derebucak :
tür. * dere (küçük akarsu) + bucak (kenar, köşe, kıyı, yer) * Konya'nın bir
ilçesi
derece :
ara. * daraca, derace (yürümek, adım adım gitmek, basamakla çıkmak, adım atmak,
yükselmek) + et (isim yapım eki) * aşama, seviye, basamak, kademe, mertebe; bir
çemberin 360'ta birine karşılık gelen, askatları dakika ve saniye olan açı
birimi
dereke :
ibr., ara. * derk, dereke (en aşağı kat, her şeyin dibi, aşağı inen basamak;
anlamak; yürümek, ayak basmak, adımlamak) * aşağıya inen basamak, aşağı aşama,
aşağı derece
dereli :
ara. * dere (küçük akarsu) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Giresun’un
bir ilçesi
deren :
tür. * der (toplamak, seçmek, ayıklamak, bir araya getirmek) + en (-cı, yapan,
eden eki) * toplayan, seçen, ayıklayan, bir araya getiren; kadın ismi
dereotu :
far. * tere, tara (yeşillik, çiğ yenen her türlü sebze) + ot (küçük yabani
bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * maydanozgillerden yenebilen ince yapraklı
bir bitki
derepazarı :
far. * dare (küçük akarsu) + bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık
veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) * Rize’nin bir ilçesi;
eski ismi Filandoz, Filyandos
dereprese :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + reprimere
(bastırmak, durdurmak) (re (tekrar) + premere, primere (basmak, bastırmak,
baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış, bastırılmış,
durdurulmuş) (lat.) (lat.); dérepressé (fra.) * baskıdan kurtulmuş,
depresyondan çıkmış
derepresyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + reprimere
(bastırmak, durdurmak) (re (tekrar) + premere, primere (basmak, bastırmak,
baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak) ), pressus (basılmış, bastırılmış,
durdurulmuş) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.); dérepression (fra.) *
baskıdan kurtulma, depresyon halinden çıkma, çöküntü halinin çözülmesi,
psikolojik baskının ortadan kalkması
dergah :
far. * dar (kapı) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * tarikat
üyelerinin toplandıkları ve barındıkları yapı
dergi :
tür. * tergü, tergi (sofra, kurulu sofra, sofradaki çeşitli yemek) (ter
(dermek, toplamak, bir araya getirmek) + gü (isim yapım eki) ) * sayfalardan
oluşan periyodik yayın
derhal :
far. * der (-da, -de, içinde) + hal (şimdiki zaman) * şimdi, çabucak, hemen,
ivedilikle
deri :
gre., tür. * teri (tür.), dero (deri yüzmek), doros, dermat (gre.) * cilt, ten,
ten yüzeyi (derm, derme, Derma (cilt) (ing., fra., alm.) )
derik :
kür. * dirrik (böğürtlen, diken dutu; penis) * Mardin’in bir ilçesi; eski ismi
Dirrik
derim :
tür. * der (toplamak, seçmek, ayıklamak, bir araya getirmek) + im (isim yapım
eki) * meyvelerin hasadı
derin :
tür., far. * terin (birikmiş, toplanmış, seviyesi yükselmiş) (tür.), derun (iç,
içeri, içinde) (far.) * sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan
derince :
tür. * derin (sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan) + ce (son ek) * Kocaeli’nin
bir ilçesi (İlçedeki limanın kurulduğu yerin derin olması nedeniyle Derince
Liman olarak anılmıştır.)
derinkuyu :
tür. * derin (sığ olmayan, dibi yüzeye uzak olan) + kuyu (toprağa kazılmış
derince çukur) * Nevşehir’in bir ilçesi; bölgede yaşayan halkın içme suyunu 60
metre ve üstü derinliğindeki kuyulardan sağlamasından
derişik :
tür. * ter, der (yoğunlaşmak, bir araya gelmek, toplanmak) + iş (işteş fiil
eki) + ik (isim yapım eki) * bileşimindeki su alınarak koyulaştırılmış,
yoğunlaştırılmış olan, derişmiş olan, kesif olan
derişim :
tür. * ter, der (yoğunlaşmak, bir araya gelmek, toplanmak) + iş (işteş fiil
eki) + im (isim yapım eki) * yoğunluk, kesafet, bir cismin kütlesinin hacmine
bölümü (d = m/v)
derivasyon :
lat. * derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu, ırmak, nehir) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dérivation (fra.) *
türev, türeme; bir kökten yeni bir kelime türetme işlemi; dilbilgisel türetim
derivatif :
lat. * derivatus (derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu,
ırmak, nehir) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dérivative (fra.) * türev,
türemiş, iştikak etmiş, müştak; türetilmiş, bir kaynaktan çıkan; matematikte
türevle ilgili
derive :
lat. * derivatus (derivare (başka yöne akıtmak, türetmek) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rivare (akmak) (rivus (akarsu,
ırmak, nehir) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); dérivé (fra.) * türev, türemiş
derk :
ara. * dark, daraka (ulaşmak, yakalamak, idrak etmek; en aşağı kat, her şeyin
dibi, aşağı inen basamak; anlamak; yürümek, ayak basmak, adımlamak), idrak
(anlayış, anlama, kavrayış, kavrama, yakalama, akıl; eriştirme, ulaştırma,
yetiştirme), tedarik (eriştirme, ulaştırma) * anlama, yönlenme, erişme;
yetişme, ulaşma, bir şeyin ulaşılabilen en derin noktası; sorumluluk, terettüp
eden netice (direct, diriger, dirigieren (yönlendirmek) (ing., fra., alm.) )
derkenar :
far. * der, zer (atmak, savurmak, fırlatmak, dağıtmak) + kenar (kıyı, çevre,
yan hat, çizgi şekli oluşturan hat, yan, taraf) * kenarda olan, sayfa kenarı,
marj, kenara veya alta yazılmış yazı, not, esas metne göre çıkma; Osmanlı
bürokrasisinde idari bir işlemin adı ve bir belge türü;
derlemek :
tür. * ter, der (toplamak, bir araya getirmek) + le (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * düzenlemek, tertip etmek, bir araya getirmek, toplamak
derma :
gre. * derma (cilt, ten, deri) * cilt, ten, deri
dermabrazyon :
gre., lat. * derma (deri, cilt, ten) (gre.) + abradere (ab (-dan, -den,
dışında, haricinde) + radere (kazımak, sürtmek) ) + sio (isim yapım eki) (lat.)
* halk arasında zımparalama olarak da bilinen, cilt görünümünü, derinin
bozulmuş tabakalarının soyularak düzeltilmesi işlemi
dermal :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * deriyle
ilgili, cilt ile ilgili, ten ile ilgili
derman :
far. * dar, drva (sağlık) + man (-cı, yapan, eden eki) * yapabilme kuvveti,
muktedir olma; çare, deva; güç, kuvvet, ilaç, tedavi, sağaltım
dermatemydidae :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + emys (tatlı su
kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Testudines
(kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermatemydidae familyasına ait, Orta
Amerika’nın nehir, göl ve bataklıklarında yaşayan, kalın kabuklu, sucul yaşama
uyum sağlamış ve günümüzde tek yaşayan türü olan Orta Amerika nehir
kaplumbağasını kapsayan hayvan familyası
dermatemys :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + emys (tatlı su kaplumbağası) *
Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermatemydidae familyasına
ait, Orta Amerika’nın nehir ve göllerinde yaşayan, büyük yapılı, tamamen sucul
yaşama uyum sağlamış, kalın kabuklu ve otçul beslenen Orta Amerika nehir
kaplumbağasını kapsayan sürüngen cinsi
dermatik :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deri ile ilgili, cilt ile
ilgili
dermatit :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) *
deri iltihabı
dermatitis herpetiformis :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) + herpein (sürünmek, sürünerek ilerlemek, kaymak) (gre.) + formis
(şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * sürüngen şeklinde olan cilt enfeksiyonu; sulu bir sıvı ile dolu
olan ve kaşıntıya sebep olan kabarcıklarla karakterize ve çölyak hastalığının
kutanöz bir tezahürü olan kronik bir otoimmün kabarcıklı cilt durumu
dermatofaji :
gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + phageia (yeme durumu, yutma durumu)
(phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kişinin kendi derisini, özellikle parmak derisini, tırnak çevresini veya
dudaklarını kompulsif biçimde ısırması veya çiğnemesiyle karakterize
obsesif-kompulsif spektrumunda yer alan bir davranış bozukluğu
dermatofibrosarkom :
gre., lat. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + fibra (lif, filament, iç
kısımlar) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * deri altı dokunun
nadir görülen bir sarkomu (yumuşak doku tümörü)
dermatofitoz :
gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey)
(phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek,
gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * derinin mantar enfeksiyonu
dermatoglif :
gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + glyphein (oymak, kazımak, yontmak,
yazmak), glyphe (oyuk, oyma, yarık, kazıma, yazı) * parmak uçları, avuç içleri
ve ayak tabanlarında bulunan ve her bireyde benzersiz olan deri
desenleri/çizgileri
dermatoglifiks :
gre. * derma, dermat (ten, cilt, deri) + glyphein (oymak, kazımak, yontmak,
yazmak), glyphe (oyuk, oyma, yarık, kazıma, yazı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * deri çizgileri, deri çizgi bilim; parmak uçları, avuç içi ve
ayak tabanındaki çizgili derinin kalitatif ve kantitatif incelenmesinde
kullanılan pratik bir genetik analiz tekniği
dermatolog :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * cildiyeci, deri hastalıkları uzmanı
dermatoloji : gre.
* derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * cildiye, deri hastalıkları bilimi
dermatolojik :
gre. * dermat + o + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + ia (isim, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * cildiye ile ilgili, dermatoloji ile ilgili
dermatom :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + tomos (kesik, kesim)
(temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * spinal sinir ganglionundan
kaynaklanan duyusal nöronlar tarafından beslenen bir cilt alanı
dermatomiyozit :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + myos (kas, adale) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * cilt ve
kasların iltihaplanması
dermatoskleroz :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + sklerosis (sertleşme)
(skleroun (sertleşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deri
sertleşmesi
dermatoskopin :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + skopein (bakmak, incelemek,
gözlemlemek, hedeflemek), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + in (isim yapım eki) * benlerin ve
pigmentli diğer lezyonların tanısında kullanılan deri yüzeyi mikroskopisi
dermatoz :
gre. * derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * deri hastalıklarının genel ismi
dermek :
tür. * der (bir araya getirmek, toplamak, yoğunlaştırmak; çekip çıkarma) + mek
(fiil mastar eki) * koparıp veya seçip bir araya getirmek, devşirmek, toplamak
dermeyan :
far. * der, dar (yer) + miyan (orta) * ileri sürme; öne sürme; ortaya koyma;
anlatma (medium, médium, Medium (orta, ortada olan, aracı), median, médiane
(küçükten büyüğe doğru sıralaban bir sayısal diziyi ortadan ikiye ayıran değer)
(ing., fra., alm.) )
dermis :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili), dero, derein (yüzmek, soymak, derisini yüzmek) * epidermisin altında
bulunan ve bağ dokusundan oluşan derinin daha kalın, daha derin tabakası
dermit :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) *
ciltte oluşan inflamasyon, deri iltihabı
dermoaktif :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) (gre.) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak,
işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * cildin derin katmanlarına etki
edebilen, orada bir etki gösteren (örneğin nemlendirme, yenileme, onarma gibi)
dermochelyidae :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae
familyasına ait, okyanusların tropik ve ılıman bölgelerinde yaşayan, kemiksi
kabuk plakaları yerine deriyle kaplı esnek kabuğa sahip ve günümüzde tek
yaşayan türü deri sırtlı deniz kaplumbağası olan deniz kaplumbağalarını
kapsayan hayvan familyası
dermochelyinae :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası
eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan, Dermochelyidae
familyasına ait, okyanusların tropik ve ılıman bölgelerinde yaşayan, kemiksi
kabuk plakaları bulunmayan ve derimsi esnek kabuk taşıyan deri sırtlı deniz
kaplumbağasını kapsayan hayvan alt familyası
dermochelys :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + khelys (kaplumbağa) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer
alan, Dermochelyidae familyasına ait, tropik ve ılıman okyanuslarda yaşayan,
kemiksi kabuk plakaları yerine kalın ve esnek deriyle kaplı kabuğa sahip,
günümüzde yaşayan en büyük deniz kaplumbağası olan deri sırtlı deniz
kaplumbağasını kapsayan sürüngen cinsi
dermochelys coriacea :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + corium (deri, post) + acea (zoolojik
grup eki) (lat.) * Testudines (kaplumbağalar) takımı içinde yer alan,
Dermochelyidae familyasına ait, tropik ve ılıman okyanuslarda yaşayan, kemiksi
kabuk plakaları yerine kalın ve esnek deriyle kaplı kabuğa sahip, günümüzde
yaşayan en büyük deniz kaplumbağası olan deri sırtlı deniz kaplumbağası türü
dermoid :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * cilde benzer,
deri benzeri; deri altında oluşan kistik yapılar
dermoliz :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım ve durum eki) ) * deri dokusunun veya hücrelerinin harabiyete
uğrayarak parçalanması, çözülmesi veya yıkıma uğraması süreci
dermonekrotik :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * cilt dokusunda ölüme (nekroza) neden olan, ciltte doku ölümü yapan
dermophiidae :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan,
Dermophiidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde
yaşayan, vücutları halka biçimli bölütlere ayrılmış, bacaksız ve çoğunlukla
toprak altında yaşayan kör kurbağaları kapsayan hayvan familyası
dermophiinae :
gre., lat. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten
ile ilgili) + ophis (yılan) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki)
(lat.) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde yer alan,
Dermophiidae familyasına ait, Orta Amerika ve Afrika’nın bazı bölgelerinde
yaşayan, vücutları halkalı bölütlerden oluşan, bacaksız ve çoğunlukla toprak
altında yaşayan kör kurbağaları kapsayan hayvan alt familyası
dermophis :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + ophis (yılan) * Gymnophiona (bacaksız iki yaşamlılar) takımı içinde
yer alan, Dermophiidae familyasına ait, Orta Amerika’da yaşayan, vücutları
halka biçimli bölütlere ayrılmış, bacaksız ve çoğunlukla toprak altında yaşayan
kör kurbağaları kapsayan iki yaşamlı (amfibi) cinsi
dermoptera :
gre. * derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul
eki) * ağaçlarda yaşayan, ön ve arka bacakları arasında uzanan deri kıvrımı
(patagium) sayesinde süzülebilen kolugoları kapsayan memeli takımı, abalı
memeliler, uçarmakiler
dernek :
tür. * ter, der (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) + nek (isim yapım
eki) * finansal kazanç amacı olmayan, belirli bir faaliyet için kurulmuş yasal
örgüt
dernekpazarı :
tür. * dernek (finansal kazanç amacı olmayan, belirli bir faaliyet için
kurulmuş yasal örgüt) + pazar (ürün satış yeri) + ı (iyelik eki) * Trabzon’un
bir ilçesi; eski ismi Kondi
derogasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + rogare
(sormak, teklif etmek, önermek) * hukuki bir önlemdeki hükmün bir kısmının veya
tamamının farklı şekilde uygulanmasına veya bazı durumlarda hiç uygulanmamasına
izin veren hukuki bir teknik terim; bir yasanın veya hükmün bir kısmının
yürürlükten kaldırılması; hukukta kısmi ilga
derpiş :
far. * darpiş (önde) * göz önünde tutma, öngörme
derra :
ara. * derra (bolca akmak, parlamak, şarıl şarıl süt veya yağmur vermek) *
bolca akmak, parlamak, şarıl şarıl süt veya yağmur vermek (dere (küçük akarsu)
(tür.) )
derrace :
ara. * derece (aşama, seviye, basamak, kademe, mertebe) * kademe kademe
ilerletmek, derecelendirmek, basamaklara ayırmak, aşamalı olarak ilerletmek,
yavaş yavaş yapmak; eskiden savaş aleti olarak kullanılan ve kale diplerine
yaklaşabilmek için içine girilip sürülen, üstü sığır derisiyle kaplı bir çeşit
araba
ders :
ara. * darasa (okumak, çalışmak, ders görmek, incelemek, araştırmak, kitap
okumak, öğrenmek; eskimek, silinmek), medrese (derslik, dershane, okul),
müderris (öğretmen, ders veren; Osmanlı Devleti ve Selçuklular'da devlet ve
toplum yapısında günümüz üniversite öğretim üyesi) * öğretim seansı; tenbih,
talimat, vazife; yorumlama, dini metinleri cümle cümle yorumlayarak öğretme
yöntemi, öğretim
dersaadet :
far., ara. * der (kapı, geçit) + saadet (mutluluk, bahtiyarlık) (saada (mutlu
olmak, bahtı açık olmak) + et (isim yapım eki) ) * mutluluk kapısı; İstanbul'un
41 eski isminden biri
dershane :
ara. * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim, öğretim,
tenbih, talimat, vazife) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) *
derslik, ders yapılan yer
dersiam :
ara * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim, öğretim,
tenbih, talimat, vazife) + ı (tamlama eki) + am (genel, umum, herkese ait) *
umuma, genele, halka açık ders; Osmanlı döneminde, özel bir sınavı kazanarak
medreselerde ders verme yetkisini elde eden müderrislere verilen ünvan
dersim :
zaz., far., lat. * der, dar (kapı, yer) + sim (gümüş) (zaz., far.); taurezium
(dağlar) (taur (dağ) + ezium (çoğul eki) ) (lat.) * Türkiye'nin doğu kesiminde
yer alan, bugünkü Tunceli sınırları içinde kalan, doğudan kısmen Peri Suyu,
kuzeyden Munzur Sıradağları, batıdan Fırat Nehri, güneyden Murat Nehri ile
çevirili olan, Alevi Zazaların yaşadığı tarihi bir bölge
derslik :
ara., tür. * ders (birine belli bir konudaki bilgileri öğretme işi, öğrenim,
öğretim, tenbih, talimat, vazife) (ara.) + lik (isim yapım eki) * ders yapılan
yer, dershane
dert :
far. * dard, derd (elem, keder, hastalık, sorun) * sorun, problem, bela, kötü
durum
deruhte :
far. * dar, der (içinde, üzerinde) + uhde (sorumluluk, yükümlülük) * bir şeyi
yerine getirmeyi üzerine alma, üstlenme, sorumluluğunu alma
derun :
far. * derun (iç, içeri, içindesi, iç taraf) * iç, içeri, içindesi, iç taraf;
insanın gönül, kalp, iç dünyası veya bir şeyin en derin, öz kısmı
deruni :
far. * derun (iç, içeri, içindesi, iç taraf) + i (isim yapım eki) * içsel,
derin; gönülle ilgili, ruha ilişkin, iç yöne ilişkin, içten, gönülden
deruxtecan :
lat. * derux (farmasötik ön ek) + tecan (kamptotesin türevi topoizomeraz I
inhibitörleri için kullanılan uluslararası ilaç adlandırma eki) * ileri evre
veya metastatik meme ve mide kanserlerinin tedavisinde kullanılan, hedefe
yönelik akıllı kanser ilaçlarının (antikor-ilaç konjugatı) kemoterapi taşıyan,
antikor-ilaç konjugatlarında kullanılan, topoizomeraz I inhibitörü etkili
sitotoksik etken madde bileşeni (C52H56FN9O13)
derviş :
far. * dirguş, darguş, darviş, darveş (fakir, yoksul; tarikat uğruna dünya
mülkünden vazgeçen kimse, zahid) * tasavvufî yolda olan, mütevazı ve Allah’a
adanmış kişi; sufi; tarikat üyesi, mürid veya şeyh
derya :
far. * darya, derya (deniz, nehir) * deniz, bilgisi çok olan kimse, bir şeyin
bol olduğu yer
deryadil :
far. * derya (deniz, büyük su kütlesi) + dil (gönül, kalp, yürek) * her şeyi
hoş gören, çok sabırlı, gönlü geniş kimse
derz :
far. * darz, derz (dikiş, eklem) * iki veya daha fazla parçayı birbirine
dikerek birleştirme işi; dikiş hattı; eklem, birleşme hattı
DES :
ing. * data (veri) + encryption (şifreleme) + standard (standart) * veriyi
simetrik anahtar kullanarak şifreleyen, günümüzde kriptografik olarak zayıf
kabul edilen şifreleme standardı
desalinasyon :
lat., fra.* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
salinatio (salinare (tuzlamak) (sal (tuz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); désalination
(fra.) * tuzdan arındırma, tuzsuzlaştırma
desaline :
lat., fra.* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
salinatus (salinare (tuzlamak) (sal (tuz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); désaliné (fra.) * tuzdan arındırılmış, tuzsuzlaştırılmış
desantralizasyon :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne
ucu, sivri uç, iğne, dürtme), kentein (dikmek, iğne batırmak) (gre.); centralis
(merkezi, merkezcil) (centrum (merkez) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) *
yönetim veya organizasyon yapısındaki yetki ve karar alma güçlerinin merkezi
bir otoriteden alınarak yerel, alt veya çevre birimlere dağıtılması,
merkezcilliğin/merkeziyetin ortadan kaldırılması
descemet zarı :
fra. * descemet (Fransız fizyolog ve anatomist Jean Descemet’in soyadından)
(fra.) + zar (ince örtü, kılıf, doku, cidar, membran) + ı (iyelik eki) (tür.) *
korneanın öz maddesi olan stroma ile korneanın endotel tabakası arasında
bulunan bazal membran
deselerasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + celerare
(hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek) + tio (isim yapım eki) ) * hızını
kesmek, hızını azaltmak, yavaşlatmak
desen :
lat. * designum (designare (işaretlemek, belirtmek; tasarlamak; seçmek, atamak,
atamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare
(işaretlemek) + um (isim yapım eki) ) * çizgisel resim (dessin (resim) (fra.)
desendan :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere
(tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* aşağıya inen, alçalan
desendan aort :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere
(tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ aorte (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (son ek) ) (asma ipi) ) * kalbin
sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde karın içinde ilerleyip göbek
hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen aortun aşağı doğru inen kısmı
desensitizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + sentire
(hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * hissizleştirme,
duyarsızlaştırma; organizmanın bir maddeye veya uyarana karşı verdiği olumsuz
tepkiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak için kullanılan bir yöntem
desensiyon :
lat. * descensio (aşaıya iniş, aşağı inme) (descendere (inmek, aşağı inmek) (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere
(tırmanmak) ) + sio (isim yapım eki) * aşağıya iniş, aşağı inme
desensus :
lat. * descendere (inmek, aşağı inmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + scandere (tırmanmak) ), desensus (aşağı inme, aşağıya
iniş) * iniş, aşağı inme; normal doğumun ikinci esas hareketi bebeğin doğum
kanalı içinde aşağıya doğru ilerlemesi; rahmin normal anatomik pozisyonundan
vajene ve daha ileri düzeyde vajenden de vulvanın dışına doğru fıtıklaşması
desepsiyon :
lat. * decipere (tuzağa düşürmek, almak, kandırmak, aldatmak) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ceptio (capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) )
* aldatma, yanıltma, kandırma
deseptif :
lat. * decipere (tuzağa düşürmek, almak, kandırmak, aldatmak) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + capere, cipere (almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ), deceptus (aldatılmış, yanıltılmış,
kandırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi) * aldatıcı, yanıltıcı, kandırıcı
deseptif kadans :
lat. * deceptivus (aldatıcı, yanıltıcı) + cadentia (düşüş) (cadere (düşmek,
çökmek, yere yığılmak) + entia, ens (isim yapım eki) ) * baskın bir akorun
tonik akordan farklı bir akora dönüşmesi
deserebrasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cerebrum
(beyin), cerebrare (beyin oluşmak, beyin oluşturmak) + tio (isim yapım eki) *
serebrumun çıkarılması, beyin sapının kesilmesi veya beyin sapındaki bazı
atardamarların kesilmesi yoluyla serebral beyin fonksiyonlarının ortadan
kaldırılması
deserebre :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
cerebratus (beyin oluşmuş) (cerebrare (beyin oluşmak) (cerebrum (beyin) + are
(fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); décérébré
(fra.) * beyni çıkarılmış
deserticolous :
lat. * desertum (çöl, ıssız yer) (deserere (terk etmek, boş bırakmak) + tum
(isim yapım eki) ) + colere (yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek,
beslemek) + osus, ous (sıfat yapım eki) * çöllerde veya kurak, çöl benzeri
ortamlarda yaşayan; özellikle ekolojide çöl habitatına bağlı olan (canlı)
desfluran :
lat. * des (kimyasal önek) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak,
sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + an (doymuş hidrokarbon
veya organik bileşik son eki (alkan halojenli türev) * genel anestezinin idamesi
için kullanılan ve halotan, enfluran ve izofluran gibi optik izomerlerin
rasemik bir karışımı olan yüksek florlu bir metil etil eter (C3H2F6O)
desi :
far. * desi (ölçü birimi; onuncu, onun onda biri) * belirli bir paket için
boyutsal ağırlığı ifade eden ve 0.0001 kg ağırlığa karşılık gelen ölçü birimi
(decimus (on, onda bir, onuncu, ondalık), decimeter (metrenin onda biri) (lat.)
)
desibel :
lat., ing. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu, ondalık) (lat.) + bell
(İskoç asıllı Amerikalı mucit Alexander Graham Bell' in soyadından) (ing.) *
belin onda birine eşit olan ses ölçü birimi
desidua :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere
(düşmek, çökmek, yere yığılmak), cidua (düşmüş) * gebelik sırasında hormonların
etkisiyle kalınlaşan, embriyo ile plasentanın gelişimine katılan, bebek ile
anne arasındaki bağı kurmaya yardım eden ve doğumdan sonra dökülen rahim iç
zarı (endometrium) dokusu
desidua bazalis :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere,
cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + bainein (gitmek, yürümek,
ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide,
gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan plasentasında koryon frondozumun
karşısındaki mukoza kısım; gebelik sırasında uterus iç tabakasının plasenta ile
birlikte doğumda atılan kısmı; gebelik zarı
desidua kapsularis :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere,
cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + capsula (kapçık, kutucuk,
torbacık) (capsa (kutu, sandık, torba) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, -e ait) * insan plasentasında koryon leveyi saran mukoza kısım;
gebelikte embriyoyu çevreleyen ve endometriumu saran uterus tabakası; kapsül
şeklinde örtücü tabaka
desidua pariyetalis :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere,
cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + paries, parietis (duvar)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan plasentasında koryon kesesini
içermeyen mukoza kısım; gebelikte uterus boşluğunun duvarlarını kaplayan
endometrium tabakası; embriyonun plasentaya temas etmediği kısmı
desidual :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere,
cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + alis (ile ilgili, -a ait)
* gebelik sırasında rahim iç zarında (endometrium) oluşan ve desidua adı
verilen, embriyo ile plasentanın gelişimini destekleyen geçici dokuya ait
desiduöz :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere,
cidere (düşmek, ayrılmak), cidua (düşmüş, ayrılmış) + osus (ile ilgili, -a ait)
* dökülen, ayrılan; botanikte belirli bir mevsimde yapraklarını döken
bitkileri, zoolojide ise belirli bir süre sonra kaybolan veya ayrılan (yapı)
desigram :
lat., gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) (lat.) + grammo (küçük
ağılık birimi) (gre.) * bir gramın onda biri
desikant :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccant
(siccare (kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + ant (isim yapım
eki) * havadaki nemi absorbe etme yeteneğine sahip hidroskopik madde, nemçeker,
kuru tutan, nem alıcı
desikasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare
(kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
aşırı kuruluk durumu veya indükleyici ve sürdürücü higroskopik bir madde
vasıtasıyla aşırı kurutma süreci
desikatör :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare
(kurutmak) (siccus (kuru) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cu, yapan, eden
eki) * kurutucu, nem alıcı
desilitre :
lat., gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) (lat.) + litro (litre)
(gre.) * bir litrenin onda biri
desilyon :
lat. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + illion (milyon, bin, 1000) * bin
adet nonilyondan oluşan sayı (10^33)
desimal :
lat. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ondalık, onlu
desimetre :
gre. * decem, decimus (on, onda bir, onuncu) + metro (ölçü) * bir metrenin onda
biri, on santimetrelik ölçü birimi
desinatör :
lat. * designum (designare (işaretlemek, belirtmek; tasarlamak; seçmek, atamak,
atamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare
(işaretlemek) (signum (işaret) + are (fiil yapım eki) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) * ressam, resim yapan
desipramin :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + imipramin
(imi (imino grubu eki) + propane (C3H8) + amine (amonyak türevli bir azot
içeren grup (-NH2) eki) ) * depresyon tedavisinde kullanılan, seçici bir
norepinefrin geri alım inhibitörü olarak görev yapan, zayıf serotonin geri alım
inhibitörü, alfa-1 bloke eden, antihistaminik ve antikolinerjik etkiler gibi
başka aktivitelere de sahip olan bir trisiklik antidepresan
desirel :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + yrel
(rahatlama, gevşeme eki) * majör depresyonun ve uykusuzluğun tedavisinde
kullanılan antidepresan ilaç, trazodon (C19H22ClN5O)
desise :
ara. * dassa (gizlemek, saklamak, bastırmak, örtmek, gömmek) * gizli hile,
tuzak, yanıltma, aldatmaca, kumpas, komplo (deceive, decevoir (yanıltmak,
aldatmak), deception, déception (yanıltma, aldatma) (ing., fra.) )
desister :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek,
sabit kalmak) * çocukluk veya ergenlikte cinsiyet disforisi teşhisi konmuş veya
bunu ifade etmiş, ancak daha sonra bu disforiyi deneyimlemeyen veya bununla
özdeşleşmeyen kişi
desitabin :
lat., gre. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ cytidine (DNA/RNA'nın bir parçası olan nükleozit) (kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + dine (kimyasal madde eki) (lat.) ) + bine
(nükleozit analog eki) (lat.) * belirli kan hücrelerinin işlevsiz olduğu bir
durum sınıfı olan miyelodisplastik sendromların ve akut miyeloid löseminin
tedavisine yönelik olan ve bir nükleik asit sentezi inhibitörü olarak işlev
gören ilacın etken maddesi (C8H12N4O4)
desizyon :
lat. * decidere (karar vermek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + caedere, cidere (kesmek, biçmek, ayırmak) ) + sion (isim
yapım eki) * bir durum veya sorun üzerinde nihai bir yargıya varma eylemi;
seçenekler arasından belirli bir seçimde, tercihte bulunma süreci, karar,
sonuca ulaşma
desk :
gre., lat. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla,
disk, dairesel yapı) (gre.); discus (disk, tabak, yuvarlak düz nesne) (lat.) *
genellikle okul, ofis veya ev gibi çalışma alanlarında üzerine yazı yazmak,
bilgisayar kullanmak veya diğer büro faaliyetlerini yürütmek amacıyla
tasarlanmış, üzerinde genellikle çekmeceler veya gözler barındıran düz bir
yüzeye sahip çalışma masası, masa, tezgah
deskalasyon :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + scalare
(tırmanmak, yukarı çıkmak, tırmanarak çıkmak) (scala (merdiven, merdiven
basamağı, aşama, platform, ölçek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) * belirli bir değeri, ölçüyü, miktarı, yoğunluğu vb. azaltma süreci
deskriptif :
lat. * descriptivus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + scribere (yazmak), scribtus (yazı) + ivus (isim yapım eki) *
tanımlayıcı, tasviri, açıklayıcı ve betimleyici
deskuamasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamare
(kabuk soymak) + tio (isim yapım eki) * cilt soyulması, diş etinin soyulması;
epidermisin veya cildin en dış tabakasının yüzeysel kısmının soyulması veya
dökülmesi
deskuamatif :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamatus
(soyulmuş, kabuğu soyulmuş) (squamare (kabuk soymak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ölü hücrelerin
derinin en dış katmanından dökülmesini sağlayıcı veya bu fenomen ile ilgili
deskuame :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + squamatus
(soyulmuş, kabuğu soyulmuş) (squamare (kabuk soymak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * pul pul dökülmüş, soyulmuş, kavlamış
desloratadin :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
loran (limon cinsi) + tadine (antihistaminik ilaç eki) * alerjileri tedavi
etmek için kullanılan, loratadinin aktif bir metaboliti olan trisiklik H
antagonisti (C19H19ClN2)
desmognathinae :
gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + gnathos (çene) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * Caudata (kuyruklu iki yaşamlılar) takımı
içinde yer alan, Plethodontidae familyasına ait, Kuzey Amerika’nın doğu
kesimlerinde yaşayan, akciğerleri bulunmayan ve deri yoluyla solunum yapan
semenderleri kapsayan hayvan alt familyası
desmognathus :
gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + gnathos (çene) * Caudata (kuyruklu iki
yaşamlılar) takımı içinde yer alan, Plethodontidae familyasına ait, Kuzey
Amerika’nın doğu ve güneydoğu bölgelerindeki akarsu kenarları, nemli ormanlar
ve kayalık alanlarda yaşayan, akciğerleri bulunmayan ve deri ile ağız boşluğu
yoluyla solunum yapan kara semenderlerini kapsayan iki yaşamlı cinsi
desmoid :
gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * benzeyen, bağlantılı gibi görünen
desmoid tümör :
gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) + tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık,
yumru, kütle, külçe) (tumere (şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) )
(lat.) * yavaş ve bölgesel olarak büyüyen ve metastaz yapmayan yumuşak doku
tümör, agresif fibromatoz
desmopachyidae :
gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + pakhys (kalın, yoğun, iri,
şişman) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz
kurbağalar) takımı içinde yer alan, Desmopachyidae familyasına ait, Orta ve
Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan, kalın gövdeli ve iri yapılı
kurbağaları kapsayan hayvan familyası
desmopressin :
gre., lat. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + premere (basmak, sıkıştırmak,
ezmek), pressin (baskılayıcı) * şekersiz diyabet, yatak ıslatma, hemofili A,
von Willebrand hastalığı ve yüksek kan üre düzeylerini tedavi etmek için
kullanılan bir ilacın etken maddesi (C46H64N14O12S2)
desmozom :
gre. * desmos (bağ, bağlantı, zincir) + soma (vücut, gövde, cisim, beden,
nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * miyokard, mesane,
gastrointestinal mukoza ve cilt gibi mekanik stres yaşayan dokular için hayati
önem taşıyan yapışkan bir hücreler arası bağlantı
desogestrel :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt
altına almak) + el (türev/analog eki) * gebeliği önleyici etki gösteren,
albümin ve seks hormonu bağlayıcı globüline bağlanan, oral olarak kullanılan
doğum kontrol etkili progestin türevi bir ilacın etken maddesi (C22H30O)
desonid :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
sonare (yumuşamak, gevşemek) + id (steroid eki) * yetişkinlerde ve çocuklarda
atopik dermatit, seboreik dermatit, kontakt dermatit ve sedef hastalığını
tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C24H32O6)
despina :
gre. * despoina (hanım, prenses, kraliçe, kadın efendi) * Trabzon İmparatoru
IV. İoannis'in kızı, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın eşi, Safevî Devleti
hükümdarı Şah İsmail'in annesi Alemşah Halime Begüm'ün annesi
despot :
gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar)
(de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + spotis
(nokta, darbe, vuruş) ) * baskıcı, zorlayıcı yönetici
despotik :
gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar) +
ikos (ile ilgili, gibi) * despotça, baskılama ve zorlama esasına dayalı
despotizm :
gre. * despotis (efendi, muktedir, kudretli, mutlak hakim, mutlak hükümdar) +
mos (ile ilgili olma) * baskıcılık, zorlayıcılık
desr :
ara. * dasara (örtmek, kaplamak, bürümek, sarmak), muddessir (örtünen, bürünen,
sarınan, örtünmüş, bürünmüş, sarınmış) * örtme, sarma, kaplama, bürüme
desr :
ara. * dasara (zorlamak, sıkıştırmak, güçleştirmek; çakmak, mıhlamak,
perçinlemek) * defetmek, kovmak; mıh, çivi, perçin, dusur (ç.)
dessas :
ara. * dassa (gizlemek, saklamak, bastırmak, örtmek, gömmek), desise (hile,
tuzak, kumpas, komplo, entrika, sahtekarlık, düzen, aldatmaca, gerçeği gizleme)
* desise yapan, hilekar, sahtekar, düzenbaz, aldatıcı, kumpasçı, komplocu
dest :
far. * dast, dest (el) * kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı
dokunma ve tutma organı
destan :
far. * danistan (bilmek, akıl etmek, idrak etmek, kavramak) * öğreti, anlatı,
mit, masal, anlatı, hikaye, öykü, menkıbe, serüven, macera, sergüzeşt;
kahramanlık öyküsü, epik anlatı; uzun ve manzum hikaye; uzun halk hikayesi;
kahramanlık, tarih veya mitolojik olayları konu alan epik anlatı
destar :
far. * dest (el) + ar (isim yapım eki) * sikkeye sarılan sargı, sarık, örtü
deste :
far. * dest (el) + e (isim yapım eki) * aynı türden şeylerin bağlanmış tutamı;
bağ, demet
destek :
far. * dastak, destek (elcik, tutamak, alkış) (dest (el) + ek (küçültme eki) )
* dayak, dayanak, el verme; yardım, yardımcı güç
destgah :
far. * dest (el) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * el yeri;
iş yapılan yer, tezgah
destilasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stillare
(damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
iki veya daha fazla bileşen içeren bir karışımın ısıtılıp, buhar ve sıvı faz
oluşturmak suretiyle daha uçucu bileşence zengin karışımların elde edilmesini
sağlayan ayırma işlemi
destina :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
stare, stinare (sabit kılmak, dikmek, yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta
durmak, sağlam olmak) (lat.); destina (kader; zenginlik; şans, baht, talih)
(gre.) * antik Yunan'da ırmak tanrısının su perisi kızlarından birinin ismi
destinasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stare,
stinare (sabit kılmak, dikmek, yerleştirmek, konumlandırmak, ayakta durmak,
sağlam olmak) + tio (isim yapım eki) * varış noktası, varılması hedeflenen yer
destroyer :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * hızlı ve çevik savaş gemisi, muhrib
(destroy, destruct, détruire (yok etmek, mahvetmek) (ing., fra.) )
destrüksiyon :
lat. * destruere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek) ), destructus (yıkılmış) + tio (isim yapım eki) * yıkım,
imha, mahvoluş, yok olma
destrüktif :
lat. * destruere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak
yığmak, düzenlemek) ), destructus (yıkılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yıkıcı, imha edici, yok edici, mahvedici
destur :
far. * dest (el) + ur (yönetmek, rehberlik etmek), dastwar (Zerdüşt rahibi,
bilge kişi, otorite; doğru dini öğreti, töre, yasa) * yol gösterme, yol verme,
emir, izin, onay, icazet, uygunluk
desüblimasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + sublimare (yükseltmek, yukarı çıkarmak, arıtmak) (sub (alt, aşağı,
alttan, aşağıdan; üst, üzeri, yukarı) + limare (sınırlamak, eşiklemek) (limen
(eşik, sınır, limit) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * suyun,
buhar halinden sıvı haline geçmeden (faz geçişi olmaksızın) doğrudan katı buz
haline geçişini tanımlayan faz değişimi
deşarj :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.);
discharge (ing.) * yükün boşaltılması, yük boşaltma
deşifre :
lat., ara. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
cifratus (cifrare (sayısallaştırmak, şifrelemek) (cifr (sayı, rakam) (ara.),
cifra (sayı, şifre) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); déchiffré (fra.) * kodu kırılmış, şifresi çözülmüş, gizli
olan açığa çıkarılmış
deşmek :
tür. * deş (yarmak, kazımak, oymak) + mek (fiil mastar eki) * oymak, delmek,
karıştırmak
deşt :
far. * daşt, (çöl, kır, ova, geniş düzlük) * genellikle bitki örtüsünden
yoksun, kurak, kumluk ve geniş alanları ifade eden bozkır, çöl, sahra veya
düzlük, ova, geniş arazi, Kuzey cephe; bozkır, çöl, sahra
detant :
lat., fra. * detentus (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek,
yöneltmek), tentus (gerilmiş, uzatılmış, germiş) (lat.); détendre (gevşetmek,
rahatlatmak), détente (gevşeme, rahatlama) (fra.) * gevşeme, gerginliğin
gitmesi, rahatlama; uluslararası ilişkilerde gerginliğin azalması ve
siyasi/askeri tansiyonun düşmesi durumu
detaşe :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + attachatus (bağlanmış, birleştirilmiş, bitiştirilmiş) (attachare
(bağlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); détaché (fra.) * çözülmüş, bağlantısı kesilmiş, bağı kopmuş, ayrılmış
detaşman :
lat., fra * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
attachamentum (bağlanmış, birleştirilmiş, bitiştirilmiş) (attachare (bağlamak,
birleştirmek, bitiştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); dé (-sız, yok,
değil, karşıt, zıt) + tâcher (çabalamak, gayret etmek) + ment (isim yapım eki)
* bir oluşumun, tutunduğu yüzeyden ayrılması; ayrılma; bağın çözülmesi,
çözülme, kopma
detay :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + talia
(ince dal, kesim), talliare (kesmek, biçmek, budamak, ayırmak) (lat.); dé
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tailler (kesmek,
biçmek, budamak, ayırmak) (fra.) * bir bütünün küçük parçalara ayrılması;
ayrıntı, tafsilat, ince nokta
deteksiyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectio
(tegere (örtmek, korumak, kaplamak) + tio (isim yapım eki) (lat.); détection
(fra.) * örtüsünü kaldırma, ortaya çıkarma, tespit etme, ifşa etme, bulma,
keşfetme
detektif :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectivus
(tegere (örtmek, korumak, kaplamak, gizlemek, saklamak), tectus (örtülmüş,
korunmuş, kaplanmış, gizlenmiş, saklanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); détective (fra.) * ortaya çıkarıcı, ifşa edici; suçları veya
olayları araştıran, inceleyen kişi; müfettiş, soruşturmacı
detektör :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tectivus
(tegere (örtmek, korumak, kaplamak, gizlemek, saklamak), tectus (örtülmüş,
korunmuş, kaplanmış, gizlenmiş, saklanmış) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
détecteur (fra.) * tespit edici, ortaya çıkarıcı; fiziksel, kimyasal ya da
biyolojik bir etkiyi, maddeyi, dalgayı veya enerjideki bir değişimi algılayarak
bunu insanların veya sistemlerin anlamlandırabileceği bir sinyale (ses, ışık,
akım vb.) dönüştüren hassas cihaz veya düzenek
deteriorasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ter,
terior (daha kötü, daha bozuk) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) *
bir şeyin bozulma, kötüleşme süreci; kalite, durum veya performans kaybı,
gerileme, bozulma
deterjan :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tergent
(silici, temizleyici) (tergere (silmek, temizlemek, ovmak) + ent (isim yapım
eki) ) (lat.); détergent (fra.) * kir ve lekeleri uzaklaştırmak için kullanılan
kimyasal temizlik materyeli
determinant :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare
(sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + antem (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* çok bilinmeyenli denklem çözmede kullanılan cebirsel ifade, belirleyici;
ikiye ikilik bir matrisin determinant formülü det A = a.d - b.c
determinasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare
(sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + tio (fiil mastar eki) * belirleme,
belirlenim, belirleyicilik, saptama; kararlılık
determinat :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + terminare
(sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
belirli bir sınırla kısıtlanmış, kesin olarak belirlenmiş, belirli, saptanmış,
kararlaştırılmış, kararlı; büyümesi belirli bir noktada sonlanan ve daha fazla
uzamayan (çiçek durumu veya gelişme tipi)
determine :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
terminatus (sınırlandırılmış, sonlandırılmış) (terminare (sınırlamak,
sonlandırmak, bitirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); déterminé
(fra.) * belirli bir sınırla kısıtlanmış, kesin olarak belirlenmiş, belirli,
saptanmış, kararlaştırılmış, kararlı
determinist :
lat. * determinist (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ist (-cı, yapan, eden
eki) * determinizm görüşüne sahip olan
deterministik :
lat., gre. * determinist (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) + ikos, icus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre., lat.) * determinizm ile ilgili
determinizm :
lat. * determinismus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * evrenin işleyişinin, evrende gerçekleşen
olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş
olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne
süren öğreti, belirlenircilik, gerekircilik veya belirlenimlilik
detertraj :
gre., lat., fra. * détartrage (de, dé (-sız, yok, değil, karşıt, zıt) (lat.,
fra.) + tartaron (kireçli malzemeden oluşan sertleşmiş kabuk veya birikinti)
(gre.); tartarum (lat.); tartrer (sert kabuk oluşmak, birikmek) + age (isim
yapım eki) (fra.) * diş taşı oluşumunu temizlemek için uygulanan yöntem
detoksifikasyon :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.) + toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + fictio
(yapım, edim) (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek) + tio (isim
yapım eki) ) (lat.) * toksik maddelerden arındırma
detonasyon :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos
(gerilim) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * patlayıcı maddelerin yanma
reaksiyonu, patlayıcı maddenin infilakı; müzikte ton uyumsuzluğu
detone :
lat. * de (-sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt, aşağı) + tonatus (gerilmiş,
gürlemiş) (tonare (gerilmek, gürlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) );
détoné (fra.) * ses tonunun bozulması, notanın yanlış ifadesi
detonman :
lat. * de (-sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt, aşağı) + tonare (gerilmek,
gürlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir patlayıcının ani ve şiddetli şekilde
gaz ve ses çıkararak infilak etmesi olayı
detramp :
fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tremper
(banmak, suyuna batırmak, daldırmak, ıslatmak) * kuru sıva üzerine zamklı boya
ile yapılan duvar resmi
detrusor kası :
lat., tür. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
trudere (itmek, baskılamak) + or (-cı, yapan, eden eki) * mesanenin idrarı
depolamasına izin vermek için gevşeyen ve idrar yaparken idrarı serbest
bırakmak için kasılan mesane kası
detümesans :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lat. *
tumere (şişmek, kabarmak) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki)
detveyt :
ing. * dead (ölü) + weight (ağırlık) * bir geminin taşıyabileceği en çok
ağırlık olup, ham yükün, yakıtın, suyun, kumanyanın, yolcu ve gemi adamlarının
kendilerinin ve eşyalarının ağırlıklarının toplamı; ölü ağırlık
deuterostomia :
gre., lat. * deuteros (ikinci) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) + eia (isim
yapım ve durum eki) * Embryo gelişiminde blastoporun ilk olarak anüse
dönüşmesi, gerçek ağzın ise daha sonra oluşmasıyla tanımlanan, Echinodermata
(derisi dikenliler) ve Chordata (kordalılar) gibi büyük hayvan gruplarını
kapsayan üst grup
deutzia :
lat. * Deutz (Hollandalı botanikçi Johann van der Deutz) + ia (isim yapım eki)
* beyaz çiçekli süs çalılarıyla bilinen, Hydrangeaceae familyasından bir bitki
cinsi
dev :
far., san. * dev (tanrı, cin), devi (tanrıça, kadın cin) * çok büyük, çok
cüsseli; Fars mitolojisinde kötü ruhlu efsanevi yaratık, cin (deve (uzun
boyunlu iri hayvan) (tür.), divine (ilahi, kader mekanizmasıyla ilgili, yazgıya
ilişkin) (ing., fra.), dev (çok büyük, yüce, ulu) (far.), dev (tanrı) (san.),
devil, diable, Teufel (şeytan) (ing., fra., alm.) )
deva :
far. * da (vermek, sağlamak) + va (isim yapım eki) * hastalık veya sorunları
gidermek için kullanılan yöntem, çare, ilaç (tedavi (devalama, deva bulma,
iyileştirme, çare bulma) (ara.) )
devaimisk :
ara. * deva (çare, ilaç) + i (tamlama eki) + misk (Asya’nın yüksek dağlarında
yaşayan bir tür ceylanın erkeğinin karın derisi altındaki bir bezden elde
edilen ve parfüm yapımında kullanılan güzel kokulu bir madde) * şeker,
baharatlar, yumurta akı ve potasyum bitartarat ile hazırlanan bir çeşit helva
devair :
ara. * daire (bir merkezi noktadan belirli bir uzaklıkta olan bir noktanın 360
derece döndürülmesiyle oluşan şekil; çember, halka, çevrim, döngü, devir,
dönem, çağ) * daireler, çemberler, döngüler, dönemler, çağlar
devalüasyon : lat.
* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + valere (güçlü
olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + tion (isim yapım eki) *
değer azaltımı, değer düşürümü; bir para biriminin değerinin resmi olarak
düşürülmesi; değer kaybı
devam :
ara. * dama (sürmek, devam etmek, kesintisiz olmak), daim (süregelen, sürekli,
devamlı, kalıcı) * sürme, daim olma, sürekli olma hali
devasa :
far. * divan, divas (büyük, ihtişamlı, muazzam) (dev (çok büyük, çok iri
cüsseli) + as (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kocaman, çok iri, çok
büyük; korkunç
devaskülarizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vasculare
(kaplaştırmak, kanallaştırmak) (vasculum (küçük kap, kanalcık) (vas (kap,
kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının harap olması veya tıkanması
sonucu vücudun bir bölümüne kan akışının kesilmesi
devavin :
far. * devan, divan (defter, kayıt kitabı, meclis) * devlet dairelerinin kayıt
defterleri; şair divanları
deve :
tür. * tebe (tepe, çıkıntı, yükseklik; deve) * gevişgetirengillerden, uzun ve
eğri boyunlu, sırtında bir veya iki hörgüç bulunan memeli hayvan
deve kuşu :
tür. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + kuş (yumurtlayan
omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki
ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) *
Struthionidae (devekuşugiller) familyasından olan, ismini, şeklinin deveye
benzemesinden alan, Afrika'nın belirli geniş alanlarına özgü uçamayan ancak çok
hızlı koşan bir kuş türü (struthio camelus (struthio (serçe) + camelus (deve) )
(lat.) )
deveboynu :
tür. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + boyun (baş ile gövdeyi
birbirine bağlayan vücut bölgesi) + u (iyelik eki) * S veya U biçiminde boru
develenmek :
tür. * dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + e (baglaç) + len (dönüşlü
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hızlı hareket etmek, çabuk olmak veya
aceleyle ilerlemek
develi : tür.
* avelug (labada bitkisi, tirşik, rumex) (erm.) * Kayseri’nin bir ilçesi; eski
ismi Everek
developer :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + voloper (sarmak, örtmek, kuşatmak, kaplamak) * yazılım, proje veya
ürün geliştiren kişi; geliştirici
developman :
lat. * developare (açmak, geliştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + volupare (sarmak, katlamak) ) + mentum, mens, mentia
(isim yapım eki) * gelişim, gelişme
developmental :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + voloper (sarmak, örtmek, kuşatmak, kaplamak) + mens, mentia (isim
yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim ile ilgili
deveran :
ara. * devr (döngü, dönme, tur, dönüş) + an (isim yapım eki) * dolaşma, dönme,
dolaşım, dönüş, döngü
deveran-ı dem :
ara. * deveran (dolaşım, sirkülasyon) + ı (tamlama eki) + dem (kan) * kan
deveranı, kan dolaşımı, kan sirkülasyonu
devetabanı :
tür., lat. * deve (hörgüçlü büyükbaş memeli hayvan) + taban (ayak tabanı, el
ayası) + ı (iyelik eki) (tür.); monstera deliciosa (hoş canavar) (monstera
(azman, anormal, canavar) + deliciosa (lezzetli, nefis, hoş) ) (lat.) * İsviçre
peyniri bitkisi veya bölünmüş yapraklı filodendron, Meksika'nın güneyinde,
Panama'nın güneyindeki tropik ormanlara özgü, büyük yapraklı ve çiçekli bitki
türü; Yaprağının büyüklüğü nedeniyle bu ismi almıştır.
deviasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + viare
(yolda gitmek) (via (yol) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
yerleşik bir rotadan veya kabul görmüş bir standarttan ayrılma, sapma; burun
septumunun kayması
devim :
tür. * dev (kıpırdamak, didinmek, hareket etmek) + im (isim yapım eki) *
hareket etme, kıpırdama
devinim :
far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden)
(far.); devin (kıpırdamak, didinmek, hareket etmek) + im (isim yapım eki)
(tür.) * hareket etme, durağan bir nesnenin zamana bağlı olarak yer değiştirmesi;
bir sürecin işlemeye başlaması; zihinsel/ruhsal bir durumdan diğer bir duruma
geçiş
devinmek :
far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden)
(far.); dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + in (dönüşlü fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) (tür.) * hareket etmek
devir :
ara., tür. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek), devr (döngü, dönem, çağ)
(ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) * döngü, daire, dönüşüm,
dönem, çağ, epok, periyod
devirli permütasyon :
ara., tür., lat. * devir (devr, döngü, daire, dönüşüm, dönem, çağ) + li (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + permutatio (tamamen değiştirme; bir küme
elemanlarının sıralama veya düzenlerinin farklı biçimlerde değiştirilmesi;
matematikte sıra değişiklikleri) (lat.) * Sn grubu ele alındığında, uygun k1,
k2, …. kn sayılarını ki ki+1 ve kn k1 şeklinde dönüştüren, {1, 2, …, n}’deki
diğer sayıları kendilerine gönderen, yörüngelerinden en fazla birinin, birden
fazla elemanı olduğu permütasyon
devirmek :
ara. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek,
çevirmek) (tür.) + mek (fiil mastar eki) * tersine döndürmek, bulunduğu konuma
göre yatay konuma getirmek, düşürmek, yıkmak, tersine çevirmek
devitalizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vitas
(hayat, yaşam, dirim, ömür) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * öldürme,
cansızlaştırma; duyarsızlaştırma
devitken :
far., tür. * devan (koşan, hızlı yürüyen, hızlı hareket eden, hızlı giden)
(far.); dev (hareket etmek, kıpırdamak, kımıldamak) + it (edilgen fiil eki) +
ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir devinimi başlatan,
yaptıran veya sağlayan
devitrifikasyon : lat.
* de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + vitrificare
(vitrum (cam) + eus (sıfat yapım eki) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * cam benzeri amorf
bir yapının kristalleşerek cam özelliğini kaybetmesi; özellikle volkanik
camların zamanla minerallerden oluşan kristalli yapılara dönüşmesi süreci
deviye :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
viatus (viare (yolda gitmek) (via (yol) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); dévié (sapmış) (fra.) * yerleşik bir rotadan
veya kabul görmüş bir standarttan ayrılmış, sapmış
devlet :
ara. * davl, davala (dönmek, değişmek, birbirine geçmek; dönüştürmek, el değiştirmek,
takas etmek; galip gelmek, üstün olmak) + et (isim yapım eki) * birinin
diğerine galip, üstün olması; hükümet, yönetim, iktidar; toprak bütünlüğüne
bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun veya uluslar topluluğunun oluşturduğu
tüzel varlık; toplumun siyasal örgütlenişi ve örgütlerinin tümü
devolüsyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + volvo,
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio
(isim yapım eki) * hiyerarşik sistemlerde hakların veya görevlerin aşağı
kademelere doğru aktarılması
devoniyen :
kel. * dumno (derin; yer, toprak), devon (derin vadi sakinleri; toprak
insanları) + ian (ile ilgili, -e ait) * Paleozoyik Zaman içinde 419,2 milyon
yıl önce sonlanan Silüriyen'den, 358,9 milyon yıl önce Karbonifer'in
başlangıcına kadar süren jeolojik bir dönem ve sistem
devr :
ara. * dara, devvere (döndürmek, çevirmek) * döngü, dönem, devir, çağ
devramber :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) + anber (güzel koku;
adabalığı ve kaşalot denilen büyük balıkların bağırsaklarındaki güzel kokulu
madde; derisinden kalkan yapılan bir balık) * ayçiçeği
devran :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir,
tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + an (isim yapım eki) (ara.) * yeryüzü,
dünya; dönme, dönüp durma, döngü; çağ, felek
devrani :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir,
tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + an (isim yapım eki) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * daire şeklinde dönerek, devirsel
devre :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir,
tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + e (isim yapım eki) * döngü, periyod,
siklus, dönem, çağ
devrek :
ara., tür. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.),
tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Zonguldak’ın bir ilçesi; Kastamonu ve Bolu İlleri arasında geçiş
görevi üstlenmesinden
devrekani :
ara. * devlet (hükümet, yönetim, iktidar) + han (mesken, barınak, mekan) + ı
(iyelik eki) * konaklama yeri; Kastamonu’nun bir ilçesi
devretmek :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek; döngü, dönem, devir, çağ) (ara.), tegir,
tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + etmek (yapmak) * döndürmek, çevirmek,
başkasına aktarmak
devri adl :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + adl
(adalet, eşitlik, denge, düzen, hak, hukuk) * eşitlik dönemi, adalet devri;
Türk musikisinde, ağır sema bölümleri veya ayin başı bestelerinde kullanılan ve
“düm tek tek” olarak vurulan 28 zamanlı bir usül
devri alem :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + i (tamlama eki) + alem
(dünya) * Dünya seyahati, dünya gezisi, dünyayı gezme
devri hindi :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + hind
(hint) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Hint döngüsü, Hint devri; Türk
musikisinde yer alan, 7 zamanlı olup, 7/8'lik ve 7/4'lük mertebeleri olan ve
"düm tek tek dü-üm te-ek" olarak vurulan usül
devri kebir :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + kebir
(büyük) * Türk musikisinde, bir yürük semai, iki sofyan ve yine bir yürük semai
ve iki sofyanın bir araya gelmesinden oluşan, ilahilerde kullanılan 16 zamanlı
bir büyük usül
devri remel :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + remel
(süratli gitmek, koşmak, bir şeyde ziyadelik, ilave) * Türk musikisinde, ağır
semai, ilahi, beste, kar ve muhammes gibi eski formlarda kullanılan, “düm tek
tek” olarak vurulan, bir dört zaman, bir altı zaman, sonra yine bir dört zaman,
tekrar bir altı zaman ve nihayet iki adet dört zamandan, diğer bir ifadeyle bir
sofyan, bir yürük semai, bir sofyan, bir yürük semai ve iki sofyanın birbirine
eklenmesinden meydana gelen 28 zamanlı bir usül
devri revan :
ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki)
(ara.) + revan (akan, giden, gider) (far.) * Türk musikisinde, sema ve
tasavvufi müzikte kullanılan, “düm tek tek” olarak vurulan, bir semai, bir
sofyan ile bir semai ve bir sofyandan meydana gelen 14 zamanlı bir usül
devri saadet :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + saadet
(mutluluk, bahtiyarlık) * mutluluk çağı; İslamiyette Hz. Muhammed’in yaşadığı
dönem
devri şahi :
ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki)
(ara.) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta,
seçkin, önde gelen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde,
dört vuruşlu, 16/4 zaman ölçüsüne sahip olan ve büyük bir gücün, ihtişamın ve
hareketin anlatılmak istendiği durumlarda kullanılan bir usül
devri turan :
ara., far. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki)
(ara.) + turan (Türklerin eski yurdu ilan Orta Asya’da İran'ın kuzeydoğusundaki
bölgeye İranlıların verdiği isim) (far.) * Türk musikisinde yer alan, 7 zamanlı
olan ve Mandıra olarak da anılan bir usül
devrialem :
ara. * devr (dönem, döngü, devre, periyod, daire) + ı (tamlama eki) + alem (dünya)
* dünya turu
devridaim :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek)
(tür.) + i (tamlama eki) + daim (sürekli, devamlı) * tam ve sürekli dolaşım,
sirkülasyon
devrik :
tür. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek)
(tür.) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * devrilmiş, yıkılmış, yatmış,
kendi üzerine dönmüş; özne-yüklem sırasının alışılmış düzenden farklı olduğu
cümle tipi (devrik cümle)
devrim :
ara., tür. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek,
çevirmek) (tür.) + im (isim yapım eki) * inkilap, dönüşüm, değişim
devriye :
ara. * devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek)
(tür.) + iye (isim yapım eki) * güvenliği sağlamak için dönüp dolaşan polis
devşirim :
tür. * der (toplamak, bir araya getirmek) + şur (ek) + im (isim yapım eki) * n
elemanlı bir kümenin k elemanlı alt kümelerinin (kendi içinde) k kere yer
değiştirme sayısı, permütasyon
devşirmek :
tür. * der (toplamak, bir araya getirmek) + şur (ek) + mek (fiil mastar eki) *
bir araya getirmek, toplamak, derlemek
deyi :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + i (son ek) * insanın, demek
istediğini sözle anlatmak için başvurduğu dil, söz, im, mimik, anlam, düşünce
gibi anlatım araçlarının tümü
deyim :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + im (isim yapım eki) * anlatıma
katkı veren, kendi anlamı dışında anlam içeren söz dizisi; deyiş
deyiş :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + iş (isim yapım eki) * söylem;
özlü söz
deyn :
ara. * dana, dayana (borçlu olmak, yükümlü olmak, itaat etmek) * borç,
yükümlülük, alacak-verecek ilişkisi, haysiyet, azizlik, izzet, iyilik yolundaki
faaliyetler bütünü; din (dignity, dignité (haysiyet, izzet, yücelik) (ing.,
fra.) )
deyyar :
ara. * dara, dayyara (dönmek, yerleşmek, ikamet etmek, iskan etmek, mesken
edinmek) * bir kimse, kişi; sakin, iskan eden, yurt edinen, yurt sahibi
deyyus :
ara. * deyas (terbiyesiz, alçak kimse) * karısının başka erkeklerle cinsel
iliskisine göz yuman kişi (argo)
dezartikülasyon :
lat. * de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus
(eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * artroplasti veya ampütasyon esnasında,
yaralanma yoluyla travmatik olarak veya cerrahi operasyonda eklemlerdeki iki
kemiğin ayrılması
dezavantaj :
lat., fra. * dés (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
abante (ön) (lat.); avant (ön) (fra.) + age (gibi olma) (fra.) * avantajsızlık,
bir diğerine göre olumsuz durumda olma
dezenfeksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio
(isim yapım eki) * mikroplardan arındırma
dezenfektan :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak),
fectus (konmuş, yapılmış) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) );
désinfectant (fra.) * mikropları yok etme özelliği olan kimyasal madde
dezenfekte :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
fectus (konmuş, yapılmış) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek,
icra etmek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); désinfecté
(fra.) * mikroplardan arınmış, mikropları, patojenleri ortadan kaldırılarak
bulaşıcı unsurları yok edilmiş; mikropsuz hale getirilmiş
dezenformasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + informatio (haber) (in (iç, içeri, içinde) + formare (şekil vermek,
biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) ) * yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan
bilgi, bilgi çarpıtma
dezorganize :
lat., gre., fra. * dis, de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + organizatus (organizare (örgütlemek, düzenlemek, organize etmek) (organon
(organ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); désorganisé (fra.) * organize olamamış,
organizasyonu bozuk, düzeni bozuk, düzensiz
dezoryantasyon :
lat. * dis, de, des (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak), orientare (yönlendirmek, yöneltmek, doğru yöne çevirmek,
istikamet vermek) (oriens, orient (yükselen güneş, doğu) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * yanlış yönlenme; çevrede olan bitenlerin
farkında olmama ve reaksiyon göstermeme, yönelim bozukluğu,
DGP :
lat. * deamidate (amid grubunu uzaklaştırmak) (de, des (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen
atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2
grubunu içeren bir organik bileşik) + atus (geçmiş zaman ve sıfat eki) +
gliadine (buğday ve diğer tahıllardaki gluten protein kompleksinin alkolde çözünebilen
bölümünü oluşturan, prolamin grubuna ait protein; çölyak hastalığında
bağışıklık sisteminin tepki gösterdiği başlıca gluten bileşenlerinden biri)
(glia (tutkal, yapıştırıcı, yapışkan madde) + adine/ine (protein veya kimyasal
madde eki) ) + peptide (küçük protein parçası) (peptide (peptit bağıyla
bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş)
(gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (lat.) ) * çölyak hastalığının
tanısında kullanılan, gliadin proteininin doku transglutaminaz enzimi
tarafından değişime uğramış parçalarına karşı oluşan IgA ve IgG antikorlarını
ölçen serolojik test belirteci, deamide gliadin peptidi
dhanvantari :
san. * dhanus (yay) + antari (içinde, arasında, iç) * Hint mitolojisindeki
tanrı Vishnu'nun bir avatarı
dharma :
san. * dhar (tutmak, taşımak, desteklemek) + ma (isim yapım eki) * düzen, yasa,
kanun, kural, ilke görev, doğru yaşam ilkesi; Hinduizm, Budizm, Caynizm ve bazı
Hint düşünce geleneklerinde evrensel düzeni, ahlaki ve toplumsal görevi, doğru
yaşam biçimini ve varlıkların kendi doğasına uygun düzeni ifade eden kavram
DHCP :
ing. * dynamic (dinamik) + host (ağ düğümü) + configuration (yapılandırma) +
protocol (iletişim kuralı) * ağdaki cihazlara otomatik olarak IP adresi ve ağ
ayarları atayan protokol
dhumavati :
san. * dhuma (duman) + vati (sahip olan, haiz olan, malik) * Hint mitolojisinde
hayatın karanlık tarafının kişiselleştirilmiş hali
dığan :
gre. * teganon (tava, kızartma tavası) * yağ tavası; ufak kulplu süt bakracı
veya tencere; özellikle Ege Bölgesi ve Anadolu'nun çeşitli yörelerinde,
genellikle bakırdan yapılan, geleneksel olarak yağ eritmek, tava ekmeği
pişirmek veya pekmez kaynatmak amacıyla kullanılan, geniş, yayvan, iki kulplu
ya da saplı sığ bir tava/tencere türü
dığdığı :
tür. * dığ (ses yansımalı onomatopeik kelime) + dığ (ses yansımalı onomatopeik
kelime) + ı (ses yansımalı kelime) * konuşurken r harfini g harfi gibi telaffuz
eden kimse
dılak :
tür. * tıl, dil (ağızın içinde yer alan tat alma ve konuşma oganı) + ak (isim
yapım ve araç eki) * kadının cinsel organının üst kısmında yer alan, anatomik
olarak penisin homoloğu olan ve yüksek hassasiyete sahip küçük organı, bızır,
klitoris, dilcik
dımbırdatmak :
tür. * dımbır (ses yansımalı onomatopeik kelime) + dat (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * saz, cura, tambur gibi telli saz çalmak
dımdızlak :
tür. * dım (pekiştirme eki) + dızlak (yalnız, tek) * çırılçıplak; yapayalnız,
bir başına, tek başına
dımıdan :
tür. * dımıdan (ses yansımalı kelime) * Teke Türkmenleri'nde, kadınların leğen
dibi döverek, tencereye vurarak veya def, dümbelek çalarak oynadıkları oyun
dımışki :
aka., gre. * damaska, damaskos (dam (kan) + aska (kese, çıkın, torba, çanta) )
* kanla dolu kese; Suriye’nin başkenti Şam’ın diğer ismi
DIMM :
ing. * dual (çift) + inline (aynı hat üzerinde) + memory (bellek) + module
(modül) * masaüstü ve sunucu bilgisayarlarda kullanılan, çift veri yolu
bağlantılı RAM modülü
DIN :
alm. * deutsches (Alman) + institut (ensititü, kurum) + für (için) + normung
(normlaştırma) * uluslararası teknik uyumluluğu sağlamak için kullanılan,
Almanya kökenli, ürünlerin boyut, şekil, kalite ve güvenlik standartlarını
belirleyen resmi mühendislik standardı
dıngıra :
tür. * dıngıra (ses yansımalı onomatopeik kelime) * tambur, bağlama gibi
mızrapla çalınan tüm telli sazlar
dıramudana :
lat. * transmontanus (dağların ötesinden gelen; kuzeyden gelen rüzgar; kuzey
rüzgarı, yıldız yeli) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) +
montanus (dağ) ) * denizden esen bir rüzgar türü; denizcilik literatüründe
Akdeniz ve Ege'de denizden karaya doğru esen, Sait Faik Abasıyanık'ın
öykülerinde de adı geçen ve Doğu Akdeniz'in yerel rüzgârlarından biri olan
levanti ile benzer özellikleri paylaşan yerel bir rüzgar türü (diğer türler “poyraz”,
“lodos”, “meltem”, “maestro”, “levanti”)
dırastik :
gre., lat. * drastikos (aktif, eylemsel, etkin, efektif) (draein (yapmak,
etmek, eylemek, icra etmek, gerçekleştirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * etkili, etkisi büyük olan, güçlü, harekete geçirici
dırdır :
tür. * dırdır (ses yansımalı onomatopeik kelime) * sürekli yinelenen ve
bıkkınlık veren sözler
dış :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) * hariç, içeride olmayan,
harici
dış açı :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + aç (aralamak, aralık yapmak,
kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık,
boşluk) + ı (isim yapım eki) * iki boyutlu bir geometrik şekilde uzatılan kenar
ve bu kenara bitişik olan kenar arasında oluşan açı (tüm çokgenler için dış
açıların toplamı her zaman 360 derecedir.)
dış alım :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + al (elde etmek, tutmak,
edinmek) + ım (isim yapım eki) * bir ülkeye, bir başka ülkeden satın alınmış
malların getirilmesi, ithalat
dış asalak :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + as (bir yere takarak
sarkıtmak, asmak, takmak) + alak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
konakçının üzerinde yaşayan ve çoğunlukla kan emen asalak
dış başkalaşım :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + başka (diğer, öbür, öte) +
laş (dönüşüm eki) + ım (isim yapım eki) * magmanın sokulmasıyla, komşu
kayaçların uğradığı başkalaşma, egzomorfizm
dış bellek :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bel (hatırlamak, akılda
tutmak, hafızaya almak) + lek (isim yapım eki) * bilgisayarın öz donanımı
içinde yer almayan, dışarıdan sokete takılarak çalışan depolama ünitesi, harici
bellek
dış beslenme :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bes (gıda vermek,
gıdalanmak) + len (dönüşlü fiil eki) + me (isim yapım eki) * sindirim
sisteminin dışında, damar yolu ile beslenme, parenteral beslenme
dış borç :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + borç (birine ödenmesi
gereken para veya yükümlülük; alacak ilişkisi) * bir ülkenin, finansman kaynağı
yaratmak için diğer ülkelerden aldığı ve geri ödeme yükümlülüğü olduğu para
dış deri :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + deri (cilt, ten) * sinir
sistemini ve duygu organlarını oluşturan, oğulcuğun dış yüzünü örten tabaka,
ektoderm
dış döllenme :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + töl, döl (soy, nesil, yavru)
+ len (dönüşlü fiil eki) + me (isim yapım eki) * sperm ve yumurtanın canlı
vücudu dışında, genellikle su gibi uygun bir dış ortamda birleşerek zigotu
oluşturduğu üreme biçimi; balıklar, iki yaşamlılar ve birçok suda yaşayan
omurgasız hayvanda görülen döllenme tipi
dış evlilik :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ev (yer, konut, hane,
barınak, sığınak, yuva) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lik (isim
yapım eki) * evlenecek kimsenin eşini kendi boy veya soyunun dışından seçmesi,
ekzogami
dış gebelik :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + gebe (hamile) + lik (isim
yapım eki) * döllenmiş bir yumurtanın rahmin dışına, çoğunlukla da fallop
tüpüne yerleşmesiyle meydana gelen gebelik, ektopik gebelik
dış kavuz :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kavuz (kabuk, yaprak, kılıf)
(kavu (boşaltmak, ayırmak, dışını almak) + z (isim yapım eki) ) *
buğdaygillerde başakçığın en altında, bazı türlerde çiçeğin bütün organlarını
içerisine alacak bir biçimde gelişmiş olan kavuz
dış kulak :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kulak (işitme organı) *
kulak kepçesi ve kulak kanalından oluşan ve kulağın en dış bölümünü oluşturan
yapı
dış lastik :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + lastik (esnek, kauçuk veya
benzeri malzemeden yapılmış bant, tekerlek veya kaplama) * iç lastik kullanımı
gerektirmeyen, iç lastikli yapıya göre daha alçak hava basıncı ile
kullanılabilen lastik türü
dış merkezlik :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + merkez (orta nokta, odak) +
lik (isim yapım eki) * bir astronomik cismin, başka cisim etrafındaki
yörüngesinin mükemmel bir daireden ne kadar saptığını belirleyen boyutsuz bir
parametre, yörünge eksantrikliği
dış satım :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + sat (ürün veya hizmeti para
karşılığında sağlamak) + ım (isim yapım eki) * bir ülkenin, kendi ürettiği malları
başka bir ülkeye satması, ihracat
dış ters açı :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ters (zıt, karşı, muhalif) +
açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) * paralel olan veya olmayaniki doğrunun her birini farklı birer
noktada kesen üçüncü bir doğrunun (kesen) farklı tarafında bulunan ve komşu
olmayan dış açılardan her biri
dış ticaret :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ticaret (ürün ve nal alım
satımı) * bir devletin dışalım ve dışsatımının tümü
dış ticaret açığı :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + ticaret (ürün ve nal alım
satımı) + açık (aralık, boşluk) + ı (iyelik eki) * ihracatın ithalattan
çıkarılması ile elde edilen rakamsal fark (ithalat tutarının ihracat tutarından
fazla olan kısmı)
dış yarıçap :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + yarı (ikide bir, ikiye
bölünmüş parçalardan her biri) + çap (vurmak, kesmek; daire veya silindirin
merkezinden geçen ve karşılıklı kenarlarını birleştiren doğru parçası; ölçü,
boyut, genişlik) * düzgün bir çokgenin köşelerinden geçen dairelerin yarı çapı
dış zar :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + zar (ince örtü, kılıf, doku,
cidar, membran) * mitokondrinin, proteinlerin geçmesine izin veren kanalları
meydana getirmekle görevli porin adı verilen proteinleri kapsayan dış kısmı
dışarı :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + garu (zarf / belirteç eki) *
içeride olmama, içeriye ait olmayan, hariç, harici
dışavurumculuk :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + a (yön eki) + vurum
(yansıtma; çarpma, darbeleme) + cu (yapan, eden eki) + luk (isim yapım eki) *
doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana
çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı, ifadecilik, ekspresyonizm
dışbükey :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + bük (eğmek, kıvırmak) + ey
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüzeyi dışarı doğru çıkık olan, dışa
bombeli olan
dışişleri :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + iş (çalışma, eylem, iştigal,
mesguliyet) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * devletin dış politika ve
ilişkilerinden, diplomasi faaliyetlerinden, ikili ve çok taraflı ilişkilerden
sorumlu olan hükûmet departmanı
dışkı :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + kı (isim yapım eki) *
sindirim sonucu oluşan atık madde, feçes, atık, artık, posa
dışlamak :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * hariç tutmak, kapsama almamak, dışarıda tutmak, dikkate
almamak
dışrak :
tür. * taş, tış (hariç, içeride olmayan, harici) + rak (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * açıkta ve herkesin gözü önünde olan, gizli yanı bulunmayan
dıyk : ara. * daka, zaka (daralmak, daraltmak, sıkmak,
sıkışmak, zorlamak), dayk (daralma, sıkışma, zorlanma) * darlık, sıkışıklık, ruhsal bunaltı ve geçim
sıkıntısı, zıyk
dızlak :
tür. * taz (kel) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * derisinde kılı ve
tüyü olmayan, tüysüz, çıplak, dazlak
dızman :
tür. * dız (sert, kısa, keskin) + man (kişi, kimse) * uzun boylu ve iri yapılı,
iriyarı kimse; çok büyük, kocaman
diadelphous :
gre. * di (iki, ikili, çift) + adelphos (kardeş) * eşit veya farklı sayıda iki
grup; bir çiçeğin filamentlerinin iki grupta birleşmesi; bir çiçeğin erkek organlarındaki
(stamen) iplikçiklerin (filament) iki ayrı grup veya demet halinde birleştiği
durum
diadem :
gre. * diadema (diadein (dolayarak bağlamak) (dia (arasından, içinden, boyunca;
sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki,
ikiye ayrım, ikiye bölünme) + dein (sarmak, dolanmak, bağlamak) ) + ema (isim
yapım eki) ) * Pers krallarının kraliyet saç bantı (bandanası), soyluluğu
simgeleyen bandana, taç (dedem (taç) (soğ., far.) )
diafizyal aklazi :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yok, değil,
olumsuzluk öneki) + khalasis (gevşeme, rahatlama) (gre.) * uzun kemiklerin
metafizlerinden ve düz kemiklerden çıkan multiple osteokondromlarla karakterize
olan ve kemik deformitelerine sebebiyet veren otozomal geçişli bir hastalık,
herediter multiple ekzostoz (HME), kalıtsal çoklu ekzostoz
diaforetik :
gre. * diaphoretikos (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla,
yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme;
çevre, etraf) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + tikos, ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ter yoluyla dışarı atan, terletici
dial :
lat. * dies (gün) + alis (sıfat yapım eki, ile ilgili, -a ait) * günle ilgili,
güne ait; döngüsel, çevrimsel (dial (numarayı çevirmek, döndürmek) (ing.)
(günün bir döngü olmasından)
dialkol :
gre., ara. * di (iki, ikili, çift) (gre.) + el (ön ek, artikel) + kuhl (koyu
mavi, siyah, kara; kömür) (ara.) * molekülünde iki adet -OH (hidroksil) grubu
bulunduran organik bileşik
diameter :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + metron, metros (ölçü) * daireyi iki eşit parçaya ayıran doğru parçası,
çap
diamin oksidaz :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + amine (amonyak türevli bir azot içeren
grup (-NH2) eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
(gre.); oxydus (oksitlenmiş, oksijenlenmiş) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) *
vücuttaki fazla histamini parçalamaya yardımcı olan ve böylece burun
tıkanıklığı, ciltte kaşıntı, baş ağrısı ve hapşırık gibi rahatsız edici
semptomları hafifleten bir enzim
diamond :
gre. * adamas (a (-sız, yok, değil, olumsuzluk öneki) + damao, damaein
(evcilleşmek, boyun eğmek, yenilmek), damas (yenilen, boyun eğen, fethedilen) *
boyun eğmez, yenilmez, evcilleştirilemez; elmas
diana :
lat. * di, diva, divus (tanrı, tanrıça) + ana (sıfat yapım eki, gibi, ile
ilgili) * Roma mitolojisinde ayın ve avcılığın bakire tanrıçası; Yunan
mitolojisindeki Artemis
diandrik :
gre. * di (iki, ikili, çift) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros
(erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki erkekle ilgili; dişileri
heterogametik olan hayvan türlerinde cinsiyete bağlı kalıtım türü; mitolojide
iki erkek figürünün ön planda olduğu bir yapı, ikili erkek karakter anlatısı;
bir kadının iki erkekle evli olması durumu
diandrus :
gre. * di (iki, ikili, çift) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros
(erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) * iki
erkek organına veya iki erkek özelliğine sahip olan; botanikte iki erkek organı
(stamen) bulunan (çiçek)
dianella :
gre. * Diana (Roma doğa ve av tanrıçası) + ella (küçültme eki) * ince yapraklı
ve yıldız biçimli çiçekleriyle zarif görünümlü, Asphodelaceae familyasından bir
bitki cinsi
dianthus :
gre. * dios (ilahi, tanrısal) + anthos (çiçek) * “tanrısal çiçek” anlamıyla hoş
kokulu ve süs değeri yüksek, Caryophyllaceae familyasından bir bitki cinsi
diapazon :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + pason (her şey, tüm, bütün, hepsi) * tüm aralık, tam aralık; do-re-mi
seslerini belirleyen metalik çelik çatal
diapedez :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + padein (geçmek), pasis (geçiş) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * lökositlerin, inflamasyon olmayan koşullarda kan dolaşımından
yüksek endotelyal venüller gibi belirli bölgelere göç etme süreci, lökosit
ekstravazasyon
diaper :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + aspros (beyaz) * çocuk bezi
diapirizm :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + peirein, peirao (denemek, zorlamak, itmek) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * jeolojide özellikle tuz ve magma hareketleri
bağlamında, mantodaki daha yoğun olmayan kayaçların üzerindeki daha yoğun
kayaçları yararak yukarı doğru itilmesi ve kabuk içinde yükselmesi olayı
diartrodial :
gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + arthron
(eklem) (gre.) + ialis, alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
serbest hareketli eklemlerle ilgili; kemiklerin arasındaki hareketi mümkün kılan,
eklem kapsülü ve sinovyal sıvı içeren eklem türü
diaserein :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + cerein (-OH (hidroksil) grubu taşıyan aminoasit modifikasyonu eki) *
osteoartrit gibi eklem hastalıklarının tedavisinde kullanılan antrakinon
sınıfından anti-inflamatuar, anti-katabolik ve pro-anabolik ilacın etken
maddesi (C16H14O6), diasetilrhein
diaskopi :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia
(görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir parmak veya cam slayt ile
basınç uygulanarak ve renk değişimleri gözlemlenerek gerçekleştirilen bir
ağartılabilirlik testi; cilt altındaki kan damarlarını, cilt altı kanamalarını,
kan dolaşımındaki değişiklikleri ve cilt rengindeki değişiklikleri gözlemlemek
amacıyla ışıkla yapılan bir inceleme yöntemi
diaspora :
gre. * diaspeirein (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla,
yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme;
çevre, etraf) + speirein (saçmak, dağıtmaj, serpiştirmek, atmak) ) * bir ulusun
yurdundan ayrılmış kolu, kopuntu, yurdundan çıkma-çıkarılma (serpmek (dağıtmak,
saçmak, tmak, savurmak) (tür.), spear, Sperr (cirit) (ing., alm.) )
diastol :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + stole (gerilme, yayılma) * kalbin kasılmadığı ve gevşeyerek kanla
dolduğu evre; kalp boşluklarının genişlemesi sonucu kanın atriyumdan
ventriküllere dolması, arteriyel basıncın düşmesi ve dolaşımın devam etmesini
sağlayan fizyolojik süreç; kalbin kanla dolduğu gevşeme fazı (kasılarak kan
pompalama fazı ise “sistol”dur.)
diastometamiyel :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) + meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + myelos (kemik iliği, omurilik) *
omuriliğin bir kısmının genellikle uzunlamasına (sagital) yönde üst lomber
vertebra seviyesinde yarılmasıyla oluşan konjenital bir bozukluk
diatermi :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * dokulara derin ısı sağlayan, kasları ve
eklemleri gevşetmeye, şişliği azaltmaya ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı
olan bir tedavi
diatezi :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla;
yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) +
tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (yerleştirme,
duruş, konum, koyma) * bir hastalığa veya başka bir bozukluğa karşı kalıtsal
veya yapısal bir yatkınlığın bulunması
diatom :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Bacillariophyta (diyatomeler)
grubuna ait, hücre duvarları silisyum dioksitten oluşan iki parçalı kabukla
(frustül) çevrili, çoğunlukla sucul ortamlarda yaşayan ve fotosentez yapan
mikroskobik algleri kapsayan tek hücreli organizma
diatomik :
gre. * di (iki, ikili, çift) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
tomos (kesik, kesim) (temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * iki atomdan
oluşan; kimyada molekül yapısında iki atom bulunan maddeleri tanımlayan sıfat
(ör. H2, O2, N2, Cl2 gibi iki atomlu moleküller)
diatrizoik asit :
gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + tri, tria (üç) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum,
hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi
olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * damarların,
üriner sistemin, dalak ve eklemlerin yanı sıra bilgisayarlı tomografinin
görselleştirilmesini içeren röntgen görüntüleme sırasında kullanılan bir
kontrast madde, gastrografin, amidotrizoat (C11H9I3N2O4)
diazepam :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + azep (7 üyeli azot içeren halka) + am (amine (amonyak türevli bir azot
içeren grup (-NH2) eki) * anksiyolitik, antikonvülsan, sedatif, kas gevşetici
ve hafıza zayıflatıcı etkilere sahip olan, anksiyete, uyuyamama, nöbetler,
alkol yoksunluğu ve kas spazmları gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan
benzodiazepin türevi bir ilacın etken maddesi (C16H13ClN2O)
diazoksit :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + azo (iki azot (nitrojen) (N=N) atomu eki) + oxydio (oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) * düşük kan
şekerini, çıkarılamayan adacık hücre tümörlerini, lösin duyarlılığını tedavi
etmek için kullanılan ve sülfonilüre toksisitesinin dirençli vakalarında da
kullanılan bir ilacın etken maddesi (C8H7ClN2O2S)
diba :
far. * diba (kumaş) * altın ve gümüş işlemeli, parlak ve zengin süslemeli
değerli bir ipek kumaş türü, atlas
dibace :
ara., far. * diba (altın ve gümüş işlemeli, parlak ve zengin süslemeli değerli
bir ipek kumaş türü, atlas) + ce (isim yapım eki) * genellikle el yazması
klasik eserlerin, divanların veya mensur yapıtların başında yer alan, eserin
sunulduğu kişiye övgüler içeren ve yazılış amacını açıklayan özenle süslenmiş
ön söz veya giriş bölümü
dibek :
tür. * dep, tep (vurmak, dövmek, çarpmak, darbetmek) + ek (isim yapım eki) *
tahıl ezmede kullanılan dairesel taş öğütücü, havan (debelenmek (kendini yerden
yere vurmak), tepmek (ayakla vurmak) (tür.), dabbe (debelenen) (ara.) )
dibenzotiepin :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) (gre.) + benzo (benzen halkasıyla kaynaşmış)
(alm.) + thiepin (kükürt içeren yedi üyeli heterosiklik halka) (theion (kükürt)
+ epi (epoksi benzeri halkasal bağ eki) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki)
(lat.) * iki adet benzen halkasının bir kükürt atomu içeren yedi üyeli bir
tiepin halkasına kaynaşmasıyla oluşan, özellikle psikiyatride antipsikotik ve
antidepresan ilaçların sentezinde temel çekirdek yapıyı oluşturan heterosiklik
bir organik bileşik (C16H12S)
dicksoniaceae :
ing., lat. * dicksonia (İngiliz botanikçi James Dickson’ın soyadından) (ing.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Polypodiopsida (eğrelti otları)
sınıfı içinde yer alan, büyük boyutlu ağaçsı eğrelti otlarını kapsayan,
özellikle tropik ve subtropik bölgelerin nemli ormanlarında yaşayan, kalın
gövdeli ve geniş yapraklı bitkilerden oluşan bitki familyası
dicle :
süm. * idigna, idigina (ok gibi hızlı; hızlı nehir, akan su) * Diyarbakır’ın
bir ilçesi; Fırat ırmağı ile birlikte Mezopotamya'yı oluşturan iki büyük
nehirden en doğuda olanı (tigris (gre.) )
dicroglossidae :
gre. * dikros (iki çatallı, çift çatallı, iki uçlu) (di (iki, ikili, çift) +
kros (uç, tepe, çıkıntı, sivri nokta) ) + glossa (dil) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer
alan, Dicroglossidae familyasına ait, Asya’nın tropik ve subtropik bölgeleri
ile bazı Afrika bölgelerinde yaşayan, çoğunlukla sucul veya yarı sucul yaşam
süren ve kurbağaları kapsayan hayvan familyası
dictynidae :
gre., lat. * diktyon (ağ, şebeke, örgü, örülmüş ip, bağ) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımı içinde yer
alan, Dictynidae familyasına ait, küçük yapılı ve çoğunlukla ağ örerek yaşayan,
ince düzensiz ağlar oluşturan ağ örücü örümcekleri kapsayan hayvan familyası
dictyocaulus :
gre. * diktyon (ağ, şebeke, örgü, örülmüş ip, bağ) + kaulos (gövde, sap, tüp,
kök) * atlar, koyunlar, keçiler, geyikler ve sığırların bronş ağacının nematod
(yuvarlak solucanlar) parazitlerinin bir cinsi (dictyocaulus arnfieldi atların
akciğer kurdu, dictyocaulus viviparus geviş getirenleri etkileyen akciğer
kurdudur.)
dicynodontia :
gre. * di (iki, ikili, çift) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * Therapsida
(memeli benzeri sürüngenler) içinde yer alan, üst çenelerinde iki büyük köpek
dişi benzeri diş bulunan, çoğunlukla otçul beslenen ve Permiyen ile Triyas
dönemlerinde yaşamış soyu tükenmiş memeli akrabası sinapsid grubunu kapsayan
takım
didaktik :
gre. * didaktikos (didaskein, didasko (öğretmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * bilgi aktarmaya ve eğitime yönelik; ders verme, öğretme veya
eğitici içerik taşıyan, öğretici
didanozin :
gre. * dyo,di (iki, ikili, çift) + danosis (dideoksiadenosin eki) + in
(kimyasal bileşik eki) * HIV/AIDS tedavisinde kullanılan antiretroviral bir
ilacın etken maddesi (C10H12N4O3)
didar :
far. * didan (görmek) + ar (isim yapım eki) * yüz, görüntü, suret, yüz; kadın
ismi (yüz güzeliği, yüzdeki nur, ilahi güzellik anlamında)
didd :
ara . * dadda (karşı çıkmak, karşı koymak, zıt olmak, terslemek, düşman olmak)
* karşıtlık, zıtlık, terslik, muhalefet, düşmanlık
dide :
far. * diden (görmek) * göz, ayn, çeşm, göz ucu, göz bebeği; gözcü, gören;
görülen, görülmüş
dideban :
far. * diden (görmek), dide (göz, gözbebeği) + ban (-cı, ile ilgili, yapan) *
gözcü, gözleyici, bekçi
didelfis :
gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) * Didelphimorphia
(keseli memeliler) takımı içinde yer alan, Didelphidae familyasına ait, Amerika
kıtasında yaşayan, dişi bireylerinde iki rahim ve iki vajinal kanal bulunan ve
çoğunlukla gece aktif olan opossumları kapsayan memeli cinsi; anne karnındaki
bebeklik gelişiminde rahim kanallarının birleşmemesi ve iki ayrı rahim
oluşmasıyla ortaya çıkan çift rahim durumu
didelphidae :
gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * Didelphimorphia (keseli memeliler) takımı içinde
yer alan, dişi bireylerinde iki ayrı rahim ve iki vajinal kanal bulunmasıyla
tanınan, Amerika kıtasında yaşayan opossumları kapsayan hayvan familyası
didelphinae :
gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * Didelphidae familyası içinde yer alan,
Amerika kıtasında yaşayan, keseli memeliler arasında bulunan ve özellikle
opossumları kapsayan hayvan alt familyası
didelphis :
gre. * di (iki, ikili, çift) + delphys (rahim, uterus) * Didelphimorphia
(keseli memeliler) takımı içinde yer alan, Didelphidae familyasına ait, Amerika
kıtasında yaşayan, dişi bireylerinde iki rahim ve iki vajinal kanal bulunan ve
çoğunlukla gece aktif olan opossumları kapsayan memeli cinsi; anne karnındaki
bebeklik gelişiminde rahim kanallarının birleşmemesi ve iki ayrı rahim
oluşmasıyla ortaya çıkan çift rahim durumu
didem :
far. * dide (göz, ayn, çeşm, göz ucu, göz bebeği; gözcü, gören; görülen,
görülmüş) + m (birinci tekil şahıs iyelik eki) * gözüm, gördüğüm, gözüm gibi
sevdiğim, sevgilim
didik :
tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + uk, ik (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * parçalanmış, un ufak edilmiş
didiklemek :
tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + uk, ik (gibi olma) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * çekerek, ısırarak parçalamak, ditmek
didim :
gre., soğ., far. * diadem, diadima (taç) (dia (arasından, içinden, boyunca;
sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki,
ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + dein (bağlamak, sarmak) + ema (isim
yapım eki) ) (gre), dedem (taç) (soğ., far.) * Aydın’ın bir ilçesi; Pers
krallarının kraliyet saç bantı (bandanası), soyluluğu simgeleyen bandana, taç
(dedem (taç) (soğ., far.) )
didinmek :
tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + in (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * çabalamak, gayret etmek, uğraşmak, kendini parçalamak
(mecazi)
didişmek :
tür. * dit (parçalamak, ufalamak, un ufak etmek) + iş (işteş fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * fiziksel veya sözel olarak birbirini hırpalamak; mücadele
etmek (mecazi)
didon :
lat. * didona, didon (gezgin kadın, kaçan kadın, kaçak kraliçe; Fenikeli
efsanevi bir kraliçenin ismi) * eskiden, halkın İstanbul’daki yabancılara,
özellikle Fransızlara verdiği isim
dielektrik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla;
yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) +
elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (sıfat
yapım eki) * elektrik akımını iletmeyen veya çok az ileten, ancak bir elektrik
alan içinde kutuplanarak elektriksel enerji depolayabilen, kondansatörlerde ve
elektriksel yalıtım sistemlerinde kullanılan yalıtkan malzeme türü
dienogest :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hen, eno, ene (bir; steroid eki) + gest
(progestasyonel aktivite eki) * doğum kontrol haplarında ve endometriozis
tedavisinde kullanılan 19-nortestosterondan türetilen sentetik bir progestin
(C20H25NO2)
diensefalon :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + en (iç, içe, içeride) + kephale, kephalos,
kephalon (kafa, baş) * hindbrain (arka beyin) ile forebrain (ön beyin) arasında
yer alan ve beynin talamus, hipotalamus, epitalamus, subtalamus (pretalamus) ve
pretektumdan oluşan parçası, ara beyin
dierama :
gre. * di (iki, ikili, çift) + erama (dayanak) * ince ve sarkık çiçek saplarıyla
zarif bir görünüm sunan, Iridaceae familyasından bir bitki cinsi
diesel :
alm. * diesel (Alman mühendis Rudolf Diesel’in soyadından) * yoğunluğu 0.8 olan
ve sıkıştırmalı motorlarda kullanılan yakıt türü, mazot (C12H23); sıkıştırılmış
temiz hava içine püskürtülen yakıtla çalışan, ateşleme sistemi olmayan ve yakıt
olarak motorin tüketen motor
dieulafoy lezyonu :
fra., gre., tür. * dieulafoy (Fransız fizyolog Paul Georges Dieulafoy’un
soyadından) (fra.) + laeisio (yaralanma, hasar, zarar, bozulma) (laedere (zarar
vermek, hasar vermek, incitmek, bozmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu
(iyelik eki) (tür.) * mide mukozasında meydana gelen ve 1 ila 3 mm anormal
genişlikte bir çapa sahip, submukozadan mukozaya doğru çıkıntı yapan normal bir
kan damarından oluşan bir lezyon türü, dieulafoy lezyonu
difakinon :
lat., gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos
(boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç,
odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + acetone (asetil
grubu içeren keton yapısı) * iki fenil halkası içeren ve asetil grubuyla
birleşen, kan pıhtılaşmasını engelleyerek iç kanamaya yol açan bir antikoagülan
rodentisit (fare ve sıçan zehiri) (C23H16O3)
difana :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phanein (görünmek, belirmek, parıldamak) *
üç katlı bir balık ağı
difazik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phaino, phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüm, belirme, ortaya
çıkma; konuşma, söylem) + ikos (ile ilgili, gibi) * iki fazlı, iki evreli;
canlı varlıkların oluşumunda ve gelişimindeki iki ayrı evre ile ilgili; iki
farklı nitelik arzeden konuşma bozukluğu
difda :
ara. * dafaa (sıçramak, zıplamak), dafadia (ç.) * kurbağa
difenbahya :
lat. * dieffenbach (Alman hekim, jeolog ve doğa bilimci Johann Karl Ernst
Dieffenbach'ın soyadından) * Araceae (yılanyastığıgiller) familyasına ait,
tropikal Amerika kökenli, büyük ve alacalı yapraklarıyla tanınan bir süs
bitkisi
difenhidramin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phen (pheniyl grubu eki) + hydra (su, sıvı)
+ amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * uykusuzluk, soğuk
algınlığı semptomları, parkinsonizmde titreme ve mide bulantısı durumlarında ve
alerjileri tedavi etmek amacıyla kullanılan bir antihistamin (C17H21NO)
difenilhidantoin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + phen (pheniyl grubu eki) + hid (hidrojen ve
su eki) + antoin (üre grubu eki) * epileptik odaktan komşu beyin dokularına
epileptik krizin yayılmasını önleyen ve antikonvülsan olarak kullanılan
antiepileptik ilaç, fenitoin (C29H18N2O2)
difenoksilat :
gre. * dyo,di (iki, ikili, çift) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir
benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio
(parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol
grubu OH) (lat.) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + late
(kimyasal bileşik eki) * bağırsakların hareketlerini yavaşlatarak ishalin
durdurulmasına yardımcı olan bir antidiyareik (C30H32N2O2)
diferans :
lat. * differentia (differe (ayırmak, ertelemek, ertelemek; farklılaştırmak)
(dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim yapım
eki) * fark, farklılaşma
diferansiyasyon :
lat. * differentia (differe (ayırmak, ertelemek, ertelemek; farklılaştırmak)
(dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim yapım
eki) + tio (fiili isim yapım eki; olma durumu) * farklılaştırma
diferansiyel :
lat. * differentialis (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + fere (getirmek, taşımak) + entia (isim yapım eki) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dönemeçlerde otomobilin iki arka
tekerleğinin ayrı ayrı hızlarda dönmesini sağlayan dişli; fonksiyonlardaki
değişmeleri ele alan matematik dalı
diferansiyel denklem :
lat., tür. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) +
denklem (eşitlik, aynılık, denklik) (tür.) * bir veya birden fazla fonksiyonu
ve bunların türevlerini ilişkilendiren, fonksiyonların fiziksel veya finansal
değerlere, fonksiyon türevlerininse bu değerlerin değişim hızlarına denk geldiği
denklem
diferansiyel diyagnoz :
lat., gre. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) +
diagnosis (teşhis, tespit; tıpta hastalık teşhisi) (gre.) * hastanın
değerlendirmesinden çıkarılan olası sonuçların, en olası olandan daha az olası
olana doğru bir listesi
diferansiyel hesap :
lat., ara. * differentialis (değişimle ilgili; fonksiyon değişimi) (lat.) +
hisab (sayma, nicelik belirleme) (ara.) * fonksiyonların, girdileri değiştikçe
nasıl değiştiklerinin türev hesaplamaları yoluyla incelenmesi, diferansiyel
kalkülüs
diffüz :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış,
akmış, yayılmış) * bir maddenin, ışığın, ısının veya bir olgunun belirli bir
merkezden çevreye doğru dağılması; sınırlı olmayan, geniş alana yayılan,
dağılmış, yayılmış
diffüz refleksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + fusus (dökülmüş, akıtılmış, akmış, yayılmış) + re (tekrar, yeniden,
karşı, geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek,
kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) * bir yüzeyden gelen ışığın veya diğer
dalgaların veya parçacıkların yansıması; Pürüzlü bir yüzeyden yansıyan ışının,
geldiği açıdan farklı açıda yansıması
difiletik :
gre. * di (iki, ikili, çift) + phyle (soy, kabile, grup) + tikos (ile ilgili,-a
ait) * filogenetik sınıflandırmada, ortak bir atadan gelen bazı grupların
ayrılarak aynı atadan türemeyen başka gruplarla birlikte oluşturduğu, yani
birden fazla bağımsız soy hattını içeren grup veya taksonu tanımlayan sıfat;
ortak ata ve tüm torunlarını kapsamayan yapay sınıflandırma grubu
difisil :
lat. * difficilis (zor) (dis (yok, değil, karşıt, zıt, ters) + facilis (kolay)
(facere, ficere (yapmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * zor,
güç, kolay olmayan; yapılamaz
diflorazon :
lat. * di (iki, ikili, çift) + fluor (kimyasal element) + asone (azot eki) *
cilt rahatsızlıklarının (örneğin dermatozlar) neden olduğu kızarıklık, ağrı,
kaşıntı, şişlik veya diğer rahatsızlıkları gidermeye yardımcı olmak için
kullanılan ilacın etken maddesi (C15H14Cl2F2N2O2)
diflukortolon :
lat. * di (iki, ikili, çift) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak,
sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + kortolon
(kortikosteroidlerden olan kortizol eki) * derinin iltihabi ve alerjik
durumlarının tedavisinde kullanılan, kaşıntı, yanma veya ağrıyı hafifleten
kortikosteroid ilacın etken maddesi (C22H28F2O4)
diflunisal :
lat. * di (iki, ikili, çift) + fluoro (flor) + salisilicus acidum (salisilik
asit, salisilat türevi eki) * analjezik ve antiinflamatuar aktiviteye sahip
olan ve vücutta kan damarlarını daraltıcı etkisi olan endotelinin etkisini
engellemek için tasarlanmış ve oral yolla alınan bir salisilik asit türevi
ilacın etken maddesi (C13H8F2O3)
difraksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + frangere (kırmak, parçalamak, bölmek, ayırmak), fractio (kırılma, parçalanma,
bölünme, ayrılma) * dalgaların (ışık, ses, elektromanyetik vb.) bir engel,
yarık veya kenar ile karşılaştıklarında doğrusal yayılımlarını kaybederek
bükülmesi, saçılması veya yeni yönlere dağılması olayı, kırınım
difteri :
gre. * diphteria (tabaka, deri tablet) (dyo, di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (boğazda oluşan sert
psödomembrandan dolayı) * corynebacterium diphtheriae bakterisinin neden olduğu
bulaşıcı bir enfeksiyon, kuşpalazı
diftong : gre.
* dyo, di (iki, ikili, iki kere, ayrı, ikiye bölünmüş) + phtongos (ses, tını) *
iki sesi ifade eden tek bir sesli harf, iki sesli, ikili sesli
difüz :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış,
akmış, yayılmış) * belirli bir sınırı veya yoğunlaşmış merkezi olmayan, geniş
bir alana yayılmış, dağınık ve homojen olmayan biçimde dağılan (yapı), yaygın
ve sınırlı olmayan (dağılım)
difüzyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusus (dökülmüş, akıtılmış,
akmış, yayılmış) + tionem, tio (isim yapım eki) * maddelerin çok yoğun
ortamdan, az yoğun ortama doğru kendiliğinden yayılması, geçişme, yayılma
digenetik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + genesis (oluşum, yaratılış) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yaşam süreci sırasında hem
eşeyli hem de eşeysiz üreme devresi gösteren; yaşam döngüsünü iki farklı konak
(canlı organizma) üzerinde tamamlayan organizma
digeorge sendromu :
ing., gre. * diGeorge (Amerikalı kardiyolog Angelo DiGeorge’un soyadından)
(ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) *
timus ve kalp anomalileri ile karakterize genetik sendrom
digestif :
lat. * digerere (bölmek, dağıtmak) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus
(bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi kolaylaştıran, hazımla
ilgili, hazımsal
digitalis :
lat. * digitus (parmak) * parmak şeklindeki çiçekleriyle tanınan ve tıbbi
etkilere sahip, Plantaginaceae familyasından bir bitki cinsi
digitalis :
lat. * digitus (parmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parmakla
ilgili olan, saymakla ilgili olan, sayısal, dijital
digitorum :
lat. * digitus (parmak) + orum (coğul genitif ek, ile ilgili, -dan, -den) *
parmaklara ait, parmaklarla ilgili
dign :
ara. * dagana (kin gütmek, içten düşmanlık beslemek, öfkelenmek, nefret etmek),
adgan (ç.) * kin, nefret, öfke, gizli düşmanlık, kalpte beslenen öfke
digoksin :
lat., gre. * digitalis (yüksükotu bitkisi) (digitus (parmak) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin,
oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * atriyal fibrilasyon, kalp
çarpıntısı ve kalp yetmezliği gibi çeşitli kalp rahatsızlıklarını tedavi etmek
için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C18H12O7)
digor :
iron., ose. * digor (topluluk, grup (kesin değil) ) * Kars’ın bir ilçesi; Doğu
İran dili Osetçe'nin alt grubu, bir lehçesi (Osetya, Kafkasya'da bulunan bir
bölgedir.)
diğer :
far. * digar, dadigar (başka, öbür, öteki) * başka, öbür, öteki
diğerkam :
far. * digar (başka, öbür, öteki) + kam (seven, sevgi, arzu) * kendinden
başkalarını düşünen, başkalarını önceliklendiren, özverili
diğs :
ara. * dağs, dağasa (ezmek, sıkıştırmak, bastırmak) * ezme, sıkıştırma,
bastırma; demet
dihak :
ara. * dahk, dahaka (sıkmak, ezmek, bastırmak, yoğunlaştırmak) * dolu, yoğun;
dolu bardak
dihan :
ara. * dahn, dahana (yağ sürmek, yağlamak, sıvı ile kaplamak) * yağ, sürme,
kaplama maddesi; kırmızı deri, sahtiyan; vücuda sürünülecek yağ, duhn (ç.)
dihidroergotamin :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) +
ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar) (gre.) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * migren tedavisinde
kullanılan, ergotamin türevi bir ergot alkaloidi (C33H37N5O5)
dihidroindolon :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) +
indol (benzen halkası ve azot içeren bir halkalı bileşik) (india
(Hİndistan’daki Indigo bitkisinden) + ol (hidroksil (-OH) grubu eki) ) + on
(hidrokarbon bileşiği eki) (lat.) * dopamin ve serotonin düzeylerini etkilemesi
nedeniyle nörolojik ve psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilacın etken maddesi
(C9H9NO)
dihidrokodein :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) + kodeia (haşhaş
tohumu) + ine (kimyasal bileşik eki) * kodeinin hidrojenlenmesiyle elde edilen,
ağrı kesici ve öksürük baskılayıcı olarak kullanılan yarı sentetik opioid
ilacın etken maddesi (C18H23NO3)
dihidroksiantrakinon :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydroxys (hidroksi, -OH grubu)
(hydros, hudros (su, sıvı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) ) +
anthra (kömür) + kinon (benzoquinon) (alm.) * pigment ve boyar madde
üretiminde, organik sentezlerde ara madde olarak ve bazı biyolojik
araştırmalarda redoks veya farmakolojik etki modeli olarak kullanılan, iki
hidroksil grubu taşıyan antrakinon türevi aromatik organik bileşik (C14H8O4)
dihidropiridin :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + hudros, hydros (su, sıvı, hidrojen) (gre.)
+ pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr
(ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * altı
üyeli heterosiklik bir halka yapısına sahip, iki hidrojenle indirgenmiş piridin
türevi; özellikle kalsiyum kanal blokeri ilaçlarda (ör. nifedipin, isradipin)
kullanılan bir kimyasal sınıf (C5H7N)
dihidropirimidin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) + pyridinum
(piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş)
(gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * vücuttaki
eksikliği, idrar, plazma ve beyin-omurilik sıvısı gibi vücut sıvılarında yüksek
seviyede urasil ve timin görülmesine sebep olan kimyasal madde (C4H6N2)
dihidrotestosteron :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + hydros, hudros (su, sıvı) (gre.) +
testis (şahitlik, şehadet, tanıklık, görücülük) + steron (steroid bileşik eki)
(stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + one (oksijenli bileşik,
keton grubu (C=O) ) ) * erkeklerde cinsel yapıların ve özelliklerin gelişimine
katkıda bulunan bir hormon (C19H30O2)
diiyodohidroksin :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + iodes (menekşe rengi, mor) + hydros,
hudros (su, sıvı) (gre.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin,
oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * antioksidan,
antimikrobiyal veya biyoaktif özellikleri olan ilacın etken maddesi (C6H4I2OH)
diiyodotirozin :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + iodes (menekşe rengi, mor) + tyros
(peynir) + ine (alkaloit, amino asit veya organik bileşik eki) * metabolizmayı
düzenleyen ve vücut sıcaklığını, enerji üretimini etkileyen önemli tiroid
hormonları olan T3 (triiodotironin) ve T4 (tiroksin)'in sentezinde kullanılan
madde (C9H9I2NO3)
dijestan :
lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek,
toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak)
), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ant, ent (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi
kolaylaştıran
dijestif :
lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek,
toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak)
), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sindirici, sindirimi kolaylaştıran, hazmettirici, hazmi kolaylaştıran
dijesyon :
lat. * digerere (bölmek, dağıtmak, çözmek) (di (ayrı) + gerere (getirmek,
toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak)
), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + tio (isim yapım eki) *
yiyeceklerin mekanik ve kimyasal yollarla parçalanarak vücut tarafından
emilmeye uygun hâle gelmesi ve besin öğelerinin sindirim kanalında işlenmesi
süreci, sindirim, hazım
dijital :
lat. * digitus (parmak; sayı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sayısal; parmakla ilgili
dijite :
lat. * digitus (parmak; sayı) + atus (sıfat yapım eki) (lat.); digité (fra.) *
parmaklı, parmak gibi veya parmak şeklindeki çıkıntılara sahip
dijitiform :
lat. * digitus (parmak; sayı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) * parmak biçiminde, parmağa benzeyen;
botanikte, zoolojide ve anatomide parmak gibi uzanan, dar ve bölümlü (yapı)
dik :
tür. * tik (saplamak, dikmek, ayağa kaldırmak) * horoz, dik, sik, zek; yatay
bir düzleme göre dik açı oluşturan (90 derecelik), eğimi olmayan, dikey konumda
bulunan; sert, dik kafalı, bükülmez bir duruş sergileyen; yukarı doğru kalkık
dikaryotik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + karyon (çekirdek, tohum) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki çekirdekli; aynı sitoplazma içinde ama
birbirinden ayrı duran iki çekirdeğe sahip olan hücre
dikazyum :
gre , lat. * dichasium (iki çatallı çiçek durumu) (dikhasis (ikiye ayrılmış,
iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) + khainein (açılmak, ayrılmak, yarılmak,
ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme, yarılma) ) (gre.) + ium (isim yapım
eki) (lat.) * botanikte ana eksenin büyümesinin sonlandığı ve altında
karşılıklı iki yan dalın gelişerek çatallı bir yapı oluşturduğu, simoz
(belirli) çiçek durumlarının bir tipi; karanfilgiller ve bazı diğer bitki
gruplarında görülen iki çatallı çiçek durumu (dichasium)
dikdörtgen :
tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + dört (üçten sonra beşten
önce olan sayı) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar,
genişlemiş hat) (gre.) * açıları dik açı olan paralelkenar; çevresi p = 2a+2b;
alanı s = a.b
dikeç :
tür. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + eç (-cı, araç eki) * kazık,
sırık, ağaç çubuk; bağ çubuğu dikmek için toprakta delik açmaya yarayan demir
diken :
tür. * dik (doğru, ekili) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bazı
bitkilerin sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntısı; dik halde olan
dikey :
tür. * dik (doğru, ekili) + ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dikine,
diklemesine, düşey, aşağıya doğru, zemin ile 90 derece açı yapan
dikey asimptot :
tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) + ey (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (tür.) + asumptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık
ve olumsuzluk ön eki) + symptotos (birleşen, çakışan) (sun, syn (ile, beraber,
birlikte) + pto (düşmek), ptotos (düşme) ) (gre.) * dikey konumda olan ve bir
eğrinin sonsuza yaklaşmasına rağmen kesişmediği doğru, dikey sonuşmaz
dikgen :
tür., gre. * dik (zemine 90 derece açı ile duran) (tür.) + gone, gonia (köşe,
açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * birbiriyle veya kesişme
noktasındaki teğetleriyle dik açı oluşturacak biçimde kesişen
dikhondra :
gre. * di (iki, ikili, çift) + khondros (tane, kütle) * iki parçalı meyve
yapısıyla tanınan, yer örtücü özellik gösteren, Convolvulaceae familyasından
bir bitki cinsi
dikili :
tür. * dik (doğru, ekili) + ili (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İzmir’in
bir ilçesi; zeytin ağaçlarının ekili olduğu yere Dikili, Dikmelik denmesinden;
eski ismi Atarneites, Aterneus (uzun zaman, ömür boyu) (gre., lat.)
dikim :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + im (isim yapım eki) * dikme işi
dikiş :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + iş (isim yapım eki) * dikme işi; iki veya daha fazla parçanın
iplik, tel veya benzeri malzeme ile birleştirilmesi işlemi veya birleşim yeri;
tekstil, deri veya cerrahide uygulanan sabitleme ve birleştirme yöntemi
dikit :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + it (isim yapım eki) * mağaraların tabanında, yukarıdan damlayan
kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlardan her biri
dikiz :
çing. * dikes (bak), dikava (bakmak) * bakma, gözetleme, bakış, erkete
dikizlemek :
çing., tür. * dikes (bak), dikava (bakmak) + le (etken fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * bir kişiyi veya kişileri, o veya olar farketmeden gözetlemek
dikkat :
ara. * dikk (titiz, ince, önem veren, değer veren) + at (isim yapım eki) *
titizlik, incelik, önem verme, değer verme
diklamidöz :
gre. * di (iki, ikili, çift) + khlamys (örtü, giysi, manto) (gre.) + osus
(sıfat yapım eki) (lat.) * botanikte çiçek örtüsü (periant) iki ayrı halkadan
oluşan, yani dışta çanak yapraklardan (kaliks) ve içte taç yapraklardan
(korolla) meydana gelen iki örtülü (çiçek)
diklin :
gre. * di (iki, ikili, çift) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim
yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak), kline (yatak, döşek) * botanikte
erkek ve dişi organların aynı çiçekte bulunmayıp ayrı çiçeklerde yer aldığı,
tek eşeyli (uniseksüel) çiçek yapısı, erkek ve dişi çiçeklerin ayrı olması
durumu
diklofenak :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı)
+ phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + ac (aceticus (asetik) + acidus (asit,
ekşi) ) (lat.) * artrit ve akut sakatlanmalarda enflamasyonu azaltmak ve ağrıyı
dindirmek için kullanılan bir non steroidal antiinflamatuar ilacın etken
maddesi (C14H11Cl2NO2)
dikloksasilin :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı)
+ oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + aciline (penisilin
grubu antibiyotik eki) (lat.) * duyarlı gram-pozitif bakterilerin neden olduğu
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan penisilin sınıfından dar spektrumlu bir
β-laktam antibiyotik (C19H17Cl2N3O5S)
diklomin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem,
tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + amine (amonyak
türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (gre.) * düz kas spazmlarını azaltmak
için kullanılan ve özellikle özellikle irritabl bağırsak sendromu ve
gastrointestinal spazmların tedavisinde kullanılan antikolinerjik ilacın etken
maddesi (C19H35NO2)
diklorfenamid :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı) +
amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) *
karbonik anhidraz enzimini inhibe eden, özellikle primer periyodik paralizi ve
bazı glokom türlerinin tedavisinde kullanılan, vücuttaki sıvı üretimini ve göz
içi basıncını kontrol etmeye yardımcı olan, "karbonik anhidraz
inhibitörü" sınıfına ait sülfonamid türevi ilacın etken maddesi
(C6H6Cl2N2O4S2)
dikloron :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + khloros (soluk yeşil, yeşilimsi sarı)
(gre.) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * Kireçlenme (artroz),
romatizmal hastalıklar, kas-iskelet sistemi ağrıları, diş ağrısı, ameliyat
sonrası ağrılar ve adet sancılarının tedavisinde kullanılan ağrı kesici ve
iltihap giderici (NSAİİ) ilacın etken maddesi (C14H10Cl2NNaO2)
dikme :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + me (isim yapım eki) * bir doğruya veya düzleme belirli bir
noktadan geçerek inen veya çıkan dik doğru
dikmek :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + mek (fiil mastar eki) * bir nesneyi doğru durumda, yere 90
derece açı ile tutmak; bir bitkiyi ekmek; iki ayrı parçayı veya yarılmış bir
bütünün iki parçasını iğne ve ip yardımıyla birbirine bağlamak
dikmen :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + men (yapan eden kimse, kişi) * Sinop'nın bir ilçesi; diken,
dikme eylemini yapan anlamından
dikotil :
gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + kotyle (kase, kap, fincan, tohum yaprağı) *
tohumlarında embriyonik gelişim sırasında iki adet çenek (kotiledon) bulunduran
kapalı tohumlu bitki, çift çenekli
dikotiledon :
gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek,
fincan; tohum yaprağı) + don (şekil eki) * çimlenme sırasında tohumdan çıkan
iki yaprakçığı (kotiledon) olan bitki grubu, çift çenekliler
dikotomik :
gre. * dikhasis (ikiye ayrılmış, iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) + khainein
(açılmak, ayrılmak, yarılmak, ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme, yarılma)
) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ikiye
ayrılan, iki karşıt veya bağımsız kola bölünen
dikotomöz :
gre., lat. * dikhasis (ikiye ayrılmış, iki parçalı) (di (iki, ikili, çift) +
khainein (açılmak, ayrılmak, yarılmak, ağzını açmak), khasis (ayrılma, bölünme,
yarılma) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + osus (ile ilgili, -a
ait) * iki eşit veya karşılıklı kola ayrılan, çatallanarak iki dala bölünen
dikse :
tür. * dik (doğru, ekili; yukarı doğru kalkık; doğrultmak, yukarı doğru
yönlendirmek) + se (isim yapım eki) * ağaç bulunmayan yerlerde, kuş avlamak
için, toprağa geçici olarak dikilen ve üzerine ökse yerleştirilen ağaç
diksiyon :
lat. * dicere (söylemek, demek) + tio (isim yapım eki) * kelimeleri doğru, açık
ve net şekilde telaffuz etme (demek (söylemek) (tür.) )
dikta :
lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz, söylem) (dicere (söylemek,
konuşmak) + tum (isim yapım eki) ) * koşulsuz itaat edilmesi gereken emir;
emirle yönetilme şekli; dikte etme
diktafon :
lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz, söylem) (dicere (söylemek,
konuşmak, ifade etmek) + tum (isim yapım eki) + phone (ses) (gre.) * ses
kaydetmeye yarayan elektronik cihaz; konuşma veya sesin doğrudan manyetik bant
veya dijital ortam üzerine kaydedilmesini sağlayan aygıt
diktatör :
lat. * dictare (sık söylemek, ferman vermek, buyurmak, söylemek) (dicere
(söylemek, konuşmak, ifade etmek) + tare (sıklık eki) ) + or (-cı, yapan, eden
eki) * buyurgan; bir ülkede yasama, yürütme ve yargı erklerini ve tüm yetkileri
elinde toplamış olan, buyruğu yasa olan, baskı düzeni kurmuş kimse
dikte :
lat. * dictum (geçiş sözü, geçerken söylenen söz) (dicere (söylemek, konuşmak)
+ tum (isim yapım eki) ) * bir kişinin söylediğini başkasının yazması işlemi;
öğretim veya resmi yazışmalarda sözlü ifadenin yazıya aktarılması yöntemi,
yazdırım, yazdırmak için söyleme
dikuark :
gre. * di (iki, ikili, çift) + quark (Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann
tarafından üretilen kelime; bir araya gelerek hadronlar olarak bilinen bileşik
parçacıkları oluşturan bir tür temel parçacık ve maddenin temel bileşenlerinden
biri) * parçacık fiziğinde iki kuarktan oluşan bağlı parçacık sistemi;
özellikle baryonların yapısında kuark çiftlerini ifade eden, renk yükü
bakımından birleşik halde bulunan iki kuarklık alt yapı
dil :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) * insan vücudunda kanın dolaşımını sağlayan,
dört odacıklı, kaslı ve sürekli ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ;
sevgi, duygu, cesaret, yaşam gücü merkezi, vicdan, ruh (mecazi)
dil :
tür. * tıl (eski Türkçede dil, lisan), tepe (dil, üçgen şeklinde tepelidir) *
konuşmaya ve tat almaya yarayan ağızdaki etsi organ; bir ulusun konuştuğu
kelimeler bütünü, lisan
dil aviz :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + aviz (asılan, çeken) * gönüle asılan, gönül
çeken, cazip, güzel; Türk musikisinde Abdülbaki Dede'nin düzenlediği, karar
perdesi La (A) olan, duygusal ve nağmeli ifadelerle öne çıkan, orta tempolu,
hüzünlü ve lirizmi yüksek bir makam 7 makamdan biri
dil efruz :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + efruz (tutuşturan, yakan, aydınlatan,
parıltı) * gönül aydınlatan, ferahlatan; Türk musikisinde, karar perdesi Re (D)
olan, neşeli ve parlak bir karaktere sahip, hareketli geçişlerle süslenen,
genellikle dini ve tasavvufi ezgilerde kullanılan makam
dil keşide :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + keşidan (çekmek, uzatmak) * gönül çeken; Türk
musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, hareketli ve süslü melodik yapıya
sahip, canlı ve coşkulu ifadeler barındıran, özellikle peşrev ve yürük semai
türlerinde tercih edilen bir makam
dil küşa :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + küşa (açan, açıcı) * gönül açan, gönül açıcı,
ferahlatıcı; karar perdesi Re (D) olan, zengin süslemeler ve melizmatik
ifadeler içeren, duygusal ve nağmeli yapısıyla genellikle gazel ve ilahi
türlerinde kullanılan bir makam
dil nevaz :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + nuvaz (okşayan) * gönül okşayan; karar
perdesi Segah (La) olan, hüzünlü ve tatlı bir melodi yapısına sahip, özellikle
tasavvuf musikisinde sıkça kullanılan, derin duygular ifade eden bir makam
dil nişin :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + nişesten (oturmak), nişin (oturan, yerleşen,
oturmuş, bir yere yerleşmiş) * gönülde oturan, gönülde yer tutan, kalpte olan;
karar perdesi Segah (La) olan, duygusal ve derin bir ifade taşıyan, geleneksel
makam sisteminde belirli seyir ve motiflerle karakterize edilen bir makam
dil rüba :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ruba (hırsız) * kalp hırsızı, kalp çalan,
gönül çelen; karar perdesi Hüseyni (Re) olan, duygusal, naif ve romantik
ezgiler barındıran, özgün seyir kalıpları ile karakterize edilen bir makam
dil suz :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + suz (yakan) * gönül yakan; karar perdesi
Hüseyni (Re) olan, hüzünlü ve melankolik tınılar taşıyan, özgün seyir ve makam
motifleriyle belirginleşen bir makam
dil şad :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar,
mesrur) * kalbi ferah, gönlü ferah, gönlü hoş, gönlü şen, mutlu
dilaltı :
tür. * dil (ağızda yer alan konuşma ve tat alma organı) + alt (aşağı) + ı
(iyelik eki) * dilin altına konup eritilmek suretiyle alınan hap formundaki
ilaç
dilan :
far. * dil (kalp) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iyi kalpli; güzel,
hoş, iyi
dilantin :
lat. * di (iki, ikili, çift) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + hydantoin (heterosiklik yapı,
karbamil ve imidazolidin-2,4-dion çekirdeği) * epilepsiyi kontrol etmek için
kullanılan bir antikonvülsan, fenitoin (C15H12N2O2)
dilara :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ara (süsleyen) * gönül süsleyen, kalp
süsleyen; kadın ismi
dilasa :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + asa (avutan) * kalp avutan, gönül avutan
dilatasyon :
lat. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek,
yaymak, germek) ) + tio (isim yapım eki) * genleşme, genişleme, açılma, yayılma
dilate :
lat. * dilatus (dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare
(genişletmek, yaymak, germek) (latus (yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar eki)
) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); dilaté (fra.) * genleşmiş,
genişlemiş, yayılmış; geniş, yan, taraf
dilatometre :
lat., gre. * dilatio (genleşme, genişleme) (lat.) + metron, metros (ölçü)
(gre.) * genleşme ölçer
dilaton :
gre. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + latus (geniş, genişletilmiş) + are (fiil mastar
eki) ) + on (isim yapım eki) * teorik fizikte uzay-zaman geometrisinin
ölçeğiyle veya sicim teorisinde sicim titreşimleriyle ilişkili varsayımsal
skaler alan parçacığı; özellikle sicim teorisinde kütleçekim alanı ile birlikte
ortaya çıkan ve bağlanma sabitlerini belirleyen kuantum alanının uyarımı olan
parçacık
dilatör :
lat. * dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) (latus
(yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) );
dilateur (fra.) * vajinal kanalın yavaşça genişletilmesine yardımcı olan tıbbi
alet, genişletici
dilaver :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + aver (asker, er; getiren, taşıyan) * cesur,
yürekli; gönül eri
dilay :
far. * dil (kalp) + ay (Dünya’nın uydusu) * gönlü ay gibi, Ay kalpli
dilbasan :
tür. * dil (ağızda bulunan, tat almaya ve konuşmaya yarayan organ) + bas
(aşağıya ve yukarıya itmek, üzerine yüklenmek) + an (usim yapım eki) *
hekimlerin, boğazı görebilmek için dili bastırmakta yararlandıkları araç; ecza
karıştırmakta kullanılan yassı araç
dilbaz :
tür., far. * dil (ağızda bulunan, tat almaya ve konuşmaya yarayan organ) + baz
(-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * konuşkan, sohbeti hoş
dilber :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + bar, ber (sıfat yapım eki, taşıyan, getiren,
yüklenen) * güzel, alımlı, hoş kadın
dilberdudağı :
far., tür. * dilber (güzel, alımlı, hoş kadın) (far.) + tutak, dudak (ağızın
alt ve üst kenarlarından her biri) + ı (iyelik eki) (tür.) * Bursa'da yapılan
bir tür hamur tatlısı
dildade :
far. * dil (gönül, yürek, kalp) + dade (verilmiş, vergi) * gönül vermiş, aşık
dildar :
far. * dil (gönül, yürek, kalp) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan,
koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * kalbi hükmü altında tutan; sevgili,
maşuk; Türk musikisinde, taksimlerde ve şarkılarda duygusal yoğunluğu yüksek
eserlerde kullanılan bir makam
dildo :
ita. * diletto (zevk, haz) * yapay penis
dilek :
tür. * til (dil, dile getirmek) + ek (isim yapım eki) * istek, arzu; kadın ismi
dilekçe :
tür. * til (dil, dile getirmek) + ek (isim yapım eki) + çe (-lik, araç eki) *
resmi bir makama talep iletmek için sunulan yazı
dilemek :
tür. * til (dil, dile getirmek) + e (ek) + mek (fiil mastar eki) * istemek,
arzu etmek
dilemma :
gre. * di, dia (iki, ikili) + lemma (öncül, önceden açıklama, önerme, kabul) *
iki olumsuz veya güç seçenek arasında kalma durumu; mantıkta iki öncülden
oluşan zorlayıcı çıkarım biçimi, ikilem
dilenci :
tür. * til (dil, dile getirmek) + en (dönüşlü fiil eki) + ci (yapan, eden eki)
* para dilenen
dilhun :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + hun (kan) * çok üzgün, kalbi kanayan, içi kan
ağlayan
dilhuş :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + huş (hoş, rahat, ferah) * kalbi ferah, gönlü
hoş, yüreği rahat
dili :
bun. * zili (uçurum) * Doğu Timor'un başkenti
dilijans :
lat. * diligentia (diligere (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + legere (toplamak, derlemek, seçmek; okumak) + entia (isim
yapım eki) ) (lat.); diligence (fra.) * özenle sevme, değer verme, kıymet
bilme, tercih etme, seçme; calıskanlık, çaba, hamaratlık; atlı pota arabası
dilim :
tür. * til (dil formunda şerit şeklinde kesmek, yassı ve ince uzun kesmek) + im
(isim yapım eki) * bir bütünden kesilmiş veya ayrılmış ince ve yassı parça
dilkeş :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * gönül çekici,
gönül cezbedici, gönül çeken
dilkeşhaveran :
far., ara. * dil (gönül, kalp, yürek) + keş (çeken, çekici, taşıyan) + haveran
(doğu ile batı) (haver (doğu, şark) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (far.) +
eyni, ani, an (iki) (ara.) * sabah, cuma ve bayram salalarının okunduğu makam;
Türk musikisinde Hüseyni ve Irak makamlarının birleşiminden türetilmiş olan,
karar perdesi Neva (Si) olan, hüzünlü ve duygusal ifadeler taşıyan, özgün
motiflerle zenginleştirilmiş, melodi akışında iniş çıkışlar barındıran bir
makam
dilküşa :
far. * dil (gönül, kalp, yürek) + guşayiş (açılış), küşa (açan, ferahlatan,
neşelendiren) * Türk musikisinde, karar perdesi Neva (Si) olan, Re ve Mi
perdelerinde yoğunlaşan bir yapıya sahip olan, şarkılar, taksimler ve peşrevler
gibi müzik türlerinde duygusal yoğunluğu artırmak için tercih edilen bir makam
dillek :
tür. * til (dil, dile getirmek) + lek (isim yapım eki) * dedikoducu
dilleniaceae :
lat. * Dillenia (Alman botanikçi Johann Jacob Dillenius’un soyadından) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * Magnoliopsida (kapalı tohumlular) içinde yer
alan, çoğunlukla tropik ve subtropik bölgelerde yaşayan, ağaç, çalı ve sarılıcı
bitkileri kapsayan, büyük ve gösterişli çiçekleri ile tanınan bitki familyası
dilmaç :
tür. * til (dil, dile getirmek) + maç (-cı, yapan, eden) * bir dili başka bir
dile sözlü veya yazılı olarak aktaran, farklı dilleri konuşan kişiler arasında
iletişimi sağlayan kimse; tercüman, çevirmen
dilmek :
tür. * til (şerit şeklinde kesmek, yassı ve ince uzun kesmek) + mek (fiil
mastar eki) * bir şeyi keserek, yararak veya uzunlamasına ayırarak parçalara
bölmek; kumaş, deri veya benzeri bir yüzeyde yarık veya kesik oluşturmak
diloksanid :
gre. * dilos (açık, görünür) + anid (kimyasal bileşik eki) * amip
enfeksiyonlarını tedavi etmek için, semptomatik kişilerde metronidazol veya
tinidazol tedavisinden sonra kullanılan bir ilacın etken maddesi (C14H11Cl2NO4)
dilovası :
tür., far. * til (dil, dile getirmek) (tür.) + abad (mamur ve tarım yapılan
yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) + sı
(iyelik eki) (tür.) * Kocaeli’nin bir ilçesi; Diliskelesi sahilinde,
Dilderesi'nin biriktirmesi ile oluşan, karanın denize doğru yaptığı dil
şeklindeki çıkıntıdan; eski ismi Libyssa
dilruba :
far. * dil (kalp, yürek, gönül) + ruba (çalan, hırsız, soyguncu) * gönül çelen,
kalp çalan; kadın ismi
dilsiz :
tür. * dil (ağızda bulunan konuşma ve tat alma organı) + siz (yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki) * dili olmayan; konuşma merkezinin veya konuşma
organlarının bozukluğu veya konjenital sağırlık nedeniyle konuşamayan kimse
dilşad :
far. * dil (kalp, gönül, yürek) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar,
mesrur) * kalbi ferah, gönlü ferah, gönlü hoş, gönlü şen, mutlu
dilşah : far.
* dil (gönül, kalp, yürek) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah;
büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) * kalbin hükümdarı, gönül sahibi,
sevgili
diltiazem :
lat. * dil (ön ek) + tiazem (sülfür ve azot içeren heterosiklik halka, C4H4NS)
* yüksek tansiyon, anjina ve belirli kalp aritmilerini tedavi etmek için
kullanılan bir kalsiyum kanal bloker ilacı (beta blokerler kullanılamıyorsa
hipertiroidizmde de kullanılabilir.) (C22H26N2O4S)
dilüe :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + luatus (yıkanmış, sulanmış, temizlenmiş, ışıklandırılmış,
parlatılmış, cilalanmış) (luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak,
parlatmak, cilalamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dilué
(fra.) * bir sıvının içine başka bir madde eklenerek yoğunluğunun azaltılması
sonucu oluşan seyreltilmiş durum, sulandırılmış, seyreltilmiş
dilüent :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + luere (yıkamak, sulamak, temizlemek; ışıklandırmak,
parlatmak, cilalamak) + ent (-cı, yapan, eden eki) * bir çözeltide bulunan
maddelerin yoğunluğunu veya konsantrasyonunu azaltmak amacıyla kullanılan sıvı
kimyasal madde
dilüsyon :
lat. * diluere (sulandırmak, seyreltmek) (di (ayrı) + luere (yıkamak, sulamak,
temizlemek; ışıklandırmak, parlatmak, cilalamak) ) + tio (isim yapım eki) *
sulandırma, seyreltme, seyrelti, inceltme
dilüviyum :
lat. * di (-dan, -den, ayrı) + lava (yıkamak) + ium (yer ve durum eki) * sel ve
taşkın sularının yüzeysel akış sırasında kil ve alüvyonları biriktirmesiyle
oluşan kayaç dilvin
dimağ :
ara. * damğ, damağa (ezmek, basmak, çiğnemek) * beyin, kafa; akıl şuur, bilinç
dimansiyon :
lat., gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + metron, metros (ölçüm) (gre.); metiri (ölçmek,
değerlendirmek), mensio (ölçüm) (lat.) * bir nesnenin bir veya daha fazla
yöndeki (uzunluk, genişlik, yükseklik gibi) ölçülebilir kapsamı
dimenhidrinat :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + men (mentol kökü) + hydros (su, sıvı) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ate (asit tuzu veya esteri eki) * mide
bulantısı, kusma ve baş dönmesi gibi hareket hastalığı semptomlarını önleyen ve
tedavi eden bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C24H28ClN5O3)
dimer :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * aynı
veya benzer iki molekülün (monomerin) kimyasal bağlarla birleşerek oluşturduğu,
genellikle simetrik yapıya sahip bir molekül topluluğu
dimerkaprol :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) (gre.) + mercurium captans (civa
yakalayan) (mercurium (merkür) + captens (yakalayan, tutan) ) + propane (üç
karbonlu alkan, C3H8) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel,
öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ane
(alkan eki) ) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * arsenik, cıva, altın ve
akut kurşun zehirlenmelerini tedavi etmek için kullanılan, İkinci Dünya Savaşı
sırasında Lewisit gazına panzehir olarak üretilmiş olan, İngiliz Anti-Lewisit
(BAL) olarak da bilinen bir ağır metal panzehiri ve şelatlama ajanı (C3H8OS2)
dimerkaptosüksinik asit :
lat. * di (iki, ikili, çift) + mercaptan (mercurium (cıva) + captens, captent
(yakalayan) (capere (yakalamak, tutmak, kavramak) + ens, ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus
(ile ilgili olan) ) * kurşun, cıva ve arsenik zehirlenmesini tedavi etmek için
kullanılan, negatif yüklü kükürt içeren bir şelat oluşturucu dimerkaprol
analoğu, suksimer (C4H6O4S2)
dimetandrolon :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + meth (methyl (-CH3) berlirteci) + andros
(insan, erkek, adam) + olone (keton içeren steroid eki) * potansiyel klinik
kullanım için araştırılmakta olan deneysel bir androjen / anabolik steroid,
androjen reseptörünün bir agonisti ve progestojen ilacın etken maddesi
(C20H30O2)
dimetil fumarat :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) +
hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + fumare (duman çıkarmak,
tütmek), fumaricus acidus (fumarik asit) + atum, ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) * hastalığın relapsing-remitting formları olan kişilerde
multipl skleroz relapslarının (nükslerinin) sayısını azaltmaya yardımcı olan
ilacın etken maddesi (C6H8O4)
dimetilpolisiloksan :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy
(şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + polys (çok,
fazla, çoklu) (gre.) + silicon (silex, silicis (çakmaktaşı, sert taş, kaya) +
icon (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + oxane (oksijen atomlarının silikona
bağlandığını belirten ek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ane
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.) * köpük önleyici madde olarak kullanılan
bir silikon cinsi (yüksek sıcaklıklarda iyi köpük giderme etkinliği nedeniyle
kızartma yağlarında yaygın olarak kullanılır.) (CH3[Si(CH3)2O]nSi(CH3)3)
dimetinden :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) +
hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + indene (C9H8) (indole (szot
içeren hetetosiklik bileşik) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon
molekülü eki) ) * böcek ısırıkları gibi cilt tahrişlerini tedavi etmek için
topikal olarak kullanılan bir antihistaminik/antikolinerjik (C20H24N2)
dimetri :
gre. * di, dyo (iki) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * nesnenin iki boyutunun ölçülerinin aynı oranda
küçültülerek çizildiği ancak üçüncü boyutunun bunlardan farklı oranda
küçültülerek çizildiği aksonometrik perspektifin bir türü
dimi :
gre. * dimitos (iki iplikli/çift iplikli) (di (iki, ikili, çift) + mitos
(iplik, çözgü ipi) ) * genellikle pamuk veya yün ipliklerin 2/1 veya 2/2
oranında çapraz olarak dokunmasıyla yüzeyinde belirgin verev (diyagonal)
çizgiler oluşan, özellikle denim (kot), gabardin ve döşemelik gibi dayanıklı
tekstil ürünlerinde sıkça kullanılan sağlam ve fitilli bir kumaş türü
dimidiat :
lat. * dimidiatus (ikiye bölünmüş, yarım bırakılmış) (dimidiare (ikiye bölmek,
yarıya indirmek) (di (iki, ikili, çift) + medius (orta, yarı) + are (fiil
mastar eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * yarıya bölünmüş, yarım halde olan veya
yalnızca bir yarısı gelişmiş; botanikte ve zoolojide bir organın veya yapının
yalnızca bir yarısının gelişmiş veya görünür olduğu durumları tanımlayan sıfat
diminue :
lat., fra. * diminuatus (de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + minuatus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); diminué (fra.) * küçülmüş, azalmış
diminuendo :
lat. * diminuere (azaltmak) (di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + minuere (küçültmek, azaltmak) + endum (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * sesi gitgide azaltarak
diminüe :
lat., fra. * diminuatus (de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + minuatus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); diminué (fra.) * küçülmüş, azalmış
diminüsyon :
lat., fra. * de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
minuere (küçültmek, azaltmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); diminution (fra.)
* küçülme, azalma
diminütif :
lat., fra. * de, di (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
minutus (küçülmüş, azalmış) (minuere (küçültmek, azaltmak) + tus (geçmiş zaman
ve isim yapım eki) ) + ivus (sıfat yapın eki) (lat.); diminutive (fra.) * bir
varlığı boyut, önem veya anlam bakımından küçültücü, küçültme anlamı taşıyan sıfat
veya isim, küçültücü, azaltıcı
dimitri :
gre. * demeter, dimeter (toprak, anadolu tanrıçası) + ios (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * Demeter’e ait, tarım ve bereket tanrıçasına adanmış; erkek ismi
dimmer :
alm. * dimm (kararmak, ışık azalmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * ışık
şiddetini azaltan veya ayarlayan cihaz; bir ışık kaynağının parlaklığını
kademeli olarak düşürmeye yarayan aygıt (dinmek (etkisi azalmak, durmak,
faaliyeti yavaşlamak, yatışmak, azgınlığı bitmek) (tür.) )
dimnit :
tür. * dodekamiti (dodeka (on iki) + hemera (gün) + itis (isim/sıfat yapım eki)
) * Türkiye’nin özellikle İç Anadolu (Kapadokya) ve Akdeniz bölgelerinde
yetiştirilen, hem sofralık hem de şaraplık (özellikle sek ve dömisek kırmızı
şaraplar ile pekmez yapımında) olarak değerlendirilen, ince kabuklu, iri
taneli, verimli ve geç olgunlaşan yerli bir siyah üzüm çeşidi; erken olgunlaşan
bir kara üzüm türü
dimorfik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * farklı cinsiyetlere veya çevresel
koşullara bağlı olarak farklı şekillerde gelişen organizma
dimorfizm :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir organizmanın
farklı cinsiyetlere veya çevresel koşullara bağlı olarak farklı şekillerde
gelişmesi
dimyat :
ara. * dumyat (demirleme; liman; kasaba) * Mısır'da bir Akdeniz liman şehri
din :
ara. * dana, dayana (borçlu olmak, yükümlü olmak, itaat etmek), deyn (borç,
alacak-borç yükümlülüğü; din) * borç, yükümlülük, alacak-verecek ilişkisi,
haysiyet, azizlik, izzet, iyilik yolundaki faaliyetler bütünü; deyn (dignus
(değerli, itibarlı, haysiyetli, saygın) (lat.); dignitas, dignity, dignité
(değer, itibar, haysiyet, saygınlık, izzet, yücelik) (ing., fra.) )
dinamik :
gre. * dynamikos (dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar)
(dun, dyn (güçlü olmak, mümkün olmak) + amis (isim yapım eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * değişken, hareketli; bir sistemde değişim
veya ilerleme sağlayan kuvvet
dinamit :
gre. * dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) (dun, dyn
(güçlü olmak, mümkün olmak) + amis (isim yapım eki) ) + ites (element, kayaç ve
mineral eki) * nitrogliserinden yapılan patlayıcı madde (C3H5N3O9)
dinamizasyon :
gre., lat. * dynamis, dunamis (kuvvet, güç) (gre.) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (fiili isim yapım eki, olma durumu) (lat.) *
hareketlendirme, değiştirme; kemik iyileşme süreci sırasında kırıkların
fiksasyonunu değiştirmenin farklı yöntemleri
dinamizm :
gre. * dumamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * değişkenlik, hareketlilik
dinamo :
gre. * dynamo (kuvvet, güç, potansiyel, iktidar) * manyetik bir alanda bakır
telden yapılmış dönen bobinler vasıtasıyla mekanik enerjiyi elektrik enerjisine
dönüştüren mekanizma
dinamometre :
gre. * dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) + metron,
metros (ölçü) * kuvvet veya torku ölçmek için kullanılan cihaz
dinar :
lat. * denarius (on as değerinde gümüş Roma parası, sikkesi) (deni, den (on,
onar) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * İran, Irak, Bahreyn,
Ürdün, Kuveyt, Yemen, Tunus, Libya, Cezayir ve eski Yugoslavya’nın para birimi
dinar :
tür. * dinar (Orta Asya'dan gelen Türk Göçleri sırasında bölgeye yerleşen Kitiş
Bey'in oğlu Dinar Bey'den) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi (eski ismi Kelenia)
dinci :
ara. * din, deyn (borç, yükümlülük, haysiyet) (ara.) + ci (ile ilgili, gibi, -a
ait) * inançlıymış gibi görünüp dini dünya işlerine karıştıran, siyasal
çıkarlarına araç olarak kullanan, dini istismar eden kimse
dinç :
tür. * tinç (dingin) (tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek,
soluklanmak, dinmek, dinlenmek; ruh, nefes) + ç (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * sağlıklı ve güçlü (dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç,
potansiyel, iktidar) (gre.); dyne, Dyn (fizikte güç birimi, din) (ing., fra.,
alm.) )
dinçer :
tür. * dinç (sağlıklı ve güçlü) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur,
mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * erkek ismi
dindar :
ara., far. * din, deyn (borç, yükümlülük) + dar (-cı, gibi olan, ile ilgili;
tutan, alan, taşıyan, koruyan) * dine sadık, dinin gereklerini yapan, inançlı
dine :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ieiunare, jejunare (oruç tutmak), iejunus (oruç tutma, yememe) *
akşam yemeği (déjeuner (öğle yemeği) (dé (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
öneki) + jeûner (oruç tutmak, yememek) (fra.) )
dineri :
lat. * denarius (on as değerinde gümüş Roma parası, sikkesi) (deni, den (on,
onar) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kırmızı, baklava dilimi
biçiminde simge taşıyan iskambil kağıdı
dingil :
tür. * denge, tenge (eş olma, sabitlenme) (tın, tin (sabitlenmek, durmak,
soluklanmak, nefeslenmek) + ge (isim yapım eki) ) + il (araç eki) * denge
çubuğu; araçların tekerleklerini birbirine bağlayarak dönme ve yük aktarımını
sağlayan aks
dingin :
tür. * tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek, soluklanmak, dinmek,
dinlenmek; ruh, nefes) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sakin,
durağan, sabit
dink :
far. * ding (dövme) * tahılın kabuğunu ayırmakta yararlanılan dibek; pirinci
kabuğundan ayırmaya yarayan demir dişli ahşap bir alet; şayak, aba gibi şeyleri
dövmek için kullanılan araç
dinlemek :
tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kulak vermek, işitmek, duymak
dinlence :
tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + len
(dönüşlü fiil eki) + ce (isim yapım eki) * dinlenmek için ayrılan zaman
dinlenmek :
tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + len
(dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * faaliyete ara vermek, yorgunluğu
gidermek
dinleti :
tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le
(etken fiil eki) + ti (isim yapım eki) * bir sanatçının veya sanatçı
topluluğunun, müzik yapıtlarını, bir salonda, televizyonda, radyoda vb.
dinleyicilere çalması, söylemesi veya çalıp söylemesi
dinleyici :
tür. * tin (solumak, nefes almak, soluklanmak, nefeslenmek, soluk, nefes) + le
(etken fiil eki) + yici (yapan, eden eki) * işiten, dinleyen kimse; ses veya
müziği takip eden kişi
dinmek :
tür. * tın, tin (soluk almak, nefes almak, nefeslenmek, soluklanmak, dinmek,
dinlenmek; ruh, nefes) + mek (fiil mastar eki) * arkası kesilmek, sona ermek,
durmak, bitmek, geçmek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder