kütlesel :
ara., tür. * kutla (yığın, küme) (ara.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.)
* kütle ile ilgili
kütleşmek :
tür. * küt (ses yansımalı onomatopeik kelime) + leş (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * kısa ve kalınca hal gelmek; (kesici araç için) kesme
özelliğini yitirmek, keskin olmayan hale gelmek
kütüb :
ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme) * yazılar, kitaplar
kütübhane :
ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme), kutub (yazılar, kitaplar)
(ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * kitapların
bulunduğu salon veya bina; belli bir sistematik düzene göre tasnif edilmiş
kitaplardan meydana gelen bütün; kitap koymağa yarayan bölmeli dolap;
kitapların saklandığı, düzenlendiği ve insanların ödünç alıp okuyabileceği
mekan
kütük :
gre. * kodikos (ağaç gövdesi, tomruk; büyük defter, yasa külliyatı) * kalın
ağaç gövdesi; kesilmiş ağaç gövdesi; resmi kayıtların tutulduğu defter veya
sicil
kütüphane :
ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme), kutub (yazılar, kitaplar)
(ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * kitapların
bulunduğu salon veya bina; belli bir sistematik düzene göre tasnif edilmiş
kitaplardan meydana gelen bütün; kitap koymağa yarayan bölmeli dolap;
kitapların saklandığı, düzenlendiği ve insanların ödünç alıp okuyabileceği
mekan
küvet :
lat. , fra. * cupa (kap, kase) (lat.); cuve (kap, kase) + ette (küçültme eki)
(fra.) * leğen, yıkama veya yıkanma teknesi
küveyt :
ara. * kut (kale), kuveyt (küçük hisar, tahkimli yer, küçük kale) * Basra
Körfezi kıyısında yer alan, 18. yüzyılda küçük bir yerleşim ve kale etrafında
gelişmiş olan bağımsız bir Arap devleti
küvöz :
fra. * couver (kuluçkaya yatmak, üretmek) + euse (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yeni doğan bebekleri, özellikle prematüreleri dış etkenlerden izole
ederek sıcak ve kontrollü bir ortamda tutmak ve bilirubin seviyesini düşürmek
için tasarlanmış tıbbi cihaz; kuluçka makinesi
kwashiorkor :
ga. * kwa (çocuğun, çocuğa ait; doğum sonrası) + shi (gelmek; değişmek) + orkor
(hastalık; sorun, kötü durum) * ödem ve yağlı infiltratlarla büyümüş bir
karaciğerle karakterize ciddi bir protein yetersizliği türü; protein eksikliği
nedeniyle gelişen, şişkin karın, ödem ve cilt değişiklikleri ile karakterize
ağır çocukluk çağı beslenme bozukluğu
kybele :
gre. * kybele (kyb (dağ; yüksek yer, yüce, ulu) + ele (dişi nitelikli ilah,
tanrı) * dağ tanrıçası, ulu ilahe, yüce ilahe; Frigya kökenli doğa, bereket,
doğurganlık ve vahşi hayvanların koruyucusu tanrıça
kyllinga :
lat. * Kylling (Danimarkalı botanikçi Peder Kylling) + a (ad eki) * Cyperaceae
familyasına ait, küçük başaklı otsu bitki cinsi
l :
tür. * l, L * Türkçe alfabenin 15. harfi
l’hôpital kuralı :
fra., tür. * l’hôpital (Fransız matematikçi Guillaume de l’Hôpital’un
soyadından) (fra.) + kural (yasa, kanun, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.)
* analizde, belirsiz limitler (0/0 veya ∞/∞ biçimindeki) hesaplanırken türevler
aracılığıyla limitin bulunmasını sağlayan, diferansiyel ve integral hesapta
yaygın kullanılan temel yöntem
la :
ara. * la (hayır, olmaz, asla) * yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki
la :
lat. * labii (dudaklar) + reatum (günah, leke) * Batı müziği ses sisteminde
yedili temel dizinin altıncı notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan
ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken
temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar
(ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden
türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus
tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant
laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut
La :
lat. * lanthanum (lanthanein (gizli kalmak, fark edilmemek) (gre.) + um
(element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 57 olan, lantanitler serisinin ilk
elementi olan, yumuşak, gümüş beyazı renkli ve kolay oksitlenen, kamera
merceklerinde, katalizörlerde, pil teknolojilerinde ve özel cam üretiminde
kullanılan bir nadir toprak elementi
la edri :
ara * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (idrak ederim, anlarım) (anlamıyorum)
* yazarı veya söyleyeni bilinmeyen nazım parçalarının altına yazılan ibare
la paz :
lat. * la (ön ek) + Paz (barış) * Bolivya'nın başkenti
la raybe fih :
ara. * la (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, hayır, asla) + raybe
(şüphe) + fi (içinde, hakkında) + h (o) * onda hiçbir şüphe yoktur
la tahzen :
ara. * la (-ma, -me, olumsuzluk öneki) + huzn (üzüntü, hüzün), hazene (üzülmek,
hüzünlenmek), tahzen (üzülürsün) * üzülme
la ve neam :
ara. * la (hayır) + ve neam (evet) * hayır ve evet (hiçbir fikir beyan
edilmediği zaman kullanılan ifade)
la’ika :
ara. * la'ika (dil ile sürtmek, yalamak) * dil ile sürtmek, yalamak
laakal :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + akall, ekall (daha az, en az) * en
azından, hiç olmazsa
laalle :
ara. * lealle (belki, umulur ki, ola ki) * belki, umulur ki, ola ki
laanallah :
ara. * laana (lanet etmek, kötülüğünü istemek) + Allah * Allah lanet etsin
la'b :
ara. * la’iba (oynamak, eğlenmek, meşgul olmak), laib (oynayan, eğlenen) *
oyun, eğlence (labor (işçilik, çalışma, eylem) (lat.) )
labada :
gre. * lapato (yaprakları salata olarak kullanılan bir sebze, rumex patientia)
* karabuğdaygillerden, dere kenarlarında, sulak yerlerde kendiliğinden yetişen,
bahçelerde ıspanak gibi de yetiştirilebilen, boyu kimi zaman iki metreyi bulan,
yaz aylarında yeşilimtırak renkli küçük çiçekler açan, kökünden ve
yapraklarından tıpta yararlanılan, yaprakları sebze olarak yenilebilen bir
bitki
labellum :
lat. * labium (dudak), labia (dudaklar) + ellum (küçültme eki) * küçük dudak
biçimindeki yapı; özellikle orkide çiçeklerinde böcekleri çeken ve yönlendiren
özelleşmiş taç yaprağı, ayrıca bazı böceklerde ağız parçalarının bir bölümü
labetalol :
lat. * labia (kenar; dudak) + alol (alkol eki) * kardiyovasküler sistemde
hipertansiyon tedavisinde kullanılan, alfa (α) ve beta (β) adrenerjik
reseptörleri bloke eden bileşik (C19H14O3N2)
labia :
lat. * labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) * vajina ve üretrayı çevreleyen,
iç ve dış olmak üzere iki gruptan oluşan deri kıvrımları, dudaklar
labial :
lat. * labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * vajinal dudaklarla ilgili, labia ile ilgili
labial adhezyon :
lat. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + adhesion (yapışma) * vajinal
bölgedeki iç dudakların çeşitli sebeplerle birbirine yapışması, rahim ağzının
kapanması, labial sineşi, vulvar adezyon, vulvar füzyon, labial adherens,
labial aglütinasyon, labial füzyon
labial frenektomi :
lat., gre. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul
eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + phrenulum (küçük bağ
dokusu) (phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ektomia (kesip
çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * labial küçük bağ dokusunun cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması
labial sineşi :
lat., gre. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul
eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + synesis (yapışma)
(gre.) * vulvanın (kadın dış genital bölgesinin) iç dudaklarının birbirine
yapışması
labil :
lat. * labare (sallanmak, düşmek, kararsız olmak) + alis, ilis (ile ilgili,
gibi) * değişken, değişen, kolayca değişen; kararsız; dengesiz; istikrarsız
labilite :
lat. * labare (sallanmak, düşmek, kararsız olmak) + alis, ilis (ile ilgili,
gibi) + itas (isim yapım ve durum eki) * kararsız olma, kolay değişme,
dengesizlik, istikrarsızlık durumu
labioplasti :
lat., gre. * labium (kenar, dudak) (lat.) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * genital bölgedeki vajinanın iç veya dış dudaklarının
(labium) boyutunu, şeklini veya asimetrisini düzeltmek amacıyla yapılan cerrahi
bir operasyon
labirent :
gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı
balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) * çift ağızlı baltalar tapınağı (antik
Girit’te Minos uygarlığının saraylarında (özellikle Knossos) karmaşık geçitli
yapı anlamına dönüşmüş, sonradan genel olarak çok geçitli ve karmaşık yapılar
için kullanılmıştır.); çok sayıda geçit ve odadan oluşan karmaşık yapı veya yol
ağı; karışık ve çözümlenmesi güç durum (mecazi)
labirentektomi :
gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı
balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış,
dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * duyma bozukluğunu
gidermek için iç kulaktaki labirent yapısının cerrahi olarak çıkarılması işlemi
labirentit :
gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı
balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık,
sorun) * iç kulakta viral veya bakteriyel enfeksiyon sonucu gelişen ve ani
işitme kaybı, baş dönmesi ve dengesizlik gibi belirtilerle kendini gösteren
iltihaplanma
labis :
ara. * labasa (giyinmek) * giyinmiş, giyen
labium :
lat. * labium (kenar, kıyı; dudak) * kenar; dudak; vajina ve üretrayı
çevreleyen, iç ve dış olmak üzere iki gruptan oluşan deri kıvrımlarından her
biri
labium scrotum :
lat. * labium (dudak; genital dudak veya kenar) + scrotum (torba, kese; erkek
genital bölgesinde testisleri çevreleyen deri torbası) * dudak ve torba
yapısına sahip genital bölgeler (kadınlarda labia, erkeklerde skrotum)
labiyal :
lat. * labium (kenar; dudak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
vajinal dudaklarla ilgili, labia ile ilgili
labiyoglosofaringeal :
lat., gre. * labium, labio (dudak, dudak ile ilgili) (lat.) + glotto (dil,
lisan), glosso (dil ile ilgili) + faringeal (pharynx, pharyngis (yutak) (gre.)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * dudak, dil ve yutak ile
ilgili bölgelerdeki yapı, sinir veya refleks ile ilişkili
labiyoplasti :
lat., gre. * labium (kenar, dudak) (lat.) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * genital bölgedeki vajinanın iç veya dış dudaklarının
(labium) boyutunu, şeklini veya asimetrisini düzeltmek amacıyla yapılan cerrahi
bir operasyon
labne :
ara. * leben (beyaz; süt) * pastörize süt ve yoğurt kültürünün birleşimiyle
elde edilen sürülebilir peynir
lab-on-a-chip :
ing. * lab (laboratuar) + on (üstünde, üzerinde) + a (bir) + chip (çip) * çip
üzerinde laboratuvar; normalde büyük bir laboratuvarda yapılan birçok farklı
test ve analizi (kan testi, DNA analizi gibi) birkaç milimetre veya santimetre
boyundaki tek bir mikro çip üzerinde birleştiren, çok az miktarda sıvı
kullanarak hızlı sonuç veren küçük cihaz
laborant :
lat. * laborare (çalışmak, iş yapmak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) *
laboratuvarda veya belirli bir iş alanında çalışan kişi, işçi; teknik veya
bilimsel görev yapan personel
laboratuvar :
lat. * laboratus (çalışılmış, iş yapılmış) (laborare (çalışmak, iş yapmak) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç
eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) * bilimsel, teknik veya
tıbbi amaçlarla deney, inceleme ve araştırmaların yapıldığı çalışma mekanı
labrador :
lat. * terra (yer, toprak) + laboratoris (işçilik ve çalışma yeri) (labor
(çalışma) + toris (mekan, yer) ) * Kanada'nın Doğu Kanada bölgesinde yer alan,
Konfederasyon'a 5/6 oranında katılan en son eyalet (denizci Gasper Cortereal'in
bölgeye köleler getirmesinden)
labridae :
lat. * labrum (dudağa benzer kenar, dudak, kenar, çeper) (labium (dudak), labia
(dudaklar) + rum (isim yapım eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
genellikle parlak renkleri ve kalın dudakları ile tanınan, tropik ve ılık
denizlerde yaşayan mercan balıkları, çırçır balıkları ve lapinalar gibi türleri
kapsayan geniş bir kemikli balıklar familyası
labros :
gre. * labros (güçlü, kuvvetli, cüsseli, iri, heybetli; obur, açgözlü; hırçın)
* iri lapina; lapinagillerden, sıcak denizlerin kayalık yerlerinde, sığ
sularında yaşayan, Türkiye kıyılarında birçok türü bulunan, boyu 50 cm.
olabilen, kırmızı benekli, mavi veya yeşil, çok canlı, gözalıcı renkte bir
balık
labunya :
rom., rus. * lubni (fahişe); lyubit (sevmek), lyubimaya (sevgili) (rus.) *
kadınsı tavırlı erkek eşcinsel, edilgin (pasif) eşcinsel erkek; kadınsı tavırlı
eşcinsel erkek (lieben (sevmek) (alm.) )
laburnum :
lat. * laburnum (sarkık salkımlar halinde sarı çiçekli bitki) * baklagiller
(fabaceeae) familyasından süs veya bahçe bitkisi olarak yetiştirilen, zehirli
özellik de gösterebilen altın sarısı çiçekler açan Akdeniz kökenli bir ağaç
türü, altın yağmuru, sarısalkım, altın zincir ağacı
labyrinthicus :
gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı
balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.);
icus (lat.) * labirent biçimli, karmaşık yapıya sahip olan; biyolojide ve
anatomide karmaşık kanallı veya kıvrımlı (yapı), labirente ait, labirent gibi,
dolambaçlı, çok karışık
lacertidae :
lat. * lacerta (kertenkele) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * pullu
sürüngenler takımına bağlı olan ve genellikle "kertenkele" olarak
bilinen bir hayvan familyası, özkertenkelegiller, gerçek kertenkeleler
lacertilia :
lat. * lacerta (kertenkele) + ilia (taksonomik ek) * Antarktika dışındaki tüm
kıtalarda yaşayan 6.000'den fazla türü barındıran kertenkeleler veya kelerler
grubunu kapsayan pullu sürüngenler alt takımı
lacivert :
far. * la (taş, mücevher) + cavard (ile ilgili, gibi, -a ait) * koyu mavi renk;
rengi koyu mavi olan; Afganistan'da çıkan koyu mavi süs taşı, lapis lazuli
lactuca :
lat. * lac (süt) * Asteraceae familyasına ait, kesildiğinde sütlü özsu çıkaran
marul ve akrabalarını kapsayan bitki cinsi
lactuca :
lat. * lactis (süt) + uca (isim yapım eki) * süt veren özsuyu olan ve
yapraklarından beyaz sütsi özsu akan, özellikle salata olarak tüketilen marul
türü olarak Latince’de Lactuca sativa adıyla sınıflandırılmış bitki
laçin :
far. * laçin (yırtıcı bir kuş, şahin) * sarp, yalçın, ulaşılamaz yer; parlak
kırmızımsı turuncu tüy veya kumaş rengi; tüyleri beyaz benekli bir cins erkek
şahin; atmaca, doğan, akdoğan; Çorum’un bir ilçesi
laçka :
lat., ven., ita. * laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak)
(lat.); lasca (bırak, gevşet, boşla) * gevşek, boşta, salınmış, serbest
bırakılmış (slack (gevşek), release (gevşetmek) (ing.), lacher (gevşetmek)
(fra.), locker (gevşek), locker (gevşetmek) (alm.) )
laço :
ita. * lasciare (bırakmak, gevşetmek, salmak), lascio (Bırakıyorum,
salıveriyorum, salıyorum) * denizcilikte halatların serbest bırakılması,
gevşetilmesi veya tamamen koyuverilmesi;
laço :
rom. * laço (iyi, güzel, hoş) * iyi, güzel, hoş, emin, güvenilir; iyi görünümlü
erkek; çapkın erkek, hovarda, zampara; güvenilmez, aylak
laden :
lat. * ladanum (reçine) * Cistaceae familyasından Cistus cinsini oluşturan
beyaz veya pembe çiçekli bitki türlerine verilen isim
lades : far.
* yadest, yadast (yad (hatır, hatırlamak) + ast, dast (tutmak, elde etmek) ) *
iki kişinin, tavuğun lades kemiğinin birer ucundan tutup kırmasıyla başlayan ve
içlerinden birinin herhangi bir şeyi ötekinden aklımda demeksizin alması
durumunda yenilmiş sayılmasıyla sonuçlanan oyun
lades kemiği :
far., tür. * yadest, yadast (yad (hatır, hatırlamak) + ast, dast (tutmak, elde
etmek) ) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki)
(tür.) * kuşlarda, göğüs kemiğinin üstünde, iki kanat arasında bulunan V
biçimindeki ince kemik
ladik :
gre. * laodikeia (halkın gücü; halk tarafından kurulan) (laos (halk, toplum) +
dike (hak, adalet) + eia (isim, yer ve durum eki) ) * Samsun’un bir ilçesi
(Amasya Hükümdarı Büyük Mitridat'ın eşi Laodikya'nın isminden)
ladin :
ara. * ladan (cistus creticus bitkisinden elde edilen aromatik zamk) *
çamgiller familyasının Picea cinsinden, Kuzey yarımkürenin ılıman ve soğuk
bölgelerinde yayılış gösteren, boyu 40-50 m’ye kadar ulaşabilen, kısa, sivri
uçlu ve kesitli dört köşeli iğne yaprakları olan ve olgunlaşmış kozalağının
pulları dağılmayan ağaç türlerinin ortak ismi
ladini :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat,
haysiyet) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dini olmayan, din dışı,
dinsiz
ladinler :
lat. * latere (gizlenmek, saklanmak), latinus (gizlenenler) (latium (gizli yer,
sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus (geniş, enli, yan
taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplu olarak
Ladinia olarak bilinen çeşitli vadilere dağılmış olan, kuzey İtalya'nın
etnolinguistik bir grubu (İtalya’nın Latium bölgesi halkı)
laedri :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (biliyorum, bilirim) (dara (bilmek,
farkında olmak) ) * bilmiyorum; bilinmeyen; bestecisi bilinmeyen eser, anonim
eser
laedriye :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (biliyorum, bilirim) + iye (yer ve
durum eki) * bilmiyorumculuk; insan aklının Tanrı ve evren hakkındaki mutlak
gerçeği bilemeyeceğini ve varlık ile olayların gerçekliği ve niteliğiyle ilgili
bilgilerin her zaman kuşkulu olacağını ileri süren, her türlü bilgiden şüphe
edip onu eleştirmeyi ilke edinen felsefi akım, bilinemezcilik, agnostisizm
laf :
far. * laf (söz, söylem, kelam,
konuşma) * söz,
söylem, kelam, konuşma; boş söz
lafazan :
far. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafzan (laf çalan, laf
döven) (laf (söz) + zadan (vurmak, çalmak, darbetmek, dövmek; yapmak, etmek,
eylemek, icra etmek), zan (vuran, çalan, darbeden, döven; -cı, yapan, eden,
eyleyen, icra eden) ) * durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan
hoşlanan, çenesi düşük, çok konuşan, geveze
lafebesi :
far., tür. * laf (söz, söylem) (far.) + ebe (doğum yaptıran kişi) (tür.) *
durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan hoşlanan, çenesi düşük, çok
konuşan, geveze
lafız :
ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek) * kelime, sözcük, söz,
söylem, ifade; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam
laforizma :
far., gre. * l ("laf" kelimesini temsilen) (far.) + aphorismos
(gerçeği tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem) (gre.) * çok bilinen sözleri
veya atasözlerini günün gereklerine ve koşullarına göre değiştirme anlamına
gelen ve "laf" ile "aforizma" kelimelerinin sentezinden
oluşan uydurma kelime (örneğin "akılsız başın cezasını ayaklar çeker"
atasözünün "akılsız başın cezasını halklar çeker" olarak
değiştirilmesi)
laft :
ara. * lafata (dönmek, yönünü çevirmek, dikkatini vermek, bir şeye yönelmek,
geri kalmak) * dönme, yönelme, dikkat çekme
lafügüzaf :
far. * laf (söz, söylem) + ü (tamlama eki) + güzaf (boş, anlamsız) * boş,
anlamsız veya gereksiz sözler söyleme eğiliminde olan kişileri veya bu tür
sözleri ifade eden sıfat
lafz :
ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek) * kelime, sözcük, söz,
söylem, ifade; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam
lafzen :
far. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafzan (laf çalan, laf
döven) (laf (söz) + zadan (vurmak, çalmak, darbetmek, dövmek; yapmak, etmek, eylemek,
icra etmek), zan (vuran, çalan, darbeden, döven; -cı, yapan, eden, eyleyen,
icra eden) ) * durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan hoşlanan, çenesi
düşük, çok konuşan, geveze
lafzi :
ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafz (kelime, sözcük,
söz, söylem; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lafz ile ilgili
lafziye :
ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafz (kelime, sözcük,
söz, söylem; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam) +
iye (durum eki) * anlamdan ziyade söylenişe, kelimenin dış biçimine veya
lafzına dayanan yaklaşım; sözde ve yazıda görülen ve çok defa tasannua kaçan
kelime süsleri
lagar :
far. * lagar (zayıf, arık, cılız) *
(hayvan için) cılız, etsiz, çelimsiz, zayıf; uyuşuk kimse
lagb :
ara. * lagaba (zahmet vermek, yormak, meşakkat vermek, eziyet vermek; yorulmak,
güçten düşmek, bitkin düşmek) * yorgunluk, bitkinlik, güçten düşme, zahmet,
meşakkat, yorgunluk
lagenaria :
lat. * lagena (şişe) + aria (aitlik eki) * Cucurbitaceae familyasına ait, şişe
biçimli meyveleriyle bilinen kabak cinsi
lagenaria :
lat. * lagena (şişe, testi) + arius (ile ilgili, gibi, benzer, -a ait) *
kabakgiller (Cucurbitaceae) familyasından tek yıllık, sarılıcı, çeşitli şekil
ve boylarda türleri bulunan ve genellikle sapı dar, alt kısmı şişkin olan
bitki, su kabağı (lagenaria siceraria)
lagenorhynchus :
gre. * lagenos (şişe, testi) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız
kısmı) * şişe burunlu; okyanus yunusları (Delphinidae) familyasında yer alan
bir yunus cinsi
lagerstroemia :
lat. * Lagerström (İsveçli tüccar ve doğa bilim hamisi Magnus von Lagerström) +
ia (isim yapım eki) * Lythraceae familyasına ait, oya ağacı olarak bilinen gösterişli
çiçekli süs ağacı cinsi
lagetta :
ita. * lagetta (küçük tabaka, ince tabaka, küçük katman, ince katman) (laganum,
lag (tabaka, katman, levha) + etta (küçültme eki) ) * dulaptal otugillerden,
Antil Adaları'nda yetişen, sünger gibi kullanılan, kabuk lifleri dantele
benzeyen bir ağaç, dantel ağacı
lagoftalmi :
gre. * lagos (tavşan) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz,
görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * göz kapağının kapanmaması, gözün sürekli açık kalması
durumu
lagoftalmus :
gre. * lagos (tavşan) + ophtalmos (göz) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * göz kapağının kapanmaması, gözün
sürekli açık kalması durumu
lagomorpha :
gre. * lagos (tavşan) + morphe (form, şekil, biçim) (gre.) + a (isim yapım eki)
(lat.) * üst çenelerinde iki çift kesici diş bulunması ve tamamen otçul
olmaları ile karakterize edilen evcil tavşanları, yaban tavşanlarını (hare) ve
pikaları kapsayan memeli takımı, tavşanımsılar
lagos :
gre. * lagos (tavşan) * tavşangiller (Leporidae) familyasından, yaklaşık 70 cm.
uzunluğunda, kısa kuyruklu, uzun kulaklı, dudakları kalın ve yarık, ön
bacakları arka bacaklarına göre kısa, çok hızlı, genellikle zıplayarak koşan,
eti ve postu için avlanan, memeli bir kemirgen hayvan
lagrange teoremi :
fra., gre., tür. * lagrange (Fransız matematikçi Joseph-Louis Lagrange’ın
soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * sonlu ve devirli olmayan grupların altgruplarını belirlemede
kullanılan teorem; bir f fonksiyonun, g1 = 0, …., gk = 0 kısıtlamaları
altındaki uç değerlerini bulmak için Lagrange çarpanları denilen λ1, …, λk
sayıları ile oluşturulan f λ1g1, …, λkgk ifadesinin gradyanını sıfıra eşitleme
ve bu denklemi çözme
lagün :
lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) * dalgaların ve kıyı
akıntılarının etkisiyle kıyılardaki koy ve girintilerin ağız kısımlarının kıyı
kordonlarıyla kapanması sonucunda oluşan kıyı set gölü veya deniz kulağı türü
kıyı birikim şekli
lagv :
ara. * laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak,
geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl
kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma,
kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing.,
alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )
lağb :
ara. * lagaba (zahmet vermek, yormak, meşakkat vermek, eziyet vermek; yorulmak,
güçten düşmek, bitkin düşmek) * yorgunluk, bitkinlik, güçten düşme, zahmet,
meşakkat, yorgunluk
lağım :
gre., ara. * lakkos (oyuk, çukur, delik, mahzen, göl), lahanon (pislik) (gre.);
lağm (tünel) (ara.) * bir yerleşim yerinde, pissuların akıp gitmesi için
yeraltında açılmış tünel niteliginde boru hattı; düşmanın kale duvarlarını
yıkmak veya düşman karargahına zarar vermek ereğiyle, düşman siperlerine doğru,
yerin altından açılan dar yol, dar ark
lağıv : ara.
* laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak,
geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl
kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma,
kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing.,
alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )
lağv :
ara. * laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak,
geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl
kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma,
kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing.,
alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )
lahamet :
ara. * lahm (et) * semizlik, etlilik, etine dolgunluk, şişmanlık
lahana :
gre. * lahano (sebze, her türlü sebze; lahana) * turpgillerden, ilkin Güney
Avrupa kıyılarında yabanıl bir bitki olarak rastlanan, bugün pek çok çeşidi
bütün dünyada güz ve kış sebzesi olarak yetiştirilen, iri ve kalın yapraklı, C
vitamini yönünden zengin bir bitki
lahavle :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + havle (güç, kuvvet, hal, durum) * artık
sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen kelime ikilisi
lahey :
fle., fta. * hagh (çit, çevreleme, alan, saha, avlanma alanı) (fle.), la
(artikel) + haye (çit, çevreleme, alan, saha) (fra.) * Hollanda Krallığı
hükümetinin, bakanlıklarının, parlamentosunun, Hollanda Yüksek Mahkemesi'nin ve
Hollanda Devlet Konseyi'nin bulunduğu şehir
lahika :
ara. * lahaka (eklemek, ilave etmek, katmak) * eklenen şey, ek, ekleme, ilave,
zeyl, levahik (ç.); asıl metin veya belgeye sonradan eklenen, tamamlayıcı
nitelikteki bölüm veya eki
lahim :
ara. * lahm (et) * semiz, etli, şişman
lahin :
ara. * lahn (nağme, ezgi, tını; güzel ses) * belirli bir kurala göre oluşmuş
güzel ve düzgün ses, ahenkli ses, nağme, ezgi, melodi; dilde ve kıraatte
(okumada) hata yapma
lahit :
ara. * lahada (yanaxsapmak, eğrilmek; mezar kazma, çukur açma), lahd, lahid
(mezarın kıble tarafına açılan yan oyuk, mezar, kabir, özellikle eski Roma
tarzında nişleri olan mezar odası ve bu tarzda ölü gömme) * mezar çukuru, kabir
oyuğu, taş mezar, taş kabir (Leiche (ceset) (alm.) )
lahm :
ara. * lahama (birleştirmek, birbirine geçirmek; et olmak) * et; birbirine
bağlama, kaynaştırma; bir işi sağlam kılma; kırık şeyi kuyumcunun yapıştırması,
ehimleme
lahm ü şahm :
ara. * lahm (et) + u (tamlama eki) + şahm (yağ) * et ve yağ
lahmacun :
ara., far. * lahm (et) + acn (yoğurmak, macun kıvamına getirmek), acun
(yoğrulmuş) (far.) * açılmış hamurun üzerine kıyma, maydanoz, soğan, sarımsak,
karabiber ve isot (kırmızı biber) gibi baharatlarla hazırlanan malzeme
sürüldükten sonra taş fırında pişirilerek yapılan Orta Doğu mutfağına özgü bir
çeşit içli pide
lahn :
ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz
etmek, anlamı değiştirmek) * ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel ses,
usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma,
yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık
lahn-ı celi :
ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz
etmek, anlamı değiştirmek), lahn (ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel
ses, usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata
yapma, yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık); dilde ve kıraatte (okumada)
hata yapma) + ı (tamlama eki) + celi (parlak, açık, aşikar, meydanda, ortada;
Kur'an harfleri ile yazılan bir çeşit yazı) * sakin halde bulunan harflere
hareke vermek suretiyle yapılan hata
lahn-ı hafi :
ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz
etmek, anlamı değiştirmek), lahn (ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel
ses, usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata
yapma, yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık); dilde ve kıraatte (okumada)
hata yapma) + ı (tamlama eki) + hafi (gizli, saklı) * kıraatteki (okumada)
küçük ve gizli hata
lahos :
gre. * lahos (Eflaklı, Ulah; kaba, hoyrat; kaya hanisi denen bir tür balık) *
hanigillerden, Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde yaşayan, kayahanisi de denilen, eti
beyaz ve lezzetli bir balık
lahs :
ara. * lahasa (yalamak) * yalama; gözün üst kapağının etli olması; darlık;
şiddet; meşakkat, zahmet
lahuraki :
san., far. * lahur (demir şehri) (loh (demir) + awara, pura (şehir) ) (san.) +
aki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.) * Pakistan’ın Pencap (Punjab)
eyaletinin başkenti olan Lahor şehrinde üretilen bir tür şal kumaşı, Lahuri
lahuri :
far. * lahur (demir şehri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Pakistan’ın
Pencap (Punjab) eyaletinin başkenti olan Lahor şehrinde üretilen bir tür şal
kumaşı, lahuraki
lahut :
ara. * ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + ut (-lık, durum eki) *
tasavvufta kutsal Tanrı alemi, mutlak gayb alemi; Allah’ın mutlak zatını ve
yaratılmışlardan tamamen ayrı, idrak edilemez mertebe olan ilahi varlık alemini
ifade eden sufi terimi (diğer alem isimleri, "nasut" (beşeriyetin,
fiziksel varlıkların ve zaman-mekan sınırlarının geçerli olduğu insani, maddi
ve dünyevi âlem), "mekekut" (maddeden bağımsız fakat yaratılmış,
idrak edilebilir varlıkların (melek, cin vb.) manevi alem) ve
"ceberut" (salt ilahi kudretin ve iradenin hüküm sürdüğü alem)
lahuti :
ara. * lahut (tanrısallık, ilahilik) (ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce
varlık) + ut (-lık, durum eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
tanrısal, tanrı ile ilgili, ilahi
lahutiyan :
ara. * lahut (tanrısallık, ilahilik) (ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce
varlık) + ut (-lık, durum eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yan
(çoğul eki) * uluhiyet alemine girebilen melekler
lahva :
ara. * laha (ilgilenmek, meşgul olmak, oyalanmak), lahiyye (dikkatsiz, meşgul,
oyalanan) * oyalanma, eğlence, meşguliyet; Abes, batıl sözleri çok söyleyen,
boş konuşan kadın. (Müz Elha);
lahza :
ara. * lahaza (göz atmak, bakmak), lahz (göz ucu ile bakma) * göz atış süresi,
an, zamanın bölünemeyecek denli kısa bir parçası
laib :
ara. * la’iba (oynamak, eğlenmek, meşgul olmak), la’b (oyun, eğlence) *
oynayan, eğlenen (labor (işçilik, çalışma, eylem) (ing.) )
laik :
gre. * lais (halk) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * halkçı; din
işleriyle dünya işlerini ayıran, dinin dünya, özellikle devlet işlerine
karışmasını istemeyen (kişi, toplum, devlet)
laim :
ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak) *
kınayan, kötüleyen, eleştiren, çekiştiren, levmeden
lain :
ara. * leane (lanet etmek, kötülük dilemek, beddua etmek, ilenmek) *
lanetleyen, lanet eden
laisizm :
gre. * lais (halk) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * devletin ve kamusal düzenin dini
inançlardan bağımsız olmasını, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını
esas alan ilke veya akım, laiklik
lak :
ara. * laka (karşılaşmak, kavuşmak; ulaştırmak) * karşılaşma, kavuşma, buluşma
(luck (şans), lackey (ulak) (ing.) )
la'k :
ara. * laka (yalamak) * yalama (lick (yalamak) (ing.), lécher (yalamak) (fra.),
lecken (yalamak) (alm.) )
lak :
lat., fra. * lac (vernik, cila, reçine, zamk, süt benzeri sıvı) (lat.); laque
(fra.) * Uzakdoğu’da yetişen amerikanelmasından elde edilen reçine;
kırmızböceğinin üstderi bezlerince salgılanan ve boyacılıkta kullanılan bir
madde
laka :
ara. * laka (karşılaşmak, kavuşmak, denk gelmek, rastlamak) * karşılaşmak, kavuşmak, denk gelmek,
rastlamak, mülakat (görüşme, karşılaşma)
laka :
lat., fra. * lac (vernik, cila, reçine, zamk, süt benzeri sıvı) (lat.); laque
(fra.) * Uzakdoğu’da yetişen amerikanelmasından elde edilen reçine;
kırmızböceğinin üstderi bezlerince salgılanan ve boyacılıkta kullanılan bir
madde
lakab :
ara. * lakaba (takma ad vermek, nitelemek) * künye, ünvan, takma isim; bir
kimseye veya bir aileye, bir özelliğinden dolayı, adından ayrı olarak sonradan
takılan ad
lakap :
ara. * lakaba (takma ad vermek, nitelemek), lakab (künye, ünvan, takma isim) *
bir kimseye veya bir aileye, bir özelliğinden dolayı, adından ayrı olarak
sonradan takılan ad
lakaydi :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd (bağ, kelepçe, pranga, zincir, bukağı;
bağlamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aldırışsızlık, ilgisizlik,
umursamazlık, kayıtsızlık, alakasızlık
lakayt :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd (bağ, kelepçe, pranga, zincir,
bukağı; bağlamak) * ilgisiz, akakasız, umursamaz, tepkisiz ve olaylar
karşısında kayıtsız (kimse)
lake :
fra. * laqué (laque (vernik, cila, reçine), laquer (verniklemek, cilalamak,
reçinelemek) + é (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) * verniklenmiş, cilalanmış,
reçinelenmiş
lakerda :
lat., gre. * lacerta (kertenkele) (lat.); lakerda (uskumru, palamut/torik,
kolyoz veya benzeri balıklar) (gre.) * torik, palamut, orkinos gibi
balıklardan, dilim dilim kesilerek yapılan tuzlama (salamura)
lakf :
ara. * lakafa (kapmak, yakalamak, tutmak, hızlıca almak, yutmak) * kapma,
yakalama, tutma, alma, yutma
lakıh :
ara. * lakaha (döllemek, tohumlamak, aşılamak) * döllendirici, fertilize edici,
aşılayıcı, levakih (ç.); ağaca su yürüten rüzgar; yağmur yağdıran rüzgar;
karnında yavrusu olan hamile deve
lakırdı :
tür. * lak (dilin damağa değmesinden, dil şaklatma sesibden, su sesinden ses
yansımalı kelime) + ırdı (isim yapım eki) * söz, laf; anlamsız, boş söz,
dedikodu, laf
lakırdıkavafı :
tür., ara. * lakırdı (söz, laf; anlamsız, boş söz, dedikodu) (tür.) + haffaf,
kaffaf (ayakkabı yapan, ayakkabıcı, kunduracı) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) *
çok konuşan, geveze
lakih :
ara. * lakaha (döllemek, tohumlamak, aşılamak) * döllendirici, fertilize edici,
aşılayıcı, levakih (ç.); ağaca su yürüten rüzgar; yağmur yağdıran rüzgar; karnında
yavrusu olan hamile deve
lakin :
ara. * lakin (amma, fakat) * ama, ancak, fakat
lakiniat :
lat. * lacinia (saçak, püskül, yırtık şerit) + atus (sıfat yapım eki) * derin
ve dar şeritler hâlinde parçalanmış, saçaklı (özellikle yaprak veya taç yaprak kenarları
için)
laklak :
tür. * lak (dilin damağa değmesinden, dil şaklatma sesibden, su sesinden ses
yansımalı kelime) + lak * leyleğin gagasıyla çıkardığı ses; gevezelik (mecazi)
lakonik :
gre. * lakonikos (lakon (Lakonya bölgesi veya Lakon halkı) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.); laconique (az konuşan, ketum) (fra.) * özlü, kaba
veya gizemli görünecek kadar özlü (Spartalıların suskunluğuna atfen); Sparta'ya
ilişkin, Sparta'lı; çok az ifade kullanarak bir fikri ifade etme sanatıyla ilgili;
sözden ziyade eyleme ağırlık veren düşünme biçimi
lakonizm :
gre. * lakonikos (lakon (Lakonya bölgesi veya Lakon halkı) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * çok az ifade kullanarak bir fikri ifade
etme sanatı; özlü söz söyleme vea kısa ve öz konuşma sanatı
lakosamid :
lat. * lacos (bilinç veya kas eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun
bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu
içeren bir organik bileşik) * epilepsi (sara) tedavisinde kullanılan, beyindeki
aşırı sinir hareketini ve nöbetleri durdurmak için sodyum kanallarını
düzenleyen etkili bir antiepileptik ilacın etken maddesi (C13H18N2O3)
lakoz :
lat. * vlachos, lakos (kaba, hoyrat kimse; Ulah, Eflaklı) * hani balıkları (Serranidae) familyasına ait ve orfoz
ile yakın akraba olan, genellikle Akdeniz ve Ege denizlerindeki kayalık
kıyılarda yaşayan, eti lezzetli olan, etçil, yırtıcı, renkli pullu ve küçük ila
orta boyda, yuvarlak kuyruğu bulunan bir tatlı su ve deniz balığı türü
(epinephelus zeneus), lahoz, lagos
veya grida
lakozamid :
lat. * lacos (bilinç veya kas eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun
bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu
içeren bir organik bileşik) * epilepsi (sara) tedavisinde kullanılan, beyindeki
aşırı sinir hareketini ve nöbetleri durdurmak için sodyum kanallarını
düzenleyen etkili bir antiepileptik/antikonvülsan ilacın etken maddesi
(C13H18N2O3)
lakrima : gre., lat. * dakryma (gözyaşı) (gre.); lacrima
(lat.) * gözün nemli kalmasını
sağlayan, ağlama veya dış bir uyarıcı etkiyle göz bezlerinden salgılanarak
dışarı akan, tuzlu ve berrak sıvı, gözyaşı
lakrimal :
lat. * lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz yaşı
ile ilgili
lakrimal bez :
lat., ara. * lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) + bazz (belirli maddeleri kandan ayıran, değiştiren, yoğunlaştıran ve
sonrasında yeniden kullanılmak üzere salgılayan veya yok edilmelerini sağlayan
doku veya hücre) (ara.) * göz küresinin üst dış köşesinde bulunan, gözyaşı
üreten ve göz yüzeyini nemlendiren (lakrime eden) bez
lakrimasyon :
lat., ara. * lacrima (göz yaşı) + are (fiil yapım eki) + tio (isim yapım eki) *
gözlerden yaş gelme olayı; ağlama veya gözün refleks olarak sıvı salgılaması
durumu
laksatif :
lat. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, açmak), laxatus (gevşemiş, gevşek,
serbest bırakılmış, açılmış, açık) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bağırsak hareketlerini artırarak kabızlığı giderici veya dışkıyı yumuşatıcı
ilaç veya madde, pürgatif, müshil
lakshmi :
san. * laksha (algılamak, gözlemlemek, bilmek, anlamak; amaç, hedef, gaye) + mi
(dişil sıfat eki) * Hint mitolojisinde zenginlik, talih, refah, güzellik,
doğurganlık, egemenlik ve bolluk tanrıçası
laksite : lat.
* laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak, açmak), laxatus (gevşemiş,
gevşek, serbest bırakılmış, açılmış, açık), laxitas (gevşeklik, serbestlik)
(lax (gevşek, serbest) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat); laxité (fra.)
* gevşeklik, serbestlik; organ gevşemesi (tıp)
laktam :
lat. * lactis (süt) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu
(R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik
bileşik) * bir amino asit molekülündeki amin (-NH₂) grubunun aynı moleküldeki karboksilik asit
(-COOH) grubuyla reaksiyona girerek kapalı halka (siklik) bir amid yapısı
oluşturduğu ve duyarlı organizmaların neden olduğu bakteriyel enfeksiyonların
önlenmesi ve tedavisi için endike olan bileşik türü (bir amino alkanoik asitten
türetilen bir siklik amid) (CnH2n−1NO)
laktamaz :
lat. * lactis (süt) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu
(R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik
bileşik) + ase (enzim eki) * β-laktam halkasına sahip antibiyotikleri
(penisilinler, sefalosporinler vb.) hidroliz ederek etkisiz hale getiren,
genellikle bakteriler tarafından üretilen ve bakteriyel antimikrobiyal direnç
mekanizmalarıyla mücadele etmede kullanılan bir enzim
laktasyon :
lat. * lactare (süt vermek, sütle beslemek, emzirmek) (lactis (süt) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * süt verme, süt salgılama; dişi
memelilerin doğurduktan sonra meme bezlerinden süt salgılayarak yavrularını
besledikleri dönem
laktat :
lat. * lactare (süt vermek, sütle beslemek, emzirmek), lactis (süt) + ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) * kaslarda anaerobik solunum sonucu
biriken ve vücudun, tüketilen gıdalarda bulunan glikozu hücreler için enerjiye
dönüştürmesi anlamına gelen hücresel solumaya yardımcı olan, laktik asidin iyon
formu halindeki madde (C3H5O3⁻)
laktaz :
lat. * lactis (süt) + ase (enzim eki) * ince bağırsakta üretilen ve laktozu
parçalayarak emilebilir yani sindirilebilir hale getiren enzim
laktiferöz :
lat. * lactis (süt) + ferre (taşımak, getirmek, üretmek) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * süt veren, süt salgılayan, süt taşıyan; meme
dokusundaki süt kanallarını (laktiferöz kanallar) veya süt sarnıçlarını
(laktiferöz sinüs) niteleyen sıfat
laktik :
lat. * lactis (süt) + icus (ile ilgili, -a ait) * sütle ilişkili, özellikle
kaslarda oksijen yetersizliğinde oluşan ve fermantasyon süreçlerinde görülen
laktik asitle ilgili
laktik asit :
lat. * lactis (süt) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi, asit) *
hücresel solunum, glikoz üretimi, inflamasyonun azaltılması ve moleküler
sinyalleme noktasında faydalı ve önemli bir kimyasal
laktin :
lat. * lactis (süt) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sütle
ilişkili biyolojik süreçlerde yer alan protein yapılı hormon veya madde, peptid
hormon
laktobasil :
lat., gre. * lactis (süt) (lat.) + bakillos, (sopa, çubuk, değnek) (gre.);
bacillus (lat.) * şekerleri laktik aside dönüştüren, sindirim sisteminde,
vajinada ve fermente gıdalarda doğal olarak bulunan, vücudumuz için yararlı
olan ve probiyotik özellik taşıyan dost bakteri
laktobiyotik :
lat., gre. * lactis (süt) (lat.) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum,
yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * laktozu (süt
şekerini) laktik aside dönüştüren, sindirim ve bağışıklık sistemine fayda
sağlayan, yoğurt, kefir gibi fermente gıdalarda ve bağırsak florasında doğal
olarak bulunan laktik asit bakteri türlerini ve genel anlamda probiyotik yapı
laktoferrin :
lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * süt ve vücut salgılarında bulunan, demiri bağlayarak mikroorganizmaların
çoğalmasını engelleyen ve bağışıklık sisteminde rol oynayan bir protein türü
laktogenez :
lat., gre. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genesis (yaratılış, oluşum)
(genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) * süt oluşumu; doğumdan sonra
meme bezlerinde süt üretiminin başlaması ve düzenli hâle gelmesi sürecin
laktojen :
lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * süt
üretimini başlatan veya artıran etkiye sahip olan, süt oluşturan
laktojenik :
lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) * süt üretimini başlatma veya artıran etki ile
ilgili, süt oluşturma ile ilgili
lakton :
lat. * lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) *
hidroksikarboksilik asitlerin kendi içinde esterleşmesiyle oluşan halkalı
organik bileşik sınıfı, iç ester halkalı organik bileşik
laktoserum :
lat. * lactis (süt) + serum (sulu sıvı, peynir altı suyu) * sütün pıhtılaşması
veya peynir yapımı sırasında kazein ile yağın ayrışmasıyla elde edilen,
protein, mineral ve laktik asit bakterileri açısından zengin, organik tarımda
da kompost aşılayıcı olarak kullanılan sıvı kısım, peynir altı suyu
laktoz :
lat. * lactis (süt) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * süt ve süt
ürünlerinde bulunan bir disakkarit şeker olarak, sindirim sırasında glukoz ve
galaktoza parçalanmasıyla enerji sağlayan, kalsiyum ve mineral emilimini
artıran ve bağırsak mikrobiyotasını destekleyen bir madde, süt şekeri
(C12H22O11)
laktüloz :
lat. * lactis (süt) + ulose (şeker türevi, özellikle ketoz) (ulua, ulus
(küçültme eki) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * bağırsakta
sindirilmeyen bir şeker olarak çalışan, prebiyotik etki göstererek bağırsak
florasını destekleyen ve kabızlığı gidermek, bağırsak hareketlerini düzenlemek
ve amonyak seviyesini düşürmek için kullanılan bir şeker türü
lakün :
lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) * dalgaların ve kıyı
akıntılarının etkisiyle kıyılardaki koy ve girintilerin ağız kısımlarının kıyı
kordonlarıyla kapanması sonucunda oluşan kıyı set gölü veya deniz kulağı türü
kıyı birikim şekli
lakünar :
lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * lakünlere ait, lakün ile ilgili, gözenekli veya
boşluklu
lal :
ara. * lal (kırmızı) * billurlaşmış ve saydam bir alüminyum oksidi olan, parlak
kırmızı renkli değerli bir taş; Divan Edebiyatı’nda sevgilinin dudağı veya
kırmızı şarap
lal perde :
far. * lal (sessiz veya susturucu) + perde (nota yüksekliği veya tonal bariyer)
* Türk musikisinde çalgılarda veya seslerde ton veya nota geçişlerinde meydana
gelen yarı ton veya mikroton değişikliklerini ifade eden ve özellikle ud, kanun
gibi telli çalgılarda ince ayar yapılmasını sağlayan perde
lala :
far. * lala (erkek köle, çocuk bakıcısı) * çocuğun bakımı, eğitim ve
öğretimiyle görevli kimse; Osmanlı sarayında şehzadelerin özel eğitmenlerine
verilen ad
lalanga :
gre. * lalang (hafif, kabarık veya yumuşak şeyleri ifade eden ses yansımalı
kelime; ziyafetten sonra peştamala sarılıp götürülen yemek), lalankita,
lalangita (un, yumurta ve şekerle yapılan bir tür lapa, bir tür krep) *
yumurta, un, tulumpeyniri, ekşi maya ile hazırlanan hamur yağda kızartılıp
üzerine şeker şerbeti dökülerek yapılan bir hamur tatlısı
lalapaşa :
far. * lala (erkek köle, çocuk bakıcısı) + paşa (şah, hükümdar, reis) (pati
(usta) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta,
seçkin, önde gelen) ) (far.) * Edirne’nin bir ilçesi
lale :
far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim)
* zambakgiller familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel çiçekleri ile süs
bitkisi olarak yetiştirilen, soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak
adı
lale-gül :
far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim;
karar perdesi Dügah olan, Hüseyni ve Hicaz çeşnilerini birleştiren, klasik Türk
müziğinde kullanılan birleşik bir makam) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli
çiçek; Karar perdesi Rast olan, Uşşak ve Hicaz çeşnilerinin birleşiminden
oluşan, klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam) * Türk musikisinde
lale ve gül isimli iki makamın seyir ve dizilerinin belirli bir usül ve estetik
anlayışla birleştirilmesiyle oluşturulan, karar perdesi Yegah olan, Hicaz
çeşnisiyle yarım karar kullanılan, genellikle aşk, zarafet ve bahar temalarını
işleyen eserler için tercih edilen, nağmelerinde lale ve gül sembollerinin
edebi çağrışımlarına uygun olarak yumuşak, lirizm yüklü ve süslemeli ezgi
karakteri gösteren birleşik (mürekkep) makam
lale-ruh :
far., ara.* lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen
isim; karar perdesi Dügah olan, Hüseyni ve Hicaz çeşnilerini birleştiren,
klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam) (far.) + ruh (maddenin
canlı ve idrakli (bilinçli) varlık olmasını sağlayan tesir; nefes, can, hayat
cevheri, tin, yaşam enerjisi, bilinç) (ara.) * Türk musikisinde Hüseyni-Aşiran
perdesinde karar eden, Segâh ve Hicaz dizilerinin birleşiminden oluşan, Neva
perdesinde güçlü yapan, inici-çıkıcı seyirli ve donanımında bakiye bemol ile
koma diyez bulunan bir makam
lalesar :
far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim)
+ sar (çokluk, bol bulunan yer, yer, mekan eki) * lalelik, lale bahçesi;
sığırcık kuşu
lalettayin :
ara. * la (gayır, yok, değil) + ala (üzerine, hakkında) + el (ön ek, artikel) +
ayn (göz), tayin (belirleme, görünür kılma) * özensiz bir biçimde, gelişigüzel,
herhangi, sıradan
lalezar :
far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim)
(lal (kırmızı; gelincik) + e (gibi olan) ) + zar (tarla, bahçe; -lik) *
lalelik, lale bahçesi; gelincik tarlası
lalin :
far. * lal (kırmızı) + in (ile ilgili, gibi) * kırmızı renkli olan, yakut
kırmızısı; çiçek
lalüebkem :
far., ara. * lal (dilsiz) (far.) + u (bağlaç) + ebkem (dilsiz) (ara.) * dili
tutulmuş, sessizliğe mecbur kalmış; şaşkınlıktan dili tutulmuş, konuşamaz hale
gelmiş, nutku tutulmuş
lam :
ara. * lam (ل) * Arapça alfabenin on ikinci harfi
lama : que. * llama (lama) * geviş getirengiller (ruminantia) takımının devegiller
(Camelidae) familyasından Güney Amerika'nın And Dağları'ndaki çayırlarda toplu halde
yabani olarak yaşayan Guanako'dan evcilleştirilmiş gevişgetiren, yük taşımak ve
yün sağlamak için evcilleştirilmiş, uzun boyunlu, kısa kuyruklu ve yumuşak
yünlü bir otobur hayvan türü, Lama glama
lama :
tib. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani
öğretmen, rahip) (bla (yüksek) + ma (anne) ) * Tibet Budizmi'nde Dharma'nın
uygulayıcılarına verilen bir ünvan (Tüm rahipler lama değildir; ancak rahibeler
ve kadın uygulayıcılar lama olarak tanınabilir ve ünvan alabilirler.)
lamaist :
tib., lat. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani
öğretmen, rahip) (tib.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan,
eden) (lat.) * Lamaizm mensubu
lamaizm :
tib., lat. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani
öğretmen, rahip) (tib.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
(lat.) * Tibet kökenli bir Budist mezhebi olan ve lama adı verilen ruhani
liderler aracılığıyla yürütülen dinsel ve felsefî öğretimler bütününü ifade
eden öğreti sistemi
lamassu :
aka. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani
öğretmen, rahip; ilah, tanrı, güç) + assu (koruyucu ve ruhani varlık) *
Mezopotamya mitolojisinde insan başlı, boğa veya aslan gövdeli ve kanatlı
olarak tasvir edilen, şehri ve tapınakları kötü ruhlardan koruduğuna inanılan
efsanevi varlık; Asur imparatorluğu saraylarında ve tapınaklarında kullanılan,
insan başlı, arslan veya boğa gövdeli, kanatlı dev heykeller
lamba :
gre. * lampas (ışık, meşale) * elektrik enerjisi veya başka bir enerji kaynağı
ile ışık üreten, aydınlatma için kullanılan taşınabilir veya sabit cihaz,
meşale veya ışık kaynağı işlevi gören araç
lambada :
por. * lamber (lamber” (yalamak, sürtmek) fiilinden türem isim * Brezilya
kökenli, hızlı tempolu ve dansa dayalı bir müzik türü ve bu müziğe eşlik eden
çiftler tarafından yapılan ve birbirine temas edecek şekilde yakın ve kıvrak
hareketlerden oluşan dans biçimi
lambda :
gre. * lambda (Λ λ) * Yunan alfabesinin on birinci harfi
lambda-CDM :
gre., ing. * lambda (Yunan alfabesinin on birinci harfi (Λ) ) + CDM (Cold Dark
Matter (Soğuk Karanlık Madde) ) * evreni kozmolojik sabit (Λ) ve soğuk karanlık
madde bileşenleriyle açıklayan standart kozmolojik model
lambdoid :
gre. * lambda (Yunan alfabesinin 11. harfi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * lambda harfine benzeyen
lambert-eaton myastenik
sendromu : ing., gre. * lambert (İngiliz nörolog William Lambert)
+ eaton (İngiliz nörolog Edward Eaton) (ing.) + myastenikos (kas güçsüzlüğüyle
ilgili) (mys, myos (kas) + asthenikos (güçsüz, kuvvetsiz) ) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * kaslarda güçsüzlük
ve yorgunluk ile karakterize, sinir-kas kavşağında otoimmün bozulma sonucu ortaya
çıkan nöromusküler hastalık
lambri :
fra. * lambris (tahta, ahşap, ahşap kaplama, tahta kaplama) * iç mekanlarda
dekoratif amaçlı kullanılan ahşap kaplama
lamda :
gre. * lambda (Yunan alfabesinin on birinci harfi (Λ) ) * kozmolojide
kozmolojik sabiti (Λ; ΛCDM modelindeki Λ), optikte dalga boyunu (λ),
radyoaktivitede bozunma sabitini (λ), ısı biliminde ısıl iletkenlik katsayısını
(λ), matematikte özdeğeri, parametreyi veya Lagrange çarpanını, istatistikte
Poisson dağılımının oran parametresini (λ), moleküler biyolojide λ
bakteriyofajını simgelemek için kullanılan Yunan alfabesinin on birinci harfi
lame :
lat., fra. * lame (bıçak ucu, kesici ağız; ince metal veya levha) (lat., fra.);
lamé (ince metal şeritlerle işlenmiş şey, simli yün iplik; ince levha) *
dokusunda gümüş veya altın renginde tel bulunan (kumaş) veya metal parlaklığı
verilmiş (deri); parlak kumaştan veya böyle bir deriden yapılmış
lamekan :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + mekan (yer, ortam) * mekansız, mekanı
olmayan, uzam dışı; tanrı katına erişmiş (Alevi tasavvufunda); yersiz yurtsuz,
belli bir adresi olmayan, mekansız
lamel :
lat., fra. * lamella (ince tabaka, küçük levha, ince yüzey) (lamina (tabaka,
plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) ) (lat.); lamelle (fra.) * ince
tabaka, ince plaka; biyolojide, mikolojide ve anatomide yaprakçık veya levhacık
biçimindeki ince yapılardan her biri; mikroskopta inceleme yaparken kullanılan
ince örtü camı, çok ince tabaka veya panjur ve sanayideki yatay şerit parça
lamella :
lat. * lamina (tabaka, plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) *
ince tabaka, ince plaka; biyolojide, mikolojide ve anatomide yaprakçık veya
levhacık biçimindeki ince yapılardan her biri; mikroskopta inceleme yaparken
kullanılan ince örtü camı, çok ince tabaka veya panjur ve sanayideki yatay
şerit parça
lamellar :
lat. * lamina (tabaka, plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük levha veya tabakalar halinde
düzenlenmiş, tabakalı, çok katmanlı, yapraksı, ince levhalardan/tabakalardan
oluşan
lamıcimi yok :
ara., tür. * la yecuz (caiz değil) (la (olumsuzluk öneki, değil, yok) + yecuz
(caizdir, uygundur) ) cümlesinin zaman içinde kısaltmaya dönüşmüs hali;
"sual" kelimesinin son harfi olan "lam" ile
"cevap" kelimesinin ilk harfi olan "cim" harfinin yanyana
getirilip "yok" fiilinin eklenmesiyle * bahane yok, gayet açık, soru
oluşturacak bir durum yok, mazeret - itiraz -karşı gelme yok, tartışma yok,
sual ve cevap yok
lami :
ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer), lamia (aydınlık) * parlak, parlayan, ışıldayan; lamba (illuminate
(aydınlanmak), luminosity (aydınlık), lamp, Lampe (lamba) (ing., fra., alm.),
lumière (ışık), lame (bıçak, parlayan metal keski) (fra.) )
lamia :
ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak) + iye, iya (isim yapım ve durum eki)
* parlama, parıldama, ışıldama; lamba
lamiaceae :
gre., lat. * laimos (boğaz, gırtlak) (gre); lamium + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * nane, kekik, adaçayı ve lavanta gibi hoş kokulu,
aromatik ve genellikle dört köşeli gövdeye sahip bitkileri içeren büyük bir
çiçekli bitki familyası, ballıbabagiller
lamih :
ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak), lemh (bakma, bakış;
parıltı, çakma) * parlayan, parıldıyan, ışıldayan, parlak
lamiidae :
gre., lat. * laimos (boğaz, gırtlak) (gre); lamium + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * çiçekli bitkiler içinde Lamiaceae ve akraba familyaları
kapsayan asterid grubu içindeki taksonomik klad
lamina :
lat. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) * düz, ince ve geniş yüzeyli tabaka
veya katmanı ifade eden, bitki yapraklarının düz kısmı, kemik veya kıkırdaktaki
ince plaka, hücre zarındaki yapısal katman veya mineral ve kayaçlardaki yaprak
benzeri ince tabaka
lamina bazal :
lat., gre. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) (lat.) + bainein (gitmek,
yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz,
kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epitel hücrelerinin bazal
yüzeyini örten ve onları alttaki bağ dokusundan ayıran, temel olarak tip IV
kollajen, laminin ve glikoproteinlerden oluşan, hücre tutunması, filtrasyon ve
doku yenilenmesinde kritik roller üstlenen ince, hücresel olmayan dış matris
tabakası
lamina elastika :
lat. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) + elastica (esnek, elastik) * damar
duvarlarında bulunan ve elastik liflerden oluşan ince tabaka olup lamina
elastica interna (endotel ile media arasındaki iç elastik tabaka) ve lamina
elastica externa (media ile adventisya arasındaki dış elastik tabaka) olarak
ikiye ayrılan, damara esneklik ve dayanıklılık kazandıran yapısal katman
lamina lusidata :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + lucidus (parlak, saydam, ışık geçiren,
ışıklı) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * mikroskobik dokularda,
özellikle bazal membranda görülen ve elektron mikroskobunda daha aydınlık
görünen ince tabaka
lamina probriya :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + proprius (kendine ait, özgül,
karakteristik) * mukozanın epitel tabakasının altında bulunan, gevşek bağ
dokusundan oluşan ve damar, sinir, bağışıklık hücreleri gibi yapıları
barındırarak epitelin beslenmesini ve korunmasını sağlayan ince tabaka
laminant :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + ant (ile ilgili, -a ait, benzer) * çok
katmanlı veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle malzeme biliminde yüzeylere
yapıştırılarak dayanıklılığı ve estetiği artıran ince tabaka veya kaplama;
yapay reçine çözeltisi emdirilmiş kağıtların üst üste konularak sıcak presleme
yöntemiyle sıkıştırılması neticesinde elde edilen bir döşeme malzemesi
laminar :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ince tabakalar halinde düzenli veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle
akışkanlar mekaniğinde türbülans oluşturmayan akış türü
laminarya :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aria, arius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * suyosunlarından, bütün denizlerde bulunan, sarı veya esmer renkte,
iyot, soda, potas elde etmekte ve gübre olarak kullanılan, uzun şeritler
durumunda bir deniz yosunu
lamine :
lat. * laminatus (laminare (ince tabakayla kaplamak) (lamina (ince tabaka,
plaka) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); laminé (fra.) * ince bir tabakayla kaplanmış (şey)
laminektomi :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle spinal kanal
basısını azaltmak için yapılan, omurun arka kısmındaki lamina tabakasının
çıkarılması işlemi
laminer :
lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ince tabakalar halinde düzenli veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle
akışkanlar mekaniğinde türbülans oluşturmayan akış türü
laminer akış :
lat., tür. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + akış (akma işi, sıvının hareket ederek ilerlemesi, dökülme)
(tür.) * akışkanlar mekaniğinde, akışkanın taneciklerinin birbirine paralel
tabakalar halinde ve düzgün hız profiliyle, türbülans oluşturmadan aktığı
düzenli akış türü
laminitis :
lat., gre. * lamina (ince tabaka, zar, membran, yaprak) (lat.) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) (gre.) * özellikle toynaklı hayvanlarda toynak içindeki
lamina tabakalarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hastalık durumu
lamis :
ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * el ile tutup yoklayan,
dokunan, temas eden
lamise :
ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunma duygusu;
eklembacaklı hayvanların başlarının ön bölümünde bulunan, devingen, duyu alma
organı, duyarga, anten; dış dünyayı, olup biteni algılama yetisi
lamium :
lat. * lamia (ağzı geniş mitolojik yaratık) * Lamiaceae familyasına ait,
ısırganı andıran fakat yakıcı olmayan otsu bitki cinsi
lamivudin :
lat. * lam (baz, türev) + vu (virüs ünitesine ait) + dine (nükleozid türevi) *
HIV-1 ve Hepatit B virüslerinin ters transkriptaz enzimini inhibe ederek viral
replikasyonu engelleyen, genellikle günde 1-2 kez 150-300 mg dozlarında oral
yolla uygulanan antiviral ilacın etken maddesi (C8H11N3O3S)
LAMM :
ing. * Lipidic (Lipidik) + Aggregate (Agrega, bir araya gelmiş, kümelenmiş,
yığılmış, toplanmış) + Molecular (Moleküler) + Machine (Makine) * lipit
moleküllerinin bir araya gelerek belirli biyolojik işlevleri yerine getiren
düzenli ve dinamik moleküler yapılar oluşturduğu biyolojik kompleks
lamnidae :
gre., lat. * lamna (köpekbalığı; Antik Yunancada büyük yırtıcı köpekbalığı)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uskumru köpekbalıkları
takımına (Lamniformes) bağlı olan, büyük beyaz köpekbalığı ve mako gibi en
tanınmış ve hızlı hareket eden köpekbalığı türlerini içeren kıkırdaklı balık
familyası, uskumru köpekbalıkları, dikburun köpekbalıkları
lamniformes :
gre., lat. * lamna (köpekbalığı; Antik Yunancada büyük yırtıcı köpekbalığı)
(gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * büyük beyaz köpekbalığı, mako köpekbalığı ve çekiç
dışındaki pek çok büyük ve hızlı yüzücü köpekbalığı türünün yer aldığı,
sırtlarında diken bulunmayan iki adet sırt yüzgecine sahip olan köpekbalığı
takımı, dik burunlular, uskumru köpekbalıkları
lamotrijin :
lat., gre. * lamo (farmasötik türev kökü) + tri (üç, üçlü) (lat.) + gennaein
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan)
(gre.) * epilepsi ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan, voltaj bağımlı
sodyum kanallarını inhibe ederek nöronal membran stabilizasyonu ve glutamat
salınımının azalmasını sağlayan antiepileptik ilaç, molekül ağırlığı 256,09
g/mol olan feniltriazin derivatı (C9H7Cl2N5)
lampetra :
gre., lat. * lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak,
kavramak, yakalamak) (gre.); lambere (yalamak) + petra (taş, kaya) (lat.) * taş
yiyen; taşemengiller (Petromyzontidae) familyasına bağlı, halk arasında taşemen
veya daire ağızlı balıklar olarak bilinen çenesiz balıkları içeren bir hayvan
cinsi
lampranthus :
gre., lat. * lampros (parlak, ışıldayan) + anthos (çiçek) * Aizoaceae
familyasına ait, parlak renkli çiçekleri olan sukulent (sulu, suyu olan) yapılı
Güney Afrika bitki cinsi
lampropeltis :
gre., lat. * lampros (parlak, ışıldayan) + pelte (küçük kalkan) + is (isim
yapım eki) * Kuzey ve Orta Amerika'da yaşayan, genellikle parlak, yüksek
kontrastlı, renkli ve parlak pullara sahip olan, halk arasında kral yılanı ve
süt yılanı olarak bilinen, zehirsiz ve boğucu özellikli bir sürüngen cinsi
lams :
ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunuş, temas, değme
LAN :
ing. * local (yerel) + area (alan) + network (ağ, şebeke) * sınırlı bir
fiziksel/coğrafi alan içinde cihazları birbirine bağlayan ağ türü
lan :
tür. * oğlan (erkek çocuk,
genç erkek, erkek evlat, oğul) * ey!; kızgınlık, şaşkınlık, sitem veya samimiyet bildiren
nida (samimiyet çerçevesinde "ülen" olarak da telaffuz edilir )
lanarkit :
lat. * Lanark (İskoçya’da kurşun madenlerinin bulunduğu bölgenin adı) + ite
(element, kayaç ve mineral eki) * kurşun yataklarının oksidasyon zonunu
karakterize eden nadir bir koleksiyon ve araştırma minerali olan hidratlı doğal
kurşun sülfat (Pb2(SO4)O)
lanate :
lat. * lana (yün) + atus (sıfat eki) * yünlü, yumuşak ve sık tüylü; özellikle
bitkilerde yüzeyi ince, yün benzeri tüylerle kaplı yapıl
landau kleffner sendromu :
alm., gre., tür. * landau (Amerikalı nörolog William M. Landau'nun soyadından)
+ kleffner (Amerikalı patolog ve akademisyen Frank R. Kleffner'in soyadından)
(alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * çocuklukta (2-8 yaş arası) normal gelişim sonrası
edinilmiş afazi (konuşma kaybı) ile seyreden, EEG’de uyku sırasında
epileptiform boşalımlar gösteren, yaklaşık 1/1.000.000 insidansa sahip nadir
epileptik ensefalopati
ländler :
alm. * land (toprak, ülke) + ler (ile ilgili, yapan, eden eki) * kaynağı
avusturya olan 3/4 ölçülü dans
lando :
fra. * landau (Almanya’da bir şehir) * üstü önden ve arkadan açılıp kapanır,
körüklü, geniş araba türü
landon :
fra. * landau (Almanya’da bir şehir; bir tür dört tekerli at arabası) * dört
tekerlekli, iki dingilli, çift körüklü, içinde karşılıklı iki oturma sırası
bulunan, atlarla çekilen binek arabası; iki veya dört yolcu kapasitesine sahip,
açılır-kapanır tavan mekanizmalı, lüks seyahat için tasarlanmış, at tarafından
çekilen taşıt, landon (18. yüzyıl Talmudist ve Halakhist'i ve Prag'ın baş
hahamı olan Yechezkel Landau'nun soyadından), lando
lanet :
ara. * laana (kınamak, uğursuz addetmek, kötülük atfetmek) + et (isim yapım
eki) * bir kimse veya şey için kötülük dileme, Tanrı’nın rahmetinden uzak
kalmasını isteme veya çok kötü ve uğursuz sayılan durum
langa :
isk., yun. * langa (özlemek, arzulamak) (isk.), langa (dış, dışarıda) (yun.) *
Langa Mahallesi (İstanbul’da surların dışında yer almasından) (long for (özlem
duymak, arzulamak) (ing.) )
langerhans hücreleri :
alm., tür. * langerhans (Alman patolog Paul Langerhans'ın soyadından) (alm.) +
hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) * epidermiste bulunan ve lenfositlere
antijen sunarak önemli bir immünolojik rol oynayan, epidermal hücrelerin
yaklaşık %5’ini oluşturan, cildin immünolojik bariyerinin temel bileşenleri
olarak patojenlere karşı ilk savunma hattı niteliği taşıyan dendritik hücreler
langır :
tür. * langır (ses yansımalı onomatopeik kelime) * içi boş kutu veya tenekenin
çıkardığı ses
langırt :
tür. * langırt (içi boş kutu veya tenekenin çıkardığı sesten onomatope (ses
yansımalı) kelime * kutu biçiminde bir dikdörtgen masa üzerinde, sapı masadan
taşan demir çubukları kullanarak, küçük topları belirli deliklere sokmak veya
bu deliklere girmesini önlemek amacına dayanan oyun
langmuir izotermi :
ing. * langmuir (Amerikalı kimyager Irving Langmuir'in soyadından) * isos, iso
(eş, eşit, aynı, denk, benzer) + therme, thermos (ısı, sıcaklık)
langust :
gre. * langoustes (deniz ürünü, ıstakoz benzeri kabuklu) * kabuklulardan,
tropikal bölge denizlerinde yaşayan, Karadeniz dışında Türkiye’nin denizlerinde
de bulunan, boyu 45 cm. olabilen, gövde yapısı ıstakoza benzemekle birlikte
kıskaçları olmaması ve duyargalarının daha güçlü ve uzun olmasıyla ıstakozdan
ayr ılan, kabuğu koyu kırmızı, mor renkli ve yer yer turuncu lekeli, eti için
avlanan bir deniz hayvanı
laniger :
lat. * lana (yün) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek,
yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) * yün taşıyan, yünlü; yoğun yün veya tüy
örtüsüne sahip canlı türlerini niteleyen sıfat
laniidae :
lat. * lanius (kasap, parçalayıcı, yırtıcı) (laniare (yırtmak, parçalamak) +
ius (sıfat yapım eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük avlarını
dikenlere saplama alışkanlıklarıyla bilinen, ötücü kuşlar arasında yer alan
etçil ve yırtıcı türleri kapsayan bir kuş familyası, örümcek kuşugiller
lanolin :
lat., gre. * lana (yün) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı,
yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * koyun yününden
elde edilen, yüksek oranda esterleşmiş yağ asitleri ve alkollerden oluşan,
farmasötik ve kozmetik preparatlarda emülsifiye edici, nemlendirici ve koruyucu
özellikleri nedeniyle kullanılan doğal mum kıvamında yağlı ve biyolojik kökenli
ürün (C34H68O2)
lanreotid :
lat. * lanre (farmasötik kök) + otid (peptid eki) * vücutta doğal olarak
bulunan somatostatin hormonunun yapay bir benzeri (analoğu) olan, özellikle
akromegali ve nöroendokrin tümörlerin tedavisinde kullanılan, büyüme hormonu,
insülin ve sindirim sistemi hormonlarının aşırı salgılanmasını engelleyen,
gastrointestinal hormonların sekresyonunu inhibe eden, hormon seviyelerini
düşüreren sentetik oktapeptid yapılı ilacın etken maddesi (C54H69N11O10S2)
lanreotit :
lat. * lanre (farmasötik kök) + otid (peptid eki) * vücutta doğal olarak
bulunan somatostatin hormonunun yapay bir benzeri (analoğu) olan, özellikle
akromegali ve nöroendokrin tümörlerin tedavisinde kullanılan, büyüme hormonu,
insülin ve sindirim sistemi hormonlarının aşırı salgılanmasını engelleyen,
gastrointestinal hormonların sekresyonunu inhibe eden, hormon seviyelerini
düşüreren sentetik oktapeptid yapılı ilacın etken maddesi (C54H69N11O10S2)
lanse etmek :
lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea (uzun, ucundan yayılan; uzun
mızrak, mızrak ucu) (lat.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir
fikri, ürünü, projeyi veya girişimi kamuya tanıtmak, duyurmak veya piyasaya
sürmek; başlatmak veya uygulamaya koymak
lanset :
lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea (uzun, ucundan yayılan;
uzun mızrak, mızrak ucu) + etta (küçültme eki) (lat.); lancette (fra.) *
genellikle parmak ucu veya damar delme işlemlerinde kullanılan küçük, ince ve
sivri uçlu cerrahi alet
lansman :
lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak) + mentum (isim yapım eki) (lat.);
lancement (fra.) * fırlatma, savirma, atma; yeni bir ürün, proje veya hizmetin
resmi olarak tanıtılması veya piyasaya sürülmesi; genellikle medya ve halk
önünde yapılan tanıtım etkinliği
lansoprazol :
lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea, lanse (uzun, ucundan
yayılan; uzun mızrak, mızrak ucu) + prazol (benzimidazol türevli proton pompa
inhibitörlerinde ortak son ek) * benzimidazol halkası içeren, mide asidini
azaltan, gastroözofageal reflü hastalığı (GERD), ülser ve Zollinger-Ellison
sendromu gibi durumların tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörü
özellikli ilacın etken maddesi (C16H14F3N3O2S)
lantan :
gre., lat. * lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) (gre.) + anum (isim
yapım eki) (lat.) ) * atom numarası 57, simgesi La olan, cam, batarya,
aydınlatma ve katalizör üretiminde kullanılan reaktif bir toprak metali (La2O3)
lantan karbonat :
gre., lat. * lanthanum (lantan) (gre., lat.) + carbo, carbonis (karbon, kömür,
odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen
içeriğini belirten son ek) (lat.) * nadir toprak karbonatları arasında yer
alan, seramik ve cam üretiminde kullanılan inorganik tuz (La2(CO3)3)
lantana :
lat. * lentus (esnek) ile ilişkilendirilen özel ad * Verbenaceae familyasına
ait, renk değiştiren çiçek salkımlarıyla bilinen tropik kökenli çalı cinsi
lantanit :
gre. * lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) + anum (isim yapım eki) +
ites (element, kayaç ve mineral eki) * atom numarası 57-71 arasında olan ve
nadir toprak elementleri grubunda yer alan lantan, seriyum, praseodim, neodim,
prometyum, samaryum, europyum, gadolinyum, terbiyum, disprozyum, holmiyum,
erbiyum, tulyum, itteryum ve lutesyum elementlerini kapsayan ve cam, mıknatıs,
katalizör ve batarya üretiminde kullanılan metalik element (La2(CO3)3 • 8H2O)
lanuginoz :
lat. * lana (yün), lanugo (yün gibi ince tüy, yumuşak tüy, ince yün, tüy,
pamuksu lif) + osus (ile ilgili, -a ait) * yünlü, ince, yumuşak tüylerle kaplı
olma durumu; genellikle fetal veya yenidoğan tüyleri ile bazı genetik
hastalıklar veya sendromlarda gözlenen aşırı ince kıllanmayı ifade eden terim;
yüzeyi yumuşak, ipeksi tüylerle örtülü (yapı)
lanugo kılları :
lat. * lana (yün), lanugo (yün gibi ince tüy, yumuşak tüy, ince yün, tüy, pamuksu
lif) (lat.) + kıl (genellikle deriden çıkan, ince, ipliksi vücut uzantısı olan
keratin yapılı tüy; ince, sert tüy, ince, sert ipliksi yapı) + lar (çoğul eki)
+ ı (iyelik eki) (tür.) * anne karnındaki fetüsün ve bazı yenidoğan bebeklerin
vücudunu kaplayan ince, yumuşak ve pigmentsiz tüyler
laos :
gre. * laos (insanlar, halk) * Güneydoğu Asya'da yer alan, batısıda Tayland ve
Myanmar, doğusunda Vietnam, kuzeyinde Çin, güneyinde Kamboçya tarafından
çevrelenmiş olan bir ülke
lap :
tür. * lap (çarpma, düşme
sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * ağır ve yumuşak bir
cismin düştüğü anda çıkan ses; kedi, köpek gibi hayvanların su içerken
çıkardıkları ses
lapa :
gre., lat., tür. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek)
(gre); labium (dudak) (lat.); lapa (sulu ve gevşek nesne sesinden ses yansımalı
kelime) (tür.) * yarma, bulgur, pirinç gibi nişastalı tanelerin suyla
kaynatılarak bulamaç kıvamına getirilmiş durumu; ketentohumu ve benzeri
bitkilerin, bitki tohumlarının kaynatılmasıyla elde edilen, bir tülbent içine
konularak sıcak olarak vücuda dıştan uygulanan ilaç
lapa lapa :
tür. * lapa (yoğun, yumuşak ve taneli kütle veya yavaş ve iri düşen parçacık
anlamında onomatopoetik kelime) + lapa (tekrar) * özellikle kar yağışının iri
ve yoğun taneler halinde düşmesini anlatan söz; çok miktarda ve sürekli yağan
şeyler için kullanılan betimleme (mecazi)
lapageria :
lat. * La Pagerie (Fransız imparatoriçesi Joséphine de Beauharnais’in unvanı) +
ia (isim yapım eki) * Fransız imparatoriçesi Joséphine de Beauharnais’in “La
Pagerie” unvanına ithafen adlandırılmış, Güney Amerika kökenli, Philesiaceae
familyasına ait sarılıcı bir bitki cinsi
laparoskop :
gre. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * karın boşluğunu gözlemlemek ve
cerrahi işlem yapmak için kullanılan optik cihaz; minimal invaziv cerrahi
yöntemlerde küçük kesilerden iç organların incelenmesini sağlayan alet
laparoskopi :
gre. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek),
skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme)
(skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem,
gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + karın boşluğunun
optik bir alet (laparoskop) yardımıyla küçük kesilerden incelenmesi ve cerrahi
girişimlerin yapılmasını sağlayan minimal invaziv cerrahi teknik * laparoscopy,
small-scale surgery via fibre-optic instrument; laparoscopie la; Laparoskopie e
laparoskopik fundoplikasyon :
gre., lat. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kök,
kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) + plicare (katlamak, kıvırmak) + tio
(isim yapım eki) (lat.) * minimal invaziv yöntemle reflü cerrahisi sırasında
mide girişinin tabanını güçlendirmek için yapılan katlama işlemi
laparotomi :
gre. * lapara (karın, yan boşluk) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
tanı veya tedavi amacıyla karın boşluğunu açmak için abdominal bölgeye yapılan
cerrahi kesi işlemi
lapatinib :
lat. * lapa (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * oral yolla
kullanılan, epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR/HER1) ve insan epidermal
büyüme faktörü reseptörü-2 (HER2) tirozin kinazlarını inhibe eden, özellikle
HER2-pozitif metastatik meme kanseri ve akciğer kanseri gibi solid tümörlerin
tedavisinde kullanılan küçük moleküllü kinaz inhibitörü (C29H26ClFN4O4S)
lapçın :
tür. * lapçın (tabanı meşin olan, ayak bileğine kadar çıkan hafif mest türü) *
geleneksel olarak deri tabanlı, çoğunlukla iç mekânda veya mest üzerine
giyilen, halk arasında pratik kullanım sağlayan bir ayakkabı çeşidi.
lapetos :
gre. * laptein (atmak, fırlatmak, saldırmak) + os (isim yapım eki) * Yunan
mitolojisinde Uranos ile Gaia’nın oğlu olan, Prometheus, Epimetheus, Atlas ve Menoitios’un
babası kabul edilen ve insan soyunun kaderiyle ilişkilendirilen Titanın ismi
lapilli :
lat. * lapillus (küçük taş, çakıl) (lapis (taş) + illus (küçültme eki) ) + i
(çoğul eki) * piroklastik materyalin sınıflandırılmasında kullanılan ve volkanik
püskürmeler sırasında oluşan, çapı 2-64 mm arasında değişen küçük lav veya tüf
parçacıklarını tanımlayan terim
lapin :
gre., lat. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek) (gre);
labium (dudak) (lat.) * Akdeniz ve Ege’de Sparidae (çipura, mercan vb.)
familyasına ait bazı türler için kullanılan ve kayalık kıyılarda yaşayan, eti
yenilebilir dip balıklarını tanımlayan terim
lapina :
gre., lat. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek) (gre);
labium (dudak) (lat.) * lapinagillerden, sıcak denizlerin kayalık yerlerinde,
sığ sularında yaşayan, Türkiye kıyılarında birçok türü bulunan, boyu 50 cm.
olabilen, kırmızı benekli, mavi veya yeşil, çok canlı, gözalıcı renkte bir
balık
lapis :
lat. * lapis (taş, kaya, mermer) * taş, kaya, mermer, lacivert taşı (lapis lazuli (mavi
taş) )
lapis lazuli :
lat. * lapis (taş, kaya, mermer) +
lacvard (gök mavisi, firuze taşı) (la (taş, mücevher) + cavard (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) (far.), lazulum (mavi taş) (lat.) * Afganistan’ın Badakşan bölgesinde
bulunan, içinde altın pırıltıları olan, koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak
niteliğinde, özellikle Antik Mısır'da firavunlar tarafından çok önem verilmiş
kıymetli bir taş, lacivert taşı, firuze taşı
laplasiyen :
fra. * laplace (Fransız matematikçi, astronom ve fizikçi Pierre-Simon
Laplace'ın soyadından) + ien (ile ilgili, gibi, -a ait) * matematik, fizik ve
mühendislikte potansiyel, akış ve ısı iletimi problemlerinde kullanılan, bir
skaler veya vektör alanın ikinci türevlerinin toplamını ifade eden diferansiyel
operatör; Öklid uzayında bir skaler fonksiyonun gradyanının diverjansıyla
verilen diferansiyel operatör
lapon :
fin-ugor * lap (Lapland bölgesinde yaşayan, Fin-Ugor kökenli Sami halkı) *
Kuzey Avrupa’nın Norveç ve İsveç'in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan
bölgelerinde, İskandinavya ve Kola Yarımadası’nda yaşayan, kendi dilleri Sami
dilleri olan ve geleneksel olarak ren geyiği yetiştiriciliği ve avcılıkla
geçinen etnik grup, Sami
lappadak :
tür. * lapp (ses yansımalı onomatopeik kelime) + adak (gibi, benzeri) * (düşen
bir nesne için) ansızın ve lap sesi çıkararak, lap diye
lapseki :
gre. * lamph (ışık, parlamak) + sakos (şehir, yerleşim) + eia (isim, yer ve
durum eki) * Antik dönemde Marmara Denizi’nin güney kıyısında, bugünkü Türkiye
topraklarında yer alan ve özellikle zeytin, üzüm ve ticaret faaliyetleriyle
tanınan tarihi şehir; Çanakkale’nin bir ilçesi
laptop :
ing. * lap (kucak) + top (tepe, zirve, üst) * kucak üstü; diz üstünde
kullanılabilecek taşınabilir kişisel bilgisayar, diz üstü bilgisayar
lapya :
lat. * lapis (taş) + ala (kanat, çıkıntı) * kalker veya diğer çözünür
kayalarda, suyun aşındırıcı etkisiyle oluşan oluklu, çukurumsu ve düzensiz
yüzey şekilleri; karstik sahalarda kalkerlerin yüzeyinde görülen küçük yer
şekilleri
LAR : ing.
* Low (aşağı, düşük) + Anterior (ön, ondeki) + Resection (rezeksiyon, parça
alma kesisi) * rektumun üst ve orta bölgesi ve sigmoid kolonda yerleşen
tümörlerin cerrahi olarak kesilerek çıkarılması işlemi
lar :
lat. * Lar (Roma mitolojisinde ev ve aile koruyucusu tanrı) * Roma dininde
evin, ailenin ve ailenin mal varlığının koruyucusu olarak kabul edilen ve
genellikle evlerin koridorlarında veya mutfaklarında tapınılan koruyucu ruh
lardizabalaceae :
lat. * Lardizabala (İspanyol botanikçi Miguel de Lardizábal y Uribe'nin
soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Ranunculales takımına
bağlı, genellikle Doğu Asya ve Güney Amerika'da yetişen, çoğunlukla odunsu
sarmaşıklardan ve bazı çalı türlerinden oluşan, Akebia (çikolata asması) ve
mavi sosis meyvesi gibi ilginç bitkileri barındıran çiçekli bir bitki familyası
larengostomi :
gre. * larynx (gırtlak) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık,
açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle solunum desteği
veya hava yolunu korumak amacıyla gırtlak üzerinde cerrahi olarak yapay açıklık
(ağız) oluşturma işlemi
larenjektomi :
gre. * larynx (gırtlak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlağın cerrahi olarak çıkarılması işlemi
larenjit :
gre. * larynx (gırtlak) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * boğazı
nefes borusuna bağlayan ses kutusu olan larinksin (gırtlak) viral enfeksiyon, tahriş
veya aşırı kullanım sonucu iltihaplanması
larenks :
gre. * larynx (gırtlak) * nefes borusu ile farinks arasında yer alan, ses
tellerini barındıran ve hava akışını kontrol eden ses üretim organı ve solunum
yolu yapısı
largamente :
lat. * largus (geniş, bol) + mentum (isim yapım eki) (lat.); largomento (ita.)
* müzik eserinin ağırlığının hissettirilmesini sağlayan geniş ve yavaş çalma
usülü
larghetto :
lat. * largus (geniş) + etta (küçültme eki) (lat.); largetto (ita.) * bir müzik
parçasının largodan daha hızlı ve hafif çalınacağını belirten müzik terimi
largo :
lat. * largus (geniş) (lat.); largo (ita.) * bir müzik parçasının ağır ve
görkemli çalınacağını veya söyleneceğini belirten müzik terimi
laridae :
lat. * larus (martı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * martıları,
sumruları ve deniz kırlangıçlarını içeren, genellikle deniz kıyılarında yaşayan
orta ve büyük boyuttaki su kuşlarını kapsayan kuş familyası, martıgiller
laringeal :
gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * gırtlakla ilgili veya gırtlağa ait (anatomik ve fizyolojik özellik)
laringeal papilloma :
gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ papilloma (meme benzeri çıkıntı, tümör) (papilla (küçük meme, çıkıntı) (pap
(meme, çıkıntı) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * gırtlak mukozasında HPV (human
papillomavirus) ile ilişkili olarak oluşan iyi huylu, çoğunlukla tekrarlayan
epitelyal tümör
laringeal stridor :
gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ stridere (cıvıldamak, hırıldamak, hırıltı yapmak), stridor (hırıltı, cıvıltı,
ıslık sesi) (lat.) * gırtlağın yapısal dokusunun normalden daha yumuşak olması
nedeniyle oluşan gırtlak çökmesi, daralması veya kısmi tıkanma sonucunda nefes
alma (inspirasyon) sırasında oluşan tiz hırıltı sesi
laringofarinks :
gre. * larynx (gırtlak) + pharunx, pharynx, pharung (yutak; burun ve ağız
boşluğunun arkasında yer alan organ, yutak, gırtlak; üst kısmı nazofarenks ve
alt kısmı) * yutağın C3 ve C6 boyun omurları hizasında kalan kısmı
laringomalazi :
gre. * larynx (gırtlak) + malakos (yumuşak) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * nefes alma sırasında gırtlak çökmesine, kısmi tıkanmaya ve laringeal
stridora yol açabilen, gırtlağın yapısal dokusunun normalden daha yumuşak
olması durumu
laringoskop :
gre. * larynx (gırtlak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) * ses tellerini ve gırtlak bölgesini incelemek için
kullanılan, bir ışık kaynağı ve bir kamera içeren tıbbi cihaz
laringoskopi :
gre. * larynx (gırtlak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia (görüş,
hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem,
görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlağın (larinksin), laringoskop aracılığı
ile görsel olarak incelenmesi amacıyla yapılan tıbbi işlem
laringospazm :
gre. * larynx (gırtlak) + spasmos (kasılma, ani büzülme) * solunum sağlayan
hava yolunun kısmen veya tamamen kapanmasına neden olan gırtlak kaslarının
istemsiz ve ani kasılması durumu
laringotomi :
gre. * larynx (gırtlak) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * haca yolunu
açmak, gırtlak veya üst solunum yolu tümörlerini çıkarmak, uzun süreli
entübasyon sağlayabilmek amacıyla larenksin (gırtlağın), median çizgisine kesit
yapılarak açılması işlemi
laringotrakeobronşit :
gre. * larynx (gırtlak) + trachea (nefes borusu) + bronchus (bronş) (lat.) +
itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) * gırtlak, trakea ve
bronşları aynı anda tutan ve genellikle viral veya bakteriyel etkenlerle oluşan
üst ve orta solunum yolu inflamasyonu
larinks :
gre. * larynx (gırtlak) * nefes borusu ile farinks arasında yer alan, ses
tellerini barındıran ve hava akışını kontrol eden ses üretim organı ve solunum
yolu yapısı
laronidaz :
lat., gre. * lar (ön ek) (lat.) + onidase (enzim eki) (on (tam, bütün) + oeides
(ile ilgili, gibi, benzer) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) * lizozomal
alfa-L-iduronidaz eksikliği sonucu ortaya çıkan Hurler sendromu ve benzeri
mukopolisakkaridoz tip I hastalıklarının tedavisinde kullanılan rekombinant
enzim (C3160H4848N898O881S12) - (C3169H4889O884N901S12) - (C3567H5645N921O1261S12P4)
larotrektinib :
lat. * laro (TRK kinaz hedefi anlamında, NTRK gen füzyonlarına yönelik) + trec
(ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit)
(turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein
(hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek,
devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor
(engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * TRK (tropomyosin receptor kinase)
füzyon onkogenlerini hedefleyen ve belirli kanser türlerinde kullanılan küçük
moleküllü, seçici bir tirozin kinaz inhibitörü (C21H22F2N6O2)
larp :
tür. * larp (ses yansımalı onomatopeik kelime) * ansızın ve güçlü bir biçimde
larpadak :
tür. * larp (ses yansımalı onomatopeik kelime) + adak (gibi, benzeri) * ansızın
ve güçlü bir biçimde
larva :
lat. * larva (ruh, hayalet, cin; maske) * bazı hayvanların (özellikle böcekler,
balıklar ve amfibikler) yumurtadan çıktıktan sonra krizalit veya ergin
yapılarını kazanmadan önceki evresi, kurtçuk; Roma mitolojisinde yaşayanlara
zarar veren, korku ve huzursuzluk getiren kötü ruh veya hayalet; halk inancında
ölülerin huzursuz ve uğursuz ruhlardan her biri
larva migrans :
lat. * larva (ruh, hayalet; maske; erken gelişim dönemi, kurtçuk) + migrans
(göç eden, yer değiştiren) (migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + entia (isim
yapım ve durum eki) ) * insan veya hayvan vücudunda doku veya deri içinde göç
eden parazit larvalarının yol açtığı klinik durum
larvisid :
lat. * larva (ruh, hayalet; maske; erken gelişim dönemi, kurtçuk) + caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek),
cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) * larvaları yok eden,
kurtçukkıran
laser :
ing. * light (ışık) + amplification (kuvvetlendirme, güçlendirme) + emission
(yayılım) + radiation (ışınım) * uyarılmış ışınımın yayılımı yoluyla ışığın
kuvvetlendirilmesi süreci ve bu ilkeye dayalı yoğun, tek renkli ve
yönlendirilmiş ışık üreten cihaz
laserasyon :
lat. * lacerare (yırtmak, parçalamak) + tio (isim yapım eki) * yırtılma,
parçalanma; kesici olmayan travmatik etkiyle dokunun yırtılması veya
parçalanması
lasere :
lat. * laceratus (yırtılmış, parçalanmış) (lacerare (yırtmak, parçalamak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); lacéré (fra.) * yırtılmış,
parçalanmış
lasık :
ara. * lasaka (yapışmak, yapışık olmak, ulaşmak) * yapışık, yapışmış, yapışıcı,
yapışkan
lasib :
ara. * lasaba (yapışmak) * yapışkan, yapışan; dar olan
lasidipin :
lat. * lasi (ön ek) + dihidropiridin (kalsiyum kanal blokeri) * hipertansiyon
tedavisinde kullanılan, damar genişletici etkiye sahip dihidropiridin grubu
kalsiyum kanal blokeri (C26H33NO6)
laski :
ara. * lasaka (yapışmak, yapışık olmak, ulaşmak) + i (ile ilgili, -a ait) *
bazı hastalıkları iyileştirmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp vücudun bazı
yerlerine sarılan koyuca lapa veya özel olarak yapılmış eczalı parçayla ilgili,
yakıya ait, yakı ile ilgili
laskine :
alm., fra. * Landsknecht (ülke askeri, yaya asker) (Land (ülke, toprak) +
Knecht (hizmetkar, yaya asker) ) (alm.); lansquenet (fra.) * Alman paralı
askeri; 16. yy’da ortaya çıkan şansa dayalı bir iskambil oyunu
laso :
lat., isp. * laqueus (ilmek, tuzak, ip, kement, bağ, düğüm) (lat.); lazo (isp.)
* kovboy kültüründe hayvan yakalamak için kullanılan uzun ip veya kement
lass :
ara. * lass (hırsız), lusus
(hırsızlar) * hırsız, uğru,
yol kesen, lüs, sarik
lasta :
lat. * lasta (yük, yüklü miktar; genellikle tahıl veya mal taşıma birimi) *
Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılan, yaklaşık 2 tonluk gemi yüküne, bu
miktardaki ticaret mallarına değer biçmeye yarayan kütle ölçü birimi (Last
(yük) (alm.) )
lasteks :
lat. * latex (süt, özsuyu, bitki sütü) (lact, lat (süt, özsu) + ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * bitkilerden (özellikle kauçuk ağaçları)
salgılanan, elastik ve sıvı hâlde süt benzeri öz; doğal kauçuk ve çeşitli
tıbbi, endüstriyel ürünlerin hammaddesi (C5H8)n)
lastik :
gre., fra. * elaunein (germek, uzatmak), elastikos (esnek, gerilebilir,
uzayabilir) (gre.); élastique (fra.) * şekil değiştirdiğinde eski haline
dönebilen, esnek ve gerilebilir özellikte madde veya nesne; araç lastiği, bant,
conta ve çeşitli kaplamalarda kullanılan esnek, elastik ve gerilebilir yapıya
sahip madde
lastikotin :
gre., fra. * elaunein (germek, uzatmak), elastikos (esnek, gerilebilir,
uzayabilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sentetik veya doğal
kauçuk türevi, esnek madde; esnek, elastik yapıya sahip ve özellikle sanayi
veya tıp alanında kullanılan kauçuk veya kauçuk benzeri kimyasal türev
laşe :
fra. * lacher (serbest bırakmak, bırakmak, salıvermek, düşurmek, gevşetmek),
laché (serbest kalmış, bırakılmış, salıverilmiş, düşmüş, gevşemiş) * zayıf,
bitkin, işe yaramaz, salınmış, gevşemiş, ölü gibi olan kimse veya şey
laşka :
lat., ven., ita. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak) (lat.); lasca
(bırak, gevşet, boşla) * gevşek, boşta, salınmış, serbest bırakılmış (slack
(gevşek), release (gevşetmek) (ing.), lacher (gevşetmek) (fra.), locker
(gevşek), locker (gevşetmek) (alm.) )
lat : ara.
* el (ön ek) + ilahe (tanrıça) * İslam öncesi Arap mitolojisinde Kabe'de tapınılan ve
bereket, doğa ve yağmur ile ilintilendirilen dişi put, tanrıça (Kur'an'da
"Menat" ve "Uzza" isimli putlarla birlikte zikredilir.)
lata :
gre. * lattas (dar ve uzun tahta; denizin karaya attığı tahta) * çatı
kiremitlerini taşımak veya yatak/karyola iskeleti oluşturmak amacıyla
kullanılan ahşap profil; genellikle dikdörtgen biçiminde, dar ve kalınca tahta,
çıta
latah :
mal. * latah (ani refleksif şok veya şaşkınlık durumuna girme, özellikle
Malezya ve Endonezya kültürlerinde gözlemlenen nörolojik-psikolojik tepki) *
başkalarının konuşmalarını veya eylemlerini obsesif bir şekilde taklit etme ile
tanımlanan, çoğunlukla Güneydoğu Asya'da görülen, akutkatatonik şizofreniyi andıran
isterik nevroz hastalığının malay dilindeki adı
latanoprost :
lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + prost (prostaglandin türevi eki) *
göz içi basıncını düşürmek için ve açık açılı glokom ve göz içi hipertansiyon
tedavisinde göz damlası formunda kullanılan prostaglandin analoğu ilacın etken
maddesi (C26H40O5)
latanoprosten bunod :
lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + * prost (prostaglandin türevi eki) +
ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + bunod (nitrojen oksit
salınımı sağlayan bileşik eki)
latans :
lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + prost (prostaglandin türevi eki) *
göz içi basıncını düşürmek için kullanılan latanoprost türevleri veya
varyantlarını ifade eden terim
latans :
lat. * latens (gecikme) (latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) +
entia (isim yapım ve durum eki) ) * görünürde olmayan, gizli veya potansiyel
olarak mevcut olan; biyoloji ve tıp bağlamında gizli veya aktif olmayan
durumları tanımlamak için kullanılan sıfat; bilgisayar sistemlerinde bir veri
paketinin kaynaktan hedefe ulaşması için geçen süreyi ifade eden performans
ölçütü
latanya : kre. * alattani (palmiye cinsi) (kre.); latanier (fra.) *
Arecaceae (palmiyegiller) familyasına ait olan, Mascarene Adaları'na özgü, yelpaze şeklinde büyük
yaprakları olan, bazı türlerinin yapraklarından dokumalık
iplik yapılan bitki cinsi
lateks :
lat. * latex (süt, özsuyu, bitki sütü) (lact, lat (süt, özsu) + ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * bitkilerden (özellikle kauçuk ağaçları) salgılanan,
elastik ve sıvı hâlde süt benzeri öz; doğal kauçuk ve çeşitli tıbbi,
endüstriyel ürünlerin hammaddesi (C5H8)n)
latens :
lat. * latens (gecikme) (latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) +
entia (isim yapım ve durum eki) ) * görünürde olmayan, gizli veya potansiyel
olarak mevcut olan; biyoloji ve tıp bağlamında gizli veya aktif olmayan
durumları tanımlamak için kullanılan sıfat; bilgisayar sistemlerinde bir veri
paketinin kaynaktan hedefe ulaşması için geçen süreyi ifade eden performans ölçütü
latent :
lat. * latent (bir olayın, belirtilerinin veya aktivitenin henüz ortaya
çıkmadığı, gizli veya potansiyel olarak mevcut olduğu (dönem) ) (latere
(gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * erken çocukluk cinselliği olgusunun fallik dönemin bitiminden
ergenliğin başlamasına dek süren son evresi
latent periyod :
lat., gre. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latent (saklı
olma, saklanma, gizlenme) (lat.) + periodos (dönem, döngü) (peri (çevre, etraf)
+ hodos (yol, seyir, rota, yön, gidişat) ) (gre.) * virüsün kuluçka dönemi; bir
olayın, belirtilerin veya biyolojik/psikolojik süreçlerin henüz görünür
olmadığı, gizli veya potansiyel olarak mevcut olduğu zaman aralığı
lateral :
lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yan
tarafla ilgili, yana ilişkin, yanal
lateral dekübitus :
lat. * lateralis (yan tarafla ilgili, yana ilişkin) (later (yan, taraf) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + decubitus (yatış durumu veya pozisyonu;
uzun süre yatmanın neden olduğu basınç yaraları) (decumbere, decumbo (yatmak,
uzanmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
cumbere, cubare (yatmak, uzanmak) ) + tus (isim yapım eki) ) * kişinin vücut eksenine
dik olarak yan tarafına yatma pozisyonu; yatış pozisyonu
lateralizasyon :
lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.);
latéralisation (fra.) * bir fonksiyonun, aktivitenin veya yapının vücut veya
beyin açısından belirli bir tarafa yönelmesi veya ağırlık kazanması süreci
(örneğin beynin sağ ve sol hemisferleri arasındaki anatomik ve işlevsel
farklılaşma olarak tarif edilen "serebral lateralizasyon")
lateralize :
lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); latéralisé (fra.) * yanallaştırmak için bir tarafa hareket ettirilmiş,
yanallaşmış
laterit :
lat. * later (kil, toprak, tuğla, taş) + ite (element, kayaç ve mineral eki) *
Fe, Mg ve Al' ca zengin kayaçların, sıcak ve nemli iklimlerde ayrışması ile
ortaya çıkan kırmızı renkli, toprağımsı görünümlü, az-çok silisli, demir ve
alüminyum hidroksitler ve kil mineralleri içeren oluşum
laterna :
lat. * lanterna (fener, lamba) * ayaklı ve sandık biçiminde, kolunun
çevrilmesiyle türlü havalar çıkaran bir çalgı
lathyrus :
gre., lat. * lathyros (baklagil türü) * Fabaceae familyasına ait, tırmanıcı
veya otsu yapılı, bezelye benzeri çiçekleri olan bitki cinsi
latibule :
lat. * latibulum (latere (gizlemek, saklamak) + bulum (yer, mekan belirten ek)
* kişinin herkesten ve her şeyden uzakta olmak için sığındığı rahat ve özel
olan yer
latif : ara.
* latafa (yumuşak olmak, nazik davranmak) * ince, zarif, yumuşak, nazik veya
kibar nitelik taşıyan; erkek ismi
latife :
ara. * latif (nazik, ince, zarif, kibar) + e (isim yapım ve dişil eki) * ince,
zarif ve nükteli söz, şaka veya espri niteliği taşıyan ifadeler; kadın ismi
latifundia :
lat. * latifundium (büyük toprak mülkiyeti, geniş arazi) (latus (geniş, yayvan,
geniş alan) + fundus (tarla, arazi, taban, temel, esas, mülk) + ium (yer ve
durum eki) ) * büyük, geniş ve genellikle tek elde toplanmış toprak mülkiyeti;
özellikle Roma döneminde büyük çiftlikler veya geniş tarım arazileri
latilokum :
lat., ara. * latus (geniş, yayvan, rahat) + locum (yer, mekan, konum, mevki,
pozisyon) (lat.); rahat (geniş, ferah) + el (ön ek, artikel) + hulkum (boğaz)
(ara.) * özellikle oturma, dinlenme açısından geniş ve rahat yer veya mekan
latin :
lat. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latinus (gizlenenler)
(latium (gizli yer, sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus
(geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * İtalya’nın Latium bölgesi halkından olan kimse (latitude (enlem)
(lat., ing., fra.), lateral, latéral (yanal) (ing., fra., alm.) )
latince :
lat. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latinus (gizlenenler)
(latium (gizli yer, sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus
(geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + ce (ile ilgili, -a ait; dil eki) (tür.) * Eski Roma'da
konuşulan ve bugünkü Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri doğurmuş
olan ana dil ki, Hint-Avrupa dil ailesinin önemli bir kolu olan İtalik
grubundandır.
latis :
lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + is (isim yapım eki) *
genişlik, enine yayılma
latissimus dorsi :
lat. * latissimus (en geniş, çok geniş) (latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç,
böğür) + issimus (süperlatif ek) ) + dorsum (sırt, arka yüz), dorsi (sırta ait)
* insan vücudunda sırtın yan ve alt bölgelerinde yer alan, ortalama 20-25 cm
genişliğe ve 30-35 cm uzunluğa ulaşabilen, iki taraflı yüzeysel kas olan ve
kolun adduksiyon, ekstansiyon ve internal rotasyon hareketlerinde görev alan;
solunumda yardımcı rol oynayan, ağırlık kaldırma, çekme ve tırmanma gibi
aktivitelerde etkin biçimde çalışan en geniş sırt kası
latitüd :
lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + tudo (isim yapım eki) *
genişlik, enlem, genişlik derecesi; Dünya üzerindeki bir noktanın ekvatora olan
açısal uzaklığını derece cinsinden ifade eden (0°-90° Kuzey veya Güney) kavram;
hareket serbestliği, tolerans, özgürlük alanı (mecazi)
latitüdinal :
lat. * latitudo (enlem, genişlik, genişlik derecesi) (latus (geniş, enli, yan
taraf, yamaç, böğür) + tudo (isim yapım eki) ) + inalis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * enleme ait, enlemle ilgili, enlemsel; enlemler arası
farklılıklara dayalı
latridae :
gre. * latreuein (hizmet etmek, tapınmak), latris (hizmetçi, hizmet eden)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * imparator balıkları
(trumpeters ve morwongs) olarak bilinen deniz balıklarını kapsayan balık
familyası
latrorse :
lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + versus (dönmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * çiçek
başlıklarında yer alan başçıkların (anterlerin) içe veya dışa değil, doğrudan
yana doğru açıldığını veya yana baktığını belirten sıfat
latum hernisi :
lat., tür. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür), latum (geniş,
yayılmış) + hernia (fıtık, iç organın bulunduğu boşluktan dışarı çıkması)
(lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * karın duvarında geniş tabanlı veya rahmin
geniş bağı (ligamentum latum) ile ilişkili fıtık türü
laubali :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + ubal (önem, aldırış, kaygı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aldırışsız, umursamaz, kaygısız; saygısız,
ciddiyetsiz, gevşek tavırlı, yavşak
laubaliyane :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + ubal (önem, aldırış, kaygı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak,
gibi) (far.) * aldırışsızca, umursamazca, kaygısızca; saygısızca,
ciddiyetsizce, gevşek tavırlı olarak, yavşakça
lauraceae :
lat. * laurus (defne; defne ağacı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) *
defne, tarçın, avokado gibi aromatik ve çoğunlukla odunsu bitkileri kapsayan
çiçekli bitki familyası, defnegiller
laurent açılımı :
fra., tür. * laurent (Fransız matematikçi Pierre Alphonse Laurent’ın
soyadından) (fra.) + açılım (açılma, genişleme, ortaya çıkma) + ı (iyelik eki)
(tür.) * kompleks analizde tekil noktalar etrafında fonksiyonların hem pozitif
hem negatif kuvvetler içeren kuvvet serileri şeklinde ifade edilmesini sağlayan
matematiksel açılım yöntemini tanımlayan terim
laurent serisi :
fra., lat., ara., tür. * laurent (Fransız matematikçi Pierre Alphonse
Laurent’ın soyadından) (fra.) + series (sıra, dizi, ardışıklık) (lat.); saraa,
seree (hızlı gitmek), seyr (gidiş), seri (hızlı, çabuk) (ser (hız, sürat) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * kompleks
fonksiyonların tekil noktaları çevresinde hem pozitif hem de negatif üsler
içeren kuvvet terimlerinden oluşan, ∑ aₙ(z−z₀)ⁿ (n ∈ ℤ) biçiminde yazılan ve
Taylor serisinin genelleştirilmiş biçimi olan matematiksel dizi
lauroid :
lat., gre. * laurus (defne; defne ağacı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * defneye benzeyen, özellikle bitkilerde defne
yaprağına veya defne tipi bitki örtüsüne benzer özellik taşıyan.
lav :
lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) * volkanik etkinlik sonucu
yeryüzüne çıkan erimiş magma kütlesi; genellikle 700-1200 °C sıcaklıkta akıcı
silikat ergimiş madde olarak yüzeye ulaşan ve soğuduğunda katılaşarak volkanik
kayaçları oluşturan madde
lava :
lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) * volkanik etkinlik sonucu
yeryüzüne çıkan erimiş magma kütlesi; genellikle 700-1200 °C sıcaklıkta akıcı
silikat ergimiş madde olarak yüzeye ulaşan ve soğuduğunda katılaşarak volkanik
kayaçları oluşturan madde
lavabo :
lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) + bo (isim yapım eki) * su ile
el, yüz veya küçük eşyaların yıkanması için kullanılan çanak veya musluklu
tesisat elemanı; genellikle seramik veya metal malzemeden yapılmış, musluk ve
giderle donatılmış, hijyen amacıyla kullanılan nesne
lavaj :
lat., fra. * lavare (yıkamak) (lat); laver (yıkamak) + age (isim yapım eki)
(fra.) * tıp, endüstri veya temizlik bağlamında sıvı kullanılarak yapılan
yıkama işlemi; vücut boşluklarının veya yara yüzeylerinin steril sıvılarla
temizlenmesini, endüstride makinelerin veya ekipmanların temizlenmesi
lavandula :
lat. * lavare (yıkamak) + andus (isim yapım eki) + ula (dişil küçültme eki) *
Lamiaceae familyasına ait, aromatik yapraklı ve mor çiçekli, uçucu yağlarıyla
bilinen bitki cinsi
lavanta :
lat. * lavare (yıkamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) lividus (mavimsi,
soluk), lavandula * aromatik ve mor renkli çiçekleri olan, genellikle parfüm,
ilaç, kozmetik ve aromaterapide kullanılan; eski Roma’da banyo sularını
kokulandırmak için yıkanma ve temizlikle ilişkilendirilmiş bitki
lavantin :
lat., fra. * lavare (yıkamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.); lavantin (fra.) * gümüş beyaz
renkli, sık ve küçük yaprakları ve sarı renkte ponpon formlu çiçekleri olan,
eski Roma’da banyo sularını kokulandırmak için yıkanma ve temizlikle
ilişkilendirilmiş ve genellikle parfüm, ilaç, kozmetik ve aromaterapide
kullanılan aromatik bitki türü
lavaş :
far. * lavaş (yassı ekmek, yufka) * pide biçiminde, pideden de ince ekmek;
ince, yuvarlak ve yumuşak yapıda pişmiş ekmek; Orta Doğu ve Kafkas mutfağında
kullanılan, un, su ve tuzdan yapılan ve taş fırınlarda veya sac üzerinde
pişirilen geleneksel ekmek türü
lavdanom :
lat. * laudare (övmek, methetmek) + anum (isim yapım eki) * tıpta 16.-19.
yüzyıllarda kullanılan, afyon (Papaver somniferum) tentürü içeren, sıvı ilaç
türü, ağrı kesici, öksürük dindirici ve uyku verici özellikleriyle tıpta yaygın
olarak kullanılmış olan alkaloid içeriği nedeniyle hem terapötik hem de
bağımlılık yapıcı özelliği olan, C21H23NO5 (morfin) + C20H23NO4 (kodein) +
diğer opiat alkaloidler çözeltisi etanol içinde çözünmüş şekilde bulunan ve
etanol içeren kompleks bir opiat karışımı preparat
lavi :
lat. * lavare (yıkamak) * mürekkep veya boya ile kağıt veya kumaş yüzeyine
uygulanan fırçalı teknikler aracılığıyla görsel ifadeyi ve renkli yüzey
kaplamayı sağlayan, özellikle Doğu Asya kaligrafi ve resim geleneklerinde
kullanılan Çin kökenli bir Doğu Asya fırçalı boyama sanatı
lavin :
lat., alm. * vallis (vadi) (lat.); Lawine (alm.) * dağlık veya eğimli
arazilerde kar, taş, toprak veya kaya kütlelerinin yer çekimi etkisiyle hızla
aşağı doğru kayması sonucu oluşan doğal olay; özellikle kış koşullarında yoğun
kar birikintilerinin ani hareketiyle meydana gelen, yıkıcı potansiyeli olan
kaya veya kar düşmesi olayı; heyelan, çığ
lavinia :
lat. * Lavinia (Roma mitolojisinde Latin kralı Latinus’un kızı, Aeneas’ın eşi)
(lavare (yıkamak, saflaştırmak, temizlemek) + inia (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * botanikte bazı süs bitkilerine verilmiş ad olarak kullanılan,
genellikle gösterişli çiçekleriyle bilinen ve mitolojik çağrışımı nedeniyle
zarafet, asalet ve köken sembolizmi taşıyan çiçek türü, lavinya
lavman :
lat., fra. * lavare (yıkamak, saflaştırmak, temizlemek) + mentum (isim yapım
eki) (lat.); lavement (yıkama) (laver (yıkamak) + ment (isim yapım eki) )
(fra.) * rektum yoluyla sıvı verilerek bağırsakların boşaltılmasını veya
temizlenmesini sağlayan, genellikle kabızlık tedavisinde, cerrahi hazırlıkta
veya ilaç uygulamasında kullanılan tıbbi işlem
lavrensiyum :
ing., lat. * Lawrence (Amerikalı fizikçi Ernest O. Lawrence’ın soyadından) +
ium (kimyasal element adı eki) * atom numarası 103 , sembolü Lr olan,
kaliforniyum atomlarının bor çekirdekleriyle bombardımanından elde edilen
sentezlenmiş yapay radyoaktif aktinit element
lavrovit :
rus., lat. * Lavrov (Rus bilim insanı N. von Lavrov'un soyadından) + ite
(element, kayaç ve mineral eki) * yapısında genellikle silikat veya fosfat
bileşikleri bulunan ve kimyasal özelliklerine göre sınıflandırılan mineral türü
(Ca(Mg,V)Si2O6)
lavson kriteri :
ing., gre. * lawson (İngiliz fizikçi John David Lawson'un soyadından) (ing.) +
kriterion (yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü)
(gre.) * nükleer füzyonun kendini sürdürebilir biçimde enerji üretebilmesi için
plazmanın yoğunluğu (n), enerji hapsi süresi (τE) ve sıcaklığının (T)
çarpımının belli bir eşik değeri aşması gerektiğini ifade eden koşul (en yaygın
formda D-T füzyonu için
lavsonit :
ing., lat. * Lawson (Amerikalı jeolog William Lawrence Lawson’un soyadından) +
ite (element, kayaç ve mineral eki) * karbonat grubunda yer alan ve genellikle
beyaz, krem veya gri renkli kristaller oluşturan, hidrojensiz silikat-karbonat
bileşiği olarak mineralojide adlandırılmış mineral türü
(Ca3Al2(CO3)(SiO4)(SiO4)•4H2O)
lavta :
ara., lat. * el ud (odun, ağaç, tahta parça) (el (ön ek) + ud (odun, tahta,
ağaç) ) (ara.); lute (lat.) * telli çalgılar ailesine ait, gövdesi armut
biçimli, sapı uzun ve perdeli, genellikle mızrap veya parmaklarla çalınan,
Osmanlı ve Türk halk müziğinde kullanılan, Orta Doğu ve Avrupa müzik
kültürlerinden etkilenmiş telli çalgı türü
lavuk :
kür. * lavik (oğlan çocuğu, oğlan, oğul) * gereksiz konuşan kimse; önemsiz
konular üzerinde fazlaca duran, hareketleri ve sözlerinde meymenet olmayan
kimse
lay up :
ing. * lay (koymak, sermek, yerleştirmek, yatırmak; uzanmak, yatmak) + up
(yukarı, üst, üstü, üzeri, üzerine) * basketbolda topu yakın mesafeden, tek
elle veya ters elle doğrudan potaya, smaçsız olarak atma hareketi, turnike
layemut :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yemut (ölür) * ölümsüz, ebedî, sonsuz
yaşam sahibi; Allah'ın sıfatlarından biri
layenkati :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yenkata (ilave etmek, eklemek, kat etmek)
+ i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesinlikle, kati surette, hiçbir
şekilde ekleme veya müdahale olmaksızın; hukuki ve resmi metinlerde durumu
kesin biçimde ifade eden terim
layetenahi :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yetenaha (sona ermek, bitmek) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait) * sonsuz, bitmeyen, nihayetsiz, ebedi
layetezelzel :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + zelzele (sarsılmak, sallanmak, titreşmek), yetezelzel (sarsılır,
sallanır) * sarsılmaz, sabit, sağlam, kararlılığını yitirmeyen
layık :
ara. * laka (yakışmak, uygun olmak; kavuşmak, karşılaşmak), liyakat (yakışma,
uygun olma; kavuşma, karşılaşma) * hak eden, uygun olan, yaraşan, yaraşır,
uygun
layiha : ara.
* laha (belirmek, görünmek, zuhur etmek), layih (beliren, görünen, zuhur eden)
* herhangi bir konuda bir görüşü dile getiren yazı; tasarı
layim :
ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak) *
kınayan, ayıplayan, suçlayan, kötüleyen, eleştiren, azarlayan
laym hastalığı :
ing., tür. * lyme (ABD'nin Connecticut eyaletinde, New London County sınırları
içinde yer alan Lyme kasabasından) (ing.) + hastalık (sağlık bozulması) + ı
(iyelik eki) (tür.) * Borrelia burgdorferi bakterisinin Ixodes ricinus cinsi
keneler aracılığıyla insanlara bulaşması sonucu oluşan, ciltte halka şeklinde
kızarıklık (erythema migrans), ateş, baş ağrısı, yorgunluk, kas ve eklem
ağrıları ile seyredebilen ve tedavi edilmezse kalp, sinir sistemi ve eklemleri
etkileyebilen zoonotik enfeksiyon hastalığı, Borreliosis
layşmanyaz :
ibr., gre. * leshmon (yaralı, lezyon) (ibr.) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Leishmania protozoalarının neden olduğu,
cilt, mukozalar veya iç organları etkileyebilen, kum sinekleri aracılığıyla
insanlara bulaşan, ciltte ülserler, mukozalarda tahribat ve viseral organlarda
ciddi enfeksiyonlarla seyreden zoonotik ve tropikal bir hastalık
laytmotif :
alm., lat. * leiten (yönetmek, idare etmek, yönlendirmek), leit (öncü, önde
gelen, baş) (alm.) + motivus (harekete geçiren, neden olan) (movere (hareket
etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama,
devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bir müzik eserinde,
edebi veya dramatik çalışmada sürekli tekrar eden ana tema veya sembolik unsur;
özellikle Wagner operalarında karakter, obje veya fikir ile ilişkilendirilen
tekrar eden melodik veya tematik motif; bir müzik yapıtında, bir duyguyu,
düşünceyi veya kişiliği göstermek için, yapıt boyunca sürekli yinelenen motif,
ana motif; yazınsal bir yapıtta, bir söylevde vb. pek çok yinelenen, sık sık
kullanılan söz veya tümce
layuhti :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yuhti (hata yapar, yanlış yapar) * hata yapmaz,
hata yapmayan, yanlış yapmaz, yanlış yapmayan
layu'kal :
ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yukal (akıl edilir, idrak edilir) * akıl
almaz, akledilemez, idrak edilemez, anlaşılmaz, akıl ermez, akıl ile idrak
olunmaz
layun :
ara. * el uyun (el (ön ek) + ayn (göz; pınar, menba), uyun (gözler; pınarlar,
menbalar) ) * Batı Sahra bölgesinde Fas’ın iddiaya göre başkenti olarak kabul
edilen, Atlas Okyanusu kıyısında yer alan, çöl iklimi etkisiyle kurak ve sıcak
bir coğrafyada konumlanmış, Fas yönetimi tarafından bölgesel idari, ekonomik ve
kültürel merkez olarak kullanılan yerleşim birimi
lay-up :
ing. * lay (koymak, sermek, yerleştirmek, yatırmak; uzanmak, yatmak) + up
(yukarı, üst, üstü, üzeri, üzerine) * basketbolda topu yakın mesafeden, tek
elle veya ters elle doğrudan potaya, smaçsız olarak atma hareketi, turnike
laz :
gre. * lazi (özgün, yerli) * Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde, özellikle
Rize ve Artvin civarında yaşayan, kendi dili Lazca (Kartvel dilleri ailesi)
olan ve tarihî olarak antik Kolhis bölgesine dayanan etnik grup; kültürel
olarak müzik, halk dansları, el sanatları ve geleneksel yaşam biçimleriyle
tanınan Karadeniz halkı
laza :
ara. * laza (alevlenmek, parlamak,
saf ve yalın ateş halinde yanmak) * şiddetli ve yalın ateş, dumansız, katıksız ve doğrudan yakan kor alev
lazanya :
lat. * lasanum (tencere, kap) + ia (yer, durum eki) (lat); lasagna (ita.) *
İtalyan mutfağına ait, genellikle geniş ve yassı makarna yapraklarının, kıyma,
peynir, domates sosu ve beşamel sos gibi malzemelerle kat kat dizilerek fırında
pişirilen geleneksel yemek
lazar :
ibr. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) ) * İncil'de, öldükten dört
gün sonra Hz. İsa tarafından diriltilen kişi
lazaretto :
lat., ita. * lazarus (İncil'de, öldükten dört gün sonra Hz. İsa tarafından
diriltilen kişi) + etta (küçültme eki) (lat.); lazaretto (ita.) * tarihi olarak
limanlarda veya karantina bölgelerinde, bulaşıcı hastalıklara karşı gemi
mürettebatı ve yolcuların izole edildiği, hastaların ve şüphelilerin sağlık
gözetimi altında tutulduğu, salgın önleme amacıyla kullanılan karantina ve
sağlık istasyonu türü tesis
lazarist :
ibr. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) ) (ibr.) + ista (-cı,
destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan, eden) (lat.) * Roman Katolik mezhebi
azizlerinden Saint Vincent de Paul tarafından kurulan, Congrégation de la
Mission (Misyon Cemaati) olarak isimlendirilmiş olan tarikat
lazarus refleksi :
ibr., lat., tür. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) + us (son ek) )
(ibr.) + reflexus (geri bükülmüş, dönmüş, yansıtılmış) (re (yeniden, tekrar,
geri) + flexus (eğilmiş, bükülmüş) (flectere (eğmek, bükmek) + us (geçmiş zaman
eki) ) (lat.) + i (iyelik ek) (tür.) * beyin ölümü gerçekleşmiş hastalarda,
omuriliğin (spinal kord) kısa süreli otonom aktivitesinden kaynaklanan, sarılır
gibi kollarını kaldırıp çapraz şekilde, mısır mumyaları pozisyonunda bağlama
şeklinde görülen refleks
lazer :
ing. * light (ışık) + amplification (kuvvetlendirme, güçlendirme) + emission
(yayılım) + radiation (ışınım) * uyarılmış ışınımın yayılımı yoluyla ışığın
kuvvetlendirilmesi süreci ve bu ilkeye dayalı yoğun, tek renkli ve
yönlendirilmiş ışık üreten cihaz
lazım :
ara. * lezeme (gerekmek, gerekli olmak, ihtiyaç duyulmak, gerektirmek), luzum
(ihtiyaç, gereksinim) * gerek, gerekli, ihtiyaç duyulan
lazıme :
ara. * lezeme (gerekmek, gerekli olmak, ihtiyaç duyulmak, gerektirmek), lazim
(gerek, gerekli) + e (isim yapım eki) * yapılması gerekli olan şey, gerekçe
lazmiditan :
lat. * lasmid (çekirdek yapı eki) + itan (agonist veya sentetik ilaç eki) *
auralı veya aurasız migren baş ağrısının akut tedavisinde kullanılan oral bir
5HT1F agonisti (C19H18F3N3O2)
lazut :
gre. * laxainein (kazmak, toprağı sürmek), laxos (ekin) * ekilen bitkilerden
elde edilen tahıl veya sebze gibi mahsul; özellikle eski Osmanlıca metinlerde
ürünün toplu miktarını veya tarladan elde edilen ekinleri ifade eden isim
LCD :
ing. * liquid (sıvı) + crystal (kristal) + display (görüntüleme) * sıvı
kristaller kullanarak görüntü oluşturan düz panel ekran teknolojisi
LDL :
ing. * low (düşük) + density (yoğunluk) + lipoprotein (lipoprotein) * kanda
kolesterol taşıyan ve “kötü” olarak bilinen lipoprotein türü
le :
fra. * le (ön ek, artikel) *
Fransızcada eril tekil belirli artikel olan ve ismin önünde kullanılarak
İngilizce'deki “the” karşılığı belirli tanımlık işlevi gören gramer öğesi
(örneğin "le livre" (kitap) )
le chatelier prensibi :
fra., lat., tür. * le chatelier (Fransız kimyager Henri Le Chatelier’nin
soyadından) (fra.) + principium (başlangıç, başta olan, temel, ilk, ilke,
öncel, esas, kural, yasa, prensip) (lat.); principe (fra.) + i (iyelik eki)
(tür.) * kimyasal denge sistemlerinde dış etkenlerden dolayı konsantrasyon,
sıcaklık veya basınç dengesini bozan değişikliklere karşı sistemin dengeyi yeniden
kurmaya çalıştığını belirten, endüstriyel kimyada reaksiyon verimliliğini
optimize etmek için kullanılan prensip
lealle :
ara. * lealle (belki, umulur ki, ola ki) * belki, umulur ki, ola ki
leasing :
lat., ing. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak) (lat); laisser
(bırakmak) (fra.); lease (kiralamak) + ing (isim yapım eki) * bir malın
(özellikle araç, gayrimenkul veya makine) belirli süre ve şartlarla
kiralanması, kullanım hakkının kira bedeli karşılığında devredilmesi esasına
dayalı finansal ve hukuki sözleşme türü
leb : lat., far. * labium (dudak; kenar, kıyı) (lat.); leb (far.) * dudak; kenar, kıyı
lebaleb :
far. * leb (dudak) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + leb (dudak) * dudak
dudağa; ağzına değin dolmuş olarak; tıklım tıklım, kalabalık
lebbeyk :
ara. * lebbeye (itaat etmek, icabet etmek, hazır bulunmak) + ke (sen, sana) *
"sana tekrar tekrar icabet ediyorum", "emrine daima hazır
bulunuyorum", “buyurun efendim!“ anlamında masallarda geçen bir seslenme
sözü
lebed :
ara. * lebede (birbirine
yapışmak, sıkışmak, keçe haline gelmek) * yünden yapılan keçe; bir
yerde mukim olmak; bir şeye yapışmak
leben :
ara. * lebene (beyaz olmak) * süt; yoğurt, ayran
lebetanthus :
gre., lat. * lebes (kazan, çömlek) + anthos (çiçek) * Ericaceae familyasına
ait, çiçek şekli kap benzeri olan nadir çalı cinsi
lebib :
ara. * lebb (akıl, öz, kalbin özü) + ib (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
akıllı, anlayışlı, zeki, basiretli; özü sağlam olan, zeki, fatin
lebibe :
ara. * lebb (akıl, öz, kalbin özü) + ib (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + e
(dişil eki) * (kadın için) akıllı, anlayışlı, zeki, basiretli; özü sağlam olan,
zeki, fatin
lebiderya :
ara., far. * leb (dudak; kıyı, kenar) + i (tamlama eki) (ara.) + derya (deniz,
engin su) (far.) * deniz kıyısı, deniz kenarı, sahil
leblebi :
ara. * lubb (kalp, yürek; çekirdek, tane, kabuğun içindeki şey, ağaç gövdesinin
en iç halkası), lablab (nohut, baklagil tanesi; fasulyegillerden bir tür, mor
bezelye) * kavrulup çıtırlaştırılmış nohut atıştırmalığı
lebriz :
far. * leb (dudak) + riz (döken, akıtan) * kenarından döken; taşacak kadar,
ağıza kadar, taşkın
lebs :
ara. * labasa (örtmek, giymek, kaplamak; şüphe etmek, kuşkulanmak) * giysi,
kıyafet; giyme; şüphe, kuşku
lebs :
ara. * lebisa (kalmak) * kalma
lecc :
ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek) * inat, direnme, direniş, sabır
leccac :
ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek) * inatçı, direnen, muannid
lecce : lat. * legere (okumak) (lat.); lezione (yüksek sesle okuma, ders, söylev) (ita.) * yüksek sesle yapılan haykırış, çığlık, nida veya
yüksek tonda ses, bağırma, avaz, ses, savt
lecüc :
ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek, ısrar etmek) * inatçı, direnen, ısrarcı, muannid
leçe :
lat., isp. * lactem, lactis, lactis (süt) (lat.); leche (isp.) * süt; sütlü
tatlı, sütlü muhallebi benzeri tatlı; yüzeyi beyazımsı-süt rengi gibi görünen,
soğuyup katılaşmış lav lav akıntılarıyla kaplı alan veya kütle
leçek :
ara. * lasak (küçük örtü, başa bağlanan bez, baş örtüsü, yün atkı) * Osmanlı ve
klasik Türk kültüründe kadının başını örtmek, saç ve enseyi gizlemek için
kullanılan küçük, dikdörtgen veya üçgen biçimli kumaş parçası; genellikle
pamuk, ipek veya keten malzemeden yapılmış baş örtüsü türü
LED :
ing. * light (ışık) + emitting (yayan) + diode (diyot) * elektrik enerjisini
doğrudan ışığa çeviren, üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık yayan yarı
iletken devre elemanı, yarı iletken diyot
ledebouria :
lat. * Ledebour (Alman botanikçi Carl Friedrich von Ledebour) + ia (isim yapım
eki) * Asparagaceae familyasına ait, soğanlı ve benekli yapraklı Afrika kökenli
bitki cinsi
ledipasvir :
lat. * led (biyokimyasal aktif bileşen serisi) + ipasvir (farmasötik ek, NS5A
inhibitörü sınıfını belirten yapı) * kronik HCV (hepatitis C virus) enfeksiyonunun
tedavisinde kullanılan, genellikle sofosbuvir ile kombine edilerek reçete
edilen ve viral replikasyonu engelleyerek hepatit C virüsünü hedef alan
inhibitör görevi gören doğrudan etkili antiviral (DAA) bileşik (C49H54F2N8O6)
ledum :
lat. * ledon (reçineli bataklık bitkisi) * Ericaceae familyasına ait, aromatik
yapraklı, soğuk iklim çalısı cinsi
ledün :
ara. * ledun (ta, öte, uzak; yanında, nezdinde; hazır, içten gelen, doğuştan
mevcut) * bir şeyin insanın içinden, doğrudan veya Tanrı’dan ilhamla hazır ve
doğal olarak gelmesini ifade eden sıfat
ledün ilmi :
ara., tür. * ledun (ta, öte, uzak; yanında, nezdinde; hazır, içten gelen,
doğuştan mevcut) + ilm (bilgi, bilim) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Allah
tarafından doğrudan veya sezgi yoluyla bazı kimselere verilen, kitap veya akıl
yoluyla öğrenilemeyen, gizli ve özel bilgi
lef :
ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak, çok sıkı sarmak;
bohçalamak, bir şeyi bohça içine koyup sarmak; zarflamak) * sarma, dolama,
kuşatma; iliştirme; Arapça metinlerde ip, halat veya kumaş ile bir şeyi dolama
eylemini veya askeri/stratejik bağlamda kuşatma durumunu ifade eden kelime
leff ü neşr :
ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak, çok sıkı sarmak;
bohçalamak, bir şeyi bohça içine koyup sarmak; zarflamak) + u (bağlaç) + neşr
(yaymak, açmak) * bir kelime veya anlamı önce süslü, dolaylı bir biçimde sunup
sonra açığa çıkarma, yani örtülü anlatımı açığa çıkarma sanatı; dokuma, kağıt,
kitap veya kumaşın sarıldıktan sonra açılması ve yayılması
leffaf :
ara. * laffa (konuşmak, söz söylemek, laflamak, laf etmek), laf (söz, söylem,
konuşma) * çok konuşan, çok laf eden, lafazan
leffetmek :
ara., tür. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak) (ara.) + etmek
(yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * içine sokmak, iliştirmek, sarmak
lefh :
ara. * lafaha (yakmak, kavurmak, vurmak; sıcak rüzgar veya ateş yüzü kavurmak)
* yakma, kavurma, vurma; sıcak rüzgar veya ateşin yüzü kavurması; fakirlik,
fakir; iflas; tavşancıl kuşu; karga
lefif :
ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak), laff (sarma, dolama,
topak) * sarılmış, toplu, bir arada, dürülmüş
lefkoşa :
gre. * leukos (beyaz) + eia (isim, yer ve durum eki) * beyaz yer; Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin başkenti
leflunomid :
lat. * lef (farmasötik ön ek) + fluor (flor maddesi) + amid (amidum; azot
içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) * aktif romatoid artrit ve
psöriyatik artrit gibi iltihaplı eklem hastalıklarının tedavisinde kullanılan,
bağışıklık sistemini baskılayıcı ve düzenleyici özellikte (immünomodülatör) bir
etken madde (C12H9F3N2O2)
leflunomit :
lat. * lef (farmasötik aktif bileşen serisi) + lunomide (kimyasal yapı ve sınıf
eki, immunmodülatör veya pirimidin sentez inhibitörü) * romatoid artrit ve bazı
otoimmün hastalıkların tedavisinde kullanılan, lenfosit proliferasyonunu
azaltarak inflamasyonu kontrol eden dihidroorotat dehidrojenaz (DHODH)
inhibitörü etkili oral uygulamalı immunmodülatör olan sentetik ilaç
(C12H9F3N2O2)
leftad :
ara. * laftada (bırakmak, feda etmek) * feragat, feda, bırakma
legal :
lat. * lex, legis (kanun, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * kanuna uygun, kanuni, yasal
legalizasyon :
lat. * legalizare (lex, leg (kanun, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) +
tio (isim yapım eki) * bir eylem veya sürecin resmi olarak yasal hâle
getirilmesi, hukuka uygunluğunun tanınması veya onaylanması; yasa, düzenleme
veya resmi belge ile bir uygulamanın meşruiyet kazanması, yasalaşma,
yasalaştırma
legalize :
lat., fra. * legalizatus (legalis ((lex, leg (kanun, kural, ilke, prensip) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izatus (izare (dönüştürmek, kılmak,
hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); légalisé (fra.) *
yasal hale getirilmiş, hukuka uygun kılınmış, meşrulaştırılmış
legato :
lat., ita. * ligatus (ligare (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat eki) ) (lat.); legato (ita.) * birleştirilmiş, bağlanmış; müzik terimi
olarak, notaların birbirine kesintisiz ve akıcı bir şekilde bağlanarak
çalınması veya söylenmesi tekniği; melodik akışın pürüzsüz ve sürekli olmasını
sağlayan çalım stili
leggiero :
lat., ita. * levis (hafif, narin) (lat.); leggero (hafif) * bir müzik
parçasının, pasajın veya notanın nazik, yavaş ve hafif çalınacağını belirten
müzik terimi
leghemoglobin :
lat., gre. * legumen (bakla, baklagil meyvesi) (lat.) + haima, haimat (kan)
(gre.) + globus (küre, top) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.)
* baklagillerin kök yumrularında bulunan, yapısı insandaki hemoglobin ile
benzerlik gösteren, azot bağlayan bakteriler için zararlı olan oksijen
miktarını dengeleyen kırmızı renkli bir demir-protein molekülü
legorn :
ita. * Livorno (İtalya’nın Toskana bölgesinde deniz kenarında yer alan liman
kenti) * tüyleri genellikle beyaz, eti sarımtırak, bol yumurta veren, yumurta
tavuğu olarak yetiştirilen, İtalya kökenli ve günümüzde önemli tek Akdeniz
tavuk ırkı; deniz ticareti, zeytinyağı ve tiftik keçisi üretimi ile tanınmış,
aynı zamanda İngiltere’deki Leghorn tavuk ırkının adını aldığı coğrafi isim
leguminosae :
lat. * legumen (bakla, baklagil meyvesi) + osae (-giller, bitki familyası eki)
* fasulye, nohut, mercimek, bezelye gibi temel besinlerin yanı sıra yonca gibi
yem bitkilerini ve akasya gibi odunsu bitkileri kapsayan çok büyük bir çiçekli
bitki familyası, Fabaceae (baklagiller)
leğen :
gre., far. * lekanis (kase, kap, çanak, tas) (gre.); lagan (yayvan tas) (far.)
* genellikle sıvı veya katı maddeleri tutmak, yıkamak veya karıştırmak için
kullanılan geniş, yuvarlak veya oval çukur kap; mutfak, temizlik ve gündelik
kullanımda su veya hamur gibi malzemeleri almak amacıyla kullanılan araç
leğen kemiği :
far., tür. * lagan (yayvan tas) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut parçası)
+ i (iyelik eki) (tür.) * insan ve memelilerde bel ile uyluk arasında yer alan,
omurga ve bacak kemiklerini birbirine bağlayan, iç organları koruyan ve doğumda
doğum kanalını oluşturan geniş ve çukur biçimli kemik yapısı
leh :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h hu, ha (o) * ona, onun
hakkında, onun için, onun faydasına veya zararına
lehçe :
ara. * lehce (dil, lusan, ağız, şive) * bir anadilin tarihsel, toplumsal,
bölgesel ve kültürel nedenlerle ses, yapı ve sözdizimi yönlerinden oldukça
büyük farklılıklar gösteren kolu, bir dil veya ana dilin bölgesel varyantı,
şive, diyalekt
lehdar :
ara., far. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) +
dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * bir evrak
üzerinde adı yazan ve buna bağlı olarak bir alacak hakkı bulunan, alacağı
garanti altına alınan kişi; çeki düzenleyen kişinin belirlediği ve çekte
belirtilen tutarın ödeme hakkını elinde bulunduran kişi
leheb :
ara. * lehebe (alevlenmek, parlamak) * parlayan ateş, şiddetli alev veya yanma,
alev, ateş alevi (iltihab (alevlenme, inflamasyon; enfeksiyon) (ara.) )
lehim :
ara. * lahima (birbirine bitişmek, aralık kapanmak, kaynaşmak), lahm (et),
iltiham (bitişme, kapanma, kaynaşma; yaranın iyi olup ağzının kapanması,
etlenerek iyileşmesi) * metal parçalarını birbirine tutturma işleminde
kullanılan, kalay ve kurşun alaşımlarının genel adı
lehinde :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + i
(iyelik eki) + inde (durum eki) (tür.) * kişinin yararına, faydasına,
menfaatine, çıkarı doğrultusunda, lehine
lehiv :
ara. * leheve (oyun oynamak, eğlenmek) * oyun, eğlence, lehv
lehmann süreksizliği :
dan., tür. * lehmann (Danimarkalı sismolog Inge Lehmann'ın soyadından) (dan.) +
süreksiz (devamsız, devam etmeyen, daim olmayan, sürmeyen) + lik (isim yapım
eki) + i (iyelik eki) (tür.) *
lehs :
ara. * lahasa (nefes nefese kalmak, soluğu kesilmek, hızlı solumak, nefes
nefese koşmak) * nefes nefese olma, soluklanma ihtiyacı, nefesi kesilip dili
dışarı çıkarma
lehtar :
ara., far. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) +
dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * bir evrak
üzerinde adı yazan ve buna bağlı olarak bir alacak hakkı bulunan, alacağı
garanti altına alınan kişi; çeki düzenleyen kişinin belirlediği ve çekte
belirtilen tutarın ödeme hakkını elinde bulunduran kişi
lehte :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + te
(durum eki) (tür.) * kişinin yararına, faydasına, lehine
lehu :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h hu, ha (o) * ona, onun
hakkında, onun için, onun faydasına veya zararına
lehüm :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + hum (onlar) * onlara, onların
hakkında, onlar için, onların faydasına veya zararına
lehünn :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + hunne (onlar (dişil) ) *
onlara, onların hakkında, onlar için, onların faydasına veya zararına
lehv :
ara. * leheve (oyun oynamak, eğlenmek) * oyun, eğlence, lehiv
leiocephalidae :
gre. * leios (düz, pürüzsüz) + kephale (baş, kafa) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * İguana alt takımına bağlı olan ve genellikle
iguanaya benzer kıvrık kuyruklu kertenkeleleri içeren bir sürüngen familyası
leiomyom :
gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme çağındaki kadın nüfusunun
%30-50’sini etkileyen ve çoğunlukla Afrika kökenli bireylerde düz kas hücre
dokularında görülen, doğum ve adet döneminde kasılan rahim duvarının kalın orta
tabakası olan miyometriyumun düz kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu
jinekolojik tümör türü
leiomyosarkom :
gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + sarkoma (tümor, ur) (sarx,
sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) ) * düz kas hücrelerinden kaynaklanan, genellikle uterus,
mide-barsak sistemi ve ciltte görülen, hızlı büyüyebilen ve metastaz yapabilen
kötü huylu (malign) yumuşak doku sarkomu türü
leiothrichidae :
gre., lat. * leios (düz, pürüzsüz) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes)
takımından, Tropikal bölgelerde yaşayan, eskiden timalyagiller (Timaliidae)
familyası içinde sınıflandırılmış olan, aralarında gülücük kuşları ve
sibiaların bulunduğu bir kuş familyası
leişmanyazis :
ibr., gre. * leshmon (yaralı, lezyon) (ibr.) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Leishmania protozoalarının neden olduğu,
cilt, mukozalar veya iç organları etkileyebilen, kum sinekleri aracılığıyla
insanlara bulaşan, ciltte ülserler, mukozalarda tahribat ve viseral organlarda
ciddi enfeksiyonlarla seyreden zoonotik ve tropikal bir hastalık
leitmotiv :
alm . * leiten (yönlendirmek), leit (yönlendirme) + motiv (hareket, güdü,
dürtü) * bir müzik parçasının tekrarlanan nakaratı veya bir romanın değişik
bölümlerinde, çeşitli nedenlerle tekrarlanan ifade kalıbı
leitner kutusu :
alm., gre. * Leitner (Alman gazeteci Sebastian Leitnerin soyasından) (alm.) +
kutu (kuti (kapanabilir küçük sandık, hazne, kap) ) (gre.) + su (iyelik eki)
(tür.) * bilgi kartlarını (flashcards) kullanarak bilgileri aralıklı tekrar
yöntemiyle kalıcı hafızaya almayı sağlayan, aralıklı tekrar (spaced repetition)
yöntemi kapsamında olan bir öğrenme sistemi (Kartlar ne kadar iyi bilindiğine
bağlı olarak farklı kutulara yerleştirilir; doğru bilinenler bir sonraki
aşamaya geçerken, yanlış yapılanlar başa döner.)
leiyomiyom :
gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme çağındaki kadın nüfusunun
%30-50’sini etkileyen ve çoğunlukla Afrika kökenli bireylerde düz kas hücre
dokularında görülen, doğum ve adet döneminde kasılan rahim duvarının kalın orta
tabakası olan miyometriyumun düz kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu
jinekolojik tümör türü
leiyomiyosarkom :
gre. * leios (düz, yumuşak) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + sarkoma (tümor, ur) (sarx,
sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) ) * düz kas hücrelerinden kaynaklanan, genellikle uterus,
mide-barsak sistemi ve ciltte görülen, hızlı büyüyebilen ve metastaz yapabilen
kötü huylu (malign) yumuşak doku sarkomu türü
lejant :
lat. * legere (okumak), legenda (okunan, okunacak şeyler) * özellikle dini,
tarihi veya edebî metinlerde okunması gereken hikaye, anlatı, mit, söylence,
efsane veya kutsal öykü; haritada kullanılan özel işaretlerin (simge, sembol,
görsellerin) ne anlama geldiğini gösteren bölüm, işaret tablosu
lejitim :
lat. * lex, legis (yasa, kural, kanun, ilke, prensip) + imus (ile ilgili, gibi,
-a ait) * bir kişinin hak, unvan, miras veya eylemin yasa ve toplumsal normlar
çerçevesinde tanınması, kabul edilmesi veya geçerli sayılması; hukuka uygun,
yasal veya meşru
lejitimist :
lat. * lex, legis (yasa, kural, kanun, ilke, prensip) + imus (ile ilgili, gibi,
-a ait) + ista (-cı, destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan, eden) * meşru
monarşiyi savunan kişi veya hareket (özellikle Fransa’da Bourbon hanedanının
yasal haklarına ve monarşinin devamına bağlılığı destekleyen siyasi grup veya
taraftarları tanımlayan isim)
lejyon :
lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak), legio (seçim, toplama, toplanmış, seçilmiş; askere alma,
askeri birlik, ordu) * Roma ordusundaki büyük askeri birlik; tarihi olarak
yaklaşık 3.000-6.000 askerlik düzenli asker topluluğu; büyük organize gruplar
veya gönüllü birlikler
lejyoner :
lat. * legionarius (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek,
bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), legio (seçim, toplama, askere alma) + n +
aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Roma ordusundaki paralı
askerlere verilen isim
lejyoner hastalığı :
lat., tür. * legionaris (paralı asker) (lat.) + hastalık (sağlık bozulması) + ı
(iyelik eki) (tür.) * legionella pneumophila adlı bakterinin akciğerlerde
enfeksiyona neden olduğu bir zatürre türü
lekad :
ara. * le (ön ek) + kad (oldu, hükmedildi) * oldu, hükmedildi
leke :
ara. * lak, laka (ince deri, zar; iz, renk değişimi; lak zamkı, gomalaktan elde
edilen kırmızı boya; renk, ton, boya) * bir yüzeyde, türlü nedenlerle oluşan
renk değişikliği; ciltteki melanosit hücrelerinin salgıladığı melanin
pigmentinin ciltte birikmesi sonucunda oluşan iz; bulunduğu yüzeyden,
malzemeden veya ortamdan açıkça ayırt edilebilen, birbirine benzemeyen iki
malzemenin kimyasal veya fiziksel etkileşiminden kaynaklan renk değişikliği;
resim sanatında ve boyamada yüzeyi bütünüyle örten tek renkli parça; yüz
kızartıcı durum, namussuzluk (mecazi)
leke :
ara. * le (için, -a doğru, yönelim) + ke (sen) * sana, senin için
leksem :
gre. * lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ema (sonuç, birim, ünite)
(gre.); lexème (fra.) * bir dilde anlam taşıyan ve sözlükte bağımsız bir birim
olarak ele alınabilen, çekimli biçimleriyle birlikte bir sözcük ailesini temsil
eden temel sözlüksel birim, sözlükbirim
leksikal :
gre., lat. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz
ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
dil, kelime veya söz varlığıyla ilgili, kelimeye dayalı; dildeki kelimeler,
sözcükler ve bunların anlam, kullanım veya biçimsel özellikleriyle ilgili
leksikbirim :
gre., tür. * lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile
ilgili), lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (gre.) + birim (bütünden bir parça, ünite) (tür.) * dilin en
küçük anlam taşıyan öğesi, kelime veya söz varlığındaki bağımsız anlamsal
birim; bir dilin yapısında anlamı olan, tek başına kullanılabilen kelime veya
morfemleri ifade eden terim; bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanılmış
kelime ve deyimlerini alfabe sırasına göre alarak tanımlarını yapan, açıklayan,
başka dillerdeki karşılıklarını veren eser, lügat, sözlük
leksikograf :
gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile
ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) * sözlük yazarı, sözlükçü
leksikografi :
gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile
ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * sözlük hazırlama işi, sözlük yazarlığı,
sözlükçülük
leksikolog :
gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile
ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * sözlükbilim
uzmanı, sözlükbilimci
leksikoloji :
gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile
ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kelime ve
söz varlığının yapısını, anlamını, kökenini ve kullanımını inceleyen, bir dilin
kelime hazinesini sistematik olarak araştıran ve analiz eden dilbilim dalı, sözlükbilim
leksikon heptaglotton :
gre. * lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam), lexikon (sözlük) + hepta
(yedi) + glotton (diller, lisanlar) * İngiliz oryantalist ve Arapça profesörü
Edmund Castell tarafından yedi dilde (İbranice, Keldanice, Süryanice, Samirice,
Etiyopyaca, Arapça ve Farsça) yazılmış sözlük
lektin :
lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) * bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar tarafından üretilen,
spesifik şeker moleküllerine bağlanan ve hücreleri tanıma yeteneği gösteren
protein; hücre yüzeyindeki glikoprotein veya glikolipidleri tanıyan ve bağlanma
özellikleri sayesinde immün yanıt, hücre yapışması ve sinyal iletiminde rol
oynayan molekül türü
lektinaz :
lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş,
bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) + ase (enzim eki) * bazı mikroorganizmalar veya canlı hücreler
tarafından üretilen, lektinlerin bağlanma özelliğini bozarak hücre-hücre
etkileşimlerini, immün yanıtı veya toksik etkileri engelleyici işlev gören,
lektinlerin (hücre yüzeyindeki özgül şekerlere bağlanan protein veya
glikoproteinler) etkisini ortadan kaldıran, onları parçalayan veya inaktive
eden enzim veya biyolojik faktör
lektör :
lat., fra. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak,
seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş,
birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); lecteur (fra.)
* okuyan, okuyucu; öğretim görevlisi, okutman; ayin sırasında metin okuyan
kişi; Antik Roma’da halka yüksek sesle metin okuyan kişi için kullanılmış,
Ortaçağ’da özellikle kilisede kutsal metinleri okuyan din görevlisi
leküm :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + kum (siz) * size, sizin için
leloir arazı :
fra., ara., tür. * leloir (Fransız dermatolog Henri Leloir’ın soyadından)
(fra.) + araz (işaret, nişan, alamet, iz) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) *
dermatomiyozit ve bazı bağ dokusu hastalıklarında görülen, ekstansör yüzeylerde
(dirsek, diz, eklem bölgeleri) morumsu, eritemli ve bazen kabarık lezyonlarla
kendini gösteren, kas zayıflığı ve sistemik belirtilerle birlikte seyreden
sendrom
lem :
ara. * lem (hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki
lem :
ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak), lamia (parlama, parıldama, ışıldama)
* parıldama, parlama, parlayış, ışıldama
lema :
ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) * parıltı, parlayış, ışıltı, parlama,
ışıldama (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk), illuminate, illuminer
(aydınlatmak), luminous, lumineux (aydınlık, parlak) (ing.), lumière (ışık)
(fra.) )
lema :
ara. * lema (hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * -dığı zaman, öyle ki, iken, ne zamanki
lemaat :
ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) + at (isim yapım ve çoğul eki) *
parlamalar, ışıltılar, ışık huzmeleri
leman :
ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) + an (isim yapım eki) * sürekli veya
yoğun parıltı, ışıldama, parlama; kadın ismi
lemegeton clavicula
salomonis : ara., lat. * lemegeton (lemehat (göz atmalar,
parıltılar, çakmalar), lemaat (parıltı, ışıltı) ) (ara.) + clavicula (küçük
anahtar) (clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) ) (lat.) + Salomonis (Süleyman
(tam olan, bütün olan, salim olan, sağlam olan) (salim, selim (tam, bütün) + an
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve
majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve
"Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan okültizm ve majik
operasyon kitabı
lemehat :
ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak), lemh (bakma, bakış;
parıltı, çakma) * göz atmalar, parıltılar, çakmalar (lemh-i besar (göz atma,
kısa bakma, göz kırpma, göz açıp kapayıncaya geçen zaman) (ara.) )
lemem :
ara. * leme, lemme (bir şeye yaklaşmak, hafifçe dokunmak, tam içine
girmeden kıyısından geçmek) * büyük günahlardan sayılmayan, kasıt olmaksızın işlenen
küçük günah, anlık hata veya günaha yaklaşma fakat ondan kaçınma, küçük
günah
lemh :
ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak) * bakma, bakış, göz
atma; parıltı, çakma)
lemi :
ara. * lami (parlak, ışıldayan; zeki, anlayışlı) (lem’a, lam’a (parlamak,
ışıldamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * parlayan, ışıldayan,
parlak, parıldayan (illuminate (aydınlanmak), luminosity (aydınlık), lamp,
Lampe (lamba) (ing., fra., alm.), lumière (ışık), lame (bıçak, parlayan metal keski)
(fra.) )
lemide :
ara. * lemede (parlamak, ışıldamak, cilalı olmak) * düz, pürüzsüz, parlak,
cilalı; parlak zekalı (mecazi); (kadın için) parlayan, ışıldayan, parlak,
parıldayan
lemis :
ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * elle dokunarak
hissetme, elle dokunma, temas
lemm :
ara. * lamma (toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek, cem etmek) * toplama,
birleştirme, bir araya getirme, cem etme
lemma :
ara. * lemma (ne zaman ki, -dığında, vakta ki, ne zaman ki, o zaman, -dığı zaman) * ne zaman ki, -dığında,
vakta ki, ne zaman ki, o zaman,
-dığı zaman
lemma :
gre. * lambanein (ele geçirmek, ele almak,
kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lemma (kazanılan, kabul edilen, varsayım, varsayılan, öne
sürülen)
* bir teoremi kanıtlamaya yardımcı olmak olan küçük bir sonuç, matematikte bir
tür varsayım
lemnaceae :
lat. * lemna (su bitkisi, su mercimeği) adı) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * yılanyastığıgiller (Araceae) ailesi içinde bir alt familya olarak
sınıflanan, durgun tatlı su yüzeylerinde yaşayan, su yüzeyini kaplayan küçük
yapraksı gövdelere sahip olan, dünyanın bilinen en küçük çiçekli bitkilerini
içeren bir bitki familyası, su mercimeğigiller
lemniskat :
gre., lat. * lemniskos (kurdele, şerit, bant) (gre.); lemniscatus (lat.) *
analitik geometri ve diferansiyel denklemler bağlamında, merkezden eşit
uzaklıkta dönen noktaların oluşturduğu sürekli, kapalı ve simetrik çift halka
eğrisi şeklinde tanımlanan, genellikle polar koordinatlarla ifade edilen ve
cebirsel veya trigonometrik formüllerle parametrik olarak gösterilebilen özel
eğri türü; sekiz rakamı veya ∞ şeklindeki eğrilerden herhangi biri; sonsuzluk
sembolü (∞) şeklinde, iki eşit halkalı simetrik eğri
lems :
ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunma, temas etme,
değme, elleme
lemur :
gre., lat. * lemur (ruh, hayalet; gece hayvanı) * Roma mitolojisinde ölülerin
ruhu veya hayalet; 18. yy’da Madagaskar ve çevresinde yaşayan, gece aktif, uzun
kuyruklu primat türü
lemurya :
gre., lat. * lemur (ruh, hayalet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Hint
ve Pasifik Okyanusu’nda hayali veya kayıp kıta; 19. yy’da bilim insanları
tarafından lemurların yayılımını açıklamak amacıyla öne sürülen ve günümüzde
mitolojik/hipotetik bir kara parçası olarak kabul edilen coğrafi kavram, Mu
lemz :
ara. * lamaza (kinayeli konuşmak, kinaye yapmak, taşlamak, eleştirmek, ima
yoluyla ifade etmek, ima etmek; göz veya kaşla işaret etmek) * ayıplama,
kinayeli konuşma; göz veya kaşla işaret etme
len :
ara. * la (hayır, yok, değil, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) +
en (-meye, -meyi, fiil öneki) * hayır, yok, değil, asla, yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki
lena :
ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + na (biz) * bize
lenalidomid :
lat. * lena (farmasötik aktif bileşen eki) + lidomide (immünomodülatör ve
antineoplastik eki) * multipl miyelom ve miyelodisplastik sendrom gibi kan ve
kemik iliği hastalıklarının tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini modüle
eden ve tümör hücrelerinin büyümesini inhibe eden, genellikle oral yolla
uygulanan ve lenalidomid, thalidomide türevlerinden daha selektif ve güçlü bir
etki gösteren sentetik ilacın etken maddesi (C13H13N3O3)
lenduha :
far. * land (penis) + ha (çoğul eki) * at ve eşek penisleri; çok iri ve kaba,
kullanışsız (eşya)
lenf :
gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha
(temiz su, berrak su, şeffaf sıvı) (lat.) * insan ve memelilerde bağışıklık
sisteminin önemli bir parçası olan, damarlar aracılığıyla dokulardan toplanan,
protein, yağ ve lenfositler içeren, dokuların sıvı dengesini koruyan,
bağışıklık savunmasında rol oynayan ve lenf düğümleri aracılığıyla filtrasyon
ve immün yanıt mekanizmalarını destekleyen şeffaf veya hafif sarımsı sıvı,
lenfa
lenfadenit : gre.
* lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze;
gudde) + itis (hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab) * lenf düğümlerinde
şişlik, ağrı ve inflamasyon ile karakterize olan lenf düğümlerinin
iltihaplanması durumu
lenfadenektomi :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze;
gudde) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * lenf bezlerinin (düğümlerinin) cerrahi operasyonla tamamen
veya kısmen kesilip çıkarılması işlemi
lenfadenopati :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze;
gudde) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * genellikle enfeksiyon, tümör, immün bozukluk veya inflamasyon
nedeniyle lenf düğümlerinin büyümesi, sertleşmesi veya fonksiyon bozukluğu ile
karakterize olan lenf düğümlerinin hastalığı veya patolojik durumu
lenfanjiektazi :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angiectasis
(angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + ekteinein (uzamak, gerilmek,
genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama,
gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) * lenfatik dolaşım bozukluğu,
konjenital defekt, enfeksiyon veya tümör kaynaklı olarak lenf damarlarının
genişlemesi ve fonksiyon bozukluğuyla karakterize olan lenf damarlarının
anormal genişlemesi veya dilatasyonu
lenfanjit :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio
(kasa, kap, hazne, damar, kanal) + itis (hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab)
* enfeksiyon veya travma sonucu lenf damarlarının duvarlarında inflamasyon,
kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize olan lenf damarlarının
iltihaplanması durumu
lenfanjiyografi :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio
(kasa, kap, hazne, damar, kanal) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek),
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özel boya veya kontrast
maddesi kullanılarak lenf damarlarının yapısını, akışını ve olası tıkanıklık,
genişleme veya patolojik değişiklikleri göstermek amacıyla uygulanan lenf
damarlarının radyolojik olarak görüntülenmesi işlemi
lenfanjiyoleyomiyomatozis :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio
(kasa, kap, hazne, damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) + leio (düz) + myos (kas, adale) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (durum, sorun ve
hastalık eki) * genellikle akciğerler ve lenfatik sistemde görülen, kadınlarda
daha sık rastlanan, lenf damarlarının proliferasyonu ile birlikte düz kas
hücrelerinin benign tümör benzeri büyümesini ifade eden, klinik olarak solunum
ve lenfatik komplikasyonlara yol açabilen lenf damarlarının, düz kas
hücrelerinin ve miyom benzeri yapıların bir arada çoğalması ile karakterize
nadir, kronik ve progresif bir hastalık
lenfanjiyom :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio
(kasa, kap, hazne, damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * genellikle doğumsal veya erken yaşta ortaya çıkan,
lenfatik sistemde anormal genişlemiş veya kistik yapı oluşturan, genellikle
yavaş büyüyen ve çevre dokularla sınırlı lezyonu ifade eden ve lenf
damarlarından kaynaklanan iyi huylu tümör veya kistik oluşum
lenfatik :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + atikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lenfle ilgili, lenf sıvısına, lenf damarlarına
veya lenf sistemine ait olan
lenfatizm :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + atismos (isim
yapım ve durum eki) * lenf sistemi veya lenf bezlerinin anormal büyümesi, aşırı
gelişimi veya lenf sistemine bağlı yapısal ve işlevsel bozukluk hali;
çocuklarda bağışıklık sistemi ve lenf bezlerinin aşırı duyarlılığı veya
şişkinliği ile karakterize sendrom
lenfisam :
ara. * len (hayır, yok, asla, değil) + fisam (kopar, ayrılır, kesilir) * asla
kırılmaz, asla kopmaz, asla kesilmez
lenfoblast :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) *
enfosit adı verilen beyaz kan hücrelerine dönüşecek olan, kemik iliğinde
bulunan olgunlaşmamış (öncül) bir bağışıklık sistemi hüresi
lenfogranüloma inguinale :
gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + granum
(tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) +
inguen, inguin (kasık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkeni
Chlamydia trachomatis (serotip L1, L2, L3) olan, kasık bölgesinde küçük
ülserler, kasık lenf düğümleri ve ağrılı şişlikler (bubonlar) olarak görülen,
lenf düğümlerinde granülomatöz iltihaplanmaya yol açan cinsel yolla bulaşan
enfeksiyon
lenfogranüloma venerum :
gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + granum
(tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) +
vener (Venus, aşk tanrıçası; cinsel ilişki, zevk, şehvet) + um (son ek) (lat.)
* Venüs’e (cinsel ilişkiye) bağlı lenf düğümü granülomu; cinsel yolla bulaşan
lenf düğümü granülomu hastalığı; cinsel yolla bulaşan bir Chlamydia trachomatis
enfeksiyonu sonucu kasık bölgesinde lenf düğümlerinin şişmesiyle seyreden
hastalık
lenfoid :
gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * lenfe benzeyen, lenf dokusuna
ait olan
lenfoma :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * lenf dokusundan
kaynaklanan kötü huylu veya iyi huylu tümör
lenfoproliferatif :
gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + proliferatio
(çoğalma, hücre artışı) (proles (döl, nesil, yavru, çocuk) + ferre (taşımak,
getirmek, üretmek) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * lenfositlerin veya lenf dokusunun anormal veya aşırı çoğalmasıyla
ilgili
lenfosit :
lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf
sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) (gre.) * pluripotansiyel kök hücrelerden üreyen, bağışıklık
sisteminin bir parçası olan bağ doku hücresi niteliğindeki lökosit (ak kan
hücresi) tipi
lenfositik :
lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf
sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * lenfosit
hücreleriyle ilgili, lenfositlere ait veya lenfositleri içeren
lenfödem :
lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf
sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + oidein (şişmek), oidema (şişme,
şişlik) * lenf sıvısının dokularda birikmesi sonucu oluşan şişlik, genellikle
kol veya bacaklarda görülen kronik veya geçici lenfatik sistem bozukluğu ile
karakterize tıbbi durum
lenger :
gre., far. * lekari (küçük tencere, sahan) (gre.); langar (gemi demiri, çapa;
fakirlere yemek verilen yer, imaret) (far.) * yayvan ve derinliği az, geniş,
büyük bakır kap; bir lengerin alabileceği miktarda olan; kap, kapak, kabın
kendisi veya içini tutan kapak, konteynır
lengüist :
lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) *
dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki
ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim
insanı, dilbilimci
lengüistik :
lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini,
yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi,
yapısallık yönlerinden inceleyen bilim, dilbilim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder