekbalığı, dişiyle yaran balık) ) (ing.) )

inşiram : ara. * şarama (yaymak, açmak, serbest bırakmak; yarık açmak, yarmak) * yayma, açma, serbest bırakma

inşitat : ara. * şatta (dağılmak, dağınık olmak) * dağılma, dağınık olma

intac : ara. * nataca (sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, nihayete ermek), netice (sonuç) * sonuç doğurma, ortaya çıkarma, sebep olma, sonuçlanma, sona erdirme, neticelenme, husule getirme

intaç : ara. * nataca (sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, nihayete ermek), netice (sonuç) * sonuç doğurma, ortaya çıkarma, sebep olma, sonuçlanma, sona erdirme, neticelenme, husule getirme

intak : ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * konuşturma; canlı veya cansız varlıklara konuşturma niteliği kazandırma sanatı; özellikle edebiyatta hayvan, eşya veya soyut varlıkları insan gibi konuşturarak anlatma tekniği (kişileştirme, prosopope)

intake : ing. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + take (almak) * içe alım; bir sistem, mekanizma veya organizmaya dışarıdan sıvı, gaz, yiyecek veya bilgi gibi maddelerin veya kaynakların alınması, giriş noktası veya miktarı

intakt : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak), tactus (dokunulmuş) * dokunulmamış, bozulmamış, sağlam

intalaka : ara. * laka (öne çıkmak, kavuşmak, karşılamak, almak) * fırlamak, öne çıkmak

intan : ara. * natana (kokuşmak, çürümek) * mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma, kötü kokma

intani : ara. * intan (mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma, kötü kokma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (hastalık) mikropla oluşan, mikroplu, intan ile ilgili

intaniye : ara. * intan (mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma, kötü kokma) + iye (yer ve durum eki) * enfeksiyon hastalıkları ilmi, enfektoloji

intansiyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) * zihinsel olarak bir hedefe, amaca veya sonuca yönelme; niyet, kasıt, maksat, gaye

intansiyonel : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kasıtlı, bilerek yapılan; bir amaç veya niyet doğrultusunda gerçekleşen

intaş : ara. * nataşa (yayılmak, dağılmak, serpilmek, yeşermek, çimlenmek) * yayılma, dağılma, serpilme, (tohum) toprakta çimlenme, yeşerme

integral : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamlayıcı, bütünleyici; bir fonksiyonun altında kalan alanı hesaplayan, sonsuz küçük parçaların toplamı yoluyla tanımlanan ve değişim hızlarının tersini ifade eden temel kavram

integrasyon : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * parçaları birleştirerek bütünü oluşturma işlemi, tümleme, bütünleme, bütünleşme

integratif : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bütünleştirici, birleştirici; farklı parçaları veya unsurları bir araya getiren, bütünlük sağlayan

integre : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); intégré (fra.) * eksiksiz, tam, bütün, bütünleşik

integriceps : lat., gre. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + kephale, kephalos (baş, kafa) (gre.); caput (baş, kafa, tepe), ceps (başlı) (lat.) * belirgin ve bütünleşmiş bir baş yapısına sahip türleri veya anatomik yapıları tanımlamak için kullanılan terim

integrin : lat. * integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + ine (organik bileşik eki) * hücrelerin hücre dışı matriks (ECM) ile bağlanmasını sağlayan ve sinyal ileten transmembran proteinleri

integrite : lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bozulmamışlık, doğruluk, tamlık, bütünlük

integüment : lat. * integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + mentum (isim yapım eki) * yumurtalığı saran ve olgun tohumda tohum kabuğunu meydana getiren, genellikle iç ve dış olmak üzere iki tabakadan oluşan doku

intelekt : lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter (arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) * farklı fikirleri veya bilgileri ayırt ederek seçme ve anlama eylemi; düşünme, anlama, kavrama, akıl yürütme, yorumlama, sonuç çıkarma yeteneği ve kapasitesi, akıl, zeka

intelektüalizm : lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter (arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * insan düşüncesinin, aklın ve entelektüel faaliyetlerin her şeyin temelinde olduğu görüşünü savunan felsefi akım

intelektüel : lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter (arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl ve zela ile ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve kültür sahibi kişi

intelijans : lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter (arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) + entia (isim yapım eki) ) * bilgi toplama, anlama, kavrama ve değerlendirme yeteneği; zeka ve anlayış kapasitesi

intens : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş, gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde olan) * yoğun, şiddetli, kuvvetli; duygu, etki veya enerji bakımından yüksek derecede güçlü ve derin olan

intensif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş, gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde olan) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *, şiddetli

intensite : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş, gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde olan) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin derecesi veya gücü, özellikle ışık, ses, duygu veya kuvvet bakımından hissedilen yoğunluk ve şiddet seviyesi, şiddet; ölçü birimi Amper olan elektrik akımının şiddeti

inter : lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) * iki veya daha fazla şeyin arasında, ortasında veya arasındaki konumu veya ilişkiyi belirten edat

interaksiyon : lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) + actio (eylem) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla unsurun karşılıklı etkileşimde bulunması, birbirini etkileyip tepki vermesi durumu

interaktif : lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) + activus (eylemsel) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * karşılıklı etkileşimli, kullanıcı ve sistem veya iki taraf arasında karşılıklı iletişim ve tepki alışverişine dayanan

interamnia : lat. * inter (arasında, ortasında) + amnis (ırmak, nehir) + ia (yer eki) * iki nehir arasında bulunan yer

interartikülaris : lat. * inter (arasında, ortasında) + articularis (eklemle ilgili) (articulus (eklem) (artus (parça, bileşen, organ, uzuv) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eklemler arasında bulunan veya eklemlere ait olan, özellikle anatomide iki kemik arasındaki

interatriyal : lat., gre. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (gre.); atrium (avlu; bir binada birkaç kat yükselen merkezi salon; kalbin üst kısmı, kalp kulakçığı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin iki kulakçığı (atrium) arasında yer alan veya onlarla ilgili

intercalary : lat. * inter (arasında, ortasında) + calare (ilan etmek, çağırmak) + ius (sıfat yapım eki) (lat.); intercalary (ing.) * iki yapı veya dönem arasına eklenmiş, araya giren; takvimlerde iki dönem arasına eklenen gün, ay veya zaman dilimi

intercooler : lat., ing. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + cool (serin) + er (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * turbo veya süperşarjlı motorlarda, sıkıştırılmış ve ısınan havayı soğutarak motora daha yoğun ve soğuk hava gönderen, yanma verimliliğini artıran ve motorun daha fazla güç üretmesini sağlayan ısı değiştirici parça

interdisipliner : lat. * inter (arasında, ortasında) + disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim bilgisi) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + scipulus (bilme, alma, öğrenme) (scire, scere (kesmek, ayırmak; bilmek, öğrenmek, almak) + ipulus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ianus (son ek) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * disiplinler arası, birden fazla disiplin veya bilim dalını kapsayan; disiplinler arası çalışma veya yaklaşım

interface : lat. * inter (arasında, ortasında) + facies (suret, yüz, yüzey, görünüş) (lat.) * iki sistem, cihaz, yazılım veya süreç arasındaki karşılıklı etkileşimi ve iletişimi sağlayan temas noktası veya bağlantı yüzeyi, arayüz

interfalangeal : lat. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + phalanx, phalangis (parmak kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * parmak kemikleri (falankslar) arasında yer alan, falankslarla ilgili olan (özellikle eklem noktaları)

interfaz : lat., gre. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) (gre.) * hücre döngüsünde mitoz bölünme öncesi hücrenin büyüme, DNA replikasyonu ve hazırlık yaptığı evre; iki bölünme safhası arasındaki dönem

interferans : lat. * inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) + entia (olma durumu, isim yapım eki) * iki veya daha fazla şeyin çakışarak, kesişerek veya etkileşerek birbirinin normal işleyişini engellemesi veya değiştirmesi durumu

interferometre : lat., gre. * inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * ışık dalgalarının veya diğer dalgaların girişim desenlerini kullanarak mesafe, uzunluk, dalga boyu gibi fiziksel büyüklükleri çok hassas ölçen optik cihaz, girişimölçer

interferometri : lat., gre. * inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * dalgaların girişim prensibine dayanarak fiziksel büyüklüklerin hassas ölçümünü sağlayan yöntem veya bilim dalı; bilgi çıkarımı için elektromanyetik dalgaların üst üste getirilme tekniği, girişim ölçme

interferon : lat. * inter (arasında, ortasında) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + on (protein son eki) * virüs enfeksiyonlarına karşı hücrelerin bağışıklık tepkisini uyaran, antiviral özellikteki proteinler grubu

interiktal : lat. * inter (arasında, ortasında) + icere (vurmak, çarpmak), ictus (vuruş, çarpma, darbe, nöbet) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nörolojide, iki epileptik nöbet arasındaki dönemi veya ara dönemleri

interim : lat. * interim (arada geçen süre içinde, bu arada, geçici süreyle) (inter (arası, arasında) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + terra (yer, toprak) ) + im (zarf/belirteç eki) * iki olay veya durum arasında geçen geçici süreyi ifade eder ve genellikle bir görevin veya durumun kalıcı çözümü bulunana kadar sürdürülen ara dönem

interkalasyon : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + calare (duyurmak, bildirmek, ilan etmek) + tio (isim yapım eki) * bir molekül (veya grubun) iki molekül (veya grubun) arasına tersinir şekilde girmesi

interkinez : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) * hücre bölünmesinde, özellikle mitoz ve mayoz arasında hücrenin dinlenme ve hazırlık evresi; iki bölünme arasındaki ara dönem

interkondiler : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + condylus (kondil, eklem çıkıntısı) (con (ile, birlikte, beraber) + dylus (yuvarlak çıkıntı, knob) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki kondil (eklem çıkıntısı) arasında bulunan veya onlarla ilgili, kemiklerin eklem yüzeyleri arasındaki bölgeler ile ilgili

interkoneksiyon : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + connectere (bağlamak, birleştirmek, bitiştirmek) (con (ile, birlikte, beraber) + nectere (bağlamak, birleştirmek, bitiştirmek, örmek) ) + tio (isim yapım eki) * iki veya daha fazla sistem, ağ veya unsurun, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde olacak şekilde birbirine bağlanması durumu

interkostal : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + costa (kaburga, yan, kaburga kemiği, gövdenin yanı; sahil, kıyı, şerit, hat, kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburgalar arasında yer alan veya onlarla ilgili

interlobüler : lat. * inter (arası, arasına, arasında) + lobulus (küçük lob) (lobus (bölge, parçalanmış bölge, kısım) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük loblar arasında bulunan veya onlarla ilgili olan

interlüd : lat. * inter (arası, arasında) + ludere (oynamak, eğlenmek, etkinlikte bulunmak), ludus (oynama, oyun, eğlence, etkinlik; çalma) * müziğin bir şekilde kesintiye uğraması, aralanması veya müziğe müdahale edilmesi; bir etkinlik veya olay arasında geçen kısa süreli ara, mola veya aralık

intermediyer : lat. * inter (arası, arasında) + medius (orta, ortada) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki taraf arasında aracılık eden, ortada bulunan veya bağlantı kuran kimse veya şey; özellikle diplomasi, ticaret ve iletişim bağlamında kullanılan aracı kişi veya kurum

intermezzo : lat. * inter (arası, arasında) + medius (orta, yarı, kısmi) (lat.); mezzo (ita.) * özgür bir biçimde yazılmış olan ve kendi başına bir bütünlüğü bulunan müzik yapıtı; müzikte veya tiyatroda, iki ana bölüm arasında çalınan veya sahnelenen kısa ara parça; genel olarak herhangi bir etkinlikteki kısa molayı veya ara zamanı

intermittant : lat. * inter (arası, arasında) + mittere (göndermek, bırakmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman zaman duran ve yeniden başlayan, kesintili biçimde tekrar eden

intermoleküler : lat. * inter (arası, arasında) + moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla molekül arasında gerçekleşen veya moleküller arası ilişkilerle ilgili, moleküller arası

intern : lat. * internus (içinde olan, dahili, içsel) (inter (arası, arasında) + nus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); interne (stajyer doktor) (fra.) * mesleki deneyim kazanmak üzere bir kurumda çalışan stajyer öğrenci, özellikle tıp öğrencisi

internal : lat. * internus (iç, içteki, içsel) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının veya olayın iç kısmına ait veya içe yönelik olan

internalizasyon : lat. * internus (iç, içteki, içsel) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atio (isim yapım eki) * bir maddenin (örneğin bir reseptör, bakteri veya ligandın) hücre zarından geçerek hücre içine alınması süreci; bir düşünce, değer veya tutumun kişi tarafından içselleştirilmesi

internasyonal : lat. * inter (arası, arasında) + nation (ulus, millet) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uluslar arasında gerçekleşen veya onları ilgilendiren, uluslararası, beynelmilel

internet : ing. * inter (arası, arasında) + network (ağ, şebeke) (net (ağ) + work (iş, çalışma) ) * dünya çapındaki bilgisayar ve cihazları birbirine bağlayan, veri, bilgi ve hizmetlerin elektronik ortamda iletilmesini sağlayan küresel dijital iletişim ağı

internod : lat. * inter (arası, arasında) + nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) * bitki gövdesinde iki boğum (nod) arasında kalan gövde bölümü, boğumarası

interosepsiyon : lat. * inter (arası, arasında) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * beynin kalp, akciğer ve mide gibi iç organlardan gelen sinyalleri algılayarak vücudun iç dengesini korumasını sağlayan altıncı duyu (beş duyu yani görme, işitme, koku, tat ve dokunma gibi klasik duyular, dış dünyadan gelen uyarıların algılanmasını sağlarken interosepsiyon vücudun içinden gelen sinyallerin algılanmasını sağlar.)

interospeksiyon : lat. * inter (arası, arasında) + spectio (bakış, görüş, bakma, görme, gözlem) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tio (isim yapım eki) ) * bireyin kendi vücudundaki içsel duyumları ve fizyolojik durumları algılama ve gözlemleme yeteneği

interpalpebral hiperemi : lat., gre. * inter (arası, arasında) + palpebra (göz kapağı) (lat.) + hyperemia (aşırı kanlanma) (hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde, aşırı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * iki göz kapağı arasındaki konjonktival bölgede anormal düzeyde artmış kanlanma

interpendiküler : lat. * inter (arası, arasında) + pedunculus (küçük sap, sinir sapı) (pes, ped (ayak) + unculus (küçültme eki) ) * iki sarkık veya askıda duran yapı arasında yer alan veya onlarla ilgili olan anatomik veya yapısal bölge; beyin sapında iki sinir sapı arasında yer alan anatomik boşlukla ilgili

interpetiolar : lat. * inter (arası, arasında) + petiolus (yaprak sapı) (pes, pedis (ayak) + olus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * iki yaprak sapı arasında bulunan veya gelişen

interpolasyon : lat. * interpolare (araya yerleştirmek, eklemek) (inter (arası, arasında) + polare (yerleştirmek, düzenlemek, koymak) ) + tio (isim yapım eki) * var olan iki değer veya unsur arasına veri, bilgi veya ifade ekleme işlemi; eksik, bilinmeyen veya düzensiz veri noktaları arasına tahmini değerler yerleştirerek sürekli bir yapı veya geçiş oluşturma işlemi

interrogans : lat. * inter (arası, arasında) + rogare (sormak) + entia (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soru soran, sorgulayan; genellikle patojenik bakteri türlerinde geçen bir niteleme (özellikle Leptospira interrogans bakterisinin adlandırılmasında, organizmanın teşhis sürecinde belirgin soru tarzı eğriliği veya davranışı)

interrogasyon : lat. * inter (arası, arasında) + rogatio (soru, sual, soru sorma) (rogare (sormak) + tio (isim yapım eki) ) * resmi olarak bilgi edinme amacıyla yapılan sorgulama süreci, sorgulama

interseks : lat. * inter (arası, arasında) + secere (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) * doğuştan hem erkek hem dişi biyolojik cinsiyet özellikleri taşıyan bireyi tanımlayan terim

interseksiyon : lat. * inter (arası, arasında) + sectio (kesim; ayrım, bölüm) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla çizgi, yol ya da kümenin birbiriyle kesiştiği, üst üste geldiği veya buluştuğu nokta/yer, kesişme, kesişim

intersellüler : lat. * inter (arası, arasında) + cellula (küçük hücre, hücrecik) (cella (oda, odacık, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücreler arası boşluklara veya etkileşimlere ait olan

intersepsiyon : lat. * inter (arası, arasında) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir nesne veya iletinin hedefe ulaşmadan önce engellenmesi veya ele geçirilmesi

interspinöz : lat. * inter (arası, arasında) + spina (çıkıntı, omur dikeni) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * iki omur çıkıntısı arasında yer alan bağ veya yapı ile ilgili

interstellar : lat. * inter (arası, arasında) + stella (yıldız) + aris (ile ilgili, -a ait) * yıldızlar arasında bulunan veya yıldızlar arası uzayla ilgili

interstisyel : lat. * interstitium (aralık, boşluk) (inter (arası, arasında) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + tium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dokular arası boşlukları ilgilendiren veya onlarla ilişkili olan, interstisyum ile ilgili

interstisyel sistit : lat. * interstitium (aralık, boşluk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * mesanede enfeksiyon belirtisi olmadan, mesane duvarının iltihaplanması ve tahriş olması

interstisyum : lat. * inter (arası, arasında) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + tium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) * doku veya organlarda hücreler arasında kalan boşluklu alan

intertransvers : lat. * inter (arası, arasında) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * enine geçen, çapraz uzanan, çapraz, enlemesine; omurgada karşılıklı iki enine çıkıntı arasında bulunan anatomik bölgeyle ilgili

intertriginöz : lat. * inter (arası, arasında) + tritus (sürtünme) (terere (sürtmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + inosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * sürekli sürtünen veya temas eden (cilt yüzeyleri için)

intertrigo : lat. * inter (arası, arasında) + tritus (sürtünme) (terere (sürtmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + go (durum eki) * deri kıvrımları arasında sürtünme nedeniyle oluşan kızarıklık, nemlenme, iltihaplı tahriş veya döküntü

interüpsiyon : lat. * inter (arası, arasında) + rumpere (kırmak, bölmek, kesmek) + tio (isim yapım eki) ) * iki yapı veya sistem arasında uygulanan veya hissedilen itici kuvvet veya hareket

interval : lat. * inter (arası, arasında) + vallum (sınır, duvar) * iki zaman dilimi, olay veya mekan arasında kalan süre veya boşluk

intervensiyon : lat. * inter (arası, arasında) + venire (gelmek) + tio (isim yapım eki) * belirli bir sürece veya olaya dışarıdan yapılan müdahale veya katılım eylemi, müdahale

intervensiyonal : lat. * intervention (müdahale) (inter (arası, arasında) + venire (gelmek) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıbbi veya teknik olarak müdahale ile ilgili, müdahale ile ilgili

interventriküler : lat. * inter (arası, arasında) + ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalbin iki karıncığı arasında yer alan yapı veya fonksiyonlarla ilgili

intervertebral : lat. * inter (arası, arasında) + vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki omur arasında bulunan, özellikle disklerle ilişkili yapılarla ilgili

intestin : lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * sindirim sisteminde mide ile anüs arasında yer alan içi boş uzun tüp, bağırsak

intestinal : lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsaklara ait veya bağırsak fonksiyonlarıyla ilgili

intıba : ara. * tabaa, tabia (damgalamak, iz bırakmak, etkilemek, izlenim bırakmak; tabi olmak, itaat etmek, uymak, takip etmek, bağlanmak, izlemek, uymak, peşinden gitmek)) * zihinde iz bırakan etki, izlenim; matbu olmak, tab olmak, basılmak

intıbah : ara. * tabaha (pişmek, yemek pişirmek), mutbah (yemek pişirilen yer) * pişme, pişirilme

intıbak : ara. * tabaka (örtmek, kaplamak, üst üste gelmek, uymak, uygun düşmek, örtüşmek), tabbaka (uygulamak, bir şeyi başka bir şeye uygun hale getirmek, örtüştürmek), tetabuk (uygunluk, örtüşme), tabaka (katman, yüzey, satıh, tabaka, üst üste gelen şey, örtü) * uyum sağlama, uygun hale gelme, örtüşme

intılak : ara. * talaka (serbest olmak, çözülmek, bağdan kurtulmak; salmak, yollamak, boşlamak, boşamak, bağını çözmek, serbest bırakmak, kayıtlamamak), talak (boşama, salıverme) * serbest kalma, bağından kurtulma, salınma, salıverilme, boşlanma

intımas : ara. * tamasa (silmek, yok etmek, izini kaybettirmek) * silinme, kaybolma, yok olma, belirsiz olma

intıva : ara. * tava (dürmek, toplamak, bükülüp katlanıp sarılmak) * dürülmek, toplanmak, bükülüp katlanıp sarılmak

intıya : ara. * ta’a, taa (itaat etmek, muti olmak, söz dinlemek) * itaat etme, muti olma, söz dinleme

intiaş : ara. * na'şa (canlanmak, dirilmek, toparlanmak) * Bir şeyin durgunluk veya zayıflık halinden çıkarak yeniden güç kazanması, canlanması ve faaliyete geçmesi durumu

intiba : ara. * tabaa (damgalamak, iz bırakmak, etkilemek, izlenim bırakmak, tabi olmak, uymak, peşinden gitmek, itaat etmek, boyun eğmek) * zihinde iz bırakan etki, izlenim; matbu olmak, tab olmak, basılmak

intibah : ara. * nebaha (uyanmak, uyanık olmak, dikkat etmek, farkına varmak) * uyanma, uyanık olma, dikkat etme ve farkına varma

intibah : ara.* nabaha (uyanmak, aymak, ayılmak, uyanık olmak, dikkat kesilmek, farkına varmak, dalgınlıktan kurtulmak, farkında olmak, uyuşukluğu gitmek), nabbaha (uyandırmak, ayıltmak, uyanık olmak, farkına vardırmak), tenbih (uyandırma, dalgınlıktan kurtarma, farkındalık sağlama, uyuşukluğu giderme) * uyanma, farkına varma, dikkat kesilme, dikkatli olma; gerçeği veya tehlikeyi idrak ederek zihinsel ve bilinçsel olarak uyanma ve farkındalık kazanma

intibak : ara. * tabaka (örtmek, kaplamak, üst üste gelmek, uymak, uygun düşmek, örtüşmek), tabbaka (uygulamak, bir şeyi başka bir şeye uygun hale getirmek, örtüştürmek) * örtüşme, uyma, üstüste binme

intibaz : ara. * nabaza (atmak, fırlatmak, dışlamak, ayırmak, uzaklaştırmak) * atılma, dışlanma, uzaklaştırılma

inticas : ara. * nacasa (pis olmak, pislenmek, kirlenmek) * pislenme, kirlenme, bulaşma, murdar olma

intifa : ara. * nafaa (fayda vermek, yarar sağlamak, fayda sağlamak, yararlı olmak), menfaat (fayda, yarar) * faydalanma, yararlanma, menfaatlenme

intifa hakkı : ara., tür. * intifa (yararlanma, faydalanma, menfaat sağlama) + hakk (gerçek, doğruluk, adalet) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * mülkiyeti başkasına ait olan bir menkul veya gayrimenkul mal üzerinde kullanım ve yararlanma yetkisi veren ayni hak

intifad : ara. * nafada (sıçramak, kalkmak, başkaldırmak, yayılmak, dağılmak, ayrılmak) * sıçrama, başkaldırma, dağılma, yayılma, ayrılma; bir şeyi tamamen alma, tükenme, bitme

intifah : ara. * nefaha (üflemek, şişirmek, esmek) * şişkinlik, şişme, kabarma; organ büyümesi

intifal : ara. * nafala (fazla olmak), nafl (fazlalık, ganimet, paydan fazla olan şey), nafile (zorunlu olmayan, farz veya gerekli sayılmayan; isteğe bağlı olarak yapılan veya fazlalık niteliği taşıyan, fazladan olma) * nafile namaz kılma; fazladan olarak yapma, fazladan olma

intiha : ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek), nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) * sona erme, bitiş, son bulma, tamamlanma

intihab : ara. * nahaba (seçmek, tercih etmek) * seçim, seçme, tercih, toplama, oy kullanma

intihac : ara. * nahaca (yol tutmak, yol belirlemek, yöntem belirlemek) * yol bulma, varma, ulaşma; yol tutma, yol belirleme, yöntem belirleme, bir düşünceyi, yöntemi veya yolu bilinçli olarak seçip benimseyerek ona göre hareket etme

intihak : ara. * nahaka (kuralı çiğnemek, ihlal etmek, dokunulmazlığı bozmak, zayıflatmak, gücünü azaltmak, kuvvetsizlendirmek, işe yaramaz bir hale sokmak) * kuralı çiğneme, ihlal etme, dokunulmazlığı bozma, zayıflatma, gücünü azaltma, kuvvetsizlendirme, işe yaramaz hale sokma

intihal : ara. * nahala, nihala (almak, alıntılamak, kopyalamak, ödünç almak) * bir eserden veya kaynaktan izinsiz olarak alıntı yapma, kopyalama, eser çalma, kaynak göstermeden benimseme ve kendisine aitmiş gibi yansıtma

intihar : ara. * nahara, nehara (boğazlamak, öldürmek) * boğazını keserek öldürme, boğazlama, kendi boğazını kesme, kendini öldürme

intihaz : ara. * nahaza (ayaklanmak, deprenmek) * ayaklanma, deprenme; yola veya sefere çıkma

intika : ara. * naka (ayıklamak, saflaştırmak, seçmek) * ayıklama, saflaştırma, seçme

intikad : ara. * nakada (ayıklamak, ayırt etmek, eleştirmek, değerlendirmek; para, paranın gerçeğini sahtesinden ayırmak), nakd (ayıklama, ayırt etme, eleştirme; paranın gerçekliğini sınama) * kusurunu gösterme, eleştirme, eleştiri

intikal : ara. * nakala (geçmek, taşımak, aktarmak, sevk etmek, iletmek, götürmek, yer değiştirmek) * bir yerden başka bir yere geçme, aktarılma, ulaşma, yer veya durum değişikliği, sevk, iletim, aktarım, geçiş

intikam : ara. * nekama (öç almak, cezalandırmak, kendisine yapılan bir kötülüğün karşılığını vermek, öç almak) * uğradığı zararın veya haksızlığın karşılığını verme, öç alma, cezalandırma

intikas : ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek), naks (azalma, eksilme) * eksilme, eksiltme, azalma, azaltma; istibra için erkeklik organına su serpme

intikaş : ara. * nakaşa (oymak, kazımak, bezemek, iz bırakmak, işlemek) * bir şeyin etkisinin, görüntüsünün veya anlamının zihinde veya bir yüzeyde belirgin biçimde ortaya çıkması, iz bırakır gibi belirmesi, nakşolma, menkuş olma

intikaz : ara. * nakaza (bozmak, yıkmak, geçersiz kılmak) * bozulma, fesholma, geçersiz olma, çözülme, battal edilme

intilak : ara. * talaka (serbest olmak, çözülmek, bağdan kurtulmak; salmak, yollamak, boşlamak, boşamak, bağını çözmek, serbest bırakmak, kayıtlamamak), talak (boşama, salıverme) * serbest kalma, bağından kurtulma, salınma, salıverilme, boşlanma

intim : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + timus (ile ilgili, gibi, -a ait) * içten, samimi

intima : ara. * nama (büyümek, gelişmek, nispet edilmek, bir yere ait olmak, ilişkilendirilmek) * bağlantı, aidiyet, ilişkilendirilme, nispet edilme, mensup olma

intima : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + timus (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir atardamar veya toplardamarın en içteki tunikası (tabakası)

intisab : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, sülale, hısımlık, akrabalık, kan bağı) * bağlanma, bağımlı hale gelme, ilişme, ilgili olma, alakalı olma, ilişkilenme, katılma, girme

intisac : ara. * nasaca (dokumak, örmek, birbirine geçirmek), nesc (doku) * unsurların birbirine dokunmuş gibi sıkı ve anlamlı biçimde bağlanarak tutarlı, bütünlüklü ve örgülü bir yapı oluşturması durumu, dokusal yapı oluşturma

intisaf : ara. * nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı olmak, eşitlemek, ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), nisf (yarı, yarım), insaf (adalet, yargıda ölçülü olma, ılımlılık, merhamet) * taraflar arasında yarıya inme anlamından hareketle adaletli davranma, hakkaniyeti gözetme ve ölçülü bir denge kurma durumu, ortasını bulma, insaf edilme, hakkını alma

intisah : ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak, genişlemek, alan kazanmak), nash, nesh (çoğalma, çoğaltma, filizlenme, büyüme, kopyalama, yayılma, genişleme, alan kazanma), nusha (çoğaltılmış, filizlenmiş, gelişmiş, kopyalanmış, yazılı belgeden çıkarılan suret) * çoğaltma, kopyasını çıkarma, nesh

intisah : ara. * nasaha (öğüt vermek, nasihat vermek; samimi olmak; doğruyu göstermek), nasihat, nush (öğüt, ihtar, tavsiye, ibret verici ders) * verilen öğütü dinleme, edilen nasihatı tutma

intisak : ara. * nasaka (dizmek, sıraya koymak, düzenlemek, hizalamak) * sıra ile düzgün olma, intizamlı oluş, sıralanma, dizilme, hizalanma

intisap : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, sülale, hısımlık, akrabalık, kan bağı) * bağlanma, bağımlı hale gelme; bağlanma, ilişme, katılma, girme

intisar : ara. * nasara (yardım etmek, destek olmak; üstün olmak, galip gelmek) * üstünlük sağlama, zafer kazanma, galip gelme, başarılı olma, öne çıkma

intişa : ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma, geliştirme, yetişme) * neş'et etme, gelişme, yetişme, oluşma, yapılanma

intişar : ara. * naşara (yaymak, saçmak, dağıtmak) * yayılma, dağılma, dağılım

intitak : ara. * tataka (bağlanmak, yönelmek) * bağlanma, bağlama, bağlantı kurma

intizah : ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz) * arındırma, temizleme veya saflaştırma; temize çıkma

intizam : ara. * nazama (düzenlemek, tertip etmek, sıraya koymak, uyum sağlamak), nizam (düzen, tertip, sistem) * düzen, düzenlilik, tertip, uyum ve ahenk, sistematik olma

intizar : ara. * nazara (bakmak, beklemek, gözetmek, göz önünde tutmak) * bakma, bekleme, gözleme, bir şeyin olmasını umut ederek sabırla bekleyiş

intoksikasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + toxicare (zehirlemek) + tio (isim yapım eki) * vücuda zararlı (toksik) madde alınması sonucu oluşan zehirlenme durumu, toksik etkiyle fizyolojik bozulma

intolerabl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tolerare (katlanmak, tahammül etmek, sabretmek) * katlanılamaz, tahammül edilemez, hoşgörülemez, dayanılmaz derecede rahatsız edici veya kabul edilemez

intolerans : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tolerare (katlanmak, tahammül etmek, sabretmek) + entia (isim, yer ve durum eki) * katlanılamazlık, tahammül edilemezlik, hoşgörülemezlik, hoşgörüsüzlük, dayanılmaz derecede rahatsız edici veya kabul edilemez olma

intra : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) * iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik

intraabdominal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + dominalis (domus (ev, barınak, yuva), dominium (mülkiyet, sahiplik, alan, bölge, idare, hakimiyet) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın boşluğu içinde bulunan, karın içiyle ilgili

intraarteriyel : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + gre., lat. * artiria (atardamar, geçit, tüp) (airein (yetiştirmek, yükseltmek, beslemek, büyütmek) + tiria (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)

intraartiküler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eklem içinde bulunan, eklemin içine ait olan, eklem boşluğuna uygulanan veya bu boşlukta gerçekleşen

intradermal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * derinin içine, epidermis ile dermis tabakaları arasına uygulanan; deri içi ile ilgili

intraduktal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + ductus (yönlendirme; kanal, boru, kemer, kiriş) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kanalın (özellikle bez veya salgı kanalı) içinde yer alan, kanal içiyle ilgili olan

intraepidermal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * derinin en dış katmanı olan epidermis tabakasının içinde yer alan, epidermis içinde oluşan veya gerçekleşen, epidermisin içi ile ilgili

intraepitelial : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + epi (üst, üstünde, üzerinde, yukarısında) + thele, thelium (örtü, meme ucu; yüzey örtüsü) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epitel dokusunun içinde yer alan, epitel tabakası içindeki yapı veya oluşumlarla ilgili, intraforaminal

intrafetal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + fetus (rahimde gelişmekte olan bebek, cenin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fetüsün içinde yer alan, fetüsle ilgili, fetüs içi durum veya yapılara ilişkin

intragluteal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + gloutos (kalça, kaba et) + aios, aeus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat., gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalça kaslarının içinde yer alan, kalça bölgesine yapılan veya bu bölgeyle ilgili olan (özellikle enjeksiyon bölgesi olarak kullanılır.)

intrahepatik : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + hepar, hepatos (karaciğer) + ikos (ile ilgili, ait olan) (gre.) * karaciğerin içinde yer alan, karaciğer içi ile ilgili, karaciğer içi yapılara ait olan veya karaciğerin içinden geçen yapı ve işlevlerle ilgili

intrakapsüler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + capsula (küçük kap, kılıf, kapsül) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kapsül veya kılıf şeklindeki anatomik yapıların (örneğin eklem kapsülü) içinde yer alan, kapsül içiyle ilgili olan

intrakardiyak : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kalbin içinde yer alan, kalp boşlukları veya yapıları içinde gerçekleşen veya kalple ilgili

intraket : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + kathienai, kathienein (aşağıya inmek, yerleştirmek, içine göndermek, içe yerleştirmek), katheter (içeriye yerleştirilen araç, sonda) (gre.) * damar veya vücut boşluklarına içten yerleştirilen, genellikle damar içine uygulanan kateter benzeri tıbbi araç; damariçi girişimlerde kullanılan kısa kateter türü

intrakonal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + kone (zirveye doğru daralan şekil, koni) (gre.); conus (konik şekil, koni) (lat.) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.); + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * konik bir yapı veya boşluğun (özellikle göz yuvasında ekstraoküler kasların oluşturduğu koni şeklindeki alan) içinde yer alan, koni içi ile ilgili olan

intrakranial : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + kranion (kafatası, başın kemikli yapısı) (gre.), cranium (kafatası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatasının içinde yer alan, kafatası içi yapılarla ilgili olan

intraktabl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tractare (çekmek, yönlendirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün) * kontrol altına alınamayan, tedaviye yanıt vermeyen, yönetilmesi güç (özellikle dirençli hastalıklar veya semptomlar için)

intrakütan : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + cutis (deri) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * deri içinde, deri tabakalarının içinde yer alan veya deri içine uygulanan (özellikle enjeksiyon türü olarak)

intralüminal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + lumen, luminis (ışık; boşluk, kanal içi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kanal veya tüpün iç boşluğunda yer alan, kanal içiyle ilgili olan (örneğin damar, bağırsak lümeni)

intramarjinal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + margo, margin (kenar, keskin kenar, kıyı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının kenarının hemen içinde yer alan, kenar içi

intramüral : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + murus (duvar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duvar içinde yer alan, duvar içiyle ilgili olan (özellikle organların veya damarların duvarları içinde bulunan yapılar için)

intramüsküler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kasın içinde yer alan, kas içi ile ilgili, kas dokusuna uygulanan (özellikle enjeksiyon tipi olarak)

intranazal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + nasus (burun) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun içinde yer alan, burun içiyle ilgili, burun boşluğuyla ilgili olan

intranet : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + network (ağ, şebeke) (net (ağ) + work (iş, çalışma) ) * bir kuruluş veya kurum içinde kullanılan, dış internetten izole edilmiş özel bilgisayar ağı

intranöral : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinir içinde yer alan, sinir yapılarıyla ilgili olan

intranöronal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinir içinde yer alan, sinir yapılarıyla ilgili olan

intraoküler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + oculus (göz) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz içinde yer alan, göz içiyle ilgili, göze ait olan

intraosseöz : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + os, ossis (kemik) + eus, osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * kemik içinde yer alan, kemik içiyle ilgili, kemiğe ait olan

intraparankimal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + parenkhyma (doku, organın esas işlevsel dokusu) (para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, yanında) + enkhumein, enkhymein (katmak, içine dökmek, demlemek, enjekte etmek, zerk etmek) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir organın esas işlevsel dokusu içinde yer alan, parenkim ile ilgili

intrapartum : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) * doğum süreci sırasında, doğum esnasında gerçekleşen veya doğumla ilgili olan

intraperitoneal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * karın zarı içinde veya karın zarı ile çevrili bölgede yer alan, karın boşluğu içi ile ilgili

intraplevral : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * plevra boşluğu içinde yer alan, akciğer zarları arasındaki alanda bulunan veya bu alanla ilgili olan

intraselüler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre içinde yer alan veya hücre içiyle ilgili olan, hücre zarının iç kısmında bulunan

intraserebral : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + cerebrum (beyin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin içi ile ilgili, beynin içinde yer alan, beyin dokusu içinde oluşan veya gerçekleşen (örneğin intraserebral kanama)

intrastaminal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.) + alis (ile lgili, -a ait) (lat. * bitki bilminde (botanik) erkek organların (stamenlerin) içinde, erkek organ halkasının (androecium) ile dişi organ (gynoecium) arasında veya erkek organların tabanına bitişik konumda yer alan

intratekal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + theca (kılıf, kutu, zar, örtü) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * omuriliği çevreleyen zarların (özellikle araknoid zar ve dura mater) içindeki boşlukta yer alan, bu boşlukla ilgili veya bu boşluğa uygulanan (örneğin intratekal enjeksiyon)

intratendinöz : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + tendo, tendinis (kiriş, tendon) + osus (ile ilgili, ait) * tendon (kiriş) dokusu içinde yer alan veya bu dokuya ait olan; tendonun içiyle ilgili

intratimpanik : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + tympanon (davul, tef, vurmalı çalgı, çalınan çember biçimli çalgı; kulak zarı, orta kulak boşluğu) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kulak zarı veya orta kulak boşluğu içinde yer alan veya bu bölgeye uygulanan; timpan boşlukla ilgili

intratorasik : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * göğüs boşluğu içinde yer alan veya bu boşlukla ilgili olan; toraks içiyle ilgili

intratrakeal : lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) (lat.) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * soluk borusu içinde yer alan veya soluk borusu içine uygulanan; trakea içi ile ilgili

intratübüler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + tubulus (küçük boru, borucuk, kanalcık, tüpçük) (tube (boru, kanal, tüp) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük boru veya kanalcıkların içinde yer alan veya bu yapılarla ilgili olan

intrauterin : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + uterus (rahim, döl yatağı) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) * rahim içinde bulunan, rahim içinde gerçekleşen veya rahimle ilgili olan

intravajinal : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vajina içinde yer alan, vajina içiyle ilgili olan

intravasküler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damarlar içinde yer alan, damar içiyle ilgili olan

intravenöz : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * toplardamar içinde yer alan, toplardamar yoluyla verilen, toplardamar içiyle ilgili; damar içi

intraventriküler : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karıncıkların içinde yer alan, karıncıkların içiyle ilgili olan

intrensek : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + secus (takip eden, yanında, yan, taraf) * bir şeyin doğasında, özünde veya iç kısmında bulunan, dış etkilerden bağımsız, içsel, esasen ait olan, içinde zaten var olan, doğal, özgü

intrinsik : lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + secus (takip eden, yanında, yan, taraf) * bir şeyin doğasında, özünde veya iç kısmında bulunan, dış etkilerden bağımsız, içsel, esasen ait olan, içinde zaten var olan, doğal, özgü

intro : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) * iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru

introdüksiyon : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) * giriş, tanıtım, takdim

introjeksiyon : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir kişinin, başkalarının inançlarını, değerlerini, davranışlarını veya tutumlarını eleştirel bir süzgeçten geçirmeden bilinçsizce kendi kişiliğinin bir parçası haline getirmesi eylemi; kişinin dışardan algıladığı duygu, düşünce veya tutumları kendi benliğine dahil etmesi; dışarıdan alınan özelliklerin içe yansıtılması veya içselleştirilmesi, içyansıtım

introjekt : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + jectus (atılmış, fırlatılmış) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * içe yansıtılmış, içselleştirilmiş

introrse : lat. * introrsus (içe doğru dönük) (intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * merkeze, eksene veya çiçeğin içine doğru dönük olan (organ (özellikle anterlerin/çiçek tozu keseleri)

introsepsiyon : lat * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * kişinin kendi iç dünyasına, düşünce ve duygularına dönerek kendini gözlemlemesi, içsel bakış veya iç gözlem yapma süreci, içgözlem

introspeksiyon : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + spectio (bakış, görüş, bakma, görme, gözlem) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tio (isim yapım eki) ) * kişinin kendi iç dünyasına, düşünce ve duygularına dönerek kendini gözlemlemesi, içsel bakış veya iç gözlem yapma süreci, içgözlem

introversiyon : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * kişinin ilgisini, dikkatini ve enerjisini dış dünyadan iç dünyasına, kendi düşünce ve duygularına yöneltmesi; içe dönüklük durumu veya eğilimi, içe dönüklük

introvert : lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kendi iç dünyasına dönük olan, sosyal ortamlarda içine kapanık veya sessiz davranan kişi; içe dönük kimse, içe dönük

intrüzyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak) + sio, tio (isim yapım eki) * istenmeyen veya izinsiz bir şekilde bir yere girme, araya girme veya müdahale etme

intussusepsiyon : lat. * intus (içinde) + suscipere (kavramak, almak, içine çekmek) (sub (altında, aşağıda) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir organın veya yapının kendi içine doğru katlanması veya içe doğru sokulması durumu (özellikle bağırsaklarda bir kısmın diğer kısmın içine girmesi)

intübasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubus (tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak) + tio (isim yapım eki) * kendi kendine nefes alamayan ve oksijeni hayati organlara gönderemeyen hastalara dışarıdan solunum desteği vermek için laringoskopi veya özel aparatlar yardımıyla solunum yolunun (trakea) içine ağız veya burun yoluyla özel bir tüp yerleştirilmesi işlemi

intüisyon : lat. * intuitio (sezgi, sezi) (intueri (bakmak, dikkatle seyretmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tueri (bakmak, gözlemek) ) + tio (isim yapım eki) ) * doğrudan, aracısız ve sezgisel bilgi edinme; akıl yürütme olmaksızın kavrama yetisi, sezgi, sezi

inuit : inu. * inuk (şahıs, kişi, kimse) * Arktik bölgede, Alaska, Kanada ve Grönland'da yaşayan Eskimoların ayrıldığı iki ana koldan biri (dğer kol Yupik halkları)

inuktitut : inu. * inuk (insan, inuit bireyi) + titut (dil, lisan) * çoğunluğu Kanada'nın kuzey bölgesinde yaşayan aborjin topluluklar; Kuzey Kanada’daki Inuit halklarının konuştuğu, özellikle Nunavut bölgesinde yaygın olarak kullanılan Eskimo-Aleut dil ailesine ait bir dil

invajinasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma), vaginare (kılıflanmak, kınlanmak) + tio (isim yapım eki) * bir yapının (özellikle bağırsak gibi tübüler organların) kendi içine doğru katlanması veya içe doğru itilmesi durumu; içeri doğru bükülme veya kıvrılma

invalid : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak), validus (güçlü, sağlam, geçerli) * geçerli olmayan, kabul edilmeyen, hükümsüz, geçersiz

invaze : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) * bir organizmanın veya maddenin (özellikle hastalık etkeninin, tümörün veya askeri bir gücün) başka bir yapının veya alanın içine zorla girmesi, yayılması veya sızması, istila etme, istila edilme

invaziv : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içine giren, yayılan, istila eden; özellikle tıpta vücut dokularına nüfuz eden veya cerrahi girişim gerektiren; biyolojide istilacı türlerle ilgili; agresif, yayılmacı nitelikte olan; ilerleme gösteren, komşu dokulara yayılma gösteren, yayılmış, yayılgan, invazif

invazyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadere (ilerlemek, yürümek, girmek) + tio, sio (isim yapım eki) * bir organizmanın, hastalık etkeninin veya gücün başka bir yapıya, organa veya bölgeye zorla girip yayılması; tıpta patojenlerin veya tümör hücrelerinin çevre dokulara yayılması durumu; biyolojide veya askeri bağlamda istilacı hareket, istila, içeri girme, akın

invers : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ters çevrilmiş, zıt yönde olan; normalin tersi şekilde gerçekleşen veya yer değiştirmiş

inversiyon : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyin yönünün, düzeninin veya konumunun tersine çevrilmesi; tıpta organların ters pozisyonda bulunması, dilbilimde sözcük sırasının değişmesi veya genetikte kromozom parçalarının yön değiştirmesi durumu, evirtim

invertaz : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim eki) * sakkarozu (çay şekerini) glikoz ve fruktoza parçalayan enzim; şekerin kimyasal yapısını tersine çeviren veya değiştiren enzim

invertör : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * elektrik akımının yönünü veya türünü (örneğin doğru akımı alternatif akıma) dönüştüren cihaz; genel anlamda bir şeyi tersine çeviren, değiştiren aygıt veya kişi

invizibıl : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + visibilis (görünür, görülebilir) (videre (görmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * görülemeyen, gözle fark edilemeyen; çıplak gözle algılanamayan veya fiziksel olarak görünür olmayan, görünmez

invokasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vocare (seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) * içe seslenme; bir tanrıya, ruha veya yüce güce seslenme, yakarma veya yardım dileme eylemi; dua, çağrı veya ilahi yardım isteme

involukrum : lat. * involvere (sarmak, içine dolamak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) ) + crum (isim yapım eki) * bir organı veya yapıyı çevreleyen örtü, kılıf; özellikle çiçek durumunun tabanındaki brakteler topluluğu

involüsyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio (yuvarlanma, dürülme, sarılma, dönme) * bir yapının içe doğru kıvrılması, küçülmesi veya gelişmiş bir durumdan gerilemesi; genişleme veya küçülme oluşmuş bir organın belirli bir süre sonra normale dönmesi

involüsyonel : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio, volution (yuvarlanma, dürülme, sarılma, dönme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içe kıvrılma, küçülme veya gerileme ile ilgili olan, involüsyon ile ilgili

involüt : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutus (yuvarlanmış, dürülmüş, sarılmış, rulo yapılmış, döndürülmüş) * matematik, geometri ve makine mühendisliğinde (özellikle dişli çark tasarımında) sıkça kullanılan, gergin bir ipin bir eğri veya daire etrafına sarılması veya açılması sırasında ipin ucunun çizdiği geometrik yörünge

inza : ara. * naza (ayırmak, çekip çıkarmak; soyunmak, feragat etmek) * ayırma, çekip çıkarma

inzal : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * indirme, aşağıya gönderme, ayet indirme

inzar : ara. * anzara (uyarmak, ikaz etmek) * uyarma, ikaz etme

inzılam : ara. * zalama (haksızlık etmek, adaletsiz davranmak, zorbalık etmek), zalim (haksız, adaletsiz, zorba nitelikli), zulüm (haksızlık, zorbalık) * zalimin zulmüne boyun eğme

inzımam : ara. * zamma (artırmak, ilave etmek, eklemek, katmak), zamm (artış, ilave, ek, katılma) * artma, ilave olma, eklenme, katılma

inziac : ara. * nazaca (yaklaşmak), nezc (yaklaşma) * bir kişinin, nesnenin veya durumun bir şeye doğru yaklaşması, yönelmesi veya bağlanması, yaklaşma; Allah'a tam teveccüh ederek dünyevi emelleri bırakma

inzibat : ara. * zabata, dabata (durdurmak, kontrol altına almak), zabt, dabt (durdurma, kontrol altına alma) * denetim, kontrol altında olma, disiplin, düzen, kontrol

inzibati : ara. * indibat, inzibat (denetim, kontrol altında olma, disiplin, düzen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * disiplinle ilgili, düzen ve kontrol sağlamaya yönelik; askeri veya idari otorite tarafından uygulanan disipliner nitelikteki durum veya tedbirlerle ilgili

inzicar : ara. * zacara (çekilmek, geri durmak, vazgeçmek) * çekilme, geri durma, vazgeçme

inzimam : ara. * damme, zamme (eklemek, katmak, ilave etmek) * katılma, ulanma, eklenme, ilave olma, artma

inziva : ara. * zava (köşelenmek, köşeye çekilmek), zaviye (köşe) * toplumdan, kalabalıktan veya dünyadan uzaklaşarak yalnız kalma; dini, ruhsal veya kişisel amaçlarla bir köşeye çekilme, halvet ve uzlet durumu, bir köşeye çekilme, yalnızlaşma

iohexol : lat., gre. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği öneki) (lat.) + hex (altı) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * iyot içeren, suda çözünebilen, radyolojik görüntüleme (özellikle BT - Bilgisayarlı Tomografi) işlemlerinde damar içi enjeksiyonla kullanılan non-iyonik kontrast madde ve tanı amaçlı kimyasal bileşik (C19H26I3N3O9)

iokroma : gre., lat. * ion (menekşe rengi) + chroma (renk) * Solanaceae familyasina ait, canli renkli çiçekleriyle bilinen Güney Amerika kökenli çali cinsi

iopamidol : lat. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği öneki) + pamid (kimyasal çekirdek yapıdan türeyen kök, spesifik yapı grubu) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * iyot içeren, non-iyonik, suda çözünebilen, özellikle BT (Bilgisayarlı Tomografi) ve anjiyografi gibi görüntüleme yöntemlerinde tanı amaçlı olarak damar içi enjeksiyonla kullanılan kontrast madde ve radyopak ajan (C17H22I3N3O8)

iopanoik asit : lat., gre. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği öneki) (lat.) + pan (tüm, bütün, her, tamamı) + oikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * karaciğer fonksiyon testlerinde kullanılan, safra yoluyla atılan ve karaciğerin iyot tutulumunu değerlendirmede kullanılan radyokontrast madde (C11H12I3NO2)

ip : tür. * üp (bağlamak, bükmek) * bağlamakta kullanılan ince, uzun lif demeti; bağlama, örme veya dikiş amacıyla kullanılan, liflerden oluşmuş ince, uzun malzeme; halatın veya kumaşın ince formu; bağ, bağlayıcı öğe, bağ, lif

ip teorisi : tür., gre. * ip (bağ, lif) (tür.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * temel parçacıkların noktasal değil, tek boyutlu “iplikçikler” (string) olarak modellenmesini öngören fizik kuramı; kuantum mekaniği ve genel görelilik kuramını birleştirmeyi amaçlayan, çok boyutlu evren tasarımıyla çalışan teorik fizik yaklaşımı

ipek : tür. * ip (lif, tel) + ek (sıfat yapım eki) * dut yapraklarıyla beslenen ipek böceği tırtıllarının, kendilerine koruyucu koza örmek için salgıladığı sıvı proteinin donmasıyla elde edilen ince, parlak ve yumuşak doğal bir lif ve bu liften üretilen lüks kumaş veya tekstil ürünü

ipeka : tup., fra. * ypeka (ördek) + akuaia (penis) (tup.); ipéca (fra.) * Güney Amerika’da yetişen, kökboyasıgillerden olan, hekimlikte kusturucu, balgam söktürücü olarak kullanılan bitkilerin kökü, altınkökü

ipekböceği : tür. * ipek (lif, lifli doğal parlak kumaş) + böcek (eklem bacaklı küçük hayvan) + i (iyelik eki) * dut yaprağıyla beslenerek koza ören, bu kozadan ipek lifi elde edilen, Bombyx mori türüne ait evcilleştirilmiş kelebek larvası; ipek üretiminin temel canlı kaynağı olan özel böcek türü

ipekyolu : tür. * ipek (doğal parlak lif ve kumaş) + yol (güzergah, hat) + u (iyelik eki) * Çin’den başlayarak Orta Asya, İran ve Anadolu üzerinden Akdeniz’e uzanan, ipek ve diğer değerli malların ticaretini sağlayan tarihi ticaret ve kültür yolu; Van’ın bir ilçesi

ipil : tür. * ipil (parlamak, ışık saçmak, ışıldamak, parıldamak) * parlamak, ışık saçmak, ışıldamak, parıldamak; parlak, aydınlık, ışıltılı

ipilemek : tür. * ipil (parlamak, ışık saçmak, ışıldamak, parıldamak; parlak, aydınlık, ışıltılı) + e (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir yanıp bir sönmek, pırıl pırıl etmek, ışıldamak, parıldamak.

ipilimumab : lat. * ipil (kimyasal kök) + umab (humanized monoclonal antibody - insan kaynaklı monoklonal antikor) * bağışıklık sisteminin T hücrelerini aktive eden CTLA-4 adlı proteini hedef alarak anti-tümör yanıtı artıran, özellikle malign melanom (cilt kanseri) gibi durumların tedavisinde kullanılan insan kaynaklı monoklonal antikor ve bağışıklık kontrol noktası inhibitörü (C6742H9972N1732O2004S40)

ipipullah : far., ara. * ipip (ses yansımalı kelime) (far.) + u (tamlama eki) (ara.) + Allah (Allah) * hiç kimsesi ve malı mülkü olmayan, tek başına bir kimse

ipka : ara. * beka (devam etmek, sabit olmak, kalmak), baki (ebedi, sonsuz, kalıcı) * bir şeyi, bir kimseyi eski durumunda, yerinde bırakma; sınıfta bırakma

iplemek : tür. * ip (bağ, lif) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * umursamak, dikkate almak, önem vermek, aldırış etmek, değer ve önem vermek

iplik : tür. * ip (bağ, lif) + lik (isim yapım ve küçültme eki) * liflerin bükülmesiyle oluşturulan ince ve uzun tekstil malzemesi; dokuma, örme veya dikiş gibi işlemlerde kullanılan, pamuk, yün, ipek, sentetik vb. malzemelerden yapılan ip formu

ipnotize : gre., lat. * hypnotizatus (hypnos (uyku) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); hypnotisé (fra.) * hipnoz yoluyla uyku benzeri trans durumuna geçmiş/geçirilmiş; uyku haline geçmiş, uykuya dalmış

ipnotizma : gre. * hypnos (uyku) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * uyku benzeri trans hali yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve telkinlere açıklığını artıran psikolojik durum

ipnoz : gre. * hypnos (uyku) + isis (isim yapım ve durum eki) * uyku benzeri trans hali yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve telkinlere açıklığını artıran psikolojik durum

ipos : lat., gre. * ipse (kendi, kendisi, bizzat) (lat.); hippos (at) (gre.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, geleceği bilme, geçmiş ile geleceğe dair sırlar, hitabet yeteneği ve cesaret verme, insanları zeki kılma yeteneklerine sahip, genellikle aslan kafalı, kaz ayaklı ve tavşan kuyruklu bir varlık olarak tasvir edilen 22. cin

ipotek : gre. * hypotheke (altına konulan; rehin, teminat) (hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * bir borcun teminatı olarak taşınmaz bir mal üzerine konulan rehin hakkı; alacaklıya, borç ödenmediği takdirde taşınmazı paraya çevirme yetkisi veren hukuki güvence sistemi

ipotetik : gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesinliği olmayan, bir varsayıma dayanan, varsayımsal

ipotez : gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, yerleştirme, konumlandırma, kurma) * temel, esas; bilimsel araştırmalarda bir problemin çözümüne yönelik, sınanabilir ve geçici bir önerme

ipratropium : lat * iso (eş şekil, dallanmış) ) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + ium (kimyasal madde eki) * özellikle KOAH ve astım gibi solunum yolu hastalıklarında bronşları gevşeterek hava akımını artıran, antikolinerjik etki gösteren ve inhalasyon yoluyla kullanılan sentetik bronkodilatör ilacın etken maddesi (C20H30BrNO3)

ipratropium bromid : lat. * ipratropium (sentetik tropin türevi, antikolinerjik etki) + bromidum (brom elementinin tuzu) * solunum yolu hastalıklarında kullanılan, bronşları genişleten, özellikle astım ve KOAH tedavisinde inhalasyon yoluyla uygulanan muskarinik reseptör antagonisti olan bir antikolinerjik ve bronkodilatör ilacın etken maddesi (C20H30BrNO3)

ipsala : gre. * psala, psalion (makas, kesici alet; Bizans döneminde Trakya bölgesinde kullanılan, coğrafi şekil veya bölgenin dar ve keskin hatlarına atfen verilmiş isim) * Trakya’da Meriç Nehri kıyısında yer alan, Bizans döneminde Psala olarak bilinen yerleşim ve bugünkü Edirne’nin bir ilçesi (Osmanlı döneminde başına yardımcı ses eklenerek bugünkü adını almıştır.)

ipsapiron : lat. * ip (kimyasal kök) + sapi (molekül yapısı eki) + rone (steroid veya sentetik bileşik eki) * seçici 5-HT1A serotonin reseptör agonisti olarak araştırılan, merkezi sinir sistemi üzerinde etki gösterir, klinik çalışmalarda kaygı bozuklukları tedavisinde incelen deneysel bir anksiyolitik (anksiyete giderici) ilacın etken maddesi (C19H23N5O3S)

ipsilateral : lat. * ipse (kendisi, aynı, benzeri, eşi) + layeralis (yanal, yan ile ilgili) (latus (yan, taraf, geniş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücudun aynı tarafına ait olan; özellikle tıp ve anatomi alanında, bir yapının veya işlevin vücudun aynı yanında bulunması durumunu ifade eder

ipsiler : tür. * ip (bağ, lif) + si (gibi) + ler (çoğul eki) * solucanların, insan ve hayvanlarda asalak olarak yaşayan, ince uzun vücutlu bir sınıfı

ipsos : lat. * ipse (kendisi, bizzat) + os (akuzatif çoğul eril eki) * “onları bizzat kendilerini” anlamına gelen ve eril çoğul nesne durumunda kullanılan vurgu zamiri

iptal : ara. * batala (geçersiz olmak, hükümsüz kalmak, gerçek dışı olmak), batıl (geçersiz, hükümsüz, gerçek dışı) * bir işlemi, kararı veya durumu geçersiz sayma, sona erdirme, hükümsüz hale getirme, geçersiz kılma, hükümsüz yapma

iptida : ara. * beda, bedee (başlamak) * baş taraf, başlama, başlangıç, evvel, ilk, en önce, en başta; bir işin veya sürecin ilk aşaması; bir şeyin ortaya çıkmaya veya yapılmaya başladığı an

iptidai : ara. * bada, beda (başlamak); ibtida (baş taraf, başlama, başlangıç, evvel, ilk, en önce, en başta; bir işin veya sürecin ilk aşaması; bir şeyin ortaya çıkmaya veya yapılmaya başladığı an) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ilkel, öncel, başlangıç ile ilgili, başlangıca ait

iptila : ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela (sınav, deneme, test, imtihan) * (bir şeye) düşkünlük, tutkunluk, alışkanlık, tiryakilik; sınanma, denenme, test edilme, imtihan edilme (müptela (mubtela, tutulmuş, yakalanmı, düşkün olmuş, bağımlı olmuş) )

iptizal : ara. * bazala (aşağılık, bayağılık göstermek), bezl (aşağılıklık, alçaklık, bayağılık, değersizlik), mubtezel (aşağılanmış, değersizleşmiş) * asağılıklaşma, alçalma, değersizleşme, bayağılaşma veya seviyesiz bir hale gelme durumu; edebi veya ahlaki düzeyde düşüklük

ipucu : tür. * ip (bağ, lif) + uç (en son nokta, tepe, baş, son, sınır, had, limit, serhad) + u (iyelik eki) * bir işi veya durumu anlamaya yardımcı olan küçük belirti, işaret veya gösterge; gizli veya dolaylı bilgi veren işaret, yol gösterici unsur

ira : ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek) * hoşgörü gösterme, affetme; bağış yapma

i'rab : ara. * a'raba (düzgünleşmek, Arapça’ya uygun hale getirmek, açıklamak, ifade etmek, Arapça konuşmak; Arapça kelimeleri kurala uygun olarak kullanmak) * bir dilin kurallarına uygun biçimde, düzgün ve anlaşılır şekilde konuşma veya yazma durumu; özellikle Arapça’da dilbilgisinde kelimelerin ve eklerinin cümle içindeki görevlerine göre sonlarının harekelerle veya harflerle değiştirilmesi, isim ve fiillerin gramer kurallarına uygun biçimde çekimlenmesi ve iʿrab durumlarına göre (ref‘, nasb, cer, cezm) tahlil edilmesi süreci; Arapça kelimelerin kurala uygun olarak kullanımı; düzgün konuşma

irabe : ara * rabba (şüphelenmek, kuşkulanmak), murib (şüpheli, kuşkulu) * şüphelendirme, şüpheye düşürme, kuşkulandırma

irad : ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek, getirmek) * gelir, kazanç; gelir getiren mülk

irade : ara. * rada (istemek, arzulamak), murad (istenen, arzulanan) * istek, isteme, arzu, arzulama

irad-ı mesel : ara. * irad (istek, arzu) + i (tamlama eki) + mesel (örnek, misal, husus, özdeyiş, atasözü) * söze güç katmak amacıyla bir dize veya beyitte atasözü niteliğinde özlü söz kullanma sanatı

iradi : ara. * irade (istek, arzu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * istekle, istekle ilgili; dıştan bir etki ve zorunluk söz konusu olmaksızın, belli bir durum karşısında girişilecek eylemi kendi isteğiyle kararlaştırıp uygulayabilen

iradiye : ara. * rada (istemek, arzulamak), irade (istek, arzu) + iye (durum eki) * kişinin kendi iradesiyle yaptığı, kendi isteği ve arzusu doğrultusunda gerçekleştirdiği eylem veya davranış; bireyin bilinçli tercihi veya istemli yönelimi

irae : ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek* gösterme, göstererek öğretme; göz önüne koyma; gösteriş

iraga : ara. * raga, rağa (istemek, yönelmek, rağbet etmek) * isteme, irad etme, yönelme, rağbet etme

irahe : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) * rahatlandırma, rahat ettirme

iraka : ara. * raka (dökmek, akıtmak) * dökme, akıtma

iran : far. * arian (ari (saf, arınmış, soylu, asil) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * saf olan, asil olan, soylu olan; Batı Asya'da yer alan, kuzeybatıda Türkiye, batıda Irak, kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan, Hazar Denizi ve Türkmenistan, doğuda Afganistan, güneydoğuda Pakistan, güneyde Umman Körfezi ve Basra Körfezi ile komşu olan bir ülke

irap : ara. * a'raba (düzgünleşmek, Arapça’ya uygun hale getirmek, açıklamak, ifade etmek, Arapça konuşmak; Arapça kelimeleri kurala uygun olarak kullanmak) * bir dilin kurallarına uygun biçimde, düzgün ve anlaşılır şekilde konuşma veya yazma durumu; özellikle Arapça’da dilbilgisinde kelimelerin ve eklerinin cümle içindeki görevlerine göre sonlarının harekelerle veya harflerle değiştirilmesi, isim ve fiillerin gramer kurallarına uygun biçimde çekimlenmesi ve iʿrab durumlarına göre (ref‘, nasb, cer, cezm) tahlil edilmesi süreci; Arapça kelimelerin kurala uygun olarak kullanımı; düzgün konuşma

iras : ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs (miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) * sebeb olma, verme, devretme, varis kılma, miras bırakma, miras yeme

irat : ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek, getirmek) * gelir, kazanç; gelir getiren mülk

iravan : san. * ira (vermek, bağışlamak) + van (sahip olan) * Hindu mitolojisinde, Mahabharata destanında yer alan, Tamil Hindu geleneğinde önemli bir kült figürü olup Koovagam festivalinde kutsal trans bireylerin koruyucu tanrısı olarak da anılan, Pandava kahramanı Arjuna’nın Naga prensesi Ulupi’den olan oğlu; fedakarlık, kahramanlık ve adanmışlık sembolü

i'raz : ara. * a'raza, a'rada (yüz çevirmek, dönmek) * yüz çevirme, başka tarafa dönme, ictinab, çekinme

irb : ara. * irb, ireb (organ, uzuv, eklem) * üstün zeka, akıl, zihin, keskin anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği

irba : ara. * raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek), riba (artma, artış, çoğalma, fazlalaşma, yükselme, faiz, prim faiz) * çoğaltma, artırma, fazlalaştırma

irbah : ara. * rabaha (faydalanmak, fayda elde etmek, kazanç elde etmek, gelir elde etmek, kar etmek), ribh (fayda, kazanç, gelir, kar) * fayda ve kazanç elde etme, gelir elde etme; faize para verme

irbe : ara. * irb, ireb (organ, uzuv, eklem) * üstün zeka, akıl, zihin, keskin anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği; akıllılık, zeki olma

irbesartan : lat. * irbe (kimyasal yapı kökü, özgün molekül ismi) + sartan (anjiyotensin II reseptör blokeri grubu eki) * hipertansiyon, kalp yetmezliği ve diyabetik böbrek hastalığı tedavisinde kullanılan, damarları gevşeterek kan basıncını düşürür ve kalp üzerindeki yükü azaltan anjiyotensin II reseptör antagonistleri (ARB) sınıfına ait bir antihipertansif ilacın etken maddesi (C25H28N6O)

irbet : ara. * irb (akıl, zihin, zeka; akıllılık, zeka) + et (durum eki) * kavrayış, kavrama, kapma, yakalama

irca : ara. * raca (dönmek, geri dönmek, döndürmek, çevirmek, geri çevirmek), rucu (dönüş, geri dönüş, geri çevirme) * eski biçimine sokma, eski biçimine döndürme, çevirme, geri döndürme, geri çevirme

ircaf : ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa (titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, zelzele

ircal : ara. * ricl (ayak; adım), racala (yürümek, ayakla hareket etmek) * yayan olarak yürütme, yürütülme

irda : ara. * rada (öldürmek, yok etmek, helak etmek, perişan etmek, bozguna uğratmak) * öldürme, yok etme, helak etme, perişan etme, bozguna uğratma, aşağı düşürme

irda : ara. * radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek) * meme verme, süt verme, emzirme

irdelemek : tür. * irde (ayrıntı, öz, detay, içeriğe dair inceleme) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir konuyu derinlemesine incelemek, ayrıntılarına inerek nedenlerini, yapısını veya işleyişini anlamaya çalışmak; düşünsel çözümleme yapmak

ireb : ara. * irb, ireb (organ, uzuv, eklem) * üstün zeka, akıl, zihin, keskin anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği

irem : ara., far. * irem, iram (yüksek memleket, yukarı yurt) * Kur’an ve Arap mitolojisinde geçen, güzellik, bolluk ve cennet gibi huzurlu ortam anlamlarında kullanılan, efsanevi zenginlik ve ihtişamla anılan şehir; "İrem bağı" deyimiyle cennet bahçesine benzetilen yer; kadın ismi

irene : gre. * eirene (barış, huzur, selamet) * Yunan mitolojisinde Zeus’un kızı ve Horae (mevsim tanrıçaları) üçlüsünden biri olan, adalet (Dike) ve düzen (Eunomia) ile birlikte kozmik düzenin korunmasını temsil eden, ismi mecazen barış, sükunet ve uyum anlamlarında kullanılan barış tanrıçası

irezumi : jap. * ireru (içine koymak, yerleştirmek; sokmak) + sumi (mürekkep) * Japon kültüründe derinin altına mürekkep yerleştirilmesi yoluyla yapılan, geleneksel motiflere ve sembolik anlatımlara sahip kalıcı dövme sanatı

irfad : ara. * rafada (yardım etmek, destek vermek, bağışta bulunmak, hediye etmek) * yardım etme, bağışta bulunma, hediye verme

irfah : ara * rafaha (rahatlamak, iyileşmek) * refaha ulaştırma, rahata kavuşturma

irfak : ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak, yanında olmak, birlikte olmak), refakat (eşlik etme, yanında olma, beraber olma) * yardım etme, yoldaşlık etme, destek olma, refakat etme

irfan : ara. * arafa (bilmek, tanımak, anlamak), arif (bilen, tanıyan, anlayan) * derin ve içsel bilgi, sezgisel kavrayış, ilim, anlayış ve yüksek idrak seviyesi

irgab : ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek; acıkmak, aç olmak), rağbet (isteme, arzulama, talep etme, yönelme, beğenme, tercih etme; aç olma, açlık) * isteme, arzulama, talep etme, yönelme, beğenme, tercih etme, rağbet etme, rağbet ettirme

irha : ara. * ravh, raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahat (gevşek, yumuşak) * rahatlama, dinlenme, huzur bulma, gevşeme, yumuşama; tatlılıkla ve kibarca hareket etme, yumuşak davranma, tatlı muamele etme, gevşetme, aşağı salıverme, sarkıtma, koyverme, salıverme; derinin tüylerinden arındırıldıktan sonra yumuşatılmış ve işlenmeye hazır hali (kürk ve deri işçiliğinde tüyleri alınmış hayvan derisi anlamında kullanılır.)

irhab : ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * genişleme, bollanma, bol olma

irhab : ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak) * korkutma, korkutulma, ürkütme, ürkütülme

irhak : ara. * rahaka (sıkıştırmak, zorlamak, baskı yapmak, yüklemek, baskılamak) * sıkıntı ve eziyet etme, zorlama, sıkma, sıkıştırma, baskı yapma, baskılama

irhan : ara. * rahana (teminat vermek, bağlamak), rehin (borca karşı teminat gösterme) * rehin verme, rehin verilme

irhas : ara. * rahasa (gevşetmek, esnetmek, bir durumu kolaylaştırmak, hafifletmek) * gevşetme, esnetme veya bir durumu kolaylaştırma, hafifletme; fiat indirme, ucuzlatmak

iri : tür. * ir (büyümek, gelişmek, genişlemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * boyut, hacim veya kütle bakımından normalden büyük olan; büyük, geniş, hacimli, gösterişli veya kalın yapılı

iri kıyım : tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + kıyım (kesme, doğrama) (kıd, kıy (kesmek, doğramak, yok etmek, öldürmek, zarar vermek) + ım (isim yapım eki) ) * etin veya başka bir malzemenin büyük parçalar hâlinde doğranmış biçimi; büyük cüsseli insan

iribaş : tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * kuyruksuz kurbağanın yumurtadan yeni çıkmış kurtçuğu

iridaceae : gre., lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * süsengiller, süsen (iris), safran, glayöl ve frezya gibi renkli ve zarif çiçekli bitkileri içeren, yaprakları çoğunlukla kılıç şeklinde olan, genellikle soğanlı, yumrulu veya rizomlu çok yıllık otsu bitkiler familyası

iridektomi : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * glokom (göz tansiyonu) tedavisinde, göz içi sıvısının drenajını sağlamak amacıyla uygulanan, gözün renkli kısmı olan irisin bir bölümünün cerrahi olarak çıkarılması işlemi

iridesan : gre., lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) (gre.) + escens, escent (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.) * gökkuşağı gibi farklı açılarda farklı renkler gösteren, yanardöner

iridosiklit : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözün iris tabakası ile birlikte siliyer cisminin (kirpiksi cisim) iltihaplanması durumu

iridotomi : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * akut dar açılı glokom tedavisinde göz içi basıncını düşürmek amacıyla uygulanan, gözün iris tabakasında lazerle veya cerrahi yöntemle küçük bir açıklık oluşturulması işlemi

iridyum : gre., lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * periyodik tabloda atom numarası 77 olan, çok sert, dayanıklı ve nadir bulunan, simgesi Ir olan bir platin grubu metal elementi

iridyum uydusu : gre., lat., tür. * iridium (gre., lat.) + uydu (bir gezegenin veya başka bir büyük cismin yörüngesinde dolanan doğal veya yapay cisim) (uy (yaklaşmak, temas kurmak) + du (isim yapım eki) ) + su (iyelik eki) (tür.) * iridyum adlı kimyasal elementin ismini taşıyan, Iridium Communications şirketi tarafından işletilen küresel uydu iletişim ağı; özellikle dünya genelinde geniş kapsama alanı sağlayan, telefon ve veri iletişimi amaçlı uydu sistemi

irin : tür. * irin, yirin (iltihap, enfeksiyon, cerahat, çürüme) * vücutta meydana gelen bir enfeksiyon veya iltihaplanma sonucunda, ölü doku hücreleri, canlı ve ölü bakteriler ile akyuvarların (beyaz kan hücreleri) birikmesiyle oluşan, genellikle sarımsı-beyaz veya yeşilimsi renkteki koyu kıvamlı sıvı, iltihap, enfeksiyon, cerahat, çürüme

irinotekan : lat. * irino (ön ek) + tekan (kamptotecin türevi kimyasal ek) * topoisomeraz I inhibitörü olarak görev yapan, özellikle kolon ve rektum kanseri tedavisinde kullanılan, yapısal olarak kamptotecin türevi olan ve kemoterapi tedavisinde kullanılan yarı sentetik bileşik (C33H45ClN4O9)

irinti : tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + inti (isim yapım eki) * elenen şeylerde, elek ve kalbur üstünde kalan iri taneler; hayvanların yem yerken, yemleri içinde rastladıkları ve beğenmeyerek yemedikleri iri samanlar

iris : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım; Yunan mitolojisinde gökkuşaği tanrıçası) * Yunan mitolojisinde tanrılarla insanlar arasında hızlı iletişimi sağlayan, gökkuşağı aracılığıyla mesaj taşıyan kadın tanrıça; ince ve kasılabilen bir zardan oluşan ve saydam tabakayla göz merceği arasında bulunan ve göze rengini veren tabaka; Iridaceae familyasina ait, renkli çiçekleriyle taninan rizomlu ve soğanli bitki cinsi

irisopsis : gre., lat. * iris (süsen) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * Iridaceae familyasina ait, süsene benzeyen çiçek yapısına sahip nadir bir bitki cins

irit : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözün iris tabakasının iltihaplanması durumu

iriyarı : tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + yarı (parça, kısım, ikiye bölünmüş bir şeyin bir parçası) * (insan için) büyük yapılı, kocaman, iri yapılı; büyük parça, iri taneli veya iri boyutlu şey

irkab : ara. * rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek), merkeb (binilecek olan, binek), rukub (bindirme) * bindirme; binilecek hayvan verme; araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme

irkad : ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku), merkad (uyuma yeri, mezar) * uyutma, uyutulma

irkan : ara. * rakn, rakana (dayanmak, yaslanmak, destek almak, güvenmek, meyletmek) * dayanma, dayanak, isnad, destek, temel; kına yakma, kına sürme; safran ağacı, kızılağaç; sarılık hastalığı

irkas : ara. * rakasa (oynamak, dsns etmek) * oynatma, dans ettirme, raksettirme

irkilmek : tür. * ürk, irk (ani hareket etmek, sıçramak; tiksinmek, korkmak, ürkmek, korkarak kaçmak, yalnız kalmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ani bir korku, ürkme, tedirginlik veya beklenmedik bir uyarana karşı istemsiz olarak vücudun hafifçe sıçraması veya geri çekilmesi eylemi

irkmek : tür. * irk (toplamak, biriktirmek) + mek (fiil mastar eki) * biriktirmek, toplamak, yığmak; birikmek

irlanda : irl. * eriu (Gal mitolojisindeki toprak tanrıçası ismi) + land (toprak, arazi, ülke) * Büyük Britanya'nın batısındaki İrlanda adasının yaklaşık altıda beşini kaplayan bir Avrupa ülkesi

irma : ara * rama (atmak, fırlatmak, savurmak), rami (atan, fırlatan, savuran) * atma, fırlatma, savurma

irmad : ara. * ramada (fakirleşmek, sefilleşmek) * fakir düşme, sefil olma

irmik : tür. * yarmık, yırmık (kırık buğday) (yar, yır (yarmak, kırmak) + mık (isim yapım eki) ) * durum buğdayının öğütülüp elenmesiyle elde edilen bir besin maddesi

ironi : gre. * eironeia (alaycılık, kinayeli anlatım, sözle alay, ima yoluyla eleştirme, sözle inkar etme, gerçeği gizleme, cehaleti taklit etme) (eirein (söylemek, ifade etmek), eiron (gerçeği gizleyen, dolaylı konuşan, cahil izlenimi veren) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ima ve zıtlık yoluyla yapılan ince alay, söylenenin tersini kastederek yapılan anlatım; alaycılık, kinayeli anlatım, sözle alay, ima yoluyla eleştirme, sözle inkar etme, gerçeği gizleme, cehaleti taklit etme

irradyasyon : lat. * in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ışığın veya radyasyonun bir kaynaktan çevreye doğru yayılması, genellikle sterilizasyon veya tedavi amacıyla kullanılması, ışık yayma, ışınım

irrasyonalizm : lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + reor (düşünmek, hesaplamak, muhakeme etmek), ratio (akıl, mantık; hesaplama, oran) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * akıl veya mantık esaslarına dayanmayan, akla uygun olmayan düşünce veya öğretim biçimi (ra's (baş, kafa) (ara.)

irrasyonel : lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + reor (düşünmek, hesaplamak, muhakeme etmek), ratio (akıl, mantık; hesaplama, oran) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl veya mantık esaslarına dayanmayan, akıl dışı, mantıksız

irrasyonel sayı : lat., tür. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + ratio (akıl, mantık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) (tür.) * tam sayıların veya kesirlerin oranı olarak ifade edilemeyen, ondalık açılımı sonsuz ve tekrarsız olan (periyodik olmayan) sayı (örneğin pi (π) sayısı 3,141592653589793238462643383.........; phi (φ) sayısı 1,6180339887.........)

irrealist : lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, olgu, varlık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * gerçekliği inkar eden veya gerçek dışı düşünce ve yaklaşımları benimseyen kişi veya sanat-görüş akımı yanlısı

irredantizm : lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + redemptus (geri alınmış, kurtarılmış) (redimere (kurtarmak, geri almak) (re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * başka bir devletin egemenliğinde olan ve etnik, tarihi veya kültürel olarak kendine ait olduğunu iddia ettiği toprakları geri alma düşüncesine dayanan siyasi doktrin veya hareket

irregular : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * kural dışı, kuralsız, düzensiz, duzgün olmayan, normal biçimden sapmış

irregülarite : lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kurala, düzene veya alışılagelmiş yapıya uymama durumu; düzensizlik, aykırılık, olağandışılık, usülsüzlük

irregüler : lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * kural dışı, kuralsız, düzensiz, duzgün olmayan, normal biçimden sapmış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...