27 Eylül 2026 Pazar

a - acrididae

a : tür. * a, A * Türkçe alfabedeki ilk harf ("B"den önce)

a niente : ita. * a (-a doğru, yönelme) + niente (hiçbir şey) * hiçliğe doğru, yok olmaya doğru, hiçbir şeye, boşuna, sonuçsuz biçimde; bir şeysiz, yok hükmünde; sesin kademeli olarak tamamen yok oluncaya kadar alçalması (müzik terimi) (diğer ifadeler “dim. a niente” (sesi yavaşça azalt, sonunda tamamen kaybolsun), “morendo a niente” (ölürcesine sönerek yok ol) )

a posteriori : lat. * a (-den, -dan) + posteriori (sonra, sonraki, sonra olan) * deneyim, gözlem ve olgusal verilerden hareketle elde edilen, doğruluğu ancak yaşantı ve empirik kanıtlarla temellendirilebilen bilgi veya yargı türü

a priori : lat. * a (-den, -dan) + priori (önce, önceki, önce olan) * deneyimden ve gözlemden bağımsız olarak, yalnızca akıl yürütme ve mantıksal ilkeler yoluyla elde edilen, doğruluğu deneyle sınanmadan kabul edilen bilgi veya yargı türü

a tempo : lat. * a (-a doğru, yönelme) + tempus (zaman, ritim, ölçü) (lat.); tempo (ita.) * zamanına göre; müzik eserinin daha önceki hızına dönülmesi gerektiğini belirten, eserin başlangıçtaki veya önceki temposunda çalınmasını isteyen müzik terimi

a, e : tür. * a, e (-a doğru, yönelme) * (-a doğru, yönelme, “bir şeye doğru” anlamını veren son ek (örneğin eve, ağaca)

a’mak : ara. * ammaka (derinleştirmek, derin yapmak), umk (derinlik), amik (derin, içli) * derinlikler

ab : far. * ab (su) * su, sıvı halde bulunan, içilen veya kullanılan temel madde

aba : ara. * aba (baba, ata) * çocuk sahibi erkek, baba, ata, ebeveyn; aile içinde veya toplumda yaşça büyük, saygı duyulan erkek (mecazi)

aba : ara. * aba (kaba kumaş, yün giysi) * yünden yapılmış giysi, cübbe, eskiden potur, hırka gibi giyecek yapımında kullanılan, yünden, yün dövülerek yapılan kaba, kalın bir tür kumaş; kaba, görgüsüz, anlayışsız kimse, ahmak

a'ba : ara. * ib (yük, ağırlık, mesuliyet) * ağırlıklar, yükler, sorumluluklar, mesuliyetler; sandık

ab'ab : ara. * ab‘aba (uzun boylu hale getirmek, uzun boylu olmak) * uzun boylu kimse; iyi, güzel huylu ve sabırlı adam

ab'ab : ara. * ab‘aba (yumuşak yün veya iplikle dokumak, halı veya giysi yapmak) * yumuşak yünden yapılan halı veya giysi; örtü, kisve, ibrişim halı; yeni doğmuş veya genç, henüz olgunlaşmış hayvan, taze civanlık; dağ tekesi

abab : ara. * abb (birikmek, çoğalmak, artmak, yığılmak) * bolluklar, çokluklar, bol olan, çok olan,otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer'alar

abab : ara. * abb, ababa (nefesini tutarak içmek, suyu seri ve derin nefes almadan içmek) * suyu nefes almadan içme; ışık, ziya, nur, aydınlık

abacavir : lat. * aba (farmasötik ön ek) + ca (karbosiklik (carbocyclic) nükleozit analogu belirteci) + vir (antiviral nitelik belirteci) * HIV tedavisinde kullanılan nükleozid ters transkriptaz inhibitörü (NRTI) sınıfı antiretroviral ilacın etken maddesi (C14H18N6O)

a'bad : ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetçi) * kullar, köleler, hizmetçiler

abad : ara. * abada (sonsuz kılmak, ebedileştirmek), ebed (sonsuzluk) * ebedler, sonsuzluklar

abad : far. * abad (mamur, bayındır, şen, kalkınmış, imar edilmiş, bayındır kılınmış; imar, bakım, iyi ve güzel olan gelişim; yerleşim, şehir, kurulan yer) * yerleşim, şehir, kurulan yer; imar, bakım, güzelleştirme; bayındır, şen, mamur, iyi ve güzel olan gelişim, sonsuz zamanlar, ebedler ve rahatlık; genişlik

abadan : far. * abad (mamur, bayındır, şen, kalkınmış, imar edilmiş, bayındır kılınmış; imar, bakım, iyi ve güzel olan gelişim; yerleşim, şehir, kurulan yer) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) * mamur, şen, imar edilmiş, bayındır kılınmış

abadi : far. * abad (mamur, bayındır, şen, kalkınmış, imar edilmiş, bayındır kılınmış; imar, bakım, iyi ve güzel olan gelişim; yerleşim, şehir, kurulan yer) + i (ile ilgili, gibi olan anlamı veren son ek, -a ait, ile ilgili) * Hindistan'ın Devletabad kentinde ipekten yapılmış sarımtırak, yarı mat ve kaliteli bir kağıt türü; bakımlı, güzel, bayındır, mamur, imar edilmiş, meskun (beauty; bauté (güzellik) (ing., fra.) )

abadile : ara. * abd (kul, köle, hizmetli, yardımcı), ibad (kullar, köleler, hizmetçiler, yardımcılar) + ile (el, Allah, ilah) * Abdullah ismini taşıyanlar

abajur : fra. * abattre (kırmak, yıkmak, yok etmek), abat (kırma, yıkma, yok etme) + jour (gün, ışık) ("Işık kıran") * ışık kısar, lamba siperi

abak : ara. * abk, abaka (icab etmek, gerekmek, lazım olmak; yapışmak) * icab, gereklilik, lüzum

abakavir : lat. * aba (karboksil grubu) + cavir (karboksilik nükleotid) (car (karbon C zinciri) + vir (antiviral ilaç) ) * tablet veya solüsyon şeklinde alınan, HIV tedavisinde kullanılan nükleozid analogu ters transkriptaz inhibitörü olan sülfat formundaki antiviral ilacın etkin maddesi (C14H18N6O), (C14H18N6O)2-H2SO4

abakiye : ara. * abk, abaka (icab etmek, gerekmek, lazım olmak; yapışmak) + iye (isim yapım eki) * icab etme, lazım olma, gerekme, gereklilik durumu; yapışma; zahmet

abaksiyal : lat. * ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + axialis (axis (aks, eksen) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir organın eksenden uzak veya eksene bakmayan yüzünde bulunan, eksenden dışa dönük, merkez ekseninden (aks) uzak, eksen dışı veya eksenin tersi yönünde konumlanan

abaküs : lat. * abac (toz, yazı yazmak için bir yüzeye serpilen toz) + us (anlam içermeyen son ek) * tel üzerindeki boncuklardan oluşan ve hesaplama için kullanılan alet, abacus

abal : ara. * ibl, ibil (dişi deve; deve sürüsü) * dişi develer; deve sürüleri

abal : tür. * abal (dağ kili, doğal kil) * dağ kili, doğal kil

abalet : lat., fra. * imbarrare (bar koymak, engellemek) (lat.); embarasser (engellemek, sıkıştırmak), embarras (engel, sıkıntı, zahmet, ağırlık, hantallık) (fra.) * ağırlık, hantallık, beceriksizlik

abalı : ara., tür. * aba (yün kumaş) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * aba giymiş olan; kimsesiz, savunmasız, güçsüz, çaresiz (mecazi)

abam : ara. * abm, abama (şişman olmak, şişmanlamak, irileşmek) * şişman, iri yapılı, tıknaz, iri cüsseli, semiz, toplu

abana : ara. * abana (iyiyi kötüden ayırmak, açık etmek) (beyan (açıklama, ortaya koyma) fiilinin çekilmiş hali) * Kastamonu’nun bir ilçesi

abandone : lat. * abandonatus (abandonare (efendisine bırakmak, teslim etmek, bırakmak, terk etmek) (-a doğru, yönelim) + bandon (emir, yetki, koruma, himaye, kontrol, kudret, hakimiyet, yargı) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); abandonné (fra.) * kontrol altına alınmış, kontrolü kaybetmiş, kontrolü bırakmış, vazgeçmiş, terketmiş

abani : ara. * aba (kaba kumaş, yün giysi, yün kumaş, kalın örtü) + ni (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sarı renkli, nakışlı ipek veya pamuk kumaş, aba türünden, aba gibi

abanmak : tür. * ab (üst, üzeri; alt, aşağı; yüklemek, üstüne bastırmak) + an (fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * üzerine yüklenmek, üstüne çullanmak, mahsur etmek, kısıtlamak

abanoz : gre. * evenos, ebenos (siyah ağaç) (eben + os (anlam içermeyen son ek) * siyah renkli sert gövdeli tropik ağaç cinsi

abanozgiller : gre., tür. * evenos, ebenos (siyah renkli sert gövdeli tropik ağaç cinsi) (gre.) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) * abanoz familyasından olan bitkiler

aba-puş : ara., far. * aba (yün kumaş) (ara) + puş (örtü, giysi) (far.) * aba kumaşından yapılmış örtü veya giysi; aba giyen, derviş; fakir

abar : ara. * bi'r (kuyu, çukur, oyuk) * kuyular, su kuyuları, çukurlar; hesap defteri (far.)

abareliks : lat. * abarelix (sentetik ilaç adı) * gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) reseptörlerine bağlanarak luteinize edici hormon ve testosteron salınımını baskılayan sentetik bir peptid ilacın etken maddesi (C72H95ClN14O14)

abartı : gre., tür. * huper, hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.); abar (şişmek, çoğalmak, büyümek, yukarı yükselmek) + tı (isim yapım eki) (tür.) * aşırılaşma, çoğalma, fazlalaşma, üstüne konma, büyüme, tuhaflaşma, abartma eylemi

abartmak : gre., tür. * huper, hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.); abar (şişmek, çoğalmak, büyümek, yukarı yükselmek) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyi gerçek ölçüsünün, değerinin veya öneminin üzerinde göstermek, olduğundan daha büyük ya da önemli anlatmak, aşırılaştırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak, üstüne koymak, büyütmek, tuhaflaştırmak

abaşo : lat., ita. * abbassare (aşağı indirmek, alçaltmak), abbassa (aşağı indir, alçalt) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bassare (alçaltmak, indirmek, kısaltmak, basık hale getirmek) (bassus (alçak, kısa, basık) + are (fiil mastar eki) ) * alt yan, alttaki, aşağıdaki; gemiyi baştan veya kıçtan halatla karaya bağlama, çekimleme

abat : ara. * ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + at (çoğul eki) * koltuk altları

abat : far. * abad (mamur, bayındır, şen, kalkınmış, imar edilmiş, bayındır kılınmış; imar, bakım, iyi ve güzel olan gelişim; yerleşim, şehir, kurulan yer) * yerleşim, şehir, kurulan yer; imar, bakım, güzelleştirme; bayındır, şen, mamur, iyi ve güzel olan gelişim, sonsuz zamanlar, ebedler ve rahatlık; genişlik

abatacept : lat. * abatacept (ab (uzaklaştırma, engelleme öneki), ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + battere (dövmek, yenmek) + cept (almak, kapmak, kavramak) ) * romatoid artritin ortaya çıkmasına sebep olan hücrelerden olan TNF veya T hücresi reseptör lenfositlerine müdahele edip uyarılmalarını engelleyen ve kişinin hücrelerinin kendi dokularına saldırısını azaltan ilacın etken maddesi (C3498H5458N922O1090S32)

abatasept : lat. * abatare (müdahale etmek, etkilemek) + cept (reseptör bağlayıcı protein eki) * T-lenfositlerin kostimülasyon basamağını inhibe ederek bağışıklık yanıtını düzenleyen rekombinant füzyon protein yapısında bir ilacın etken maddesi (C3498H5458N922O1090S32)

abavi : ara. * aba (baba olmak, ebeveyn olmak; baba, ata), abb, aba (baba), abvan (iki baba, ebeveyn, anne ve baba) * ebeveynlere ait, ebeveynlerle ilgili, ana baba ile ilgili

abaye : ara. * aba (kalın yün veya kumaştan uzun üstlük, pelerin) + iye (durum ve isim yapım eki) * genellikle siyah renkli, bol, omuzlardan ayak bileğine kadar uzunlukta, daha çok Kuzey Afrika, Arap Yarımadası, İran, Mısır gibi ülkelerde giyilen kaftan veya çarşaf benzeri kadın üst giysisi

abayı yakmak : ara. * aba (kaba kumaş, yün giysi) + yı (işaret eki) + yak (yakmak, ateş oluşturmak, tutuşturmak, yanma duygusu vermek, sıcağa maruz bırakmak) + mak (fiil mastar eki) * birine karşı güçlü aşk ve sevgi beslemek, ona gönül vermek, aşık olmak (mecazi)

abaza : rus. * abkhasia (ölümlüler ülkesi) (abkhaz (ölümlüler) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * Karaçay-Çerkesya, Adigey ve Abhazya'da yaşayan Kuzey Kafkas halkı; cinsel yönden kendi kendini elle tatmin, mastürbasyon

abazan : rom. * habezan (habez (aç) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * cinsel yönden aç

abazi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kas kuvveti ve hislerde bir bozukluk olmadan, yürümenin kısmen veya tamamen kaybolması

abb : ara. * abb (ışık, ziya, nur, aydınlık; güzelleşme) * ışık, ziya, nur, aydınlık; güzelleşme

abbas : ara. * abbas (arslan; kaşları sık ve belirgin olan kişi (dolaylı olarak sert ve kudretli imajı) * çatık kaşlı, sert bakan, sert bakışlı, keskin bakışlı; MS 536'da Muhammed'in amcası olan El-Abbas bin Abdülmuttalib ve kardeşi Hüseyin bin Ali ile birlikte Kerbela Savaşı'na katılan Ali bin Ebi Talib'in oğlu Abbas bin Ali'ye dayanan isim

abbasi : ara. * abbas (Hz. Muhammed'in amcası Abbas) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ismini Hz. Muhammed'in amcası Abbas'tan alan müslüman hanedan

abciximab : gre. * antigen (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + binding (bağlayıcı) + ci (cardiovascular (kalp damar ile ilgili) + ximab (chimeric (kimerik, hayali, imajiner) + monoclonal (mono (tek) + clonal (klonlu) ) + antibody (antikor) ) * Illa inhibitörü; anjiyoplasti gibi koroner arter prosedürleri sırasında ve sonrasında trombositlerin birbirine yapışmasını ve koroner arterde trombüs (kan pıhtısı) oluşumunu engellemek için kullanılan glikoprotein Iıb abciximab

abd : ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, kölelik etmek, yardım etmek) * kul, köle, hizmetli, hizmetçi, yardımcı, bende

ABD minor outlying adaları : ing., tür. * ABD (Amerika Birleşik Devletleri) + minor (küçük) + out (dış, dışarıda) + lying (bulunan, uzanan) (ing.) + ada (çevresi suyla kaplı kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * Pasifik Okyanusu'ndaki sekiz ABD ada alanını (Baker Adası , Howland Adası , Jarvis Adası , Johnston Atolü , Kingman Resif, Midway Atolü , Palmyra Atolü ve Wake Adası) ve Karayip Denizi'ndeki birini (Navassa Adası) oluşturan küçük dış adalar ve ada gruplarını kapsayan istatistiksel bir adlandırma

ABD virjin adaları : lat. * ABD (Amerika Birleşik Devletleri) + virgo, virgin (bakire) + adaları * Karayip Denizinde bulunan ABD'ye bağlı adalar topluluğu

abdal : ara. * badala (yerine koymak, değiştirmek, yerine geçmek), bedel (karşılık, değer, eder, eşdeğer, fiyat, değişme değeri, bir şeyin yerini tutabilen karşılık), budala (abdallar, sufi hiyerarşisinde bir rütbe) * Allah'a adanmış, kendini karşılık olarak vermişler, dünya ile ahireti değiştirenler, bedeller, gezerek tarikatını yaymaya çalışan derviş, kalender

abdan : far. * ab (su, sıvı) + dan (tutan, alan, taşıyan, kap, muhafaza eden, bulunduran) * su kovası, bahçe sulamaya mahsus süzgeçli kova; sidik kesesi, idrar torbası, mesane

abdar : far. * ab (su, sıvı) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * parlak; sağlam vücutlu; sucu, su veren hizmetçi; taze

abdera sistemi : gre., tür. * abdera (Batı Trakyada İskeçe sınırları içinde kalan Nestos ırmağı ağzı yakınlarında deniz kıyısında yer alan Antik Yunan kentinin ismi) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir tetradrahmi 14,7 gr olduğu bir Yunan sikke sistemi

abdest : far. * abdest (el suyu) (ab (su) + dest (el) ) * namaz ve dua öncesinde eli, ağızı, burunu, yüzü, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkama ve kulaklara, başa ve enseye meshetme; azarlama, paylama

abdestan : far. * abdestan (el suyu ibriği) (ab (su) + dest (el) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * su ibriği, abdest ibriği

abdestbozan : far., tür. * abdest (dua öncesi yıkanma) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * gülgillerden olan, denize yakın çalılık alanlarda büyük koloniler oluşturan, siyah ve yeşil boya çıkartılan, üriner, gastroentestinal ve analjezik faydaları olan dikenli bitki

abdesthane : far. * abdest (dua öncesi yıkanma) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * sindirim artıklarını çıkarmak için özel olarak yapılmış yer, hela, ayak yolu; abdest alınacak yer

abdi : ara. * abada (kulluk etmek, hizmet etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (Allah) * Allah'ın kulu

abdiyet : ara. * abada (kulluk etmek, hizmet etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetli, yardımcı) + iyet (isim yapım eki) * kulluk, kölelik, hizmetçilik, yardımcılık

abdomen : lat. * ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + dominium (mülkiyet, sahiplik, alan, bölge, idare, hakimiyet) (dominus (efendi, sahip, hakim) (domare (boyun eğdirmek, ehlileştirmek, dizginlemek, hükmetmek, denetim altına almak) (domus (ev, barınak, yuva) + are (fiil mastar eki) ) + inus (isim yapım eki) ) + ium (durum ve isim yapım eki) ) * karın, karın içi bölge, gövdenin ön alt kısmı

abdominal : lat. * abdomen (karın, karın içi bölge, gövdenin ön alt kısmı) (ab (aşağı) + dominium (mülkiyet, sahiplik, alan, bölge, idare, hakimiyet) (dominus (efendi, sahip, hakim) (domare (boyun eğdirmek, ehlileştirmek, dizginlemek, hükmetmek, denetim altına almak) (domus (ev, barınak, yuva) + are (fiil mastar eki) ) + inus (isim yapım eki) ) + ium (durum ve isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * abdomen ile ilgili, karın ile ilgili, karın içi bölge ile ilgili, gövdenin ön alt kısmı ile ilgili

abdominopelvik : lat. * abdomen (karın, karın içi bölge, gövdenin ön alt kısmı) (ab (aşağı) + dominium (mülkiyet, sahiplik, alan, bölge, idare, hakimiyet) (dominus (efendi, sahip, hakim) (domare (boyun eğdirmek, ehlileştirmek, dizginlemek, hükmetmek, denetim altına almak) (domus (ev, barınak, yuva) + are (fiil mastar eki) ) + inus (isim yapım eki) ) + ium (durum ve isim yapım eki) ) + peluis, pelvis (çanak, leğen, kap biçimli kısım; basen, alt karın) (pel (dökmek, doldurmak, kap yapmak) + uis, vis (isim yapım eki) ) + ikos (ile igili) (gre.); icus (lat.) * beyin, kalp ve akciğerler dışında kalan, karaciğer, safra kesesi, böbrekler, dalak, pankreas, mide, ince bağırsaklar, kalın bağırsaklar, mesane ve iç üreme organlarını kapsayan bölge

abdullah : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah’ın kulu; erkek ismi

abdurrahman : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + rahman (merhametli) * rahmanın kulu; erkek ismi

abdusens : lat. * abducens (abducere (ab (-dan, -den, ayrı, uzak) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ) + entia (isim yapım eki) ) * uzaklaştıran, dışa çeken, dış yana hareket ettiren; nervus abducens (6. kranial sinir) olarak, gözü dış yana hareket ettiren kası yöneten sinir

abdüksiyon : lat. * abductionem, abductio (ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı) + ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) ) * gözlemlerden hareketle en olası açıklamayı öneren çıkarım türü; bir ekleme bağlı vücut parçasının, vücut orta hattından uzaklaşması, dışaçekim; adam kaçırma

abdüktif : lat. * abductivus (ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı) + ductus (yönlendirilmiş, çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş, götürülmüş) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * gözlemlenen olgulardan hareketle en olası ve açıklayıcı varsayımı ileri sürmeye dayanan, kesin doğruluk iddiası taşımayan ancak açıklama gücü yüksek akıl yürütme biçimiyle ilgili; bir ekleme bağlı vücut parçasının, vücut orta hattından uzaklaşması ile ilgili, dışaçekim ile ilgili

abdüktör : lat. * abductor (ab (-dan, uzak, ayrı) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * vücudun orta hattından veya bir ekstremite ekseninden bir parçayı uzaklaştıran kas

abdülaziz : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + aziz (sayılan, muteber, kutsal, değerli, yüce, ulu) * aziz olanın kulu; erkek ismi

abdülhamid : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + hamid (övülmüş, övülesi, övgüye değer, övülen, methedilmiş) * övülesinin kulu; erkek ismi

abdülkadir : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + kadir (kudret sahibi, muktedir) * kadirin kulu; erkek ismi

abdülkerim : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + kerim (faydalı, cömert, ikram eden) * faydalı olanın kulu; erkek ismi

abdüllatif : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + latif (lütuf sahibi, yumuşak, hoş ve ince bir güzelliği olan) * latifin kulu; erkek ismi

abdülleziz : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi) + leziz (tadı güzel, lezzetli) * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen, köşeli saplılar familyasından bir bitki

abdülmelik : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + melik (malik olan, hükümdar) * melikin kulu; erkek ismi

abdülsamet : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + samed (sumud (yönelme), samed (yönelinen, muhtaç olmayan) ) * samedin kulu; erkek ismi

abdülsamet : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + samed (sumud (yönelme), samed (yönelinen, muhtaç olmayan) ) * samedin kulu; erkek ismi

abdülselam : ara. * abd (kul, köle, hizmetçi, yardımcı) + el (ön ek, artikel) + selam (esenlik, barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selamın kulu; erkek ismi

abe : ara. * ab, abaa (önemli olmak, değer taşımak, itibar etmek, değer vermek, önemsemek) * değer, kıymet, önem, meta, ehemmiyet, değerli şey

abece : tür. * a (alfabenin ilk harfi) + b (alfabenin ikinci harfi) + c (alfabenin üçüncü harfi) * bir dilin ses kodlarının (harflerinin) belli bir düzene göre dizilmesinden oluşan dizge, bir dilin ses kodlarının (harflerinin) tümü, alfabe

abed : ara. * abada (boyun eğmek, utanmak; kızmak, öfkelenmek) * boyun eğme, utanma; hışımlanma, kızma, öfkelenme; uyuz hastalığı

abede : ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetçi), abid (ibadet eden, tapan, kulluk eden, hizmet eden) * ibadet edenler, tapanlar, kulluk edenler, hizmet edenler, abidler

abede-i esnam : ara. * abede (ibadet edenler, tapanlar, kulluk edenler, hizmet edenler, abidler) + i (tamlama bağlacı) + esnam (putlar, sanemler) * puta tapanlar, putperestler, heykele baş eğenler

abek : ara. * abaka (bağlanmak, yapışmak, sıvılaşmak, sızmak, sıvışmak), beka (ağlamak, gözyaşı dökmek) * sulu, su dolu olan şeyler; çıban; civa. (Hg)

abeket : ara. * baka, abaka (küçük parça bırakmak, artmak, kalmak) * tane, az şey, küçük, artık kalan, ufak parça; tuluk içindeki yağ bakiyesi; ekmek parçası; yılan başı (ufacık akça boncuk, abekat (ç.)

a'bel : ara. * a’bel (çok sert taş; kırmızı, beyaz veya siyah renkli taş; kaya, taşlık dağ, a’bile (ç.) ) * çok sert taş; kırmızı, beyaz veya siyah renkli taş; kaya, taşlık dağ, a’bile (ç.); ak, beyaz; ağaç yaprağının dökülmesi

abel : ara. * abel (yassı ve enli yaprak, bir tür kavak ağacı) * yassı ve enli yaprak, bir tür kavak ağacı

abel genişlemesi : nor., tür. * abel (Norveçli matematikçi Niels Henrik Abel’in soyadından) (nor.) + genişlemesi (yayılması, büyümesi, genleşmesi) (tür.) * cebirde, Galois grubu bir Abel grubu olan Galois genişlemesi

abel teoremi : nor., gre. * Abel (Norveçli matematikçi Niels Henrik Abel’in soyadından) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir kuvvet serisinin limitini, katsayılarının toplamı ile ilişkilendiren teorem, Abel limit teoremi, Abel yakınsaklık teoremi

abelia : lat. * Abel (İngiliz hekim ve doğa bilimci Clarke Abel'in soyadından) + ia (isim yapım eki) * hanımeligiller familyasına ait, süs bitkisi olarak yetiştirilen, çalı formunda ve hoş kokulu çiçekler açan bir bitki cinsi

abelyen : nor., lat. * Abel (Norveçli matematikçi Niels Henrik Abel’in soyadından) (nor.) + ianus (ile ilgili,-a ait) (lat.); abelien (fra.) * matematikte elemanları arasındaki işlem sırası sonucu değiştirmeyen, yani "değişme özelliği" olan (grup)

abemaciclib : gre. * amoibe (değişim, değişiklik) + cyclin (hücre bölünme döngüsüyle ilişkili olan ve mitozun belirli süreçlerini başlatan bir dizi proteinden herhangi biri) + inhibitor (önleyici) * ilerlemiş veya metastatik meme kanserinin tedavisinde kullanılan ve kanser hücre içi büyüme sinyali yollarından siklin bağımlı ilacın etkin maddesi (C27H32F2N8)

ab-endam : far. * ab (su, sıvı) + endam (vücut, beden, görünüş; eklem, uzuv, organ) * güzellik, güzel endam

ab-endaz : far. * ab (su, sıvı) + andaza, endaze (ölçü, oran; bir adımlık uzunluk ölçüsü) * su mühendisi

abeona : lat. * abeo (gitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, terketmek) + ona (biz) * Roma mitolojisinde, ailelerinden ilk kez ayrılan çocukların koruyucusu tanrıça

aberan : lat. * aberrent (sapan, sapmış), aberrare (sapmak, yolunu kaybetmek) (ab (uzak, ayrı) + errare (dolaşmak, başıboş dolaşmak, gezinmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sapmış, sapıtmış, sapan, inhiraf eden, normal yerini değiştiren; kural dışı, kural dışında kalan

aberasyon : lat. * aberratio (sapma, yolunu kaybetme) (aberrare (sapmak, yolunu kaybetmek) (ab (uzak, ayrı) + errare (dolaşmak, başıboş dolaşmak, gezinmek) + tio (isim yapım eki) ) * sapma, şaşma, normdan, normalden veya beklenenden uzaklaşma, anormallik

aberat : ara. * abr, abara (geçmek, taşmak, akmak), abre (göz yaşı) * akanlar, dökülenler; göz yaşları

aberrant : lat. * aberrent (sapan, sapmış), aberrare (sapmak, yolunu kaybetmek) (ab (uzak, ayrı) + errare (dolaşmak, başıboş dolaşmak, gezinmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sapmış, sapıtmış, sapan, inhiraf eden, normal yerini değiştiren; kural dışı, kural dışında kalan

abes : ara. * a’basa (boş ve anlamsız iş yapmak, saçmalamak, zırvalamak, gereksiz iş yapmak) * boş, anlamsız, mantıksız, saçma; yersiz, gereksiz, karmaşık, karışık

abese : ara. * abs, abasa (yüz ifadesiyle hoşnutsuzluk belirtmek, surat asmak, yüz ekşitmek, çehresini çatmak, somurtmak) * surat asma, somurtma, çehre çatma; Kur’an’ın sekseninci suresi

abese irca : ara. * abes (boş, faydasız, anlamsız, mantıksız, saçma; yersiz, gereksiz, karmaşık, karışık) + e (-a doğru, yönelim) + racaa (geri göndermek, döndürmek, geri dönmek, geri çevirmek, iade etmek), irca (geri gönderme, geri çevirme) * yüz ifadesiyle hoşnutsuzluk veya sertlik göstermek ve eş zamanlı olarak bir şeyi veya kişiyi önceki konumuna veya yerine geri göndermek; mantık ve matematikte, bir hükmün doğruluğunun, onu inkar eden hükmün yanlışlığının ispatı yoluyla ispatlanması

abesiyat : ara. * abes (boş, faydasız, anlamsız, mantıksız, saçma; yersiz, gereksiz, karmaşık, karışık) + iye (isim yapım eki) + at (çoğul eki) * boş, faydasız, anlamsız, mantıksız, saçma; yersiz, gereksiz, karmaşık, karışık şeyler

abesiyyun : ara. * abes (boş, faydasız, anlamsız, mantıksız, saçma; yersiz, gereksiz, karmaşık, karışık) + iye (isim yapım eki) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + un (çoğul eki) * kainatın, yaratılışın ve olayların başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, yaratıcısız olarak tezahür ettiğine inananlar

abeslang : fra. * abaisser (alçaltmak, aşağıya indirmek), abaisse (alçalt, indir) + langue (dil) * boğazın veya bademciklerin incelenebilmesi için dilin üzerine bastırılan ahşap çubuk, dil çubuğu

ABG : ing. * arterial (atardamarsal) + blood (kan) + gas (gaz) * atardamardan alınan kan örneğinde oksijen, karbondioksit ve pH değerlerini ölçmek için yapılan test

abhazya : rus. * abkhasia (ölümlüler ülkesi) (abkhaz (ölümlüler) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * Kafkasya’nın kuzeybatısında, Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan, kuzeyde Rusya Federasyonu’na, doğu ve güneyde Gürcistan’a komşu olan, başkenti Sohum olan, fiilen bağımsız, uluslararası alanda ise Gürcistan toprağı kabul edilen bölge; Karaçay-Çerkesya, Adigey ve Abhazya'da yaşayan Kuzey Kafkas ülkesi; ölümlüler ülkesi

abher : far. * abher (nergis, zerrin kadeh çiçeği) * nergis çiçeği, zerrin, kadeh çiçeği; dolu kap

ab-ı kevser : far * ab (su) + ı (tamlama eki) + kevser (bolluk, çokluk, bereket) * rast dizisinin varyantı olarak değerlendirilen, nim hicaz ve rast dizilerinin birleşiminden oluşan, güçlü sesi neva, karar perdesi rast olan, güfte yapısında mistik ve tasavvufi duyguları öne çıkaran, özellikle Mevlevi ayinleri ve ilahilerde kullanılan, durağan ve huzur verici seyirli bir makam

ab-ı ru : far. * ab (su) + ı (tamlama eki) + ru (yüz, surat, çehre) * yüz suyu; ırz, namus, şeref, haysiyet, onur

abık : ara. * abaka (bağlanmak, yapışmak, sıvılaşmak, sızmak; sıvışmak, kaçmak, firar etmek, tüymek, sızmak), ibk (kaçış, firar) * kaçan, kaçak, firar eden, firari; civa (Hg)

abi : tür. * ağa (büyük, büyük erkek kardeş) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) * ağabey, büyük erkek kardeş

abiç : tür. * abıç (iki bacak arası, apış) * iki bacak arası, apış

abid : ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetçi) * ibadet eden, kulluk eden, tapan, hizmet eden, köle; zahid

abid : far. * abid (küçük ateş parçası, kıvılcım) * küçük ateş parçası, kıvılcım

abidane : ara., far. * abid (ibadet eden, kulluk eden, hizmet eden, köle; zahid; kullar, köleler) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * kul olarak, kul gibi, ibadet edene yakışır surette

abide : ara. * abid (ibadet eden, kulluk eden, hizmet eden, köle; zahid; kullar, köleler) + e (isim yapım eki) * anıt, sabit bekleyen, kalma, devam etme, bekleme, akılda kalan şey, tekerleme, büyük olay, facia; abide (sabit beklemek, kalmak) (ing.)

abidevi : ara., tür. * abide (anıt) (abid (ibadet eden, kulluk eden, hizmet eden, köle; zahid; kullar, köleler) + e (isim yapım eki) ) + vi (-msi, gibi, benzer) * abidemsi, anıtsal, anıt gibi, anıta benzer

abidik gubidik : tür. * abidik (saçma, abuk sabuk, hiçbir anlamı olmayan) + gubidik (saçma sapan) * anlamsız ve saçma durumlar için söylenen söz

abidin : ara. * abada (hizmet etmek, kulluk etmek, yardım etmek), abd (kul, köle, hizmetçi) abid (ibadet eden, tapan, kulluk eden, hizmet eden) + in (çoğul eki) * ibadet edenler, kulluk edenler

abies : lat. * abies (köknar ağacı) * çamgiller familyasına ait, iğne yapraklı, her dem yeşil ve kozalaklı ağaçları kapsayan köknar cinsi

abif : ibr. * abif (babası) * masonik felsefede Hz. Süleyman’ın baş mimarı Hiram’a verilen onursal ünvan

abik : ara. * abaka (sıvılaşmak, sızmak, sıvışmak, kaçmak, firar etmek, tüymek), ibk (kaçış, tüyme, firar) * kaçan, kaçak, firar eden, firari

abil : ara. * abil (bağlanan, güden, yönlendiren) * koyun, at ve deve gibi hayvanlara çok iyi bakan, onları otlatmada uzman olan kişi; yeşil çayırda otladığı için suya ihtiyaç duymayan hayvan

abile : far. * abile (su üzerindeki kabarcık; sivilce, çıban) * su üzerindeki kabarcık; su toplanması, kabarcık, sivilce, çıban

abir : ara. * abara (geçmek, aşmak, yol almak, atlamak, katetmek) ubur (geçme, yol alma, atlama) * geçip giden, geçen, yolcu

abirateron asetat : ibr., lat. * abira (güçlü, koruyucu) (ibr.) + terone (terra (yer, toprak) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) + acetate (acetum (sirke, ekşi) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * prostat kanserini tedavi etmek için kullanılan ilacın etkin maddesi (C26H33NO2)

abiru : far. * ab (su) + ı (tamlama eki) + ru (yüz, surat, çehre) * yüz suyu; şeref, haysiyet, izzetinefis, tiynet, ırz., namus, onur

abis : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bussos (dip, derinlik, uçurum) * dipsiz çukur, uçurum, derinlik, dibi olmayan yer, ölçülemez derinlik, sonsuzluk, bilinmezlik; denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler, abis

abise : ara. * abise (tarhana) * tarhana, abayis (tarhana çeşitleri) (ç.)

abist : far. * ab (su, sıvı) + ist (durmak, tutmak, içinde taşımak, sabit olmak) * su taşıyan, içinde sıvı barındıran; gebe, hamile; dolu, sıvı ile dolu olan, suyun durduğu yer; durgun su, gölcük, sarnıç

abisteni : far. * ab (su, sıvı) + ist (durmak, tutmak, içinde taşımak, sabit olmak) + eni (durum eki) * dolu olma, sıvı dolu olma; hamilelik, gebelik

abişhor : far. * abiș (örtülü, gizli, saklı, korunaklı, güvenli) + hor (yiyen, tüketen, yiyici) * güvenli korunaklı yeme yeri, yeme barınağı; hayvan sulama yeri; içme kabı; dinlenmek için kısa bir duraklama, teneffüs; günlük yiyecek, rızık

abiştgah : far. * abişt (gizli, örtülü) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * gizlenecek yer, gizli yer

abitür : lat. * abitus (abeo (gidiş, terkediş) (ab (-dan, uzak, ayrı) + ire (gitmek) ) + turus (gelecek zaman ve isim yapım eki) ); * Alman ortaöğretim sisteminde eyalete göre 12 veya 13 yıl eğitim ve son sınıfta yapılan beş ayrı merkezi sınav sonrasında ulaşılabilen en yüksek lise diploması

abiy : ara. * aba (reddetmek, kabul etmemek, inat etmek , direnmek, diretmek, çekinmek, geri durmak) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * reddeden, kabul etmeyen, inat eden, direnen, direten; çekingen, onurlu, asil davranışlı, reddedici; kısmet, nasib

abiye : fra. * ab (su, parlaklık, ışık) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parlak, gösterişli elbise, şatafatlı giysi; hazırlanmış, parçayı hazırlamış, giyinik, giyinmiş

abiyofobi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşamdan, hayatta olmaktan veya yaşamın sürmesinden aşırı ve sürekli korkma durumu

abiyogenez : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * biyolojik olmayan, cansız maddelerden oluşan yaşam, canlılığın cansız maddeden köken alması, cansızdan canlı oluşumu

abiyogenezik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * biyolojik olmayan, cansız maddelerden oluşan yaşam ile ilgili, canlılığın cansız maddeden köken almasıyla ilgili, cansızdan canlı oluşumu ile ilgili, abiyojenez ile ilgili

abiyojenez : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * biyolojik olmayan, cansız maddelerden oluşan yaşam, canlılığın cansız maddeden köken alması, cansızdan canlı oluşumu

abiyomik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ome (tüm, bütün, hepsi, tamamen) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * canlı organizmaların bulunmadığı çevreleri veya biyolojik olmayan çevresel bileşenlerin bütününü inceleyen veya bunlarla ilgili olan

abiyotik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı olmayan, cansız, canlıyla ilgili olmayan, cansız olan, yaşam içermeyen

abiyotrofi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dokuların veya organların kalıtsal veya doğal nedenlerle canlılığını ve beslenmesini zamanla yitirmesi; dışarıdan gelen bir yaralanma, hastalık veya enfeksiyon olmaksızın; vücuttaki belirli organ veya dokuların, özellikle de sinir sistemi hücrelerinin canlılığını kaybederek erken yaşta dejenerasyona uğraması

abiyotrofik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dokuların veya organların kalıtsal veya doğal nedenlerle canlılığını ve beslenmesini zamanla yitirmesiyle ilgili

abjürasyon : lat. * ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + jurare (yemin etmek) + tio (isim yapım eki) * daha önce benimsenmiş bir inancı, görüşü veya bağlılığı resmi olarak yemin ederek reddetme; inkar ve vazgeçme beyanı

abkame : far. * ab (su, sıvı) + kama (sevmek), kam (sevgi, arzu, zevk) * su sever, suyu seven; Anadolunun bazı doğu illerinde ve Bağdat'da yapılan, turşu veya salataya benzer bir çeşit yiyecek maddesi; ekşi hamurdan pişirilerek sirkeye konulan ve turşu olarak kullanılan bir gıda maddesi

abkari : ara. * abkar (olağanüstü yetenekli, dahi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kusursuz, kamil, olgun; döşek

abkeş : far. * ab, av (su) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * vakıf hayır müesseselerinin su ihtiyacını karşılamak üzere kuyu ve çeşmelerden su temin eden kimse

abkur : far. * ab (su, sıvı) + kur (çukur, kanal, delik) * su biriken lağım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik

abl : ara. * abl (kalın, büyük nesne; bükmek) * kalın, büyük nesne; bükmek

abla : far. * ab (su; beyaz, ak) + la (isim yapım eki) * beyaz taş, ak nesne

abla : tür. * apa, aba (büyük kadın, yaşça büyük kız kardeş, cice, abuş, aba, büyük bacı, dudu; ana, nine) * büyük kız kardeş; kendinden yaşça büyük kadınlara hitap sözü

ablak : tür. * abl, ebl (geniş, yayvan) + ak, ek (gibi olan anlamı veren sıfat eki) * geniş ve dolgun, yayvan; bulk (hacimli, geniş) (ing.)

ablasyo plasenta : lat., gre. * ablatio (çekip çıkarma, ortadan kaldırma, yok etme) (ab (-dan, uzak, ayrı) + latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, ayırmak, koparmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma) + tio (isim yapım eki) (lat.) + plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) (lat.) * plasentanın doğumdan önce rahim duvarından erken ayrılması durumu, plasenta dekolmanı

ablasyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, uzaklaştırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma) + tio (isim yapım eki) * çekip çıkarma, ortadan kaldırma, yok etme; bir materyalin, bir parçanın, bir nesneden veya vücuttan buharlaşma, yontma, kesme veya diğer aşındırıcı işlemlerle kaldırılması veya imha edilmesi ablatif

ablatif : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, uzaklaştırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma) + ivus (sıfat yapım eki, ile ilgili, gibi) * ayrılabilen, çıkabilen, uzaklaşan; ayrılmayı, uzaklaşmayı ifade eden; dilbilgisinde bir ismi veya kökeni gösteren hal

ablatojen : lat., gre. * ab (-dan, uzak, ayrı) + latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, uzaklaştırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * bir dokunun veya maddenin lazer, radyofrekans veya ısı gibi yüksek enerji yöntemleriyle eritilerek, buharlaştırılarak ya da kazınarak yok edilmesini (ablasyon) tetikleyen veya bu sürece neden olan (etken/madde)

ablatya : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + latia (taşıma, alma, çıkarma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma (latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, uzaklaştırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma) + ia (durum eki) ) * uzunluğu 15, genişliği 4-1 kulaç olan, geniş gözlü bir balık ağı türü

ablaze : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + latare (taşımak, almak, çıkarmak, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak), latus (taşınmış, alınmış, çıkarılmış, ortadan kaldırılmış, uzaklaştırılmış, ayrılmış, koparılmış), latum (taşıma, alınma, çıkarılma, ortadan kaldırma, uzaklaştırma, ayırma, koparma) * ayrılmış, çıkarılmış, koparılmış, kaldırılmış; (bir parça bir nesneden veya vücuttan) çıkarılarak alınmış

ablepharus : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + blepharon (göz kapağı) (gre.) + us (isim/sıfat yapım eki) (lat.) * Skinkgiller (Scincidae) ailesine ait, göz kapağı olmayan, göz kapaksız kertenkele cinsi, yılan gözlü kertenkele, ince kertenkele

abli : lat. * apricari (sıcak tutmak, ısıtmak); abri (barınak, sığınak) * yatay serenlerin (direklerin) ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan donanım

ablise : far. * ablise (tarlaya tohum atan, ekinci) * tarlaya tohum atan, ekinci

abluka : hol. * blok (engellemek, girişi çıkışı kapatmak) + us (isim yapım eki) * bloke etme, engelleme, giriş çıkışı kapatma, sed çekme

ablüsyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + tio (fiili isim yapan so nek) * yıkama, yıkanma; dini ritüellerde arınmak amacıyla yapılan yıkanma, temizlik

ablütofobi : lat., gre. * ab (-dan, uzak, ayrı) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + tio (fiili isim yapım eki) (lat.) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * yıkanma korkusu

abnak : far. * ab (su, sıvı) + nak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sulu, ıslak, nemli

abnormalite : lat. * ab (-dan, -den, ayrı, uzak) + norma (kural, kanun, şartname, norm) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * kurala aykırılık, olması gereken ile denge ve uyum içinde olmamak, düzen ve normların dışında olma durumu, olağandışılık, anormallik

abobra : lat. * abobra (Latinceye geçmiş, kabakgillerden bir bitki adı) * kabakgiller familyasına ait, sarılıcı gövdeli ve küçük meyveli tropikal bir bitki cinsi

abolla : gre. * ambolla, anabole (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, fırlatma) ) * geniş yün cüppe; Romalıların kullandığı iki kat keten kumaştan yapılan ve omuzlarda bir kopçayla tutturulan bir tür kısa manto

abominasyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + omen (kehanet, önceden bilme), ominari (kehanette bulunmak, önceden bilmek) * iğrenme, tiksinme, nefret etme

abondan : lat. * abundare (çoklaşmak, bol hale gelmek, artmak, fazlalaşmak) (ab (-dan, uzak, ayrı) + unda (dalga), undare (dalgalanmak, dalgayla yükselmek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, bol, taşkın; bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem; gereğinden fazla, çok

abondans : lat. * abundare (çoklaşmak, bol hale gelmek, artmak, fazlalaşmak) (ab (-dan, uzak, ayrı) + unda (dalga), undare (dalgalanmak, dalgayla yükselmek) ) + entia (isim, yer ve durum eki) * bolluk, çokluk, fazlalık, aşırılık

abone : lat., fra. * abonatus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) + are (fiil mastar eki) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); abonné (fra.) * kısıtlanmış, mahsur edilmiş, sınırlandırılmış; önceden parasını ödeyerek, bir şeye belli bir süre için kullanıcı olan

abonman : lat., fra. * abonementum (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) + are (fiil mastar eki) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); abonner (abone olmak) + ment (isim yapım eki) * bir alıcı ile satıcı veya bir hizmet kuruluşu arasında, malın veya hizmetin düzenli olarak sağlanmasına yönelik anlaşma ve bu anlaşmanın belgesi

aboral : lat. * ab (-den, -dan, uzak, ayrı) + os, or (ağız, açıklık, giriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağızdan uzak bir yöne doğru, ağıza karşı, veya ağızdan uzak, ağızdan başka yolla, ağız dışı

aborda : ita. * abbordare (yanaşmak), abborda (yanaş) (ab (ön ek) + bord (tahta, düz yüzey) + are (fiil mastar eki) ) * bir geminin başka bir gemiye veya bir rıhtıma yanını vererek yanaşması

aborjin : lat. * ab (-den, -dan) + originis (köken, asıl, başlangıç, kaynak, menşe) (oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak) + ginis (isim yapım eki) ) * başlangıçtan, ilk kaynaktan, kökenden; Avustralya kıtası yerlilerine verilen isim

abortif : lat. * ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum, meydana çıkma, ortaya çıkma, başama) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hamileliği sona erdirmek için düşük yapmaya yarayan madde

abortus : lat. * ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum, meydana çıkma, ortaya çıkma, başlama) * fetüsün veya embriyonun anne adyının gebelik haftasına bağlı olarak gelişimini tamamlamadan rahimden atılması

abortus imminens : lat. * abortus (düşük, doğumun erken veya istem dışı gerçekleşmesi) (ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum, meydana çıkma, ortaya çıkma, başlama) + imminens (yaklaşmakta olan, hemen gerçekleşecek, tehdit oluşturan veya yakın tehlike taşıyan) imminere (üzerine asılı olmak, tehdit etmek, yaklaşmak) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + minere (fırlatmak, çıkık olmak, yansıtmak, çıkıntı oluşturmak) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * gebeliğin ilk yarısında rahim içinde yaşayan bir bebeğin olmasına rağmen vajinal kanamanın olması durumu, düşük tehdidi

abortus insipiens : lat. * abortus (düşük, doğumun erken veya istem dışı gerçekleşmesi) (ab (aşağı, yok, değil) + oriri, orior (doğmak, oluşmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, başlamak), ortus (doğuş, oluşum, meydana çıkma, ortaya çıkma, başlama) + insipiens (anlayışsız, idraksiz, cahil, bilgisiz, akılsız; saçma, tuhaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sapiens (bilge, bilgili, bilen, akıllı, anlayışlı, idrakli) (sapere, sapio (akıllı olmak; zeki olmak, bilmek, sağduyulu olmak; tatmak) + iens (ile ilgili olma) ) * kanama ve şiddetli ağrı ile birlikte rahim ağzında (cervix) oluşan açılma sonrasında düşüğün kaçınılmaz olması durumu, kaçınılmaz düşük

abov : ara. * aba (baba) + ov (of) ("Vay babam", "Vay anasını" gibi) * şaşırma nidası

abr : ara. * abra (geçmek, aşmak), ubûr (geçme, geçiş) * geçmek, aşmak; bir yerden diğerine geçmek, karşıya geçmek

abra : moğ., tür. * abura (korumak, kurtarmak, yardım etmek), abri (sığınak, barınak) * korumak, kurtarmak, yardım etmek; sığınak, barınak

abradasyon : lat. * ab (-dan, -den, uzak, dışa, ayrı, aşağı) + radere (kazımak, aşındırmak) + tio (isim yapım eki) * sürtünme etkisiyle bir yüzeyin veya dokunun aşınması, kazınması veya yıpranması

abrakadabra : ara. * ebri (yaratırım) + ke (gibi) + debri (konuşurum, yazarım, hareket ederim) * "konuştuğum gibi yaratırım" anlamına gelen sihir cümlesi; "bu dünya gibi yok ol" anlamı olduğu bilgisi de mevcut; abraxas (gnostik ilah ismi) (gre.)

abraksas : gre. * abraxas, abrasax, abrasax (gnostik sihir sözcüğü) * Gnostik sembolizmde tüm yaratılışın üstünde bulunan, ışıkla karanlığı birleştiren ilahi güç; büyüsel tılsım yazıtlarında koruyucu kelime; Gnostik ve kabalistik inanışta Tanrı’nın tüm varlıkların üzerinde birliği ve kudreti temsil eden mistik isim (Grek alfabesi göre bu kelimenin isosefi değeri 364 olup, bu sayı yılın günleriyle ilişkilendirilmiştir. 365. gün Tanrı’ya aittir.)

abramak : moğ., tür. * abura (korumak, kurtarmak, yardım etmek) + mak (fiil mastar eki) * başarmak, becermek; fırtınalı havalarda, kabarık denizde gemiyi veya yelkenliyi en doğru ve iyi bir biçimde yönetmek, kullanmak

abran : ara. * abr (bulut; kristalleşmiş su kütlesi) + an (çoğul eki) * bulutlar, gökyüzündeki su damlacıkları topluluğu; ağlayan, ağlayıcı

abrane : far. * abr (su, su kanalı) + ane (bakan, görevli) * su borularına bakan mühendis, su kanallarıyla ilgilenen görevli

abraş : ara. * baraş (çil, benek), abraş (çilli, alaca benekli (at), çapar) * sarı saçlı, çilli ve çopur yüzlü, açık renk gözlü erkek

abrazif : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + radere, rasare (kazımak, sürtünmek), rasus (kazıma, sürtme, sürtünme) + ivus (ile ilgili, gibi) * kazıyıcı, aşındırıcı, sürtücü madde veya yüzey

abrazyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + radere, rasare (kazımak, sürtmek, sürtünmek) + sio (isim yapım eki) * iki cismin yüzeylerinin birbirlerine sürtünmesi sonucu oluşan aşınma

abre : far. * ab (su) + re (akmak, dökülmek); rhein (akmak, dökülmek, yağmak) (gre.) * gözyaşı; akan su, ağlama sırasında dökülen sıvı

abreaksiyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) * unutulmuş veya bastırılmış anı veya deneyimlerin bilinçdışından bilince getirilmesi, boşalım

abreviasyon : lat. * abbreviare (ab (-dan, uzak, ayrı), ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + breviare (kısaltmak) (brevis (kısa) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kısaltma, kelime veya ifadeyi daha kısa biçimde yazma veya söyleme işlemi

abrezyon : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + radere, rasare (kazımak, sürtmek, sürtünmek) + sio (isim yapım eki) * iki cismin yüzeylerinin birbirlerine sürtünmesi sonucu oluşan aşınma

abrikosov vorteks : rus., lat. * Abrikosov (kayısı; Sovyet/Rus teorik fizikçi Alexei Abrikosov) + vortex (dönü, girdap) * tip II süperiletkenlerde manyetik alanın kritik değerleri arasında malzeme içine kuantalanmış manyetik akı tüpleri şeklinde nüfuz ederek düzenli bir örgü oluşturduğu, süperiletkenlik kuramında temel öneme sahip fiziksel yapı

abril : lat., gre. * aprilis (aprire (açmak) + ilis (isim yapım eki) (lat.) ( (baharın açılışı, çiçeklerin açılması bağlamında), aprilios (gre.) * Roma takviminin dördüncü ayı; Venüs’e adanmış ay; Nisan ayı, baharın açılış dönemi; Apru (Etrüsklerde bir tanrıça) (etr.)

abrizi : far. * ab, av (su) + rizi (döken) (riz (dökmek, akıtmak, saçmak) + i (-cü, -cı, yapan, eden) ) * hastanelerde lazımlıkları döken görevli

abrocitinib : gre., lat. * abrocitinib (habros, avros (hassas, ince) ) + ci (son ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * atopik egzama olarak da bilinen atopik dermatit tedavisinde kullanılan ilacın etkin maddesi (C14H21N5O2S)

abronia : gre.* abros (narin, zarif) + eia (ile ilgili, -a ait) * özellikle Kuzey Amerika’da yayılış gösteren, narin yapılı ve gösterişli çiçekleri olan bir bitki cinsi

abrupsiyo : lat., gre. * abruptio (ab (-dan, ayrı, uzak) + rumpere (kırılmak, kopmak, kesmek) + tio (isim yapım eki) ) * kopma, ayrılma, ani kesilme, kırılma

abrupsiyo plasenta : lat., gre. * abruptio (kopma, ayrılma, ani kesilme, kırılma) (ab (-dan, ayrı, uzak) + rumpere (kırılmak, kopmak, kesmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) (lat.) * hamileliğin son üç ayında aniden ortaya çıkabilen, plasentanın rahimden erken ayrılması durumu, plasenta dekolmanı

abs : ara. * abs, abasa (kurumak, katılaşmak) * kuruma, katılaşma

ABS : ing. * antios, anti (zıt, karşıt, ters, aksi) + lock (kilit) + braking (frenleme) + system (sistem, düzen, nizam) * sürücünün ani fren yapması durumunda tekerleklerin kilitlenmesini önleyerek aracın yönlendirilebilirliğini ve yol tutuşunu koruyan, fren basıncını elektronik olarak hızlı bir şekilde ayarlayan güvenlik sistemi

absal : far. * ab (su) + sal (göndermek, akıtmak) * bahçe, koru veya park; su ile sulanarak yeşillendirilen alan

absans : lat. * absens, absentia (abesse (ab (-dan, -den, ayrı, uzak) + esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) + entia (ile ilgili olma durumu) * yokluk, mevcut olmama durumu, gayb olma, uzakta olma

abse : lat. * abscessus (gitmek, uzaklaşmak, yok olmak, mevcut halini terketmek) (ab (-dan, -den, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gidiş, ilerleyiş) ) * vücudun herhangi bir bölgesinde irinle dolan lokal şişlik; enfeksiyon sonucu oluşan kapsüllü irin birikimi, iltihab yumağı

absent : gre. * apsinthion (acı ot, pelin, ağaç solucanı, tahta kurdu, içilemeyen) (a (olumsuzluk ve sertlik öneki) + psinthion (acı, acımsı) * alkol, pelin ve yeşil anasonun damıtılarak fermante edilmesiyle elde edilen, alkol oranı %45-75 arası olan bir içki

absentizm : lat. * absens (uzakta, eksik, noksan, bulunmayan, yok olan), absentia (uzakta olma, eksik olma, noksan olma, bulunmama, yok olma) (abesse (ab (-dan, -den, ayrı, uzak) + esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) ) + ens (sıfat yapım eki); entia (isim yapım ve durum eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) ; absentéisme (fra.) * bir çalışanın veya öğrencinin geçerli ya da geçersiz nedenlerle belirlenmiş mesai/ders saatlerinde alışkanlık halinde veya plansız olarak görev yerinde bulunmaması ve işe devamsızlık yapması durumu

absiksimab : lat. * ab (karşı, aşağı) + scission (kesilme, ayrılma, bölünme) + xi (kimera) + mab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) eki) * trombosit yüzeyindeki glikoprotein IIb/IIIa reseptörlerini bloke ederek trombosit agregasyonunu önleyen kimerik monoklonal antikor yapısında bir ilacın etken maddesi (C2101H3229N551O673S15)

absolut : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) (solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) + utus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * herhangi bir koşula bağlı olmayan, mutlak, salt, koşusuz, sınırsız; bağımsız, serbest bırakılmış, tamamlanmış

absolut refrakter periyot : lat., gre. * absolutus (salt, mutlak, koşulsuz) (ab (-dan, uzak, ayrı) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) ) + refractor (ısıya ve kırılmaya dayanıklı) (re (tekrar) + frangere (kırmak) + tor (-cı, yapan) ) (lat.) + periodos (dönem, devir, döngü, devre) (peri (çevre, havali, etraf) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.) * yarılmış nöronun tekrar uyarılamadığı dönem, kesin duyarsız dönem

absolut risk : lat. * absolutus (salt, mutlak, koşulsuz) (ab (-dan, uzak, ayrı) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) ) + riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum (tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) * belirli bir süre içinde bir popülasyonda veya grupta belirli bir olayın gerçekleşme olasılığını, diğer faktörlerden bağımsız olarak ölçen ve mutlak değer olarak ifade edilen risk ölçüsü, mutlak risk (AR = Olayın gerçekleştiği kişi sayısı / Toplam kişi sayısı)

absolute pitch : lat. * absolutus (salt, mutlak, koşulsuz) (ab (-dan, uzak, ayrı) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) ) (lat.) + pitch (sivri, tepe, yükseklik) (ing.) * bir kişinin herhangi bir referans sesine ihtiyaç duymadan bir müzik notasını tanıyabilmesi veya doğru olarak üretebilmesi yeteneği, mutlak kulak

absolutizm : lat. * ab (uzak, ayrı) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * herhangi bir eserde veya ilkede bir ebedinin varlığına ve değişmezliğine inanmak, eseri veya ilkeyi bu değişmeze göre incelemek, mutlakçılık, saltçılık

absolüsyon : lat. * ab (uzak, ayrı) + solutio (çözme, çözüm, çözelti) (solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) + tio (isim yapım eki) ) * suçluluğun, yükümlülüğün veya cezanın resmi olarak kaldırılması; bir kişinin günahlarının affedildiğine dair kilise beyanı

absorban : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içine çeken, emen, emici, soğurucu

absorbans : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) ) + entia (isim yapım eki) * emme, emiş, içine çekiş, soğurma

absorbe : lat., fra. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) (lat.); absorbé (emmiş, emilmiş, içine çekilmiş) * emmiş, emilmiş, içe çekilmiş, soğurulmuş

absorbsiyon : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio, tion (isim yapım eki) ) * içine çekiş, emiş, emme, soğurma; bir olgunun bir maddeyi içine alması, emilim; yenen besinlerin bağırsaklarda gerçekleşen sindirimi

absorbtivite : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * emicilik, soğurganlık

absorpsiyon : lat. * absorptio (içine çekiş, emiş) (absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio, tion (isim yapım eki) ) * bir olgunun bir maddeyi içine alması, emilim; yenen besinlerin bağırsaklarda gerçekleşen sindirimi

absorptif : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * emici, içe çekici

absorptivite : lat. * absorbere (içine çekmek, emmek) (ab (-dan, uzak, ayrı) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * emicilik, soğurganlık

abstinans : lat. * abstinentia (ab (-dan, uzak, ayrı) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) + entia (isim yapım eki) ) * çekinme, çekinik olma, kaçınma, uzak durma

abstraksiyon : lat. * abstractus (ab (-dan, uzak, ayrı) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) * bir nesnenin veya olgunun ayrıntılarından soyutlanarak yalnızca temel özelliklerinin ele alınması, soyutlama

abstraksiyonizm : lat. * abstractus (ab (-dan, uzak, ayrı) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * soyutlamacılık, soyutçuluk, içinden çıkarmacılık; renk, şekil ve forma odaklanılan sanat akımı

abstrakt : lat. * abstractus (ab (-dan, uzak, ayrı) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * içinden çıkarılmış, soyut

abstre : lat. * abstractus (ab (-dan, uzak, ayrı) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * içinden çıkarılmış, soyut

absürdite : lat. * absurditas (ab (-dan, uzak, ayrı) + surdus (sağır, sıkıcı, dilsiz) + itas (gibi olma, ile ilgili) ) * uyumsuzluk, saçmalık, akıl dışılık, mantık dışılık, zırvalık, aptalca davranış

absürt : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + surdus (sağır, sıkıcı, dilsiz) * saçma, akıl dışı, mantıksız, zırva, anlamsız

ab-süvar : far. * (ab (su) + süvar (yüzen, hareket eden) * su üstünde yüzen; sudaki kabarcık

abş : ara. * abş (dua, ibadet, güzellik; gaflet, bilmezlik, habersizlik) * dua, salah, ibadet; hüsn, güzellik; gaflet, bilmezlik, habersizlik

abt : ara. * abata (kesmek, yarmak, boğazlamak, kurban etmek) * deveyi ve koyunu hastalanmadan sağ iken boğazlamak; kazılmamış yeri kazmak; yarmak;yalan, şğphe, kuşku

abu : ara. * eb (baba ata), aba (babalar, atalar) * baba, ata

abu dabi : ara. * aba (baba) + u (bağlaç) + dabi (gazal, ceylan) * Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti

abudefduf : ara. * ab (baba) + u (tamlama eki) + dafdaf (yanları çizgili veya benekli balık) * Pomacentridae (papazbalığıgiller) familyasına ait, genellikle tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan bir grup kemikli balığı türü

abuhava : far., ara. * ab (su) + u (bağlaç) + hava (atmosfer, yer ile gök arası, hafif yel) * hava koşulu, iklim (su ve hava durumu bağlamında)

abuja : hau. * ab, eb, aba (baba) + u (bağlaç) + bekir (ilk, ilk doğan, erken, sabahleyin) + ja (kırmızı) * Nijerya'nın başkenti (Mellem Ebubekir JA isimli kişinin isminden)

abuk : sud. * abuk (Sudan'da kadın tanrıça) * saçma, pagan

abuk subuk : tür. * abuk (Sudan'da bir tanrıça) + sab (sapmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * abuk sapuk, saçma sapan, anlam içermeyen, anlamsız

abuli : gre. * abuliein (olmamak, bulunmamak, yok olmak) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + boule (irade, istek, karar) + iein (fiil mastar eki) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * nörolojik bozukluklarda, depresyonda ve şizofrenide görülen düşünce ve eylem dürtüsünde azalma, eylemin sonuçlarına karşı kayıtsızlık, irade yitimi

abullabut : tür. * aba (baba); apul (yavaş, ağır) + el (ön ek, artikel) + labut (tekmeleyen, saldırgan) * hantal, sakar, beceriksiz, hoyrat, kaba, sert

abundantia : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + unda (dalga), undare (dalga ile yükselmek, dalgalanmak) + entia (isim yapım eki) * bolluk, bereket; Roma mitolojisinde bolluk ve refah tanrıçası

abur : erm. * abur (içme sesinden ses yansımalı kelime) * çorba; çorba içerken çıkarılan sesten onomatope (ses yansımalı) kelime; karalahana, fasulye ve mısır unu ile yapılan bir yemek çeşidi; sulu yemek, manca; obur (çok yiyen, doymayan), obruk (içbükey; çukur, kuyu) (tür.)

abur cubur : erm., yun. * abur (çorba, sulu yemek) (erm.) + cubur, çipuro, tsipouro (içecek, içki; sert Yunan rakısı) (gre.) * yemek içmek, atıştırmalık

abus : ara. * abs, abasa (yüz ifadesiyle hoşnutsuzluk belirtmek, surat asmak, yüz ekşitmek, çehresini çatmak, somurtmak) * asık, çatık, somurtuk, çatık çehreli, asık yüzlü, yüzü ekşi

abuse : lat. * ab (-dan, uzak, ayrı) + uti (kullanmak, faydalanmak) (usus (kullanım, fayda) * "abüz" okunur; bir kişinin, diğer bir insana veya hayvana zalimce, vahşi veya küçük düşürücü şekilde davranması, istismar

abutilon : lat. * abutilun (Arapça kökenli, ebegümecine benzer lifli bir bitki adı) * ebegümecigiller familyasına ait, çalı veya otsu formda, süs ve lif bitkisi olarak bilinen bir bitki cinsi

abv : ara. * abv (yüzü güzel olmak, düzgün ve nizamlı olmak) * yüzün güzel olması, güzellik; düzgünlük, nizamlı oluş

ac : ing. * Alternative (alternatif, değişken) + Current (akım) * genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akım

Ac : lat. * actinium (Actium (antik Yunan dünyasında günümüzde Yunanistan sınırları içinde bulunan bir bölge) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 89 olan, periyodik tablonun aktinitler serisinde bulunan, yüksek derecede radyoaktif, gümüş beyazı renkli, nükleer araştırmalarda, nötron kaynaklarında ve bazı radyoterapi uygulamalarında kullanılan metal element

ac dc : ing. * alternating (değişen) + current (akım) + direct (doğru) + current (akım) * elektrik akımının yönüne göre iki temel türü ifade eden terim (AC (Alternating Current) yönü sürekli değişen, DC (Direct Current) ise tek yönde akan doğru akım)

acaba : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * şaşırtıcı, merak uyandıran, tuhaf, garip

ac'ac : ara. * ac’aca (uzun uzun çağırmak) * uzun uzun çağırma

acac : ara. * acca (yükselmek, yoğunlaşmak, gürültü çıkarmak) * toz bulutu, duman, sis, yoğun toz; tütün; gürültü

acacia : gre. * akakia (dikenli ağaç) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasına ait, çoğu dikenli, sıcak iklimlerde yaygın ve odunsu yapıda ağaç ve çalıları kapsayan bir bitki cinsi

acafet : ara. * acf, acafa (zayıflamak, cılızlaşmak, çelimsiz olmak), acif (zayıf, cılız, çelimsiz) * zayıflık, çelimsizlik, cılızlık, zafiyet

acaib : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * şaşırtıcı şeyler, merak uyandıran şeyler, tuhaflıklar, gariplikler, garip şeyler, şaşırtacak ve hayret verici şeyler

acaiz : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik), aciz (zayıf, yetersiz, çaresiz), acuze (güçsüz kadın, zayıf kadın, çaresiz kadın, yetersiz kadın, kocakarı, ihtiyar kadın, yaşlı kadın) * güçsüz kadınlar, zayıf kadınlar, çaresiz kadınlar, yetersiz kadınlar, kocakarılar, ihtiyar kadınlar, yaşlı kadınlar

acal : ara. * eccele (geciktirmek, ertelemek, ötelemek, ertelemek, sonraya bırakmak, belirli bir süre tanımak, vade belirlemek), ecel (belirli bir zamana ertelenme, belirli bir sürenin sonu, belirlenmiş vakit, vade, tamamlanma zamanı, süre dolma zamanı) * süre sonları, eceller, vadeler; ölümler

acalabrutinib : gre. * akala (su) + bruton (kahverengi) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * küçük lenfositik lenfoma dahil olmak üzere çeşitli non-Hodgkin lenfoma tiplerini, manto hücreli lenfoma ve kronik lenfositik lösemiyi tedavi etmek için kullanılan ilacın etkin maddesi, bruton tirozin kinaz inhibitörü (C26H23N7O2)

acalypha : gre. * akalyphe (ısırgan otu) * sütleğengiller familyasına ait, yaprakları ısırganı andıran, süs bitkisi olarak da yetiştirilen bir bitki cinsi

acanthaceae : gre. * akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılım gösteren, ayıpençesi (Acanthus) ve akrabalarını kapsayan, iki çenekli çiçekli bitkilerden oluşan çiçekli bitki familyası, ayıpençesigiller

acanthaceae : gre., lat. * akantha (diken) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * genellikle dikenli veya sert çıkıntılı yapılar taşıyan, otsu ve çalı formunda birçok türü kapsayan bir bitki familyası

acanthocephala : gre. * akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) + kephale (baş, kafa) * dikenli başa sahip, genellikle parazit olarak yaşayan bir grup halkalı solucan türü

acanthodactylus : gre. * akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) + dachtylos (parmak) * dachtylos (parmak)

acantholimon : gre. * akantha (diken) + leimon (çayır, mera) * dikenli yapılı, genellikle kurak ve taşlık alanlarda yetişen, yastık formunda bir bitki cinsi

acanthomintha : gre. * akantha (diken) + mintha (nane) * dikenli yapraklara sahip, nane kokulu, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait aromatik bir bitki cinsi

acanthophoenix : gre. * akanha (diken) + phoenix (hurma palmiyesi) * dikenli gövde veya yapraklara sahip, palmiyegiller familyasına ait tropikal bir palmiye cinsi

acanthuridae : gre., lat. * akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) + ouros (kuyruk) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * cerrah balığı, tang balığı, tek boynuzlu balık gibi kuyruk bölgesinde keskin ve dikenimsi çıkıntılara sahip, tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan, gövde yapısı yassı ve yelpaze biçimli kuyruklarıyla tanınan balık türlerinden oluşan zoolojik aile

acanthus : gre. * akantha, akanthos (diken, çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme; dikenli bitki, ayı pençesi) * dikenli ve geniş yapraklarıyla bilinen, akantgiller familyasına adını veren süs bitkisi cinsi

acar : ara. * acar (kaba, şişman, iri, güçlü) * cesur, akıllı, gözü pek, kabına sığmaz, yiğit, kabadayı, atılgan, yılmaz; acer (enerjik, aktif, açgözlü, gayretli, kuvvetli) (ing.)

acara : laz. * acara (yağmurlu yer) * yağmurlu yer; yönetim merkezi Batum olan, Türkiye'nin kuzeydoğusunda Artvin ve Ardahan illeri sınırında yer alan özerk cumhuriyet

acariformes : gre., lat. * akarina (akari (akar, böcekçik, zerre, ufak şey) + na (son ek) ), acarus (lat.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * örümceğimsiler (Arachnida) sınıfına ait en çeşitli akar gruplarından biri olan ve toprak ekosistemlerinden parazit türlere kadar doğada çok geniş bir alanda yaşayan mikroskobik veya çok küçük boyutlu eklembacaklıları (akarları) kapsayan bir üst takım

acayip : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * şaşırtıcı şeyler, merak uyandıran şeyler, tuhaflıklar, gariplikler, garip şeyler, şaşırtacak ve hayret verici şeyler; tuhaf, şaşırtıcı, hayret verici, merak uyandıran

acb : ra. * acb (kuyruk sokumu, kuyruk dibi; her şeyin sonu, nihayeti) * kuyruk sokumu; “us‘us” denilen küçük kemik; her şeyin kuyruk dibi ve nihayeti

accac : ara. * acca (yükselmek, yoğunlaşmak, haykırmak, bağırmak, gürültü çıkarmak), acc (kalabalık, yoğun) * fırtınalı, rüzgarlı; gürültülü

accelerando : lat. * ad (- doğru, yönelim) + celerare (hızlanmak, süratlenmek) (celer (hız, sürat) + are (fiil mastar eki) ) + andum (isim yapım eki) (lat.); ando (ita.) * hızlanan, ivmelenen; müziğin ritminin hızlanması

accipitridae : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kartal, doğan, şahin, atmaca, çaylak, akbaba ve diğer gündüz yırtıcı kuşlarını kapsayan kuş familyası atmacagiller, kartalgiller

ace inhibitörü : gre., ing., lat. * angiotensin (anjiyotensin) + converting (dönüştürücü) + enzyme (enzim) + inhibitor (engelleyici, önleyici) * anjiyotensin I'i anjiyotensin II'ye çevirerek damarları daraltan, kan basıncını artıran ve tansiyonu düşüren enzim

aceb : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * taaccüb, şaşma, hayret; şaşırtıcı, tuhaf, garib, hoş, latif

acef : ara. * acf, acafa (zayıflamak, cılızlaşmak, çelimsiz olmak), acif (zayıf, cılız, çelimsiz) * bir canlının, uzvun veya bünyenin beslenememe, hastalık ya da yaşlılık gibi nedenlerle gücünü yitirerek halsizleşmesi, cılızlaşması, zayıflaması veya dumura uğrayıp körelmesi

acele : ara. * acala, acila (hızlı hareket etme, çabuk olmak, süratli olmak, telaş etmek), acel (hız, sürat, çabukluk) + e (sıfat yapan son ek) * çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak

acem : far., ara. * agamah (halk, kavim, özellikle yabancı kavim, Romalı, barbar, Arapça bilmeyen), acemi (deneyimsiz; yabancı) * İranlı; yabancı; Türk musikisinde mi notasına yakın bir perde, bir makam

acem aşiran : ara. * acem (İranlı; yabancı) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde birleşik ve şet makamlarından biri ve Türk musikisinde kalın fa sesine denk gelen perdenin ismi

acem ba zir keşide : ara., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + ba (erişme, yetme, kuvvet, kudret, beceri) + zir (alt, aşağı) + kaşidan (çekmek, uzatmak), keşide (çekme, çekilen, çekilmiş, uzatılmış; düzenlenmiş, yazılmış) (far.) * Türk musikisinde, acem ve zir (aşağı) bölgelerde genişletilmiş seyir gösteren, segâh dizisi üzerine inşa edilmiş, güçlü perdesi dügâh olan ve segah veya acem perdesinde karar eden, özellikle ağır ve derin duygular içeren klasik formlarda kullanılan, seyri aşağıdan yukarıya doğru uzatmalı (keşide (çekilmiş, uzatılmış) ve melankolik karakterli bir makam

acem borusu : ara., tür. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + burgu, boru (içi boş, uzun ve silindirik geçit; boynuz şeklinde üfleme çalgısı) + su (iyelik eki) (tür.) * ılıman ve sıcak iklimlerde yetişen, 3-6 cm boyundaki borazan görünümlü ve yazın açan çiçeği olan bitki

acem buselik : far., ara. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, buselik dizisinin temel alınarak acem (segah üzeri kürdi) çeşnisiyle renklendirilmiş bir makam olup, karar perdesi buselik (re), güçlü perdesi neva (sol) olan; çıkıcı-inişli seyirli, orta kararlar yapan, yumuşak ama hüzünlü karakterli ve özellikle şarkı ve yürük semaî formunda sıkça kullanılan bileşik bir makam

acem ırak : ara., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde acem ve ırak dizilerinin bileşiminden oluşan, karar perdesi rast, güçlü perdesi neva olan; seyri inişli-çıkışlı, acem perdesi üzerinde genişleme yapan, segâh, buselik ve hicaz çeşnilerini içeren, ağırbaşlı ve içli karakteriyle özellikle klasik formlarda (kar, beste, ağır semai) kullanılan, zengin ve derin duygulu bileşik bir makam

acem kürdi : ara. * acem (İranlı; yabancı) + kurd (kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, kürdi dizisinin üzerine acem (segah üzeri kürdi) perdesiyle renk katılmış, karar perdesi kürdi (re), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri inişli-çıkışlı, acem çeşnisini orta bölgede belirginleştiren, duygusal ve melankolik karakterli, özellikle şarkı, ilahi ve fantezi formlarında tercih edilen bileşik bir makam

acem murassa : ara. * acem (İranlı; yabancı) + murassa (bezeli, döşenmiş, süslenmiş), rassa (bezemek, döşemek, süslemek) * Türk musikisinde, acem dizisinin zenginleştirilmiş (murassâ = süslenmiş) formu olup, karar perdesi rast (gah), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri inişli-çıkışlı, orta bölgede acem, tiz bölgede buselik ve neva çeşnilerini barındıran, gösterişli ve duygulu anlatımıyla özellikle klasik formlarda kullanılan süslü ve geniş seyirli bir bileşik makam

acem rast : ara., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + rast (düz, doğru, hayırlı, şanslı; sağ taraf; yerinde, tam isabetli; müzikte doğru perde) (far.) * Türk musikisinde, rast dizisi temel alınarak acem (segah üzeri kürdi) çeşnisiyle renklendirilmiş, karar perdesi rast (gah), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri çıkıcı-inişli, orta bölgede acem, tizde rast çeşnilerine yer veren, ağırbaşlı ve zarif bir karakter taşıyan, özellikle klasik eserlerde tercih edilen bileşik ve zarif makam

acem tarab : ara. * acem (İranlı; yabancı) + tarab (sevinç, senlik, şad olma hali) * Türk musikisinde, rast dizisi temelinde oluşturulmuş, acem perdesiyle renklendirilmiş ve karar perdesi rast, güçlü perdesi neva olan; seyri inişli-çıkışlı, orta bölgede acem, tiz bölgede ise tarab (hicazkar benzeri) çeşnilerine yer veren, zarif, duygulu ve bazen coşkulu bir yapıya sahip, özellikle klasik formlarda tercih edilen bileşik ve süslemeli bir makam

acem uşşak : far. * acem (İranlı; yabancı) + aşk (sevgi, sevda), uşşak (aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) (ara.) * Türk musikisinde, uşşak dizisi temel alınarak orta bölgede acem (segâh üzeri kürdi) çeşnisiyle zenginleştirilmiş, karar perdesi dügah (la), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri inişli-çıkışlı, uşşak makamının sıcak ve içten karakterini korurken acem çeşnisiyle melankolik bir tat kazanan, özellikle şarkı, ilahi ve fantezi türlerinde tercih edilen bileşik ve etkileyici bir makam

acem zemzeme : ara. * acem (İranlı; yabancı) + zam (çoklamak, artırmak, fazlalaştırmak, katmak, eklemek), zamzama (bol akan kaynak; coşkulu müzik), zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı, mırıldanma) * Türk musikisinde, uşşak dizisi temel alınarak orta bölgede acem (segah üzeri kürdi) ve zemzeme (hicazlaşmış kürdi çeşnisi) çeşnilerinin eklenmesiyle oluşan, karar perdesi dügah (la), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri inişli-çıkışlı, özellikle orta bölgede süslemeli ve duygulu geçkiler barındıran, hüzünlü ve mistik karakterli, ilahi ve ağır usüllü klasik eserlerde tercih edilen bileşik bir makam

acem zir keşide : ara., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + zir (alt, aşağı) + keşidan (çekmek, germek, uzatmak, götürmek), keşide (çekme, çekilen) (far.) * Türk musikisinde, acem (segah üzeri kürdi) dizisi temel alınarak, genellikle tiz bölgede yükselen ve süslemeli uzun keşidelerle karakterize edilen, karar perdesi segah (do diyez), güçlü perdesi neva (sol) olan; melodik yapısı itibarıyla zarif ve etkileyici, özellikle gazel ve şarkı formunda kullanılan, ince duyguları ve hareketli süslemeleriyle ayırt edilen nadir ve özgün bir makam

acemane : ara., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * acem gibi, acemlere yakışırcasına; yabancı gibi

acemborusu : ara., tür. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + burgu, boru (içi boş, uzun ve silindirik geçit; boynuz şeklinde üfleme çalgısı) + su (iyelik eki) (tür.) * ılıman ve sıcak iklimlerde yetişen, 3-6 cm boyundaki borazan görünümlü ve yazın açan çiçeği olan bitki

acemce : ara., tür. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + ce (ile ilgili, gibi, -a ait) * İran dili, Farsça

acemi : ara. * acem (deneyimsiz, tecrübesiz, yabancı, Arapça bilmeyen, barbar, İranlı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deneyimsiz, yabancı, Arapça bilmeyen; dilsiz, beceriksiz; barbar, İranlı

acemi çaylak : ara., tür. * acemi (deneyimsiz, tecrübesiz, işi yeni öğrenen, yabancı, Arapça bilmeyen; dilsiz, beceriksiz; barbar, İranlı) (ara.) + çaylak (Falco tinnunculus başta olmak üzere, büyük boylu, yırtıcı ve avcı kuş olan bazı doğan türlerinin genel ismi; deneyimsiz) (tür.) *

acemi er : ara., tür. * acemi (deneyimsiz, tecrübesiz, işi yeni öğrenen, yabancı, Arapça bilmeyen; dilsiz, beceriksiz; barbar, İranlı) (ara.) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) (tür.) * askerlik hizmetine yeni başlamış, henüz askerlik deneyimi ve görev bilgisi yeterince gelişmemiş er

acemli rast : ra., far. * acem (İranlı; yabancı) (ara.) + li (sahibi, ile ilgili, birlikte, beraber) (tür.) + rast (düz, doğru, hayırlı, şanslı; sağ taraf) (far.) * Türk musikisinde, temel dizisi rast olan, orta ve tiz bölgede acem (segah üzeri kürdi) çeşnisiyle renklendirilmiş, karar perdesi rast (do), güçlü perdesi neva (sol) olan; seyri dengeli inişli çıkışlı, hem neşeli hem melankolik hisler uyandıran, özellikle şarkı ve ilahi türlerinde kullanılan, acem tadıyla zenginleşmiş karakteristik bir makam

acente : lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (isim, yer ve durum eki) * başkası adına iş yapan, vekil

acep : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * taaccüb, şaşma, hayret; şaşırtıcı, tuhaf, garib, hoş, latif

acer : lat. * acer (keskin, sivri; akçaağaç) * yaprakları elsi loblu, odunu sert ve dayanıklı olan, akçaağaçları kapsayan bir ağaç cinsi

aceraceae : lat. * acer (keskin) + aceae (-giller, botanik familya eki) * akçaağaç (Acer) cinsini kapsayan bitki familyası, akçağaçgiller (modern sınıflandırmada (APG sistemi), bu familya artık bağımsız bir grup olarak kabul edilmeyip Sapindaceae (tespih ağacıgiller) familyası altında Acer (akçaağaç) cinsi olarak sınıflandırılmaktadır.)

aceratium : lat. * a (yokluk ön eki) + keras, keratos (boynuz, keratin), ceratus (boynuzlu) + ium (isim eki) * boynuz benzeri çıkıntılardan yoksun yapısıyla tanımlanan, bazı bitkilerde kullanılan morfolojik bir terimdir

a'cez : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik), aciz (zayıf, yetersiz, çaresiz) * en aciz, çok kudretsiz; mak'adı etli ve yumru olan

aceze : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik), aciz (zayıf, yetersiz, çaresiz) * zayıflar, güçsüzler, düşkünler; bakıma muhtaçlar

achariaceae : lat. * Acharia (Güney Afrikalı doğa bilimci Erik Acharius'un isminden) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Malpighiales takımına ait, çoğunluğu tropik bölgelerde yetişen, en büyük cinsi Hydnocarpus olan çalı, ağaç ve otsu tırmanıcı bitkileri içeren bir çiçekli bitki familyası

achatocarpaceae : gre., lat. * akathes (akik taşı) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Caryophyllales (karanfilgiller takımı) içinde yer alan, Achatocarpus cinsini kapsayan, Amerika'nın tropikal ve subtropikal bölgelerinde yayılış gösteren, odunsu ve çiçekli bitkilerden oluşan bitki familyası

achlys : gre. * achlys (sis, karanlık, loşluk) * gölgeli ve nemli ormanlarda yetişen, yaprakları sisli bir görünüm çağrıştıran, berberidgiller familyasına ait bir bitki cinsi

achyrocline : gre. * akhyron (saman, kuru ot) + kline (yatak, yayılma) * samanımsı dokulu çiçek başları bulunan, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait aromatik bir bitki cinsi

achyrospermum : gre. * akhyron (saman) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * saman benzeri kaplamaya sahip tohumlarıyla ayırt edilen, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait bir bitki cinsi

acı : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, hüzün, üzüntü, ıstırap, keder, gam (ache (acı), acid, acide (asit, acımsı) (ing., fra.)

acı ağaç : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ağ (birbiri içine geçmiş dokular bütünü; yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) + aç (yapan, gibi olan) * Simaroubaceae familyasından 2-3 metre boyunda olan, kabuğu sarı benekli, kırmızı çiçekli küçük bir bitki

acı bakla : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + bakla (her çeşit sebze ve fasulyegiller) (ara.) * Fabaceae familyasına bağlı, 30-120 cm'e kadar uzayabilen, Akdeniz çevresinde ve Kuzey Amerika'da yetişen, dik salkımlı çiçekleri olan bitki

acı bal : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + bal (arının salgısından elde edilen şekerli madde) * Kardüz Yaylası eteklerinde ve diğer bazı karadeniz yaylalarında üretilen, özellikle tansiyon hastaları için şifalı bir bal

acı balık : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + balık (çamur, balçık; balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı; şehir) * sazangiller familyasından küçük bir balık türü

acı ceviz : tür., ara. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + cevz, ceviz (juglans regia olarak da bilinen ağaç ve bu ağacın sert kabuklu, çok yağlı ve nişastalı yemişi) (ara.) * pekan (Carya illinoinensis), ılıman Kuzey Amerika'ya özgü ceviz ailesinden (Juglandaceae) bir yemiş ve ağaç

acı çiğdem : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + çiğ (ıslak, nemli) + dem (vakit, zaman; nefes) * Colchicum cinsinden, 25-30 cm boyunda, yaprakları şerit biçiminde olan, yazın pembe, sarı, eflatun renkli çiçekler açan, sulak çayırlarda yetişen bitkilerin genel ismi

acı elma : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + almila, elma (gülgillerden, humusça zengin ve nemli topraklarda, bol güneş alan yerlerde yetişen, kenarları dişli oval yaprakları olan, açık pembe veya beyaz çiçekler açan, dayanıklı bir ağaç ve meyvesi) * adaçayı bitkisinin yaprak ve tomurcuklarından elde edilen, cilt kremi ve saç yağı olarak kullanılan adaçayı yağı

acı hıyar : tür., far. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + hıyar (seçme, seçim, tercih) (far.) * taze meyvesi sıkıldığında, bitkinin tohumlarını da içeren mukus benzeri bir salgı fışkırtan, İngilizcede de "squirting cucumber" (fışkırtan hıyar) olarak anılan bitki ve bu bitkinin meyvesi, eşek hıyarı, it hıyarı

acı karpuz : tür., lat. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + corp (vücut, beden, gövde, cüsse, iri olma) + us (son ek) (lat.) * Ebu Cehl'in kavunu, colocynth, acı elma, acı salatalık, egusi, Sodom asması veya yabani kabak gibi isimlerle bilinen, Akdeniz Havzası ve Batı Asya'ya (Levant) ve Türkiye'ye özgü zehirli bir çöl sarmaşık bitkisi, citrullus colocynthis

acı kavak : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kav (çukur, oyuk, boşluk) + ak (gibi olan, ilgili olan), kavak (kof, içi boş) * çınar ağacı; söğütgillerden, sulak yerlerde yetişen, çeliklemeyle üretilen, değişik türleri bulunan, genellikle boyları uzun olmakla birlikte kimi türlerinin boyu 30-40 metreyi bulabilen, kerestesinden yararlanılan bir ağaç, titrek kavak

acı kavun : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kağ, koğ, kav (içi boşalmak, boş olmak) + un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Asya, Afrika ve Karayipler'de yetişen, acı kabak, acı kabak, balsam armut, karela, kugua veya yeoju olarak da anılan bir bitki, momordica charantia

acı kök : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kök (temel, esas, öz; bitkinin toprak altında olan dalları) * semizotu familyasından (Portulacaceae), batı Kuzey Amerika'ya özgü ve kaya bahçelerinde yetiştirilen süs bitkisi

acı marul : tür., gre. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + marulion (gre.); amarula (lat.) * papatyagillerden (Asteraceae), sebze olarak yararlanılan yıllık bir bitki türü, Cichorium endivia, Afyon marulu

acı meyan : tür., far * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + buyan (kokan, aromatik) (far.) * 1-2 m. yükseklikte olabilen, beyazımsı mor çiçekli, tüysü yapraklı çok yıllık bir bitki

acı ot : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) * kuzey Anadolu dağlarında yetişen, toprak altında kalın kökü bulunan çok yıllık ve otsu bitki

acı sakız : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + sakız (yapışkan) (sakır * yapışmak) + ız (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )

acı yavşan : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + yavşan (yapışan) (yapış, yavış (yapışmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından Artemisia absinthium türü olan, kuru veya yarı kurak ortamlarda yetişen, mide ve bağırsak fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olan sert otsu veya çalımsı bir bitki, pelin

acı yitimi : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + yit (kaybolmak) + im (isim yapım eki) * acı duyusunun yok olması, analjezi

acı yonca : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + yorunçga (baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından üçlü yapraklı ve çok yıllık bir çayır bitkisi) * Menyanthaceae familyasının Menyanthes cinsinden olan, çiçekleri kırmızı veya mor renkli olan, kazık köklü, çok yıllık ve otsu bir çiçekli bitki, su yoncası

acıbadem : tür., far. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + badam, bayam, badem (gülgiller familyasının Prunoideae alt familyasından meyvesi yenebilen küçük bir ağaç türü ve meyvesi) (far.) * acımtırak, keskin kokulu bir meyvesi olan, gülgillerden bir ağaç

acıgöl : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) (ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + göl (deniz ile bağlantısı olmayan su ile kaplı alan) * Nevşehir’in bir ilçesi

acıklı : tür. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + k (gibi, ile ilgili) + lı (ile olan, birlikte olan) * üzücü, hazin, ıstıraplı, trajik

acıklı komedi : tür., gre. * ac (can yakmak) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + k (gibi, ile ilgili) + lı (ile olan, birlikte olan) (tür.) + komoidos (komik şair) (komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + aoidos (şarkıcı) ) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * eğlendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağır basan, gülünç durumların acıklı durumlardan çıktığı duygusal tiyatro yapıtı türü

acıkmak : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + ık (ek) + mak (fiil mastar eki) * açlık hissetmek, yemek yeme ihtiyacı hissetmek

acımak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + mak (fiil mastar eki) * merhamet etmek, durumuna üzülmek; vücudun herhangi bir bölgesinde rahatsız edici yanma ve ağrı hissetmek

acımasız : tür. * acıma (merhamet etme, durumuna üzülme, şefkat gösterme) + sız (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) * aşkalarının acı, üzüntü veya sıkıntılarına karşı duyarlılık göstermeyen, merhamet ve hoşgörüden yoksun, sert ve insafsız davranan, merhametsiz, şefkatsiz

acımık : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + mık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Orta Anadolu'da tarlalarda yetişen, acı ve fena kokulu, çiçekleri mavimsi renkte bir yıllık bir bitki, sütleğen, peygamber çiçeği, mavi kantaron, belemir, delice, karamuk, Cephalaria syriaca

acımsı : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + msı (gibi, benzer) * acı gibi, hafif acı

acımtırak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + tırak (gibi, benzer) * acı gibi, hafif acı

acınacak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + na (fiil emir kipi eki) + cak (gelecek zzman fiil eki) * pitiful, pathetic; pitoyable, piteux, minable, pathétique; mitleidig, pathetisch, mitleiderregend, erbärmlich, jämmerlich, kläglich

acınası : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + na (fiil emir kipi eki) + sı (sıfat yapım eki) * pitiful, pathetic; pitoyable, piteux, minable, pathétique; mitleidig, pathetisch, mitleiderregend, erbärmlich, jämmerlich, kläglich

acındırmak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + n (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * haline üzünülmesini, merhamet edilmesini sağlamaya çalışmak

acınılacak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + nıl (edilgen fiil eki) + acak (gelecek zaman eki) * üzücü durumda, merhamet edilesi durumda

acıpayam : tür., far. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) (tür.) + payam (badem) (far.) * Denizli’nin bir ilçesi

acırak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + rak (gibi, benzer) * tadı az acı olan, biraz acı, acımtırak

acırga : moğ. * ajirga (damızlık erkek at, aygır) * turpgiller familyasından, çetin doğa koşullarına dayanıklı yabani bir bitki, yabanturpu, bayır turpu, Armoracia rusticana

acıtmak : tür. * acı (can yakan, rahatsız eden keskin tat veya durum, ağrı, sızı; üzüntü, hüzün, keder, gam, tasa, ıstırap) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * can yakmak; üzmek, üzüntü vermek

acib : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme) * şaşırtıcı, tuhaf, garip, merak uyandıran, tuhaflıklar, hayret verici, şaşırtıcı, hayret verici

acibe : ara. * acib (tuhaf, hayret verici) + e (gibi olan) * şaşılacak denli çirkin olan, çok acayip şey

acil : ara. * acala (hızlı olmak, hızlı hareket etmek, çabuk olmak, süratli olmak, telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak), acele (hızlı, çabuk, çevik) * çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak (agile (çevik) (ing., fra.) ), eilig (acil, acele) (alm.) )

acil servis : ara., lat., fra. * acil (çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak) (ara.) + servitium (kölelik, hizmet, kulluk) (servus (köle, hizmetçi) + itium (isim yapım eki) ) (lat.); service (hizmet) (fra.) * hastanelerde ani gelişen hastalık, yaralanma veya yaşamı tehdit eden durumlarda hızlı tıbbi değerlendirme ve müdahale yapılan bölüm

acilane : ara., far. * acil (çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * aceleyle, ivedilikle, hemen yapılması veya gerçekleştirilmesi gereken biçimde, acele olarak, acele ile

acilen : ara. * acil (çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak) + en (gibi, olarak) * acil olarak, aceleyle, çok çabuk, çok hızlı şekilde

aciliyet : ara. * acil (çok hızlı ve telaşlı şekilde, hızlıca, çabuk olarak) + iyet (isim yapım ve durum eki) * acelelik, öncelik gerektiren durum, acele olma durumu, hızlı ve çabuk olma acin

acin : ara. * acana (yoğurmak, hamur tutmak), macun (yoğurulmuş) * yoğurma, hamur tutma, macun olma

acin : ara. * acin (pis su, lağım suyu, atık su, kanalizasyon suyu) * pis su, lağım suyu, atık su, kanalizasyon suyu

acineta : lat. * acinus (tanecik, üzüm tanesi) + eta (küçültme eki) * çiçekleri üzüm tanesini andıran yapıda olan, orkidegiller familyasına ait epifitik bir bitki cinsi

acinetobacter : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kineto (hareketli, hareket eden) + bakteria (değnek, asa, sopa, baston, kamış) * gram-negatif, hareketsiz ve fermantasyon yapmayan, aromatik bileşenleri metabolize eden, Moraxellaceae familyasına ait bir bakteri cinsi

acinos : gre. * akinos (küçük aromatik bitki, fesleğenimsi) * hoş kokulu yapraklara sahip, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait küçük otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

acipenseridae : lat., gre. * Acipenser (mersin balığı; Latince cins adı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * mersin balıkları ve kürek balıklarını kapsayan ilkel kemikli balık familyası, mersin balığıgiller

acipenseriformes : lat. * Acipenser (mersin balığı; Latince cins adı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * mersin balıklarını, kaşık burunlu balıkları ve kürek balıklarını içeren, tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar gelebilmiş ilkel bir kemikli ve ışın yüzgeçli balık takımı

aciphylla : gre. * akis (iğne, sivri uç) + phyllon (yaprak) * iğne gibi sert ve sivri yapraklara sahip bitkileri tanımlamak için kullanılan bir bitki cinsi

acir : ara. * acara (karşılık vermek, ücret vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek, mükafatlandırmak; kiraya vermek, kiralamak, kiraya vermek) * kiraya veren, malını başkasına kiralayan

acis : gre. * akis (iğne, sivri cisim) * ince ve sivri yapraklı, nergisgiller familyasına ait soğanlı bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aciyo : lat., ita. * agio (kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon, ücret) * kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon, ücret; finans ve bankacılıkta para alış-satış farkı veya komisyon; bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktarla indirimden sonraki miktar arasındaki fark

aciz : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zaafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik) * zayıf, yetersiz, çaresiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün

aciz vesikası : ara. * aciz (zayıf, yetersiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün) + vesika (bağ, bağlılık, vesika; güvence, delil, hukuken geçerli belge) (ara.) + sı (iyelik eki) (tür.) * borçlunun borcunu ödeyemeyecek durumda olduğunu ve ödeme gücünün bulunmadığını gösteren belge

acizane : ara., far. * aciz (zayıf, yetersiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün) (ara.) + ane (olarak, gibi) (far.) * acizce, aciz olarak, aciz gibi, beceriksizliği, kifayetsizliği ifade eden abartılı bir alçakgönüllülük söylemi

aciziyyet : ara. * aciz (zayıf, yetersiz, kifayetsiz, beceriksiz, düşkün) + iyet (isim yapım ve durum eki) * acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik, yetersizlik, kifayetsizlik, düşkünlük; fakirlik, tevazu

aclan : ara. * acele (telaş etmek, hızlı olmak, çabuk olmak, telaş etmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aceleci, telaşlı, ivedi, tez canlı, çabuk

acmella : gre. * akmea (uç, doruk, sivrilik) + ella (küçültme eki) * çiçek tablaları küçük ve belirgin uçlu olan, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

acn : ara. * acn, acana (yoğurmak, hamur tutmak), macun (yoğrulmuş) * yoğurma

acoelomata : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + koiloma (boşluk, oyuk, çukurlaşmış yer, kavite, kavern) (koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) + ata (taksonomik çoğul eki) (lat.) * vücut boşluğu (selom) bulunmayan, iki embriyonik tabaka arasında gerçek vücut boşluğu taşımayan, sindirim kanalı ile dış vücut duvarları arasındaki boşluğun tamamen dokuyla dolu olduğu omurgasız hayvan grubu (örneğin Yassı solucanlar (Platyhelminthes) )

acoraceae : gre., lat. * akoron, akoros (bir tür aromatik bitki, kokulu saz, bataklık bitkisi, eğir otu) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Acorus (eğir otu) cinsini kapsayan, bataklık ve sulak alanlarda yetişen, kılıç şeklinde uzun, ince yapraklara sahip tek çenekli ve otsu bitkiler familyası, Eğirgiller (en yaygın cinsi Acorus (Eğir Otu / Hazanbel) )

acorus : gre. * akoron, akoros (bir tür aromatik bitki, kokulu saz, bataklık bitkisi, eğir otu) * hoş kokulu köksaplara sahip, sulak alanlarda yetişen ve eğirotugillerle ilişkilendirilen tek çenekli ve otsu bitki

acourtia : lat. * d’Acourt (İrlandalı doğa bilimci ve botanikçi Thomas D’Acourt) + ia (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Amerika kıtasına özgü otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

acrididae : gre., lat. * akris (çekirge) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * düz kanatlılar (Orthoptera) takımına ait, tarımda zararlı olabilen kısa antenli çekirgeleri ve gerçek çekirgeleri kapsayan en büyük sıçrayıcı böcek familyası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...