ölçüm :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları
kullanarak sayısal olarak belirlemek) + üm (isim yapım eki) * bilinmeyen bir
büyüklüğün veya özelliğin, aynı türden bilinen bir standart birimle
kıyaslanarak sayısal bir değerle ifade edilmesi, ölçme işi
ölçün :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak
sayısal olarak belirlemek) + ün (isim yapım eki) * yetkili kurumlarca
belirlenmiş, nitelik, nicelik veya ağırlık gibi değerler için temel alınan
ayırt edici kural veya ölçü
ölçüt :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları
kullanarak sayısal olarak belirlemek) + üt (isim yapım eki) * bir yargıya
varmak, değerlendirme yapmak veya bir şeyi sınıflandırmak için temel alınan
ilke, kural, standart veya kıstas, kriter
öldürmek :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + dür (etken
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ölmesine neden olmak, canını almak
ölet :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + et (isim yapım
eki) * özellikle insanları veya hayvanları toplu halde kırıp geçiren öldürücü
salgın hastalık, kıran veya afet
ölgün :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + gün (sıfat
yapım eki) * diriliğini, canlılığını veya tazeliğini yitirmiş, pörsümüş,
solmuş; gücü azalmış, zayıf, renksiz, dikkat çekmeyen (mecazi)
ölmek :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + mek (fiil
mastar eki) * canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek
ölmez :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + mez
(olumsuzluk eki) * ölümsüz, ölmeyen, kalıcı, daimi
ölü :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım
eki) * ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli
ölü doğum :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım
eki) + toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
um (isim yapım eki) * genellikle gebeliğin 20. veya 24. haftasından sonra,
doğum gerçekleşmeden önce veya doğum sırasında bebeğin rahim içinde hayatını
kaybetmesi durumu, mortinesans
ölük :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ük (sıfat
yapım eki) * ölmüş, öldürülmüş, artık yaşamayan kişi veya canlı
ölüm :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım
eki) * insan, hayvan ve bitkilerde hayati fonksiyonların (kalp, solunum, beyin)
geri döndürülemez şekilde kesin olarak sona ermesi, yaşamın sona ermesi
ölümcül :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım
eki) + cül (sıfat yapım eki) * ölüme neden olan, öldürücü veya kaçınılmaz
olarak sonu ölümle biten (durum)
ölümlü :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım
eki) + lü (sıfat yapım eki) * sonunda ölecek olan, ölümü olan, fani, mortal
ölümsüz :
tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım
eki) + süz (yoksunluk bildiren sıfat yapım eki) * sonsuza dek yaşayan, ebedi
olan, ölmeye muktedir olmayan veya zamanın etkilerine karşı dirençli olan,
ölümden muaf, kalıcı ve unutulmaz olan
ölüsevici :
tür. * ölü (ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli)
(öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki)
) + sevici (hoşlanıcı, isteyici, olumlu duygu besleyici) * cinsel ilgi ve
arzusunu cesetlere yönelten, ölülerle cinsel ilişkiye girmekten sapkın bir zevk
alan, nekrofil
ölüsevicilik :
tür. * ölü (ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli)
(öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki)
) + sevici (hoşlanıcı, isteyici, olumlu duygu besleyici) + lik (durum eki) *
cinsel ilgi ve arzusunu cesetlere yöneltme eğilimi, ölülerle cinsel ilişkiye
girmekten sapkın bir zevk alma durumu, nekrofili
ömer :
ara. * umr, umur (ömür, yaşam, hayat), umar (yaşayan, hayat süren, uzun ömürlü)
* yaşayan, uzun ömürlü, hayat dolu, yaşam sevinci; erkek ismi
ömerli :
ara., tür. * umr, umur (ömür, yaşam, hayat), umar (yaşayan, hayat süren, uzun
ömürlü) (ara.) + li (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * Mardin’in bir ilçesi
ömr :
ara. * amara, ammara (yaşam sürmek, uzun süre yaşamak), umr, umur (yaşama,
yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) * yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat,
yaşam, ömür
ömrübillah :
ara. * umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) + bi (ile ) +
allah ( Allah) * ömür boyu, hayat boyunca, ölene kadar, asla
ömrühayat :
ara. * umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) + u (bağlaç) +
hayat (doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik)
(hayy (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at
(isim yapım eki) ) * bir kişinin doğumu ile ölümü arasında geçen sürenin tamamı,
tüm yaşam süresi
ömür :
ara. * amara, ammara (yaşam sürmek, uzun süre yaşamak), umr, umur (yaşama,
yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) * yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat,
yaşam, ömür
ön :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) * bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın
geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum
ön ayak :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + ayak (bacakların ucunda yer alan ayakta durma ve yürüme organı) * bir
işin yapılmasına öncülük eden, başlatan, aracılık eden veya kilit rol oynayan
kişi (veya durum); dört ayaklı hayvanların öndeki iki ayağından her biri
ön lisans :
tür., lat. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı
olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) (tür.) + licentia (özgürlük, izin, icazet) (licere (izinli olmak, caiz
olmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); licence (fra.) * temel amacı teknik,
sağlık veya hizmet sektörlerinde kalifiye "ara insan gücü"
yetiştirmek olan, üniversitelerin meslek yüksekokullarında (MYO) verilen 2
yıllık (4 yarıyıl) yükseköğretim programı
ön seçim :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + seçim (çoklu seçenekten birini veya birden çoğunu tercih etme) *
siyasi partilerin genel seçimler, yerel seçimler veya cumhurbaşkanlığı seçimi
öncesinde adaylarını belirlemek amacıyla parti üyelerinin veya delegelerin
oylarıyla yaptıkları iç seçim yöntemi
önce :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + ce (sıfat yapım eki) * bir olayın veya zamanın daha erken, ilk sırada,
diğerlerinden evvel veya öncelikli olarak gerçekleştiğini belirten bir zaman
zarfı, evvel
önceki :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + ce (sıfat yapım eki) + ki (zamir eki) * önce olan, evvel olan
öncel :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + ce (sıfat yapım eki) + el (sıfat yapım eki) * bir görevde veya konuda
kendinden önce gelen, selef, lider veya öncü kişi
öncelik :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum)
+ ce (sıfat yapım eki) + lik (isim yapım eki) * bir işin, durumun veya kişinin
diğerlerine göre daha önemli, acil veya üstün sıralamada olması durumu
öncü :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + cü (isim yapım ve araç eki) * bir işin, hareketin veya düşünce
akımının başlamasına yol açan, önde giden, rehberlik eden veya gelişmeleri
haber veren kişi, topluluk veya eser, avangart
öncül :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + cü (isim yapım ve araç eki) + l (sıfat yapım eki) * bir argümanda
sonucu kanıtlamak için kullanılan temel önerme, mantık kurgusunda sonuca zemin
hazırlayan ifade, mukaddem; bir gelişmenin, hastalığın başlangıç noktası,
prekürsör
önder :
tür., far. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı
olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) (tür.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve
malik olan, taşıyan) (far.) * bir fikir ve hedef doğrultusunda, bir topluluğa,
gruba veya harekete yön veren, yol gösteren, öncülük eden kişi, lider
önek :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + ek (ilave, katık) * bir kelimenin kökünün veya temel kelimenin başına
getirilerek anlamını değiştiren, yeni bir kelime türeten veya kelimeye farklı
bir anlam boyutu (olumsuzluk, zaman, derece vb.) katan hece veya hece grubu, ön
ek, prefiks
önel :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + el (isim yapım eki) * bir işin bitirilmesi veya bir sözleşmenin feshi
için tanınan ek süre, mühlet veya vade; hukuk dilinde ve iş hayatında, iş
sözleşmesinin feshinden önce işçiye tanınan süre (ihbar süresi)
önem :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + em (isim yapım eki) * bir şeyin değer ve ağırlık bakımından taşıdığı
anlam ve etkisi, ehemmiyet
önemli :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + em (isim yapım eki) + li (sıfat yapım eki) * öneme sahip olan, mühim,
değeri yüksek, dikkate değer, mühim veya ehemmiyetli
önemsemek :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + em (isim yapım eki) + se (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
bir kişiye, olaya veya nesneye değer vermek, onu dikkate almak, ciddiye almak
veya mühimsemek
önerge :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + er (fiil ek) + ge (isim yapım eki) * meclis, kongre veya dernek gibi
resmi toplantılarda bir veya birkaç üyenin, belirli bir konu hakkında görüşülüp
karara bağlanması amacıyla başkanlığa sunduğu yazılı teklif veya takrir
öneri :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + er (fiil ek) + i (isim yapım eki) * bir sorunu çözmek veya bir işi
daha iyi hale getirmek amacıyla, değerlendirilmesi talebiyle ortaya atılan
görüş, düşünce, teklif, tavsiye
önerme :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + er (fiil ek) + me (isim yapım eki) * doğru veya yanlış kesin bir
hüküm, yargı veya iddia bildiren cümle
önermek :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + er (fiil ek) + mek (fiil mastar eki) * bir fikri, görüşü, planı veya
düşünceyi değerlendirilmesi için öne sürmek, teklif etmek, sunmak
öngörmek :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + görmek (gözler aracılığıyla ışığın retinada oluşturduğu görüntünün
beyin tarafından işlenmesi sonucu çevreyi algılamak) * bir işin veya durumun
ilerisini, sonuçlarını önceden sezmek, tahmin etmek, planlamak
öngörü :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + görü (görüş, gözle veya hisle algılama) * mevcut veriler, deneyimler
ve gözlemler ışığında bir işin, durumun veya olayın gelecekte nasıl bir yol
alacağını, ne tür sonuçlar doğuracağını önceden kestirme, sezme ve buna göre
tedbir alma yeteneği
önlem :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + lem (isim yapım eki) * istenmeyen bir durumun veya tehlikenin
oluşmasını engellemek, zararlarını azaltmak amacıyla önceden alınan tedbir veya
çare
önlemek :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * istenmeyen bir durumun,
olayın veya tehlikenin gerçekleşmesine engel olmak, önüne geçmek, mani olmak
veya durdurmak
önlük :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + lük (isim yapım eki) * vücudun ön kısmını korumak, giysileri leke, iz
ve zararlı maddelerden sakınmak için diğer kıyafetlerin üzerine giyilen
koruyucu giysi
önsel :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + sel (ile ilgili, -a ait) * deneyimden veya veri toplamadan önce,
yalnızca akıl yordamıyla bilinen, doğuştan gelen veya önceden kabul edilen bilgil,
a priori
önsezi :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + sezi (bilinçaltı düzeyde gerçekleşen hızlı bir zihinsel süreç olan, mantıksal
bir çıkarım yapmadan, bir durumu veya olayı doğrudan hissetme, anlama veya
içgüdüsel olarak kavrama yeteneği) * henüz gerçekleşmemiş bir olayı veya
durumu, ortada somut bir belirti yokken içe doğma yoluyla önceden hissetme,
algılama veya altıncı hissiyle fark etme durumu
önsöz :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + söz (söylem, kelam) * bir kitabın veya akademik eserin başında, yazar
tarafından kaleme alınan; eserin konusunu, amacını, yazılış nedenini, hazırlık
sürecini ve kapsamını anlatan giriş bölümü
önyargı :
tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan,
yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan
konum) + yargı (hüküm, karar) (yar (kesmek, ayırmak) + gı (isim yapım eki) ) *
bir kişi, grup veya durum hakkında yeterli bilgi, deneyim veya kanıt
olmaksızın, önceden edinilmiş, genellikle olumsuz (bazen olumlu) peşin hüküm
veya tutum
öpmek :
tür. * öp (yudumlamak, içine çekmek, koklamak) + mek (fiil mastar eki) *
dudakları sevgi, saygı, bağlılık veya nezaket göstergesi olarak bir kişiye veya
nesneye bastırmak veya değdirmek
öpne :
gre. * eupnea (iyi ve normal nefes alma) (eu (iyi, güzel, düzgün) + pnein
(esmek, solumak, nefes almak, üflemek), pnoia (nefes, solunum) * memelilerde
dinlenme halindeyken gerçekleşen, çaba gerektirmeyen, düzenli, sessiz ve
sağlıklı normal nefes alma şekli
öpücük :
tür. * öp (yudumlamak, içine çekmek, koklamak) + ü (bağlaç) + cük (küçültme ve
sevimlilik eki) * sevgi, şefkat, saygı veya selamlaşma amacıyla dudakların
birine/bir şeye dokundurulması
örcin :
tür. * ör (ipleri birbirine geçirmek, dokumak) + cin (isim/sıfat yapım eki) *
halat veya iplerin birbirine bağlanmasıyla ya da ahşap basamakların ipler
arasına yerleştirilmesiyle oluşturulan ip merdiven, örülen, iplerin örülmesiyle
yapılan merdiven; ilerlemeci, yaratıcı, kararlı ve iletişime açık kişilik
özelliklerini çağrıştıran bir erkek ismi
ördek :
tür. * ötrek (öten) (öt (öteye geçmek, ses duyurmak, meram anlatmak) + rek
(-cı, yapan, eden eki) ) * perde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan,
paytak yürüyüşlü, yassı gagalı, tavuktan küçük, eti ve yumurtası yenen bir su
kuşu; yatalak hastalara idrar yaptırmak için kullanılan, yassı görünümlü tıbbi
şişe
örek :
tür. * ör, öz (hayalet, huzursuz ruh, hortlak) + ek (isim yapım eki) * Türk,
Tatar ve Altay halk inanışlarında, genellikle cinayet sonucu ölenlerin
mezarlarında veya kan dökülen yerlerde ortaya çıktığına inanılan ölü, hayalet
veya zombi benzeri varlık
öreke :
tür. * öreke (iplik eğirmede kullanılan araç) * kirman ile birlikte yün eğirme
işleminde kullanılan, ayrıca keten veya pamuk eğirirken de liflerin
tutturulduğu, ucu çatal şeklinde olan tahta çubuk; iplik eğirirken yün, keten
veya benzeri lifleri üzerine sarmaya yarayan, çatallı veya konik biçimli el
aleti, iğ, kirmen; ebelerin doğum yaptırırken kullandığı, C şeklinde ortası
boş, destekli doğum taburesi
ören :
far. * veran, averan (ıssız, perişan, mahvolmuş) * tarihsel süreçte harabeye
dönmüş, yıkılmış eski yapı kalıntıları, şehir veya kale kalıntıları, harabe,
virane (ruin, ruine, Ruine (virane, kalıntı, harabe) (ing., fra., alm.) )
örf :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) * adap,
erkan, tecrübeyle öğrenilen, gelenek, adet, ritüel, toplumun genel kabulüyle
oluşan uygulama
örfi :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) + i (ile
ilgili, -a ait) * toplumsal geleneklere, göreneklere veya alışılmış kurallara
dayanan, geleneksel, töreye uygun
örfi idare :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) + i (ile
ilgili, -a ait) + idare (yönetim) * özellikle Osmanlı döneminde, olağanüstü
durumlarda (isyan, savaş, afet) sivil yönetimin askıya alınarak yönetimin
geçici olarak askerî makamlara veya örfi hukuka (padişahın emirlerine)
bırakıldığı sıkıyönetim uygulaması, sıkıyönetim, olağanüstü hal yönetimi
örge :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ge (isim yapım eki),
urgan (pamuk, keten, kenevir veya jüt gibi bitki liflerinin bükülmesiyle elde
edilen, halattan daha ince ancak sicimden daha kalın, dayanıklı bir ip türü) *
ip, sicim, örgülü veya örülmüş; sanat, el sanatları ve tasarımda tekrarlanan
temel şekil veya desenler, motif
örgen :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gen (gibi olan, gibi
yapma), urgan (pamuk, keten, kenevir veya jüt gibi bitki liflerinin
bükülmesiyle elde edilen, halattan daha ince ancak sicimden daha kalın,
dayanıklı bir ip türü) * ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma,
birbirine bağlanma (organisation (örgütlenme) (lat.) )
örgü :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gü (isim yapım eki) * ip,
halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma, birbirine bağlanma,
birleştirilmiş olma; iplik veya liflerin şiş, tığ, makine veya el yardımıyla
ilmekler oluşturularak birbirine geçirilmesiyle elde edilen bir tekstil el
sanatı ve bu teknikle yapılan ürün
örgün :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gün (sıfat veya isim
yapım eki) * belirli bir müfredata göre okul ortamında, planlı, programlı ve
yüz yüze gerçekleştirilen, devam zorunluluğu olan eğitim türü
örgüt :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + güt (isim yapım eki) *
yanyana getirilen bireylerden oluşan düzenli grup; ortak bir amacı
gerçekleştirmek için iki veya daha fazla kişinin çabalarını bilinçli ve planlı
bir işbirliğiyle birleştirdikleri toplumsal yapı, teşkilat veya organizasyon
örk :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + k (isim yapım ve araç
eki) * hayvanları (özellikle eşek, koyun, keçi) belirli bir alanda otlatmak
veya sabitlemek amacıyla boyunlarına veya bacaklarına bağlanan ip veya zincir
örmek :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + mek (fiil mastar eki) *
iplikleri tığ, şiş veya el yardımıyla ilmekler haline getirerek kumaş/tekstil
yüzeyi oluşturmak, saç veya ip gibi telleri birbirinin arasından geçirerek
birleştirmek veya tuğlaları birleştirip yığarak duvar gibi yapıları oluşturmak
örneğin :
erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + in (olarak)
(tür.) * örnek olarak, örnek verilirse
örnek :
erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) (tür.) * bir
düşünceyi, kuralı veya savı açıklamak/desteklemek için sunulan benzer, model,
numune veya misal
örneklem :
erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + lem (isim
yapım eki) (tür.) * araştırma evreninin (popülasyonun) tamamına ulaşılamadığı
durumlarda, bu evreni temsil etmek üzere seçilen, evrenin özelliklerini
yansıtan daha küçük ve alt küme
örneklemek :
erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + le (etken
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * soyut bir düşünceyi, kavramı veya
yargıyı daha anlaşılır, somut ve ikna edici kılmak için konuyla ilgili misaller
(benzer olgular) sunmak
örs :
tür. * ör (kalkmak, yükselmek) + uz, s (isim yapım eki) * demircilerin ve metal
ustalarının kızgın metalleri döverek şekillendirmek için üzerine koydukları,
genellikle çelikten yapılan ağır, sert ve dayanıklı metal bloğu, demir dövme
sehpası
örselemek :
tür. * ör (kalkmak, yükselmek) + uz, s (isim yapım eki) + e (bağlaç) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi yıpratmak, eskitmek,
hırpalamak veya fiziksel veya psikolojik olarak zedelemek, güçten düşürmek,
sarsmak ve canlılığını azaltmak
örtbas :
tür. * ört (kapatmak, gizlemek) + bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) * bir
yanlışlığı, hatayı, suçu veya utanç verici bir durumu gizleme, üstünü kapatma
girişimi (yetkili kişilerin sorumluluktan kaçmak, eleştirileri susturmak için
gerçeği saklama girişimi)
örten fonksiyon :
tür., lat. * ört (kapatmak, gizlemek) + en (sıfat yapım eki) (tür.) + functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * bir
fonksiyonun değer kümesindeki her bir elemanın, tanım kümesindeki en az bir
elemanla eşleştiği, yani değer kümesinde (ikinci küme) açıkta hiçbir eleman
kalmadığı fonksiyon türü, sürjektif fonksiyon (B deki her b elemanı için f(a) =
b olacak şekilde A da en az bir a elemanının var olduğu f = A → B fonksiyonu)
örtenek :
tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + enek (isim yapım eki) * anatomi ve
biyolojide hayvanların vücudunu örten deri, kıl, tüy, pul gibi yapıların
bütününe veya bazı organları çevreleyen ince zar, membran
örtmek :
tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + mek (fiil mastar eki) * bir
nesnenin üzerini başka bir cisimle kaplayarak onu görünmez, korunaklı veya dış
etkilerden uzak tutmak, gizlemek ya da bir boşluğu kapayarak kapatmak, kapamak,
sarmak, kaplamak
örtü :
tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kaplayan, yayılan, yüzeyini kapayan; bir şeyin üzerine serilen, onu
kapatan, koruyan veya gizleyen kumaş, kağıt veya benzeri malzeme (earth, Erde
(yer, yeryüzü, kaplayan alan) (ing., alm.) )
örtülü ödenek :
tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + lü (sıfat yapım eki) + ödenek (harcanmak üzere tahsis edilmiş para)
(öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + nek (isim yapım
eki) ) * devletin milli güvenliği, yüksek menfaatleri, istihbarat ve kapalı
savunma hizmetleri gibi gizlilik gerektiren durumları için Cumhurbaşkanlığı
bütçesine konulan, denetimi ve harcama detayları kamuoyuyla paylaşılmayan özel
bütçe kalemi
örtüşmek :
tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * iki veya daha fazla
nesne, düşünce veya durum aynı noktada kesişmek, üst üste gelmek, birbirine tam
uyum sağlamak veya uygun düşmek
örü :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ü (isim yapım eki) *
yapı, duvar, çit, bölme veya örme işi; avlak, avlanılacak yer, gece otlatılan
davar sürüsü; yama
örük :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ük (sıfat yapım eki) *
örülmüş nesne, örgü veya saç örgüsü (belik
örümcek :
tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + üm (isim yapım eki) + cek
(isim yapım ve araç eki) * eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin
örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından, ağ örme yeteneğine sahip, sekiz bacaklı
etçil hayvanlara verilen genel ad
örümcek ağı :
tür. * örümcek (eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler
(Arachnida) sınıfından, ağ örme yeteneğine sahip, sekiz bacaklı etçil
hayvanlara verilen genel ad) (ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + üm
(isim yapım eki) + cek (isim yapım ve araç eki) ) + ağ (ayrım, ayrık, iki
bacağın veya iki parmağın arası; dokuları birbirine geçmiş örgüsel yapı) + ı
(iyelik eki) * örümceklerin karın bölgelerindeki bezlerden salgıladıkları,
protein bazlı ipeksi bir sıvıdan ürettikleri, kuruduğunda sertleşen, genellikle
av yakalamak, yuva yapmak veya dinlenmek için kullandıkları doğal, esnek ve
güçlü ağ yapısı
ösosyalite :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) (gre.) + socialitas
(socius (arkadaş, ortak, yoldaş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
itas (isim yapım ve durum eki) ) * bazı hayvan türlerinde, özellikle
böceklerde, üreme ve iş bölümü açısından yüksek derecede organize olmuş sosyal
yapı gösterme durumu; toplumsallığın en üst düzey örgütlenmiş hali
östaki :
ita. * eustachi (İtalyan anatomist Bartolomeo Eustachi'nin soyadından) * orta
kulak ile geniz (nazofarenks) arasında bağlantı sağlayan, yaklaşık 3,5-4 cm
uzunluğunda kıkırdak ve kemik yapıdan oluşan, temel görevi, orta kulaktaki hava
basıncını dış atmosfer basıncıyla eşitlemek, kulak zarını korumak ve içerideki
sıvıları genize boşaltmak olan kanal
östenit :
ing. * austen (İngiliz metalurji uzmanı Sir William Chandler Roberts-Austen'in
soyadından) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * demir-karbon alaşımlarında
genellikle 912 derecenin üzerindeki yüksek sıcaklıklarda kararlı olan, yüzey
merkezli kübik (YMK/FCC) kristal yapısına sahip olan, manyetik olmayan, sünek
ve yüksek karbon çözünürlüğü olan, paslanmaz çeliklerin temelini oluşturan ve
sertleştirme işlemlerinde kritik rol oynayan demir fazı
östradiol :
gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) +
diol (iki hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * temel olarak yumurtalıklardan
salgılanan, kadın üreme sisteminin düzenlenmesi, yumurtlama, rahim duvarının
kalınlaşması, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ile cilt elastikiyetinin
korunmasında kritik rol oynayan vücuttaki en güçlü ve baskın östrojen hormonu
türü (C18H24O2)
östriol :
gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) +
ol (hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * vücutta özellikle gebelik sırasında
plasenta tarafından yüksek miktarda üretilen, menopoz sonrası dönemde vajinal
kuruluk, kaşıntı ve ağrılı cinsel ilişki (atrofi) tedavisinde lokal kremler
şeklinde sıkça kullanılan en zayıf östrojen türü (C18H24O3)
östrojen :
gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus)
dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer
memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup
steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)
öşriye :
ara. * aşra, aşera (on), aşar, uşr (onda bir, aşar) + iye (durum eki) * İslam
hukukunda ve Osmanlı toprak yönetiminde Müslümanlara ait olan, hasat vaktinde
ürünün onda biri (1/10) oranında vergi (öşür) alınan özel mülk topraklara
verilen isim
öşür :
ara. * aşra, aşera (on), aşar, uşr (onda bir, aşar) * şar vergisi, onda bir,
üründen alınan onda bir vergi, aşar
ötanazi :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün) + thanatos (ölüm) + eia (isim yapım ve durum
eki) * tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda acıyı sonlandırmak amacıyla
yaşamın tıbbi müdahaleyle sonlandırılması işlemi
öte :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, aşmak, ses duyurmak, borçlanmak) + e (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bulunulan yerin dışı, diğer yer
ötektik :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, kolay) + tekein (eritmek, erimek, çözmek),
tektos (eritilmiş, çözülmüş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * iki veya daha
fazla bileşenden oluşan bir karışımın, bileşenlerinin kendi erime noktalarından
daha düşük bir sıcaklıkta, tek bir noktada aynı anda eriyip katılaştığı özel
bir alaşım veya karışım türü
öteli :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + telein (tamamlamak,
gerçekleştirmek, sona erdirmek, yerine getirmek), teleia (tamamlanma,
yetkinlik, olgunluk) * bir canlı türüne ait bireylerin yetişkin dönemlerinde
vücutlarında (somatik hücrelerinde) tam olarak aynı sayıda hücre bulunması
durumu
ötenazi :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün) + thanatos (ölüm) + eia (isim yapım ve durum
eki) * tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda acıyı sonlandırmak amacıyla
yaşamın tıbbi müdahaleyle sonlandırılması işlemi
ötimik :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, normal) + thymos (ruh, ruh hali, duygu, mizaç,
öfke, içsel yaşam gücü, canlılık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kişinin ruh
halinin ne çok coşkulu (mani) ne de çok üzgün (depresyon) olduğu, huzurlu,
dengeli ve normal olduğu "orta yol" duygu durumu, bipolar bozukluk
tedavisinde hedeflenen, ataklar arası dönemdeki sağlıklı ve stabil ruh hali
ötiroid :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, normal) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos
(kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroid
bezinin normal çalıştığı, kanda TSH, T3 ve T4 hormon düzeylerinin referans
aralıklarında olduğu, hipotiroidi veya hipertiroidi durumunun olmadığı, tiroid
fonksiyonlarının dengede olduğu sağlıklı fizyolojik durum
ötkün :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kün (fiil mastar eki) *
birini veya bir şeyi taklit etmek, benzemeye çalışmak, anlatmak, hikaye etmek;
birine veya bir şeye davranış, tarz olarak benzemeye çalışmak, özenmek veya
örnek aldığı kişinin davranışlarını veya eserlerini yeniden yapmak
ötleğen :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + leğen (-cı, yapan, eden
eki) * Sylviidae familyasına ait olan, kahverengi, gri veya yeşilimsi renklerde
tüyleri olan, böcekçil beslenen, aktif ötücü olan, çalı ve sık bitki
örtülerinde yaşayan küçük gövdeli, ötücü bir kuş türü
ötmek :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + mek (fiil mastar eki) *
kuş, böcek veya bazı hayvanlar karakteristik tiz sesler çıkarmak; boş konuşmak,
bağırıp çağırmak; üflemeli çalgılar ses çıkarmak; gizli bir bilgiyi itiraf
etmek, ispiyonlamak (argo)
ötopik :
gre. * ou (yok, olmayan) + topos (yer, bölge, konum, mevki, mekan) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * hayali, gerçek dışı, gerçekleşmesi imkansız veya çok
zor olan, idealize edilmiş durum
ötre :
ara. * utru, otru (orta) * Arap harflerinin üzerine konulan küçük
"vav" (ُ ) şeklindeki hareke
ötrofikasyon :
gre., lat. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + trephein
(beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma,
büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + atio (isim yapım eki) (lat.) * başta
azot ve fosfor olmak üzere besin tuzlarının su ekosistemlerinde aşırı birikmesi
sonucu alglerin ve su bitkilerinin kontrolsüzce çoğalarak sudaki oksijeni
tüketmesi ve su kalitesini bozması süreci
ötüken :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + ü (ek) + ken (sıfat
yapım eki) * Eski Türklerde (Göktürkler, Uygurlar) devletin merkezi, kutsal
başkent ve Türklerin yeryüzündeki ilk yurdu olarak kabul edilen,
Moğolistan'daki Hangay Dağları civarında yer alan ormanlık ve dağlık bölge;
Türk mitolojisinde ve tarihinde birliği, toprak anayı, kutsal sığınağı ve
"cihanın merkezi"ni temsil eden karakter
ötürü :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + ü (bağlaç) + rü (isim
yapım eki) * sebepiyle, dolayı, nedeniyle, naşi, yüzünden
ÖTV :
tür. * özel (yalnızca belli bir kişiye, şeye veya duruma ait olan, hususi) +
tüketim (kullanma, harcama, yok etme) + vergi (devletin kamu hizmetleri için zorunlu
olarak halktan topladığı para) + si (iyelik eki) * belirli lüks, çevreye veya
sağlığa zararlı malların (otomobil, tütün, alkol, beyaz eşya vb.) ithalatı veya
üreticiden ilk satışı sırasında alınan, maktu veya nispi oranda hesaplanan bir
dolaylı vergi
övgü :
tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + gü (isim yapım
eki) * bir kişinin veya bir şeyin üstün özelliklerini, başarılarını ve
güzelliklerini dile getirerek takdir etme, yüceltme, beğeniyi ifade etme,
methetme
övmek :
tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + mek (fiil mastar
eki) * methetmek, birinin veya bir şeyin iyiliklerini söyleyerek değerini
yüceltmekhakkında iyi konuşmak (ovation (tezahürat) (lat.) )
övünç :
tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ünç (isim yapım
eki) * bir başarı, nitelik veya sahip olunan değerli bir şeyden dolayı duyulan
gurur, kıvanç ve iftihar duygusu
övüngen :
tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ün (dönüşlü fiil
eki) + gen (ile ilgili, -a ait) * çok övünen, başarıları veya mal varlığıyla
abartılı bir şekilde iftihar eden, kibirli ve farfara kişi
övünmek :
tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ün (dönüşlü fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * sahip olduğu bir özellik, yetenek veya başarıdan
dolayı kendini yücelterek bundan gururla, hatta abartılı bir biçimde bahsetmek,
iftihar etmek, böbürlenmek, kibirlenmek
öykü :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kü (isim yapım eki) *
özenme, taklit etme; yaşanmış veya tasarlanmış olayları, yer ve zaman
bağlamında, ayrıntılarıyla anlatan kısa, düzyazı şeklindeki edebi tür, hikaye,
anlatı
öykünmek :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kün (fiil mastar eki) *
birini veya bir şeyi taklit etmek, benzemeye çalışmak, anlatmak, hikaye etmek;
birine veya bir şeye davranış, tarz olarak benzemeye çalışmak, özenmek, taklit
etmek veya örnek aldığı kişinin davranışlarını veya eserlerini yeniden yapmak
öyle :
tür. * o (işaret zamiri) + ile (birlikte, beraber) * o şekilde, o haliyle, o
suretle
öz :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) * benlik, kendi,
iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher
öz ısı :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ısı
(sıcaklıkları farklı iki sistem arasında, yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa
doğru aktarılan, transfer halindeki enerji türü) * 1 gram ağırlığındaki bir
malzemenin sıcaklığını 1 derece artırmak için gerekli olan ısı
özafagus :
gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein
(taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim/sıfat yapım eki) ) *
ağız ile mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu
özalp :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + alp (cesur,
yiğit), alpmak (al (almak, zaptetmek, fethetmek, alt etmek, yenmek) + lp (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) (saygı göstermek, yüceltmek) * Van’ın bir ilçesi; erkek
ismi
özbek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + bek (bey,
efendi, reis, lider, güçlü) * yiğit, cesur, kendi kendine yeten; Orta Asya'da,
özellikle Özbekistan'da yaşayan, Harezm'den Fergana'ya kadar uzanan bölgenin en
kalabalık Türk halkı (Altın Orda hükümdarı Muhammed Özbek Han (1313-1340)
dönemiyle özdeşleşmiş bir etnonim)
özbekistan :
tür. * özbek (cesur, kendi kendine yeten) (öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas,
temel, asıl, cevher) + bek (bey, efendi, reis, lider, güçlü) ) (tür.) + istan
(durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) ) (far.) * Orta Asya'da yer alan ve
köklü bir Türk tarihi mirasına sahip olan, adını 14. yüzyılda Altın Orda
Devleti'nin hanı olan Özbek Han'dan alan ülke
özbeöz :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + be (ve, ile,
birlikte, beraber) + öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) *
gerçek, gerçekten, katışıksız, hakiki, kendisi, kendi
özcan :
tür., far. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) +
can (yaşam, hayat, dirilik, ruh, hayat cevheri, dirim kuvveti) (far.) * özü can
olan, samimi, içten, gerçek dost ve temel yaşam kaynağı; erkek ismi
özdeğer :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + değer (ölçü,
kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) * matematikte bir matris veya
doğrusal dönüşümün, belirli bir sıfırdan farklı vektörü yalnızca bir skalerle
çarparak dönüştürdüğü skaler katsayı; bir kişinin başarılarından, dış
görünüşünden veya başkalarının onayından bağımsız olarak, kendi varlığına,
ruhuna ve kişiliğine biçtiği içsel değer ve yeterlilik hissi
özdek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + (isim yapım
eki) * bilinçten bağımsız olarak var olan, duyularla algılanabilen, kütlesi ve
hacmi olan nesnel gerçeklik, madde
özden :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + den (kaynak
belirteci, isim yapım eki) * özünden, gerçek, hakiki, içten, samimi ve asil;
asalet, doğallık ve özle ilgili olma; kadın ismi
özdeş :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + deş (benzer,
aynı) * her türlü nitelik, içerik ve yapı bakımından birbirinin aynısı olan,
ayırt edilemeyecek kadar benzer, eşdeğer, identik
özdeşlik teoremi :
tür., gre. * özdeşlik (aynı olma durumu, eşdeğerlilik) (özdeş (her türlü
nitelik, içerik ve yapı bakımından birbirinin aynısı olan, ayırt edilemeyecek
kadar benzer, eşdeğer, identik) + lik (isim yapım ve durum eki) ) (tür.) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * analiz ve
cebirde, iki fonksiyonun bir açık kümede birbirine eşit olması durumunda, bu
fonksiyonların tüm tanım kümelerinde eşit olduğunu, özellikle holomorf
fonksiyonlar için geçerli olduğunu belirten temel teorem
özdeyiş :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + deyiş (söylem;
özlü söz) (de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + iş (isim yapım eki) ) * bir
düşünceyi, duyguyu veya ilkeyi en kısa, en özlü ve çarpıcı biçimde anlatan,
söyleyeni genellikle belli olan bilgece söz, vecize
öze :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım
ve araç eki) * mikrobiyoloji laboratuvarlarında mikroorganizmaları bir
kültürden diğerine aktarmak (ekim yapmak), örnek almak veya yaymak için
kullanılan, ucu çember şeklinde kıvrılmış ince, çubuk şeklindeki laboratuvar
aleti
özefagal :
gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp)
(oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yemek borusu ile ilgili veya yemek
borusuna ait
özefagus :
gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein
(taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) * ağız ile
mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu
özek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ek (isim yapım
ve araç eki) * merkez, orta nokta, çekirdek veya bir şeyin içi, özü
özel :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili,
-a ait) * yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı, hususi,
benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır
özel sektör :
tür. * özel (yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı,
hususi, benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır) (öz (benlik, kendi, iç, ruh,
esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili, -a ait) ) (tür.) + sector (kesim,
bölüm, kısım) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) )
(lat.) * devletin kontrolünde olmayan, bireylerin veya şirketlerin kar amacıyla
kurup yönettiği, ekonomik faaliyetlerin (üretim, hizmet, ticaret) yapıldığı
bölüm
özeleştiri :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + eleştiri
(sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini değerlendirme, analiz etme; bir
insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve yanlış yönlerini tespit edip
bildirme) (ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken
fiil eki) + i (isim yapım eki) ) * bir kişinin kendi davranışları, düşünceleri,
tutumları veya eylemleri üzerine yaptığı iç muhasebe, değerlendirme ve
yargılama süreci
özelik :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım
ve araç eki) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir nesnenin veya kavramın
kendine has, onu başkalarından ayıran temel niteliği, özellik, nitelik, vasıf
özellik :
tür. * özel (yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı,
hususi, benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır) (öz (benlik, kendi, iç, ruh,
esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili, -a ait) ) + lik (isim yapım ve
durum eki) * bir nesnenin veya kavramın kendine has, onu başkalarından ayıran
temel niteliği, özelik, nitelik, vasıf
özemek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım
ve araç eki) + mek (fiil mastar eki) * birkaç malzemeyi (örneğin un-su,
nişasta-süt) birbirine karıştırıp iyice çırparak pürüzsüz ve yoğun bir kıvam
elde etme işlemi
özen :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + en (isim yapım
eki) * bir işi en iyi şekilde yapmak için gösterilen dikkat, titizlik, itina ve
ihtimam
özenti :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + enti (isim
yapım eki) * başkalarının yaşam tarzını, davranışlarını, giyimini veya
fikirlerini, kendi kişiliğini katmadan taklit etme durumu veya bu davranışı
sergileyen kişi
özer :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + er (erkek,
adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek)
* özü er olan, yiğit, doğru ve mert kimse; erkek ismi
özerk :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + erk (güç,
kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) * (kurum, kuruluş veya bölge) daha
üst bir yapıya bağlı olmakla birlikte, kendi kurallarını koyma, yönetme ve
karar alma yetkisine sahip olan, otonom
özerklik :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + erk (güç,
kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) + lik (isim yapım ve durum eki) *
bir topluluğun veya kurumun dış bir otoriteye bağlı olmadan kendi kendini
yönetme yetkisine sahip olma durumu; bir kurumun, bölgenin veya bireyin,
merkezi bir otoriteye bağlı kalmakla birlikte, kendi kurallarını koyma,
kararlarını bağımsız alma ve kendini yönetme hakkı, kendi kaderini tayin etme
yetisi
özet :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + et (yapmak,
eylemek) * bir metnin veya konunun ana noktalarını kısaca ifade eden kısa
anlatım
özezer :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + er (-cı, yapan,
eden eki) * eziyet çekerek cinsel zevk alan sapkın kimse, mazoşist, kendine acı
çektirme sapıncı gösteren kimse, mazoşist
özge :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ge (ile ilgili,
-a ait) * başka, farklı, değişik, özgün, kendine has, nevi şahsına münhasır
özgeçmiş :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + geç (ilerlemek,
aşmak) + miş (geçmiş zaman eki) * bir bireyin eğitim, iş deneyimi, becerileri
ve yetkinliklerini işverenlere özetleyen, iş başvurularında kullanılan
profesyonel bir tanıtım belgesi, curriculum vitae (CV)
özgü :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) * birine veya bir şeye ait olan, ona mahsus, karakteristik, kendine has
nitelik taşıyan, özel, has, halis, münhasır
özgül :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) + ül (sıfat yapım eki) * spesifik, kendine özgü, özel, belirli bir türe
ait
özgül ağırlık :
tür. * özgül (spesifik, kendine özgü, özel, belirli bir türe ait) (öz (benlik,
kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + ül (sıfat
yapım eki) ) + ağırlık (bir cisme, konumunda etki eden çekim kuvveti (kg) )
(ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (isim yapım ve
durum eki) ) * bir maddenin yoğunluğunun, referans alınan bir maddenin
(genellikle 4 derecedeki (c) su) yoğunluğuna oranı, bağıl yoğunluk (yoğunluk
çarpı gravite ile hesaplanır; γ = ρ.g)
özgün :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) + n (sıfat yapım eki) * taklit olmayan, kendine has özellikleri bulunan,
orijinal ve benzersiz; bir eserin, fikrin veya tarzın başka hiçbir şeye
benzemeyen, yaratıcısının kişiliğini yansıtan, ayırt edici niteliğini yansıtan
sıfat
özgür :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) + r (-cı, yapan, eden eki) * herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta
veya dış etkiye bağlı olmayan, bağımsız, hür ve serbest
özgür irade :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) + r (-cı, yapan, eden eki) + irade (istek, isteme, arzu, arzulama) *
bireyin dış zorlama veya önceden belirlenmiş kader olmaksızın, kendi eylem ve
kararlarını bağımsızca seçebilme, kendi kaderini belirleme yetisi, bilinçli
olarak seçim yapma ve karar verme yetisi
özgürlük :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım
eki) + r (-cı, yapan, eden eki) + irade (istek, isteme, arzu, arzulama) + lük
(isim yapım ve durum eki) * bireyin dış zorlamalar, kısıtlamalar veya
başkalarının haklarına zarar vermeden kendi iradesiyle düşünebilmesi, karar
verebilmesi ve hareket edebilmesi durumu, hürriyet
özgüven :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + güv (güç,
kuvvet, sağlamlık, dayanıklılık) + en (isim yapım eki) * kişinin kendi
değerine, yeteneklerine ve potansiyeline duyduğu inanç ve itimat duygusu
özhan :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + han (kağan,
hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * gerçek hükümdar,
soylu lider, asıl bey
özkan :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kan
(damarlardaki oksijen ve besin taşıyan hayat sıvısı; nesil, soy) * özü temiz,
soyu temiz, asil kan, gerçek soy
özkaynak :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kaynak (ndan
doğal olarak çıkan su, suyun çıkış yeri veya metal parçaların yüksek ısı ve
basınçla birleştirilmesi işlemi; bilgi veya malzemenin elde edildiği yer veya
kişi, köken, orijin) (kayn (ısınmak, köpürmek, hareketlenmek, başlamak, çıkmak)
+ ak (isim yapım eki) ) * bir işletmenin toplam varlıklarından tüm borçları
(yükümlülükleri) çıkarıldıktan sonra geriye kalan, bilançonun pasifinde yer
alan, şirketin dış borçlanmaya gitmeden kendi finansman gücüyle sahip olduğu
varlıkları ve finansal sağlığı gösteren net değer (yani şirketin sahiplerine
veya hissedarlarına ait olan kısım)
özkıyım :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kıyım (kesme,
ayırma) (kıd, kıy (kesmek, ayırmak, yok etmek, zarar vermek) + ım (isim yapım
eki) ) * kişinin kendini öldürmesi, intihar
özkütle :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + kutla (yığın,
küme; bir cismin sahip olduğu madde miktarını, hacmi ve yoğunluğu ile
ölçülebilir fiziksel özelliğini ifade eden, SI biriminde kilogram (kg) ile
ölçülen büyüklük) (ara.) * sabit sıcaklık ve basınçta bir maddenin birim
hacmindeki (1 cm^3) kütle miktarı
özlem :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lem (isim yapım
eki) * kişinin bir şeye veya kişiye ruhen veya manen duyduğu hasret, yokluk
hissi ve kavuşma arzusu
özlemek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kimseyi veya bir şeyi görme, kavuşma isteği
duyarak yokluğunu derinden hissetmek, hasret çekmek ve gönül içinden aramak
özlü :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lü (sıfat yapım
eki) * az sözle çok şey anlatan, derin anlamlı, esaslı, nitelikli, özü olan,
cevherli
özlük :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lük (isim yapım
eki) * bir kişinin veya şeyin en içteki temel niteliği, cevheri, aslı ve
kimliği; bireyin (özellikle çalışanların) kimlik, sicil, görev ve mali
haklarını içeren kişisel kayıtların bütünü
özne :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim yapım
eki) * cümlede yüklemin bildirdiği işi, eylemi veya oluşu gerçekleştiren,
durumu üzerine alan kişi veya varlık
öznel :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim yapım
eki) + l (sıfat yapım eki) * kişisel duygu, düşünce, beğeni veya yorumlara
dayanan, kişiden kişiye değişebilen ve kanıtlanamayan yargı veya anlatım
biçimi, sübjektif
öznur :
tür., ara. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) +
nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) * öz aydınlık, özü ışık
olan, içten aydınlık saçan, gerçek, temel ışık; kadın ismi
özofageal trakeal kombitüp :
gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp)
(oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) )
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + trakhys (pürüzlü, pütürlü,
tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya
getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift hale getirilmiş) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) +
are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + tubus
(boru, tüp) (lat.) * kardiyak arrest gibi acil durumlarda, hastayı ventile
etmek (solutmak) için kullanılan, laringoskopi gerektirmeden
"körlemesine" (kör olarak) yemek borusuna veya soluk borusuna
yerleştirilerek hava yolu açıklığını sağlayan çift lümenli (iki kanallı) geçici
bir acil hava yolu cihazı; kardiopulmoner resusitasyon sırasında yetişkin hastalar
için kullanılan çift lümenli, tekrar kullanıma uygun alternatif hava yolu aracı
özofagial :
gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp)
(oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) )
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * özofagus (yemek borusu) ile ilgili
özofagit :
gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein
(taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * yemek borusunun (özofagus) iç yüzeyini
kaplayan dokunun (mukoza) iltihaplanması veya tahriş olması
özofagus :
gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein
(taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) * ağız
ile mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu
özofajit :
gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein
(taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * yemek borusunun (özofagus) iç yüzeyini kaplayan
dokunun (mukoza) iltihaplanması veya tahriş olması
özsermaye :
tür., far. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) +
sermaye (bir işin kurulması, yürütülmesi ve geliştirilmesi için gereken nakit
para, makine, bina, hammadde ve fikri mülkiyet gibi paraya çevrilebilir tüm
maddi/maddi olmayan değerlerin bütünü, ana para) (ser (baş, kafa) + maye (para;
asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) ) (far.) * bir işletmenin
toplam varlıklarından tüm borçları çıkarıldıktan sonra geriye kalan net
değerdir; hissedarların veya sahiplerin işletme üzerindeki gerçek hak sahipliği
özsever :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + sever (ister,
hoşlanır, ilgi duyar) * kendi benliğine aşırı hayranlık duyan, kendini
herkesten üstün gören, bencil ve kibirli kişi, narsist, narsisist
özsu :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + su (hidrojen
ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * bitki
ve hayvan dokularında bulunan, bitkilerin odun, soymuk borularında, hayvanlarda
ise hücreler arası boşluklarda bulunan ve besin ve su taşıyan hayati sıvı
öztan :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + tan (gök,
gökyüzü; Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık,
aydınlık, gün doğumu, fecir vakti, güneşin doğuşu, gün ağarması) * öz şafak;
erkek ismi
özuzay :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + uzay (evren)
(uz (uzunluk, genişlik, mesafe) + ay (isim veya sıfat yapım eki) ) * lineer
cebirde belirli bir matrisin belirli bir öz değerine (λ) karşılık gelen tüm öz
vektörlerin ve sıfır vektörünün oluşturduğu vektör alt uzayı (V doğrusal uzay,
T V →V doğrusal dönüşümü için T nin a özdeğeri ele alındığında, Tx = ax
eşitliğini sağlayan bütün x vektörlerinden oluşan altuzay)
özümsemek :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + üm (edilgen
fiil eki) + se (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * edinilen bilgileri,
fikirleri veya kültürel değerleri derinlemesine anlayıp kendi öz malı, yani
benliğinin bir parçası haline getirmek, içselleştirmek
özür :
ara. * adara, azara (affetmek, bağışlamak), itizar (özür dileme, özür, mazeret,
mazur görme) * mazur görme, affetme, mazeret sunma
özürlü :
ara., tür. * adara, azara (affetmek, bağışlamak), itizar (özür dileme, özür,
mazeret, mazur görme) (ara.) + lü (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * doğuştan
veya sonradan oluşmuş fiziksel, zihinsel, ruhsal veya duyusal yetenek kaybı
olan
özüt :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + üt (isim yapım
eki) * bir bitki, doku veya maddenin içerdiği etken maddelerin su, alkol veya
yağ gibi çözücüler kullanılarak ayrıştırılmasıyla elde edilen yoğunlaştırılmış
(konsantre) kısmı
özvatan :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + vatana
(ikamet etmek, konaklamak, kalmak), vatan (kişinin doğduğu, yaşadığı veya
yerleştiği yer, yurt ve konut) (ara ) * Kayseri’nin bir ilçesi
özvektör :
tür., lat. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) +
vectus (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak,
götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) * kare bir matrisle (lineer dönüşüm) çarpıldığında yönü değişmeyen,
yalnızca büyüklüğü değişen (ölçeklenen) sıfırdan farklı özel bir vektör
(doğrusal uzay, T = V →V doğrusal dönüşümü için eğer T(x) = ax eşitliğini
sağlayan sıfırdan farklı bir x vektörü ve bir a sayısı var ise bu eşitliği
sağlayan x vektörü)
özveren :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ver (vermek,
bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek,
aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + en (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir amaç uğruna kendi çıkarlarından, rahatından
veya haklarından vazgeçerek, karşılık beklemeden fedakarlık yapan (kişi veya
tutum), özverili, fedakar
özveri :
tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ver (vermek,
bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek,
aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım
eki) * bir amaç uğruna veya başkasının iyiliği için kendi çıkarlarından,
haklarından veya isteklerinden vazgeçme, yani fedakarlık etme durumu,
fedakarlık
P :
gre. * phosphorus (phos (ışık) + phoros (taşıyan, getiren) ) * atom numarası 15
olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan, ametal özellik gösteren ve
farklı allotroplara sahip olan, gübre üretiminde, biyolojik moleküllerde,
deterjanlarda, kibritlerde ve kimyasal endüstride kullanılan element
p :
tür. * p, P * Türkçe alfabedeki 20. harf (Ö'den sonra, R'den önce)
P2P :
ing. * peer (eş) + to (-a doğru, yönelim) + peer (eş) * merkezi sunucuya
ihtiyaç duymadan eşler arası veri paylaşımı sağlayan ağ mimarisi
pa :
far. * pa, pay (ayak) (far.); pes (ayak) (lat.) * ayak (bacağın bilekten
aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü, ayak
Pa : gre.,
lat. * protactinium (protos (ilk, önce) (gre.) + actinium (aktinyum) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 91 olan, aktinitler serisinde
bulunan, radyoaktif ve nadir bir metal olan, nükleer araştırmalarda ve uranyum
bozunma zincirlerinin incelenmesinde kullanılan element
PA :
lat. * posterior (sonraki, arkadaki) (post (sonra, arka) + erior (karşılaştırma
eki, “daha… olan”) ) + anterior (önceki, öndeki) (ante (önce, önceye doğru,
evvel, ön, öne, önde) + erior (karşılaştırma eki, “daha… olan”) ) * röntgen ve
tıbbi görüntülemede ışının yönünü tanımlayan pozisyon kısaltması
PaaS :
ing * platform (platform) + as (olarak) + a (bir) + service (hizmet) * uygulama
geliştirme ve çalıştırma ortamının hizmet olarak sunulduğu bulut modeli
pabuç :
far. * pa (ayak) + pusidan (örtmek, kaplamak, giymek), pus, puş (örtü, kaplayan
şey) * ayağı korumak veya örtmek için giyilen ayakkabı, terlik veya benzeri
ayak giysisi türü
pacemaker :
ing. * pace (adım, tempo, hız) + maker (yapan, eden, oluşturan) * kalbin çok
yavaş, düzensiz veya bloklu çalıştığı durumlarda elektriksel uyarılar
göndererek kalbe normal ritmini sağlayan, genellikle lokal anestezi altında
göğüs veya karın bölgesine yerleştirilen, yaşam kalitesini artırarak bayılma,
yorgunluk gibi semptomları önleyen küçük, pilli bir cihaz
pachycaul :
gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kaulos (gövde, sap) (gre.) + osus
(sıfat yapım eki) (lat.) * kalın gövdeli, özellikle gövdesi olağandışı biçimde
kalınlaşmış ve su depolayan bitki
pachycephalidae :
gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kephale (baş, kafa) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes) takımında
yer alan bir kuş familyası, kalın başlı kuşlar
pachycephalosauria :
gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kephale (baş, kafa) + sauros
(kertenkele, sürüngen) (gre.) + ia (taksonomik çoğul eki) (lat.) *
kafataslarının üst kısmı aşırı derecede kalın ve kubbe şeklinde olan, iki ayak
üzerinde yürüyen otçul dinozorları kapsayan bir alttakım, kalın kafalı kertenkeleler
pachycereus :
gre., lat. * pakhys (kalın) (gre.) + cereus (balmumu gibi, mumsu) (cera
(balmumu, mum) + eus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Meksika ve Orta Amerika'ya
özgü, 15-19 metre yüksekliğe ulaşabilen, Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait
devasa sütunlu, iri gövdeli kaktüsleri kapsayan cins
pachycladus :
gre., lat. * pakhys (kalın) + klados (dal, sürgün) (gre.) + us (isim yapım eki)
(lat.) * mavi-turkuaz renkli bir kaktüs türü, mavi meşale kaktüsü, mavi sütun
kaktüs
pachypodium :
gre. * pakhys (kalın) + pous, podos (ayak) * Apocynaceae familyasına ait,
Madagaskar kökenli, kalın dikenli gövdesi ve şemsiye benzeri yapraklarıyla
palmiyeyi andıran şişkin gövdeli sukulent (sulu, suyu olan) bitki cinsi
pachystachys :
gre. * pakhys (kalın) + stachys (başak) * Acanthaceae familyasına ait, Tropikal
Amerika kökenli kalın çiçek başakları olan bitki cinsi
packera :
lat. * Packer (Amerikalı botanikçi John Packer) + a (isim yapım eki) *
papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Kuzey Amerika ve diğer bölgelerde
yayılış gösteren sarı çiçekli otsu bitki cinsi
PACU :
ing. * post (sonra, arkası, ardı) + anesthesia (anestezi) + care (bakım) + unit
(birim) * anestezi alan hastaların ameliyat sonrası iyileşme ve gözetimlerinin
yapıldığı yoğun bakım benzeri birim
paç :
far * paçe (eskimiş, yırtılmış, işe yaramaz hale gelmiş kumaş veya bez parçası)
* eskimiş, yırtılmış, işe yaramaz hale gelmiş kumaş veya bez parçası, paçavra,
çaput, eski giysi (pertal); baca
paça :
far. * paçe, payçe (ayakçık, hayvan ayağı, pantolon bacağı) * pantolon, don
veya şalvar gibi giyeceklerin bacakların geçtiği alt bölümü (paça boyu, paça
daraltma); kasaplık hayvanların (koyun, dana) kesilmiş ayakları/kellesi ile
yapılan sarımsaklı/sirkeli sakatat çorbası (paça çorbası)
paçal :
far. * pa (ayak) + çal (çukur) * dokuma tezgahı pedalı; esnafın tezgah
arkasındaki çukur; farklı ürünlerin karıştırılmasınsan oluşan, harmanlanmış
paçanga :
ink., isp. * quechua (ink.); cachanga (Peru usülü börek) (isp.) * Türk
mutfağına özgü, özellikle pastırma ve kaşar peyniri kullanılarak ve yufka içine
domates, biber ve maydanoz eklenerek sarılan genellikle kızgın yağda kızartılan
çıtır bir börek türü
paçarız :
gre. * plagios (çapraz, yan, eğri) * çapraz, yan, eğri; zor, aykırı, ters
paçavra :
far., gre. * paçare (değersiz, eski, yırtık kumaş parçası veya bez) (far.);
patsavoura (kaba bez, paçavra) (gre.) * eskimiş, yırtılmış, atılacak durumda
olan bez veya kumaş parçası, kirli bez
paçoz :
gre. * patsos (kefal; büyük boy has kefal) * kefal türünden, iri bir balık;
güzelliğini yitirmiş, yaşlı orospu
pad :
alm. * pad (yastık, dolgu; üzerine basılan veya yazılan yüzey)ayak tabanı,
tıkız yatak) * bir yüzeyi korumak, desteklemek veya üzerine yazı/çizim yapmak
için kullanılan yumuşak veya koruyucu tabaka
padalya :
gre., lat. * pathein (hareketsiz olmak, cansız olmak) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * öldürüldükten
sonra içi doldurularak süs eşyası veya hatıra olarak saklanan hayvan
(genellikle tilki, ördek, kaz) başı veya gövdesi
paderikal :
gre., lat. * pater (baba) + arkhein (yönetmek, idare etmek, hükmetmek) (gre.) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * ayağı köstekli, ayağı bağlı, hareketsiz,
hareket edemeyen; erkeğin aile, toplum ve yönetim üzerinde birincil otorite,
güç ve kontrol sahibi olduğu toplumsal yapı
paderpa :
far. * pa (ayak) + der (ile, birlikte, yanında) + pa (ayak) * yak ayağa,
yanyana
padişah :
far. * pati (bey, efendi, koruyucu) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan,
padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) * hükümdar, iktidar sahibi;
Osmanlı İmparatorluğu'nda devleti yöneten en yüksek egemenlik makamındaki
kişiye verilen ünvan, han, hakan, hünkar, sultan
padmanabha :
san. * padma (lotus, nilüfer) + nabha (göbek, merkez) * göbeğinden lotus çıkan;
Hint mitolojisinde Hindu tanrısı Vishnu'nun yılan Anantha üzerinde uzanmış,
yaratılışı ve evreni temsil eden formunu simgeleyen ilahi isim
padok :
ing. * paddock (küçük çayırlık, at egzersiz alanı), (parrock (av alanı,
çitlenmiş arazi) * etrafı çevrili çimenlik veya küçük alan; hipodromda yarış
atlarının gezdirildiği veya motor sporlarında takımların bulunduğu çitlenmiş
veya ayrılmış alan
paeonia :
gre. * Paion (Yunan mitolojisinde hekim tanrı) * Paeoniaceae familyasına ait,
Asya, Güney Avrupa ve Kuzey Amerika'ya özgü olan, iriyapılı, katmerli,
gösterişli ve pembe, kırmızı, beyaz renkli çiçekleriyle bilinen çok yıllık bir
bitki cinsi, şakayık
paeoniaceae :
gre. * paeon (Yunan mitolojisinde hekim ve şifa tanrısı olarak anılan karakter)
(gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * büyük, gösterişli ve
katmerli çiçekleriyle bilinen şakayık (Paeonia) cinsini barındıran,
Saxifragales takımına ait çiçekli bir bitki familyası, Şakayıkgiller
PAF :
ing. * Platelet (platlet) + Activating (aktive edici) + Factor (faktör) *
trombosit agregasyonunu, inflamasyonu ve alerjik tepkileri başlatan, damar
genişlemesi, bronkokonstriksiyon ve immün hücre aktivasyonu sağlayan, astım ve
şok durumlarında kullanılan güçlü bir fosfolipid medyatör
pafta :
far. * baftan (bağlamak, dokumak), bafte (dokunmuş, dikilmiş) * büyük ölçekli
harita, imar planı veya projelerin, teknik yöntemlerle detaylıca gösterildiği,
belirli bir ölçeğe sahip küçük parçalardan her biri
pagan :
gre. * paganos (köylü, kırsal) * doğa temelli, çok tanrılı inançlara sahip,
İbrahimi dinler (Hristiyanlık, İslam, Yahudilik) dışındaki eski inançları
sürdüren kişi; köylü, kırsal; putperest
paganizm :
gre. * paganos (köylü, kırsal) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * kökenleri insanlık tarihinin en eski dönemlerine dayanan, doğa
merkezli, genellikle çok tanrılı (politeist) ve panteist inançları barındıran
spiritüel yaşam tarzı; köylü inancı, kırsal inancı; putperestlik
pager :
ing. * page (genç hizmetçi, refakatçi, komi) + er (-cı, yapan, eden eki) * cep
telefonlarından önce yaygın olarak kullanılan, kablosuz ağlar üzerinden kısa
metin mesajları veya telefon numaraları alabilen taşınabilir, küçük bir
iletişim cihazı, çağrı cihazı
paget hastalığı :
ing. * padget (İngiliz cerrah ve patolog Sir James Paget'in soyadından) (ing.)
+ hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki)
(tür.) * kemiklerin kalınlaşmasına, deforme olmasına ve yapısal olarak
zayıflamasına neden olan, genellikle pelvis, kafatası, omurga ve bacak
kemiklerini etkileyen, kemiklerin normalden çok daha hızlı yıkılıp yeniden
yapıldığı, kronik ve iyi huylu bir kemik metabolizması hastalığı
paging :
ing. * page (sayfa; genç hizmetçi, refakatçi, komi) * bilgisayar bilimlerinde
işletim sistemlerinin fiziksel belleği (RAM) verimli kullanmak için bellek
adres alanını küçük, sabit boyutlu bloklara (sayfalara) ayırdığı, süreçlerin
(process) bellekte ardışık yer kaplama zorunluluğunu ortadan kaldırarak
parçalanmayı azaltan ve sanal bellek kullanımına olanak tanıyan bellek yönetimi
tekniği
pago pago :
samo. * phango (dua yeri, kutsal yer, sunak) + phango * bir meyve ağacı türü;
Amerikan Samoası'nın başkenti
pagoda :
san. * bhagavati (kutsal, tanrısal) (bhaga (kutsallık, talih, ilahi güç,
zenginlik) + vant (sahip olma, taşıma eki) + i (dişil isim eki) ) * özellikle
Doğu ve Güneydoğu Asya'da (Çin, Japonya, Hindistan) yaygın olan, Budist
inancına ait kutsal emanetlerin saklandığı, katmanlı çatı yapılarına sahip kule
tipi dini yapılar
PAH : ing.
* pulmonary (akciğersel) + arterial (damarsal) + hypertension (yüksek tansiyon)
* akciğer damarlarının daralmasıyla kan akışını azaltan, nefes darlığı ve
yorgunluk gibi belirtilerle seyreden, akciğer atardamarlarındaki kan basıncının
tehlikeli derecede yükselmesi durumu
paha :
far. * baha (görkem, ihtişam; onur, zerafet; bir şeyin değeri, bedeli, fiyatı
veya ederi, kıymet, değer, fiyat, bedel) * değer, kıymet, bedel, fiyat; erkek
ismi
pahal :
tür. * bahi (esirgemek, kıskanmak, cimrilik etmek, bölüşmekten kaçınmak) *
anlayışsız, huysuz, aksi, ters davranışlar sergileyen, kendi çıkarını ön planda
tutan, bencil, cimri, ters, aksi; bir şeyden anlamayan, aptalca davranan
pahalı :
far., tür. * baha (görkem, ihtişam; onur, zerafet; bir şeyin değeri, bedeli, fiyatı
veya ederi, kıymet, değer, fiyat, bedel) (far.) + lı (sıfat yapım eki) (tür.) *
fiyatı yüksek, değeri fazla olan veya normal piyasa değerinin üzerinde satılan
pahlamak :
erm. * pah (vurmak, çarpmak, darbe vurmak) (erm.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) (tür.) * genellikle 30-45 derece açılarla yapılan, parçaların
birleşmesini kolaylaştıran ve keskinliği gideren, keskin köşe veya kenarların
eğimli bir şekilde kesilerek kütleştirilmesi, yumuşatılması veya estetik bir
görünüm kazandırılması işlemi
paimon :
ibr. * paamon (çınlama; zil, çan, çıngırak) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana
kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden
bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, Lucifer'a en sadık
ruhlardan biri olup; çağıran kişiye tüm sanatları, bilimleri ve gizli sırları
öğreten, genellikle başında görkemli bir taçla deve üzerinde ve gürültülü bir
müzisyen ordusu eşliğinde tasvir edilen 9. cin
pak :
far * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) * kirden, kötülükten veya
günah sayılan unsurlardan arınmış, temiz, saf, arı
pake :
tür. * pake (şişmiş damar yumağı, sarkan doku) * varis ve hemoroid tedavisinde,
cilt yüzeyine çıkan genişlemiş damar yumağı veya sarkan doku yumakları
paket :
lat., fra. * paccus, pax (sarılan, bağlanan eşya; torba veya kutu) (lat.);
paquet (torbacık, kutu, paket) (pacque (torba, dağar) + et (küçültme eki) )
(fra.) * içi malzeme veya ürünle doldurulmuş, sarılmış veya bağlanmış nesne,
taşıma veya saklama amacıyla kullanılan küçük torba, kutu
paki :
far * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) * saflık,
temizlik, günahsızlık
pakidermoperiostozis :
gre * pakhy (kalın, yoğun) + derma (cilt, deri) + peri (çevre, etraf) + osteon
(kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yüz derisinin
kalınlaşması (pakidermi), el ve ayak parmaklarında çomaklaşma ile uzun
kemiklerde aşırı kemik oluşumu (periostoz) ile karakterize, nadir görülen,
kalıtsal bir primer hipertrofik osteoartropati hastalığı
pakimenenjit :
gre * pakhy (kalın, yoğun) + meninx, mening (beyin ve omuriliği saran zar
(membran) ) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * beyni veya
omuriliği çevreleyen en dıştaki kalın zarın (dura mater) kronik inflamasyonu
sonucu kalınlaşmasıyla karakterize olan, baş ağrısı, sinir felçleri ve kafa içi
basınç artışı gibi semptomlarla karakterize olan, steroidlerle tedavi
edilebilen nadir bir hastalık
pakimetri :
gre * pakhy (kalın, yoğun) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım ve durum eki) ) * gözün en ön kısmındaki saydam tabaka olan
korneanın kalınlığını ölçen, hızlı, ağrısız ve genellikle temassız (ultrasonik
veya optik) bir göz tetkiki
pakiplörit :
gre * pakhy (kalın, yoğun) + pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı,
akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga
zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık
eki) * akciğer zarlarının (plevra) iltihaplanma veya enfeksiyon (özellikle
tüberküloz) sonucu kalınlaşması, sertleşmesi ve nefes darlığı, göğüs ağrısı,
öksürük ve yorgunluk gibi semptomlara yol açarak akciğerin rahatça
genişlemesini zorlaştırabilen kalın tabaka (skar dokusu (nedbe) ) oluşturması
durumu
pakistan :
far. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) + istan
(durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * Güney Asya’da yer alan, kuzeyde Çin
ve Afganistan, batıda İran, doğuda Hindistan ve güneyde Arap Denizi ile çevrili
olan ülke
pakize :
far. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) + ize
(sıfat yapım eki) * temiz, saf, lekesiz, arı, pak; iffetli, namuslu ve iyi
niyetli; kadın ismi
paklamak :
far., tür. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) (far.) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * temizlemek, arıtmak, pak (temiz) hale getirmek,
saflaştırmak
paklitaksel :
lat. * paclitus (dallanmış, küçük dal) + taxus (bitki ismi) + el (kimyasal
bileşik ismi) * meme, yumurtalık (over) ve akciğer kanseri gibi kanser
türlerinin tedavisinde kullanılan, hücre bölünmesi için gerekli olan mikrotübül
yapısını bozarak kanser hücrelerinin çoğalmasını durduran güçlü bir kemoterapi
ilacı (C47H51NO14)
pakt :
lat. * paciscere, pacisci (bağlamak, sabitlemek; müzakere yoluyla düzenlemek,
anlaşmak), pax, pactum (anlaşma, sözleşme) * ant, antlaşma, sözleşme, kontrat;
barış; devletler veya taraflar arasında belirli konularda (savunma, ticaret,
işbirliği) ortak hareket etmek için imzalanan resmi, bağlayıcı antlaşma veya
sözleşme
pala :
ita. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) * Osmanlı döneminde süvarilerce
kullanılan, genellikle uç kısmına doğru genişleyen, kalın, ağır ve hafif
kıvrık, kısa bir kılıç türü, yatağan
palabıyık :
ita., tür., moğ. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) (ita.) + bıdık, budigir
(burun veya üst dudak bölgesindeki kıllar) (tür., moğ.) * adını pala
kılıçlarının şeklinden alan, dudak üstünde gür, uzun ve uçları yanaklara doğru
veya yukarı doğru bükülmüş, yoğun ve kalın bıyık yapısı
paladyum :
gre., lat. * palladion (Yunan mitolojisinde Truva’yı koruyan Athena heykeli)
(pallas (koruyucu, tılsım; Yunan mitolojisinde Athena’nın adı) + ion (yer eki)
) (gre.); palladium (lat.) * atom numarası 46, simgesi Pd olan, platine benzer
gümüş-beyaz renkli, otomobil katalitik konvertörlerinde, elektronik
bileşenlerde, mücevheratta ve diş hekimliğinde kullanılan oldukça nadir ve
değerli bir metalik element
palaemonidae :
gre., lat. * palaemon (güreşçi veya deniz tanrısı) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * tuzlu su, acı su ve tatlı su ekosistemlerinde
yaşayan cam karidesleri, kaya karideslerini ve çeşitli ortak yaşam (kommensal)
veya ticari türleri barındıran, eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin
kabuklular grubuna ait, yaygın olarak karidesleri ve tatlı su karideslerini içeren
büyük bir familya
palamar :
far. * palam (bağlamak, bağ) + ar (-cı, yapan, eden eki) * bir geminin bağlı
olduğu ip veya halat; geminin kıyıya bağlanma işlemi
palamnaeidae :
gre., lat. * paalamnaios (el ile suç işleyen, cinayet işleyen; katil, intikam
alan, suçlu veya elleri kanlı, günahkar) (palame (el, avuç içi, el ayası) +
aios (sıfat eki) ) (gre.) + idae (hayvan familyası eki) (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Scorpionidae familyası içinde, özellikle Heterometrinae
alt familyasında yer alan, dev asya akreplerini (Heterometrus cinsi, eskiden
Palamnaeus olarak adlandırılırdı) içeren familya
palamut :
gre. * palamis, palamida (bir yaşından küçük ton balığı; balık ağı veya kılıç
biçimli, uzun ince nesne) * sıcak veya ılık denizlerde yaşayan, sırtı çizgili
olan, hızlı yüzen ve besin değeri yüksek olan göçmen bir balık türü, sarda
sarda; meşe ağacının tohumu olan sert kabuklu yemiş (meşe palamudu)
palan :
far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) * genellikle eşek ve at gibi binek veya yük
hayvanlarının sırtına konulan, kaşsız, yayvan, yumuşak ve iskeletsiz bir tür
semer örtüsü, eyer, semer
palandız :
far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) + dız (-cı, yapan, eden eki) * palan (semer)
yapan veya satan usta, semerci, eyerci
palandöken :
far. * palan (genellikle eşek ve at gibi binek veya yük hayvanlarının sırtına
konulan, kaşsız, yayvan, yumuşak ve iskeletsiz bir tür semer örtüsü, eyer,
semer) (pal (bağ, kayış) + an (ek) ) (far.) + döken (akıtan, boşaltan) (tür.) *
Erzurum’un bir ilçesi ve dağ ismi (dağın dik ve zorlu yamaçlarında yük
hayvanlarının semerlerinin (palan) kayarak düşmesi veya aşınmasından)
palanga :
gre., lat. * phalanks (yuvarlak kütük, kaldıraç) (gre.); palanca (lat.) * en az
biri sabit diğeri hareketli olmak üzere birden fazla makara ve halattan oluşan,
ağır yükleri az kuvvetle kaldırmaya yarayan mekanik bir basit makine sistemi
(inşaat, liman, madencilik ve nakliye gibi alanlarda yük bindirme/indirme
işlerinde yaygın kullanılır.)
palani :
far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) + i (-cı, yapan, eden eki) * palan (semer)
yapan veya satan usta, semerci, eyerci
palanka :
mac. * palankvar (ağaç tomruklarından yapılmış kale) * özellikle Osmanlı
döneminde stratejik geçitleri veya sınır bölgelerini korumak amacıyla ahşap ve
topraktan hızlıca inşa edilen, genellikle etrafı hendeklerle çevrili olan küçük
kale veya tahkimatlı hisarcık
palas :
far. * pelas (çul, aba; eski kilim, keçe vb.) * eskiyip yıpranmış kumaş,
paçavra, derviş giysisi
palas pandıras :
lad. * palos y panderos (davul ve def ile gürültülü patırtılı bir şekilde)
(palos (davul) + y (ve) + panderos (tef) ) * hemen, birdenbire, hazırlıksız,
habersiz, apar topar
palaska :
mac., alm. * palack (şişe, matara) (mac.); flasca (alm.) * askerler, polisler
ve güvenlik görevlileri tarafından bel çevresine takılan, teçhizat (matara,
şarjör, kılıf) taşımaya yarayan, standart kemerlerden daha geniş ve dayanıklı,
deri veya kumaştan yapılan özel, geniş kemer türü; fişeklik taşınan geniş
kemer, barut matarası (pixis pulveraria (pixis (kutu, küçük kap, matara) +
pulver (toz, barut) + aria (yer eki) )
palaspare :
lad., far. * palaspare (eski, yırtık, döküntü giysi veya çul parçası) * eski,
yırtık, döküntü giysi veya çul parçası
palat :
lat. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) * ağız boşluğunun üst kısmını,
tavanını oluşturan, tat alma duyusunun merkezi olan sert ve yumuşak dokulu
yapı, damak
palatin tonsil :
lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak,
budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa
(küçültme eki) ) + palatum (damak) + inus (ile ilgili, -a ait) * boğazın iki
yanında, yumuşak damağın arkasında bulunan ve bağışıklık sisteminde görev alan
damak bademciği, tonsilla palatina
palatoglossus :
lat., gre. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) (lat.) + glossa
(konuşmayı ve tat almayı sağlayan ağız içindeki organ, dil, dil ucu, lisan)
(gre.); glossus (lat.) * yumuşak damak ile dilin yan tarafları arasında uzanan,
dili yukarı kaldıran ve yutkunma sırasında ağız boşluğunun arka kısmını kapatan
bir ekstrinsik dil kası
palatum :
lat. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) * ağız boşluğunun tavanı ve
tat alma duyusunun merkezi, damak
palau :
pala. * beluu (köy), aibebelau (dolaylı cevaplar) * Okyanusya’da yer alan,
batısında Filipinler, doğusunda Mikronezya Federal Devletleri ve güneyinde
Endonezya bulunan, Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesi
palavan :
gür. * palavani (geniş, yayvan nesne; büyük sepet; süzgeç, kalbur, filtre) *
kalbur, filtre, süzgeç, helvacı süzgeci
palavra : gre.,
lat. * parabolein (yan yana koymak, yanına atmak) (para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak;
sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) ) (gre.); parabola (vecize, anlamlı
söz) (lat.) * asılsız, yalan, uydurma veya abartılı söz veya haber
palay :
ita. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) * Osmanlı döneminde süvarilerce
kullanılan, genellikle uç kısmına doğru genişleyen, kalın, ağır ve hafif
kıvrık, kısa bir kılıç türü, yatağan
palaz :
gre. * polos (hayvan yavrusu, özellikle at yavrusu veya kuş yavrusu, piliç) *
keklik, turaç, güvercin, kaz, ördek gibi kuşların yavrularının civcivlikten
sonraki durumuna verilen isim (poule, poulet (tavuk) (fra.) )
palazlanmak :
gre., tür. * polos (hayvan yavrusu, özellikle at yavrusu veya kuş yavrusu,
piliç) (gre.) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gelişmek,
büyümek, zenginleşmek, güçlenmek veya maddi durumu iyileşip kendine gelmek;
karşı gelmek, kafa tutmak (mecazi); zenginleşip şımarmak
palbociclib :
lat. * palbo (özel kimyasal türev veya laboratuvar tarafından isimlendirilmiş
ön ek) + ciclib (CDK (cyclin-dependent kinase inhibitor) inhibitörü sınıfına
ait kimyasal bileşik eki) * kanser tedavisinde kullanılan, CDK4/6 inhibitörü
olarak hücre döngüsünü durdurarak tümör büyümesini engelleyen kemoterapi ilacı
(C24H29N7O2)
paldım :
far. * paldum (kıç bağı) (pal (arka, kıç) + dum (kuyruk) ) * yük veya binek
hayvanlarında semer veya eyerin öne doğru kaymasını engellemek amacıyla,
hayvanın kuyruk altından geçirilerek sağrıya (arka kısım) bağlanan ve semeri
dengede tutan önemli bir koşum takımı parçası olan yassı kayış veya kıl halat
paldır küldür :
tür. * paldır küldür (ses yansımalı onomatopeik kelime) * gürültülü, patırtılı,
hazırlıksız, aceleyle ve yola yordama uymayan bir şekilde, kaba bir
acelecilikle, düşüncesizce (yapılan eylem)
paldüm :
far. * paldum (kıç bağı) (pal (arka, kıç) + dum (kuyruk) ) * yük veya binek
hayvanlarında semer veya eyerin öne doğru kaymasını engellemek amacıyla,
hayvanın kuyruk altından geçirilerek sağrıya (arka kısım) bağlanan ve semeri
dengede tutan önemli bir koşum takımı parçası olan yassı kayış veya kıl halat
palea :
lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) * ince pulsu veya zarsı
yapı, samanımsı örtü; botanikte özellikle çiçek tablasındaki veya
başakçıklardaki ince pul yaprakçık
paleasöz :
lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * samanımsı, kuru ot görünüşlü, ince
pulsu
paleat :
lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) + atus (sıfat yapım eki) *
palea taşıyan, samanımsı pullarla veya ince pulsu yapılarla kaplı
paleobotani :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + botane (bitki) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) * bitki fosillerini ve tarih öncesi bitki yaşamını inceleyen,
bitkilerin evrimini ve eski ekosistemleri araştıran botanik dalı (pale (soluk,
solmuş) (ing., fra.) )
paleograf : gre.
* palaeos, palaios (eski, geçmiş) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek),
graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * tarih boyunca çeşitli
medeniyetlerin kullandığı eski yazı türlerini, alfabeleri ve el yazmalarını
inceleyen, bu yazıların hangi döneme ait olduğunu, nasıl okunduğunu ve ne
anlama geldiğini çözme ile uğraşan bilim insanı
paleografi :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tarih boyunca
çeşitli medeniyetlerin kullandığı eski yazı türlerini, alfabeleri ve el
yazmalarını inceleyen, bu yazıların hangi döneme ait olduğunu, nasıl okunduğunu
ve ne anlama geldiğini çözme ile uğraşan bilim dalı
paleoklimatoloji :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + klima, klimat (iklim) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * geçmiş jeolojik dönemlerdeki iklim
koşullarını fosiller, tortul kayıtlar ve diğer doğal arşivler aracılığıyla
inceleyen bilim dalı
paleolitik :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * insanlık tarihinin en uzun ve ilk dönemi olup, yaklaşık
2.5-3.3 milyon yıl önce başlayıp MÖ 10.000-12.000 yıllarına kadar süren yontma
taş devrine ilişkin, Eski Taş Çağı'na ilişkin
paleomagnetizma :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kayaçların oluşumları
sırasında kaydettikleri geçmiş Dünya manyetik alanını inceleyen bilim dalı,
eski manyetizma
paleomanyetizma :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kayaçların oluşumları
sırasında kaydettikleri geçmiş Dünya manyetik alanını inceleyen bilim dalı,
eski manyetizma
paleontoloji :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var
olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * yer kabuğunda bulunan fosiller aracılığıyla Dünya'nın geçmişinde
yaşamış bitki, hayvan ve mikroorganizma gibi canlı kalıntılarını inceleyen
bilim dalı, fosilbilim
paleosismoloji :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + seismos (deprem, zelzele, sarsıntı,
titreşim) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tarih öncesi
dönemlerde meydana gelmiş depremleri, jeolojik ve paleotektonik veriler
kullanarak inceleyen ve deprem tarihçesini araştıran bilim dalı
paleozoik :
gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim,
dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yaklaşık 539-252
milyon yıl önce (Kambriyen-Permiyen arası) süren, canlılığın denizlerden karaya
geçtiği, balıkların, ilk kara bitkilerinin ve amfibilerin evrimleştiği
"eski yaşam" çağı
pales :
lat * pales (sürü, otlak, çobanlıkla ilgili koruyucu güç) * Roma mitolojisinde
çobanların, sürülerin ve çiftlik hayvanlarının tanrısı
palet :
lat. * paletta (kürekçik, küçük kürek) (pala (kürek) + etta (küçültme eki) ) *
paketlenmiş ürünlerin forklift veya transpalet aracılığıyla kolayca taşınması,
depolanması ve istiflenmesi amacıyla kullanılan ahşap, plastik veya metalden
üretilen düz tabanlı platform
palı :
gre. * pali, palos (kazık, direk) * büyük kazık, direk; Rize ve çevresinde
ineğin bağlandığı kazığa verilen isim
palıt :
gre., tür. * balanos (meşe palamudu) (gre.); palıt (tür.) * çınar, meşe vb.
ağaçların meyvesi, meşe palamudu, pelit
pali :
fra. * pâle (solgun, soluk, rengi sararmış), pâlir (solmak, rengi açılmak,
sararmak, rengi gitmek) * ormal rengini kaybedip aşırı derecede sararmış,
solmuş ve cansız görünme, soluş, soluk, solgunluk; yumuşak geçiş
pali :
san. * pali (satır, sıra, dizi; kutsal metin, orijinal metin) * udizm'in kutsal
metinlerini (Tripitaka) kaydetmek için kullanılan, Sanskritçe ile yakın akraba
olan ve Hindistan'ın erken dönem Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran koluna
bağlı, Prakrit dillere dahil antik bir yazı ve edebiyat dili (Bu dilde yazılmış
en çok tanınan eserler Budist Pali Derlemesi Tipitaka'dır.)
palikarya :
gre. * palikari (delikanlı) * Osmanlı döneminde Rum gençleri, kabadayıları veya
Yunan askerleri için, küçümseme, alay etme veya "yalancı pehlivan",
"sözde yiğit", korkak, ödlek Rum anlamlarında kullanılan bir terim
palikir : pohn.
* palikir (sırtında taşımak) * Mikronezya Federal Devletleri'nin başkenti
palilali :
gre. * palin (yine, tekrar, geri) + laliein (konuşmak) * kişinin kendi
söylediği kelimeleri, heceleri veya cümleleri istemsizce, kompülsif
(zorlantılı) bir şekilde tekrar etmesiyle karakterize nadir bir konuşma
bozukluğu
palimpsest :
gre. * palin (yine, tekrar, geri) + psaein (kazımak, sürtmek), psestos
(kazınmış, kazınarak silinmiş) * yazısı kazınıp yeniden yazılmış parşömen veya
taş; geçmişin izlerini taşıyan şey (mecazi)
palindrom :
gre. * palin (yine, tekrar, geri) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist,
sokak) * soldan sağa ve sağdan sola okunduğunda aynı kalan kelime, cümle veya
sayı dizisi (örneğin 1221 sayısı veya "kayak" kelimesi); harfleri
veya karakterleri ters çevrildiğinde de aynı kalan, sözcük veya ifadelerin
yapısal simetrisine dayanan edebi veya dilbilimsel yapı; bir DNA ipliğindeki
nükleik asit dizisinin karşı DNA ipliğindeki tamamlayıcı dizinin tersten
okunuşuyla aynı olması durumu (Örneğin DNA'nın bir ipliğindeki dizi GGATCC iken
tamamlayıcı dizi CCTAGG olursa bu dizi tersten GGATCC şeklinde okunacağı için
palindrom olarak kabul edilir.)
palindromik :
gre. * palin (yine, tekrar, geri) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist,
sokak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soldan sağa ve sağdan sola
okunuşu aynı olan yani tersten dizilişi de kendisiyle aynı olan sayı veya
kelime özelliği gösteren (örneğin 77, 111, 121, ses, radar vb.)
palinoloji :
gre. * palyne (ince toz, un; polen) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * polen, spor ve benzeri mikroskobik parçacıkları inceleyen bilim dalı
paliperidon :
lat., gre. * palin (yine, tekrar, geri) + peri (çevre, etraf) (gre.) + done
(keton türevli kimyasal bileşik eki) (lat.) * şizofreni ve diğer şizoaffektif
veya sanrısal bozuklukların tedavisinde kullanılan, risperidonun birincil aktif
metaboliti olan atipik bir antipsikotik ilaç etken maddesi (C23H27FN4O3.)
palisat :
lat. * palus (kazık, direk, kalas) (lat.); palissade (kazık çit, savunma için
dikilmiş sivri kazıklar) (fra.) * bitki yapraklarının üst kısmında bulunan,
güneş ışığını maksimum düzeyde emmek için sıkıca dizilmiş, silindirik ve
kloroplast bakımından zengin hücre tabakası (palisad parankiması)
paliurus :
gre. * paliouron (palin (yine, tekrar, geri) + ouron (idrar, sidik, çiş) ) *
Cehrigiller (Rhamnaceae) familyasından, dikenli dallara sahip olan, idrar
söktürücü, ishal kesici, böbrek taşı düşürücü özellikleri nedeniyle şifalı
bitki olarak kullanılan çalı formunda çok yıllık bir bitki cinsi
palivizumab :
gre. * pali (özel laboratuvar veya kimyasal türev ön eki) + vi (viral hedef,
RSV’ye işaret) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki,
(humanized monoclonal antibody) ) * solunum sinsityal virüs (RSV) enfeksiyonunu
önlemek veya tedavi etmek amacıyla kullanılan, insan yapımı monoklonal antikor
içeren ilacın etken maddesi (C6470H10056N1700O2008S50)
pallas :
gre. * pallein (sallamak, titretmek, savurmak veya mızrak/silah sallamak) + as
(sıfat yapım eki) * Yunan mitolojisinde Athena'nın mızrak veya kalkan kullanan
savaşçı kimliğine atfen kullanılan sıfat
pallidum :
lat. * pallidus (soluk, solgun; sarımsı, beyazımsı) * soluk renkli, genellikle
gri veya beyazımsı tonda olan, solgun
palmar :
lat. * palmus (avuç, avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait) * avuç içi ile
ilgili, avuç içine ait veya avuç içi tarafında bulunan
palmaris :
lat. * palmus (avuç, avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait) * avuç içi ile
ilgili, avuç içine ait veya avuç içi tarafında bulunan
palmat :
lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) * elsi, avuç
içi veya el parmakları şeklinde olan; bazı hayvanlarda (örneğin sığın geyiği
gibi) boynuz dallarının yassılaşıp genişleyerek geniş bir yüzey oluşturması
veya ayak parmakları arasındaki perdeli yapı
palmatifid :
lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) + fidus
(yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek,
ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * avuç içi (elsi) şeklinde olan ve
yaprak sapına doğru yarıdan veya üçte birden daha az bir derinlikte
parçalanmış, girintili loblara sahip basit yaprak tipi
palmatisekt :
lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) + sectus
(kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapı eki) ) * elsi parçalı, derin kesikli yaprak, yaprak
ayasının ana damara yakın bir noktaya kadar, elin parmakları gibi tek bir
merkezden ışınsal olarak derinlemesine bölündüğü yaprak tipi
palmira :
sür., aram. * tadmur (mucize; palmiye ağaçları şehri) (sür., aram.); palame
(palmiye) (gre.) * Suriye çölünde bulunan ve "palmiye ağaçları şehri"
anlamına gelen, Roma döneminde İpek Yolu üzerinde kritik bir ticaret merkezi ve
kültürel kavşak noktası olan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan antik
bir vaha kenti
palmitat :
gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * palmiye
yağı, tereyağı, peynir ve et gibi hayvansal/bitkisel kaynaklarda doğal olarak
bulunan en yaygın 16 karbonlu doymuş yağ asidi olan, vücutta enerji üretimi ve
hücre zarı yapısında rol oynayan, ayrıca kozmetik, sabun ve gıda takviyelerinde
(özellikle A vitamini formu) yaygın kullanılan bir palmitik asidin tuzu veya
esteri
palmitik :
gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * palmitik asit içeren veya palmiye yağından
türetilmiş olan
palmitik asit :
gre., lat. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * palmiye
yağı, tereyağı, et ve süt ürünlerinde doğal olarak bulunan, 16 karbonlu en
yaygın doymuş yağ asidi (CH3(CH2)14COOH)
palmitil :
gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ile
(alkil eki) * palmitik asitten türetilmiş, özellikle lipid ve organik kimya
bileşiklerinde yer alan radikal veya grup niteliğinde bir hidrokarbon zinciri,
palmitik asidin (C16H32O2) alkil türevi (C16H33-)
palmitin :
gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ine
(alkin eki) * palmitik asidin gliserol ile oluşturduğu trigliserid, özellikle
bitkisel ve hayvansal yağlarda bulunan başlıca yağ bileşiği (C51H98O6)
palmiye :
gre., lat. * palame (avuç, el ayası, pençe) (gre.); palma (avuç içi) (lat.) *
sıcak ve nemli iklimleri seven, palmiyegiller (Arecaceae) familyasına ait,
genellikle dik, silindirik ve dalsız gövdeli, yelpaze veya tüy şeklinde uzun
yapraklı ağaç veya çalı formundaki bitkilerin genel adı
palmoplantar :
lat. * palma (avuç) + plantar (taban, ayak tabanı) * avuç içi (palmar) ve ayak
tabanını (plantar) aynı anda ifade eden veya bu bölgeleri etkileyen
palomar :
lat., isp. * palumarium (güvercinlik) (palumbus (güvercin, yaban güvercini) +
arium (yer ve mekan eki) ) (lat.); palomar (isp.) * güvercinlik; güvercinlerin
barındırıldığı yer
palonosetron :
gre. * palono (özgün kimyasal ön ek; molekülü tanımlayan yapay adlandırma) +
setron (serotonin 5-HT3 reseptör antagonisti ilaç sınıf eki) * özellikle
kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan, serotonin
reseptörlerini bloke eden antiemetik ilacın etken maddesi (C19H24N2O)
palör :
lat. * pallere (solgun olmak, solgunlaşmak), pallor (solgunluk) (lat.); pâleur
(fra.) * ciltte ve mukoz zarlarda, korku, hastalık, kansızlık (anemi) veya şok
gibi durumlarda kanın deri yüzeyinden çekilmesi sonucu oluşan solgunluk, beniz
sarılığı veya renk kaybı (pallor mortis (ölüm solgunluğu) )
palpabl :
lat., fra. * palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene
etmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); paloable (fra.) *
elle muayene ile hissedilebilen, dokunulduğunda algılanabilen (kitle, nabız,
organ vb.)
palpasyon :
lat. * palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene etmek) +
tio (isim yapım eki) * fiziksel muayene sırasında eller, parmak uçları veya
avuç içi ile hastanın vücuduna dokunulması, bastırılması yoluyla yapılan tıbbi
değerlendirme
palpe :
lat. * palpatus (palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene
etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dokuya dokunulmuş veya doku
ellenmiş olma hali
palpebral :
lat. * palpebra (göz kapağı) + alis (ile ilgili, -a ait) * göz kapağına ait
veya göz kapağı ile ilgili olan
palpebral okülojirik refleks
:
lat. * palpebra (göz kapağı) + alis (ile ilgili, -a ait) + oculus (göz) (lat.)
+ gyros (dönme, hareket) (gre.) + reflexus (geri dönüş, yansıma) (lat.) * göz
kapağına uygulanan uyarı sonucu göz küresinin istemsiz hareket etmesiyle ortaya
çıkan nörolojik refleks
palpitasyon :
lat. * palpitare (çarpıntı yapmak, hızlı atmak) + tio (eylem, durum eki) *
kişinin kalp atışlarını göğsünde, boynunda veya boğazında rahatsız edici bir
şekilde hızlı, düzensiz veya güçlü hissetmesi durumu, çarpıntı (genellikle
kalbin dakikada 100’den fazla atması (taşikardi) ile ilişkili olsa da, normal
hızda ancak düzensiz (sekmeli) atımlarda da hissedilebilir.)
palpociclib :
lat. * palpo (okşamak, hafifçe dokunmak, hissetmek) + ciclib (cyclin-dependent
kinase inhibitörü belirteci) * belirli hormon reseptörü pozitif olan, hücre
döngüsünü durduran ve HER2 negatif meme kanseri ilerlemiş olan hastaların
tedavisinde kullanılan CDK4/6 inhibitörü antineoplastik ilacın etken maddesi
(C24H29N7O2)
palsi :
lat., gre. * paralysis (felç, kas zayıflığı veya kas kontrolünün kaybı, inme,
nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım ve durum eki) ) * sinir sistemi kaynaklı olarak kasların istemli
hareket yeteneğini kısmen veya tamamen kaybetmesi durumu
palto :
fra. * paletot (kısa ceket, üst giysi) * soğuktan korunmak için diğer
giysilerin üzerine giyilen uzun ve kalın üstlük
palu :
gre. * balouos (hamal, taşıyıcı, görevli; elçi) (gre.); baiulus (lat.) *
balyos, elçi; Elazığ’ın bir ilçesi
palude :
far. * paludan (süzmek, saflaştırmak, arıtmak) * süzülmüş, saflaştırılmış,
arıtılmış, saf hale getirilmiş
paluze :
far. * paludan (süzmek, saflaştırmak, arıtmak), palude (süzülmüş,
saflaştırılmış, arıtılmış, saf hale getirilmiş, süzülmüş şey, pelte, jöle) *
nişasta, su ve şekerle veya meyve suyu veya pekmezle yapılan, genellikle
üzerine ceviz, fındık veya tarçın serpilerek servis edilen, süt içermeyen,
şeffaf, titrek yapılı, jöle kıvamında, oldukça hafif ve geleneksel bir pelte
türü olan Osmanlı tatlısı
palyaço :
lat., ita. * pagliaccio (samancık; bostan korkuluğu) (palea (saman, kabuk)
(lat.), paglia (saman) + accio (küçültme veya pekiştirme eki) ) (ita.) *
genellikle sirk, panayır veya çocuk organizasyonlarında insanları güldürmek ve
eğlendirmek için abartılı, renkli kostümler giyen, yüzünü aşırı makyajla
boyayan, büyük ve yuvarlak kırmızı bir burun takan ve komik hareketler (mimik,
akrobasi, sihirbazlık) sergileyen oyuncu, şakacı, soytarı
palyasyon :
lat. * palliare (örtmek, kaplamak) (pallium (örtü, pelerin) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * hastalık veya rahatsızlığın nedenini ortadan
kaldırmadan, sadece semptomlarını (belirtilerini) hafifleten, rahatlatıcı bakım
uygulaması yöntemi
palyatif :
lat. * palliare (örtmek, kaplamak) (pallium (örtü, pelerin) + are (fiil mastar
eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) * hastalık veya rahatsızlığın nedenini
ortadan kaldırmadan, sadece semptomlarını (belirtilerini) hafifleten,
rahatlatıcı bakım uygulaması yöntemine dayalı, palyasyon ile ilgili
palyoş :
gre., mac. * pallos (mızrak, uzun silah; savaşta kullanılan uzun değnek) * iki
yanı keskin, kısa ve düz kılıç türü; antik Yunan’da kullanılan, genellikle
savaşta veya törenlerde taşınan uzun mızrak veya silah
pamfilya :
gre. * pamphylia (tüm boyların, ırkların ülkesi) (pan (her, tüm, bütün, hepsi,
tam, tamamen) + phyle (ırk, kabile, boy, soy, nesil) + eia (yer eki) ) * antik
çağda Güney Anadolu'da, Akdeniz kıyısında, batıda Likya, doğuda Kilikya ve
kuzeyde Pisidia bölgeleri arasında kalan, günümüzde yaklaşık olarak Antalya'nın
doğu yarısını (Aksu'dan Alanya'ya kadar) kapsayan tarihi bölge
pamidronat :
lat. * pamid (fosfonik asit türevi) + ron (kimyasal madde eki) + ate (tuz veya
ester eki) * kemik yıkımını azaltmak ve osteoporoz gibi hastalıkları tedavi
etmek için kullanılan bir bisfosfonat türü ilacın etken maddesi (C3H9NO7P2Na2)
pamidronik asit :
lat. * pamid (fosfonik asit türevi) + ron (kimyasal madde eki) + icus (ile
ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * kemik yıkımını yavaşlatarak kemikleri
güçlendiren, kansere bağlı yüksek kalsiyum seviyeleri (hiperkalsemi), Paget
hastalığı, multipl miyelom ve meme kanserinin neden olduğu kemik
metastazlarının (osteolitik lezyonlar) tedavisinde damar yoluyla (intravenöz)
kullanılan bifosfonat sınıfına ait bir ilacın etken maddesi, pamidronat
disodyum (C3H9NO7P2Na2)
pamir :
tür. * pamir (dünyanın çatısı; yüksek yayla, plato) (pa (yüksek, doruk) + mir
(yer, bölge) ) * Orta Asya'da Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Çin
sınırlarında yer alan yüksek dağ silsilesi ve yayla (Pamir Dağları); erkek ismi
pampa :
que. * bamba (ova) * Güney Amerika'da, özellikle Arjantin, Brezilya ve
Uruguay'da bulunan ağaçsız, geniş ve düz çayırlık steplerin ismi
pampiniform pleksus :
lat. * pampinus (asma dalı, sarmal) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + plicare, plectere (katlamak,
bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku,
kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh,
yüzey) * erkeklerde testislerden kirli kanı toplayan, temel görevi kanı
soğutarak testislere ideal sıcaklığı (termoregülasyon) sağlamak olan ve
spermatik kord içinde yer alan venöz (toplardamar) ağ (bu damarların genişlemesi
(varikosel) erkek kısırlığının yaygın bir nedenidir.)
pamuk :
far. * pambak, pambuk (pamuk kozası) * ebegümecigiller (Malvaceae)
familyasından, ılıman bölgelerde yetişen Gossypium cinsi bitkilerin tohumlarını
çevreleyen, nefes alabilen yapısıyla giyim ve ev tekstilinde tercih edilen,
tekstil endüstrisinde iplik ve kumaş yapımında kullanılan, %90'a yakın oranda
selüloz içeren doğal, yumuşak ve dayanıklı bir elyaf
pamukaki :
far., gre. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + aki (ile ilgili, -a ait)
(gre.) * beyaz iş işlemekte kullanılan bir tür parlak pamuk ipliği
pamukçuk :
far., çuk. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + çuk (küçültme eki) (tür.) *
Candida albicans adlı mantarın ağız içinde veya vajina bölgesi de aşırı
çoğalmasıyla oluşan, dilde, yanak içinde ve damakta beyaz, peynirimsi plaklarla
kendini gösteren bir enfeksiyon
pamukkale :
far., ara. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + kale (savunma yapısı, şehir
suru, hisar, korugan) (ara.) * Denizli'de yer alan, sıcak su kaynaklarının
oluşturduğu kalsiyum oksit içerikli beyaz travertenlerden oluşan dünyaca ünlü
doğal yapılar; Denizli'nin bir ilçesi
pamukova :
far. * pambak, pambuk (pamuk kozası) + ova (düz, geniş arazi, yayla, yazı,
düzlük) * Sakarya'nın bir ilçesi
pan :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) * her, tüm, bütün, hepsi,
tam, tamamen
panaks :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + akos, ax (şifa, çare, ilaç,
tedavi, tam iyileşme) ) * tam şifa, tümden çare, ilaç, tam tedavi, tam
iyileşme; ginseng, şifa bitkisi
panama :
cue., kun.* panama (çok balık olan yer) * Orta Amerika’da, kuzeyde Karayip
Denizi, güneyde Pasifik Okyanusu ile çevrili, batıda Kosta Rika ve doğuda
Kolombiya ile kara sınırına sahip ülke
panaris :
gre., lat. * paronykhia (tırnak yanında olan) (para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) ) + onyx (tırnak) + eia (yer ve durun eki) )
(gre.); panaricium (panus (tümör, şişlik) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium
(yer ve durum eki) ) (lat.) * el veya ayak parmaklarında, genellikle tırnak
çevresindeki dokuda bakterilerin (çoğunlukla Staphylococcus aureus) neden
olduğu iltihaplı, oldukça ağrılı ve şişlikle seyreden, yanlış tırnak kesimi,
tırnak yeme, manikür-pedikür tahrişleri veya suya aşırı maruz kalma sonucu
oluşan çatlaklardan giren bakterilerden kaynaklanan bir deri enfeksiyonu,
parmak enfeksiyonu, dolama
panarterit :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + arteria (atardamar, soluk
borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + itis (enfeksiyon, iltihap,
inflamasyon, hastalık eki) * vücuttaki orta ve küçük çaplı atardamarların
duvarının tüm katmanlarını etkileyen, damar duvarının zayıflayıp incelmesine,
tesbih tanesi gibi baloncuklaşmasına (anevrizma) veya damarların tamamen
tıkanmasına yol açarak doku ve organlara kan akışını bozabilen ciddi iltihabi
(vaskülit) bir hastalık
panasiner :
gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre ) + acinus (küçük
salgı birimi; bez hücresi grubu) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * hem
bezlerdeki (pankreas, tükürük bezi vb.) hem de akciğerlerde bulunan
alveollerdeki acinusların (küçük salgı birimlerinin) tümünü kapsayan (patolojik
durum)
panasiner amfizem :
gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre ) + acinus (küçük
salgı birimi; bez hücresi grubu) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + emphysema
(şişme, kabarma, üfleme) (emphyein (şişmek, büyümek) (em (iç, içe, içinden) +
phyein (büyümek, çıkmak, şişmek, üflenmek) ) + sema (isim yapım eki) ) (gre.) *
akciğerin hava keseciklerinin (asinus) tamamının veya geniş bir kısmının hasar
gördüğü, genellikle alt lobları etkileyen, alfa-1 antitripsin eksikliği gibi
genetik durumlarla ilişkili olan kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH)
ciddi bir türü
panayır :
gre. * panegyron (festival, pazar) (panegyris (kurultay, büyük toplantı) (pan
(her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + egyris (toplanma, kalabalık, toplanma
yeri, açık alan, meydan) + ion (son ek) ) ) * genellikle yılın belirli
zamanlarında, küçük yerleşim yerlerinde veya şehir dışlarında kurulan, birkaç
gün süren, alışveriş yapılan, oyunların oynandığı ve lunapark gibi eğlencelerin
bulunduğu büyük, geçici pazar veya şenlik alanı; eşya veya hayvan pazarı
pancar :
erm. * pançar (sebze, yeşillik, pancar, pazı; yaprak, pancar yaprağı) *
ıspanakgiller familyasına ait, hem yumru kökleri hem de yaprakları
tüketilebilen, besin değeri yüksek, güçlü antioksidan (betalain) içeren,
kırmızı, sarı ve beyaz renkli türleri olan, kan basıncını düşürme, sindirimi
düzenleme, karaciğeri destekleme ve spor performansını artırma gibi işlevleri
olan otsu bir kök sebze, beta vulgaris
pancoast tümörü :
ing., lat. * pancoast (Amerikalı radyolog Henry Khunrath Pancoast'un
soyadından) (ing.) + tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık, yumru,
kütle, külçe) (tumere (şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) +
ü (iyelik eki) (tür.) * akciğerin en üst kısmında (apeks) gelişen ve göğüs
duvarına yayılan, genellikle sigara kullanımıyla ilişkili olan, omuz ağrısı,
kol uyuşması ve Horner sendromu (göz kapağı düşüklüğü, göz bebeği daralması)
ile karakterize olan nadir, küçük hücreli olmayan bir akciğer kanseri türü,
superior sulkus tümörü
pancur :
fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) +
jour (gün, gündüz, gün ışığı) * pencere veya kapıların dışına takılan, güneş,
rüzgar ve yağmurdan koruyan, hareketli yatay tahta, metal veya plastik
lamellerden oluşan koruyucu perde sistemi
panda :
nep. * nigalya ponya (bambu yiyen) (nigalya (bambu) + ponya (yiyen) ) * Doğu
Asya'da (özellikle Çin) yaşayan, ayıgillerden beyaz postu üzerinde siyah
lekeleri olan iri, bambu yiyen nesli tehlikedeki ayı türü (dev panda) veya
Himalaya ormanlarında yaşayan pas rengi küçük memelid
pandanaceae :
mal., lat. * pandan (vidalı çam, pandan bitkisi) (mal.) + us (isim yapım eki) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Batı Afrika'dan Pasifik'e kadar
Eski Dünya'nın sıcak ve tropik bölgelerinde yetişen, odunsu gövdelere sahip,
palmiye benzeri ağaç ve çalıları kapsayan bir çiçekli bitki ailesi
pandantif :
lat. * pendere (sarkmak, asılmak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) + ivus (ile
ilgili, -a ait) (lat ); pendentif (fra.) * mimarlıkta kare veya çokgen planlı
bir mekanın üzerine dairesel bir kubbe oturtulmasını sağlayan, köşelerdeki
boşlukları dolduran küresel üçgen geçiş elemanı, küresel bingi
pandemi :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + demos (halk, toplum,
topluluk, insanlar) + eia (durum eki) * çok geniş bir coğrafi alanda, çoğu
zaman dünya çapında görülen ve büyük sayıda insanı etkileyen viral enfeksiyon
kaynaklı salgın hastalık
pandemik :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + demos (halk, toplum,
topluluk, insanlar) + eia (durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok
geniş bir coğrafi alanda, çoğu zaman dünya çapında görülen ve büyük sayıda
insanı etkileyen viral enfeksiyon kaynaklı salgın hastalık ile ilgili, pandemi
ile ilgili
pandispanya :
lat. * panis (ekmek) + de (iyelik bağlacı) + Hispania (İspanya) * yaş
pastaların yapımında kullanılan, yumurta, şeker ve unun temel alındığı, yağ
içermeyen veya çok az içeren, süngerimsi dokulu, oldukça hafif, kabartma tozu
yerine çırpılmış yumurtanın hacmi nedeniyle kabaran bir kek türü, İspanyol
ekmeği
pandomim :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + moimos, mimos (taklitçi,
soytarı, jonglör) (mimein (taklit etmek) + os (son ek) ) * vücut hareketleriyle
oynanan, sessiz jest ve mimiklere dayalı, genellikle güldürücü sahne oyunu
pandomima :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + moimos, mimos (taklitçi,
soytarı, jonglör) (mimein (taklit etmek) + os (son ek) ) * vücut hareketleriyle
oynanan, sessiz jest ve mimiklere dayalı, genellikle güldürücü sahne oyunu
pandora : gre.
* pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + doron (hediye, armağan, bahş,
nimet) * tanrıların armağanı; her şeye sahip olan; Yunan mitolojisinde Zeus
tarafından yaratılan ilk ölümlü kadın (merakına yenik düşerek açtığı kutuyla
(Pandora'nın kutusu) dünyaya kötülük, hastalık ve acıyı salan, ancak kutuda
sadece "umut"u bırakan figür)
pandufla :
gre., fra. * pantophellos (tümü mantardan) (pan, pantos (her, tüm, bütün,
hepsi, tam, tamamen) + phellos (mantar) ) (gre.); pantoufle (terlik) (fra.) *
abadan veya pelüşten yapılmış, kışın ev içinde giyilen yumuşak, sıcak tutan önü
kapalı terlik veya panduf
pandura :
süm. * pan (yay) + tur (küçük) * küçük yay, küçük çalgı; M.Ö. 2000'li yıllardan
beri Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Yunanistan bölgelerinde kullanılan, üç
telli, uzun saplı ve yuvarlak karınlı antik bir telli çalgı
pandül :
lat. * pendulum (pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + ulum (isim
yapım ve küçültme eki) ) * bir zincir veya ipin ucuna bağlı ağırlıktan
(kristal, metal, ahşap) oluşan ve denge noktasında salınım yapan radyestezik
bir araç, sarkaç
pandülöz :
lat. * pendulum (pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + ulum (isim
yapım ve küçültme eki) ) + osus (ile ilgili, -a ait) * aşağı doğru asılı duran,
sarkan veya serbestçe aşağıya yönelen (yapı veya organ)
pandürat :
lat. * pandura (eski telli çalgı, tambur benzeri saz) + atus (sıfat yapım eki)
* ortasında daralan, iki ucu genişleyen ve pandura adlı telli çalgının
gövdesine benzeyen (yaprak şekli), keman şeklinde, kemansı
panel :
lat. * pannellus (kumaş parçası, pano) (panis (ekmek) + ellus (küçültme eki) )
* küçük ekmek; duvar, tavan veya mobilyalarda kullanılan düz, levha halindeki
"yapı elemanı" veya yüzey; uzman bir grubun başkan yönetiminde,
dinleyiciler önünde bilimsel veya sosyal bir konuyu samimi bir ortamda
tartıştığı "açık oturum"
panfobi :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin her
şeyden veya bilinmeyen, belirsiz bir kötülükten sürekli korkması durumu
pangastrit :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + gaster (mide) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * mide ağrısı,
yanma, hazımsızlık, şişkinlik ve bulantı gibi belirtilerle karakterize olan,
mide mukozasının (iç yüzeyinin) tamamının veya çok büyük bir kısmının
iltihaplanması durumu
panhelenizm :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + hell (ışık, parlaklık),
helios (güneş, parlak, ışıldayan) + en (isim yapım eki) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tüm Yunan halklarını (antik dönemde şehir
devletleri, modern dönemde ise Yunan kökenlileri) dil, kültür ve din birliği
temelinde bir araya getirme, ortak bir Yunan kimliği altında birleştirme ideali
(Antik Yunan'da doğan ve şehir devletlerinin ortak düşmanlara karşı
birleşmesini savunan siyasi-kültürel hareket)
panicum :
lat. * panus (salkım) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına bağlı, hem tek
yıllık hem de çok yıllık türleri içeren, besin değeri yüksek, kuraklığa ve
sıcağa dayanıklı bir darı cinsi
panik :
gre. * pan (Yunan mitolojisindeki keçi ayaklı doğa ve çoban tanrısı) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) (Pan'ın ıssız yerlerde aniden ortaya çıkarak
insanlara ve hayvanlara korku salması rivayetinden) * aniden ortaya çıkan,
yoğun korku, kaygı ve dehşet hissiyle karakterize, fiziksel belirtilerle (kalp
çarpıntısı, nefes darlığı, terleme) seyreden aşırı bir korku hali
panik atak :
gre. * pan (Yunan mitolojisindeki keçi ayaklı doğa ve çoban tanrısı) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) (Pan'ın ıssız yerlerde aniden ortaya çıkarak
insanlara ve hayvanlara korku salması rivayetinden) (gre.) + attachare
(saldırmak, hücum etmek), attactus (saldırı, hücum) (lat.) * aniden,
beklenmedik bir anda ortaya çıkan ve dakikalar içinde zirveye ulaşan, kalp
çarpıntısı, nefes darlığı, titreme, baş dönmesi, göğüs ağrısı ve kontrolü
kaybetme hissi ile karakterize olan yoğun korku, dehşet veya ölüm kaygısı ile
seyreden fiziksel/duygusal bir kriz
panikül :
lat. * panicula (küçük demet, püskül) (panus (iplik yumağı, iplik demeti) +
culus (küçültme eki) ) * botanikte çok dallanmış, ana eksen üzerinde dalların
ve çiçeklerin demetler hâlinde yer aldığı salkım tipi çiçek durumu
panislamizm :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + islam (teslimiyet,
boyun eğme, direnişi bırakma, kurutuluş, güvende olma) (ara.) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * 19. yüzyılda sömürgeciliğe
karşı tüm Müslüman halkları etnik köken ayrımı yapmaksızın "ümmet"
bilinciyle tek bir çatı altında toplamayı amaçlayan yani Müslümanların
Halifelik çatısı altında birleşmesini savunan dini-siyasi ideoloji
panislavizm :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + Slavus (Slav halkı) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * 19. yüzyılda Rusya'nın
öncülüğünde Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki tüm Slav halklarını (Sırp, Bulgar,
Hırvat vb.) siyasi ve kültürel bir çatı altında, Rus hakimiyetinde
birleştirmeyi, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan gibi Slav nüfusu
barındıran devletleri parçalamayı hedefleyen ideolojik ve siyasi akım
panitumumab :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + tu (bağlaç) + mumab
(monoclonal antibody (monoklonal antikor) belirteci) * özellikle RAS gen
mutasyonu bulunmayan (vahşi tip) metastatik kolorektal kanserlerin tedavisinde
kullanılan, EGFR reseptörlerini bloke ederek kanser hücrelerinin büyümesini ve
yayılmasını engelleyen, hedefe yönelik bir monoklonal antikor ilacın etken
maddesi (C6398H9878N1694O2016S48)
panjur :
fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek) + jour (gün, gündüz,
gün ışığı) * pencere veya kapıların dışına takılan, güneş, rüzgar ve yağmurdan
koruyan, hareketli yatay tahta, metal veya plastik lamellerden oluşan koruyucu
perde sistemi
pankardit :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kardia (yürek, kalp) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * kalbin tüm tabakalarının
(endokard, miyokard ve perikard) birlikte iltihaplanması durumu
pankart :
gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + khartes (kağıt, kart)
(gre.), charta (lat.) * genellikle gösteri, reklam veya duyuru amacıyla yazı
veya resim içeren, elde taşınan veya asılan büyük levha veya afiş
pankreas :
gre. * pan (tüm, bütün) + kreas (et) * tüketilen yiyecekleri vücut hücreleri
için yakıta dönüştürmede görev alan, karında midenin hemen arkasında yer alan,
yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve yaprak şeklinde olan, sindirim sistemi ve
endokrin sisteminin bir organı
pankreas :
gre. * pankration (tüm güç, tüm kuvvet) (pan (tüm, bütün) + kratos (güç,
kudret, kuvvet, sağlamlık) + ion (ile ilgili, gibi, -a ait) * MÖ 648'de Yunan
Olimpiyat Oyunları'na dahil edilmiş olan silahsız dövüş sporu
pankreatikoduodenektomi :
gre., lat. * pan (tüm, bütün) + kreas (et) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
(gre.) + duo (iki) + deni, denium, denum (onlar, onluk, onlu) (den (on) + ium
(-lu, -luk, ile ilgili, gibi olan, olma durumu) ) (lat.) + ektomia (ek (dış,
dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * pankreasın baş
kısmındaki kanserli veya iyi huylu tümörlerin tedavisi için uygulanan,
pankreasın başının, onikiparmak bağırsağının (duodenum), safra kesesinin ve
safra yolunun bir bölümünün çıkarıldığı karmaşık bir cerrahi işlem
pankreatit :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * midenin arkasında yer alan
ve sindirim enzimleri ile kan şekeri düzenleyici hormonlar üreten pankreas
bezinin iltihaplanması, pankreas iltihabı
pankreatojenik :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk,
döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pankreastan kaynaklanan veya pankreasla
ilişkili olarak oluşan
pankreotoblastoma :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + blastos
(tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik
hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) *
genellikle 10 yaş altı çocuklarda görülen, embriyonel kökenli, karın ağrısı ve
ele gelen kitle ile karakterize, çok nadir ve kötü huylu (malign) bir pankreas
tümörü
pankuronyum bromid :
gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + curare (Güney
Amerika kökenli ok zehiri; kas gevşetici etkili madde) + onium (kuaterner
amonyum bileşikleri için kullanılan kimyasal adlandırma eki) (lat.) + bromide
(tuz formundaki brom bileşiklerinin genel ismi) (bromos (kötü koku) (gre.) +
idum (kimyasal bileşik eki) (lat.) ) (lat.) * cerrahi işlemlerde kas gevşetici
olarak kullanılan, sinir-kas iletimini bloke eden sentetik nöromüsküler blokör
ilacın etken maddesi (C35H60N2O4+2)
panlobüler amfizem :
gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + lobos
(yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus +
ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
+ emphysema (şişme, kabarma, üfleme) (emphyein (şişmek, büyümek) (em (iç, içe,
içinden) + phyein (büyümek, çıkmak, şişmek, üflenmek) ) + sema (isim yapım eki)
) * akciğerdeki alveol (hava keseciği) yapılarını homojen bir şekilde tahrip
ederek solunum yüzeyini azaltan, özellikle Alfa-1 antitripsin eksikliği ile
ilişkili ciddi bir KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) türü
pannus :
lat. * pannus (bez parçası, kumaş parçası, örtü) * Romatoid artritte eklemleri
tahrip eden zararlı doku; köpeklerde (ve nadiren insanlarda) korneayı kaplayan
göz hastalığı; göz veya eklem yüzeylerinde oluşan anormal doku örtüsü veya
tabakası
pano :
lat. * pannus (bez parçası, kumaş parçası, örtü) (lat.); panneau (tabela,
levha, pano, board) (fra.) * üzerine duyuru/resim asılan levha, elektrik
düğmelerini barındıran kutu veya bilgisayarda kopyalanan verilerin geçici depolandığı
alan (clipboard)
panoftalmi :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + ophthalmos (göz, göz
çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç
oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * genellikle delici göz
yaralanmaları veya ameliyat komplikasyonları (endoftalmi) sonucu gelişen
enfeksiyonların yayılmasıyla ortaya çıkan ve göz küresinin tüm katmanlarını
(sklera dahil) ve çevreleyen dokuları (orbita) tutarak, ciddi görme kaybına
veya göz kaybına yol açabilen çok ağır iltihabi durum
panoptikon :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + optikon (gören,
gözlemleyen) (opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) ) + ikos, ikon (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * 18. yüzyılda Jeremy Bentham tarafından
tasarlanan, merkeze yerleştirilen bir kuleden tüm hücrelerin görünür olduğu,
kuledeki görevlilerin mahkumları her an görebildiği, ancak mahkumların kuledeki
görevlileri göremediği dairesel hapishane modeli
panorama :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + horama (görünüm, görüntü,
manzara) ) * tüm görünüm; geniş bir alanın veya manzaranın bütününü kapsayan,
çevresel veya geniş açılı görünüm; yüksek bir yerden görülen, çok geniş ve
kapsamlı manzaralara veya bir konunun/alanın bütüncül, genel görünüşü; resim,
fotoğraf veya filmde geniş açılı görüntü; genel hatlar (mecazi)
panoramik :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + orama (görüntü, manzara) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * geniş açılı, kapsamlı, evreleyen, etraflı,
genişçe saran
panpsişizm :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + psykhe (ruh, zihin, bilinç)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tüm varlıkların bir
bilinç veya zihin unsuruna sahip olduğunu savunan görüş veya felsefi akım
panpulmonata :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + pulmo, pulmonis (akciğer) +
atus (ile ilgili, -a ait) + a (çoğul eki) * yumuşakça (Gastropoda)
familyasından olan kara ve tatlı su salyangozları ile sümüklü böcekleri
kapsayan, aynı zamanda bazı deniz canlılarını da içine alan akciğerli
karındanbacaklıların bir sınıflandırma grubu
pansinüzit :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + sinus (kavis, yay, kıvrım,
girinti, bükülme, çukur, boşluk) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon,
hastalık eki) * kafatasındaki dört çift sinüs boşluğunun tamamının aynı anda
iltihaplanması durumu
pansitopeni :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık,
boşluk, oyuk, kap) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) * alyuvarlar
(kırmızı kan hücreleri), akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerin
(kan pulcukları) sayısının eş zamanlı olarak normalin altına düşmesi durumu
pansiyon :
lat. * pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + sio (isim yapım eki)
* genellikle aileler tarafından işletilen, ev ortamı sıcaklığında, sınırlı
sayıda odaya sahip, otellere göre daha ekonomik, yatak ve kahvaltı (B&B)
veya tam pansiyon (3 öğün) şeklinde konaklama hizmeti sunan tesisler; kahvaltı
dahil veya yarım pansiyon (kahvaltı+akşam yemeği) hizmet veren, samimi, küçük
ölçekli konaklama yer
pansiyoner :
lat. * pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + sio, sion (isim
yapım eki) + er (-cı, yapan, eden eki) * pansiyonda kalan, konaklayan veya
yemekli/yemeksiz oda kiralayan kimse
panslavizm :
gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + Slavus (Slav halkı) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * 19. yüzyılda Rusya'nın
öncülüğünde Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki tüm Slav halklarını (Sırp, Bulgar,
Hırvat vb.) siyasi ve kültürel bir çatı altında, Rus hakimiyetinde
birleştirmeyi, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan gibi Slav nüfusu
barındıran devletleri parçalamayı hedefleyen ideolojik ve siyasi akım
pan-starrs-1 :
ing. * Panoramic Survey Telescope and Rapid Response System (Panoramik
Araştırma Teleskobu ve Hızlı Yanıt Sistemi) * ABD'nin Hawaii eyaletindeki
Haleakalā Gözlemevi'nde bulunan ve gökyüzündeki hareketli veya değişen
cisimleri sürekli takip eden 1,8 metre çapında bir teleskop ve gökyüzü tarama
sistemi
panseksüel : gre.,
lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + sexualis (cinsel)
(sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare
(kesmek, ayırmak, bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * cinsiyet kimliği veya
biyolojik cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, her iki cinsiyete de ve diğer tüm
cinsiyet kimliklerine sahip kişilere karşı cinsel, romantik veya duygusal çekim
hissedebilen (kişi)
pansuman :
gre., lat., fra. * pansare (yarayı kaplamak, sarmak, örtmek) (pan (her, tüm,
bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + sanare (iyileştirmek, tedavi etmek,
sağlıklı hale getirmek) + mentia (isim yapım eki) (lat.) ); pansement (sargı,
örtü; besleme, bakım) (panser (beslemek, bakımını yapmak) + ment (isim yapım
eki) ) (fra.) * vücuttaki yaraların enfeksiyon kapmasını önlemek, kanamayı
durdurmak, iyileşme sürecini hızlandırmak ve yarayı dış etkenlerden korumak
amacıyla steril malzemelerle yapılan temizleme ve kapatma işlemi
panteist :
gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) + istes
(-cı, yapan, eden) * Tanrı ile evrenin özdeş olduğunu veya Tanrısallığın bütün
varlığa yayıldığını savunan kişi
panteizm :
gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı ile evrenin özdeş
olduğunu veya Tanrısallığın bütün varlığa yayıldığını savunan felsefi görüş
panteon :
gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) * antik
Yunan ve Roma mimarlıklarında tanrıların hepsine birden adanmış tapınaklara
verilen isim
panter :
gre. * panther (pars, kaplan; benekli büyük kedi, panter) (gre.); panthera
(lat.) * büyük kedigillerden, özellikle Panthera cinsindeki benekli veya büyük
kedi; siyah postlu leopar ve jaguarları tanımlamak için kullanılan terim
pantograf :
gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) *
bir şekli belirli oranda büyütüp küçülterek kopyalamaya yarayan çizim aygıtı
pantokrator :
gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + kratos (güç, kuvvet,
kudret), kratein (güç sahibi olmak, kufretli olmak, gücü yetmek, hükmetmek) +
or (-cı, yapan, eden eki) * her şeye kadir olan, mutlak güç sahibi; Hristiyan
teolojisinde Tanrı’nın ve özellikle İsa Mesih’in “âlemlere hükmeden” sıfatı
pantolon :
gre. * pantaleemon, pantaleon (her şeye merhamet eden, her şeye merhametli,
tümüyle merhametli) (pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + eleos
(merhamet, acıma) + on (isim veya sıfat yapım eki) ) * kumaş, kot, keten veya
kadife gibi farklı dokuma ve kesimlerde üretilen, belden başlayan ve genellikle
paçaları ayak bileklerine kadar inen bir alt giysi türü (eski Venedik
tiyatrosunda şalvar benzeri dar ve uzun giysiler giyen, adını Hristiyan azizi
Aziz Pantaleone'den)
pantomim :
gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + mimeisthai (taklit etmek,
benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu),
mimesis (taklit, benzetme) * oyuncuların ses veya konuşma kullanmadan, yalnızca
beden hareketleri, yüz mimikleri, jestler ve bazen özel makyaj/aksesuarlar
yardımıyla bir hikaye, duygu veya düşünceyi anlattığı sözsüz tiyatro veya mim
sanatı türü
pantoprazol :
gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + prazol (imidazol türevi
proton pompa inhibitörü kimyasal grubu) * mide asidini azaltmak için
kullanılan, özellikle gastroözofageal reflü ve ülser tedavisinde uygulanan
proton pompa inhibitörü ilacın etken maddesi (C16H14F2N3O4S)
pantufla :
gre., fra. * pantophellos (tümü mantardan) (pan, pantos (her, tüm, bütün,
hepsi, tam, tamamen) + phellos (mantar) ) (gre.); pantoufle (terlik) (fra.) *
abadan veya pelüşten yapılmış, kışın ev içinde giyilen yumuşak, sıcak tutan önü
kapalı terlik veya panduf
panturanizm :
gre., far. * pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + turan
(İran mitolojisinde İran'ın doğusundaki toprakları ve halkları (Türkleri) ifade
eden tarihi bir coğrafi terim; Türklerin yaşadığı geniş coğrafya) (far.) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * tüm Ural-Altay
kavimlerinin (Türkler, Moğollar, Macarlar, Finler, Estonlar vb.) kültürel ve
siyasi birliğini savunan, Turan adı verilen coğrafyada bu halkların tek çatı
altında toplanmasını hedefleyen ideoloji
pantürkizm :
gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + türk
(türemiş, doğmuş, yaratılmış, yükselmiş) (törü (türemek, doğmak, yaratılmak,
yükselmek) + k (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) (gre.) * dünyadaki tüm Türk halklarının dil, kültür ve siyasi
birlik çatısı altında birleşmesini savunan ideolojik akım
panya :
lat. * panis (ekmek) + ia (durum eki) * basketbolda pota çemberinin takılı
olduğu, topun çarptığı levha
panzehir :
far. * pad (koruyucu, karşıt) + zehr (toksik madde, zehir) * vücuda giren veya
enjekte edilen zehirli maddelerin (toksinlerin) etkisini nötralize ederek
zararlarını gideren veya azaltan, genellikle yılan, akrep sokmaları veya
ilaç/kimyasal zehirlenmelerinde kullanılan tıbbi madde
panzer :
lat. * pantex (karıb, göğüs) * zırh, zırhlı araç, tank; Alman ordusunun zırhlı
araçları (Panzerkampfwagen)
pap :
gre. * pap (Yunan asıllı ABD'li hekim ve sitolog Dr. Georgios Papanikolaou'nun
(George Papanicolaou) soyadından) * rahim ağzında gelişen prekanseröz yani
kanser öncesi lezyonların ve/veya kanserin saptanması için tüm dünyada yaygın
olarak kullanılan bir Smear (sürme, tarama) testi (Servikal (rahim ağzı) smear
testi (Pap-Smear) )
pap smear :
gre., ing. * pap (Yunan asıllı ABD'li hekim ve sitolog Dr. Georgios
Papanikolaou'nun (George Papanicolaou) soyadından) (gre.) + smear (yaymak,
sürmek) (ing.) * 20. yüzyılın başlarında Yunan hekim Georgios Papanicolaou
tarafından geliştirilen, kanserleşme potansiyeli olan anormal hücre
değişikliklerini (prekanseröz lezyonlar) saptamak ve rahim ağzı kanserini erken
aşamada tespit etmek amacıyla rahim ağzından (serviks) küçük bir fırça
yardımıyla hücre örneği alınarak mikroskop altında incelenmesini sağlayan bir
tarama testi
papa :
gre.* pappas (baba) * baba, peder, üst düzey din adamı; Katolik Kilisesi'nin
başı ve Roma Piskoposu
papağan :
gre., ara. * papagas (gre.), babbaga (ara.) * Psittaciformes familyasından,
kıvrık gagalı, etli dilli, parlak tüylü ve sıcak bölgelerde yaşayan, insan
seslerini taklit edebilme yeteneğine sahip renkli bir kuş türü
papak :
aze. * papak (dövülüp yumuşatılmış yün/pamuk yumağı) * genellikle kuzu
postundan veya koyun yününden yapılan, Kafkasya, Doğu Anadolu ve Orta Asya
kültürlerine özgü uzun tüylü, sıcak tutan geleneksel bir kalpak/başlık türü,
kürk başlık
papalina :
gre. * papalina (sardalyaya benzer bir balık, sprattus sprattus) * özellikle
Ayvalık ve Cunda Adası çevresinde yaygın olan, Sardalya ailesine mensup, 10-12
cm boyutlarında, çok küçük, narin ve yağlı bir balık türü, çaça balığı
(sprattus sprattus)
papara :
gre. * papas (bulamaç), papara (et suyuna doğranmış ekmek) * ekmek veya diğer
yiyeceklerin süt, su veya çorba ile karıştırılmasıyla yapılan yumuşak ve
ezilmiş yemek türü; haşlama, azarlama veya fırça atma
paparazzi :
ita. * Paparazzo (Federico Fellini'nin 1960 yapımı La Dolce Vita filmindeki
kurgusal bir foto muhabirinin soyadı) * izinsiz ve ısrarcı biçimde ünlü
kişileri takip ederek özel yaşamlarına dair fotoğraflar çeken kişi
papatya :
gre. * papad (papa, papaz) + ia (isim yapım eki) * genellikle sarı merkezi ve
beyaz taç yaprakları olan, hoş kokulu ve çay veya süs bitkisi olarak
kullanılan, Anthemis, Matricaria, Bellis, Leucanthemum ve Tripleurospermum gibi
farklı cinslerden bitki türleri; saf sevgi, masumiyet, sadakat, yeni
başlangıçlar ve neşe
papaver :
lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) * haşhaş bitkisi; Papaveraceae
familyasına ait, haşhaş ve gelincik bitkilerini kapsayan cins
papaveraceae :
lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * Ranunculales takımında yer alan, genellikle parlak renkli ve gösterişli
çiçekler açan, sütlü öz suyu olan, gelincik, haşhaş ve benzeri otsu bitkilerin
yer aldığı renkli ve dikkat çekici çiçeklere sahip otsu bitki familyası,
gelincikgiller, haşhaşgiller
papaverin :
lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) * kan damarlarının gevşemesini ve genişlemesini sağlayarak kas
spazmlarını engelleyen, kan akışını artıran, ereksiyon sorunu yaşayan bazı
erkeklerde ereksiyon sağlamak için kullanılan vazodilatör (damar genişletici)
(C20H21N1O4)
papaya :
tai. * paapaia (papaya) * kökeni Orta Amerika'ya dayanan, Carica papaya
ağacında yetişen, yüksek C vitamini, A vitamini, potasyum ve sindirime yardımcı
olan "papain" enzimi içeren, tropikal ve subtropikal iklimlerde
yetişen, faydalı, turuncu etli, şifalı, tatlı, sulu ve kavun benzeri bir tada
sahip oldukça besleyici bir meyve
papaz :
gre * pappas (baba), papad (baba, muhterem kişi, din adamı) * özellikle
Hristiyanlıkta kilise cemaatine liderlik eden, vaftiz, nikah ve cenaze gibi
dini törenleri yöneten, ruhani rehberlik sağlayan din adamı
papazi :
gre. * pappas (baba), papad (baba, muhterem kişi, din adamı) + i (son ek) *
pamuk veya pamuk-karışımlı, hafif ve ince dokulu, mavi, pembe, fıstıki
renklerde ipek kumaş, bu kumaştan yapılmış
papazkaçtı : iskambil
kartlarıyla oynanan, eldeki kartları çift yaparak bitirmeye ve desteden
çıkarılan veya tek bırakılan "papaz" kartını (genellikle Sinek
Papazı) oyun sonunda elinde bulundurmama amacına dayalı popüler bir oyun
(oyunun sonunda papaz elinde kalan oyunu kaybeder.)
papeete :
tah. * pape (su) + ete (sepet, kap) * su sepeti, su kaynağı; Fransız
Polinezyası'nın başkenti
papel :
gre., lat. * papyros (Cyperus papyrus bitkisi, yazı malzemesi) (gre.); papyrus
(lat.) * para, kağıt para
papever somniferium linee :
lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + somni (uyku) + ferium (getiren,
taşıyan) + linee (çizgi, hat) * uyku verici etkili, morfin ve kodein gibi
alkaloidleri içeren, ilaç sanayisinde ağrı kesici ve tohumlarından yemeklik yağ
ile gıda (haşhaş tohumu) üretilen, afyon, morfin ve eroinin elde edildiği tek
yıllık, tıbbi bir bitki
paphiopedilum :
gre. * Paphia (Afrodit) + pedilon (terlik) * Orchidaceae (Orkidegiller)
familyasına ait, halk arasında terlik orkidesi olarak bilinen, aydınlık, direkt
güneş almayan alanları seven, alt dudağı terliği veya keseyi andıran, böcekleri
cezbedip tozlaşmayı sağlayan tropikal bir orkide cinsi
papikçi :
tür. * papik (esrar) * esrar satıcısı, sokak satıcısı
papilionat :
lat. * papilio (kelebek) + atus (sıfat yapım eki) * kelebek biçimli, kelebek
görünüşlü (botanik terimi)
papilionidae :
lat. * papilio (kelebek) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
kırlangıçkuyruklular ve apollolar olarak bilinen büyük ve renkli kelebeklerin
yer aldığı bir kelebek familyası
papilla :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) * vücutta deri, dil ve diş eti gibi dokularda bulunan,
bağ dokusu ve kan damarlarından oluşan, saç büyümesi, tat alma (dil papillası),
diş eti sağlığı ve histolojik olarak kanal ağızları (örn
papiller :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * patolojide parmak benzeri
doku çıkıntıları (papilla) içeren, mikroskop altında ağaç dallarına benzeyen
doku yapısı (genellikle yavaş büyüyen ve %80-85 oranla en sık görülen tiroid
kanseri türü olan "papiller tiroid kanseri" için kullanılır.)
papilliform :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp)
+ is (ile ilgili, -a ait) ) * papilla (meme başı, küçük çıkıntı) şeklinde olan,
parmak benzeri, küçük, etli veya siğil benzeri çıkıntı şekilli
papillit :
lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı
kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon,
hastalık eki) (gre.) * genellikle dilde oluşan küçük, ağrılı kırmızı veya beyaz
kabarcıklar (geçici dil papilliti) veya göz sinirinin iltihaplanması (optik
nörit) şeklinde görülen bir iltihabi durum (dildeki formu (yalan şişliği)
birkaç günde kendiliğinden geçerken, gözdeki formu ciddi görme kaybına neden
olabilir.)
papillokarsinom :
lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı
kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + karkinoma (karkinos (yengeç) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) * tiroid
bezinin foliküler hücrelerinden kaynaklanan, sık görülen (%80-%85) ve
genellikle yavaş büyüyen, 30-50 yaş arası kadınlarda daha sık görülen, tedavi
başarısı ve sağkalım oranı %95'in üzerinde olan iyi huylu bir tiroid kanseri
türü
papillom :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle Human Papilloma Virüs (HPV) kaynaklı, ciltte
veya mukoza zarlarında (ağız, boğaz, genital bölge) oluşan iyi huylu, siğil
benzeri küçük tümöral çıkıntı
papilloma :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle Human Papilloma Virüs (HPV) kaynaklı, ciltte
veya mukoza zarlarında (ağız, boğaz, genital bölge) oluşan iyi huylu, siğil
benzeri küçük tümöral çıkıntı
papillomatozis :
lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı
kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
(gre.) * İnsan Papilloma Virüsü (HPV) kaynaklı olarak solunum yollarında veya
deride siğil benzeri iyi huylu tümörlerin (papillom) çok sayıda ve tekrarlayıcı
şekilde büyümesi durumu (En yaygın tipi olan larengeal (gırtlak) papillomatozis
ses kısıklığı ve nefes darlığına neden olabilir.)
papillomavirüs :
lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) +
illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken)
* genellikle insan papilloma virüsü (HPV) kaynaklı, deri veya mukoza
yüzeylerinde oluşan iyi huylu, siğil benzeri küçük tümör
papilödem :
lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı
kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oidein (şişmek), edema, oidema (şişme,
tümör) (gre.) * kafa içi basıncın artması sonucu beyin ile gözü bağlayan optik
sinirin göz arkasındaki kısmının (optik disk) şişmesi (beyin tümörleri,
kanamalar, menenjit veya idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon gibi ciddi
nedenlerle oluşur.)
papirüs :
gre. * papyros (Cyperus papyrus bitkisi, yazı malzemesi) * Antik Mısır'da MÖ
3000'lerden itibaren kullanılan, Nil Nehri kıyısında yetişen Cyperus papyrus
bitkisinin gövdesinden elde edilen sazlıkların işlenmesiyle yapılan, bitki
şeritlerinin çaprazlanıp preslenmesiyle oluşturulan ve rulo haline getirilerek
kitap veya belge olarak kullanılan antik bir yazı malzemesi, kağıt
papovavirüs :
lat., gre. * papova (papilloma (papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı)
(pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) + polyoma (polys (çok, fazla,
çoklu) (gre.) + vacuolating (boşluk oluşma/oluşturma) (vacuolus (küçük boşluk)
(lat.) + ing (fiil mastar eki) (ing.) ) + virus (zehir, toksik madde) (lat.) *
siğiller (papillomlar) ve çeşitli tümörlere neden olabilen, küçük, dairesel
çift sarmallı DNA içeren bir virüs ailesi (En bilinen türü olan İnsan
Papillomavirüsü (HPV), cilt/mukoza siğillerine ve rahim ağzı kanseri gibi
malignitelere yol açabilir.)
pappus :
gre. * pappos (dede, yaşlı adam; pamuksu/tüylü şey) * bitkilerde özellikle
papatyagillerde (Asteraceae) meyvenin tepesinde bulunan, tüy, kıl veya pul
biçimli uçuş yapısı
paprika :
lat. * piper (biber) + ika (küçültme eki) * Capsicum annuum bitkisinin tatlı
veya hafif acı kırmızı biberlerinin kurutulup öğütülmesiyle elde edilen, tatlı,
acı ve tütsülenmiş (füme) çeşitleriyle et, çorba ve soslara karakteristik bir
lezzet katan aromatik ve renk verici bir toz baharat
papua yeni gine :
mal., tua. * papua (kıvırcık saçlı) + yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski
olmayan, daha önce olmayan) + aginaw (siyah insanlar) * Okyanusya’da, Büyük
Okyanus’un batısında yer alan, batıda Endonezya ile kara sınırı bulunan, kuzey
ve doğusunda Pasifik Okyanusu, güneyinde Mercan Denizi ile çevrili ada ülkesi
papula :
lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı,
kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) * genellikle çapı 1 cm'den küçük, deriden
kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı, pembe, ten rengi veya morumsu
olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon gibi çeşitli nedenlerle oluşabilen
küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık, döküntü türü
papura :
far. * papure (saban türü) * tarım alanında kullanılan, iki çift öküzle
çekilen, toprağın derin sürülmesi işleminde kullanılan ağır saban veya pulluk
türü, karasaban, kotan
papül :
lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı,
kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) * genellikle çapı 1 cm'den küçük, deriden
kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı, pembe, ten rengi veya morumsu
olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon gibi çeşitli nedenlerle
oluşabilen küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık, döküntü türü
papüler :
lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı,
kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * genellikle
çapı 1 cm'den küçük, deriden kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı,
pembe, ten rengi veya morumsu olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon
gibi çeşitli nedenlerle oluşabilen küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık,
döküntü türü ile ilgili
papülonekrotik :
lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı,
kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + nekros (ölü) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * genellikle tüberküloz (verem) enfeksiyonuna karşı gelişen, ciltte
sert, koyu renkli papül (küçük kabarıklık) ve nodüllerin nekrozlaşarak (doku
ölümü) ülserleşmesi ve iz bırakarak iyileşmesiyle seyreden kronik bir deri
tüberkülozu türü
papüloza :
lat., gre. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı,
kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * özellikle koyu tenli bireylerin yüz ve boyun bölgesinde
görülen, 1-5 mm çapında olan, zararsız, küçük, sert, kahverengi veya siyah
renkli leke halindeki kabarcıklar, dermatosis papulosa nigra - DPN
papya :
tai. * paapaia (papaya) * kökeni Güney Meksika, Orta Amerika'ya dayanan, Carica
papaya ağacında yetişen, kavuna benzeyen, olgunlaştığında sarı veya turuncu
renk alan, C vitamini, A vitamini, potasyum ve sindirime yardımcı olan
"papain" enzimi ve lif bakımından zengin olan, tropikal ve
subtropikal iklimlerde yetişen, faydalı, turuncu etli, şifalı, tatlı, sulu ve
kavun benzeri bir tada sahip oldukça besleyici bir meyve
papyekuşe :
fra. * papier (kağıt) + couché (tabakalı, kaplanmış, yatırılmış) * yüzeyi
pürüzsüz, parlak veya mat, genellikle kaliteli baskı işlerinde kullanılan ağır
gramajlı, kaygan bir tür kağıt türü, kuşe kağıdı
papyon :
lat., fra. * papilionis (papil (kelebek, uçan böcek) + ionis (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.); papillon (fra.) * genellikle gömlek yakasının hemen altına
takılan, kelebek kanadı şeklinde olan ve kravat olarak kullanılan kumaş boyun
aksesuarı; Lepidoptera takımına bağlı, genellikle renkli, pullu kanatları olan
narin bir böcek türü
par : lat.
* par (eşit, denk) * golfte bir deliği veya sahayı bitirmek için gereken
standart vuruş sayısını ifade eden Latince "eşit" kökenli bir terim;
finansta nominal değer; otelcilikte stok seviyesi (par seviyesi) )
para :
far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) * devletçe bastırılan ve ülke
içinde ödeme aracı olarak kullanılan, üzerinde saymaca değeri yazılı, kağıt
veya metal nesne; sayesinde; engelleyici (para (yanında, dışında, ötesinde,
yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt,
karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) (paratonnerre (paratoner, yıldırım
önleyici), parapluie (şemsiye, yağmur önleyici), paranormal (normal karşıtı),
paradox (paradoks, öğreti karşıtı) )
paraaminohippurik asit :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + amino (amin
grubu, NH2 içeren) + hippurikos (hippos (at) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * böbrek
fonksiyon testlerinde, böbrek plazma akışını (RPF (Renal Plasma Flow) ) ölçmek
için kullanılan, böbrek tüplerinden aktif olarak salgılanan, idrardaki atılım
hızı hesaplanarak böbreğin kanı ne kadar etkin temizlediğinin belirlenmesini sağlayan
tanısal bir ajan, PAH (C9H10N2O3)
paraaortik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + aorte (asıl
atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta
(isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücudun en büyük
atardamarı olan aortun çevresinde veya hemen yanında bulunan (alan, doku, lenf
nodları vb.)
parabellum :
lat. * para (hazırlan) + bellum (savaş) * "Si vis pacem, para bellum"
(Barış istiyorsan, savaşa hazır ol) sözünden türetilmiş, "savaşa
hazırlan" anlamına gelen bir terim; 9x19mm Luger mermi türü; 9mm Alman
Luger P08 tabancası
parabiyoz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + bios (hayat,
yaşam, dirim, canlılık) + osis (isim yapım ve durum eki) * iki veya daha fazla
canlı organizmanın anatomik olarak birbirine bağlanarak ortak bir dolaşım
sistemi paylaşmasını sağlayan deneysel veya doğal yaşam durumu
parabol :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) *
ikinci dereceden bir değişkenli fonksiyonların grafiği olan U şeklindeki eğri
(y=ax^2+bx+c); bir düzlemde alınan sabit bir "d" doğrusu ile sabit
bir "F" noktasından eşit uzaklıktaki noktaların geometrik yerleştirilmesi
parabolik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * parabol şeklinde
paraboloit :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir parabolün kendi
ekseni etrafında döndürülmesiyle oluşan, çanak veya eyer şeklinde (hiperbolik
türü) 3 boyutlu bir yüzey veya geometrik şekil
paraçol :
lat , ita. * bracchium (kol) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) (lat.); bracciolo
(braccio (kol) + olo (küçültme eki) ) (lat.) * denizcilikte gemi çatmasında
kullanılan eğri parçalara veya destek ağaçlarına verilen isim; cumba altı
destekleri ile tek atla çekilen üstü kapalı, yanları açık eski bir araba türü
parad :
lat. * parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + adus (son ek) *
özellikle eskrim ve kılıç sporlarında rakibin ataklarını silahın (kılıç, epe,
flöre) kenarıyla savuşturarak yapılan savunma hareketi
paradi :
far., gre. * pairi (çevre, etraf) + daiza (duvar) (far.); paradeisos (kraliyet
bahçesi, koruluk) (para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında,
yanında; zıt, karşıt, engel, duvar, set; ayrı, farklı) + deis (süs, zinet) + os
(son ek) ) * bostan, cennet bahçesi, süslü duvar, örten yapı, firdevs, (faradis
(ç.) ); en yüksek yer; tiyatro ve sinema salonlarında en üstte yer alan,
genellikle biletlerin daha ucuz olduğu balkon
paradigma :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + deiknynai
(göstermek, sergilemek), deigma (gösterme, sergileme) * bir konuya yaklaşım
şeklimizi belirleyen bakış açısı, zihinsel model, değerler dizisi veya örnek
kalıp, model
paradoks :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş,
düşünce, doktrin, öğreti) * kökleşmiş ve benimsenmiş inanca, düşünceye, öğretiye
aykırı, zıt olan düşünce, aykırı kanı
paradoksal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * kendi içinde çelişen, sağduyuya aykırı, ilk bakışta mantıksız veya
absürt görünen ancak daha derin incelendiğinde doğru olabilen durum veya ifade
paraf :
gre. * paragraphos (yan çizgi, derkenar) (para (yanında, dışında, ötesinde,
yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt,
karşıt, engel; ayrı, farklı) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) )
(gre.); paraffus (lat.) * ad ve soyadın baş harfleriyle oluşturulan, genellikle
belgelerin her sayfasının altına "gördüm, inceledim veya onaylıyorum"
anlamında atılan, tam imza gibi hukuki bir bağlayıcılığı veya sorumluluğu
olmayan kısa imza türü
parafazi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + phasein
(konuşmak), phasis (konuşma, ifade) * genellikle inme veya beyin hasarı (afazi)
sonucu ortaya çıkan, konuşma sırasında hece, ses veya kelimelerin yanlış
üretilmesi veya birbirinin yerine kullanılmasıyla karakterize bir dil bozukluğu
parafe :
gre., lat. * paraphatus (paraphare (süslemek, işaret koymak) (para (yanında,
dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca
arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + phare (göstermek,
işaretlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * işaretlenmiş,
görülmüş, onaylanmış
parafermiyon :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + Fermi
(İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + on
(parçacık/tanecik eki) (lat.) * teorik fizikte, spin değerleri yarım tam
sayıdan farklı olan ve istatistikleri fermiyonlardan farklı olan kuantum
parçacık türü
parafiletik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + phyle (ırk,
kabile, boy, soy, nesil, çeşit, tür) + tikos (ile ilgili) * bir canlı grubunu,
tüm atalarını kapsamadan, ortak ata paydasına göre sınıflandırma yöntemi
parafili :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + philia (sevme
durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * cinsel davranış veya yönelimde normdan sapma
gösteren, alışılmışın dışında ilgi veya düşkünlük durumu
parafin :
lat. * parum (çok az, zar zor) + affinis (bağlantılı, ilişkili, ilgili, benzer)
* genellikle mum ve yakıt üretiminde kullanılan, petrolden elde edilen,
renksiz, kokusuz ve düşük reaktiviteye sahip hidrokarbon karışımı (CnH2n+2)
paraganglioma :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ganglion
(şişlik, kist, tümsek, yumru, düğüm) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * otonom sinir sisteminin parçaları olan
"paraganglion" hücrelerinden kaynaklanan, genellikle iyi huylu
(benign) ancak nadiren kanserli (malign) olabilen, nadir görülen bir
nöroendokrin tümör türü
parageni :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir dokunun veya hücrenin eş
zamanlı gelişimi; bir mineral veya kayaç oluşumunda, diğer minerallerle
birlikte aynı koşullar altında meydana gelme durumu, eşzamanlı gelişim
paragöz :
tür. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) + göz (görme organı) * paraya
aşırı düşkün, her işin temelini kazanç olarak gören, cimri ve çıkarcı (kimse)
paragraf : gre.
* paragraphos (yan çizgi, derkenar) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) ) (gre.); paraffus
(lat.) * bir yazının satır başından diğer satır başına kadar olan, tek bir ana
fikir veya konu etrafında şekillenen cümleler topluluğu
paraguay :
gua. * para (nehir) + guay (yer eki) * nehir yeri; Güney Amerika’da yer alan,
kuzeyde Bolivya, doğuda ve güneydoğuda Brezilya, güneyde ve batıda Arjantin ile
kara sınırları olan kara ile çevrili ülke
parahidroksibenzoat :
gre., alm., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) (gre.) + benz, benzo (solvent, çözücü) (alm.) + ate (enzim eki) )
(lat.) * kozmetik, ilaç ve gıda ürünlerinde mantar ve bakteri üremesini
engelleyerek ürün ömrünü uzatan, paraben sınıfı antimikrobiyal koruyucu,
paraben
parakardiak :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + kardia (kalp,
yürek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kalbin bitişiğinde, yanında veya
kalp zarına yakın (komşu) bölgelerle ilgili (yapıları veya oluşumlar)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder