27 Eylül 2026 Pazar

ölçüm - parakardiak

ölçüm : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + üm (isim yapım eki) * bilinmeyen bir büyüklüğün veya özelliğin, aynı türden bilinen bir standart birimle kıyaslanarak sayısal bir değerle ifade edilmesi, ölçme işi

ölçün : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ün (isim yapım eki) * yetkili kurumlarca belirlenmiş, nitelik, nicelik veya ağırlık gibi değerler için temel alınan ayırt edici kural veya ölçü

ölçüt : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + üt (isim yapım eki) * bir yargıya varmak, değerlendirme yapmak veya bir şeyi sınıflandırmak için temel alınan ilke, kural, standart veya kıstas, kriter

öldürmek : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + dür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ölmesine neden olmak, canını almak

ölet : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + et (isim yapım eki) * özellikle insanları veya hayvanları toplu halde kırıp geçiren öldürücü salgın hastalık, kıran veya afet

ölgün : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + gün (sıfat yapım eki) * diriliğini, canlılığını veya tazeliğini yitirmiş, pörsümüş, solmuş; gücü azalmış, zayıf, renksiz, dikkat çekmeyen (mecazi)

ölmek : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + mek (fiil mastar eki) * canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek

ölmez : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + mez (olumsuzluk eki) * ölümsüz, ölmeyen, kalıcı, daimi

ölü : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki) * ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli

ölü doğum : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki) + toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + um (isim yapım eki) * genellikle gebeliğin 20. veya 24. haftasından sonra, doğum gerçekleşmeden önce veya doğum sırasında bebeğin rahim içinde hayatını kaybetmesi durumu, mortinesans

ölük : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ük (sıfat yapım eki) * ölmüş, öldürülmüş, artık yaşamayan kişi veya canlı

ölüm : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım eki) * insan, hayvan ve bitkilerde hayati fonksiyonların (kalp, solunum, beyin) geri döndürülemez şekilde kesin olarak sona ermesi, yaşamın sona ermesi

ölümcül : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım eki) + cül (sıfat yapım eki) * ölüme neden olan, öldürücü veya kaçınılmaz olarak sonu ölümle biten (durum)

ölümlü : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım eki) + lü (sıfat yapım eki) * sonunda ölecek olan, ölümü olan, fani, mortal

ölümsüz : tür. * öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + üm (isim yapım eki) + süz (yoksunluk bildiren sıfat yapım eki) * sonsuza dek yaşayan, ebedi olan, ölmeye muktedir olmayan veya zamanın etkilerine karşı dirençli olan, ölümden muaf, kalıcı ve unutulmaz olan

ölüsevici : tür. * ölü (ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli) (öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki) ) + sevici (hoşlanıcı, isteyici, olumlu duygu besleyici) * cinsel ilgi ve arzusunu cesetlere yönelten, ölülerle cinsel ilişkiye girmekten sapkın bir zevk alan, nekrofil

ölüsevicilik : tür. * ölü (ölmüş, canlı olmayan, cansız, hayatta olmayan, merhum, rahmetli) (öl (canı çıkmak, hayatını kaybetmek, yaşamını yitirmek) + ü (sıfat yapım eki) ) + sevici (hoşlanıcı, isteyici, olumlu duygu besleyici) + lik (durum eki) * cinsel ilgi ve arzusunu cesetlere yöneltme eğilimi, ölülerle cinsel ilişkiye girmekten sapkın bir zevk alma durumu, nekrofili

ömer : ara. * umr, umur (ömür, yaşam, hayat), umar (yaşayan, hayat süren, uzun ömürlü) * yaşayan, uzun ömürlü, hayat dolu, yaşam sevinci; erkek ismi

ömerli : ara., tür. * umr, umur (ömür, yaşam, hayat), umar (yaşayan, hayat süren, uzun ömürlü) (ara.) + li (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * Mardin’in bir ilçesi

ömr : ara. * amara, ammara (yaşam sürmek, uzun süre yaşamak), umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) * yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür

ömrübillah : ara. * umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) + bi (ile ) + allah ( Allah) * ömür boyu, hayat boyunca, ölene kadar, asla

ömrühayat : ara. * umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) + u (bağlaç) + hayat (doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) ) * bir kişinin doğumu ile ölümü arasında geçen sürenin tamamı, tüm yaşam süresi

ömür : ara. * amara, ammara (yaşam sürmek, uzun süre yaşamak), umr, umur (yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür) * yaşama, yaşam süresi, yaş, hayat, yaşam, ömür

ön : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) * bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum

ön ayak : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ayak (bacakların ucunda yer alan ayakta durma ve yürüme organı) * bir işin yapılmasına öncülük eden, başlatan, aracılık eden veya kilit rol oynayan kişi (veya durum); dört ayaklı hayvanların öndeki iki ayağından her biri

ön lisans : tür., lat. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) (tür.) + licentia (özgürlük, izin, icazet) (licere (izinli olmak, caiz olmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); licence (fra.) * temel amacı teknik, sağlık veya hizmet sektörlerinde kalifiye "ara insan gücü" yetiştirmek olan, üniversitelerin meslek yüksekokullarında (MYO) verilen 2 yıllık (4 yarıyıl) yükseköğretim programı

ön seçim : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + seçim (çoklu seçenekten birini veya birden çoğunu tercih etme) * siyasi partilerin genel seçimler, yerel seçimler veya cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde adaylarını belirlemek amacıyla parti üyelerinin veya delegelerin oylarıyla yaptıkları iç seçim yöntemi

önce : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ce (sıfat yapım eki) * bir olayın veya zamanın daha erken, ilk sırada, diğerlerinden evvel veya öncelikli olarak gerçekleştiğini belirten bir zaman zarfı, evvel

önceki : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ce (sıfat yapım eki) + ki (zamir eki) * önce olan, evvel olan

öncel : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ce (sıfat yapım eki) + el (sıfat yapım eki) * bir görevde veya konuda kendinden önce gelen, selef, lider veya öncü kişi

öncelik : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ce (sıfat yapım eki) + lik (isim yapım eki) * bir işin, durumun veya kişinin diğerlerine göre daha önemli, acil veya üstün sıralamada olması durumu

öncü : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + cü (isim yapım ve araç eki) * bir işin, hareketin veya düşünce akımının başlamasına yol açan, önde giden, rehberlik eden veya gelişmeleri haber veren kişi, topluluk veya eser, avangart

öncül : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + cü (isim yapım ve araç eki) + l (sıfat yapım eki) * bir argümanda sonucu kanıtlamak için kullanılan temel önerme, mantık kurgusunda sonuca zemin hazırlayan ifade, mukaddem; bir gelişmenin, hastalığın başlangıç noktası, prekürsör

önder : tür., far. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) (tür.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bir fikir ve hedef doğrultusunda, bir topluluğa, gruba veya harekete yön veren, yol gösteren, öncülük eden kişi, lider

önek : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + ek (ilave, katık) * bir kelimenin kökünün veya temel kelimenin başına getirilerek anlamını değiştiren, yeni bir kelime türeten veya kelimeye farklı bir anlam boyutu (olumsuzluk, zaman, derece vb.) katan hece veya hece grubu, ön ek, prefiks

önel : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + el (isim yapım eki) * bir işin bitirilmesi veya bir sözleşmenin feshi için tanınan ek süre, mühlet veya vade; hukuk dilinde ve iş hayatında, iş sözleşmesinin feshinden önce işçiye tanınan süre (ihbar süresi)

önem : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + em (isim yapım eki) * bir şeyin değer ve ağırlık bakımından taşıdığı anlam ve etkisi, ehemmiyet

önemli : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + em (isim yapım eki) + li (sıfat yapım eki) * öneme sahip olan, mühim, değeri yüksek, dikkate değer, mühim veya ehemmiyetli

önemsemek : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + em (isim yapım eki) + se (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kişiye, olaya veya nesneye değer vermek, onu dikkate almak, ciddiye almak veya mühimsemek

önerge : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + er (fiil ek) + ge (isim yapım eki) * meclis, kongre veya dernek gibi resmi toplantılarda bir veya birkaç üyenin, belirli bir konu hakkında görüşülüp karara bağlanması amacıyla başkanlığa sunduğu yazılı teklif veya takrir

öneri : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + er (fiil ek) + i (isim yapım eki) * bir sorunu çözmek veya bir işi daha iyi hale getirmek amacıyla, değerlendirilmesi talebiyle ortaya atılan görüş, düşünce, teklif, tavsiye

önerme : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + er (fiil ek) + me (isim yapım eki) * doğru veya yanlış kesin bir hüküm, yargı veya iddia bildiren cümle

önermek : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + er (fiil ek) + mek (fiil mastar eki) * bir fikri, görüşü, planı veya düşünceyi değerlendirilmesi için öne sürmek, teklif etmek, sunmak

öngörmek : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + görmek (gözler aracılığıyla ışığın retinada oluşturduğu görüntünün beyin tarafından işlenmesi sonucu çevreyi algılamak) * bir işin veya durumun ilerisini, sonuçlarını önceden sezmek, tahmin etmek, planlamak

öngörü : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + görü (görüş, gözle veya hisle algılama) * mevcut veriler, deneyimler ve gözlemler ışığında bir işin, durumun veya olayın gelecekte nasıl bir yol alacağını, ne tür sonuçlar doğuracağını önceden kestirme, sezme ve buna göre tedbir alma yeteneği

önlem : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + lem (isim yapım eki) * istenmeyen bir durumun veya tehlikenin oluşmasını engellemek, zararlarını azaltmak amacıyla önceden alınan tedbir veya çare

önlemek : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * istenmeyen bir durumun, olayın veya tehlikenin gerçekleşmesine engel olmak, önüne geçmek, mani olmak veya durdurmak

önlük : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + lük (isim yapım eki) * vücudun ön kısmını korumak, giysileri leke, iz ve zararlı maddelerden sakınmak için diğer kıyafetlerin üzerine giyilen koruyucu giysi

önsel : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + sel (ile ilgili, -a ait) * deneyimden veya veri toplamadan önce, yalnızca akıl yordamıyla bilinen, doğuştan gelen veya önceden kabul edilen bilgil, a priori

önsezi : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + sezi (bilinçaltı düzeyde gerçekleşen hızlı bir zihinsel süreç olan, mantıksal bir çıkarım yapmadan, bir durumu veya olayı doğrudan hissetme, anlama veya içgüdüsel olarak kavrama yeteneği) * henüz gerçekleşmemiş bir olayı veya durumu, ortada somut bir belirti yokken içe doğma yoluyla önceden hissetme, algılama veya altıncı hissiyle fark etme durumu

önsöz : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + söz (söylem, kelam) * bir kitabın veya akademik eserin başında, yazar tarafından kaleme alınan; eserin konusunu, amacını, yazılış nedenini, hazırlık sürecini ve kapsamını anlatan giriş bölümü

önyargı : tür. * ön (güneşin doğduğu yön, doğu, ileri, yüz, bir şeyin arka karşıtı olan, yüzü, çehresi, ileri tarafı, yakın geleceği, en ilerideki konum, ilk olan konum) + yargı (hüküm, karar) (yar (kesmek, ayırmak) + gı (isim yapım eki) ) * bir kişi, grup veya durum hakkında yeterli bilgi, deneyim veya kanıt olmaksızın, önceden edinilmiş, genellikle olumsuz (bazen olumlu) peşin hüküm veya tutum

öpmek : tür. * öp (yudumlamak, içine çekmek, koklamak) + mek (fiil mastar eki) * dudakları sevgi, saygı, bağlılık veya nezaket göstergesi olarak bir kişiye veya nesneye bastırmak veya değdirmek

öpne : gre. * eupnea (iyi ve normal nefes alma) (eu (iyi, güzel, düzgün) + pnein (esmek, solumak, nefes almak, üflemek), pnoia (nefes, solunum) * memelilerde dinlenme halindeyken gerçekleşen, çaba gerektirmeyen, düzenli, sessiz ve sağlıklı normal nefes alma şekli

öpücük : tür. * öp (yudumlamak, içine çekmek, koklamak) + ü (bağlaç) + cük (küçültme ve sevimlilik eki) * sevgi, şefkat, saygı veya selamlaşma amacıyla dudakların birine/bir şeye dokundurulması

örcin : tür. * ör (ipleri birbirine geçirmek, dokumak) + cin (isim/sıfat yapım eki) * halat veya iplerin birbirine bağlanmasıyla ya da ahşap basamakların ipler arasına yerleştirilmesiyle oluşturulan ip merdiven, örülen, iplerin örülmesiyle yapılan merdiven; ilerlemeci, yaratıcı, kararlı ve iletişime açık kişilik özelliklerini çağrıştıran bir erkek ismi

ördek : tür. * ötrek (öten) (öt (öteye geçmek, ses duyurmak, meram anlatmak) + rek (-cı, yapan, eden eki) ) * perde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan, paytak yürüyüşlü, yassı gagalı, tavuktan küçük, eti ve yumurtası yenen bir su kuşu; yatalak hastalara idrar yaptırmak için kullanılan, yassı görünümlü tıbbi şişe

örek : tür. * ör, öz (hayalet, huzursuz ruh, hortlak) + ek (isim yapım eki) * Türk, Tatar ve Altay halk inanışlarında, genellikle cinayet sonucu ölenlerin mezarlarında veya kan dökülen yerlerde ortaya çıktığına inanılan ölü, hayalet veya zombi benzeri varlık

öreke : tür. * öreke (iplik eğirmede kullanılan araç) * kirman ile birlikte yün eğirme işleminde kullanılan, ayrıca keten veya pamuk eğirirken de liflerin tutturulduğu, ucu çatal şeklinde olan tahta çubuk; iplik eğirirken yün, keten veya benzeri lifleri üzerine sarmaya yarayan, çatallı veya konik biçimli el aleti, iğ, kirmen; ebelerin doğum yaptırırken kullandığı, C şeklinde ortası boş, destekli doğum taburesi

ören : far. * veran, averan (ıssız, perişan, mahvolmuş) * tarihsel süreçte harabeye dönmüş, yıkılmış eski yapı kalıntıları, şehir veya kale kalıntıları, harabe, virane (ruin, ruine, Ruine (virane, kalıntı, harabe) (ing., fra., alm.) )

örf : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) * adap, erkan, tecrübeyle öğrenilen, gelenek, adet, ritüel, toplumun genel kabulüyle oluşan uygulama

örfi : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) + i (ile ilgili, -a ait) * toplumsal geleneklere, göreneklere veya alışılmış kurallara dayanan, geleneksel, töreye uygun

örfi idare : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), urf (bilme, tanıma, öğrenme) + i (ile ilgili, -a ait) + idare (yönetim) * özellikle Osmanlı döneminde, olağanüstü durumlarda (isyan, savaş, afet) sivil yönetimin askıya alınarak yönetimin geçici olarak askerî makamlara veya örfi hukuka (padişahın emirlerine) bırakıldığı sıkıyönetim uygulaması, sıkıyönetim, olağanüstü hal yönetimi

örge : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ge (isim yapım eki), urgan (pamuk, keten, kenevir veya jüt gibi bitki liflerinin bükülmesiyle elde edilen, halattan daha ince ancak sicimden daha kalın, dayanıklı bir ip türü) * ip, sicim, örgülü veya örülmüş; sanat, el sanatları ve tasarımda tekrarlanan temel şekil veya desenler, motif

örgen : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gen (gibi olan, gibi yapma), urgan (pamuk, keten, kenevir veya jüt gibi bitki liflerinin bükülmesiyle elde edilen, halattan daha ince ancak sicimden daha kalın, dayanıklı bir ip türü) * ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma, birbirine bağlanma (organisation (örgütlenme) (lat.) )

örgü : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gü (isim yapım eki) * ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma, birbirine bağlanma, birleştirilmiş olma; iplik veya liflerin şiş, tığ, makine veya el yardımıyla ilmekler oluşturularak birbirine geçirilmesiyle elde edilen bir tekstil el sanatı ve bu teknikle yapılan ürün

örgün : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + gün (sıfat veya isim yapım eki) * belirli bir müfredata göre okul ortamında, planlı, programlı ve yüz yüze gerçekleştirilen, devam zorunluluğu olan eğitim türü

örgüt : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + güt (isim yapım eki) * yanyana getirilen bireylerden oluşan düzenli grup; ortak bir amacı gerçekleştirmek için iki veya daha fazla kişinin çabalarını bilinçli ve planlı bir işbirliğiyle birleştirdikleri toplumsal yapı, teşkilat veya organizasyon

örk : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + k (isim yapım ve araç eki) * hayvanları (özellikle eşek, koyun, keçi) belirli bir alanda otlatmak veya sabitlemek amacıyla boyunlarına veya bacaklarına bağlanan ip veya zincir

örmek : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + mek (fiil mastar eki) * iplikleri tığ, şiş veya el yardımıyla ilmekler haline getirerek kumaş/tekstil yüzeyi oluşturmak, saç veya ip gibi telleri birbirinin arasından geçirerek birleştirmek veya tuğlaları birleştirip yığarak duvar gibi yapıları oluşturmak

örneğin : erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + in (olarak) (tür.) * örnek olarak, örnek verilirse

örnek : erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) (tür.) * bir düşünceyi, kuralı veya savı açıklamak/desteklemek için sunulan benzer, model, numune veya misal

örneklem : erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + lem (isim yapım eki) (tür.) * araştırma evreninin (popülasyonun) tamamına ulaşılamadığı durumlarda, bu evreni temsil etmek üzere seçilen, evrenin özelliklerini yansıtan daha küçük ve alt küme

örneklemek : erm. * orinag (model, numune, usül) (erm.); örenek (nakış, model) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * soyut bir düşünceyi, kavramı veya yargıyı daha anlaşılır, somut ve ikna edici kılmak için konuyla ilgili misaller (benzer olgular) sunmak

örs : tür. * ör (kalkmak, yükselmek) + uz, s (isim yapım eki) * demircilerin ve metal ustalarının kızgın metalleri döverek şekillendirmek için üzerine koydukları, genellikle çelikten yapılan ağır, sert ve dayanıklı metal bloğu, demir dövme sehpası

örselemek : tür. * ör (kalkmak, yükselmek) + uz, s (isim yapım eki) + e (bağlaç) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi yıpratmak, eskitmek, hırpalamak veya fiziksel veya psikolojik olarak zedelemek, güçten düşürmek, sarsmak ve canlılığını azaltmak

örtbas : tür. * ört (kapatmak, gizlemek) + bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) * bir yanlışlığı, hatayı, suçu veya utanç verici bir durumu gizleme, üstünü kapatma girişimi (yetkili kişilerin sorumluluktan kaçmak, eleştirileri susturmak için gerçeği saklama girişimi)

örten fonksiyon : tür., lat. * ört (kapatmak, gizlemek) + en (sıfat yapım eki) (tür.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * bir fonksiyonun değer kümesindeki her bir elemanın, tanım kümesindeki en az bir elemanla eşleştiği, yani değer kümesinde (ikinci küme) açıkta hiçbir eleman kalmadığı fonksiyon türü, sürjektif fonksiyon (B deki her b elemanı için f(a) = b olacak şekilde A da en az bir a elemanının var olduğu f = A → B fonksiyonu)

örtenek : tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + enek (isim yapım eki) * anatomi ve biyolojide hayvanların vücudunu örten deri, kıl, tüy, pul gibi yapıların bütününe veya bazı organları çevreleyen ince zar, membran

örtmek : tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + mek (fiil mastar eki) * bir nesnenin üzerini başka bir cisimle kaplayarak onu görünmez, korunaklı veya dış etkilerden uzak tutmak, gizlemek ya da bir boşluğu kapayarak kapatmak, kapamak, sarmak, kaplamak

örtü : tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaplayan, yayılan, yüzeyini kapayan; bir şeyin üzerine serilen, onu kapatan, koruyan veya gizleyen kumaş, kağıt veya benzeri malzeme (earth, Erde (yer, yeryüzü, kaplayan alan) (ing., alm.) )

örtülü ödenek : tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lü (sıfat yapım eki) + ödenek (harcanmak üzere tahsis edilmiş para) (öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + nek (isim yapım eki) ) * devletin milli güvenliği, yüksek menfaatleri, istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri gibi gizlilik gerektiren durumları için Cumhurbaşkanlığı bütçesine konulan, denetimi ve harcama detayları kamuoyuyla paylaşılmayan özel bütçe kalemi

örtüşmek : tür. * ört (kapatmak, kaplamak, gizlemek) + ü (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * iki veya daha fazla nesne, düşünce veya durum aynı noktada kesişmek, üst üste gelmek, birbirine tam uyum sağlamak veya uygun düşmek

örü : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ü (isim yapım eki) * yapı, duvar, çit, bölme veya örme işi; avlak, avlanılacak yer, gece otlatılan davar sürüsü; yama

örük : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + ük (sıfat yapım eki) * örülmüş nesne, örgü veya saç örgüsü (belik

örümcek : tür. * ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + üm (isim yapım eki) + cek (isim yapım ve araç eki) * eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından, ağ örme yeteneğine sahip, sekiz bacaklı etçil hayvanlara verilen genel ad

örümcek ağı : tür. * örümcek (eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından, ağ örme yeteneğine sahip, sekiz bacaklı etçil hayvanlara verilen genel ad) (ör (birleştirmek, bağlamak, dokumak, sarmak) + üm (isim yapım eki) + cek (isim yapım ve araç eki) ) + ağ (ayrım, ayrık, iki bacağın veya iki parmağın arası; dokuları birbirine geçmiş örgüsel yapı) + ı (iyelik eki) * örümceklerin karın bölgelerindeki bezlerden salgıladıkları, protein bazlı ipeksi bir sıvıdan ürettikleri, kuruduğunda sertleşen, genellikle av yakalamak, yuva yapmak veya dinlenmek için kullandıkları doğal, esnek ve güçlü ağ yapısı

ösosyalite : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) (gre.) + socialitas (socius (arkadaş, ortak, yoldaş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * bazı hayvan türlerinde, özellikle böceklerde, üreme ve iş bölümü açısından yüksek derecede organize olmuş sosyal yapı gösterme durumu; toplumsallığın en üst düzey örgütlenmiş hali

östaki : ita. * eustachi (İtalyan anatomist Bartolomeo Eustachi'nin soyadından) * orta kulak ile geniz (nazofarenks) arasında bağlantı sağlayan, yaklaşık 3,5-4 cm uzunluğunda kıkırdak ve kemik yapıdan oluşan, temel görevi, orta kulaktaki hava basıncını dış atmosfer basıncıyla eşitlemek, kulak zarını korumak ve içerideki sıvıları genize boşaltmak olan kanal

östenit : ing. * austen (İngiliz metalurji uzmanı Sir William Chandler Roberts-Austen'in soyadından) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * demir-karbon alaşımlarında genellikle 912 derecenin üzerindeki yüksek sıcaklıklarda kararlı olan, yüzey merkezli kübik (YMK/FCC) kristal yapısına sahip olan, manyetik olmayan, sünek ve yüksek karbon çözünürlüğü olan, paslanmaz çeliklerin temelini oluşturan ve sertleştirme işlemlerinde kritik rol oynayan demir fazı

östradiol : gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) + diol (iki hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * temel olarak yumurtalıklardan salgılanan, kadın üreme sisteminin düzenlenmesi, yumurtlama, rahim duvarının kalınlaşması, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ile cilt elastikiyetinin korunmasında kritik rol oynayan vücuttaki en güçlü ve baskın östrojen hormonu türü (C18H24O2)

östriol : gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) + ol (hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * vücutta özellikle gebelik sırasında plasenta tarafından yüksek miktarda üretilen, menopoz sonrası dönemde vajinal kuruluk, kaşıntı ve ağrılı cinsel ilişki (atrofi) tedavisinde lokal kremler şeklinde sıkça kullanılan en zayıf östrojen türü (C18H24O3)

östrojen : gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)

öşriye : ara. * aşra, aşera (on), aşar, uşr (onda bir, aşar) + iye (durum eki) * İslam hukukunda ve Osmanlı toprak yönetiminde Müslümanlara ait olan, hasat vaktinde ürünün onda biri (1/10) oranında vergi (öşür) alınan özel mülk topraklara verilen isim

öşür : ara. * aşra, aşera (on), aşar, uşr (onda bir, aşar) * şar vergisi, onda bir, üründen alınan onda bir vergi, aşar

ötanazi : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün) + thanatos (ölüm) + eia (isim yapım ve durum eki) * tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda acıyı sonlandırmak amacıyla yaşamın tıbbi müdahaleyle sonlandırılması işlemi

öte : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, aşmak, ses duyurmak, borçlanmak) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bulunulan yerin dışı, diğer yer

ötektik : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, kolay) + tekein (eritmek, erimek, çözmek), tektos (eritilmiş, çözülmüş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * iki veya daha fazla bileşenden oluşan bir karışımın, bileşenlerinin kendi erime noktalarından daha düşük bir sıcaklıkta, tek bir noktada aynı anda eriyip katılaştığı özel bir alaşım veya karışım türü

öteli : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + telein (tamamlamak, gerçekleştirmek, sona erdirmek, yerine getirmek), teleia (tamamlanma, yetkinlik, olgunluk) * bir canlı türüne ait bireylerin yetişkin dönemlerinde vücutlarında (somatik hücrelerinde) tam olarak aynı sayıda hücre bulunması durumu

ötenazi : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün) + thanatos (ölüm) + eia (isim yapım ve durum eki) * tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda acıyı sonlandırmak amacıyla yaşamın tıbbi müdahaleyle sonlandırılması işlemi

ötimik : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, normal) + thymos (ruh, ruh hali, duygu, mizaç, öfke, içsel yaşam gücü, canlılık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kişinin ruh halinin ne çok coşkulu (mani) ne de çok üzgün (depresyon) olduğu, huzurlu, dengeli ve normal olduğu "orta yol" duygu durumu, bipolar bozukluk tedavisinde hedeflenen, ataklar arası dönemdeki sağlıklı ve stabil ruh hali

ötiroid : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, normal) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroid bezinin normal çalıştığı, kanda TSH, T3 ve T4 hormon düzeylerinin referans aralıklarında olduğu, hipotiroidi veya hipertiroidi durumunun olmadığı, tiroid fonksiyonlarının dengede olduğu sağlıklı fizyolojik durum

ötkün : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kün (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi taklit etmek, benzemeye çalışmak, anlatmak, hikaye etmek; birine veya bir şeye davranış, tarz olarak benzemeye çalışmak, özenmek veya örnek aldığı kişinin davranışlarını veya eserlerini yeniden yapmak

ötleğen : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + leğen (-cı, yapan, eden eki) * Sylviidae familyasına ait olan, kahverengi, gri veya yeşilimsi renklerde tüyleri olan, böcekçil beslenen, aktif ötücü olan, çalı ve sık bitki örtülerinde yaşayan küçük gövdeli, ötücü bir kuş türü

ötmek : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + mek (fiil mastar eki) * kuş, böcek veya bazı hayvanlar karakteristik tiz sesler çıkarmak; boş konuşmak, bağırıp çağırmak; üflemeli çalgılar ses çıkarmak; gizli bir bilgiyi itiraf etmek, ispiyonlamak (argo)

ötopik : gre. * ou (yok, olmayan) + topos (yer, bölge, konum, mevki, mekan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hayali, gerçek dışı, gerçekleşmesi imkansız veya çok zor olan, idealize edilmiş durum

ötre : ara. * utru, otru (orta) * Arap harflerinin üzerine konulan küçük "vav" (ُ ) şeklindeki hareke

ötrofikasyon : gre., lat. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + atio (isim yapım eki) (lat.) * başta azot ve fosfor olmak üzere besin tuzlarının su ekosistemlerinde aşırı birikmesi sonucu alglerin ve su bitkilerinin kontrolsüzce çoğalarak sudaki oksijeni tüketmesi ve su kalitesini bozması süreci

ötüken : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + ü (ek) + ken (sıfat yapım eki) * Eski Türklerde (Göktürkler, Uygurlar) devletin merkezi, kutsal başkent ve Türklerin yeryüzündeki ilk yurdu olarak kabul edilen, Moğolistan'daki Hangay Dağları civarında yer alan ormanlık ve dağlık bölge; Türk mitolojisinde ve tarihinde birliği, toprak anayı, kutsal sığınağı ve "cihanın merkezi"ni temsil eden karakter

ötürü : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + ü (bağlaç) + rü (isim yapım eki) * sebepiyle, dolayı, nedeniyle, naşi, yüzünden

ÖTV : tür. * özel (yalnızca belli bir kişiye, şeye veya duruma ait olan, hususi) + tüketim (kullanma, harcama, yok etme) + vergi (devletin kamu hizmetleri için zorunlu olarak halktan topladığı para) + si (iyelik eki) * belirli lüks, çevreye veya sağlığa zararlı malların (otomobil, tütün, alkol, beyaz eşya vb.) ithalatı veya üreticiden ilk satışı sırasında alınan, maktu veya nispi oranda hesaplanan bir dolaylı vergi

övgü : tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + gü (isim yapım eki) * bir kişinin veya bir şeyin üstün özelliklerini, başarılarını ve güzelliklerini dile getirerek takdir etme, yüceltme, beğeniyi ifade etme, methetme

övmek : tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + mek (fiil mastar eki) * methetmek, birinin veya bir şeyin iyiliklerini söyleyerek değerini yüceltmekhakkında iyi konuşmak (ovation (tezahürat) (lat.) )

övünç : tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ünç (isim yapım eki) * bir başarı, nitelik veya sahip olunan değerli bir şeyden dolayı duyulan gurur, kıvanç ve iftihar duygusu

övüngen : tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ün (dönüşlü fiil eki) + gen (ile ilgili, -a ait) * çok övünen, başarıları veya mal varlığıyla abartılı bir şekilde iftihar eden, kibirli ve farfara kişi

övünmek : tür. * ö, ög (hakkında iyi konuşmak, methetmek, yüceltmek) + ün (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sahip olduğu bir özellik, yetenek veya başarıdan dolayı kendini yücelterek bundan gururla, hatta abartılı bir biçimde bahsetmek, iftihar etmek, böbürlenmek, kibirlenmek

öykü : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kü (isim yapım eki) * özenme, taklit etme; yaşanmış veya tasarlanmış olayları, yer ve zaman bağlamında, ayrıntılarıyla anlatan kısa, düzyazı şeklindeki edebi tür, hikaye, anlatı

öykünmek : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + kün (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi taklit etmek, benzemeye çalışmak, anlatmak, hikaye etmek; birine veya bir şeye davranış, tarz olarak benzemeye çalışmak, özenmek, taklit etmek veya örnek aldığı kişinin davranışlarını veya eserlerini yeniden yapmak

öyle : tür. * o (işaret zamiri) + ile (birlikte, beraber) * o şekilde, o haliyle, o suretle

öz : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) * benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher

öz ısı : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ısı (sıcaklıkları farklı iki sistem arasında, yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa doğru aktarılan, transfer halindeki enerji türü) * 1 gram ağırlığındaki bir malzemenin sıcaklığını 1 derece artırmak için gerekli olan ısı

özafagus : gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim/sıfat yapım eki) ) * ağız ile mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu

özalp : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + alp (cesur, yiğit), alpmak (al (almak, zaptetmek, fethetmek, alt etmek, yenmek) + lp (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (saygı göstermek, yüceltmek) * Van’ın bir ilçesi; erkek ismi

özbek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + bek (bey, efendi, reis, lider, güçlü) * yiğit, cesur, kendi kendine yeten; Orta Asya'da, özellikle Özbekistan'da yaşayan, Harezm'den Fergana'ya kadar uzanan bölgenin en kalabalık Türk halkı (Altın Orda hükümdarı Muhammed Özbek Han (1313-1340) dönemiyle özdeşleşmiş bir etnonim)

özbekistan : tür. * özbek (cesur, kendi kendine yeten) (öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + bek (bey, efendi, reis, lider, güçlü) ) (tür.) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) ) (far.) * Orta Asya'da yer alan ve köklü bir Türk tarihi mirasına sahip olan, adını 14. yüzyılda Altın Orda Devleti'nin hanı olan Özbek Han'dan alan ülke

özbeöz : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + be (ve, ile, birlikte, beraber) + öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) * gerçek, gerçekten, katışıksız, hakiki, kendisi, kendi

özcan : tür., far. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + can (yaşam, hayat, dirilik, ruh, hayat cevheri, dirim kuvveti) (far.) * özü can olan, samimi, içten, gerçek dost ve temel yaşam kaynağı; erkek ismi

özdeğer : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) * matematikte bir matris veya doğrusal dönüşümün, belirli bir sıfırdan farklı vektörü yalnızca bir skalerle çarparak dönüştürdüğü skaler katsayı; bir kişinin başarılarından, dış görünüşünden veya başkalarının onayından bağımsız olarak, kendi varlığına, ruhuna ve kişiliğine biçtiği içsel değer ve yeterlilik hissi

özdek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + (isim yapım eki) * bilinçten bağımsız olarak var olan, duyularla algılanabilen, kütlesi ve hacmi olan nesnel gerçeklik, madde

özden : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + den (kaynak belirteci, isim yapım eki) * özünden, gerçek, hakiki, içten, samimi ve asil; asalet, doğallık ve özle ilgili olma; kadın ismi

özdeş : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + deş (benzer, aynı) * her türlü nitelik, içerik ve yapı bakımından birbirinin aynısı olan, ayırt edilemeyecek kadar benzer, eşdeğer, identik

özdeşlik teoremi : tür., gre. * özdeşlik (aynı olma durumu, eşdeğerlilik) (özdeş (her türlü nitelik, içerik ve yapı bakımından birbirinin aynısı olan, ayırt edilemeyecek kadar benzer, eşdeğer, identik) + lik (isim yapım ve durum eki) ) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * analiz ve cebirde, iki fonksiyonun bir açık kümede birbirine eşit olması durumunda, bu fonksiyonların tüm tanım kümelerinde eşit olduğunu, özellikle holomorf fonksiyonlar için geçerli olduğunu belirten temel teorem

özdeyiş : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + deyiş (söylem; özlü söz) (de (söylemek, konuşmak) + y (bağlaç) + iş (isim yapım eki) ) * bir düşünceyi, duyguyu veya ilkeyi en kısa, en özlü ve çarpıcı biçimde anlatan, söyleyeni genellikle belli olan bilgece söz, vecize

öze : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım ve araç eki) * mikrobiyoloji laboratuvarlarında mikroorganizmaları bir kültürden diğerine aktarmak (ekim yapmak), örnek almak veya yaymak için kullanılan, ucu çember şeklinde kıvrılmış ince, çubuk şeklindeki laboratuvar aleti

özefagal : gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yemek borusu ile ilgili veya yemek borusuna ait

özefagus : gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) * ağız ile mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu

özek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ek (isim yapım ve araç eki) * merkez, orta nokta, çekirdek veya bir şeyin içi, özü

özel : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili, -a ait) * yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı, hususi, benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır

özel sektör : tür. * özel (yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı, hususi, benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır) (öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili, -a ait) ) (tür.) + sector (kesim, bölüm, kısım) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * devletin kontrolünde olmayan, bireylerin veya şirketlerin kar amacıyla kurup yönettiği, ekonomik faaliyetlerin (üretim, hizmet, ticaret) yapıldığı bölüm

özeleştiri : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + eleştiri (sanat, edebiyat veya düşünce eserlerini değerlendirme, analiz etme; bir insanın, bir konunun, bir yapıtın, doğru ve yanlış yönlerini tespit edip bildirme) (ele (seçmek, ayıklamak, ayrıştırmak) + ş (işteşlik eki) + tir (etken fiil eki) + i (isim yapım eki) ) * bir kişinin kendi davranışları, düşünceleri, tutumları veya eylemleri üzerine yaptığı iç muhasebe, değerlendirme ve yargılama süreci

özelik : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım ve araç eki) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir nesnenin veya kavramın kendine has, onu başkalarından ayıran temel niteliği, özellik, nitelik, vasıf

özellik : tür. * özel (yalnız bir kişiye veya şeye ait olan, benzerlerinden farklı, hususi, benzersiz, ayrıcalıklı, halis, münhasır) (öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + el (ile ilgili, -a ait) ) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir nesnenin veya kavramın kendine has, onu başkalarından ayıran temel niteliği, özelik, nitelik, vasıf

özemek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + e (isim yapım ve araç eki) + mek (fiil mastar eki) * birkaç malzemeyi (örneğin un-su, nişasta-süt) birbirine karıştırıp iyice çırparak pürüzsüz ve yoğun bir kıvam elde etme işlemi

özen : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + en (isim yapım eki) * bir işi en iyi şekilde yapmak için gösterilen dikkat, titizlik, itina ve ihtimam

özenti : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + enti (isim yapım eki) * başkalarının yaşam tarzını, davranışlarını, giyimini veya fikirlerini, kendi kişiliğini katmadan taklit etme durumu veya bu davranışı sergileyen kişi

özer : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * özü er olan, yiğit, doğru ve mert kimse; erkek ismi

özerk : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + erk (güç, kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) * (kurum, kuruluş veya bölge) daha üst bir yapıya bağlı olmakla birlikte, kendi kurallarını koyma, yönetme ve karar alma yetkisine sahip olan, otonom

özerklik : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + erk (güç, kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir topluluğun veya kurumun dış bir otoriteye bağlı olmadan kendi kendini yönetme yetkisine sahip olma durumu; bir kurumun, bölgenin veya bireyin, merkezi bir otoriteye bağlı kalmakla birlikte, kendi kurallarını koyma, kararlarını bağımsız alma ve kendini yönetme hakkı, kendi kaderini tayin etme yetisi

özet : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + et (yapmak, eylemek) * bir metnin veya konunun ana noktalarını kısaca ifade eden kısa anlatım

özezer : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + er (-cı, yapan, eden eki) * eziyet çekerek cinsel zevk alan sapkın kimse, mazoşist, kendine acı çektirme sapıncı gösteren kimse, mazoşist

özge : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ge (ile ilgili, -a ait) * başka, farklı, değişik, özgün, kendine has, nevi şahsına münhasır

özgeçmiş : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + geç (ilerlemek, aşmak) + miş (geçmiş zaman eki) * bir bireyin eğitim, iş deneyimi, becerileri ve yetkinliklerini işverenlere özetleyen, iş başvurularında kullanılan profesyonel bir tanıtım belgesi, curriculum vitae (CV)

özgü : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) * birine veya bir şeye ait olan, ona mahsus, karakteristik, kendine has nitelik taşıyan, özel, has, halis, münhasır

özgül : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + ül (sıfat yapım eki) * spesifik, kendine özgü, özel, belirli bir türe ait

özgül ağırlık : tür. * özgül (spesifik, kendine özgü, özel, belirli bir türe ait) (öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + ül (sıfat yapım eki) ) + ağırlık (bir cisme, konumunda etki eden çekim kuvveti (kg) ) (ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (isim yapım ve durum eki) ) * bir maddenin yoğunluğunun, referans alınan bir maddenin (genellikle 4 derecedeki (c) su) yoğunluğuna oranı, bağıl yoğunluk (yoğunluk çarpı gravite ile hesaplanır; γ = ρ.g)

özgün : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + n (sıfat yapım eki) * taklit olmayan, kendine has özellikleri bulunan, orijinal ve benzersiz; bir eserin, fikrin veya tarzın başka hiçbir şeye benzemeyen, yaratıcısının kişiliğini yansıtan, ayırt edici niteliğini yansıtan sıfat

özgür : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + r (-cı, yapan, eden eki) * herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta veya dış etkiye bağlı olmayan, bağımsız, hür ve serbest

özgür irade : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + r (-cı, yapan, eden eki) + irade (istek, isteme, arzu, arzulama) * bireyin dış zorlama veya önceden belirlenmiş kader olmaksızın, kendi eylem ve kararlarını bağımsızca seçebilme, kendi kaderini belirleme yetisi, bilinçli olarak seçim yapma ve karar verme yetisi

özgürlük : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + gü (sıfat yapım eki) + r (-cı, yapan, eden eki) + irade (istek, isteme, arzu, arzulama) + lük (isim yapım ve durum eki) * bireyin dış zorlamalar, kısıtlamalar veya başkalarının haklarına zarar vermeden kendi iradesiyle düşünebilmesi, karar verebilmesi ve hareket edebilmesi durumu, hürriyet

özgüven : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + güv (güç, kuvvet, sağlamlık, dayanıklılık) + en (isim yapım eki) * kişinin kendi değerine, yeteneklerine ve potansiyeline duyduğu inanç ve itimat duygusu

özhan : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * gerçek hükümdar, soylu lider, asıl bey

özkan : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kan (damarlardaki oksijen ve besin taşıyan hayat sıvısı; nesil, soy) * özü temiz, soyu temiz, asil kan, gerçek soy

özkaynak : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kaynak (ndan doğal olarak çıkan su, suyun çıkış yeri veya metal parçaların yüksek ısı ve basınçla birleştirilmesi işlemi; bilgi veya malzemenin elde edildiği yer veya kişi, köken, orijin) (kayn (ısınmak, köpürmek, hareketlenmek, başlamak, çıkmak) + ak (isim yapım eki) ) * bir işletmenin toplam varlıklarından tüm borçları (yükümlülükleri) çıkarıldıktan sonra geriye kalan, bilançonun pasifinde yer alan, şirketin dış borçlanmaya gitmeden kendi finansman gücüyle sahip olduğu varlıkları ve finansal sağlığı gösteren net değer (yani şirketin sahiplerine veya hissedarlarına ait olan kısım)

özkıyım : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + kıyım (kesme, ayırma) (kıd, kıy (kesmek, ayırmak, yok etmek, zarar vermek) + ım (isim yapım eki) ) * kişinin kendini öldürmesi, intihar

özkütle : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + kutla (yığın, küme; bir cismin sahip olduğu madde miktarını, hacmi ve yoğunluğu ile ölçülebilir fiziksel özelliğini ifade eden, SI biriminde kilogram (kg) ile ölçülen büyüklük) (ara.) * sabit sıcaklık ve basınçta bir maddenin birim hacmindeki (1 cm^3) kütle miktarı

özlem : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lem (isim yapım eki) * kişinin bir şeye veya kişiye ruhen veya manen duyduğu hasret, yokluk hissi ve kavuşma arzusu

özlemek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kimseyi veya bir şeyi görme, kavuşma isteği duyarak yokluğunu derinden hissetmek, hasret çekmek ve gönül içinden aramak

özlü : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lü (sıfat yapım eki) * az sözle çok şey anlatan, derin anlamlı, esaslı, nitelikli, özü olan, cevherli

özlük : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + lük (isim yapım eki) * bir kişinin veya şeyin en içteki temel niteliği, cevheri, aslı ve kimliği; bireyin (özellikle çalışanların) kimlik, sicil, görev ve mali haklarını içeren kişisel kayıtların bütünü

özne : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim yapım eki) * cümlede yüklemin bildirdiği işi, eylemi veya oluşu gerçekleştiren, durumu üzerine alan kişi veya varlık

öznel : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim yapım eki) + l (sıfat yapım eki) * kişisel duygu, düşünce, beğeni veya yorumlara dayanan, kişiden kişiye değişebilen ve kanıtlanamayan yargı veya anlatım biçimi, sübjektif

öznur : tür., ara. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) (ara.) * öz aydınlık, özü ışık olan, içten aydınlık saçan, gerçek, temel ışık; kadın ismi

özofageal trakeal kombitüp : gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift hale getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + tubus (boru, tüp) (lat.) * kardiyak arrest gibi acil durumlarda, hastayı ventile etmek (solutmak) için kullanılan, laringoskopi gerektirmeden "körlemesine" (kör olarak) yemek borusuna veya soluk borusuna yerleştirilerek hava yolu açıklığını sağlayan çift lümenli (iki kanallı) geçici bir acil hava yolu cihazı; kardiopulmoner resusitasyon sırasında yetişkin hastalar için kullanılan çift lümenli, tekrar kullanıma uygun alternatif hava yolu aracı

özofagial : gre., lat. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * özofagus (yemek borusu) ile ilgili

özofagit : gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * yemek borusunun (özofagus) iç yüzeyini kaplayan dokunun (mukoza) iltihaplanması veya tahriş olması

özofagus : gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) * ağız ile mide arasındaki yiyecek ve sıvıları taşıyan kaslı tüp, yemek borusu

özofajit : gre. * oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * yemek borusunun (özofagus) iç yüzeyini kaplayan dokunun (mukoza) iltihaplanması veya tahriş olması

özsermaye : tür., far. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + sermaye (bir işin kurulması, yürütülmesi ve geliştirilmesi için gereken nakit para, makine, bina, hammadde ve fikri mülkiyet gibi paraya çevrilebilir tüm maddi/maddi olmayan değerlerin bütünü, ana para) (ser (baş, kafa) + maye (para; asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) ) (far.) * bir işletmenin toplam varlıklarından tüm borçları çıkarıldıktan sonra geriye kalan net değerdir; hissedarların veya sahiplerin işletme üzerindeki gerçek hak sahipliği

özsever : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + sever (ister, hoşlanır, ilgi duyar) * kendi benliğine aşırı hayranlık duyan, kendini herkesten üstün gören, bencil ve kibirli kişi, narsist, narsisist

özsu : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * bitki ve hayvan dokularında bulunan, bitkilerin odun, soymuk borularında, hayvanlarda ise hücreler arası boşluklarda bulunan ve besin ve su taşıyan hayati sıvı

öztan : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + tan (gök, gökyüzü; Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık, aydınlık, gün doğumu, fecir vakti, güneşin doğuşu, gün ağarması) * öz şafak; erkek ismi

özuzay : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + uzay (evren) (uz (uzunluk, genişlik, mesafe) + ay (isim veya sıfat yapım eki) ) * lineer cebirde belirli bir matrisin belirli bir öz değerine (λ) karşılık gelen tüm öz vektörlerin ve sıfır vektörünün oluşturduğu vektör alt uzayı (V doğrusal uzay, T V →V doğrusal dönüşümü için T nin a özdeğeri ele alındığında, Tx = ax eşitliğini sağlayan bütün x vektörlerinden oluşan altuzay)

özümsemek : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + üm (edilgen fiil eki) + se (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * edinilen bilgileri, fikirleri veya kültürel değerleri derinlemesine anlayıp kendi öz malı, yani benliğinin bir parçası haline getirmek, içselleştirmek

özür : ara. * adara, azara (affetmek, bağışlamak), itizar (özür dileme, özür, mazeret, mazur görme) * mazur görme, affetme, mazeret sunma

özürlü : ara., tür. * adara, azara (affetmek, bağışlamak), itizar (özür dileme, özür, mazeret, mazur görme) (ara.) + lü (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * doğuştan veya sonradan oluşmuş fiziksel, zihinsel, ruhsal veya duyusal yetenek kaybı olan

özüt : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + üt (isim yapım eki) * bir bitki, doku veya maddenin içerdiği etken maddelerin su, alkol veya yağ gibi çözücüler kullanılarak ayrıştırılmasıyla elde edilen yoğunlaştırılmış (konsantre) kısmı

özvatan : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + vatana (ikamet etmek, konaklamak, kalmak), vatan (kişinin doğduğu, yaşadığı veya yerleştiği yer, yurt ve konut) (ara ) * Kayseri’nin bir ilçesi

özvektör : tür., lat. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) (tür.) + vectus (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * kare bir matrisle (lineer dönüşüm) çarpıldığında yönü değişmeyen, yalnızca büyüklüğü değişen (ölçeklenen) sıfırdan farklı özel bir vektör (doğrusal uzay, T = V →V doğrusal dönüşümü için eğer T(x) = ax eşitliğini sağlayan sıfırdan farklı bir x vektörü ve bir a sayısı var ise bu eşitliği sağlayan x vektörü)

özveren : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir amaç uğruna kendi çıkarlarından, rahatından veya haklarından vazgeçerek, karşılık beklemeden fedakarlık yapan (kişi veya tutum), özverili, fedakar

özveri : tür. * öz (benlik, kendi, iç, ruh, esas, temel, asıl, cevher) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) * bir amaç uğruna veya başkasının iyiliği için kendi çıkarlarından, haklarından veya isteklerinden vazgeçme, yani fedakarlık etme durumu, fedakarlık

P : gre. * phosphorus (phos (ışık) + phoros (taşıyan, getiren) ) * atom numarası 15 olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan, ametal özellik gösteren ve farklı allotroplara sahip olan, gübre üretiminde, biyolojik moleküllerde, deterjanlarda, kibritlerde ve kimyasal endüstride kullanılan element

p : tür. * p, P * Türkçe alfabedeki 20. harf (Ö'den sonra, R'den önce)

P2P : ing. * peer (eş) + to (-a doğru, yönelim) + peer (eş) * merkezi sunucuya ihtiyaç duymadan eşler arası veri paylaşımı sağlayan ağ mimarisi

pa : far. * pa, pay (ayak) (far.); pes (ayak) (lat.) * ayak (bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü, ayak

Pa : gre., lat. * protactinium (protos (ilk, önce) (gre.) + actinium (aktinyum) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 91 olan, aktinitler serisinde bulunan, radyoaktif ve nadir bir metal olan, nükleer araştırmalarda ve uranyum bozunma zincirlerinin incelenmesinde kullanılan element

PA : lat. * posterior (sonraki, arkadaki) (post (sonra, arka) + erior (karşılaştırma eki, “daha… olan”) ) + anterior (önceki, öndeki) (ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + erior (karşılaştırma eki, “daha… olan”) ) * röntgen ve tıbbi görüntülemede ışının yönünü tanımlayan pozisyon kısaltması

PaaS : ing * platform (platform) + as (olarak) + a (bir) + service (hizmet) * uygulama geliştirme ve çalıştırma ortamının hizmet olarak sunulduğu bulut modeli

pabuç : far. * pa (ayak) + pusidan (örtmek, kaplamak, giymek), pus, puş (örtü, kaplayan şey) * ayağı korumak veya örtmek için giyilen ayakkabı, terlik veya benzeri ayak giysisi türü

pacemaker : ing. * pace (adım, tempo, hız) + maker (yapan, eden, oluşturan) * kalbin çok yavaş, düzensiz veya bloklu çalıştığı durumlarda elektriksel uyarılar göndererek kalbe normal ritmini sağlayan, genellikle lokal anestezi altında göğüs veya karın bölgesine yerleştirilen, yaşam kalitesini artırarak bayılma, yorgunluk gibi semptomları önleyen küçük, pilli bir cihaz

pachycaul : gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kaulos (gövde, sap) (gre.) + osus (sıfat yapım eki) (lat.) * kalın gövdeli, özellikle gövdesi olağandışı biçimde kalınlaşmış ve su depolayan bitki

pachycephalidae : gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kephale (baş, kafa) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ötücü kuşlar (Passeriformes) takımında yer alan bir kuş familyası, kalın başlı kuşlar

pachycephalosauria : gre. * pakhys (kalın, yoğun, iri, şişman) + kephale (baş, kafa) + sauros (kertenkele, sürüngen) (gre.) + ia (taksonomik çoğul eki) (lat.) * kafataslarının üst kısmı aşırı derecede kalın ve kubbe şeklinde olan, iki ayak üzerinde yürüyen otçul dinozorları kapsayan bir alttakım, kalın kafalı kertenkeleler

pachycereus : gre., lat. * pakhys (kalın) (gre.) + cereus (balmumu gibi, mumsu) (cera (balmumu, mum) + eus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Meksika ve Orta Amerika'ya özgü, 15-19 metre yüksekliğe ulaşabilen, Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait devasa sütunlu, iri gövdeli kaktüsleri kapsayan cins

pachycladus : gre., lat. * pakhys (kalın) + klados (dal, sürgün) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * mavi-turkuaz renkli bir kaktüs türü, mavi meşale kaktüsü, mavi sütun kaktüs

pachypodium : gre. * pakhys (kalın) + pous, podos (ayak) * Apocynaceae familyasına ait, Madagaskar kökenli, kalın dikenli gövdesi ve şemsiye benzeri yapraklarıyla palmiyeyi andıran şişkin gövdeli sukulent (sulu, suyu olan) bitki cinsi

pachystachys : gre. * pakhys (kalın) + stachys (başak) * Acanthaceae familyasına ait, Tropikal Amerika kökenli kalın çiçek başakları olan bitki cinsi

packera : lat. * Packer (Amerikalı botanikçi John Packer) + a (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Kuzey Amerika ve diğer bölgelerde yayılış gösteren sarı çiçekli otsu bitki cinsi

PACU : ing. * post (sonra, arkası, ardı) + anesthesia (anestezi) + care (bakım) + unit (birim) * anestezi alan hastaların ameliyat sonrası iyileşme ve gözetimlerinin yapıldığı yoğun bakım benzeri birim

paç : far * paçe (eskimiş, yırtılmış, işe yaramaz hale gelmiş kumaş veya bez parçası) * eskimiş, yırtılmış, işe yaramaz hale gelmiş kumaş veya bez parçası, paçavra, çaput, eski giysi (pertal); baca

paça : far. * paçe, payçe (ayakçık, hayvan ayağı, pantolon bacağı) * pantolon, don veya şalvar gibi giyeceklerin bacakların geçtiği alt bölümü (paça boyu, paça daraltma); kasaplık hayvanların (koyun, dana) kesilmiş ayakları/kellesi ile yapılan sarımsaklı/sirkeli sakatat çorbası (paça çorbası)

paçal : far. * pa (ayak) + çal (çukur) * dokuma tezgahı pedalı; esnafın tezgah arkasındaki çukur; farklı ürünlerin karıştırılmasınsan oluşan, harmanlanmış

paçanga : ink., isp. * quechua (ink.); cachanga (Peru usülü börek) (isp.) * Türk mutfağına özgü, özellikle pastırma ve kaşar peyniri kullanılarak ve yufka içine domates, biber ve maydanoz eklenerek sarılan genellikle kızgın yağda kızartılan çıtır bir börek türü

paçarız : gre. * plagios (çapraz, yan, eğri) * çapraz, yan, eğri; zor, aykırı, ters

paçavra : far., gre. * paçare (değersiz, eski, yırtık kumaş parçası veya bez) (far.); patsavoura (kaba bez, paçavra) (gre.) * eskimiş, yırtılmış, atılacak durumda olan bez veya kumaş parçası, kirli bez

paçoz : gre. * patsos (kefal; büyük boy has kefal) * kefal türünden, iri bir balık; güzelliğini yitirmiş, yaşlı orospu

pad : alm. * pad (yastık, dolgu; üzerine basılan veya yazılan yüzey)ayak tabanı, tıkız yatak) * bir yüzeyi korumak, desteklemek veya üzerine yazı/çizim yapmak için kullanılan yumuşak veya koruyucu tabaka

padalya : gre., lat. * pathein (hareketsiz olmak, cansız olmak) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * öldürüldükten sonra içi doldurularak süs eşyası veya hatıra olarak saklanan hayvan (genellikle tilki, ördek, kaz) başı veya gövdesi

paderikal : gre., lat. * pater (baba) + arkhein (yönetmek, idare etmek, hükmetmek) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * ayağı köstekli, ayağı bağlı, hareketsiz, hareket edemeyen; erkeğin aile, toplum ve yönetim üzerinde birincil otorite, güç ve kontrol sahibi olduğu toplumsal yapı

paderpa : far. * pa (ayak) + der (ile, birlikte, yanında) + pa (ayak) * yak ayağa, yanyana

padişah : far. * pati (bey, efendi, koruyucu) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) * hükümdar, iktidar sahibi; Osmanlı İmparatorluğu'nda devleti yöneten en yüksek egemenlik makamındaki kişiye verilen ünvan, han, hakan, hünkar, sultan

padmanabha : san. * padma (lotus, nilüfer) + nabha (göbek, merkez) * göbeğinden lotus çıkan; Hint mitolojisinde Hindu tanrısı Vishnu'nun yılan Anantha üzerinde uzanmış, yaratılışı ve evreni temsil eden formunu simgeleyen ilahi isim

padok : ing. * paddock (küçük çayırlık, at egzersiz alanı), (parrock (av alanı, çitlenmiş arazi) * etrafı çevrili çimenlik veya küçük alan; hipodromda yarış atlarının gezdirildiği veya motor sporlarında takımların bulunduğu çitlenmiş veya ayrılmış alan

paeonia : gre. * Paion (Yunan mitolojisinde hekim tanrı) * Paeoniaceae familyasına ait, Asya, Güney Avrupa ve Kuzey Amerika'ya özgü olan, iriyapılı, katmerli, gösterişli ve pembe, kırmızı, beyaz renkli çiçekleriyle bilinen çok yıllık bir bitki cinsi, şakayık

paeoniaceae : gre. * paeon (Yunan mitolojisinde hekim ve şifa tanrısı olarak anılan karakter) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * büyük, gösterişli ve katmerli çiçekleriyle bilinen şakayık (Paeonia) cinsini barındıran, Saxifragales takımına ait çiçekli bir bitki familyası, Şakayıkgiller

PAF : ing. * Platelet (platlet) + Activating (aktive edici) + Factor (faktör) * trombosit agregasyonunu, inflamasyonu ve alerjik tepkileri başlatan, damar genişlemesi, bronkokonstriksiyon ve immün hücre aktivasyonu sağlayan, astım ve şok durumlarında kullanılan güçlü bir fosfolipid medyatör

pafta : far. * baftan (bağlamak, dokumak), bafte (dokunmuş, dikilmiş) * büyük ölçekli harita, imar planı veya projelerin, teknik yöntemlerle detaylıca gösterildiği, belirli bir ölçeğe sahip küçük parçalardan her biri

pagan : gre. * paganos (köylü, kırsal) * doğa temelli, çok tanrılı inançlara sahip, İbrahimi dinler (Hristiyanlık, İslam, Yahudilik) dışındaki eski inançları sürdüren kişi; köylü, kırsal; putperest

paganizm : gre. * paganos (köylü, kırsal) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kökenleri insanlık tarihinin en eski dönemlerine dayanan, doğa merkezli, genellikle çok tanrılı (politeist) ve panteist inançları barındıran spiritüel yaşam tarzı; köylü inancı, kırsal inancı; putperestlik

pager : ing. * page (genç hizmetçi, refakatçi, komi) + er (-cı, yapan, eden eki) * cep telefonlarından önce yaygın olarak kullanılan, kablosuz ağlar üzerinden kısa metin mesajları veya telefon numaraları alabilen taşınabilir, küçük bir iletişim cihazı, çağrı cihazı

paget hastalığı : ing. * padget (İngiliz cerrah ve patolog Sir James Paget'in soyadından) (ing.) + hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) * kemiklerin kalınlaşmasına, deforme olmasına ve yapısal olarak zayıflamasına neden olan, genellikle pelvis, kafatası, omurga ve bacak kemiklerini etkileyen, kemiklerin normalden çok daha hızlı yıkılıp yeniden yapıldığı, kronik ve iyi huylu bir kemik metabolizması hastalığı

paging : ing. * page (sayfa; genç hizmetçi, refakatçi, komi) * bilgisayar bilimlerinde işletim sistemlerinin fiziksel belleği (RAM) verimli kullanmak için bellek adres alanını küçük, sabit boyutlu bloklara (sayfalara) ayırdığı, süreçlerin (process) bellekte ardışık yer kaplama zorunluluğunu ortadan kaldırarak parçalanmayı azaltan ve sanal bellek kullanımına olanak tanıyan bellek yönetimi tekniği

pago pago : samo. * phango (dua yeri, kutsal yer, sunak) + phango * bir meyve ağacı türü; Amerikan Samoası'nın başkenti

pagoda : san. * bhagavati (kutsal, tanrısal) (bhaga (kutsallık, talih, ilahi güç, zenginlik) + vant (sahip olma, taşıma eki) + i (dişil isim eki) ) * özellikle Doğu ve Güneydoğu Asya'da (Çin, Japonya, Hindistan) yaygın olan, Budist inancına ait kutsal emanetlerin saklandığı, katmanlı çatı yapılarına sahip kule tipi dini yapılar

PAH : ing. * pulmonary (akciğersel) + arterial (damarsal) + hypertension (yüksek tansiyon) * akciğer damarlarının daralmasıyla kan akışını azaltan, nefes darlığı ve yorgunluk gibi belirtilerle seyreden, akciğer atardamarlarındaki kan basıncının tehlikeli derecede yükselmesi durumu

paha : far. * baha (görkem, ihtişam; onur, zerafet; bir şeyin değeri, bedeli, fiyatı veya ederi, kıymet, değer, fiyat, bedel) * değer, kıymet, bedel, fiyat; erkek ismi

pahal : tür. * bahi (esirgemek, kıskanmak, cimrilik etmek, bölüşmekten kaçınmak) * anlayışsız, huysuz, aksi, ters davranışlar sergileyen, kendi çıkarını ön planda tutan, bencil, cimri, ters, aksi; bir şeyden anlamayan, aptalca davranan

pahalı : far., tür. * baha (görkem, ihtişam; onur, zerafet; bir şeyin değeri, bedeli, fiyatı veya ederi, kıymet, değer, fiyat, bedel) (far.) + lı (sıfat yapım eki) (tür.) * fiyatı yüksek, değeri fazla olan veya normal piyasa değerinin üzerinde satılan

pahlamak : erm. * pah (vurmak, çarpmak, darbe vurmak) (erm.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * genellikle 30-45 derece açılarla yapılan, parçaların birleşmesini kolaylaştıran ve keskinliği gideren, keskin köşe veya kenarların eğimli bir şekilde kesilerek kütleştirilmesi, yumuşatılması veya estetik bir görünüm kazandırılması işlemi

paimon : ibr. * paamon (çınlama; zil, çan, çıngırak) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, Lucifer'a en sadık ruhlardan biri olup; çağıran kişiye tüm sanatları, bilimleri ve gizli sırları öğreten, genellikle başında görkemli bir taçla deve üzerinde ve gürültülü bir müzisyen ordusu eşliğinde tasvir edilen 9. cin

pak : far * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) * kirden, kötülükten veya günah sayılan unsurlardan arınmış, temiz, saf, arı

pake : tür. * pake (şişmiş damar yumağı, sarkan doku) * varis ve hemoroid tedavisinde, cilt yüzeyine çıkan genişlemiş damar yumağı veya sarkan doku yumakları

paket : lat., fra. * paccus, pax (sarılan, bağlanan eşya; torba veya kutu) (lat.); paquet (torbacık, kutu, paket) (pacque (torba, dağar) + et (küçültme eki) ) (fra.) * içi malzeme veya ürünle doldurulmuş, sarılmış veya bağlanmış nesne, taşıma veya saklama amacıyla kullanılan küçük torba, kutu

paki : far * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) * saflık, temizlik, günahsızlık

pakidermoperiostozis : gre * pakhy (kalın, yoğun) + derma (cilt, deri) + peri (çevre, etraf) + osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yüz derisinin kalınlaşması (pakidermi), el ve ayak parmaklarında çomaklaşma ile uzun kemiklerde aşırı kemik oluşumu (periostoz) ile karakterize, nadir görülen, kalıtsal bir primer hipertrofik osteoartropati hastalığı

pakimenenjit : gre * pakhy (kalın, yoğun) + meninx, mening (beyin ve omuriliği saran zar (membran) ) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * beyni veya omuriliği çevreleyen en dıştaki kalın zarın (dura mater) kronik inflamasyonu sonucu kalınlaşmasıyla karakterize olan, baş ağrısı, sinir felçleri ve kafa içi basınç artışı gibi semptomlarla karakterize olan, steroidlerle tedavi edilebilen nadir bir hastalık

pakimetri : gre * pakhy (kalın, yoğun) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * gözün en ön kısmındaki saydam tabaka olan korneanın kalınlığını ölçen, hızlı, ağrısız ve genellikle temassız (ultrasonik veya optik) bir göz tetkiki

pakiplörit : gre * pakhy (kalın, yoğun) + pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * akciğer zarlarının (plevra) iltihaplanma veya enfeksiyon (özellikle tüberküloz) sonucu kalınlaşması, sertleşmesi ve nefes darlığı, göğüs ağrısı, öksürük ve yorgunluk gibi semptomlara yol açarak akciğerin rahatça genişlemesini zorlaştırabilen kalın tabaka (skar dokusu (nedbe) ) oluşturması durumu

pakistan : far. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * Güney Asya’da yer alan, kuzeyde Çin ve Afganistan, batıda İran, doğuda Hindistan ve güneyde Arap Denizi ile çevrili olan ülke

pakize : far. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) + i (isim yapım eki) + ize (sıfat yapım eki) * temiz, saf, lekesiz, arı, pak; iffetli, namuslu ve iyi niyetli; kadın ismi

paklamak : far., tür. * pak (temiz, saf, arı, lekesiz ve günahsız) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * temizlemek, arıtmak, pak (temiz) hale getirmek, saflaştırmak

paklitaksel : lat. * paclitus (dallanmış, küçük dal) + taxus (bitki ismi) + el (kimyasal bileşik ismi) * meme, yumurtalık (over) ve akciğer kanseri gibi kanser türlerinin tedavisinde kullanılan, hücre bölünmesi için gerekli olan mikrotübül yapısını bozarak kanser hücrelerinin çoğalmasını durduran güçlü bir kemoterapi ilacı (C47H51NO14)

pakt : lat. * paciscere, pacisci (bağlamak, sabitlemek; müzakere yoluyla düzenlemek, anlaşmak), pax, pactum (anlaşma, sözleşme) * ant, antlaşma, sözleşme, kontrat; barış; devletler veya taraflar arasında belirli konularda (savunma, ticaret, işbirliği) ortak hareket etmek için imzalanan resmi, bağlayıcı antlaşma veya sözleşme

pala : ita. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) * Osmanlı döneminde süvarilerce kullanılan, genellikle uç kısmına doğru genişleyen, kalın, ağır ve hafif kıvrık, kısa bir kılıç türü, yatağan

palabıyık : ita., tür., moğ. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) (ita.) + bıdık, budigir (burun veya üst dudak bölgesindeki kıllar) (tür., moğ.) * adını pala kılıçlarının şeklinden alan, dudak üstünde gür, uzun ve uçları yanaklara doğru veya yukarı doğru bükülmüş, yoğun ve kalın bıyık yapısı

paladyum : gre., lat. * palladion (Yunan mitolojisinde Truva’yı koruyan Athena heykeli) (pallas (koruyucu, tılsım; Yunan mitolojisinde Athena’nın adı) + ion (yer eki) ) (gre.); palladium (lat.) * atom numarası 46, simgesi Pd olan, platine benzer gümüş-beyaz renkli, otomobil katalitik konvertörlerinde, elektronik bileşenlerde, mücevheratta ve diş hekimliğinde kullanılan oldukça nadir ve değerli bir metalik element

palaemonidae : gre., lat. * palaemon (güreşçi veya deniz tanrısı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tuzlu su, acı su ve tatlı su ekosistemlerinde yaşayan cam karidesleri, kaya karideslerini ve çeşitli ortak yaşam (kommensal) veya ticari türleri barındıran, eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin kabuklular grubuna ait, yaygın olarak karidesleri ve tatlı su karideslerini içeren büyük bir familya

palamar : far. * palam (bağlamak, bağ) + ar (-cı, yapan, eden eki) * bir geminin bağlı olduğu ip veya halat; geminin kıyıya bağlanma işlemi

palamnaeidae : gre., lat. * paalamnaios (el ile suç işleyen, cinayet işleyen; katil, intikam alan, suçlu veya elleri kanlı, günahkar) (palame (el, avuç içi, el ayası) + aios (sıfat eki) ) (gre.) + idae (hayvan familyası eki) (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Scorpionidae familyası içinde, özellikle Heterometrinae alt familyasında yer alan, dev asya akreplerini (Heterometrus cinsi, eskiden Palamnaeus olarak adlandırılırdı) içeren familya

palamut : gre. * palamis, palamida (bir yaşından küçük ton balığı; balık ağı veya kılıç biçimli, uzun ince nesne) * sıcak veya ılık denizlerde yaşayan, sırtı çizgili olan, hızlı yüzen ve besin değeri yüksek olan göçmen bir balık türü, sarda sarda; meşe ağacının tohumu olan sert kabuklu yemiş (meşe palamudu)

palan : far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) * genellikle eşek ve at gibi binek veya yük hayvanlarının sırtına konulan, kaşsız, yayvan, yumuşak ve iskeletsiz bir tür semer örtüsü, eyer, semer

palandız : far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) + dız (-cı, yapan, eden eki) * palan (semer) yapan veya satan usta, semerci, eyerci

palandöken : far. * palan (genellikle eşek ve at gibi binek veya yük hayvanlarının sırtına konulan, kaşsız, yayvan, yumuşak ve iskeletsiz bir tür semer örtüsü, eyer, semer) (pal (bağ, kayış) + an (ek) ) (far.) + döken (akıtan, boşaltan) (tür.) * Erzurum’un bir ilçesi ve dağ ismi (dağın dik ve zorlu yamaçlarında yük hayvanlarının semerlerinin (palan) kayarak düşmesi veya aşınmasından)

palanga : gre., lat. * phalanks (yuvarlak kütük, kaldıraç) (gre.); palanca (lat.) * en az biri sabit diğeri hareketli olmak üzere birden fazla makara ve halattan oluşan, ağır yükleri az kuvvetle kaldırmaya yarayan mekanik bir basit makine sistemi (inşaat, liman, madencilik ve nakliye gibi alanlarda yük bindirme/indirme işlerinde yaygın kullanılır.)

palani : far. * pal (bağ, kayış) + an (ek) + i (-cı, yapan, eden eki) * palan (semer) yapan veya satan usta, semerci, eyerci

palanka : mac. * palankvar (ağaç tomruklarından yapılmış kale) * özellikle Osmanlı döneminde stratejik geçitleri veya sınır bölgelerini korumak amacıyla ahşap ve topraktan hızlıca inşa edilen, genellikle etrafı hendeklerle çevrili olan küçük kale veya tahkimatlı hisarcık

palas : far. * pelas (çul, aba; eski kilim, keçe vb.) * eskiyip yıpranmış kumaş, paçavra, derviş giysisi

palas pandıras : lad. * palos y panderos (davul ve def ile gürültülü patırtılı bir şekilde) (palos (davul) + y (ve) + panderos (tef) ) * hemen, birdenbire, hazırlıksız, habersiz, apar topar

palaska : mac., alm. * palack (şişe, matara) (mac.); flasca (alm.) * askerler, polisler ve güvenlik görevlileri tarafından bel çevresine takılan, teçhizat (matara, şarjör, kılıf) taşımaya yarayan, standart kemerlerden daha geniş ve dayanıklı, deri veya kumaştan yapılan özel, geniş kemer türü; fişeklik taşınan geniş kemer, barut matarası (pixis pulveraria (pixis (kutu, küçük kap, matara) + pulver (toz, barut) + aria (yer eki) )

palaspare : lad., far. * palaspare (eski, yırtık, döküntü giysi veya çul parçası) * eski, yırtık, döküntü giysi veya çul parçası

palat : lat. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) * ağız boşluğunun üst kısmını, tavanını oluşturan, tat alma duyusunun merkezi olan sert ve yumuşak dokulu yapı, damak

palatin tonsil : lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) + palatum (damak) + inus (ile ilgili, -a ait) * boğazın iki yanında, yumuşak damağın arkasında bulunan ve bağışıklık sisteminde görev alan damak bademciği, tonsilla palatina

palatoglossus : lat., gre. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) (lat.) + glossa (konuşmayı ve tat almayı sağlayan ağız içindeki organ, dil, dil ucu, lisan) (gre.); glossus (lat.) * yumuşak damak ile dilin yan tarafları arasında uzanan, dili yukarı kaldıran ve yutkunma sırasında ağız boşluğunun arka kısmını kapatan bir ekstrinsik dil kası

palatum : lat. * palatum (ağız çatısı, damak, ağız tavanı) * ağız boşluğunun tavanı ve tat alma duyusunun merkezi, damak

palau : pala. * beluu (köy), aibebelau (dolaylı cevaplar) * Okyanusya’da yer alan, batısında Filipinler, doğusunda Mikronezya Federal Devletleri ve güneyinde Endonezya bulunan, Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesi

palavan : gür. * palavani (geniş, yayvan nesne; büyük sepet; süzgeç, kalbur, filtre) * kalbur, filtre, süzgeç, helvacı süzgeci

palavra : gre., lat. * parabolein (yan yana koymak, yanına atmak) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) ) (gre.); parabola (vecize, anlamlı söz) (lat.) * asılsız, yalan, uydurma veya abartılı söz veya haber

palay : ita. * pala (kürek, kürek şeklinde enli kılıç) * Osmanlı döneminde süvarilerce kullanılan, genellikle uç kısmına doğru genişleyen, kalın, ağır ve hafif kıvrık, kısa bir kılıç türü, yatağan

palaz : gre. * polos (hayvan yavrusu, özellikle at yavrusu veya kuş yavrusu, piliç) * keklik, turaç, güvercin, kaz, ördek gibi kuşların yavrularının civcivlikten sonraki durumuna verilen isim (poule, poulet (tavuk) (fra.) )

palazlanmak : gre., tür. * polos (hayvan yavrusu, özellikle at yavrusu veya kuş yavrusu, piliç) (gre.) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gelişmek, büyümek, zenginleşmek, güçlenmek veya maddi durumu iyileşip kendine gelmek; karşı gelmek, kafa tutmak (mecazi); zenginleşip şımarmak

palbociclib : lat. * palbo (özel kimyasal türev veya laboratuvar tarafından isimlendirilmiş ön ek) + ciclib (CDK (cyclin-dependent kinase inhibitor) inhibitörü sınıfına ait kimyasal bileşik eki) * kanser tedavisinde kullanılan, CDK4/6 inhibitörü olarak hücre döngüsünü durdurarak tümör büyümesini engelleyen kemoterapi ilacı (C24H29N7O2)

paldım : far. * paldum (kıç bağı) (pal (arka, kıç) + dum (kuyruk) ) * yük veya binek hayvanlarında semer veya eyerin öne doğru kaymasını engellemek amacıyla, hayvanın kuyruk altından geçirilerek sağrıya (arka kısım) bağlanan ve semeri dengede tutan önemli bir koşum takımı parçası olan yassı kayış veya kıl halat

paldır küldür : tür. * paldır küldür (ses yansımalı onomatopeik kelime) * gürültülü, patırtılı, hazırlıksız, aceleyle ve yola yordama uymayan bir şekilde, kaba bir acelecilikle, düşüncesizce (yapılan eylem)

paldüm : far. * paldum (kıç bağı) (pal (arka, kıç) + dum (kuyruk) ) * yük veya binek hayvanlarında semer veya eyerin öne doğru kaymasını engellemek amacıyla, hayvanın kuyruk altından geçirilerek sağrıya (arka kısım) bağlanan ve semeri dengede tutan önemli bir koşum takımı parçası olan yassı kayış veya kıl halat

palea : lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) * ince pulsu veya zarsı yapı, samanımsı örtü; botanikte özellikle çiçek tablasındaki veya başakçıklardaki ince pul yaprakçık

paleasöz : lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) + aceae (-giller, bitki familyası eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * samanımsı, kuru ot görünüşlü, ince pulsu

paleat : lat. * palea (saman, sap kırıntısı, kuru ot kabuğu) + atus (sıfat yapım eki) * palea taşıyan, samanımsı pullarla veya ince pulsu yapılarla kaplı

paleobotani : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + botane (bitki) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bitki fosillerini ve tarih öncesi bitki yaşamını inceleyen, bitkilerin evrimini ve eski ekosistemleri araştıran botanik dalı (pale (soluk, solmuş) (ing., fra.) )

paleograf : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin kullandığı eski yazı türlerini, alfabeleri ve el yazmalarını inceleyen, bu yazıların hangi döneme ait olduğunu, nasıl okunduğunu ve ne anlama geldiğini çözme ile uğraşan bilim insanı

paleografi : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin kullandığı eski yazı türlerini, alfabeleri ve el yazmalarını inceleyen, bu yazıların hangi döneme ait olduğunu, nasıl okunduğunu ve ne anlama geldiğini çözme ile uğraşan bilim dalı

paleoklimatoloji : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + klima, klimat (iklim) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * geçmiş jeolojik dönemlerdeki iklim koşullarını fosiller, tortul kayıtlar ve diğer doğal arşivler aracılığıyla inceleyen bilim dalı

paleolitik : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insanlık tarihinin en uzun ve ilk dönemi olup, yaklaşık 2.5-3.3 milyon yıl önce başlayıp MÖ 10.000-12.000 yıllarına kadar süren yontma taş devrine ilişkin, Eski Taş Çağı'na ilişkin

paleomagnetizma : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kayaçların oluşumları sırasında kaydettikleri geçmiş Dünya manyetik alanını inceleyen bilim dalı, eski manyetizma

paleomanyetizma : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + magnes, magnet (iyot, iyot taşı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kayaçların oluşumları sırasında kaydettikleri geçmiş Dünya manyetik alanını inceleyen bilim dalı, eski manyetizma

paleontoloji : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yer kabuğunda bulunan fosiller aracılığıyla Dünya'nın geçmişinde yaşamış bitki, hayvan ve mikroorganizma gibi canlı kalıntılarını inceleyen bilim dalı, fosilbilim

paleosismoloji : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + seismos (deprem, zelzele, sarsıntı, titreşim) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tarih öncesi dönemlerde meydana gelmiş depremleri, jeolojik ve paleotektonik veriler kullanarak inceleyen ve deprem tarihçesini araştıran bilim dalı

paleozoik : gre. * palaeos, palaios (eski, geçmiş) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yaklaşık 539-252 milyon yıl önce (Kambriyen-Permiyen arası) süren, canlılığın denizlerden karaya geçtiği, balıkların, ilk kara bitkilerinin ve amfibilerin evrimleştiği "eski yaşam" çağı

pales : lat * pales (sürü, otlak, çobanlıkla ilgili koruyucu güç) * Roma mitolojisinde çobanların, sürülerin ve çiftlik hayvanlarının tanrısı

palet : lat. * paletta (kürekçik, küçük kürek) (pala (kürek) + etta (küçültme eki) ) * paketlenmiş ürünlerin forklift veya transpalet aracılığıyla kolayca taşınması, depolanması ve istiflenmesi amacıyla kullanılan ahşap, plastik veya metalden üretilen düz tabanlı platform

palı : gre. * pali, palos (kazık, direk) * büyük kazık, direk; Rize ve çevresinde ineğin bağlandığı kazığa verilen isim

palıt : gre., tür. * balanos (meşe palamudu) (gre.); palıt (tür.) * çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi, meşe palamudu, pelit

pali : fra. * pâle (solgun, soluk, rengi sararmış), pâlir (solmak, rengi açılmak, sararmak, rengi gitmek) * ormal rengini kaybedip aşırı derecede sararmış, solmuş ve cansız görünme, soluş, soluk, solgunluk; yumuşak geçiş

pali : san. * pali (satır, sıra, dizi; kutsal metin, orijinal metin) * udizm'in kutsal metinlerini (Tripitaka) kaydetmek için kullanılan, Sanskritçe ile yakın akraba olan ve Hindistan'ın erken dönem Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran koluna bağlı, Prakrit dillere dahil antik bir yazı ve edebiyat dili (Bu dilde yazılmış en çok tanınan eserler Budist Pali Derlemesi Tipitaka'dır.)

palikarya : gre. * palikari (delikanlı) * Osmanlı döneminde Rum gençleri, kabadayıları veya Yunan askerleri için, küçümseme, alay etme veya "yalancı pehlivan", "sözde yiğit", korkak, ödlek Rum anlamlarında kullanılan bir terim

palikir : pohn. * palikir (sırtında taşımak) * Mikronezya Federal Devletleri'nin başkenti

palilali : gre. * palin (yine, tekrar, geri) + laliein (konuşmak) * kişinin kendi söylediği kelimeleri, heceleri veya cümleleri istemsizce, kompülsif (zorlantılı) bir şekilde tekrar etmesiyle karakterize nadir bir konuşma bozukluğu

palimpsest : gre. * palin (yine, tekrar, geri) + psaein (kazımak, sürtmek), psestos (kazınmış, kazınarak silinmiş) * yazısı kazınıp yeniden yazılmış parşömen veya taş; geçmişin izlerini taşıyan şey (mecazi)

palindrom : gre. * palin (yine, tekrar, geri) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * soldan sağa ve sağdan sola okunduğunda aynı kalan kelime, cümle veya sayı dizisi (örneğin 1221 sayısı veya "kayak" kelimesi); harfleri veya karakterleri ters çevrildiğinde de aynı kalan, sözcük veya ifadelerin yapısal simetrisine dayanan edebi veya dilbilimsel yapı; bir DNA ipliğindeki nükleik asit dizisinin karşı DNA ipliğindeki tamamlayıcı dizinin tersten okunuşuyla aynı olması durumu (Örneğin DNA'nın bir ipliğindeki dizi GGATCC iken tamamlayıcı dizi CCTAGG olursa bu dizi tersten GGATCC şeklinde okunacağı için palindrom olarak kabul edilir.)

palindromik : gre. * palin (yine, tekrar, geri) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soldan sağa ve sağdan sola okunuşu aynı olan yani tersten dizilişi de kendisiyle aynı olan sayı veya kelime özelliği gösteren (örneğin 77, 111, 121, ses, radar vb.)

palinoloji : gre. * palyne (ince toz, un; polen) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * polen, spor ve benzeri mikroskobik parçacıkları inceleyen bilim dalı

paliperidon : lat., gre. * palin (yine, tekrar, geri) + peri (çevre, etraf) (gre.) + done (keton türevli kimyasal bileşik eki) (lat.) * şizofreni ve diğer şizoaffektif veya sanrısal bozuklukların tedavisinde kullanılan, risperidonun birincil aktif metaboliti olan atipik bir antipsikotik ilaç etken maddesi (C23H27FN4O3.)

palisat : lat. * palus (kazık, direk, kalas) (lat.); palissade (kazık çit, savunma için dikilmiş sivri kazıklar) (fra.) * bitki yapraklarının üst kısmında bulunan, güneş ışığını maksimum düzeyde emmek için sıkıca dizilmiş, silindirik ve kloroplast bakımından zengin hücre tabakası (palisad parankiması)

paliurus : gre. * paliouron (palin (yine, tekrar, geri) + ouron (idrar, sidik, çiş) ) * Cehrigiller (Rhamnaceae) familyasından, dikenli dallara sahip olan, idrar söktürücü, ishal kesici, böbrek taşı düşürücü özellikleri nedeniyle şifalı bitki olarak kullanılan çalı formunda çok yıllık bir bitki cinsi

palivizumab : gre. * pali (özel laboratuvar veya kimyasal türev ön eki) + vi (viral hedef, RSV’ye işaret) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * solunum sinsityal virüs (RSV) enfeksiyonunu önlemek veya tedavi etmek amacıyla kullanılan, insan yapımı monoklonal antikor içeren ilacın etken maddesi (C6470H10056N1700O2008S50)

pallas : gre. * pallein (sallamak, titretmek, savurmak veya mızrak/silah sallamak) + as (sıfat yapım eki) * Yunan mitolojisinde Athena'nın mızrak veya kalkan kullanan savaşçı kimliğine atfen kullanılan sıfat

pallidum : lat. * pallidus (soluk, solgun; sarımsı, beyazımsı) * soluk renkli, genellikle gri veya beyazımsı tonda olan, solgun

palmar : lat. * palmus (avuç, avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait) * avuç içi ile ilgili, avuç içine ait veya avuç içi tarafında bulunan

palmaris : lat. * palmus (avuç, avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait) * avuç içi ile ilgili, avuç içine ait veya avuç içi tarafında bulunan

palmat : lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) * elsi, avuç içi veya el parmakları şeklinde olan; bazı hayvanlarda (örneğin sığın geyiği gibi) boynuz dallarının yassılaşıp genişleyerek geniş bir yüzey oluşturması veya ayak parmakları arasındaki perdeli yapı

palmatifid : lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * avuç içi (elsi) şeklinde olan ve yaprak sapına doğru yarıdan veya üçte birden daha az bir derinlikte parçalanmış, girintili loblara sahip basit yaprak tipi

palmatisekt : lat. * palma (avuç içi, el içi, el ayası) + atus (sıfat yapım eki) + sectus (kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) * elsi parçalı, derin kesikli yaprak, yaprak ayasının ana damara yakın bir noktaya kadar, elin parmakları gibi tek bir merkezden ışınsal olarak derinlemesine bölündüğü yaprak tipi

palmira : sür., aram. * tadmur (mucize; palmiye ağaçları şehri) (sür., aram.); palame (palmiye) (gre.) * Suriye çölünde bulunan ve "palmiye ağaçları şehri" anlamına gelen, Roma döneminde İpek Yolu üzerinde kritik bir ticaret merkezi ve kültürel kavşak noktası olan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan antik bir vaha kenti

palmitat : gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * palmiye yağı, tereyağı, peynir ve et gibi hayvansal/bitkisel kaynaklarda doğal olarak bulunan en yaygın 16 karbonlu doymuş yağ asidi olan, vücutta enerji üretimi ve hücre zarı yapısında rol oynayan, ayrıca kozmetik, sabun ve gıda takviyelerinde (özellikle A vitamini formu) yaygın kullanılan bir palmitik asidin tuzu veya esteri

palmitik : gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * palmitik asit içeren veya palmiye yağından türetilmiş olan

palmitik asit : gre., lat. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * palmiye yağı, tereyağı, et ve süt ürünlerinde doğal olarak bulunan, 16 karbonlu en yaygın doymuş yağ asidi (CH3(CH2)14COOH)

palmitil : gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ile (alkil eki) * palmitik asitten türetilmiş, özellikle lipid ve organik kimya bileşiklerinde yer alan radikal veya grup niteliğinde bir hidrokarbon zinciri, palmitik asidin (C16H32O2) alkil türevi (C16H33-)

palmitin : gre. * palame (palmiye) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ine (alkin eki) * palmitik asidin gliserol ile oluşturduğu trigliserid, özellikle bitkisel ve hayvansal yağlarda bulunan başlıca yağ bileşiği (C51H98O6)

palmiye : gre., lat. * palame (avuç, el ayası, pençe) (gre.); palma (avuç içi) (lat.) * sıcak ve nemli iklimleri seven, palmiyegiller (Arecaceae) familyasına ait, genellikle dik, silindirik ve dalsız gövdeli, yelpaze veya tüy şeklinde uzun yapraklı ağaç veya çalı formundaki bitkilerin genel adı

palmoplantar : lat. * palma (avuç) + plantar (taban, ayak tabanı) * avuç içi (palmar) ve ayak tabanını (plantar) aynı anda ifade eden veya bu bölgeleri etkileyen

palomar : lat., isp. * palumarium (güvercinlik) (palumbus (güvercin, yaban güvercini) + arium (yer ve mekan eki) ) (lat.); palomar (isp.) * güvercinlik; güvercinlerin barındırıldığı yer

palonosetron : gre. * palono (özgün kimyasal ön ek; molekülü tanımlayan yapay adlandırma) + setron (serotonin 5-HT3 reseptör antagonisti ilaç sınıf eki) * özellikle kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan, serotonin reseptörlerini bloke eden antiemetik ilacın etken maddesi (C19H24N2O)

palör : lat. * pallere (solgun olmak, solgunlaşmak), pallor (solgunluk) (lat.); pâleur (fra.) * ciltte ve mukoz zarlarda, korku, hastalık, kansızlık (anemi) veya şok gibi durumlarda kanın deri yüzeyinden çekilmesi sonucu oluşan solgunluk, beniz sarılığı veya renk kaybı (pallor mortis (ölüm solgunluğu) )

palpabl : lat., fra. * palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene etmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); paloable (fra.) * elle muayene ile hissedilebilen, dokunulduğunda algılanabilen (kitle, nabız, organ vb.)

palpasyon : lat. * palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene etmek) + tio (isim yapım eki) * fiziksel muayene sırasında eller, parmak uçları veya avuç içi ile hastanın vücuduna dokunulması, bastırılması yoluyla yapılan tıbbi değerlendirme

palpe : lat. * palpatus (palpare (dokunmak, ellemek, elle yoklamak, dokunarak muayene etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dokuya dokunulmuş veya doku ellenmiş olma hali

palpebral : lat. * palpebra (göz kapağı) + alis (ile ilgili, -a ait) * göz kapağına ait veya göz kapağı ile ilgili olan

palpebral okülojirik refleks : lat. * palpebra (göz kapağı) + alis (ile ilgili, -a ait) + oculus (göz) (lat.) + gyros (dönme, hareket) (gre.) + reflexus (geri dönüş, yansıma) (lat.) * göz kapağına uygulanan uyarı sonucu göz küresinin istemsiz hareket etmesiyle ortaya çıkan nörolojik refleks

palpitasyon : lat. * palpitare (çarpıntı yapmak, hızlı atmak) + tio (eylem, durum eki) * kişinin kalp atışlarını göğsünde, boynunda veya boğazında rahatsız edici bir şekilde hızlı, düzensiz veya güçlü hissetmesi durumu, çarpıntı (genellikle kalbin dakikada 100’den fazla atması (taşikardi) ile ilişkili olsa da, normal hızda ancak düzensiz (sekmeli) atımlarda da hissedilebilir.)

palpociclib : lat. * palpo (okşamak, hafifçe dokunmak, hissetmek) + ciclib (cyclin-dependent kinase inhibitörü belirteci) * belirli hormon reseptörü pozitif olan, hücre döngüsünü durduran ve HER2 negatif meme kanseri ilerlemiş olan hastaların tedavisinde kullanılan CDK4/6 inhibitörü antineoplastik ilacın etken maddesi (C24H29N7O2)

palsi : lat., gre. * paralysis (felç, kas zayıflığı veya kas kontrolünün kaybı, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * sinir sistemi kaynaklı olarak kasların istemli hareket yeteneğini kısmen veya tamamen kaybetmesi durumu

palto : fra. * paletot (kısa ceket, üst giysi) * soğuktan korunmak için diğer giysilerin üzerine giyilen uzun ve kalın üstlük

palu : gre. * balouos (hamal, taşıyıcı, görevli; elçi) (gre.); baiulus (lat.) * balyos, elçi; Elazığ’ın bir ilçesi

palude : far. * paludan (süzmek, saflaştırmak, arıtmak) * süzülmüş, saflaştırılmış, arıtılmış, saf hale getirilmiş

paluze : far. * paludan (süzmek, saflaştırmak, arıtmak), palude (süzülmüş, saflaştırılmış, arıtılmış, saf hale getirilmiş, süzülmüş şey, pelte, jöle) * nişasta, su ve şekerle veya meyve suyu veya pekmezle yapılan, genellikle üzerine ceviz, fındık veya tarçın serpilerek servis edilen, süt içermeyen, şeffaf, titrek yapılı, jöle kıvamında, oldukça hafif ve geleneksel bir pelte türü olan Osmanlı tatlısı

palyaço : lat., ita. * pagliaccio (samancık; bostan korkuluğu) (palea (saman, kabuk) (lat.), paglia (saman) + accio (küçültme veya pekiştirme eki) ) (ita.) * genellikle sirk, panayır veya çocuk organizasyonlarında insanları güldürmek ve eğlendirmek için abartılı, renkli kostümler giyen, yüzünü aşırı makyajla boyayan, büyük ve yuvarlak kırmızı bir burun takan ve komik hareketler (mimik, akrobasi, sihirbazlık) sergileyen oyuncu, şakacı, soytarı

palyasyon : lat. * palliare (örtmek, kaplamak) (pallium (örtü, pelerin) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * hastalık veya rahatsızlığın nedenini ortadan kaldırmadan, sadece semptomlarını (belirtilerini) hafifleten, rahatlatıcı bakım uygulaması yöntemi

palyatif : lat. * palliare (örtmek, kaplamak) (pallium (örtü, pelerin) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) * hastalık veya rahatsızlığın nedenini ortadan kaldırmadan, sadece semptomlarını (belirtilerini) hafifleten, rahatlatıcı bakım uygulaması yöntemine dayalı, palyasyon ile ilgili

palyoş : gre., mac. * pallos (mızrak, uzun silah; savaşta kullanılan uzun değnek) * iki yanı keskin, kısa ve düz kılıç türü; antik Yunan’da kullanılan, genellikle savaşta veya törenlerde taşınan uzun mızrak veya silah

pamfilya : gre. * pamphylia (tüm boyların, ırkların ülkesi) (pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + phyle (ırk, kabile, boy, soy, nesil) + eia (yer eki) ) * antik çağda Güney Anadolu'da, Akdeniz kıyısında, batıda Likya, doğuda Kilikya ve kuzeyde Pisidia bölgeleri arasında kalan, günümüzde yaklaşık olarak Antalya'nın doğu yarısını (Aksu'dan Alanya'ya kadar) kapsayan tarihi bölge

pamidronat : lat. * pamid (fosfonik asit türevi) + ron (kimyasal madde eki) + ate (tuz veya ester eki) * kemik yıkımını azaltmak ve osteoporoz gibi hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bir bisfosfonat türü ilacın etken maddesi (C3H9NO7P2Na2)

pamidronik asit : lat. * pamid (fosfonik asit türevi) + ron (kimyasal madde eki) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * kemik yıkımını yavaşlatarak kemikleri güçlendiren, kansere bağlı yüksek kalsiyum seviyeleri (hiperkalsemi), Paget hastalığı, multipl miyelom ve meme kanserinin neden olduğu kemik metastazlarının (osteolitik lezyonlar) tedavisinde damar yoluyla (intravenöz) kullanılan bifosfonat sınıfına ait bir ilacın etken maddesi, pamidronat disodyum (C3H9NO7P2Na2)

pamir : tür. * pamir (dünyanın çatısı; yüksek yayla, plato) (pa (yüksek, doruk) + mir (yer, bölge) ) * Orta Asya'da Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Çin sınırlarında yer alan yüksek dağ silsilesi ve yayla (Pamir Dağları); erkek ismi

pampa : que. * bamba (ova) * Güney Amerika'da, özellikle Arjantin, Brezilya ve Uruguay'da bulunan ağaçsız, geniş ve düz çayırlık steplerin ismi

pampiniform pleksus : lat. * pampinus (asma dalı, sarmal) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * erkeklerde testislerden kirli kanı toplayan, temel görevi kanı soğutarak testislere ideal sıcaklığı (termoregülasyon) sağlamak olan ve spermatik kord içinde yer alan venöz (toplardamar) ağ (bu damarların genişlemesi (varikosel) erkek kısırlığının yaygın bir nedenidir.)

pamuk : far. * pambak, pambuk (pamuk kozası) * ebegümecigiller (Malvaceae) familyasından, ılıman bölgelerde yetişen Gossypium cinsi bitkilerin tohumlarını çevreleyen, nefes alabilen yapısıyla giyim ve ev tekstilinde tercih edilen, tekstil endüstrisinde iplik ve kumaş yapımında kullanılan, %90'a yakın oranda selüloz içeren doğal, yumuşak ve dayanıklı bir elyaf

pamukaki : far., gre. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + aki (ile ilgili, -a ait) (gre.) * beyaz iş işlemekte kullanılan bir tür parlak pamuk ipliği

pamukçuk : far., çuk. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + çuk (küçültme eki) (tür.) * Candida albicans adlı mantarın ağız içinde veya vajina bölgesi de aşırı çoğalmasıyla oluşan, dilde, yanak içinde ve damakta beyaz, peynirimsi plaklarla kendini gösteren bir enfeksiyon

pamukkale : far., ara. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.) + kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan) (ara.) * Denizli'de yer alan, sıcak su kaynaklarının oluşturduğu kalsiyum oksit içerikli beyaz travertenlerden oluşan dünyaca ünlü doğal yapılar; Denizli'nin bir ilçesi

pamukova : far. * pambak, pambuk (pamuk kozası) + ova (düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) * Sakarya'nın bir ilçesi

pan : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) * her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen

panaks : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + akos, ax (şifa, çare, ilaç, tedavi, tam iyileşme) ) * tam şifa, tümden çare, ilaç, tam tedavi, tam iyileşme; ginseng, şifa bitkisi

panama : cue., kun.* panama (çok balık olan yer) * Orta Amerika’da, kuzeyde Karayip Denizi, güneyde Pasifik Okyanusu ile çevrili, batıda Kosta Rika ve doğuda Kolombiya ile kara sınırına sahip ülke

panaris : gre., lat. * paronykhia (tırnak yanında olan) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) ) + onyx (tırnak) + eia (yer ve durun eki) ) (gre.); panaricium (panus (tümör, şişlik) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer ve durum eki) ) (lat.) * el veya ayak parmaklarında, genellikle tırnak çevresindeki dokuda bakterilerin (çoğunlukla Staphylococcus aureus) neden olduğu iltihaplı, oldukça ağrılı ve şişlikle seyreden, yanlış tırnak kesimi, tırnak yeme, manikür-pedikür tahrişleri veya suya aşırı maruz kalma sonucu oluşan çatlaklardan giren bakterilerden kaynaklanan bir deri enfeksiyonu, parmak enfeksiyonu, dolama

panarterit : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * vücuttaki orta ve küçük çaplı atardamarların duvarının tüm katmanlarını etkileyen, damar duvarının zayıflayıp incelmesine, tesbih tanesi gibi baloncuklaşmasına (anevrizma) veya damarların tamamen tıkanmasına yol açarak doku ve organlara kan akışını bozabilen ciddi iltihabi (vaskülit) bir hastalık

panasiner : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre ) + acinus (küçük salgı birimi; bez hücresi grubu) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * hem bezlerdeki (pankreas, tükürük bezi vb.) hem de akciğerlerde bulunan alveollerdeki acinusların (küçük salgı birimlerinin) tümünü kapsayan (patolojik durum)

panasiner amfizem : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre ) + acinus (küçük salgı birimi; bez hücresi grubu) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + emphysema (şişme, kabarma, üfleme) (emphyein (şişmek, büyümek) (em (iç, içe, içinden) + phyein (büyümek, çıkmak, şişmek, üflenmek) ) + sema (isim yapım eki) ) (gre.) * akciğerin hava keseciklerinin (asinus) tamamının veya geniş bir kısmının hasar gördüğü, genellikle alt lobları etkileyen, alfa-1 antitripsin eksikliği gibi genetik durumlarla ilişkili olan kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) ciddi bir türü

panayır : gre. * panegyron (festival, pazar) (panegyris (kurultay, büyük toplantı) (pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + egyris (toplanma, kalabalık, toplanma yeri, açık alan, meydan) + ion (son ek) ) ) * genellikle yılın belirli zamanlarında, küçük yerleşim yerlerinde veya şehir dışlarında kurulan, birkaç gün süren, alışveriş yapılan, oyunların oynandığı ve lunapark gibi eğlencelerin bulunduğu büyük, geçici pazar veya şenlik alanı; eşya veya hayvan pazarı

pancar : erm. * pançar (sebze, yeşillik, pancar, pazı; yaprak, pancar yaprağı) * ıspanakgiller familyasına ait, hem yumru kökleri hem de yaprakları tüketilebilen, besin değeri yüksek, güçlü antioksidan (betalain) içeren, kırmızı, sarı ve beyaz renkli türleri olan, kan basıncını düşürme, sindirimi düzenleme, karaciğeri destekleme ve spor performansını artırma gibi işlevleri olan otsu bir kök sebze, beta vulgaris

pancoast tümörü : ing., lat. * pancoast (Amerikalı radyolog Henry Khunrath Pancoast'un soyadından) (ing.) + tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık, yumru, kütle, külçe) (tumere (şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * akciğerin en üst kısmında (apeks) gelişen ve göğüs duvarına yayılan, genellikle sigara kullanımıyla ilişkili olan, omuz ağrısı, kol uyuşması ve Horner sendromu (göz kapağı düşüklüğü, göz bebeği daralması) ile karakterize olan nadir, küçük hücreli olmayan bir akciğer kanseri türü, superior sulkus tümörü

pancur : fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) + jour (gün, gündüz, gün ışığı) * pencere veya kapıların dışına takılan, güneş, rüzgar ve yağmurdan koruyan, hareketli yatay tahta, metal veya plastik lamellerden oluşan koruyucu perde sistemi

panda : nep. * nigalya ponya (bambu yiyen) (nigalya (bambu) + ponya (yiyen) ) * Doğu Asya'da (özellikle Çin) yaşayan, ayıgillerden beyaz postu üzerinde siyah lekeleri olan iri, bambu yiyen nesli tehlikedeki ayı türü (dev panda) veya Himalaya ormanlarında yaşayan pas rengi küçük memelid

pandanaceae : mal., lat. * pandan (vidalı çam, pandan bitkisi) (mal.) + us (isim yapım eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Batı Afrika'dan Pasifik'e kadar Eski Dünya'nın sıcak ve tropik bölgelerinde yetişen, odunsu gövdelere sahip, palmiye benzeri ağaç ve çalıları kapsayan bir çiçekli bitki ailesi

pandantif : lat. * pendere (sarkmak, asılmak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat ); pendentif (fra.) * mimarlıkta kare veya çokgen planlı bir mekanın üzerine dairesel bir kubbe oturtulmasını sağlayan, köşelerdeki boşlukları dolduran küresel üçgen geçiş elemanı, küresel bingi

pandemi : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + demos (halk, toplum, topluluk, insanlar) + eia (durum eki) * çok geniş bir coğrafi alanda, çoğu zaman dünya çapında görülen ve büyük sayıda insanı etkileyen viral enfeksiyon kaynaklı salgın hastalık

pandemik : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + demos (halk, toplum, topluluk, insanlar) + eia (durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok geniş bir coğrafi alanda, çoğu zaman dünya çapında görülen ve büyük sayıda insanı etkileyen viral enfeksiyon kaynaklı salgın hastalık ile ilgili, pandemi ile ilgili

pandispanya : lat. * panis (ekmek) + de (iyelik bağlacı) + Hispania (İspanya) * yaş pastaların yapımında kullanılan, yumurta, şeker ve unun temel alındığı, yağ içermeyen veya çok az içeren, süngerimsi dokulu, oldukça hafif, kabartma tozu yerine çırpılmış yumurtanın hacmi nedeniyle kabaran bir kek türü, İspanyol ekmeği

pandomim : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + moimos, mimos (taklitçi, soytarı, jonglör) (mimein (taklit etmek) + os (son ek) ) * vücut hareketleriyle oynanan, sessiz jest ve mimiklere dayalı, genellikle güldürücü sahne oyunu

pandomima : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + moimos, mimos (taklitçi, soytarı, jonglör) (mimein (taklit etmek) + os (son ek) ) * vücut hareketleriyle oynanan, sessiz jest ve mimiklere dayalı, genellikle güldürücü sahne oyunu

pandora : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + doron (hediye, armağan, bahş, nimet) * tanrıların armağanı; her şeye sahip olan; Yunan mitolojisinde Zeus tarafından yaratılan ilk ölümlü kadın (merakına yenik düşerek açtığı kutuyla (Pandora'nın kutusu) dünyaya kötülük, hastalık ve acıyı salan, ancak kutuda sadece "umut"u bırakan figür)

pandufla : gre., fra. * pantophellos (tümü mantardan) (pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + phellos (mantar) ) (gre.); pantoufle (terlik) (fra.) * abadan veya pelüşten yapılmış, kışın ev içinde giyilen yumuşak, sıcak tutan önü kapalı terlik veya panduf

pandura : süm. * pan (yay) + tur (küçük) * küçük yay, küçük çalgı; M.Ö. 2000'li yıllardan beri Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Yunanistan bölgelerinde kullanılan, üç telli, uzun saplı ve yuvarlak karınlı antik bir telli çalgı

pandül : lat. * pendulum (pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + ulum (isim yapım ve küçültme eki) ) * bir zincir veya ipin ucuna bağlı ağırlıktan (kristal, metal, ahşap) oluşan ve denge noktasında salınım yapan radyestezik bir araç, sarkaç

pandülöz : lat. * pendulum (pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + ulum (isim yapım ve küçültme eki) ) + osus (ile ilgili, -a ait) * aşağı doğru asılı duran, sarkan veya serbestçe aşağıya yönelen (yapı veya organ)

pandürat : lat. * pandura (eski telli çalgı, tambur benzeri saz) + atus (sıfat yapım eki) * ortasında daralan, iki ucu genişleyen ve pandura adlı telli çalgının gövdesine benzeyen (yaprak şekli), keman şeklinde, kemansı

panel : lat. * pannellus (kumaş parçası, pano) (panis (ekmek) + ellus (küçültme eki) ) * küçük ekmek; duvar, tavan veya mobilyalarda kullanılan düz, levha halindeki "yapı elemanı" veya yüzey; uzman bir grubun başkan yönetiminde, dinleyiciler önünde bilimsel veya sosyal bir konuyu samimi bir ortamda tartıştığı "açık oturum"

panfobi : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin her şeyden veya bilinmeyen, belirsiz bir kötülükten sürekli korkması durumu

pangastrit : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + gaster (mide) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * mide ağrısı, yanma, hazımsızlık, şişkinlik ve bulantı gibi belirtilerle karakterize olan, mide mukozasının (iç yüzeyinin) tamamının veya çok büyük bir kısmının iltihaplanması durumu

panhelenizm : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + hell (ışık, parlaklık), helios (güneş, parlak, ışıldayan) + en (isim yapım eki) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tüm Yunan halklarını (antik dönemde şehir devletleri, modern dönemde ise Yunan kökenlileri) dil, kültür ve din birliği temelinde bir araya getirme, ortak bir Yunan kimliği altında birleştirme ideali (Antik Yunan'da doğan ve şehir devletlerinin ortak düşmanlara karşı birleşmesini savunan siyasi-kültürel hareket)

panicum : lat. * panus (salkım) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına bağlı, hem tek yıllık hem de çok yıllık türleri içeren, besin değeri yüksek, kuraklığa ve sıcağa dayanıklı bir darı cinsi

panik : gre. * pan (Yunan mitolojisindeki keçi ayaklı doğa ve çoban tanrısı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (Pan'ın ıssız yerlerde aniden ortaya çıkarak insanlara ve hayvanlara korku salması rivayetinden) * aniden ortaya çıkan, yoğun korku, kaygı ve dehşet hissiyle karakterize, fiziksel belirtilerle (kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme) seyreden aşırı bir korku hali

panik atak : gre. * pan (Yunan mitolojisindeki keçi ayaklı doğa ve çoban tanrısı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (Pan'ın ıssız yerlerde aniden ortaya çıkarak insanlara ve hayvanlara korku salması rivayetinden) (gre.) + attachare (saldırmak, hücum etmek), attactus (saldırı, hücum) (lat.) * aniden, beklenmedik bir anda ortaya çıkan ve dakikalar içinde zirveye ulaşan, kalp çarpıntısı, nefes darlığı, titreme, baş dönmesi, göğüs ağrısı ve kontrolü kaybetme hissi ile karakterize olan yoğun korku, dehşet veya ölüm kaygısı ile seyreden fiziksel/duygusal bir kriz

panikül : lat. * panicula (küçük demet, püskül) (panus (iplik yumağı, iplik demeti) + culus (küçültme eki) ) * botanikte çok dallanmış, ana eksen üzerinde dalların ve çiçeklerin demetler hâlinde yer aldığı salkım tipi çiçek durumu

panislamizm : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + islam (teslimiyet, boyun eğme, direnişi bırakma, kurutuluş, güvende olma) (ara.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * 19. yüzyılda sömürgeciliğe karşı tüm Müslüman halkları etnik köken ayrımı yapmaksızın "ümmet" bilinciyle tek bir çatı altında toplamayı amaçlayan yani Müslümanların Halifelik çatısı altında birleşmesini savunan dini-siyasi ideoloji

panislavizm : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + Slavus (Slav halkı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * 19. yüzyılda Rusya'nın öncülüğünde Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki tüm Slav halklarını (Sırp, Bulgar, Hırvat vb.) siyasi ve kültürel bir çatı altında, Rus hakimiyetinde birleştirmeyi, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan gibi Slav nüfusu barındıran devletleri parçalamayı hedefleyen ideolojik ve siyasi akım

panitumumab : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + tu (bağlaç) + mumab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) belirteci) * özellikle RAS gen mutasyonu bulunmayan (vahşi tip) metastatik kolorektal kanserlerin tedavisinde kullanılan, EGFR reseptörlerini bloke ederek kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını engelleyen, hedefe yönelik bir monoklonal antikor ilacın etken maddesi (C6398H9878N1694O2016S48)

panjur : fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek) + jour (gün, gündüz, gün ışığı) * pencere veya kapıların dışına takılan, güneş, rüzgar ve yağmurdan koruyan, hareketli yatay tahta, metal veya plastik lamellerden oluşan koruyucu perde sistemi

pankardit : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kardia (yürek, kalp) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * kalbin tüm tabakalarının (endokard, miyokard ve perikard) birlikte iltihaplanması durumu

pankart : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + khartes (kağıt, kart) (gre.), charta (lat.) * genellikle gösteri, reklam veya duyuru amacıyla yazı veya resim içeren, elde taşınan veya asılan büyük levha veya afiş

pankreas : gre. * pan (tüm, bütün) + kreas (et) * tüketilen yiyecekleri vücut hücreleri için yakıta dönüştürmede görev alan, karında midenin hemen arkasında yer alan, yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve yaprak şeklinde olan, sindirim sistemi ve endokrin sisteminin bir organı

pankreas : gre. * pankration (tüm güç, tüm kuvvet) (pan (tüm, bütün) + kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + ion (ile ilgili, gibi, -a ait) * MÖ 648'de Yunan Olimpiyat Oyunları'na dahil edilmiş olan silahsız dövüş sporu

pankreatikoduodenektomi : gre., lat. * pan (tüm, bütün) + kreas (et) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + duo (iki) + deni, denium, denum (onlar, onluk, onlu) (den (on) + ium (-lu, -luk, ile ilgili, gibi olan, olma durumu) ) (lat.) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * pankreasın baş kısmındaki kanserli veya iyi huylu tümörlerin tedavisi için uygulanan, pankreasın başının, onikiparmak bağırsağının (duodenum), safra kesesinin ve safra yolunun bir bölümünün çıkarıldığı karmaşık bir cerrahi işlem

pankreatit : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * midenin arkasında yer alan ve sindirim enzimleri ile kan şekeri düzenleyici hormonlar üreten pankreas bezinin iltihaplanması, pankreas iltihabı

pankreatojenik : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pankreastan kaynaklanan veya pankreasla ilişkili olarak oluşan

pankreotoblastoma : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kreas (et) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle 10 yaş altı çocuklarda görülen, embriyonel kökenli, karın ağrısı ve ele gelen kitle ile karakterize, çok nadir ve kötü huylu (malign) bir pankreas tümörü

pankuronyum bromid : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas gevşetici etkili madde) + onium (kuaterner amonyum bileşikleri için kullanılan kimyasal adlandırma eki) (lat.) + bromide (tuz formundaki brom bileşiklerinin genel ismi) (bromos (kötü koku) (gre.) + idum (kimyasal bileşik eki) (lat.) ) (lat.) * cerrahi işlemlerde kas gevşetici olarak kullanılan, sinir-kas iletimini bloke eden sentetik nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C35H60N2O4+2)

panlobüler amfizem : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + emphysema (şişme, kabarma, üfleme) (emphyein (şişmek, büyümek) (em (iç, içe, içinden) + phyein (büyümek, çıkmak, şişmek, üflenmek) ) + sema (isim yapım eki) ) * akciğerdeki alveol (hava keseciği) yapılarını homojen bir şekilde tahrip ederek solunum yüzeyini azaltan, özellikle Alfa-1 antitripsin eksikliği ile ilişkili ciddi bir KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) türü

pannus : lat. * pannus (bez parçası, kumaş parçası, örtü) * Romatoid artritte eklemleri tahrip eden zararlı doku; köpeklerde (ve nadiren insanlarda) korneayı kaplayan göz hastalığı; göz veya eklem yüzeylerinde oluşan anormal doku örtüsü veya tabakası

pano : lat. * pannus (bez parçası, kumaş parçası, örtü) (lat.); panneau (tabela, levha, pano, board) (fra.) * üzerine duyuru/resim asılan levha, elektrik düğmelerini barındıran kutu veya bilgisayarda kopyalanan verilerin geçici depolandığı alan (clipboard)

panoftalmi : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * genellikle delici göz yaralanmaları veya ameliyat komplikasyonları (endoftalmi) sonucu gelişen enfeksiyonların yayılmasıyla ortaya çıkan ve göz küresinin tüm katmanlarını (sklera dahil) ve çevreleyen dokuları (orbita) tutarak, ciddi görme kaybına veya göz kaybına yol açabilen çok ağır iltihabi durum

panoptikon : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + optikon (gören, gözlemleyen) (opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) ) + ikos, ikon (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * 18. yüzyılda Jeremy Bentham tarafından tasarlanan, merkeze yerleştirilen bir kuleden tüm hücrelerin görünür olduğu, kuledeki görevlilerin mahkumları her an görebildiği, ancak mahkumların kuledeki görevlileri göremediği dairesel hapishane modeli

panorama : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + horama (görünüm, görüntü, manzara) ) * tüm görünüm; geniş bir alanın veya manzaranın bütününü kapsayan, çevresel veya geniş açılı görünüm; yüksek bir yerden görülen, çok geniş ve kapsamlı manzaralara veya bir konunun/alanın bütüncül, genel görünüşü; resim, fotoğraf veya filmde geniş açılı görüntü; genel hatlar (mecazi)

panoramik : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + orama (görüntü, manzara) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * geniş açılı, kapsamlı, evreleyen, etraflı, genişçe saran

panpsişizm : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + psykhe (ruh, zihin, bilinç) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tüm varlıkların bir bilinç veya zihin unsuruna sahip olduğunu savunan görüş veya felsefi akım

panpulmonata : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + pulmo, pulmonis (akciğer) + atus (ile ilgili, -a ait) + a (çoğul eki) * yumuşakça (Gastropoda) familyasından olan kara ve tatlı su salyangozları ile sümüklü böcekleri kapsayan, aynı zamanda bazı deniz canlılarını da içine alan akciğerli karındanbacaklıların bir sınıflandırma grubu

pansinüzit : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * kafatasındaki dört çift sinüs boşluğunun tamamının aynı anda iltihaplanması durumu

pansitopeni : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) * alyuvarlar (kırmızı kan hücreleri), akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerin (kan pulcukları) sayısının eş zamanlı olarak normalin altına düşmesi durumu

pansiyon : lat. * pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + sio (isim yapım eki) * genellikle aileler tarafından işletilen, ev ortamı sıcaklığında, sınırlı sayıda odaya sahip, otellere göre daha ekonomik, yatak ve kahvaltı (B&B) veya tam pansiyon (3 öğün) şeklinde konaklama hizmeti sunan tesisler; kahvaltı dahil veya yarım pansiyon (kahvaltı+akşam yemeği) hizmet veren, samimi, küçük ölçekli konaklama yer

pansiyoner : lat. * pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak) + sio, sion (isim yapım eki) + er (-cı, yapan, eden eki) * pansiyonda kalan, konaklayan veya yemekli/yemeksiz oda kiralayan kimse

panslavizm : gre. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + Slavus (Slav halkı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * 19. yüzyılda Rusya'nın öncülüğünde Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki tüm Slav halklarını (Sırp, Bulgar, Hırvat vb.) siyasi ve kültürel bir çatı altında, Rus hakimiyetinde birleştirmeyi, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan gibi Slav nüfusu barındıran devletleri parçalamayı hedefleyen ideolojik ve siyasi akım

pan-starrs-1 : ing. * Panoramic Survey Telescope and Rapid Response System (Panoramik Araştırma Teleskobu ve Hızlı Yanıt Sistemi) * ABD'nin Hawaii eyaletindeki Haleakalā Gözlemevi'nde bulunan ve gökyüzündeki hareketli veya değişen cisimleri sürekli takip eden 1,8 metre çapında bir teleskop ve gökyüzü tarama sistemi

panseksüel : gre., lat. * pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + sexualis (cinsel) (sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * cinsiyet kimliği veya biyolojik cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, her iki cinsiyete de ve diğer tüm cinsiyet kimliklerine sahip kişilere karşı cinsel, romantik veya duygusal çekim hissedebilen (kişi)

pansuman : gre., lat., fra. * pansare (yarayı kaplamak, sarmak, örtmek) (pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + sanare (iyileştirmek, tedavi etmek, sağlıklı hale getirmek) + mentia (isim yapım eki) (lat.) ); pansement (sargı, örtü; besleme, bakım) (panser (beslemek, bakımını yapmak) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * vücuttaki yaraların enfeksiyon kapmasını önlemek, kanamayı durdurmak, iyileşme sürecini hızlandırmak ve yarayı dış etkenlerden korumak amacıyla steril malzemelerle yapılan temizleme ve kapatma işlemi

panteist : gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) + istes (-cı, yapan, eden) * Tanrı ile evrenin özdeş olduğunu veya Tanrısallığın bütün varlığa yayıldığını savunan kişi

panteizm : gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı ile evrenin özdeş olduğunu veya Tanrısallığın bütün varlığa yayıldığını savunan felsefi görüş

panteon : gre. * pan (tüm, bütün, tamamen, hepsi) + theos, theon (ilah, tanrı) * antik Yunan ve Roma mimarlıklarında tanrıların hepsine birden adanmış tapınaklara verilen isim

panter : gre. * panther (pars, kaplan; benekli büyük kedi, panter) (gre.); panthera (lat.) * büyük kedigillerden, özellikle Panthera cinsindeki benekli veya büyük kedi; siyah postlu leopar ve jaguarları tanımlamak için kullanılan terim

pantograf : gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * bir şekli belirli oranda büyütüp küçülterek kopyalamaya yarayan çizim aygıtı

pantokrator : gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + kratos (güç, kuvvet, kudret), kratein (güç sahibi olmak, kufretli olmak, gücü yetmek, hükmetmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * her şeye kadir olan, mutlak güç sahibi; Hristiyan teolojisinde Tanrı’nın ve özellikle İsa Mesih’in “âlemlere hükmeden” sıfatı

pantolon : gre. * pantaleemon, pantaleon (her şeye merhamet eden, her şeye merhametli, tümüyle merhametli) (pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + eleos (merhamet, acıma) + on (isim veya sıfat yapım eki) ) * kumaş, kot, keten veya kadife gibi farklı dokuma ve kesimlerde üretilen, belden başlayan ve genellikle paçaları ayak bileklerine kadar inen bir alt giysi türü (eski Venedik tiyatrosunda şalvar benzeri dar ve uzun giysiler giyen, adını Hristiyan azizi Aziz Pantaleone'den)

pantomim : gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) * oyuncuların ses veya konuşma kullanmadan, yalnızca beden hareketleri, yüz mimikleri, jestler ve bazen özel makyaj/aksesuarlar yardımıyla bir hikaye, duygu veya düşünceyi anlattığı sözsüz tiyatro veya mim sanatı türü

pantoprazol : gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, tamamen, hepsi) + prazol (imidazol türevi proton pompa inhibitörü kimyasal grubu) * mide asidini azaltmak için kullanılan, özellikle gastroözofageal reflü ve ülser tedavisinde uygulanan proton pompa inhibitörü ilacın etken maddesi (C16H14F2N3O4S)

pantufla : gre., fra. * pantophellos (tümü mantardan) (pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + phellos (mantar) ) (gre.); pantoufle (terlik) (fra.) * abadan veya pelüşten yapılmış, kışın ev içinde giyilen yumuşak, sıcak tutan önü kapalı terlik veya panduf

panturanizm : gre., far. * pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + turan (İran mitolojisinde İran'ın doğusundaki toprakları ve halkları (Türkleri) ifade eden tarihi bir coğrafi terim; Türklerin yaşadığı geniş coğrafya) (far.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * tüm Ural-Altay kavimlerinin (Türkler, Moğollar, Macarlar, Finler, Estonlar vb.) kültürel ve siyasi birliğini savunan, Turan adı verilen coğrafyada bu halkların tek çatı altında toplanmasını hedefleyen ideoloji

pantürkizm : gre. * pan, pantos (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) (gre.) + türk (türemiş, doğmuş, yaratılmış, yükselmiş) (törü (türemek, doğmak, yaratılmak, yükselmek) + k (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * dünyadaki tüm Türk halklarının dil, kültür ve siyasi birlik çatısı altında birleşmesini savunan ideolojik akım

panya : lat. * panis (ekmek) + ia (durum eki) * basketbolda pota çemberinin takılı olduğu, topun çarptığı levha

panzehir : far. * pad (koruyucu, karşıt) + zehr (toksik madde, zehir) * vücuda giren veya enjekte edilen zehirli maddelerin (toksinlerin) etkisini nötralize ederek zararlarını gideren veya azaltan, genellikle yılan, akrep sokmaları veya ilaç/kimyasal zehirlenmelerinde kullanılan tıbbi madde

panzer : lat. * pantex (karıb, göğüs) * zırh, zırhlı araç, tank; Alman ordusunun zırhlı araçları (Panzerkampfwagen)

pap : gre. * pap (Yunan asıllı ABD'li hekim ve sitolog Dr. Georgios Papanikolaou'nun (George Papanicolaou) soyadından) * rahim ağzında gelişen prekanseröz yani kanser öncesi lezyonların ve/veya kanserin saptanması için tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir Smear (sürme, tarama) testi (Servikal (rahim ağzı) smear testi (Pap-Smear) )

pap smear : gre., ing. * pap (Yunan asıllı ABD'li hekim ve sitolog Dr. Georgios Papanikolaou'nun (George Papanicolaou) soyadından) (gre.) + smear (yaymak, sürmek) (ing.) * 20. yüzyılın başlarında Yunan hekim Georgios Papanicolaou tarafından geliştirilen, kanserleşme potansiyeli olan anormal hücre değişikliklerini (prekanseröz lezyonlar) saptamak ve rahim ağzı kanserini erken aşamada tespit etmek amacıyla rahim ağzından (serviks) küçük bir fırça yardımıyla hücre örneği alınarak mikroskop altında incelenmesini sağlayan bir tarama testi

papa : gre.* pappas (baba) * baba, peder, üst düzey din adamı; Katolik Kilisesi'nin başı ve Roma Piskoposu

papağan : gre., ara. * papagas (gre.), babbaga (ara.) * Psittaciformes familyasından, kıvrık gagalı, etli dilli, parlak tüylü ve sıcak bölgelerde yaşayan, insan seslerini taklit edebilme yeteneğine sahip renkli bir kuş türü

papak : aze. * papak (dövülüp yumuşatılmış yün/pamuk yumağı) * genellikle kuzu postundan veya koyun yününden yapılan, Kafkasya, Doğu Anadolu ve Orta Asya kültürlerine özgü uzun tüylü, sıcak tutan geleneksel bir kalpak/başlık türü, kürk başlık

papalina : gre. * papalina (sardalyaya benzer bir balık, sprattus sprattus) * özellikle Ayvalık ve Cunda Adası çevresinde yaygın olan, Sardalya ailesine mensup, 10-12 cm boyutlarında, çok küçük, narin ve yağlı bir balık türü, çaça balığı (sprattus sprattus)

papara : gre. * papas (bulamaç), papara (et suyuna doğranmış ekmek) * ekmek veya diğer yiyeceklerin süt, su veya çorba ile karıştırılmasıyla yapılan yumuşak ve ezilmiş yemek türü; haşlama, azarlama veya fırça atma

paparazzi : ita. * Paparazzo (Federico Fellini'nin 1960 yapımı La Dolce Vita filmindeki kurgusal bir foto muhabirinin soyadı) * izinsiz ve ısrarcı biçimde ünlü kişileri takip ederek özel yaşamlarına dair fotoğraflar çeken kişi

papatya : gre. * papad (papa, papaz) + ia (isim yapım eki) * genellikle sarı merkezi ve beyaz taç yaprakları olan, hoş kokulu ve çay veya süs bitkisi olarak kullanılan, Anthemis, Matricaria, Bellis, Leucanthemum ve Tripleurospermum gibi farklı cinslerden bitki türleri; saf sevgi, masumiyet, sadakat, yeni başlangıçlar ve neşe

papaver : lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) * haşhaş bitkisi; Papaveraceae familyasına ait, haşhaş ve gelincik bitkilerini kapsayan cins

papaveraceae : lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Ranunculales takımında yer alan, genellikle parlak renkli ve gösterişli çiçekler açan, sütlü öz suyu olan, gelincik, haşhaş ve benzeri otsu bitkilerin yer aldığı renkli ve dikkat çekici çiçeklere sahip otsu bitki familyası, gelincikgiller, haşhaşgiller

papaverin : lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kan damarlarının gevşemesini ve genişlemesini sağlayarak kas spazmlarını engelleyen, kan akışını artıran, ereksiyon sorunu yaşayan bazı erkeklerde ereksiyon sağlamak için kullanılan vazodilatör (damar genişletici) (C20H21N1O4)

papaya : tai. * paapaia (papaya) * kökeni Orta Amerika'ya dayanan, Carica papaya ağacında yetişen, yüksek C vitamini, A vitamini, potasyum ve sindirime yardımcı olan "papain" enzimi içeren, tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen, faydalı, turuncu etli, şifalı, tatlı, sulu ve kavun benzeri bir tada sahip oldukça besleyici bir meyve

papaz : gre * pappas (baba), papad (baba, muhterem kişi, din adamı) * özellikle Hristiyanlıkta kilise cemaatine liderlik eden, vaftiz, nikah ve cenaze gibi dini törenleri yöneten, ruhani rehberlik sağlayan din adamı

papazi : gre. * pappas (baba), papad (baba, muhterem kişi, din adamı) + i (son ek) * pamuk veya pamuk-karışımlı, hafif ve ince dokulu, mavi, pembe, fıstıki renklerde ipek kumaş, bu kumaştan yapılmış

papazkaçtı : iskambil kartlarıyla oynanan, eldeki kartları çift yaparak bitirmeye ve desteden çıkarılan veya tek bırakılan "papaz" kartını (genellikle Sinek Papazı) oyun sonunda elinde bulundurmama amacına dayalı popüler bir oyun (oyunun sonunda papaz elinde kalan oyunu kaybeder.)

papeete : tah. * pape (su) + ete (sepet, kap) * su sepeti, su kaynağı; Fransız Polinezyası'nın başkenti

papel : gre., lat. * papyros (Cyperus papyrus bitkisi, yazı malzemesi) (gre.); papyrus (lat.) * para, kağıt para

papever somniferium linee : lat. * papaverum (gelincik; haşhaş bitkisi) + somni (uyku) + ferium (getiren, taşıyan) + linee (çizgi, hat) * uyku verici etkili, morfin ve kodein gibi alkaloidleri içeren, ilaç sanayisinde ağrı kesici ve tohumlarından yemeklik yağ ile gıda (haşhaş tohumu) üretilen, afyon, morfin ve eroinin elde edildiği tek yıllık, tıbbi bir bitki

paphiopedilum : gre. * Paphia (Afrodit) + pedilon (terlik) * Orchidaceae (Orkidegiller) familyasına ait, halk arasında terlik orkidesi olarak bilinen, aydınlık, direkt güneş almayan alanları seven, alt dudağı terliği veya keseyi andıran, böcekleri cezbedip tozlaşmayı sağlayan tropikal bir orkide cinsi

papikçi : tür. * papik (esrar) * esrar satıcısı, sokak satıcısı

papilionat : lat. * papilio (kelebek) + atus (sıfat yapım eki) * kelebek biçimli, kelebek görünüşlü (botanik terimi)

papilionidae : lat. * papilio (kelebek) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kırlangıçkuyruklular ve apollolar olarak bilinen büyük ve renkli kelebeklerin yer aldığı bir kelebek familyası

papilla : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) * vücutta deri, dil ve diş eti gibi dokularda bulunan, bağ dokusu ve kan damarlarından oluşan, saç büyümesi, tat alma (dil papillası), diş eti sağlığı ve histolojik olarak kanal ağızları (örn

papiller : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * patolojide parmak benzeri doku çıkıntıları (papilla) içeren, mikroskop altında ağaç dallarına benzeyen doku yapısı (genellikle yavaş büyüyen ve %80-85 oranla en sık görülen tiroid kanseri türü olan "papiller tiroid kanseri" için kullanılır.)

papilliform : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * papilla (meme başı, küçük çıkıntı) şeklinde olan, parmak benzeri, küçük, etli veya siğil benzeri çıkıntı şekilli

papillit : lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * genellikle dilde oluşan küçük, ağrılı kırmızı veya beyaz kabarcıklar (geçici dil papilliti) veya göz sinirinin iltihaplanması (optik nörit) şeklinde görülen bir iltihabi durum (dildeki formu (yalan şişliği) birkaç günde kendiliğinden geçerken, gözdeki formu ciddi görme kaybına neden olabilir.)

papillokarsinom : lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + karkinoma (karkinos (yengeç) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) * tiroid bezinin foliküler hücrelerinden kaynaklanan, sık görülen (%80-%85) ve genellikle yavaş büyüyen, 30-50 yaş arası kadınlarda daha sık görülen, tedavi başarısı ve sağkalım oranı %95'in üzerinde olan iyi huylu bir tiroid kanseri türü

papillom : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle Human Papilloma Virüs (HPV) kaynaklı, ciltte veya mukoza zarlarında (ağız, boğaz, genital bölge) oluşan iyi huylu, siğil benzeri küçük tümöral çıkıntı

papilloma : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle Human Papilloma Virüs (HPV) kaynaklı, ciltte veya mukoza zarlarında (ağız, boğaz, genital bölge) oluşan iyi huylu, siğil benzeri küçük tümöral çıkıntı

papillomatozis : lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * İnsan Papilloma Virüsü (HPV) kaynaklı olarak solunum yollarında veya deride siğil benzeri iyi huylu tümörlerin (papillom) çok sayıda ve tekrarlayıcı şekilde büyümesi durumu (En yaygın tipi olan larengeal (gırtlak) papillomatozis ses kısıklığı ve nefes darlığına neden olabilir.)

papillomavirüs : lat. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) * genellikle insan papilloma virüsü (HPV) kaynaklı, deri veya mukoza yüzeylerinde oluşan iyi huylu, siğil benzeri küçük tümör

papilödem : lat., gre. * papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oidein (şişmek), edema, oidema (şişme, tümör) (gre.) * kafa içi basıncın artması sonucu beyin ile gözü bağlayan optik sinirin göz arkasındaki kısmının (optik disk) şişmesi (beyin tümörleri, kanamalar, menenjit veya idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon gibi ciddi nedenlerle oluşur.)

papirüs : gre. * papyros (Cyperus papyrus bitkisi, yazı malzemesi) * Antik Mısır'da MÖ 3000'lerden itibaren kullanılan, Nil Nehri kıyısında yetişen Cyperus papyrus bitkisinin gövdesinden elde edilen sazlıkların işlenmesiyle yapılan, bitki şeritlerinin çaprazlanıp preslenmesiyle oluşturulan ve rulo haline getirilerek kitap veya belge olarak kullanılan antik bir yazı malzemesi, kağıt

papovavirüs : lat., gre. * papova (papilloma (papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) + polyoma (polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + vacuolating (boşluk oluşma/oluşturma) (vacuolus (küçük boşluk) (lat.) + ing (fiil mastar eki) (ing.) ) + virus (zehir, toksik madde) (lat.) * siğiller (papillomlar) ve çeşitli tümörlere neden olabilen, küçük, dairesel çift sarmallı DNA içeren bir virüs ailesi (En bilinen türü olan İnsan Papillomavirüsü (HPV), cilt/mukoza siğillerine ve rahim ağzı kanseri gibi malignitelere yol açabilir.)

pappus : gre. * pappos (dede, yaşlı adam; pamuksu/tüylü şey) * bitkilerde özellikle papatyagillerde (Asteraceae) meyvenin tepesinde bulunan, tüy, kıl veya pul biçimli uçuş yapısı

paprika : lat. * piper (biber) + ika (küçültme eki) * Capsicum annuum bitkisinin tatlı veya hafif acı kırmızı biberlerinin kurutulup öğütülmesiyle elde edilen, tatlı, acı ve tütsülenmiş (füme) çeşitleriyle et, çorba ve soslara karakteristik bir lezzet katan aromatik ve renk verici bir toz baharat

papua yeni gine : mal., tua. * papua (kıvırcık saçlı) + yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + aginaw (siyah insanlar) * Okyanusya’da, Büyük Okyanus’un batısında yer alan, batıda Endonezya ile kara sınırı bulunan, kuzey ve doğusunda Pasifik Okyanusu, güneyinde Mercan Denizi ile çevrili ada ülkesi

papula : lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı, kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) * genellikle çapı 1 cm'den küçük, deriden kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı, pembe, ten rengi veya morumsu olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon gibi çeşitli nedenlerle oluşabilen küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık, döküntü türü

papura : far. * papure (saban türü) * tarım alanında kullanılan, iki çift öküzle çekilen, toprağın derin sürülmesi işleminde kullanılan ağır saban veya pulluk türü, karasaban, kotan

papül : lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı, kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) * genellikle çapı 1 cm'den küçük, deriden kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı, pembe, ten rengi veya morumsu olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon gibi çeşitli nedenlerle oluşabilen küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık, döküntü türü

papüler : lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı, kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * genellikle çapı 1 cm'den küçük, deriden kabarık, sert ve içinde sıvı bulunmayan, kırmızı, pembe, ten rengi veya morumsu olabilen, akne, alerji, siğil veya enfeksiyon gibi çeşitli nedenlerle oluşabilen küçük cilt şişliği, kızarık kabarıklık, döküntü türü ile ilgili

papülonekrotik : lat. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı, kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + nekros (ölü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * genellikle tüberküloz (verem) enfeksiyonuna karşı gelişen, ciltte sert, koyu renkli papül (küçük kabarıklık) ve nodüllerin nekrozlaşarak (doku ölümü) ülserleşmesi ve iz bırakarak iyileşmesiyle seyreden kronik bir deri tüberkülozu türü

papüloza : lat., gre. * papula (küçük kabarcık, deri çıkıntısı) (pap (şişkinlik, çıkıntı, kabartı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * özellikle koyu tenli bireylerin yüz ve boyun bölgesinde görülen, 1-5 mm çapında olan, zararsız, küçük, sert, kahverengi veya siyah renkli leke halindeki kabarcıklar, dermatosis papulosa nigra - DPN

papya : tai. * paapaia (papaya) * kökeni Güney Meksika, Orta Amerika'ya dayanan, Carica papaya ağacında yetişen, kavuna benzeyen, olgunlaştığında sarı veya turuncu renk alan, C vitamini, A vitamini, potasyum ve sindirime yardımcı olan "papain" enzimi ve lif bakımından zengin olan, tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen, faydalı, turuncu etli, şifalı, tatlı, sulu ve kavun benzeri bir tada sahip oldukça besleyici bir meyve

papyekuşe : fra. * papier (kağıt) + couché (tabakalı, kaplanmış, yatırılmış) * yüzeyi pürüzsüz, parlak veya mat, genellikle kaliteli baskı işlerinde kullanılan ağır gramajlı, kaygan bir tür kağıt türü, kuşe kağıdı

papyon : lat., fra. * papilionis (papil (kelebek, uçan böcek) + ionis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); papillon (fra.) * genellikle gömlek yakasının hemen altına takılan, kelebek kanadı şeklinde olan ve kravat olarak kullanılan kumaş boyun aksesuarı; Lepidoptera takımına bağlı, genellikle renkli, pullu kanatları olan narin bir böcek türü

par : lat. * par (eşit, denk) * golfte bir deliği veya sahayı bitirmek için gereken standart vuruş sayısını ifade eden Latince "eşit" kökenli bir terim; finansta nominal değer; otelcilikte stok seviyesi (par seviyesi) )

para : far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) * devletçe bastırılan ve ülke içinde ödeme aracı olarak kullanılan, üzerinde saymaca değeri yazılı, kağıt veya metal nesne; sayesinde; engelleyici (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) (paratonnerre (paratoner, yıldırım önleyici), parapluie (şemsiye, yağmur önleyici), paranormal (normal karşıtı), paradox (paradoks, öğreti karşıtı) )

paraaminohippurik asit : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + amino (amin grubu, NH2 içeren) + hippurikos (hippos (at) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * böbrek fonksiyon testlerinde, böbrek plazma akışını (RPF (Renal Plasma Flow) ) ölçmek için kullanılan, böbrek tüplerinden aktif olarak salgılanan, idrardaki atılım hızı hesaplanarak böbreğin kanı ne kadar etkin temizlediğinin belirlenmesini sağlayan tanısal bir ajan, PAH (C9H10N2O3)

paraaortik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücudun en büyük atardamarı olan aortun çevresinde veya hemen yanında bulunan (alan, doku, lenf nodları vb.)

parabellum : lat. * para (hazırlan) + bellum (savaş) * "Si vis pacem, para bellum" (Barış istiyorsan, savaşa hazır ol) sözünden türetilmiş, "savaşa hazırlan" anlamına gelen bir terim; 9x19mm Luger mermi türü; 9mm Alman Luger P08 tabancası

parabiyoz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + osis (isim yapım ve durum eki) * iki veya daha fazla canlı organizmanın anatomik olarak birbirine bağlanarak ortak bir dolaşım sistemi paylaşmasını sağlayan deneysel veya doğal yaşam durumu

parabol : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) * ikinci dereceden bir değişkenli fonksiyonların grafiği olan U şeklindeki eğri (y=ax^2+bx+c); bir düzlemde alınan sabit bir "d" doğrusu ile sabit bir "F" noktasından eşit uzaklıktaki noktaların geometrik yerleştirilmesi

parabolik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * parabol şeklinde

paraboloit : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir parabolün kendi ekseni etrafında döndürülmesiyle oluşan, çanak veya eyer şeklinde (hiperbolik türü) 3 boyutlu bir yüzey veya geometrik şekil

paraçol : lat , ita. * bracchium (kol) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) (lat.); bracciolo (braccio (kol) + olo (küçültme eki) ) (lat.) * denizcilikte gemi çatmasında kullanılan eğri parçalara veya destek ağaçlarına verilen isim; cumba altı destekleri ile tek atla çekilen üstü kapalı, yanları açık eski bir araba türü

parad : lat. * parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + adus (son ek) * özellikle eskrim ve kılıç sporlarında rakibin ataklarını silahın (kılıç, epe, flöre) kenarıyla savuşturarak yapılan savunma hareketi

paradi : far., gre. * pairi (çevre, etraf) + daiza (duvar) (far.); paradeisos (kraliyet bahçesi, koruluk) (para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında, yanında; zıt, karşıt, engel, duvar, set; ayrı, farklı) + deis (süs, zinet) + os (son ek) ) * bostan, cennet bahçesi, süslü duvar, örten yapı, firdevs, (faradis (ç.) ); en yüksek yer; tiyatro ve sinema salonlarında en üstte yer alan, genellikle biletlerin daha ucuz olduğu balkon

paradigma : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + deiknynai (göstermek, sergilemek), deigma (gösterme, sergileme) * bir konuya yaklaşım şeklimizi belirleyen bakış açısı, zihinsel model, değerler dizisi veya örnek kalıp, model

paradoks : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) * kökleşmiş ve benimsenmiş inanca, düşünceye, öğretiye aykırı, zıt olan düşünce, aykırı kanı

paradoksal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kendi içinde çelişen, sağduyuya aykırı, ilk bakışta mantıksız veya absürt görünen ancak daha derin incelendiğinde doğru olabilen durum veya ifade

paraf : gre. * paragraphos (yan çizgi, derkenar) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) ) (gre.); paraffus (lat.) * ad ve soyadın baş harfleriyle oluşturulan, genellikle belgelerin her sayfasının altına "gördüm, inceledim veya onaylıyorum" anlamında atılan, tam imza gibi hukuki bir bağlayıcılığı veya sorumluluğu olmayan kısa imza türü

parafazi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + phasein (konuşmak), phasis (konuşma, ifade) * genellikle inme veya beyin hasarı (afazi) sonucu ortaya çıkan, konuşma sırasında hece, ses veya kelimelerin yanlış üretilmesi veya birbirinin yerine kullanılmasıyla karakterize bir dil bozukluğu

parafe : gre., lat. * paraphatus (paraphare (süslemek, işaret koymak) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + phare (göstermek, işaretlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * işaretlenmiş, görülmüş, onaylanmış

parafermiyon : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + Fermi (İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * teorik fizikte, spin değerleri yarım tam sayıdan farklı olan ve istatistikleri fermiyonlardan farklı olan kuantum parçacık türü

parafiletik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + phyle (ırk, kabile, boy, soy, nesil, çeşit, tür) + tikos (ile ilgili) * bir canlı grubunu, tüm atalarını kapsamadan, ortak ata paydasına göre sınıflandırma yöntemi

parafili : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * cinsel davranış veya yönelimde normdan sapma gösteren, alışılmışın dışında ilgi veya düşkünlük durumu

parafin : lat. * parum (çok az, zar zor) + affinis (bağlantılı, ilişkili, ilgili, benzer) * genellikle mum ve yakıt üretiminde kullanılan, petrolden elde edilen, renksiz, kokusuz ve düşük reaktiviteye sahip hidrokarbon karışımı (CnH2n+2)

paraganglioma : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ganglion (şişlik, kist, tümsek, yumru, düğüm) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * otonom sinir sisteminin parçaları olan "paraganglion" hücrelerinden kaynaklanan, genellikle iyi huylu (benign) ancak nadiren kanserli (malign) olabilen, nadir görülen bir nöroendokrin tümör türü

parageni : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir dokunun veya hücrenin eş zamanlı gelişimi; bir mineral veya kayaç oluşumunda, diğer minerallerle birlikte aynı koşullar altında meydana gelme durumu, eşzamanlı gelişim

paragöz : tür. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) + göz (görme organı) * paraya aşırı düşkün, her işin temelini kazanç olarak gören, cimri ve çıkarcı (kimse)

paragraf : gre. * paragraphos (yan çizgi, derkenar) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) ) (gre.); paraffus (lat.) * bir yazının satır başından diğer satır başına kadar olan, tek bir ana fikir veya konu etrafında şekillenen cümleler topluluğu

paraguay : gua. * para (nehir) + guay (yer eki) * nehir yeri; Güney Amerika’da yer alan, kuzeyde Bolivya, doğuda ve güneydoğuda Brezilya, güneyde ve batıda Arjantin ile kara sınırları olan kara ile çevrili ülke

parahidroksibenzoat : gre., alm., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + benz, benzo (solvent, çözücü) (alm.) + ate (enzim eki) ) (lat.) * kozmetik, ilaç ve gıda ürünlerinde mantar ve bakteri üremesini engelleyerek ürün ömrünü uzatan, paraben sınıfı antimikrobiyal koruyucu, paraben

parakardiak : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + kardia (kalp, yürek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kalbin bitişiğinde, yanında veya kalp zarına yakın (komşu) bölgelerle ilgili (yapıları veya oluşumlar)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...