27 Eylül 2026 Pazar

kütlesel - lengüistik

kütlesel : ara., tür. * kutla (yığın, küme) (ara.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * kütle ile ilgili

kütleşmek : tür. * küt (ses yansımalı onomatopeik kelime) + leş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kısa ve kalınca hal gelmek; (kesici araç için) kesme özelliğini yitirmek, keskin olmayan hale gelmek

kütüb : ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme) * yazılar, kitaplar

kütübhane : ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme), kutub (yazılar, kitaplar) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * kitapların bulunduğu salon veya bina; belli bir sistematik düzene göre tasnif edilmiş kitaplardan meydana gelen bütün; kitap koymağa yarayan bölmeli dolap; kitapların saklandığı, düzenlendiği ve insanların ödünç alıp okuyabileceği mekan

kütük : gre. * kodikos (ağaç gövdesi, tomruk; büyük defter, yasa külliyatı) * kalın ağaç gövdesi; kesilmiş ağaç gövdesi; resmi kayıtların tutulduğu defter veya sicil

kütüphane : ara. * ketebe (yazmak, çizmek), kitab (yazı, çizme), kutub (yazılar, kitaplar) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * kitapların bulunduğu salon veya bina; belli bir sistematik düzene göre tasnif edilmiş kitaplardan meydana gelen bütün; kitap koymağa yarayan bölmeli dolap; kitapların saklandığı, düzenlendiği ve insanların ödünç alıp okuyabileceği mekan

küvet : lat. , fra. * cupa (kap, kase) (lat.); cuve (kap, kase) + ette (küçültme eki) (fra.) * leğen, yıkama veya yıkanma teknesi

küveyt : ara. * kut (kale), kuveyt (küçük hisar, tahkimli yer, küçük kale) * Basra Körfezi kıyısında yer alan, 18. yüzyılda küçük bir yerleşim ve kale etrafında gelişmiş olan bağımsız bir Arap devleti

küvöz : fra. * couver (kuluçkaya yatmak, üretmek) + euse (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeni doğan bebekleri, özellikle prematüreleri dış etkenlerden izole ederek sıcak ve kontrollü bir ortamda tutmak ve bilirubin seviyesini düşürmek için tasarlanmış tıbbi cihaz; kuluçka makinesi

kwashiorkor : ga. * kwa (çocuğun, çocuğa ait; doğum sonrası) + shi (gelmek; değişmek) + orkor (hastalık; sorun, kötü durum) * ödem ve yağlı infiltratlarla büyümüş bir karaciğerle karakterize ciddi bir protein yetersizliği türü; protein eksikliği nedeniyle gelişen, şişkin karın, ödem ve cilt değişiklikleri ile karakterize ağır çocukluk çağı beslenme bozukluğu

kybele : gre. * kybele (kyb (dağ; yüksek yer, yüce, ulu) + ele (dişi nitelikli ilah, tanrı) * dağ tanrıçası, ulu ilahe, yüce ilahe; Frigya kökenli doğa, bereket, doğurganlık ve vahşi hayvanların koruyucusu tanrıça

kyllinga : lat. * Kylling (Danimarkalı botanikçi Peder Kylling) + a (ad eki) * Cyperaceae familyasına ait, küçük başaklı otsu bitki cinsi

l : tür. * l, L * Türkçe alfabenin 15. harfi

l’hôpital kuralı : fra., tür. * l’hôpital (Fransız matematikçi Guillaume de l’Hôpital’un soyadından) (fra.) + kural (yasa, kanun, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * analizde, belirsiz limitler (0/0 veya ∞/∞ biçimindeki) hesaplanırken türevler aracılığıyla limitin bulunmasını sağlayan, diferansiyel ve integral hesapta yaygın kullanılan temel yöntem

la : ara. * la (hayır, olmaz, asla) * yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki

la : lat. * labii (dudaklar) + reatum (günah, leke) * Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin altıncı notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut

La : lat. * lanthanum (lanthanein (gizli kalmak, fark edilmemek) (gre.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 57 olan, lantanitler serisinin ilk elementi olan, yumuşak, gümüş beyazı renkli ve kolay oksitlenen, kamera merceklerinde, katalizörlerde, pil teknolojilerinde ve özel cam üretiminde kullanılan bir nadir toprak elementi

la edri : ara * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (idrak ederim, anlarım) (anlamıyorum) * yazarı veya söyleyeni bilinmeyen nazım parçalarının altına yazılan ibare

la paz : lat. * la (ön ek) + Paz (barış) * Bolivya'nın başkenti

la raybe fih : ara. * la (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, hayır, asla) + raybe (şüphe) + fi (içinde, hakkında) + h (o) * onda hiçbir şüphe yoktur

la tahzen : ara. * la (-ma, -me, olumsuzluk öneki) + huzn (üzüntü, hüzün), hazene (üzülmek, hüzünlenmek), tahzen (üzülürsün) * üzülme

la ve neam : ara. * la (hayır) + ve neam (evet) * hayır ve evet (hiçbir fikir beyan edilmediği zaman kullanılan ifade)

la’ika : ara. * la'ika (dil ile sürtmek, yalamak) * dil ile sürtmek, yalamak

laakal : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + akall, ekall (daha az, en az) * en azından, hiç olmazsa

laalle : ara. * lealle (belki, umulur ki, ola ki) * belki, umulur ki, ola ki

laanallah : ara. * laana (lanet etmek, kötülüğünü istemek) + Allah * Allah lanet etsin

la'b : ara. * la’iba (oynamak, eğlenmek, meşgul olmak), laib (oynayan, eğlenen) * oyun, eğlence (labor (işçilik, çalışma, eylem) (lat.) )

labada : gre. * lapato (yaprakları salata olarak kullanılan bir sebze, rumex patientia) * karabuğdaygillerden, dere kenarlarında, sulak yerlerde kendiliğinden yetişen, bahçelerde ıspanak gibi de yetiştirilebilen, boyu kimi zaman iki metreyi bulan, yaz aylarında yeşilimtırak renkli küçük çiçekler açan, kökünden ve yapraklarından tıpta yararlanılan, yaprakları sebze olarak yenilebilen bir bitki

labellum : lat. * labium (dudak), labia (dudaklar) + ellum (küçültme eki) * küçük dudak biçimindeki yapı; özellikle orkide çiçeklerinde böcekleri çeken ve yönlendiren özelleşmiş taç yaprağı, ayrıca bazı böceklerde ağız parçalarının bir bölümü

labetalol : lat. * labia (kenar; dudak) + alol (alkol eki) * kardiyovasküler sistemde hipertansiyon tedavisinde kullanılan, alfa (α) ve beta (β) adrenerjik reseptörleri bloke eden bileşik (C19H14O3N2)

labia : lat. * labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) * vajina ve üretrayı çevreleyen, iç ve dış olmak üzere iki gruptan oluşan deri kıvrımları, dudaklar

labial : lat. * labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vajinal dudaklarla ilgili, labia ile ilgili

labial adhezyon : lat. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + adhesion (yapışma) * vajinal bölgedeki iç dudakların çeşitli sebeplerle birbirine yapışması, rahim ağzının kapanması, labial sineşi, vulvar adezyon, vulvar füzyon, labial adherens, labial aglütinasyon, labial füzyon

labial frenektomi : lat., gre. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + phrenulum (küçük bağ dokusu) (phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * labial küçük bağ dokusunun cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması

labial sineşi : lat., gre. * labialis (kenarsal, dudaksal) (labium (kenar; dudak) + ia (çoğul eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + synesis (yapışma) (gre.) * vulvanın (kadın dış genital bölgesinin) iç dudaklarının birbirine yapışması

labil : lat. * labare (sallanmak, düşmek, kararsız olmak) + alis, ilis (ile ilgili, gibi) * değişken, değişen, kolayca değişen; kararsız; dengesiz; istikrarsız

labilite : lat. * labare (sallanmak, düşmek, kararsız olmak) + alis, ilis (ile ilgili, gibi) + itas (isim yapım ve durum eki) * kararsız olma, kolay değişme, dengesizlik, istikrarsızlık durumu

labioplasti : lat., gre. * labium (kenar, dudak) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genital bölgedeki vajinanın iç veya dış dudaklarının (labium) boyutunu, şeklini veya asimetrisini düzeltmek amacıyla yapılan cerrahi bir operasyon

labirent : gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) * çift ağızlı baltalar tapınağı (antik Girit’te Minos uygarlığının saraylarında (özellikle Knossos) karmaşık geçitli yapı anlamına dönüşmüş, sonradan genel olarak çok geçitli ve karmaşık yapılar için kullanılmıştır.); çok sayıda geçit ve odadan oluşan karmaşık yapı veya yol ağı; karışık ve çözümlenmesi güç durum (mecazi)

labirentektomi : gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * duyma bozukluğunu gidermek için iç kulaktaki labirent yapısının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

labirentit : gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * iç kulakta viral veya bakteriyel enfeksiyon sonucu gelişen ve ani işitme kaybı, baş dönmesi ve dengesizlik gibi belirtilerle kendini gösteren iltihaplanma

labis : ara. * labasa (giyinmek) * giyinmiş, giyen

labium : lat. * labium (kenar, kıyı; dudak) * kenar; dudak; vajina ve üretrayı çevreleyen, iç ve dış olmak üzere iki gruptan oluşan deri kıvrımlarından her biri

labium scrotum : lat. * labium (dudak; genital dudak veya kenar) + scrotum (torba, kese; erkek genital bölgesinde testisleri çevreleyen deri torbası) * dudak ve torba yapısına sahip genital bölgeler (kadınlarda labia, erkeklerde skrotum)

labiyal : lat. * labium (kenar; dudak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vajinal dudaklarla ilgili, labia ile ilgili

labiyoglosofaringeal : lat., gre. * labium, labio (dudak, dudak ile ilgili) (lat.) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili) + faringeal (pharynx, pharyngis (yutak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * dudak, dil ve yutak ile ilgili bölgelerdeki yapı, sinir veya refleks ile ilişkili

labiyoplasti : lat., gre. * labium (kenar, dudak) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genital bölgedeki vajinanın iç veya dış dudaklarının (labium) boyutunu, şeklini veya asimetrisini düzeltmek amacıyla yapılan cerrahi bir operasyon

labne : ara. * leben (beyaz; süt) * pastörize süt ve yoğurt kültürünün birleşimiyle elde edilen sürülebilir peynir

lab-on-a-chip : ing. * lab (laboratuar) + on (üstünde, üzerinde) + a (bir) + chip (çip) * çip üzerinde laboratuvar; normalde büyük bir laboratuvarda yapılan birçok farklı test ve analizi (kan testi, DNA analizi gibi) birkaç milimetre veya santimetre boyundaki tek bir mikro çip üzerinde birleştiren, çok az miktarda sıvı kullanarak hızlı sonuç veren küçük cihaz

laborant : lat. * laborare (çalışmak, iş yapmak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * laboratuvarda veya belirli bir iş alanında çalışan kişi, işçi; teknik veya bilimsel görev yapan personel

laboratuvar : lat. * laboratus (çalışılmış, iş yapılmış) (laborare (çalışmak, iş yapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) * bilimsel, teknik veya tıbbi amaçlarla deney, inceleme ve araştırmaların yapıldığı çalışma mekanı

labrador : lat. * terra (yer, toprak) + laboratoris (işçilik ve çalışma yeri) (labor (çalışma) + toris (mekan, yer) ) * Kanada'nın Doğu Kanada bölgesinde yer alan, Konfederasyon'a 5/6 oranında katılan en son eyalet (denizci Gasper Cortereal'in bölgeye köleler getirmesinden)

labridae : lat. * labrum (dudağa benzer kenar, dudak, kenar, çeper) (labium (dudak), labia (dudaklar) + rum (isim yapım eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * genellikle parlak renkleri ve kalın dudakları ile tanınan, tropik ve ılık denizlerde yaşayan mercan balıkları, çırçır balıkları ve lapinalar gibi türleri kapsayan geniş bir kemikli balıklar familyası

labros : gre. * labros (güçlü, kuvvetli, cüsseli, iri, heybetli; obur, açgözlü; hırçın) * iri lapina; lapinagillerden, sıcak denizlerin kayalık yerlerinde, sığ sularında yaşayan, Türkiye kıyılarında birçok türü bulunan, boyu 50 cm. olabilen, kırmızı benekli, mavi veya yeşil, çok canlı, gözalıcı renkte bir balık

labunya : rom., rus. * lubni (fahişe); lyubit (sevmek), lyubimaya (sevgili) (rus.) * kadınsı tavırlı erkek eşcinsel, edilgin (pasif) eşcinsel erkek; kadınsı tavırlı eşcinsel erkek (lieben (sevmek) (alm.) )

laburnum : lat. * laburnum (sarkık salkımlar halinde sarı çiçekli bitki) * baklagiller (fabaceeae) familyasından süs veya bahçe bitkisi olarak yetiştirilen, zehirli özellik de gösterebilen altın sarısı çiçekler açan Akdeniz kökenli bir ağaç türü, altın yağmuru, sarısalkım, altın zincir ağacı

labyrinthicus : gre. * labyrinthos (karmaşık geçitler ve odalar sistemi) (labrys (çift ağızlı balta) + inthos (yer veya yapı eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); icus (lat.) * labirent biçimli, karmaşık yapıya sahip olan; biyolojide ve anatomide karmaşık kanallı veya kıvrımlı (yapı), labirente ait, labirent gibi, dolambaçlı, çok karışık

lacertidae : lat. * lacerta (kertenkele) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * pullu sürüngenler takımına bağlı olan ve genellikle "kertenkele" olarak bilinen bir hayvan familyası, özkertenkelegiller, gerçek kertenkeleler

lacertilia : lat. * lacerta (kertenkele) + ilia (taksonomik ek) * Antarktika dışındaki tüm kıtalarda yaşayan 6.000'den fazla türü barındıran kertenkeleler veya kelerler grubunu kapsayan pullu sürüngenler alt takımı

lacivert : far. * la (taş, mücevher) + cavard (ile ilgili, gibi, -a ait) * koyu mavi renk; rengi koyu mavi olan; Afganistan'da çıkan koyu mavi süs taşı, lapis lazuli

lactuca : lat. * lac (süt) * Asteraceae familyasına ait, kesildiğinde sütlü özsu çıkaran marul ve akrabalarını kapsayan bitki cinsi

lactuca : lat. * lactis (süt) + uca (isim yapım eki) * süt veren özsuyu olan ve yapraklarından beyaz sütsi özsu akan, özellikle salata olarak tüketilen marul türü olarak Latince’de Lactuca sativa adıyla sınıflandırılmış bitki

laçin : far. * laçin (yırtıcı bir kuş, şahin) * sarp, yalçın, ulaşılamaz yer; parlak kırmızımsı turuncu tüy veya kumaş rengi; tüyleri beyaz benekli bir cins erkek şahin; atmaca, doğan, akdoğan; Çorum’un bir ilçesi

laçka : lat., ven., ita. * laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (lat.); lasca (bırak, gevşet, boşla) * gevşek, boşta, salınmış, serbest bırakılmış (slack (gevşek), release (gevşetmek) (ing.), lacher (gevşetmek) (fra.), locker (gevşek), locker (gevşetmek) (alm.) )

laço : ita. * lasciare (bırakmak, gevşetmek, salmak), lascio (Bırakıyorum, salıveriyorum, salıyorum) * denizcilikte halatların serbest bırakılması, gevşetilmesi veya tamamen koyuverilmesi;

laço : rom. * laço (iyi, güzel, hoş) * iyi, güzel, hoş, emin, güvenilir; iyi görünümlü erkek; çapkın erkek, hovarda, zampara; güvenilmez, aylak

laden : lat. * ladanum (reçine) * Cistaceae familyasından Cistus cinsini oluşturan beyaz veya pembe çiçekli bitki türlerine verilen isim

lades : far. * yadest, yadast (yad (hatır, hatırlamak) + ast, dast (tutmak, elde etmek) ) * iki kişinin, tavuğun lades kemiğinin birer ucundan tutup kırmasıyla başlayan ve içlerinden birinin herhangi bir şeyi ötekinden aklımda demeksizin alması durumunda yenilmiş sayılmasıyla sonuçlanan oyun

lades kemiği : far., tür. * yadest, yadast (yad (hatır, hatırlamak) + ast, dast (tutmak, elde etmek) ) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki) (tür.) * kuşlarda, göğüs kemiğinin üstünde, iki kanat arasında bulunan V biçimindeki ince kemik

ladik : gre. * laodikeia (halkın gücü; halk tarafından kurulan) (laos (halk, toplum) + dike (hak, adalet) + eia (isim, yer ve durum eki) ) * Samsun’un bir ilçesi (Amasya Hükümdarı Büyük Mitridat'ın eşi Laodikya'nın isminden)

ladin : ara. * ladan (cistus creticus bitkisinden elde edilen aromatik zamk) * çamgiller familyasının Picea cinsinden, Kuzey yarımkürenin ılıman ve soğuk bölgelerinde yayılış gösteren, boyu 40-50 m’ye kadar ulaşabilen, kısa, sivri uçlu ve kesitli dört köşeli iğne yaprakları olan ve olgunlaşmış kozalağının pulları dağılmayan ağaç türlerinin ortak ismi

ladini : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dini olmayan, din dışı, dinsiz

ladinler : lat. * latere (gizlenmek, saklanmak), latinus (gizlenenler) (latium (gizli yer, sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplu olarak Ladinia olarak bilinen çeşitli vadilere dağılmış olan, kuzey İtalya'nın etnolinguistik bir grubu (İtalya’nın Latium bölgesi halkı)

laedri : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (biliyorum, bilirim) (dara (bilmek, farkında olmak) ) * bilmiyorum; bilinmeyen; bestecisi bilinmeyen eser, anonim eser

laedriye : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + edri (biliyorum, bilirim) + iye (yer ve durum eki) * bilmiyorumculuk; insan aklının Tanrı ve evren hakkındaki mutlak gerçeği bilemeyeceğini ve varlık ile olayların gerçekliği ve niteliğiyle ilgili bilgilerin her zaman kuşkulu olacağını ileri süren, her türlü bilgiden şüphe edip onu eleştirmeyi ilke edinen felsefi akım, bilinemezcilik, agnostisizm

laf : far. * laf (söz, söylem, kelam, konuşma) * söz, söylem, kelam, konuşma; boş söz

lafazan : far. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafzan (laf çalan, laf döven) (laf (söz) + zadan (vurmak, çalmak, darbetmek, dövmek; yapmak, etmek, eylemek, icra etmek), zan (vuran, çalan, darbeden, döven; -cı, yapan, eden, eyleyen, icra eden) ) * durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan hoşlanan, çenesi düşük, çok konuşan, geveze

lafebesi : far., tür. * laf (söz, söylem) (far.) + ebe (doğum yaptıran kişi) (tür.) * durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan hoşlanan, çenesi düşük, çok konuşan, geveze

lafız : ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek) * kelime, sözcük, söz, söylem, ifade; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam

laforizma : far., gre. * l ("laf" kelimesini temsilen) (far.) + aphorismos (gerçeği tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem) (gre.) * çok bilinen sözleri veya atasözlerini günün gereklerine ve koşullarına göre değiştirme anlamına gelen ve "laf" ile "aforizma" kelimelerinin sentezinden oluşan uydurma kelime (örneğin "akılsız başın cezasını ayaklar çeker" atasözünün "akılsız başın cezasını halklar çeker" olarak değiştirilmesi)

laft : ara. * lafata (dönmek, yönünü çevirmek, dikkatini vermek, bir şeye yönelmek, geri kalmak) * dönme, yönelme, dikkat çekme

lafügüzaf : far. * laf (söz, söylem) + ü (tamlama eki) + güzaf (boş, anlamsız) * boş, anlamsız veya gereksiz sözler söyleme eğiliminde olan kişileri veya bu tür sözleri ifade eden sıfat

lafz : ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek) * kelime, sözcük, söz, söylem, ifade; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam

lafzen : far. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafzan (laf çalan, laf döven) (laf (söz) + zadan (vurmak, çalmak, darbetmek, dövmek; yapmak, etmek, eylemek, icra etmek), zan (vuran, çalan, darbeden, döven; -cı, yapan, eden, eyleyen, icra eden) ) * durmadan konuşma huyu bulunan, çok konuşmaktan hoşlanan, çenesi düşük, çok konuşan, geveze

lafzi : ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafz (kelime, sözcük, söz, söylem; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lafz ile ilgili

lafziye : ara. * lafaza (söylemek, ifade etmek, dile getirmek), lafz (kelime, sözcük, söz, söylem; yasanın sözle, sözcüklerle bildirmek, iletmek istediği anlam) + iye (durum eki) * anlamdan ziyade söylenişe, kelimenin dış biçimine veya lafzına dayanan yaklaşım; sözde ve yazıda görülen ve çok defa tasannua kaçan kelime süsleri

lagar : far. * lagar (zayıf, arık, cılız) * (hayvan için) cılız, etsiz, çelimsiz, zayıf; uyuşuk kimse

lagb : ara. * lagaba (zahmet vermek, yormak, meşakkat vermek, eziyet vermek; yorulmak, güçten düşmek, bitkin düşmek) * yorgunluk, bitkinlik, güçten düşme, zahmet, meşakkat, yorgunluk

lagenaria : lat. * lagena (şişe) + aria (aitlik eki) * Cucurbitaceae familyasına ait, şişe biçimli meyveleriyle bilinen kabak cinsi

lagenaria : lat. * lagena (şişe, testi) + arius (ile ilgili, gibi, benzer, -a ait) * kabakgiller (Cucurbitaceae) familyasından tek yıllık, sarılıcı, çeşitli şekil ve boylarda türleri bulunan ve genellikle sapı dar, alt kısmı şişkin olan bitki, su kabağı (lagenaria siceraria)

lagenorhynchus : gre. * lagenos (şişe, testi) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * şişe burunlu; okyanus yunusları (Delphinidae) familyasında yer alan bir yunus cinsi

lagerstroemia : lat. * Lagerström (İsveçli tüccar ve doğa bilim hamisi Magnus von Lagerström) + ia (isim yapım eki) * Lythraceae familyasına ait, oya ağacı olarak bilinen gösterişli çiçekli süs ağacı cinsi

lagetta : ita. * lagetta (küçük tabaka, ince tabaka, küçük katman, ince katman) (laganum, lag (tabaka, katman, levha) + etta (küçültme eki) ) * dulaptal otugillerden, Antil Adaları'nda yetişen, sünger gibi kullanılan, kabuk lifleri dantele benzeyen bir ağaç, dantel ağacı

lagoftalmi : gre. * lagos (tavşan) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kapağının kapanmaması, gözün sürekli açık kalması durumu

lagoftalmus : gre. * lagos (tavşan) + ophtalmos (göz) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * göz kapağının kapanmaması, gözün sürekli açık kalması durumu

lagomorpha : gre. * lagos (tavşan) + morphe (form, şekil, biçim) (gre.) + a (isim yapım eki) (lat.) * üst çenelerinde iki çift kesici diş bulunması ve tamamen otçul olmaları ile karakterize edilen evcil tavşanları, yaban tavşanlarını (hare) ve pikaları kapsayan memeli takımı, tavşanımsılar

lagos : gre. * lagos (tavşan) * tavşangiller (Leporidae) familyasından, yaklaşık 70 cm. uzunluğunda, kısa kuyruklu, uzun kulaklı, dudakları kalın ve yarık, ön bacakları arka bacaklarına göre kısa, çok hızlı, genellikle zıplayarak koşan, eti ve postu için avlanan, memeli bir kemirgen hayvan

lagrange teoremi : fra., gre., tür. * lagrange (Fransız matematikçi Joseph-Louis Lagrange’ın soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * sonlu ve devirli olmayan grupların altgruplarını belirlemede kullanılan teorem; bir f fonksiyonun, g1 = 0, …., gk = 0 kısıtlamaları altındaki uç değerlerini bulmak için Lagrange çarpanları denilen λ1, …, λk sayıları ile oluşturulan f λ1g1, …, λkgk ifadesinin gradyanını sıfıra eşitleme ve bu denklemi çözme

lagün : lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) * dalgaların ve kıyı akıntılarının etkisiyle kıyılardaki koy ve girintilerin ağız kısımlarının kıyı kordonlarıyla kapanması sonucunda oluşan kıyı set gölü veya deniz kulağı türü kıyı birikim şekli

lagv : ara. * laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak, geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma, kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing., alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )

lağb : ara. * lagaba (zahmet vermek, yormak, meşakkat vermek, eziyet vermek; yorulmak, güçten düşmek, bitkin düşmek) * yorgunluk, bitkinlik, güçten düşme, zahmet, meşakkat, yorgunluk

lağım : gre., ara. * lakkos (oyuk, çukur, delik, mahzen, göl), lahanon (pislik) (gre.); lağm (tünel) (ara.) * bir yerleşim yerinde, pissuların akıp gitmesi için yeraltında açılmış tünel niteliginde boru hattı; düşmanın kale duvarlarını yıkmak veya düşman karargahına zarar vermek ereğiyle, düşman siperlerine doğru, yerin altından açılan dar yol, dar ark

lağıv : ara. * laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak, geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma, kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing., alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )

lağv : ara. * laga, lagava (boş ve anlamsız söz söylemek, zırvalamak, boş konuşmak, geçersiz söz söylemek, batıl konuşmak, lakırdı etmek; iptal etmek, batıl kılmak) * boş, anlamsız ve faydasız söz, çirkin söz; hükümsüz bırakma, kaldırma, iptal etme, batıl kılma (lie, lügen (yalan, yalan söylemek) (ing., alm.), laga luga (boş söz, boş konuşma) (tür.) )

lahamet : ara. * lahm (et) * semizlik, etlilik, etine dolgunluk, şişmanlık

lahana : gre. * lahano (sebze, her türlü sebze; lahana) * turpgillerden, ilkin Güney Avrupa kıyılarında yabanıl bir bitki olarak rastlanan, bugün pek çok çeşidi bütün dünyada güz ve kış sebzesi olarak yetiştirilen, iri ve kalın yapraklı, C vitamini yönünden zengin bir bitki

lahavle : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + havle (güç, kuvvet, hal, durum) * artık sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen kelime ikilisi

lahey : fle., fta. * hagh (çit, çevreleme, alan, saha, avlanma alanı) (fle.), la (artikel) + haye (çit, çevreleme, alan, saha) (fra.) * Hollanda Krallığı hükümetinin, bakanlıklarının, parlamentosunun, Hollanda Yüksek Mahkemesi'nin ve Hollanda Devlet Konseyi'nin bulunduğu şehir

lahika : ara. * lahaka (eklemek, ilave etmek, katmak) * eklenen şey, ek, ekleme, ilave, zeyl, levahik (ç.); asıl metin veya belgeye sonradan eklenen, tamamlayıcı nitelikteki bölüm veya eki

lahim : ara. * lahm (et) * semiz, etli, şişman

lahin : ara. * lahn (nağme, ezgi, tını; güzel ses) * belirli bir kurala göre oluşmuş güzel ve düzgün ses, ahenkli ses, nağme, ezgi, melodi; dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma

lahit : ara. * lahada (yanaxsapmak, eğrilmek; mezar kazma, çukur açma), lahd, lahid (mezarın kıble tarafına açılan yan oyuk, mezar, kabir, özellikle eski Roma tarzında nişleri olan mezar odası ve bu tarzda ölü gömme) * mezar çukuru, kabir oyuğu, taş mezar, taş kabir (Leiche (ceset) (alm.) )

lahm : ara. * lahama (birleştirmek, birbirine geçirmek; et olmak) * et; birbirine bağlama, kaynaştırma; bir işi sağlam kılma; kırık şeyi kuyumcunun yapıştırması, ehimleme

lahm ü şahm : ara. * lahm (et) + u (tamlama eki) + şahm (yağ) * et ve yağ

lahmacun : ara., far. * lahm (et) + acn (yoğurmak, macun kıvamına getirmek), acun (yoğrulmuş) (far.) * açılmış hamurun üzerine kıyma, maydanoz, soğan, sarımsak, karabiber ve isot (kırmızı biber) gibi baharatlarla hazırlanan malzeme sürüldükten sonra taş fırında pişirilerek yapılan Orta Doğu mutfağına özgü bir çeşit içli pide

lahn : ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz etmek, anlamı değiştirmek) * ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel ses, usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma, yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık

lahn-ı celi : ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz etmek, anlamı değiştirmek), lahn (ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel ses, usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma, yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık); dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma) + ı (tamlama eki) + celi (parlak, açık, aşikar, meydanda, ortada; Kur'an harfleri ile yazılan bir çeşit yazı) * sakin halde bulunan harflere hareke vermek suretiyle yapılan hata

lahn-ı hafi : ara. * lahana (ezgiyle söylemek, dili eğmek, yanlış söylemek, hatalı telaffuz etmek, anlamı değiştirmek), lahn (ahenkli ses, ezgi, nağme, tını, melodi, güzel ses, usül; dil hatası, söyleyiş bozukluğu, dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma, yanlış telaffuz, hatalı ifade, aksaklık); dilde ve kıraatte (okumada) hata yapma) + ı (tamlama eki) + hafi (gizli, saklı) * kıraatteki (okumada) küçük ve gizli hata

lahos : gre. * lahos (Eflaklı, Ulah; kaba, hoyrat; kaya hanisi denen bir tür balık) * hanigillerden, Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde yaşayan, kayahanisi de denilen, eti beyaz ve lezzetli bir balık

lahs : ara. * lahasa (yalamak) * yalama; gözün üst kapağının etli olması; darlık; şiddet; meşakkat, zahmet

lahuraki : san., far. * lahur (demir şehri) (loh (demir) + awara, pura (şehir) ) (san.) + aki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.) * Pakistan’ın Pencap (Punjab) eyaletinin başkenti olan Lahor şehrinde üretilen bir tür şal kumaşı, Lahuri

lahuri : far. * lahur (demir şehri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Pakistan’ın Pencap (Punjab) eyaletinin başkenti olan Lahor şehrinde üretilen bir tür şal kumaşı, lahuraki

lahut : ara. * ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + ut (-lık, durum eki) * tasavvufta kutsal Tanrı alemi, mutlak gayb alemi; Allah’ın mutlak zatını ve yaratılmışlardan tamamen ayrı, idrak edilemez mertebe olan ilahi varlık alemini ifade eden sufi terimi (diğer alem isimleri, "nasut" (beşeriyetin, fiziksel varlıkların ve zaman-mekan sınırlarının geçerli olduğu insani, maddi ve dünyevi âlem), "mekekut" (maddeden bağımsız fakat yaratılmış, idrak edilebilir varlıkların (melek, cin vb.) manevi alem) ve "ceberut" (salt ilahi kudretin ve iradenin hüküm sürdüğü alem)

lahuti : ara. * lahut (tanrısallık, ilahilik) (ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + ut (-lık, durum eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tanrısal, tanrı ile ilgili, ilahi

lahutiyan : ara. * lahut (tanrısallık, ilahilik) (ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + ut (-lık, durum eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yan (çoğul eki) * uluhiyet alemine girebilen melekler

lahva : ara. * laha (ilgilenmek, meşgul olmak, oyalanmak), lahiyye (dikkatsiz, meşgul, oyalanan) * oyalanma, eğlence, meşguliyet; Abes, batıl sözleri çok söyleyen, boş konuşan kadın. (Müz Elha);

lahza : ara. * lahaza (göz atmak, bakmak), lahz (göz ucu ile bakma) * göz atış süresi, an, zamanın bölünemeyecek denli kısa bir parçası

laib : ara. * la’iba (oynamak, eğlenmek, meşgul olmak), la’b (oyun, eğlence) * oynayan, eğlenen (labor (işçilik, çalışma, eylem) (ing.) )

laik : gre. * lais (halk) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * halkçı; din işleriyle dünya işlerini ayıran, dinin dünya, özellikle devlet işlerine karışmasını istemeyen (kişi, toplum, devlet)

laim : ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak) * kınayan, kötüleyen, eleştiren, çekiştiren, levmeden

lain : ara. * leane (lanet etmek, kötülük dilemek, beddua etmek, ilenmek) * lanetleyen, lanet eden

laisizm : gre. * lais (halk) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * devletin ve kamusal düzenin dini inançlardan bağımsız olmasını, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını esas alan ilke veya akım, laiklik

lak : ara. * laka (karşılaşmak, kavuşmak; ulaştırmak) * karşılaşma, kavuşma, buluşma (luck (şans), lackey (ulak) (ing.) )

la'k : ara. * laka (yalamak) * yalama (lick (yalamak) (ing.), lécher (yalamak) (fra.), lecken (yalamak) (alm.) )

lak : lat., fra. * lac (vernik, cila, reçine, zamk, süt benzeri sıvı) (lat.); laque (fra.) * Uzakdoğu’da yetişen amerikanelmasından elde edilen reçine; kırmızböceğinin üstderi bezlerince salgılanan ve boyacılıkta kullanılan bir madde

laka : ara. * laka (karşılaşmak, kavuşmak, denk gelmek, rastlamak) * karşılaşmak, kavuşmak, denk gelmek, rastlamak, mülakat (görüşme, karşılaşma)

laka : lat., fra. * lac (vernik, cila, reçine, zamk, süt benzeri sıvı) (lat.); laque (fra.) * Uzakdoğu’da yetişen amerikanelmasından elde edilen reçine; kırmızböceğinin üstderi bezlerince salgılanan ve boyacılıkta kullanılan bir madde

lakab : ara. * lakaba (takma ad vermek, nitelemek) * künye, ünvan, takma isim; bir kimseye veya bir aileye, bir özelliğinden dolayı, adından ayrı olarak sonradan takılan ad

lakap : ara. * lakaba (takma ad vermek, nitelemek), lakab (künye, ünvan, takma isim) * bir kimseye veya bir aileye, bir özelliğinden dolayı, adından ayrı olarak sonradan takılan ad

lakaydi : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd (bağ, kelepçe, pranga, zincir, bukağı; bağlamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aldırışsızlık, ilgisizlik, umursamazlık, kayıtsızlık, alakasızlık

lakayt : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd (bağ, kelepçe, pranga, zincir, bukağı; bağlamak) * ilgisiz, akakasız, umursamaz, tepkisiz ve olaylar karşısında kayıtsız (kimse)

lake : fra. * laqué (laque (vernik, cila, reçine), laquer (verniklemek, cilalamak, reçinelemek) + é (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) * verniklenmiş, cilalanmış, reçinelenmiş

lakerda : lat., gre. * lacerta (kertenkele) (lat.); lakerda (uskumru, palamut/torik, kolyoz veya benzeri balıklar) (gre.) * torik, palamut, orkinos gibi balıklardan, dilim dilim kesilerek yapılan tuzlama (salamura)

lakf : ara. * lakafa (kapmak, yakalamak, tutmak, hızlıca almak, yutmak) * kapma, yakalama, tutma, alma, yutma

lakıh : ara. * lakaha (döllemek, tohumlamak, aşılamak) * döllendirici, fertilize edici, aşılayıcı, levakih (ç.); ağaca su yürüten rüzgar; yağmur yağdıran rüzgar; karnında yavrusu olan hamile deve

lakırdı : tür. * lak (dilin damağa değmesinden, dil şaklatma sesibden, su sesinden ses yansımalı kelime) + ırdı (isim yapım eki) * söz, laf; anlamsız, boş söz, dedikodu, laf

lakırdıkavafı : tür., ara. * lakırdı (söz, laf; anlamsız, boş söz, dedikodu) (tür.) + haffaf, kaffaf (ayakkabı yapan, ayakkabıcı, kunduracı) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * çok konuşan, geveze

lakih : ara. * lakaha (döllemek, tohumlamak, aşılamak) * döllendirici, fertilize edici, aşılayıcı, levakih (ç.); ağaca su yürüten rüzgar; yağmur yağdıran rüzgar; karnında yavrusu olan hamile deve

lakin : ara. * lakin (amma, fakat) * ama, ancak, fakat

lakiniat : lat. * lacinia (saçak, püskül, yırtık şerit) + atus (sıfat yapım eki) * derin ve dar şeritler hâlinde parçalanmış, saçaklı (özellikle yaprak veya taç yaprak kenarları için)

laklak : tür. * lak (dilin damağa değmesinden, dil şaklatma sesibden, su sesinden ses yansımalı kelime) + lak * leyleğin gagasıyla çıkardığı ses; gevezelik (mecazi)

lakonik : gre. * lakonikos (lakon (Lakonya bölgesi veya Lakon halkı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); laconique (az konuşan, ketum) (fra.) * özlü, kaba veya gizemli görünecek kadar özlü (Spartalıların suskunluğuna atfen); Sparta'ya ilişkin, Sparta'lı; çok az ifade kullanarak bir fikri ifade etme sanatıyla ilgili; sözden ziyade eyleme ağırlık veren düşünme biçimi

lakonizm : gre. * lakonikos (lakon (Lakonya bölgesi veya Lakon halkı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * çok az ifade kullanarak bir fikri ifade etme sanatı; özlü söz söyleme vea kısa ve öz konuşma sanatı

lakosamid : lat. * lacos (bilinç veya kas eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * epilepsi (sara) tedavisinde kullanılan, beyindeki aşırı sinir hareketini ve nöbetleri durdurmak için sodyum kanallarını düzenleyen etkili bir antiepileptik ilacın etken maddesi (C13H18N2O3)

lakoz : lat. * vlachos, lakos (kaba, hoyrat kimse; Ulah, Eflaklı) * hani balıkları (Serranidae) familyasına ait ve orfoz ile yakın akraba olan, genellikle Akdeniz ve Ege denizlerindeki kayalık kıyılarda yaşayan, eti lezzetli olan, etçil, yırtıcı, renkli pullu ve küçük ila orta boyda, yuvarlak kuyruğu bulunan bir tatlı su ve deniz balığı türü (epinephelus zeneus), lahoz, lagos veya grida

lakozamid : lat. * lacos (bilinç veya kas eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * epilepsi (sara) tedavisinde kullanılan, beyindeki aşırı sinir hareketini ve nöbetleri durdurmak için sodyum kanallarını düzenleyen etkili bir antiepileptik/antikonvülsan ilacın etken maddesi (C13H18N2O3)

lakrima : gre., lat. * dakryma (gözyaşı) (gre.); lacrima (lat.) * gözün nemli kalmasını sağlayan, ağlama veya dış bir uyarıcı etkiyle göz bezlerinden salgılanarak dışarı akan, tuzlu ve berrak sıvı, gözyaşı

lakrimal : lat. * lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz yaşı ile ilgili

lakrimal bez : lat., ara. * lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + bazz (belirli maddeleri kandan ayıran, değiştiren, yoğunlaştıran ve sonrasında yeniden kullanılmak üzere salgılayan veya yok edilmelerini sağlayan doku veya hücre) (ara.) * göz küresinin üst dış köşesinde bulunan, gözyaşı üreten ve göz yüzeyini nemlendiren (lakrime eden) bez

lakrimasyon : lat., ara. * lacrima (göz yaşı) + are (fiil yapım eki) + tio (isim yapım eki) * gözlerden yaş gelme olayı; ağlama veya gözün refleks olarak sıvı salgılaması durumu

laksatif : lat. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, açmak), laxatus (gevşemiş, gevşek, serbest bırakılmış, açılmış, açık) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsak hareketlerini artırarak kabızlığı giderici veya dışkıyı yumuşatıcı ilaç veya madde, pürgatif, müshil

lakshmi : san. * laksha (algılamak, gözlemlemek, bilmek, anlamak; amaç, hedef, gaye) + mi (dişil sıfat eki) * Hint mitolojisinde zenginlik, talih, refah, güzellik, doğurganlık, egemenlik ve bolluk tanrıçası

laksite : lat. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak, açmak), laxatus (gevşemiş, gevşek, serbest bırakılmış, açılmış, açık), laxitas (gevşeklik, serbestlik) (lax (gevşek, serbest) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat); laxité (fra.) * gevşeklik, serbestlik; organ gevşemesi (tıp)

laktam : lat. * lactis (süt) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * bir amino asit molekülündeki amin (-NH₂) grubunun aynı moleküldeki karboksilik asit (-COOH) grubuyla reaksiyona girerek kapalı halka (siklik) bir amid yapısı oluşturduğu ve duyarlı organizmaların neden olduğu bakteriyel enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisi için endike olan bileşik türü (bir amino alkanoik asitten türetilen bir siklik amid) (CnH2n−1NO)

laktamaz : lat. * lactis (süt) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) + ase (enzim eki) * β-laktam halkasına sahip antibiyotikleri (penisilinler, sefalosporinler vb.) hidroliz ederek etkisiz hale getiren, genellikle bakteriler tarafından üretilen ve bakteriyel antimikrobiyal direnç mekanizmalarıyla mücadele etmede kullanılan bir enzim

laktasyon : lat. * lactare (süt vermek, sütle beslemek, emzirmek) (lactis (süt) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * süt verme, süt salgılama; dişi memelilerin doğurduktan sonra meme bezlerinden süt salgılayarak yavrularını besledikleri dönem

laktat : lat. * lactare (süt vermek, sütle beslemek, emzirmek), lactis (süt) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) * kaslarda anaerobik solunum sonucu biriken ve vücudun, tüketilen gıdalarda bulunan glikozu hücreler için enerjiye dönüştürmesi anlamına gelen hücresel solumaya yardımcı olan, laktik asidin iyon formu halindeki madde (C3H5O3⁻)

laktaz : lat. * lactis (süt) + ase (enzim eki) * ince bağırsakta üretilen ve laktozu parçalayarak emilebilir yani sindirilebilir hale getiren enzim

laktiferöz : lat. * lactis (süt) + ferre (taşımak, getirmek, üretmek) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * süt veren, süt salgılayan, süt taşıyan; meme dokusundaki süt kanallarını (laktiferöz kanallar) veya süt sarnıçlarını (laktiferöz sinüs) niteleyen sıfat

laktik : lat. * lactis (süt) + icus (ile ilgili, -a ait) * sütle ilişkili, özellikle kaslarda oksijen yetersizliğinde oluşan ve fermantasyon süreçlerinde görülen laktik asitle ilgili

laktik asit : lat. * lactis (süt) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi, asit) * hücresel solunum, glikoz üretimi, inflamasyonun azaltılması ve moleküler sinyalleme noktasında faydalı ve önemli bir kimyasal

laktin : lat. * lactis (süt) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sütle ilişkili biyolojik süreçlerde yer alan protein yapılı hormon veya madde, peptid hormon

laktobasil : lat., gre. * lactis (süt) (lat.) + bakillos, (sopa, çubuk, değnek) (gre.); bacillus (lat.) * şekerleri laktik aside dönüştüren, sindirim sisteminde, vajinada ve fermente gıdalarda doğal olarak bulunan, vücudumuz için yararlı olan ve probiyotik özellik taşıyan dost bakteri

laktobiyotik : lat., gre. * lactis (süt) (lat.) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * laktozu (süt şekerini) laktik aside dönüştüren, sindirim ve bağışıklık sistemine fayda sağlayan, yoğurt, kefir gibi fermente gıdalarda ve bağırsak florasında doğal olarak bulunan laktik asit bakteri türlerini ve genel anlamda probiyotik yapı

laktoferrin : lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * süt ve vücut salgılarında bulunan, demiri bağlayarak mikroorganizmaların çoğalmasını engelleyen ve bağışıklık sisteminde rol oynayan bir protein türü

laktogenez : lat., gre. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) * süt oluşumu; doğumdan sonra meme bezlerinde süt üretiminin başlaması ve düzenli hâle gelmesi sürecin

laktojen : lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * süt üretimini başlatan veya artıran etkiye sahip olan, süt oluşturan

laktojenik : lat. * lactis (süt) + ferrum (demir) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * süt üretimini başlatma veya artıran etki ile ilgili, süt oluşturma ile ilgili

lakton : lat. * lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * hidroksikarboksilik asitlerin kendi içinde esterleşmesiyle oluşan halkalı organik bileşik sınıfı, iç ester halkalı organik bileşik

laktoserum : lat. * lactis (süt) + serum (sulu sıvı, peynir altı suyu) * sütün pıhtılaşması veya peynir yapımı sırasında kazein ile yağın ayrışmasıyla elde edilen, protein, mineral ve laktik asit bakterileri açısından zengin, organik tarımda da kompost aşılayıcı olarak kullanılan sıvı kısım, peynir altı suyu

laktoz : lat. * lactis (süt) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * süt ve süt ürünlerinde bulunan bir disakkarit şeker olarak, sindirim sırasında glukoz ve galaktoza parçalanmasıyla enerji sağlayan, kalsiyum ve mineral emilimini artıran ve bağırsak mikrobiyotasını destekleyen bir madde, süt şekeri (C12H22O11)

laktüloz : lat. * lactis (süt) + ulose (şeker türevi, özellikle ketoz) (ulua, ulus (küçültme eki) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * bağırsakta sindirilmeyen bir şeker olarak çalışan, prebiyotik etki göstererek bağırsak florasını destekleyen ve kabızlığı gidermek, bağırsak hareketlerini düzenlemek ve amonyak seviyesini düşürmek için kullanılan bir şeker türü

lakün : lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) * dalgaların ve kıyı akıntılarının etkisiyle kıyılardaki koy ve girintilerin ağız kısımlarının kıyı kordonlarıyla kapanması sonucunda oluşan kıyı set gölü veya deniz kulağı türü kıyı birikim şekli

lakünar : lat. * lacuna (gölcük, küçük su birikintisi; oyuk, boşluk) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lakünlere ait, lakün ile ilgili, gözenekli veya boşluklu

lal : ara. * lal (kırmızı) * billurlaşmış ve saydam bir alüminyum oksidi olan, parlak kırmızı renkli değerli bir taş; Divan Edebiyatı’nda sevgilinin dudağı veya kırmızı şarap

lal perde : far. * lal (sessiz veya susturucu) + perde (nota yüksekliği veya tonal bariyer) * Türk musikisinde çalgılarda veya seslerde ton veya nota geçişlerinde meydana gelen yarı ton veya mikroton değişikliklerini ifade eden ve özellikle ud, kanun gibi telli çalgılarda ince ayar yapılmasını sağlayan perde

lala : far. * lala (erkek köle, çocuk bakıcısı) * çocuğun bakımı, eğitim ve öğretimiyle görevli kimse; Osmanlı sarayında şehzadelerin özel eğitmenlerine verilen ad

lalanga : gre. * lalang (hafif, kabarık veya yumuşak şeyleri ifade eden ses yansımalı kelime; ziyafetten sonra peştamala sarılıp götürülen yemek), lalankita, lalangita (un, yumurta ve şekerle yapılan bir tür lapa, bir tür krep) * yumurta, un, tulumpeyniri, ekşi maya ile hazırlanan hamur yağda kızartılıp üzerine şeker şerbeti dökülerek yapılan bir hamur tatlısı

lalapaşa : far. * lala (erkek köle, çocuk bakıcısı) + paşa (şah, hükümdar, reis) (pati (usta) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.) * Edirne’nin bir ilçesi

lale : far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim) * zambakgiller familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel çiçekleri ile süs bitkisi olarak yetiştirilen, soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak adı

lale-gül : far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim; karar perdesi Dügah olan, Hüseyni ve Hicaz çeşnilerini birleştiren, klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli çiçek; Karar perdesi Rast olan, Uşşak ve Hicaz çeşnilerinin birleşiminden oluşan, klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam) * Türk musikisinde lale ve gül isimli iki makamın seyir ve dizilerinin belirli bir usül ve estetik anlayışla birleştirilmesiyle oluşturulan, karar perdesi Yegah olan, Hicaz çeşnisiyle yarım karar kullanılan, genellikle aşk, zarafet ve bahar temalarını işleyen eserler için tercih edilen, nağmelerinde lale ve gül sembollerinin edebi çağrışımlarına uygun olarak yumuşak, lirizm yüklü ve süslemeli ezgi karakteri gösteren birleşik (mürekkep) makam

lale-ruh : far., ara.* lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim; karar perdesi Dügah olan, Hüseyni ve Hicaz çeşnilerini birleştiren, klasik Türk müziğinde kullanılan birleşik bir makam) (far.) + ruh (maddenin canlı ve idrakli (bilinçli) varlık olmasını sağlayan tesir; nefes, can, hayat cevheri, tin, yaşam enerjisi, bilinç) (ara.) * Türk musikisinde Hüseyni-Aşiran perdesinde karar eden, Segâh ve Hicaz dizilerinin birleşiminden oluşan, Neva perdesinde güçlü yapan, inici-çıkıcı seyirli ve donanımında bakiye bemol ile koma diyez bulunan bir makam

lalesar : far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim) + sar (çokluk, bol bulunan yer, yer, mekan eki) * lalelik, lale bahçesi; sığırcık kuşu

lalettayin : ara. * la (gayır, yok, değil) + ala (üzerine, hakkında) + el (ön ek, artikel) + ayn (göz), tayin (belirleme, görünür kılma) * özensiz bir biçimde, gelişigüzel, herhangi, sıradan

lalezar : far. * lale (gelincik, anemon ve benzeri kırmızı renkli çiçeklere verilen isim) (lal (kırmızı; gelincik) + e (gibi olan) ) + zar (tarla, bahçe; -lik) * lalelik, lale bahçesi; gelincik tarlası

lalin : far. * lal (kırmızı) + in (ile ilgili, gibi) * kırmızı renkli olan, yakut kırmızısı; çiçek

lalüebkem : far., ara. * lal (dilsiz) (far.) + u (bağlaç) + ebkem (dilsiz) (ara.) * dili tutulmuş, sessizliğe mecbur kalmış; şaşkınlıktan dili tutulmuş, konuşamaz hale gelmiş, nutku tutulmuş

lam : ara. * lam (ل) * Arapça alfabenin on ikinci harfi

lama : que. * llama (lama) * geviş getirengiller (ruminantia) takımının devegiller (Camelidae) familyasından Güney Amerika'nın And Dağları'ndaki çayırlarda toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako'dan evcilleştirilmiş gevişgetiren, yük taşımak ve yün sağlamak için evcilleştirilmiş, uzun boyunlu, kısa kuyruklu ve yumuşak yünlü bir otobur hayvan türü, Lama glama

lama : tib. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani öğretmen, rahip) (bla (yüksek) + ma (anne) ) * Tibet Budizmi'nde Dharma'nın uygulayıcılarına verilen bir ünvan (Tüm rahipler lama değildir; ancak rahibeler ve kadın uygulayıcılar lama olarak tanınabilir ve ünvan alabilirler.)

lamaist : tib., lat. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani öğretmen, rahip) (tib.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan, eden) (lat.) * Lamaizm mensubu

lamaizm : tib., lat. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani öğretmen, rahip) (tib.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * Tibet kökenli bir Budist mezhebi olan ve lama adı verilen ruhani liderler aracılığıyla yürütülen dinsel ve felsefî öğretimler bütününü ifade eden öğreti sistemi

lamassu : aka. * blama, lama (üstün; şef, reis, başkan, baş rahip; rehber, ruhani öğretmen, rahip; ilah, tanrı, güç) + assu (koruyucu ve ruhani varlık) * Mezopotamya mitolojisinde insan başlı, boğa veya aslan gövdeli ve kanatlı olarak tasvir edilen, şehri ve tapınakları kötü ruhlardan koruduğuna inanılan efsanevi varlık; Asur imparatorluğu saraylarında ve tapınaklarında kullanılan, insan başlı, arslan veya boğa gövdeli, kanatlı dev heykeller

lamba : gre. * lampas (ışık, meşale) * elektrik enerjisi veya başka bir enerji kaynağı ile ışık üreten, aydınlatma için kullanılan taşınabilir veya sabit cihaz, meşale veya ışık kaynağı işlevi gören araç

lambada : por. * lamber (lamber” (yalamak, sürtmek) fiilinden türem isim * Brezilya kökenli, hızlı tempolu ve dansa dayalı bir müzik türü ve bu müziğe eşlik eden çiftler tarafından yapılan ve birbirine temas edecek şekilde yakın ve kıvrak hareketlerden oluşan dans biçimi

lambda : gre. * lambda (Λ λ) * Yunan alfabesinin on birinci harfi

lambda-CDM : gre., ing. * lambda (Yunan alfabesinin on birinci harfi (Λ) ) + CDM (Cold Dark Matter (Soğuk Karanlık Madde) ) * evreni kozmolojik sabit (Λ) ve soğuk karanlık madde bileşenleriyle açıklayan standart kozmolojik model

lambdoid : gre. * lambda (Yunan alfabesinin 11. harfi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * lambda harfine benzeyen

lambert-eaton myastenik sendromu : ing., gre. * lambert (İngiliz nörolog William Lambert) + eaton (İngiliz nörolog Edward Eaton) (ing.) + myastenikos (kas güçsüzlüğüyle ilgili) (mys, myos (kas) + asthenikos (güçsüz, kuvvetsiz) ) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * kaslarda güçsüzlük ve yorgunluk ile karakterize, sinir-kas kavşağında otoimmün bozulma sonucu ortaya çıkan nöromusküler hastalık

lambri : fra. * lambris (tahta, ahşap, ahşap kaplama, tahta kaplama) * iç mekanlarda dekoratif amaçlı kullanılan ahşap kaplama

lamda : gre. * lambda (Yunan alfabesinin on birinci harfi (Λ) ) * kozmolojide kozmolojik sabiti (Λ; ΛCDM modelindeki Λ), optikte dalga boyunu (λ), radyoaktivitede bozunma sabitini (λ), ısı biliminde ısıl iletkenlik katsayısını (λ), matematikte özdeğeri, parametreyi veya Lagrange çarpanını, istatistikte Poisson dağılımının oran parametresini (λ), moleküler biyolojide λ bakteriyofajını simgelemek için kullanılan Yunan alfabesinin on birinci harfi

lame : lat., fra. * lame (bıçak ucu, kesici ağız; ince metal veya levha) (lat., fra.); lamé (ince metal şeritlerle işlenmiş şey, simli yün iplik; ince levha) * dokusunda gümüş veya altın renginde tel bulunan (kumaş) veya metal parlaklığı verilmiş (deri); parlak kumaştan veya böyle bir deriden yapılmış

lamekan : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + mekan (yer, ortam) * mekansız, mekanı olmayan, uzam dışı; tanrı katına erişmiş (Alevi tasavvufunda); yersiz yurtsuz, belli bir adresi olmayan, mekansız

lamel : lat., fra. * lamella (ince tabaka, küçük levha, ince yüzey) (lamina (tabaka, plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) ) (lat.); lamelle (fra.) * ince tabaka, ince plaka; biyolojide, mikolojide ve anatomide yaprakçık veya levhacık biçimindeki ince yapılardan her biri; mikroskopta inceleme yaparken kullanılan ince örtü camı, çok ince tabaka veya panjur ve sanayideki yatay şerit parça

lamella : lat. * lamina (tabaka, plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) * ince tabaka, ince plaka; biyolojide, mikolojide ve anatomide yaprakçık veya levhacık biçimindeki ince yapılardan her biri; mikroskopta inceleme yaparken kullanılan ince örtü camı, çok ince tabaka veya panjur ve sanayideki yatay şerit parça

lamellar : lat. * lamina (tabaka, plaka, yüzey, satıh, levha) + ellus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük levha veya tabakalar halinde düzenlenmiş, tabakalı, çok katmanlı, yapraksı, ince levhalardan/tabakalardan oluşan

lamıcimi yok : ara., tür. * la yecuz (caiz değil) (la (olumsuzluk öneki, değil, yok) + yecuz (caizdir, uygundur) ) cümlesinin zaman içinde kısaltmaya dönüşmüs hali; "sual" kelimesinin son harfi olan "lam" ile "cevap" kelimesinin ilk harfi olan "cim" harfinin yanyana getirilip "yok" fiilinin eklenmesiyle * bahane yok, gayet açık, soru oluşturacak bir durum yok, mazeret - itiraz -karşı gelme yok, tartışma yok, sual ve cevap yok

lami : ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer), lamia (aydınlık) * parlak, parlayan, ışıldayan; lamba (illuminate (aydınlanmak), luminosity (aydınlık), lamp, Lampe (lamba) (ing., fra., alm.), lumière (ışık), lame (bıçak, parlayan metal keski) (fra.) )

lamia : ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak) + iye, iya (isim yapım ve durum eki) * parlama, parıldama, ışıldama; lamba

lamiaceae : gre., lat. * laimos (boğaz, gırtlak) (gre); lamium + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * nane, kekik, adaçayı ve lavanta gibi hoş kokulu, aromatik ve genellikle dört köşeli gövdeye sahip bitkileri içeren büyük bir çiçekli bitki familyası, ballıbabagiller

lamih : ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak), lemh (bakma, bakış; parıltı, çakma) * parlayan, parıldıyan, ışıldayan, parlak

lamiidae : gre., lat. * laimos (boğaz, gırtlak) (gre); lamium + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çiçekli bitkiler içinde Lamiaceae ve akraba familyaları kapsayan asterid grubu içindeki taksonomik klad

lamina : lat. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) * düz, ince ve geniş yüzeyli tabaka veya katmanı ifade eden, bitki yapraklarının düz kısmı, kemik veya kıkırdaktaki ince plaka, hücre zarındaki yapısal katman veya mineral ve kayaçlardaki yaprak benzeri ince tabaka

lamina bazal : lat., gre. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epitel hücrelerinin bazal yüzeyini örten ve onları alttaki bağ dokusundan ayıran, temel olarak tip IV kollajen, laminin ve glikoproteinlerden oluşan, hücre tutunması, filtrasyon ve doku yenilenmesinde kritik roller üstlenen ince, hücresel olmayan dış matris tabakası

lamina elastika : lat. * lamina (ince tabaka, levha, plaka) + elastica (esnek, elastik) * damar duvarlarında bulunan ve elastik liflerden oluşan ince tabaka olup lamina elastica interna (endotel ile media arasındaki iç elastik tabaka) ve lamina elastica externa (media ile adventisya arasındaki dış elastik tabaka) olarak ikiye ayrılan, damara esneklik ve dayanıklılık kazandıran yapısal katman

lamina lusidata : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + lucidus (parlak, saydam, ışık geçiren, ışıklı) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * mikroskobik dokularda, özellikle bazal membranda görülen ve elektron mikroskobunda daha aydınlık görünen ince tabaka

lamina probriya : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + proprius (kendine ait, özgül, karakteristik) * mukozanın epitel tabakasının altında bulunan, gevşek bağ dokusundan oluşan ve damar, sinir, bağışıklık hücreleri gibi yapıları barındırarak epitelin beslenmesini ve korunmasını sağlayan ince tabaka

laminant : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + ant (ile ilgili, -a ait, benzer) * çok katmanlı veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle malzeme biliminde yüzeylere yapıştırılarak dayanıklılığı ve estetiği artıran ince tabaka veya kaplama; yapay reçine çözeltisi emdirilmiş kağıtların üst üste konularak sıcak presleme yöntemiyle sıkıştırılması neticesinde elde edilen bir döşeme malzemesi

laminar : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ince tabakalar halinde düzenli veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle akışkanlar mekaniğinde türbülans oluşturmayan akış türü

laminarya : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aria, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suyosunlarından, bütün denizlerde bulunan, sarı veya esmer renkte, iyot, soda, potas elde etmekte ve gübre olarak kullanılan, uzun şeritler durumunda bir deniz yosunu

lamine : lat. * laminatus (laminare (ince tabakayla kaplamak) (lamina (ince tabaka, plaka) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); laminé (fra.) * ince bir tabakayla kaplanmış (şey)

laminektomi : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle spinal kanal basısını azaltmak için yapılan, omurun arka kısmındaki lamina tabakasının çıkarılması işlemi

laminer : lat. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ince tabakalar halinde düzenli veya tabakalı yapıya sahip olan, özellikle akışkanlar mekaniğinde türbülans oluşturmayan akış türü

laminer akış : lat., tür. * lamina (ince tabaka, plaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + akış (akma işi, sıvının hareket ederek ilerlemesi, dökülme) (tür.) * akışkanlar mekaniğinde, akışkanın taneciklerinin birbirine paralel tabakalar halinde ve düzgün hız profiliyle, türbülans oluşturmadan aktığı düzenli akış türü

laminitis : lat., gre. * lamina (ince tabaka, zar, membran, yaprak) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) * özellikle toynaklı hayvanlarda toynak içindeki lamina tabakalarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hastalık durumu

lamis : ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * el ile tutup yoklayan, dokunan, temas eden

lamise : ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunma duygusu; eklembacaklı hayvanların başlarının ön bölümünde bulunan, devingen, duyu alma organı, duyarga, anten; dış dünyayı, olup biteni algılama yetisi

lamium : lat. * lamia (ağzı geniş mitolojik yaratık) * Lamiaceae familyasına ait, ısırganı andıran fakat yakıcı olmayan otsu bitki cinsi

lamivudin : lat. * lam (baz, türev) + vu (virüs ünitesine ait) + dine (nükleozid türevi) * HIV-1 ve Hepatit B virüslerinin ters transkriptaz enzimini inhibe ederek viral replikasyonu engelleyen, genellikle günde 1-2 kez 150-300 mg dozlarında oral yolla uygulanan antiviral ilacın etken maddesi (C8H11N3O3S)

LAMM : ing. * Lipidic (Lipidik) + Aggregate (Agrega, bir araya gelmiş, kümelenmiş, yığılmış, toplanmış) + Molecular (Moleküler) + Machine (Makine) * lipit moleküllerinin bir araya gelerek belirli biyolojik işlevleri yerine getiren düzenli ve dinamik moleküler yapılar oluşturduğu biyolojik kompleks

lamnidae : gre., lat. * lamna (köpekbalığı; Antik Yunancada büyük yırtıcı köpekbalığı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uskumru köpekbalıkları takımına (Lamniformes) bağlı olan, büyük beyaz köpekbalığı ve mako gibi en tanınmış ve hızlı hareket eden köpekbalığı türlerini içeren kıkırdaklı balık familyası, uskumru köpekbalıkları, dikburun köpekbalıkları

lamniformes : gre., lat. * lamna (köpekbalığı; Antik Yunancada büyük yırtıcı köpekbalığı) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * büyük beyaz köpekbalığı, mako köpekbalığı ve çekiç dışındaki pek çok büyük ve hızlı yüzücü köpekbalığı türünün yer aldığı, sırtlarında diken bulunmayan iki adet sırt yüzgecine sahip olan köpekbalığı takımı, dik burunlular, uskumru köpekbalıkları

lamotrijin : lat., gre. * lamo (farmasötik türev kökü) + tri (üç, üçlü) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * epilepsi ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan, voltaj bağımlı sodyum kanallarını inhibe ederek nöronal membran stabilizasyonu ve glutamat salınımının azalmasını sağlayan antiepileptik ilaç, molekül ağırlığı 256,09 g/mol olan feniltriazin derivatı (C9H7Cl2N5)

lampetra : gre., lat. * lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak) (gre.); lambere (yalamak) + petra (taş, kaya) (lat.) * taş yiyen; taşemengiller (Petromyzontidae) familyasına bağlı, halk arasında taşemen veya daire ağızlı balıklar olarak bilinen çenesiz balıkları içeren bir hayvan cinsi

lampranthus : gre., lat. * lampros (parlak, ışıldayan) + anthos (çiçek) * Aizoaceae familyasına ait, parlak renkli çiçekleri olan sukulent (sulu, suyu olan) yapılı Güney Afrika bitki cinsi

lampropeltis : gre., lat. * lampros (parlak, ışıldayan) + pelte (küçük kalkan) + is (isim yapım eki) * Kuzey ve Orta Amerika'da yaşayan, genellikle parlak, yüksek kontrastlı, renkli ve parlak pullara sahip olan, halk arasında kral yılanı ve süt yılanı olarak bilinen, zehirsiz ve boğucu özellikli bir sürüngen cinsi

lams : ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunuş, temas, değme

LAN : ing. * local (yerel) + area (alan) + network (ağ, şebeke) * sınırlı bir fiziksel/coğrafi alan içinde cihazları birbirine bağlayan ağ türü

lan : tür. * oğlan (erkek çocuk, genç erkek, erkek evlat, oğul) * ey!; kızgınlık, şaşkınlık, sitem veya samimiyet bildiren nida (samimiyet çerçevesinde "ülen" olarak da telaffuz edilir )

lanarkit : lat. * Lanark (İskoçya’da kurşun madenlerinin bulunduğu bölgenin adı) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * kurşun yataklarının oksidasyon zonunu karakterize eden nadir bir koleksiyon ve araştırma minerali olan hidratlı doğal kurşun sülfat (Pb2(SO4)O)

lanate : lat. * lana (yün) + atus (sıfat eki) * yünlü, yumuşak ve sık tüylü; özellikle bitkilerde yüzeyi ince, yün benzeri tüylerle kaplı yapıl

landau kleffner sendromu : alm., gre., tür. * landau (Amerikalı nörolog William M. Landau'nun soyadından) + kleffner (Amerikalı patolog ve akademisyen Frank R. Kleffner'in soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * çocuklukta (2-8 yaş arası) normal gelişim sonrası edinilmiş afazi (konuşma kaybı) ile seyreden, EEG’de uyku sırasında epileptiform boşalımlar gösteren, yaklaşık 1/1.000.000 insidansa sahip nadir epileptik ensefalopati

ländler : alm. * land (toprak, ülke) + ler (ile ilgili, yapan, eden eki) * kaynağı avusturya olan 3/4 ölçülü dans

lando : fra. * landau (Almanya’da bir şehir) * üstü önden ve arkadan açılıp kapanır, körüklü, geniş araba türü

landon : fra. * landau (Almanya’da bir şehir; bir tür dört tekerli at arabası) * dört tekerlekli, iki dingilli, çift körüklü, içinde karşılıklı iki oturma sırası bulunan, atlarla çekilen binek arabası; iki veya dört yolcu kapasitesine sahip, açılır-kapanır tavan mekanizmalı, lüks seyahat için tasarlanmış, at tarafından çekilen taşıt, landon (18. yüzyıl Talmudist ve Halakhist'i ve Prag'ın baş hahamı olan Yechezkel Landau'nun soyadından), lando

lanet : ara. * laana (kınamak, uğursuz addetmek, kötülük atfetmek) + et (isim yapım eki) * bir kimse veya şey için kötülük dileme, Tanrı’nın rahmetinden uzak kalmasını isteme veya çok kötü ve uğursuz sayılan durum

langa : isk., yun. * langa (özlemek, arzulamak) (isk.), langa (dış, dışarıda) (yun.) * Langa Mahallesi (İstanbul’da surların dışında yer almasından) (long for (özlem duymak, arzulamak) (ing.) )

langerhans hücreleri : alm., tür. * langerhans (Alman patolog Paul Langerhans'ın soyadından) (alm.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) * epidermiste bulunan ve lenfositlere antijen sunarak önemli bir immünolojik rol oynayan, epidermal hücrelerin yaklaşık %5’ini oluşturan, cildin immünolojik bariyerinin temel bileşenleri olarak patojenlere karşı ilk savunma hattı niteliği taşıyan dendritik hücreler

langır : tür. * langır (ses yansımalı onomatopeik kelime) * içi boş kutu veya tenekenin çıkardığı ses

langırt : tür. * langırt (içi boş kutu veya tenekenin çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime * kutu biçiminde bir dikdörtgen masa üzerinde, sapı masadan taşan demir çubukları kullanarak, küçük topları belirli deliklere sokmak veya bu deliklere girmesini önlemek amacına dayanan oyun

langmuir izotermi : ing. * langmuir (Amerikalı kimyager Irving Langmuir'in soyadından) * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + therme, thermos (ısı, sıcaklık)

langust : gre. * langoustes (deniz ürünü, ıstakoz benzeri kabuklu) * kabuklulardan, tropikal bölge denizlerinde yaşayan, Karadeniz dışında Türkiye’nin denizlerinde de bulunan, boyu 45 cm. olabilen, gövde yapısı ıstakoza benzemekle birlikte kıskaçları olmaması ve duyargalarının daha güçlü ve uzun olmasıyla ıstakozdan ayr ılan, kabuğu koyu kırmızı, mor renkli ve yer yer turuncu lekeli, eti için avlanan bir deniz hayvanı

laniger : lat. * lana (yün) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) * yün taşıyan, yünlü; yoğun yün veya tüy örtüsüne sahip canlı türlerini niteleyen sıfat

laniidae : lat. * lanius (kasap, parçalayıcı, yırtıcı) (laniare (yırtmak, parçalamak) + ius (sıfat yapım eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük avlarını dikenlere saplama alışkanlıklarıyla bilinen, ötücü kuşlar arasında yer alan etçil ve yırtıcı türleri kapsayan bir kuş familyası, örümcek kuşugiller

lanolin : lat., gre. * lana (yün) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * koyun yününden elde edilen, yüksek oranda esterleşmiş yağ asitleri ve alkollerden oluşan, farmasötik ve kozmetik preparatlarda emülsifiye edici, nemlendirici ve koruyucu özellikleri nedeniyle kullanılan doğal mum kıvamında yağlı ve biyolojik kökenli ürün (C34H68O2)

lanreotid : lat. * lanre (farmasötik kök) + otid (peptid eki) * vücutta doğal olarak bulunan somatostatin hormonunun yapay bir benzeri (analoğu) olan, özellikle akromegali ve nöroendokrin tümörlerin tedavisinde kullanılan, büyüme hormonu, insülin ve sindirim sistemi hormonlarının aşırı salgılanmasını engelleyen, gastrointestinal hormonların sekresyonunu inhibe eden, hormon seviyelerini düşüreren sentetik oktapeptid yapılı ilacın etken maddesi (C54H69N11O10S2)

lanreotit : lat. * lanre (farmasötik kök) + otid (peptid eki) * vücutta doğal olarak bulunan somatostatin hormonunun yapay bir benzeri (analoğu) olan, özellikle akromegali ve nöroendokrin tümörlerin tedavisinde kullanılan, büyüme hormonu, insülin ve sindirim sistemi hormonlarının aşırı salgılanmasını engelleyen, gastrointestinal hormonların sekresyonunu inhibe eden, hormon seviyelerini düşüreren sentetik oktapeptid yapılı ilacın etken maddesi (C54H69N11O10S2)

lanse etmek : lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea (uzun, ucundan yayılan; uzun mızrak, mızrak ucu) (lat.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir fikri, ürünü, projeyi veya girişimi kamuya tanıtmak, duyurmak veya piyasaya sürmek; başlatmak veya uygulamaya koymak

lanset : lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea (uzun, ucundan yayılan; uzun mızrak, mızrak ucu) + etta (küçültme eki) (lat.); lancette (fra.) * genellikle parmak ucu veya damar delme işlemlerinde kullanılan küçük, ince ve sivri uçlu cerrahi alet

lansman : lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak) + mentum (isim yapım eki) (lat.); lancement (fra.) * fırlatma, savirma, atma; yeni bir ürün, proje veya hizmetin resmi olarak tanıtılması veya piyasaya sürülmesi; genellikle medya ve halk önünde yapılan tanıtım etkinliği

lansoprazol : lat. * lancere (fırlatmak, savurmak, atmak), lancea, lanse (uzun, ucundan yayılan; uzun mızrak, mızrak ucu) + prazol (benzimidazol türevli proton pompa inhibitörlerinde ortak son ek) * benzimidazol halkası içeren, mide asidini azaltan, gastroözofageal reflü hastalığı (GERD), ülser ve Zollinger-Ellison sendromu gibi durumların tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörü özellikli ilacın etken maddesi (C16H14F3N3O2S)

lantan : gre., lat. * lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) (gre.) + anum (isim yapım eki) (lat.) ) * atom numarası 57, simgesi La olan, cam, batarya, aydınlatma ve katalizör üretiminde kullanılan reaktif bir toprak metali (La2O3)

lantan karbonat : gre., lat. * lanthanum (lantan) (gre., lat.) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * nadir toprak karbonatları arasında yer alan, seramik ve cam üretiminde kullanılan inorganik tuz (La2(CO3)3)

lantana : lat. * lentus (esnek) ile ilişkilendirilen özel ad * Verbenaceae familyasına ait, renk değiştiren çiçek salkımlarıyla bilinen tropik kökenli çalı cinsi

lantanit : gre. * lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) + anum (isim yapım eki) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * atom numarası 57-71 arasında olan ve nadir toprak elementleri grubunda yer alan lantan, seriyum, praseodim, neodim, prometyum, samaryum, europyum, gadolinyum, terbiyum, disprozyum, holmiyum, erbiyum, tulyum, itteryum ve lutesyum elementlerini kapsayan ve cam, mıknatıs, katalizör ve batarya üretiminde kullanılan metalik element (La2(CO3)3 • 8H2O)

lanuginoz : lat. * lana (yün), lanugo (yün gibi ince tüy, yumuşak tüy, ince yün, tüy, pamuksu lif) + osus (ile ilgili, -a ait) * yünlü, ince, yumuşak tüylerle kaplı olma durumu; genellikle fetal veya yenidoğan tüyleri ile bazı genetik hastalıklar veya sendromlarda gözlenen aşırı ince kıllanmayı ifade eden terim; yüzeyi yumuşak, ipeksi tüylerle örtülü (yapı)

lanugo kılları : lat. * lana (yün), lanugo (yün gibi ince tüy, yumuşak tüy, ince yün, tüy, pamuksu lif) (lat.) + kıl (genellikle deriden çıkan, ince, ipliksi vücut uzantısı olan keratin yapılı tüy; ince, sert tüy, ince, sert ipliksi yapı) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * anne karnındaki fetüsün ve bazı yenidoğan bebeklerin vücudunu kaplayan ince, yumuşak ve pigmentsiz tüyler

laos : gre. * laos (insanlar, halk) * Güneydoğu Asya'da yer alan, batısıda Tayland ve Myanmar, doğusunda Vietnam, kuzeyinde Çin, güneyinde Kamboçya tarafından çevrelenmiş olan bir ülke

lap : tür. * lap (çarpma, düşme sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * ağır ve yumuşak bir cismin düştüğü anda çıkan ses; kedi, köpek gibi hayvanların su içerken çıkardıkları ses

lapa : gre., lat., tür. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek) (gre); labium (dudak) (lat.); lapa (sulu ve gevşek nesne sesinden ses yansımalı kelime) (tür.) * yarma, bulgur, pirinç gibi nişastalı tanelerin suyla kaynatılarak bulamaç kıvamına getirilmiş durumu; ketentohumu ve benzeri bitkilerin, bitki tohumlarının kaynatılmasıyla elde edilen, bir tülbent içine konularak sıcak olarak vücuda dıştan uygulanan ilaç

lapa lapa : tür. * lapa (yoğun, yumuşak ve taneli kütle veya yavaş ve iri düşen parçacık anlamında onomatopoetik kelime) + lapa (tekrar) * özellikle kar yağışının iri ve yoğun taneler halinde düşmesini anlatan söz; çok miktarda ve sürekli yağan şeyler için kullanılan betimleme (mecazi)

lapageria : lat. * La Pagerie (Fransız imparatoriçesi Joséphine de Beauharnais’in unvanı) + ia (isim yapım eki) * Fransız imparatoriçesi Joséphine de Beauharnais’in “La Pagerie” unvanına ithafen adlandırılmış, Güney Amerika kökenli, Philesiaceae familyasına ait sarılıcı bir bitki cinsi

laparoskop : gre. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * karın boşluğunu gözlemlemek ve cerrahi işlem yapmak için kullanılan optik cihaz; minimal invaziv cerrahi yöntemlerde küçük kesilerden iç organların incelenmesini sağlayan alet

laparoskopi : gre. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + karın boşluğunun optik bir alet (laparoskop) yardımıyla küçük kesilerden incelenmesi ve cerrahi girişimlerin yapılmasını sağlayan minimal invaziv cerrahi teknik * laparoscopy, small-scale surgery via fibre-optic instrument; laparoscopie la; Laparoskopie e

laparoskopik fundoplikasyon : gre., lat. * lapara (karın, yan boşluk) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kök, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) + plicare (katlamak, kıvırmak) + tio (isim yapım eki) (lat.) * minimal invaziv yöntemle reflü cerrahisi sırasında mide girişinin tabanını güçlendirmek için yapılan katlama işlemi

laparotomi : gre. * lapara (karın, yan boşluk) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tanı veya tedavi amacıyla karın boşluğunu açmak için abdominal bölgeye yapılan cerrahi kesi işlemi

lapatinib : lat. * lapa (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * oral yolla kullanılan, epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR/HER1) ve insan epidermal büyüme faktörü reseptörü-2 (HER2) tirozin kinazlarını inhibe eden, özellikle HER2-pozitif metastatik meme kanseri ve akciğer kanseri gibi solid tümörlerin tedavisinde kullanılan küçük moleküllü kinaz inhibitörü (C29H26ClFN4O4S)

lapçın : tür. * lapçın (tabanı meşin olan, ayak bileğine kadar çıkan hafif mest türü) * geleneksel olarak deri tabanlı, çoğunlukla iç mekânda veya mest üzerine giyilen, halk arasında pratik kullanım sağlayan bir ayakkabı çeşidi.

lapetos : gre. * laptein (atmak, fırlatmak, saldırmak) + os (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde Uranos ile Gaia’nın oğlu olan, Prometheus, Epimetheus, Atlas ve Menoitios’un babası kabul edilen ve insan soyunun kaderiyle ilişkilendirilen Titanın ismi

lapilli : lat. * lapillus (küçük taş, çakıl) (lapis (taş) + illus (küçültme eki) ) + i (çoğul eki) * piroklastik materyalin sınıflandırılmasında kullanılan ve volkanik püskürmeler sırasında oluşan, çapı 2-64 mm arasında değişen küçük lav veya tüf parçacıklarını tanımlayan terim

lapin : gre., lat. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek) (gre); labium (dudak) (lat.) * Akdeniz ve Ege’de Sparidae (çipura, mercan vb.) familyasına ait bazı türler için kullanılan ve kayalık kıyılarda yaşayan, eti yenilebilir dip balıklarını tanımlayan terim

lapina : gre., lat. * lappein, lappo (dudaklarını oynatarak ve yalayarak yemek) (gre); labium (dudak) (lat.) * lapinagillerden, sıcak denizlerin kayalık yerlerinde, sığ sularında yaşayan, Türkiye kıyılarında birçok türü bulunan, boyu 50 cm. olabilen, kırmızı benekli, mavi veya yeşil, çok canlı, gözalıcı renkte bir balık

lapis : lat. * lapis (taş, kaya, mermer) * taş, kaya, mermer, lacivert taşı (lapis lazuli (mavi taş) )

lapis lazuli : lat. * lapis (taş, kaya, mermer) + lacvard (gök mavisi, firuze taşı) (la (taş, mücevher) + cavard (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (far.), lazulum (mavi taş) (lat.) * Afganistan’ın Badakşan bölgesinde bulunan, içinde altın pırıltıları olan, koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır'da firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taş, lacivert taşı, firuze taşı

laplasiyen : fra. * laplace (Fransız matematikçi, astronom ve fizikçi Pierre-Simon Laplace'ın soyadından) + ien (ile ilgili, gibi, -a ait) * matematik, fizik ve mühendislikte potansiyel, akış ve ısı iletimi problemlerinde kullanılan, bir skaler veya vektör alanın ikinci türevlerinin toplamını ifade eden diferansiyel operatör; Öklid uzayında bir skaler fonksiyonun gradyanının diverjansıyla verilen diferansiyel operatör

lapon : fin-ugor * lap (Lapland bölgesinde yaşayan, Fin-Ugor kökenli Sami halkı) * Kuzey Avrupa’nın Norveç ve İsveç'in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgelerinde, İskandinavya ve Kola Yarımadası’nda yaşayan, kendi dilleri Sami dilleri olan ve geleneksel olarak ren geyiği yetiştiriciliği ve avcılıkla geçinen etnik grup, Sami

lappadak : tür. * lapp (ses yansımalı onomatopeik kelime) + adak (gibi, benzeri) * (düşen bir nesne için) ansızın ve lap sesi çıkararak, lap diye

lapseki : gre. * lamph (ışık, parlamak) + sakos (şehir, yerleşim) + eia (isim, yer ve durum eki) * Antik dönemde Marmara Denizi’nin güney kıyısında, bugünkü Türkiye topraklarında yer alan ve özellikle zeytin, üzüm ve ticaret faaliyetleriyle tanınan tarihi şehir; Çanakkale’nin bir ilçesi

laptop : ing. * lap (kucak) + top (tepe, zirve, üst) * kucak üstü; diz üstünde kullanılabilecek taşınabilir kişisel bilgisayar, diz üstü bilgisayar

lapya : lat. * lapis (taş) + ala (kanat, çıkıntı) * kalker veya diğer çözünür kayalarda, suyun aşındırıcı etkisiyle oluşan oluklu, çukurumsu ve düzensiz yüzey şekilleri; karstik sahalarda kalkerlerin yüzeyinde görülen küçük yer şekilleri

LAR : ing. * Low (aşağı, düşük) + Anterior (ön, ondeki) + Resection (rezeksiyon, parça alma kesisi) * rektumun üst ve orta bölgesi ve sigmoid kolonda yerleşen tümörlerin cerrahi olarak kesilerek çıkarılması işlemi

lar : lat. * Lar (Roma mitolojisinde ev ve aile koruyucusu tanrı) * Roma dininde evin, ailenin ve ailenin mal varlığının koruyucusu olarak kabul edilen ve genellikle evlerin koridorlarında veya mutfaklarında tapınılan koruyucu ruh

lardizabalaceae : lat. * Lardizabala (İspanyol botanikçi Miguel de Lardizábal y Uribe'nin soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Ranunculales takımına bağlı, genellikle Doğu Asya ve Güney Amerika'da yetişen, çoğunlukla odunsu sarmaşıklardan ve bazı çalı türlerinden oluşan, Akebia (çikolata asması) ve mavi sosis meyvesi gibi ilginç bitkileri barındıran çiçekli bir bitki familyası

larengostomi : gre. * larynx (gırtlak) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle solunum desteği veya hava yolunu korumak amacıyla gırtlak üzerinde cerrahi olarak yapay açıklık (ağız) oluşturma işlemi

larenjektomi : gre. * larynx (gırtlak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlağın cerrahi olarak çıkarılması işlemi

larenjit : gre. * larynx (gırtlak) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * boğazı nefes borusuna bağlayan ses kutusu olan larinksin (gırtlak) viral enfeksiyon, tahriş veya aşırı kullanım sonucu iltihaplanması

larenks : gre. * larynx (gırtlak) * nefes borusu ile farinks arasında yer alan, ses tellerini barındıran ve hava akışını kontrol eden ses üretim organı ve solunum yolu yapısı

largamente : lat. * largus (geniş, bol) + mentum (isim yapım eki) (lat.); largomento (ita.) * müzik eserinin ağırlığının hissettirilmesini sağlayan geniş ve yavaş çalma usülü

larghetto : lat. * largus (geniş) + etta (küçültme eki) (lat.); largetto (ita.) * bir müzik parçasının largodan daha hızlı ve hafif çalınacağını belirten müzik terimi

largo : lat. * largus (geniş) (lat.); largo (ita.) * bir müzik parçasının ağır ve görkemli çalınacağını veya söyleneceğini belirten müzik terimi

laridae : lat. * larus (martı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * martıları, sumruları ve deniz kırlangıçlarını içeren, genellikle deniz kıyılarında yaşayan orta ve büyük boyuttaki su kuşlarını kapsayan kuş familyası, martıgiller

laringeal : gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * gırtlakla ilgili veya gırtlağa ait (anatomik ve fizyolojik özellik)

laringeal papilloma : gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + papilloma (meme benzeri çıkıntı, tümör) (papilla (küçük meme, çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * gırtlak mukozasında HPV (human papillomavirus) ile ilişkili olarak oluşan iyi huylu, çoğunlukla tekrarlayan epitelyal tümör

laringeal stridor : gre., lat. * larynx (gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + stridere (cıvıldamak, hırıldamak, hırıltı yapmak), stridor (hırıltı, cıvıltı, ıslık sesi) (lat.) * gırtlağın yapısal dokusunun normalden daha yumuşak olması nedeniyle oluşan gırtlak çökmesi, daralması veya kısmi tıkanma sonucunda nefes alma (inspirasyon) sırasında oluşan tiz hırıltı sesi

laringofarinks : gre. * larynx (gırtlak) + pharunx, pharynx, pharung (yutak; burun ve ağız boşluğunun arkasında yer alan organ, yutak, gırtlak; üst kısmı nazofarenks ve alt kısmı) * yutağın C3 ve C6 boyun omurları hizasında kalan kısmı

laringomalazi : gre. * larynx (gırtlak) + malakos (yumuşak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * nefes alma sırasında gırtlak çökmesine, kısmi tıkanmaya ve laringeal stridora yol açabilen, gırtlağın yapısal dokusunun normalden daha yumuşak olması durumu

laringoskop : gre. * larynx (gırtlak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * ses tellerini ve gırtlak bölgesini incelemek için kullanılan, bir ışık kaynağı ve bir kamera içeren tıbbi cihaz

laringoskopi : gre. * larynx (gırtlak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlağın (larinksin), laringoskop aracılığı ile görsel olarak incelenmesi amacıyla yapılan tıbbi işlem

laringospazm : gre. * larynx (gırtlak) + spasmos (kasılma, ani büzülme) * solunum sağlayan hava yolunun kısmen veya tamamen kapanmasına neden olan gırtlak kaslarının istemsiz ve ani kasılması durumu

laringotomi : gre. * larynx (gırtlak) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * haca yolunu açmak, gırtlak veya üst solunum yolu tümörlerini çıkarmak, uzun süreli entübasyon sağlayabilmek amacıyla larenksin (gırtlağın), median çizgisine kesit yapılarak açılması işlemi

laringotrakeobronşit : gre. * larynx (gırtlak) + trachea (nefes borusu) + bronchus (bronş) (lat.) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) * gırtlak, trakea ve bronşları aynı anda tutan ve genellikle viral veya bakteriyel etkenlerle oluşan üst ve orta solunum yolu inflamasyonu

larinks : gre. * larynx (gırtlak) * nefes borusu ile farinks arasında yer alan, ses tellerini barındıran ve hava akışını kontrol eden ses üretim organı ve solunum yolu yapısı

laronidaz : lat., gre. * lar (ön ek) (lat.) + onidase (enzim eki) (on (tam, bütün) + oeides (ile ilgili, gibi, benzer) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) * lizozomal alfa-L-iduronidaz eksikliği sonucu ortaya çıkan Hurler sendromu ve benzeri mukopolisakkaridoz tip I hastalıklarının tedavisinde kullanılan rekombinant enzim (C3160H4848N898O881S12) - (C3169H4889O884N901S12) - (C3567H5645N921O1261S12P4)

larotrektinib : lat. * laro (TRK kinaz hedefi anlamında, NTRK gen füzyonlarına yönelik) + trec (ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * TRK (tropomyosin receptor kinase) füzyon onkogenlerini hedefleyen ve belirli kanser türlerinde kullanılan küçük moleküllü, seçici bir tirozin kinaz inhibitörü (C21H22F2N6O2)

larp : tür. * larp (ses yansımalı onomatopeik kelime) * ansızın ve güçlü bir biçimde

larpadak : tür. * larp (ses yansımalı onomatopeik kelime) + adak (gibi, benzeri) * ansızın ve güçlü bir biçimde

larva : lat. * larva (ruh, hayalet, cin; maske) * bazı hayvanların (özellikle böcekler, balıklar ve amfibikler) yumurtadan çıktıktan sonra krizalit veya ergin yapılarını kazanmadan önceki evresi, kurtçuk; Roma mitolojisinde yaşayanlara zarar veren, korku ve huzursuzluk getiren kötü ruh veya hayalet; halk inancında ölülerin huzursuz ve uğursuz ruhlardan her biri

larva migrans : lat. * larva (ruh, hayalet; maske; erken gelişim dönemi, kurtçuk) + migrans (göç eden, yer değiştiren) (migrare (göç etmek, yer değiştirmek) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * insan veya hayvan vücudunda doku veya deri içinde göç eden parazit larvalarının yol açtığı klinik durum

larvisid : lat. * larva (ruh, hayalet; maske; erken gelişim dönemi, kurtçuk) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) * larvaları yok eden, kurtçukkıran

laser : ing. * light (ışık) + amplification (kuvvetlendirme, güçlendirme) + emission (yayılım) + radiation (ışınım) * uyarılmış ışınımın yayılımı yoluyla ışığın kuvvetlendirilmesi süreci ve bu ilkeye dayalı yoğun, tek renkli ve yönlendirilmiş ışık üreten cihaz

laserasyon : lat. * lacerare (yırtmak, parçalamak) + tio (isim yapım eki) * yırtılma, parçalanma; kesici olmayan travmatik etkiyle dokunun yırtılması veya parçalanması

lasere : lat. * laceratus (yırtılmış, parçalanmış) (lacerare (yırtmak, parçalamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); lacéré (fra.) * yırtılmış, parçalanmış

lasık : ara. * lasaka (yapışmak, yapışık olmak, ulaşmak) * yapışık, yapışmış, yapışıcı, yapışkan

lasib : ara. * lasaba (yapışmak) * yapışkan, yapışan; dar olan

lasidipin : lat. * lasi (ön ek) + dihidropiridin (kalsiyum kanal blokeri) * hipertansiyon tedavisinde kullanılan, damar genişletici etkiye sahip dihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokeri (C26H33NO6)

laski : ara. * lasaka (yapışmak, yapışık olmak, ulaşmak) + i (ile ilgili, -a ait) * bazı hastalıkları iyileştirmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp vücudun bazı yerlerine sarılan koyuca lapa veya özel olarak yapılmış eczalı parçayla ilgili, yakıya ait, yakı ile ilgili

laskine : alm., fra. * Landsknecht (ülke askeri, yaya asker) (Land (ülke, toprak) + Knecht (hizmetkar, yaya asker) ) (alm.); lansquenet (fra.) * Alman paralı askeri; 16. yy’da ortaya çıkan şansa dayalı bir iskambil oyunu

laso : lat., isp. * laqueus (ilmek, tuzak, ip, kement, bağ, düğüm) (lat.); lazo (isp.) * kovboy kültüründe hayvan yakalamak için kullanılan uzun ip veya kement

lass : ara. * lass (hırsız), lusus (hırsızlar) * hırsız, uğru, yol kesen, lüs, sarik

lasta : lat. * lasta (yük, yüklü miktar; genellikle tahıl veya mal taşıma birimi) * Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılan, yaklaşık 2 tonluk gemi yüküne, bu miktardaki ticaret mallarına değer biçmeye yarayan kütle ölçü birimi (Last (yük) (alm.) )

lasteks : lat. * latex (süt, özsuyu, bitki sütü) (lact, lat (süt, özsu) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * bitkilerden (özellikle kauçuk ağaçları) salgılanan, elastik ve sıvı hâlde süt benzeri öz; doğal kauçuk ve çeşitli tıbbi, endüstriyel ürünlerin hammaddesi (C5H8)n)

lastik : gre., fra. * elaunein (germek, uzatmak), elastikos (esnek, gerilebilir, uzayabilir) (gre.); élastique (fra.) * şekil değiştirdiğinde eski haline dönebilen, esnek ve gerilebilir özellikte madde veya nesne; araç lastiği, bant, conta ve çeşitli kaplamalarda kullanılan esnek, elastik ve gerilebilir yapıya sahip madde

lastikotin : gre., fra. * elaunein (germek, uzatmak), elastikos (esnek, gerilebilir, uzayabilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * sentetik veya doğal kauçuk türevi, esnek madde; esnek, elastik yapıya sahip ve özellikle sanayi veya tıp alanında kullanılan kauçuk veya kauçuk benzeri kimyasal türev

laşe : fra. * lacher (serbest bırakmak, bırakmak, salıvermek, düşurmek, gevşetmek), laché (serbest kalmış, bırakılmış, salıverilmiş, düşmüş, gevşemiş) * zayıf, bitkin, işe yaramaz, salınmış, gevşemiş, ölü gibi olan kimse veya şey

laşka : lat., ven., ita. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak) (lat.); lasca (bırak, gevşet, boşla) * gevşek, boşta, salınmış, serbest bırakılmış (slack (gevşek), release (gevşetmek) (ing.), lacher (gevşetmek) (fra.), locker (gevşek), locker (gevşetmek) (alm.) )

lat : ara. * el (ön ek) + ilahe (tanrıça) * İslam öncesi Arap mitolojisinde Kabe'de tapınılan ve bereket, doğa ve yağmur ile ilintilendirilen dişi put, tanrıça (Kur'an'da "Menat" ve "Uzza" isimli putlarla birlikte zikredilir.)

lata : gre. * lattas (dar ve uzun tahta; denizin karaya attığı tahta) * çatı kiremitlerini taşımak veya yatak/karyola iskeleti oluşturmak amacıyla kullanılan ahşap profil; genellikle dikdörtgen biçiminde, dar ve kalınca tahta, çıta

latah : mal. * latah (ani refleksif şok veya şaşkınlık durumuna girme, özellikle Malezya ve Endonezya kültürlerinde gözlemlenen nörolojik-psikolojik tepki) * başkalarının konuşmalarını veya eylemlerini obsesif bir şekilde taklit etme ile tanımlanan, çoğunlukla Güneydoğu Asya'da görülen, akutkatatonik şizofreniyi andıran isterik nevroz hastalığının malay dilindeki adı

latanoprost : lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + prost (prostaglandin türevi eki) * göz içi basıncını düşürmek için ve açık açılı glokom ve göz içi hipertansiyon tedavisinde göz damlası formunda kullanılan prostaglandin analoğu ilacın etken maddesi (C26H40O5)

latanoprosten bunod : lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + * prost (prostaglandin türevi eki) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + bunod (nitrojen oksit salınımı sağlayan bileşik eki)

latans : lat. * latan (prostaglandin F2α analoğu) + prost (prostaglandin türevi eki) * göz içi basıncını düşürmek için kullanılan latanoprost türevleri veya varyantlarını ifade eden terim

latans : lat. * latens (gecikme) (latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * görünürde olmayan, gizli veya potansiyel olarak mevcut olan; biyoloji ve tıp bağlamında gizli veya aktif olmayan durumları tanımlamak için kullanılan sıfat; bilgisayar sistemlerinde bir veri paketinin kaynaktan hedefe ulaşması için geçen süreyi ifade eden performans ölçütü

latanya : kre. * alattani (palmiye cinsi) (kre.); latanier (fra.) * Arecaceae (palmiyegiller) familyasına ait olan, Mascarene Adaları'na özgü, yelpaze şeklinde büyük yaprakları olan, bazı türlerinin yapraklarından dokumalık iplik yapılan bitki cinsi

lateks : lat. * latex (süt, özsuyu, bitki sütü) (lact, lat (süt, özsu) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * bitkilerden (özellikle kauçuk ağaçları) salgılanan, elastik ve sıvı hâlde süt benzeri öz; doğal kauçuk ve çeşitli tıbbi, endüstriyel ürünlerin hammaddesi (C5H8)n)

latens : lat. * latens (gecikme) (latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * görünürde olmayan, gizli veya potansiyel olarak mevcut olan; biyoloji ve tıp bağlamında gizli veya aktif olmayan durumları tanımlamak için kullanılan sıfat; bilgisayar sistemlerinde bir veri paketinin kaynaktan hedefe ulaşması için geçen süreyi ifade eden performans ölçütü

latent : lat. * latent (bir olayın, belirtilerinin veya aktivitenin henüz ortaya çıkmadığı, gizli veya potansiyel olarak mevcut olduğu (dönem) ) (latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * erken çocukluk cinselliği olgusunun fallik dönemin bitiminden ergenliğin başlamasına dek süren son evresi

latent periyod : lat., gre. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latent (saklı olma, saklanma, gizlenme) (lat.) + periodos (dönem, döngü) (peri (çevre, etraf) + hodos (yol, seyir, rota, yön, gidişat) ) (gre.) * virüsün kuluçka dönemi; bir olayın, belirtilerin veya biyolojik/psikolojik süreçlerin henüz görünür olmadığı, gizli veya potansiyel olarak mevcut olduğu zaman aralığı

lateral : lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yan tarafla ilgili, yana ilişkin, yanal

lateral dekübitus : lat. * lateralis (yan tarafla ilgili, yana ilişkin) (later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + decubitus (yatış durumu veya pozisyonu; uzun süre yatmanın neden olduğu basınç yaraları) (decumbere, decumbo (yatmak, uzanmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere, cubare (yatmak, uzanmak) ) + tus (isim yapım eki) ) * kişinin vücut eksenine dik olarak yan tarafına yatma pozisyonu; yatış pozisyonu

lateralizasyon : lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.); latéralisation (fra.) * bir fonksiyonun, aktivitenin veya yapının vücut veya beyin açısından belirli bir tarafa yönelmesi veya ağırlık kazanması süreci (örneğin beynin sağ ve sol hemisferleri arasındaki anatomik ve işlevsel farklılaşma olarak tarif edilen "serebral lateralizasyon")

lateralize : lat. * later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); latéralisé (fra.) * yanallaştırmak için bir tarafa hareket ettirilmiş, yanallaşmış

laterit : lat. * later (kil, toprak, tuğla, taş) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * Fe, Mg ve Al' ca zengin kayaçların, sıcak ve nemli iklimlerde ayrışması ile ortaya çıkan kırmızı renkli, toprağımsı görünümlü, az-çok silisli, demir ve alüminyum hidroksitler ve kil mineralleri içeren oluşum

laterna : lat. * lanterna (fener, lamba) * ayaklı ve sandık biçiminde, kolunun çevrilmesiyle türlü havalar çıkaran bir çalgı

lathyrus : gre., lat. * lathyros (baklagil türü) * Fabaceae familyasına ait, tırmanıcı veya otsu yapılı, bezelye benzeri çiçekleri olan bitki cinsi

latibule : lat. * latibulum (latere (gizlemek, saklamak) + bulum (yer, mekan belirten ek) * kişinin herkesten ve her şeyden uzakta olmak için sığındığı rahat ve özel olan yer

latif : ara. * latafa (yumuşak olmak, nazik davranmak) * ince, zarif, yumuşak, nazik veya kibar nitelik taşıyan; erkek ismi

latife : ara. * latif (nazik, ince, zarif, kibar) + e (isim yapım ve dişil eki) * ince, zarif ve nükteli söz, şaka veya espri niteliği taşıyan ifadeler; kadın ismi

latifundia : lat. * latifundium (büyük toprak mülkiyeti, geniş arazi) (latus (geniş, yayvan, geniş alan) + fundus (tarla, arazi, taban, temel, esas, mülk) + ium (yer ve durum eki) ) * büyük, geniş ve genellikle tek elde toplanmış toprak mülkiyeti; özellikle Roma döneminde büyük çiftlikler veya geniş tarım arazileri

latilokum : lat., ara. * latus (geniş, yayvan, rahat) + locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) (lat.); rahat (geniş, ferah) + el (ön ek, artikel) + hulkum (boğaz) (ara.) * özellikle oturma, dinlenme açısından geniş ve rahat yer veya mekan

latin : lat. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latinus (gizlenenler) (latium (gizli yer, sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İtalya’nın Latium bölgesi halkından olan kimse (latitude (enlem) (lat., ing., fra.), lateral, latéral (yanal) (ing., fra., alm.) )

latince : lat. * latere (gizlemek, saklamak; saklanmak, gizlenmek), latinus (gizlenenler) (latium (gizli yer, sığınak) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + ce (ile ilgili, -a ait; dil eki) (tür.) * Eski Roma'da konuşulan ve bugünkü Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri doğurmuş olan ana dil ki, Hint-Avrupa dil ailesinin önemli bir kolu olan İtalik grubundandır.

latis : lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + is (isim yapım eki) * genişlik, enine yayılma

latissimus dorsi : lat. * latissimus (en geniş, çok geniş) (latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + issimus (süperlatif ek) ) + dorsum (sırt, arka yüz), dorsi (sırta ait) * insan vücudunda sırtın yan ve alt bölgelerinde yer alan, ortalama 20-25 cm genişliğe ve 30-35 cm uzunluğa ulaşabilen, iki taraflı yüzeysel kas olan ve kolun adduksiyon, ekstansiyon ve internal rotasyon hareketlerinde görev alan; solunumda yardımcı rol oynayan, ağırlık kaldırma, çekme ve tırmanma gibi aktivitelerde etkin biçimde çalışan en geniş sırt kası

latitüd : lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + tudo (isim yapım eki) * genişlik, enlem, genişlik derecesi; Dünya üzerindeki bir noktanın ekvatora olan açısal uzaklığını derece cinsinden ifade eden (0°-90° Kuzey veya Güney) kavram; hareket serbestliği, tolerans, özgürlük alanı (mecazi)

latitüdinal : lat. * latitudo (enlem, genişlik, genişlik derecesi) (latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + tudo (isim yapım eki) ) + inalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enleme ait, enlemle ilgili, enlemsel; enlemler arası farklılıklara dayalı

latridae : gre. * latreuein (hizmet etmek, tapınmak), latris (hizmetçi, hizmet eden) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * imparator balıkları (trumpeters ve morwongs) olarak bilinen deniz balıklarını kapsayan balık familyası

latrorse : lat. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * çiçek başlıklarında yer alan başçıkların (anterlerin) içe veya dışa değil, doğrudan yana doğru açıldığını veya yana baktığını belirten sıfat

latum hernisi : lat., tür. * latus (geniş, enli, yan taraf, yamaç, böğür), latum (geniş, yayılmış) + hernia (fıtık, iç organın bulunduğu boşluktan dışarı çıkması) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * karın duvarında geniş tabanlı veya rahmin geniş bağı (ligamentum latum) ile ilişkili fıtık türü

laubali : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + ubal (önem, aldırış, kaygı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aldırışsız, umursamaz, kaygısız; saygısız, ciddiyetsiz, gevşek tavırlı, yavşak

laubaliyane : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + ubal (önem, aldırış, kaygı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * aldırışsızca, umursamazca, kaygısızca; saygısızca, ciddiyetsizce, gevşek tavırlı olarak, yavşakça

lauraceae : lat. * laurus (defne; defne ağacı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * defne, tarçın, avokado gibi aromatik ve çoğunlukla odunsu bitkileri kapsayan çiçekli bitki familyası, defnegiller

laurent açılımı : fra., tür. * laurent (Fransız matematikçi Pierre Alphonse Laurent’ın soyadından) (fra.) + açılım (açılma, genişleme, ortaya çıkma) + ı (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde tekil noktalar etrafında fonksiyonların hem pozitif hem negatif kuvvetler içeren kuvvet serileri şeklinde ifade edilmesini sağlayan matematiksel açılım yöntemini tanımlayan terim

laurent serisi : fra., lat., ara., tür. * laurent (Fransız matematikçi Pierre Alphonse Laurent’ın soyadından) (fra.) + series (sıra, dizi, ardışıklık) (lat.); saraa, seree (hızlı gitmek), seyr (gidiş), seri (hızlı, çabuk) (ser (hız, sürat) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * kompleks fonksiyonların tekil noktaları çevresinde hem pozitif hem de negatif üsler içeren kuvvet terimlerinden oluşan, ∑ aₙ(z−z₀)ⁿ (n ∈ ℤ) biçiminde yazılan ve Taylor serisinin genelleştirilmiş biçimi olan matematiksel dizi

lauroid : lat., gre. * laurus (defne; defne ağacı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * defneye benzeyen, özellikle bitkilerde defne yaprağına veya defne tipi bitki örtüsüne benzer özellik taşıyan.

lav : lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) * volkanik etkinlik sonucu yeryüzüne çıkan erimiş magma kütlesi; genellikle 700-1200 °C sıcaklıkta akıcı silikat ergimiş madde olarak yüzeye ulaşan ve soğuduğunda katılaşarak volkanik kayaçları oluşturan madde

lava : lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) * volkanik etkinlik sonucu yeryüzüne çıkan erimiş magma kütlesi; genellikle 700-1200 °C sıcaklıkta akıcı silikat ergimiş madde olarak yüzeye ulaşan ve soğuduğunda katılaşarak volkanik kayaçları oluşturan madde

lavabo : lat. * lavare (yıkamak), lava (yıkama, akıntı) + bo (isim yapım eki) * su ile el, yüz veya küçük eşyaların yıkanması için kullanılan çanak veya musluklu tesisat elemanı; genellikle seramik veya metal malzemeden yapılmış, musluk ve giderle donatılmış, hijyen amacıyla kullanılan nesne

lavaj : lat., fra. * lavare (yıkamak) (lat); laver (yıkamak) + age (isim yapım eki) (fra.) * tıp, endüstri veya temizlik bağlamında sıvı kullanılarak yapılan yıkama işlemi; vücut boşluklarının veya yara yüzeylerinin steril sıvılarla temizlenmesini, endüstride makinelerin veya ekipmanların temizlenmesi

lavandula : lat. * lavare (yıkamak) + andus (isim yapım eki) + ula (dişil küçültme eki) * Lamiaceae familyasına ait, aromatik yapraklı ve mor çiçekli, uçucu yağlarıyla bilinen bitki cinsi

lavanta : lat. * lavare (yıkamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) lividus (mavimsi, soluk), lavandula * aromatik ve mor renkli çiçekleri olan, genellikle parfüm, ilaç, kozmetik ve aromaterapide kullanılan; eski Roma’da banyo sularını kokulandırmak için yıkanma ve temizlikle ilişkilendirilmiş bitki

lavantin : lat., fra. * lavare (yıkamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.); lavantin (fra.) * gümüş beyaz renkli, sık ve küçük yaprakları ve sarı renkte ponpon formlu çiçekleri olan, eski Roma’da banyo sularını kokulandırmak için yıkanma ve temizlikle ilişkilendirilmiş ve genellikle parfüm, ilaç, kozmetik ve aromaterapide kullanılan aromatik bitki türü

lavaş : far. * lavaş (yassı ekmek, yufka) * pide biçiminde, pideden de ince ekmek; ince, yuvarlak ve yumuşak yapıda pişmiş ekmek; Orta Doğu ve Kafkas mutfağında kullanılan, un, su ve tuzdan yapılan ve taş fırınlarda veya sac üzerinde pişirilen geleneksel ekmek türü

lavdanom : lat. * laudare (övmek, methetmek) + anum (isim yapım eki) * tıpta 16.-19. yüzyıllarda kullanılan, afyon (Papaver somniferum) tentürü içeren, sıvı ilaç türü, ağrı kesici, öksürük dindirici ve uyku verici özellikleriyle tıpta yaygın olarak kullanılmış olan alkaloid içeriği nedeniyle hem terapötik hem de bağımlılık yapıcı özelliği olan, C21H23NO5 (morfin) + C20H23NO4 (kodein) + diğer opiat alkaloidler çözeltisi etanol içinde çözünmüş şekilde bulunan ve etanol içeren kompleks bir opiat karışımı preparat

lavi : lat. * lavare (yıkamak) * mürekkep veya boya ile kağıt veya kumaş yüzeyine uygulanan fırçalı teknikler aracılığıyla görsel ifadeyi ve renkli yüzey kaplamayı sağlayan, özellikle Doğu Asya kaligrafi ve resim geleneklerinde kullanılan Çin kökenli bir Doğu Asya fırçalı boyama sanatı

lavin : lat., alm. * vallis (vadi) (lat.); Lawine (alm.) * dağlık veya eğimli arazilerde kar, taş, toprak veya kaya kütlelerinin yer çekimi etkisiyle hızla aşağı doğru kayması sonucu oluşan doğal olay; özellikle kış koşullarında yoğun kar birikintilerinin ani hareketiyle meydana gelen, yıkıcı potansiyeli olan kaya veya kar düşmesi olayı; heyelan, çığ

lavinia : lat. * Lavinia (Roma mitolojisinde Latin kralı Latinus’un kızı, Aeneas’ın eşi) (lavare (yıkamak, saflaştırmak, temizlemek) + inia (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * botanikte bazı süs bitkilerine verilmiş ad olarak kullanılan, genellikle gösterişli çiçekleriyle bilinen ve mitolojik çağrışımı nedeniyle zarafet, asalet ve köken sembolizmi taşıyan çiçek türü, lavinya

lavman : lat., fra. * lavare (yıkamak, saflaştırmak, temizlemek) + mentum (isim yapım eki) (lat.); lavement (yıkama) (laver (yıkamak) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * rektum yoluyla sıvı verilerek bağırsakların boşaltılmasını veya temizlenmesini sağlayan, genellikle kabızlık tedavisinde, cerrahi hazırlıkta veya ilaç uygulamasında kullanılan tıbbi işlem

lavrensiyum : ing., lat. * Lawrence (Amerikalı fizikçi Ernest O. Lawrence’ın soyadından) + ium (kimyasal element adı eki) * atom numarası 103 , sembolü Lr olan, kaliforniyum atomlarının bor çekirdekleriyle bombardımanından elde edilen sentezlenmiş yapay radyoaktif aktinit element

lavrovit : rus., lat. * Lavrov (Rus bilim insanı N. von Lavrov'un soyadından) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * yapısında genellikle silikat veya fosfat bileşikleri bulunan ve kimyasal özelliklerine göre sınıflandırılan mineral türü (Ca(Mg,V)Si2O6)

lavson kriteri : ing., gre. * lawson (İngiliz fizikçi John David Lawson'un soyadından) (ing.) + kriterion (yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü) (gre.) * nükleer füzyonun kendini sürdürebilir biçimde enerji üretebilmesi için plazmanın yoğunluğu (n), enerji hapsi süresi (τE) ve sıcaklığının (T) çarpımının belli bir eşik değeri aşması gerektiğini ifade eden koşul (en yaygın formda D-T füzyonu için

lavsonit : ing., lat. * Lawson (Amerikalı jeolog William Lawrence Lawson’un soyadından) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * karbonat grubunda yer alan ve genellikle beyaz, krem veya gri renkli kristaller oluşturan, hidrojensiz silikat-karbonat bileşiği olarak mineralojide adlandırılmış mineral türü (Ca3Al2(CO3)(SiO4)(SiO4)•4H2O)

lavta : ara., lat. * el ud (odun, ağaç, tahta parça) (el (ön ek) + ud (odun, tahta, ağaç) ) (ara.); lute (lat.) * telli çalgılar ailesine ait, gövdesi armut biçimli, sapı uzun ve perdeli, genellikle mızrap veya parmaklarla çalınan, Osmanlı ve Türk halk müziğinde kullanılan, Orta Doğu ve Avrupa müzik kültürlerinden etkilenmiş telli çalgı türü

lavuk : kür. * lavik (oğlan çocuğu, oğlan, oğul) * gereksiz konuşan kimse; önemsiz konular üzerinde fazlaca duran, hareketleri ve sözlerinde meymenet olmayan kimse

lay up : ing. * lay (koymak, sermek, yerleştirmek, yatırmak; uzanmak, yatmak) + up (yukarı, üst, üstü, üzeri, üzerine) * basketbolda topu yakın mesafeden, tek elle veya ters elle doğrudan potaya, smaçsız olarak atma hareketi, turnike

layemut : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yemut (ölür) * ölümsüz, ebedî, sonsuz yaşam sahibi; Allah'ın sıfatlarından biri

layenkati : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yenkata (ilave etmek, eklemek, kat etmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesinlikle, kati surette, hiçbir şekilde ekleme veya müdahale olmaksızın; hukuki ve resmi metinlerde durumu kesin biçimde ifade eden terim

layetenahi : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yetenaha (sona ermek, bitmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait) * sonsuz, bitmeyen, nihayetsiz, ebedi

layetezelzel : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + zelzele (sarsılmak, sallanmak, titreşmek), yetezelzel (sarsılır, sallanır) * sarsılmaz, sabit, sağlam, kararlılığını yitirmeyen

layık : ara. * laka (yakışmak, uygun olmak; kavuşmak, karşılaşmak), liyakat (yakışma, uygun olma; kavuşma, karşılaşma) * hak eden, uygun olan, yaraşan, yaraşır, uygun

layiha : ara. * laha (belirmek, görünmek, zuhur etmek), layih (beliren, görünen, zuhur eden) * herhangi bir konuda bir görüşü dile getiren yazı; tasarı

layim : ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak) * kınayan, ayıplayan, suçlayan, kötüleyen, eleştiren, azarlayan

laym hastalığı : ing., tür. * lyme (ABD'nin Connecticut eyaletinde, New London County sınırları içinde yer alan Lyme kasabasından) (ing.) + hastalık (sağlık bozulması) + ı (iyelik eki) (tür.) * Borrelia burgdorferi bakterisinin Ixodes ricinus cinsi keneler aracılığıyla insanlara bulaşması sonucu oluşan, ciltte halka şeklinde kızarıklık (erythema migrans), ateş, baş ağrısı, yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ile seyredebilen ve tedavi edilmezse kalp, sinir sistemi ve eklemleri etkileyebilen zoonotik enfeksiyon hastalığı, Borreliosis

layşmanyaz : ibr., gre. * leshmon (yaralı, lezyon) (ibr.) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Leishmania protozoalarının neden olduğu, cilt, mukozalar veya iç organları etkileyebilen, kum sinekleri aracılığıyla insanlara bulaşan, ciltte ülserler, mukozalarda tahribat ve viseral organlarda ciddi enfeksiyonlarla seyreden zoonotik ve tropikal bir hastalık

laytmotif : alm., lat. * leiten (yönetmek, idare etmek, yönlendirmek), leit (öncü, önde gelen, baş) (alm.) + motivus (harekete geçiren, neden olan) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bir müzik eserinde, edebi veya dramatik çalışmada sürekli tekrar eden ana tema veya sembolik unsur; özellikle Wagner operalarında karakter, obje veya fikir ile ilişkilendirilen tekrar eden melodik veya tematik motif; bir müzik yapıtında, bir duyguyu, düşünceyi veya kişiliği göstermek için, yapıt boyunca sürekli yinelenen motif, ana motif; yazınsal bir yapıtta, bir söylevde vb. pek çok yinelenen, sık sık kullanılan söz veya tümce

layuhti : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yuhti (hata yapar, yanlış yapar) * hata yapmaz, hata yapmayan, yanlış yapmaz, yanlış yapmayan

layu'kal : ara. * la (-sız, hayır, yok, değil) + yukal (akıl edilir, idrak edilir) * akıl almaz, akledilemez, idrak edilemez, anlaşılmaz, akıl ermez, akıl ile idrak olunmaz

layun : ara. * el uyun (el (ön ek) + ayn (göz; pınar, menba), uyun (gözler; pınarlar, menbalar) ) * Batı Sahra bölgesinde Fas’ın iddiaya göre başkenti olarak kabul edilen, Atlas Okyanusu kıyısında yer alan, çöl iklimi etkisiyle kurak ve sıcak bir coğrafyada konumlanmış, Fas yönetimi tarafından bölgesel idari, ekonomik ve kültürel merkez olarak kullanılan yerleşim birimi

lay-up : ing. * lay (koymak, sermek, yerleştirmek, yatırmak; uzanmak, yatmak) + up (yukarı, üst, üstü, üzeri, üzerine) * basketbolda topu yakın mesafeden, tek elle veya ters elle doğrudan potaya, smaçsız olarak atma hareketi, turnike

laz : gre. * lazi (özgün, yerli) * Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde, özellikle Rize ve Artvin civarında yaşayan, kendi dili Lazca (Kartvel dilleri ailesi) olan ve tarihî olarak antik Kolhis bölgesine dayanan etnik grup; kültürel olarak müzik, halk dansları, el sanatları ve geleneksel yaşam biçimleriyle tanınan Karadeniz halkı

laza : ara. * laza (alevlenmek, parlamak, saf ve yalın ateş halinde yanmak) * şiddetli ve yalın ateş, dumansız, katıksız ve doğrudan yakan kor alev

lazanya : lat. * lasanum (tencere, kap) + ia (yer, durum eki) (lat); lasagna (ita.) * İtalyan mutfağına ait, genellikle geniş ve yassı makarna yapraklarının, kıyma, peynir, domates sosu ve beşamel sos gibi malzemelerle kat kat dizilerek fırında pişirilen geleneksel yemek

lazar : ibr. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) ) * İncil'de, öldükten dört gün sonra Hz. İsa tarafından diriltilen kişi

lazaretto : lat., ita. * lazarus (İncil'de, öldükten dört gün sonra Hz. İsa tarafından diriltilen kişi) + etta (küçültme eki) (lat.); lazaretto (ita.) * tarihi olarak limanlarda veya karantina bölgelerinde, bulaşıcı hastalıklara karşı gemi mürettebatı ve yolcuların izole edildiği, hastaların ve şüphelilerin sağlık gözetimi altında tutulduğu, salgın önleme amacıyla kullanılan karantina ve sağlık istasyonu türü tesis

lazarist : ibr. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) ) (ibr.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan, eden) (lat.) * Roman Katolik mezhebi azizlerinden Saint Vincent de Paul tarafından kurulan, Congrégation de la Mission (Misyon Cemaati) olarak isimlendirilmiş olan tarikat

lazarus refleksi : ibr., lat., tür. * Lazarus (eli (Tanrı) + eazar (yardım etti) + us (son ek) ) (ibr.) + reflexus (geri bükülmüş, dönmüş, yansıtılmış) (re (yeniden, tekrar, geri) + flexus (eğilmiş, bükülmüş) (flectere (eğmek, bükmek) + us (geçmiş zaman eki) ) (lat.) + i (iyelik ek) (tür.) * beyin ölümü gerçekleşmiş hastalarda, omuriliğin (spinal kord) kısa süreli otonom aktivitesinden kaynaklanan, sarılır gibi kollarını kaldırıp çapraz şekilde, mısır mumyaları pozisyonunda bağlama şeklinde görülen refleks

lazer : ing. * light (ışık) + amplification (kuvvetlendirme, güçlendirme) + emission (yayılım) + radiation (ışınım) * uyarılmış ışınımın yayılımı yoluyla ışığın kuvvetlendirilmesi süreci ve bu ilkeye dayalı yoğun, tek renkli ve yönlendirilmiş ışık üreten cihaz

lazım : ara. * lezeme (gerekmek, gerekli olmak, ihtiyaç duyulmak, gerektirmek), luzum (ihtiyaç, gereksinim) * gerek, gerekli, ihtiyaç duyulan

lazıme : ara. * lezeme (gerekmek, gerekli olmak, ihtiyaç duyulmak, gerektirmek), lazim (gerek, gerekli) + e (isim yapım eki) * yapılması gerekli olan şey, gerekçe

lazmiditan : lat. * lasmid (çekirdek yapı eki) + itan (agonist veya sentetik ilaç eki) * auralı veya aurasız migren baş ağrısının akut tedavisinde kullanılan oral bir 5HT1F agonisti (C19H18F3N3O2)

lazut : gre. * laxainein (kazmak, toprağı sürmek), laxos (ekin) * ekilen bitkilerden elde edilen tahıl veya sebze gibi mahsul; özellikle eski Osmanlıca metinlerde ürünün toplu miktarını veya tarladan elde edilen ekinleri ifade eden isim

LCD : ing. * liquid (sıvı) + crystal (kristal) + display (görüntüleme) * sıvı kristaller kullanarak görüntü oluşturan düz panel ekran teknolojisi

LDL : ing. * low (düşük) + density (yoğunluk) + lipoprotein (lipoprotein) * kanda kolesterol taşıyan ve “kötü” olarak bilinen lipoprotein türü

le : fra. * le (ön ek, artikel) * Fransızcada eril tekil belirli artikel olan ve ismin önünde kullanılarak İngilizce'deki “the” karşılığı belirli tanımlık işlevi gören gramer öğesi (örneğin "le livre" (kitap) )

le chatelier prensibi : fra., lat., tür. * le chatelier (Fransız kimyager Henri Le Chatelier’nin soyadından) (fra.) + principium (başlangıç, başta olan, temel, ilk, ilke, öncel, esas, kural, yasa, prensip) (lat.); principe (fra.) + i (iyelik eki) (tür.) * kimyasal denge sistemlerinde dış etkenlerden dolayı konsantrasyon, sıcaklık veya basınç dengesini bozan değişikliklere karşı sistemin dengeyi yeniden kurmaya çalıştığını belirten, endüstriyel kimyada reaksiyon verimliliğini optimize etmek için kullanılan prensip

lealle : ara. * lealle (belki, umulur ki, ola ki) * belki, umulur ki, ola ki

leasing : lat., ing. * laxare (gevşetmek, serbest bırakmak, salmak) (lat); laisser (bırakmak) (fra.); lease (kiralamak) + ing (isim yapım eki) * bir malın (özellikle araç, gayrimenkul veya makine) belirli süre ve şartlarla kiralanması, kullanım hakkının kira bedeli karşılığında devredilmesi esasına dayalı finansal ve hukuki sözleşme türü

leb : lat., far. * labium (dudak; kenar, kıyı) (lat.); leb (far.) * dudak; kenar, kıyı

lebaleb : far. * leb (dudak) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + leb (dudak) * dudak dudağa; ağzına değin dolmuş olarak; tıklım tıklım, kalabalık

lebbeyk : ara. * lebbeye (itaat etmek, icabet etmek, hazır bulunmak) + ke (sen, sana) * "sana tekrar tekrar icabet ediyorum", "emrine daima hazır bulunuyorum", “buyurun efendim!“ anlamında masallarda geçen bir seslenme sözü

lebed : ara. * lebede (birbirine yapışmak, sıkışmak, keçe haline gelmek) * yünden yapılan keçe; bir yerde mukim olmak; bir şeye yapışmak

leben : ara. * lebene (beyaz olmak) * süt; yoğurt, ayran

lebetanthus : gre., lat. * lebes (kazan, çömlek) + anthos (çiçek) * Ericaceae familyasına ait, çiçek şekli kap benzeri olan nadir çalı cinsi

lebib : ara. * lebb (akıl, öz, kalbin özü) + ib (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıllı, anlayışlı, zeki, basiretli; özü sağlam olan, zeki, fatin

lebibe : ara. * lebb (akıl, öz, kalbin özü) + ib (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + e (dişil eki) * (kadın için) akıllı, anlayışlı, zeki, basiretli; özü sağlam olan, zeki, fatin

lebiderya : ara., far. * leb (dudak; kıyı, kenar) + i (tamlama eki) (ara.) + derya (deniz, engin su) (far.) * deniz kıyısı, deniz kenarı, sahil

leblebi : ara. * lubb (kalp, yürek; çekirdek, tane, kabuğun içindeki şey, ağaç gövdesinin en iç halkası), lablab (nohut, baklagil tanesi; fasulyegillerden bir tür, mor bezelye) * kavrulup çıtırlaştırılmış nohut atıştırmalığı

lebriz : far. * leb (dudak) + riz (döken, akıtan) * kenarından döken; taşacak kadar, ağıza kadar, taşkın

lebs : ara. * labasa (örtmek, giymek, kaplamak; şüphe etmek, kuşkulanmak) * giysi, kıyafet; giyme; şüphe, kuşku

lebs : ara. * lebisa (kalmak) * kalma

lecc : ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek) * inat, direnme, direniş, sabır

leccac : ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek) * inatçı, direnen, muannid

lecce : lat. * legere (okumak) (lat.); lezione (yüksek sesle okuma, ders, söylev) (ita.) * yüksek sesle yapılan haykırış, çığlık, nida veya yüksek tonda ses, bağırma, avaz, ses, savt

lecüc : ara. * lacca (inat etmek, direnmek, sabretmek, ısrar etmek) * inatçı, direnen, ısrarcı, muannid

leçe : lat., isp. * lactem, lactis, lactis (süt) (lat.); leche (isp.) * süt; sütlü tatlı, sütlü muhallebi benzeri tatlı; yüzeyi beyazımsı-süt rengi gibi görünen, soğuyup katılaşmış lav lav akıntılarıyla kaplı alan veya kütle

leçek : ara. * lasak (küçük örtü, başa bağlanan bez, baş örtüsü, yün atkı) * Osmanlı ve klasik Türk kültüründe kadının başını örtmek, saç ve enseyi gizlemek için kullanılan küçük, dikdörtgen veya üçgen biçimli kumaş parçası; genellikle pamuk, ipek veya keten malzemeden yapılmış baş örtüsü türü

LED : ing. * light (ışık) + emitting (yayan) + diode (diyot) * elektrik enerjisini doğrudan ışığa çeviren, üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık yayan yarı iletken devre elemanı, yarı iletken diyot

ledebouria : lat. * Ledebour (Alman botanikçi Carl Friedrich von Ledebour) + ia (isim yapım eki) * Asparagaceae familyasına ait, soğanlı ve benekli yapraklı Afrika kökenli bitki cinsi

ledipasvir : lat. * led (biyokimyasal aktif bileşen serisi) + ipasvir (farmasötik ek, NS5A inhibitörü sınıfını belirten yapı) * kronik HCV (hepatitis C virus) enfeksiyonunun tedavisinde kullanılan, genellikle sofosbuvir ile kombine edilerek reçete edilen ve viral replikasyonu engelleyerek hepatit C virüsünü hedef alan inhibitör görevi gören doğrudan etkili antiviral (DAA) bileşik (C49H54F2N8O6)

ledum : lat. * ledon (reçineli bataklık bitkisi) * Ericaceae familyasına ait, aromatik yapraklı, soğuk iklim çalısı cinsi

ledün : ara. * ledun (ta, öte, uzak; yanında, nezdinde; hazır, içten gelen, doğuştan mevcut) * bir şeyin insanın içinden, doğrudan veya Tanrı’dan ilhamla hazır ve doğal olarak gelmesini ifade eden sıfat

ledün ilmi : ara., tür. * ledun (ta, öte, uzak; yanında, nezdinde; hazır, içten gelen, doğuştan mevcut) + ilm (bilgi, bilim) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Allah tarafından doğrudan veya sezgi yoluyla bazı kimselere verilen, kitap veya akıl yoluyla öğrenilemeyen, gizli ve özel bilgi

lef : ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak, çok sıkı sarmak; bohçalamak, bir şeyi bohça içine koyup sarmak; zarflamak) * sarma, dolama, kuşatma; iliştirme; Arapça metinlerde ip, halat veya kumaş ile bir şeyi dolama eylemini veya askeri/stratejik bağlamda kuşatma durumunu ifade eden kelime

leff ü neşr : ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak, çok sıkı sarmak; bohçalamak, bir şeyi bohça içine koyup sarmak; zarflamak) + u (bağlaç) + neşr (yaymak, açmak) * bir kelime veya anlamı önce süslü, dolaylı bir biçimde sunup sonra açığa çıkarma, yani örtülü anlatımı açığa çıkarma sanatı; dokuma, kağıt, kitap veya kumaşın sarıldıktan sonra açılması ve yayılması

leffaf : ara. * laffa (konuşmak, söz söylemek, laflamak, laf etmek), laf (söz, söylem, konuşma) * çok konuşan, çok laf eden, lafazan

leffetmek : ara., tür. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * içine sokmak, iliştirmek, sarmak

lefh : ara. * lafaha (yakmak, kavurmak, vurmak; sıcak rüzgar veya ateş yüzü kavurmak) * yakma, kavurma, vurma; sıcak rüzgar veya ateşin yüzü kavurması; fakirlik, fakir; iflas; tavşancıl kuşu; karga

lefif : ara. * leffe (sarmak, dolamak, kuşatmak, sarmalamak), laff (sarma, dolama, topak) * sarılmış, toplu, bir arada, dürülmüş

lefkoşa : gre. * leukos (beyaz) + eia (isim, yer ve durum eki) * beyaz yer; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başkenti

leflunomid : lat. * lef (farmasötik ön ek) + fluor (flor maddesi) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) * aktif romatoid artrit ve psöriyatik artrit gibi iltihaplı eklem hastalıklarının tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini baskılayıcı ve düzenleyici özellikte (immünomodülatör) bir etken madde (C12H9F3N2O2)

leflunomit : lat. * lef (farmasötik aktif bileşen serisi) + lunomide (kimyasal yapı ve sınıf eki, immunmodülatör veya pirimidin sentez inhibitörü) * romatoid artrit ve bazı otoimmün hastalıkların tedavisinde kullanılan, lenfosit proliferasyonunu azaltarak inflamasyonu kontrol eden dihidroorotat dehidrojenaz (DHODH) inhibitörü etkili oral uygulamalı immunmodülatör olan sentetik ilaç (C12H9F3N2O2)

leftad : ara. * laftada (bırakmak, feda etmek) * feragat, feda, bırakma

legal : lat. * lex, legis (kanun, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanuna uygun, kanuni, yasal

legalizasyon : lat. * legalizare (lex, leg (kanun, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir eylem veya sürecin resmi olarak yasal hâle getirilmesi, hukuka uygunluğunun tanınması veya onaylanması; yasa, düzenleme veya resmi belge ile bir uygulamanın meşruiyet kazanması, yasalaşma, yasalaştırma

legalize : lat., fra. * legalizatus (legalis ((lex, leg (kanun, kural, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izatus (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); légalisé (fra.) * yasal hale getirilmiş, hukuka uygun kılınmış, meşrulaştırılmış

legato : lat., ita. * ligatus (ligare (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); legato (ita.) * birleştirilmiş, bağlanmış; müzik terimi olarak, notaların birbirine kesintisiz ve akıcı bir şekilde bağlanarak çalınması veya söylenmesi tekniği; melodik akışın pürüzsüz ve sürekli olmasını sağlayan çalım stili

leggiero : lat., ita. * levis (hafif, narin) (lat.); leggero (hafif) * bir müzik parçasının, pasajın veya notanın nazik, yavaş ve hafif çalınacağını belirten müzik terimi

leghemoglobin : lat., gre. * legumen (bakla, baklagil meyvesi) (lat.) + haima, haimat (kan) (gre.) + globus (küre, top) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * baklagillerin kök yumrularında bulunan, yapısı insandaki hemoglobin ile benzerlik gösteren, azot bağlayan bakteriler için zararlı olan oksijen miktarını dengeleyen kırmızı renkli bir demir-protein molekülü

legorn : ita. * Livorno (İtalya’nın Toskana bölgesinde deniz kenarında yer alan liman kenti) * tüyleri genellikle beyaz, eti sarımtırak, bol yumurta veren, yumurta tavuğu olarak yetiştirilen, İtalya kökenli ve günümüzde önemli tek Akdeniz tavuk ırkı; deniz ticareti, zeytinyağı ve tiftik keçisi üretimi ile tanınmış, aynı zamanda İngiltere’deki Leghorn tavuk ırkının adını aldığı coğrafi isim

leguminosae : lat. * legumen (bakla, baklagil meyvesi) + osae (-giller, bitki familyası eki) * fasulye, nohut, mercimek, bezelye gibi temel besinlerin yanı sıra yonca gibi yem bitkilerini ve akasya gibi odunsu bitkileri kapsayan çok büyük bir çiçekli bitki familyası, Fabaceae (baklagiller)

leğen : gre., far. * lekanis (kase, kap, çanak, tas) (gre.); lagan (yayvan tas) (far.) * genellikle sıvı veya katı maddeleri tutmak, yıkamak veya karıştırmak için kullanılan geniş, yuvarlak veya oval çukur kap; mutfak, temizlik ve gündelik kullanımda su veya hamur gibi malzemeleri almak amacıyla kullanılan araç

leğen kemiği : far., tür. * lagan (yayvan tas) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki) (tür.) * insan ve memelilerde bel ile uyluk arasında yer alan, omurga ve bacak kemiklerini birbirine bağlayan, iç organları koruyan ve doğumda doğum kanalını oluşturan geniş ve çukur biçimli kemik yapısı

leh : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h hu, ha (o) * ona, onun hakkında, onun için, onun faydasına veya zararına

lehçe : ara. * lehce (dil, lusan, ağız, şive) * bir anadilin tarihsel, toplumsal, bölgesel ve kültürel nedenlerle ses, yapı ve sözdizimi yönlerinden oldukça büyük farklılıklar gösteren kolu, bir dil veya ana dilin bölgesel varyantı, şive, diyalekt

lehdar : ara., far. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * bir evrak üzerinde adı yazan ve buna bağlı olarak bir alacak hakkı bulunan, alacağı garanti altına alınan kişi; çeki düzenleyen kişinin belirlediği ve çekte belirtilen tutarın ödeme hakkını elinde bulunduran kişi

leheb : ara. * lehebe (alevlenmek, parlamak) * parlayan ateş, şiddetli alev veya yanma, alev, ateş alevi (iltihab (alevlenme, inflamasyon; enfeksiyon) (ara.) )

lehim : ara. * lahima (birbirine bitişmek, aralık kapanmak, kaynaşmak), lahm (et), iltiham (bitişme, kapanma, kaynaşma; yaranın iyi olup ağzının kapanması, etlenerek iyileşmesi) * metal parçalarını birbirine tutturma işleminde kullanılan, kalay ve kurşun alaşımlarının genel adı

lehinde : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + i (iyelik eki) + inde (durum eki) (tür.) * kişinin yararına, faydasına, menfaatine, çıkarı doğrultusunda, lehine

lehiv : ara. * leheve (oyun oynamak, eğlenmek) * oyun, eğlence, lehv

lehmann süreksizliği : dan., tür. * lehmann (Danimarkalı sismolog Inge Lehmann'ın soyadından) (dan.) + süreksiz (devamsız, devam etmeyen, daim olmayan, sürmeyen) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) *

lehs : ara. * lahasa (nefes nefese kalmak, soluğu kesilmek, hızlı solumak, nefes nefese koşmak) * nefes nefese olma, soluklanma ihtiyacı, nefesi kesilip dili dışarı çıkarma

lehtar : ara., far. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * bir evrak üzerinde adı yazan ve buna bağlı olarak bir alacak hakkı bulunan, alacağı garanti altına alınan kişi; çeki düzenleyen kişinin belirlediği ve çekte belirtilen tutarın ödeme hakkını elinde bulunduran kişi

lehte : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h, hu, ha (o) (ara.) + te (durum eki) (tür.) * kişinin yararına, faydasına, lehine

lehu : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + h hu, ha (o) * ona, onun hakkında, onun için, onun faydasına veya zararına

lehüm : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + hum (onlar) * onlara, onların hakkında, onlar için, onların faydasına veya zararına

lehünn : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + hunne (onlar (dişil) ) * onlara, onların hakkında, onlar için, onların faydasına veya zararına

lehv : ara. * leheve (oyun oynamak, eğlenmek) * oyun, eğlence, lehiv

leiocephalidae : gre. * leios (düz, pürüzsüz) + kephale (baş, kafa) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * İguana alt takımına bağlı olan ve genellikle iguanaya benzer kıvrık kuyruklu kertenkeleleri içeren bir sürüngen familyası

leiomyom : gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme çağındaki kadın nüfusunun %30-50’sini etkileyen ve çoğunlukla Afrika kökenli bireylerde düz kas hücre dokularında görülen, doğum ve adet döneminde kasılan rahim duvarının kalın orta tabakası olan miyometriyumun düz kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu jinekolojik tümör türü

leiomyosarkom : gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * düz kas hücrelerinden kaynaklanan, genellikle uterus, mide-barsak sistemi ve ciltte görülen, hızlı büyüyebilen ve metastaz yapabilen kötü huylu (malign) yumuşak doku sarkomu türü

leiothrichidae : gre., lat. * leios (düz, pürüzsüz) + trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes) takımından, Tropikal bölgelerde yaşayan, eskiden timalyagiller (Timaliidae) familyası içinde sınıflandırılmış olan, aralarında gülücük kuşları ve sibiaların bulunduğu bir kuş familyası

leişmanyazis : ibr., gre. * leshmon (yaralı, lezyon) (ibr.) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Leishmania protozoalarının neden olduğu, cilt, mukozalar veya iç organları etkileyebilen, kum sinekleri aracılığıyla insanlara bulaşan, ciltte ülserler, mukozalarda tahribat ve viseral organlarda ciddi enfeksiyonlarla seyreden zoonotik ve tropikal bir hastalık

leitmotiv : alm . * leiten (yönlendirmek), leit (yönlendirme) + motiv (hareket, güdü, dürtü) * bir müzik parçasının tekrarlanan nakaratı veya bir romanın değişik bölümlerinde, çeşitli nedenlerle tekrarlanan ifade kalıbı

leitner kutusu : alm., gre. * Leitner (Alman gazeteci Sebastian Leitnerin soyasından) (alm.) + kutu (kuti (kapanabilir küçük sandık, hazne, kap) ) (gre.) + su (iyelik eki) (tür.) * bilgi kartlarını (flashcards) kullanarak bilgileri aralıklı tekrar yöntemiyle kalıcı hafızaya almayı sağlayan, aralıklı tekrar (spaced repetition) yöntemi kapsamında olan bir öğrenme sistemi (Kartlar ne kadar iyi bilindiğine bağlı olarak farklı kutulara yerleştirilir; doğru bilinenler bir sonraki aşamaya geçerken, yanlış yapılanlar başa döner.)

leiyomiyom : gre. * leios (düz, pürüzsüz) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme çağındaki kadın nüfusunun %30-50’sini etkileyen ve çoğunlukla Afrika kökenli bireylerde düz kas hücre dokularında görülen, doğum ve adet döneminde kasılan rahim duvarının kalın orta tabakası olan miyometriyumun düz kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu jinekolojik tümör türü

leiyomiyosarkom : gre. * leios (düz, yumuşak) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * düz kas hücrelerinden kaynaklanan, genellikle uterus, mide-barsak sistemi ve ciltte görülen, hızlı büyüyebilen ve metastaz yapabilen kötü huylu (malign) yumuşak doku sarkomu türü

lejant : lat. * legere (okumak), legenda (okunan, okunacak şeyler) * özellikle dini, tarihi veya edebî metinlerde okunması gereken hikaye, anlatı, mit, söylence, efsane veya kutsal öykü; haritada kullanılan özel işaretlerin (simge, sembol, görsellerin) ne anlama geldiğini gösteren bölüm, işaret tablosu

lejitim : lat. * lex, legis (yasa, kural, kanun, ilke, prensip) + imus (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir kişinin hak, unvan, miras veya eylemin yasa ve toplumsal normlar çerçevesinde tanınması, kabul edilmesi veya geçerli sayılması; hukuka uygun, yasal veya meşru

lejitimist : lat. * lex, legis (yasa, kural, kanun, ilke, prensip) + imus (ile ilgili, gibi, -a ait) + ista (-cı, destekçi, yandaş, ile ilgili kimse, yapan, eden) * meşru monarşiyi savunan kişi veya hareket (özellikle Fransa’da Bourbon hanedanının yasal haklarına ve monarşinin devamına bağlılığı destekleyen siyasi grup veya taraftarları tanımlayan isim)

lejyon : lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), legio (seçim, toplama, toplanmış, seçilmiş; askere alma, askeri birlik, ordu) * Roma ordusundaki büyük askeri birlik; tarihi olarak yaklaşık 3.000-6.000 askerlik düzenli asker topluluğu; büyük organize gruplar veya gönüllü birlikler

lejyoner : lat. * legionarius (legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), legio (seçim, toplama, askere alma) + n + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Roma ordusundaki paralı askerlere verilen isim

lejyoner hastalığı : lat., tür. * legionaris (paralı asker) (lat.) + hastalık (sağlık bozulması) + ı (iyelik eki) (tür.) * legionella pneumophila adlı bakterinin akciğerlerde enfeksiyona neden olduğu bir zatürre türü

lekad : ara. * le (ön ek) + kad (oldu, hükmedildi) * oldu, hükmedildi

leke : ara. * lak, laka (ince deri, zar; iz, renk değişimi; lak zamkı, gomalaktan elde edilen kırmızı boya; renk, ton, boya) * bir yüzeyde, türlü nedenlerle oluşan renk değişikliği; ciltteki melanosit hücrelerinin salgıladığı melanin pigmentinin ciltte birikmesi sonucunda oluşan iz; bulunduğu yüzeyden, malzemeden veya ortamdan açıkça ayırt edilebilen, birbirine benzemeyen iki malzemenin kimyasal veya fiziksel etkileşiminden kaynaklan renk değişikliği; resim sanatında ve boyamada yüzeyi bütünüyle örten tek renkli parça; yüz kızartıcı durum, namussuzluk (mecazi)

leke : ara. * le (için, -a doğru, yönelim) + ke (sen) * sana, senin için

leksem : gre. * lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ema (sonuç, birim, ünite) (gre.); lexème (fra.) * bir dilde anlam taşıyan ve sözlükte bağımsız bir birim olarak ele alınabilen, çekimli biçimleriyle birlikte bir sözcük ailesini temsil eden temel sözlüksel birim, sözlükbirim

leksikal : gre., lat. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dil, kelime veya söz varlığıyla ilgili, kelimeye dayalı; dildeki kelimeler, sözcükler ve bunların anlam, kullanım veya biçimsel özellikleriyle ilgili

leksikbirim : gre., tür. * lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili), lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + birim (bütünden bir parça, ünite) (tür.) * dilin en küçük anlam taşıyan öğesi, kelime veya söz varlığındaki bağımsız anlamsal birim; bir dilin yapısında anlamı olan, tek başına kullanılabilen kelime veya morfemleri ifade eden terim; bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanılmış kelime ve deyimlerini alfabe sırasına göre alarak tanımlarını yapan, açıklayan, başka dillerdeki karşılıklarını veren eser, lügat, sözlük

leksikograf : gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * sözlük yazarı, sözlükçü

leksikografi : gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sözlük hazırlama işi, sözlük yazarlığı, sözlükçülük

leksikolog : gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * sözlükbilim uzmanı, sözlükbilimci

leksikoloji : gre. * lexikon, lexikos (sözlük, kelime hazinesi; kelime ile ilgili, söz ile ilgili) (lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kelime ve söz varlığının yapısını, anlamını, kökenini ve kullanımını inceleyen, bir dilin kelime hazinesini sistematik olarak araştıran ve analiz eden dilbilim dalı, sözlükbilim

leksikon heptaglotton : gre. * lexis (söz, ifade, konuşma, kelime, kelam), lexikon (sözlük) + hepta (yedi) + glotton (diller, lisanlar) * İngiliz oryantalist ve Arapça profesörü Edmund Castell tarafından yedi dilde (İbranice, Keldanice, Süryanice, Samirice, Etiyopyaca, Arapça ve Farsça) yazılmış sözlük

lektin : lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar tarafından üretilen, spesifik şeker moleküllerine bağlanan ve hücreleri tanıma yeteneği gösteren protein; hücre yüzeyindeki glikoprotein veya glikolipidleri tanıyan ve bağlanma özellikleri sayesinde immün yanıt, hücre yapışması ve sinyal iletiminde rol oynayan molekül türü

lektinaz : lat. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ase (enzim eki) * bazı mikroorganizmalar veya canlı hücreler tarafından üretilen, lektinlerin bağlanma özelliğini bozarak hücre-hücre etkileşimlerini, immün yanıtı veya toksik etkileri engelleyici işlev gören, lektinlerin (hücre yüzeyindeki özgül şekerlere bağlanan protein veya glikoproteinler) etkisini ortadan kaldıran, onları parçalayan veya inaktive eden enzim veya biyolojik faktör

lektör : lat., fra. * legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, bağlanmış, seçilmiş, ayıklanmış, okunmuş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); lecteur (fra.) * okuyan, okuyucu; öğretim görevlisi, okutman; ayin sırasında metin okuyan kişi; Antik Roma’da halka yüksek sesle metin okuyan kişi için kullanılmış, Ortaçağ’da özellikle kilisede kutsal metinleri okuyan din görevlisi

leküm : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın, için) + kum (siz) * size, sizin için

leloir arazı : fra., ara., tür. * leloir (Fransız dermatolog Henri Leloir’ın soyadından) (fra.) + araz (işaret, nişan, alamet, iz) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * dermatomiyozit ve bazı bağ dokusu hastalıklarında görülen, ekstansör yüzeylerde (dirsek, diz, eklem bölgeleri) morumsu, eritemli ve bazen kabarık lezyonlarla kendini gösteren, kas zayıflığı ve sistemik belirtilerle birlikte seyreden sendrom

lem : ara. * lem (hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki

lem : ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak), lamia (parlama, parıldama, ışıldama) * parıldama, parlama, parlayış, ışıldama

lema : ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) * parıltı, parlayış, ışıltı, parlama, ışıldama (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk), illuminate, illuminer (aydınlatmak), luminous, lumineux (aydınlık, parlak) (ing.), lumière (ışık) (fra.) )

lema : ara. * lema (hayır, olmaz, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * -dığı zaman, öyle ki, iken, ne zamanki

lemaat : ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) + at (isim yapım ve çoğul eki) * parlamalar, ışıltılar, ışık huzmeleri

leman : ara. * lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) + an (isim yapım eki) * sürekli veya yoğun parıltı, ışıldama, parlama; kadın ismi

lemegeton clavicula salomonis : ara., lat. * lemegeton (lemehat (göz atmalar, parıltılar, çakmalar), lemaat (parıltı, ışıltı) ) (ara.) + clavicula (küçük anahtar) (clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) ) (lat.) + Salomonis (Süleyman (tam olan, bütün olan, salim olan, sağlam olan) (salim, selim (tam, bütün) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan okültizm ve majik operasyon kitabı

lemehat : ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak), lemh (bakma, bakış; parıltı, çakma) * göz atmalar, parıltılar, çakmalar (lemh-i besar (göz atma, kısa bakma, göz kırpma, göz açıp kapayıncaya geçen zaman) (ara.) )

lemem : ara. * leme, lemme (bir şeye yaklaşmak, hafifçe dokunmak, tam içine girmeden kıyısından geçmek) * büyük günahlardan sayılmayan, kasıt olmaksızın işlenen küçük günah, anlık hata veya günaha yaklaşma fakat ondan kaçınma, küçük günah

lemh : ara. * lamaha (bakmak, bakış atmak; parıldamak, çakmak) * bakma, bakış, göz atma; parıltı, çakma)

lemi : ara. * lami (parlak, ışıldayan; zeki, anlayışlı) (lem’a, lam’a (parlamak, ışıldamak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * parlayan, ışıldayan, parlak, parıldayan (illuminate (aydınlanmak), luminosity (aydınlık), lamp, Lampe (lamba) (ing., fra., alm.), lumière (ışık), lame (bıçak, parlayan metal keski) (fra.) )

lemide : ara. * lemede (parlamak, ışıldamak, cilalı olmak) * düz, pürüzsüz, parlak, cilalı; parlak zekalı (mecazi); (kadın için) parlayan, ışıldayan, parlak, parıldayan

lemis : ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * elle dokunarak hissetme, elle dokunma, temas

lemm : ara. * lamma (toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek, cem etmek) * toplama, birleştirme, bir araya getirme, cem etme

lemma : ara. * lemma (ne zaman ki, -dığında, vakta ki, ne zaman ki, o zaman, -dığı zaman) * ne zaman ki, -dığında, vakta ki, ne zaman ki, o zaman, -dığı zaman

lemma : gre. * lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lemma (kazanılan, kabul edilen, varsayım, varsayılan, öne sürülen) * bir teoremi kanıtlamaya yardımcı olmak olan küçük bir sonuç, matematikte bir tür varsayım

lemnaceae : lat. * lemna (su bitkisi, su mercimeği) adı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * yılanyastığıgiller (Araceae) ailesi içinde bir alt familya olarak sınıflanan, durgun tatlı su yüzeylerinde yaşayan, su yüzeyini kaplayan küçük yapraksı gövdelere sahip olan, dünyanın bilinen en küçük çiçekli bitkilerini içeren bir bitki familyası, su mercimeğigiller

lemniskat : gre., lat. * lemniskos (kurdele, şerit, bant) (gre.); lemniscatus (lat.) * analitik geometri ve diferansiyel denklemler bağlamında, merkezden eşit uzaklıkta dönen noktaların oluşturduğu sürekli, kapalı ve simetrik çift halka eğrisi şeklinde tanımlanan, genellikle polar koordinatlarla ifade edilen ve cebirsel veya trigonometrik formüllerle parametrik olarak gösterilebilen özel eğri türü; sekiz rakamı veya ∞ şeklindeki eğrilerden herhangi biri; sonsuzluk sembolü (∞) şeklinde, iki eşit halkalı simetrik eğri

lems : ara. * lamasa (dokunmak, temas etmek, değmek, ellemek) * dokunma, temas etme, değme, elleme

lemur : gre., lat. * lemur (ruh, hayalet; gece hayvanı) * Roma mitolojisinde ölülerin ruhu veya hayalet; 18. yy’da Madagaskar ve çevresinde yaşayan, gece aktif, uzun kuyruklu primat türü

lemurya : gre., lat. * lemur (ruh, hayalet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Hint ve Pasifik Okyanusu’nda hayali veya kayıp kıta; 19. yy’da bilim insanları tarafından lemurların yayılımını açıklamak amacıyla öne sürülen ve günümüzde mitolojik/hipotetik bir kara parçası olarak kabul edilen coğrafi kavram, Mu

lemz : ara. * lamaza (kinayeli konuşmak, kinaye yapmak, taşlamak, eleştirmek, ima yoluyla ifade etmek, ima etmek; göz veya kaşla işaret etmek) * ayıplama, kinayeli konuşma; göz veya kaşla işaret etme

len : ara. * la (hayır, yok, değil, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + en (-meye, -meyi, fiil öneki) * hayır, yok, değil, asla, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki

lena : ara. * le (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + na (biz) * bize

lenalidomid : lat. * lena (farmasötik aktif bileşen eki) + lidomide (immünomodülatör ve antineoplastik eki) * multipl miyelom ve miyelodisplastik sendrom gibi kan ve kemik iliği hastalıklarının tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini modüle eden ve tümör hücrelerinin büyümesini inhibe eden, genellikle oral yolla uygulanan ve lenalidomid, thalidomide türevlerinden daha selektif ve güçlü bir etki gösteren sentetik ilacın etken maddesi (C13H13N3O3)

lenduha : far. * land (penis) + ha (çoğul eki) * at ve eşek penisleri; çok iri ve kaba, kullanışsız (eşya)

lenf : gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha (temiz su, berrak su, şeffaf sıvı) (lat.) * insan ve memelilerde bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan, damarlar aracılığıyla dokulardan toplanan, protein, yağ ve lenfositler içeren, dokuların sıvı dengesini koruyan, bağışıklık savunmasında rol oynayan ve lenf düğümleri aracılığıyla filtrasyon ve immün yanıt mekanizmalarını destekleyen şeffaf veya hafif sarımsı sıvı, lenfa

lenfadenit : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze; gudde) + itis (hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab) * lenf düğümlerinde şişlik, ağrı ve inflamasyon ile karakterize olan lenf düğümlerinin iltihaplanması durumu

lenfadenektomi : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze; gudde) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * lenf bezlerinin (düğümlerinin) cerrahi operasyonla tamamen veya kısmen kesilip çıkarılması işlemi

lenfadenopati : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + adenos (bez, beze; gudde) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle enfeksiyon, tümör, immün bozukluk veya inflamasyon nedeniyle lenf düğümlerinin büyümesi, sertleşmesi veya fonksiyon bozukluğu ile karakterize olan lenf düğümlerinin hastalığı veya patolojik durumu

lenfanjiektazi : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angiectasis (angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) * lenfatik dolaşım bozukluğu, konjenital defekt, enfeksiyon veya tümör kaynaklı olarak lenf damarlarının genişlemesi ve fonksiyon bozukluğuyla karakterize olan lenf damarlarının anormal genişlemesi veya dilatasyonu

lenfanjit : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + itis (hastalık, sorun, enfeksiyon, iltihab) * enfeksiyon veya travma sonucu lenf damarlarının duvarlarında inflamasyon, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize olan lenf damarlarının iltihaplanması durumu

lenfanjiyografi : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özel boya veya kontrast maddesi kullanılarak lenf damarlarının yapısını, akışını ve olası tıkanıklık, genişleme veya patolojik değişiklikleri göstermek amacıyla uygulanan lenf damarlarının radyolojik olarak görüntülenmesi işlemi

lenfanjiyoleyomiyomatozis : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + leio (düz) + myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * genellikle akciğerler ve lenfatik sistemde görülen, kadınlarda daha sık rastlanan, lenf damarlarının proliferasyonu ile birlikte düz kas hücrelerinin benign tümör benzeri büyümesini ifade eden, klinik olarak solunum ve lenfatik komplikasyonlara yol açabilen lenf damarlarının, düz kas hücrelerinin ve miyom benzeri yapıların bir arada çoğalması ile karakterize nadir, kronik ve progresif bir hastalık

lenfanjiyom : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle doğumsal veya erken yaşta ortaya çıkan, lenfatik sistemde anormal genişlemiş veya kistik yapı oluşturan, genellikle yavaş büyüyen ve çevre dokularla sınırlı lezyonu ifade eden ve lenf damarlarından kaynaklanan iyi huylu tümör veya kistik oluşum

lenfatik : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + atikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lenfle ilgili, lenf sıvısına, lenf damarlarına veya lenf sistemine ait olan

lenfatizm : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + atismos (isim yapım ve durum eki) * lenf sistemi veya lenf bezlerinin anormal büyümesi, aşırı gelişimi veya lenf sistemine bağlı yapısal ve işlevsel bozukluk hali; çocuklarda bağışıklık sistemi ve lenf bezlerinin aşırı duyarlılığı veya şişkinliği ile karakterize sendrom

lenfisam : ara. * len (hayır, yok, asla, değil) + fisam (kopar, ayrılır, kesilir) * asla kırılmaz, asla kopmaz, asla kesilmez

lenfoblast : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * enfosit adı verilen beyaz kan hücrelerine dönüşecek olan, kemik iliğinde bulunan olgunlaşmamış (öncül) bir bağışıklık sistemi hüresi

lenfogranüloma inguinale : gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + inguen, inguin (kasık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkeni Chlamydia trachomatis (serotip L1, L2, L3) olan, kasık bölgesinde küçük ülserler, kasık lenf düğümleri ve ağrılı şişlikler (bubonlar) olarak görülen, lenf düğümlerinde granülomatöz iltihaplanmaya yol açan cinsel yolla bulaşan enfeksiyon

lenfogranüloma venerum : gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + vener (Venus, aşk tanrıçası; cinsel ilişki, zevk, şehvet) + um (son ek) (lat.) * Venüs’e (cinsel ilişkiye) bağlı lenf düğümü granülomu; cinsel yolla bulaşan lenf düğümü granülomu hastalığı; cinsel yolla bulaşan bir Chlamydia trachomatis enfeksiyonu sonucu kasık bölgesinde lenf düğümlerinin şişmesiyle seyreden hastalık

lenfoid : gre., lat. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * lenfe benzeyen, lenf dokusuna ait olan

lenfoma : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * lenf dokusundan kaynaklanan kötü huylu veya iyi huylu tümör

lenfoproliferatif : gre. * lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) + proliferatio (çoğalma, hücre artışı) (proles (döl, nesil, yavru, çocuk) + ferre (taşımak, getirmek, üretmek) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lenfositlerin veya lenf dokusunun anormal veya aşırı çoğalmasıyla ilgili

lenfosit : lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * pluripotansiyel kök hücrelerden üreyen, bağışıklık sisteminin bir parçası olan bağ doku hücresi niteliğindeki lökosit (ak kan hücresi) tipi

lenfositik : lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * lenfosit hücreleriyle ilgili, lenfositlere ait veya lenfositleri içeren

lenfödem : lat., gre. * nymphe (su perisi), lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha (su, sıvı) (lat.) + oidein (şişmek), oidema (şişme, şişlik) * lenf sıvısının dokularda birikmesi sonucu oluşan şişlik, genellikle kol veya bacaklarda görülen kronik veya geçici lenfatik sistem bozukluğu ile karakterize tıbbi durum

lenger : gre., far. * lekari (küçük tencere, sahan) (gre.); langar (gemi demiri, çapa; fakirlere yemek verilen yer, imaret) (far.) * yayvan ve derinliği az, geniş, büyük bakır kap; bir lengerin alabileceği miktarda olan; kap, kapak, kabın kendisi veya içini tutan kapak, konteynır

lengüist : lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim insanı, dilbilimci

lengüistik : lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim, dilbilim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...