27 Eylül 2026 Pazar

buhran - cebri

buhran : aram. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü) + an (durum eki) * bunalım, sıkıntı; sınav, sınayış; hastalığın dönüm noktası, kriz

buhur : ara. * bahara (koku çıkarmak, duman yükseltmek, buhar çıkarmak) * yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde yakılan madde

buhurdan : ara., far. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde yakılan madde) (ara.) + dan (tutan, alan, taşıyan, kap, muhafaza eden, bulunduran) (far.) * tütsü olarak yakmak için kullanılan maddeleri içeren kap, tütsülük

buhurluk : ara., tür.* buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde yakılan madde) (ara.) + luk (isim yapım eki) (tür.) * tütsü olarak yakmak için kullanılan maddeleri içeren kap, tütsülük

buhur-u meryem : ara. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde yakılan madde) + u (tamlama eki) + meryem (Hz. İsa'nın annesi) * çuhaçiçeğigillerden, geniş ve yürek biçiminde yaprakları olan, uzun saplı, şaraprengi, pembe veya beyaz çiçekler açan bir bitki, siklamen, tavşankulağı

buji : gre., fra. * bugia (mum, kıvılvım kaynağı, ateş kaynağı) (gre.); bougie (fra.) * motorun silindiri içindeki yakıtın yanması için ateşleme işlevi gören parça; mum

buka : ara. * bekee, bakaa (ağlamak) * ağlama, ağlayış

bukağı : tür. * buk, buka (sıkıştıran; boğmak, sıkıştırmak; engel, tıkaç , set; boğa) + ağı (-cı, yapan, eden eki) * daraltıcı, sıkıştırıcı, boğucu, hayvanlara vurulan köstek, pranga

bukalemun : gre. * khamaileon (khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük), khamalos (yerdeki, sürünen; alçak, alttaki, önemsiz, küçücük) + leon (aslan) ) * zemin üzerinde sürünen ve renk değiştirebilme ve dilini uzatabilme yeteneği ile bilinen, böcekle beslenen, özellikle ağaçlarda yaşayan küçük sürüngen türü, yer aslanı

bukanak : tür. * bukana (bükmek, kıvırmak, bağlamak) + ak (isim yapım ve araç eki) * hayvanların, özellikle de at ve sığır gibi toynaklıların bacaklarında, toynak ile bilek arasında kalan ve yürürken esneyip yaylanmayı sağlayan oynak/eklem bölgesi, prangalık

buk'at : ara. * baka (leke bırakmak, nokta koymak, yer belirtmek, geriye kalmak), bakiye (artık, artan, geriye kalan) * yer, yer parçası, arazi parçası, nokta, leke

buke : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + ü, e (-cı, -cu, yapan, eden) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) * kıvrılan, eğilen, kıvırmak, eğmek; Türk ve Altay mitolojilerinde ejderha, efsanevi yaratık, yılana benzer dev sürüngen

buket : lat., fra. * boscus (orman) (lat.); bochet, boschet, bouquet (bos (ağaç) + quet (küçültme eki) ) (fra.) * çiçek demeti

bukkake : jap. * buchi (vurmak), butsu (vuruş, darbe; fiil kuvvetlendirici önek) + kakeru (dökmek, dökülmek, akmak, akıtmak, sağanak olmak, yağmak) * su serpme, su fırlatma, su sıçratma, şiddetli sıçratma; kökeni Japon kültüründe zina eden kadına verilen ceza ritüeline dayanan, birinin üzerine başkaları tarafından meni (sperm) boşaltılmasını tasvir eden pornografik sahne; gokkun

bukkal : lat. * bucca (yanak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız boşluğunun yan yüzeylerine yakın olan bölge, yanağa doğru, oral, ağız boşluğuyla ilgili (yanak içinden sürüntü alınarak yapılan DNA testleri "bukkal sürüntü" olarak bilinir veya doğrudan ağız içindeki yanağa uygulanan masajlar "bukkal masaj" şeklinde adlandırılır.)

bukle : tür. * buk, buka (sıkıştıran; boğmak, sıkıştırmak, daraltmak, engel, tıkaç, set; boğa) + le (isim yapım eki) (tür); buckle, boucle (toka, bukle) (ing., fra.) * kıvrım, sıkıştırılarak şekil verilmiş

buklet : ing. * book (kitap) + let (-çık, küçültme eki) * kitapçık

bukm : ara. * bakama (dilsiz olmak, konuşamamak), bekm (doğuştan veya sonradan konuşma yetisini kaybetme durumu, söz söyleyememe, sesli olarak kendini ifade edememe, dilsiz olma durumu), tebekküm (dili tutulma, konuşurken tutulup kalma) * dilsiz, konuşamayan

bukra : ara. * bukra (erken; sabah vakti, parlak, seher) * abahın erken vakti, seher, günün başlangıcı; yarın sabah; gecenin sona erip günün yeni başladığı erken sabah vakti, tan yerinin ağarmasıyla başlayan seher zamanı, mecazen erkencilik, tazelik ve yeni başlangıçları çağrıştıran zaman dilimi

bukran : tür. * bukran (saraçların kullandığı yün kırpıntısı) * saraçlıkta eyer, semer ve benzeri koşum takımlarının yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılan ince yün kırpıntısı, kırpılmış yün artığı veya yapağı parçaları

bul : tür. * bul (yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta) * kereste işçiliğinde, yalnızca iki geniş yüzü testereyle düzeltilmiş tahta

bula : tür. * bula (amca veya dayı karısı, yenge) * amca veya dayının karısı; yenge

bulada : gre. * poulada (genç tavuk, piliç) * henüz yumurtlama dönemine gelmemiş, genç dişi tavuk veya piliç, büyük piliç

buladarna : gre. * pulaterina (ince dudaklı kefal) * ince ve narin dudak yapısıyla ayırt edilen, kıyı ve lagün sularında yaşayan, kefalgillerden ekonomik değere sahip bir balık türü, ince dudaklı kefal

bulak : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + ak (isim yapım eki) * kaynak, pınar

bulamaç : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + a (bağlaç) + ma (isim yapım eki) + aç (isim yapım eki) * sulu, cıvık hamur; un, şeker ve yağ ile yapılan, cıvık hamur tatlısı veya unun yağda kavrulması ve içine su katılmasıyla yapılan cıvık hamur yemeği

bulamak : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir maddenin her yanını, başka bir madde ile temas ettirerek o madde ile kaplamak, bir maddeyi toz, sıvı durumundaki başka bir maddeye batırmak (bulgama (“buğulama” olarak telaffuz edilen unlu haşlama yemeği) )

bulancak : tür. * bulanç (bulanık, karışık, karma karışık) + ak (yer ve durum eki) * bulanık su; karışık arazi; Giresun’un bir ilçesi (eski ismi Grekçe Kepsil (Baş Köy) )

bulanık : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Muş’un bir ilçesi (eski ismi Kop (düzlük, ovalık alan); ilçe sınırları içerisinde bulunan Kazan Gölünün suyunun bulanık oluşundan)

bulanmak : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * her yanı, toz, sıvı veya yapışkan bir şeyle kaplanmak; duruluğunu, berraklığını yitirmek

bulantı : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * bulanma durumu

bulaşıcı : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + ıcı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birinden diğerine geçme zöelliği olan, viral

bulaşık : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + ık (isim yapım eki) * yeme veya içme aracı olarak kullanıldıktan sonra yıkanmamış mutfak eşyası, kap kacak

bulaşmak : tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * toz, sıvı ve benzeri bir şeye girerek kirlenmek, üzeri böyle bir şeyle kaplanmak

bulbar : gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi) (lat.) * ampulle veya soğanla ilgili

bulbel : gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (soğan) + illus (küçültme eki) (lat.) * ana bitkinin gövdesindeki koltuk tomurcuklarından vejetatif (eşeysiz) olarak çoğalan küçük ikincil soğan, yavru soğan

bulbil : gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (soğan) + illus (küçültme eki) (lat.) * ana bitkinin gövdesindeki koltuk tomurcuklarından vejetatif (eşeysiz) olarak çoğalan küçük ikincil soğan, yavru soğan

bulbokavernöz : gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (lat.) + caverna (oyuk, boşluk, mağara) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * penisin tabanını (penisin ampulü) çevreleyen ve erkeklerde erektil disfonksiyonla doğrudan ilişkili olan bir kas

bulbostylis : lat. * bulbus (soğan) + stylis (dişi organ, stilus) * soğanlı gövdeli, Cyperaceae familyasından bir bitki

bulboüretral : gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) + ouron, oureo (idrar yapmak, işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi (spermi) taşıyan kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * penis kökündeki üretrayı çevreleyen yuvarlak doku kütlesine ait veya onunla ilgili

bulbus : gre., lat. * bolbos (soğan; yeraltındaki gövdesi şişkin ve yuvarlak olan bitki) (gre.); bulbus (lat.); bulb (ampul) (ing.) (şişkin ve yuvarlak anlamıyla ilintili) * beyin ve sinir sistemlerinin başlangıç noktası, soğan

bulbus okuli : gre., lat. * bolbos (soğan; yeraltındaki gövdesi şişkin ve yuvarlak olan bitki) (gre.); bulbus (lat.) + oculus (göz) (lat.) * insan göz sisteminin en öndeki duyusal organı; göz küresinin kendisi ve sonunda optik sinir aracılığıyla görsel sinyalleri ileten retinadaki ganglion hücreleri

buldan : gre. * Bulladan; Apollonos Hieron (Apollonos (Apollon) + hieron (rahip) (rahip Apollon) * Denizli’nin bir ilçesi

buldok : ing. * bulldog (boğa köpeği) (bull (boğa) + dog (köpeği) ) * alt çenesi üst çenesinden uzun, basık burunlu, iri ve güçlü bir köpek türü

buldozer : ing., gre. * bull (boğa) + doser (verici) (dosis (veriş, hediye) + er (-cı, yapan, eden eki) ) * boğaya verilecek miktar anlamından yani büyük miktar verme; toprağı sıyırıp kaldırabilen yol yapım makinesi

bulgar : tür. * bulga (bulamak, karıştırmak, bulaştırmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karışmış, karıştırılmış; Bulgaristan vatandaşı olan kimse veya Bulgaristan ile ilgili (Bulgarlar, Göktürklerin ve Hunların "karışmasıyla" ortaya çıktıkları için bu ismi almışlardır.)

bulgari : tür. * bulgar (Bulgaristan vatandaşı olan kimse veya Bulgaristan ile ilgili) + i (isim yapım eki) * Anadolu’nun kimi yerlerinde kullanılan, curadan büyük ama bağlamadan küçük boyda, iki telli bir saz

bulgaristan : tür., far. * bulga (bulamak, karıştırmak, bulaştırmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (karışmış, karıştırılmış) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * Balkanlarda yer alan ve batıda Sırbistan ve Kuzey Makedonya, doğuda Karadeniz, kuzeyde Romanya, güneyde Yunanistan güneydoğuda Türkiye ile çevrili ülke (Bulgarlar, Göktürklerin ve Hunların "karışmasıyla" ortaya çıktıkları için bu ismi almışlardır.)

bulging : lat., ing. * bulga (çanta, cüzdan, kese) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * diskin yaygın bir şekilde omur kenarlarından taşması

bulgu : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + gu (isim yapım eki) * var olduğu halde o zamana değin varlığı bilinmeyen bir şeyi bulup ortaya çıkarma işi; bulunmuş olan şey

bulgur : far. * bargul, burgul, bulgur (kaynatılmış ve dövülmüş buğday) * kaynatılmış, kurutulmuş ve kabuğu soyulduktan sonra değirmende kırılmış buğday tanelerinden oluşan, Türk ve Orta Doğu mutfağının temel taşlarından biri olan geleneksel ve besleyici bir tahıl ürünü

bulimia nervoza : gre. * boulimia (şiddetli açlık) (bous (inek, sığır, öküz) + limos (açlık) ) + neurosis (nevroz) (neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) ) * kilo alma korkusuyla yedikten sonra kusma sendromu

bulk : isk., ing. * bulki (gemi yükü, kargo) (isk.); bulk (hacim, yığın, şişkinlik) (ing.) * minimum yağlanma ile maksimum kas büyümesi elde etmek amacıyla günlük harcanandan daha fazla kalori alınan ve yoğun ağırlık antrenmanlarının yapıldığı özel bir dönem

bullak : tür. * bul (karıştırmak; pişirmek) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karışık, bulaşık; her tarafı sallanan; kalaycı çırağı

bullate : lat. * bulla (kabarcık, su kabarcığı, şişkinlik) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yüzeyi kabarcıklı, kabarık, veziküllü; damar araları baloncuk gibi şişkin görünümlü (yaprak veya bitki organı); yaprak veya tallus (liken gövdesi) yüzeyinde görülen baloncuk veya kabarcık benzeri şişlik

bulmaca : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + ma (isim yapım eki) + ca (isim yapım eki) * genellikle çapraz biçimlisi yaygın olan, bulunması istenilen şeyi düşündürerek, aratarak buldurmayı amaçlayan bir sözcük bulma ve bilgi yoklama oyunu

bulmak : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + mak (fiil mastar eki) * ortaya çıkarmak, varlığını ifşa etmek, elde etmek

buluğ : ara. * belağa (eriştirmek, ulaştırmak), tebliğ (ulaştırma, eriştirme), belagat (uygun, güzel söz söyleme, güzel hitap) * ergenlik, erinlik, erişkinlik, insanlarda meydana gelen, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemi, ergenlik, adolesans veya puberte

bul'um : ara. * bul (yutmak) + um (isim yapım eki) (ara.); bulimia, boulimia, Bulimie (şiddetli açlık) (gre., ing., fra., alm.), bulimia nervoza (yeme bozukluğu, yutma sorunu) (gre.) * yutak

buluntu : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + un (dönüşlü fiil eki) + tu (isim yapım eki) * bulunan şey veye şeyler, bulunan nesne, elde edilen obje

buluşmak : tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak, erişmek) + uş (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı olarak birbirini bulmak, kavuşmak

bulut : tür. * buğu (buhar, sis) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + t (durum eki) * gökyüzünde su damlacıkları ve buz taneciklerinin yoğunlaşmasıyla oluşan kristalleşmiş kümeler

bulvar : hol. * bolwerc (sur duvarı) (bol (duvar) + werc (sur) ) * iki yanı ağaçlı yol

bulyon : lat., fra. * bulla (kabarcık), bullire (kabarmak, kabarcıklanmak) (lat.); bouillir (kaynatmak) + on (isim yapım eki) (fra.) * kemiklerin, etlerin, balıkların veya sebzelerin kaynatılmasıyla elde edilen su

bum : tür. * bum (patlama sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * patlama sesi (ses yansımalı onomatopeik kelime)

bumbar : far. * bunbar, mubar (bun, mu (dışkı) + bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) ) * sığır, koyun, keçi gibi hayvanların kalınbağırsağı

bumerang : dar. * boomerang (wo + mur + rang, woomera (mızrak atıcı) ) * atıldığı yere geri dönebilen kıvrık sopa; Avustralya yerlilerine özgü helezonik kesimli çubuk

bumin : tür. * bumin (bu (çıkan ses) + min (-cu, yapan, eden eki) ) * puhu kuşu, baykuş

BUN : tür. * blood (kan) + urea (üre) + nitrogen (azot, nitrojen) * protein metabolizmasının atık ürünü olan ürenin içindeki azot miktarını ölçen ve böbreklerin süzme fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılan laboratuvar parametresi

buna : tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + na (-a doğru, yönelme) * işaret edilerek gösterilen ve işaret zamiriyle ifade edilen şeye yönelme

bunak : tür. * bun, mung (sıkıntı, ıstırap; bun, mihnet, bir tür hastalık) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zihinsel yeteneklerini yitirmiş

bunalım : tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + lım (isim yapım eki) * ruhsal sıkıntı, depresyon; sorun, problem, açmaz

bunalmak : tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + al (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bıkmak, sıkılmak, daralmak, depresyona girmek, usanmak

bunamak : tür. * bun, mung (sıkıntı, ıstırap; bun, mihnet, bir tür hastalık) + mak (fiil mastar eki) * zihinsel yeteneklerini yitirmek

bunca : tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + n (ek) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çokluk, fazlalık ifade eden sıfat (örneğin “bunca emek”)

bune : lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, insanlara zenginlik, bilgelik ve hitabet yeteneği kazandırdığına, nekromansi (ölülerle iletişim) güçlerine sahip olduğuna ve iblis hiyerarşisinde 30 lejyonu komuta eden güçlü bir büyük dük olarak tasvir edilen 26. sıradaki cin

bungalov : ben. * bangla (Bengal) + ov (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bengal tarzı; ağaçtan yapılmış tek katlı, küçük ev

bungun : tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bunalmış, sıkıntılı; sıkıntı verici, sıkıcı, boğucu

bunmak : tür. * bun (küçümsemek, az görmek, azımsamak) + mak (fiil mastar eki) * beğenmemek, küçümsemek, az görmek, azımsamak

bunsen ocağı : alm. * bunsen (Alman kimyager Robert Bunsen'in soyadından) + ocak (ısıtma veya yemek pişirme için kullanılan yer, ayrıca bir aile veya topluluk merkezi) + ı (iyelik eki) * laboratuvarlarda ısıtma, reaksiyonları hızlandırma ve deneylerin gerçekleştirilmesinde yaygın olarak kullanılan, bir yanma odası ve hava ayarlarına sahip bir gaz brülörü

buoyansi : fra. * bouyance (bouée (şamandıra) + ance (isim yapım eki) ) * sıvı veya gaz içinde bulunan bir cismin, yer değiştirdiği akışkanın ağırlığına eşit büyüklükte yukarı doğru bir kaldırma kuvvetine sahip olma özelliği; yüzebilirlik, kaldırma etkisi

buphthalmum : gre. * bous, bu (öküz) + ophthalmos (göz) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * başak veya yuvarlak çiçekleri öküze benzeyen, Asteraceae familyasından bir bitki

bupivakain : lat. * bupi (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + vacaine (cocaine türevi anestetik eki) * lokal anestezi için kullanılan, sinir bloklarında, bölgeyi besleyen sinirin çevresine veya omurilik kanalının epidural boşluğuna, etki süresini artırmayı sağlayan epinefrin ile karıştırılarak enjekte edilen bir ilacın etken maddesi (C18H28N2O)

bupleurum : lat. * boupleuron (ince yapraklı) (bous, bu (öküz) + pleuron (yan, kenar, kaburga, yaprak) ) * otsu bitki, Apiaceae familyasından bir bitki

buprenorfin : lat. * bu (ticari ve kimyasal isim segmenti) + pre (ön, önce) + nor (morfin türevinde N-demetilasyon) + fin (farmasötik steroid ve alkaloid eki) * opioid bağımlılığını tedavi etmek için kullanılan bir kombinasyon ilacın etken maddesi (C29H41NO4)

buprestidae : lat. * buprestis (bous (inek, boğa) + prestis (kestiren, delen) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * larvaları genellikle odunla beslenen metalik parlak renklere sahip böcekler familyası, mücevher böceği, metalik odun delici böcek

bupropion : gre., lat. * butane (butyl, butyric acid (voutyron (tereyağı) (gre.) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) + ane (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + propion (protos (ilk, ön) + pion (yağ) ) (gre.) * majör depresif bozukluğu tedavisinde ve sigarayı bırakmada destek amaçlı kullanılan atipik antidepresan (Zypan markası ile satılır.) (C13H18ClNO)

burada : tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + ra (ek) + da (yer eki) * bu yerde, bulunulan konumda

burağan : moğ. * bora, bora (fırtına) + ğan (isim yapım eki) * kısa süren güçlü yel

burak : ara. * berk (şimşek) * şimşek çakma, parıldama, ışıldama

buram : tür. * bur (kokmak, tütmek, buğusu yükselmek, kıvrılmak) + am (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duman, koku gibi havaya yayılan şeyler için pek çok, çok yoğun olarak

burası : tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + ra (yer eki) + sı (iyelik eki) * bulunulan yer

burc : gre. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (ara.), Burg (şehir, kale ile korunmuş yer) (alm.), bourgeois (iş sahibi, tüccar ve varlıklı kişilerin oluşturduğu orta sınıf) (fra.) * kale duvarına yapılmış kule; hisar, kale, küme; horoskoptaki oniki takımyıldızdan her biri

burcu : tür. * bur (kokmak, koku almak, kokuşmak) + cu (isim yapım eki) * güzel koku, ıtır

burç : gre. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (yıldız kümesi) (ara.), Burg (şehir, kale ile korunmuş yer) (alm.), bourgeois (iş sahibi, tüccar ve varlıklı kişilerin oluşturduğu orta sınıf) (fra.) * kale duvarına yapılmış kule; hisar, kale, küme; horoskoptaki oniki takımyıldızdan her biri

burçak : tür. * bur (kıvırmak, burmak) + çak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kıvrımlı; baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından bezelye türü otsu bitki (tanelerindeki ipliksi uzantılardan)

burçhan : gre., tür. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * yüce, ulu, saygın hükümdar

burçin : moğ., tür. * borçin (bora (alaca boz renkli, kül rengi) + çin (isim yapım eki) ) * bir ördek türü; geyik, dişi geyik, ceylan; kadın ismi

burdur : gre. * polydorion (çok hediye, bil bahş, bol nimet) (polys (çok, fazla, çoklu) + dorion (hediye, bahş, nimet) * kuzeyde Isparta, doğuda Antalya, güneyde Antalya ve Muğla, batıda Muğla ve Denizli illeri ile komşu olan Türkiye'nin 15 plaka numaralı ili

burdurmak : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kıvırtmak, eğdirmek, büktürmek; erkekliğini gidertmek, iğdiş ettirmek, enetmek

burgacık : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + ga (isim yapım eki) + cık (küçültme eki) * yamuk, eğri

burgaç : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, burmak) + gaç (-cı, -cu, yapan, eden, araç eki) * su veya hava akımının, bir engel ile karşılaştığında veya karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları girdap

burgata : lat., ita. * purus (saf, temiz, arı), purgare (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, pisliklerden temizlemek), purgatus (temizlenmiş, arındırılmış, saflaştırılmış) (lat.); purgada (ölçülmüş, arındırılmış, saflaştırılmış) (ita.) * denizcilik terminolojisinde tel, zincir ve bitkisel halatların kalınlık veya çevre uzunluklarını belirtmek için kullanılan, 1 pus (inç) değerine yani 2,54 santimetreye eşit olan bir ölçü birimi

burgaz : gre. * pyrgos (burç, kule, hisar) * içinde kale, kule, hisar, kemer gibi dikili yükseltili mimarinin bulunduğu antik kasabalara verilen isim (örneğin Kemerburgaz (İstanbul), Burgaz Ada (İstanbul), Sahil Burgaz (Bursa), Lüleburgaz (Kırklareli), Burgaz (Datça'da Knidos harabeleri) )

burgu : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, burmak) + gu (isim yapım eki) * sert nesnelerde delik açmakta kullanılan, kol veya elektrik gücüyle işleyen, yivli çelik uçlu cihaz, burgaç

burhan : ara. * baraha (açıklamak, kanıtlamak, ispatlamak, ortaya koymak, ortaya çıkarmak, meydana çıkarmak, açığa çıkarmak), burh (ışık, aydınlık, açıklık) + an (isim yapım eki) * delil, kanıt, ispat, açık işaret; ışık, ışıma, aydınlık, aydınlanma; açığa çıkma, meydana çıkma, ortaya çıkma

burhanettin : ara. * burh (ışık, aydınlık, açıklık) + an (isim yapım eki) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin aydınlığı, dinin delili

burhaniye : ara. * burhan (delil, kanıt, ispat, ışık, ışıma, aydınlık, aydınlanma) + iye (yer eki) * Balıkesir’in bir ilçesi (I. Abdulhamit'in oğlu Şehzade Burhanettin'in adına atfen)

burhinidae : gre., lat. * bous (inek, sığır, öküz) (gre.) + rhinos (burun) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kalın dizli kuşlar (stone-curlew / dikkuyruk benzeri kuşlar) familyası, kocagözgiller, kalın dizliler

burıngı ölüng : kır. * burıngı (önceki, eski) + ölüng (ölü, geçmiş) * geçmişte olan, eskiden var olan, önceki; Kırgızlarda şarkı anlamında bir terim

burjuva : gre., fra. * pyrgos (kule) (gre.); bourgeois (bourg (şehir; kule) + eois (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * şehirde yaşayan iş ve imkanlar sahibi kimse

burjuvazi : fra. * bourgeois (bourg (şehir; kule) + eois (ile ilgili, gibi, -a ait) + ie (isim yapım eki) ) * köylü, işçi veya soylu sınıfına dahil olmayıp, sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan şehirlilerin oluşturduğu sınıf

burka : ara. * barkaʿa (örtmek, kaplamak, örtüyle kapatmak, perdelemek) * her taraftan kapalı, giyenin önünü görmesi için sadece yüz kısmı kafesli olarak açık olan çarşaf, kadınların yüz örtüsü, peçe; Kabe örtüsü; yedinci kat gök

burkay : tür. * buruk (kıvrık, bükük, kırık) + ay (Dünya’nın uydusu olan gök cismi, Ay) * Ay’ın hilal durumu; kırılmış, gücenmiş kimse

burkholderia cepacia kompleksi : lat. * burkholderia (burkholder (Amerikalı mikrobiyolog ve bitki patologu Walter Hagemeyer Burkholder'ın soyadından) + ia (durum, sorun eki; taksonomi eki) ) + cepia (soğan) + com (birlikte, beraber) + plectus (örgü) (plectere (örmek) + us (isim yapım eki) ) * özellikle yoğun bakım ünitelerinde, immunsüprese kişilerde görülen, ölümcül infeksiyonlara neden olan, sulu ortamlarda bulunan, kronik akciğer hastalığı olan ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde zatürreye sebep olan aerobik gram-negatif bir basil, bir patojen

burkina faso : moo., dyu. * burkina (dik, dimdik) + faso (anavatan, baba evi, baba ocağı) * Afrika kıtasının batı bölümünde yer alan, denize kıyısı bulunmayan Mali, Nijer, Benin, Togo, Gana ve Fildişi Sahili ile komşu olan ülke

burkitt lenfoma : lat. * burg, burkitt (kasaba, şehir) + lympha (su) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * B hücreli Hodgkin olmayan, germinal merkezde bulunan B lenfositlerini etkileyen lenfatik sistem kanseri (lenfoma) türü

burkmak : tür. * bur (eğrilmek, kırılmak, kıvrılmak, yamulmak) + k (ek) + mak (fiil mastar eki) (tür.); break, brechen (kırmak, kırılmak) (ing., alm.) * düzgünlüğü bozulmak, eğrilmek, yamulmak, kırılmak

burku : tür. * bur (kokmak, koku yaymak) + ku (isim yapım eki) * etrafa yayılan güzel koku, ıtır, bir şeyin buram buram kokması

burku : ara. * beraka (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak), berku, burku (örtü, maske, peçe) * kadınların yüzlerini örtmek için kullandıkları peçe veya maske; Kabe'nin üzerine örtülen kutsal örtü, sitre; İslami kozmolojide "yedinci kat gök veya yedi kat göğün en üst tabakası

burlesk : ita. * burlesca (burla (şaka, alay) + esco (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * güldürücü alaycı karakterli bestelere verilen isim

burma : bir. * birmania (brahman (brahmacı) + ia (yer, ülke eki) ) * Kuzeybatıda Bangladeş ve Hindistan, kuzeydoğuda Çin, doğuda Laos, güneydoğuda Tayland ile komşu olan bir Güneydoğu Asya ülkesi, Myanmar

burmak : tür. * bur (kıvırmak, eğmek) + mak (fiil mastar eki) * kıvırmak, eğmek, bükmek

burmanniaceae : hol. * Burmannia (Hollandalı botanikçi Johannes Burman'ın soyadından) (hol.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal bölgelerde yaşayan ve klorofil içermeyen (fotosentez yapmayan), orkidelere benzeyen, mikroskobik tohumlu, besinlerini mantarlarla kurdukları simbiyotik (mikoriza) ilişki sayesinde sağlayan otsu bitkileri kapsayan küçük bir çiçekli bitki familyası

burnaz : tür. * burn (burun) + az (ayrılmak, sapmak, taşmak, aşırı olmak) * büyük burunlu

burr-hole : ing. * burr (diken, küçük sivri çıkıntı) + hole (delik) * küçük sivri çıkıntı biçiminde açılan delik; beyin cerrahisinde, kafatasında kan birikintilerini boşaltmak veya basıncı azaltmak amacıyla açılan küçük cerrahi delik

burs : gre., fra. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); bourse (fra.) * araştırma veya yaşam masraflarını karşılamak üzere öğrencilere veya araştırmacılara verilen parasal destek

bursa : gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); purse, bourse, Börse (kese, çıkın) (ing., fra., alm.) * kesecik; eklemler, kasları ve tendonları darbelere ve dış etmenlere karşı koruyan içi sıvı dolu kesecikler

bursa : gre. * prussa (Bithynia Kralı Prusias'ın isminden) (prusias (sulu yer) (prus (fışkırtma, sulama) + ia (isim, yer ve durum eki) ), (Bithynia, bugünkü Bolu, İznik, Bilecik ve Sakarya'yı içine alan Kocaeli Yarımadası'na tekabül eder.) * Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nin Güney Marmara bölümünde yer alan, doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir ile sınırı olan 16 plaka numaralı ili

bursektomi : gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); bourse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı) (fra.) * bursa adı verilen sinovyal kesenin cerrahi olarak çıkarılması

burseraceae : lat. * Bursera (İspanyol doğa bilimci ve eczacı José Burser'in soyadından) + aceae (-giller, botanik familya eki) * genellikle tropikal bölgelerde yetişen ve hoş kokulu reçineleriyle bilinen ağaç ve çalılardan oluşan bir çiçekli bitki familyası, tütsü ağacıgiller, günlük ailesi, sakızağacıgiller

bursit : gre. * bursitis (bursa (kese, bohça, cüzdan; deri) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * vücutta “bursa” adı verilen keseciklerin enflamasyonu

bursiyer : gre., fra. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); boursier (bourse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı, para) + ier (-cı, yapan, eden kişi) ) * burs alan öğrenci, egitim masrafları devlet veya okul tarafından karşılanan öğrenci

burtlak : tür. * burt (dağ, yüksek yer) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taşlık, çalılık yer

buru : tür. * buri (sarmak, örtmek; bükmek, büzmek) + u (isim yapım eki) * sancı; halı tezgahında ipliği gerginleştirmek için kullanılan sopa

buruc : gre., ara. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası, burc) (gre.) , burc (ara.), burçlar, kümeler; Kur’an’ın 85. suresinin ismi * towers, constellations, eighty fifth sura of Koran; les bastions, les tours, les constellations, les signes; die Burgtürme, die Sternbilden, die Konstellationen

buruk : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tadı kekre olan; kalbi kırılmış, üzülmüş

burulmak : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + ul (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir cismin veya yapı elemanının boyuna ekseni etrafında uygulanan moment etkisiyle dönme eylemi

burum : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + um (isim yapım eki) * bürülmüş, dürülmüş, katlanmış olan şey, bürüm

burun : tür. * bur (koklamak, koku almak, kokmak) + un (ile ilgili olan, yapan, eden) * yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ; kıyıdan denize doğru uzanan dar çıkıntı

burundi : kir. * urundi (bir diğeri) * Doğu Afrika ile Afrika Büyük Gölleri'nin kesiştiği Büyük Rift Vadisi'nde denize kıyısı bulunmayan, kuzeyde Ruanda, doğu ve güneydoğuda Tanzanya, batıda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, güneybatıda ise Tanganika Gölü ile çevrili olan bir ülke

burunduruk : tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + dur (sabit olmak, hareket etmemek) + uk (isim yapım eki) * nalbantı ısırmaması için, nallanacak hayvananın burnuna takılan kıskaç

burunsak : tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + sak (araç eki) * hayvanın ısırmasını, gereksiz yere yem yemesini, hayvan yavrusunun anasından zamansız süt emmesini engellemek için burnuna geçirilen, küçük bir kafese benzeyen başlık, burunsalık

burunsalık : tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + sa (ek) + lık (araç eki) * hayvanın ısırmasını, gereksiz yere yem yemesini, hayvan yavrusunun anasından zamansız süt emmesini engellemek için burnuna geçirilen, küçük bir kafese benzeyen başlık, burunsak

buruntu : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + un (dönüşlü fiil eki) + tu (fiili isim yapan son ek) * mide, bağırsak gibi bir organda duyulan sancı

buruşmak : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uş (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * düzgünlüğü bozularak kırışık ve büzüşük hal almak

buruşuk : tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uş (edilgen fiil eki) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buruşmuş

buruz : ara. * bur (bere, kabarma) + uz (isim yapım eki) (ara); bruise (çürük, bere, ezik) (ing.), bere (yara izi, hafif yara) (tür.) * kabartı, bere

bus : ing. * bus (ortak iletim hattı) * bilgisayar bileşenleri arasında veri, adres ve kontrol sinyallerinin taşındığı ortak iletişim yolu

busbar : ing. * bus (transfer hattı, geçiş hattı) + bar (çubuk) * elektrik enerjisinin dağıtılması ve taşınması için tasarlanmış olan prefabrik ve modüler metalik bir şerit veya çubuk, bakır akım çubuğu

buse : far. * bus (öpmek) + e (isim eki) (far.); baiser (öpmek (fra.) * öpme, öpüş; kadın ismi

buselik : ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, dügah perdesinden olan, çargah makamı gibi arıza almayan, üstte bulunan dörtlü kalıbı farklı perdelerle icra edilen, karar perdesi Re (D) olan, doğal minör skala yapısına yakın, Hicaz ve Hüseyni makamlarına geçişlerde kullanılan, hüzünlü ve etkileyici melodik motiflere sahip temel bir makam

buselik-aşiran : ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Doğaçlama ve Hüseyni motifleriyle zenginleşmiş, duygusal yoğunluğu yüksek ve melodik geçişlerde aşiran aralıklarını kullanan Türk sanat müziği makamı

buselik-gerdaniye : ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, Buselik makamının Hicaz ve Kürdi aralıklarıyla zenginleştirilmiş, melankolik ve derin duygular taşıyan, süslü ve karmaşık melodik yapıya sahip Türk sanat müziği makamı

buselik-geveşt : ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Geveşt aralıkları ve süslemeleriyle zenginleşmiş, hafif hüzünlü ve lirizmi yüksek, Türk sanat müziğinde özgün melodik yapıya sahip bir makam

buselik-maye : ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, Buselik makamının Maye aralıklarıyla zenginleştirilmiş, neşeli ve hareketli karaktere sahip, Türk sanat müziğinde yaygın kullanılan makam

buselik-nevruz : ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Nevruz çeşitlemesi olarak kendine özgü süslemeleri ve geçişleriyle canlı, neşeli ve bahar temalı karaktere sahip, Türk sanat müziğinde kullanılan makam

buselik-selmek : ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum eki) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, Buselik makamının Selmek çeşitlemesi olarak kendine özgü ara sesleri ve hareketleriyle zarif, duygusal ve akıcı bir yapıya sahip Türk sanat müziği makamı

buselik-şehnaz : ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Şehnaz çeşitlemesi olarak kendine özgü süslemeleri ve geçişleriyle duygusal ve zarif bir ifade taşıyan, Türk sanat müziğinde kullanılan makam

busines : ing. * business (busy (meşgul) + ness (ile ilgili olma) * iş, iştigal, uğraş

buspiron : lat. * bus (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + pirone, pyrone (nörotransmiterleri etkileyen ve oksijen içeren altı üyeli halka yapısı eki) * anksiyete bozukluklarını, özellikle yaygın anksiyete bozukluğunu tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C21H31N5O2)

bustan : far. * bu (koku) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * çiçek bahçesi, güzel kokulu çiçeklerle dolu yer, bostan; Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, geleneksel Türk sanat müziğinde neşeli ve ferahlatıcı karakteriyle öne çıkan, genellikle orta hızda icra edilen, zengin süslemeler ve hareketli geçişlerle ifade bulan bir makam

busulfan : lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) ) + sulfur, sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik; sülfür, sülfonat SO2) (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + an (son ek) * kemoterapide kullanılan, alkil sülfonatlar sınıfından hücre döngüsüne özgü olmayan alkile edici bir antineoplastik ajan (C6H14O6S2)

buşon : fra. * boucher (tıkamak), bouchon (tıpa, tıkaç, bir şeyin açık ağzına konan ve onu kapayan, ağızlık) (bouche (ağız) + on (araç eki, yapan, eden) ) * bir deliği veya açıklığı kapatmaya yarayan parça, tıpa, tıkaç, mantar

buşra : ara. * beşere (müjdelemek, iyi haber vermek) * müjde, iyi haber

but : tür. * but (uyluk, kalça yanı; tavuk kalçası) (tür.); butt, buttock, bout (popo, kalça, but) (ing.) * bacak, uyluk, bacak parçası

butabarbital : lat. * buta (özel ad veya türev kodu, kimyasal yapı) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) * anksiyete, uykusuzluk ve sedasyon tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkili sentetik barbitürat ilacın etken maddesi (C10H16N2O3)

butafor : ita. * buttafuori (yardımcı yönetmen, fedai) (buttare (atmak, fırlatmak) + fuori (dışarı) ) * sinema, reklam veya tv yapımlarında sanat yonetmeni tarafından aslına uygun olarak ama gercek malzemesi kullanılmadan, strafor, mukavva, duralit gibi daha hafif ve taşınabilir malzemelerle yaratılan objelerin genel ismi

butamirat : lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) ) + amirate (terapötik etki eki) * öksürük bastırıcı ilacın etken maddesi (C18H29NO3)

butenafin : lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) ) + afine (antifungal ilaç eki) * mantar hücre zarlarının sentezini engelleyerek etki gösteren ve özellikle atlet ayağı, kasık mantarı ile vücut mantarı gibi yüzeysel enfeksiyonların tedavisinde lokal (topikal) olarak kullanılan benzilamin türevi güçlü bir antifungal (mantar karşıtı) ilacın etken maddesi (C23H27N)

buthidae : gre. * bous (inek, sığır, öküz) + thos (ile ilgili,-a ait) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * akrepler (Scorpiones) takımında yer alan, Yeni Zelanda ve Antarktika hariç dünya genelinde, özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın olan, güçlü nörotoksik (sinir sistemini etkileyen) zehirlere sahip olan en büyük akrep familyası

butik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + teke (depo, eşya koyma yeri) * depo, mağaza, dükkan

butilskopolamin : lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + scopola (solanaceae familyasından olan bitki) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * safra ve Renal kolik dahil, akut mide-bağırsak, biliyer ve genito-üriner sistem spazmlarında ve gastro-duodenal endoskopi, radyoloji gibi tanıya veya tedaviye yönelik girişimler sırasındaki spazmlarda kullanılan bir ilacın etken maddesi (C21H30BrNO4)

butimar : far. * bu, ebu (baba) + timar (bakım, umursama, önemseme, endişe, tımar) * Pers mitolojisinde geçen, deniz suyu içen efsanevi bir kuş

butirofenon : lat. * butyr (butyric acid (C4H8O2) ) + ophenone (phenone grubu (C6H5CO) eki) * şizofreni, organik psikoz ve Tourette sendromu gibi çeşitli psikiyatrik bozuklukları tedavi etmek için kullanılan, butirofenondan türetilen bir farmasötik ilaç sınıfı (C6H5CC3H7)

butlan : ara. * batil (hükümsüz, geçersiz) + an (isim yapım eki) * hükmü olmama durumu, geçersiz olma, geçersizlik

butler-volmer denklemi : ing., alm. * butler (İngiliz kimyager John Alfred Valentine Butler’in soyadından) + volmer (Alman fizikokimyacı Max Volmer’in soyadından) (alm.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrokimyada bir elektrodun üzerinden geçen akım yoğunluğu ile elektrot potansiyeli arasındaki ilişkiyi tanımlayan temel denklem

butokonazol : lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * vajinal mantar enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir imidazol antifungal (C19H17Cl3N2S)

butomaceae : gre., lat. * bous (inek, sığır, öküz) + temnein (kesmek) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * genellikle tatlı su kenarlarında ve sulak alanlarda yetişen tek çenekli çok yıllık, otsu su bitkilerinden oluşan küçük bir bitki familyası, Bataklıkgülügiller

buton : fra. * bouton (bouter (avlamak, yakalamak; tepmek, kovmak) + on (isim yapım eki) ) (fra.), boot (tepmek, kovmak; bilgisayarı açmak) (ing.) * elbise düğmesi; düğme, bir elektrikli veya elektronik sistemi açma kapama ünitesi

butorfanol : lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + orpho (morfin veya diğer opoid türü madde eki) + anol (alkol (hidroksil içeren grup, -OH) eki) * hafif ila orta şiddette ağrıyı hafifletmek için kullanılan morfinan tipi sentetik agonist-antagonist opioid analjezik (C21H29NO2)

butr : ara. * betara (kibirlenmek, gösteriş yapmak, böbürlenmek, kendini yüksek görmek, kibirli davranmak) * gösteriş, çok fazla sevinme, kibirlenme, böbürlenme

buule : ara. * ba'l (koca, eş, sahip, efendi) * kadın eş, zevce

buulet : ara. * ba'l (koca, eş, sahip, efendi) * eşlik, zevciyet. karıkocalık; imtina ve red ve muhalefet etmek

buut : ara. * beid, baid (uzak), bu'd (uzaklık) (ara.); boyut (tür.) * uzunluk, boyut, uzaklık, mesafe, boy

buvben : tür. * buv (iyi, güzel, hoş) + ben (araç, alet, enstrüman) * Kazaklarda tefe verilen isim

buxaceae : gre. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.); buxus (lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * her dem yeşil kalan çalı ve küçük ağaçlardan oluşan bir çiçekli bitki familyası, şimşirgiller

buxus : gre. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.); buxus (lat.) * şimşirgiller (Buxaceae) familyasından, yılın her dönemi yeşil kalan, çalı formunda ve küçük ve parlak yaprakları olan, yavaş büyüyen ve peyzajda çit olarak sıkça kullanılan Şimşir bitkisi

buyan : san., tür. * punya (hayrat, hayrat yeri, iyilikler, iyilik yapma yeri) (san.); buyan (tür.) * Tengricilikte, insanların göğe yakararak elde ettiklerine inandıkları güç

buydurmak : tür. * buy (soğutmak, dondurmak) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * soğuğu ile üşütmek, dondurmak

buymak : tür. * buy (soğutmak, dondurmak) + mak (fiil mastar eki) * soğuktan donarak ölmek; çok üşümek

buyot : fra. * bouillir (kaynatmak) + otte (alet, araç, cihaz eki) * sıcak su torbası

buyruk : tür. * buyr, buyur (emretmek, talimat vermek) + uk (isim yapım eki) * emir, komuta, talimat

buys-ballot yasası : hol., tür. * buys bullot (Hollandalı meteorolog ve fizikçi Christophorus Buys Ballot'un soyadından) (hol.) + yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * rüzgar yönü ile basınç dağılımı arasındaki ilişkiyi ifade eden yasa (Kuzey Yarımküre'de sırtınız rüzgâra dönük durduğunuzda alçak basınç merkezi sol tarafınızda, yüksek basınç merkezi sağ tarafınızda bulunur (Güney Yarımküre'de yönler tersidir). Bu ilişki, Dünya'nın dönmesinden kaynaklanan Coriolis etkisi ile bağlantılıdır.)

buyurgan : tür. * buyur (emir vermek) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * emir veren, emreden, talimat veren

buyurmak : tür. * buyur (emir vermek) + mak (fiil mastar eki) * emir vermek, emretmek, hükmetmek, talimat vermek; vermek; söylemek; konuğu içeri almak, ikram etmek

buyyon : fra. * bouillir (kaynatmak), bouillon (kaynatalım, kaynatma) * bakterileri üretmek için kullanılan sıvı karakterdeki besi yeri (laboratuvar ortamında hazırlanmış sıvı veya jel olan besleyici ortam)

buz : tür. * bud (donmak) * suyun donmuş hali

buz pateni : tür. * bud (donmak) (tür.) + patina (sahan, tabak; düz yüzey; kızak, kayma aracı) (lat.); patin (fra.) * buz üzerinde patenle yapılan, artistik, sürat ve hokey gibi dallara ayrılan, düşük sürtünmeli çelik bıçaklar sayesinde hareket edilen kayma sporu

buzağı : moğ., tür. * biragu (moğ.), boz (ses vermek, böğürmek, bağırmak) + lak (isim yapım eki) (tür.) * henüz sütten kesilmemiş olan sığır yavrusu; bozlak (Güney Anadolu’da ve Orta Anadolu’nun bazı yerlerinde bir türkü ezgisi) (tür.)

buzdağı : tür., far. * buz, bud (donmak) + dağ (tağ, yüksek kayalık) + ı (iyelik eki) * kutup denizlerindeki buzul kütleleri

buzdolabı : tür. * buz, bud (donmak) + dulab (dul (kova; su çarkı, mekanizma) + ab (araç eki) ) + ı (iyelik eki) * elektrikle çalışan ve içine genellikle gıda ürünlerinin konduğu soğutucu ünite

buzhane : tür., far. * buz (bud; donmak) (tür.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * buz yapılan yer; buzun saklandığı veya üretildiği yer; elektrikli soğutucular öncesinde doğal buz bloklarının depolanması için kullanılan yapı veya modern anlamda soğuk hava deposu

buzkıran : tür. * buz, bud (donmak) + kır (vurarak parçalamak, doğramak, ayırmak; kazmak, kazımak) + an (isim yapım eki) * deniz ulaşımı için bir geçit açmak amacıyla, özellikle buz kırmak için yapılmış gemi

buzla : tür. * buz, bud (donmak) + la (isim yapım eki) * deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşmuş bulunan buz alanı

buzuki : tür. * bozuk, bozuki (büyük tambur veya bağlama) (boz (ses çıkarmak, çığırtmak) + uk, uki (isim yapım eki) ) * bağlama benzeri bir Yunan sazlı çalgısı

buzul : far. * buz, bud (donmak) + ul (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buz kütlesi

buzzer beater : ing. * buzzer (uğuldayan, uğultu yapan; zamanlayıcı alarm, bitiş sinyali) (buzz (uğuldamak, dızlanmak, vızıldamak) + er (-cı, yapan, eden eki) ) + beat (vurmak, çarpmak; yenmek, galip gelmek) + er (-cı, yapan, eden eki) ) * basketbolda son düdük çalmadan yani süre bitmeden önce elindeki topu potaya savuran ve sayı yapan oyuncuya verilen isim

bücür : far. * büc, büç, büz (küçültmek, kısaltmak, ufaltmak, büzmek) + ür (sıfat yapım eki) * çok kısa boylu, küçük vücutlu, ufak tefek, bodur

büdü : tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak) + ü (sıfat yapım eki) * bütün, eksiksiz, tam, parçalanmamış, birleşen, bir şeyi tamamlayan, tam, tam olan

büdün : ara. * beden (gövde, vücut, cüsse) * bedenler, yoğun gövdeler; kurbanlık develer

büfe : lat., fra. * bufetum (yan masa, tezgah, tabure) (lat.); buffet (buf (vurmak, yumruklamak) + et (yer ve durum eki) ) (fra.) * üzerine veya içine yemeklerin veya yemek araçlarının konduğu ünite (sipariş vermek için tezgah üzerine el ile vurulmasından)

bügdüz : tür. * büg, bük (eğmek, katlamak, itaat ettirmek) + düz (isim/sıfat yapım eki) * herkese tevazu gösteren, hizmet eden, itaatkar, boyun eğen, bükülen, uyumlu olan, herkese karşı alçak gönüllü olan, yardımcı, hizmet edici; Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların Üçoklar kolundan gelen, Üç Ok'un en büyük oğlu Deniz Han'ın soyundan türediğine inanılan yirmi dört Oğuz bölüğünden sekizincisi

büğe : tür. * bük, büğ (kıvırmak, eğmek) + e (isim yapım eki) * kıvrılan, eğilen; genellikle sığırların kanını emen, onları sokan ve vızıltılarıyla çok rahatsız eden iri bir sinek, büğelek

büğelek : tür. * bük, büğ (kıvırmak, eğmek) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lek (isim yapım eki) * kıvrılan, eğilen; genellikle sığırların kanını emen, onları sokan ve vızıltılarıyla çok rahatsız eden iri bir sinek, büğe

büğemek : tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + e (bağlaç) + mek (fiil mastar eki) * akarsuyun önüne bent yaparak toplamak

büğet : tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + et (isim yapım eki) * bir akarsuyu tutmak için yapılan engel, sed

büğlü : tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + lü (ile, birlikte, sahibi) * küçük büğlü, soprano büğlü, alto büğlü, bariton büğlü olmak üzere dört türü bulunan, bakırdan yapılmış, perdeli veya pistonlu müzik araçlarının genel ismi

büğrü : tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + rü (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eğilmiş, bükülmüş durumda olan

bühtan : ara. * baht, bahta (şaşırtmak, şoke etmek, iftira atmak) + an -cı, yapan, eden eki) * birisine bir şeyi yalandan isnad etme, birisini suçlu gösterme, kara çalma, suç yükleme, iftira atma

bük : tür. * bük (çalı) (tür.); bush, buisson, brousse, Busch (çalı) (ing., fra., alm.) * sık çalılık; suyun akış yönünde bir girinti veya koy; dere kıyısındaki arazi; kıvrım, kıvrılan yer, vadi

büke : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + ü, e (-cı, -cu, yapan, eden) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) * kıvrılan, eğilen, kıvırmak, eğmek; Türk ve Altay mitolojilerinde ejderha, efsanevi yaratık, yılana benzer dev sürüngen

bükey : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eğimli, eğilimli, eğilen, sıkışan

büklük : tür. * bük (geniş alandaki çalılık) + lük (yer ve durum eki) * ovada, göl veya akarsu kıyılarında, geniş yer kaplayan, sık diken, saz ve çalı topluluğu, bük

büklüm : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + lum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.); buckle, boucle (kıvrım, eğilme, toka, sıkıştırma, bukle) (ing., fra) * kıvrılmış, eğilmiş, bükülmüş olan

bükma : ara. * bakama (dilsiz olnak, konuşamamak), ebkem (konuşamayan, dilsiz) * konuşamayanlar, dilsizler

bükmek : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + mek (fiil mastar eki) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) * kıvırmak, eğmek

bükre : ara. * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak) * sabah vakti, şafak sökümü, sabahın erken saatleri, erken, parlak, seher

bükreş : rum. * bucureşti (bucura (memnun olmak) + eşti (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Romanya'nın başkenti

büküm : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + üm (isim yapım eki) * bir şeyin bükülmüş olan yeri, kat, kıvrım

bükün : tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) + ün (isim yapım eki) * kelimelerin, dilbilgisi görevleri ve yapı yönlerinden, cümle içindeki ilişki durumlarına göre uğradıkları yapısal değişim

bül : lat. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü) (lat.); boule (top, yuvarlak cisim; küçük küre) (fra.); ball (top), bowl (tas, kase, çanak, leğern), blow (üflemek, şişirmek) (ing.) * akciğerde, içinde hava bulunduran 1 cm'den büyük yapı; ciltteki içi sıvı dolu kabarcık

bülbül : gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.); balbala (ara.), poule, poulet (tavuk) (fra.) * karatavukgillerden ötücü bir kuş

bülbülyuvası : gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.) + yuva (ev, barınak) (yuv (top yapmak, toparlak hale getirmek) + a (isim yapım eki) ) + sı (iyelik eki) (tür.) * ismini, yuvarlak şeklinden ve ortasının çukur olmasından alan, Türk mutfağına ait bir hamur tatlısı, bülbül konağı

bülent : far. * bulend, buland (ba'l (koca, yüce, ulu) + and (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yüksek, ulu, yüce

büllöz : lat. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü) + osus (ile ilgili, -a ait) * içi sıvı dolu büyük kabarcıklar (büller) oluşturan, kabarcıklı veya bül ile seyreden

büllöz pemfigoid : lat., gre. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü) + osus (ile ilgili, -a ait) + pemphix, pemphig (kabarcık) + oeides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kabarma, ürtikeryal lezyonlar ve kaşıntı ile karakterize nadir, otoimmün, kronik bir deri hastalığı

büllük : tür. * bül (küre, top) + lük (isim yapım eki) * oğlan çocuğu cinsel organı, çocuk penisi, pipi (Adana ağzı); Kürtçe ve Zazacada “bilik” veya “bılık”

bülten : gre., lat. * bala, bulla (top, yuvarlak, yuvarlak nesne, kabarcık, yuvarlak şişlik, yumru, yuvarlak nesne) (gre., lat.) + etin (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); bullet, balle, boulet (mermi) (ing., fra.) * resmi duyuru; periyodik faaliyet raporu

bülür : gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.) + ür (isim yapım eki) * kuş gibi öten; Doğu Anadolu'da kullanılan dilli ve dilsiz kaval çeşitlerine verilen isim

bünyad : ara. * bunya (yapı, bina) + ad (isim yapım eki) * bina etme, inşa etme, yapılandırma, kurma

bünyamin : ara. * ibn, ben (oğul, erkek evlat) + ı (tamlama eki) + emin (güvenilir), yemin (sağdaki, güvenilir) (ara.); Benjamin (mübarek çocuk) (ing., fra.) * güvenilir oğul

bünyan : ara. * bunya (yapı, bina) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Kayseri’nin bir ilçesi

bünye : ara. * bana (inşa etmek, yapı kurmak), bina, bunya (yapı) * yapı, kuruluş; vücut, vücut yapısı

büoyansi : fra. * bouyance (bouée (şamandıra) + ance (isim yapım eki) ) * sıvı veya gaz içinde bulunan bir cismin, yer değiştirdiği akışkanın ağırlığına eşit büyüklükte yukarı doğru bir kaldırma kuvvetine sahip olma özelliği; yüzebilirlik, kaldırma etkisi

büprenorfin : lat. * bu (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + pren (fenantren türevleri eki) + orphine (opoid analjezik olan morfin eki) * opioid bağımlılığını tedavi etmek için kullanılan bir kombinasyon ilacın etken maddesi (C29H41NO4)

bürgü : tür. * bür (kıvırmak, eğmek) + gü (isim yapım eki) * kadınlarca kullanılan tülbent niteliğinde bir tür başörtüsü; yeldirme

bürhan : ara. * baraha (açıklamak, kanıtlamak, ispatlamak, ortaya koymak, ortaya çıkarmak, meydana çıkarmak, açığa çıkarmak), burh (ışık, aydınlık, açıklık) + an (isim yapım eki) * delil, kanıt, ispat, açık işaret; ışık, ışıma, aydınlık, aydınlanma; açığa çıkma, meydana çıkma, ortaya çıkma

bürküt ata : tür. * bürküt (kartal) + ata (baba, öncel, soy) * Türk mitolojisinde kartal tanrı (Burkut, Burkit, Merküt, Markut, Mörküt, Börkit, Börköt, Bürgid)

büro : gre., fra. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (fra.) (yazı masasının kaplama renginden) ) * kağıtları koymak için çekmecesi olan çalışma masası, yazı masası; ofis

bürokrasi : gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir toplumdaki işleyiş ilkelerine göre çalışan sistem ve kurallar grubu

bürokrat : gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) + kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) (gre.) * devlet dairesinde çalışan görevli

bürokratik : gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) + kratia (kuvvet, kudret, güç) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * bürokrasiyle ilgili

bürudet : ara. * berd (soğuk) * soğukluk

bürük : tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duvak

bürüm : tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + üm (isim yapım eki) * zarf

bürümcük : tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + üm (isim yapım eki) + cük (ile ilgili; küçültme eki) * bükülmüş ham ipekten dokunmuş bir tür ince bez

bürümek : moğ., tür. * bür (örtmek, kaplamak) + mek (fiil mastar eki) (moğ., tür.); büreg (karanlık) (moğ.) * kaplamak, örtmek, basmak, sarmak, almak

bürünmek : moğ., tür. * bür (örtmek, kaplamak) + ün (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * örtünmek, kaplanmak

büryan : far. * biriy (kızartmak, kavurmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bütün hayvanın kuyuya sarkıtılarak pişirilmesi, kuyu kebabı

büst : lat. * bustum (beden; ölü yakılan yer, mezar; ölen kişinin küllerinin konulduğu insan başı şeklinde vazo) * insan vücudunun genellikle omuzdan yukarısını gösteren yontma eser

büstiyer : lat., fra. * bustum (mezar anıtı; insan vücudunun omuzdan yukarısını gösteren yontu) (lat.); buste (büst; göğüs) + ier (isim yapım eki) (fra.) * kadınların kullandığı, vücudu saran ve göğüsleri destekleyen bir tür üst giysisi

büşra : ara. * başara (müjdelemek, iyi haber vermek, sevindirici haber vermek) * iyi haber, sevindiren haber, müjde (“başarı” kelimesiyle kök ilintili)

bütadien : lat., gre. * butyrum (tereyağı) (lat.) + di (iki, ikili, çift) (gre.) + ene (çift bağ içeren molekül eki) (lat.) * benzin kokusuna benzeyen, kolayca gaz haline gelen, sentetik kauçuk, plastik ve lastik üretiminde kullanılan renksiz ve yanıcı bir kimyasal madde (C4H6)

bütan : lat. * butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) * dört karbon atomu içeren ve yakıt olarak yararlanılan bir gaz (CH3CH2CH2CH3)

bütçe : lat. * bulga (deri çanta, torba, kese) (lat.); bouget (küçük çanta, kese, çıkın) (fra.), budget, Budget (bütçe) (ing., fra., alm.) * gelir ve gider planı; mali kaynakların dağılımı, masraf planı

büten : lat. * but (butan (C4H10) eki) + ene (çift bağ içeren molekül eki) * alken sınıfından doymamış bir hidrokarbon (C4H8)

bütil : lat. * butyrum (tereyağı) + yl (bir hidrokarbondan bir hidrojen çıkarıldığında oluşan yan grup olan radikal belirteci) * dört karbonlu alkan zincirinden türeyen, organik kimyada yan grup olarak kullanılan ve özellikle bileşiklerin yapısında hidrokarbon zinciri şeklinde yer alan “C4H9-” yapısını ifade eden kimyasal radikal grubu

bütin : lat. * butyrum (tereyağı) + ine (kimyasal madde eki) * dört karbonlu zincirinde bir üçlü bağ bulunan doymamış hidrokarbonları ifade eden kimyasal adlandırma unsuru, örneğin 1-bütin (C4H6) veya 2-bütin (C4H6) )

bütirik asit : lat. * butyrum (tereyağı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi, asit) * tereyağı ve bazı fermente gıdalarda bulunan, keskin kokulu, dört karbonlu yağ asidi; kısa zincirli karboksilik asit (C4H8O2)

bütün : tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) * tam, tüm, tümü, hepsi, tamamı, kamil, olgun, tamamlanmış

bütüncül : tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) + cül (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tümleyici, tamamı kapsayan, bütünleyici, tamamlayıcı, entegre edici, holistik

bütünleme : tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * bütüne ulaştırma, tümleme, tamamlama; eğitimde başarısız olunan dersleri sene sonunda veya dönem bitiminde telafi etmek amacıyla yapılan sınav, bütünleme sınavı

büve : kaz. * büve (örümcek, böcek) * kan emici sinek, büğelek, büvelek

büvelek : kaz. * büve (örümcek, böcek) + lek (isim yapım eki) * kan emici sinek, büğelek, büve

büvet : tür. * büge (tıkama, engellemek, set çekmek) + et (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir akarsuyu tutmak için yapılan engel

büya : far. * buy (koku) * güzel koku, ıtır, nefes; bir şeye karşı duyulan aşırı özlem, arzu ve meyil

büyü : tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, kapatmak) + ü (isim yapım eki) * kelime veya nesneleri kullanarak birisi üzerinde tesir ve kontrol oluşturma

büyücü : tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, kapatmak) + ü (isim yapım eki) + cü (yapan, eden eki) * büyü yapan, sihirbaz

büyük : tür. * bedhük (bedü (büyümek, irileşmek) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iri, kocaman, geniş ve uzun olan

büyük kan dolaşımı : tür. * büyük (iri, koca, geniş) + kan (damarlardaki hayat sıvısı) + dolaşım (sirkülasyon, devridaim) + ı (iyelik eki) * kalpten çıkan temiz (oksijenli) kanın tüm vücuda pompalanması ve kirli (oksijeni azalmış) kanın yeniden kalbe dönmesini sağlayan dolaşım sistemi, circulatio major, circulatio systemica

büyük mücenneb : tür., ara. * büyük (iri, koca, geniş) + mücenneb (yan tarafta olan; musikide asıl sesin yan taraflarındaki ses) (cenb (yan, yan taraf) ) * Türk muikisinde iki ses arasındaki 8 komalık mesafeye verilen isim

büyükayı : tür., lat. * ursa (ayı) + major (büyük), büyük (iri, koca, geniş) + ayı (yırtıcı etobur memeli) * yedi yıldızdan oluşmuş ve biçimi aşağı yukarı bir tencereye benzeyen bir takımyıldız

büyükbaş : tür. * büyük (iri, koca, geniş) + baş (ön, ilk, tepe, reis, yönetici, amir) * sığır, manda gibi hayvanların genel ismi

büyükçekmece : tür., gre., lat. * büyük (iri, koca, geniş) + çekmece (çekilen yer, kıyı girintisi); atirus (aithrion (göğün altında, açık) ), atrium (avlu, açık alan) (lat.) * İstanbul’un bir ilçesi (eski ismi Atirus (gre.) ); balık tutmak için kullanılan ve çekilerek açılan kafesli haznelerden

büyükorhan : tür., hit. * büyük (iri, koca, geniş) (tür.) + orhan (uru (şehir, yüksek yer, müstahkem mevki) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) ) (hit.) * Bursa'nın bir ilçesi

büyümek : tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek, kapatmak) + ü (ek) + mek (fiil mastar eki) * iri hale gelmek, kocamanlaşmak, genişlemek ve uzamak

büyüteç : tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek, kapatmak) + üt (etken fiil eki) + eç (-cü, yapan, eden) * bir görüntüyü büyütmeye yarayan mercek

büyütmek : tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek, kapatmak) + üt (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * irileştirmek, genişletmek, artırmak, çoğaltmak, yaymak

büz : fra. * buse (suyolu, kanal) * pişmiş topraktan veya çimentodan yapılmış, kalın su borusu, künk

büzgü : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + gü (isim yapım eki) * kıvrım, eğim, sıkım

büzmek : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + mek (fiil mastar eki) * bir nesneyi sıkıştırmak veya buruşturmak yoluyla o nesnenin boyutunu, kapladığı hacmi küçültmek, daraltmak

büzük : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalın bağırsağın en uç noktası, makat, anüs

büzüktaş : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + taş (eş, aynı olan) * çıkarları aynı olan kimseler, kafa dengi, yakın arkadaş, kafadar

büzülmek : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ül (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıkışmak, buruşmak, küçülmek, daralmak

büzürg : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde derin ve ağırbaşlı bir ifade taşıyan, uzun soluklu melodik yapısı ve geniş aralıklarla dikkat çeken, özellikle tasavvuf müziğinde sıkça kullanılan bir makam

büzürg-gerdaniye : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde portenin sol anahtarına göre beşinci çizgisinin hemen üzerinde bulunan perde olan gerdaniyeye göre düzenlenmiş olan, karar perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının varyantı olarak derin ve mistik bir havaya sahip, melankolik ve ağır melodik yapısı ile tasavvufi eserlerde tercih edilen büzürg makamı

büzürg-geveşt : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde orta sekizlideki fa küçük mücennep diyezli, beş komalık “fa diyez ” veya dört komalık ” re bemol” perdesinin ismi olan geveşte göre düzenlenmiş olan, karar perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının canlı ve neşeli varyantı olup, hareketli melodi yapısı ve süslemeleriyle karakterize edilen, duygusal derinliği koruyan büzürg makamı

büzürg-maye : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) * Türk musikisinde, segah + uşşak + segah şeklinde olan, makamın ismi olan, karar perdesi La (A) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının ağır ve hüzünlü bir varyantı olarak derin ve melankolik melodik yapıya sahip, uzun soluklu ve duygu yüklü eserlerde tercih edilen, mayeye göre düzenlenmiş büzürg makamı

büzürg-nevruz : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) * Türk musikisinde re ve do notaları üzerine kurulu, karar perdesi La (A) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının bahar temalı, neşeli ve hareketli varyantı olup, zengin süslemeler ve melodik geçişlerle canlılık ve tazelik hissi veren, neşeli ve enerjik bir makamın ismi olan nevruza göre düzenlenmiş büzürg makamı

büzürg-selmek : far., ara. * büzürg (büyük, yüce, ulu) (far.) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) (ara.) + ek (isim yapım ve durum eki) * Türk musikisinde, rast ve hüseyni makamlarının birbirlerine eklenmesiyle meydana getirilmiş olan, karar sesi rast (sol), güçlü sesleri neva (re), dügah (la), ve hüseyni (mi) olan makamın ismi olan selmeke göre düzenlenmiş büzürg makamı

büzürg-şehnaz : far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde, 1. güçlüsü 12. derecedeki muhayyer perdesi, 2. güçlüleri 8. ve 9. derecelerdeki neva ve hüseyni perdeleri ve durağı 5. derecedeki dügah perdesi olan bir makamın ismi olan şehnaza göre düzenlenmiş büzürg makamı

büzüşmek : tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + üş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıkışmak, buruşmak, küçülmek, daralmak

byerlee yasası : ing. * byerlee (Amerikalı jeofizikçi James D. Byerlee'nin soyadından) (ing.) + yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * yer kabuğundaki kayaçların bir fay boyunca kayması için gereken sürtünme kuvvetini açıklayan temel bir bilimsel kural

bypass : ing. * by (yanında, aracılığıyla) + pass (geçmek) * kalbin tıkalı olan damarına, vücuttan (bacak veya göğüs) alınan yeni damarlar aracılığıyla yapılan köprüleme

byproduct : ing., lat. * by (yan, yanında) (ing.) + product (ürün; öne çıkan) (pro (ön, ileri) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak), duct (yönlendiren, liderlik eden, öncü olan, önder olan, öne çıkan) ) * yan ürün

bystander effect : ing., lat. * by (yanında; sayesinde; itibarıyla) + stander (ayakta duran kişi) (ing.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * olaya doğrudan katılmayan, sadece gözlemleyen kişi; acil bir durumda, bir kişinin yardım etme olasılığının, olay yerinde bulunan diğer kişiler arttıkça azalması durumu; sorumluluk difüzyonu ve sosyal etkilenme

byte : ing. * bite (binary (ikili) + digit (sayı) ) (ing.), beyt (ev) (ara.) * ASCII karakterlerini ifade etmek için kullanılan ve her bitinde 0 veya 1 sayısı bulunan 8 bitlik küme

C : lat. * carbonium (carbo (kömür, kömürleşmiş madde) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 6 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, canlıların temel yapı taşı olan, elmas ve grafit gibi farklı allotroplara sahip olan, organik kimyada, çelik üretiminde, karbon fiber malzemelerde ve enerji depolama teknolojilerinde kullanılan ametal element

c : tür. * c, C * Türkçe alfabedeki üçüncü harf ("b"den sonra, "ç"den önce)

c4 : lat. * complementum (bir şeyi eksiksiz, tam hale getiren unsur, tamamlayıcı) + 4 * bağışıklık sisteminin bir parçası olan, kandaki seviyesi bağışıklık ve otoimmün hastalıkların (Lupus vb.) teşhisinde kullanılen, efeksiyonlarla savaşmaya ve yabancı hücreleri yok etmeye yardımcı olan kan proteini

ca : far. * ca (yer, mevki mekan), ca, cay (gitmek, adım atmak, yerleşmek) * yer, mevki, mekan, bulunulan yer, makam, rütbe, sığınak (caelum (gök, ilahi varlıkların yeri) (lat.); ciel, cieux (gök) (fra.) )

Ca : lat. * calcium (calx (kireç) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 20 olan, periyodik tablonun 2. grubunda bulunan, kemik ve dişlerin temel bileşenlerinden biri olan, gümüş beyazı renkli olan, çimento, kireç, metalurji, biyolojik sistemler ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılan bir toprak alkali metal element

ca'b : ara. * ca’aba (aşındırmak, kazmak, derinlemesine oymak, yontmak, şekil vermek) (ara.); jab, job (iğne, delici, kazıcı, iş) (ing.) * kazma, oyma, yontma, aşındırma

caba : lat. * capere, capiens (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak) * ücretsiz, bedelsiz alınan şey, bedava, fazla, fazlası; ekstra vergi, hacz

cabadan : lat., tür. * caba (lat.) + dan (kaynak, köken ve nitelik eki) (tür.) * ücretsiz, karşılıksız olarak, para ödemeksizin, üste olarak, fazladan

cabir : ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek) * cebredici, zorlayan, zorla yaptıran; galib gelen; şefkatsiz, merhametsiz

cabiye : ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek; doldurmak (kap vb.) + iye (araç eki) * içinde su toplanan büyük havuz, cevab (ç.); Şam diyarında bir şehir adı; cemaat

cabomba : lat. * Cabomba (Yerel Güney Amerika adı) * su bitkisi, Cabombaceae familyasından bir bitki

cabombaceae : Nilüfergiller (Nymphaeaceae) ile akraba olan, tatlı sularda yaşayan, akvaryumlarda popüler olan Cabomba ve Brasenia gibi cinsleri içeren sucul, otsu çiçekli bitkilerin oluşturduğu küçük bir botanik familya, yelpaze otu, su kalkanı

cabrilla : lat. * caprae (keçi) + illa (küçültme eki) * tropik doğu pasifik denizinde yaşayan yenilebilir levrek cinsi bir balık

caca : lat. * caca (kaka, dışkı) * Roma mitolojisinde ocak ve ateş tanrıçası (saf olmama, atık anlamları bağlamında)

cacak : boş. * cacak (akar suların içindeki çamur, kil veya akıntı dalgalarıyla oluşmuş küçük kum tepeleri/tümsekleri) * Balkan coğrafyasında ve Boşnak kültüründe düğün ile kına gibi eğlencelerde sıklıkla icra edilen, hızlı ritmi, kendine has kemer veya sepet örgüsü şeklinde el tutuş biçimi ve seri ayak figürleriyle öne çıkan, halaya benzeyen geleneksel bir halk dansı; Arnavut göçmenlerinin düğün ve kına gecesi gibi toplantılarında oynadıkları eğlenceli bir oyun

cacatuidae : mal., lat. * kakatua (kakadu kuşu) (mal.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Avustralya, Endonezya ve Filipinler bölgelerine özgü, başlarında gösterişli bir ibik bulunan zeki ve sosyal papağan familyası, Kakadugiller

cache : ing. * cache (önbellek) * sık kullanılan verileri daha hızlı erişim için geçici olarak saklayan yüksek hızlı bellek türü

cacık : far., tür. * jaj (yemeklik yabani otlar) (far.) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * küçük parçalar halinde dilimlenmiş hıyarın yoğurt ile karıştırılmasıyla elde edilen yiyecek

cactaceae : gre. * kaktos (dikenli bir bitki türü) (gre.); cactus + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * genellikle kurak ve sıcak iklimlerde yaşayan, büyük çoğunluğunda yaprak yerine bitkiyi otçul hayvanlardan koruyan ve su kaybını en aza indiren dikenleri olan, etli (sukulent) bitkilerin oluşturduğu botanik bir familya

CAD : ing. * computer (bilgisayar) + aided (destekli) + design (tasarım) * mühendislik ve mimarlıkta teknik çizim ve modelleme için kullanılan bilgisayar destekli tasarım sistemi

cadaloz : far. * cadı, cadu (bilge kadın, hikmet sahibi kadın, hükmeden) + loz (kadın anlamı veren son ek) (far.); kadı, kadi (hakim, hükmeden) (ara.) * ters, geçimsiz, asabi, huysuz, kaprisli (kadın için)

cadde : ara. * cad, cedd (büyük ve geniş yol; büyüklük) + de (ile ilgili, gibi, -a ait); cedd (büyük büyük baba, ata) * yerleşim birimindeki ana yol

cadı : far. * cad (hükmetmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.); kadı, kadi (hakim, hükmeden) (ara.) * hüküm altına alan, sihirbaz, büyücü, zihin kontrolcü

cadil : ara. * cadala (boğuşmak, savaşmak, vuruşmak, uğraşmak, mücadele etmek, çarpışmak, gayret göstermek, çabalamak, tartışmak, münakaşa etmek), mücadele (boğuşma, uğraş, tartışma, çarpışma) * gürbüz, güçlü, kuvvetli, kavi, metin

caduceus : gre. * karykeion (karyx, kerux (haberci, müjdeci, elçi) + eion (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde Hermes ve dolayısıyla Greko-Mısır Mitolojisinde Hermes Trismegistus tarafından taşınan asa, kadüse

caecilia : lat. * caecus (kör) + illius (ile ilgili, -a ait) * bacaksız, solucana benzeyen ve genellikle toprağa gömülü yaşayan bir grup amfibi (iki yaşamlı) canlı türü, Caecilian (Ayaksızlar) ) (Antik Roma'daki güçlü bir aile olan Caecilius soyuyla ilgili)

caeciliidae : lat. * caecus (kör) + illius (ile ilgili, -a ait) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * genellikle kör kurbağalar veya ayaksız iki yaşamlılar olarak bilinen, nemli tropikal bölgelerde toprak altında yaşayan, bacakları olmayan, solucan veya yılan benzeri amfibilerin oluşturduğu bir hayvan familyası

caenidae : gre., lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) (gre.); caenis (lat.); caenum (çamur, balçık) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Ephemeroptera (mayıs sinekleri) takımına bağlı, küçük boyutlu (çoğu türü 3 mm civarında) ve genellikle sarımsı, grimsi renkli, sadece tek bir çift kanatları bulunan, genellikle tatlı su ekosistemlerinde yaşayan küçük boyutlu bir böcek familyası, küçük kare solungaçlı mayıs sineği, minyatür mayıs sineği

caenolestes : gre. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) + lestes (soyguncu, yağmacı) * Caenolestidae familyasına ait olan, Güney Amerika'da yaşayan, görünüş olarak kemirgenlere benzese de, genetik olarak keseliler (marsupialia) sınıfında yer alan, sivri fareye benzeyen küçük, etçil keseli hayvanları (shrew opossum) kapsayan bir cins

caenolestidae : gre., lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) + lestes (soyguncu, yağmacı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın And bölgelerinde yaşayan küçük böcekçil keseli memelilerin (şrew keseli sıçanlar) oluşturduğu, Caenolestes cinsini tip cins olarak içeren, familyası

caesalpinia : lat. * Caesalpinus (İtalyan botanikçi Andrea Cesalpino'nun soyadından) + ia (isim yapım eki) * tropikal ve subtropikal çalı veya ağaç, Fabaceae familyasından bir bitki

cafcaf : far. * caf (ahlaksız ve iffetsiz kadın, mahremini gösteren kadın, namussuz, fahişe) + caf * gösteriş, şatafat

cafer : ara. * ca’fer (küçük akarsu) * akarsu, nehir

caferi : ara. * cafer (İmam Cafer-i Sadık’ın kurduğu Şiilik mezhebinin ismi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ismini, kurucusu Ca'fer el Sadık'tan alan ve Şiiliğin bir kolu olan mezhepten olan kimse, Cafer mezhebinden olan

cağ : erm., gür. * cağ (şiş, mil, çatal, parmaklık ) * Doğu Anadolu'da (Erzurum, Kars çevresi) yaygın olarak kullanılan, örgü örmekte veya et pişirmekte (meşhur Cağ Kebabında olduğu gibi) faydalanılan ince metal veya ahşap şiş, mil

cağlık : erm., tür. * cağ (şiş, mil, çatal, parmaklık          ) (erm.) + lık (yer ve durum eki) (tür.) * bobinlerden gelen iplik uçlarının aynı gerginlikte, birbirine paralel ve düzgün bir Ģekilde tambur üzerine aktarılmasını sağlayan en önemli eleman; tokat yöresinde esiden mutfak lavabosu olara kullanılan bölüm

cahid : ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, çalışmak, gayret etmek, azmetmek) * çaba gösteren, gayret eden, mücadele eden; bildiği halde inkar eden; ayak direyen

cahil : ara. * cahala (bilmemek, bilgisiz olmak), cehl (bilmemezlik, bilgisizlik, ilimsizlik) * eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen

cahilane : ara., far. * cahil (eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * cahilce, cahil şekilde, cahilcesine

cahiliyet : ara. * cahil (eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen) + iye (durum eki) * cahil olma hali, bilgisizlik durumu

cahit : ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, çalışmak, gayret etmek, azmetmek) * çaba gösteren, gayret eden, mücadele eden; bildiği halde inkar eden; ayak direyen

cail : ara. * ceale (yapmak, kılmak, oluşturmak) * yapan, kılan, oluşturan

caim : ibr., gal., lat. * kabil, kayn (mülk, kazanç; demirci) (ibr.); caim (koruyan, çevreleyen, daire; sığınak) (gre., lat.); kaim (duran, ayakta duran, dikilen, yerine geçen, yerinde duran) (ara.) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, ardıç kuşu ya da elinde keskin bir kılıç tutan insan formunda tasvir edilen, geleceği ön görme, hayvanların dillerini anlama ve suların sesini anlamlandırma yeteneklerine sahip, cehennemin otuz lejyonuna hükmeden 53. sıradaki cin

cair : ara. * cara (haksızlık etmek, adaletsiz davranmak, eğri davranmak, zulmetmek), cevr (haksızlık, adaletsizlik, eğrilik) * mani, engel; eğri; haksız, adaletsiz; cevreden, zulmeden, zalim

caiz : ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * uygun, geçerli, izin verilmiş, olabilir, mümkün; dine, yasaya, kurala göre yapılması uygun olan

caize : ara. * caiz (uygun, olabilir, mümkün; dine, yasaya, kurala göre yapılması uygun olan) + e (isim yapım eki) * eski Türk edebiyatında şairlerin, devlet adamlarının veya diğer itibarlı kişilerin üstünlüklerini anlatıkları medhiyye veya diğer eserlere karşılık aldıkları mükafat, bağış, hediye

caka : isp. * jaco (ceket) (isp.); giacca, jacket, Jacke (ceket) (ita., ing., alm.) * kendini başkalarına beğendirme çabası, çalım, gösteriş, fiyaka

cakarta : san. * jayakarta (zafere götüren) (jaya (zafer) + karta (yapıcı, gerçekleştirici, icracı) ) * Endonezya'nın başkenti

ca'l : ara. * ca'l (oluşturmak, kılmak, yaratmak), tecelli (oluşum, yaratım) * yaratmak, halk etmek, oluşturmak

calaba : isp. * carapa, calaba (baljabağı, kabak türü; yağ) * dalgıcın havayı değiştiremiyerek ağzının eğrilmesi, dilinin tutulması; salkım şeklinde kokulu beyaz çiçekli dayanıklı gövdeli batı hindistan'da yetişen bir ağaç

calamagrostis : lat. * calamus (kamış) + agrostis (çim) * kamış benzeri çim, Poaceae familyasından bir bitki

calamariidae : gre. * kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.); calamus (kamış; kalem) + aris (ile ilgili, gibi) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güneydoğu Asya, Hindistan, Güney Çin ve Japonya'da yayılım gösteren, genellikle 30 cm civarındaki küçük boyutları, yeraltında tünel kazma (toprak altı) alışkanlıkları ve solucanlarla beslenmeleriyle bilinen, cüce kazıcı yılanları barındıran bir sürüngen (yılan) familyası

calamus : gre. * kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.); calamus (kamış; kalem) (lat.) * palmiye familyası Arecaceae'de bulunan, rattan palm olarak bilinen ve kanserojen bir uçucu yağın kaynağı olan tatlı bayrağın aromatik soyulmuş ve kurutulmuş köksapı, hint kamışı

calanthe : lat. * kallos (güzel) + anthos (çiçek) * orkidegiller (Orchidaceae) familyasından beyaz, pembe, sarı veya mor renkli gösterişli çiçekler açan tropikal bir orkide cinsi

calappidae : gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Calappoidea üstfamilyasına bağlı olan, kabuklarının köşeli ve kutumsu yapıları, ayrıca yüzlerini ve gözlerini korumak için kullandıkları büyük, özel kıskaçları olan bir deniz yengeci familyası, utankan yengeçler, kutu yengeçleri

calappinae : gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * yengeçler (Brachyura) alt takımına bağlı Calappidae familyası içinde yer alan kıskaçları çok büyük ve vücudun ön kısmını bir kalkan gibi tamamen kapatacak şekilde evrimleşmiş olan bir deniz yengeci alt familyası, kutu yengeçleri

calappoidea : gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * on ayaklılar (Decapoda) takımına ait, kıskaçları başlarının hemen önüne kalkan gibi kapanacak şekilde evrimleşmiş olan yengeçleri kapsayan üst familya, kutuyengeçleri, utanmaz yengeçler

calathea : lat. * kalathos (sepet, çanak) * dekoratif yapraklı tropikal bitki, Marantaceae familyasından bir bitki

calcaneus : lat. * calc, calx (topuk, sert kısım) + eneus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * topuk çıkıntısını oluşturan, ayak bileğinin en büyük kemiği

calceolariaceae : lat. * calceus (ayakkabı, çizme) + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili,-a ait) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Güney Amerika kökenli, Lamiales takımına ait, parlak sarı, turuncu, kırmızı tonlarında renklere sahip olan, genellikle gösterimli ve şişkin yapıdaki çiçekleriyle bilinen bir çiçekli bitki familyası

calendula : lat. * calendae (ayın ilk günü) + ula (dişil küçültme eki) * sarı veya turuncu çiçek açan, Asteraceae familyasından bir bitki, aynısefa (marigold) bitkilerinin cinsi, küçük takvim çiçeği (Bitkinin uzun süre çiçekli kalması veya bazı türlerinin neredeyse yıl boyunca çiçek açması nedeniyle Roma takviminin ay başlangıçlarıyla ilişkilendirilmiştir.)

calip : ara. * celebe (kendi tarafına çekmek, getirmek, çağırmak) * celbeden, çağıran

calla : gre. * kalos (güzel, iyi), kalla (iyi, güzelce, yolunda) * dekoratif çiçek açan su bitkisi, Araceae familyasından bir bitki

call-exner cisimleri : ing., alm., tür. * Call-Exner (Amerikalı patolog Dr. Emma Louise Call ve Avusturyalı anatomi ve fizyoloji uzmanı Dr. Sigmund Exner) (ing., alm.) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * Granüloza hücreli tümörlerde gözlenen küçük yapılar

calliandra : lat. * kallos (güzel) + aner, andros (erkek, stamen) * gösterişli tohum ve çiçekleri olan, Fabaceae familyasından bir bitki

callicarpa : gre. * kallos (güzel) + karpos (meyve, tohum) * güzel meyveli çalı, Lamiaceae familyasından bir bitki

callichthyidae : gre., lat. * kallos (güzel) + ikhthys (balık) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Güney Amerika'ya özgü tatlı su balıklarını kapsayan balık familyası, zırhlı çöpçü balıkları veya zırhlı yayın balıkları ailesi

callionymidae : gre., lat. * kallos (güzel) + onyma, onoma (isim, ad, terim) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle sığ tropikal ve ılıman denizlerde, kumlu ve çamurlu diplerde yaşayan kemikli deniz balıklarının dahil olduğu bir familya, üzgün balığıgiller, ejder balığıgiller

callisto : gre. * kallos (güzel) + istos (pekiştirme eki; en) * Yunan mitolojisinde, Artemis'in arkadaşlarından biri olan ve Zeus tarafından ayıya dönüştürüldüğü anlatılan peri/nympha

callitrichaceae : gre., lat. * kallos (güzel) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) (lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tatlı sularda veya bataklıklarda yaşayan, otsu ve sucul bitkileri kapsayan eski bir botanik familyası, Su yıldızotugiller

callitriche : gre. * kallos (güzel) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) + e (dişil eki) * Plantaginaceae (sinirliotugiller) familyasından, genellikle durgun tatlı sularda ve bataklıklarda yetişen sucul bitki

callorhinchidae : gre., lat. * kallos (güzel) (gre.) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Yarımküre'de (Güney Amerika, Yeni Zelanda, Avustralya ve Güney Afrika kıyıları gibi) tuzlu ve acı sularda yaşayan, burunlarının ucunda esnek, kanca benzeri karakteristik bir yapı bulunan, kıkırdaklı balıklar sınıfına ait, halk arasında "saban burunlu kimer" olarak bilinen bir hayvan familyası

calluna : gre., lat. * kallynein (güzelleştirmek, temizlemek, süslemek) (gre.); calluna (güzel bitki, temizleyen çalı) (lat.) * fundagiller (Ericaceae) familyasından gelen çok yıllık ve herdem yeşil bir çalı bitkisi cinsi, funda çiçeği, süpürge otu, erika

calocedrus : gre., lat. * kallos (güzel) (gre.) + cedrus (sedir) (lat.) * hoş kokulu ve estetik görünümü ile bilinen sedir türü, genellikle yapı ve dekoratif amaçlı kullanılan, Cupressaceae familyasından bir ağaç

calophyllum : gre. * kallos (güzel) + phyllon (yaprak) * geniş ve parlak yaprakları olan, tropikal bölgelerde değerli odun sağlayan ağaç, Calophyllaceae familyasından bir bitki

caltha : lat. * caltha (saz çiçeği) * genellikle nemli alanlarda yetişen ve parlak sarı çiçekleri ile dikkat çeken otsu bitki, Ranunculaceae familyasından bir bitki

calut : ibr., ara. * galah (sürgün, göç eden) * MÖ 11. yüzyılda Tanah, Eski Ahit ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen, İsrailoğulları'na zulmeden Amâlika (veya Filistîler) kavminin devasa cüsseli, yenilmez kabul edilen ancak gelecekteki İsrail Kralı Hz. Davud tarafından bir sapan taşıyla düelloda öldürülen efsanevi komutanı ve kralı, Golyat

calvin döngüsü : ing., tür. * calvin (Amerikalı biyokimyager Melvin Calvin'in soyadından) (ing.) + döngü (dönem, devir, periyod, siklus) + sü (iyelik eki) (tür.) * fotosentez sırasında tilakoid membranların dışındaki bir kloroplastın sıvı dolu bölgesi olan stromada gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar kümesi; Karbon fiksasyonu ve fotosentez sırasında ATP ile NADPH kullanarak CO₂’yi organik bileşiklere dönüştürme süreci; fotosentezin karanlık reaksiyonlarında kloroplast stromasında gerçekleşen, CO2'nin glikoz ve diğer karbonhidratlara dönüştürülmesini sağlayan biyokimyasal döngü

calycanthaceae : gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * kışın yapraklarını döken veya her daim yeşil, aromatik çalılardan ve ağaçlardan oluşan, hoş kokulu çiçekleri olan ve özellikle süs bitkisi olarak yetiştirilen odunsu bitki familyası, kadeh çiçeği, kalikantusgiller

calyceraceae : gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + keras, keratos (boynuz, keratin) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Asterales takımına ait, papatyagiller (Asteraceae) ve hanımeligiller (Dipsacaceae) familyalarıyla yakın akraba özellikler taşıyan, genellikle Güney Amerika'nın güney kısımlarında ve And Dağları'nda doğal olarak yetişen çiçekli bitki familyası

calyptocephalellidae : gre., lat. * kalyptein (örtmek, gizlemek) + kephale (baş, kafa) (gre.) + ellus (küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'ya özgü yarı sucul kurbağaların oluşturduğu, Genellikle Şili ve çevresindeki Güney Amerika bölgelerinde bulunan, tek örneği Calyptocephalella cinsi altında yer alan Şili miğferli su kurbağası (Calyptocephalella gayi) olan amfibiler (iki yaşamlılar) sınıfının kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait bir amfibi familyası

calyptratae : gre., lat. * kalyptein (örtmek, gizlemek) + tratos (ile ilgili, -a ait) (gre.); atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ae (taksonomik grup eki) (lat.) * kanatlı böcekler (Diptera) takımının Schizophora alt grubuna ait olan, ev sinekleri, et sinekleri ve tsetse sineklerini kapsayan bir sinek alt taksonu, kaliptrat sinekler

calystegia : gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + stegein (örtmek) * tırmanıcı ve sarmal yapısı ile çiçeklerini çanak yapraklarıyla örtüp gösterişli bir görünüm veren, Convolvulaceae familyasından bir bitki

calyx : gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) * bir çiçeğin çanak yapraklarından oluşan dış kısmı

cam : far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) * silisli kumun soda veya potas katılarak yüksek ısıda eritilmesiyle elde edilen, sert, saydam ve kırılgan cisim

CAM : ing. * computer (bilgisayar) + aided (destekli) + manufacturing (üretim) * üretim makinelerinin bilgisayar yazılımlarıyla kontrol edilmesini sağlayan teknoloji

camadan : far. * came (giysi) + dan (torba bohça, ile ilgili) (giysi bohçası) * seren (dört köşe) yelkenlerin üst yakalarından boğarak yüzeylerini küçültme

camassia : lat. * Camass (Yerel Kuzey Amerika adı) * soğanlı ve mavi çiçekli olan, Kuzey Amerika yerli halkınca besin kaynağı olarak da kullanılan, Asparagaceae familyasından bir bitki

cambaridae : gre., lat. * kammaros (yengeç, ıstakoz) (gre); cambarus + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Astacoidea üst familyasına bağlı olan, on ayaklılar (Decapoda) takımına üye olan, çoğunlukla Kuzey Amerika'da yaşayan tatlı su kerevitlerini (tatlı su ıstakozu) içeren en büyük kabuklu omurgasız hayvan familyası

cambaz : far. * can (can, yaşam, hayat) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * canıyla oynayan; genellikle ip üstünde olmak üzere dengeye dayalı gösteriler yapan kimse

cambazhane : far. * can (can, yaşam, hayat) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (canıyla oynayan) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * cambazların oyunlarını gösterdikleri yer

cambul : tür. * cambul (pek sulu, çok sulu, suyu bol (ses yansımalı (onomatope) kelime) ) * pek sulu, çok sulu, suyu bol; bir kabın ya da yemeğin içerisindeki katı tanelerin sıvıya oranla çok az olduğunu, yiyeceğin aşırı derecede sulu ve kıvamsız olduğunu ifade eden sıfat

camekan : far. * came (cam) + gan, kan (yer ve durum eki) * camlı bölme veya yer; satılık veya sergilenecek ürünlerin yerleştirildiği önü camlı bölmeleri, vitrinleri ya da bir mekânı bölümlere ayıran şeffaf cam yapı

camekkiye : far. * came (cam) + kiye (yer ve durum eki) * hamamlarda veya tiyatrolarda müşterilerin üstünü değiştirip dinlendiği, genellikle camlı ve geniş soyunma yeri

camelidae : gre., lat. * kanelos (deve) (gre.); camelus (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Afrika, Asya ve Güney Amerika'da yaşayan, çift tırnaklı memeliler takımına ait, uzun boyunlu, ince bacaklı, diğer gevişgetirenlerden farklı olarak boynuzları olmayan, üç odacıklı mideye sahip olan deve, lama, alpaka ve vikunya gibi otçul (herbivor) hayvanları kapsayan bir hayvan familyası

camellia : lat. * Kamel (İtalyan misyoner ve botanikçi Georg Kamel'in soyadından) + ia (isim yapım eki) * Theaceae (çaygiller) familyasından, beyaz, pembe veya kırmızı renklerde, gösterişli ve gül benzeri çiçekler açan, dekoratif amaçlı yetiştirilen dayanıklı bir süs bitkisi (Japon gülü) cinsi, kamelya

camellia sinensis : lat. * Kamel (İtalyan misyoner ve botanikçi Georg Kamel'in soyadından) + ia (isim yapım eki) + sina (Çin) + ensis (ile ilgili,-a ait) * Çaygiller (Theaceae) familyasına ait olan, siyah, yeşil ve beyaz çay gibi hepimizin tükettiği içeceklerin elde edildiği çay bitkisinin botanik adı

camenta : lat. * camen (su; kehanet) + ta (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Roma mitolojisinde doğum, kaynak ve kehanet tanrısı

camgöbeği : far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) + göbek.(orta, merkez, iç) + i (iyelik eki) * yeşile yakın mavi renk, yeşile çalan mavi

camgöz : far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) + göz (görme organı) * gözü takma olan kimse; parlak gözlü, 1.5 m boylarında bir tür köpekbalığı (Galeius Canis (galeos, galeius (köpekbalığı) + kuon, canis (köpek) (gre., lat.) )

camgüzeli : far., tür.* cam (bardak, kadeh, sürahi) (far.) + güzel (hoş, iyi) + i (iyelik eki) (tür.) * evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, kırmızı çiçekler açan bir tür kınaçiçeği

camız : ara., far. * camus, camuş (manda, su sığırı) (ara.), gamuş (gav (inek, sığır) (ara.) + maş (toplamak, tutmak, kıstırmak) (far.) ) * manda, su sığırı

cami : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); come, kommen (gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing., fra., alm), jamm (kalabalık), cumulate (birikmek) (ing.), (ortak), cumulative, accumulé, accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * toplayan, bir araya getiren; toplu, toplama

camia : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + iye (isim yapım eki) * cemiyet, topluluk, kitle

camid : ara. * cemede (donmak; hareketsiz kalmak, sabit kalmak, katılaşmak, sertleşmek), camid (ruhsuz, sert, katı madde, cansız, hareketsiz, sabit), tecemmud (donma, sertleşme, katılaşma, hareketsiz duruma gelme) * ruhsuz, sert, katı madde, cansız, hareketsiz, sabit

camillidae : lat. * camillus (soylu, asil, yüksek statülü, genç; Antik Roma'da tanrılara sunulan törenlerde görev alan genç erkek), camilla (Antik Roma'da tanrılara sunulan törenlerde görev alan genç kız) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * çift kanatlılar (Diptera) takımına ait, çoğunlukla leşlerin ve bazı organik atıkların üzerinde yaşayan küçük boyutlu sinekleri kapsayan bilimsel bir böcek familyası

campanula : lat. * campana (çan) + ula (dişil küçültme eki) * çan biçimli küçük çiçekleri ile tanınan, genellikle bahçe ve dekoratif alanlarda yetiştirilen, Campanulaceae familyasından bir bitki

campanulaceae : lat. * campana (çan) + ula (dişil küçültme eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) * küçük çan; çiçekleri genellikle çan şeklinde olan, kesildiğinde beyaz, sütlü bir özsu salgılayan, çanak ve taç yaprakları genellikle kaynaşmış olup, mavi, leylak veya beyaz renkli çansı çiçekleri olan, bir veya çok yıllık otsu bitkilerin ve çalıların yer aldığı bitki familyası, çan çiçeğigiller

campestris : lat. * campus (saha, alan, düzlük, düz alan) + estris (isim yapım eki) * bitki hastalıklarıyla ilişkileriyle yaygın olarak bilinen bir bakteri grubu olan Xanthomonas cinsinin bir üyesi olan gram negatif, zorunlu aerobik bir bakteri

campodeidae : gre., lat. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş, kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Çatal kuyruklular (Diplura) takımına ait olan, toprakta, yaprak çürüntülerinde ve mağaralarda yaşayan, kanatsız, gözsüz ve soluk renkli altıbacaklı (böcek benzeri) eklembacaklıların oluşturduğu bir hayvan familyası

campsis : gre. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş, kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + sis (isim yapım eki) * uzun ve esnek sarmaşık gövdeleri ile trompet biçimli çiçekleri olan Bignoniaceae familyasından dekoratif, tırmanıcı bir bitki

camptotheca acuminata : gre., lat. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş, kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + theke (kutu, kılıf, kap, mahfaza) (gre.) + acus (iğne, sivri olan), acuere (keskinleştirmek, sivriltmek), acutus (keskin, sivri uçlu, ani), acuminatus (sivrilmiş, ucu keskin) (acuminare (sivriltmek, keskinkeştirmek) (acumen (sivri uç) + are (fiil nastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * Çin ve Tibet'e özgü, tıbbi özellikleri nedeniyle "mutlu ağaç" (happy tree) veya "kanser ağacı" olarak da bilinen, kanser tedavisinde kullanılan güçlü bir bileşik olan kamptotesin (camptothecin) maddesinin ana kaynağı bir bitki türü

campylopus : gre. * kamptos (eğilmiş, kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık), kampylos (eğri, eğik, bükük, kıvrık) (kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan) + ylos (sıfat yapım eki) ) + pous, podos (ayak) * eğik yapraklı, yosun benzeri bitki, Polytrichaceae familyasından bir bitki

can : far. * can (yaşam, hayat, dirilik, ruh, hayat cevheri, dirim kuvveti) (far.); gen, géne, Gen (gen) (ing., fra., alm.), genesis, genèse, Genesis (yaratılış, oluşum) (ing., fra., alm.), kan (dolaylı anlam), can (yapabilmek) (ing.), kann (yapabilmek) (alm.) * dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen; yaşayan varlıkların yaşamasını sağladığına ve ölümle varlıktan ayrıldığına inanılan madde dışı varlık, özellikle insan ve hayvanlarda yaşam tözü, yaşam ilkesi

canakinumab : lat. * canakin (interlökin IL-1β inhibitörü) + u (bağlaç) + mab (human monoclonal antibody (insan monoklonal antikor) ) * sistemik jüvenil idiyopatik artrit, yetişkin başlangıçlı Still hastalığı dahil aktif Still hastalığı ve gut alevlenmelerinin tedavisinde kullanılan ve interlökin-1 betayı hedef alan bir insan monoklonal antikoru

canan : far. * can (yaşam, hayat ruh, gen) + an (çoğul eki) * canlar; sevgili (kadın)

cananga : lat. * Cananga (Yerel Güneydoğu Asya adı) * tropikal bölgelerde yetişen, kokulu çiçekleriyle bilinen ağaç, Annonaceae familyasından bir bitki

canariensis : gre., lat. * kanarini (kanarya) (gre.); canario (lat., isp.) + ensis (ile ilgili, gibi, -a ait) * Kanarya Adaları ile ilgili

canavar : ara., far. * can (dirim, hayat, yaşam, ruh) + var, bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) (far.); jennifer (beyaz peri) (gwenhwyfar (gwen (beyaz) + hwyfar (peri) ), guinivere (guini (beyaz) + vere (peri) ) (beyaz peri) (gal.) * canı olan, çeken, sürükleyen, güncel, akan, akış canlı her türlü hayvan

canberra : ngu. * canberra (su ve toprağın buluşması, toplanma yeri; kadın göğüsleri, kadın göğüsleri arasındaki boşluk) (can (toprak, yer) + berra (su, nehir) ) * Avustralya'nın başkenti

cancağız : ara., tür. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + cağız (sevimlilik ve küçültme eki) (tür.) * sevgi, yakınlık, samimiyet sözü

canciğer : far. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + cagar, cigar (yakar, çakar) * içlidışlı, sıkı fıkı, pek yakın, pek içten arkadaş

cancridae : lat. * karkinos (yengeç) (gre.); cancer (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Cancroidea üstfamilyasına bağlı olan, Kuzey Atlantik ve Akdeniz gibi sularda yaşayan ünlü pavurya (Cancer pagurus) gibi büyük ve yenilebilir yengeç türlerini içeren bir eklembacaklı familyası

candan : far. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + dan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içten, yürekten, samimi bir şekilde; sevgiyle ve gönülden gelen bir tutum veya davranışı ifade eden zarfsı yapı

candesartan : lat. * candes (ilaç serisi adı) + ar (anjiyotensin reseptör blokeri eki ARB) + tan (kimyasal son ek, tetrazol grubunu gösterir) * yüksek tansiyon ve konjestif kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin reseptör blokeri (C24H20N6O3)

candida : lat. * candidus (beyaz, çok parlak) * insanlarda ve hayvanlarda mantar hastalığına yol açabilen bir maya cinsi

canel : far., tür. * can (dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) (far.) + el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören organ) (tür.) * içten, samimi, candan uzatılan el, dostun yardım eli; erkek ismi

canellaceae : gre., lat. * canellus, canella (küçük kamış, küçük tüp, küçük boru) (kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) + ellus, ella (küçültme eki) ) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Canellales takımında yer alan, çoğunlukla Karayipler, tropikal Güney Amerika, Madagaskar ve tropikal Afrika'da yetişen, genellikle "tarçın" benzeri aromatik kabukları olan, aromatik, yapraklarını dökmeyen ağaç ve çalılardan oluşan tropikal çiçekli bitki familyası

caner : far., tür. * can (ruh, dirim, yaşam, hayat) (far.) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * cesur, yiğit, kahraman; delikanlı, genç, dinamik; çok içten, sevilen, sevimli kimse

canesan : lat. * canus (beyazımsı, gri) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * beyazımsı, grimsi tüylerle kaplı, kırlaşan, beyazlaşan (özellikle yaprak veya gövde için kullanılan botanik sıfat)

canfes : far. * canfiza (can (ruh, dirim, yaşam, hayat) + fizay (artıran, büyüten, çoğaltan, fazla, çok) ) * ince dokunmuş, parlak ve üzerinde desen bulunmayan ama açıklı koyulu iki renk gibi görünen ipekli kumaş; cana can katan, ferahlık veren

canfeza : far. * can (ruh, dirim, yaşam, hayat) + feza (uzay; rahim suyu; artıran, büyüten, çoğaltan, fazla, çok; korku, sığınma) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde zengin melodi süslemeleri ve hüzünlü ifade tarzıyla öne çıkan, Rast dizisi temelli duygusal ve ağır bir makam

cangıl : san. * jangala (işlenmemiş toprak, çöl, vahşi alan, yaban) (san.); jungle (ing.) * balta girmemiş orman, vahşi orman, gür ormanlık alan; Hindistan’ın geniş ve kendine özgü bitkileri olan ormanlar, cengel

cangoloz : ban., far. * congolos (congo (avcı, savaşçı) (ban.) + los (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); luss (hırsız) (ara.) * kışın ortaya çıktığına, evdeki birini, ismini seslenerek çağırıp peşinden sürüklediğine ve kaybettiğine inanılan cin, kayıp cini

cangrelor : lat. * cangrel (sentetik intravenöz inhibitörü eki) + or (farmakolojik son ek) * trombosit fonksiyonunu hızla inhibe edip, kesildikten sonraki 1 saat içinde normal trombosit fonksiyonunu geri kazandıran güçlü ve geri dönüşümlü bir intravenöz P2Y12 inhibitörü (C17H25Cl2F3N5O12P3S2)

canhıraş : far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + hiraş (tırmalayan, yaralayan) (far.); harsh (acı veren, kulakları tırmalayan, şiddetli, sert) (ing.), harş (kaşımak, kazımak), tahriş (aşındırma), hirra (kedi) (ara.) * acı veren, iç tırmalayan

cani : ara. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + i (ile ilgili, kasteden) (cana kasteden, can alan, adam öldüren) * cinayet işleyen, katil

canib : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf, kenar), cenab (yan, taraf, yön; yücelik, azamet, yüksek makam) * kaçınan, sakınan, uzak duran; yan, yön. cihet, taraf; yüksek taraf

canibe : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf, kenar), cenab (yan, taraf, yön; yücelik, azamet, yüksek makam) * taraf tutan, yandaş, bir tarafın menfaatini gözeten

canidae : gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) (gre ); canis (köpek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * evcil köpekleri, kurtları, tilkileri, çakalları ve kır kurtlarını (çakalları) içeren, etçiller takımına bağlı memeliler, köpekgiller

canik : ara., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + ik (yer ve durum eki) * sürülerin kışın barındıkları çukur yer; Samsun’un bir ilçesi

canip : ara. * cenb (yan, taraf, yaka) * yandaki, taraf ile ilgili, yakadaki

canis : lat. * canis (köpek) * köpek

canis major : lat. * canis (köpek) + major (büyük) * en parlak yıldızı Sirius olan modern 88 takımyıldızdan biri, Büyük Köpek Takımyıldızı

caniyane : ara., far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + i (ile ilgili, kasteden) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * cana kasteder şekilde, can alır şekilde, adam öldürerek

cankurtaran : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + kurt (sıkıntıyı sonlandırmak) + ar (geniş zaman eki) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * deniz, göl ve havuz gibi yüzülebilen yerlerde, boğulma tehlikesine karşı kurtarma amaçlı görev yapan kişi

canlandırmak : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + lan (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * hayata döndürmek, diriltmek, yaşam vermek; bir tiyatro veya sinema eserinde bir karakteri oynamak

canlı : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diri, yaşayan, hayatta olan, canı olan

cann : ara. * canna, cenne (sarmak, dolanmak, kıvrılmak, gizlenmek) * yılan; ejderha; cinlerin babası; ateşten mahluklar, cin taifesi, cinler

canna : gre. * kanna (kamış) * geniş yapraklı, gösterişli çiçekleri olan tropikal bitki, Cannaceae familyasından bir bitki

cannabaceae : gre., lat. * kannabis (kenevir) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * lif, tıbbi ve sanayi amaçlı kullanılan bitkileri kapsayan familya, Cannabaceae

cannabaceae : gre., lat. * kannabis (kenevir) (gre.); cannabis (lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * kenevir ailesi olarak bilinen, en bilinen üyeleri kenevir (Cannabis) ve bira yapımında kullanılan şerbetçiotu olan küçük bir çiçekli bitki ailesi, Kendirgiller, Kenevirgiller

cannabis : gre. * kannabis (kenevir) (gre.); cannabis (lat.) * Cannabaceae familyasına ait, hem endüstriyel lif ve yağ üretiminde hem de tıbbi ve keyfi amaçlarla kullanılan, kanabinoid adı verilen yüzlerce kimyasal bileşik içeren psikoaktif bir bitki cinsi (Bitkinin yaprak ve çiçeklerinden elde edilen uyuşturucu formları esrar veya marihuana olarak adlandırılır.)

cannaceae : gre., lat. * kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Amerika kıtası kökenli olan, geniş ve gösterişli yapraklara, canlı renkli (kırmızı, sarı, turuncu) çiçeklere sahip olan, en bilinen ve yetiştirilen tek cinsi Canna (kana çiçeği veya tespih çiçeği) olan tropikal ve subtropikal otsu bitki familyası, Kanaçiçeğigiller

cannomois : gre., lat. * kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) + ois (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bataklık ve su kenarı çim türü, Cyperaceae familyasından bir bitki

canorus : lat. * canere (şarkı söylemek), canorus (melodi, şarkı, ezgi), canaria (Kanarya Adaları kökenli küçük, genellikle sarı renkli ötücü kuş) * melodiye ait veya melodiyle ilgili; melodik, uyumlu, ahenkli

canperver : far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) * insanlara ve canlılara karşı sevgi dolu, şefkatli, merhametli kimse

canrüba : far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + ruba (çalan, hırsız) * gönül alan, gönül kapan dilber, gönül çelen, kalp hırsızı

canscora : lat. * Canscora (eski botanik adı veya türetilmiş isim) * otsu bitki, Gentianaceae familyasından bir bitki

cansen : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + sen (ikinci tekil şahıs zamiri) (tür.) * sevilen ve hoşlanılan kimseye hitaben söylenen söz

cansiperane : far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + siper (kalkan, koruma, mani, engel) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * canını ortaya koyacak şekilde koruma

cansu : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) (tür.) * can suyu, hayat suyu, ab-ı hayat

cansun : far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + sın (ikinci tekil şahıs fiil çekim eki) (tür.) * sen canımsın, sevgili, değerli

canthigaster : gre. * kanthos (gözün köşesi) + gaster (karın) * Tetraodontidae (balon balığı) familyasına ait bir tropikal deniz balığı cinsi, sivri burunlu balon balıkları

cantık : tür. * cant (börek hamuru veya dolgu anlamına gelen kök) + ık (küçültme veya tür belirtme eki) * kuzu ve baharatlarla taze hamurdan yapılan, çiböreğin aksine, yağsız, tavada kızartılan bir börek türü

cantilever : ing. * cant (kenar, köşe, eğim) + lever (kaldıraç) * bir ucundan yatay veya dikey bir desteğe sabitlenmiş, diğer ucu ise tamamen havada (serbest) kalan yapı elemanı, konsol, ankastre kiriş

cantor köşegen yöntemi : alm., tür. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.) + köşegen (geometrik şekillerin içindeki köşeleri birleştiren çapraz bağlantı çizgisi, diyagonal) + yöntem (metod, usül) + i (iyelik eki) (tür.) * gerçel sayıların sayılabilir olmadığını (yani doğal sayılarla birebir eşlenemeyeceğini) göstermek için geliştirilen, sonsuz kümelerin karşılaştırılmasında kullanılan yöntem

cantor kümesi : alm. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.) + küme (grup, kitle, yığın) + si (iyelik eki) (tür.) * bir dizi sezgisel olmayan özelliğe sahip tek bir doğru parçası üzerinde yatan bir nokta kümesi (İrlandalı matematikçi Henry John Stephen Smith tarafından keşfedilmiş, 1883'te Alman matematikçi Georg Cantor tarafından bahsedilmiştir.)

cantor teoremi : alm., gre., tür. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * boş olmayan herhangi bir X kümesinin kuvvet kümesinin kardinalitesinin (eleman sayısının), X kümesinin kardinalitesinden büyük olduğunu ve kuvvet kümesi P(X) ile X kümesi arasında birebir eşleme yapılamadığını ifade eden teorem; bir kümenin, kendi kuvvet kümesiyle aynı sayıda ögelere sahip olamayacağını belirten teorem

cantrel pentalojisi : ing., gre., tür. * cantrel (Amerikalı fizyolog James R. Cantrell’in soyadından) (ing.) + pentalogia (beş bölümden oluşan eserler bütünü; beşlemelerden oluşan anlatı veya inceleme) (penta (beş) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * diyafram, karın duvarı, perikard, kalp ve göğüs kemiğinin alt kısmını kapsayan defektlere neden olan oldukça nadir görülen bir konjenital sendrom, Pentalogy of Cantrell (POC)

capcanlı : tür. * cap (pekiştirme öneki) + can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamen diri, enerjik, gücü kuvveti yerinde

cape town : ing. * cape (burun; pelerin) + town (kasaba, şehir) * Güney Afrika'nın başkenti

cape verde : ing., lat. * cape (burun; pelerin) + viridis, verde (yeşil) * orta Atlas Okyanusu'nda, Senegal ve Moritanya açıklarında bulunan bir Afrika ülkesi, Yeşil Burun Adaları, Kabo Verde, Cabo Verde, Yeşil Burun

capgras sendromu : fra., gre., tür. * capgras (Fransız psikiyatrist Joseph Capgras'ın soyadından) (fra.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bir kişinin yakınlarını (eş, aile üyesi veya tanıdık kişiler) tanımasına rağmen onların tanıdık olmayan kişilerle değiştirilmiş, taklit edilmiş veya onların yerine onlara tıpatıp benzeyen sahtekarların geçirilmiş olduğuna inanma ile karakterize psikiyatrik bir tür yanılsama sendromu

capparaceae : gre , lat. * kapparis (kapari) (gre.); capparis + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropik ve subtropik bölgelerde yetişen, çalı, otsu bitki ve nadiren ağaçlardan oluşan, sıcak ve kurak iklimlere oldukça dayanıklı olan, en ünlü ve ticari olarak en çok yetiştirilen üyesi, Akdeniz mutfağında tomurcukları tüketilen kapari (gebre otu) olan bir bitki familyası, kaparigiller

capparis : gre , lat. * kapparis (kapari) (gre.); capparis (lat.) * Akdeniz ve tropik bölgelerde yetişen, küçük çiçekli ve baharat olarak kullanılan çalı, Capparaceae familyasından bir bitki

caprellidae : lat. * capra (keçi) + ellus, ella (küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * ince, uzun ve hayaletimsi yapıları nedeniyle genellikle "iskelet karidesi" veya "hayalet karides" olarak bilinen, yengeç veya karideslerden ziyade çubuksu, dal benzeri görünümleri olan, şeffaf veya bulundukları ortama (yosunlara, mercanlara) uyum sağlayacak şekilde kamufle olabilen bir deniz amfipodu familyası

capreolinae : lat. * capra (keçi) + olus (küçültme eki) + inae (zoolojik alt familya eki) * geyikgiller (Cervidae) familyasına ait olan, sığın (geyiklerin en büyüğü olan mus), ren geyiği ve beyaz kuyruklu geyik gibi türleri içeren, Yeni Dünya geyikleri veya karacagiller olarak da bilinen bir geyik alt familyası

caprifoliaceae : lat. * capra (keçi) + folium (yaprak) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Kuzey yarımkürede yaygın olan, çoğunlukla sarmaşık ve çalı formundaki bitkileri kapsayan, hoş kokulu hanımeli (Lonicera), mürver ve kartopu gibi doğada sıkça görülen türleri içeren çiçekli bitki familyası

caprimulgidae : lat. * capra (keçi) + mulgere (sağmak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * geniş ağızları, tüylü yapıları ve mükemmel kamuflaj yetenekleri olan, genellikle gececil ve böcekçil kuş türlerini kapsayan bir kuş familyası

caprimulgiformes : lat. * capra (keçi) + mulgere (sağmak) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * başlıca "çobanaldatan" ve gece kuşlarını kapsayan, genellikle geceleri aktif olan, yumuşak tüylü ve böcekçil kuş türlerinin oluşturduğu bir kuş takımı

capromerycidae : lat. * capra (keçi) + meryx (geviş getiren) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Kuzey Amerika'da Pliyosen'den Pleistosen dönemine kadar yaşamış, genellikle soyu tükenmiş olan "cüce antilopları" ve benzeri toynaklı hayvanları kapsayan tarih öncesi bir memeli familyası

capsicum : lat. * capsicum (kabuk, kutu) * meyveleri baharat ve sebze olarak tüketilen, Solanaceae familyasından bir bitki

capture : lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), captus (kapılmış, yakalanmış) + ura (durum eki) * tutma, yakalama, kapma, kavrama, sezme (tıp terimi)

car : ara. * cara (akmak, çekmek, sürüklemek; yanında oturmak, komşu olmak, yakınlık göstermek; korumak, himaye etmek, desteklemek, yanında olmak), cari, cariye (koruyan, himaye eden, destekleyen, yardım eden, hizmet sağlayan) * akan, çeken, sürükleyen; yanında olan, yakın olan, komşu (car (araba), carry (taşımak, götürmek), carriage, carrosse (taşıma, vagon) (ing., fra.), cart (el arabası) (ing.), chariot (iki tekerlekli araba), current, courant (akım, cari) (ing., fra.), cry (ağlamak, gözyaşı akıtmak) (ing.)

car : ara. * izar (örtü, peştemal, alt giysi) * geleneksel Türk dokuma kültüründe yün, ipek, pamuk ya da keten ipliklerle, siyah, beyaz, kahverengi, dumani renklerde düz, yollu veya damalı desenlerde incecik dokunan ve kadınların sokakta baştan aşağı vücutlarını örtmek amacıyla kullandıkları dört köşe sokak örtüsü ve bu örtünün yapıldığı özel ince kumaş türü, peştemal

carabidae : gre., lat. * karavos, karabos (küçük taç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kın kanatlılar (Coleoptera) takımına ait, genellikle "toprak böceği" veya "yer böceği" olarak bilinen, gececi (nokturnal), hızlı koşan, diğer küçük böceklerle beslenen, yırtıcı yapıları olan büyük bir böcek familyası

carabus : gre. * karavos, karabos (küçük taç) * carabidae familyasına ait, genellikle zararlı böcekleri, salyangozları ve tırtılları yiyerek beslenen, tarıma ve ekosisteme büyük fayda sağlayan etçil ve yırtıcı bir kın kanatlı yer böceği cinsi, carabus smaragdinus branickii

caracas : isp. * cara (yüz) + cas (yer, bölge) * ismini Caraca halkından alan, Venezuela'nın başkenti

caragana : lat. * Caragana (Rus botanikçi Ivan Petrovich Karaganov'un soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * baklagiller (Fabaceae) familyasına ait, genellikle Asya ve Doğu Avrupa'nın kurak bölgelerinde doğal olarak yetişen, dona ve kuraklığa çok dayanıklı çalı veya küçük ağaç türlerini kapsayan bir bitki cinsi

carangidae : tür., moğ., gre., lat. * karango, karankos (Türk, Balkan ve Kafkas kültürlerinde kış aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir yaratık olan Karakoncolos) (gre.) (kara (siyah) (tür.) + konkoloz (canavar, öcü) (moğ.) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kemikli balıkların ışın yüzgeçliler sınıfına ait, iğ şeklinde, genellikle yanlardan basık vücut yapılarına sahip olan bir istavritgiller familyası

carangiformes : tür., moğ., gre., lat. * karango, karankos (Türk, Balkan ve Kafkas kültürlerinde kış aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir yaratık olan Karakoncolos) (gre.) (kara (siyah) (tür.) + konkoloz (canavar, öcü) (moğ.) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ışınlı yüzgeçliler (Actinopterygii) sınıfına ait, çoğunlukla açık denizlerde yaşayan, orta ve büyük boyutlu olan, hızlı ve güçlü yüzme yeteneğine sahip kemikli balıkların oluşturduğu etçil (karnivor) avcı bir balık takımı (İstavritgiller (trevallies) başta olmak üzere, barakudalar, lambuka (mahi-mahi), kılıç balığı ve yassı balıklar bu takımda yer alır.)

carcharhinidae : gre., lat. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü, testere) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * sıcak ve ılıman denizlerde yaşayan gri köpekbalıkları ve yakın akrabalarından oluşan yaygın köpekbalığı familyası, harharyasgiller, rekviem köpekbalıkları

carcharhiniformes : gre., lat. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü, testere) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Kaplan, leopar, boğa, mavi ve çekiç başlı köpekbalıklarını içeren en büyük ve en çeşitli köpekbalığı takımı, zemin köpekbalıkları, dip köpekbalıkları

carcharhinus : gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü, testere) + os (sıfat yapım eki) * tropikal ve ılıman denizlerde yaşayan, Boğa köpek balığı ve kum köpek balığı gibi iyi bilinen türleri içeren bir cins, Boğa köpek balığı

carcharocles : gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + kleos (ün, nam, şöhret, görkem) * ismi “keskinliğiyle ünlü” anlamına gelen soyu tükenmiş tarih öncesi dev köpekbalıkları (en bilineni Megalodon)

carcharodon : gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * Büyük Beyaz Köpekbalığı'nı (Carcharodon carcharias) ve soyu tükenmiş devasa atalarını kapsayan köpekbalığı cinsi

cardamine : gre. * kardia (yürek, kalp) + minos (küçük) * genellikle küçük yapraklı, otsu bitki, Brassicaceae familyasından bir bitki

cardın : erm. * gardan (lağım faresi, iri fare) * muridae familyasının rattus cinsini oluşturan iri, kaba, büyük fare türlerinin ortak ismi, sıçan, lağım faresi, keme, cardon

cardiidae : gre., lat. * kardia (yürek, kalp) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kum midyeleri ve cikcik midyeleri olarak da bilinen, çoğunlukla denizlerde yaşayan çift kabuklu yumuşakçaları (midye türlerini) kapsayan kalp midyeleri familyası

cardiocrinum : gre. * kardia (yürek, kalp) + krinon (zambak) * büyük yapraklı ve kalp biçimli zambak çiçeği olan, Liliaceae familyasından bir bitki

carduelinae : lat., gre. * carduus (devedikeni) + elis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * ispinozgiller (Fringillidae) familyası içerisinde yer alan, florya, saka, iskete ve ketenkuşu gibi doğada sıkça görülen ve güzel ötüşleriyle bilinen türleri içeren, çoğunlukla devedikeni tohumlarıyla beslenen ötücü kuşları kapsayan bir alt familya

caretta caretta : gre., lat. * khelys (kaplumbağa) (gre.); carett (deniz kaplumbağası, tosbağa) (lat.) + a (dişil isim eki) + carett (deniz kaplumbağası, tosbağa) + a (dişil isim eki) * Akdeniz sahillerinde yaşayan, yumurtlamak haricinde karaya çıkmayan Caretta cinsine bağlı bir deniz kaplumbağası türü, iribaş deniz kaplumbağası

carettochelyidae : lat., gre. * carett (deniz kaplumbağası, tosbağa) (lat.) + khelys (kaplumbağa) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Yeni Gine ve Kuzey Avustralya'ya özgü olan, sucul ve yüzgeç ayaklı kaplumbağaları kapsayan, yaşayan tek üyesi, kendine has görünümüyle bilinen domuz burunlu kaplumbağadır (Carettochelys insculpta) olan bir sürüngen familyası

carex : lat. * carex (saz, ot) * Cyperaceae familyasından, nemli topraklarda ve su kenarlarında yetişen bir bitki, sedir, bataklık çimi, ayakotu, saz

cari : ara. * cara (akmak, akıntı halinde olmak, ilerlemek, geçmek, çekmek, sürüklemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); * car (araba), carry (taşımak, götürmek), carriage (taşıma, vagon), cart (el arabası), chariot (iki tekerlekli araba), current (akım, cari), cry (ağlamak, gözyaşı akıtmak) (ing.), carrosse (taşıma), chariot (iki tekerlekli araba), courant (akım) (fra.)

cari oran : ara., tür. * car (akmak, çekmek, sürüklemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + orum, oran (kesim, tutan, nisbet) (tür.) * dönen varlıkların (kasa, banka, mal stok, alacaklar vb.) kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesi ile bulunan oran; net işletme sermayesinin kısa vadeli borçları karşılama yeterliğinin oransal ifadesi

carica : lat. * Carica (eski Roma'da Karya bölgesi) * tropikal bölgelerde yetişen papaya ağacı, Caricaceae familyasından bir bitki

caricaceae : lat. * Carica (eski Roma'da Karya bölgesi) + aceae (-giller, botanik familya eki) * kavun ağacıgiller veya papayagiller, turpgiller (Brassicales) takımında yer alan, en bilinen ve en çok tüketilen üyesi, lezzetli ve besleyici tropikal meyvesiyle ünlü olan Carica papaya olan tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen bir bitki familyası

cariha : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan, operatör) * avcı kuş, yırtıcı; yaralayan, cevarih (ç.); kol, ayak gibi her bir vücud azası

carina : lat. * carina (gemi omurgası, teknenin su altı bölümü) * gemilerin su altında kalan, omurga kısmı ve denizle temas eden dış yüzeyi, gemi omurgası; soluk borusunun (trakea) akciğerlere giden sağ ve sol ana bronşlara ayrıldığı bölgedeki kıkırdak çıkıntıy

carinaria : lat. * carina (gemi omurgası, teknenin su altı bölümü) + aria (dişil sıfat eki) * kabuğu belirgin omurga (salma) taşıyan, açık denizlerde yaşayan heteropod deniz salyangozları

cariye : ara. * cara (akmak, çekmek, sürüklemek; yanında oturmak, komşu olmak, yakınlık göstermek; korumak, himaye etmek, desteklemek, yanında olmak) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akan, akıcı olan; yanında olan, yakın olan; koruyan, himaye eden, destekleyen, yardım eden, hizmet eden, hizmetçi kadın

cariyet : ara. * car (akmak, çekmek, sürüklemek, akıtmak) + iyet (isim yapım ve durum eki) * akma, çekme, sürüklenme, yanında gitme

carlamak : tür. * car (ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bağırarak konuşmak, çok söylemek, nara atmak, haykırmak, ilan etmek, duyurmak

carlina : lat. * carduus (devedikeni) + inus, ina (küçültme eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Akdeniz havzasından Sibirya'ya kadar geniş bir coğrafyada yetişen, gümüş diken ve deli domuzdikeni gibi türleri barındıran dikenli ve otsu bir bitki cinsi (Kutsal Roma İmparatoru Büyük Karl (Şarlman)’ın ordusunu vebadan kurtarmak için bu bitkiyi kullandığı rivayet edilir.)

carmichael sayısı : ing., tür. * carmichael (Amerikalı matematikçi ve sayı teorisi uzmanı Robert Daniel Carmichael'in soyadından) (ing.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * pozitif bir bileşik sayı n, eğer tüm a asal sayılarla a ve n aralarında asal ise ve şu koşulu sağlıyorsa Carmichael sayısı olur önermesi (a^n-1) = 1 (mod n), asal gibi görünen fakat asal olmayan özel tamsayılar, sahte asal sayılar, fermat sahte asalları

carnivora : lat. * carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + a (takson eki) * kediler, köpekler, ayılar, sansarlar, foklar ve akrabalarını kapsayan memeliler takımı, et yiyenler, etoburlar

carnivoramorpha : at. * carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + morphe (şekil, biçim; uyku) * kediler, köpekler, ayılar ve akrabalarını kapsayan etçiller soy grubunu oluşturan memeliler kladı, etobur biçimliler

carnot teoremi : fra., gre. * carnot (Fransız mühendis ve fizikçi Nicolas Léonard Sadi Carnot’un soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * aynı iki termal veya ısı rezervuarı arasında çalışan tüm ısı motorlarının, aynı rezervuarlar arasında çalışan tersinir (yön değiştiren, geriye dönen) bir ısı motorundan daha fazla verime sahip olamayacağını belirten fizik teoremi

carollia : lat. * Carollia (Fransız doğa bilimci Charles Lucien Bonaparte tarafından botanikçi Lewis Weston Dillwyn'nin kızı Caroline Dillwyn onuruna verilmiş özel ad) + ia (isim yapım eki) * Phyllostomidae (yaprak burunlu yarasalar) familyasına ait kısa kuyruklu meyve yarasalarını kapsayan cins, Caroline'e adanmış cins

carphophis : lat, gre. * karphos (saman çöpü, kuru sap, ince çöp) + ophis (yılan) * Kuzey Amerika'ya özgü, Colubridae familyasına ait, ince ve küçük yapılı, zehirsiz toprak yılanlarını kapsayan cins, saman çöpü gibi ince yılan

carpiliidae : gre., lat. * carpilius (karpos (meyve, tohum) (gre.) + ilius (isim yapım eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Xanthoidea grubunun, Carpilioidea üst familyasına bağlı olan ve genellikle büyük, etli ve oval kabuklu türleri içeren özel bir yengeç familyası

carpinus : lat. * carp (ağaç, odun) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * huşgiller (Betulaceae) familyasından kerestesi değerli bir orman ağacı türü, gürgen ağacı

carpobrotus : gre., lat. * karpos (meyve, tohum) (gre.) + brotus (etli, dolgun, şişkin) (lat.) * etli meyveli, sürünen ve dekoratif bitki, Aizoaceae familyasından bir bitki

carr : ara. * carra (çekmek, sürüklemek, taşımak); car (araba), carry (taşımak, götürmek), carriage (taşıma, vagon), cart (el arabası), chariot (iki tekerlekli araba) (ing., fra.) * çeken, çekici, sürükleyici, sürükleyen, kudret, kabiliyet, hayat cevheri, “kan” (dolaylı anlam); harf-i cer (başında harf-i cer bulunan kelime; izafet halinde son kelime; cerr'li okunan kelime. (i, ı diye okunan esreli kelime) )

carrichtera : lat. * Carrichter (İsviçreli hekim ve botanikçi Bartholomaeus Carrichter) + a (ile ilgili, -a ait) * otsu veya çalı formunda bitki, Brassicaceae familyasından bir bitki

cart : tür. * cart (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * kağıt, bez gibi sert bir şey yırtılırken çıkan ses (ses yansımalı (onomatope) kelime)

carta : lat. * cart (kağıt, parşömen) + a (isim yapım eki) * kağıt, belge; harita; resmi yazışmalarda veya dokümanlarda kullanılan kağıt

carucar : far. * car (dört) + u (ve) + car (dört) * 4 ve 4; tavla oyununda atılan zarların 4‑4 gelmesi

carudü : far. * car (dört) + u (ve) + dü (iki) * 4 ve 2; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 4, diğerinin 2 gelmesi

carum : lat. * carum (havuç benzeri bitki) * aromatik yaprak ve tohumlarıyla bilinen otsu bitki, Apiaceae familyasından bir bitki

carupenc : far. * car (dört) + u (ve) + penc (beş) * 4 ve 5; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 4, diğerinin 5 gelmesi

caruse : far. * car (dört) + u (ve) + se (üç) * 4 ve 3; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 4, diğerinin 3 gelmesi

caruşeş : far. * car (dört) + u (ve) + şeş (altı, 6) * 4 ve 6; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 4, diğerinin 6 gelmesi

carya : gre. * karyon (ceviz) * ceviz türleri, Juglandaceae familyasından ağaç

caryek : far. * car (dört) + u (ve) + yek (bir, tek) * 4 ve 1; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 4, diğerinin 1 gelmesi

caryocaraceae : gre., lat. * karyon (ceviz, sert kabuklu yemiş) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal bölgelerde yetişen, Malpighiales takımına ait ağaç ve çalı türlerini kapsayan, yenilebilir meyveleri ve değerli odunlarıyla bilinen bir bitki familyası

caryophyllaceae : gre., lat. * karyon (ceviz, sert kabuklu yemiş) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Dianthus, Stellaria, karanfiller ve benzeri otsu ve büyük çiçekli bitkileri içeren karanfilgiller familyası, ceviz yapraklılar familyası

cascavlak : tür. * cas (pekiştirme öneki) + cav, cıb, çıp (ten sesinden onomatopeik kelime) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait) * tüysüz, başında hiç saçı bulunmayan

casim : ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek), cesim (büyük, iri, cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma), cism, casam (cisim, nesne, beden, maddi varlık, somut varlık) * somutlaşan, nesnelleşen, cisimleşen; Şam diyarında bir köyün adı

casimir etkisi : hol. * casimir (Hollandalı fizikçi Hendrik Casimir'in soyadından) (hol.) + etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * kuantum vakumundaki sıfır nokta enerji dalgalanmaları nedeniyle, birbirine çok yakın yüksüz iletken levhalar arasında çekim kuvveti oluşması olayı, kuantum vakum etkisi

casiye : ara. * casa (diz çökmek, secde etmek, boyun eğmek; bir araya gekmek, toplanmak, yığın oluşturmak) * diz çökmüş, itaat etmiş; toplanmış, topluluk, yığın; diz çökenler, secde edenler, itaat edenler; Kur'an'ın 45. suresinin ismi

casorati-weierstrass teoremi : ita., alm., gre., tür. * casorati (İtalyan matematikçi Felice Casorati’nin soyadından) + weierstrass (Alman matematikçi Karl Weierstrass’ın soyadından) (alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir fonksiyonun izole tekil noktası çevresinde alabileceği değerlerin yoğunluk oluşturabileceğini ifade eden karmaşık analiz teoremi

cassidae : lat. * cassis (miğfer, kask, başlık) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Cassis cinsini kapsayan, kabukları miğfere benzeyen miğfer salyangozları familyası, miğferliler, miğfer salyangozları, başlık salyangozları

cassini ovali : lat. * cassini (İtalyan matematikçi Giovanni Cassini’nin soyadından) + ocum (yumurta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki sabit noktaya olan uzaklıklarının çarpımı sabit olan noktaların geometrik yeri; düzlemdeki iki odak etrafındaki noktaların yer aldığı düzlem yolu

cassini-huygens : lat. * Cassini (İtalyan asıllı Fransız gökbilimci Giovanni Domenico Cassini'nin soyadı) + Huygens (Hollandalı fizikçi ve gökbilimci Christiaan Huygens'in soyadı) * Satürn ve uydularını incelemek üzere geliştirilen, Cassini yörünge aracı ile Huygens Titan iniş aracından oluşan ortak uzay görevi.

castanea : gre., lat. * kastanos (kestane) (gre.) + ea (isim yapım eki) (lat.) * Fagaceae familyasına ait sert kabuklu ve yenilebilir meyveli ağaç, kestane

castanidae : gre., lat. * kastanos (kestane) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Castnia cinsinden büyük güveleri kapsayan, gündüz uçan, topuzlu antenleri ve renkli kanatlarıyla kelebeklere benzeyen, dev kelebek güvesi veya güneş güvesi olarak da bilinen böcek familyası, Castnia familyası,

castanospermum : gre. * kastanos (kestane) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * Fabaceae familyasından olan, Avustralya kestanesi ve siyah fasulye olarak bilinen, baklagiller familyasına ait tek bir türü (Castanospermum australe) barındıran, büyük tohumlu tropikal ağaç

castilleja : lat. * Castille (İspanyol botanikçi Domingo Castillejo) + ia (isim yapım eki) * dekoratif çiçekleri olan otsu bitki, Orobanchaceae familyasından bir bitki

castor : gre. * kastor (kunduz) * geceleyin etkin olan hayvan; kemirgenlerin castoridae familyasına ait, geniş kuyruklu ve baraj yapma davranışıyla tanınan memeli türü, kunduz; hint yağı (veya bu yağın elde edildiği bitki); mobilya tekerleği

castoridae : gre. * kastor (kunduz) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * su kenarlarında yaşayan, geniş ve yassı kuyruğa sahip olan, keskin dişleriyle ağaçları kemirerek yuva ve baraj (bent) yapan, güncel durumda Kuzey Amerika kunduzu (Castor canadensis) ve Avrasya kunduzu (Castor fiber) olmak üzere iki canlı türü bulunan kemiriciler takımına ait bir memeli hayvan familyası, kunduzgiller

castries : lat. * castrum (kale, hisar, çevreleyen yapı, korugan), castra (kaleler, konak yeri, ordugah, kamp) * Saint Lucia'nın başkenti

casuarinaceae : mal., lat. * kasuari (kasuar kuşu) (kasu (boynuzlu) + weri (baş, kafa) ) (mal.) + ina (küçültme eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Avustralya, Güneydoğu Asya ve Pasifik Adaları'na özgü ağaç ve çalı türlerini kapsayan, iğne benzeri ince dalları ve çamı andıran görünümüyle bilinen bir çiçekli bitki familyası, kazuaringiller (bitkinin dallarının kasuar kuşunun tüylerini andırmasından)

casus : ara. * cassasa (gizlice araştırmak, gizlice bilgi toplamak, casusluk yapmak, haber toplamak, araştırmak, tahkik etmek, soruşturmak; el ile yoklamak) * asıl şahsiyetini gizleyip, gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mali durumlarına ilişkin bilgileri başka bir devletin menfaati için toplayan ve bildiren kimse, gizli sırları haber veren, hafiye

cataglyphis : gre. * kata (aşağı, alt; aşağıya, yıkıma doğru) + glyphe (oyuk, oyma, yarık, kazıma, yazı) + is (isim yapım eki) * Formicidae familyasından olan, sıcak kumda çok hızlı koşan, yüksek ısıya dayanıklı ve çöl ikliminde yaşayan, vücut ısısını 50°C dereceye kadar koruyabilen bir karınca cinsi, çöl karıncası

catalpa : mus. * kutuhlpa (baş aşağı çiçek) * Bignoniaceae familyasından olan, geniş yapraklı, uzun hüzmeli beyaz çiçekli, uzun ve sigaraya benzeyen meyveleri olan Amerika kökenli bir süs bitkisi, sigara ağacı

cataria : lat. * cattus (kedi) + arias (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasının Nepeta cinsine ait bir bitki türü, kedi nanesi

catch up growth : ing. * catch (yakalamak, kapmak, kavramak) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) + growth (büyüme) * bebeğin büyüme sürecinde boy, vücut ağırlığı ve baş çevresi ölçümlerinin referans populasyona göre normal standart sapma aralığını yakaladığı anın ismi, yakalama büyümesi

catering : lat., ing. * cattare (sağlamak, temin etmek) (lat.); cater (yemek sağlamak, ikram etmek) + ing (isim yapım eki) (ing.) * yemek sağlama, ikram hizmeti; özellikle organizasyon ve etkinliklerde yiyecek ve içecek sunma işi

cathartica : gre. * katharsis (arındırıcı, temizleyici) (kathairein (temizlemek, arındırmak) + isis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çiçekli bitki ailesi Rhamnaceae'deki küçük bir ağaç türü, rhamnus cathartica, Avrupa cehri, adi cehri

catostomidae : gre. * kata (aşağı, alt; aşağıya, yıkıma doğru) + stoma (ağız, açıklık, açılış) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Genellikle Kuzey Amerika ve Asya'daki akarsu ve göllerde yaşayan, kalın, etli ve emici tipteki ağız yapıları olan, vantuzlu balıklar veya emici balıklar olarak bilinen, sazan benzeri tatlı su balıklarını içeren bir biyolojik familya, alt ağızlı balıklar

caucasian : gre. * kaukasos (Doğu Avrupa'da Karadeniz ile Hazar Denizi arasında kalan sıradağlar) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Avrupa, Batı Asya, Hindistan'ın bir kısmı ve Kuzey Afrika halklarının tamamını tanımlamakta kullanılan bir kavram, Kafkas

cauchy dizisi : fra., tür. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) (fra.) + dizi (sıra) + si (iyelik eki) (tür.) * dizi ilerledikçe elemanları birbirine keyfi olarak yakınlaşan bir dizi; yakınsak dizi

cauchy integral formülü : fra. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) + integral + formül + ü * bir disk üzerinde tanımlanmış holomorf bir fonksiyonun, fonksiyonun disk sınırındaki çizgi integral değerleri tarafından belirlendiğini ifade eden teorem

cauchy integral teoremi : fra., gre. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) (fra.) + integralis (bütünsel, tümleyici) (lat.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir karmaşık düzlemde tanımlı ve holomorfik bir fonksiyonun kapalı bir eğri boyunca integrali sıfırdır ilkesini ifade eden temel teorem

cauchy teoremi : fra., gre. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir disk üzerinde tanımlanmış holomorf bir fonksiyonun, fonksiyonun disk sınırındaki çizgi integral değerleri tarafından belirlendiğini ifade eden teorem

cauchy-hadamard teoremi : fra. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) + hadamard (Fransız matematikçi Jacques Salomon Hadamard’ın soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir kuvvet serisinin yakınsaklık yarıçapını veren formül ile ilgili kompleks analiz teoremi

cauchy-riemann denklemleri : fra., alm. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) + riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (fra., alm.) + denklem (eşitlik) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * bir kompleks fonksiyonun türevlenebilir (holomorfik) olabilmesi için gerekli koşulları veren kısmi türevli denklemler sistemi

caudata : lat. * cauda (kuyruk) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * erişkin döneminde kuyruk yapısını koruyan, uzun ve belirgin kuyruğu vücudunun ayırt edici anatomik özelliklerinden birini oluşturan semender ve semender benzeri iki yaşamlıları kapsayan zoolojik takım, kuyruklu amfibiler (iki yaşamlılar), kuyruklu kurbağalar

caudipteridae : lat., gre. * cauda (kuyruk) (lat.) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kısa kuyruklarının uç bölümünde yelpaze biçiminde tüyler, ön üyelerinde ise kanat benzeri tüy yapıları taşıyan, kuşlarla yakın akrabalık gösteren, Çin'de yaşamış tüylü, kuş benzeri ve soyu tükenmiş teropod dinozorları kapsayan familya

caulophyllum : gre. * kaulos (gövde, sap, tüp, kök) + phyllon (yaprak) * gövde üzerinde büyük yaprakları olan otsu bitki, Berberidaceae familyasından bir bitki

cav : erm. * cağ, cav (şiş, mil, çubuk; araba tekerleğinin parmaklığı; tırabzan, parmaklık) * et, sebze veya benzeri yiyecekleri dizerek pişirmeye yarayan metal veya ahşap çubuk; tekerlek göbeğini çembere bağlayan ince mil; korkuluk ve tırabzanlarda kullanılan dikey çubuk elemanı (cağ kebabı (çubuk kebabı) (erm., ara.) )

cavalacoz : tür. * cavalacoz (ses yansımalı kelime) * derme çatma, uyduruk, önemsiz, değersiz şey, işe yaramaz, değersiz kimse

cavalieri ilkesi : ita., tür. * cavalieri (İtalyan Matematikçi. ve cizvit din adamı Bonaventura Cavalieri’nin soyadından) (ita.) + ilke (kanun, kural, prensip) + si (iyelik eki) (tür.) * iki katı cisimin her seviyede aynı yüksekliğe ve aynı kesit alanına sahip olması durumunda, her ikisinin de aynı hacme sahip olduğunu belirten ilke

cavatina : ita. * cavata (bir müzik enstrümanından (özellikle yaylı çalgılardan) ses üretme eylemi ve sesin kalitesi) + ina (durum eki) * gösterişsiz bir arya türü

cavcav : tür. * cav (ses) + cav (ses) * boş konuşma, gevezelik, gereksiz laf

cavendish deneyi : ing. * cavendish (İngiliz deneysel ve teorik kimyager ve fizikçi Henry Cavendish’in soyadından) (ing.) + deney (deneme, tecrübe) + i (iyelik eki) (tür.) * kurşun küre çiftleri arasındaki kütle çekim kuvvetinin değerinin hesaplanmasına olanak sağlayan bir deney

cavidan : far. * cavid (sonsuz, sonu olmayan, tükenmeyen, bitmeyen) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonsuz, sonu olmayan, ebedi, tükenmeyen, bitmeyen, ölümsüz, kalıcı ve devamlı olan

caviidae : lat. * cavia (kobay, gine domuzu) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Güney Amerika'da yaşayan kobay, Gine domuzu, mara, kapibara ve kaya kobayı gibi kısa kuyruklu, otçul, kemirici diş yapısına sahip memelileri kapsayan kemirgenler (rodentia) familyası, kobaygiller

cavioidea : lat., gre. * cavia (kobay, gine domuzu) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * kobay benzeri kemirgenleri (kobaygiller (Caviidae), kapibara, aguti ve paca) kapsayan bir üst familya (kozalite/klad)

cavit : far. * cavid (sonsuz, sonu olmayan, tükenmeyen, bitmeyen) * süre, zaman veya varlık bakımından sonu bulunmadığı, kesintisiz ve ebedî olduğu düşünülen durum veya nitelik; erkek ismi

cavlak : tür. * çap, cav (sesli vurma, deriye (cilde) vurma sesinden) + lak (isim yapım eki); calva, calvus (saçsız, tüysüz, dazlak) (lat.); kavlamak (parçalar halinde soyulup dökülmek) (tür.) * tüysüz, dazlak, çıplak, çaplak, cıbıl, cıbıldak

cavşırı : tür. * cavşır (çapraz gitmek, aksi yönde ilerlemek) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aykırı, ters, başkalarının yönüne uymayan davranış veya söz, toplumsal uzlaşıya karşı duran (tutum)

caydırmak : tür. * cay (bozma, vazgeçiş, dönüş) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * fikrini değiştirtmek, vazgeçirmek, bozdurmak, döndürmek, düzeni yıktırmak

caygın : tür. * cay (bozma, vazgeçiş, dönüş) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vazgeçen, işin ardını bırakan, dönek

cayır cayır : far. * cey (akarsu), ceya (yağmur) + ir (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (akarsuyun akışı, yağmurun yağışı gibi ses çıkararak sürekli yanma) (far.); çay (dere, küçük akarsu), çayır (otlak alan) (tür.) * çok sıcak, yanma tasviri

caymak : tür. * cay (bozmak, vazgeçmek, dönnek) + mak (fiil mastar eki) * vazgeçmek, bozmak, dönmek, düzeni yıkmak

cayman adaları : kara. * acayuman, caiman (timsah, krokodil) (kara., isp.) * batı Karayip Denizi'ndeki Britanya'ya bağlı denizaşırı topraklar

cayro : gre. * guros, gyro (dönme, dönüş) * Dünya'nın dönüş hareketleri ve cayro prensibinden yararlanarak manyetik kuzey yerine gerçek kuzeyi bulmaya yarayan bir alet

cayro prensibi : gre., lat. * guros, gyro (dönme, dönüş) + princeps, princip (ilk gelen, başta olan) (prin (ilke, öncül, baş) + capere (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), cippus, ceps (kazık, destek, direk, menfaat) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * gemilerde kullanılan, Dünya'nın manyetik alanına göre değil, yüksek hızda dönen bir jiroskopa göre çalışan bir manyetik pusula sistemi

caz : ara. * caza (korkmak, endişelenmek, telaşlanmak; sızlanmak) * korku, panik, endişe; sızlanma

caz : ing. * jism, gism, jasm, jazz (enerji, canlılık, ruh) * Afrika halk müziğiyle batı halk müziğinin karışımı

cazgır : tür. * cihazgir (tören gereçlerini taşıyan, çeyiz taşıyan) (cihaz (alet) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) ) * çayırlarda yapılan meydan güreşlerinde, güreşecek olan pehlivanları izleyicilere yüksek sesle ve överek, özelliklerini söyleyerek tanıtan, güreş başlamadan önce dua okuyup güreşçileri alana süren kimse

cazırdamak : tür. * cazır (yanma sesinden) + da (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * güçlü ve sesli olarak kaynamak, yanmak

cazibe : ara. * cazaba (çekmek, kendine doğru hareket ettirmek), cezb (çekme, kendine doğru hareket ettirme), cazib (çekici) * çekim, çekicilik, çekme gücü; alımlılık, insanı kendine doğru çeken özellik veya kuvvet

cazibedar : ara., far. * cazibe (çekim, çekicilik, çekme gücü; alımlılık, insanı kendine doğru çeken özellik veya kuvvet) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * dikkat ve ilgiyi üzerine çeken, çekici, alımlı

cazim : ara. * cezm (kesmek, kesinleştirmek) * kararlı, kesin görüşlü, kesin karar veren, kat'i karar veren; azimli ve iradeli kimse; Arapça bir kelimenin başına gelen ve o kelimenin sonunu sakin okutan harfler ("lem yezuk" aslında (Yezuku) iken başına "lem" harfi geldiğinde " Yezuk" diye sakin okunur.)

cazip : ara. * cezebe (çekmek), cezb, cazibe (çekim) * çekici, ilgi uyandırıcı, alımlı, cazib

cazu : ara. * cazia (paniklemek, korkuya kapılmak, telaşlanmak, sızlanmak) * korkak, telaşlı, çabuk ürken, sızlanan

CBC : ing. * complete (tam) + blood (kan) + count (sayım) * kanda bulunan tüm hücre tiplerinin sayısal ve oransal ölçümlerini veren laboratuvar testi

Cd : lat. * cadmium (cadmia (kalamin minerali, çinko cevheri) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 48 olan, periyodik tablonun 12. grubunda bulunan, yumuşak, gümüş beyazı renkli ve zehirli olan, pillerde, kaplama işlemlerinde, pigmentlerde ve nükleer reaktörlerde nötron soğurucu olarak kullanılan bir geçiş metali element

CDN : ing. * content (içerik) + delivery (dağıtım) + network (ağ) * internet içeriklerini coğrafi olarak dağıtılmış sunucular üzerinden hızlı ulaştıran ağ sistemi alt yapısı

Ce : lat. * cerium (Ceres (Roma mitolojisindeki tarım tanrıçası ve cüce gezegen Ceres) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 58 olan, lantanitler serisinde bulunan, yumuşak, gümüş renkli ve kolay oksitlenen, katalizörlerde, cam parlatma tozlarında, alaşımlarda ve çakmak taşlarında kullanılan nadir toprak elementi

ceanothaceae : gre., lat. * keanothos (dikenli bitki türü, dikenli çalı çeşidi, deve dikeni) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * keanothos ve yakın akraba cinsleri kapsayan, çoğunluğu çalı formunda gelişen, küçük çiçekleri kümeler halinde bulunan ve özellikle Kuzey Amerika'da doğal yayılış gösteren çiçekli bitkiler familyası

ceanothus : gre. * keanothos (dikenli bitki türü, dikenli çalı çeşidi, deve dikeni) (gre.); ceanothus (lat.) * Rhamnaceae (cehrigiller, hünnapgiller) familyasından olan, mavi, mor veya beyaz renkte çiçekler açan, çalı veya küçük ağaç formundaki dekoratif bir bitki cinsi, kese çiçeği, Kaliforniya leylakı

ceb : ara. * cabba (kaplamak, örtmek, yüzü kaplamak, öne çıkmak, bir şeyle örtmek; öne çıkmak) * alın, yüzün ön kısmı; cep, kap

cebanet : ara. * cebn (korkmak, ürkmek, çekinmek), ceban (korkak, ürkek) * korkaklık, ürkeklik

cebbar : ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek) * zorlayıcı, zorlayan, çetin

cebe : ara. * cab’a (toprağı çıkarmak, kazmak, kaldırmak; aşındırmak, kazmak, derinlemesine oymak, yontmak, şekil vermek) * kuyu içinden çıkarıla ve kuyunun etrafına öbek öbek dökülen toprak

cebe : ara. * cabba (toplanmak, bir araya gelmek, kümelenmek) * toplanma, bir araya gelme

cebe : tür., moğ., far. * cebe (zırh, koruyucu metal giysi; kurşun, ok ve mızrak, ok ucu, silah) * silah, ok ve mızrak; savaş sırasında düşman silahlarının etkisinden korunmak için giyilen çok parçalı zırh, cevşen

cebeci : moğ., far. * cebe (zırh, koruyucu metal giysi; kurşun, ok ve mızrak, ok ucu, silah) + ci (yapan, eden eki) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde, silah yapan, silah onaran, savaş sırasında ordunun silah ve cephanesini ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir asker sınıfı

cebel : ara. * cabala (yükselmek, yükseğe çıkmak, dağ gibi olmak, yüksekçe durmak) * dağ, yüksek tepe

cebel ül haris : ara. * cebel (dağ) + el (ön ek, artikel) + haris (açgözlü, hırslı) * Ağrı Dağı’nın isimlerinden biri, Ararat, Kuh-i Nuh, Gli Dağ

cebelitarık : ara. * cebel (dağ) + i (tamlama eki) + tarik (yol, patika) (taraka (dövmek, çalmak, ayak vurmak, yeri tepmek, davul çalmak) * Akdeniz'den Atlantik Okyanusu'na geçişin yakınında, İber Yarımadası'nın güney ucunda, Cebelitarık Körfezi'nde bulunan bir Britanya Denizaşırı Bölgesi ve şehir

cebelleşmek : ara., tür. * cedele (mücadele etmek, uğraşmak) (ara.) + eş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * uğraşmak, çekişmek; sataşmak, tartışmak, mücadele etmek

cebellezi : ara. * ceyb (cep) + ellezi (o, kimse) * araklama, çalma

ceberut : ara. * cebr (zorlama, güç, zor, kuvvet) + ut (durum eki) * acımasız, zorba; azamet, celal, olağanüstü büyük güç; tasavvufta salt ilahi kudretin ve iradenin hüküm sürdüğü alem

cebhe : ara. * cabbaha (yüzünü bir tarafa çevirmek, yüzünü çevirmek, ön kısmı göstermek, cephe almak) * yüz, ön taraf, yüzün ön tarafı, alın, cephe; harp sahası, muharebe edilen yer; alın; bir nesnenin ön tarafı; Ay’ın menzillerinden birisinin ismi olup arslan suretinin cephesi (dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir.); bir kavmin ve cemaatin seyyidi

cebidae : lat. * cebus (kapuçin maymunu) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kapuçin maymunları, sincap maymunları ve yakın akraba Yeni Dünya maymunlarını kapsayan, ağaç yaşamına uyum sağlamış, kavrayıcı el ve ayaklara sahip, çoğunlukla Orta ve Güney Amerika'nın tropikal ormanlarında yaşayan primatlar familyası

cebin : ara. * cebin (başın ön üst kısmı; yüzün kaşlar, şakaklar ve saç arasında kalan bölümü, alın) * yüzün kaşların üstünden saç çizgisine kadar uzanan, iki şakak arasında yer alan, mimiklerin ve başın ön kısmının belirgin anatomik bölgesini oluşturan alın bölgesi

cebir : ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek) (ara.); * algebrae, algebra, algèbre, Algebra (cebir), cyber (güdümlü) (lat., ing., fra., alm.)

cebirsel geometri : ara., tür., gre. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek) (ara.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * geometrik şekillerin ve yapıların özelliklerini soyut cebir yöntemleriyle araştıran matematik dalı

cebr : ara. * cabara (zorlamak, baskı yapmak, mecbur etmek) * zorlama, baskı yapma, mecbur etme, kuvvet uygulama, gütme, güdüleme; harfler ile yapılan hesap; sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler konularak genelleştiridiği sistem (algebrae, algebra, algèbre, Algebra (el cebir), cyber (güdümlü) (lat., ing., fra., alm) )

cebrail : ara. * cabara (zorlamak, baskı yapmak, mecbur etmek), cabbar (zorlayıcı), cebr (zorlama, baskı yapma, mecbur etme, kuvvet uygulama, gütme, güdüleme) + el (ilah, tanrı, Allah) (Allah'ın zorlaması) * Kur’an’ın vahiy yoluyla indirilmesi sürecinde vazifelendirilmiş melek, Cebrail (Kur'an'da ismi geçen diğer melek Mikail’dir.)

cebren : ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet, güç) + en (ile ilgili olarak) * zorla, kuvvet uygulayarak

cebri : ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet, güç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zor kullanarak yaptırılan; zor karşısında yapılan, zorla yapılan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...