27 Eylül 2026 Pazar

derebucak - dinmek

derebucak : tür. * dere (küçük akarsu) + bucak (kenar, köşe, kıyı, yer) * Konya'nın bir ilçesi

derece : ara. * daraca, derace (yürümek, adım adım gitmek, basamakla çıkmak, adım atmak, yükselmek) + et (isim yapım eki) * aşama, seviye, basamak, kademe, mertebe; bir çemberin 360'ta birine karşılık gelen, askatları dakika ve saniye olan açı birimi

dereke : ibr., ara. * derk, dereke (en aşağı kat, her şeyin dibi, aşağı inen basamak; anlamak; yürümek, ayak basmak, adımlamak) * aşağıya inen basamak, aşağı aşama, aşağı derece

dereli : ara. * dere (küçük akarsu) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Giresun’un bir ilçesi

deren : tür. * der (toplamak, seçmek, ayıklamak, bir araya getirmek) + en (-cı, yapan, eden eki) * toplayan, seçen, ayıklayan, bir araya getiren; kadın ismi

dereotu : far. * tere, tara (yeşillik, çiğ yenen her türlü sebze) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * maydanozgillerden yenebilen ince yapraklı bir bitki

derepazarı : far. * dare (küçük akarsu) + bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) * Rize’nin bir ilçesi; eski ismi Filandoz, Filyandos

dereprese : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + reprimere (bastırmak, durdurmak) (re (tekrar) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış, bastırılmış, durdurulmuş) (lat.) (lat.); dérepressé (fra.) * baskıdan kurtulmuş, depresyondan çıkmış

derepresyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + reprimere (bastırmak, durdurmak) (re (tekrar) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak) ), pressus (basılmış, bastırılmış, durdurulmuş) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.); dérepression (fra.) * baskıdan kurtulma, depresyon halinden çıkma, çöküntü halinin çözülmesi, psikolojik baskının ortadan kalkması

dergah : far. * dar (kapı) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * tarikat üyelerinin toplandıkları ve barındıkları yapı

dergi : tür. * tergü, tergi (sofra, kurulu sofra, sofradaki çeşitli yemek) (ter (dermek, toplamak, bir araya getirmek) + gü (isim yapım eki) ) * sayfalardan oluşan periyodik yayın

derhal : far. * der (-da, -de, içinde) + hal (şimdiki zaman) * şimdi, çabucak, hemen, ivedilikle

deri : gre., tür. * teri (tür.), dero (deri yüzmek), doros, dermat (gre.) * cilt, ten, ten yüzeyi (derm, derme, Derma (cilt) (ing., fra., alm.) )

derik : kür. * dirrik (böğürtlen, diken dutu; penis) * Mardin’in bir ilçesi; eski ismi Dirrik

derim : tür. * der (toplamak, seçmek, ayıklamak, bir araya getirmek) + im (isim yapım eki) * meyvelerin hasadı

derin : tür., far. * terin (birikmiş, toplanmış, seviyesi yükselmiş) (tür.), derun (iç, içeri, içinde) (far.) * sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan

derince : tür. * derin (sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan) + ce (son ek) * Kocaeli’nin bir ilçesi (İlçedeki limanın kurulduğu yerin derin olması nedeniyle Derince Liman olarak anılmıştır.)

derinkuyu : tür. * derin (sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan) + kuyu (toprağa kazılmış derince çukur) * Nevşehir’in bir ilçesi; bölgede yaşayan halkın içme suyunu 60 metre ve üstü derinliğindeki kuyulardan sağlamasından

derişik : tür. * ter, der (yoğunlaşmak, bir araya gelmek, toplanmak) + iş (işteş fiil eki) + ik (isim yapım eki) * bileşimindeki su alınarak koyulaştırılmış, yoğunlaştırılmış olan, derişmiş olan, kesif olan

derişim : tür. * ter, der (yoğunlaşmak, bir araya gelmek, toplanmak) + iş (işteş fiil eki) + im (isim yapım eki) * yoğunluk, kesafet, bir cismin kütlesinin hacmine bölümü (d = m/v)

derivasyon : lat. * derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu, ırmak, nehir) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dérivation (fra.) * türev, türeme; bir kökten yeni bir kelime türetme işlemi; dilbilgisel türetim

derivatif : lat. * derivatus (derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu, ırmak, nehir) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dérivative (fra.) * türev, türemiş, iştikak etmiş, müştak; türetilmiş, bir kaynaktan çıkan; matematikte türevle ilgili

derive : lat. * derivatus (derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu, ırmak, nehir) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); dérivé (fra.) * türev, türemiş

derk : ara. * dark, daraka (ulaşmak, yakalamak, idrak etmek; en aşağı kat, her şeyin dibi, aşağı inen basamak; anlamak; yürümek, ayak basmak, adımlamak), idrak (anlayış, anlama, kavrayış, kavrama, yakalama, akıl; eriştirme, ulaştırma, yetiştirme), tedarik (eriştirme, ulaştırma) * anlama, yönlenme, erişme; yetişme, ulaşma, bir şeyin ulaşılabilen en derin noktası; sorumluluk, terettüp eden netice (direct, diriger, dirigieren (yönlendirmek) (ing., fra., alm.) )

derkenar : far. * der, zer (atmak, savurmak, fırlatmak, dağıtmak) + kenar (kıyı, çevre, yan hat, çizgi şekli oluşturan hat, yan, taraf) * kenarda olan, sayfa kenarı, marj, kenara veya alta yazılmış yazı, not, esas metne göre çıkma; Osmanlı bürokrasisinde idari bir işlemin adı ve bir belge türü;

derlemek : tür. * ter, der (toplamak, bir araya getirmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * düzenlemek, tertip etmek, bir araya getirmek, toplamak

derma : gre. * derma (cilt, ten, deri) * cilt, ten, deri

dermabrazyon : gre., lat. * derma (deri, cilt, ten) (gre.) + abradere (ab (-dan, -den, dışında, haricinde) + radere (kazımak, sürtmek) ) + sio (isim yapım eki) (lat.) * halk arasında zımparalama olarak da bilinen, cilt görünümünü, derinin bozulmuş tabakalarının soyularak düzeltilmesi işlemi

dermal : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * deriyle ilgili, cilt ile ilgili, ten ile ilgili

derman : far. * dar, drva (sağlık) + man (-cı, yapan, eden eki) * yapabilme kuvveti, muktedir olma; çare, deva; güç, kuvvet, ilaç, tedavi, sağaltım

dermatemydidae : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + emys (tatlı su kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermatemydidae familyasına ait, Orta Amerika’nın nehir, göl ve bataklıklarında yaşayan, kalın kabuklu, sucul yaşama uyum sağlamış ve günümüzde tek yaşayan türü olan Orta Amerika nehir kaplumbağasını kapsayan hayvan familyası

dermatemys : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + emys (tatlı su kaplumbağası) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermatemydidae familyasına ait, Orta Amerika’nın nehir ve göllerinde yaşayan, büyük yapılı, tamamen sucul yaşama uyum sağlamış, kalın kabuklu ve otçul beslenen Orta Amerika nehir kaplumbağasını kapsayan sürüngen cinsi

dermatik : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deri ile ilgili, cilt ile ilgili

dermatit : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * deri iltihabı

dermatitis herpetiformis : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) + herpein (sürünmek, sürünerek ilerlemek, kaymak) (gre.) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * sürüngen şeklinde olan cilt enfeksiyonu; sulu bir sıvı ile dolu olan ve kaşıntıya sebep olan kabarcıklarla karakterize ve çölyak hastalığının kutanöz bir tezahürü olan kronik bir otoimmün kabarcıklı cilt durumu

dermatofaji : gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin kendi derisini, özellikle parmak derisini, tırnak çevresini veya dudaklarını kompulsif biçimde ısırması veya çiğnemesiyle karakterize obsesif-kompulsif spektrumunda yer alan bir davranış bozukluğu

dermatofibrosarkom : gre., lat. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + fibra (lif, filament, iç kısımlar) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * deri altı dokunun nadir görülen bir sarkomu (yumuşak doku tümörü)

dermatofitoz : gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * derinin mantar enfeksiyonu

dermatoglif : gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + glyphein (oymak, kazımak, yontmak, yazmak), glyphe (oyuk, oyma, yarık, kazıma, yazı) * parmak uçları, avuç içleri ve ayak tabanlarında bulunan ve her bireyde benzersiz olan deri desenleri/çizgileri

dermatoglifiks : gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + glyphein (oymak, kazımak, yontmak, yazmak), glyphe (oyuk, oyma, yarık, kazıma, yazı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deri çizgileri, deri çizgi bilim; parmak uçları, avuç içi ve ayak tabanındaki çizgili derinin kalitatif ve kantitatif incelenmesinde kullanılan pratik bir genetik analiz tekniği

dermatolog : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * cildiyeci, deri hastalıkları uzmanı

dermatoloji : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * cildiye, deri hastalıkları bilimi

dermatolojik : gre. * dermat + o + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + ia (isim, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cildiye ile ilgili, dermatoloji ile ilgili

dermatom : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + tomos (kesik, kesim) (temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * spinal sinir ganglionundan kaynaklanan duyusal nöronlar tarafından beslenen bir cilt alanı

dermatomiyozit : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + myos (kas, adale) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * cilt ve kasların iltihaplanması

dermatoskleroz : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + sklerosis (sertleşme) (skleroun (sertleşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deri sertleşmesi

dermatoskopin : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + skopein (bakmak, incelemek, gözlemlemek, hedeflemek), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + in (isim yapım eki) * benlerin ve pigmentli diğer lezyonların tanısında kullanılan deri yüzeyi mikroskopisi

dermatoz : gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * deri hastalıklarının genel ismi

dermek : tür. * der (bir araya getirmek, toplamak, yoğunlaştırmak; çekip çıkarma) + mek (fiil mastar eki) * koparıp veya seçip bir araya getirmek, devşirmek, toplamak

dermeyan : far. * der, dar (yer) + miyan (orta) * ileri sürme; öne sürme; ortaya koyma; anlatma (medium, médium, Medium (orta, ortada olan, aracı), median, médiane (küçükten büyüğe doğru sıralaban bir sayısal diziyi ortadan ikiye ayıran değer) (ing., fra., alm.) )

dermis : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili), dero, derein (yüzmek, soymak, derisini yüzmek) * epidermisin altında bulunan ve bağ dokusundan oluşan derinin daha kalın, daha derin tabakası

dermit : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * ciltte oluşan inflamasyon, deri iltihabı

dermoaktif : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * cildin derin katmanlarına etki edebilen, orada bir etki gösteren (örneğin nemlendirme, yenileme, onarma gibi)

dermochelyidae : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae familyasına ait, okyanusların tropik ve ılıman bölgelerinde yaşayan, kemiksi kabuk plakaları yerine deriyle kaplı esnek kabuğa sahip ve günümüzde tek yaşayan türü deri sırtlı deniz kaplumbağası olan deniz kaplumbağalarını kapsayan hayvan familyası

dermochelyinae : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae familyasına ait, okyanusların tropik ve ılıman bölgelerinde yaşayan, kemiksi kabuk plakaları bulunmayan ve derimsi esnek kabuk taşıyan deri sırtlı deniz kaplumbağasını kapsayan hayvan alt familyası

dermochelys : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae familyasına ait, tropik ve ılıman okyanuslarda yaşayan, kemiksi kabuk plakaları yerine kalın ve esnek deriyle kaplı kabuğa sahip, günümüzde yaşayan en büyük deniz kaplumbağası olan deri sırtlı deniz kaplumbağasını kapsayan sürüngen cinsi

dermochelys coriacea : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + corium (deri, post) + acea (zoolojik grup eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae familyasına ait, tropik ve ılıman okyanuslarda yaşayan, kemiksi kabuk plakaları yerine kalın ve esnek deriyle kaplı kabuğa sahip, günümüzde yaşayan en büyük deniz kaplumbağası olan deri sırtlı deniz kaplumbağası türü

dermoid : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * cilde benzer, deri benzeri; deri altında oluşan kistik yapılar

dermoliz : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * deri dokusunun veya hücrelerinin harabiyete uğrayarak parçalanması, çözülmesi veya yıkıma uğraması süreci

dermonekrotik : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cilt dokusunda ölüme (nekroza) neden olan, ciltte doku ölümü yapan

dermophiidae : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Dermophiidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan, vücutları halka biçimli bölütlere ayrılmış, bacaksız ve çoğunlukla toprak altında yaşayan kör kurbağaları kapsayan hayvan familyası

dermophiinae : gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + ophis (yılan) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Dermophiidae familyasına ait, Orta Amerika ve Afrika’nın bazı bölgelerinde yaşayan, vücutları halkalı bölütlerden oluşan, bacaksız ve çoğunlukla toprak altında yaşayan kör kurbağaları kapsayan hayvan alt familyası

dermophis : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + ophis (yılan) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Dermophiidae familyasına ait, Orta Amerika’da yaşayan, vücutları halka biçimli bölütlere ayrılmış, bacaksız ve çoğunlukla toprak altında yaşayan kör kurbağaları kapsayan iki yaşamlı (amfibi) cinsi

dermoptera : gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * ağaçlarda yaşayan, ön ve arka bacakları arasında uzanan deri kıvrımı (patagium) sayesinde süzülebilen kolugoları kapsayan memeli takımı, abalı memeliler, uçarmakiler

dernek : tür. * ter, der (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) + nek (isim yapım eki) * finansal kazanç amacı olmayan, belirli bir faaliyet için kurulmuş yasal örgüt

dernekpazarı : tür. * dernek (finansal kazanç amacı olmayan, belirli bir faaliyet için kurulmuş yasal örgüt) + pazar (ürün satış yeri) + ı (iyelik eki) * Trabzon’un bir ilçesi; eski ismi Kondi

derogasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rogare (sormak, teklif etmek, önermek) * hukuki bir önlemdeki hükmün bir kısmının veya tamamının farklı şekilde uygulanmasına veya bazı durumlarda hiç uygulanmamasına izin veren hukuki bir teknik terim; bir yasanın veya hükmün bir kısmının yürürlükten kaldırılması; hukukta kısmi ilga

derpiş : far. * darpiş (önde) * göz önünde tutma, öngörme

derra : ara. * derra (bolca akmak, parlamak, şarıl şarıl süt veya yağmur vermek) * bolca akmak, parlamak, şarıl şarıl süt veya yağmur vermek (dere (küçük akarsu) (tür.) )

derrace : ara. * derece (aşama, seviye, basamak, kademe, mertebe) * kademe kademe ilerletmek, derecelendirmek, basamaklara ayırmak, aşamalı olarak ilerletmek, yavaş yavaş yapmak; eskiden savaş aleti olarak kullanılan ve kale diplerine yaklaşabilmek için içine girilip sürülen, üstü sığır derisiyle kaplı bir çeşit araba

ders : ara. * darasa (okumak, çalışmak, ders görmek, incelemek, araştırmak, kitap okumak, öğrenmek; eskimek, silinmek), medrese (derslik, dershane, okul), müderris (öğretmen, ders veren; Osmanlı Devleti ve Selçuklular'da devlet ve toplum yapısında günümüz üniversite öğretim üyesi) * öğretim seansı; tenbih, talimat, vazife; yorumlama, dini metinleri cümle cümle yorumlayarak öğretme yöntemi, öğretim

dersaadet : far., ara. * der (kapı, geçit) + saadet (mutluluk, bahtiyarlık) (saada (mutlu olmak, bahtı açık olmak) + et (isim yapım eki) ) * mutluluk kapısı; İstanbul'un 41 eski isminden biri

dershane : ara. * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim, öğretim, tenbih, talimat, vazife) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * derslik, ders yapılan yer

dersiam : ara * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim, öğretim, tenbih, talimat, vazife) + ı (tamlama eki) + am (genel, umum, herkese ait) * umuma, genele, halka açık ders; Osmanlı döneminde, özel bir sınavı kazanarak medreselerde ders verme yetkisini elde eden müderrislere verilen ünvan

dersim : zaz., far., lat. * der, dar (kapı, yer) + sim (gümüş) (zaz., far.); taurezium (dağlar) (taur (dağ) + ezium (çoğul eki) ) (lat.) * Türkiye'nin doğu kesiminde yer alan, bugünkü Tunceli sınırları içinde kalan, doğudan kısmen Peri Suyu, kuzeyden Munzur Sıradağları, batıdan Fırat Nehri, güneyden Murat Nehri ile çevirili olan, Alevi Zazaların yaşadığı tarihi bir bölge

derslik : ara., tür. * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim, öğretim, tenbih, talimat, vazife) (ara.) + lik (isim yapım eki) * ders yapılan yer, dershane

dert : far. * dard, derd (elem, keder, hastalık, sorun) * sorun, problem, bela, kötü durum

deruhte : far. * dar, der (içinde, üzerinde) + uhde (sorumluluk, yükümlülük) * bir şeyi yerine getirmeyi üzerine alma, üstlenme, sorumluluğunu alma

derun : far. * derun (iç, içeri, içindesi, iç taraf) * iç, içeri, içindesi, iç taraf; insanın gönül, kalp, iç dünyası veya bir şeyin en derin, öz kısmı

deruni : far. * derun (iç, içeri, içindesi, iç taraf) + i (isim yapım eki) * içsel, derin; gönülle ilgili, ruha ilişkin, iç yöne ilişkin, içten, gönülden

deruxtecan : lat. * derux (farmasötik ön ek) + tecan (kamptotesin türevi topoizomeraz I inhibitörleri için kullanılan uluslararası ilaç adlandırma eki) * ileri evre veya metastatik meme ve mide kanserlerinin tedavisinde kullanılan, hedefe yönelik akıllı kanser ilaçlarının (antikor-ilaç konjugatı) kemoterapi taşıyan, antikor-ilaç konjugatlarında kullanılan, topoizomeraz I inhibitörü etkili sitotoksik etken madde bileşeni (C52H56FN9O13)

derviş : far. * dirguş, darguş, darviş, darveş (fakir, yoksul; tarikat uğruna dünya mülkünden vazgeçen kimse, zahid) * tasavvufî yolda olan, mütevazı ve Allah’a adanmış kişi; sufi; tarikat üyesi, mürid veya şeyh

derya : far. * darya, derya (deniz, nehir) * deniz, bilgisi çok olan kimse, bir şeyin bol olduğu yer

deryadil : far. * derya (deniz, büyük su kütlesi) + dil (gönül, kalp, yürek) * her şeyi hoş gören, çok sabırlı, gönlü geniş kimse

derz : far. * darz, derz (dikiş, eklem) * iki veya daha fazla parçayı birbirine dikerek birleştirme işi; dikiş hattı; eklem, birleşme hattı

DES : ing. * data (veri) + encryption (şifreleme) + standard (standart) * veriyi simetrik anahtar kullanarak şifreleyen, günümüzde kriptografik olarak zayıf kabul edilen şifreleme standardı

desalinasyon : lat., fra.* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + salinatio (salinare (tuzlamak) (sal (tuz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); désalination (fra.) * tuzdan arındırma, tuzsuzlaştırma

desaline : lat., fra.* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + salinatus (salinare (tuzlamak) (sal (tuz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); désaliné (fra.) * tuzdan arındırılmış, tuzsuzlaştırılmış

desantralizasyon : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme), kentein (dikmek, iğne batırmak) (gre.); centralis (merkezi, merkezcil) (centrum (merkez) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * yönetim veya organizasyon yapısındaki yetki ve karar alma güçlerinin merkezi bir otoriteden alınarak yerel, alt veya çevre birimlere dağıtılması, merkezcilliğin/merkeziyetin ortadan kaldırılması

descemet zarı : fra. * descemet (Fransız fizyolog ve anatomist Jean Descemet’in soyadından) (fra.) + zar (ince örtü, kılıf, doku, cidar, membran) + ı (iyelik eki) (tür.) * korneanın öz maddesi olan stroma ile korneanın endotel tabakası arasında bulunan bazal membran

deselerasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + celerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek) + tio (isim yapım eki) ) * hızını kesmek, hızını azaltmak, yavaşlatmak

desen : lat. * designum (designare (işaretlemek, belirtmek; tasarlamak; seçmek, atamak, atamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare (işaretlemek) + um (isim yapım eki) ) * çizgisel resim (dessin (resim) (fra.)

desendan : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere (tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aşağıya inen, alçalan

desendan aort : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere (tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + aorte (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (son ek) ) (asma ipi) ) * kalbin sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde karın içinde ilerleyip göbek hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen aortun aşağı doğru inen kısmı

desensitizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * hissizleştirme, duyarsızlaştırma; organizmanın bir maddeye veya uyarana karşı verdiği olumsuz tepkiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak için kullanılan bir yöntem

desensiyon : lat. * descensio (aşaıya iniş, aşağı inme) (descendere (inmek, aşağı inmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere (tırmanmak) ) + sio (isim yapım eki) * aşağıya iniş, aşağı inme

desensus : lat. * descendere (inmek, aşağı inmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere (tırmanmak) ), desensus (aşağı inme, aşağıya iniş) * iniş, aşağı inme; normal doğumun ikinci esas hareketi bebeğin doğum kanalı içinde aşağıya doğru ilerlemesi; rahmin normal anatomik pozisyonundan vajene ve daha ileri düzeyde vajenden de vulvanın dışına doğru fıtıklaşması

desepsiyon : lat. * decipere (tuzağa düşürmek, almak, kandırmak, aldatmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * aldatma, yanıltma, kandırma

deseptif : lat. * decipere (tuzağa düşürmek, almak, kandırmak, aldatmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ), deceptus (aldatılmış, yanıltılmış, kandırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi) * aldatıcı, yanıltıcı, kandırıcı

deseptif kadans : lat. * deceptivus (aldatıcı, yanıltıcı) + cadentia (düşüş) (cadere (düşmek, çökmek, yere yığılmak) + entia, ens (isim yapım eki) ) * baskın bir akorun tonik akordan farklı bir akora dönüşmesi

deserebrasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cerebrum (beyin), cerebrare (beyin oluşmak, beyin oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * serebrumun çıkarılması, beyin sapının kesilmesi veya beyin sapındaki bazı atardamarların kesilmesi yoluyla serebral beyin fonksiyonlarının ortadan kaldırılması

deserebre : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cerebratus (beyin oluşmuş) (cerebrare (beyin oluşmak) (cerebrum (beyin) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); décérébré (fra.) * beyni çıkarılmış

deserticolous : lat. * desertum (çöl, ıssız yer) (deserere (terk etmek, boş bırakmak) + tum (isim yapım eki) ) + colere (yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek) + osus, ous (sıfat yapım eki) * çöllerde veya kurak, çöl benzeri ortamlarda yaşayan; özellikle ekolojide çöl habitatına bağlı olan (canlı)

desfluran : lat. * des (kimyasal önek) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + an (doymuş hidrokarbon veya organik bileşik son eki (alkan halojenli türev) * genel anestezinin idamesi için kullanılan ve halotan, enfluran ve izofluran gibi optik izomerlerin rasemik bir karışımı olan yüksek florlu bir metil etil eter (C3H2F6O)

desi : far. * desi (ölçü birimi; onuncu, onun onda biri) * belirli bir paket için boyutsal ağırlığı ifade eden ve 0.0001 kg ağırlığa karşılık gelen ölçü birimi (decimus (on, onda bir, onuncu, ondalık), decimeter (metrenin onda biri) (lat.) )

desibel : lat., ing. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu, ondalık) (lat.) + bell (İskoç asıllı Amerikalı mucit Alexander Graham Bell' in soyadından) (ing.) * belin onda birine eşit olan ses ölçü birimi

desidua : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek, çökmek, yere yığılmak), cidua (düşmüş) * gebelik sırasında hormonların etkisiyle kalınlaşan, embriyo ile plasentanın gelişimine katılan, bebek ile anne arasındaki bağı kurmaya yardım eden ve doğumdan sonra dökülen rahim iç zarı (endometrium) dokusu

desidua bazalis : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere, cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan plasentasında koryon frondozumun karşısındaki mukoza kısım; gebelik sırasında uterus iç tabakasının plasenta ile birlikte doğumda atılan kısmı; gebelik zarı

desidua kapsularis : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere, cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + capsula (kapçık, kutucuk, torbacık) (capsa (kutu, sandık, torba) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -e ait) * insan plasentasında koryon leveyi saran mukoza kısım; gebelikte embriyoyu çevreleyen ve endometriumu saran uterus tabakası; kapsül şeklinde örtücü tabaka

desidua pariyetalis : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere, cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan plasentasında koryon kesesini içermeyen mukoza kısım; gebelikte uterus boşluğunun duvarlarını kaplayan endometrium tabakası; embriyonun plasentaya temas etmediği kısmı

desidual : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere, cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + alis (ile ilgili, -a ait) * gebelik sırasında rahim iç zarında (endometrium) oluşan ve desidua adı verilen, embriyo ile plasentanın gelişimini destekleyen geçici dokuya ait

desiduöz : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere, cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + osus (ile ilgili, -a ait) * dökülen, ayrılan; botanikte belirli bir mevsimde yapraklarını döken bitkileri, zoolojide ise belirli bir süre sonra kaybolan veya ayrılan (yapı)

desigram : lat., gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) (lat.) + grammo (küçük ağılık birimi) (gre.) * bir gramın onda biri

desikant : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccant (siccare (kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + ant (isim yapım eki) * havadaki nemi absorbe etme yeteneğine sahip hidroskopik madde, nemçeker, kuru tutan, nem alıcı

desikasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare (kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * aşırı kuruluk durumu veya indükleyici ve sürdürücü higroskopik bir madde vasıtasıyla aşırı kurutma süreci

desikatör : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare (kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cu, yapan, eden eki) * kurutucu, nem alıcı

desilitre : lat., gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) (lat.) + litro (litre) (gre.) * bir litrenin onda biri

desilyon : lat. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + illion (milyon, bin, 1000) * bin adet nonilyondan oluşan sayı (10^33)

desimal : lat. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ondalık, onlu

desimetre : gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + metro (ölçü) * bir metrenin onda biri, on santimetrelik ölçü birimi

desinatör : lat. * designum (designare (işaretlemek, belirtmek; tasarlamak; seçmek, atamak, atamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare (işaretlemek) (signum (işaret) + are (fiil yapım eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * ressam, resim yapan

desipramin : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + imipramin (imi (imino grubu eki) + propane (C3H8) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) ) * depresyon tedavisinde kullanılan, seçici bir norepinefrin geri alım inhibitörü olarak görev yapan, zayıf serotonin geri alım inhibitörü, alfa-1 bloke eden, antihistaminik ve antikolinerjik etkiler gibi başka aktivitelere de sahip olan bir trisiklik antidepresan

desirel : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + yrel (rahatlama, gevşeme eki) * majör depresyonun ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılan antidepresan ilaç, trazodon (C19H22ClN5O)

desise : ara. * dassa (gizlemek, saklamak, bastırmak, örtmek, gömmek) * gizli hile, tuzak, yanıltma, aldatmaca, kumpas, komplo (deceive, decevoir (yanıltmak, aldatmak), deception, déception (yanıltma, aldatma) (ing., fra.) )

desister : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) * çocukluk veya ergenlikte cinsiyet disforisi teşhisi konmuş veya bunu ifade etmiş, ancak daha sonra bu disforiyi deneyimlemeyen veya bununla özdeşleşmeyen kişi

desitabin : lat., gre. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cytidine (DNA/RNA'nın bir parçası olan nükleozit) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + dine (kimyasal madde eki) (lat.) ) + bine (nükleozit analog eki) (lat.) * belirli kan hücrelerinin işlevsiz olduğu bir durum sınıfı olan miyelodisplastik sendromların ve akut miyeloid löseminin tedavisine yönelik olan ve bir nükleik asit sentezi inhibitörü olarak işlev gören ilacın etken maddesi (C8H12N4O4)

desizyon : lat. * decidere (karar vermek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + caedere, cidere (kesmek, biçmek, ayırmak) ) + sion (isim yapım eki) * bir durum veya sorun üzerinde nihai bir yargıya varma eylemi; seçenekler arasından belirli bir seçimde, tercihte bulunma süreci, karar, sonuca ulaşma

desk : gre., lat. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.); discus (disk, tabak, yuvarlak düz nesne) (lat.) * genellikle okul, ofis veya ev gibi çalışma alanlarında üzerine yazı yazmak, bilgisayar kullanmak veya diğer büro faaliyetlerini yürütmek amacıyla tasarlanmış, üzerinde genellikle çekmeceler veya gözler barındıran düz bir yüzeye sahip çalışma masası, masa, tezgah

deskalasyon : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scalare (tırmanmak, yukarı çıkmak, tırmanarak çıkmak) (scala (merdiven, merdiven basamağı, aşama, platform, ölçek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * belirli bir değeri, ölçüyü, miktarı, yoğunluğu vb. azaltma süreci

deskriptif : lat. * descriptivus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scribere (yazmak), scribtus (yazı) + ivus (isim yapım eki) * tanımlayıcı, tasviri, açıklayıcı ve betimleyici

deskuamasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamare (kabuk soymak) + tio (isim yapım eki) * cilt soyulması, diş etinin soyulması; epidermisin veya cildin en dış tabakasının yüzeysel kısmının soyulması veya dökülmesi

deskuamatif : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamatus (soyulmuş, kabuğu soyulmuş) (squamare (kabuk soymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ölü hücrelerin derinin en dış katmanından dökülmesini sağlayıcı veya bu fenomen ile ilgili

deskuame : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamatus (soyulmuş, kabuğu soyulmuş) (squamare (kabuk soymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * pul pul dökülmüş, soyulmuş, kavlamış

desloratadin : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + loran (limon cinsi) + tadine (antihistaminik ilaç eki) * alerjileri tedavi etmek için kullanılan, loratadinin aktif bir metaboliti olan trisiklik H antagonisti (C19H19ClN2)

desmognathinae : gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + gnathos (çene) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Caudata (kuyruklu iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Plethodontidae familyasına ait, Kuzey Amerika’nın doğu kesimlerinde yaşayan, akciğerleri bulunmayan ve deri yoluyla solunum yapan semenderleri kapsayan hayvan alt familyası

desmognathus : gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + gnathos (çene) * Caudata (kuyruklu iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Plethodontidae familyasına ait, Kuzey Amerika’nın doğu ve güneydoğu bölgelerindeki akarsu kenarları, nemli ormanlar ve kayalık alanlarda yaşayan, akciğerleri bulunmayan ve deri ile ağız boşluğu yoluyla solunum yapan kara semenderlerini kapsayan iki yaşamlı cinsi

desmoid : gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * benzeyen, bağlantılı gibi görünen

desmoid tümör : gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık, yumru, kütle, külçe) (tumere (şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * yavaş ve bölgesel olarak büyüyen ve metastaz yapmayan yumuşak doku tümör, agresif fibromatoz

desmopachyidae : gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Desmopachyidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan, kalın gövdeli ve iri yapılı kurbağaları kapsayan hayvan familyası

desmopressin : gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + premere (basmak, sıkıştırmak, ezmek), pressin (baskılayıcı) * şekersiz diyabet, yatak ıslatma, hemofili A, von Willebrand hastalığı ve yüksek kan üre düzeylerini tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C46H64N14O12S2)

desmozom : gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * miyokard, mesane, gastrointestinal mukoza ve cilt gibi mekanik stres yaşayan dokular için hayati önem taşıyan yapışkan bir hücreler arası bağlantı

desogestrel : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + el (türev/analog eki) * gebeliği önleyici etki gösteren, albümin ve seks hormonu bağlayıcı globüline bağlanan, oral olarak kullanılan doğum kontrol etkili progestin türevi bir ilacın etken maddesi (C22H30O)

desonid : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + sonare (yumuşamak, gevşemek) + id (steroid eki) * yetişkinlerde ve çocuklarda atopik dermatit, seboreik dermatit, kontakt dermatit ve sedef hastalığını tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C24H32O6)

despina : gre. * despoina (hanım, prenses, kraliçe, kadın efendi) * Trabzon İmparatoru IV. İoannis'in kızı, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın eşi, Safevî Devleti hükümdarı Şah İsmail'in annesi Alemşah Halime Begüm'ün annesi

despot : gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar) (de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + spotis (nokta, darbe, vuruş) ) * baskıcı, zorlayıcı yönetici

despotik : gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar) + ikos (ile ilgili, gibi) * despotça, baskılama ve zorlama esasına dayalı

despotizm : gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar) + mos (ile ilgili olma) * baskıcılık, zorlayıcılık

desr : ara. * dasara (örtmek, kaplamak, bürümek, sarmak), muddessir (örtünen, bürünen, sarınan, örtünmüş, bürünmüş, sarınmış) * örtme, sarma, kaplama, bürüme

desr : ara. * dasara (zorlamak, sıkıştırmak, güçleştirmek; çakmak, mıhlamak, perçinlemek) * defetmek, kovmak; mıh, çivi, perçin, dusur (ç.)

dessas : ara. * dassa (gizlemek, saklamak, bastırmak, örtmek, gömmek), desise (hile, tuzak, kumpas, komplo, entrika, sahtekarlık, düzen, aldatmaca, gerçeği gizleme) * desise yapan, hilekar, sahtekar, düzenbaz, aldatıcı, kumpasçı, komplocu

dest : far. * dast, dest (el) * kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı dokunma ve tutma organı

destan : far. * danistan (bilmek, akıl etmek, idrak etmek, kavramak) * öğreti, anlatı, mit, masal, anlatı, hikaye, öykü, menkıbe, serüven, macera, sergüzeşt; kahramanlık öyküsü, epik anlatı; uzun ve manzum hikaye; uzun halk hikayesi; kahramanlık, tarih veya mitolojik olayları konu alan epik anlatı

destar : far. * dest (el) + ar (isim yapım eki) * sikkeye sarılan sargı, sarık, örtü

deste : far. * dest (el) + e (isim yapım eki) * aynı türden şeylerin bağlanmış tutamı; bağ, demet

destek : far. * dastak, destek (elcik, tutamak, alkış) (dest (el) + ek (küçültme eki) ) * dayak, dayanak, el verme; yardım, yardımcı güç

destgah : far. * dest (el) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * el yeri; iş yapılan yer, tezgah

destilasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * iki veya daha fazla bileşen içeren bir karışımın ısıtılıp, buhar ve sıvı faz oluşturmak suretiyle daha uçucu bileşence zengin karışımların elde edilmesini sağlayan ayırma işlemi

destina : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stare, stinare (sabit kılmak, dikmek, yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta durmak, sağlam olmak) (lat.); destina (kader; zenginlik; şans, baht, talih) (gre.) * antik Yunan'da ırmak tanrısının su perisi kızlarından birinin ismi

destinasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stare, stinare (sabit kılmak, dikmek, yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta durmak, sağlam olmak) + tio (isim yapım eki) * varış noktası, varılması hedeflenen yer

destroyer : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * hızlı ve çevik savaş gemisi, muhrib (destroy, destruct, détruire (yok etmek, mahvetmek) (ing., fra.) )

destrüksiyon : lat. * destruere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) ), destructus (yıkılmış) + tio (isim yapım eki) * yıkım, imha, mahvoluş, yok olma

destrüktif : lat. * destruere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) ), destructus (yıkılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yıkıcı, imha edici, yok edici, mahvedici

destur : far. * dest (el) + ur (yönetmek, rehberlik etmek), dastwar (Zerdüşt rahibi, bilge kişi, otorite; doğru dini öğreti, töre, yasa) * yol gösterme, yol verme, emir, izin, onay, icazet, uygunluk

desüblimasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sublimare (yükseltmek, yukarı çıkarmak, arıtmak) (sub (alt, aşağı, alttan, aşağıdan; üst, üzeri, yukarı) + limare (sınırlamak, eşiklemek) (limen (eşik, sınır, limit) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * suyun, buhar halinden sıvı haline geçmeden (faz geçişi olmaksızın) doğrudan katı buz haline geçişini tanımlayan faz değişimi

deşarj : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.); discharge (ing.) * yükün boşaltılması, yük boşaltma

deşifre : lat., ara. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cifratus (cifrare (sayısallaştırmak, şifrelemek) (cifr (sayı, rakam) (ara.), cifra (sayı, şifre) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); déchiffré (fra.) * kodu kırılmış, şifresi çözülmüş, gizli olan açığa çıkarılmış

deşmek : tür. * deş (yarmak, kazımak, oymak) + mek (fiil mastar eki) * oymak, delmek, karıştırmak

deşt : far. * daşt, (çöl, kır, ova, geniş düzlük) * genellikle bitki örtüsünden yoksun, kurak, kumluk ve geniş alanları ifade eden bozkır, çöl, sahra veya düzlük, ova, geniş arazi, Kuzey cephe; bozkır, çöl, sahra

detant : lat., fra. * detentus (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tentus (gerilmiş, uzatılmış, germiş) (lat.); détendre (gevşetmek, rahatlatmak), détente (gevşeme, rahatlama) (fra.) * gevşeme, gerginliğin gitmesi, rahatlama; uluslararası ilişkilerde gerginliğin azalması ve siyasi/askeri tansiyonun düşmesi durumu

detaşe : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + attachatus (bağlanmış, birleştirilmiş, bitiştirilmiş) (attachare (bağlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); détaché (fra.) * çözülmüş, bağlantısı kesilmiş, bağı kopmuş, ayrılmış

detaşman : lat., fra * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + attachamentum (bağlanmış, birleştirilmiş, bitiştirilmiş) (attachare (bağlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); dé (-sız, yok, değil, karşıt, zıt) + tâcher (çabalamak, gayret etmek) + ment (isim yapım eki) * bir oluşumun, tutunduğu yüzeyden ayrılması; ayrılma; bağın çözülmesi, çözülme, kopma

detay : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + talia (ince dal, kesim), talliare (kesmek, biçmek, budamak, ayırmak) (lat.); dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tailler (kesmek, biçmek, budamak, ayırmak) (fra.) * bir bütünün küçük parçalara ayrılması; ayrıntı, tafsilat, ince nokta

deteksiyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectio (tegere (örtmek, korumak, kaplamak) + tio (isim yapım eki) (lat.); détection (fra.) * örtüsünü kaldırma, ortaya çıkarma, tespit etme, ifşa etme, bulma, keşfetme

detektif : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectivus (tegere (örtmek, korumak, kaplamak, gizlemek, saklamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış, gizlenmiş, saklanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); détective (fra.) * ortaya çıkarıcı, ifşa edici; suçları veya olayları araştıran, inceleyen kişi; müfettiş, soruşturmacı

detektör : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectivus (tegere (örtmek, korumak, kaplamak, gizlemek, saklamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış, gizlenmiş, saklanmış) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); détecteur (fra.) * tespit edici, ortaya çıkarıcı; fiziksel, kimyasal ya da biyolojik bir etkiyi, maddeyi, dalgayı veya enerjideki bir değişimi algılayarak bunu insanların veya sistemlerin anlamlandırabileceği bir sinyale (ses, ışık, akım vb.) dönüştüren hassas cihaz veya düzenek

deteriorasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ter, terior (daha kötü, daha bozuk) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin bozulma, kötüleşme süreci; kalite, durum veya performans kaybı, gerileme, bozulma

deterjan : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tergent (silici, temizleyici) (tergere (silmek, temizlemek, ovmak) + ent (isim yapım eki) ) (lat.); détergent (fra.) * kir ve lekeleri uzaklaştırmak için kullanılan kimyasal temizlik materyeli

determinant : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + antem (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok bilinmeyenli denklem çözmede kullanılan cebirsel ifade, belirleyici; ikiye ikilik bir matrisin determinant formülü det A = a.d - b.c

determinasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + tio (fiil mastar eki) * belirleme, belirlenim, belirleyicilik, saptama; kararlılık

determinat : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * belirli bir sınırla kısıtlanmış, kesin olarak belirlenmiş, belirli, saptanmış, kararlaştırılmış, kararlı; büyümesi belirli bir noktada sonlanan ve daha fazla uzamayan (çiçek durumu veya gelişme tipi)

determine : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminatus (sınırlandırılmış, sonlandırılmış) (terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); déterminé (fra.) * belirli bir sınırla kısıtlanmış, kesin olarak belirlenmiş, belirli, saptanmış, kararlaştırılmış, kararlı

determinist : lat. * determinist (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ist (-cı, yapan, eden eki) * determinizm görüşüne sahip olan

deterministik : lat., gre. * determinist (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) + ikos, icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre., lat.) * determinizm ile ilgili

determinizm : lat. * determinismus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * evrenin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne süren öğreti, belirlenircilik, gerekircilik veya belirlenimlilik

detertraj : gre., lat., fra. * détartrage (de, dé (-sız, yok, değil, karşıt, zıt) (lat., fra.) + tartaron (kireçli malzemeden oluşan sertleşmiş kabuk veya birikinti) (gre.); tartarum (lat.); tartrer (sert kabuk oluşmak, birikmek) +‎ age (isim yapım eki) (fra.) * diş taşı oluşumunu temizlemek için uygulanan yöntem

detoksifikasyon : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + fictio (yapım, edim) (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * toksik maddelerden arındırma

detonasyon : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (gerilim) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * patlayıcı maddelerin yanma reaksiyonu, patlayıcı maddenin infilakı; müzikte ton uyumsuzluğu

detone : lat. * de (-sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt, aşağı) + tonatus (gerilmiş, gürlemiş) (tonare (gerilmek, gürlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); détoné (fra.) * ses tonunun bozulması, notanın yanlış ifadesi

detonman : lat. * de (-sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt, aşağı) + tonare (gerilmek, gürlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir patlayıcının ani ve şiddetli şekilde gaz ve ses çıkararak infilak etmesi olayı

detramp : fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tremper (banmak, suyuna batırmak, daldırmak, ıslatmak) * kuru sıva üzerine zamklı boya ile yapılan duvar resmi

detrusor kası : lat., tür. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + trudere (itmek, baskılamak) + or (-cı, yapan, eden eki) * mesanenin idrarı depolamasına izin vermek için gevşeyen ve idrar yaparken idrarı serbest bırakmak için kasılan mesane kası

detümesans : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lat. * tumere (şişmek, kabarmak) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki)

detveyt : ing. * dead (ölü) + weight (ağırlık) * bir geminin taşıyabileceği en çok ağırlık olup, ham yükün, yakıtın, suyun, kumanyanın, yolcu ve gemi adamlarının kendilerinin ve eşyalarının ağırlıklarının toplamı; ölü ağırlık

deuterostomia : gre., lat. * deuteros (ikinci) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) + eia (isim yapım ve durum eki) * Embryo gelişiminde blastoporun ilk olarak anüse dönüşmesi, gerçek ağzın ise daha sonra oluşmasıyla tanımlanan, Echinodermata (derisi dikenliler) ve Chordata (kordalılar) gibi büyük hayvan gruplarını kapsayan üst grup

deutzia : lat. * Deutz (Hollandalı botanikçi Johann van der Deutz) + ia (isim yapım eki) * beyaz çiçekli süs çalılarıyla bilinen, Hydrangeaceae familyasından bir bitki cinsi

dev : far., san. * dev (tanrı, cin), devi (tanrıça, kadın cin) * çok büyük, çok cüsseli; Fars mitolojisinde kötü ruhlu efsanevi yaratık, cin (deve (uzun boyunlu iri hayvan) (tür.), divine (ilahi, kader mekanizmasıyla ilgili, yazgıya ilişkin) (ing., fra.), dev (çok büyük, yüce, ulu) (far.), dev (tanrı) (san.), devil, diable, Teufel (şeytan) (ing., fra., alm.) )

deva : far. * da (vermek, sağlamak) + va (isim yapım eki) * hastalık veya sorunları gidermek için kullanılan yöntem, çare, ilaç (tedavi (devalama, deva bulma, iyileştirme, çare bulma) (ara.) )

devaimisk : ara. * deva (çare, ilaç) + i (tamlama eki) + misk (Asya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür ceylanın erkeğinin karın derisi altındaki bir bezden elde edilen ve parfüm yapımında kullanılan güzel kokulu bir madde) * şeker, baharatlar, yumurta akı ve potasyum bitartarat ile hazırlanan bir çeşit helva

devair : ara. * daire (bir merkezi noktadan belirli bir uzaklıkta olan bir noktanın 360 derece döndürülmesiyle oluşan şekil; çember, halka, çevrim, döngü, devir, dönem, çağ) * daireler, çemberler, döngüler, dönemler, çağlar

devalüasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + tion (isim yapım eki) * değer azaltımı, değer düşürümü; bir para biriminin değerinin resmi olarak düşürülmesi; değer kaybı

devam : ara. * dama (sürmek, devam etmek, kesintisiz olmak), daim (süregelen, sürekli, devamlı, kalıcı) * sürme, daim olma, sürekli olma hali

devasa : far. * divan, divas (büyük, ihtişamlı, muazzam) (dev (çok büyük, çok iri cüsseli) + as (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kocaman, çok iri, çok büyük; korkunç

devaskülarizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vasculare (kaplaştırmak, kanallaştırmak) (vasculum (küçük kap, kanalcık) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının harap olması veya tıkanması sonucu vücudun bir bölümüne kan akışının kesilmesi

devavin : far. * devan, divan (defter, kayıt kitabı, meclis) * devlet dairelerinin kayıt defterleri; şair divanları

deve : tür. * tebe (tepe, çıkıntı, yükseklik; deve) * gevişgetirengillerden, uzun ve eğri boyunlu, sırtında bir veya iki hörgüç bulunan memeli hayvan

deve kuşu : tür. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * Struthionidae (devekuşugiller) familyasından olan, ismini, şeklinin deveye benzemesinden alan, Afrika'nın belirli geniş alanlarına özgü uçamayan ancak çok hızlı koşan bir kuş türü (struthio camelus (struthio (serçe) + camelus (deve) ) (lat.) )

deveboynu : tür. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + boyun (baş ile gövdeyi birbirine bağlayan vücut bölgesi) + u (iyelik eki) * S veya U biçiminde boru

develenmek : tür. * dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + e (baglaç) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hızlı hareket etmek, çabuk olmak veya aceleyle ilerlemek

develi : tür. * avelug (labada bitkisi, tirşik, rumex) (erm.) * Kayseri’nin bir ilçesi; eski ismi Everek

developer : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + voloper (sarmak, örtmek, kuşatmak, kaplamak) * yazılım, proje veya ürün geliştiren kişi; geliştirici

developman : lat. * developare (açmak, geliştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + volupare (sarmak, katlamak) ) + mentum, mens, mentia (isim yapım eki) * gelişim, gelişme

developmental : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + voloper (sarmak, örtmek, kuşatmak, kaplamak) + mens, mentia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim ile ilgili

deveran : ara. * devr (döngü, dönme, tur, dönüş) + an (isim yapım eki) * dolaşma, dönme, dolaşım, dönüş, döngü

deveran-ı dem : ara. * deveran (dolaşım, sirkülasyon) + ı (tamlama eki) + dem (kan) * kan deveranı, kan dolaşımı, kan sirkülasyonu

devetabanı : tür., lat. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + taban (ayak tabanı, el ayası) + ı (iyelik eki) (tür.); monstera deliciosa (hoş canavar) (monstera (azman, anormal, canavar) + deliciosa (lezzetli, nefis, hoş) ) (lat.) * İsviçre peyniri bitkisi veya bölünmüş yapraklı filodendron, Meksika'nın güneyinde, Panama'nın güneyindeki tropik ormanlara özgü, büyük yapraklı ve çiçekli bitki türü; Yaprağının büyüklüğü nedeniyle bu ismi almıştır.

deviasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + viare (yolda gitmek) (via (yol) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yerleşik bir rotadan veya kabul görmüş bir standarttan ayrılma, sapma; burun septumunun kayması

devim : tür. * dev (kıpırdamak, didinmek, hareket etmek) + im (isim yapım eki) * hareket etme, kıpırdama

devinim : far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden) (far.); devin (kıpırdamak, didinmek, hareket etmek) + im (isim yapım eki) (tür.) * hareket etme, durağan bir nesnenin zamana bağlı olarak yer değiştirmesi; bir sürecin işlemeye başlaması; zihinsel/ruhsal bir durumdan diğer bir duruma geçiş

devinmek : far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden) (far.); dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * hareket etmek

devir : ara., tür. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek), devr (döngü, dönem, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) * döngü, daire, dönüşüm, dönem, çağ, epok, periyod

devirli permütasyon : ara., tür., lat. * devir (devr, döngü, daire, dönüşüm, dönem, çağ) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + permutatio (tamamen değiştirme; bir küme elemanlarının sıralama veya düzenlerinin farklı biçimlerde değiştirilmesi; matematikte sıra değişiklikleri) (lat.) * Sn grubu ele alındığında, uygun k1, k2, …. kn sayılarını ki ki+1 ve kn k1 şeklinde dönüştüren, {1, 2, …, n}’deki diğer sayıları kendilerine gönderen, yörüngelerinden en fazla birinin, birden fazla elemanı olduğu permütasyon

devirmek : ara. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + mek (fiil mastar eki) * tersine döndürmek, bulunduğu konuma göre yatay konuma getirmek, düşürmek, yıkmak, tersine çevirmek

devitalizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vitas (hayat, yaşam, dirim, ömür) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * öldürme, cansızlaştırma; duyarsızlaştırma

devitken : far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden) (far.); dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + it (edilgen fiil eki) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir devinimi başlatan, yaptıran veya sağlayan

devitrifikasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vitrificare (vitrum (cam) + eus (sıfat yapım eki) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * cam benzeri amorf bir yapının kristalleşerek cam özelliğini kaybetmesi; özellikle volkanik camların zamanla minerallerden oluşan kristalli yapılara dönüşmesi süreci

deviye : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + viatus (viare (yolda gitmek) (via (yol) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); dévié (sapmış) (fra.) * yerleşik bir rotadan veya kabul görmüş bir standarttan ayrılmış, sapmış

devlet : ara. * davl, davala (dönmek, değişmek, birbirine geçmek; dönüştürmek, el değiştirmek, takas etmek; galip gelmek, üstün olmak) + et (isim yapım eki) * birinin diğerine galip, üstün olması; hükümet, yönetim, iktidar; toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun veya uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık; toplumun siyasal örgütlenişi ve örgütlerinin tümü

devolüsyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + volvo, volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio (isim yapım eki) * hiyerarşik sistemlerde hakların veya görevlerin aşağı kademelere doğru aktarılması

devoniyen : kel. * dumno (derin; yer, toprak), devon (derin vadi sakinleri; toprak insanları) + ian (ile ilgili, -e ait) * Paleozoyik Zaman içinde 419,2 milyon yıl önce sonlanan Silüriyen'den, 358,9 milyon yıl önce Karbonifer'in başlangıcına kadar süren jeolojik bir dönem ve sistem

devr : ara. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek) * döngü, dönem, devir, çağ

devramber : ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) + anber (güzel koku; adabalığı ve kaşalot denilen büyük balıkların bağırsaklarındaki güzel kokulu madde; derisinden kalkan yapılan bir balık) * ayçiçeği

devran : ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + an (isim yapım eki) (ara.) * yeryüzü, dünya; dönme, dönüp durma, döngü; çağ, felek

devrani : ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + an (isim yapım eki) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * daire şeklinde dönerek, devirsel

devre : ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + e (isim yapım eki) * döngü, periyod, siklus, dönem, çağ

devrek : ara., tür. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Zonguldak’ın bir ilçesi; Kastamonu ve Bolu İlleri arasında geçiş görevi üstlenmesinden

devrekani : ara. * devlet (hükümet, yönetim, iktidar) + han (mesken, barınak, mekan) + ı (iyelik eki) * konaklama yeri; Kastamonu’nun bir ilçesi

devretmek : ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + etmek (yapmak) * döndürmek, çevirmek, başkasına aktarmak

devri adl : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + adl (adalet, eşitlik, denge, düzen, hak, hukuk) * eşitlik dönemi, adalet devri; Türk musikisinde, ağır sema bölümleri veya ayin başı bestelerinde kullanılan ve “düm tek tek” olarak vurulan 28 zamanlı bir usül

devri alem : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + i (tamlama eki) + alem (dünya) * Dünya seyahati, dünya gezisi, dünyayı gezme

devri hindi : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + hind (hint) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Hint döngüsü, Hint devri; Türk musikisinde yer alan, 7 zamanlı olup, 7/8'lik ve 7/4'lük mertebeleri olan ve "düm tek tek dü-üm te-ek" olarak vurulan usül

devri kebir : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + kebir (büyük) * Türk musikisinde, bir yürük semai, iki sofyan ve yine bir yürük semai ve iki sofyanın bir araya gelmesinden oluşan, ilahilerde kullanılan 16 zamanlı bir büyük usül

devri remel : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + remel (süratli gitmek, koşmak, bir şeyde ziyadelik, ilave) * Türk musikisinde, ağır semai, ilahi, beste, kar ve muhammes gibi eski formlarda kullanılan, “düm tek tek” olarak vurulan, bir dört zaman, bir altı zaman, sonra yine bir dört zaman, tekrar bir altı zaman ve nihayet iki adet dört zamandan, diğer bir ifadeyle bir sofyan, bir yürük semai, bir sofyan, bir yürük semai ve iki sofyanın birbirine eklenmesinden meydana gelen 28 zamanlı bir usül

devri revan : ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) (ara.) + revan (akan, giden, gider) (far.) * Türk musikisinde, sema ve tasavvufi müzikte kullanılan, “düm tek tek” olarak vurulan, bir semai, bir sofyan ile bir semai ve bir sofyandan meydana gelen 14 zamanlı bir usül

devri saadet : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + saadet (mutluluk, bahtiyarlık) * mutluluk çağı; İslamiyette Hz. Muhammed’in yaşadığı dönem

devri şahi : ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) (ara.) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, dört vuruşlu, 16/4 zaman ölçüsüne sahip olan ve büyük bir gücün, ihtişamın ve hareketin anlatılmak istendiği durumlarda kullanılan bir usül

devri turan : ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) (ara.) + turan (Türklerin eski yurdu ilan Orta Asya’da İran'ın kuzeydoğusundaki bölgeye İranlıların verdiği isim) (far.) * Türk musikisinde yer alan, 7 zamanlı olan ve Mandıra olarak da anılan bir usül

devrialem : ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + alem (dünya) * dünya turu

devridaim : ara. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + i (tamlama eki) + daim (sürekli, devamlı) * tam ve sürekli dolaşım, sirkülasyon

devrik : tür. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * devrilmiş, yıkılmış, yatmış, kendi üzerine dönmüş; özne-yüklem sırasının alışılmış düzenden farklı olduğu cümle tipi (devrik cümle)

devrim : ara., tür. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + im (isim yapım eki) * inkilap, dönüşüm, değişim

devriye : ara. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + iye (isim yapım eki) * güvenliği sağlamak için dönüp dolaşan polis

devşirim : tür. * der (toplamak, bir araya getirmek) + şur (ek) + im (isim yapım eki) * n elemanlı bir kümenin k elemanlı alt kümelerinin (kendi içinde) k kere yer değiştirme sayısı, permütasyon

devşirmek : tür. * der (toplamak, bir araya getirmek) + şur (ek) + mek (fiil mastar eki) * bir araya getirmek, toplamak, derlemek

deyi : tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + i (son ek) * insanın, demek istediğini sözle anlatmak için başvurduğu dil, söz, im, mimik, anlam, düşünce gibi anlatım araçlarının tümü

deyim : tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + im (isim yapım eki) * anlatıma katkı veren, kendi anlamı dışında anlam içeren söz dizisi; deyiş

deyiş : tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + iş (isim yapım eki) * söylem; özlü söz

deyn : ara. * dana, dayana (borçlu olmak, yükümlü olmak, itaat etmek) * borç, yükümlülük, alacak-verecek ilişkisi, haysiyet, azizlik, izzet, iyilik yolundaki faaliyetler bütünü; din (dignity, dignité (haysiyet, izzet, yücelik) (ing., fra.) )

deyyar : ara. * dara, dayyara (dönmek, yerleşmek, ikamet etmek, iskan etmek, mesken edinmek) * bir kimse, kişi; sakin, iskan eden, yurt edinen, yurt sahibi

deyyus : ara. * deyas (terbiyesiz, alçak kimse) * karısının başka erkeklerle cinsel iliskisine göz yuman kişi (argo)

dezartikülasyon : lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * artroplasti veya ampütasyon esnasında, yaralanma yoluyla travmatik olarak veya cerrahi operasyonda eklemlerdeki iki kemiğin ayrılması

dezavantaj : lat., fra. * dés (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + abante (ön) (lat.); avant (ön) (fra.) + age (gibi olma) (fra.) * avantajsızlık, bir diğerine göre olumsuz durumda olma

dezenfeksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * mikroplardan arındırma

dezenfektan : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak), fectus (konmuş, yapılmış) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); désinfectant (fra.) * mikropları yok etme özelliği olan kimyasal madde

dezenfekte : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + fectus (konmuş, yapılmış) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); désinfecté (fra.) * mikroplardan arınmış, mikropları, patojenleri ortadan kaldırılarak bulaşıcı unsurları yok edilmiş; mikropsuz hale getirilmiş

dezenformasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + informatio (haber) (in (iç, içeri, içinde) + formare (şekil vermek, biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi, bilgi çarpıtma

dezorganize : lat., gre., fra. * dis, de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + organizatus (organizare (örgütlemek, düzenlemek, organize etmek) (organon (organ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); désorganisé (fra.) * organize olamamış, organizasyonu bozuk, düzeni bozuk, düzensiz

dezoryantasyon : lat. * dis, de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak), orientare (yönlendirmek, yöneltmek, doğru yöne çevirmek, istikamet vermek) (oriens, orient (yükselen güneş, doğu) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yanlış yönlenme; çevrede olan bitenlerin farkında olmama ve reaksiyon göstermeme, yönelim bozukluğu,

DGP : lat. * deamidate (amid grubunu uzaklaştırmak) (de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) + atus (geçmiş zaman ve sıfat eki) + gliadine (buğday ve diğer tahıllardaki gluten protein kompleksinin alkolde çözünebilen bölümünü oluşturan, prolamin grubuna ait protein; çölyak hastalığında bağışıklık sisteminin tepki gösterdiği başlıca gluten bileşenlerinden biri) (glia (tutkal, yapıştırıcı, yapışkan madde) + adine/ine (protein veya kimyasal madde eki) ) + peptide (küçük protein parçası) (peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (lat.) ) * çölyak hastalığının tanısında kullanılan, gliadin proteininin doku transglutaminaz enzimi tarafından değişime uğramış parçalarına karşı oluşan IgA ve IgG antikorlarını ölçen serolojik test belirteci, deamide gliadin peptidi

dhanvantari : san. * dhanus (yay) + antari (içinde, arasında, iç) * Hint mitolojisindeki tanrı Vishnu'nun bir avatarı

dharma : san. * dhar (tutmak, taşımak, desteklemek) + ma (isim yapım eki) * düzen, yasa, kanun, kural, ilke görev, doğru yaşam ilkesi; Hinduizm, Budizm, Caynizm ve bazı Hint düşünce geleneklerinde evrensel düzeni, ahlaki ve toplumsal görevi, doğru yaşam biçimini ve varlıkların kendi doğasına uygun düzeni ifade eden kavram

DHCP : ing. * dynamic (dinamik) + host (ağ düğümü) + configuration (yapılandırma) + protocol (iletişim kuralı) * ağdaki cihazlara otomatik olarak IP adresi ve ağ ayarları atayan protokol

dhumavati : san. * dhuma (duman) + vati (sahip olan, haiz olan, malik) * Hint mitolojisinde hayatın karanlık tarafının kişiselleştirilmiş hali

dığan : gre. * teganon (tava, kızartma tavası) * yağ tavası; ufak kulplu süt bakracı veya tencere; özellikle Ege Bölgesi ve Anadolu'nun çeşitli yörelerinde, genellikle bakırdan yapılan, geleneksel olarak yağ eritmek, tava ekmeği pişirmek veya pekmez kaynatmak amacıyla kullanılan, geniş, yayvan, iki kulplu ya da saplı sığ bir tava/tencere türü

dığdığı : tür. * dığ (ses yansımalı onomatopeik kelime) + dığ (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ı (ses yansımalı kelime) * konuşurken r harfini g harfi gibi telaffuz eden kimse

dılak : tür. * tıl, dil (ağızın içinde yer alan tat alma ve konuşma oganı) + ak (isim yapım ve araç eki) * kadının cinsel organının üst kısmında yer alan, anatomik olarak penisin homoloğu olan ve yüksek hassasiyete sahip küçük organı, bızır, klitoris, dilcik

dımbırdatmak : tür. * dımbır (ses yansımalı onomatopeik kelime) + dat (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * saz, cura, tambur gibi telli saz çalmak

dımdızlak : tür. * dım (pekiştirme eki) + dızlak (yalnız, tek) * çırılçıplak; yapayalnız, bir başına, tek başına

dımıdan : tür. * dımıdan (ses yansımalı kelime) * Teke Türkmenleri'nde, kadınların leğen dibi döverek, tencereye vurarak veya def, dümbelek çalarak oynadıkları oyun

dımışki : aka., gre. * damaska, damaskos (dam (kan) + aska (kese, çıkın, torba, çanta) ) * kanla dolu kese; Suriye’nin başkenti Şam’ın diğer ismi

DIMM : ing. * dual (çift) + inline (aynı hat üzerinde) + memory (bellek) + module (modül) * masaüstü ve sunucu bilgisayarlarda kullanılan, çift veri yolu bağlantılı RAM modülü

DIN : alm. * deutsches (Alman) + institut (ensititü, kurum) + für (için) + normung (normlaştırma) * uluslararası teknik uyumluluğu sağlamak için kullanılan, Almanya kökenli, ürünlerin boyut, şekil, kalite ve güvenlik standartlarını belirleyen resmi mühendislik standardı

dıngıra : tür. * dıngıra (ses yansımalı onomatopeik kelime) * tambur, bağlama gibi mızrapla çalınan tüm telli sazlar

dıramudana : lat. * transmontanus (dağların ötesinden gelen; kuzeyden gelen rüzgar; kuzey rüzgarı, yıldız yeli) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + montanus (dağ) ) * denizden esen bir rüzgar türü; denizcilik literatüründe Akdeniz ve Ege'de denizden karaya doğru esen, Sait Faik Abasıyanık'ın öykülerinde de adı geçen ve Doğu Akdeniz'in yerel rüzgârlarından biri olan levanti ile benzer özellikleri paylaşan yerel bir rüzgar türü (diğer türler “poyraz”, “lodos”, “meltem”, “maestro”, “levanti”)

dırastik : gre., lat. * drastikos (aktif, eylemsel, etkin, efektif) (draein (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, gerçekleştirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * etkili, etkisi büyük olan, güçlü, harekete geçirici

dırdır : tür. * dırdır (ses yansımalı onomatopeik kelime) * sürekli yinelenen ve bıkkınlık veren sözler

dış : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) * hariç, içeride olmayan, harici

dış açı : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı (isim yapım eki) * iki boyutlu bir geometrik şekilde uzatılan kenar ve bu kenara bitişik olan kenar arasında oluşan açı (tüm çokgenler için dış açıların toplamı her zaman 360 derecedir.)

dış alım : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + al (elde etmek, tutmak, edinmek) + ım (isim yapım eki) * bir ülkeye, bir başka ülkeden satın alınmış malların getirilmesi, ithalat

dış asalak : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + alak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konakçının üzerinde yaşayan ve çoğunlukla kan emen asalak

dış başkalaşım : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + başka (diğer, öbür, öte) + laş (dönüşüm eki) + ım (isim yapım eki) * magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma, egzomorfizm

dış bellek : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bel (hatırlamak, akılda tutmak, hafızaya almak) + lek (isim yapım eki) * bilgisayarın öz donanımı içinde yer almayan, dışarıdan sokete takılarak çalışan depolama ünitesi, harici bellek

dış beslenme : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bes (gıda vermek, gıdalanmak) + len (dönüşlü fiil eki) + me (isim yapım eki) * sindirim sisteminin dışında, damar yolu ile beslenme, parenteral beslenme

dış borç : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + borç (birine ödenmesi gereken para veya yükümlülük; alacak ilişkisi) * bir ülkenin, finansman kaynağı yaratmak için diğer ülkelerden aldığı ve geri ödeme yükümlülüğü olduğu para

dış deri : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + deri (cilt, ten) * sinir sistemini ve duygu organlarını oluşturan, oğulcuğun dış yüzünü örten tabaka, ektoderm

dış döllenme : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + töl, döl (soy, nesil, yavru) + len (dönüşlü fiil eki) + me (isim yapım eki) * sperm ve yumurtanın canlı vücudu dışında, genellikle su gibi uygun bir dış ortamda birleşerek zigotu oluşturduğu üreme biçimi; balıklar, iki yaşamlılar ve birçok suda yaşayan omurgasız hayvanda görülen döllenme tipi

dış evlilik : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lik (isim yapım eki) * evlenecek kimsenin eşini kendi boy veya soyunun dışından seçmesi, ekzogami

dış gebelik : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + gebe (hamile) + lik (isim yapım eki) * döllenmiş bir yumurtanın rahmin dışına, çoğunlukla da fallop tüpüne yerleşmesiyle meydana gelen gebelik, ektopik gebelik

dış kavuz : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kavuz (kabuk, yaprak, kılıf) (kavu (boşaltmak, ayırmak, dışını almak) + z (isim yapım eki) ) * buğdaygillerde başakçığın en altında, bazı türlerde çiçeğin bütün organlarını içerisine alacak bir biçimde gelişmiş olan kavuz

dış kulak : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kulak (işitme organı) * kulak kepçesi ve kulak kanalından oluşan ve kulağın en dış bölümünü oluşturan yapı

dış lastik : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + lastik (esnek, kauçuk veya benzeri malzemeden yapılmış bant, tekerlek veya kaplama) * iç lastik kullanımı gerektirmeyen, iç lastikli yapıya göre daha alçak hava basıncı ile kullanılabilen lastik türü

dış merkezlik : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + merkez (orta nokta, odak) + lik (isim yapım eki) * bir astronomik cismin, başka cisim etrafındaki yörüngesinin mükemmel bir daireden ne kadar saptığını belirleyen boyutsuz bir parametre, yörünge eksantrikliği

dış satım : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + sat (ürün veya hizmeti para karşılığında sağlamak) + ım (isim yapım eki) * bir ülkenin, kendi ürettiği malları başka bir ülkeye satması, ihracat

dış ters açı : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ters (zıt, karşı, muhalif) + açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) * paralel olan veya olmayaniki doğrunun her birini farklı birer noktada kesen üçüncü bir doğrunun (kesen) farklı tarafında bulunan ve komşu olmayan dış açılardan her biri

dış ticaret : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ticaret (ürün ve nal alım satımı) * bir devletin dışalım ve dışsatımının tümü

dış ticaret açığı : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ticaret (ürün ve nal alım satımı) + açık (aralık, boşluk) + ı (iyelik eki) * ihracatın ithalattan çıkarılması ile elde edilen rakamsal fark (ithalat tutarının ihracat tutarından fazla olan kısmı)

dış yarıçap : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + yarı (ikide bir, ikiye bölünmüş parçalardan her biri) + çap (vurmak, kesmek; daire veya silindirin merkezinden geçen ve karşılıklı kenarlarını birleştiren doğru parçası; ölçü, boyut, genişlik) * düzgün bir çokgenin köşelerinden geçen dairelerin yarı çapı

dış zar : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + zar (ince örtü, kılıf, doku, cidar, membran) * mitokondrinin, proteinlerin geçmesine izin veren kanalları meydana getirmekle görevli porin adı verilen proteinleri kapsayan dış kısmı

dışarı : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + garu (zarf / belirteç eki) * içeride olmama, içeriye ait olmayan, hariç, harici

dışavurumculuk : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + a (yön eki) + vurum (yansıtma; çarpma, darbeleme) + cu (yapan, eden eki) + luk (isim yapım eki) * doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı, ifadecilik, ekspresyonizm

dışbükey : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bük (eğmek, kıvırmak) + ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüzeyi dışarı doğru çıkık olan, dışa bombeli olan

dışişleri : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + iş (çalışma, eylem, iştigal, mesguliyet) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * devletin dış politika ve ilişkilerinden, diplomasi faaliyetlerinden, ikili ve çok taraflı ilişkilerden sorumlu olan hükûmet departmanı

dışkı : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kı (isim yapım eki) * sindirim sonucu oluşan atık madde, feçes, atık, artık, posa

dışlamak : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * hariç tutmak, kapsama almamak, dışarıda tutmak, dikkate almamak

dışrak : tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + rak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açıkta ve herkesin gözü önünde olan, gizli yanı bulunmayan

dıyk : ara. * daka, zaka (daralmak, daraltmak, sıkmak, sıkışmak, zorlamak), dayk (daralma, sıkışma, zorlanma) * darlık, sıkışıklık, ruhsal bunaltı ve geçim sıkıntısı, zıyk

dızlak : tür. * taz (kel) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * derisinde kılı ve tüyü olmayan, tüysüz, çıplak, dazlak

dızman : tür. * dız (sert, kısa, keskin) + man (kişi, kimse) * uzun boylu ve iri yapılı, iriyarı kimse; çok büyük, kocaman

diadelphous : gre. * di (iki, ikili, çift) + adelphos (kardeş) * eşit veya farklı sayıda iki grup; bir çiçeğin filamentlerinin iki grupta birleşmesi; bir çiçeğin erkek organlarındaki (stamen) iplikçiklerin (filament) iki ayrı grup veya demet halinde birleştiği durum

diadem : gre. * diadema (diadein (dolayarak bağlamak) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + dein (sarmak, dolanmak, bağlamak) ) + ema (isim yapım eki) ) * Pers krallarının kraliyet saç bantı (bandanası), soyluluğu simgeleyen bandana, taç (dedem (taç) (soğ., far.) )

diafizyal aklazi : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yok, değil, olumsuzluk öneki) + khalasis (gevşeme, rahatlama) (gre.) * uzun kemiklerin metafizlerinden ve düz kemiklerden çıkan multiple osteokondromlarla karakterize olan ve kemik deformitelerine sebebiyet veren otozomal geçişli bir hastalık, herediter multiple ekzostoz (HME), kalıtsal çoklu ekzostoz

diaforetik : gre. * diaphoretikos (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ter yoluyla dışarı atan, terletici

dial : lat. * dies (gün) + alis (sıfat yapım eki, ile ilgili, -a ait) * günle ilgili, güne ait; döngüsel, çevrimsel (dial (numarayı çevirmek, döndürmek) (ing.) (günün bir döngü olmasından)

dialkol : gre., ara. * di (iki, ikili, çift) (gre.) + el (ön ek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) (ara.) * molekülünde iki adet -OH (hidroksil) grubu bulunduran organik bileşik

diameter : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + metron, metros (ölçü) * daireyi iki eşit parçaya ayıran doğru parçası, çap

diamin oksidaz : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.); oxydus (oksitlenmiş, oksijenlenmiş) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * vücuttaki fazla histamini parçalamaya yardımcı olan ve böylece burun tıkanıklığı, ciltte kaşıntı, baş ağrısı ve hapşırık gibi rahatsız edici semptomları hafifleten bir enzim

diamond : gre. * adamas (a (-sız, yok, değil, olumsuzluk öneki) + damao, damaein (evcilleşmek, boyun eğmek, yenilmek), damas (yenilen, boyun eğen, fethedilen) * boyun eğmez, yenilmez, evcilleştirilemez; elmas

diana : lat. * di, diva, divus (tanrı, tanrıça) + ana (sıfat yapım eki, gibi, ile ilgili) * Roma mitolojisinde ayın ve avcılığın bakire tanrıçası; Yunan mitolojisindeki Artemis

diandrik : gre. * di (iki, ikili, çift) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki erkekle ilgili; dişileri heterogametik olan hayvan türlerinde cinsiyete bağlı kalıtım türü; mitolojide iki erkek figürünün ön planda olduğu bir yapı, ikili erkek karakter anlatısı; bir kadının iki erkekle evli olması durumu

diandrus : gre. * di (iki, ikili, çift) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) * iki erkek organına veya iki erkek özelliğine sahip olan; botanikte iki erkek organı (stamen) bulunan (çiçek)

dianella : gre. * Diana (Roma doğa ve av tanrıçası) + ella (küçültme eki) * ince yapraklı ve yıldız biçimli çiçekleriyle zarif görünümlü, Asphodelaceae familyasından bir bitki cinsi

dianthus : gre. * dios (ilahi, tanrısal) + anthos (çiçek) * “tanrısal çiçek” anlamıyla hoş kokulu ve süs değeri yüksek, Caryophyllaceae familyasından bir bitki cinsi

diapazon : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + pason (her şey, tüm, bütün, hepsi) * tüm aralık, tam aralık; do-re-mi seslerini belirleyen metalik çelik çatal

diapedez : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + padein (geçmek), pasis (geçiş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * lökositlerin, inflamasyon olmayan koşullarda kan dolaşımından yüksek endotelyal venüller gibi belirli bölgelere göç etme süreci, lökosit ekstravazasyon

diaper : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + aspros (beyaz) * çocuk bezi

diapirizm : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + peirein, peirao (denemek, zorlamak, itmek) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * jeolojide özellikle tuz ve magma hareketleri bağlamında, mantodaki daha yoğun olmayan kayaçların üzerindeki daha yoğun kayaçları yararak yukarı doğru itilmesi ve kabuk içinde yükselmesi olayı

diartrodial : gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + arthron (eklem) (gre.) + ialis, alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * serbest hareketli eklemlerle ilgili; kemiklerin arasındaki hareketi mümkün kılan, eklem kapsülü ve sinovyal sıvı içeren eklem türü

diaserein : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + cerein (-OH (hidroksil) grubu taşıyan aminoasit modifikasyonu eki) * osteoartrit gibi eklem hastalıklarının tedavisinde kullanılan antrakinon sınıfından anti-inflamatuar, anti-katabolik ve pro-anabolik ilacın etken maddesi (C16H14O6), diasetilrhein

diaskopi : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir parmak veya cam slayt ile basınç uygulanarak ve renk değişimleri gözlemlenerek gerçekleştirilen bir ağartılabilirlik testi; cilt altındaki kan damarlarını, cilt altı kanamalarını, kan dolaşımındaki değişiklikleri ve cilt rengindeki değişiklikleri gözlemlemek amacıyla ışıkla yapılan bir inceleme yöntemi

diaspora : gre. * diaspeirein (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + speirein (saçmak, dağıtmaj, serpiştirmek, atmak) ) * bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu, kopuntu, yurdundan çıkma-çıkarılma (serpmek (dağıtmak, saçmak, tmak, savurmak) (tür.), spear, Sperr (cirit) (ing., alm.) )

diastol : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + stole (gerilme, yayılma) * kalbin kasılmadığı ve gevşeyerek kanla dolduğu evre; kalp boşluklarının genişlemesi sonucu kanın atriyumdan ventriküllere dolması, arteriyel basıncın düşmesi ve dolaşımın devam etmesini sağlayan fizyolojik süreç; kalbin kanla dolduğu gevşeme fazı (kasılarak kan pompalama fazı ise “sistol”dur.)

diastometamiyel : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + myelos (kemik iliği, omurilik) * omuriliğin bir kısmının genellikle uzunlamasına (sagital) yönde üst lomber vertebra seviyesinde yarılmasıyla oluşan konjenital bir bozukluk

diatermi : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dokulara derin ısı sağlayan, kasları ve eklemleri gevşetmeye, şişliği azaltmaya ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı olan bir tedavi

diatezi : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (yerleştirme, duruş, konum, koyma) * bir hastalığa veya başka bir bozukluğa karşı kalıtsal veya yapısal bir yatkınlığın bulunması

diatom : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Bacillariophyta (diyatomeler) grubuna ait, hücre duvarları silisyum dioksitten oluşan iki parçalı kabukla (frustül) çevrili, çoğunlukla sucul ortamlarda yaşayan ve fotosentez yapan mikroskobik algleri kapsayan tek hücreli organizma

diatomik : gre. * di (iki, ikili, çift) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tomos (kesik, kesim) (temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * iki atomdan oluşan; kimyada molekül yapısında iki atom bulunan maddeleri tanımlayan sıfat (ör. H2, O2, N2, Cl2 gibi iki atomlu moleküller)

diatrizoik asit : gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + tri, tria (üç) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * damarların, üriner sistemin, dalak ve eklemlerin yanı sıra bilgisayarlı tomografinin görselleştirilmesini içeren röntgen görüntüleme sırasında kullanılan bir kontrast madde, gastrografin, amidotrizoat (C11H9I3N2O4)

diazepam : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + azep (7 üyeli azot içeren halka) + am (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * anksiyolitik, antikonvülsan, sedatif, kas gevşetici ve hafıza zayıflatıcı etkilere sahip olan, anksiyete, uyuyamama, nöbetler, alkol yoksunluğu ve kas spazmları gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan benzodiazepin türevi bir ilacın etken maddesi (C16H13ClN2O)

diazoksit : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + azo (iki azot (nitrojen) (N=N) atomu eki) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) * düşük kan şekerini, çıkarılamayan adacık hücre tümörlerini, lösin duyarlılığını tedavi etmek için kullanılan ve sülfonilüre toksisitesinin dirençli vakalarında da kullanılan bir ilacın etken maddesi (C8H7ClN2O2S)

diba : far. * diba (kumaş) * altın ve gümüş işlemeli, parlak ve zengin süslemeli değerli bir ipek kumaş türü, atlas

dibace : ara., far. * diba (altın ve gümüş işlemeli, parlak ve zengin süslemeli değerli bir ipek kumaş türü, atlas) + ce (isim yapım eki) * genellikle el yazması klasik eserlerin, divanların veya mensur yapıtların başında yer alan, eserin sunulduğu kişiye övgüler içeren ve yazılış amacını açıklayan özenle süslenmiş ön söz veya giriş bölümü

dibek : tür. * dep, tep (vurmak, dövmek, çarpmak, darbetmek) + ek (isim yapım eki) * tahıl ezmede kullanılan dairesel taş öğütücü, havan (debelenmek (kendini yerden yere vurmak), tepmek (ayakla vurmak) (tür.), dabbe (debelenen) (ara.) )

dibenzotiepin : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) (gre.) + benzo (benzen halkasıyla kaynaşmış) (alm.) + thiepin (kükürt içeren yedi üyeli heterosiklik halka) (theion (kükürt) + epi (epoksi benzeri halkasal bağ eki) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * iki adet benzen halkasının bir kükürt atomu içeren yedi üyeli bir tiepin halkasına kaynaşmasıyla oluşan, özellikle psikiyatride antipsikotik ve antidepresan ilaçların sentezinde temel çekirdek yapıyı oluşturan heterosiklik bir organik bileşik (C16H12S)

dicksoniaceae : ing., lat. * dicksonia (İngiliz botanikçi James Dickson’ın soyadından) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Polypodiopsida (eğrelti otları) sınıfı içinde yer alan, büyük boyutlu ağaçsı eğrelti otlarını kapsayan, özellikle tropik ve subtropik bölgelerin nemli ormanlarında yaşayan, kalın gövdeli ve geniş yapraklı bitkilerden oluşan bitki familyası

dicle : süm. * idigna, idigina (ok gibi hızlı; hızlı nehir, akan su) * Diyarbakır’ın bir ilçesi; Fırat ırmağı ile birlikte Mezopotamya'yı oluşturan iki büyük nehirden en doğuda olanı (tigris (gre.) )

dicroglossidae : gre. * dikros (iki çatallı, çift çatallı, iki uçlu) (di (iki, ikili, çift) + kros (uç, tepe, çıkıntı, sivri nokta) ) + glossa (dil) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dicroglossidae familyasına ait, Asya’nın tropik ve subtropik bölgeleri ile bazı Afrika bölgelerinde yaşayan, çoğunlukla sucul veya yarı sucul yaşam süren ve kurbağaları kapsayan hayvan familyası

dictynidae : gre., lat. * diktyon (ağ, şebeke, örgü, örülmüş ip, bağ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımı içinde yer alan, Dictynidae familyasına ait, küçük yapılı ve çoğunlukla ağ örerek yaşayan, ince düzensiz ağlar oluşturan ağ örücü örümcekleri kapsayan hayvan familyası

dictyocaulus : gre. * diktyon (ağ, şebeke, örgü, örülmüş ip, bağ) + kaulos (gövde, sap, tüp, kök) * atlar, koyunlar, keçiler, geyikler ve sığırların bronş ağacının nematod (yuvarlak solucanlar) parazitlerinin bir cinsi (dictyocaulus arnfieldi atların akciğer kurdu, dictyocaulus viviparus geviş getirenleri etkileyen akciğer kurdudur.)

dicynodontia : gre. * di (iki, ikili, çift) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * Therapsida (memeli benzeri sürüngenler) içinde yer alan, üst çenelerinde iki büyük köpek dişi benzeri diş bulunan, çoğunlukla otçul beslenen ve Permiyen ile Triyas dönemlerinde yaşamış soyu tükenmiş memeli akrabası sinapsid grubunu kapsayan takım

didaktik : gre. * didaktikos (didaskein, didasko (öğretmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bilgi aktarmaya ve eğitime yönelik; ders verme, öğretme veya eğitici içerik taşıyan, öğretici

didanozin : gre. * dyo,di (iki, ikili, çift) + danosis (dideoksiadenosin eki) + in (kimyasal bileşik eki) * HIV/AIDS tedavisinde kullanılan antiretroviral bir ilacın etken maddesi (C10H12N4O3)

didar : far. * didan (görmek) + ar (isim yapım eki) * yüz, görüntü, suret, yüz; kadın ismi (yüz güzeliği, yüzdeki nur, ilahi güzellik anlamında)

didd : ara . * dadda (karşı çıkmak, karşı koymak, zıt olmak, terslemek, düşman olmak) * karşıtlık, zıtlık, terslik, muhalefet, düşmanlık

dide : far. * diden (görmek) * göz, ayn, çeşm, göz ucu, göz bebeği; gözcü, gören; görülen, görülmüş

dideban : far. * diden (görmek), dide (göz, gözbebeği) + ban (-cı, ile ilgili, yapan) * gözcü, gözleyici, bekçi

didelfis : gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) * Didelphimorphia (keseli memeliler) takımı içinde yer alan, Didelphidae familyasına ait, Amerika kıtasında yaşayan, dişi bireylerinde iki rahim ve iki vajinal kanal bulunan ve çoğunlukla gece aktif olan opossumları kapsayan memeli cinsi; anne karnındaki bebeklik gelişiminde rahim kanallarının birleşmemesi ve iki ayrı rahim oluşmasıyla ortaya çıkan çift rahim durumu

didelphidae : gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Didelphimorphia (keseli memeliler) takımı içinde yer alan, dişi bireylerinde iki ayrı rahim ve iki vajinal kanal bulunmasıyla tanınan, Amerika kıtasında yaşayan opossumları kapsayan hayvan familyası

didelphinae : gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Didelphidae familyası içinde yer alan, Amerika kıtasında yaşayan, keseli memeliler arasında bulunan ve özellikle opossumları kapsayan hayvan alt familyası

didelphis : gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) * Didelphimorphia (keseli memeliler) takımı içinde yer alan, Didelphidae familyasına ait, Amerika kıtasında yaşayan, dişi bireylerinde iki rahim ve iki vajinal kanal bulunan ve çoğunlukla gece aktif olan opossumları kapsayan memeli cinsi; anne karnındaki bebeklik gelişiminde rahim kanallarının birleşmemesi ve iki ayrı rahim oluşmasıyla ortaya çıkan çift rahim durumu

didem : far. * dide (göz, ayn, çeşm, göz ucu, göz bebeği; gözcü, gören; görülen, görülmüş) + m (birinci tekil şahıs iyelik eki) * gözüm, gördüğüm, gözüm gibi sevdiğim, sevgilim

didik : tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + uk, ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parçalanmış, un ufak edilmiş

didiklemek : tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + uk, ik (gibi olma) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * çekerek, ısırarak parçalamak, ditmek

didim : gre., soğ., far. * diadem, diadima (taç) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + dein (bağlamak, sarmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre), dedem (taç) (soğ., far.) * Aydın’ın bir ilçesi; Pers krallarının kraliyet saç bantı (bandanası), soyluluğu simgeleyen bandana, taç (dedem (taç) (soğ., far.) )

didinmek : tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * çabalamak, gayret etmek, uğraşmak, kendini parçalamak (mecazi)

didişmek : tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + iş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * fiziksel veya sözel olarak birbirini hırpalamak; mücadele etmek (mecazi)

didon : lat. * didona, didon (gezgin kadın, kaçan kadın, kaçak kraliçe; Fenikeli efsanevi bir kraliçenin ismi) * eskiden, halkın İstanbul’daki yabancılara, özellikle Fransızlara verdiği isim

dielektrik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (sıfat yapım eki) * elektrik akımını iletmeyen veya çok az ileten, ancak bir elektrik alan içinde kutuplanarak elektriksel enerji depolayabilen, kondansatörlerde ve elektriksel yalıtım sistemlerinde kullanılan yalıtkan malzeme türü

dienogest : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hen, eno, ene (bir; steroid eki) + gest (progestasyonel aktivite eki) * doğum kontrol haplarında ve endometriozis tedavisinde kullanılan 19-nortestosterondan türetilen sentetik bir progestin (C20H25NO2)

diensefalon : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + en (iç, içe, içeride) + kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) * hindbrain (arka beyin) ile forebrain (ön beyin) arasında yer alan ve beynin talamus, hipotalamus, epitalamus, subtalamus (pretalamus) ve pretektumdan oluşan parçası, ara beyin

dierama : gre. * di (iki, ikili, çift) + erama (dayanak) * ince ve sarkık çiçek saplarıyla zarif bir görünüm sunan, Iridaceae familyasından bir bitki cinsi

diesel : alm. * diesel (Alman mühendis Rudolf Diesel’in soyadından) * yoğunluğu 0.8 olan ve sıkıştırmalı motorlarda kullanılan yakıt türü, mazot (C12H23); sıkıştırılmış temiz hava içine püskürtülen yakıtla çalışan, ateşleme sistemi olmayan ve yakıt olarak motorin tüketen motor

dieulafoy lezyonu : fra., gre., tür. * dieulafoy (Fransız fizyolog Paul Georges Dieulafoy’un soyadından) (fra.) + laeisio (yaralanma, hasar, zarar, bozulma) (laedere (zarar vermek, hasar vermek, incitmek, bozmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * mide mukozasında meydana gelen ve 1 ila 3 mm anormal genişlikte bir çapa sahip, submukozadan mukozaya doğru çıkıntı yapan normal bir kan damarından oluşan bir lezyon türü, dieulafoy lezyonu

difakinon : lat., gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + acetone (asetil grubu içeren keton yapısı) * iki fenil halkası içeren ve asetil grubuyla birleşen, kan pıhtılaşmasını engelleyerek iç kanamaya yol açan bir antikoagülan rodentisit (fare ve sıçan zehiri) (C23H16O3)

difana : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phanein (görünmek, belirmek, parıldamak) * üç katlı bir balık ağı

difazik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phaino, phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüm, belirme, ortaya çıkma; konuşma, söylem) + ikos (ile ilgili, gibi) * iki fazlı, iki evreli; canlı varlıkların oluşumunda ve gelişimindeki iki ayrı evre ile ilgili; iki farklı nitelik arzeden konuşma bozukluğu

difda : ara. * dafaa (sıçramak, zıplamak), dafadia (ç.) * kurbağa

difenbahya : lat. * dieffenbach (Alman hekim, jeolog ve doğa bilimci Johann Karl Ernst Dieffenbach'ın soyadından) * Araceae (yılanyastığıgiller) familyasına ait, tropikal Amerika kökenli, büyük ve alacalı yapraklarıyla tanınan bir süs bitkisi

difenhidramin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phen (pheniyl grubu eki) + hydra (su, sıvı) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * uykusuzluk, soğuk algınlığı semptomları, parkinsonizmde titreme ve mide bulantısı durumlarında ve alerjileri tedavi etmek amacıyla kullanılan bir antihistamin (C17H21NO)

difenilhidantoin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phen (pheniyl grubu eki) + hid (hidrojen ve su eki) + antoin (üre grubu eki) * epileptik odaktan komşu beyin dokularına epileptik krizin yayılmasını önleyen ve antikonvülsan olarak kullanılan antiepileptik ilaç, fenitoin (C29H18N2O2)

difenoksilat : gre. * dyo,di (iki, ikili, çift) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + late (kimyasal bileşik eki) * bağırsakların hareketlerini yavaşlatarak ishalin durdurulmasına yardımcı olan bir antidiyareik (C30H32N2O2)

diferans : lat. * differentia (differe (ayırmak, ertelemek, ertelemek; farklılaştırmak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim yapım eki) * fark, farklılaşma

diferansiyasyon : lat. * differentia (differe (ayırmak, ertelemek, ertelemek; farklılaştırmak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim yapım eki) + tio (fiili isim yapım eki; olma durumu) * farklılaştırma

diferansiyel : lat. * differentialis (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fere (getirmek, taşımak) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dönemeçlerde otomobilin iki arka tekerleğinin ayrı ayrı hızlarda dönmesini sağlayan dişli; fonksiyonlardaki değişmeleri ele alan matematik dalı

diferansiyel denklem : lat., tür. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) + denklem (eşitlik, aynılık, denklik) (tür.) * bir veya birden fazla fonksiyonu ve bunların türevlerini ilişkilendiren, fonksiyonların fiziksel veya finansal değerlere, fonksiyon türevlerininse bu değerlerin değişim hızlarına denk geldiği denklem

diferansiyel diyagnoz : lat., gre. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) + diagnosis (teşhis, tespit; tıpta hastalık teşhisi) (gre.) * hastanın değerlendirmesinden çıkarılan olası sonuçların, en olası olandan daha az olası olana doğru bir listesi

diferansiyel hesap : lat., ara. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) + hisab (sayma, nicelik belirleme) (ara.) * fonksiyonların, girdileri değiştikçe nasıl değiştiklerinin türev hesaplamaları yoluyla incelenmesi, diferansiyel kalkülüs

diffüz : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış, akmış, yayılmış) * bir maddenin, ışığın, ısının veya bir olgunun belirli bir merkezden çevreye doğru dağılması; sınırlı olmayan, geniş alana yayılan, dağılmış, yayılmış

diffüz refleksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fusus (dökülmüş, akıtılmış, akmış, yayılmış) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) * bir yüzeyden gelen ışığın veya diğer dalgaların veya parçacıkların yansıması; Pürüzlü bir yüzeyden yansıyan ışının, geldiği açıdan farklı açıda yansıması

difiletik : gre. * di (iki, ikili, çift) + phyle (soy, kabile, grup) + tikos (ile ilgili,-a ait) * filogenetik sınıflandırmada, ortak bir atadan gelen bazı grupların ayrılarak aynı atadan türemeyen başka gruplarla birlikte oluşturduğu, yani birden fazla bağımsız soy hattını içeren grup veya taksonu tanımlayan sıfat; ortak ata ve tüm torunlarını kapsamayan yapay sınıflandırma grubu

difisil : lat. * difficilis (zor) (dis (yok, değil, karşıt, zıt, ters) + facilis (kolay) (facere, ficere (yapmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * zor, güç, kolay olmayan; yapılamaz

diflorazon : lat. * di (iki, ikili, çift) + fluor (kimyasal element) + asone (azot eki) * cilt rahatsızlıklarının (örneğin dermatozlar) neden olduğu kızarıklık, ağrı, kaşıntı, şişlik veya diğer rahatsızlıkları gidermeye yardımcı olmak için kullanılan ilacın etken maddesi (C15H14Cl2F2N2O2)

diflukortolon : lat. * di (iki, ikili, çift) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + kortolon (kortikosteroidlerden olan kortizol eki) * derinin iltihabi ve alerjik durumlarının tedavisinde kullanılan, kaşıntı, yanma veya ağrıyı hafifleten kortikosteroid ilacın etken maddesi (C22H28F2O4)

diflunisal : lat. * di (iki, ikili, çift) + fluoro (flor) + salisilicus acidum (salisilik asit, salisilat türevi eki) * analjezik ve antiinflamatuar aktiviteye sahip olan ve vücutta kan damarlarını daraltıcı etkisi olan endotelinin etkisini engellemek için tasarlanmış ve oral yolla alınan bir salisilik asit türevi ilacın etken maddesi (C13H8F2O3)

difraksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + frangere (kırmak, parçalamak, bölmek, ayırmak), fractio (kırılma, parçalanma, bölünme, ayrılma) * dalgaların (ışık, ses, elektromanyetik vb.) bir engel, yarık veya kenar ile karşılaştıklarında doğrusal yayılımlarını kaybederek bükülmesi, saçılması veya yeni yönlere dağılması olayı, kırınım

difteri : gre. * diphteria (tabaka, deri tablet) (dyo, di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (boğazda oluşan sert psödomembrandan dolayı) * corynebacterium diphtheriae bakterisinin neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon, kuşpalazı

diftong : gre. * dyo, di (iki, ikili, iki kere, ayrı, ikiye bölünmüş) + phtongos (ses, tını) * iki sesi ifade eden tek bir sesli harf, iki sesli, ikili sesli

difüz : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış, akmış, yayılmış) * belirli bir sınırı veya yoğunlaşmış merkezi olmayan, geniş bir alana yayılmış, dağınık ve homojen olmayan biçimde dağılan (yapı), yaygın ve sınırlı olmayan (dağılım)

difüzyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış, akmış, yayılmış) + tionem, tio (isim yapım eki) * maddelerin çok yoğun ortamdan, az yoğun ortama doğru kendiliğinden yayılması, geçişme, yayılma

digenetik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + genesis (oluşum, yaratılış) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yaşam süreci sırasında hem eşeyli hem de eşeysiz üreme devresi gösteren; yaşam döngüsünü iki farklı konak (canlı organizma) üzerinde tamamlayan organizma

digeorge sendromu : ing., gre. * diGeorge (Amerikalı kardiyolog Angelo DiGeorge’un soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * timus ve kalp anomalileri ile karakterize genetik sendrom

digestif : lat. * digerere (bölmek, dağıtmak) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi kolaylaştıran, hazımla ilgili, hazımsal

digitalis : lat. * digitus (parmak) * parmak şeklindeki çiçekleriyle tanınan ve tıbbi etkilere sahip, Plantaginaceae familyasından bir bitki cinsi

digitalis : lat. * digitus (parmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parmakla ilgili olan, saymakla ilgili olan, sayısal, dijital

digitorum : lat. * digitus (parmak) + orum (coğul genitif ek, ile ilgili, -dan, -den) * parmaklara ait, parmaklarla ilgili

dign : ara. * dagana (kin gütmek, içten düşmanlık beslemek, öfkelenmek, nefret etmek), adgan (ç.) * kin, nefret, öfke, gizli düşmanlık, kalpte beslenen öfke

digoksin : lat., gre. * digitalis (yüksükotu bitkisi) (digitus (parmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin, oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * atriyal fibrilasyon, kalp çarpıntısı ve kalp yetmezliği gibi çeşitli kalp rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C18H12O7)

digor : iron., ose. * digor (topluluk, grup (kesin değil) ) * Kars’ın bir ilçesi; Doğu İran dili Osetçe'nin alt grubu, bir lehçesi (Osetya, Kafkasya'da bulunan bir bölgedir.)

diğer : far. * digar, dadigar (başka, öbür, öteki) * başka, öbür, öteki

diğerkam : far. * digar (başka, öbür, öteki) + kam (seven, sevgi, arzu) * kendinden başkalarını düşünen, başkalarını önceliklendiren, özverili

diğs : ara. * dağs, dağasa (ezmek, sıkıştırmak, bastırmak) * ezme, sıkıştırma, bastırma; demet

dihak : ara. * dahk, dahaka (sıkmak, ezmek, bastırmak, yoğunlaştırmak) * dolu, yoğun; dolu bardak

dihan : ara. * dahn, dahana (yağ sürmek, yağlamak, sıvı ile kaplamak) * yağ, sürme, kaplama maddesi; kırmızı deri, sahtiyan; vücuda sürünülecek yağ, duhn (ç.)

dihidroergotamin : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * migren tedavisinde kullanılan, ergotamin türevi bir ergot alkaloidi (C33H37N5O5)

dihidroindolon : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + indol (benzen halkası ve azot içeren bir halkalı bileşik) (india (Hİndistan’daki Indigo bitkisinden) + ol (hidroksil (-OH) grubu eki) ) + on (hidrokarbon bileşiği eki) (lat.) * dopamin ve serotonin düzeylerini etkilemesi nedeniyle nörolojik ve psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilacın etken maddesi (C9H9NO)

dihidrokodein : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) + kodeia (haşhaş tohumu) + ine (kimyasal bileşik eki) * kodeinin hidrojenlenmesiyle elde edilen, ağrı kesici ve öksürük baskılayıcı olarak kullanılan yarı sentetik opioid ilacın etken maddesi (C18H23NO3)

dihidroksiantrakinon : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydroxys (hidroksi, -OH grubu) (hydros, hudros (su, sıvı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) ) + anthra (kömür) + kinon (benzoquinon) (alm.) * pigment ve boyar madde üretiminde, organik sentezlerde ara madde olarak ve bazı biyolojik araştırmalarda redoks veya farmakolojik etki modeli olarak kullanılan, iki hidroksil grubu taşıyan antrakinon türevi aromatik organik bileşik (C14H8O4)

dihidropiridin : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + hudros, hydros (su, sıvı, hidrojen) (gre.) + pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * altı üyeli heterosiklik bir halka yapısına sahip, iki hidrojenle indirgenmiş piridin türevi; özellikle kalsiyum kanal blokeri ilaçlarda (ör. nifedipin, isradipin) kullanılan bir kimyasal sınıf (C5H7N)

dihidropirimidin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) + pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * vücuttaki eksikliği, idrar, plazma ve beyin-omurilik sıvısı gibi vücut sıvılarında yüksek seviyede urasil ve timin görülmesine sebep olan kimyasal madde (C4H6N2)

dihidrotestosteron : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + testis (şahitlik, şehadet, tanıklık, görücülük) + steron (steroid bileşik eki) (stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) ) * erkeklerde cinsel yapıların ve özelliklerin gelişimine katkıda bulunan bir hormon (C19H30O2)

diiyodohidroksin : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + iodes (menekşe rengi, mor) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin, oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * antioksidan, antimikrobiyal veya biyoaktif özellikleri olan ilacın etken maddesi (C6H4I2OH)

diiyodotirozin : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + iodes (menekşe rengi, mor) + tyros (peynir) + ine (alkaloit, amino asit veya organik bileşik eki) * metabolizmayı düzenleyen ve vücut sıcaklığını, enerji üretimini etkileyen önemli tiroid hormonları olan T3 (triiodotironin) ve T4 (tiroksin)'in sentezinde kullanılan madde (C9H9I2NO3)

dijestan : lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ant, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi kolaylaştıran

dijestif : lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi kolaylaştıran

dijesyon : lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + tio (isim yapım eki) * yiyeceklerin mekanik ve kimyasal yollarla parçalanarak vücut tarafından emilmeye uygun hâle gelmesi ve besin öğelerinin sindirim kanalında işlenmesi süreci, sindirim, hazım

dijital : lat. * digitus (parmak; sayı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sayısal; parmakla ilgili

dijite : lat. * digitus (parmak; sayı) + atus (sıfat yapım eki) (lat.); digité (fra.) * parmaklı, parmak gibi veya parmak şeklindeki çıkıntılara sahip

dijitiform : lat. * digitus (parmak; sayı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) * parmak biçiminde, parmağa benzeyen; botanikte, zoolojide ve anatomide parmak gibi uzanan, dar ve bölümlü (yapı)

dik : tür. * tik (saplamak, dikmek, ayağa kaldırmak) * horoz, dik, sik, zek; yatay bir düzleme göre dik açı oluşturan (90 derecelik), eğimi olmayan, dikey konumda bulunan; sert, dik kafalı, bükülmez bir duruş sergileyen; yukarı doğru kalkık

dikaryotik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + karyon (çekirdek, tohum) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki çekirdekli; aynı sitoplazma içinde ama birbirinden ayrı duran iki çekirdeğe sahip olan hücre

dikazyum : gre , lat. * dichasium (iki çatallı çiçek durumu) (dikhasis (ikiye ayrılmış, iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) + khainein (açılmak, ayrılmak, yarılmak, ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme, yarılma) ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * botanikte ana eksenin büyümesinin sonlandığı ve altında karşılıklı iki yan dalın gelişerek çatallı bir yapı oluşturduğu, simoz (belirli) çiçek durumlarının bir tipi; karanfilgiller ve bazı diğer bitki gruplarında görülen iki çatallı çiçek durumu (dichasium)

dikdörtgen : tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + dört (üçten sonra beşten önce olan sayı) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * açıları dik açı olan paralelkenar; çevresi p = 2a+2b; alanı s = a.b

dikeç : tür. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + eç (-cı, araç eki) * kazık, sırık, ağaç çubuk; bağ çubuğu dikmek için toprakta delik açmaya yarayan demir

diken : tür. * dik (doğru, ekili) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bazı bitkilerin sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntısı; dik halde olan

dikey : tür. * dik (doğru, ekili) + ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dikine, diklemesine, düşey, aşağıya doğru, zemin ile 90 derece açı yapan

dikey asimptot : tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + asumptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symptotos (birleşen, çakışan) (sun, syn (ile, beraber, birlikte) + pto (düşmek), ptotos (düşme) ) (gre.) * dikey konumda olan ve bir eğrinin sonsuza yaklaşmasına rağmen kesişmediği doğru, dikey sonuşmaz

dikgen : tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * birbiriyle veya kesişme noktasındaki teğetleriyle dik açı oluşturacak biçimde kesişen

dikhondra : gre. * di (iki, ikili, çift) + khondros (tane, kütle) * iki parçalı meyve yapısıyla tanınan, yer örtücü özellik gösteren, Convolvulaceae familyasından bir bitki cinsi

dikili : tür. * dik (doğru, ekili) + ili (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İzmir’in bir ilçesi; zeytin ağaçlarının ekili olduğu yere Dikili, Dikmelik denmesinden; eski ismi Atarneites, Aterneus (uzun zaman, ömür boyu) (gre., lat.)

dikim : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + im (isim yapım eki) * dikme işi

dikiş : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + iş (isim yapım eki) * dikme işi; iki veya daha fazla parçanın iplik, tel veya benzeri malzeme ile birleştirilmesi işlemi veya birleşim yeri; tekstil, deri veya cerrahide uygulanan sabitleme ve birleştirme yöntemi

dikit : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + it (isim yapım eki) * mağaraların tabanında, yukarıdan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlardan her biri

dikiz : çing. * dikes (bak), dikava (bakmak) * bakma, gözetleme, bakış, erkete

dikizlemek : çing., tür. * dikes (bak), dikava (bakmak) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kişiyi veya kişileri, o veya olar farketmeden gözetlemek

dikkat : ara. * dikk (titiz, ince, önem veren, değer veren) + at (isim yapım eki) * titizlik, incelik, önem verme, değer verme

diklamidöz : gre. * di (iki, ikili, çift) + khlamys (örtü, giysi, manto) (gre.) + osus (sıfat yapım eki) (lat.) * botanikte çiçek örtüsü (periant) iki ayrı halkadan oluşan, yani dışta çanak yapraklardan (kaliks) ve içte taç yapraklardan (korolla) meydana gelen iki örtülü (çiçek)

diklin : gre. * di (iki, ikili, çift) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak), kline (yatak, döşek) * botanikte erkek ve dişi organların aynı çiçekte bulunmayıp ayrı çiçeklerde yer aldığı, tek eşeyli (uniseksüel) çiçek yapısı, erkek ve dişi çiçeklerin ayrı olması durumu

diklofenak : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + ac (aceticus (asetik) + acidus (asit, ekşi) ) (lat.) * artrit ve akut sakatlanmalarda enflamasyonu azaltmak ve ağrıyı dindirmek için kullanılan bir non steroidal antiinflamatuar ilacın etken maddesi (C14H11Cl2NO2)

dikloksasilin : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + aciline (penisilin grubu antibiyotik eki) (lat.) * duyarlı gram-pozitif bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan penisilin sınıfından dar spektrumlu bir β-laktam antibiyotik (C19H17Cl2N3O5S)

diklomin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (gre.) * düz kas spazmlarını azaltmak için kullanılan ve özellikle özellikle irritabl bağırsak sendromu ve gastrointestinal spazmların tedavisinde kullanılan antikolinerjik ilacın etken maddesi (C19H35NO2)

diklorfenamid : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * karbonik anhidraz enzimini inhibe eden, özellikle primer periyodik paralizi ve bazı glokom türlerinin tedavisinde kullanılan, vücuttaki sıvı üretimini ve göz içi basıncını kontrol etmeye yardımcı olan, "karbonik anhidraz inhibitörü" sınıfına ait sülfonamid türevi ilacın etken maddesi (C6H6Cl2N2O4S2)

dikloron : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı) (gre.) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * Kireçlenme (artroz), romatizmal hastalıklar, kas-iskelet sistemi ağrıları, diş ağrısı, ameliyat sonrası ağrılar ve adet sancılarının tedavisinde kullanılan ağrı kesici ve iltihap giderici (NSAİİ) ilacın etken maddesi (C14H10Cl2NNaO2)

dikme : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + me (isim yapım eki) * bir doğruya veya düzleme belirli bir noktadan geçerek inen veya çıkan dik doğru

dikmek : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + mek (fiil mastar eki) * bir nesneyi doğru durumda, yere 90 derece açı ile tutmak; bir bitkiyi ekmek; iki ayrı parçayı veya yarılmış bir bütünün iki parçasını iğne ve ip yardımıyla birbirine bağlamak

dikmen : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + men (yapan eden kimse, kişi) * Sinop'nın bir ilçesi; diken, dikme eylemini yapan anlamından

dikotil : gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + kotyle (kase, kap, fincan, tohum yaprağı) * tohumlarında embriyonik gelişim sırasında iki adet çenek (kotiledon) bulunduran kapalı tohumlu bitki, çift çenekli

dikotiledon : gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) + don (şekil eki) * çimlenme sırasında tohumdan çıkan iki yaprakçığı (kotiledon) olan bitki grubu, çift çenekliler

dikotomik : gre. * dikhasis (ikiye ayrılmış, iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) + khainein (açılmak, ayrılmak, yarılmak, ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme, yarılma) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ikiye ayrılan, iki karşıt veya bağımsız kola bölünen

dikotomöz : gre., lat. * dikhasis (ikiye ayrılmış, iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) + khainein (açılmak, ayrılmak, yarılmak, ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme, yarılma) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) * iki eşit veya karşılıklı kola ayrılan, çatallanarak iki dala bölünen

dikse : tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru yönlendirmek) + se (isim yapım eki) * ağaç bulunmayan yerlerde, kuş avlamak için, toprağa geçici olarak dikilen ve üzerine ökse yerleştirilen ağaç

diksiyon : lat. * dicere (söylemek, demek) + tio (isim yapım eki) * kelimeleri doğru, açık ve net şekilde telaffuz etme (demek (söylemek) (tür.) )

dikta : lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz, söylem) (dicere (söylemek, konuşmak) + tum (isim yapım eki) ) * koşulsuz itaat edilmesi gereken emir; emirle yönetilme şekli; dikte etme

diktafon : lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz, söylem) (dicere (söylemek, konuşmak, ifade etmek) + tum (isim yapım eki) + phone (ses) (gre.) * ses kaydetmeye yarayan elektronik cihaz; konuşma veya sesin doğrudan manyetik bant veya dijital ortam üzerine kaydedilmesini sağlayan aygıt

diktatör : lat. * dictare (sık söylemek, ferman vermek, buyurmak, söylemek) (dicere (söylemek, konuşmak, ifade etmek) + tare (sıklık eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * buyurgan; bir ülkede yasama, yürütme ve yargı erklerini ve tüm yetkileri elinde toplamış olan, buyruğu yasa olan, baskı düzeni kurmuş kimse

dikte : lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz) (dicere (söylemek, konuşmak) + tum (isim yapım eki) ) * bir kişinin söylediğini başkasının yazması işlemi; öğretim veya resmi yazışmalarda sözlü ifadenin yazıya aktarılması yöntemi, yazdırım, yazdırmak için söyleme

dikuark : gre. * di (iki, ikili, çift) + quark (Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann tarafından üretilen kelime; bir araya gelerek hadronlar olarak bilinen bileşik parçacıkları oluşturan bir tür temel parçacık ve maddenin temel bileşenlerinden biri) * parçacık fiziğinde iki kuarktan oluşan bağlı parçacık sistemi; özellikle baryonların yapısında kuark çiftlerini ifade eden, renk yükü bakımından birleşik halde bulunan iki kuarklık alt yapı

dil : far. * dil (kalp, yürek, gönül) * insan vücudunda kanın dolaşımını sağlayan, dört odacıklı, kaslı ve sürekli ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ; sevgi, duygu, cesaret, yaşam gücü merkezi, vicdan, ruh (mecazi)

dil : tür. * tıl (eski Türkçede dil, lisan), tepe (dil, üçgen şeklinde tepelidir) * konuşmaya ve tat almaya yarayan ağızdaki etsi organ; bir ulusun konuştuğu kelimeler bütünü, lisan

dil aviz : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + aviz (asılan, çeken) * gönüle asılan, gönül çeken, cazip, güzel; Türk musikisinde Abdülbaki Dede'nin düzenlediği, karar perdesi La (A) olan, duygusal ve nağmeli ifadelerle öne çıkan, orta tempolu, hüzünlü ve lirizmi yüksek bir makam 7 makamdan biri

dil efruz : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + efruz (tutuşturan, yakan, aydınlatan, parıltı) * gönül aydınlatan, ferahlatan; Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, neşeli ve parlak bir karaktere sahip, hareketli geçişlerle süslenen, genellikle dini ve tasavvufi ezgilerde kullanılan makam

dil keşide : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + keşidan (çekmek, uzatmak) * gönül çeken; Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, hareketli ve süslü melodik yapıya sahip, canlı ve coşkulu ifadeler barındıran, özellikle peşrev ve yürük semai türlerinde tercih edilen bir makam

dil küşa : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + küşa (açan, açıcı) * gönül açan, gönül açıcı, ferahlatıcı; karar perdesi Re (D) olan, zengin süslemeler ve melizmatik ifadeler içeren, duygusal ve nağmeli yapısıyla genellikle gazel ve ilahi türlerinde kullanılan bir makam

dil nevaz : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + nuvaz (okşayan) * gönül okşayan; karar perdesi Segah (La) olan, hüzünlü ve tatlı bir melodi yapısına sahip, özellikle tasavvuf musikisinde sıkça kullanılan, derin duygular ifade eden bir makam

dil nişin : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + nişesten (oturmak), nişin (oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş) * gönülde oturan, gönülde yer tutan, kalpte olan; karar perdesi Segah (La) olan, duygusal ve derin bir ifade taşıyan, geleneksel makam sisteminde belirli seyir ve motiflerle karakterize edilen bir makam

dil rüba : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ruba (hırsız) * kalp hırsızı, kalp çalan, gönül çelen; karar perdesi Hüseyni (Re) olan, duygusal, naif ve romantik ezgiler barındıran, özgün seyir kalıpları ile karakterize edilen bir makam

dil suz : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + suz (yakan) * gönül yakan; karar perdesi Hüseyni (Re) olan, hüzünlü ve melankolik tınılar taşıyan, özgün seyir ve makam motifleriyle belirginleşen bir makam

dil şad : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar, mesrur) * kalbi ferah, gönlü ferah, gönlü hoş, gönlü şen, mutlu

dilaltı : tür. * dil (ağızda yer alan konuşma ve tat alma organı) + alt (aşağı) + ı (iyelik eki) * dilin altına konup eritilmek suretiyle alınan hap formundaki ilaç

dilan : far. * dil (kalp) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iyi kalpli; güzel, hoş, iyi

dilantin : lat. * di (iki, ikili, çift) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + hydantoin (heterosiklik yapı, karbamil ve imidazolidin-2,4-dion çekirdeği) * epilepsiyi kontrol etmek için kullanılan bir antikonvülsan, fenitoin (C15H12N2O2)

dilara : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ara (süsleyen) * gönül süsleyen, kalp süsleyen; kadın ismi

dilasa : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + asa (avutan) * kalp avutan, gönül avutan

dilatasyon : lat. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + tio (isim yapım eki) * genleşme, genişleme, açılma, yayılma

dilate : lat. * dilatus (dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) (latus (yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); dilaté (fra.) * genleşmiş, genişlemiş, yayılmış; geniş, yan, taraf

dilatometre : lat., gre. * dilatio (genleşme, genişleme) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * genleşme ölçer

dilaton : gre. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + latus (geniş, genişletilmiş) + are (fiil mastar eki) ) + on (isim yapım eki) * teorik fizikte uzay-zaman geometrisinin ölçeğiyle veya sicim teorisinde sicim titreşimleriyle ilişkili varsayımsal skaler alan parçacığı; özellikle sicim teorisinde kütleçekim alanı ile birlikte ortaya çıkan ve bağlanma sabitlerini belirleyen kuantum alanının uyarımı olan parçacık

dilatör : lat. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) (latus (yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ); dilateur (fra.) * vajinal kanalın yavaşça genişletilmesine yardımcı olan tıbbi alet, genişletici

dilaver : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + aver (asker, er; getiren, taşıyan) * cesur, yürekli; gönül eri

dilay : far. * dil (kalp) + ay (Dünya’nın uydusu) * gönlü ay gibi, Ay kalpli

dilbasan : tür. * dil (ağızda bulunan, tat almaya ve konuşmaya yarayan organ) + bas (aşağıya ve yukarıya itmek, üzerine yüklenmek) + an (usim yapım eki) * hekimlerin, boğazı görebilmek için dili bastırmakta yararlandıkları araç; ecza karıştırmakta kullanılan yassı araç

dilbaz : tür., far. * dil (ağızda bulunan, tat almaya ve konuşmaya yarayan organ) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * konuşkan, sohbeti hoş

dilber : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + bar, ber (sıfat yapım eki, taşıyan, getiren, yüklenen) * güzel, alımlı, hoş kadın

dilberdudağı : far., tür. * dilber (güzel, alımlı, hoş kadın) (far.) + tutak, dudak (ağızın alt ve üst kenarlarından her biri) + ı (iyelik eki) (tür.) * Bursa'da yapılan bir tür hamur tatlısı

dildade : far. * dil (gönül, yürek, kalp) + dade (verilmiş, vergi) * gönül vermiş, aşık

dildar : far. * dil (gönül, yürek, kalp) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * kalbi hükmü altında tutan; sevgili, maşuk; Türk musikisinde, taksimlerde ve şarkılarda duygusal yoğunluğu yüksek eserlerde kullanılan bir makam

dildo : ita. * diletto (zevk, haz) * yapay penis

dilek : tür. * til (dil, dile getirmek) + ek (isim yapım eki) * istek, arzu; kadın ismi

dilekçe : tür. * til (dil, dile getirmek) + ek (isim yapım eki) + çe (-lik, araç eki) * resmi bir makama talep iletmek için sunulan yazı

dilemek : tür. * til (dil, dile getirmek) + e (ek) + mek (fiil mastar eki) * istemek, arzu etmek

dilemma : gre. * di, dia (iki, ikili) + lemma (öncül, önceden açıklama, önerme, kabul) * iki olumsuz veya güç seçenek arasında kalma durumu; mantıkta iki öncülden oluşan zorlayıcı çıkarım biçimi, ikilem

dilenci : tür. * til (dil, dile getirmek) + en (dönüşlü fiil eki) + ci (yapan, eden eki) * para dilenen

dilhun : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + hun (kan) * çok üzgün, kalbi kanayan, içi kan ağlayan

dilhuş : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + huş (hoş, rahat, ferah) * kalbi ferah, gönlü hoş, yüreği rahat

dili : bun. * zili (uçurum) * Doğu Timor'un başkenti

dilijans : lat. * diligentia (diligere (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legere (toplamak, derlemek, seçmek; okumak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); diligence (fra.) * özenle sevme, değer verme, kıymet bilme, tercih etme, seçme; calıskanlık, çaba, hamaratlık; atlı pota arabası

dilim : tür. * til (dil formunda şerit şeklinde kesmek, yassı ve ince uzun kesmek) + im (isim yapım eki) * bir bütünden kesilmiş veya ayrılmış ince ve yassı parça

dilkeş : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * gönül çekici, gönül cezbedici, gönül çeken

dilkeşhaveran : far., ara. * dil (gönül, kalp, yürek) + keş (çeken, çekici, taşıyan) + haveran (doğu ile batı) (haver (doğu, şark) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (far.) + eyni, ani, an (iki) (ara.) * sabah, cuma ve bayram salalarının okunduğu makam; Türk musikisinde Hüseyni ve Irak makamlarının birleşiminden türetilmiş olan, karar perdesi Neva (Si) olan, hüzünlü ve duygusal ifadeler taşıyan, özgün motiflerle zenginleştirilmiş, melodi akışında iniş çıkışlar barındıran bir makam

dilküşa : far. * dil (gönül, kalp, yürek) + guşayiş (açılış), küşa (açan, ferahlatan, neşelendiren) * Türk musikisinde, karar perdesi Neva (Si) olan, Re ve Mi perdelerinde yoğunlaşan bir yapıya sahip olan, şarkılar, taksimler ve peşrevler gibi müzik türlerinde duygusal yoğunluğu artırmak için tercih edilen bir makam

dillek : tür. * til (dil, dile getirmek) + lek (isim yapım eki) * dedikoducu

dilleniaceae : lat. * Dillenia (Alman botanikçi Johann Jacob Dillenius’un soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Magnoliopsida (kapalı tohumlular) içinde yer alan, çoğunlukla tropik ve subtropik bölgelerde yaşayan, ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan, büyük ve gösterişli çiçekleri ile tanınan bitki familyası

dilmaç : tür. * til (dil, dile getirmek) + maç (-cı, yapan, eden) * bir dili başka bir dile sözlü veya yazılı olarak aktaran, farklı dilleri konuşan kişiler arasında iletişimi sağlayan kimse; tercüman, çevirmen

dilmek : tür. * til (şerit şeklinde kesmek, yassı ve ince uzun kesmek) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi keserek, yararak veya uzunlamasına ayırarak parçalara bölmek; kumaş, deri veya benzeri bir yüzeyde yarık veya kesik oluşturmak

diloksanid : gre. * dilos (açık, görünür) + anid (kimyasal bileşik eki) * amip enfeksiyonlarını tedavi etmek için, semptomatik kişilerde metronidazol veya tinidazol tedavisinden sonra kullanılan bir ilacın etken maddesi (C14H11Cl2NO4)

dilovası : tür., far. * til (dil, dile getirmek) (tür.) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) + sı (iyelik eki) (tür.) * Kocaeli’nin bir ilçesi; Diliskelesi sahilinde, Dilderesi'nin biriktirmesi ile oluşan, karanın denize doğru yaptığı dil şeklindeki çıkıntıdan; eski ismi Libyssa

dilruba : far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ruba (çalan, hırsız, soyguncu) * gönül çelen, kalp çalan; kadın ismi

dilsiz : tür. * dil (ağızda bulunan konuşma ve tat alma organı) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * dili olmayan; konuşma merkezinin veya konuşma organlarının bozukluğu veya konjenital sağırlık nedeniyle konuşamayan kimse

dilşad : far. * dil (kalp, gönül, yürek) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar, mesrur) * kalbi ferah, gönlü ferah, gönlü hoş, gönlü şen, mutlu

dilşah : far. * dil (gönül, kalp, yürek) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) * kalbin hükümdarı, gönül sahibi, sevgili

diltiazem : lat. * dil (ön ek) + tiazem (sülfür ve azot içeren heterosiklik halka, C4H4NS) * yüksek tansiyon, anjina ve belirli kalp aritmilerini tedavi etmek için kullanılan bir kalsiyum kanal bloker ilacı (beta blokerler kullanılamıyorsa hipertiroidizmde de kullanılabilir.) (C22H26N2O4S)

dilüe : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + luatus (yıkanmış, sulanmış, temizlenmiş, ışıklandırılmış, parlatılmış, cilalanmış) (luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dilué (fra.) * bir sıvının içine başka bir madde eklenerek yoğunluğunun azaltılması sonucu oluşan seyreltilmiş durum, sulandırılmış, seyreltilmiş

dilüent : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) + ent (-cı, yapan, eden eki) * bir çözeltide bulunan maddelerin yoğunluğunu veya konsantrasyonunu azaltmak amacıyla kullanılan sıvı kimyasal madde

dilüsyon : lat. * diluere (sulandırmak, seyreltmek) (di (ayrı) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) ) + tio (isim yapım eki) * sulandırma, seyreltme, seyrelti, inceltme

dilüviyum : lat. * di (-dan, -den, ayrı) + lava (yıkamak) + ium (yer ve durum eki) * sel ve taşkın sularının yüzeysel akış sırasında kil ve alüvyonları biriktirmesiyle oluşan kayaç dilvin

dimağ : ara. * damğ, damağa (ezmek, basmak, çiğnemek) * beyin, kafa; akıl şuur, bilinç

dimansiyon : lat., gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + metron, metros (ölçüm) (gre.); metiri (ölçmek, değerlendirmek), mensio (ölçüm) (lat.) * bir nesnenin bir veya daha fazla yöndeki (uzunluk, genişlik, yükseklik gibi) ölçülebilir kapsamı

dimenhidrinat : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + men (mentol kökü) + hydros (su, sıvı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ate (asit tuzu veya esteri eki) * mide bulantısı, kusma ve baş dönmesi gibi hareket hastalığı semptomlarını önleyen ve tedavi eden bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C24H28ClN5O3)

dimer : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * aynı veya benzer iki molekülün (monomerin) kimyasal bağlarla birleşerek oluşturduğu, genellikle simetrik yapıya sahip bir molekül topluluğu

dimerkaprol : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) (gre.) + mercurium captans (civa yakalayan) (mercurium (merkür) + captens (yakalayan, tutan) ) + propane (üç karbonlu alkan, C3H8) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ane (alkan eki) ) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * arsenik, cıva, altın ve akut kurşun zehirlenmelerini tedavi etmek için kullanılan, İkinci Dünya Savaşı sırasında Lewisit gazına panzehir olarak üretilmiş olan, İngiliz Anti-Lewisit (BAL) olarak da bilinen bir ağır metal panzehiri ve şelatlama ajanı (C3H8OS2)

dimerkaptosüksinik asit : lat. * di (iki, ikili, çift) + mercaptan (mercurium (cıva) + captens, captent (yakalayan) (capere (yakalamak, tutmak, kavramak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * kurşun, cıva ve arsenik zehirlenmesini tedavi etmek için kullanılan, negatif yüklü kükürt içeren bir şelat oluşturucu dimerkaprol analoğu, suksimer (C4H6O4S2)

dimetandrolon : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + meth (methyl (-CH3) berlirteci) + andros (insan, erkek, adam) + olone (keton içeren steroid eki) * potansiyel klinik kullanım için araştırılmakta olan deneysel bir androjen / anabolik steroid, androjen reseptörünün bir agonisti ve progestojen ilacın etken maddesi (C20H30O2)

dimetil fumarat : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + fumare (duman çıkarmak, tütmek), fumaricus acidus (fumarik asit) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * hastalığın relapsing-remitting formları olan kişilerde multipl skleroz relapslarının (nükslerinin) sayısını azaltmaya yardımcı olan ilacın etken maddesi (C6H8O4)

dimetilpolisiloksan : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + silicon (silex, silicis (çakmaktaşı, sert taş, kaya) + icon (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + oxane (oksijen atomlarının silikona bağlandığını belirten ek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ane (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.) * köpük önleyici madde olarak kullanılan bir silikon cinsi (yüksek sıcaklıklarda iyi köpük giderme etkinliği nedeniyle kızartma yağlarında yaygın olarak kullanılır.) (CH3[Si(CH3)2O]nSi(CH3)3)

dimetinden : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + indene (C9H8) (indole (szot içeren hetetosiklik bileşik) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) ) * böcek ısırıkları gibi cilt tahrişlerini tedavi etmek için topikal olarak kullanılan bir antihistaminik/antikolinerjik (C20H24N2)

dimetri : gre. * di, dyo (iki) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * nesnenin iki boyutunun ölçülerinin aynı oranda küçültülerek çizildiği ancak üçüncü boyutunun bunlardan farklı oranda küçültülerek çizildiği aksonometrik perspektifin bir türü

dimi : gre. * dimitos (iki iplikli/çift iplikli) (di (iki, ikili, çift) + mitos (iplik, çözgü ipi) ) * genellikle pamuk veya yün ipliklerin 2/1 veya 2/2 oranında çapraz olarak dokunmasıyla yüzeyinde belirgin verev (diyagonal) çizgiler oluşan, özellikle denim (kot), gabardin ve döşemelik gibi dayanıklı tekstil ürünlerinde sıkça kullanılan sağlam ve fitilli bir kumaş türü

dimidiat : lat. * dimidiatus (ikiye bölünmüş, yarım bırakılmış) (dimidiare (ikiye bölmek, yarıya indirmek) (di (iki, ikili, çift) + medius (orta, yarı) + are (fiil mastar eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * yarıya bölünmüş, yarım halde olan veya yalnızca bir yarısı gelişmiş; botanikte ve zoolojide bir organın veya yapının yalnızca bir yarısının gelişmiş veya görünür olduğu durumları tanımlayan sıfat

diminue : lat., fra. * diminuatus (de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minuatus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); diminué (fra.) * küçülmüş, azalmış

diminuendo : lat. * diminuere (azaltmak) (di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minuere (küçültmek, azaltmak) + endum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sesi gitgide azaltarak

diminüe : lat., fra. * diminuatus (de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minuatus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); diminué (fra.) * küçülmüş, azalmış

diminüsyon : lat., fra. * de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minuere (küçültmek, azaltmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); diminution (fra.) * küçülme, azalma

diminütif : lat., fra. * de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minutus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + ivus (sıfat yapın eki) (lat.); diminutive (fra.) * bir varlığı boyut, önem veya anlam bakımından küçültücü, küçültme anlamı taşıyan sıfat veya isim, küçültücü, azaltıcı

dimitri : gre. * demeter, dimeter (toprak, anadolu tanrıçası) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Demeter’e ait, tarım ve bereket tanrıçasına adanmış; erkek ismi

dimmer : alm. * dimm (kararmak, ışık azalmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * ışık şiddetini azaltan veya ayarlayan cihaz; bir ışık kaynağının parlaklığını kademeli olarak düşürmeye yarayan aygıt (dinmek (etkisi azalmak, durmak, faaliyeti yavaşlamak, yatışmak, azgınlığı bitmek) (tür.) )

dimnit : tür. * dodekamiti (dodeka (on iki) + hemera (gün) + itis (isim/sıfat yapım eki) ) * Türkiye’nin özellikle İç Anadolu (Kapadokya) ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilen, hem sofralık hem de şaraplık (özellikle sek ve dömisek kırmızı şaraplar ile pekmez yapımında) olarak değerlendirilen, ince kabuklu, iri taneli, verimli ve geç olgunlaşan yerli bir siyah üzüm çeşidi; erken olgunlaşan bir kara üzüm türü

dimorfik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * farklı cinsiyetlere veya çevresel koşullara bağlı olarak farklı şekillerde gelişen organizma

dimorfizm : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir organizmanın farklı cinsiyetlere veya çevresel koşullara bağlı olarak farklı şekillerde gelişmesi

dimyat : ara. * dumyat (demirleme; liman; kasaba) * Mısır'da bir Akdeniz liman şehri

din : ara. * dana, dayana (borçlu olmak, yükümlü olmak, itaat etmek), deyn (borç, alacak-borç yükümlülüğü; din) * borç, yükümlülük, alacak-verecek ilişkisi, haysiyet, azizlik, izzet, iyilik yolundaki faaliyetler bütünü; deyn (dignus (değerli, itibarlı, haysiyetli, saygın) (lat.); dignitas, dignity, dignité (değer, itibar, haysiyet, saygınlık, izzet, yücelik) (ing., fra.) )

dinamik : gre. * dynamikos (dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) (dun, dyn (güçlü olmak, mümkün olmak) + amis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * değişken, hareketli; bir sistemde değişim veya ilerleme sağlayan kuvvet

dinamit : gre. * dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) (dun, dyn (güçlü olmak, mümkün olmak) + amis (isim yapım eki) ) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * nitrogliserinden yapılan patlayıcı madde (C3H5N3O9)

dinamizasyon : gre., lat. * dynamis, dunamis (kuvvet, güç) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (fiili isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * hareketlendirme, değiştirme; kemik iyileşme süreci sırasında kırıkların fiksasyonunu değiştirmenin farklı yöntemleri

dinamizm : gre. * dumamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * değişkenlik, hareketlilik

dinamo : gre. * dynamo (kuvvet, güç, potansiyel, iktidar) * manyetik bir alanda bakır telden yapılmış dönen bobinler vasıtasıyla mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren mekanizma

dinamometre : gre. * dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) + metron, metros (ölçü) * kuvvet veya torku ölçmek için kullanılan cihaz

dinar : lat. * denarius (on as değerinde gümüş Roma parası, sikkesi) (deni, den (on, onar) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * İran, Irak, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt, Yemen, Tunus, Libya, Cezayir ve eski Yugoslavya’nın para birimi

dinar : tür. * dinar (Orta Asya'dan gelen Türk Göçleri sırasında bölgeye yerleşen Kitiş Bey'in oğlu Dinar Bey'den) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi (eski ismi Kelenia)

dinci : ara. * din, deyn (borç, yükümlülük, haysiyet) (ara.) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait) * inançlıymış gibi görünüp dini dünya işlerine karıştıran, siyasal çıkarlarına araç olarak kullanan, dini istismar eden kimse

dinç : tür. * tinç (dingin) (tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek, soluklanmak, dinmek, dinlenmek; ruh, nefes) + ç (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sağlıklı ve güçlü (dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) (gre.); dyne, Dyn (fizikte güç birimi, din) (ing., fra., alm.) )

dinçer : tür. * dinç (sağlıklı ve güçlü) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * erkek ismi

dindar : ara., far. * din, deyn (borç, yükümlülük) + dar (-cı, gibi olan, ile ilgili; tutan, alan, taşıyan, koruyan) * dine sadık, dinin gereklerini yapan, inançlı

dine : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ieiunare, jejunare (oruç tutmak), iejunus (oruç tutma, yememe) * akşam yemeği (déjeuner (öğle yemeği) (dé (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + jeûner (oruç tutmak, yememek) (fra.) )

dineri : lat. * denarius (on as değerinde gümüş Roma parası, sikkesi) (deni, den (on, onar) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kırmızı, baklava dilimi biçiminde simge taşıyan iskambil kağıdı

dingil : tür. * denge, tenge (eş olma, sabitlenme) (tın, tin (sabitlenmek, durmak, soluklanmak, nefeslenmek) + ge (isim yapım eki) ) + il (araç eki) * denge çubuğu; araçların tekerleklerini birbirine bağlayarak dönme ve yük aktarımını sağlayan aks

dingin : tür. * tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek, soluklanmak, dinmek, dinlenmek; ruh, nefes) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sakin, durağan, sabit

dink : far. * ding (dövme) * tahılın kabuğunu ayırmakta yararlanılan dibek; pirinci kabuğundan ayırmaya yarayan demir dişli ahşap bir alet; şayak, aba gibi şeyleri dövmek için kullanılan araç

dinlemek : tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kulak vermek, işitmek, duymak

dinlence : tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + len (dönüşlü fiil eki) + ce (isim yapım eki) * dinlenmek için ayrılan zaman

dinlenmek : tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * faaliyete ara vermek, yorgunluğu gidermek

dinleti : tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le (etken fiil eki) + ti (isim yapım eki) * bir sanatçının veya sanatçı topluluğunun, müzik yapıtlarını, bir salonda, televizyonda, radyoda vb. dinleyicilere çalması, söylemesi veya çalıp söylemesi

dinleyici : tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le (etken fiil eki) + yici (yapan, eden eki) * işiten, dinleyen kimse; ses veya müziği takip eden kişi

dinmek : tür. * tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek, soluklanmak, dinmek, dinlenmek; ruh, nefes) + mek (fiil mastar eki) * arkası kesilmek, sona ermek, durmak, bitmek, geçmek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...