buhran :
aram. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü) + an (durum eki) * bunalım, sıkıntı;
sınav, sınayış; hastalığın dönüm noktası, kriz
buhur :
ara. * bahara (koku çıkarmak, duman yükseltmek, buhar çıkarmak) * yanma,
yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde yakılan madde
buhurdan :
ara., far. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve
ayinlerde yakılan madde) (ara.) + dan (tutan, alan, taşıyan, kap, muhafaza
eden, bulunduran) (far.) * tütsü olarak yakmak için kullanılan maddeleri içeren
kap, tütsülük
buhurluk :
ara., tür.* buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde
yakılan madde) (ara.) + luk (isim yapım eki) (tür.) * tütsü olarak yakmak için
kullanılan maddeleri içeren kap, tütsülük
buhur-u meryem :
ara. * buhr, buhur (yanma, yakılma, tütsü; yanınca koku veren ve ayinlerde
yakılan madde) + u (tamlama eki) + meryem (Hz. İsa'nın annesi) *
çuhaçiçeğigillerden, geniş ve yürek biçiminde yaprakları olan, uzun saplı,
şaraprengi, pembe veya beyaz çiçekler açan bir bitki, siklamen, tavşankulağı
buji :
gre., fra. * bugia (mum, kıvılvım kaynağı, ateş kaynağı) (gre.); bougie (fra.)
* motorun silindiri içindeki yakıtın yanması için ateşleme işlevi gören parça;
mum
buka :
ara. * bekee, bakaa (ağlamak) * ağlama, ağlayış
bukağı :
tür. * buk, buka (sıkıştıran; boğmak, sıkıştırmak; engel, tıkaç , set; boğa) +
ağı (-cı, yapan, eden eki) * daraltıcı, sıkıştırıcı, boğucu, hayvanlara vurulan
köstek, pranga
bukalemun :
gre. * khamaileon (khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük), khamalos (yerdeki,
sürünen; alçak, alttaki, önemsiz, küçücük) + leon (aslan) ) * zemin üzerinde
sürünen ve renk değiştirebilme ve dilini uzatabilme yeteneği ile bilinen,
böcekle beslenen, özellikle ağaçlarda yaşayan küçük sürüngen türü, yer aslanı
bukanak :
tür. * bukana (bükmek, kıvırmak, bağlamak) + ak (isim yapım ve araç eki) *
hayvanların, özellikle de at ve sığır gibi toynaklıların bacaklarında, toynak
ile bilek arasında kalan ve yürürken esneyip yaylanmayı sağlayan oynak/eklem
bölgesi, prangalık
buk'at :
ara. * baka (leke bırakmak, nokta koymak, yer belirtmek, geriye kalmak), bakiye
(artık, artan, geriye kalan) * yer, yer parçası, arazi parçası, nokta, leke
buke :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
ü, e (-cı, -cu, yapan, eden) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) *
kıvrılan, eğilen, kıvırmak, eğmek; Türk ve Altay mitolojilerinde ejderha,
efsanevi yaratık, yılana benzer dev sürüngen
buket :
lat., fra. * boscus (orman) (lat.); bochet, boschet, bouquet (bos (ağaç) + quet
(küçültme eki) ) (fra.) * çiçek demeti
bukkake :
jap. * buchi (vurmak), butsu (vuruş, darbe; fiil kuvvetlendirici önek) + kakeru
(dökmek, dökülmek, akmak, akıtmak, sağanak olmak, yağmak) * su serpme, su
fırlatma, su sıçratma, şiddetli sıçratma; kökeni Japon kültüründe zina eden
kadına verilen ceza ritüeline dayanan, birinin üzerine başkaları tarafından
meni (sperm) boşaltılmasını tasvir eden pornografik sahne; gokkun
bukkal :
lat. * bucca (yanak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız
boşluğunun yan yüzeylerine yakın olan bölge, yanağa doğru, oral, ağız boşluğuyla
ilgili (yanak içinden sürüntü alınarak yapılan DNA testleri "bukkal
sürüntü" olarak bilinir veya doğrudan ağız içindeki yanağa uygulanan
masajlar "bukkal masaj" şeklinde adlandırılır.)
bukle :
tür. * buk, buka (sıkıştıran; boğmak, sıkıştırmak, daraltmak, engel, tıkaç,
set; boğa) + le (isim yapım eki) (tür); buckle, boucle (toka, bukle) (ing.,
fra.) * kıvrım, sıkıştırılarak şekil verilmiş
buklet :
ing. * book (kitap) + let (-çık, küçültme eki) * kitapçık
bukm :
ara. * bakama (dilsiz olmak, konuşamamak), bekm (doğuştan veya sonradan konuşma
yetisini kaybetme durumu, söz söyleyememe, sesli olarak kendini ifade edememe,
dilsiz olma durumu), tebekküm (dili tutulma, konuşurken tutulup kalma) *
dilsiz, konuşamayan
bukra :
ara. * bukra (erken; sabah vakti, parlak, seher) * abahın erken vakti, seher,
günün başlangıcı; yarın sabah; gecenin sona erip günün yeni başladığı erken
sabah vakti, tan yerinin ağarmasıyla başlayan seher zamanı, mecazen erkencilik,
tazelik ve yeni başlangıçları çağrıştıran zaman dilimi
bukran :
tür. * bukran (saraçların kullandığı yün kırpıntısı) * saraçlıkta eyer, semer
ve benzeri koşum takımlarının yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılan ince
yün kırpıntısı, kırpılmış yün artığı veya yapağı parçaları
bul :
tür. * bul (yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta) * kereste
işçiliğinde, yalnızca iki geniş yüzü testereyle düzeltilmiş tahta
bula :
tür. * bula (amca veya dayı karısı, yenge) * amca veya dayının karısı; yenge
bulada :
gre. * poulada (genç tavuk, piliç) * henüz yumurtlama dönemine gelmemiş, genç
dişi tavuk veya piliç, büyük piliç
buladarna :
gre. * pulaterina (ince dudaklı kefal) * ince ve narin dudak yapısıyla ayırt
edilen, kıyı ve lagün sularında yaşayan, kefalgillerden ekonomik değere sahip
bir balık türü, ince dudaklı kefal
bulak :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail
olmak, erişmek) + ak (isim yapım eki) * kaynak, pınar
bulamaç :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + a (bağlaç) + ma (isim yapım eki) +
aç (isim yapım eki) * sulu, cıvık hamur; un, şeker ve yağ ile yapılan, cıvık
hamur tatlısı veya unun yağda kavrulması ve içine su katılmasıyla yapılan cıvık
hamur yemeği
bulamak :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki)
* bir maddenin her yanını, başka bir madde ile temas ettirerek o madde ile
kaplamak, bir maddeyi toz, sıvı durumundaki başka bir maddeye batırmak (bulgama
(“buğulama” olarak telaffuz edilen unlu haşlama yemeği) )
bulancak :
tür. * bulanç (bulanık, karışık, karma karışık) + ak (yer ve durum eki) *
bulanık su; karışık arazi; Giresun’un bir ilçesi (eski ismi Grekçe Kepsil (Baş
Köy) )
bulanık :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + ık (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Muş’un bir ilçesi (eski ismi Kop (düzlük,
ovalık alan); ilçe sınırları içerisinde bulunan Kazan Gölünün suyunun bulanık
oluşundan)
bulanmak :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * her yanı, toz, sıvı veya yapışkan bir şeyle kaplanmak;
duruluğunu, berraklığını yitirmek
bulantı :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + tı (isim
yapım eki) * bulanma durumu
bulaşıcı :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + ıcı (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birinden diğerine geçme zöelliği olan, viral
bulaşık :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + ık (isim
yapım eki) * yeme veya içme aracı olarak kullanıldıktan sonra yıkanmamış mutfak
eşyası, kap kacak
bulaşmak :
tür. * bulg, bulga (karıştırmak, pişirmek) + aş (işteş fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * toz, sıvı ve benzeri bir şeye girerek kirlenmek, üzeri böyle bir
şeyle kaplanmak
bulbar :
gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi)
(lat.) * ampulle veya soğanla ilgili
bulbel :
gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (soğan) + illus
(küçültme eki) (lat.) * ana bitkinin gövdesindeki koltuk tomurcuklarından
vejetatif (eşeysiz) olarak çoğalan küçük ikincil soğan, yavru soğan
bulbil :
gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (soğan) + illus
(küçültme eki) (lat.) * ana bitkinin gövdesindeki koltuk tomurcuklarından
vejetatif (eşeysiz) olarak çoğalan küçük ikincil soğan, yavru soğan
bulbokavernöz :
gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (lat.) + caverna
(oyuk, boşluk, mağara) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * penisin
tabanını (penisin ampulü) çevreleyen ve erkeklerde erektil disfonksiyonla
doğrudan ilişkili olan bir kas
bulbostylis :
lat. * bulbus (soğan) + stylis (dişi organ, stilus) * soğanlı gövdeli,
Cyperaceae familyasından bir bitki
bulboüretral :
gre., lat. * bolbos (soğan; ampul; yumru) + ouron, oureo (idrar yapmak,
işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi (spermi) taşıyan
kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * penis
kökündeki üretrayı çevreleyen yuvarlak doku kütlesine ait veya onunla ilgili
bulbus :
gre., lat. * bolbos (soğan; yeraltındaki gövdesi şişkin ve yuvarlak olan bitki)
(gre.); bulbus (lat.); bulb (ampul) (ing.) (şişkin ve yuvarlak anlamıyla
ilintili) * beyin ve sinir sistemlerinin başlangıç noktası, soğan
bulbus okuli :
gre., lat. * bolbos (soğan; yeraltındaki gövdesi şişkin ve yuvarlak olan bitki)
(gre.); bulbus (lat.) + oculus (göz) (lat.) * insan göz sisteminin en öndeki
duyusal organı; göz küresinin kendisi ve sonunda optik sinir aracılığıyla
görsel sinyalleri ileten retinadaki ganglion hücreleri
buldan :
gre. * Bulladan; Apollonos Hieron (Apollonos (Apollon) + hieron (rahip) (rahip
Apollon) * Denizli’nin bir ilçesi
buldok :
ing. * bulldog (boğa köpeği) (bull (boğa) + dog (köpeği) ) * alt çenesi üst
çenesinden uzun, basık burunlu, iri ve güçlü bir köpek türü
buldozer :
ing., gre. * bull (boğa) + doser (verici) (dosis (veriş, hediye) + er (-cı,
yapan, eden eki) ) * boğaya verilecek miktar anlamından yani büyük miktar
verme; toprağı sıyırıp kaldırabilen yol yapım makinesi
bulgar :
tür. * bulga (bulamak, karıştırmak, bulaştırmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * karışmış, karıştırılmış; Bulgaristan vatandaşı olan kimse veya
Bulgaristan ile ilgili (Bulgarlar, Göktürklerin ve Hunların
"karışmasıyla" ortaya çıktıkları için bu ismi almışlardır.)
bulgari :
tür. * bulgar (Bulgaristan vatandaşı olan kimse veya Bulgaristan ile ilgili) +
i (isim yapım eki) * Anadolu’nun kimi yerlerinde kullanılan, curadan büyük ama
bağlamadan küçük boyda, iki telli bir saz
bulgaristan :
tür., far. * bulga (bulamak, karıştırmak, bulaştırmak) + ar (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (karışmış, karıştırılmış) + istan (durulan yer, bulunulan yer,
mekan, ülke) * Balkanlarda yer alan ve batıda Sırbistan ve Kuzey Makedonya,
doğuda Karadeniz, kuzeyde Romanya, güneyde Yunanistan güneydoğuda Türkiye ile
çevrili ülke (Bulgarlar, Göktürklerin ve Hunların "karışmasıyla"
ortaya çıktıkları için bu ismi almışlardır.)
bulging :
lat., ing. * bulga (çanta, cüzdan, kese) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) *
diskin yaygın bir şekilde omur kenarlarından taşması
bulgu :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail
olmak, erişmek) + gu (isim yapım eki) * var olduğu halde o zamana değin varlığı
bilinmeyen bir şeyi bulup ortaya çıkarma işi; bulunmuş olan şey
bulgur :
far. * bargul, burgul, bulgur (kaynatılmış ve dövülmüş buğday) * kaynatılmış,
kurutulmuş ve kabuğu soyulduktan sonra değirmende kırılmış buğday tanelerinden
oluşan, Türk ve Orta Doğu mutfağının temel taşlarından biri olan geleneksel ve
besleyici bir tahıl ürünü
bulimia nervoza :
gre. * boulimia (şiddetli açlık) (bous (inek, sığır, öküz) + limos (açlık) ) +
neurosis (nevroz) (neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis
(durum, sorun ve hastalık eki) ) * kilo alma korkusuyla yedikten sonra kusma
sendromu
bulk :
isk., ing. * bulki (gemi yükü, kargo) (isk.); bulk (hacim, yığın, şişkinlik)
(ing.) * minimum yağlanma ile maksimum kas büyümesi elde etmek amacıyla günlük
harcanandan daha fazla kalori alınan ve yoğun ağırlık antrenmanlarının
yapıldığı özel bir dönem
bullak :
tür. * bul (karıştırmak; pişirmek) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
karışık, bulaşık; her tarafı sallanan; kalaycı çırağı
bullate :
lat. * bulla (kabarcık, su kabarcığı, şişkinlik) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * yüzeyi kabarcıklı, kabarık, veziküllü; damar araları baloncuk gibi
şişkin görünümlü (yaprak veya bitki organı); yaprak veya tallus (liken gövdesi)
yüzeyinde görülen baloncuk veya kabarcık benzeri şişlik
bulmaca :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail olmak,
erişmek) + ma (isim yapım eki) + ca (isim yapım eki) * genellikle çapraz
biçimlisi yaygın olan, bulunması istenilen şeyi düşündürerek, aratarak
buldurmayı amaçlayan bir sözcük bulma ve bilgi yoklama oyunu
bulmak :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail
olmak, erişmek) + mak (fiil mastar eki) * ortaya çıkarmak, varlığını ifşa
etmek, elde etmek
buluğ :
ara. * belağa (eriştirmek, ulaştırmak), tebliğ (ulaştırma, eriştirme), belagat
(uygun, güzel söz söyleme, güzel hitap) * ergenlik, erinlik, erişkinlik,
insanlarda meydana gelen, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş
dönemi, ergenlik, adolesans veya puberte
bul'um :
ara. * bul (yutmak) + um (isim yapım eki) (ara.); bulimia, boulimia, Bulimie
(şiddetli açlık) (gre., ing., fra., alm.), bulimia nervoza (yeme bozukluğu,
yutma sorunu) (gre.) * yutak
buluntu :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail
olmak, erişmek) + un (dönüşlü fiil eki) + tu (isim yapım eki) * bulunan şey
veye şeyler, bulunan nesne, elde edilen obje
buluşmak :
tür. * bul (edinmek, elde etmek, karşılaşmak, isabet etmek, kavuşmak, nail
olmak, erişmek) + uş (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı
olarak birbirini bulmak, kavuşmak
bulut :
tür. * buğu (buhar, sis) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + t (durum
eki) * gökyüzünde su damlacıkları ve buz taneciklerinin yoğunlaşmasıyla oluşan
kristalleşmiş kümeler
bulvar :
hol. * bolwerc (sur duvarı) (bol (duvar) + werc (sur) ) * iki yanı ağaçlı yol
bulyon :
lat., fra. * bulla (kabarcık), bullire (kabarmak, kabarcıklanmak) (lat.);
bouillir (kaynatmak) + on (isim yapım eki) (fra.) * kemiklerin, etlerin,
balıkların veya sebzelerin kaynatılmasıyla elde edilen su
bum :
tür. * bum (patlama sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * patlama sesi
(ses yansımalı onomatopeik kelime)
bumbar :
far. * bunbar, mubar (bun, mu (dışkı) + bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük)
) * sığır, koyun, keçi gibi hayvanların kalınbağırsağı
bumerang :
dar. * boomerang (wo + mur + rang, woomera (mızrak atıcı) ) * atıldığı yere
geri dönebilen kıvrık sopa; Avustralya yerlilerine özgü helezonik kesimli çubuk
bumin :
tür. * bumin (bu (çıkan ses) + min (-cu, yapan, eden eki) ) * puhu kuşu, baykuş
BUN :
tür. * blood (kan) + urea (üre) + nitrogen (azot, nitrojen) * protein
metabolizmasının atık ürünü olan ürenin içindeki azot miktarını ölçen ve
böbreklerin süzme fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılan laboratuvar
parametresi
buna :
tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + na (-a doğru,
yönelme) * işaret edilerek gösterilen ve işaret zamiriyle ifade edilen şeye
yönelme
bunak :
tür. * bun, mung (sıkıntı, ıstırap; bun, mihnet, bir tür hastalık) + ak (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zihinsel yeteneklerini yitirmiş
bunalım :
tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + lım (isim yapım
eki) * ruhsal sıkıntı, depresyon; sorun, problem, açmaz
bunalmak :
tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + al (edilgen fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bıkmak, sıkılmak, daralmak, depresyona girmek,
usanmak
bunamak :
tür. * bun, mung (sıkıntı, ıstırap; bun, mihnet, bir tür hastalık) + mak (fiil
mastar eki) * zihinsel yeteneklerini yitirmek
bunca :
tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + n (ek) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çokluk, fazlalık ifade eden sıfat (örneğin
“bunca emek”)
bune :
lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton,
Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia
(Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, insanlara zenginlik, bilgelik ve hitabet
yeteneği kazandırdığına, nekromansi (ölülerle iletişim) güçlerine sahip
olduğuna ve iblis hiyerarşisinde 30 lejyonu komuta eden güçlü bir büyük dük
olarak tasvir edilen 26. sıradaki cin
bungalov :
ben. * bangla (Bengal) + ov (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bengal tarzı;
ağaçtan yapılmış tek katlı, küçük ev
bungun :
tür. * bun, mung, muna, buna (hastalanmak, sıkıntı çekmek) + gun (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bunalmış, sıkıntılı; sıkıntı verici, sıkıcı, boğucu
bunmak :
tür. * bun (küçümsemek, az görmek, azımsamak) + mak (fiil mastar eki) *
beğenmemek, küçümsemek, az görmek, azımsamak
bunsen ocağı :
alm. * bunsen (Alman kimyager Robert Bunsen'in soyadından) + ocak (ısıtma veya
yemek pişirme için kullanılan yer, ayrıca bir aile veya topluluk merkezi) + ı
(iyelik eki) * laboratuvarlarda ısıtma, reaksiyonları hızlandırma ve deneylerin
gerçekleştirilmesinde yaygın olarak kullanılan, bir yanma odası ve hava
ayarlarına sahip bir gaz brülörü
buoyansi :
fra. * bouyance (bouée (şamandıra) + ance (isim yapım eki) ) * sıvı veya gaz
içinde bulunan bir cismin, yer değiştirdiği akışkanın ağırlığına eşit
büyüklükte yukarı doğru bir kaldırma kuvvetine sahip olma özelliği;
yüzebilirlik, kaldırma etkisi
buphthalmum :
gre. * bous, bu (öküz) + ophthalmos (göz) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) *
başak veya yuvarlak çiçekleri öküze benzeyen, Asteraceae familyasından bir
bitki
bupivakain :
lat. * bupi (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + vacaine (cocaine
türevi anestetik eki) * lokal anestezi için kullanılan, sinir bloklarında,
bölgeyi besleyen sinirin çevresine veya omurilik kanalının epidural boşluğuna,
etki süresini artırmayı sağlayan epinefrin ile karıştırılarak enjekte edilen
bir ilacın etken maddesi (C18H28N2O)
bupleurum :
lat. * boupleuron (ince yapraklı) (bous, bu (öküz) + pleuron (yan, kenar,
kaburga, yaprak) ) * otsu bitki, Apiaceae familyasından bir bitki
buprenorfin :
lat. * bu (ticari ve kimyasal isim segmenti) + pre (ön, önce) + nor (morfin
türevinde N-demetilasyon) + fin (farmasötik steroid ve alkaloid eki) * opioid
bağımlılığını tedavi etmek için kullanılan bir kombinasyon ilacın etken maddesi
(C29H41NO4)
buprestidae :
lat. * buprestis (bous (inek, boğa) + prestis (kestiren, delen) ) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) *
larvaları genellikle odunla beslenen metalik parlak renklere sahip böcekler
familyası, mücevher böceği, metalik odun delici böcek
bupropion :
gre., lat. * butane (butyl, butyric acid (voutyron (tereyağı) (gre.) + acere
(ekşi olmak), acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit)
+ ane (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + propion (protos (ilk, ön) + pion
(yağ) ) (gre.) * majör depresif bozukluğu tedavisinde ve sigarayı bırakmada
destek amaçlı kullanılan atipik antidepresan (Zypan markası ile satılır.)
(C13H18ClNO)
burada :
tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + ra (ek) + da (yer
eki) * bu yerde, bulunulan konumda
burağan :
moğ. * bora, bora (fırtına) + ğan (isim yapım eki) * kısa süren güçlü yel
burak :
ara. * berk (şimşek) * şimşek çakma, parıldama, ışıldama
buram :
tür. * bur (kokmak, tütmek, buğusu yükselmek, kıvrılmak) + am (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * duman, koku gibi havaya yayılan şeyler için pek çok,
çok yoğun olarak
burası :
tür. * bu (yakın konuma ilişkin işaret sıfatı veya zamir) + ra (yer eki) + sı
(iyelik eki) * bulunulan yer
burc :
gre. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (ara.), Burg
(şehir, kale ile korunmuş yer) (alm.), bourgeois (iş sahibi, tüccar ve varlıklı
kişilerin oluşturduğu orta sınıf) (fra.) * kale duvarına yapılmış kule; hisar,
kale, küme; horoskoptaki oniki takımyıldızdan her biri
burcu :
tür. * bur (kokmak, koku almak, kokuşmak) + cu (isim yapım eki) * güzel koku,
ıtır
burç :
gre. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (yıldız
kümesi) (ara.), Burg (şehir, kale ile korunmuş yer) (alm.), bourgeois (iş
sahibi, tüccar ve varlıklı kişilerin oluşturduğu orta sınıf) (fra.) * kale
duvarına yapılmış kule; hisar, kale, küme; horoskoptaki oniki takımyıldızdan
her biri
burçak :
tür. * bur (kıvırmak, burmak) + çak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kıvrımlı; baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından bezelye türü otsu
bitki (tanelerindeki ipliksi uzantılardan)
burçhan :
gre., tür. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + han (kağan,
hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * yüce, ulu,
saygın hükümdar
burçin :
moğ., tür. * borçin (bora (alaca boz renkli, kül rengi) + çin (isim yapım eki)
) * bir ördek türü; geyik, dişi geyik, ceylan; kadın ismi
burdur :
gre. * polydorion (çok hediye, bil bahş, bol nimet) (polys (çok, fazla, çoklu)
+ dorion (hediye, bahş, nimet) * kuzeyde Isparta, doğuda Antalya, güneyde
Antalya ve Muğla, batıda Muğla ve Denizli illeri ile komşu olan Türkiye'nin 15
plaka numaralı ili
burdurmak :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * kıvırtmak, eğdirmek, büktürmek; erkekliğini gidertmek, iğdiş
ettirmek, enetmek
burgacık :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + ga (isim yapım eki) + cık
(küçültme eki) * yamuk, eğri
burgaç :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, burmak) + gaç (-cı, -cu, yapan, eden, araç
eki) * su veya hava akımının, bir engel ile karşılaştığında veya karşılıklı
olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları girdap
burgata :
lat., ita. * purus (saf, temiz, arı), purgare (temizlemek, arındırmak,
saflaştırmak, pisliklerden temizlemek), purgatus (temizlenmiş, arındırılmış,
saflaştırılmış) (lat.); purgada (ölçülmüş, arındırılmış, saflaştırılmış) (ita.)
* denizcilik terminolojisinde tel, zincir ve bitkisel halatların kalınlık veya
çevre uzunluklarını belirtmek için kullanılan, 1 pus (inç) değerine yani 2,54
santimetreye eşit olan bir ölçü birimi
burgaz :
gre. * pyrgos (burç, kule, hisar) * içinde kale, kule, hisar, kemer gibi dikili
yükseltili mimarinin bulunduğu antik kasabalara verilen isim (örneğin
Kemerburgaz (İstanbul), Burgaz Ada (İstanbul), Sahil Burgaz (Bursa), Lüleburgaz
(Kırklareli), Burgaz (Datça'da Knidos harabeleri) )
burgu :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, burmak) + gu (isim yapım eki) * sert
nesnelerde delik açmakta kullanılan, kol veya elektrik gücüyle işleyen, yivli
çelik uçlu cihaz, burgaç
burhan :
ara. * baraha (açıklamak, kanıtlamak, ispatlamak, ortaya koymak, ortaya
çıkarmak, meydana çıkarmak, açığa çıkarmak), burh (ışık, aydınlık, açıklık) +
an (isim yapım eki) * delil, kanıt, ispat, açık işaret; ışık, ışıma, aydınlık,
aydınlanma; açığa çıkma, meydana çıkma, ortaya çıkma
burhanettin :
ara. * burh (ışık, aydınlık, açıklık) + an (isim yapım eki) + el (ön ek,
artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin aydınlığı,
dinin delili
burhaniye :
ara. * burhan (delil, kanıt, ispat, ışık, ışıma, aydınlık, aydınlanma) + iye
(yer eki) * Balıkesir’in bir ilçesi (I. Abdulhamit'in oğlu Şehzade
Burhanettin'in adına atfen)
burhinidae :
gre., lat. * bous (inek, sığır, öküz) (gre.) + rhinos (burun) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * kalın dizli kuşlar (stone-curlew / dikkuyruk benzeri kuşlar)
familyası, kocagözgiller, kalın dizliler
burıngı ölüng :
kır. * burıngı (önceki, eski) + ölüng (ölü, geçmiş) * geçmişte olan, eskiden
var olan, önceki; Kırgızlarda şarkı anlamında bir terim
burjuva : gre.,
fra. * pyrgos (kule) (gre.); bourgeois (bourg (şehir; kule) + eois (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * şehirde yaşayan iş ve imkanlar sahibi kimse
burjuvazi :
fra. * bourgeois (bourg (şehir; kule) + eois (ile ilgili, gibi, -a ait) + ie
(isim yapım eki) ) * köylü, işçi veya soylu sınıfına dahil olmayıp, sosyal
statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan
şehirlilerin oluşturduğu sınıf
burka :
ara. * barkaʿa (örtmek, kaplamak, örtüyle kapatmak, perdelemek) * her taraftan
kapalı, giyenin önünü görmesi için sadece yüz kısmı kafesli olarak açık olan
çarşaf, kadınların yüz örtüsü, peçe; Kabe örtüsü; yedinci kat gök
burkay :
tür. * buruk (kıvrık, bükük, kırık) + ay (Dünya’nın uydusu olan gök cismi, Ay)
* Ay’ın hilal durumu; kırılmış, gücenmiş kimse
burkholderia cepacia
kompleksi : lat. * burkholderia (burkholder (Amerikalı mikrobiyolog
ve bitki patologu Walter Hagemeyer Burkholder'ın soyadından) + ia (durum, sorun
eki; taksonomi eki) ) + cepia (soğan) + com (birlikte, beraber) + plectus
(örgü) (plectere (örmek) + us (isim yapım eki) ) * özellikle yoğun bakım
ünitelerinde, immunsüprese kişilerde görülen, ölümcül infeksiyonlara neden
olan, sulu ortamlarda bulunan, kronik akciğer hastalığı olan ve bağışıklık
sistemi baskılanmış bireylerde zatürreye sebep olan aerobik gram-negatif bir
basil, bir patojen
burkina faso :
moo., dyu. * burkina (dik, dimdik) + faso (anavatan, baba evi, baba ocağı) *
Afrika kıtasının batı bölümünde yer alan, denize kıyısı bulunmayan Mali, Nijer,
Benin, Togo, Gana ve Fildişi Sahili ile komşu olan ülke
burkitt lenfoma :
lat. * burg, burkitt (kasaba, şehir) + lympha (su) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * B hücreli Hodgkin olmayan,
germinal merkezde bulunan B lenfositlerini etkileyen lenfatik sistem kanseri
(lenfoma) türü
burkmak :
tür. * bur (eğrilmek, kırılmak, kıvrılmak, yamulmak) + k (ek) + mak (fiil
mastar eki) (tür.); break, brechen (kırmak, kırılmak) (ing., alm.) * düzgünlüğü
bozulmak, eğrilmek, yamulmak, kırılmak
burku :
tür. * bur (kokmak, koku yaymak) + ku (isim yapım eki) * etrafa yayılan güzel
koku, ıtır, bir şeyin buram buram kokması
burku :
ara. * beraka (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak), berku, burku (örtü,
maske, peçe) * kadınların yüzlerini örtmek için kullandıkları peçe veya maske;
Kabe'nin üzerine örtülen kutsal örtü, sitre; İslami kozmolojide "yedinci
kat gök veya yedi kat göğün en üst tabakası
burlesk :
ita. * burlesca (burla (şaka, alay) + esco (ile ilgili, gibi, -a ait) ) *
güldürücü alaycı karakterli bestelere verilen isim
burma :
bir. * birmania (brahman (brahmacı) + ia (yer, ülke eki) ) * Kuzeybatıda
Bangladeş ve Hindistan, kuzeydoğuda Çin, doğuda Laos, güneydoğuda Tayland ile
komşu olan bir Güneydoğu Asya ülkesi, Myanmar
burmak :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek) + mak (fiil mastar eki) * kıvırmak, eğmek, bükmek
burmanniaceae :
hol. * Burmannia (Hollandalı botanikçi Johannes Burman'ın soyadından) (hol.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal bölgelerde
yaşayan ve klorofil içermeyen (fotosentez yapmayan), orkidelere benzeyen,
mikroskobik tohumlu, besinlerini mantarlarla kurdukları simbiyotik (mikoriza)
ilişki sayesinde sağlayan otsu bitkileri kapsayan küçük bir çiçekli bitki
familyası
burnaz :
tür. * burn (burun) + az (ayrılmak, sapmak, taşmak, aşırı olmak) * büyük
burunlu
burr-hole :
ing. * burr (diken, küçük sivri çıkıntı) + hole (delik) * küçük sivri çıkıntı
biçiminde açılan delik; beyin cerrahisinde, kafatasında kan birikintilerini
boşaltmak veya basıncı azaltmak amacıyla açılan küçük cerrahi delik
burs :
gre., fra. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.);
bourse (fra.) * araştırma veya yaşam masraflarını karşılamak üzere öğrencilere
veya araştırmacılara verilen parasal destek
bursa :
gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.);
purse, bourse, Börse (kese, çıkın) (ing., fra., alm.) * kesecik; eklemler,
kasları ve tendonları darbelere ve dış etmenlere karşı koruyan içi sıvı dolu
kesecikler
bursa :
gre. * prussa (Bithynia Kralı Prusias'ın isminden) (prusias (sulu yer) (prus
(fışkırtma, sulama) + ia (isim, yer ve durum eki) ), (Bithynia, bugünkü Bolu,
İznik, Bilecik ve Sakarya'yı içine alan Kocaeli Yarımadası'na tekabül eder.) *
Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nin Güney Marmara bölümünde yer alan, doğuda
Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde
Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir ile sınırı olan 16 plaka numaralı ili
bursektomi :
gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.); bourse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı) (fra.) * bursa adı verilen
sinovyal kesenin cerrahi olarak çıkarılması
burseraceae :
lat. * Bursera (İspanyol doğa bilimci ve eczacı José Burser'in soyadından) +
aceae (-giller, botanik familya eki) * genellikle tropikal bölgelerde yetişen
ve hoş kokulu reçineleriyle bilinen ağaç ve çalılardan oluşan bir çiçekli bitki
familyası, tütsü ağacıgiller, günlük ailesi, sakızağacıgiller
bursit :
gre. * bursitis (bursa (kese, bohça, cüzdan; deri) + itis (iltihap, enfeksiyon,
yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * vücutta “bursa” adı verilen
keseciklerin enflamasyonu
bursiyer :
gre., fra. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.);
boursier (bourse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı, para) + ier (-cı, yapan,
eden kişi) ) * burs alan öğrenci, egitim masrafları devlet veya okul tarafından
karşılanan öğrenci
burtlak :
tür. * burt (dağ, yüksek yer) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
taşlık, çalılık yer
buru :
tür. * buri (sarmak, örtmek; bükmek, büzmek) + u (isim yapım eki) * sancı; halı
tezgahında ipliği gerginleştirmek için kullanılan sopa
buruc :
gre., ara. * pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası, burc) (gre.) , burc
(ara.), burçlar, kümeler; Kur’an’ın 85. suresinin ismi * towers,
constellations, eighty fifth sura of Koran; les bastions, les tours, les
constellations, les signes; die Burgtürme, die Sternbilden, die Konstellationen
buruk :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * tadı kekre olan; kalbi kırılmış, üzülmüş
burulmak :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + ul (edilgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * bir cismin veya yapı elemanının boyuna ekseni etrafında
uygulanan moment etkisiyle dönme eylemi
burum :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + um (isim yapım eki) * bürülmüş,
dürülmüş, katlanmış olan şey, bürüm
burun :
tür. * bur (koklamak, koku almak, kokmak) + un (ile ilgili olan, yapan, eden) *
yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku
alma işlevlerini gören organ; kıyıdan denize doğru uzanan dar çıkıntı
burundi :
kir. * urundi (bir diğeri) * Doğu Afrika ile Afrika Büyük Gölleri'nin kesiştiği
Büyük Rift Vadisi'nde denize kıyısı bulunmayan, kuzeyde Ruanda, doğu ve
güneydoğuda Tanzanya, batıda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, güneybatıda ise
Tanganika Gölü ile çevrili olan bir ülke
burunduruk :
tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve
solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + dur (sabit olmak, hareket
etmemek) + uk (isim yapım eki) * nalbantı ısırmaması için, nallanacak
hayvananın burnuna takılan kıskaç
burunsak :
tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve
solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + sak (araç eki) * hayvanın
ısırmasını, gereksiz yere yem yemesini, hayvan yavrusunun anasından zamansız
süt emmesini engellemek için burnuna geçirilen, küçük bir kafese benzeyen
başlık, burunsalık
burunsalık :
tür. * burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve
solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + sa (ek) + lık (araç eki) *
hayvanın ısırmasını, gereksiz yere yem yemesini, hayvan yavrusunun anasından
zamansız süt emmesini engellemek için burnuna geçirilen, küçük bir kafese
benzeyen başlık, burunsak
buruntu :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + un (dönüşlü fiil eki) + tu
(fiili isim yapan son ek) * mide, bağırsak gibi bir organda duyulan sancı
buruşmak :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uş (edilgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * düzgünlüğü bozularak kırışık ve büzüşük hal almak
buruşuk :
tür. * bur (kıvırmak, eğmek, bükmek, büzmek) + uş (edilgen fiil eki) + uk (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buruşmuş
buruz :
ara. * bur (bere, kabarma) + uz (isim yapım eki) (ara); bruise (çürük, bere,
ezik) (ing.), bere (yara izi, hafif yara) (tür.) * kabartı, bere
bus :
ing. * bus (ortak iletim hattı) * bilgisayar bileşenleri arasında veri, adres
ve kontrol sinyallerinin taşındığı ortak iletişim yolu
busbar :
ing. * bus (transfer hattı, geçiş hattı) + bar (çubuk) * elektrik enerjisinin
dağıtılması ve taşınması için tasarlanmış olan prefabrik ve modüler metalik bir
şerit veya çubuk, bakır akım çubuğu
buse :
far. * bus (öpmek) + e (isim eki) (far.); baiser (öpmek (fra.) * öpme, öpüş;
kadın ismi
buselik :
ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik
(yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk
musikisinde, dügah perdesinden olan, çargah makamı gibi arıza almayan, üstte
bulunan dörtlü kalıbı farklı perdelerle icra edilen, karar perdesi Re (D) olan,
doğal minör skala yapısına yakın, Hicaz ve Hüseyni makamlarına geçişlerde
kullanılan, hüzünlü ve etkileyici melodik motiflere sahip temel bir makam
buselik-aşiran :
ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik
(yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) + aşiran
(aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on),
aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde,
karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Doğaçlama ve Hüseyni motifleriyle
zenginleşmiş, duygusal yoğunluğu yüksek ve melodik geçişlerde aşiran
aralıklarını kullanan Türk sanat müziği makamı
buselik-gerdaniye :
ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik,
salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) +
gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek,
çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde, karar
perdesi Re (D) olan, Buselik makamının Hicaz ve Kürdi aralıklarıyla
zenginleştirilmiş, melankolik ve derin duygular taşıyan, süslü ve karmaşık
melodik yapıya sahip Türk sanat müziği makamı
buselik-geveşt :
ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik,
salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) +
gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde,
karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Geveşt aralıkları ve
süslemeleriyle zenginleşmiş, hafif hüzünlü ve lirizmi yüksek, Türk sanat
müziğinde özgün melodik yapıya sahip bir makam
buselik-maye :
ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik,
salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) +
maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk
musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, Buselik makamının Maye aralıklarıyla
zenginleştirilmiş, neşeli ve hareketli karaktere sahip, Türk sanat müziğinde
yaygın kullanılan makam
buselik-nevruz :
ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik,
salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) +
nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk
musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Nevruz çeşitlemesi
olarak kendine özgü süslemeleri ve geçişleriyle canlı, neşeli ve bahar temalı
karaktere sahip, Türk sanat müziğinde kullanılan makam
buselik-selmek :
ara. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik
(yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) + selm (barış,
sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve
durum eki) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan, Buselik makamının
Selmek çeşitlemesi olarak kendine özgü ara sesleri ve hareketleriyle zarif,
duygusal ve akıcı bir yapıya sahip Türk sanat müziği makamı
buselik-şehnaz :
ara., far. * ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik,
salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) +
şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh
(padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) *
Türk musikisinde, karar perdesi La (A) olan, Buselik makamının Şehnaz
çeşitlemesi olarak kendine özgü süslemeleri ve geçişleriyle duygusal ve zarif
bir ifade taşıyan, Türk sanat müziğinde kullanılan makam
busines :
ing. * business (busy (meşgul) + ness (ile ilgili olma) * iş, iştigal, uğraş
buspiron :
lat. * bus (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + pirone, pyrone
(nörotransmiterleri etkileyen ve oksijen içeren altı üyeli halka yapısı eki) *
anksiyete bozukluklarını, özellikle yaygın anksiyete bozukluğunu tedavi etmek
için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C21H31N5O2)
bustan :
far. * bu (koku) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * çiçek
bahçesi, güzel kokulu çiçeklerle dolu yer, bostan; Türk musikisinde, karar
perdesi Re (D) olan, geleneksel Türk sanat müziğinde neşeli ve ferahlatıcı
karakteriyle öne çıkan, genellikle orta hızda icra edilen, zengin süslemeler ve
hareketli geçişlerle ifade bulan bir makam
busulfan :
lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) )
+ sulfur, sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik; sülfür,
sülfonat SO2) (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + an (son ek) * kemoterapide kullanılan, alkil
sülfonatlar sınıfından hücre döngüsüne özgü olmayan alkile edici bir
antineoplastik ajan (C6H14O6S2)
buşon :
fra. * boucher (tıkamak), bouchon (tıpa, tıkaç, bir şeyin açık ağzına konan ve
onu kapayan, ağızlık) (bouche (ağız) + on (araç eki, yapan, eden) ) * bir
deliği veya açıklığı kapatmaya yarayan parça, tıpa, tıkaç, mantar
buşra :
ara. * beşere (müjdelemek, iyi haber vermek) * müjde, iyi haber
but :
tür. * but (uyluk, kalça yanı; tavuk kalçası) (tür.); butt, buttock, bout
(popo, kalça, but) (ing.) * bacak, uyluk, bacak parçası
butabarbital :
lat. * buta (özel ad veya türev kodu, kimyasal yapı) + barbital (acidum
barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal
madde eki) ) * anksiyete, uykusuzluk ve sedasyon tedavisinde kullanılan,
merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkili sentetik barbitürat ilacın
etken maddesi (C10H16N2O3)
butafor :
ita. * buttafuori (yardımcı yönetmen, fedai) (buttare (atmak, fırlatmak) +
fuori (dışarı) ) * sinema, reklam veya tv yapımlarında sanat yonetmeni tarafından
aslına uygun olarak ama gercek malzemesi kullanılmadan, strafor, mukavva,
duralit gibi daha hafif ve taşınabilir malzemelerle yaratılan objelerin genel
ismi
butamirat :
lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) )
+ amirate (terapötik etki eki) * öksürük bastırıcı ilacın etken maddesi
(C18H29NO3)
butenafin :
lat. * butan (bütan (C4H10) ) (butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) )
+ afine (antifungal ilaç eki) * mantar hücre zarlarının sentezini engelleyerek etki
gösteren ve özellikle atlet ayağı, kasık mantarı ile vücut mantarı gibi
yüzeysel enfeksiyonların tedavisinde lokal (topikal) olarak kullanılan
benzilamin türevi güçlü bir antifungal (mantar karşıtı) ilacın etken maddesi
(C23H27N)
buthidae :
gre. * bous (inek, sığır, öküz) + thos (ile ilgili,-a ait) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * akrepler
(Scorpiones) takımında yer alan, Yeni Zelanda ve Antarktika hariç dünya
genelinde, özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın olan, güçlü
nörotoksik (sinir sistemini etkileyen) zehirlere sahip olan en büyük akrep
familyası
butik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + teke (depo, eşya
koyma yeri) * depo, mağaza, dükkan
butilskopolamin :
lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + scopola (solanaceae
familyasından olan bitki) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2)
eki) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) ) * safra ve Renal kolik dahil, akut mide-bağırsak, biliyer ve
genito-üriner sistem spazmlarında ve gastro-duodenal endoskopi, radyoloji gibi
tanıya veya tedaviye yönelik girişimler sırasındaki spazmlarda kullanılan bir
ilacın etken maddesi (C21H30BrNO4)
butimar :
far. * bu, ebu (baba) + timar (bakım, umursama, önemseme, endişe, tımar) * Pers
mitolojisinde geçen, deniz suyu içen efsanevi bir kuş
butirofenon :
lat. * butyr (butyric acid (C4H8O2) ) + ophenone (phenone grubu (C6H5CO) eki) *
şizofreni, organik psikoz ve Tourette sendromu gibi çeşitli psikiyatrik
bozuklukları tedavi etmek için kullanılan, butirofenondan türetilen bir
farmasötik ilaç sınıfı (C6H5CC3H7)
butlan :
ara. * batil (hükümsüz, geçersiz) + an (isim yapım eki) * hükmü olmama durumu,
geçersiz olma, geçersizlik
butler-volmer denklemi :
ing., alm. * butler (İngiliz kimyager John Alfred Valentine Butler’in
soyadından) + volmer (Alman fizikokimyacı Max Volmer’in soyadından) (alm.) +
denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrokimyada bir elektrodun üzerinden
geçen akım yoğunluğu ile elektrot potansiyeli arasındaki ilişkiyi tanımlayan
temel denklem
butokonazol :
lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + conazol (azole halkası
taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole
(mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu
içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek)
(azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol
grubu OH) (lat.) ) * vajinal mantar enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir
imidazol antifungal (C19H17Cl3N2S)
butomaceae :
gre., lat. * bous (inek, sığır, öküz) + temnein (kesmek) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * genellikle tatlı su kenarlarında ve sulak
alanlarda yetişen tek çenekli çok yıllık, otsu su bitkilerinden oluşan küçük
bir bitki familyası, Bataklıkgülügiller
buton :
fra. * bouton (bouter (avlamak, yakalamak; tepmek, kovmak) + on (isim yapım
eki) ) (fra.), boot (tepmek, kovmak; bilgisayarı açmak) (ing.) * elbise
düğmesi; düğme, bir elektrikli veya elektronik sistemi açma kapama ünitesi
butorfanol :
lat. * butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + orpho (morfin veya
diğer opoid türü madde eki) + anol (alkol (hidroksil içeren grup, -OH) eki) *
hafif ila orta şiddette ağrıyı hafifletmek için kullanılan morfinan tipi
sentetik agonist-antagonist opioid analjezik (C21H29NO2)
butr :
ara. * betara (kibirlenmek, gösteriş yapmak, böbürlenmek, kendini yüksek
görmek, kibirli davranmak) * gösteriş, çok fazla sevinme, kibirlenme,
böbürlenme
buule :
ara. * ba'l (koca, eş, sahip, efendi) * kadın eş, zevce
buulet :
ara. * ba'l (koca, eş, sahip, efendi) * eşlik, zevciyet. karıkocalık; imtina ve
red ve muhalefet etmek
buut :
ara. * beid, baid (uzak), bu'd (uzaklık) (ara.); boyut (tür.) * uzunluk, boyut,
uzaklık, mesafe, boy
buvben :
tür. * buv (iyi, güzel, hoş) + ben (araç, alet, enstrüman) * Kazaklarda tefe
verilen isim
buxaceae :
gre. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.); buxus (lat.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * her dem yeşil kalan çalı ve küçük ağaçlardan oluşan bir
çiçekli bitki familyası, şimşirgiller
buxus :
gre. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.); buxus (lat.) * şimşirgiller (Buxaceae)
familyasından, yılın her dönemi yeşil kalan, çalı formunda ve küçük ve parlak
yaprakları olan, yavaş büyüyen ve peyzajda çit olarak sıkça kullanılan Şimşir
bitkisi
buyan :
san., tür. * punya (hayrat, hayrat yeri, iyilikler, iyilik yapma yeri) (san.);
buyan (tür.) * Tengricilikte, insanların göğe yakararak elde ettiklerine
inandıkları güç
buydurmak :
tür. * buy (soğutmak, dondurmak) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki)
* soğuğu ile üşütmek, dondurmak
buymak :
tür. * buy (soğutmak, dondurmak) + mak (fiil mastar eki) * soğuktan donarak
ölmek; çok üşümek
buyot :
fra. * bouillir (kaynatmak) + otte (alet, araç, cihaz eki) * sıcak su torbası
buyruk :
tür. * buyr, buyur (emretmek, talimat vermek) + uk (isim yapım eki) * emir,
komuta, talimat
buys-ballot yasası :
hol., tür. * buys bullot (Hollandalı meteorolog ve fizikçi Christophorus Buys
Ballot'un soyadından) (hol.) + yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik
eki) (tür.) * rüzgar yönü ile basınç dağılımı arasındaki ilişkiyi ifade eden
yasa (Kuzey Yarımküre'de sırtınız rüzgâra dönük durduğunuzda alçak basınç
merkezi sol tarafınızda, yüksek basınç merkezi sağ tarafınızda bulunur (Güney
Yarımküre'de yönler tersidir). Bu ilişki, Dünya'nın dönmesinden kaynaklanan
Coriolis etkisi ile bağlantılıdır.)
buyurgan :
tür. * buyur (emir vermek) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * emir
veren, emreden, talimat veren
buyurmak :
tür. * buyur (emir vermek) + mak (fiil mastar eki) * emir vermek, emretmek,
hükmetmek, talimat vermek; vermek; söylemek; konuğu içeri almak, ikram etmek
buyyon :
fra. * bouillir (kaynatmak), bouillon (kaynatalım, kaynatma) * bakterileri
üretmek için kullanılan sıvı karakterdeki besi yeri (laboratuvar ortamında
hazırlanmış sıvı veya jel olan besleyici ortam)
buz :
tür. * bud (donmak) * suyun donmuş hali
buz pateni :
tür. * bud (donmak) (tür.) + patina (sahan, tabak; düz yüzey; kızak, kayma
aracı) (lat.); patin (fra.) * buz üzerinde patenle yapılan, artistik, sürat ve
hokey gibi dallara ayrılan, düşük sürtünmeli çelik bıçaklar sayesinde hareket
edilen kayma sporu
buzağı : moğ.,
tür. * biragu (moğ.), boz (ses vermek, böğürmek, bağırmak) + lak (isim yapım
eki) (tür.) * henüz sütten kesilmemiş olan sığır yavrusu; bozlak (Güney
Anadolu’da ve Orta Anadolu’nun bazı yerlerinde bir türkü ezgisi) (tür.)
buzdağı :
tür., far. * buz, bud (donmak) + dağ (tağ, yüksek kayalık) + ı (iyelik eki) *
kutup denizlerindeki buzul kütleleri
buzdolabı :
tür. * buz, bud (donmak) + dulab (dul (kova; su çarkı, mekanizma) + ab (araç
eki) ) + ı (iyelik eki) * elektrikle çalışan ve içine genellikle gıda ürünlerinin
konduğu soğutucu ünite
buzhane :
tür., far. * buz (bud; donmak) (tür.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak,
konut, yuva) (far.) * buz yapılan yer; buzun saklandığı veya üretildiği yer;
elektrikli soğutucular öncesinde doğal buz bloklarının depolanması için
kullanılan yapı veya modern anlamda soğuk hava deposu
buzkıran :
tür. * buz, bud (donmak) + kır (vurarak parçalamak, doğramak, ayırmak; kazmak,
kazımak) + an (isim yapım eki) * deniz ulaşımı için bir geçit açmak amacıyla,
özellikle buz kırmak için yapılmış gemi
buzla :
tür. * buz, bud (donmak) + la (isim yapım eki) * deniz suyunun donmasıyla kutup
bölgelerinde oluşmuş bulunan buz alanı
buzuki :
tür. * bozuk, bozuki (büyük tambur veya bağlama) (boz (ses çıkarmak, çığırtmak)
+ uk, uki (isim yapım eki) ) * bağlama benzeri bir Yunan sazlı çalgısı
buzul :
far. * buz, bud (donmak) + ul (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buz kütlesi
buzzer beater :
ing. * buzzer (uğuldayan, uğultu yapan; zamanlayıcı alarm, bitiş sinyali) (buzz
(uğuldamak, dızlanmak, vızıldamak) + er (-cı, yapan, eden eki) ) + beat
(vurmak, çarpmak; yenmek, galip gelmek) + er (-cı, yapan, eden eki) ) *
basketbolda son düdük çalmadan yani süre bitmeden önce elindeki topu potaya
savuran ve sayı yapan oyuncuya verilen isim
bücür :
far. * büc, büç, büz (küçültmek, kısaltmak, ufaltmak, büzmek) + ür (sıfat yapım
eki) * çok kısa boylu, küçük vücutlu, ufak tefek, bodur
büdü :
tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak) + ü (sıfat
yapım eki) * bütün, eksiksiz, tam, parçalanmamış, birleşen, bir şeyi
tamamlayan, tam, tam olan
büdün :
ara. * beden (gövde, vücut, cüsse) * bedenler, yoğun gövdeler; kurbanlık
develer
büfe :
lat., fra. * bufetum (yan masa, tezgah, tabure) (lat.); buffet (buf (vurmak,
yumruklamak) + et (yer ve durum eki) ) (fra.) * üzerine veya içine yemeklerin
veya yemek araçlarının konduğu ünite (sipariş vermek için tezgah üzerine el ile
vurulmasından)
bügdüz :
tür. * büg, bük (eğmek, katlamak, itaat ettirmek) + düz (isim/sıfat yapım eki)
* herkese tevazu gösteren, hizmet eden, itaatkar, boyun eğen, bükülen, uyumlu
olan, herkese karşı alçak gönüllü olan, yardımcı, hizmet edici; Oğuz Kağan
Destanı'na göre Oğuzların Üçoklar kolundan gelen, Üç Ok'un en büyük oğlu Deniz
Han'ın soyundan türediğine inanılan yirmi dört Oğuz bölüğünden sekizincisi
büğe :
tür. * bük, büğ (kıvırmak, eğmek) + e (isim yapım eki) * kıvrılan, eğilen;
genellikle sığırların kanını emen, onları sokan ve vızıltılarıyla çok rahatsız
eden iri bir sinek, büğelek
büğelek :
tür. * bük, büğ (kıvırmak, eğmek) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lek
(isim yapım eki) * kıvrılan, eğilen; genellikle sığırların kanını emen, onları
sokan ve vızıltılarıyla çok rahatsız eden iri bir sinek, büğe
büğemek :
tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + e (bağlaç) + mek (fiil
mastar eki) * akarsuyun önüne bent yaparak toplamak
büğet :
tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + et (isim yapım eki) *
bir akarsuyu tutmak için yapılan engel, sed
büğlü :
tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + lü (ile, birlikte,
sahibi) * küçük büğlü, soprano büğlü, alto büğlü, bariton büğlü olmak üzere
dört türü bulunan, bakırdan yapılmış, perdeli veya pistonlu müzik araçlarının
genel ismi
büğrü :
tür. * büğ (kıvırmak, eğmek; engellemek, sed çekmek) + rü (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * eğilmiş, bükülmüş durumda olan
bühtan :
ara. * baht, bahta (şaşırtmak, şoke etmek, iftira atmak) + an -cı, yapan, eden
eki) * birisine bir şeyi yalandan isnad etme, birisini suçlu gösterme, kara çalma,
suç yükleme, iftira atma
bük :
tür. * bük (çalı) (tür.); bush, buisson, brousse, Busch (çalı) (ing., fra.,
alm.) * sık çalılık; suyun akış yönünde bir girinti veya koy; dere kıyısındaki
arazi; kıvrım, kıvrılan yer, vadi
büke :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
ü, e (-cı, -cu, yapan, eden) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) *
kıvrılan, eğilen, kıvırmak, eğmek; Türk ve Altay mitolojilerinde ejderha,
efsanevi yaratık, yılana benzer dev sürüngen
bükey :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
ey (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eğimli, eğilimli, eğilen, sıkışan
büklük :
tür. * bük (geniş alandaki çalılık) + lük (yer ve durum eki) * ovada, göl veya
akarsu kıyılarında, geniş yer kaplayan, sık diken, saz ve çalı topluluğu, bük
büklüm :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
lum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.); buckle, boucle (kıvrım, eğilme,
toka, sıkıştırma, bukle) (ing., fra) * kıvrılmış, eğilmiş, bükülmüş olan
bükma :
ara. * bakama (dilsiz olnak, konuşamamak), ebkem (konuşamayan, dilsiz) *
konuşamayanlar, dilsizler
bükmek :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
mek (fiil mastar eki) (tür.); biegen, beugen (bükmek, eğmek) (alm.) * kıvırmak,
eğmek
bükre :
ara. * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken
başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak) * sabah vakti, şafak
sökümü, sabahın erken saatleri, erken, parlak, seher
bükreş :
rum. * bucureşti (bucura (memnun olmak) + eşti (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * Romanya'nın başkenti
büküm :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
üm (isim yapım eki) * bir şeyin bükülmüş olan yeri, kat, kıvrım
bükün :
tür. * buk, buka, bük (boğmak, sıkıştırmak, eğmek; engel, tıkaç, set; boğa) +
ün (isim yapım eki) * kelimelerin, dilbilgisi görevleri ve yapı yönlerinden,
cümle içindeki ilişki durumlarına göre uğradıkları yapısal değişim
bül :
lat. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü)
(lat.); boule (top, yuvarlak cisim; küçük küre) (fra.); ball (top), bowl (tas,
kase, çanak, leğern), blow (üflemek, şişirmek) (ing.) * akciğerde, içinde hava
bulunduran 1 cm'den büyük yapı; ciltteki içi sıvı dolu kabarcık
bülbül :
gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.); balbala (ara.), poule, poulet
(tavuk) (fra.) * karatavukgillerden ötücü bir kuş
bülbülyuvası :
gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.) + yuva (ev, barınak) (yuv (top
yapmak, toparlak hale getirmek) + a (isim yapım eki) ) + sı (iyelik eki) (tür.)
* ismini, yuvarlak şeklinden ve ortasının çukur olmasından alan, Türk mutfağına
ait bir hamur tatlısı, bülbül konağı
bülent : far.
* bulend, buland (ba'l (koca, yüce, ulu) + and (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * yüksek, ulu, yüce
büllöz :
lat. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü)
+ osus (ile ilgili, -a ait) * içi sıvı dolu büyük kabarcıklar (büller)
oluşturan, kabarcıklı veya bül ile seyreden
büllöz pemfigoid :
lat., gre. * bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür
kapsülü) + osus (ile ilgili, -a ait) + pemphix, pemphig (kabarcık) + oeides
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kabarma, ürtikeryal lezyonlar ve kaşıntı
ile karakterize nadir, otoimmün, kronik bir deri hastalığı
büllük :
tür. * bül (küre, top) + lük (isim yapım eki) * oğlan çocuğu cinsel organı,
çocuk penisi, pipi (Adana ağzı); Kürtçe ve Zazacada “bilik” veya “bılık”
bülten :
gre., lat. * bala, bulla (top, yuvarlak, yuvarlak nesne, kabarcık, yuvarlak
şişlik, yumru, yuvarlak nesne) (gre., lat.) + etin (ile ilgili, gibi, -a ait)
(lat.); bullet, balle, boulet (mermi) (ing., fra.) * resmi duyuru; periyodik
faaliyet raporu
bülür :
gre., far. * pouli (kuş) (gre.); bulbul (far.) + ür (isim yapım eki) * kuş gibi
öten; Doğu Anadolu'da kullanılan dilli ve dilsiz kaval çeşitlerine verilen isim
bünyad :
ara. * bunya (yapı, bina) + ad (isim yapım eki) * bina etme, inşa etme,
yapılandırma, kurma
bünyamin :
ara. * ibn, ben (oğul, erkek evlat) + ı (tamlama eki) + emin (güvenilir), yemin
(sağdaki, güvenilir) (ara.); Benjamin (mübarek çocuk) (ing., fra.) * güvenilir
oğul
bünyan :
ara. * bunya (yapı, bina) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Kayseri’nin
bir ilçesi
bünye :
ara. * bana (inşa etmek, yapı kurmak), bina, bunya (yapı) * yapı, kuruluş;
vücut, vücut yapısı
büoyansi :
fra. * bouyance (bouée (şamandıra) + ance (isim yapım eki) ) * sıvı veya gaz
içinde bulunan bir cismin, yer değiştirdiği akışkanın ağırlığına eşit
büyüklükte yukarı doğru bir kaldırma kuvvetine sahip olma özelliği;
yüzebilirlik, kaldırma etkisi
büprenorfin :
lat. * bu (butyl (dört karbonlu alkil zinciri (C4H9) eki) + pren (fenantren
türevleri eki) + orphine (opoid analjezik olan morfin eki) * opioid
bağımlılığını tedavi etmek için kullanılan bir kombinasyon ilacın etken maddesi
(C29H41NO4)
bürgü :
tür. * bür (kıvırmak, eğmek) + gü (isim yapım eki) * kadınlarca kullanılan
tülbent niteliğinde bir tür başörtüsü; yeldirme
bürhan :
ara. * baraha (açıklamak, kanıtlamak, ispatlamak, ortaya koymak, ortaya
çıkarmak, meydana çıkarmak, açığa çıkarmak), burh (ışık, aydınlık, açıklık) +
an (isim yapım eki) * delil, kanıt, ispat, açık işaret; ışık, ışıma, aydınlık,
aydınlanma; açığa çıkma, meydana çıkma, ortaya çıkma
bürküt ata :
tür. * bürküt (kartal) + ata (baba, öncel, soy) * Türk mitolojisinde kartal
tanrı (Burkut, Burkit, Merküt, Markut, Mörküt, Börkit, Börköt, Bürgid)
büro :
gre., fra. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (fra.) (yazı masasının kaplama renginden) ) *
kağıtları koymak için çekmecesi olan çalışma masası, yazı masası; ofis
bürokrasi :
gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) +
kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç,
kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir
toplumdaki işleyiş ilkelerine göre çalışan sistem ve kurallar grubu
bürokrat :
gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) +
kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) (gre.) * devlet dairesinde çalışan
görevli
bürokratik :
gre. * bureau (burros (kırmızı) (gre.); bure (koyu kahverengi) + eau (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (yazı masasının kaplama renginden) (fra.) ) +
kratia (kuvvet, kudret, güç) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.)
* bürokrasiyle ilgili
bürudet :
ara. * berd (soğuk) * soğukluk
bürük :
tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* duvak
bürüm :
tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + üm (isim yapım eki) * zarf
bürümcük :
tür. * bür (kaplamak, örtmek; katlamak) + üm (isim yapım eki) + cük (ile
ilgili; küçültme eki) * bükülmüş ham ipekten dokunmuş bir tür ince bez
bürümek :
moğ., tür. * bür (örtmek, kaplamak) + mek (fiil mastar eki) (moğ., tür.); büreg
(karanlık) (moğ.) * kaplamak, örtmek, basmak, sarmak, almak
bürünmek :
moğ., tür. * bür (örtmek, kaplamak) + ün (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * örtünmek, kaplanmak
büryan :
far. * biriy (kızartmak, kavurmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bütün hayvanın kuyuya sarkıtılarak pişirilmesi, kuyu kebabı
büst :
lat. * bustum (beden; ölü yakılan yer, mezar; ölen kişinin küllerinin konulduğu
insan başı şeklinde vazo) * insan vücudunun genellikle omuzdan yukarısını gösteren
yontma eser
büstiyer :
lat., fra. * bustum (mezar anıtı; insan vücudunun omuzdan yukarısını gösteren
yontu) (lat.); buste (büst; göğüs) + ier (isim yapım eki) (fra.) * kadınların
kullandığı, vücudu saran ve göğüsleri destekleyen bir tür üst giysisi
büşra :
ara. * başara (müjdelemek, iyi haber vermek, sevindirici haber vermek) * iyi
haber, sevindiren haber, müjde (“başarı” kelimesiyle kök ilintili)
bütadien :
lat., gre. * butyrum (tereyağı) (lat.) + di (iki, ikili, çift) (gre.) + ene
(çift bağ içeren molekül eki) (lat.) * benzin kokusuna benzeyen, kolayca gaz
haline gelen, sentetik kauçuk, plastik ve lastik üretiminde kullanılan renksiz
ve yanıcı bir kimyasal madde (C4H6)
bütan :
lat. * butyrum (tereyağı) + ane (kimyasal madde eki) * dört karbon atomu içeren
ve yakıt olarak yararlanılan bir gaz (CH3CH2CH2CH3)
bütçe :
lat. * bulga (deri çanta, torba, kese) (lat.); bouget (küçük çanta, kese,
çıkın) (fra.), budget, Budget (bütçe) (ing., fra., alm.) * gelir ve gider
planı; mali kaynakların dağılımı, masraf planı
büten :
lat. * but (butan (C4H10) eki) + ene (çift bağ içeren molekül eki) * alken
sınıfından doymamış bir hidrokarbon (C4H8)
bütil :
lat. * butyrum (tereyağı) + yl (bir hidrokarbondan bir hidrojen çıkarıldığında
oluşan yan grup olan radikal belirteci) * dört karbonlu alkan zincirinden
türeyen, organik kimyada yan grup olarak kullanılan ve özellikle bileşiklerin
yapısında hidrokarbon zinciri şeklinde yer alan “C4H9-” yapısını ifade eden
kimyasal radikal grubu
bütin :
lat. * butyrum (tereyağı) + ine (kimyasal madde eki) * dört karbonlu zincirinde
bir üçlü bağ bulunan doymamış hidrokarbonları ifade eden kimyasal adlandırma
unsuru, örneğin 1-bütin (C4H6) veya 2-bütin (C4H6) )
bütirik asit :
lat. * butyrum (tereyağı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi,
asit) * tereyağı ve bazı fermente gıdalarda bulunan, keskin kokulu, dört
karbonlu yağ asidi; kısa zincirli karboksilik asit (C4H8O2)
bütün :
tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona
ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) * tam,
tüm, tümü, hepsi, tamamı, kamil, olgun, tamamlanmış
bütüncül :
tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona
ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) + cül (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tümleyici, tamamı kapsayan, bütünleyici,
tamamlayıcı, entegre edici, holistik
bütünleme :
tür. * büt (büyümek, serpilmek, gelişmek, bir araya gelip tam olmak, sona
ermek, bitmek, tamamlanmak, olgunlaşmak) + ün (isim/sıfat yapım eki) + le
(etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * bütüne ulaştırma, tümleme, tamamlama;
eğitimde başarısız olunan dersleri sene sonunda veya dönem bitiminde telafi
etmek amacıyla yapılan sınav, bütünleme sınavı
büve :
kaz. * büve (örümcek, böcek) * kan emici sinek, büğelek, büvelek
büvelek :
kaz. * büve (örümcek, böcek) + lek (isim yapım eki) * kan emici sinek, büğelek,
büve
büvet :
tür. * büge (tıkama, engellemek, set çekmek) + et (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir akarsuyu tutmak için yapılan engel
büya :
far. * buy (koku) * güzel koku, ıtır, nefes; bir şeye karşı duyulan aşırı
özlem, arzu ve meyil
büyü :
tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, kapatmak) + ü
(isim yapım eki) * kelime veya nesneleri kullanarak birisi üzerinde tesir ve
kontrol oluşturma
büyücü :
tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, kapatmak) + ü
(isim yapım eki) + cü (yapan, eden eki) * büyü yapan, sihirbaz
büyük :
tür. * bedhük (bedü (büyümek, irileşmek) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * iri, kocaman, geniş ve uzun olan
büyük kan dolaşımı :
tür. * büyük (iri, koca, geniş) + kan (damarlardaki hayat sıvısı) + dolaşım
(sirkülasyon, devridaim) + ı (iyelik eki) * kalpten çıkan temiz (oksijenli)
kanın tüm vücuda pompalanması ve kirli (oksijeni azalmış) kanın yeniden kalbe
dönmesini sağlayan dolaşım sistemi, circulatio major, circulatio systemica
büyük mücenneb :
tür., ara. * büyük (iri, koca, geniş) + mücenneb (yan tarafta olan; musikide
asıl sesin yan taraflarındaki ses) (cenb (yan, yan taraf) ) * Türk muikisinde
iki ses arasındaki 8 komalık mesafeye verilen isim
büyükayı :
tür., lat. * ursa (ayı) + major (büyük), büyük (iri, koca, geniş) + ayı
(yırtıcı etobur memeli) * yedi yıldızdan oluşmuş ve biçimi aşağı yukarı bir
tencereye benzeyen bir takımyıldız
büyükbaş :
tür. * büyük (iri, koca, geniş) + baş (ön, ilk, tepe, reis, yönetici, amir) *
sığır, manda gibi hayvanların genel ismi
büyükçekmece :
tür., gre., lat. * büyük (iri, koca, geniş) + çekmece (çekilen yer, kıyı
girintisi); atirus (aithrion (göğün altında, açık) ), atrium (avlu, açık alan)
(lat.) * İstanbul’un bir ilçesi (eski ismi Atirus (gre.) ); balık tutmak için
kullanılan ve çekilerek açılan kafesli haznelerden
büyükorhan :
tür., hit. * büyük (iri, koca, geniş) (tür.) + orhan (uru (şehir, yüksek yer,
müstahkem mevki) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral,
padişah, egemen) ) (hit.) * Bursa'nın bir ilçesi
büyümek :
tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek,
kapatmak) + ü (ek) + mek (fiil mastar eki) * iri hale gelmek, kocamanlaşmak,
genişlemek ve uzamak
büyüteç :
tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek,
kapatmak) + üt (etken fiil eki) + eç (-cü, yapan, eden) * bir görüntüyü
büyütmeye yarayan mercek
büyütmek :
tür. * böğ, büğ, büy (etkilemek, yayılmak, örtmek, kaplamak, genişletmek,
kapatmak) + üt (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * irileştirmek,
genişletmek, artırmak, çoğaltmak, yaymak
büz :
fra. * buse (suyolu, kanal) * pişmiş topraktan veya çimentodan yapılmış, kalın
su borusu, künk
büzgü :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + gü (isim yapım eki) *
kıvrım, eğim, sıkım
büzmek :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + mek (fiil mastar eki) *
bir nesneyi sıkıştırmak veya buruşturmak yoluyla o nesnenin boyutunu, kapladığı
hacmi küçültmek, daraltmak
büzük :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ük (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kalın bağırsağın en uç noktası, makat, anüs
büzüktaş :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ük (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + taş (eş, aynı olan) * çıkarları aynı olan kimseler, kafa dengi,
yakın arkadaş, kafadar
büzülmek :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + ül (edilgen fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * sıkışmak, buruşmak, küçülmek, daralmak
büzürg :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) * Türk musikisinde, karar perdesi Re (D) olan,
klasik Türk sanat müziğinde derin ve ağırbaşlı bir ifade taşıyan, uzun soluklu
melodik yapısı ve geniş aralıklarla dikkat çeken, özellikle tasavvuf müziğinde
sıkça kullanılan bir makam
büzürg-gerdaniye :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs
arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki)
(ara.) * Türk musikisinde portenin sol anahtarına göre beşinci çizgisinin hemen
üzerinde bulunan perde olan gerdaniyeye göre düzenlenmiş olan, karar perdesi Re
(D) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının varyantı olarak derin ve
mistik bir havaya sahip, melankolik ve ağır melodik yapısı ile tasavvufi
eserlerde tercih edilen büzürg makamı
büzürg-geveşt :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım
eki) (far.) * Türk musikisinde orta sekizlideki fa küçük mücennep diyezli, beş
komalık “fa diyez ” veya dört komalık ” re bemol” perdesinin ismi olan geveşte
göre düzenlenmiş olan, karar perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde
Büzürg makamının canlı ve neşeli varyantı olup, hareketli melodi yapısı ve
süslemeleriyle karakterize edilen, duygusal derinliği koruyan büzürg makamı
büzürg-maye :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli
madde, maya) * Türk musikisinde, segah + uşşak + segah şeklinde olan, makamın
ismi olan, karar perdesi La (A) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg
makamının ağır ve hüzünlü bir varyantı olarak derin ve melankolik melodik
yapıya sahip, uzun soluklu ve duygu yüklü eserlerde tercih edilen, mayeye göre
düzenlenmiş büzürg makamı
büzürg-nevruz :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz,
ruz (gün) ) * Türk musikisinde re ve do notaları üzerine kurulu, karar perdesi
La (A) olan, klasik Türk sanat müziğinde Büzürg makamının bahar temalı, neşeli
ve hareketli varyantı olup, zengin süslemeler ve melodik geçişlerle canlılık ve
tazelik hissi veren, neşeli ve enerjik bir makamın ismi olan nevruza göre
düzenlenmiş büzürg makamı
büzürg-selmek :
far., ara. * büzürg (büyük, yüce, ulu) (far.) + selm (barış, sükunet;
yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) (ara.) + ek (isim yapım ve
durum eki) * Türk musikisinde, rast ve hüseyni makamlarının birbirlerine
eklenmesiyle meydana getirilmiş olan, karar sesi rast (sol), güçlü sesleri neva
(re), dügah (la), ve hüseyni (mi) olan makamın ismi olan selmeke göre
düzenlenmiş büzürg makamı
büzürg-şehnaz :
far. * büzürg (büyük, yüce, ulu) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın
güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet,
güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde, 1. güçlüsü 12. derecedeki
muhayyer perdesi, 2. güçlüleri 8. ve 9. derecelerdeki neva ve hüseyni perdeleri
ve durağı 5. derecedeki dügah perdesi olan bir makamın ismi olan şehnaza göre
düzenlenmiş büzürg makamı
büzüşmek :
tür. * büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + üş (edilgen fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * sıkışmak, buruşmak, küçülmek, daralmak
byerlee yasası :
ing. * byerlee (Amerikalı jeofizikçi James D. Byerlee'nin soyadından) (ing.) +
yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * yer kabuğundaki
kayaçların bir fay boyunca kayması için gereken sürtünme kuvvetini açıklayan
temel bir bilimsel kural
bypass :
ing. * by (yanında, aracılığıyla) + pass (geçmek) * kalbin tıkalı olan
damarına, vücuttan (bacak veya göğüs) alınan yeni damarlar aracılığıyla yapılan
köprüleme
byproduct :
ing., lat. * by (yan, yanında) (ing.) + product (ürün; öne çıkan) (pro (ön,
ileri) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek,
tutmak, kapmak), duct (yönlendiren, liderlik eden, öncü olan, önder olan, öne
çıkan) ) * yan ürün
bystander effect :
ing., lat. * by (yanında; sayesinde; itibarıyla) + stander (ayakta duran kişi)
(ing.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) *
olaya doğrudan katılmayan, sadece gözlemleyen kişi; acil bir durumda, bir
kişinin yardım etme olasılığının, olay yerinde bulunan diğer kişiler arttıkça
azalması durumu; sorumluluk difüzyonu ve sosyal etkilenme
byte :
ing. * bite (binary (ikili) + digit (sayı) ) (ing.), beyt (ev) (ara.) * ASCII
karakterlerini ifade etmek için kullanılan ve her bitinde 0 veya 1 sayısı
bulunan 8 bitlik küme
C :
lat. * carbonium (carbo (kömür, kömürleşmiş madde) + ium (kimyasal element eki)
) * atom numarası 6 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, canlıların
temel yapı taşı olan, elmas ve grafit gibi farklı allotroplara sahip olan,
organik kimyada, çelik üretiminde, karbon fiber malzemelerde ve enerji depolama
teknolojilerinde kullanılan ametal element
c :
tür. * c, C * Türkçe alfabedeki üçüncü harf ("b"den sonra,
"ç"den önce)
c4 :
lat. * complementum (bir şeyi eksiksiz, tam hale getiren unsur, tamamlayıcı) +
4 * bağışıklık sisteminin bir parçası olan, kandaki seviyesi bağışıklık ve otoimmün
hastalıkların (Lupus vb.) teşhisinde kullanılen, efeksiyonlarla savaşmaya ve
yabancı hücreleri yok etmeye yardımcı olan kan proteini
ca :
far. * ca (yer, mevki mekan), ca, cay (gitmek, adım atmak, yerleşmek) * yer,
mevki, mekan, bulunulan yer, makam, rütbe, sığınak (caelum (gök, ilahi
varlıkların yeri) (lat.); ciel, cieux (gök) (fra.) )
Ca :
lat. * calcium (calx (kireç) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 20
olan, periyodik tablonun 2. grubunda bulunan, kemik ve dişlerin temel bileşenlerinden
biri olan, gümüş beyazı renkli olan, çimento, kireç, metalurji, biyolojik
sistemler ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılan bir toprak alkali
metal element
ca'b :
ara. * ca’aba (aşındırmak, kazmak, derinlemesine oymak, yontmak, şekil vermek)
(ara.); jab, job (iğne, delici, kazıcı, iş) (ing.) * kazma, oyma, yontma,
aşındırma
caba :
lat. * capere, capiens (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak) * ücretsiz,
bedelsiz alınan şey, bedava, fazla, fazlası; ekstra vergi, hacz
cabadan :
lat., tür. * caba (lat.) + dan (kaynak, köken ve nitelik eki) (tür.) *
ücretsiz, karşılıksız olarak, para ödemeksizin, üste olarak, fazladan
cabir :
ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak,
gütmek, güdülemek) * cebredici, zorlayan, zorla yaptıran; galib gelen;
şefkatsiz, merhametsiz
cabiye :
ara. * caba, cavb (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek, cevap
vermek, karşılık oluşturmak, gerektirmek; doldurmak (kap vb.) + iye (araç eki)
* içinde su toplanan büyük havuz, cevab (ç.); Şam diyarında bir şehir adı;
cemaat
cabomba :
lat. * Cabomba (Yerel Güney Amerika adı) * su bitkisi, Cabombaceae
familyasından bir bitki
cabombaceae :
Nilüfergiller (Nymphaeaceae) ile akraba olan, tatlı sularda yaşayan,
akvaryumlarda popüler olan Cabomba ve Brasenia gibi cinsleri içeren sucul, otsu
çiçekli bitkilerin oluşturduğu küçük bir botanik familya, yelpaze otu, su
kalkanı
cabrilla :
lat. * caprae (keçi) + illa (küçültme eki) * tropik doğu pasifik denizinde
yaşayan yenilebilir levrek cinsi bir balık
caca :
lat. * caca (kaka, dışkı) * Roma mitolojisinde ocak ve ateş tanrıçası (saf
olmama, atık anlamları bağlamında)
cacak :
boş. * cacak (akar suların içindeki çamur, kil veya akıntı dalgalarıyla oluşmuş
küçük kum tepeleri/tümsekleri) * Balkan coğrafyasında ve Boşnak kültüründe
düğün ile kına gibi eğlencelerde sıklıkla icra edilen, hızlı ritmi, kendine has
kemer veya sepet örgüsü şeklinde el tutuş biçimi ve seri ayak figürleriyle öne
çıkan, halaya benzeyen geleneksel bir halk dansı; Arnavut göçmenlerinin düğün
ve kına gecesi gibi toplantılarında oynadıkları eğlenceli bir oyun
cacatuidae :
mal., lat. * kakatua (kakadu kuşu) (mal.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Avustralya, Endonezya ve
Filipinler bölgelerine özgü, başlarında gösterişli bir ibik bulunan zeki ve
sosyal papağan familyası, Kakadugiller
cache :
ing. * cache (önbellek) * sık kullanılan verileri daha hızlı erişim için geçici
olarak saklayan yüksek hızlı bellek türü
cacık :
far., tür. * jaj (yemeklik yabani otlar) (far.) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait)
(tür.) * küçük parçalar halinde dilimlenmiş hıyarın yoğurt ile
karıştırılmasıyla elde edilen yiyecek
cactaceae :
gre. * kaktos (dikenli bir bitki türü) (gre.); cactus + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * genellikle kurak ve sıcak iklimlerde yaşayan, büyük
çoğunluğunda yaprak yerine bitkiyi otçul hayvanlardan koruyan ve su kaybını en
aza indiren dikenleri olan, etli (sukulent) bitkilerin oluşturduğu botanik bir
familya
CAD :
ing. * computer (bilgisayar) + aided (destekli) + design (tasarım) *
mühendislik ve mimarlıkta teknik çizim ve modelleme için kullanılan bilgisayar
destekli tasarım sistemi
cadaloz :
far. * cadı, cadu (bilge kadın, hikmet sahibi kadın, hükmeden) + loz (kadın
anlamı veren son ek) (far.); kadı, kadi (hakim, hükmeden) (ara.) * ters,
geçimsiz, asabi, huysuz, kaprisli (kadın için)
cadde :
ara. * cad, cedd (büyük ve geniş yol; büyüklük) + de (ile ilgili, gibi, -a
ait); cedd (büyük büyük baba, ata) * yerleşim birimindeki ana yol
cadı :
far. * cad (hükmetmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.); kadı,
kadi (hakim, hükmeden) (ara.) * hüküm altına alan, sihirbaz, büyücü, zihin
kontrolcü
cadil :
ara. * cadala (boğuşmak, savaşmak, vuruşmak, uğraşmak, mücadele etmek,
çarpışmak, gayret göstermek, çabalamak, tartışmak, münakaşa etmek), mücadele
(boğuşma, uğraş, tartışma, çarpışma) * gürbüz, güçlü, kuvvetli, kavi, metin
caduceus :
gre. * karykeion (karyx, kerux (haberci, müjdeci, elçi) + eion (isim yapım eki)
) * Yunan mitolojisinde Hermes ve dolayısıyla Greko-Mısır Mitolojisinde Hermes
Trismegistus tarafından taşınan asa, kadüse
caecilia :
lat. * caecus (kör) + illius (ile ilgili, -a ait) * bacaksız, solucana benzeyen
ve genellikle toprağa gömülü yaşayan bir grup amfibi (iki yaşamlı) canlı türü,
Caecilian (Ayaksızlar) ) (Antik Roma'daki güçlü bir aile olan Caecilius soyuyla
ilgili)
caeciliidae :
lat. * caecus (kör) + illius (ile ilgili, -a ait) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * genellikle kör
kurbağalar veya ayaksız iki yaşamlılar olarak bilinen, nemli tropikal
bölgelerde toprak altında yaşayan, bacakları olmayan, solucan veya yılan
benzeri amfibilerin oluşturduğu bir hayvan familyası
caenidae : gre.,
lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman)
(gre.); caenis (lat.); caenum (çamur, balçık) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Ephemeroptera
(mayıs sinekleri) takımına bağlı, küçük boyutlu (çoğu türü 3 mm civarında) ve
genellikle sarımsı, grimsi renkli, sadece tek bir çift kanatları bulunan,
genellikle tatlı su ekosistemlerinde yaşayan küçük boyutlu bir böcek familyası,
küçük kare solungaçlı mayıs sineği, minyatür mayıs sineği
caenolestes :
gre. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) +
lestes (soyguncu, yağmacı) * Caenolestidae familyasına ait olan, Güney
Amerika'da yaşayan, görünüş olarak kemirgenlere benzese de, genetik olarak
keseliler (marsupialia) sınıfında yer alan, sivri fareye benzeyen küçük, etçil
keseli hayvanları (shrew opossum) kapsayan bir cins
caenolestidae :
gre., lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman)
+ lestes (soyguncu, yağmacı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın And
bölgelerinde yaşayan küçük böcekçil keseli memelilerin (şrew keseli sıçanlar)
oluşturduğu, Caenolestes cinsini tip cins olarak içeren, familyası
caesalpinia :
lat. * Caesalpinus (İtalyan botanikçi Andrea Cesalpino'nun soyadından) + ia
(isim yapım eki) * tropikal ve subtropikal çalı veya ağaç, Fabaceae
familyasından bir bitki
cafcaf :
far. * caf (ahlaksız ve iffetsiz kadın, mahremini gösteren kadın, namussuz,
fahişe) + caf * gösteriş, şatafat
cafer :
ara. * ca’fer (küçük akarsu) * akarsu, nehir
caferi :
ara. * cafer (İmam Cafer-i Sadık’ın kurduğu Şiilik mezhebinin ismi) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ismini, kurucusu Ca'fer el Sadık'tan alan ve
Şiiliğin bir kolu olan mezhepten olan kimse, Cafer mezhebinden olan
cağ :
erm., gür. * cağ (şiş, mil, çatal, parmaklık )
* Doğu Anadolu'da (Erzurum, Kars çevresi) yaygın olarak kullanılan, örgü
örmekte veya et pişirmekte (meşhur Cağ Kebabında olduğu gibi) faydalanılan ince
metal veya ahşap şiş, mil
cağlık :
erm., tür. * cağ (şiş, mil, çatal, parmaklık )
(erm.) + lık (yer ve durum eki) (tür.) * bobinlerden gelen iplik uçlarının aynı
gerginlikte, birbirine paralel ve düzgün bir Ģekilde tambur üzerine
aktarılmasını sağlayan en önemli eleman; tokat yöresinde esiden mutfak lavabosu
olara kullanılan bölüm
cahid :
ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, çalışmak, gayret etmek,
azmetmek) * çaba gösteren, gayret eden, mücadele eden; bildiği halde inkar
eden; ayak direyen
cahil :
ara. * cahala (bilmemek, bilgisiz olmak), cehl (bilmemezlik, bilgisizlik,
ilimsizlik) * eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen
cahilane :
ara., far. * cahil (eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen) (ara.) + ane (-ca, -cesine,
tarzında, olarak, gibi) (far.) * cahilce, cahil şekilde, cahilcesine
cahiliyet :
ara. * cahil (eğitimsiz, bilgisiz, bilmeyen) + iye (durum eki) * cahil olma
hali, bilgisizlik durumu
cahit :
ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, çalışmak, gayret etmek, azmetmek)
* çaba gösteren, gayret eden, mücadele eden; bildiği halde inkar eden; ayak
direyen
cail :
ara. * ceale (yapmak, kılmak, oluşturmak) * yapan, kılan, oluşturan
caim :
ibr., gal., lat. * kabil, kayn (mülk, kazanç; demirci) (ibr.); caim (koruyan,
çevreleyen, daire; sığınak) (gre., lat.); kaim (duran, ayakta duran, dikilen,
yerine geçen, yerinde duran) (ara.) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, ardıç kuşu ya da elinde keskin
bir kılıç tutan insan formunda tasvir edilen, geleceği ön görme, hayvanların
dillerini anlama ve suların sesini anlamlandırma yeteneklerine sahip,
cehennemin otuz lejyonuna hükmeden 53. sıradaki cin
cair :
ara. * cara (haksızlık etmek, adaletsiz davranmak, eğri davranmak, zulmetmek),
cevr (haksızlık, adaletsizlik, eğrilik) * mani, engel; eğri; haksız, adaletsiz;
cevreden, zulmeden, zalim
caiz :
ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak,
izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak,
karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş
hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * uygun, geçerli, izin verilmiş,
olabilir, mümkün; dine, yasaya, kurala göre yapılması uygun olan
caize :
ara. * caiz (uygun, olabilir, mümkün; dine, yasaya, kurala göre yapılması uygun
olan) + e (isim yapım eki) * eski Türk edebiyatında şairlerin, devlet
adamlarının veya diğer itibarlı kişilerin üstünlüklerini anlatıkları medhiyye
veya diğer eserlere karşılık aldıkları mükafat, bağış, hediye
caka :
isp. * jaco (ceket) (isp.); giacca, jacket, Jacke (ceket) (ita., ing., alm.) *
kendini başkalarına beğendirme çabası, çalım, gösteriş, fiyaka
cakarta : san.
* jayakarta (zafere götüren) (jaya (zafer) + karta (yapıcı, gerçekleştirici,
icracı) ) * Endonezya'nın başkenti
ca'l :
ara. * ca'l (oluşturmak, kılmak, yaratmak), tecelli (oluşum, yaratım) *
yaratmak, halk etmek, oluşturmak
calaba :
isp. * carapa, calaba (baljabağı, kabak türü; yağ) * dalgıcın havayı
değiştiremiyerek ağzının eğrilmesi, dilinin tutulması; salkım şeklinde kokulu
beyaz çiçekli dayanıklı gövdeli batı hindistan'da yetişen bir ağaç
calamagrostis :
lat. * calamus (kamış) + agrostis (çim) * kamış benzeri çim, Poaceae
familyasından bir bitki
calamariidae :
gre. * kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru;
kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.);
calamus (kamış; kalem) + aris (ile ilgili, gibi) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güneydoğu
Asya, Hindistan, Güney Çin ve Japonya'da yayılım gösteren, genellikle 30 cm
civarındaki küçük boyutları, yeraltında tünel kazma (toprak altı)
alışkanlıkları ve solucanlarla beslenmeleriyle bilinen, cüce kazıcı yılanları
barındıran bir sürüngen (yılan) familyası
calamus :
gre. * kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru;
kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.);
calamus (kamış; kalem) (lat.) * palmiye familyası Arecaceae'de bulunan, rattan
palm olarak bilinen ve kanserojen bir uçucu yağın kaynağı olan tatlı bayrağın
aromatik soyulmuş ve kurutulmuş köksapı, hint kamışı
calanthe :
lat. * kallos (güzel) + anthos (çiçek) * orkidegiller (Orchidaceae)
familyasından beyaz, pembe, sarı veya mor renkli gösterişli çiçekler açan
tropikal bir orkide cinsi
calappidae :
gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Calappoidea
üstfamilyasına bağlı olan, kabuklarının köşeli ve kutumsu yapıları, ayrıca
yüzlerini ve gözlerini korumak için kullandıkları büyük, özel kıskaçları olan
bir deniz yengeci familyası, utankan yengeçler, kutu yengeçleri
calappinae :
gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) + inae (zoolojik alt familya
eki) (lat.) * yengeçler (Brachyura) alt takımına bağlı Calappidae familyası
içinde yer alan kıskaçları çok büyük ve vücudun ön kısmını bir kalkan gibi
tamamen kapatacak şekilde evrimleşmiş olan bir deniz yengeci alt familyası,
kutu yengeçleri
calappoidea :
gre., lat. * kalape, kalappe (sepet, hasır kap) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * on ayaklılar (Decapoda) takımına
ait, kıskaçları başlarının hemen önüne kalkan gibi kapanacak şekilde
evrimleşmiş olan yengeçleri kapsayan üst familya, kutuyengeçleri, utanmaz
yengeçler
calathea :
lat. * kalathos (sepet, çanak) * dekoratif yapraklı tropikal bitki, Marantaceae
familyasından bir bitki
calcaneus :
lat. * calc, calx (topuk, sert kısım) + eneus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * topuk çıkıntısını oluşturan, ayak bileğinin en büyük kemiği
calceolariaceae :
lat. * calceus (ayakkabı, çizme) + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili,-a
ait) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Güney Amerika kökenli, Lamiales
takımına ait, parlak sarı, turuncu, kırmızı tonlarında renklere sahip olan,
genellikle gösterimli ve şişkin yapıdaki çiçekleriyle bilinen bir çiçekli bitki
familyası
calendula :
lat. * calendae (ayın ilk günü) + ula (dişil küçültme eki) * sarı veya turuncu
çiçek açan, Asteraceae familyasından bir bitki, aynısefa (marigold)
bitkilerinin cinsi, küçük takvim çiçeği (Bitkinin uzun süre çiçekli kalması
veya bazı türlerinin neredeyse yıl boyunca çiçek açması nedeniyle Roma
takviminin ay başlangıçlarıyla ilişkilendirilmiştir.)
calip :
ara. * celebe (kendi tarafına çekmek, getirmek, çağırmak) * celbeden, çağıran
calla :
gre. * kalos (güzel, iyi), kalla (iyi, güzelce, yolunda) * dekoratif çiçek açan
su bitkisi, Araceae familyasından bir bitki
call-exner cisimleri :
ing., alm., tür. * Call-Exner (Amerikalı patolog Dr. Emma Louise Call ve
Avusturyalı anatomi ve fizyoloji uzmanı Dr. Sigmund Exner) (ing., alm.) +
cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * Granüloza
hücreli tümörlerde gözlenen küçük yapılar
calliandra :
lat. * kallos (güzel) + aner, andros (erkek, stamen) * gösterişli tohum ve
çiçekleri olan, Fabaceae familyasından bir bitki
callicarpa :
gre. * kallos (güzel) + karpos (meyve, tohum) * güzel meyveli çalı, Lamiaceae
familyasından bir bitki
callichthyidae :
gre., lat. * kallos (güzel) + ikhthys (balık) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Güney Amerika'ya
özgü tatlı su balıklarını kapsayan balık familyası, zırhlı çöpçü balıkları veya
zırhlı yayın balıkları ailesi
callionymidae :
gre., lat. * kallos (güzel) + onyma, onoma (isim, ad, terim) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * genellikle sığ tropikal ve ılıman denizlerde, kumlu ve çamurlu
diplerde yaşayan kemikli deniz balıklarının dahil olduğu bir familya, üzgün
balığıgiller, ejder balığıgiller
callisto :
gre. * kallos (güzel) + istos (pekiştirme eki; en) * Yunan mitolojisinde,
Artemis'in arkadaşlarından biri olan ve Zeus tarafından ayıya dönüştürüldüğü
anlatılan peri/nympha
callitrichaceae :
gre., lat. * kallos (güzel) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) (lat.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tatlı sularda veya
bataklıklarda yaşayan, otsu ve sucul bitkileri kapsayan eski bir botanik familyası,
Su yıldızotugiller
callitriche :
gre. * kallos (güzel) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) + e (dişil eki) *
Plantaginaceae (sinirliotugiller) familyasından, genellikle durgun tatlı
sularda ve bataklıklarda yetişen sucul bitki
callorhinchidae : gre.,
lat. * kallos (güzel) (gre.) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız
kısmı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Yarımküre'de (Güney Amerika, Yeni Zelanda,
Avustralya ve Güney Afrika kıyıları gibi) tuzlu ve acı sularda yaşayan,
burunlarının ucunda esnek, kanca benzeri karakteristik bir yapı bulunan,
kıkırdaklı balıklar sınıfına ait, halk arasında "saban burunlu kimer"
olarak bilinen bir hayvan familyası
calluna :
gre., lat. * kallynein (güzelleştirmek, temizlemek, süslemek) (gre.); calluna
(güzel bitki, temizleyen çalı) (lat.) * fundagiller (Ericaceae) familyasından
gelen çok yıllık ve herdem yeşil bir çalı bitkisi cinsi, funda çiçeği, süpürge
otu, erika
calocedrus :
gre., lat. * kallos (güzel) (gre.) + cedrus (sedir) (lat.) * hoş kokulu ve
estetik görünümü ile bilinen sedir türü, genellikle yapı ve dekoratif amaçlı
kullanılan, Cupressaceae familyasından bir ağaç
calophyllum :
gre. * kallos (güzel) + phyllon (yaprak) * geniş ve parlak yaprakları olan,
tropikal bölgelerde değerli odun sağlayan ağaç, Calophyllaceae familyasından
bir bitki
caltha :
lat. * caltha (saz çiçeği) * genellikle nemli alanlarda yetişen ve parlak sarı
çiçekleri ile dikkat çeken otsu bitki, Ranunculaceae familyasından bir bitki
calut :
ibr., ara. * galah (sürgün, göç eden) * MÖ 11. yüzyılda Tanah, Eski Ahit ve
Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen, İsrailoğulları'na zulmeden Amâlika (veya
Filistîler) kavminin devasa cüsseli, yenilmez kabul edilen ancak gelecekteki
İsrail Kralı Hz. Davud tarafından bir sapan taşıyla düelloda öldürülen efsanevi
komutanı ve kralı, Golyat
calvin döngüsü :
ing., tür. * calvin (Amerikalı biyokimyager Melvin Calvin'in soyadından) (ing.)
+ döngü (dönem, devir, periyod, siklus) + sü (iyelik eki) (tür.) * fotosentez
sırasında tilakoid membranların dışındaki bir kloroplastın sıvı dolu bölgesi
olan stromada gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar kümesi; Karbon fiksasyonu ve
fotosentez sırasında ATP ile NADPH kullanarak CO₂’yi organik bileşiklere dönüştürme süreci;
fotosentezin karanlık reaksiyonlarında kloroplast stromasında gerçekleşen,
CO2'nin glikoz ve diğer karbonhidratlara dönüştürülmesini sağlayan biyokimyasal
döngü
calycanthaceae :
gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + anthos
(çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * kışın
yapraklarını döken veya her daim yeşil, aromatik çalılardan ve ağaçlardan
oluşan, hoş kokulu çiçekleri olan ve özellikle süs bitkisi olarak yetiştirilen
odunsu bitki familyası, kadeh çiçeği, kalikantusgiller
calyceraceae :
gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + keras,
keratos (boynuz, keratin) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
Asterales takımına ait, papatyagiller (Asteraceae) ve hanımeligiller
(Dipsacaceae) familyalarıyla yakın akraba özellikler taşıyan, genellikle Güney
Amerika'nın güney kısımlarında ve And Dağları'nda doğal olarak yetişen çiçekli
bitki familyası
calyptocephalellidae :
gre., lat. * kalyptein (örtmek, gizlemek) + kephale (baş, kafa) (gre.) + ellus
(küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'ya özgü yarı sucul kurbağaların
oluşturduğu, Genellikle Şili ve çevresindeki Güney Amerika bölgelerinde
bulunan, tek örneği Calyptocephalella cinsi altında yer alan Şili miğferli su
kurbağası (Calyptocephalella gayi) olan amfibiler (iki yaşamlılar) sınıfının
kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait bir amfibi familyası
calyptratae :
gre., lat. * kalyptein (örtmek, gizlemek) + tratos (ile ilgili, -a ait) (gre.);
atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ae (taksonomik grup eki) (lat.) *
kanatlı böcekler (Diptera) takımının Schizophora alt grubuna ait olan, ev
sinekleri, et sinekleri ve tsetse sineklerini kapsayan bir sinek alt taksonu,
kaliptrat sinekler
calystegia :
gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) + stegein
(örtmek) * tırmanıcı ve sarmal yapısı ile çiçeklerini çanak yapraklarıyla örtüp
gösterişli bir görünüm veren, Convolvulaceae familyasından bir bitki
calyx :
gre. * kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) * bir
çiçeğin çanak yapraklarından oluşan dış kısmı
cam :
far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) * silisli kumun soda veya potas katılarak yüksek
ısıda eritilmesiyle elde edilen, sert, saydam ve kırılgan cisim
CAM :
ing. * computer (bilgisayar) + aided (destekli) + manufacturing (üretim) *
üretim makinelerinin bilgisayar yazılımlarıyla kontrol edilmesini sağlayan
teknoloji
camadan :
far. * came (giysi) + dan (torba bohça, ile ilgili) (giysi bohçası) * seren
(dört köşe) yelkenlerin üst yakalarından boğarak yüzeylerini küçültme
camassia :
lat. * Camass (Yerel Kuzey Amerika adı) * soğanlı ve mavi çiçekli olan, Kuzey
Amerika yerli halkınca besin kaynağı olarak da kullanılan, Asparagaceae
familyasından bir bitki
cambaridae :
gre., lat. * kammaros (yengeç, ıstakoz) (gre); cambarus + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) *
Astacoidea üst familyasına bağlı olan, on ayaklılar (Decapoda) takımına üye
olan, çoğunlukla Kuzey Amerika'da yaşayan tatlı su kerevitlerini (tatlı su
ıstakozu) içeren en büyük kabuklu omurgasız hayvan familyası
cambaz :
far. * can (can, yaşam, hayat) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal
eden, uğraşan) * canıyla oynayan; genellikle ip üstünde olmak üzere dengeye
dayalı gösteriler yapan kimse
cambazhane :
far. * can (can, yaşam, hayat) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal
eden, uğraşan) (canıyla oynayan) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut,
yuva) * cambazların oyunlarını gösterdikleri yer
cambul :
tür. * cambul (pek sulu, çok sulu, suyu bol (ses yansımalı (onomatope) kelime)
) * pek sulu, çok sulu, suyu bol; bir kabın ya da yemeğin içerisindeki katı
tanelerin sıvıya oranla çok az olduğunu, yiyeceğin aşırı derecede sulu ve
kıvamsız olduğunu ifade eden sıfat
camekan :
far. * came (cam) + gan, kan (yer ve durum eki) * camlı bölme veya yer; satılık
veya sergilenecek ürünlerin yerleştirildiği önü camlı bölmeleri, vitrinleri ya
da bir mekânı bölümlere ayıran şeffaf cam yapı
camekkiye :
far. * came (cam) + kiye (yer ve durum eki) * hamamlarda veya tiyatrolarda
müşterilerin üstünü değiştirip dinlendiği, genellikle camlı ve geniş soyunma
yeri
camelidae :
gre., lat. * kanelos (deve) (gre.); camelus (lat.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Afrika, Asya
ve Güney Amerika'da yaşayan, çift tırnaklı memeliler takımına ait, uzun
boyunlu, ince bacaklı, diğer gevişgetirenlerden farklı olarak boynuzları
olmayan, üç odacıklı mideye sahip olan deve, lama, alpaka ve vikunya gibi otçul
(herbivor) hayvanları kapsayan bir hayvan familyası
camellia :
lat. * Kamel (İtalyan misyoner ve botanikçi Georg Kamel'in soyadından) + ia (isim
yapım eki) * Theaceae (çaygiller) familyasından, beyaz, pembe veya kırmızı
renklerde, gösterişli ve gül benzeri çiçekler açan, dekoratif amaçlı
yetiştirilen dayanıklı bir süs bitkisi (Japon gülü) cinsi, kamelya
camellia sinensis :
lat. * Kamel (İtalyan misyoner ve botanikçi Georg Kamel'in soyadından) + ia
(isim yapım eki) + sina (Çin) + ensis (ile ilgili,-a ait) * Çaygiller
(Theaceae) familyasına ait olan, siyah, yeşil ve beyaz çay gibi hepimizin
tükettiği içeceklerin elde edildiği çay bitkisinin botanik adı
camenta :
lat. * camen (su; kehanet) + ta (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Roma
mitolojisinde doğum, kaynak ve kehanet tanrısı
camgöbeği :
far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) + göbek.(orta, merkez, iç) + i (iyelik eki)
* yeşile yakın mavi renk, yeşile çalan mavi
camgöz :
far. * cam (bardak, kadeh, sürahi) + göz (görme organı) * gözü takma olan
kimse; parlak gözlü, 1.5 m boylarında bir tür köpekbalığı (Galeius Canis
(galeos, galeius (köpekbalığı) + kuon, canis (köpek) (gre., lat.) )
camgüzeli :
far., tür.* cam (bardak, kadeh, sürahi) (far.) + güzel (hoş, iyi) + i (iyelik
eki) (tür.) * evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, kırmızı çiçekler açan
bir tür kınaçiçeği
camız :
ara., far. * camus, camuş (manda, su sığırı) (ara.), gamuş (gav (inek, sığır)
(ara.) + maş (toplamak, tutmak, kıstırmak) (far.) ) * manda, su sığırı
cami :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); come,
kommen (gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing.,
fra., alm), jamm (kalabalık), cumulate (birikmek) (ing.), (ortak), cumulative,
accumulé, accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * toplayan, bir araya getiren;
toplu, toplama
camia :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + iye (isim yapım eki) * cemiyet, topluluk, kitle
camid :
ara. * cemede (donmak; hareketsiz kalmak, sabit kalmak, katılaşmak,
sertleşmek), camid (ruhsuz, sert, katı madde, cansız, hareketsiz, sabit),
tecemmud (donma, sertleşme, katılaşma, hareketsiz duruma gelme) * ruhsuz, sert,
katı madde, cansız, hareketsiz, sabit
camillidae :
lat. * camillus (soylu, asil, yüksek statülü, genç; Antik Roma'da tanrılara
sunulan törenlerde görev alan genç erkek), camilla (Antik Roma'da tanrılara
sunulan törenlerde görev alan genç kız) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * çift kanatlılar (Diptera)
takımına ait, çoğunlukla leşlerin ve bazı organik atıkların üzerinde yaşayan
küçük boyutlu sinekleri kapsayan bilimsel bir böcek familyası
campanula :
lat. * campana (çan) + ula (dişil küçültme eki) * çan biçimli küçük çiçekleri
ile tanınan, genellikle bahçe ve dekoratif alanlarda yetiştirilen, Campanulaceae
familyasından bir bitki
campanulaceae :
lat. * campana (çan) + ula (dişil küçültme eki) + aceae (-giller, botanik
familya eki) * küçük çan; çiçekleri genellikle çan şeklinde olan, kesildiğinde
beyaz, sütlü bir özsu salgılayan, çanak ve taç yaprakları genellikle kaynaşmış
olup, mavi, leylak veya beyaz renkli çansı çiçekleri olan, bir veya çok yıllık
otsu bitkilerin ve çalıların yer aldığı bitki familyası, çan çiçeğigiller
campestris :
lat. * campus (saha, alan, düzlük, düz alan) + estris (isim yapım eki) * bitki
hastalıklarıyla ilişkileriyle yaygın olarak bilinen bir bakteri grubu olan
Xanthomonas cinsinin bir üyesi olan gram negatif, zorunlu aerobik bir bakteri
campodeidae :
gre., lat. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş,
kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * Çatal kuyruklular (Diplura) takımına ait olan,
toprakta, yaprak çürüntülerinde ve mağaralarda yaşayan, kanatsız, gözsüz ve
soluk renkli altıbacaklı (böcek benzeri) eklembacaklıların oluşturduğu bir
hayvan familyası
campsis :
gre. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş,
kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + sis (isim yapım eki) * uzun ve esnek sarmaşık
gövdeleri ile trompet biçimli çiçekleri olan Bignoniaceae familyasından
dekoratif, tırmanıcı bir bitki
camptotheca acuminata :
gre., lat. * kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan), kamptos (eğilmiş,
kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık) + theke (kutu, kılıf, kap, mahfaza) (gre.) + acus
(iğne, sivri olan), acuere (keskinleştirmek, sivriltmek), acutus (keskin, sivri
uçlu, ani), acuminatus (sivrilmiş, ucu keskin) (acuminare (sivriltmek,
keskinkeştirmek) (acumen (sivri uç) + are (fiil nastar eki) ) + atus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * Çin ve Tibet'e özgü, tıbbi özellikleri nedeniyle
"mutlu ağaç" (happy tree) veya "kanser ağacı" olarak da
bilinen, kanser tedavisinde kullanılan güçlü bir bileşik olan kamptotesin
(camptothecin) maddesinin ana kaynağı bir bitki türü
campylopus :
gre. * kamptos (eğilmiş, kıvrılmış, bükülmüş, kıvrık), kampylos (eğri, eğik,
bükük, kıvrık) (kampe (kıvrım, büklüm, tırtıl, kıvrılan hayvan) + ylos (sıfat
yapım eki) ) + pous, podos (ayak) * eğik yapraklı, yosun benzeri bitki,
Polytrichaceae familyasından bir bitki
can :
far. * can (yaşam, hayat, dirilik, ruh, hayat cevheri, dirim kuvveti) (far.);
gen, géne, Gen (gen) (ing., fra., alm.), genesis, genèse, Genesis (yaratılış,
oluşum) (ing., fra., alm.), kan (dolaylı anlam), can (yapabilmek) (ing.), kann
(yapabilmek) (alm.) * dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen; yaşayan
varlıkların yaşamasını sağladığına ve ölümle varlıktan ayrıldığına inanılan
madde dışı varlık, özellikle insan ve hayvanlarda yaşam tözü, yaşam ilkesi
canakinumab :
lat. * canakin (interlökin IL-1β inhibitörü) + u (bağlaç) + mab (human
monoclonal antibody (insan monoklonal antikor) ) * sistemik jüvenil idiyopatik
artrit, yetişkin başlangıçlı Still hastalığı dahil aktif Still hastalığı ve gut
alevlenmelerinin tedavisinde kullanılan ve interlökin-1 betayı hedef alan bir
insan monoklonal antikoru
canan :
far. * can (yaşam, hayat ruh, gen) + an (çoğul eki) * canlar; sevgili (kadın)
cananga :
lat. * Cananga (Yerel Güneydoğu Asya adı) * tropikal bölgelerde yetişen, kokulu
çiçekleriyle bilinen ağaç, Annonaceae familyasından bir bitki
canariensis :
gre., lat. * kanarini (kanarya) (gre.); canario (lat., isp.) + ensis (ile
ilgili, gibi, -a ait) * Kanarya Adaları ile ilgili
canavar :
ara., far. * can (dirim, hayat, yaşam, ruh) + var, bar (yüklenmek, taşımak,
getirmek; yük) (far.); jennifer (beyaz peri) (gwenhwyfar (gwen (beyaz) + hwyfar
(peri) ), guinivere (guini (beyaz) + vere (peri) ) (beyaz peri) (gal.) * canı
olan, çeken, sürükleyen, güncel, akan, akış canlı her türlü hayvan
canberra :
ngu. * canberra (su ve toprağın buluşması, toplanma yeri; kadın göğüsleri,
kadın göğüsleri arasındaki boşluk) (can (toprak, yer) + berra (su, nehir) ) *
Avustralya'nın başkenti
cancağız :
ara., tür. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + cağız (sevimlilik ve küçültme
eki) (tür.) * sevgi, yakınlık, samimiyet sözü
canciğer :
far. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + cagar, cigar (yakar, çakar) *
içlidışlı, sıkı fıkı, pek yakın, pek içten arkadaş
cancridae :
lat. * karkinos (yengeç) (gre.); cancer (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Cancroidea
üstfamilyasına bağlı olan, Kuzey Atlantik ve Akdeniz gibi sularda yaşayan ünlü
pavurya (Cancer pagurus) gibi büyük ve yenilebilir yengeç türlerini içeren bir
eklembacaklı familyası
candan :
far. * can (dirim, yaşam, hayat ruh, gen) + dan (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * içten, yürekten, samimi bir şekilde; sevgiyle ve gönülden gelen bir
tutum veya davranışı ifade eden zarfsı yapı
candesartan :
lat. * candes (ilaç serisi adı) + ar (anjiyotensin reseptör blokeri eki ARB) +
tan (kimyasal son ek, tetrazol grubunu gösterir) * yüksek tansiyon ve konjestif
kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin reseptör blokeri
(C24H20N6O3)
candida :
lat. * candidus (beyaz, çok parlak) * insanlarda ve hayvanlarda mantar
hastalığına yol açabilen bir maya cinsi
canel :
far., tür. * can (dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) (far.) + el
(kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören
organ) (tür.) * içten, samimi, candan uzatılan el, dostun yardım eli; erkek
ismi
canellaceae :
gre., lat. * canellus, canella (küçük kamış, küçük tüp, küçük boru) (kanna (kamış,
boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) + ellus, ella (küçültme eki) )
+ aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Canellales takımında yer alan,
çoğunlukla Karayipler, tropikal Güney Amerika, Madagaskar ve tropikal Afrika'da
yetişen, genellikle "tarçın" benzeri aromatik kabukları olan,
aromatik, yapraklarını dökmeyen ağaç ve çalılardan oluşan tropikal çiçekli
bitki familyası
caner :
far., tür. * can (ruh, dirim, yaşam, hayat) (far.) + er (erkek, adam, yiğit,
kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * cesur,
yiğit, kahraman; delikanlı, genç, dinamik; çok içten, sevilen, sevimli kimse
canesan :
lat. * canus (beyazımsı, gri) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) *
beyazımsı, grimsi tüylerle kaplı, kırlaşan, beyazlaşan (özellikle yaprak veya
gövde için kullanılan botanik sıfat)
canfes :
far. * canfiza (can (ruh, dirim, yaşam, hayat) + fizay (artıran, büyüten,
çoğaltan, fazla, çok) ) * ince dokunmuş, parlak ve üzerinde desen bulunmayan
ama açıklı koyulu iki renk gibi görünen ipekli kumaş; cana can katan, ferahlık
veren
canfeza :
far. * can (ruh, dirim, yaşam, hayat) + feza (uzay; rahim suyu; artıran,
büyüten, çoğaltan, fazla, çok; korku, sığınma) * Türk musikisinde, karar
perdesi Re (D) olan, klasik Türk sanat müziğinde zengin melodi süslemeleri ve
hüzünlü ifade tarzıyla öne çıkan, Rast dizisi temelli duygusal ve ağır bir
makam
cangıl :
san. * jangala (işlenmemiş toprak, çöl, vahşi alan, yaban) (san.); jungle
(ing.) * balta girmemiş orman, vahşi orman, gür ormanlık alan; Hindistan’ın
geniş ve kendine özgü bitkileri olan ormanlar, cengel
cangoloz :
ban., far. * congolos (congo (avcı, savaşçı) (ban.) + los (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer); luss (hırsız) (ara.) * kışın ortaya çıktığına, evdeki birini,
ismini seslenerek çağırıp peşinden sürüklediğine ve kaybettiğine inanılan cin,
kayıp cini
cangrelor :
lat. * cangrel (sentetik intravenöz inhibitörü eki) + or (farmakolojik son ek)
* trombosit fonksiyonunu hızla inhibe edip, kesildikten sonraki 1 saat içinde
normal trombosit fonksiyonunu geri kazandıran güçlü ve geri dönüşümlü bir
intravenöz P2Y12 inhibitörü (C17H25Cl2F3N5O12P3S2)
canhıraş :
far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + hiraş (tırmalayan, yaralayan)
(far.); harsh (acı veren, kulakları tırmalayan, şiddetli, sert) (ing.), harş
(kaşımak, kazımak), tahriş (aşındırma), hirra (kedi) (ara.) * acı veren, iç
tırmalayan
cani :
ara. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + i (ile ilgili, kasteden) (cana
kasteden, can alan, adam öldüren) * cinayet işleyen, katil
canib :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf,
kenar), cenab (yan, taraf, yön; yücelik, azamet, yüksek makam) * kaçınan,
sakınan, uzak duran; yan, yön. cihet, taraf; yüksek taraf
canibe :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf,
kenar), cenab (yan, taraf, yön; yücelik, azamet, yüksek makam) * taraf tutan,
yandaş, bir tarafın menfaatini gözeten
canidae :
gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) (gre ); canis (köpek) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * evcil köpekleri, kurtları, tilkileri, çakalları ve kır kurtlarını
(çakalları) içeren, etçiller takımına bağlı memeliler, köpekgiller
canik :
ara., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + ik (yer ve durum eki) *
sürülerin kışın barındıkları çukur yer; Samsun’un bir ilçesi
canip :
ara. * cenb (yan, taraf, yaka) * yandaki, taraf ile ilgili, yakadaki
canis :
lat. * canis (köpek) * köpek
canis major :
lat. * canis (köpek) + major (büyük) * en parlak yıldızı Sirius olan modern 88
takımyıldızdan biri, Büyük Köpek Takımyıldızı
caniyane :
ara., far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + i (ile ilgili, kasteden)
(ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * cana kasteder
şekilde, can alır şekilde, adam öldürerek
cankurtaran :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + kurt (sıkıntıyı
sonlandırmak) + ar (geniş zaman eki) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(tür.) * deniz, göl ve havuz gibi yüzülebilen yerlerde, boğulma tehlikesine
karşı kurtarma amaçlı görev yapan kişi
canlandırmak :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + lan (dönüşlü fiil
eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * hayata döndürmek,
diriltmek, yaşam vermek; bir tiyatro veya sinema eserinde bir karakteri oynamak
canlı :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + lı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * diri, yaşayan, hayatta olan, canı olan
cann :
ara. * canna, cenne (sarmak, dolanmak, kıvrılmak, gizlenmek) * yılan; ejderha;
cinlerin babası; ateşten mahluklar, cin taifesi, cinler
canna :
gre. * kanna (kamış) * geniş yapraklı, gösterişli çiçekleri olan tropikal
bitki, Cannaceae familyasından bir bitki
cannabaceae :
gre., lat. * kannabis (kenevir) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * lif, tıbbi ve sanayi amaçlı kullanılan bitkileri kapsayan familya,
Cannabaceae
cannabaceae :
gre., lat. * kannabis (kenevir) (gre.); cannabis (lat.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * kenevir ailesi olarak bilinen, en bilinen üyeleri
kenevir (Cannabis) ve bira yapımında kullanılan şerbetçiotu olan küçük bir
çiçekli bitki ailesi, Kendirgiller, Kenevirgiller
cannabis :
gre. * kannabis (kenevir) (gre.); cannabis (lat.) * Cannabaceae familyasına
ait, hem endüstriyel lif ve yağ üretiminde hem de tıbbi ve keyfi amaçlarla
kullanılan, kanabinoid adı verilen yüzlerce kimyasal bileşik içeren psikoaktif
bir bitki cinsi (Bitkinin yaprak ve çiçeklerinden elde edilen uyuşturucu
formları esrar veya marihuana olarak adlandırılır.)
cannaceae :
gre., lat. * kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Amerika kıtası kökenli olan,
geniş ve gösterişli yapraklara, canlı renkli (kırmızı, sarı, turuncu) çiçeklere
sahip olan, en bilinen ve yetiştirilen tek cinsi Canna (kana çiçeği veya tespih
çiçeği) olan tropikal ve subtropikal otsu bitki familyası, Kanaçiçeğigiller
cannomois :
gre., lat. * kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) +
ois (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bataklık ve su kenarı çim türü, Cyperaceae
familyasından bir bitki
canorus :
lat. * canere (şarkı söylemek), canorus (melodi, şarkı, ezgi), canaria (Kanarya
Adaları kökenli küçük, genellikle sarı renkli ötücü kuş) * melodiye ait veya
melodiyle ilgili; melodik, uyumlu, ahenkli
canperver :
far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + parvar, perver (besleyen, büyüten,
yetiştiren, koruyan, seven, sever) * insanlara ve canlılara karşı sevgi dolu,
şefkatli, merhametli kimse
canrüba :
far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + ruba (çalan, hırsız) * gönül alan,
gönül kapan dilber, gönül çelen, kalp hırsızı
canscora :
lat. * Canscora (eski botanik adı veya türetilmiş isim) * otsu bitki,
Gentianaceae familyasından bir bitki
cansen :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + sen (ikinci tekil
şahıs zamiri) (tür.) * sevilen ve hoşlanılan kimseye hitaben söylenen söz
cansiperane :
far. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + siper (kalkan, koruma, mani,
engel) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * canını ortaya koyacak
şekilde koruma
cansu :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + su (hidrojen ile
oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) (tür.) * can
suyu, hayat suyu, ab-ı hayat
cansun :
far., tür. * can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) (far.) + sın (ikinci tekil
şahıs fiil çekim eki) (tür.) * sen canımsın, sevgili, değerli
canthigaster :
gre. * kanthos (gözün köşesi) + gaster (karın) * Tetraodontidae (balon balığı)
familyasına ait bir tropikal deniz balığı cinsi, sivri burunlu balon balıkları
cantık :
tür. * cant (börek hamuru veya dolgu anlamına gelen kök) + ık (küçültme veya
tür belirtme eki) * kuzu ve baharatlarla taze hamurdan yapılan, çiböreğin
aksine, yağsız, tavada kızartılan bir börek türü
cantilever :
ing. * cant (kenar, köşe, eğim) + lever (kaldıraç) * bir ucundan yatay veya
dikey bir desteğe sabitlenmiş, diğer ucu ise tamamen havada (serbest) kalan
yapı elemanı, konsol, ankastre kiriş
cantor köşegen yöntemi :
alm., tür. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.) +
köşegen (geometrik şekillerin içindeki köşeleri birleştiren çapraz bağlantı
çizgisi, diyagonal) + yöntem (metod, usül) + i (iyelik eki) (tür.) * gerçel
sayıların sayılabilir olmadığını (yani doğal sayılarla birebir
eşlenemeyeceğini) göstermek için geliştirilen, sonsuz kümelerin
karşılaştırılmasında kullanılan yöntem
cantor kümesi :
alm. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.) + küme
(grup, kitle, yığın) + si (iyelik eki) (tür.) * bir dizi sezgisel olmayan
özelliğe sahip tek bir doğru parçası üzerinde yatan bir nokta kümesi (İrlandalı
matematikçi Henry John Stephen Smith tarafından keşfedilmiş, 1883'te Alman
matematikçi Georg Cantor tarafından bahsedilmiştir.)
cantor teoremi :
alm., gre., tür. * cantor (Alman matematikçi Georg Cantor’un soyadından) (alm.)
+ theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * boş olmayan
herhangi bir X kümesinin kuvvet kümesinin kardinalitesinin (eleman sayısının), X
kümesinin kardinalitesinden büyük olduğunu ve kuvvet kümesi P(X) ile X kümesi
arasında birebir eşleme yapılamadığını ifade eden teorem; bir kümenin, kendi
kuvvet kümesiyle aynı sayıda ögelere sahip olamayacağını belirten teorem
cantrel pentalojisi :
ing., gre., tür. * cantrel (Amerikalı fizyolog James R. Cantrell’in soyadından)
(ing.) + pentalogia (beş bölümden oluşan eserler bütünü; beşlemelerden oluşan
anlatı veya inceleme) (penta (beş) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si
(iyelik eki) (tür.) * diyafram, karın duvarı, perikard, kalp ve göğüs kemiğinin
alt kısmını kapsayan defektlere neden olan oldukça nadir görülen bir konjenital
sendrom, Pentalogy of Cantrell (POC)
capcanlı :
tür. * cap (pekiştirme öneki) + can (yaşam, hayat, dirim, ruh, gen) + lı (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamen diri, enerjik, gücü kuvveti yerinde
cape town :
ing. * cape (burun; pelerin) + town (kasaba, şehir) * Güney Afrika'nın başkenti
cape verde :
ing., lat. * cape (burun; pelerin) + viridis, verde (yeşil) * orta Atlas
Okyanusu'nda, Senegal ve Moritanya açıklarında bulunan bir Afrika ülkesi, Yeşil
Burun Adaları, Kabo Verde, Cabo Verde, Yeşil Burun
capgras sendromu :
fra., gre., tür. * capgras (Fransız psikiyatrist Joseph Capgras'ın soyadından)
(fra.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * bir kişinin yakınlarını (eş, aile üyesi veya tanıdık
kişiler) tanımasına rağmen onların tanıdık olmayan kişilerle değiştirilmiş,
taklit edilmiş veya onların yerine onlara tıpatıp benzeyen sahtekarların
geçirilmiş olduğuna inanma ile karakterize psikiyatrik bir tür yanılsama
sendromu
capparaceae :
gre , lat. * kapparis (kapari) (gre.); capparis + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropik ve subtropik bölgelerde yetişen, çalı,
otsu bitki ve nadiren ağaçlardan oluşan, sıcak ve kurak iklimlere oldukça
dayanıklı olan, en ünlü ve ticari olarak en çok yetiştirilen üyesi, Akdeniz
mutfağında tomurcukları tüketilen kapari (gebre otu) olan bir bitki familyası,
kaparigiller
capparis :
gre , lat. * kapparis (kapari) (gre.); capparis (lat.) * Akdeniz ve tropik
bölgelerde yetişen, küçük çiçekli ve baharat olarak kullanılan çalı,
Capparaceae familyasından bir bitki
caprellidae :
lat. * capra (keçi) + ellus, ella (küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * ince, uzun ve
hayaletimsi yapıları nedeniyle genellikle "iskelet karidesi" veya
"hayalet karides" olarak bilinen, yengeç veya karideslerden ziyade
çubuksu, dal benzeri görünümleri olan, şeffaf veya bulundukları ortama
(yosunlara, mercanlara) uyum sağlayacak şekilde kamufle olabilen bir deniz
amfipodu familyası
capreolinae :
lat. * capra (keçi) + olus (küçültme eki) + inae (zoolojik alt familya eki) *
geyikgiller (Cervidae) familyasına ait olan, sığın (geyiklerin en büyüğü olan
mus), ren geyiği ve beyaz kuyruklu geyik gibi türleri içeren, Yeni Dünya
geyikleri veya karacagiller olarak da bilinen bir geyik alt familyası
caprifoliaceae :
lat. * capra (keçi) + folium (yaprak) + aceae (-giller, botanik familya eki) *
Kuzey yarımkürede yaygın olan, çoğunlukla sarmaşık ve çalı formundaki bitkileri
kapsayan, hoş kokulu hanımeli (Lonicera), mürver ve kartopu gibi doğada sıkça
görülen türleri içeren çiçekli bitki familyası
caprimulgidae :
lat. * capra (keçi) + mulgere (sağmak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * geniş ağızları, tüylü yapıları
ve mükemmel kamuflaj yetenekleri olan, genellikle gececil ve böcekçil kuş
türlerini kapsayan bir kuş familyası
caprimulgiformes :
lat. * capra (keçi) + mulgere (sağmak) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * başlıca "çobanaldatan"
ve gece kuşlarını kapsayan, genellikle geceleri aktif olan, yumuşak tüylü ve
böcekçil kuş türlerinin oluşturduğu bir kuş takımı
capromerycidae :
lat. * capra (keçi) + meryx (geviş getiren) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Kuzey Amerika'da
Pliyosen'den Pleistosen dönemine kadar yaşamış, genellikle soyu tükenmiş olan
"cüce antilopları" ve benzeri toynaklı hayvanları kapsayan tarih
öncesi bir memeli familyası
capsicum :
lat. * capsicum (kabuk, kutu) * meyveleri baharat ve sebze olarak tüketilen,
Solanaceae familyasından bir bitki
capture :
lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak,
sezmek), captus (kapılmış, yakalanmış) + ura (durum eki) * tutma, yakalama,
kapma, kavrama, sezme (tıp terimi)
car :
ara. * cara (akmak, çekmek, sürüklemek; yanında oturmak, komşu olmak, yakınlık
göstermek; korumak, himaye etmek, desteklemek, yanında olmak), cari, cariye
(koruyan, himaye eden, destekleyen, yardım eden, hizmet sağlayan) * akan,
çeken, sürükleyen; yanında olan, yakın olan, komşu (car (araba), carry
(taşımak, götürmek), carriage, carrosse (taşıma, vagon) (ing., fra.), cart (el
arabası) (ing.), chariot (iki tekerlekli araba), current, courant (akım, cari)
(ing., fra.), cry (ağlamak, gözyaşı akıtmak) (ing.)
car :
ara. * izar (örtü, peştemal, alt giysi) * geleneksel Türk dokuma kültüründe
yün, ipek, pamuk ya da keten ipliklerle, siyah, beyaz, kahverengi, dumani
renklerde düz, yollu veya damalı desenlerde incecik dokunan ve kadınların
sokakta baştan aşağı vücutlarını örtmek amacıyla kullandıkları dört köşe sokak
örtüsü ve bu örtünün yapıldığı özel ince kumaş türü, peştemal
carabidae :
gre., lat. * karavos, karabos (küçük taç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kın
kanatlılar (Coleoptera) takımına ait, genellikle "toprak böceği" veya
"yer böceği" olarak bilinen, gececi (nokturnal), hızlı koşan, diğer
küçük böceklerle beslenen, yırtıcı yapıları olan büyük bir böcek familyası
carabus :
gre. * karavos, karabos (küçük taç) * carabidae familyasına ait, genellikle
zararlı böcekleri, salyangozları ve tırtılları yiyerek beslenen, tarıma ve
ekosisteme büyük fayda sağlayan etçil ve yırtıcı bir kın kanatlı yer böceği
cinsi, carabus smaragdinus branickii
caracas :
isp. * cara (yüz) + cas (yer, bölge) * ismini Caraca halkından alan,
Venezuela'nın başkenti
caragana :
lat. * Caragana (Rus botanikçi Ivan Petrovich Karaganov'un soyadından) + a (ile
ilgili, -a ait) * baklagiller (Fabaceae) familyasına ait, genellikle Asya ve
Doğu Avrupa'nın kurak bölgelerinde doğal olarak yetişen, dona ve kuraklığa çok
dayanıklı çalı veya küçük ağaç türlerini kapsayan bir bitki cinsi
carangidae :
tür., moğ., gre., lat. * karango, karankos (Türk, Balkan ve Kafkas
kültürlerinde kış aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir yaratık
olan Karakoncolos) (gre.) (kara (siyah) (tür.) + konkoloz (canavar, öcü) (moğ.)
) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya
eki) (lat.) * kemikli balıkların ışın yüzgeçliler sınıfına ait, iğ şeklinde,
genellikle yanlardan basık vücut yapılarına sahip olan bir istavritgiller
familyası
carangiformes :
tür., moğ., gre., lat. * karango, karankos (Türk, Balkan ve Kafkas
kültürlerinde kış aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir yaratık
olan Karakoncolos) (gre.) (kara (siyah) (tür.) + konkoloz (canavar, öcü) (moğ.)
) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * ışınlı yüzgeçliler (Actinopterygii) sınıfına ait, çoğunlukla
açık denizlerde yaşayan, orta ve büyük boyutlu olan, hızlı ve güçlü yüzme
yeteneğine sahip kemikli balıkların oluşturduğu etçil (karnivor) avcı bir balık
takımı (İstavritgiller (trevallies) başta olmak üzere, barakudalar, lambuka
(mahi-mahi), kılıç balığı ve yassı balıklar bu takımda yer alır.)
carcharhinidae :
gre., lat. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü,
testere) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) * sıcak ve ılıman denizlerde yaşayan gri köpekbalıkları
ve yakın akrabalarından oluşan yaygın köpekbalığı familyası, harharyasgiller,
rekviem köpekbalıkları
carcharhiniformes :
gre., lat. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü,
testere) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Kaplan, leopar, boğa, mavi ve çekiç başlı
köpekbalıklarını içeren en büyük ve en çeşitli köpekbalığı takımı, zemin
köpekbalıkları, dip köpekbalıkları
carcharhinus :
gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + rhine (törpü, testere) +
os (sıfat yapım eki) * tropikal ve ılıman denizlerde yaşayan, Boğa köpek balığı
ve kum köpek balığı gibi iyi bilinen türleri içeren bir cins, Boğa köpek balığı
carcharocles :
gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + kleos (ün, nam, şöhret,
görkem) * ismi “keskinliğiyle ünlü” anlamına gelen soyu tükenmiş tarih öncesi
dev köpekbalıkları (en bilineni Megalodon)
carcharodon :
gre. * karkharos (sivri, keskin, tırtıklı, pürüzlü) + odous (diş), odontos (diş
ile ilgili) * Büyük Beyaz Köpekbalığı'nı (Carcharodon carcharias) ve soyu
tükenmiş devasa atalarını kapsayan köpekbalığı cinsi
cardamine :
gre. * kardia (yürek, kalp) + minos (küçük) * genellikle küçük yapraklı, otsu
bitki, Brassicaceae familyasından bir bitki
cardın :
erm. * gardan (lağım faresi, iri fare) * muridae familyasının rattus cinsini
oluşturan iri, kaba, büyük fare türlerinin ortak ismi, sıçan, lağım faresi,
keme, cardon
cardiidae :
gre., lat. * kardia (yürek, kalp) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kum midyeleri ve cikcik
midyeleri olarak da bilinen, çoğunlukla denizlerde yaşayan çift kabuklu
yumuşakçaları (midye türlerini) kapsayan kalp midyeleri familyası
cardiocrinum :
gre. * kardia (yürek, kalp) + krinon (zambak) * büyük yapraklı ve kalp biçimli
zambak çiçeği olan, Liliaceae familyasından bir bitki
carduelinae :
lat., gre. * carduus (devedikeni) + elis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + inae
(zoolojik alt familya eki) (lat.) * ispinozgiller (Fringillidae) familyası
içerisinde yer alan, florya, saka, iskete ve ketenkuşu gibi doğada sıkça
görülen ve güzel ötüşleriyle bilinen türleri içeren, çoğunlukla devedikeni
tohumlarıyla beslenen ötücü kuşları kapsayan bir alt familya
caretta caretta :
gre., lat. * khelys (kaplumbağa) (gre.); carett (deniz kaplumbağası, tosbağa)
(lat.) + a (dişil isim eki) + carett (deniz kaplumbağası, tosbağa) + a (dişil
isim eki) * Akdeniz sahillerinde yaşayan, yumurtlamak haricinde karaya çıkmayan
Caretta cinsine bağlı bir deniz kaplumbağası türü, iribaş deniz kaplumbağası
carettochelyidae :
lat., gre. * carett (deniz kaplumbağası, tosbağa) (lat.) + khelys (kaplumbağa)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) * Yeni Gine ve Kuzey Avustralya'ya özgü olan, sucul ve yüzgeç
ayaklı kaplumbağaları kapsayan, yaşayan tek üyesi, kendine has görünümüyle
bilinen domuz burunlu kaplumbağadır (Carettochelys insculpta) olan bir sürüngen
familyası
carex :
lat. * carex (saz, ot) * Cyperaceae familyasından, nemli topraklarda ve su
kenarlarında yetişen bir bitki, sedir, bataklık çimi, ayakotu, saz
cari :
ara. * cara (akmak, akıntı halinde olmak, ilerlemek, geçmek, çekmek,
sürüklemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); * car (araba), carry
(taşımak, götürmek), carriage (taşıma, vagon), cart (el arabası), chariot (iki
tekerlekli araba), current (akım, cari), cry (ağlamak, gözyaşı akıtmak) (ing.),
carrosse (taşıma), chariot (iki tekerlekli araba), courant (akım) (fra.)
cari oran :
ara., tür. * car (akmak, çekmek, sürüklemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (ara.) + orum, oran (kesim, tutan, nisbet) (tür.) * dönen varlıkların
(kasa, banka, mal stok, alacaklar vb.) kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesi
ile bulunan oran; net işletme sermayesinin kısa vadeli borçları karşılama
yeterliğinin oransal ifadesi
carica :
lat. * Carica (eski Roma'da Karya bölgesi) * tropikal bölgelerde yetişen papaya
ağacı, Caricaceae familyasından bir bitki
caricaceae :
lat. * Carica (eski Roma'da Karya bölgesi) + aceae (-giller, botanik familya
eki) * kavun ağacıgiller veya papayagiller, turpgiller (Brassicales) takımında
yer alan, en bilinen ve en çok tüketilen üyesi, lezzetli ve besleyici tropikal
meyvesiyle ünlü olan Carica papaya olan tropikal ve subtropikal iklimlerde
yetişen bir bitki familyası
cariha :
ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar
vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan,
operatör) * avcı kuş, yırtıcı; yaralayan, cevarih (ç.); kol, ayak gibi her bir
vücud azası
carina :
lat. * carina (gemi omurgası, teknenin su altı bölümü) * gemilerin su altında
kalan, omurga kısmı ve denizle temas eden dış yüzeyi, gemi omurgası; soluk
borusunun (trakea) akciğerlere giden sağ ve sol ana bronşlara ayrıldığı
bölgedeki kıkırdak çıkıntıy
carinaria :
lat. * carina (gemi omurgası, teknenin su altı bölümü) + aria (dişil sıfat eki)
* kabuğu belirgin omurga (salma) taşıyan, açık denizlerde yaşayan heteropod
deniz salyangozları
cariye :
ara. * cara (akmak, çekmek, sürüklemek; yanında oturmak, komşu olmak, yakınlık
göstermek; korumak, himaye etmek, desteklemek, yanında olmak) + iye (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akan, akıcı olan; yanında olan, yakın olan;
koruyan, himaye eden, destekleyen, yardım eden, hizmet eden, hizmetçi kadın
cariyet :
ara. * car (akmak, çekmek, sürüklemek, akıtmak) + iyet (isim yapım ve durum
eki) * akma, çekme, sürüklenme, yanında gitme
carlamak :
tür. * car (ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * bağırarak konuşmak, çok söylemek, nara atmak, haykırmak, ilan
etmek, duyurmak
carlina :
lat. * carduus (devedikeni) + inus, ina (küçültme eki) * papatyagiller
(Asteraceae) familyasına ait, Akdeniz havzasından Sibirya'ya kadar geniş bir
coğrafyada yetişen, gümüş diken ve deli domuzdikeni gibi türleri barındıran
dikenli ve otsu bir bitki cinsi (Kutsal Roma İmparatoru Büyük Karl (Şarlman)’ın
ordusunu vebadan kurtarmak için bu bitkiyi kullandığı rivayet edilir.)
carmichael sayısı :
ing., tür. * carmichael (Amerikalı matematikçi ve sayı teorisi uzmanı Robert
Daniel Carmichael'in soyadından) (ing.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade
edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * pozitif bir bileşik sayı n, eğer tüm a
asal sayılarla a ve n aralarında asal ise ve şu koşulu sağlıyorsa Carmichael
sayısı olur önermesi (a^n-1) = 1 (mod n), asal gibi görünen fakat asal olmayan
özel tamsayılar, sahte asal sayılar, fermat sahte asalları
carnivora :
lat. * carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + a (takson eki) * kediler,
köpekler, ayılar, sansarlar, foklar ve akrabalarını kapsayan memeliler takımı,
et yiyenler, etoburlar
carnivoramorpha :
at. * carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + morphe (şekil, biçim; uyku) *
kediler, köpekler, ayılar ve akrabalarını kapsayan etçiller soy grubunu
oluşturan memeliler kladı, etobur biçimliler
carnot teoremi :
fra., gre. * carnot (Fransız mühendis ve fizikçi Nicolas Léonard Sadi Carnot’un
soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * aynı iki termal veya ısı rezervuarı arasında çalışan tüm ısı
motorlarının, aynı rezervuarlar arasında çalışan tersinir (yön değiştiren,
geriye dönen) bir ısı motorundan daha fazla verime sahip olamayacağını belirten
fizik teoremi
carollia :
lat. * Carollia (Fransız doğa bilimci Charles Lucien Bonaparte tarafından
botanikçi Lewis Weston Dillwyn'nin kızı Caroline Dillwyn onuruna verilmiş özel
ad) + ia (isim yapım eki) * Phyllostomidae (yaprak burunlu yarasalar)
familyasına ait kısa kuyruklu meyve yarasalarını kapsayan cins, Caroline'e
adanmış cins
carphophis :
lat, gre. * karphos (saman çöpü, kuru sap, ince çöp) + ophis (yılan) * Kuzey
Amerika'ya özgü, Colubridae familyasına ait, ince ve küçük yapılı, zehirsiz
toprak yılanlarını kapsayan cins, saman çöpü gibi ince yılan
carpiliidae :
gre., lat. * carpilius (karpos (meyve, tohum) (gre.) + ilius (isim yapım eki) )
+ eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya
eki) (lat.) * Xanthoidea grubunun, Carpilioidea üst familyasına bağlı olan ve
genellikle büyük, etli ve oval kabuklu türleri içeren özel bir yengeç familyası
carpinus :
lat. * carp (ağaç, odun) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * huşgiller
(Betulaceae) familyasından kerestesi değerli bir orman ağacı türü, gürgen ağacı
carpobrotus :
gre., lat. * karpos (meyve, tohum) (gre.) + brotus (etli, dolgun, şişkin)
(lat.) * etli meyveli, sürünen ve dekoratif bitki, Aizoaceae familyasından bir
bitki
carr :
ara. * carra (çekmek, sürüklemek, taşımak); car (araba), carry (taşımak,
götürmek), carriage (taşıma, vagon), cart (el arabası), chariot (iki tekerlekli
araba) (ing., fra.) * çeken, çekici, sürükleyici, sürükleyen, kudret,
kabiliyet, hayat cevheri, “kan” (dolaylı anlam); harf-i cer (başında harf-i cer
bulunan kelime; izafet halinde son kelime; cerr'li okunan kelime. (i, ı diye
okunan esreli kelime) )
carrichtera :
lat. * Carrichter (İsviçreli hekim ve botanikçi Bartholomaeus Carrichter) + a
(ile ilgili, -a ait) * otsu veya çalı formunda bitki, Brassicaceae
familyasından bir bitki
cart :
tür. * cart (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * kağıt, bez
gibi sert bir şey yırtılırken çıkan ses (ses yansımalı (onomatope) kelime)
carta :
lat. * cart (kağıt, parşömen) + a (isim yapım eki) * kağıt, belge; harita;
resmi yazışmalarda veya dokümanlarda kullanılan kağıt
carucar :
far. * car (dört) + u (ve) + car (dört) * 4 ve 4; tavla oyununda atılan
zarların 4‑4
gelmesi
carudü :
far. * car (dört) + u (ve) + dü (iki) * 4 ve 2; tavla oyununda atılan zarlardan
birinin 4, diğerinin 2 gelmesi
carum :
lat. * carum (havuç benzeri bitki) * aromatik yaprak ve tohumlarıyla bilinen otsu
bitki, Apiaceae familyasından bir bitki
carupenc :
far. * car (dört) + u (ve) + penc (beş) * 4 ve 5; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 4, diğerinin 5 gelmesi
caruse :
far. * car (dört) + u (ve) + se (üç) * 4 ve 3; tavla oyununda atılan zarlardan
birinin 4, diğerinin 3 gelmesi
caruşeş :
far. * car (dört) + u (ve) + şeş (altı, 6) * 4 ve 6; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 4, diğerinin 6 gelmesi
carya :
gre. * karyon (ceviz) * ceviz türleri, Juglandaceae familyasından ağaç
caryek :
far. * car (dört) + u (ve) + yek (bir, tek) * 4 ve 1; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 4, diğerinin 1 gelmesi
caryocaraceae :
gre., lat. * karyon (ceviz, sert kabuklu yemiş) + karpos (meyve, tohum) (gre.)
+ aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal bölgelerde yetişen,
Malpighiales takımına ait ağaç ve çalı türlerini kapsayan, yenilebilir
meyveleri ve değerli odunlarıyla bilinen bir bitki familyası
caryophyllaceae :
gre., lat. * karyon (ceviz, sert kabuklu yemiş) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Dianthus, Stellaria, karanfiller ve
benzeri otsu ve büyük çiçekli bitkileri içeren karanfilgiller familyası, ceviz
yapraklılar familyası
cascavlak :
tür. * cas (pekiştirme öneki) + cav, cıb, çıp (ten sesinden onomatopeik kelime)
+ lak (ile ilgili, gibi, -a ait) * tüysüz, başında hiç saçı bulunmayan
casim :
ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene
büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek), cesim (büyük, iri,
cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma), cism, casam (cisim, nesne,
beden, maddi varlık, somut varlık) * somutlaşan, nesnelleşen, cisimleşen; Şam
diyarında bir köyün adı
casimir etkisi :
hol. * casimir (Hollandalı fizikçi Hendrik Casimir'in soyadından) (hol.) + etki
(bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) *
kuantum vakumundaki sıfır nokta enerji dalgalanmaları nedeniyle, birbirine çok
yakın yüksüz iletken levhalar arasında çekim kuvveti oluşması olayı, kuantum
vakum etkisi
casiye :
ara. * casa (diz çökmek, secde etmek, boyun eğmek; bir araya gekmek, toplanmak,
yığın oluşturmak) * diz çökmüş, itaat etmiş; toplanmış, topluluk, yığın; diz
çökenler, secde edenler, itaat edenler; Kur'an'ın 45. suresinin ismi
casorati-weierstrass teoremi
:
ita., alm., gre., tür. * casorati (İtalyan matematikçi Felice Casorati’nin
soyadından) + weierstrass (Alman matematikçi Karl Weierstrass’ın soyadından)
(alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel
önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir
fonksiyonun izole tekil noktası çevresinde alabileceği değerlerin yoğunluk
oluşturabileceğini ifade eden karmaşık analiz teoremi
cassidae :
lat. * cassis (miğfer, kask, başlık) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Cassis cinsini kapsayan,
kabukları miğfere benzeyen miğfer salyangozları familyası, miğferliler, miğfer
salyangozları, başlık salyangozları
cassini ovali :
lat. * cassini (İtalyan matematikçi Giovanni Cassini’nin soyadından) + ocum
(yumurta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki sabit noktaya olan
uzaklıklarının çarpımı sabit olan noktaların geometrik yeri; düzlemdeki iki
odak etrafındaki noktaların yer aldığı düzlem yolu
cassini-huygens :
lat. * Cassini (İtalyan asıllı Fransız gökbilimci Giovanni Domenico Cassini'nin
soyadı) + Huygens (Hollandalı fizikçi ve gökbilimci Christiaan Huygens'in
soyadı) * Satürn ve uydularını incelemek üzere geliştirilen, Cassini yörünge
aracı ile Huygens Titan iniş aracından oluşan ortak uzay görevi.
castanea :
gre., lat. * kastanos (kestane) (gre.) + ea (isim yapım eki) (lat.) * Fagaceae
familyasına ait sert kabuklu ve yenilebilir meyveli ağaç, kestane
castanidae :
gre., lat. * kastanos (kestane) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Castnia cinsinden büyük
güveleri kapsayan, gündüz uçan, topuzlu antenleri ve renkli kanatlarıyla
kelebeklere benzeyen, dev kelebek güvesi veya güneş güvesi olarak da bilinen
böcek familyası, Castnia familyası,
castanospermum :
gre. * kastanos (kestane) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) *
Fabaceae familyasından olan, Avustralya kestanesi ve siyah fasulye olarak
bilinen, baklagiller familyasına ait tek bir türü (Castanospermum australe)
barındıran, büyük tohumlu tropikal ağaç
castilleja :
lat. * Castille (İspanyol botanikçi Domingo Castillejo) + ia (isim yapım eki) *
dekoratif çiçekleri olan otsu bitki, Orobanchaceae familyasından bir bitki
castor :
gre. * kastor (kunduz) * geceleyin etkin olan hayvan; kemirgenlerin castoridae
familyasına ait, geniş kuyruklu ve baraj yapma davranışıyla tanınan memeli
türü, kunduz; hint yağı (veya bu yağın elde edildiği bitki); mobilya tekerleği
castoridae : gre.
* kastor (kunduz) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * su kenarlarında yaşayan, geniş ve
yassı kuyruğa sahip olan, keskin dişleriyle ağaçları kemirerek yuva ve baraj
(bent) yapan, güncel durumda Kuzey Amerika kunduzu (Castor canadensis) ve
Avrasya kunduzu (Castor fiber) olmak üzere iki canlı türü bulunan kemiriciler
takımına ait bir memeli hayvan familyası, kunduzgiller
castries :
lat. * castrum (kale, hisar, çevreleyen yapı, korugan), castra (kaleler, konak
yeri, ordugah, kamp) * Saint Lucia'nın başkenti
casuarinaceae :
mal., lat. * kasuari (kasuar kuşu) (kasu (boynuzlu) + weri (baş, kafa) ) (mal.)
+ ina (küçültme eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
Avustralya, Güneydoğu Asya ve Pasifik Adaları'na özgü ağaç ve çalı türlerini
kapsayan, iğne benzeri ince dalları ve çamı andıran görünümüyle bilinen bir
çiçekli bitki familyası, kazuaringiller (bitkinin dallarının kasuar kuşunun
tüylerini andırmasından)
casus :
ara. * cassasa (gizlice araştırmak, gizlice bilgi toplamak, casusluk yapmak,
haber toplamak, araştırmak, tahkik etmek, soruşturmak; el ile yoklamak) * asıl
şahsiyetini gizleyip, gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mali
durumlarına ilişkin bilgileri başka bir devletin menfaati için toplayan ve
bildiren kimse, gizli sırları haber veren, hafiye
cataglyphis :
gre. * kata (aşağı, alt; aşağıya, yıkıma doğru) + glyphe (oyuk, oyma, yarık,
kazıma, yazı) + is (isim yapım eki) * Formicidae familyasından olan, sıcak
kumda çok hızlı koşan, yüksek ısıya dayanıklı ve çöl ikliminde yaşayan, vücut
ısısını 50°C dereceye kadar koruyabilen bir karınca cinsi, çöl karıncası
catalpa :
mus. * kutuhlpa (baş aşağı çiçek) * Bignoniaceae familyasından olan, geniş
yapraklı, uzun hüzmeli beyaz çiçekli, uzun ve sigaraya benzeyen meyveleri olan
Amerika kökenli bir süs bitkisi, sigara ağacı
cataria :
lat. * cattus (kedi) + arias (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasının Nepeta cinsine ait bir bitki türü,
kedi nanesi
catch up growth :
ing. * catch (yakalamak, kapmak, kavramak) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste,
üzeri, üzerine) + growth (büyüme) * bebeğin büyüme sürecinde boy, vücut
ağırlığı ve baş çevresi ölçümlerinin referans populasyona göre normal standart
sapma aralığını yakaladığı anın ismi, yakalama büyümesi
catering :
lat., ing. * cattare (sağlamak, temin etmek) (lat.); cater (yemek sağlamak,
ikram etmek) + ing (isim yapım eki) (ing.) * yemek sağlama, ikram hizmeti;
özellikle organizasyon ve etkinliklerde yiyecek ve içecek sunma işi
cathartica :
gre. * katharsis (arındırıcı, temizleyici) (kathairein (temizlemek, arındırmak)
+ isis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çiçekli bitki ailesi
Rhamnaceae'deki küçük bir ağaç türü, rhamnus cathartica, Avrupa cehri, adi
cehri
catostomidae :
gre. * kata (aşağı, alt; aşağıya, yıkıma doğru) + stoma (ağız, açıklık, açılış)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * Genellikle Kuzey Amerika ve Asya'daki akarsu ve göllerde
yaşayan, kalın, etli ve emici tipteki ağız yapıları olan, vantuzlu balıklar
veya emici balıklar olarak bilinen, sazan benzeri tatlı su balıklarını içeren
bir biyolojik familya, alt ağızlı balıklar
caucasian :
gre. * kaukasos (Doğu Avrupa'da Karadeniz ile Hazar Denizi arasında kalan
sıradağlar) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Avrupa, Batı Asya,
Hindistan'ın bir kısmı ve Kuzey Afrika halklarının tamamını tanımlamakta
kullanılan bir kavram, Kafkas
cauchy dizisi :
fra., tür. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis
Cauchy’nin soyadından) (fra.) + dizi (sıra) + si (iyelik eki) (tür.) * dizi
ilerledikçe elemanları birbirine keyfi olarak yakınlaşan bir dizi; yakınsak
dizi
cauchy integral formülü :
fra. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis
Cauchy’nin soyadından) + integral + formül + ü * bir disk üzerinde tanımlanmış
holomorf bir fonksiyonun, fonksiyonun disk sınırındaki çizgi integral değerleri
tarafından belirlendiğini ifade eden teorem
cauchy integral teoremi :
fra., gre. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından)
(fra.) + integralis (bütünsel, tümleyici) (lat.) + theorema (seyredilen,
incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme)
(gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir karmaşık düzlemde tanımlı ve holomorfik
bir fonksiyonun kapalı bir eğri boyunca integrali sıfırdır ilkesini ifade eden
temel teorem
cauchy teoremi :
fra., gre. * cauchy (Fransız matematikçi, mühendis ve fizikçi Augustin-Louis
Cauchy’nin soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey,
kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i
(iyelik eki) (tür.) * bir disk üzerinde tanımlanmış holomorf bir fonksiyonun,
fonksiyonun disk sınırındaki çizgi integral değerleri tarafından belirlendiğini
ifade eden teorem
cauchy-hadamard teoremi :
fra. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından) +
hadamard (Fransız matematikçi Jacques Salomon Hadamard’ın soyadından) (fra.) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir kuvvet
serisinin yakınsaklık yarıçapını veren formül ile ilgili kompleks analiz
teoremi
cauchy-riemann denklemleri :
fra., alm. * cauchy (Fransız matematikçi Augustin-Louis Cauchy’nin soyadından)
+ riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (fra., alm.) +
denklem (eşitlik) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * bir kompleks
fonksiyonun türevlenebilir (holomorfik) olabilmesi için gerekli koşulları veren
kısmi türevli denklemler sistemi
caudata :
lat. * cauda (kuyruk) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * erişkin
döneminde kuyruk yapısını koruyan, uzun ve belirgin kuyruğu vücudunun ayırt
edici anatomik özelliklerinden birini oluşturan semender ve semender benzeri
iki yaşamlıları kapsayan zoolojik takım, kuyruklu amfibiler (iki yaşamlılar),
kuyruklu kurbağalar
caudipteridae :
lat., gre. * cauda (kuyruk) (lat.) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * kısa kuyruklarının uç bölümünde yelpaze
biçiminde tüyler, ön üyelerinde ise kanat benzeri tüy yapıları taşıyan,
kuşlarla yakın akrabalık gösteren, Çin'de yaşamış tüylü, kuş benzeri ve soyu
tükenmiş teropod dinozorları kapsayan familya
caulophyllum :
gre. * kaulos (gövde, sap, tüp, kök) + phyllon (yaprak) * gövde üzerinde büyük
yaprakları olan otsu bitki, Berberidaceae familyasından bir bitki
cav :
erm. * cağ, cav (şiş, mil, çubuk; araba tekerleğinin parmaklığı; tırabzan,
parmaklık) * et, sebze veya benzeri yiyecekleri dizerek pişirmeye yarayan metal
veya ahşap çubuk; tekerlek göbeğini çembere bağlayan ince mil; korkuluk ve
tırabzanlarda kullanılan dikey çubuk elemanı (cağ kebabı (çubuk kebabı) (erm.,
ara.) )
cavalacoz :
tür. * cavalacoz (ses yansımalı kelime) * derme çatma, uyduruk, önemsiz,
değersiz şey, işe yaramaz, değersiz kimse
cavalieri ilkesi :
ita., tür. * cavalieri (İtalyan Matematikçi. ve cizvit din adamı Bonaventura
Cavalieri’nin soyadından) (ita.) + ilke (kanun, kural, prensip) + si (iyelik
eki) (tür.) * iki katı cisimin her seviyede aynı yüksekliğe ve aynı kesit
alanına sahip olması durumunda, her ikisinin de aynı hacme sahip olduğunu
belirten ilke
cavatina :
ita. * cavata (bir müzik enstrümanından (özellikle yaylı çalgılardan) ses
üretme eylemi ve sesin kalitesi) + ina (durum eki) * gösterişsiz bir arya türü
cavcav :
tür. * cav (ses) + cav (ses) * boş konuşma, gevezelik, gereksiz laf
cavendish deneyi :
ing. * cavendish (İngiliz deneysel ve teorik kimyager ve fizikçi Henry
Cavendish’in soyadından) (ing.) + deney (deneme, tecrübe) + i (iyelik eki)
(tür.) * kurşun küre çiftleri arasındaki kütle çekim kuvvetinin değerinin hesaplanmasına
olanak sağlayan bir deney
cavidan :
far. * cavid (sonsuz, sonu olmayan, tükenmeyen, bitmeyen) + an (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * sonsuz, sonu olmayan, ebedi, tükenmeyen, bitmeyen,
ölümsüz, kalıcı ve devamlı olan
caviidae :
lat. * cavia (kobay, gine domuzu) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * Güney Amerika'da yaşayan kobay, Gine
domuzu, mara, kapibara ve kaya kobayı gibi kısa kuyruklu, otçul, kemirici diş
yapısına sahip memelileri kapsayan kemirgenler (rodentia) familyası,
kobaygiller
cavioidea :
lat., gre. * cavia (kobay, gine domuzu) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * kobay
benzeri kemirgenleri (kobaygiller (Caviidae), kapibara, aguti ve paca) kapsayan
bir üst familya (kozalite/klad)
cavit :
far. * cavid (sonsuz, sonu olmayan, tükenmeyen, bitmeyen) * süre, zaman veya
varlık bakımından sonu bulunmadığı, kesintisiz ve ebedî olduğu düşünülen durum
veya nitelik; erkek ismi
cavlak :
tür. * çap, cav (sesli vurma, deriye (cilde) vurma sesinden) + lak (isim yapım
eki); calva, calvus (saçsız, tüysüz, dazlak) (lat.); kavlamak (parçalar halinde
soyulup dökülmek) (tür.) * tüysüz, dazlak, çıplak, çaplak, cıbıl, cıbıldak
cavşırı :
tür. * cavşır (çapraz gitmek, aksi yönde ilerlemek) + ı (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * aykırı, ters, başkalarının yönüne uymayan davranış veya söz,
toplumsal uzlaşıya karşı duran (tutum)
caydırmak :
tür. * cay (bozma, vazgeçiş, dönüş) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * fikrini değiştirtmek, vazgeçirmek, bozdurmak, döndürmek, düzeni
yıktırmak
caygın :
tür. * cay (bozma, vazgeçiş, dönüş) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
vazgeçen, işin ardını bırakan, dönek
cayır cayır :
far. * cey (akarsu), ceya (yağmur) + ir (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(akarsuyun akışı, yağmurun yağışı gibi ses çıkararak sürekli yanma) (far.); çay
(dere, küçük akarsu), çayır (otlak alan) (tür.) * çok sıcak, yanma tasviri
caymak :
tür. * cay (bozmak, vazgeçmek, dönnek) + mak (fiil mastar eki) * vazgeçmek,
bozmak, dönmek, düzeni yıkmak
cayman adaları :
kara. * acayuman, caiman (timsah, krokodil) (kara., isp.) * batı Karayip
Denizi'ndeki Britanya'ya bağlı denizaşırı topraklar
cayro :
gre. * guros, gyro (dönme, dönüş) * Dünya'nın dönüş hareketleri ve cayro
prensibinden yararlanarak manyetik kuzey yerine gerçek kuzeyi bulmaya yarayan
bir alet
cayro prensibi :
gre., lat. * guros, gyro (dönme, dönüş) + princeps, princip (ilk gelen, başta
olan) (prin (ilke, öncül, baş) + capere (almak, tutmak, kapmak, yakalamak),
cippus, ceps (kazık, destek, direk, menfaat) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) *
gemilerde kullanılan, Dünya'nın manyetik alanına göre değil, yüksek hızda dönen
bir jiroskopa göre çalışan bir manyetik pusula sistemi
caz :
ara. * caza (korkmak, endişelenmek, telaşlanmak; sızlanmak) * korku, panik,
endişe; sızlanma
caz :
ing. * jism, gism, jasm, jazz (enerji, canlılık, ruh) * Afrika halk müziğiyle
batı halk müziğinin karışımı
cazgır :
tür. * cihazgir (tören gereçlerini taşıyan, çeyiz taşıyan) (cihaz (alet) +
giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan,
alan, işlevi yerine getiren) ) * çayırlarda yapılan meydan güreşlerinde,
güreşecek olan pehlivanları izleyicilere yüksek sesle ve överek, özelliklerini
söyleyerek tanıtan, güreş başlamadan önce dua okuyup güreşçileri alana süren
kimse
cazırdamak :
tür. * cazır (yanma sesinden) + da (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
güçlü ve sesli olarak kaynamak, yanmak
cazibe :
ara. * cazaba (çekmek, kendine doğru hareket ettirmek), cezb (çekme, kendine
doğru hareket ettirme), cazib (çekici) * çekim, çekicilik, çekme gücü;
alımlılık, insanı kendine doğru çeken özellik veya kuvvet
cazibedar :
ara., far. * cazibe (çekim, çekicilik, çekme gücü; alımlılık, insanı kendine
doğru çeken özellik veya kuvvet) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan,
alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * dikkat ve ilgiyi üzerine
çeken, çekici, alımlı
cazim :
ara. * cezm (kesmek, kesinleştirmek) * kararlı, kesin görüşlü, kesin karar
veren, kat'i karar veren; azimli ve iradeli kimse; Arapça bir kelimenin başına
gelen ve o kelimenin sonunu sakin okutan harfler ("lem yezuk" aslında
(Yezuku) iken başına "lem" harfi geldiğinde " Yezuk" diye
sakin okunur.)
cazip :
ara. * cezebe (çekmek), cezb, cazibe (çekim) * çekici, ilgi uyandırıcı, alımlı,
cazib
cazu :
ara. * cazia (paniklemek, korkuya kapılmak, telaşlanmak, sızlanmak) * korkak,
telaşlı, çabuk ürken, sızlanan
CBC :
ing. * complete (tam) + blood (kan) + count (sayım) * kanda bulunan tüm hücre
tiplerinin sayısal ve oransal ölçümlerini veren laboratuvar testi
Cd :
lat. * cadmium (cadmia (kalamin minerali, çinko cevheri) + ium (kimyasal
element eki) ) * atom numarası 48 olan, periyodik tablonun 12. grubunda
bulunan, yumuşak, gümüş beyazı renkli ve zehirli olan, pillerde, kaplama
işlemlerinde, pigmentlerde ve nükleer reaktörlerde nötron soğurucu olarak
kullanılan bir geçiş metali element
CDN :
ing. * content (içerik) + delivery (dağıtım) + network (ağ) * internet
içeriklerini coğrafi olarak dağıtılmış sunucular üzerinden hızlı ulaştıran ağ
sistemi alt yapısı
Ce :
lat. * cerium (Ceres (Roma mitolojisindeki tarım tanrıçası ve cüce gezegen
Ceres) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 58 olan, lantanitler
serisinde bulunan, yumuşak, gümüş renkli ve kolay oksitlenen, katalizörlerde,
cam parlatma tozlarında, alaşımlarda ve çakmak taşlarında kullanılan nadir
toprak elementi
ceanothaceae :
gre., lat. * keanothos (dikenli bitki türü, dikenli çalı çeşidi, deve dikeni)
(gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * keanothos ve yakın
akraba cinsleri kapsayan, çoğunluğu çalı formunda gelişen, küçük çiçekleri
kümeler halinde bulunan ve özellikle Kuzey Amerika'da doğal yayılış gösteren
çiçekli bitkiler familyası
ceanothus :
gre. * keanothos (dikenli bitki türü, dikenli çalı çeşidi, deve dikeni) (gre.);
ceanothus (lat.) * Rhamnaceae (cehrigiller, hünnapgiller) familyasından olan,
mavi, mor veya beyaz renkte çiçekler açan, çalı veya küçük ağaç formundaki
dekoratif bir bitki cinsi, kese çiçeği, Kaliforniya leylakı
ceb :
ara. * cabba (kaplamak, örtmek, yüzü kaplamak, öne çıkmak, bir şeyle örtmek;
öne çıkmak) * alın, yüzün ön kısmı; cep, kap
cebanet :
ara. * cebn (korkmak, ürkmek, çekinmek), ceban (korkak, ürkek) * korkaklık,
ürkeklik
cebbar :
ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak,
gütmek, güdülemek) * zorlayıcı, zorlayan, çetin
cebe :
ara. * cab’a (toprağı çıkarmak, kazmak, kaldırmak; aşındırmak, kazmak, derinlemesine
oymak, yontmak, şekil vermek) * kuyu içinden çıkarıla ve kuyunun etrafına öbek
öbek dökülen toprak
cebe :
ara. * cabba (toplanmak, bir araya gelmek, kümelenmek) * toplanma, bir araya
gelme
cebe :
tür., moğ., far. * cebe (zırh, koruyucu metal giysi; kurşun, ok ve mızrak, ok
ucu, silah) * silah, ok ve mızrak; savaş sırasında düşman silahlarının
etkisinden korunmak için giyilen çok parçalı zırh, cevşen
cebeci :
moğ., far. * cebe (zırh, koruyucu metal giysi; kurşun, ok ve mızrak, ok ucu,
silah) + ci (yapan, eden eki) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde, silah yapan,
silah onaran, savaş sırasında ordunun silah ve cephanesini ulaştıran yaya
kapıkulu ocaklarından bir asker sınıfı
cebel :
ara. * cabala (yükselmek, yükseğe çıkmak, dağ gibi olmak, yüksekçe durmak) *
dağ, yüksek tepe
cebel ül haris :
ara. * cebel (dağ) + el (ön ek, artikel) + haris (açgözlü, hırslı) * Ağrı
Dağı’nın isimlerinden biri, Ararat, Kuh-i Nuh, Gli Dağ
cebelitarık :
ara. * cebel (dağ) + i (tamlama eki) + tarik (yol, patika) (taraka (dövmek,
çalmak, ayak vurmak, yeri tepmek, davul çalmak) * Akdeniz'den Atlantik
Okyanusu'na geçişin yakınında, İber Yarımadası'nın güney ucunda, Cebelitarık
Körfezi'nde bulunan bir Britanya Denizaşırı Bölgesi ve şehir
cebelleşmek :
ara., tür. * cedele (mücadele etmek, uğraşmak) (ara.) + eş (işteş fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) (tür.) * uğraşmak, çekişmek; sataşmak, tartışmak,
mücadele etmek
cebellezi :
ara. * ceyb (cep) + ellezi (o, kimse) * araklama, çalma
ceberut :
ara. * cebr (zorlama, güç, zor, kuvvet) + ut (durum eki) * acımasız, zorba;
azamet, celal, olağanüstü büyük güç; tasavvufta salt ilahi kudretin ve iradenin
hüküm sürdüğü alem
cebhe :
ara. * cabbaha (yüzünü bir tarafa çevirmek, yüzünü çevirmek, ön kısmı
göstermek, cephe almak) * yüz, ön taraf, yüzün ön tarafı, alın, cephe; harp
sahası, muharebe edilen yer; alın; bir nesnenin ön tarafı; Ay’ın menzillerinden
birisinin ismi olup arslan suretinin cephesi (dört yıldız arslan alnına
benzetilmiştir.); bir kavmin ve cemaatin seyyidi
cebidae :
lat. * cebus (kapuçin maymunu) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * kapuçin maymunları, sincap maymunları ve
yakın akraba Yeni Dünya maymunlarını kapsayan, ağaç yaşamına uyum sağlamış,
kavrayıcı el ve ayaklara sahip, çoğunlukla Orta ve Güney Amerika'nın tropikal
ormanlarında yaşayan primatlar familyası
cebin :
ara. * cebin (başın ön üst kısmı; yüzün kaşlar, şakaklar ve saç arasında kalan
bölümü, alın) * yüzün kaşların üstünden saç çizgisine kadar uzanan, iki şakak arasında
yer alan, mimiklerin ve başın ön kısmının belirgin anatomik bölgesini oluşturan
alın bölgesi
cebir :
ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak,
gütmek, güdülemek) (ara.); * algebrae, algebra, algèbre, Algebra (cebir), cyber
(güdümlü) (lat., ing., fra., alm.)
cebirsel geometri :
ara., tür., gre. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet
uygulamak, gütmek, güdülemek) (ara.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(tür.) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * geometrik
şekillerin ve yapıların özelliklerini soyut cebir yöntemleriyle araştıran
matematik dalı
cebr :
ara. * cabara (zorlamak, baskı yapmak, mecbur etmek) * zorlama, baskı yapma,
mecbur etme, kuvvet uygulama, gütme, güdüleme; harfler ile yapılan hesap;
sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler konularak genelleştiridiği sistem
(algebrae, algebra, algèbre, Algebra (el cebir), cyber (güdümlü) (lat., ing.,
fra., alm) )
cebrail :
ara. * cabara (zorlamak, baskı yapmak, mecbur etmek), cabbar (zorlayıcı), cebr
(zorlama, baskı yapma, mecbur etme, kuvvet uygulama, gütme, güdüleme) + el
(ilah, tanrı, Allah) (Allah'ın zorlaması) * Kur’an’ın vahiy yoluyla indirilmesi
sürecinde vazifelendirilmiş melek, Cebrail (Kur'an'da ismi geçen diğer melek
Mikail’dir.)
cebren :
ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet,
güç) + en (ile ilgili olarak) * zorla, kuvvet uygulayarak
cebri :
ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet,
güç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zor kullanarak yaptırılan; zor
karşısında yapılan, zorla yapılan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder