inhimal :
ara. * ahmala (boşlamak, ihmal etmek, başıboş bırakmak) * ihmal etme, önem
vermeme, boş bırakılma, sahipsiz kalma; ilgisizlik yüzünden kendi haline
bırakılma
inhimaz :
ara. * hamaza (ekşimek), hamiz (asit) * ekşilenme; asitleşme
inhina :
ara. * hana (eğilmek, bükülmek) * eğilme, bükülme veya çökme
inhinak :
ara. * hanaka (boğmak, nefesini kesmek, bastırmak) * nefesi kesilme, boğulma;
bunalma
inhiraf :
ara. * harafa (bozmak, tahrid etmek) * doğru veya olağan yoldan sapma, eğilme,
yön değiştirme; fiziksel bir eksenden sapma; ahlaki veya düşünsel bir çizgiden
uzaklaşma
inhirak :
ara. * haraka (yırtmak) * yırtılma
inhisaf :
ara. * hasafa (kapanmak, örtülmek) * kapanma, örtülme; Ay tutulması
inhisam :
ara. * hasama (kesmek, kökünü kazımak, tamamen bitirmek) * kesip bitirme,
halletme, hasm
inhisar :
ara. * hasara (kuşatmak, çevrelemek, etrafını sarmak, çember içine almak;
yalnız bir şeye mahsus kılmak), hasir (kuşatan, çevreleyen) * tek başına sahip
olma, tekel; yasaklanma, sınırlandırılma; Bilecik’in bir ilçesi
inhişaş :
ara. * haşşa (hışırdamak) (ses yansımalı kelime) * birbirine dokunup hışırdama,
hışırtı; şakırtı, şakırdama
inhitak :
ara. * hataka (bozmak, yırtmak) * bozulma, yırtılma; bekaretin bozulması,
kızlığı bozulma
inhitam :
ara. * hatama (sonlandırmak, bitirmek, nihayete erdirmek; mühür basmak; kırmak,
parçalamak, ezmek), hatem (mühür, son) * sona erme, tamamlanma, bitiş; bir
sürecin kapanması
inhitat :
ara. * hatta (koymak, indirmek, aşağı indirmek, alçaltmak, düşürmek, aşağı
koymak, düşürmek), münhat (değer, seviye veya konum bakımından aşağıya
indirilmiş, düşürülmüş veya eski yüksekliğini kaybetmiş; aşağı inen, düşen,
inhitat eden; alçak; çukur) * gerileme, çöküş, düşüş, yozlaşma, güçten düşme,
dekadans, inginlik, yaşlanma, çökme, alçalma; bir toplumun, ahlakın,
düşüncenin, medeniyetin veya bireyin eski seviyesinden daha aşağı bir düzeye
inmesi
inhiva :
ara. * hava, havaya (içine almak, kuşatmak, kapsamak) * içine girme, kapsam
altına alınma; ihtiva edilme
inhizam :
ara. * hazama (yıkmak, ezmek; hazmetmek) * yıkılma, harap olma, basılıp ezilme;
bozulma, askerin bozulup dağılması; yemek hazmolunma, yemeklerin midede erimesi
ini :
tür. * ini (küçük erkek kardeş) * yaşça küçük olan erkek kardeş, kocasının küçük erkek
kardeşi, kayınbirader
inia :
gua. * inia (Amazon nehir yunusu cinsi) * Güney Amerika'nın Amazon ve Orinoco
nehir havzalarındaki tatlı su nehirlerinde yaşayan, Inia geoffrensis (Amazon
nehir yunusu) ve Inia boliviensis (Bolivya nehir yunusu) gibi türleri olan
nehir yunusları (Amazon yunusları) cinsi
in'idal :
ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek,
kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola
saptırmak), dalalet (sapıklık, sapkınlık, yoldan çıkmışlık) * doğru yoldan
çıkma, sapma, dalalete düşme, udul
in'idam :
ara. * adima, adama (yok olmak, helak olmak) * idama gitme, mahvolma, yok olma
iniidae :
gua., lat. * inia (Amazon nehir yunusu cinsi) (gua.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Amazon ve Bolivya nehir yunuslarını kapsayan dişli
balinalar familyası
inik :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + aequus (eşit, adil,
dengeli) (lat.); inique (fra.) * adaletsiz, haksız, eşitsiz
inik :
tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + ik (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * seviyesi azalmış, alta düşmüş, alçalmış,
sarkmış, çökmüş, inmiş (havası az olan lastik için de kullanılır.)
in'ikad :
ara. * ka'ada (bağlamak, düğümlemek, akdetmek, hükmetmek, karar vermek), akd
(bağlanma, düğüm; sözleşme) * bağlanma, düğümlenme, akdetme; meydana gelme,
oluşma, bağlanma
in'ikas :
ara. * a'kasa (ters çevirmek, yansıtmak, geri çevirmek, eko yapmak) * bir yere
çarpıp geri dönme, ışık veya sesin bir şeye çarpıp geri gelmesi, akis, aksetme,
yansıma, tersine çevrilme, yankılanma, yankı
inildemek :
tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + de (edilgen fiil eki) + mek (fiil eki) *
acı, keder, korku veya üzüntü nedeniyle uzun ve derin bir ses çıkarmak;
genellikle insan veya hayvan sıkıntı veya elem nedeniyle ses vermek
inilti :
tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + ti (isim yapım eki) * acı, keder veya
üzüntü ifadesi olarak çıkan uzun, ince, titreşimli ses; özellikle insan veya
hayvanın sıkıntı ve elemini belirten ses
in'isar :
ara. * a'sara (ezmek, sıkmak, sıkıştırmak) * ezme, sıkma, sıkıştırma; sıkıp
suyunu çıkarma (üzümden şarap yapımı bağlamında)
inisiyal :
lat. * initum (başlangıç, giriş) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + ire (gitmek) + tum (isim-fiil eki) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başlangıçla ilgili, ilk olan veya en baştaki;
zaman, sıra veya süreç açısından ilk olan
inisiyasyon :
lat. * initiare (başlatmak, inisye etmek, ilk aşamaya sokmak, dahil etmek)
(initum (başlangıç, giriş) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + ire (gitmek) + tum (isim-fiil eki) ) + are (fiil mastar eki)
) + tio (isim yapım eki) * bir kişiyi kutsal, gizli veya özel bir bilgiye,
öğretiye, topluluğa (cemiyete, örgüte) veya uygulamaya törenle veya belirli bir
süreçle dahil etme eylemi; inisye etme, başlatma, kabul töreni
inisiyatif :
lat. * initiatus (başlatılmış, inisiye edilmiş) (initiare (başlatmak, inisye
etmek, ilk aşamaya sokmak, dahil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir süreci başlatma gücü, ilk adımı
atma eğilimi veya bir işte öncülük etme niteliği; aynı zamanda bireyin veya bir
grubun kendi iradesiyle harekete geçme yetisi
iniş :
tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + iş (isim
yapım eki) * inme eylemi
in'itaf :
ara. * a'tafa (eğmek, bükmek, katlamak, yön değiştirmek; şefkat göstermek) * iki
kat olma, bükülme, katlanma, eğilme; bir tarafa dönme, temayül, meyletme
in'izal :
ara. * a'zale (ayırmak, uzaklaştırmak, kenara çekmek) * ayrılma, kenara
çekilme; görevden uzaklaşma, uzaklaştırılma; inziva, bir tarafa çekilme, yalnız
kalma, tek başına kalma (isolation (izolasyon, yalıtım) (lat., ing., fra.)
injeksiyon :
lat. * iniectio, injectio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak,
savurmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şırınga (enjektör) vasıtasıyla deri
altına veya damara sıvı aktarma, zerk, iğne yapma
injektabl :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio
(isim yapım eki) ) + abilis (olabilir, yapabilir, mümkün eki) * enjekte
edilebilir, zerk edilebilir
injektan :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + ens,
ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enjeksiyonla vücuda zerk edilen ilaç,
çözelti veya kimyasal madde
injekte :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak), jectus
(atılmış, fırlatılmış) * zerk edilmiş, enjekte edilmiş
injestan :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
jectio (atış, fırlatış, savuruş), jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + ent
(ile ilgili olan, yapan) * ağız yoluyla alınan veya yutulan şey
injüri :
lat., gre. * iniuria, injuria (haksızlık, zarar, yaralama) (in (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + juris (doğruluğun, hakkın, hukukun) (ius,
jus (doğruluk, hak, hukuk) + iris (iyelik eki) ) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * fiziksel veya psikolojik olarak bedende oluşan zarar veya
hasar durumu, genellikle kaza, darbe veya dış etkenlerle meydana gelen
dokuların zedelenmesi; haksızlık, hukuka aykırı davranış; zarar, incinme
inka :
ara. * naka (arındırmak, temizlemek, saflaştırmak, paklaşmak) * temiz olma;
arınma, saflık, paklık
inka : que. * inka (hükümdar, şah, kral, lord, ağa, bey) *
kraliyet mensubu kişi, efendi, hükümdar,
şah, kral, lord, bey, ağa, hakim, hükümdar; 13. ve 16. yüzyıllar arasında And Dağları bölgesinde
Kolomb öncesi Amerika'nın en büyük imparatorluğunu kuran, gelişmiş tarım,
mimari ve yol ağlarıyla tanınan Keçuva (Quechua) kökenli bir uygarlık
inkah :
ara. * nakaha (evlenmek, nikahlanmak, evlenmek, cinsel birleşmek), nikah
(evlilik; evlilik akdi; meşru birliktelik, cinsel birleşme) * evlendirme, nikah
akdi yapma
inkandesan :
lat. * in (iç, içe, içeri, içinde) + candescere (parlamak, ısınmak, beyazlamak)
(candere (parlamak, beyazlamak, kızarmak) + escere (başlamak, olmak, oluşmak,
filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * çok parlak ve beyaz ışık yayan; kızgın veya ışıldayan
inkantasyon :
lat. * in (iç, içeri, içine, içeride) + cantare (şarkı söylemek, büyü yapmak) +
tio (eylem, süreç, durum eki) * kelimelerle, sözlerle veya şarkılarla yapılan,
genellikle sihir veya dini amaçlı ritüel eylem
inkar :
ara. * nakara, nakira (bilmemek, tanımamak, reddetmek, yadsımak, inkar etmek),
nukr (bilmeme, tanımama; zorlanma, diretme, reddetme, yadsıma, inkar etme) *
gerçeği kabul etmeme, bir eylemi icra etmiş olmasına rağmen icra ettiğini
reddetme, kabul etmeme, karşı gelme, reddetme, bilmeme, tanımama
inkarserasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
carcerare (hapsetmek, kapamak), carcer, carcinis (hapis, tutsaklık, hapishane,
zindan) + atio (isim yapım eki) * bir organın veya dokunun, çevresindeki
yapılar tarafından sıkıştırılarak hapis edilmesi, sıkışması (bağırsak veya
fıtık gibi dokuların sıkışması); fıtıkta, bağırsak veya dokunun fıtık kesesi
içinde sıkışarak dışarı çıkamaması durumu (fıtığın sıkışmış olması ve geri
itilememesi durumu)
inkarsere :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
carcerare (hapsetmek, kapamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
sıkışmış, hapsolmuş ve dışarı çıkamayan
inkas :
ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek), naks
(azalma, eksilme) * eksilme, eksiltme, azalma, azaltma
inkaz :
ara. * nakaza (kurtarmak, halas etmek) * kurtarma, kurtarılma, halas etme
inkıbaz :
ara. * kabada, kabaza (belgelemek, tasdik etmek, sıkmak, daraltmak, kavramak,
tutmak, yakalamak, almak, kabz etmek), kabiz (tutan, kavrayan, kabzeden, tutan)
* büzülme, çekilip toplanma; tıkanma, zorlaşma; sıkıntı, keder, gamlı olmak;
kabızlık, tutukluk, inkibad
inkıdad :
ara. * nakada, nakaza (yıkmak, bozmak, dağıtmak), nukd, nukz (yıkıntı, harabe),
enkad, enkaz (yıkıntı, harabe, çökmüş yapı kalıntıları) * yıkılma, bozulma,
dağılma
inkılab :
ara. * kalaba (dönmek, döndürmek, tersine çevirmek, çevrilmek, değişmek,
değiştirmek, dönüşmek, dönüştürmek) * dönme, değişim, dönüşüm, devir, devrim;
siyasi, sosyal veya kültürel alanda hızlı ve köklü dönüşüm; başka tarza
değişme, bir halden diğer hale geçme, başka türlü olma; altüst olma
inkıma :
ara. * kama (sönmek, gücü kesilmek, etkisini yitirmek) * zayıflama, sönme,
etkisiz hâle gelme; gücün, tesirin ortadan kalkması (mecazi); kökü kesilme,
köksüzleşme
inkıraz :
ara. * karada, karaza (çökmek, batmak, zarar görmek; dişlemek, kemirmek,
kırpmak) * batma, çökme, çöküş, dağılma, son bulma, yok olma, sönme; aşınma,
yıpranma, kırpılma
inkısam :
ara. * kasama, kaseme (bölmek, bölüştürmek, paylaştırmak, ayırmak), kısm
(bölüm, parça), taksim (bölme, bölüştürme, paylaştırma, ayırma, kısımlara
ayırma) * kısımlara ayrılma, bölünme, taksim olunma; kırılıp ayrılma,
parçalanma
inkısar :
ara. * kasara (kesmek, kısaltmak, kısa tutmak, azaltmak, kısmak, kırmak,
parçalamak, ayırmak) * kısalma, kısa olma, kesilme, kesik olma
inkışar :
ara. * kaşara (soymak, yüzmek (deri) * bir şeyin derisini veya kabuğunu soyma
inkıta :
ara. * kataa (kesmek, ayırmak, bölmek) * tükenme, kesilme, kesilme, kesinti,
kopma, arkası gelmeme
inkıyad :
ara. * kada (sevk etmek, yönlendirmek, dizginlemek, bağlamak, düğümlemek, hüküm
vermek), kayd (bağlanma; oturma), kaide (esas, temel, bağlı olunacak kural) *
itaat etme, boyun eğme, emre uyma; kendini yönlendirmeye bırakma
inkıyat :
ara. * kada (sevk etmek, yönlendirmek, dizginlemek, bağlamak, düğümlemek, hüküm
vermek), kayd (bağlanma; oturma), kaide (esas, temel, bağlı olunacak kural) *
itaat etme, boyun eğme, emre uyma; kendini yönlendirmeye bırakma
inkıza :
ara. * kada, kaza (bitirmek, sona erdirmek, tamamlamak, hükme bağlamak,
tamamlamak) * sona erme, bitme, tamamlanma
inkızaf :
ara. * kazafa (atmak, fırlatmak, savurmak, uzaklaştırmak, kovmak, sokmak,
bırakmak), kazif (atan, fırlatan, savuran, uzaklaştıran, kovan, sokan) * geri
çekilme, kaçınma, içe kapanma; bir durumdan uzak durma, uzaklaşma
inkilap :
ara. * kalaba (dönmek, döndürmek, tersine çevirmek, çevrilmek, değişmek,
değiştirmek, dönüşmek, dönüştürmek) * dönme, değişim, dönüşüm, devir, devrim;
siyasi, sosyal veya kültürel alanda hızlı ve köklü dönüşüm; başka tarza
değişme, bir halden diğer hale geçme, başka türlü olma; altüst olma
inkilis :
gre. * engilis, eggylis (yılanbalığı) * yılanbalığı
inkimaş :
ara. * kamaşa (büzmek, toplamak, içe çekmek, daralmak, büzülmek) * büzülme,
çekilme, daralma; içe kapanma, geri durma (mecazi)
inkisar :
ara. * kasara (kesmek, kısaltmak, kısa tutmak, azaltmak, kısmak, kırmak,
parçalamak, ayırmak) * kesilme, kırılma, kırgınlık
inkisar-ı hayal :
ara. * inkisar (kesilme, kırılma, kırgınlık) + i (tamlama eki) + hayal (görüm,
düş, rüya, imge, tasavvur, zihinsel tasarım, rüyada görülen, zannedilen, gerçek
sanılan, farzedilen, gerçek gibi canlı gibi olan) * istenen, arzulanan bir
durumun gerçekleşmemesi halinde hissedilen üzüntü burukluk, hayal kırıklığı
inkişaf :
ara. * kaşafa (açmak, açığa çıkarmak, meydana çıkarmak, ortaya koymak), kaşif
(keşfeden, açığa çıkaran, ortaya çıkaran, bulan, mucit) * açığa çıkma, ortaya
çıkma, belirginleşme; gizlinin açılması; gelişme, büyüme, ilerleme
inkitam :
ara. * katama (gizlemek, saklamak), ketum (gizleyen, saklayan; ağzı sıkı, sırrı
açığa vermeyen), iktam (gizleme, saklama, açığa çıkarmama) * gizli tutulma,
saklı tutulma, açığa çıkarılmama
inklinal :
gre., lat. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak,
meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek,
yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * yatay
düzleme göre eğimli olan veya eğim gösteren, eğimli, meyilli
inklinasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) + atio (isim yapım eki) * bir şeyin
eğilimi, meyli veya eğilme durumu, eğim, meyil
inklüzif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
claudere, cludere (kapatmak, örtmek, içine almak, dahil etmek, kapsamak,
içermek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); inclusive (fra.) *
kapsayan, içine alan, dahil eden
inklüzyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
claudere, cludere (kapatmak, örtmek, içine almak, kapsamak, içermek) + tio
(isim yapım eki) * kapatma, örtme, içine alma, dahil etme, kapsama, içerme
inkompatibilite :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + compatibilis (uyumlu)
(con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak, tahammül
etmek) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) + itas (olma
durumu, isim yapım eki) * uyumsuzluk, anlaşmazlık, bağdaşmazlık, bir arada
bulunamama durumu, birlikte olamama durumu
inkompetens :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + competentia (yeterlilik,
uygunluk) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + petere (istemek, arzu etmek,
dilemek, aramak) + entia (isim yapım eki) ) * bir kişinin veya şeyin
yetersizliği, ehliyetsizliği veya görevini yapamama durumu, yetersizlik, yetkin
olmama
inkomplet :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + completus (tam, tamam,
tamamlanmış, bütün, tümlenmiş) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pletus
(doldurulmuş, tamamlanmış, bütünlenmiş) (plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * tam olmayan,
tamamlanmamış, eksik
inkonstant :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + constant (sabit,
durağan, değişmeyen) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + stare (durmak,
dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * sabit olmayan, durağan olmayan, değişen, değişkenlik
gösteren
inkontinans :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + continere (tutmak,
kontrol etmek) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, elinde
bulundurmak) ) + entia (isim yapım eki) * kontrolsüzlük, özellikle vücut sıvılarının
(idrar veya dışkı) istemsiz şekilde kaçırılması durumu
inkorpore :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
corporatus (corpore (bedenlenmiş, vücut bulmuş) (corpus (beden, gövde, vücut) +
are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bedene
dahil edilmiş, birleşmiş, bir yapıya dahil edilmiş, beden içinde, bedene ait,
bedenle ilgili, bedene dahil
inkremental : lat. * in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak,
genişlemek, gelişmek) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) *
artan, büyüyen, çoğalan, genişleyeb, gelişen
inkretin :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
cretus (crescere (büyümek, artmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sindirim sisteminde salgılanan ve
insülin salınımını artıran hormon grubu
inkudektomi :
lat., gre. * incus (kulaktaki örs kemiği) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek
(dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme
sisteminde yer alan örs kemiğinin cerrahi olarak çıkarılması işlemi
inkübasyon :
lat. * incubare (üzerine yatmak, kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine; üzerine, üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) )
+ tio (isim yapım eki) * yumurtanın ısı ve nem koşullarında tutulması süreci;
enfeksiyon etkeni olan virüs veya bakterinin vücuda girdikten sonra hastalık
belirtilerinin başlamasına kadar geçen süre, kuluçka
inkübatör :
lat. * incubare (üzerine yatmak, kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine; üzerine, üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) )
+ tor (-cı, yapan, eden eki) * sıcaklık ve nem kontrolü sağlayarak canlıların
(yumurtaların veya yeni doğan bebeklerin) gelişimini destekleyen cihaz, kuluçka
makinesi
inkübe :
lat. * incubatus (üzerine yatmış, kuluçkaya yatmış) (incubare (üzerine yatmak,
kuluçkaya yatmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine; üzerine,
üzerinde, üstüne, üstünde) + cubare (yatmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * uygun ortamda gelişmesi sağlanmış, kuluçkaya yatırılmış;
(mikroorganizmalar, hücreler veya canlı embriyolar) uygun koşullarda
geliştirilmiş, kuluçkaya yatırılmış
inlemek :
tür. * inl (acı, keder, üzüntü sesi) + mek (fiil eki) * acı, keder, korku veya
üzüntü nedeniyle uzun ve derin bir ses çıkarmak; genellikle insan veya hayvan sıkıntı
veya elem nedeniyle ses vermek
inme :
tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + me (isim
yapım eki) * aşağıya doğru hareket etme, aşağı gitme, alta geçme; beynin bir
bölgesine kan akışının aniden durması ve beyne yeterli oksijen gitmemesi sonucu
ortaya çıkan ani ve genellikle kalıcı motor, duyusal veya bilişsel kayıplarla
karakterize bir durum, felç
inmek :
tür. * in (aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek) + mek (fiil
yapım eki) * aşağıya doğru hareket etmek, aşağı gitmek, alta geçmek
inne :
ara. * inne (kesinlikle,
mutlaka, şüphesiz,
kat'i) * kesinlikle,
mutlaka, şüphesiz,
kat'i
innema :
ara. * inne (kesinlikle, mutlaka,
şüphesiz,
kat'i) + ma (ne, o) * kesinlikle ki, mutlaka ki, şüphesiz ki
innervasyon :
lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
nervare (siniri uyarmak) (nervus (sinir; damar; kas kirişi, bağ; güç, kuvvet,
enerji) (lat.); neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir organın veya dokunun
sinir lifleriyle uyarılması veya sinirsel bağlantılarla donatılması
innerve :
lat., gre. * innervatus (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + nervare (siniri uyarmak) (nervus (sinir; damar; kas kirişi,
bağ; güç, kuvvet, enerji) (lat.); neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip,
bağ) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); innervé (fra.) * (bir organ veya doku) sinirle donatılmış
innominant :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + nominare (isimlendirmek,
ad vermek) (nomen (isim, ad) + are (fiil yapım eki) ) + ant (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * isimsiz, adı konmamış, özel bir adı olmayan
inocellidae : lat.
* in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ocellus (küçük göz, gözcük)
(oculus (göz) + ellus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Raphidioptera (yılancıktakımı / deveboynu böcekleri) takımına bağlı, ormanlık
alanlarda yaşayan, bezoczkowate (gözsüzzarjlilar) olarak bilinen küçük bir
yırtıcı böcek familyası
inokülasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
oculus (göz; tomurcuk) + atio (isim yapım ve durum eki) * bir organizmaya
hastalık etkeni veya aşı maddesi enjekte etme işlemi, aşılama
inop :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + opus (iş, işlem,
operasyon, uygulama, görev, fayda) * işe yaramayan, faydasız, etkisiz; cerrahi
müdahalenin, ameliyatın uygun olmadığı veya yapılamadığı hasta
inoperabl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + operabilis (yapılabilir,
çalıştırılabilir, işletilebilir) (operare (yapmak, çalıştırmak, işletmek,
uygulamak, yürütmek) (opus, operis (iş, işlem, operasyon, görev, fayda) + are
(fiil mastar eki) ) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * yapılamaz,
işletilemez, çalıştırılamaz, uygulanamaz, tedavi edilemez; cerrahi olarak
müdahale edilemez, ameliyat yapılamaz
inorganik :
lat., gre. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + organon (alet,
araç, organ) (gre.); organum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * organik olmayan, karbon temelli veya canlılarla ilişkili olmayan,
canlılardan türemeyen, canlı organizmalarla ilgili olmayan (mineral veya cansız
maddeleri tanımlamak için kullanılır.)
inosilikat :
gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) +
silicate (silisyumun oksijenle oluşturduğu SiO4 tetrahedra birimlerinden
meydana gelen, minerallerin en geniş grubunu oluşturan kimyasal bileşikler
sınıfı) (silicium (silex (çakmak taşı, sert taş) + ium (kimyasal element eki) )
+ ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * yerbiliminde
SiO4 dörtyüzlülerinin ortak oksijen paylaşımıyla tek veya çift zincirli yapılar
oluşturduğu yani silikat minerallerinin silisyum-oksijen tetrahedra zincirler
(tekli veya çift zincirler) halinde bağlandığı piroksenlerin (tek zincir) ve
amfibollerin (çift zincir) en önemli üyeleri olduğu bir silikat mineral grubu
inosin :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * RNA yapısında bulunan, hücre enerji
metabolizması ve nükleik asit sentezinde işlev gören, hipoksantin bazına bağlı
bir riboz şekeri içeren nükleozid (C10H12N4O5)
inosin pranobeks :
lat. * inosin (RNA yapısında bulunan ve hipoksantin bazına bağlı bir riboz
şekeri içeren nükleozid) (inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + pranobeks (antiviral ve immünomodülatör
etkili bileşik) * viral enfeksiyonların (genital siğiller (HPV), mukokütanöz
herpes enfeksiyonları (HSV), SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) )
tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve antiviral etkisi
olan kombine bir ilacın etken maddesi (C52H78N10O)
inosipleks :
gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) +
plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus
(örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat,
katman, tabaka, satıh, yüzey) (lat.) * sinir lifleri ağı
inositol :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + oz (ozone, oxygen
eki) + itol (alkol grubu eki, -OH (hidroksil) bağlı karbon bileşiği eki) *
hücre membranlarının yapısında bulunan ve hücre sinyalleşmesi, yağ
metabolizması ile sinir iletimi gibi biyokimyasal süreçlerde önemli rol oynayan
siklik bir alkol türü (C6H12O6)
inotrop :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) * kalp kasının kasılma gücünü etkileyen
inotropi :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropia (dönüş
durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp
kasının kasılma gücüne ilişkin durum veya özellik
inotropik :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + tropia (dönüş
durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalp kasının kasılma gücüne ilişkin
inotuzumab ozogamisin :
gre., lat. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) (gre.) + tu
(ek) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized
monoclonal antibody) ) + ozo (ozone, oxygen) + ga (ek) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * belirli kanser türlerinde ve özellikle akut lenfoblastik lösemi
tedavisinde kullanılan hedefe yönelik antikor-ilaç konjugatı
(C6518H10002N1738O2036S42)
inovasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki, olma durumu) * yeni fikirlerin, yöntemlerin veya ürünlerin
geliştirilmesi ve uygulanması süreci, yenilik
inovatif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
novatus (yenilenmiş, tazelenmiş) (novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) +
are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yenilik getiren, yeni şeyler başlatan veya
değiştiren, yenilikçi
inozin :
gre. * inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * RNA yapısında bulunan, hücre enerji
metabolizması ve nükleik asit sentezinde işlev gören, hipoksantin bazına bağlı
bir riboz şekeri içeren nükleozid (C10H12N4O5)
inozin pranobeks :
lat. * inosin (RNA yapısında bulunan ve hipoksantin bazına bağlı bir riboz
şekeri içeren nükleozid) (inon, inos (sinir, lif, kas lifi, iplik, fiber, ağ) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + pranobeks (antiviral ve
immünomodülatör etkili bileşik) * viral enfeksiyonların (genital siğiller
(HPV), mukokütanöz herpes enfeksiyonları (HSV), SSPE (Subakut Sklerozan
Panensefalit) ) tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve
antiviral etkisi olan kombine bir ilacın etken maddesi (C52H78N10O)
inönü :
tür. * in (hayvan mağarası) + ön (ilerisi, baş) + ü (iyelik eki) * Eskişehir’in
bir ilçesi
input :
ing. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + put
(koymak) * sisteme, cihaza veya sürece dışarıdan veri, enerji veya malzeme
sağlama eylemi veya bu sağlanan şey, girdi
ins :
ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns (yakınlık,
ünsiyet, birlikte yaşama) + an (sıfat yapım eki); nesiye (unutmak), nisyan
(unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından) * unutan varlık; akıl,
bilinç ve sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı ve
idrakli varlık, beşer, insan
ins :
ara. * nesiye (unutmak), nisyan (unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini
unutmasından); nas (alışmak, yakınlık duymak, ünsiyet kurmak) * akıl, bilinç ve
sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve konuşabilen canlı varlık; insan,
içe alınan, içeriye alınan, başlatılan
insa :
ara. * nesiye (unutmak), nisyan (unutma) * unutma, unutturma
insaf :
ara. * nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı olmak, eşitlemek,
ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), nisf (yarı, yarım), intisaf
(taraflar arasında yarıya inme anlamından hareketle adaletli davranma,
hakkaniyeti gözetme ve ölçülü bir denge kurma durumu, insaf edilme, hakkını
alma) * adalet, yargıda ölçülü olma, ılımlılık, hakkaniyet, merhamet
insa-i mazi :
ara. * insa (unutturma) + i (tamlama eki) + mazi (geçmiş, eski zaman) * geçmişi
unutma, geçmişi unutturma
insal :
ara. * nesl (soy, döl, jenerasyon), nesele (soyu devam ettirmek, dölü yaymak) *
nesil çoğaltma, dölleme, döllenme
insan :
ara. * anisa (alışmak, yakınlık kurmak, ünsiyet kurmak), uns, unsa (yakınlık,
dostluk, ünsiyet, birlikte yaşama) + an (sıfat yapım eki) ), nas (insanlar);
nesiye (unutmak), nisyan (unutma) (Adem'in, Rab'bin nimetlerini unutmasından) *
unutan varlık; bilinç, akıl ve sosyal yeteneklerle donatılmış, düşünebilen ve
konuşabilen canlı ve idrakli varlık, beşer; Kur'an'ın 76. suresi
insan koryonik gonadoprin :
ara., gre., lat. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık) + khorios,
khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın
önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + gone, gonas, gonad (tohum, döl,
düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + o (bağlaç) + prin (uyaran,
etkileyen madde) * kadınlarda yumurtlamayı sağlamak ve kısırlığı tedavi etmek
ve erkeklerde sperm sayısını artırmak için kullanılan Pregnyl isimli ilacın
etkin maddesi olan ve hamilelik sırasında plasenta tarafından üretilen bir
hormon; gebelikte plasenta tarafından salgılanan ve yumurtalıkları uyararak
progesteron üretimini sürdüren hormon
insan menopozal gonadotrofin
:
ara., gre., lat. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + men
(ay, ay hali) + o (bağlaç) + pausis (durma, sona erme) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm,
yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + trophe (besin, beslenme, gıda) + ine
(kimyasal bileşik eki) (gre.) * bir adet (menstrüasyon) döngüsü esnasında,
birden fazla yumurtanın üretilmesi ve yumurtalıkların uyarılması için, FSH ve
LH (luteinize edici hormon) kısımları içeren bir enjeksiyon türü
insancıl :
ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + cıl (sıfat
yapım eki; gibi, ile ilgili) * insanlara karşı sevgi, anlayış ve yardımseverlik
gösteren; insan merkezli düşünce ve davranışlara sahip olan, insani
insanımsı :
ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + ımsı (sıfat
yapım eki; gibi, benzeri) * insana benzeyen ama tam olarak insan olmayan varlık
insani :
ara. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * insan özelliklerine haiz olan, insan ile ilgili olan,
insancıl
insaniyet :
ara. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + et (durum eki) * insan ile ilgili olma durumu, insanlık
insanoğlu :
ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) (ara.) + ol,
oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan
yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * bütün
insanları, insan türünü veya genel olarak insan neslini ifade eden topluluksal
isim; İncil'de Mesih İsa'nın isimlerinden biri
insansı :
ara., tür. * insan (adem, adam, erkek veya kadın varlık, beşer) + sı (gibi,
benzeri) * insana benzeyen ama tam olarak insan olmayan varlık; insan ile
ilgili olan
insat :
ara. * nasata (susmak) * susma, insiyat
insekt :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) * böcek
insektaryum :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + arium
(yer, mekan, ortam eki, hazne, kap) * böceklerin gözlemlenmesi, araştırılması
veya yetiştirilmesi amacıyla kullanılan özel ortam veya yapı
insektisit :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) +
caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek), cidus (öldüren) * böcekleri öldürmek veya kontrol altına almak için
kullanılan kimyasal madde veya ilaç
insektivor :
lat. * insectum (böcek) (in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + secare
(kesmek, ayırmak, bölmek), sectum (kesimlere ayrılmış, bölümlenmiş) ) + ivus
(ile ilgili, -a ait) + or (-cı, yapan, eden eki) * böcekler, örümcekler,
solucanlar ve küçük eklembacaklılarla beslenen, böcekle beslenen, böcek yiyen,
böcekobur, böcekçil
inseminasyon :
lat. * in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + seminare (tohumlamak, döllemek)
(semin (tohum, döl, sperm) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
dişi organizmaya sperm veya tohumun verilmesiyle üreme sürecinin başlatılması,
döllenme, tohumlanma
insensibilite :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sentire (hissetmek,
duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi,
algı, farkındalık, anlam) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma
eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * hissizlik, duygusuzluk, duyarsızlık,
farkında olmama; algılama yeteneği olmama veya akılsal olarak fark etmeme
insensibl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sentire (hissetmek,
duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi,
algı, farkındalık, anlam) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma
eki) * hissedemeyen, hissiz, duygusuz, duyarsız, farkında olmayan; algılama
yeteneği olmayan veya akılsal olarak fark etmeyen
insersiyon :
lat. * in (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + serere (yerleştirmek, sokmak,
eklemek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin başka bir şeyin içine
yerleştirilmesi veya eklenmesi
insıbab :
ara. * sabba (dökmek, akıtmak) * akma, akıtılma, dökme, dökülme; aşağı doğru
akış
insıbağ :
ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma,
boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı
insıdam :
ara. * sadama (çarpmak, vurmak, çarpışmak, tokuşmak, darp etmek) * çarpma,
vurma, çarpışma; patlama; basınç ile bir şey atma
insıraf :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) *
sarfetme, harcama, çekilip gitme, çekilme, dönme, geri dönme, sapma, yön
değiştirme; bir işten veya durumdan kendi isteğiyle veya edilgin biçimde
uzaklaşma, ayrılma veya yüz çevirme
insırah :
ara. * saraha (açıklamak, açığa çıkarmak, dile getirmek, seslenmek), sarih
(apaçık, açık, net, kesin, berrak, anlamı belirgin, belli, açıkça ifade
edilmiş, anlaşılır) * açığa çıkma, ortaya çıkma, meydana çıkma, görünür olma,
zahir olma, sarahat
insıram :
ara. * sarama (kesmek, biçmek), sarim (kesen, biçen, ekim biçen) * kesilme,
biçilme, kesilip ayrılma, hasad edilme
insi :
ara. * ins (insan, adem, adam, beşer) * insan ile ilgili, beşeri
insibab :
ara. * sabba (dökmek, akıtmak) * akma, akıtılma, dökme, dökülme; aşağı doğru
akış
insibag :
ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma,
boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı
insibağ :
ara. * sibg, sibğ (boya), sıbgat (boyama) * boyama, boyanma, boyanma,
boyalanma, renklenme, rengini alma; birinin karakterine bürünme, huy aktarımı
insical :
ara. * sacala (çekilmek, dökülmek) * çekilme, dökülme
insicam :
ara. * sacama (akmak, akıtmak, dökmek) * suyun dökülüp devamlı akışı,
düzgünlük; sağlam ve ıttırad ile arızasız tertib üzere olmak; devamlı yağmur
yağmak; düzgün, tertibli, pürüzsüz söz
insidad :
ara. * sadda (tıkamak, engellemek, kapamak), sedd (tıkaç, engel, mania, set) *
tıkanma, kapanma
insidal :
ara. * sadala (düşmek, sarkmak, pörsümek) * düşük olma, sarkma, pörsüme
insidam :
ara. * sadama (çarpmak, vurmak, çarpışmak, tokuşmak, darp etmek) * çarpma,
vurma, çarpışma; patlama; basınç ile bir şey atma
insidans :
lat. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde, içerde) +
cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) * oluş veya görülüş sıklığı,
hastalığın görülme sıklığı
insidental :
lat. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde, içerde) +
cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * ana olaya doğrudan bağlı olmayan, tesadüfi veya yan olay
niteliğinde olan; esas unsurun yanında ortaya çıkan veya rastgele gerçekleşen
insidentaloma :
lat., gre. * incidere (başına gelmek, vuku bulmak) (in (iç, içeri, içinde,
içerde) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * genellikle tesadüfen tıbbi görüntüleme
sırasında keşfedilen, belirti vermeyen veya önemsiz görülen kitle veya tümör
insidiyöz :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içine) + sedere (oturmak, yerleşmek,
konumlanmak, durmak, kalmak) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fark
edilmeden yavaşça ilerleyen, başta zararsız gibi görünen ancak zamanla ciddi
zarar veren sinsi ve gizli tehlikeli durum veya davranış, sinsi
insifa :
ara. * nasafa (ikiye bölmek, yarıya bölmek), nisf (yarı, yarım) * yarısını
alma, yarıya bölme, ikiye bölme; bir şeyin ortası
insifar :
ara. * safara (açmak) * açılma, inkişaf etme
insignia :
lat. * in (iç, içeri, içinde, içerde) + signum (işaret, nişan, iz, belirti) +
ia (isim yapım eki) * bir kişinin rütbesini, makamını veya ait olduğu grubu
gösteren işaret, nişan, arma, amblem, sembol
insihak :
ara. * sahaka (dövmek, ezmek, bastırmak, ezilip yumuşamak) * dövme, ezme,
bastırma, dövüp ezme, ezip yumuşatma
insihal :
ara * sahala (düzgün konuşmak, düzgün söz söylemek; kabuğu soymak) * düzgün
konuşma, düzgün söz söyleme; kabuğu soyma
insikab :
ara. * sakaba (delmek, delip geçmek), sakib (delen, delip geçen) * delinme
insiklodüksiyon :
lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne)
(lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.)
+ ductio (yönlendirme, yol gösterme, sürme, götürme) (ducere (yönlendirmek,
liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim
yapım eki) ) * gözdeki korneanın üst kutbunun içe doğru, buruna doğru dönmesi
durumu, intorsiyon
insikloverjans :
lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne)
(lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.)
+ vergere (eğilmek, meyletmek, dönmek, bükülmek) + entia (isim yapım eki)
(lat.) * içeri doğru dönme, bükülme veya eğilme; göz yuvarlarının içe doğru, birbirine
doğru dönmesi
insilab :
ara. * salaba (kaldırmak, iptal etmek, gidermek, mahvetmek; soymak) *
kaldırılma, iptal edilme, giderilme, mahvedilme; soyulma
insilah :
ara. * salaha (inmek, soyulmak, sıyrılıp çıkmak; derisini yüzmek; silahlanmak)
* inme, soyulma, sıyrılma, sıyrılıp çıkma; derisi yüzülme; silahlanma, silah
ile techiz olma
insilak :
ara * salaka (yol tutmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek;
seçmek), silk (yol) * yola girme, yol tutma, süluk etme
insilal :
ara. * salla (toplanmak, dadanmak, üşüşmek, hücum etmek; sıvışmak, sıyrılmak) *
bir yere toplanma, üşüşme, hücum etme; sıvışma, sıyrılma
insina :
ara. * in (isim yapan önek) + sina (bükmek, burkmak, dolamak) * ima, dolambaç,
bükme, burkma (insinuate (ima etmek) (ing.), insinuer (ima etmek) (fra.) )
insipiens :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sapiens (bilge, bilgili,
bilen, akıllı, anlayışlı, idrakli) (sapere, sapio (akıllı olmak; zeki olmak,
bilmek, sağduyulu olmak; tatmak) + entia (isim yapım eki) ) * insipiens
(anlayışsız, idraksiz, cahil, bilgisiz, akılsız; saçma, tuhaf
insipitus :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sapere (bilmek, tanımak,
anlamak, akıl sahibi olmak, tatmak) + itus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.); insipide (fra.) * tatsız, lezzetsiz; mecazen
insiraf :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) *
sarfetme, harcama, çekilip gitme, çekilme, dönme, geri dönme, sapma, yön
değiştirme; bir işten veya durumdan kendi isteğiyle veya edilgin biçimde
uzaklaşma, ayrılma veya yüz çevirme
insirah :
ara. * saraha (açıklamak, açığa çıkarmak, dile getirmek, seslenmek), sarih
(apaçık, açık, net, kesin, berrak, anlamı belirgin, belli, açıkça ifade
edilmiş, anlaşılır) * açığa çıkma, ortaya çıkma, meydana çıkma, görünür olma,
zahir olma, sarahat
insisura :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + ura (isim yapım eki) * kesik, çentik,
yarık, anatomide çöküntü şeklindeki doğal girinti veya kesik oluşum
insitah :
ara. * sataha (yüzey oluşturmak, satıhlaşmak, tabakalaşmak, düzleşmek); sath
(yüzey, tabaka, düzlem) * satıhlı olma, yüzey oluşturma; yayılıp arka üstü
yatma
insiyab :
ara. * sayaba (salmak, serbest bırakmak; akmak, süzülmek) * salınma, serbest
bırakılma, süzülüp akma, akıp gitme
insiyag :
ara. * sayaga (kalına dökmek, düzeltmek) * kalıba dökülüp düzelme
insiyak :
ara. * saka (güdülemek, gütmek, sevk etmek, sürüklemek, akmak, gitmek), sevk
(gütme, güdüleme, sürükleme) * içgüdü, güdülme, iradesi dışında hareket etme,
hareketi başlatma (instinct, Instinkt (içgüdü) (ing., fra., alm) )
insiziv :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
scindere (yarmak, kesmek, bölmek), scindus (yarılmış, kesilmiş, bölünmüş) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesme veya yarma işine yatkın,
kesici, kesici diş
insizyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + tio (isim yapım eki) * kesim, kesi, yarma
insizyonel herni :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
scindere (yarmak, kesmek, bölmek) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı,
çıkma, fıtık) * önceki bir cerrahi kesiye (insizyona) bağlı olarak karın
duvarında gelişen, iç organların dışarı doğru çıkmasına yol açan fıtık türü
inskripsiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
scribere (yazmak) + tio (isim yapım eki) * bir yüzey üzerine yazma eylemi veya
bu eylemin sonucu olarak ortaya çıkan yazı; anıtlar, taşlar veya madeni paralar
üzerindeki yazılı metin
insolasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sol,
solis (güneş) + atio (isim yapım eki) * güneş ışınlarının bir yüzeye düşme
durumu veya güneşe maruz kalma süresi; tıpta veya iklim biliminde güneş
ışınlarının etkisi
insolübl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + solubilis (çözünebilir,
eritilebilir; çözülebilir) (solvere (çözmek, gevşetmek, eritmek) + ibilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * çözülemez, çözümlenemez; kimyada bir
maddenin sıvı içinde çözünmemesi; bir problemin çözümsüz, anlaşılması zor
olması durumu (mecazi)
insomnia :
lat. * in (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + somnus (uyku, uyuma) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * strese bağlı depresyon, uyku öncesi yemek
yenmesi, uyku saatinin sürekli değişmesi, uyku apnesi, nörolojik hastalıklar,
hormonal sorunlar, huzursuz bacak sendromu, alkol tüketimi ve egzersiz
eksikliği gibi durumlar nedeniyle uyuyamama sendromu
inspeksiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + tion (isim yapım eki) * dikkatli ve sistemli bir
şekilde bakma, inceleme; denetleme, teftiş; resmi veya teknik bağlamda yapılan
gözlemsel kontrol
inspirasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
spirare (nefes almak, solumak, üflemek) + tion (isim yapım eki) * nefes alma,
soluma; ilham alma, esinlenme, içsel bir dürtüyle yaratıcı veya manevi bir
etkiyle dolma
inspiratuvar :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
spirare (nefes almak, solumak, üflemek), spiratus (nefes almış, solumuş,
üflemiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, gibi) * solunumda içe
hava çekmeyle ilgili; nefes alma sürecine katılan kaslar veya işlevlerle ilgili
inspiryum :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
spirare (nefes almak, solumak, üflemek) + ium (yer, mekan, durum eki) * solunum
sürecinde havanın akciğerlere alındığı evre, inspirasyon
instabil :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran,
sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan,
değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik
durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam
etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * kararsız, dengesiz,
istikrarsız, sabit olmayan; fiziksel veya ruhsal anlamda değişken, güven
vermeyen durum veya yapı
instabilite :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran,
sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan,
değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik
durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam
etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim
yapım ve durum eki) * istikrarsızlık, kararsızlık, dengesizlik
instabilizasyon :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stabilis (ayakta duran,
sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan,
değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik
durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam
etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * istikrarsızlaştırma,
kararsızlaştırma, dengesizleştirme
instant :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + (stare (durmak,
dikilmek) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anlık, hemen olan, anlık
gerçekleşen; zaman bakımından şimdiye çok yakın olan şey veya olay, acil veya
derhal gerçekleşen durum
instilasyon :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stilla (damla), stillare
(damlatmak) + tio (isim yapım eki) * sıvı bir ilacın veya maddenin damla damla
bir orifise (boşluğa), göz, kulak veya burun gibi vücut boşluklarına verilmesi
işlemi
instinkt :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
stinctus (batırılmış, dürtülmüş, güdülenmiş, uyarılmış) (stinguere (batırmak,
dürtmek, güdülemek, uyarmak) + tus (isim yapım eki) ) * içten gelen doğal
eğilim veya davranış biçimi, doğuştan gelen yetenek veya sezgi, içgüdü
instinktif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
stinctus (batırılmış, dürtülmüş, güdülenmiş, uyarılmış) (stinguere (batırmak,
dürtmek, güdülemek, uyarmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * içgüdüsel
instruksiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek), structus (inşa, kurulum, yapı) + tio (isim yapım eki) *
talimat, yönerge, öğretim; bir işi yapmaya yönelik bilgi verme veya eğitme
süreci
instruktif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek), structus (inşa, kurulum, yapı) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * öğretici, eğitici; bilgi veren veya yol gösteren, faydalı
insula :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) *
karayla çevrili su kütlesi içindeki kara parçası; beynin iç kısmında, özellikle
korteksin derinliklerinde bulunan bölge
insulin :
lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara
parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * pankreastaki Langerhans adacıklarından
salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon
insüfizans :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sufficere (yeterli
olmak, yetmek, kafi gelmek) (sub (alt, aşağı) + facere (yapmak, etmek, eylemek,
oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) ) + entia (isim yapım eki, olma durumu)
* yetersizlik, kifayetsizlik, bir şeyin gerekli düzeye ulaşmaması
insüflasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
sufflare (üflemek, hava vermek) + tio (isim yapım eki) * vücut boşluklarına
veya organlara gaz veya hava üfleme işlemi (örneğin kolonoskopi)
insülasyon :
lat. * insulare (içeride yalnız bırakma, içeride yalıtma) (in (iç, içeri,
içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sulare (ada yapmak; yalnız
bırakmak, yalıtmak) (solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak;
yalnız, tek başına, yalın) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki,
olma durumu) * bir şeyi dış etkenlerden ayırma veya izole etme durumu, yalıtım,
tecrit, izolasyon
insülatör :
lat. * insulare (içeride yalnız bırakma, içeride yalıtma) (in (iç, içeri,
içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + sulare (ada yapmak; yalnız
bırakmak, yalıtmak) (solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak;
yalnız, tek başına, yalın) + are (fiil mastar eki) ), insulatus (içeride yalnız
bırakılmış, içeride yalıtılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * yalıtıcı, izole
edici
insüler :
lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara
parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) ) + aris (ile
ilgili, gibi) * izole olma ile ilgili, yalıtılmış olma ile ilgili, yalıtım ile
ilgili
insüler korteks :
lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara
parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına, yalın) ) + aris (ile
ilgili, gibi) + cortex (kabuk) * memelilerde, beyninin her yarım küresindeki
lateral sulkusun derinliğinde, beyin kıvrımları arasında adacık gibi yer alan
kabuk bölgesi serebral korteksin bir kısmı
insülin :
lat. * insula (ada) (in (iç, içeri, içindede, içine) + solus, sula (ada, kara
parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * pankreastaki Langerhans adacıklarından
salgılanan ve kandaki glikoz seviyesini düzenleyen hormon
insülin aspart :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + aspart (Aspartik asit türevi) * hızlı
etkili sentetik insülin analogu; amino asit dizisinde 28. pozisyondaki prolinin
aspartik asit ile değiştirilmesiyle elde edilen, hızlı emilen ve hızlı etki
gösteren insülin türü
insülin degludec :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + de (çıkarma, ayırma, eksiltme, yokluk
eki) + glu (glutamik asit veya glisin gibi amino asit eki) + dec (deka, on,
onlu) * sentetik olarak modifiye edilmiş, uzun etkili bir insülin analogu olan,
insan insülinine yağ asidi zinciri eklenerek cilt altı dokuda yavaş ve sabit
salınım sağlayacak şekilde tasarlanmış, etkisi 42 saate kadar süren ve diyabet
tedavisinde bazal insülin ihtiyacını karşılamak için kullanılan bir hormon
preparatı (C274H411N65O81S6)
insülin detemir :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + detemir * insan insülinine 14 karbonlu
yağ asidi zinciri (myristik asit) eklenerek cilt altı dokuda yavaş ve dengeli
salınım sağlayan, bazal insülin tedavisinde kullanılan uzun etkili sentetik
insülin analogu olan hormon preparatı (C267H402N64O76S6)
insülin glargin :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + gl (glisin amino asidi) + arg (arginin amino
asidi) * insan insülininin yapısında üç amino asit değişikliği yapılarak (A21
pozisyonuna bir arginin, B31 ve B32 pozisyonlarına iki arginin eklenerek)
oluşturulan, cilt altı dokuda nötr pH'da çözünebilen ancak vücut pH'ında
(nötral veya hafif bazik) düşük çözünürlük gösteren, böylece yavaş ve sabit
salınım sağlayan uzun etkili sentetik insülin analogu (C267H404N72O78S6)
insülin glulizin :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + glu (gkutamik asit) + lysine (lysine
amino asidi) * insan insülininin B zincirindeki 3. pozisyondaki asparagin’in
yerine glutamik asit ve 29. pozisyondaki lizin’in yerine glutamin konularak
modifiye edilen, yemek sonrası glukoz kontrolünü sağlamak amacıyla geliştirilen
hızlı etkili insülin analogu olan sentetik hormon (C258H384N64O78S6)
insülin liksisenatit :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + liksi (lysine amino asidi) + syn
(sentetik) + atit (tuz veya ester eki) * insan insülinine yapılan
modifikasyonlarla (özellikle B zincirindeki 3. pozisyondaki lizin ve 29.
pozisyondaki lisin amino asitlerinin değiştirilmesiyle) hızlı emilim ve etki
süresi sağlayan, diyabet tedavisinde yemek öncesi kullanılan hızlı etkili
insülin analogu olan sentetik hormon (C215H347N61O65S)
insülin lispro :
lat. * insulin (pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılanan ve kandaki
glikoz seviyesini düzenleyen hormon) + lysine (lysine amino asidi) + prolin
(prolin amini asidi) * insan insülininin B zincirinde 28. ve 29.
pozisyonlardaki amino asitlerin (prolin ve lizin) yerlerinin değiştirilmesiyle
elde edilen, cilt altına enjeksiyon sonrası hızla emilen ve özellikle yemek
sonrası glukoz kontrolü için kullanılan hızlı etkili insülin analogu olan
sentetik hormon (C267H383N65O77S6)
insülin rezistansı :
lat. * insulin + resistentia (direnç) (re (geri, tekrar, yeniden) + sistere
(durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek,
koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) ) * vücut
hücrelerinin normal düzeydeki insüline yeterli yanıt vermemesi durumu; kas, yağ
ve karaciğer hücrelerinin insülinin glukozu içeri alma etkisine karşı duyarsız
hale gelmesiyle kandaki şeker düzeyinin yüksek seyretmesine yol açan metabolik
bozukluk, insülin direnci
inşa :
ara. * naşa (oluşturmak, yapılandırmak, başlatmak) * oluşturma, yapılandırma,
başlatma
inşaallah :
ara. * in (eğer, şayet) + şaa (diler) + Allah * eğer Allah dilerse; gelecekte
bir olayın gerçekleşmesinin Allah’ın iradesine bağlı olduğunu ifade eden
temenni ve tevekkül ifadesi
inşaat :
ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma), inşa (oluşturmak,
yapılandırmak, başlatmak) + at (isim yapım eki) * oluşturma, yapılandırma,
kurma, başlatma
inşaat mühendisi :
ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma), inşa (oluşturmak,
yapılandırmak, başlatmak) + at (isim yapım eki) + hendese (geometri), mühendis
(geometriyle, ölçüyle ve teknik bilgiyle iş yapan kimse; bilimsel ve
matematiksel prensipleri kullanarak yapılar, makineler, sistemler veya süreçler
tasarlayan ve geliştiren uzman kişi) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * binalar,
köprüler, yollar, barajlar ve benzeri yapıların tasarımı, analizi, yapımı ve
denetimiyle ilgilenen, mühendislik ilkelerine dayalı olarak fiziksel altyapılar
inşa eden uzman kişi
inşad :
ara. * naşada (talep etmek, istemek; yüksek yerde düz yer olmak; kaybolan şeyi
aramak; bir şeyi gereği gibi bilmek) * şiir okuma; şiiri kaidesine uygun ahenk
ile okuma; sesini yükseltme; arayıp soruşturma; brisini hicvetme; ayıp olan bir
şeyi haber verme
inşallah :
ara. * in (eğer, şayet) + şaa (diler) + Allah * eğer Allah dilerse; gelecekte
bir olayın gerçekleşmesinin Allah’ın iradesine bağlı olduğunu ifade eden
temenni ve tevekkül ifadesi
inşar :
ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak,
dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü
diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * dirilme, diriltme, canlanma,
canlandırma; ölüyü diriltme
inşat :
ara. * naşata (güçlenmek, canlanmak, aktif olmak; ferahlatmak, neşelendirmek) *
canlanma, güçlenme, etkinleşme; hareketlilik, canlılık; ferahlandırma,
neşelendirme, sürurlandırma
inşaz :
ara * naşaza (üstüste koyup yükseltmek, yükseltmek) * üstüste koyup yükseltme,
yükseltme
inşiab :
ara. * şa'ba (ayırmak, bölmek, şubelendirmek; dallanmak, dalbudak vermek), şube
(bölüm, kısım) * ayrılma, bölünme, bölük bölük olma, şubelenme; dallanma,
dalbudak verm
inşial : ara.
* şa'ala (alevlenmek), şule (alev) * alevlenme, şulelenme
inşibak :
ara. * şabaka (ağ oluşturmak, şebeke halinde olmak, birbirine geçmek) * ağ
oluşturma, şebeke halinde olma, birbirine geçme
inşihab :
ara. * şahaba (parlamak, alevlenmek, yanmak; fışkırmak), şihab (kıvılcım) *
parlama, alevlenme, yanma; fışkırma; coşma, heyecanlanma (mecazi)
inşikak :
ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak,
çatlatmak, parçalanmak), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma)
* yarılma, ayrılma, çatlama, bölünme, ikiye ayrılma; Kur'an'ın 84. suresinin
ismi
inşilal :
ara. * şalla (dökülerek akmak), şelale (dökülüp akan, çağlayan) * şiddetle
dökülerek akma; (su) uçurumdan dökülerek şiddetli akma
inşimar :
ara. * şamara (sallanarak yürümek, salınarak yürümek, salınmak) * sallana
sallana yürüme, salınarak yürüme, salınma
inşinac :
ara. * şanaca (buruşmak) * buruşma, derinin buruşması
inşirah :
ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak,
yarıp içini çıkarmak) * açılma, genişleme, ferahlama, ferahlık; Kur'an'ın 94.
suresinin ismi
inşirak :
ara. * şaraka (yarmak, ayırmak, bölmek; ortak olmak, ortak koşmak, ortak
etmek), şirak (yarma, yarılma) * yarmak, yarılış, gün doğumu (shark
(köpekbalığı, dişiyle yaran balık) ) (ing.) )
inşiram :
ara. * şarama (yaymak, açmak, serbest bırakmak; yarık açmak, yarmak) * yayma,
açma, serbest bırakma
inşitat :
ara. * şatta (dağılmak, dağınık olmak) * dağılma, dağınık olma
intac :
ara. * nataca (sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, nihayete ermek), netice (sonuç) *
sonuç doğurma, ortaya çıkarma, sebep olma, sonuçlanma, sona erdirme,
neticelenme, husule getirme
intaç :
ara. * nataca (sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, nihayete ermek), netice (sonuç) *
sonuç doğurma, ortaya çıkarma, sebep olma, sonuçlanma, sona erdirme,
neticelenme, husule getirme
intak :
ara. * nataka (konuşmak, ses çıkarmak) * konuşturma; canlı veya cansız
varlıklara konuşturma niteliği kazandırma sanatı; özellikle edebiyatta hayvan,
eşya veya soyut varlıkları insan gibi konuşturarak anlatma tekniği
(kişileştirme, prosopope)
intake :
ing. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + take
(almak) * içe alım; bir sistem, mekanizma veya organizmaya dışarıdan sıvı, gaz,
yiyecek veya bilgi gibi maddelerin veya kaynakların alınması, giriş noktası
veya miktarı
intakt :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak),
tactus (dokunulmuş) * dokunulmamış, bozulmamış, sağlam
intalaka :
ara. * laka (öne çıkmak, kavuşmak, karşılamak, almak) * fırlamak, öne çıkmak
intan :
ara. * natana (kokuşmak, çürümek) * mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma,
kötü kokma
intani :
ara. * intan (mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma, kötü kokma) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (hastalık) mikropla oluşan, mikroplu, intan ile
ilgili
intaniye :
ara. * intan (mikroptan ileri gelen hastalık; kokuşma, kötü kokma) + iye (yer
ve durum eki) * enfeksiyon hastalıkları ilmi, enfektoloji
intansiyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim,
esneme, uzama) * zihinsel olarak bir hedefe, amaca veya sonuca yönelme; niyet,
kasıt, maksat, gaye
intansiyonel :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim,
esneme, uzama) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kasıtlı, bilerek
yapılan; bir amaç veya niyet doğrultusunda gerçekleşen
intaş : ara.
* nataşa (yayılmak, dağılmak, serpilmek, yeşermek, çimlenmek) * yayılma,
dağılma, serpilme, (tohum) toprakta çimlenme, yeşerme
integral :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * tamamlayıcı, bütünleyici; bir fonksiyonun altında kalan alanı
hesaplayan, sonsuz küçük parçaların toplamı yoluyla tanımlanan ve değişim
hızlarının tersini ifade eden temel kavram
integrasyon :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) *
parçaları birleştirerek bütünü oluşturma işlemi, tümleme, bütünleme, bütünleşme
integratif :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bütünleştirici,
birleştirici; farklı parçaları veya unsurları bir araya getiren, bütünlük
sağlayan
integre :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) (lat.); intégré (fra.) * eksiksiz, tam, bütün, bütünleşik
integriceps :
lat., gre. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + kephale, kephalos
(baş, kafa) (gre.); caput (baş, kafa, tepe), ceps (başlı) (lat.) * belirgin ve
bütünleşmiş bir baş yapısına sahip türleri veya anatomik yapıları tanımlamak
için kullanılan terim
integrin :
lat. * integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + ine (organik bileşik eki) *
hücrelerin hücre dışı matriks (ECM) ile bağlanmasını sağlayan ve sinyal ileten
transmembran proteinleri
integrite :
lat. * integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz,
bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak,
temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum
eki) * bozulmamışlık, doğruluk, tamlık, bütünlük
integüment :
lat. * integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + mentum (isim yapım eki) *
yumurtalığı saran ve olgun tohumda tohum kabuğunu meydana getiren, genellikle
iç ve dış olmak üzere iki tabakadan oluşan doku
intelekt :
lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter
(arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya
getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim
yapım eki) ) * farklı fikirleri veya bilgileri ayırt ederek seçme ve anlama
eylemi; düşünme, anlama, kavrama, akıl yürütme, yorumlama, sonuç çıkarma
yeteneği ve kapasitesi, akıl, zeka
intelektüalizm :
lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter
(arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya getirmek,
birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * insan düşüncesinin, aklın ve entelektüel faaliyetlerin
her şeyin temelinde olduğu görüşünü savunan felsefi akım
intelektüel :
lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter
(arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya
getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl ve zela ile
ilgili; akılla düşünen, sorgulayan, bilgi ve kültür sahibi kişi
intelijans :
lat. * intellectus (intelligere (içe almak; kavramak, anlamak) (inter
(arasından) + lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) (legere (toplamak, bir araya
getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) + ectus (isim
yapım eki) ) + entia (isim yapım eki) ) * bilgi toplama, anlama, kavrama ve
değerlendirme yeteneği; zeka ve anlayış kapasitesi
intens :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş,
gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde
olan) * yoğun, şiddetli, kuvvetli; duygu, etki veya enerji bakımından yüksek
derecede güçlü ve derin olan
intensif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş,
gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde
olan) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *, şiddetli
intensite :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensus (gerilmiş,
gergin, sıkılaştırılmış; kas, ip veya duygular açısından yüksek gerilim halinde
olan) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin derecesi veya gücü,
özellikle ışık, ses, duygu veya kuvvet bakımından hissedilen yoğunluk ve şiddet
seviyesi, şiddet; ölçü birimi Amper olan elektrik akımının şiddeti
inter :
lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) * iki veya daha fazla şeyin
arasında, ortasında veya arasındaki konumu veya ilişkiyi belirten edat
interaksiyon :
lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) + actio (eylem) (agere (yapmak,
etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + tio
(isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla unsurun karşılıklı etkileşimde
bulunması, birbirini etkileyip tepki vermesi durumu
interaktif :
lat. * inter (arasında, ortasında) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + terra (yer, toprak) ) + activus (eylemsel) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * karşılıklı etkileşimli, kullanıcı ve
sistem veya iki taraf arasında karşılıklı iletişim ve tepki alışverişine
dayanan
interamnia :
lat. * inter (arasında, ortasında) + amnis (ırmak, nehir) + ia (yer eki) * iki
nehir arasında bulunan yer
interartikülaris :
lat. * inter (arasında, ortasında) + articularis (eklemle ilgili) (articulus
(eklem) (artus (parça, bileşen, organ, uzuv) + culus (küçültme eki) ) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eklemler arasında bulunan veya eklemlere
ait olan, özellikle anatomide iki kemik arasındaki
interatriyal :
lat., gre. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + aithrion (açık havada, açıkta
olan, avlu) (gre.); atrium (avlu; bir binada birkaç kat yükselen merkezi salon;
kalbin üst kısmı, kalp kulakçığı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * kalbin iki kulakçığı (atrium) arasında yer alan veya onlarla ilgili
intercalary :
lat. * inter (arasında, ortasında) + calare (ilan etmek, çağırmak) + ius (sıfat
yapım eki) (lat.); intercalary (ing.) * iki yapı veya dönem arasına eklenmiş, araya
giren; takvimlerde iki dönem arasına eklenen gün, ay veya zaman dilimi
intercooler :
lat., ing. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + cool (serin) + er (-cı,
yapan, eden eki) (ing.) * turbo veya süperşarjlı motorlarda, sıkıştırılmış ve
ısınan havayı soğutarak motora daha yoğun ve soğuk hava gönderen, yanma
verimliliğini artıran ve motorun daha fazla güç üretmesini sağlayan ısı
değiştirici parça
interdisipliner :
lat. * inter (arasında, ortasında) + disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim
bilgisi) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + scipulus (bilme, alma, öğrenme) (scire, scere (kesmek,
ayırmak; bilmek, öğrenmek, almak) + ipulus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ianus
(son ek) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * disiplinler arası, birden
fazla disiplin veya bilim dalını kapsayan; disiplinler arası çalışma veya
yaklaşım
interface :
lat. * inter (arasında, ortasında) + facies (suret, yüz, yüzey, görünüş) (lat.)
* iki sistem, cihaz, yazılım veya süreç arasındaki karşılıklı etkileşimi ve
iletişimi sağlayan temas noktası veya bağlantı yüzeyi, arayüz
interfalangeal :
lat. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + phalanx, phalangis (parmak kemiği)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * parmak kemikleri
(falankslar) arasında yer alan, falankslarla ilgili olan (özellikle eklem
noktaları)
interfaz :
lat., gre. * inter (arasında, ortasında) (lat.) + phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş,
görünüm, belirme, evre) (gre.) * hücre döngüsünde mitoz bölünme öncesi hücrenin
büyüme, DNA replikasyonu ve hazırlık yaptığı evre; iki bölünme safhası
arasındaki dönem
interferans : lat.
* inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) + entia (olma durumu,
isim yapım eki) * iki veya daha fazla şeyin çakışarak, kesişerek veya
etkileşerek birbirinin normal işleyişini engellemesi veya değiştirmesi durumu
interferometre :
lat., gre. * inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) (lat.) +
metron, metros (ölçü) (gre.) * ışık dalgalarının veya diğer dalgaların girişim
desenlerini kullanarak mesafe, uzunluk, dalga boyu gibi fiziksel büyüklükleri
çok hassas ölçen optik cihaz, girişimölçer
interferometri :
lat., gre. * inter (arasında, ortasında) + ferire (vurmak, çarpmak) (lat.) +
metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * dalgaların girişim prensibine dayanarak fiziksel büyüklüklerin
hassas ölçümünü sağlayan yöntem veya bilim dalı; bilgi çıkarımı için
elektromanyetik dalgaların üst üste getirilme tekniği, girişim ölçme
interferon :
lat. * inter (arasında, ortasında) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) + on (protein son eki) * virüs enfeksiyonlarına karşı hücrelerin
bağışıklık tepkisini uyaran, antiviral özellikteki proteinler grubu
interiktal :
lat. * inter (arasında, ortasında) + icere (vurmak, çarpmak), ictus (vuruş,
çarpma, darbe, nöbet) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nörolojide,
iki epileptik nöbet arasındaki dönemi veya ara dönemleri
interim :
lat. * interim (arada geçen süre içinde, bu arada, geçici süreyle) (inter
(arası, arasında) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + terra
(yer, toprak) ) + im (zarf/belirteç eki) * iki olay veya durum arasında geçen
geçici süreyi ifade eder ve genellikle bir görevin veya durumun kalıcı çözümü
bulunana kadar sürdürülen ara dönem
interkalasyon :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + calare (duyurmak, bildirmek, ilan
etmek) + tio (isim yapım eki) * bir molekül (veya grubun) iki molekül (veya
grubun) arasına tersinir şekilde girmesi
interkinez :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) * hücre bölünmesinde, özellikle mitoz ve mayoz arasında hücrenin
dinlenme ve hazırlık evresi; iki bölünme arasındaki ara dönem
interkondiler :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + condylus (kondil, eklem çıkıntısı)
(con (ile, birlikte, beraber) + dylus (yuvarlak çıkıntı, knob) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki kondil (eklem çıkıntısı) arasında bulunan
veya onlarla ilgili, kemiklerin eklem yüzeyleri arasındaki bölgeler ile ilgili
interkoneksiyon :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + connectere (bağlamak, birleştirmek,
bitiştirmek) (con (ile, birlikte, beraber) + nectere (bağlamak, birleştirmek,
bitiştirmek, örmek) ) + tio (isim yapım eki) * iki veya daha fazla sistem, ağ
veya unsurun, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde olacak şekilde birbirine
bağlanması durumu
interkostal :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + costa (kaburga, yan, kaburga kemiği,
gövdenin yanı; sahil, kıyı, şerit, hat, kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kaburgalar arasında yer alan veya onlarla ilgili
interlobüler :
lat. * inter (arası, arasına, arasında) + lobulus (küçük lob) (lobus (bölge,
parçalanmış bölge, kısım) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * küçük loblar arasında bulunan veya onlarla ilgili olan
interlüd :
lat. * inter (arası, arasında) + ludere (oynamak, eğlenmek, etkinlikte
bulunmak), ludus (oynama, oyun, eğlence, etkinlik; çalma) * müziğin bir şekilde
kesintiye uğraması, aralanması veya müziğe müdahale edilmesi; bir etkinlik veya
olay arasında geçen kısa süreli ara, mola veya aralık
intermediyer :
lat. * inter (arası, arasında) + medius (orta, ortada) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * iki taraf arasında aracılık eden, ortada bulunan veya
bağlantı kuran kimse veya şey; özellikle diplomasi, ticaret ve iletişim
bağlamında kullanılan aracı kişi veya kurum
intermezzo :
lat. * inter (arası, arasında) + medius (orta, yarı, kısmi) (lat.); mezzo
(ita.) * özgür bir biçimde yazılmış olan ve kendi başına bir bütünlüğü bulunan
müzik yapıtı; müzikte veya tiyatroda, iki ana bölüm arasında çalınan veya
sahnelenen kısa ara parça; genel olarak herhangi bir etkinlikteki kısa molayı
veya ara zamanı
intermittant :
lat. * inter (arası, arasında) + mittere (göndermek, bırakmak) + ens, ent (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman zaman duran ve yeniden başlayan,
kesintili biçimde tekrar eden
intermoleküler :
lat. * inter (arası, arasında) + moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula,
culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha
fazla molekül arasında gerçekleşen veya moleküller arası ilişkilerle ilgili,
moleküller arası
intern :
lat. * internus (içinde olan, dahili, içsel) (inter (arası, arasında) + nus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); interne (stajyer doktor) (fra.) *
mesleki deneyim kazanmak üzere bir kurumda çalışan stajyer öğrenci, özellikle
tıp öğrencisi
internal :
lat. * internus (iç, içteki, içsel) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bir yapının veya olayın iç kısmına ait veya içe yönelik olan
internalizasyon :
lat. * internus (iç, içteki, içsel) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atio (isim yapım eki) * bir
maddenin (örneğin bir reseptör, bakteri veya ligandın) hücre zarından geçerek
hücre içine alınması süreci; bir düşünce, değer veya tutumun kişi tarafından
içselleştirilmesi
internasyonal :
lat. * inter (arası, arasında) + nation (ulus, millet) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * uluslar arasında gerçekleşen veya onları ilgilendiren,
uluslararası, beynelmilel
internet :
ing. * inter (arası, arasında) + network (ağ, şebeke) (net (ağ) + work (iş,
çalışma) ) * dünya çapındaki bilgisayar ve cihazları birbirine bağlayan, veri,
bilgi ve hizmetlerin elektronik ortamda iletilmesini sağlayan küresel dijital
iletişim ağı
internod :
lat. * inter (arası, arasında) + nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) *
bitki gövdesinde iki boğum (nod) arasında kalan gövde bölümü, boğumarası
interosepsiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * beynin kalp,
akciğer ve mide gibi iç organlardan gelen sinyalleri algılayarak vücudun iç
dengesini korumasını sağlayan altıncı duyu (beş duyu yani görme, işitme, koku,
tat ve dokunma gibi klasik duyular, dış dünyadan gelen uyarıların algılanmasını
sağlarken interosepsiyon vücudun içinden gelen sinyallerin algılanmasını
sağlar.)
interospeksiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + spectio (bakış, görüş, bakma, görme, gözlem) (specere,
spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat
etmek) + tio (isim yapım eki) ) * bireyin kendi vücudundaki içsel duyumları ve
fizyolojik durumları algılama ve gözlemleme yeteneği
interpalpebral hiperemi :
lat., gre. * inter (arası, arasında) + palpebra (göz kapağı) (lat.) + hyperemia
(aşırı kanlanma) (hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde, aşırı) + emia
(kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * iki göz kapağı arasındaki konjonktival
bölgede anormal düzeyde artmış kanlanma
interpendiküler :
lat. * inter (arası, arasında) + pedunculus (küçük sap, sinir sapı) (pes, ped
(ayak) + unculus (küçültme eki) ) * iki sarkık veya askıda duran yapı arasında
yer alan veya onlarla ilgili olan anatomik veya yapısal bölge; beyin sapında
iki sinir sapı arasında yer alan anatomik boşlukla ilgili
interpetiolar :
lat. * inter (arası, arasında) + petiolus (yaprak sapı) (pes, pedis (ayak) +
olus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * iki yaprak sapı arasında
bulunan veya gelişen
interpolasyon :
lat. * interpolare (araya yerleştirmek, eklemek) (inter (arası, arasında) +
polare (yerleştirmek, düzenlemek, koymak) ) + tio (isim yapım eki) * var olan
iki değer veya unsur arasına veri, bilgi veya ifade ekleme işlemi; eksik,
bilinmeyen veya düzensiz veri noktaları arasına tahmini değerler yerleştirerek
sürekli bir yapı veya geçiş oluşturma işlemi
interrogans :
lat. * inter (arası, arasında) + rogare (sormak) + entia (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * soru soran, sorgulayan; genellikle patojenik bakteri türlerinde
geçen bir niteleme (özellikle Leptospira interrogans bakterisinin
adlandırılmasında, organizmanın teşhis sürecinde belirgin soru tarzı eğriliği
veya davranışı)
interrogasyon :
lat. * inter (arası, arasında) + rogatio (soru, sual, soru sorma) (rogare
(sormak) + tio (isim yapım eki) ) * resmi olarak bilgi edinme amacıyla yapılan
sorgulama süreci, sorgulama
interseks :
lat. * inter (arası, arasında) + secere (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus,
sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) * doğuştan hem erkek hem
dişi biyolojik cinsiyet özellikleri taşıyan bireyi tanımlayan terim
interseksiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + sectio (kesim; ayrım, bölüm) (secare (kesmek;
ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla çizgi, yol ya
da kümenin birbiriyle kesiştiği, üst üste geldiği veya buluştuğu nokta/yer,
kesişme, kesişim
intersellüler :
lat. * inter (arası, arasında) + cellula (küçük hücre, hücrecik) (cella (oda,
odacık, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hücreler arası boşluklara veya etkileşimlere ait olan
intersepsiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir nesne
veya iletinin hedefe ulaşmadan önce engellenmesi veya ele geçirilmesi
interspinöz :
lat. * inter (arası, arasında) + spina (çıkıntı, omur dikeni) + osus (ile
ilgili, sıfat yapım eki) * iki omur çıkıntısı arasında yer alan bağ veya yapı
ile ilgili
interstellar :
lat. * inter (arası, arasında) + stella (yıldız) + aris (ile ilgili, -a ait) *
yıldızlar arasında bulunan veya yıldızlar arası uzayla ilgili
interstisyel : lat.
* interstitium (aralık, boşluk) (inter (arası, arasında) + sistere (durmak,
ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek,
koymak, durmak, duruş sergilemek) + tium (yer, mekan, durum eki, isim yapım
eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dokular arası boşlukları
ilgilendiren veya onlarla ilişkili olan, interstisyum ile ilgili
interstisyel sistit :
lat. * interstitium (aralık, boşluk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) ) * mesanede enfeksiyon belirtisi olmadan, mesane duvarının iltihaplanması
ve tahriş olması
interstisyum :
lat. * inter (arası, arasında) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak,
dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş
sergilemek) + tium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) * doku veya
organlarda hücreler arasında kalan boşluklu alan
intertransvers :
lat. * inter (arası, arasında) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya,
öteye) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * enine geçen, çapraz uzanan, çapraz, enlemesine; omurgada
karşılıklı iki enine çıkıntı arasında bulunan anatomik bölgeyle ilgili
intertriginöz :
lat. * inter (arası, arasında) + tritus (sürtünme) (terere (sürtmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + inosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) *
sürekli sürtünen veya temas eden (cilt yüzeyleri için)
intertrigo :
lat. * inter (arası, arasında) + tritus (sürtünme) (terere (sürtmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + go (durum eki) * deri kıvrımları arasında
sürtünme nedeniyle oluşan kızarıklık, nemlenme, iltihaplı tahriş veya döküntü
interüpsiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + rumpere (kırmak, bölmek, kesmek) + tio (isim
yapım eki) ) * iki yapı veya sistem arasında uygulanan veya hissedilen itici
kuvvet veya hareket
interval :
lat. * inter (arası, arasında) + vallum (sınır, duvar) * iki zaman dilimi, olay
veya mekan arasında kalan süre veya boşluk
intervensiyon : lat.
* inter (arası, arasında) + venire (gelmek) + tio (isim yapım eki) * belirli
bir sürece veya olaya dışarıdan yapılan müdahale veya katılım eylemi, müdahale
intervensiyonal :
lat. * intervention (müdahale) (inter (arası, arasında) + venire (gelmek) + tio
(isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıbbi veya
teknik olarak müdahale ile ilgili, müdahale ile ilgili
interventriküler :
lat. * inter (arası, arasında) + ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter
(karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kalbin iki karıncığı arasında yer alan yapı veya fonksiyonlarla ilgili
intervertebral :
lat. * inter (arası, arasında) + vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek,
değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra
(isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki omur
arasında bulunan, özellikle disklerle ilişkili yapılarla ilgili
intestin :
lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) * sindirim sisteminde mide ile anüs arasında yer alan
içi boş uzun tüp, bağırsak
intestinal :
lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bağırsaklara ait veya bağırsak fonksiyonlarıyla ilgili
intıba :
ara. * tabaa, tabia (damgalamak, iz bırakmak, etkilemek, izlenim bırakmak; tabi
olmak, itaat etmek, uymak, takip etmek, bağlanmak, izlemek, uymak, peşinden
gitmek)) * zihinde iz bırakan etki, izlenim; matbu olmak, tab olmak, basılmak
intıbah :
ara. * tabaha (pişmek, yemek pişirmek), mutbah (yemek pişirilen yer) * pişme,
pişirilme
intıbak :
ara. * tabaka (örtmek, kaplamak, üst üste gelmek, uymak, uygun düşmek,
örtüşmek), tabbaka (uygulamak, bir şeyi başka bir şeye uygun hale getirmek,
örtüştürmek), tetabuk (uygunluk, örtüşme), tabaka (katman, yüzey, satıh,
tabaka, üst üste gelen şey, örtü) * uyum sağlama, uygun hale gelme, örtüşme
intılak :
ara. * talaka (serbest olmak, çözülmek, bağdan kurtulmak; salmak, yollamak,
boşlamak, boşamak, bağını çözmek, serbest bırakmak, kayıtlamamak), talak
(boşama, salıverme) * serbest kalma, bağından kurtulma, salınma, salıverilme,
boşlanma
intımas :
ara. * tamasa (silmek, yok etmek, izini kaybettirmek) * silinme, kaybolma, yok
olma, belirsiz olma
intıva :
ara. * tava (dürmek, toplamak, bükülüp katlanıp sarılmak) * dürülmek,
toplanmak, bükülüp katlanıp sarılmak
intıya :
ara. * ta’a, taa (itaat etmek, muti olmak, söz dinlemek) * itaat etme, muti
olma, söz dinleme
intiaş :
ara. * na'şa (canlanmak, dirilmek, toparlanmak) * Bir şeyin durgunluk veya
zayıflık halinden çıkarak yeniden güç kazanması, canlanması ve faaliyete
geçmesi durumu
intiba :
ara. * tabaa (damgalamak, iz bırakmak, etkilemek, izlenim bırakmak, tabi olmak,
uymak, peşinden gitmek, itaat etmek, boyun eğmek) * zihinde iz bırakan etki,
izlenim; matbu olmak, tab olmak, basılmak
intibah :
ara. * nebaha (uyanmak, uyanık olmak, dikkat etmek, farkına varmak) * uyanma,
uyanık olma, dikkat etme ve farkına varma
intibah :
ara.* nabaha (uyanmak, aymak, ayılmak, uyanık olmak, dikkat kesilmek, farkına
varmak, dalgınlıktan kurtulmak, farkında olmak, uyuşukluğu gitmek), nabbaha
(uyandırmak, ayıltmak, uyanık olmak, farkına vardırmak), tenbih (uyandırma,
dalgınlıktan kurtarma, farkındalık sağlama, uyuşukluğu giderme) * uyanma,
farkına varma, dikkat kesilme, dikkatli olma; gerçeği veya tehlikeyi idrak
ederek zihinsel ve bilinçsel olarak uyanma ve farkındalık kazanma
intibak :
ara. * tabaka (örtmek, kaplamak, üst üste gelmek, uymak, uygun düşmek,
örtüşmek), tabbaka (uygulamak, bir şeyi başka bir şeye uygun hale getirmek,
örtüştürmek) * örtüşme, uyma, üstüste binme
intibaz :
ara. * nabaza (atmak, fırlatmak, dışlamak, ayırmak, uzaklaştırmak) * atılma,
dışlanma, uzaklaştırılma
inticas :
ara. * nacasa (pis olmak, pislenmek, kirlenmek) * pislenme, kirlenme, bulaşma,
murdar olma
intifa :
ara. * nafaa (fayda vermek, yarar sağlamak, fayda sağlamak, yararlı olmak),
menfaat (fayda, yarar) * faydalanma, yararlanma, menfaatlenme
intifa hakkı :
ara., tür. * intifa (yararlanma, faydalanma, menfaat sağlama) + hakk (gerçek,
doğruluk, adalet) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * mülkiyeti başkasına ait olan
bir menkul veya gayrimenkul mal üzerinde kullanım ve yararlanma yetkisi veren
ayni hak
intifad :
ara. * nafada (sıçramak, kalkmak, başkaldırmak, yayılmak, dağılmak, ayrılmak) *
sıçrama, başkaldırma, dağılma, yayılma, ayrılma; bir şeyi tamamen alma,
tükenme, bitme
intifah :
ara. * nefaha (üflemek, şişirmek, esmek) * şişkinlik, şişme, kabarma; organ
büyümesi
intifal :
ara. * nafala (fazla olmak), nafl (fazlalık, ganimet, paydan fazla olan şey),
nafile (zorunlu olmayan, farz veya gerekli sayılmayan; isteğe bağlı olarak
yapılan veya fazlalık niteliği taşıyan, fazladan olma) * nafile namaz kılma;
fazladan olarak yapma, fazladan olma
intiha :
ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek,
vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek,
nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek),
nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) * sona
erme, bitiş, son bulma, tamamlanma
intihab :
ara. * nahaba (seçmek, tercih etmek) * seçim, seçme, tercih, toplama, oy
kullanma
intihac : ara.
* nahaca (yol tutmak, yol belirlemek, yöntem belirlemek) * yol bulma, varma,
ulaşma; yol tutma, yol belirleme, yöntem belirleme, bir düşünceyi, yöntemi veya
yolu bilinçli olarak seçip benimseyerek ona göre hareket etme
intihak :
ara. * nahaka (kuralı çiğnemek, ihlal etmek, dokunulmazlığı bozmak,
zayıflatmak, gücünü azaltmak, kuvvetsizlendirmek, işe yaramaz bir hale sokmak)
* kuralı çiğneme, ihlal etme, dokunulmazlığı bozma, zayıflatma, gücünü azaltma,
kuvvetsizlendirme, işe yaramaz hale sokma
intihal :
ara. * nahala, nihala (almak, alıntılamak, kopyalamak, ödünç almak) * bir
eserden veya kaynaktan izinsiz olarak alıntı yapma, kopyalama, eser çalma,
kaynak göstermeden benimseme ve kendisine aitmiş gibi yansıtma
intihar :
ara. * nahara, nehara (boğazlamak, öldürmek) * boğazını keserek öldürme,
boğazlama, kendi boğazını kesme, kendini öldürme
intihaz :
ara. * nahaza (ayaklanmak, deprenmek) * ayaklanma, deprenme; yola veya sefere
çıkma
intika :
ara. * naka (ayıklamak, saflaştırmak, seçmek) * ayıklama, saflaştırma, seçme
intikad :
ara. * nakada (ayıklamak, ayırt etmek, eleştirmek, değerlendirmek; para,
paranın gerçeğini sahtesinden ayırmak), nakd (ayıklama, ayırt etme, eleştirme;
paranın gerçekliğini sınama) * kusurunu gösterme, eleştirme, eleştiri
intikal :
ara. * nakala (geçmek, taşımak, aktarmak, sevk etmek, iletmek, götürmek, yer
değiştirmek) * bir yerden başka bir yere geçme, aktarılma, ulaşma, yer veya
durum değişikliği, sevk, iletim, aktarım, geçiş
intikam :
ara. * nekama (öç almak, cezalandırmak, kendisine yapılan bir kötülüğün
karşılığını vermek, öç almak) * uğradığı zararın veya haksızlığın karşılığını
verme, öç alma, cezalandırma
intikas :
ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek), naks
(azalma, eksilme) * eksilme, eksiltme, azalma, azaltma; istibra için erkeklik
organına su serpme
intikaş :
ara. * nakaşa (oymak, kazımak, bezemek, iz bırakmak, işlemek) * bir şeyin
etkisinin, görüntüsünün veya anlamının zihinde veya bir yüzeyde belirgin
biçimde ortaya çıkması, iz bırakır gibi belirmesi, nakşolma, menkuş olma
intikaz :
ara. * nakaza (bozmak, yıkmak, geçersiz kılmak) * bozulma, fesholma, geçersiz
olma, çözülme, battal edilme
intilak :
ara. * talaka (serbest olmak, çözülmek, bağdan kurtulmak; salmak, yollamak,
boşlamak, boşamak, bağını çözmek, serbest bırakmak, kayıtlamamak), talak
(boşama, salıverme) * serbest kalma, bağından kurtulma, salınma, salıverilme,
boşlanma
intim :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + timus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * içten, samimi
intima :
ara. * nama (büyümek, gelişmek, nispet edilmek, bir yere ait olmak,
ilişkilendirilmek) * bağlantı, aidiyet, ilişkilendirilme, nispet edilme, mensup
olma
intima :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + timus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * bir atardamar veya toplardamarın en içteki
tunikası (tabakası)
intisab :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, sülale, hısımlık,
akrabalık, kan bağı) * bağlanma, bağımlı hale gelme, ilişme, ilgili olma,
alakalı olma, ilişkilenme, katılma, girme
intisac :
ara. * nasaca (dokumak, örmek, birbirine geçirmek), nesc (doku) * unsurların
birbirine dokunmuş gibi sıkı ve anlamlı biçimde bağlanarak tutarlı, bütünlüklü
ve örgülü bir yapı oluşturması durumu, dokusal yapı oluşturma
intisaf :
ara. * nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı olmak, eşitlemek,
ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), nisf (yarı, yarım), insaf
(adalet, yargıda ölçülü olma, ılımlılık, merhamet) * taraflar arasında yarıya
inme anlamından hareketle adaletli davranma, hakkaniyeti gözetme ve ölçülü bir
denge kurma durumu, ortasını bulma, insaf edilme, hakkını alma
intisah :
ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak,
genişlemek, alan kazanmak), nash, nesh (çoğalma, çoğaltma, filizlenme, büyüme,
kopyalama, yayılma, genişleme, alan kazanma), nusha (çoğaltılmış, filizlenmiş,
gelişmiş, kopyalanmış, yazılı belgeden çıkarılan suret) * çoğaltma, kopyasını
çıkarma, nesh
intisah :
ara. * nasaha (öğüt vermek, nasihat vermek; samimi olmak; doğruyu göstermek),
nasihat, nush (öğüt, ihtar, tavsiye, ibret verici ders) * verilen öğütü
dinleme, edilen nasihatı tutma
intisak :
ara. * nasaka (dizmek, sıraya koymak, düzenlemek, hizalamak) * sıra ile düzgün
olma, intizamlı oluş, sıralanma, dizilme, hizalanma
intisap :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, sülale, hısımlık,
akrabalık, kan bağı) * bağlanma, bağımlı hale gelme; bağlanma, ilişme, katılma,
girme
intisar :
ara. * nasara (yardım etmek, destek olmak; üstün olmak, galip gelmek) *
üstünlük sağlama, zafer kazanma, galip gelme, başarılı olma, öne çıkma
intişa :
ara. * naşa (oluşturma, yapılandırma, başlatma, geliştirme, yetişme) * neş'et
etme, gelişme, yetişme, oluşma, yapılanma
intişar :
ara. * naşara (yaymak, saçmak, dağıtmak) * yayılma, dağılma, dağılım
intitak :
ara. * tataka (bağlanmak, yönelmek) * bağlanma, bağlama, bağlantı kurma
intizah :
ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz) *
arındırma, temizleme veya saflaştırma; temize çıkma
intizam :
ara. * nazama (düzenlemek, tertip etmek, sıraya koymak, uyum sağlamak), nizam
(düzen, tertip, sistem) * düzen, düzenlilik, tertip, uyum ve ahenk, sistematik
olma
intizar :
ara. * nazara (bakmak, beklemek, gözetmek, göz önünde tutmak) * bakma, bekleme,
gözleme, bir şeyin olmasını umut ederek sabırla bekleyiş
intoksikasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
toxicare (zehirlemek) + tio (isim yapım eki) * vücuda zararlı (toksik) madde
alınması sonucu oluşan zehirlenme durumu, toksik etkiyle fizyolojik bozulma
intolerabl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tolerare (katlanmak,
tahammül etmek, sabretmek) * katlanılamaz, tahammül edilemez, hoşgörülemez,
dayanılmaz derecede rahatsız edici veya kabul edilemez
intolerans :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tolerare (katlanmak,
tahammül etmek, sabretmek) + entia (isim, yer ve durum eki) * katlanılamazlık,
tahammül edilemezlik, hoşgörülemezlik, hoşgörüsüzlük, dayanılmaz derecede
rahatsız edici veya kabul edilemez olma
intra :
lat. * intra (iç, içi, içinde,
içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) * iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte,
içeride, içe yönelik
intraabdominal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + ab
(-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + dominalis (domus (ev, barınak, yuva),
dominium (mülkiyet, sahiplik, alan, bölge, idare, hakimiyet) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın boşluğu içinde bulunan, karın içiyle
ilgili
intraarteriyel :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
+ gre., lat. * artiria (atardamar, geçit, tüp) (airein (yetiştirmek,
yükseltmek, beslemek, büyütmek) + tiria (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
intraartiküler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus
(eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * eklem içinde bulunan, eklemin içine ait olan, eklem
boşluğuna uygulanan veya bu boşlukta gerçekleşen
intradermal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * derinin
içine, epidermis ile dermis tabakaları arasına uygulanan; deri içi ile ilgili
intraduktal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
ductus (yönlendirme; kanal, boru, kemer, kiriş) (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kanalın
(özellikle bez veya salgı kanalı) içinde yer alan, kanal içiyle ilgili olan
intraepidermal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri,
ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * derinin en dış katmanı olan epidermis
tabakasının içinde yer alan, epidermis içinde oluşan veya gerçekleşen,
epidermisin içi ile ilgili
intraepitelial :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + epi (üst, üstünde, üzerinde, yukarısında) + thele, thelium (örtü, meme
ucu; yüzey örtüsü) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
epitel dokusunun içinde yer alan, epitel tabakası içindeki yapı veya
oluşumlarla ilgili, intraforaminal
intrafetal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
fetus (rahimde gelişmekte olan bebek, cenin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * fetüsün içinde yer alan, fetüsle ilgili, fetüs içi durum veya
yapılara ilişkin
intragluteal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
gloutos (kalça, kaba et) + aios, aeus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat., gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalça kaslarının içinde yer
alan, kalça bölgesine yapılan veya bu bölgeyle ilgili olan (özellikle
enjeksiyon bölgesi olarak kullanılır.)
intrahepatik :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + hepar, hepatos (karaciğer) + ikos (ile ilgili, ait olan) (gre.) *
karaciğerin içinde yer alan, karaciğer içi ile ilgili, karaciğer içi yapılara
ait olan veya karaciğerin içinden geçen yapı ve işlevlerle ilgili
intrakapsüler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
capsula (küçük kap, kılıf, kapsül) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kapsül veya kılıf şeklindeki anatomik yapıların (örneğin eklem kapsülü) içinde
yer alan, kapsül içiyle ilgili olan
intrakardiyak :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * kalbin içinde yer alan, kalp boşlukları veya yapıları içinde
gerçekleşen veya kalple ilgili
intraket :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + kathienai, kathienein (aşağıya inmek, yerleştirmek, içine göndermek,
içe yerleştirmek), katheter (içeriye yerleştirilen araç, sonda) (gre.) * damar
veya vücut boşluklarına içten yerleştirilen, genellikle damar içine uygulanan
kateter benzeri tıbbi araç; damariçi girişimlerde kullanılan kısa kateter türü
intrakonal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + kone (zirveye doğru daralan şekil, koni) (gre.); conus (konik şekil,
koni) (lat.) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.); + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * konik bir yapı veya boşluğun (özellikle göz
yuvasında ekstraoküler kasların oluşturduğu koni şeklindeki alan) içinde yer
alan, koni içi ile ilgili olan
intrakranial :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + kranion (kafatası, başın kemikli yapısı) (gre.), cranium (kafatası) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatasının içinde yer alan,
kafatası içi yapılarla ilgili olan
intraktabl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tractare (çekmek, yönlendirmek)
+ ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün) * kontrol altına alınamayan, tedaviye
yanıt vermeyen, yönetilmesi güç (özellikle dirençli hastalıklar veya semptomlar
için)
intrakütan :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
cutis (deri) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * deri içinde, deri tabakalarının
içinde yer alan veya deri içine uygulanan (özellikle enjeksiyon türü olarak)
intralüminal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
lumen, luminis (ışık; boşluk, kanal içi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir kanal veya tüpün iç boşluğunda yer alan, kanal içiyle ilgili olan
(örneğin damar, bağırsak lümeni)
intramarjinal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
margo, margin (kenar, keskin kenar, kıyı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir yapının kenarının hemen içinde yer alan, kenar içi
intramüral :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
murus (duvar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duvar içinde yer
alan, duvar içiyle ilgili olan (özellikle organların veya damarların duvarları
içinde bulunan yapılar için)
intramüsküler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kasın içinde yer alan, kas içi ile ilgili, kas dokusuna
uygulanan (özellikle enjeksiyon tipi olarak)
intranazal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
nasus (burun) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun içinde yer
alan, burun içiyle ilgili, burun boşluğuyla ilgili olan
intranet :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
network (ağ, şebeke) (net (ağ) + work (iş, çalışma) ) * bir kuruluş veya kurum
içinde kullanılan, dış internetten izole edilmiş özel bilgisayar ağı
intranöral :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinir içinde yer alan, sinir yapılarıyla
ilgili olan
intranöronal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinir içinde yer alan, sinir yapılarıyla
ilgili olan
intraoküler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
oculus (göz) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz içinde yer alan,
göz içiyle ilgili, göze ait olan
intraosseöz :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + os,
ossis (kemik) + eus, osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * kemik içinde yer
alan, kemik içiyle ilgili, kemiğe ait olan
intraparankimal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + parenkhyma (doku, organın esas işlevsel dokusu) (para (arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, yanında) + enkhumein, enkhymein (katmak, içine dökmek,
demlemek, enjekte etmek, zerk etmek) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * bir organın esas işlevsel dokusu içinde yer alan, parenkim ile
ilgili
intrapartum :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum,
meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak,
oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım
eki) ) * doğum süreci sırasında, doğum esnasında gerçekleşen veya doğumla
ilgili olan
intraperitoneal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) (gre.) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * karın zarı içinde veya karın zarı ile çevrili
bölgede yer alan, karın boşluğu içi ile ilgili
intraplevral :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura
(yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * plevra boşluğu içinde
yer alan, akciğer zarları arasındaki alanda bulunan veya bu alanla ilgili olan
intraselüler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * hücre içinde yer alan veya hücre içiyle ilgili olan, hücre
zarının iç kısmında bulunan
intraserebral :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
cerebrum (beyin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin içi ile
ilgili, beynin içinde yer alan, beyin dokusu içinde oluşan veya gerçekleşen
(örneğin intraserebral kanama)
intrastaminal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki
dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.) + alis
(ile lgili, -a ait) (lat. * bitki bilminde (botanik) erkek organların (stamenlerin)
içinde, erkek organ halkasının (androecium) ile dişi organ (gynoecium) arasında
veya erkek organların tabanına bitişik konumda yer alan
intratekal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + theca (kılıf, kutu, zar, örtü) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * omuriliği çevreleyen zarların (özellikle araknoid zar ve
dura mater) içindeki boşlukta yer alan, bu boşlukla ilgili veya bu boşluğa
uygulanan (örneğin intratekal enjeksiyon)
intratendinöz :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
+ tendo, tendinis (kiriş, tendon) + osus (ile ilgili, ait) * tendon (kiriş)
dokusu içinde yer alan veya bu dokuya ait olan; tendonun içiyle ilgili
intratimpanik :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + tympanon (davul, tef, vurmalı çalgı, çalınan çember biçimli çalgı;
kulak zarı, orta kulak boşluğu) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * kulak zarı veya orta kulak boşluğu içinde yer alan veya bu bölgeye
uygulanan; timpan boşlukla ilgili
intratorasik :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * göğüs boşluğu içinde yer alan veya bu boşlukla ilgili olan;
toraks içiyle ilgili
intratrakeal :
lat., gre. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik)
(lat.) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * soluk borusu içinde yer alan veya
soluk borusu içine uygulanan; trakea içi ile ilgili
intratübüler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
tubulus (küçük boru, borucuk, kanalcık, tüpçük) (tube (boru, kanal, tüp) + ulus
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük boru veya
kanalcıkların içinde yer alan veya bu yapılarla ilgili olan
intrauterin :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
uterus (rahim, döl yatağı) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) * rahim içinde
bulunan, rahim içinde gerçekleşen veya rahimle ilgili olan
intravajinal :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * vajina içinde yer alan, vajina içiyle ilgili olan
intravasküler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) + vasculum
(küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis,
vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damarlar içinde yer alan, damar içiyle
ilgili olan
intravenöz :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * toplardamar
içinde yer alan, toplardamar yoluyla verilen, toplardamar içiyle ilgili; damar
içi
intraventriküler :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) )
+ aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karıncıkların içinde yer alan,
karıncıkların içiyle ilgili olan
intrensek :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
secus (takip eden, yanında, yan, taraf) * bir şeyin doğasında, özünde veya iç
kısmında bulunan, dış etkilerden bağımsız, içsel, esasen ait olan, içinde zaten
var olan, doğal, özgü
intrinsik :
lat. * intra (iç, içi, içinde, içeriye doğru, içte, içeride, içe yönelik) +
secus (takip eden, yanında, yan, taraf) * bir şeyin doğasında, özünde veya iç
kısmında bulunan, dış etkilerden bağımsız, içsel, esasen ait olan, içinde zaten
var olan, doğal, özgü
intro :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) * iç, içeri, içinde,
içe doğru, içeriye doğru
introdüksiyon :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak)
+ tio (isim yapım eki) * giriş, tanıtım, takdim
introjeksiyon :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + jectio (atış,
fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki)
) * bir kişinin, başkalarının inançlarını, değerlerini, davranışlarını veya
tutumlarını eleştirel bir süzgeçten geçirmeden bilinçsizce kendi kişiliğinin
bir parçası haline getirmesi eylemi; kişinin dışardan algıladığı duygu, düşünce
veya tutumları kendi benliğine dahil etmesi; dışarıdan alınan özelliklerin içe
yansıtılması veya içselleştirilmesi, içyansıtım
introjekt :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + jectus (atılmış,
fırlatılmış) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * içe yansıtılmış, içselleştirilmiş
introrse :
lat. * introrsus (içe
doğru dönük) (intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versus,
vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen)
(versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * merkeze, eksene veya çiçeğin içine doğru dönük olan
(organ (özellikle anterlerin/çiçek tozu keseleri)
introsepsiyon :
lat * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + ceptio (capere
(almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim
yapım eki) ) * kişinin kendi iç dünyasına, düşünce ve duygularına dönerek
kendini gözlemlemesi, içsel bakış veya iç gözlem yapma süreci, içgözlem
introspeksiyon :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + spectio (bakış,
görüş, bakma, görme, gözlem) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek,
gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tio (isim yapım eki) ) *
kişinin kendi iç dünyasına, düşünce ve duygularına dönerek kendini
gözlemlemesi, içsel bakış veya iç gözlem yapma süreci, içgözlem
introversiyon :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versio (dönme,
dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * kişinin ilgisini, dikkatini ve
enerjisini dış dünyadan iç dünyasına, kendi düşünce ve duygularına yöneltmesi;
içe dönüklük durumu veya eğilimi, içe dönüklük
introvert :
lat. * intro (iç, içeri, içinde, içe doğru, içeriye doğru) + versus, vertus
(dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen)
(versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
kendi iç dünyasına dönük olan, sosyal ortamlarda içine kapanık veya sessiz
davranan kişi; içe dönük kimse, içe dönük
intrüzyon : lat.
* in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + trudere
(itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak) + sio, tio (isim yapım eki) *
istenmeyen veya izinsiz bir şekilde bir yere girme, araya girme veya müdahale
etme
intussusepsiyon : lat.
* intus (içinde) + suscipere (kavramak, almak, içine çekmek) (sub (altında,
aşağıda) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak,
yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir organın veya yapının kendi
içine doğru katlanması veya içe doğru sokulması durumu (özellikle bağırsaklarda
bir kısmın diğer kısmın içine girmesi)
intübasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubus
(tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak) + tio (isim yapım
eki) * kendi kendine nefes alamayan ve oksijeni hayati organlara gönderemeyen
hastalara dışarıdan solunum desteği vermek için laringoskopi veya özel
aparatlar yardımıyla solunum yolunun (trakea) içine ağız veya burun yoluyla
özel bir tüp yerleştirilmesi işlemi
intüisyon :
lat. * intuitio (sezgi, sezi) (intueri (bakmak, dikkatle seyretmek) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tueri (bakmak,
gözlemek) ) + tio (isim yapım eki) ) * doğrudan, aracısız ve sezgisel bilgi
edinme; akıl yürütme olmaksızın kavrama yetisi, sezgi, sezi
inuit :
inu. * inuk (şahıs, kişi, kimse) * Arktik bölgede, Alaska, Kanada ve
Grönland'da yaşayan Eskimoların ayrıldığı iki ana koldan biri (dğer kol Yupik
halkları)
inuktitut :
inu. * inuk (insan, inuit bireyi) + titut (dil, lisan) * çoğunluğu Kanada'nın
kuzey bölgesinde yaşayan aborjin topluluklar; Kuzey Kanada’daki Inuit
halklarının konuştuğu, özellikle Nunavut bölgesinde yaygın olarak kullanılan
Eskimo-Aleut dil ailesine ait bir dil
invajinasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma), vaginare
(kılıflanmak, kınlanmak) + tio (isim yapım eki) * bir yapının (özellikle
bağırsak gibi tübüler organların) kendi içine doğru katlanması veya içe doğru
itilmesi durumu; içeri doğru bükülme veya kıvrılma
invalid :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + valere (güçlü olmak,
kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak), validus (güçlü, sağlam, geçerli)
* geçerli olmayan, kabul edilmeyen, hükümsüz, geçersiz
invaze :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) * bir
organizmanın veya maddenin (özellikle hastalık etkeninin, tümörün veya askeri
bir gücün) başka bir yapının veya alanın içine zorla girmesi, yayılması veya
sızması, istila etme, istila edilme
invaziv :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vadere (ilerlemek, yürümek, girmek), vadetus (ilerlemiş, yürümüş, girmiş) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içine giren, yayılan, istila eden;
özellikle tıpta vücut dokularına nüfuz eden veya cerrahi girişim gerektiren;
biyolojide istilacı türlerle ilgili; agresif, yayılmacı nitelikte olan;
ilerleme gösteren, komşu dokulara yayılma gösteren, yayılmış, yayılgan, invazif
invazyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vadere (ilerlemek, yürümek, girmek) + tio, sio (isim yapım eki) * bir
organizmanın, hastalık etkeninin veya gücün başka bir yapıya, organa veya
bölgeye zorla girip yayılması; tıpta patojenlerin veya tümör hücrelerinin çevre
dokulara yayılması durumu; biyolojide veya askeri bağlamda istilacı hareket,
istila, içeri girme, akın
invers :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versus (dönmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ters
çevrilmiş, zıt yönde olan; normalin tersi şekilde gerçekleşen veya yer
değiştirmiş
inversiyon :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versio (dönme, dönüş,
rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek,
yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyin yönünün, düzeninin veya
konumunun tersine çevrilmesi; tıpta organların ters pozisyonda bulunması,
dilbilimde sözcük sırasının değişmesi veya genetikte kromozom parçalarının yön
değiştirmesi durumu, evirtim
invertaz :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + versus (dönmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim
eki) * sakkarozu (çay şekerini) glikoz ve fruktoza parçalayan enzim; şekerin
kimyasal yapısını tersine çeviren veya değiştiren enzim
invertör :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * elektrik akımının
yönünü veya türünü (örneğin doğru akımı alternatif akıma) dönüştüren cihaz;
genel anlamda bir şeyi tersine çeviren, değiştiren aygıt veya kişi
invizibıl :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + visibilis (görünür,
görülebilir) (videre (görmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) *
görülemeyen, gözle fark edilemeyen; çıplak gözle algılanamayan veya fiziksel
olarak görünür olmayan, görünmez
invokasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vocare
(seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) * içe seslenme; bir tanrıya, ruha
veya yüce güce seslenme, yakarma veya yardım dileme eylemi; dua, çağrı veya
ilahi yardım isteme
involukrum :
lat. * involvere (sarmak, içine dolamak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo
yapmak, döndürmek, çevirmek) ) + crum (isim yapım eki) * bir organı veya yapıyı
çevreleyen örtü, kılıf; özellikle çiçek durumunun tabanındaki brakteler
topluluğu
involüsyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio
(yuvarlanma, dürülme, sarılma, dönme) * bir yapının içe doğru kıvrılması,
küçülmesi veya gelişmiş bir durumdan gerilemesi; genişleme veya küçülme oluşmuş
bir organın belirli bir süre sonra normale dönmesi
involüsyonel :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek),
volutio, volution (yuvarlanma, dürülme, sarılma, dönme) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * içe kıvrılma, küçülme veya gerileme ile ilgili olan,
involüsyon ile ilgili
involüt :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutus
(yuvarlanmış, dürülmüş, sarılmış, rulo yapılmış, döndürülmüş) * matematik,
geometri ve makine mühendisliğinde (özellikle dişli çark tasarımında) sıkça kullanılan,
gergin bir ipin bir eğri veya daire etrafına sarılması veya açılması sırasında
ipin ucunun çizdiği geometrik yörünge
inza :
ara. * naza (ayırmak, çekip çıkarmak; soyunmak, feragat etmek) * ayırma, çekip
çıkarma
inzal :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * indirme, aşağıya gönderme, ayet indirme
inzar :
ara. * anzara (uyarmak, ikaz etmek) * uyarma, ikaz etme
inzılam :
ara. * zalama (haksızlık etmek, adaletsiz davranmak, zorbalık etmek), zalim
(haksız, adaletsiz, zorba nitelikli), zulüm (haksızlık, zorbalık) * zalimin
zulmüne boyun eğme
inzımam :
ara. * zamma (artırmak, ilave etmek, eklemek, katmak), zamm (artış, ilave, ek,
katılma) * artma, ilave olma, eklenme, katılma
inziac :
ara. * nazaca (yaklaşmak), nezc (yaklaşma) * bir kişinin, nesnenin veya durumun
bir şeye doğru yaklaşması, yönelmesi veya bağlanması, yaklaşma; Allah'a tam
teveccüh ederek dünyevi emelleri bırakma
inzibat :
ara. * zabata, dabata (durdurmak, kontrol altına almak), zabt, dabt (durdurma,
kontrol altına alma) * denetim, kontrol altında olma, disiplin, düzen, kontrol
inzibati :
ara. * indibat, inzibat (denetim, kontrol altında olma, disiplin, düzen) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * disiplinle ilgili, düzen ve kontrol
sağlamaya yönelik; askeri veya idari otorite tarafından uygulanan disipliner
nitelikteki durum veya tedbirlerle ilgili
inzicar :
ara. * zacara (çekilmek, geri durmak, vazgeçmek) * çekilme, geri durma,
vazgeçme
inzimam :
ara. * damme, zamme (eklemek, katmak, ilave etmek) * katılma, ulanma, eklenme,
ilave olma, artma
inziva :
ara. * zava (köşelenmek, köşeye çekilmek), zaviye (köşe) * toplumdan,
kalabalıktan veya dünyadan uzaklaşarak yalnız kalma; dini, ruhsal veya kişisel
amaçlarla bir köşeye çekilme, halvet ve uzlet durumu, bir köşeye çekilme,
yalnızlaşma
iohexol :
lat., gre. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği
öneki) (lat.) + hex (altı) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * iyot içeren,
suda çözünebilen, radyolojik görüntüleme (özellikle BT - Bilgisayarlı
Tomografi) işlemlerinde damar içi enjeksiyonla kullanılan non-iyonik kontrast
madde ve tanı amaçlı kimyasal bileşik (C19H26I3N3O9)
iokroma :
gre., lat. * ion (menekşe rengi) + chroma (renk) * Solanaceae familyasina ait,
canli renkli çiçekleriyle bilinen Güney Amerika kökenli çali cinsi
iopamidol :
lat. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği öneki)
+ pamid (kimyasal çekirdek yapıdan türeyen kök, spesifik yapı grubu) + ol
(alkol grubu (-OH) eki) * iyot içeren, non-iyonik, suda çözünebilen, özellikle
BT (Bilgisayarlı Tomografi) ve anjiyografi gibi görüntüleme yöntemlerinde tanı
amaçlı olarak damar içi enjeksiyonla kullanılan kontrast madde ve radyopak ajan
(C17H22I3N3O8)
iopanoik asit :
lat., gre. * io (iyot elementi, görüntüleme amacıyla kullanılan iyot bileşiği
öneki) (lat.) + pan (tüm, bütün, her, tamamı) + oikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) +
idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * karaciğer fonksiyon testlerinde kullanılan,
safra yoluyla atılan ve karaciğerin iyot tutulumunu değerlendirmede kullanılan
radyokontrast madde (C11H12I3NO2)
ip :
tür. * üp (bağlamak, bükmek) * bağlamakta kullanılan ince, uzun lif demeti;
bağlama, örme veya dikiş amacıyla kullanılan, liflerden oluşmuş ince, uzun
malzeme; halatın veya kumaşın ince formu; bağ, bağlayıcı öğe, bağ, lif
ip teorisi :
tür., gre. * ip (bağ, lif) (tür.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram)
(gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * temel parçacıkların noktasal değil, tek
boyutlu “iplikçikler” (string) olarak modellenmesini öngören fizik kuramı;
kuantum mekaniği ve genel görelilik kuramını birleştirmeyi amaçlayan, çok
boyutlu evren tasarımıyla çalışan teorik fizik yaklaşımı
ipek :
tür. * ip (lif, tel) + ek (sıfat yapım eki) * dut yapraklarıyla beslenen ipek
böceği tırtıllarının, kendilerine koruyucu koza örmek için salgıladığı sıvı
proteinin donmasıyla elde edilen ince, parlak ve yumuşak doğal bir lif ve bu
liften üretilen lüks kumaş veya tekstil ürünü
ipeka :
tup., fra. * ypeka (ördek) + akuaia (penis) (tup.); ipéca (fra.) * Güney
Amerika’da yetişen, kökboyasıgillerden olan, hekimlikte kusturucu, balgam
söktürücü olarak kullanılan bitkilerin kökü, altınkökü
ipekböceği :
tür. * ipek (lif, lifli doğal parlak kumaş) + böcek (eklem bacaklı küçük
hayvan) + i (iyelik eki) * dut yaprağıyla beslenerek koza ören, bu kozadan ipek
lifi elde edilen, Bombyx mori türüne ait evcilleştirilmiş kelebek larvası; ipek
üretiminin temel canlı kaynağı olan özel böcek türü
ipekyolu :
tür. * ipek (doğal parlak lif ve kumaş) + yol (güzergah, hat) + u (iyelik eki)
* Çin’den başlayarak Orta Asya, İran ve Anadolu üzerinden Akdeniz’e uzanan,
ipek ve diğer değerli malların ticaretini sağlayan tarihi ticaret ve kültür
yolu; Van’ın bir ilçesi
ipil :
tür. * ipil (parlamak, ışık
saçmak, ışıldamak, parıldamak) * parlamak, ışık saçmak, ışıldamak, parıldamak; parlak, aydınlık, ışıltılı
ipilemek :
tür. * ipil (parlamak, ışık
saçmak, ışıldamak, parıldamak; parlak, aydınlık, ışıltılı) + e (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bir yanıp bir sönmek, pırıl pırıl etmek,
ışıldamak, parıldamak.
ipilimumab :
lat. * ipil (kimyasal kök) + umab (humanized monoclonal antibody - insan
kaynaklı monoklonal antikor) * bağışıklık sisteminin T hücrelerini aktive eden
CTLA-4 adlı proteini hedef alarak anti-tümör yanıtı artıran, özellikle malign
melanom (cilt kanseri) gibi durumların tedavisinde kullanılan insan kaynaklı
monoklonal antikor ve bağışıklık kontrol noktası inhibitörü (C6742H9972N1732O2004S40)
ipipullah :
far., ara. * ipip (ses yansımalı kelime) (far.) + u (tamlama eki) (ara.) +
Allah (Allah) * hiç kimsesi ve malı mülkü olmayan, tek başına bir kimse
ipka :
ara. * beka (devam etmek, sabit olmak, kalmak), baki (ebedi, sonsuz, kalıcı) *
bir şeyi, bir kimseyi eski durumunda, yerinde bırakma; sınıfta bırakma
iplemek :
tür. * ip (bağ, lif) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * umursamak,
dikkate almak, önem vermek, aldırış etmek, değer ve önem vermek
iplik :
tür. * ip (bağ, lif) + lik (isim yapım ve küçültme eki) * liflerin bükülmesiyle
oluşturulan ince ve uzun tekstil malzemesi; dokuma, örme veya dikiş gibi
işlemlerde kullanılan, pamuk, yün, ipek, sentetik vb. malzemelerden yapılan ip
formu
ipnotize :
gre., lat. * hypnotizatus (hypnos (uyku) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini
almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); hypnotisé (fra.) * hipnoz yoluyla
uyku benzeri trans durumuna geçmiş/geçirilmiş; uyku haline geçmiş, uykuya
dalmış
ipnotizma :
gre. * hypnos (uyku) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
uyku benzeri trans hali yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve
telkinlere açıklığını artıran psikolojik durum
ipnoz :
gre. * hypnos (uyku) + isis (isim yapım ve durum eki) * uyku benzeri trans hali
yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve telkinlere açıklığını artıran
psikolojik durum
ipos :
lat., gre. * ipse (kendi, kendisi, bizzat) (lat.); hippos (at) (gre.) * Hz.
Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji
ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, geleceği bilme, geçmiş
ile geleceğe dair sırlar, hitabet yeteneği ve cesaret verme, insanları zeki kılma yeteneklerine
sahip, genellikle aslan kafalı, kaz ayaklı ve tavşan kuyruklu bir varlık olarak
tasvir edilen 22. cin
ipotek :
gre. * hypotheke (altına konulan; rehin, teminat) (hupo, hypo (alt, aşağı,
altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai (koymak, yerleştirmek,
konumlandırmak, kurmak), theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri,
ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * bir borcun teminatı olarak taşınmaz bir
mal üzerine konulan rehin hakkı; alacaklıya, borç ödenmediği takdirde taşınmazı
paraya çevirme yetkisi veren hukuki güvence sistemi
ipotetik :
gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai
(koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), theke (koyma yeri, yerleştirme
yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kesinliği olmayan, bir varsayıma dayanan, varsayımsal
ipotez :
gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai
(koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, yerleştirme,
konumlandırma, kurma) * temel, esas; bilimsel araştırmalarda bir problemin
çözümüne yönelik, sınanabilir ve geçici bir önerme
ipratropium :
lat * iso (eş şekil, dallanmış) ) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) +
ium (kimyasal madde eki) * özellikle KOAH ve astım gibi solunum yolu
hastalıklarında bronşları gevşeterek hava akımını artıran, antikolinerjik etki
gösteren ve inhalasyon yoluyla kullanılan sentetik bronkodilatör ilacın etken
maddesi (C20H30BrNO3)
ipratropium bromid :
lat. * ipratropium (sentetik tropin türevi, antikolinerjik etki) + bromidum
(brom elementinin tuzu) * solunum yolu hastalıklarında kullanılan, bronşları
genişleten, özellikle astım ve KOAH tedavisinde inhalasyon yoluyla uygulanan
muskarinik reseptör antagonisti olan bir antikolinerjik ve bronkodilatör ilacın
etken maddesi (C20H30BrNO3)
ipsala :
gre. * psala, psalion (makas, kesici alet; Bizans döneminde Trakya bölgesinde
kullanılan, coğrafi şekil veya bölgenin dar ve keskin hatlarına atfen verilmiş
isim) * Trakya’da Meriç Nehri kıyısında yer alan, Bizans döneminde Psala olarak
bilinen yerleşim ve bugünkü Edirne’nin bir ilçesi (Osmanlı döneminde başına
yardımcı ses eklenerek bugünkü adını almıştır.)
ipsapiron :
lat. * ip (kimyasal kök) + sapi (molekül yapısı eki) + rone (steroid veya
sentetik bileşik eki) * seçici 5-HT1A serotonin reseptör agonisti olarak
araştırılan, merkezi sinir sistemi üzerinde etki gösterir, klinik çalışmalarda
kaygı bozuklukları tedavisinde incelen deneysel bir anksiyolitik (anksiyete
giderici) ilacın etken maddesi (C19H23N5O3S)
ipsilateral :
lat. * ipse (kendisi, aynı, benzeri, eşi) + layeralis (yanal, yan ile ilgili)
(latus (yan, taraf, geniş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
vücudun aynı tarafına ait olan; özellikle tıp ve anatomi alanında, bir yapının
veya işlevin vücudun aynı yanında bulunması durumunu ifade eder
ipsiler :
tür. * ip (bağ, lif) + si (gibi) + ler (çoğul eki) * solucanların, insan ve
hayvanlarda asalak olarak yaşayan, ince uzun vücutlu bir sınıfı
ipsos :
lat. * ipse (kendisi, bizzat) + os (akuzatif çoğul eril eki) * “onları bizzat
kendilerini” anlamına gelen ve eril çoğul nesne durumunda kullanılan vurgu
zamiri
iptal :
ara. * batala (geçersiz olmak, hükümsüz kalmak, gerçek dışı olmak), batıl
(geçersiz, hükümsüz, gerçek dışı) * bir işlemi, kararı veya durumu geçersiz
sayma, sona erdirme, hükümsüz hale getirme, geçersiz kılma, hükümsüz yapma
iptida :
ara. * beda, bedee (başlamak) * baş taraf, başlama, başlangıç, evvel, ilk, en
önce, en başta; bir işin veya sürecin ilk aşaması; bir şeyin ortaya çıkmaya
veya yapılmaya başladığı an
iptidai :
ara. * bada, beda (başlamak); ibtida (baş taraf, başlama, başlangıç, evvel,
ilk, en önce, en başta; bir işin veya sürecin ilk aşaması; bir şeyin ortaya
çıkmaya veya yapılmaya başladığı an) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ilkel, öncel, başlangıç ile ilgili, başlangıca ait
iptila :
ara. * bala (sınamak, denemek, test etmek, zorlukla imtihan etmek), bela
(sınav, deneme, test, imtihan) * (bir şeye) düşkünlük, tutkunluk, alışkanlık,
tiryakilik; sınanma, denenme, test edilme, imtihan edilme (müptela (mubtela,
tutulmuş, yakalanmı, düşkün olmuş, bağımlı olmuş) )
iptizal :
ara. * bazala (aşağılık, bayağılık göstermek), bezl (aşağılıklık, alçaklık,
bayağılık, değersizlik), mubtezel (aşağılanmış, değersizleşmiş) *
asağılıklaşma, alçalma, değersizleşme, bayağılaşma veya seviyesiz bir hale
gelme durumu; edebi veya ahlaki düzeyde düşüklük
ipucu :
tür. * ip (bağ, lif) + uç (en son nokta, tepe, baş, son, sınır, had, limit,
serhad) + u (iyelik eki) * bir işi veya durumu anlamaya yardımcı olan küçük
belirti, işaret veya gösterge; gizli veya dolaylı bilgi veren işaret, yol
gösterici unsur
ira :
ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek) * hoşgörü
gösterme, affetme; bağış yapma
i'rab :
ara. * a'raba (düzgünleşmek, Arapça’ya uygun hale getirmek, açıklamak, ifade
etmek, Arapça konuşmak; Arapça kelimeleri kurala uygun olarak kullanmak) * bir
dilin kurallarına uygun biçimde, düzgün ve anlaşılır şekilde konuşma veya yazma
durumu; özellikle Arapça’da dilbilgisinde kelimelerin ve eklerinin cümle
içindeki görevlerine göre sonlarının harekelerle veya harflerle değiştirilmesi,
isim ve fiillerin gramer kurallarına uygun biçimde çekimlenmesi ve iʿrab durumlarına
göre (ref‘, nasb, cer, cezm) tahlil edilmesi süreci; Arapça kelimelerin kurala
uygun olarak kullanımı; düzgün konuşma
irabe :
ara * rabba (şüphelenmek, kuşkulanmak), murib (şüpheli, kuşkulu) *
şüphelendirme, şüpheye düşürme, kuşkulandırma
irad :
ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek,
getirmek) * gelir, kazanç; gelir getiren mülk
irade :
ara. * rada (istemek, arzulamak), murad (istenen, arzulanan) * istek, isteme,
arzu, arzulama
irad-ı mesel :
ara. * irad (istek, arzu) + i (tamlama eki) + mesel (örnek, misal, husus,
özdeyiş, atasözü) * söze güç katmak amacıyla bir dize veya beyitte atasözü
niteliğinde özlü söz kullanma sanatı
iradi :
ara. * irade (istek, arzu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * istekle,
istekle ilgili; dıştan bir etki ve zorunluk söz konusu olmaksızın, belli bir
durum karşısında girişilecek eylemi kendi isteğiyle kararlaştırıp uygulayabilen
iradiye :
ara. * rada (istemek, arzulamak), irade (istek, arzu) + iye (durum eki) *
kişinin kendi iradesiyle yaptığı, kendi isteği ve arzusu doğrultusunda
gerçekleştirdiği eylem veya davranış; bireyin bilinçli tercihi veya istemli
yönelimi
irae :
ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek*
gösterme, göstererek öğretme; göz önüne koyma; gösteriş
iraga :
ara. * raga, rağa (istemek, yönelmek, rağbet etmek) * isteme, irad etme,
yönelme, rağbet etme
irahe :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) * rahatlandırma,
rahat ettirme
iraka :
ara. * raka (dökmek, akıtmak) * dökme, akıtma
iran :
far. * arian (ari (saf, arınmış, soylu, asil) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* saf olan, asil olan, soylu olan; Batı Asya'da yer alan, kuzeybatıda Türkiye,
batıda Irak, kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan, Hazar Denizi ve Türkmenistan,
doğuda Afganistan, güneydoğuda Pakistan, güneyde Umman Körfezi ve Basra Körfezi
ile komşu olan bir ülke
irap :
ara. * a'raba (düzgünleşmek, Arapça’ya uygun hale getirmek, açıklamak, ifade
etmek, Arapça konuşmak; Arapça kelimeleri kurala uygun olarak kullanmak) * bir
dilin kurallarına uygun biçimde, düzgün ve anlaşılır şekilde konuşma veya yazma
durumu; özellikle Arapça’da dilbilgisinde kelimelerin ve eklerinin cümle içindeki
görevlerine göre sonlarının harekelerle veya harflerle değiştirilmesi, isim ve
fiillerin gramer kurallarına uygun biçimde çekimlenmesi ve iʿrab durumlarına
göre (ref‘, nasb, cer, cezm) tahlil edilmesi süreci; Arapça kelimelerin kurala
uygun olarak kullanımı; düzgün konuşma
iras :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) * sebeb olma, verme,
devretme, varis kılma, miras bırakma, miras yeme
irat :
ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek,
getirmek) * gelir, kazanç; gelir getiren mülk
iravan :
san. * ira (vermek, bağışlamak) + van (sahip olan) * Hindu mitolojisinde,
Mahabharata destanında yer alan, Tamil Hindu geleneğinde önemli bir kült figürü
olup Koovagam festivalinde kutsal trans bireylerin koruyucu tanrısı olarak da
anılan, Pandava kahramanı Arjuna’nın Naga prensesi Ulupi’den olan oğlu;
fedakarlık, kahramanlık ve adanmışlık sembolü
i'raz :
ara. * a'raza, a'rada (yüz çevirmek, dönmek) * yüz çevirme, başka tarafa dönme,
ictinab, çekinme
irb :
ara. * irb, ireb (organ, uzuv,
eklem) *
üstün zeka, akıl, zihin, keskin
anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği
irba :
ara. * raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek), riba
(artma, artış, çoğalma, fazlalaşma, yükselme, faiz, prim faiz) * çoğaltma,
artırma, fazlalaştırma
irbah :
ara. * rabaha (faydalanmak, fayda elde etmek, kazanç elde etmek, gelir elde
etmek, kar etmek), ribh (fayda, kazanç, gelir, kar) * fayda ve kazanç elde
etme, gelir elde etme; faize para verme
irbe :
ara. * irb, ireb (organ, uzuv,
eklem) *
üstün zeka, akıl, zihin, keskin
anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği; akıllılık, zeki
olma
irbesartan :
lat. * irbe (kimyasal yapı kökü, özgün molekül ismi) + sartan (anjiyotensin II
reseptör blokeri grubu eki) * hipertansiyon, kalp yetmezliği ve diyabetik
böbrek hastalığı tedavisinde kullanılan, damarları gevşeterek kan basıncını
düşürür ve kalp üzerindeki yükü azaltan anjiyotensin II reseptör antagonistleri
(ARB) sınıfına ait bir antihipertansif ilacın etken maddesi (C25H28N6O)
irbet :
ara. * irb (akıl, zihin, zeka; akıllılık, zeka) + et (durum eki) * kavrayış,
kavrama, kapma, yakalama
irca :
ara. * raca (dönmek, geri dönmek, döndürmek, çevirmek, geri çevirmek), rucu
(dönüş, geri dönüş, geri çevirme) * eski biçimine sokma, eski biçimine
döndürme, çevirme, geri döndürme, geri çevirme
ircaf :
ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa
(titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, zelzele
ircal :
ara. * ricl (ayak; adım), racala (yürümek, ayakla hareket etmek) * yayan olarak
yürütme, yürütülme
irda :
ara. * rada (öldürmek, yok etmek, helak etmek, perişan etmek, bozguna uğratmak)
* öldürme, yok etme, helak etme, perişan etme, bozguna uğratma, aşağı düşürme
irda :
ara. * radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek) * meme verme, süt verme,
emzirme
irdelemek :
tür. * irde (ayrıntı, öz, detay, içeriğe dair inceleme) + le (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * bir konuyu derinlemesine incelemek, ayrıntılarına
inerek nedenlerini, yapısını veya işleyişini anlamaya çalışmak; düşünsel
çözümleme yapmak
ireb :
ara. * irb, ireb (organ, uzuv,
eklem) *
üstün zeka, akıl, zihin, keskin
anlayış, beceriklilik ve bir işin iç yüzünü kavrama yeteneği
irem :
ara., far. * irem, iram (yüksek
memleket, yukarı yurt) * Kur’an ve Arap mitolojisinde geçen,
güzellik, bolluk ve cennet gibi huzurlu ortam anlamlarında kullanılan, efsanevi
zenginlik ve ihtişamla anılan şehir; "İrem bağı" deyimiyle cennet
bahçesine benzetilen yer; kadın ismi
irene :
gre. * eirene (barış, huzur, selamet) * Yunan mitolojisinde Zeus’un kızı ve
Horae (mevsim tanrıçaları) üçlüsünden biri olan, adalet (Dike) ve düzen
(Eunomia) ile birlikte kozmik düzenin korunmasını temsil eden, ismi mecazen
barış, sükunet ve uyum anlamlarında kullanılan barış tanrıçası
irezumi :
jap. * ireru (içine koymak, yerleştirmek; sokmak) + sumi (mürekkep) * Japon
kültüründe derinin altına mürekkep yerleştirilmesi yoluyla yapılan, geleneksel
motiflere ve sembolik anlatımlara sahip kalıcı dövme sanatı
irfad :
ara. * rafada (yardım etmek, destek vermek, bağışta bulunmak, hediye etmek) *
yardım etme, bağışta bulunma, hediye verme
irfah : ara
* rafaha (rahatlamak, iyileşmek) * refaha ulaştırma, rahata kavuşturma
irfak :
ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak, yanında olmak, birlikte olmak),
refakat (eşlik etme, yanında olma, beraber olma) * yardım etme, yoldaşlık etme,
destek olma, refakat etme
irfan :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, anlamak), arif (bilen, tanıyan, anlayan) * derin
ve içsel bilgi, sezgisel kavrayış, ilim, anlayış ve yüksek idrak seviyesi
irgab :
ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek;
acıkmak, aç olmak), rağbet (isteme, arzulama, talep etme, yönelme, beğenme,
tercih etme; aç olma, açlık) * isteme, arzulama, talep etme, yönelme, beğenme,
tercih etme, rağbet etme, rağbet ettirme
irha :
ara. * ravh, raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak,
dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahat
(gevşek, yumuşak) * rahatlama, dinlenme, huzur bulma, gevşeme, yumuşama;
tatlılıkla ve kibarca hareket etme, yumuşak davranma, tatlı muamele etme,
gevşetme, aşağı salıverme, sarkıtma, koyverme, salıverme; derinin tüylerinden
arındırıldıktan sonra yumuşatılmış ve işlenmeye hazır hali (kürk ve deri
işçiliğinde tüyleri alınmış hayvan derisi anlamında kullanılır.)
irhab :
ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * genişleme, bollanma, bol
olma
irhab :
ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak) * korkutma,
korkutulma, ürkütme, ürkütülme
irhak :
ara. * rahaka (sıkıştırmak, zorlamak, baskı yapmak, yüklemek, baskılamak) *
sıkıntı ve eziyet etme, zorlama, sıkma, sıkıştırma, baskı yapma, baskılama
irhan :
ara. * rahana (teminat vermek, bağlamak), rehin (borca karşı teminat gösterme)
* rehin verme, rehin verilme
irhas :
ara. * rahasa (gevşetmek, esnetmek, bir durumu kolaylaştırmak, hafifletmek) *
gevşetme, esnetme veya bir durumu kolaylaştırma, hafifletme; fiat indirme,
ucuzlatmak
iri :
tür. * ir (büyümek, gelişmek, genişlemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * boyut, hacim veya kütle bakımından normalden büyük olan; büyük,
geniş, hacimli, gösterişli veya kalın yapılı
iri kıyım :
tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + kıyım (kesme, doğrama) (kıd, kıy
(kesmek, doğramak, yok etmek, öldürmek, zarar vermek) + ım (isim yapım eki) ) *
etin veya başka bir malzemenin büyük parçalar hâlinde doğranmış biçimi; büyük
cüsseli insan
iribaş :
tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe,
uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * kuyruksuz kurbağanın yumurtadan
yeni çıkmış kurtçuğu
iridaceae :
gre., lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım)
(gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * süsengiller, süsen
(iris), safran, glayöl ve frezya gibi renkli ve zarif çiçekli bitkileri içeren,
yaprakları çoğunlukla kılıç şeklinde olan, genellikle soğanlı, yumrulu veya
rizomlu çok yıllık otsu bitkiler familyası
iridektomi :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * glokom (göz tansiyonu) tedavisinde, göz içi sıvısının drenajını sağlamak
amacıyla uygulanan, gözün renkli kısmı olan irisin bir bölümünün cerrahi olarak
çıkarılması işlemi
iridesan : gre.,
lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) (gre.) +
escens, escent (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak,
olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent
(sıfat yapım eki) ) (lat.) * gökkuşağı gibi farklı açılarda farklı renkler
gösteren, yanardöner
iridosiklit :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + kuklos,
kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözün iris tabakası ile
birlikte siliyer cisminin (kirpiksi cisim) iltihaplanması durumu
iridotomi :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * akut dar açılı glokom tedavisinde göz içi
basıncını düşürmek amacıyla uygulanan, gözün iris tabakasında lazerle veya
cerrahi yöntemle küçük bir açıklık oluşturulması işlemi
iridyum :
gre., lat. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım)
(gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * periyodik tabloda atom numarası 77
olan, çok sert, dayanıklı ve nadir bulunan, simgesi Ir olan bir platin grubu
metal elementi
iridyum uydusu :
gre., lat., tür. * iridium (gre., lat.) + uydu (bir gezegenin veya başka bir
büyük cismin yörüngesinde dolanan doğal veya yapay cisim) (uy (yaklaşmak, temas
kurmak) + du (isim yapım eki) ) + su (iyelik eki) (tür.) * iridyum adlı
kimyasal elementin ismini taşıyan, Iridium Communications şirketi tarafından
işletilen küresel uydu iletişim ağı; özellikle dünya genelinde geniş kapsama
alanı sağlayan, telefon ve veri iletişimi amaçlı uydu sistemi
irin :
tür. * irin, yirin (iltihap, enfeksiyon, cerahat, çürüme) * vücutta meydana gelen bir enfeksiyon veya iltihaplanma
sonucunda, ölü doku hücreleri, canlı ve ölü bakteriler ile akyuvarların (beyaz
kan hücreleri) birikmesiyle oluşan, genellikle sarımsı-beyaz veya yeşilimsi
renkteki koyu kıvamlı sıvı, iltihap, enfeksiyon, cerahat, çürüme
irinotekan :
lat. * irino (ön ek) + tekan (kamptotecin türevi kimyasal ek) * topoisomeraz I
inhibitörü olarak görev yapan, özellikle kolon ve rektum kanseri tedavisinde
kullanılan, yapısal olarak kamptotecin türevi olan ve kemoterapi tedavisinde
kullanılan yarı sentetik bileşik (C33H45ClN4O9)
irinti :
tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + inti (isim yapım eki) * elenen
şeylerde, elek ve kalbur üstünde kalan iri taneler; hayvanların yem yerken,
yemleri içinde rastladıkları ve beğenmeyerek yemedikleri iri samanlar
iris :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım; Yunan
mitolojisinde gökkuşaği tanrıçası) * Yunan mitolojisinde tanrılarla insanlar
arasında hızlı iletişimi sağlayan, gökkuşağı aracılığıyla mesaj taşıyan kadın
tanrıça; ince ve kasılabilen bir zardan oluşan ve saydam tabakayla göz merceği
arasında bulunan ve göze rengini veren tabaka; Iridaceae familyasina ait,
renkli çiçekleriyle taninan rizomlu ve soğanli bitki cinsi
irisopsis :
gre., lat. * iris (süsen) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) *
Iridaceae familyasina ait, süsene benzeyen çiçek yapısına sahip nadir bir bitki
cins
irit :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözün iris
tabakasının iltihaplanması durumu
iriyarı :
tür. * iri (büyük, gelişmiş, geniş, kalın) + yarı (parça, kısım, ikiye bölünmüş
bir şeyin bir parçası) * (insan için) büyük yapılı, kocaman, iri yapılı; büyük
parça, iri taneli veya iri boyutlu şey
irkab :
ara. * rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek), merkeb
(binilecek olan, binek), rukub (bindirme) * bindirme; binilecek hayvan verme;
araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme
irkad : ara.
* rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku),
merkad (uyuma yeri, mezar) * uyutma, uyutulma
irkan :
ara. * rakn, rakana (dayanmak, yaslanmak, destek almak, güvenmek, meyletmek) *
dayanma, dayanak, isnad, destek, temel; kına yakma, kına sürme; safran ağacı,
kızılağaç; sarılık hastalığı
irkas :
ara. * rakasa (oynamak, dsns etmek) * oynatma, dans ettirme, raksettirme
irkilmek :
tür. * ürk, irk (ani hareket etmek, sıçramak; tiksinmek, korkmak, ürkmek,
korkarak kaçmak, yalnız kalmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* ani bir korku, ürkme, tedirginlik veya beklenmedik bir uyarana karşı istemsiz
olarak vücudun hafifçe sıçraması veya geri çekilmesi eylemi
irkmek :
tür. * irk (toplamak, biriktirmek) + mek (fiil mastar eki) * biriktirmek,
toplamak, yığmak; birikmek
irlanda :
irl. * eriu (Gal mitolojisindeki toprak tanrıçası ismi) + land (toprak, arazi,
ülke) * Büyük Britanya'nın batısındaki İrlanda adasının yaklaşık altıda beşini
kaplayan bir Avrupa ülkesi
irma :
ara * rama (atmak, fırlatmak, savurmak), rami (atan, fırlatan, savuran) * atma,
fırlatma, savurma
irmad :
ara. * ramada (fakirleşmek, sefilleşmek) * fakir düşme, sefil olma
irmik :
tür. * yarmık, yırmık (kırık buğday) (yar, yır (yarmak, kırmak) + mık (isim
yapım eki) ) * durum buğdayının öğütülüp elenmesiyle elde edilen bir besin
maddesi
ironi :
gre. * eironeia (alaycılık, kinayeli anlatım, sözle alay, ima yoluyla
eleştirme, sözle inkar etme, gerçeği gizleme, cehaleti taklit etme) (eirein
(söylemek, ifade etmek), eiron (gerçeği gizleyen, dolaylı konuşan, cahil
izlenimi veren) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ima ve zıtlık yoluyla
yapılan ince alay, söylenenin tersini kastederek yapılan anlatım; alaycılık,
kinayeli anlatım, sözle alay, ima yoluyla eleştirme, sözle inkar etme, gerçeği
gizleme, cehaleti taklit etme
irradyasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + radiare (ışımak, ışık
saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ışığın veya radyasyonun bir
kaynaktan çevreye doğru yayılması, genellikle sterilizasyon veya tedavi
amacıyla kullanılması, ışık yayma, ışınım
irrasyonalizm :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + reor (düşünmek, hesaplamak, muhakeme
etmek), ratio (akıl, mantık; hesaplama, oran) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * akıl veya
mantık esaslarına dayanmayan, akla uygun olmayan düşünce veya öğretim biçimi
(ra's (baş, kafa) (ara.)
irrasyonel :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + reor (düşünmek, hesaplamak, muhakeme
etmek), ratio (akıl, mantık; hesaplama, oran) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * akıl veya mantık esaslarına dayanmayan, akıl dışı, mantıksız
irrasyonel sayı :
lat., tür. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + ratio (akıl, mantık) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade
edilen değer) (tür.) * tam sayıların veya kesirlerin oranı olarak ifade edilemeyen,
ondalık açılımı sonsuz ve tekrarsız olan (periyodik olmayan) sayı (örneğin pi
(π) sayısı 3,141592653589793238462643383.........; phi (φ) sayısı
1,6180339887.........)
irrealist :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + realis (gerçek, hakiki) (res (şey,
nesne, olgu, varlık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ista (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * gerçekliği inkar eden veya gerçek dışı
düşünce ve yaklaşımları benimseyen kişi veya sanat-görüş akımı yanlısı
irredantizm :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + redemptus (geri alınmış, kurtarılmış)
(redimere (kurtarmak, geri almak) (re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + emere
(almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * başka bir devletin egemenliğinde olan ve etnik, tarihi
veya kültürel olarak kendine ait olduğunu iddia ettiği toprakları geri alma
düşüncesine dayanan siyasi doktrin veya hareket
irregular :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi,
doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü)
(regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke,
yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik
etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * kural dışı, kuralsız, düzensiz, duzgün olmayan,
normal biçimden sapmış
irregülarite :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi, doğru çizgi,
doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz
çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen,
ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) )
+ itas (isim yapım ve durum eki) * kurala, düzene veya alışılagelmiş yapıya
uymama durumu; düzensizlik, aykırılık, olağandışılık, usülsüzlük
irregüler :
lat. * in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + regularis (düz çizgi,
doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü)
(regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke,
yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik
etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * kural dışı, kuralsız, düzensiz, duzgün olmayan,
normal biçimden sapmış
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder