dinoproston :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + prostate (prostat bezinin salgısı
eki) (pro (ön, önde) + states (duran, ayakta duran) ) (gre.) + glandin (bez
salgısı eki) (gland, glandula (bez) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * doğum indüksiyonunda,
doğum sonrası kanamada, gebeliğin sonlandırılmasında ve yeni doğan bebeklerde
ductus arteriosusu açık tutmak için kullanılan oksitosik özelliklere sahip
doğal olarak oluşan bir prostaglandin (C20H32O5)
dinozor :
gre. * deinos (korkunç) + sauros (kertenkele, sürüngen) * ilk çağda yaşamış dev
sürüngenler
diofantin :
gre., lat. * diophantos (Yunan matematikçi Diophantos’dan) (gre.) + ine (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * matematikte, yalnızca tam sayı veya tam
sayı katsayılarla çözülebilen denklemler ve problemlerle ilgili
diofantos denklemi :
gre., lat. * diophantos (Yunan matematikçi Diophantos’dan) (gre.) + denklem
(eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * lineer, kuadratik, kübik veya daha yüksek
dereceli formlarda olabilen, çözümleri sonlu veya sonsuz sayıda olabilen ve
Fermat teoremi gibi ünlü sonuçlarla ilişkili olan, polinom denklemleri f(x2,
x2, ..... xn) = 0 şeklinde ifade edilen ve tam sayı veya rasyonel sayı
çözümleri aranan, sayı teorisinin temel nesnelerinden olan denklemler
diofizitizm :
gre. * dia, dyo (iki, ikili) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat,
varlık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * ilahi ve
insani iki tabiatın Tanrı İsa Mesih'in eşsiz şahsında bir arada var olduğunu
tanımlayan Kristolojik görüş
diogenidae :
lat. * Diogenes (cins adı; Sinoplu filozof Diogenes’in adından) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * Decapoda (on ayaklılar) takımı içinde yer
alan, Anomura alt takımına ait, yumuşak karınlarını boş salyangoz kabukları
içinde taşıyan keşiş yengeçlerini kapsayan hayvan familyası
dioik :
gre. * di (iki, ikili, çift) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan,
yuva, yaşam alanı, çevre) * botanikte erkek ve dişi çiçekleri ayrı bireyler
üzerinde bulunan, yani erkek ve dişi bireyleri farklı bitkilerden oluşan
(bitki), iki evcikli
diomedeidae :
lat. * Diomedea (cins adı; Yunan mitolojisinde, Truva Savaşı'na katılan cesur
Argos Kralı diğer ise yabancıları insan yiyen atlarına yediren zalim Trakya
Kralı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Procellariiformes (fırtına
kuşları) takımı içinde yer alan, okyanuslarda yaşayan, çok uzun ve dar kanatlarıyla
uzun süre süzülebilen albatrosları kapsayan deniz kuşları familyası
dione :
gre. * dios, zios (tanrı) kelimesinin dişil hali * Yunan mitolojisinde tanrı
kelimesinin başka bir tezahürü
dionysos :
gre., ara. * zios, dios (tanrı) (gre.) + nysos, nysa (kadın) (ara.) * antik
Yunan mitolojisine göre, Nysa dağında periler (dişil üst boyut varlıkları)
tarafından yetiştirilen şarap, eğlence ve tiyatro tanrısı (diya, ziya (ışık),
nisa (kadın) (ara.)
dioon :
gre. * di (iki, ikili, çift) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi) * çift
tohumlu yapısıyla ayırt edilen, ilkel açık tohumlu bitkilerden, Zamiaceae
familyasından bir bitki cinsi
diorama :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + pan (tüm, bütün, hepsi) + horama (görüş, görüm, görünüş) * üç boyutlu
minyatür sahne veya manzara; genellikle müze sergilerinde veya eğitim amaçlı
olarak kullanılan gerçekçi model; ışık oyunlarıyla üç boyutlu modelleme
dioscorea :
gre. * Dioskorides (Yunan hekim ve botanikçi Pedanius Dioscorides’in
soyadından) + a (isim yapım eki) * Dioscoreaceae familyasına ait, tropik ve
subtropik bölgelerde yaşayan, yumrulu kökleri nişasta bakımından zengin olan ve
birçok türü besin ile tıbbi amaçlarla kullanılan yam bitkilerini kapsayan bitki
cinsi dioscoreaceae
diosma :
gre. * dios (ilahi, tanrısal) + osme (koku) * hoş kokulu yapraklarıyla bilinen,
aromatik özellikli, Rutaceae familyasından bir bitki cinsi
diosmin :
gre. * di (iki, ikili, çift) + osme (bitkisel veya fenolik yapı kökü) + min
(flavonoid sınıfını veya kimyasal türevi gösteren son ek) * kan damarlarını
daraltan doğal bir madde olan endotelinin etkisini engellemek için tasarlanmış
olan, hemoroidlerin veya özellikle bacaklardaki kronik venöz hastalıkların
tedavisine yardımcı olmak için kullanılan bir flavon glikoziti (C28H32O15)
dip :
tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) * herhangi bir cismin,
yüzeyin en alt kısmı, en alt düzeyi veya deniz, göl, nehir gibi su kütlelerinin
en alt noktası (deep, tief (derin) (ing., alm.) )
dipçik :
tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) + çik (küçültme eki) *
taşınabilir bir ateşli silahın namlu gerisinde, kundak ucunda bulunan, atış
sırasında silahın omza dayanmasına, tabancada elle kavranmasına yarayan bölümü
dipdam :
tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) + dam (çatı) * hapishane
dipdiri :
tür. * dip (pekiştirme öneki) + dir (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * capcanlı, tümden canlı ve hayatta
dipeptidil peptidaz :
lat. * di (iki, ikili, çift) + peptit (peptit bağıyla bağlanmış amino asit
zinciri) + il (kimyasal radikal eki) + peptit (peptit bağıyla bağlanmış amino
asit zinciri) + ase (enzim eki) * adenozin deaminaz kompleksleştirici protein 2
veya CD26 olarak da bilinen, insanlarda DPP4 geni tarafından kodlanan bir
protein olan ve koroner hastalık, kalp yetmezliği, felç ve diğer birçok
kardiyovasküler rahatsızlık için önemli bir risk faktörü olan tip 2 diabetes
mellitus'u yönetmek için kullanılan bir grup antihiperglisemik ilaç
dipfriz :
ing. * deep (derin) + feeze (dondurmak) * derin dondurucu
dipiridamol :
gre. * di (iki, ikili, çift) + pyrid (piridin halkası; aromatik, azot içeren
bir halka (C5H5N) eki) + amol (kimyasal türev eki) * kronik olarak verildiğinde
kan pıhtısı oluşumunu engelleyen ve kısa sürede yüksek dozlarda verildiğinde
kan damarı genişlemesine neden olan bir nükleosit taşıma inhibitörü ve bir PDE3
inhibitörü olan antitrombotik ve vazodilatör ilacın etken maddesi (C24H40N8O4)
diplakuzi :
gre. * diplos (iki, çift, ikili) + akouein (işitmek, duymak), akouseia (işitme
durumu, duyma durumu) (akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * iç kulaktaki tüy hücrelerinin hasar görmesi, enfeksiyonlar veya işitme
kaybı nedeniyle ortaya çıkan ve kişinin tek bir akustik sesi, kulakları veya
işitme yolları arasındaki algı farkından dolayı iki ayrı ses, iki farklı
frekans (perde) veya bir yankı şeklinde "çift" olarak algılamasıyla
karakterize bir işitme bozukluğu
diplarya :
gre. * diplos (iki, çift, ikili) + aria (isim yapım eki) * özellikle yassı
balıkgiller familyasından olan pisi balığının henüz tam büyümemiş, küçük
boyuttaki yavrusu, küçük pisibalığı
dipleji :
gre. * diplegia (di (iki, ikili, çift, ayrı, ikiye bölünmüş) + plexis (felç,
vurma, çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç
inmek), plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * vücudun simetrik iki tarafında veya iki eş
organında görülen felç durumu
diplo :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) * iki, ikili, çift, çiftler halinde
diplobiyont :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + ont (varlık, mahluk,
organizma) * yaşam döngüsünde en az iki tip bireyle karakterize olan organizma;
iki bireyden veya çift hücreli organizmalardan oluşan canlı yapısı; biyoloji ve
mikrobiyoloji bağlamında iki eş birimden oluşan organizma veya hücre
diploblasti :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre
hücre, embriyonik hücre) + eia (isim yapım ve durum eki) * embriyonun yalnızca
iki ilkel germ tabakasından, yani ektoderm ve endodermden geliştiği embriyonik
gelişim özelliği; sölenterler (Cnidaria) ve taraklılar (Ctenophora) gibi hayvan
gruplarında görülen gelişim tipi
diplodactylidae :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + daktylos (parmak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * diplodactylidae
diplodactylinae :
gre., lat. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + daktylos (parmak) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası
eki) (lat.) * Diplodactylidae familyası içinde yer alan, Avustralya, Yeni
Zelanda ve çevre adalarda yaşayan, parmak uçları çift sıralı yapışma lamelleriyle
karakterize gekoları kapsayan hayvan alt familyası
diplodaktil :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + daktylos (parmak) * iki sıralı, çift düzenlenmiş veya çift
yapılı parmaklara sahip; zoolojide özellikle parmak uçlarında çift sıralı
yapışma lamelleri veya çift düzenli parmak yapısı bulunan (hayvan)
diplofoni :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses
çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir
sesin iki eşzamanlı perde ile üretiliyormuş gibi algılanması fenomeni
diploid :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çift
kromozom setli hücre (örneğin insanda 23 kromozom çifti yani toplam 46 kromozom
bulunmakta olup, bu kromozom yapısı diploiddir.)
diplokok :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak,
küre) * ikiye bölünmüş ve çiftler halinde bulunan yuvarlak bakteriler; oluşan
iki kardeş hücrenin, çift oluşturacak şekilde birbirlerine bağlı halde
kalmaları durumunda aldıkları isim
diploma :
gre. * di (iki, ikili, çift) + plous (katlanmış), diploun (katlamak), ploma
(kağıt katlama, katlanmış olan, katlanmış kağıt) * mezuniyet belgesi
diplomasi :
gre. * diplomatia (di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama, katlanmış
olan, katlanmış kağıt) + teia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uluslararası
ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü ve sistemi
diplomat :
gre. * di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama) (gre.) + ate (meslek,
görev veya ilişki bildiren ek) (lat.) * ikiye katlanmış olan; bir ülkenin resmi
temsilcisi olarak başka bir ülkede görev yapan kişi
diplomatik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama) (gre.) + ate (meslek,
görev veya ilişki bildiren ek) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * diplomasiyle ilgili
diplopi :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + opia (ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * tek gözde veya iki gözde çift görme durumu
diplopoda :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + pous, podos (ayak) + a (taksonomik çoğul eki) * Myriapoda (çok
ayaklılar) alt şubesi içinde yer alan, gövde halkalarının çoğunda iki çift
bacak bulunan, uzun ve silindirik vücutlu kırkayakları kapsayan hayvan sınıfı
diplopodida :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + pous, podos (ayak) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + a (taksonomik çoğul eki) * Diplopoda (çiftyürürler) sınıfı içinde
yer alan, gövde halkalarının çoğunda iki çift bacak bulunan, uzun ve silindirik
vücutlu kırkayakları kapsayan hayvan takımı
diplostemonöz :
gre., lat. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma
tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen)
(gre.) (gre.); stamina, stamen + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * erkek
organları taç yaprakların iki katı sayıda olup iki halka hâlinde dizilmiş
(çiçek)
diplotaxis :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + taxis (dizilim, düzen, diziliş, sıralanış) * Brassicaceae
(turpgiller) familyasına ait, çoğunlukla Akdeniz havzasında yetişen, çift
sıralı yaprak ve çiçek dizilimiyle ayırt edilen, yaprakları ve genç sürgünleri
yenilebilen, bazı türleri roka olarak tüketilen otsu bitkileri kapsayan bitki
cinsi
diploten :
gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat,
katlanmış) ) + tainia (şerit, bant) * mayoz bölünmenin profaz I evresinde
homolog kromozomların birbirinden uzaklaşmaya başladığı, ancak kardeş olmayan
kromatitlerin kiazma noktalarında bağlı kalmayı sürdürdüğü alt evre
dipnoi : gre.
* di (iki, ikili, çift) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes,
nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) * Sarcopterygii (lop yüzgeçliler)
sınıfı içinde yer alan, hem solungaç hem de akciğerleriyle solunum yapabilen
akciğerli balıkları kapsayan alt sınıf
dipnot :
tür., lat. * dip (en aşağı, derin) (tür.) + nota (işaret, yazı) (lat.) * bir
yazının en alt satırına eklenen açıklayıcı, hatırlatıcı, dikkat çekici kısa
bilgilendirme yazısı
dipol :
gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu,
dönme ekseni) * eşit büyüklükte fakat zıt işaretli (artı veya eksi) iki
elektriksel veya manyetik kutbun veya yükün belirli bir uzaklıkla birbirinden
ayrılmasıyla oluşan sistem; elektriksel veya manyetik iki kutuplu yapı
dipol momenti :
gre., lat., tür. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil,
gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + momentum (hareket, itme) (movere (hareket
etmek, itmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) *
pozitif ve negatif yük merkezlerinin ayrılmasıyla oluşan ve molekülün
kutupsallık derecesini nicel olarak ifade eden elektriksel çift kutupluluk
ölçüsü
dipolar :
gre., lat. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök
kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * pozitif ve negatif olmak üzere iki farklı kutba sahip olan sistem
dipol-dipol :
gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu,
dönme ekseni) + di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök
kutbu, dönme ekseni) * kalıcı dipol momentine sahip moleküllerin zıt yüklü
kutupları arasında oluşan, elektrostatik çekime dayalı moleküller arası
etkileşim; iki polar (kutuplu) molekülün artı (+) ve eksi (-) uçlarının
birbirini çekmesiyle oluşan zayıf bir moleküller arası çekim kuvveti
diprofilin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + pro (propil (C3H7) grubu eki) + phyllo
(yaprak) + ine (kimyasal bileşik eki) * astım, kalp dispnesi ve bronşit gibi
solunum bozukluklarının tedavisinde kullanılan, adenozin reseptör antagonisti
ve fosfodiesteraz inhibitörü olarak görev yapan, bronkodilatör ve vazodilatör
etkileri olan bir ksantin türevi, difilin (C10H14N4O3)
diprotik asit :
gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce,
öncel, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus
(ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * sulu
bir çözeltiye molekül başına iki proton veya hidrojen atomu verebilen bir asit
dipsacaceae :
gre., lat. * dipsa, dipso (susuzluk, susama, susamışlık) (gre.) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Dipsacales takımı içinde yer alan,
çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, dikenli çiçek başlarıyla tanınan ve eskiden
ayrı bir familya olarak kabul edilen, günümüzde büyük ölçüde Caprifoliaceae
familyası içinde değerlendirilen bitki familyası
dipsomani :
gre. * dipsa, dipso (susuzluk, susama, susamışlık) + mania (delilik, çılgınlık,
aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek,
çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia
(durum ve isim yapım eki) ) * alkol alma isteğinin dönemsel ve karşı konulamaz
nöbetler halinde ortaya çıktığı, kişinin aşırı alkol tüketme dürtüsünü
denetleyemediği ruhsal bozukluk, sosyofobik ve anksiyete bozukluğu olan
kişilerdeki alkol bağımlılığı
diptera :
gre. * di (iki, ikili, çift) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç)
+ a (taksonomik çoğul eki) * yalnızca bir çift (iki) işlevsel kanada sahip olan
sinek ve sivrisinekleri kapsayan böcekler takımı, çiftkanatlılar takımı
diptik :
gre. * diptykos (ikiye katlanmış, iki kanatlı) (di (iki, ikili, çift) + ptyx,
ptykhos (kat, kıvrım) + os (sıft yapım eki) * iki kanattan veya iki parçadan
oluşan; özellikle sanat tarihinde menteşeyle birbirine bağlanmış iki panelli
resim, kabartma veya yazı levhası
dipturus :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Rajiformes takımı içinde yer
alan, Rajidae familyasına ait, göğüs yüzgeçleri genişleyerek kanat benzeri bir
görünüm kazanmış, çoğunlukla soğuk ve ılıman denizlerin diplerinde yaşayan
vatozları kapsayan balık cinsi
dirac delta fonksiyonu :
ing., gre., lat. * dirac (İngiliz teorik fizikçisi ve matematikçisi Paul
Dirac’ın soyadından) (ing.) + delta (Grek alfabesindeki Δ harfi; küçük değişim)
(gre.) + functio (fungi (yerine getirmek, yapmak, uygulamak) + tio (isim yapım
eki) ) (lat.) * tek bir nokta dışında her yerde sıfır olan ve integrali 1 olan,
fiziksel sistemlerde keskin etkiler veya noktasal yükler gibi kavramları
modellemek için kullanılan genelleştirilmiş fonksiyon
dirac denklemi :
ing., tür. * dirac (İngiliz fizikçi Paul Dirac’ın soyadından) (ing.) + denklem
(eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * özel göreliliği kuantuma entegre eden,
elektronun spin ve antimadde özelliklerini doğal olarak açıklayan relativistik
dalga denklemlerinden biri ((iℏγμ∂μ−mc)ψ=0)
(ψ → Dirac spinoru (parçacığın dalga fonksiyonu), γμ → Dirac gama matrisleri,
∂μ → dört-türev (zaman + uzay türevleri), ℏ →
indirgenmiş Planck sabiti, m → parçacık kütlesi, c → ışık hızı)
dirac fermion :
ing., ita., lat. * dirac (İngiliz teorik fizikçi ve matematikçi Paul Dirac’ın
soyadından) (ing.) + fermi (İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin
soyadından) (ita.) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * maddeyi oluşturan
elektron, proton, nötron gibi parçacıkları kapsayan ve kuantum mekaniğinde
istatistiksel davranışı Fermi-Dirac dağılımıyla tanımlanan, Pauli dışarlama ilkesine
uyan ve yarı tamsayı spinli temel parçacık sınıfı; kuantum mekaniğinde, spin
1/2 özelliğine sahip, Pauli dışlama ilkesine uyan ve Dirac denklemi ile
tanımlanan temel parçacık türü
dirachmaceae :
gre., lat. * Dirachma (bitki cinsi adı) (di (iki, ikili, çift) + rhakhis
(omurga, eksen) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Rosales
takımı içinde yer alan, yalnızca Sokotra Adası ve Umman'da doğal olarak yetişen
Dirachma cinsini kapsayan, küçük ağaç ve çalılardan oluşan bitki familyası
dirase :
ara. * ders (öğreti, talimat, tenbih) * kitap okumak, gizli yol, ders vermek,
eğitmek, yönelmek, araştırma (dresser (doğrultmak, doğru yola sokmak), address,
adresser (hitap etmek, yönelmek, -a doğru konuşmak) (ing., fra.), adresse,
Adresse (adres, doğrultu yolu) (ing., fra., alm.) )
dirayet :
ara. * diraya (bilmek, tanımak, farkında olmak) + et (isim yapım eki) *
beceriklilik, yetenek, ustalık; kavrayış, zeka
dirca :
gre. * Dirke (Yunan mitolojisinde kaynak perisi) * nemli alanlarda yetişen ve esnek
dallarıyla tanınan, Thymelaeaceae familyasından bir bitki cinsi
direk :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + ek (isim yapım eki)
* uzun sütun, yüksek ayak (direct, directe, direkt (doğrudan) (ing., fra.,
alm.) )
direksiyon : lat.,
fra. * directus (doğru, düz, yönlenmiş), dirigere (yönlendirmek, yönetmek,
düzeltmek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek)
) + tio (isim yapım eki) (lat.); direction (fra.) * motorlu taşıtlarda, aracı
istenilen yöne çevirmeye, belirli doğrultuda sürmeye yarayan mekanizma (diremek
(dikine koymak, doğru koymak) (tür.) )
direksiyonel :
lat., fra. * directus (doğru, düz, yönlenmiş), dirigere (yönlendirmek,
yönetmek, düzeltmek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek) ) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.); directionnel (fra.) * yön veya istikamet ile ilgili, belirli bir
doğrultuya sahip veya yönlendirme özelliği taşıyan, yönlendirilmiş
direkt :
lat. * directus (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik
etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) *
doğrudan (direk (sütun) (tür.) )
direktif :
lat. * directivus (doğrultucu, yönlendirici) (directus (doğru, düz) (doğru,
düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * emir, talimat
direktör :
lat. * directus (doğru, düz) (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek,
yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş,
yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * amir, yönetmen,
yönetici
direktuvar :
lat., fra. * directus (doğru, düz) (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak,
yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus
(doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve
araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.);
directoire (fra.) * yönlendirme veya yönetimle ilgili cihaz veya düzenek; ölçüm,
gösterge veya kontrol işlevi olan mekanik veya elektronik araç; Fransız
ihtilalinin üçüncü yılında Konvansiyon'un yerine geçen idare şekli
diremek :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + e (etken fiil eki)
+ mek (fiil mastar eki) * bir şeyi dikine koymak, dikine dayamak
diren :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + en (isim yapım eki)
* harmanda ekin saplarını yaymakta kullanılan, uzun saplı, demir veya tahtadan
yapılmış, ucu çatallı araç, dirgen
direnç : tür.
* dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + enç (isim yapım eki),
durabilme - devamlı olma süresi, dayanıklılık; dayanıklılık, uzun süre katlanma
yetisi; fizikte maddenin elektrik akımına karşı koyma özelliği (R = E/I) *
resistance, resilience, resistor; résistance la, résisteur le; Widerstand r
direnmek :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + en (dönüşlü fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * dayanmak, karşı durmak, karşı koymak (try
(çabalamak, gayret etmek) (ing.) )
diretmek :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + et (etken fiil eki)
+ mek (fiil mastar eki) * ısrar etmek, karşı koymak, karşı durmak
direy :
tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + ey (isim yapım eki)
* bir ülkeye, belli bir bölgeye veya döneme özgü hayvanların tümü, bir yerin
hayvansal doğası
dirgen :
gre. * dikranion (iki boynuzlu) (di (iki, ikili) + kranio, krano (boynuz) ) *
harmanda ekin saplarını yaymakta kullanılan, uzun saplı, demir veya tahtadan
yapılmış, ucu metal çatallı araç (zulkarneyn (iki boynuzlu) (ara.), horn,
corne, Horn (boynuz) (ing., fra., ara.) )
dirgen yaba :
gre., tür. * dikranion (iki boynuzlu) (di (iki, ikili) + kranio, krano (boynuz)
) (gre.) + yapa, yaba (yab, yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek,
üretmek, oluşturmak, gerçekleştirmek) + a (isim yapım eki) ) (tür.) * ağaçtan
yapılmış, ucu çatal biçiminde, harman savurmak, toprağı işlemek, gevşetmek ve
havalandırmak için kullanılan bir tarım aracı, harman çatalı
dirhem :
gre. * drachma (kapmak, tutmak, kavramak), drachmi (kapılmış, tutulmuş,
kavranmış, avuçlama, avuçlanmış, avuç dolusu) (Osmanlı'da 1 dirhem ise 16
çekirdeğe eşitti. 33 karat ağırlıkta olan Osmanlı altını da 2 dirhem 1 çekirdek
etmekte olduğundan, altın gibi parlak anlamında 2 dirhem 1 çekirdek ifadesi
kullanılırdı.) * eski bir ağırlık ölçüsü; eski Atina gümüş para birimi
diri :
tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * daim olan, süren, canlı, yaşayan, hayatta olan (durer
(sürmek, daim olmak) (fra.) )
diriğ :
far. * darig (hayıflanma, esirgeme, sakınma) * esirgeme, sakınma, koruma;
menetme, yasaklama; yazık!, eyvah!, hayıf! (üzüntü ve acıma ünlemi); edebi
metinlerde mahrum kalma, esirgeme veya kıyamama durumunu ifade eden edebi bir
hayıflanma ünlemi
diriksel :
tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + ik (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı
varlıklarla ilgili, canlılar üzerine olan, diri ile ilgili
diriliş :
tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + il (edilgen fiil
eki) + iş (isim yapım eki) * canlanış, hayat buluş, ölümden sonra yeniden
canlanış
dirilmek :
tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + il (edilgen fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * canlanmak, yaşar hale gelmek, yaşam bulmak
dirim :
tür. * diri (yaşayan, canlı, hayatta olan) (dir (yaşamak, daim olmak, canlı
olmak, hayatta olmak) + im (isim yapım eki) * yaşam, hayat, yaşayış (dream,
traumen (rüya görmek, rüya) (ing.) (rüyanın bir yaşam deneyimi olmasından)
diritromisin :
lat., gre. * diri (antibiyotik eki) + erythromycine (kırmızı renkli
(küf/bakteri) maddeden elde edilen antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes
(fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (lat.) * eritromisin türevli makrolid antibiyotik adlandırması;
eritromisin molekülünün kimyasal olarak modifiye edilmiş, iki fonksiyonel grup
değişikliği içeren yarı sentetik varyantı; solunum yolu, cilt ve yumuşak doku
enfeksiyonlarına neden olan duyarlı bakterilerin çoğalmasını durdurarak
enfeksiyonları tedavi eden makrolid sınıfına ait bir antibiyotik (C42H78N2O14)
dirmek :
tür. * dir (toplamak, yırtmak, kopartmak) + mek (fiil mastar eki) * toplamak,
yırtmak, dermek
dirsek :
tür. * tir, tiz, tirs (diz, eklem, bükülen) + ek, gek (isim yapım eki) * kol
ile önkolun birleştiği bölgedeki eklemin arka kısmı
disaeceae :
lat. * Disa (İsveçli botanikçi Olof Swartz'ın İskandinav mitolojisindeki Dísa
adına yaptığı göndermeden) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Asparagales
takımı içinde yer alan, başta Güney Afrika olmak üzere Afrika'nın tropik ve
subtropik bölgelerinde yayılış gösteren, gösterişli çiçekleriyle tanınan Disa
cinsini ve yakın akraba orkideleri kapsayan, günümüzde Orchidaceae
(salepgiller) familyası içinde değerlendirilen eski bitki familyası
disakkarit :
gre., lat. * disakkharide (di, dyo (iki, ikili, çift) + sakkharon (şeker)
(gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) (gre.) * iki monosakkaritin birbirleriyle glikozidik bağla bağlanması
sonucu oluşan kimyasal (sekir (sarhoş; şekerli), sukkar (şeker) (ara.) )
discharge :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.);
discharge (ing.) * yükün boşaltılması, yük boşaltma, deşarj
discidae :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) (gre.); discus (lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Stylommatophora takımı içinde yer alan, yassı ve disk biçimli kabuklarıyla
tanınan kara salyangozlarını kapsayan hayvan familyası
disciplina :
lat. * disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim bilgisi) (dis, de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + scipulus
(bilme, alma) (scire, scere (kesmek, ayırmak; bilmek, almak) + ipulus (isim
yapım eki) ) + ina (isim yapım eki) * öğrenme, öğrenim, öğretim, eğitim, eğitme,
öğretim konusu olan bilimsel veriler bütünü; Roma mitolojisinde disiplin,
düzen, eğitim ve askeri düzenlemenin kişileştirilmiş, tanrısallaştırılmış hali,
sıkıdüzen; (scie (testere), sciure (kesilmiş nesnenin küçük parçalar halindeki
artığı, talaş) (fra.), scientia, science (bilim, bilgi, bilme) (lat., ing.,
fra.) )
discoglossus :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + glossa (dil, lisan) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) *
Alytidae familyası içinde yer alan, dili disk biçiminde veya yuvarlak uçlu
olan, Avrupa ile Kuzeybatı Afrika'da yaşayan kurbağaları kapsayan iki yaşamlı
cinsi
diseke :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + sectus (bölünmüş, kesilmiş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kesilerek ayrılmış, kesilerek
katmanlarına ayrılmış, ayrıntılı incelenmek üzere açılmış veya disseksiyon
uygulanmış
disekilibriyum :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + aequus (eşit, denk) + libra (tartı, ölçek) + ium (yer ve durum eki)
* denge bozukluğu, dengenin bozulması, sistemin fiziksel, kimyasal veya
toplumsal kararlılığını kaybetmesi durumu, dengesizlik
diseksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + sectio (kesme, kesim, ayrım, kısım, bölüm) (secare (kesmek,
ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * yırtılma, kesilme, ayrılma;
dokuların-yapıların, cerrahi olarak izole edilmesi, açığa çıkarılması; iç
yapısını incelemek üzere, herhangi bir organizmanın kesilerek parçalara
ayrılması
disekte :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + sectus (bölünmüş, kesilmiş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş, yırtılmış,
kesilerek ayrılmış, kesilerek katmanlarına ayrılmış, ayrıntılı incelenmek üzere
açılmış veya disseksiyon uygulanmış
disektör :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + sector (kesici, ayırıcı) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tor
(-cı, yapan, eden eki) ) * dokuları hassas bir şekilde ayıran ve diseksiyon
işlemlerinde kullanılan bir cerrahi alet
disfaji :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak,
tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yutma güçlüğü veya yutamama
sendromu
disfazi :
gre. * dysphasia (dys de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + phanein (konuşmak, söylemek) (phatos (konuşma, söyleme) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * beynin, düşünceleri konuşma diline dönüştürmekten
sorumlu olan, sol kulağın üstünde Wernicke alanı temporal lobta, sol şakakta
yer alan Broca alanı
disfibrinojenemi :
lat., gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + fibrin (ipliksi bir protein) (fibra (lif, ipliksi yapı,
filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) + genos
(genein (yaratmak, oluşturmak), genos (yaratış, oluşum, doğum, soy) + emia
(kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * karaciğerde üretilen 340 kDa'lık bir
glikoprotein olan fibrinojenin anormal veya azalmış seviyesinden kaynaklanan
nadir bir pıhtılaşma bozukluğu
disfoni :
gre. * dysphonia (dis, dus de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses
çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ses
kısıklığı olarak da bilinen boğuk ses, sesin istemsiz olarak nefesli, gıcırtılı
veya gergin çıkması
disfonksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere
(yapmak, eylemek, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim
yapım eki) ) * herhangi bir olgunun kendisinden beklenen işi yerine
getirememesi, işlevsizlik
disfonksiyonel :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + functio (fungi (yerine getirmek, yapmak, uygulamak) + tio (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * işlevsiz, fonksiyonsuz
disfori :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + phoria (sapma, yönelme, taşıma, götürme, durum) (pherein (taşımak,
götürmek, getirmek) + eia (isim yapım eki) ) * kişinin kendisini derin bir
mutsuzluk, memnuniyetsizlik, huzursuzluk, kaygı ve genel bir tatminsizlik
içinde hissettiği, genellikle depresyon veya anksiyete gibi psikolojik
durumlara eşlik eden kronik bir keyifsizlik hali
disforik :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + phoria (sapma, yönelme, taşıma, götürme, durum) (pherein (taşımak,
götürmek, getirmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * disfori ile ilgili
disgerminom :
gre., lat. * dus, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) (gre.) + germen (tohum, çekirdek, filiz, üreme hücresi)
(lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum)
(gre.) * anormal germ hücresinden köken alan ve genellikle malign (kötücül)
nitelikli olan tümör (testisteki seminom veya merkezi sinir sisteminde veya
vücudun diğer bölümlerindeki germinoma)
disguzi :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + gustus (tat, lezzet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ağızda
demir tadı hissi ile karakterize tat duyusu bozulması
dishidrotik egzama :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
ekzema (ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) ) * avuç içi ve parmak kenarlarında stres,
terleme veya irritanlara bağlı gelişen, şiddetli kaşıntı ve su dolu küçük
kabarcıklarla seyreden tekrarlayıcı el egzaması, dishidroz, pompholyx
disiklomin :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + kyklos (daire, döngü) + mine (kimyasal
bileşik eki) * irritabl bağırsak sendromundaki gibi bağırsak spazmlarını tedavi
etmek için kullanılan bir ilaç, disikloverin (C19H35NO2)
disimilasyon :
lat. * disimulationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + simulationem (benzeşme, benzerlik, benzetme)
(similare (benzetmek, aynısını yapmak, taklit etmek, kopyalamak) + tionem, tio
(isim yapım eki) ) * bir sesin veya öğenin diğerine benzerliğini kaybederek
farklılaşması olayı; özellikle dilbilim ve fonetikte seslerin birbirinden
ayrılması süreci, benzeşmezlik
disinformasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + informatio (haber) (in (iç, içeri, içinde) + formare
(şekillendirmek, biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve
kasıtlı olarak yayılan bilgi, bilgi çarpıtma
disinhibisyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) + habere
(edinmek, almak, tutmak) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin davranışları,
düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, anlık tatmin
yönelimi
disintegrasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + integrare (bütünlemek) (integer (bütün, eksiksiz, tam) (in (iç,
içeri, içinde) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak) ) are (fiil mastar eki) +
tio (isim yapım eki) * bir şeyin parçalara ayrılması veya dağılması; uygulanan
katı farmositik şeklin bütünlüğünü kaybetmesi, yani ufak parçacıklara ayrılması
disintegratör :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün)
(in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas
etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * katı
maddeleri çarpma, ezme veya darbeyle küçük parçalara ayıran, ufalayan ve öğüten
makine veya aygıt; özellikle madencilik, kimya ve yapı malzemeleri
endüstrisinde kullanılan parçalama düzeneği
disipasyon :
lat. * dissipationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + sipatio (sipare, spargere (fırlatmak, atmak,
serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + tio (isim yapım
eki) ) (lat.); dissipation (fra.) * enerji, ısı veya dalga gibi fiziksel bir
büyüklüğün ortam içinde yayılması ve giderek azalması, enerji kaybı
disipe :
lat. * dissipationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + sipatus (sipare, spargere (fırlatmak, atmak,
serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dissipé (fra.) * dağınık, dağılmış; haylaz;
savurgan, müsrif
disiplin :
lat. * disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim bilgisi) (dis, de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + scipulus
(bilme, alma) (scire, scere (kesmek, ayırmak; bilmek, almak) + ipulus (isim
yapım eki) ) + ina (isim yapım eki) * öğrenme, öğrenim, öğretim, eğitim,
eğitme, öğretim konusu olan bilimsel veriler bütünü; Roma mitolojisinde
disiplin, düzen, eğitim ve askeri düzenlemenin kişileştirilmiş,
tanrısallaştırılmış hali, sıkıdüzen; (scie (testere), sciure (kesilmiş nesnenin
küçük parçalar halindeki artığı, talaş) (fra.), scientia, science (bilim,
bilgi, bilme) (lat., ing., fra.) )
disjunct :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek,
kesişmek), junctus (birleştirilmiş, bir araya gelmiş, eklenmiş, kesişmiş) *
ayrılmış, bağlantısı kesilmiş; birbirinden ayrılmış, bağlantısı kesilmiş veya
sürekliliği bozulmuş; botanikte ve biyocoğrafyada birbirinden uzak ve
aralarında kesintili yayılış gösteren dağılımı, anatomide ise bitişik olmayan
yapıları tanımlayan sıfat
disk :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) * düz, ince dairesel nesne; bilgisayarın veri depolama ünitesi
diskalifiye :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + qulificatus (niteliklenmiş, vasıflanmış) (qualificare
(nitelik vasfetmek) (qualis (ne tür, nasıl, vasfı ne) + facere, ficere (yapmak,
etmek, eylemek, oluşturmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
disqualifié (fra.) * bir kişi veya takımın yarışma, görev veya haklardan resmi
olarak men edilmesi, uygun bulunmaması durumu, yarış dışı bırakılmış
diskalkuli :
gre., lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + khalix (kireç taşı) (gre.); calculus (hesaplama,
sayma; küçük taş) (calc, calx (çakıl taşı, kireç taşı) + culus, ulus (küçültme
eki) ) + ia (isim, yer ve durum eki) (lat.) * sayı algısı bozukluğundan dolayı
bireyin aritmetik işlemlerde, dört işlem problemlerinde, ölçmede ve diğer
matematik alanlarında beklenenin altında performans göstermesi
diskektomi :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * omurgadaki bir diskin bir kısmının veya tamamının
cerrahi müdahale ile çıkarılması işlemi
disket :
gre., lat., fra. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase,
tabla, disk, dairesel yapı) (gre.) + etta (küçültme eki) (lat.); disquette
(fra.) * düz, ince dairesel nesne; manyetik kayıt ortamı olarak kullanılan,
genellikle bilgisayarlarda veri depolamak için küçük, taşınabilir yuvarlak
levha, küçük disk
diskezi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + kinesis, kiesia, kiesis (hareket) * hareketsizlik; dışkılamada
zorluk
diskinezi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak;
hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme)
(kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * tik gibi istemsiz kas hareketleri ile karakterize edilen hareket
bozuklukları sendromu
diskit :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) * şiddetli sırt ağrısı ile karakterize olan intervertebral disk
aralığındaki bir enfeksiyon
diskjokey :
gre., lat. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla,
disk, dairesel yapı) + iocus, jocus (şaka, jest, vakit geçirme) * plak çalıcı,
bir ortamdaki müzik organizatörü (joke (şaka) (ing.) )
disko :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) * disk, plak, plaka, tabak, kase, tabla; dans edilen açık veya
kapalı mekan
diskografi :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir müzik sanatçısının çıkarılan bütün
albümlerin ve şarkıların kronolojik listesi
diskoid :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * dizlerde
normalde hilal şeklinde olması gereken menisküsün, embriyolojik çağda
gelişimsel bozukluklar sonucu yuvarlak (disk) şeklinde olması
diskolor :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + color (boya, renk) + osus (ile ilgili, -a ait) * iki yüzü veya
farklı kısımları farklı renkte olan; özellikle botanikte yaprakların üst ve alt
yüzeyleri farklı renkte bulunan yapıları tanımlayan sıfat
diskolorasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + color (boya, renk) + osus (ile ilgili, -a ait) + atio (isim yapım
eki) * bir dokunun, organın, cildin, tırnağın veya dişin normal rengini
kaybetmesi, renk değiştirmesi veya üzerinde lekelenmeler oluşması durumu
diskondroplazi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme,
şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * herediter ve konjenital olarak
ortaya çıkan epizlerin kondroblastik büyümesindeki yetersizlik sonucu oluşan
kısa ekstremiteli, normal gövdeli, basık ve küçük yüzlü bir vücut yapısı
diskonformite :
lat. * dis (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk ön eki) + co, con (birlikte,
beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil
mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * uyumsuzluk; paralel tortul
kayaç tabakaları arasında belirgin bir aşınma veya çökelmeme yüzeyi nedeniyle
oluşan ve zaman eksikliğini (zaman açığını) temsil eden bir uyumsuzluk
(kesiklik) türü
diskontinüite :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak,
elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım
ve durum eki) * sürekliliğin bozulduğu durum, kesiklik, süreksizlik
diskontinyus :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak,
elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) * devamlı olmayan,
sürekli olmayan, kesintili
diskopati :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu)
(pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * omurlar arasındaki kıkırdak yapının taşarak sinir
köklerini sıkıştırması sonucunda oluşan hastalık
diskordans :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + cir, cord (kalp) + entia (durum eki) (lat.); discordance (fra.) *
ahenksizlik, uyumsuzluk, benzeşmezlik; bir özelliğin veya hastalığın ikiz bireylerin
sadece birinde gözlemlenmesi durumu
diskordant :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + cir, cord (kalp) + ent (gibi olan, ile ilgili olan) * ahenksiz,
uyumsuz, benzeşmez
diskotek :
gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk,
dairesel yapı) + theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar,
depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * dans edilen açık veya kapalı mekan
diskrazi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + krasis (karışım, karışıklık, birleşim) * kan hücrelerinin yapısı,
sayısı veya işleviyle ilgili anormal durum
diskresyon :
lat. * discernere (ayırmak, ayrıştırmak, farklılaştırmak, seçmek), discretio
(ayrım, ayrıştırma, farklılaştırma, seçme, seçim) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + cernere (ayırmak,
seçmek) + tio (isim yapım eki) ) * durumlara, kişilere veya davranışlara dikkat
ederek uygun ve tedbirli şekilde yaklaşma yeteneği; sağduyu ve ölçülülük ile
karar verebilme, tedbir, ihtiyat, önlem
diskriminant :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir ikinci dereceden denklem olan kuadratik denklemin çözümlerini ve
bu çözümlerin niteliklerini incelemek için kullanılan matematiksel terim, kök
bulma
diskriminasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişiye
veya gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranma, ayrım, ayrımcılık
diskriminatif :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + criminatus (ayrılmış, farklilaştırılmış) (criminare (ayırmak,
farketmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * ayrımcı niteliği olan, ayrıştırıcı niteliği olan; ayrımcılık
yapma, farklılıklar üzerinden haksız bir şekilde davranma veya insanları belli
özelliklerine göre ayırma niteliği olan
diskriminatör :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek, farklılaştırmak) + tor (-cı, yapan,
eden eki) * ayrımcı, ayrıştırıcı, farklılaştırıcı
diskromatopsi :
gre. * dis de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
chroma (renk) + opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) * gözdeki koni
hücrelerinin renkleri algılamadaki işlev bozukluğu, renk görme bozukluğu, renk
körlüğü
diskur :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + currere (koşmak), cursus (koşu, koşma; akış, akma, gidiş, yol,
seyir) (lat); discours (fra.) * konuşma, söylev
disküsyon :
lat. * discutere (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + quatere (sallamak, sarsmak) ) + tio (isim yapım eki) *
tartışma, görüşme, münazara, müzakere
dislali :
gre. * dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + lalia (konuşma, söyleme) (lalein (konuşmak, söylemek, gevezelik etmek,
lakırdı etmek) + eia (isim yapım eki) ) * zeka gelişimi ve işitme fonksiyonları
normal olduğu halde, konuşma organlarındaki yapısal veya işlevsel sorunlar
nedeniyle seslerin, harflerin ya da kelimelerin doğru telaffuz edilememesiyle
ortaya çıkan bir konuşma ve artikülasyon (eklemleme) bozukluğu
disleksi :
gre. * dyslexia (dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexia
(lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
sesleri tanıma, seslerin harfler ve kelimeler ile ilişkisini anlayamama
nedeniyle okuma güçlüğüne neden olan bir tür öğrenme bozukluğu
disleksopsi :
gre. * dyslexia (dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis
(konuşma, söyleme, anlatma) + ops (göz, görme, görüş, bakış) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * nesnelerin şekillerini farklı algılama sendromu veya şekil
algısı bozukluğu, dismorfopsi
dislipidemi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + lipos (yağ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aterosklerotik
kardiyovasküler hastalığın gelişimi için bir risk faktörü olan, kandaki yağ,
kolesterol ve diğer lipid türlerinin anormal seviyelerde olması durumu
dislokasyon :
lat. * dislocationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + locare (yerleştirmek, konumlamak) + tio (isim yapım
eki) ) * yerinden çıkma; eklemdeki kemiklerin tamamen yerinden çıkması
disloke :
lat. * dislocationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + locatus (yerleştirilmiş, konumlanmış, koyulmuş)
(locare (yerleştirmek, konumlamak, koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); disloqué (fra.) * yerinden ayrılmış, olması gereken konumdan
çıkmış
dismatüre :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + maturatus (maturare (olgunlaşmak, tamamlanmak) (maturus (olgun,
olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil,
mütekamil) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); dématuré (fra.) * olgunlaşmamış, tamamlanmamış
dismenore :
gre. * dysmenorrhea (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + men (ay, ay döngüsü) + rhein (akmak, yağmak,
dökülmek), rhea (akış, akıntı) ) * adet (aybaşı, menstrüasyon) düzensizliği
disminezi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + mnesia (hafıza, bellek) * hafıza, bellek işlevlerinde bozukluk
(amnesia (hafıza kaybı), hypermnesia (aşırı hatırlayan hafıza) )
dismorfik :
gre. * dis, dus, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şekli bozulmuş, biçimsel olarak anormal
dismorfizm :
gre. * dysmorphia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + morphia (şekilsellik, biçimsellik, formsallık)
(morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir organizma,
yapı veya objenin normalden sapmış veya bozuk biçimsel özellik göstermesi
durumu; kişinin, fiziksel yapısında algıladığı kusurları saplantı haline
getirmesi sendromu
dismorfofobi :
gre. * dis, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + morphia (şekilsellik, biçimsellik, formsallık) (morphe,
morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * kişinin kendi dış görünüşünü beğenmemesi ve takıntı haline getirmesi
dismorfopsi :
gre. * dysmorphia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + opsia
(ops (göz, görme, görüş, bakış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
nesnelerin şekillerini farklı algılama sendromu
dismotilite :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + motilitas (motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım eki) ) * hareket etme
veya normal motor fonksiyonlarını yerine getirme yeteneğinin kaybı veya
bozulması
dismutaz :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + mutare (değiştirmek, farklılaştırmak, başkalaştırmak) + ase (enzim
belirtme eki) * bir maddenin molekülündeki parçaları değiştirerek o maddenin
zıttına veya başka bir maddeye dönüşümü katalize eden bir enzim türü
disnomi :
gre. * dys (ayrı, uzak; kötü, güç, bozuk, zor, yokluk ve olumsuzluk öneki) + nomos
(yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) +
eia (isim yapım ve durum eki) * düzensizlik, kuralsızlık, adlandırma bozukluğu;
çocukluk döneminde ortaya çıkan ve kelimeleri, isimleri ve sayıları hatırlamada
zorlukla karakterize edilen nörolojik bir bozukluk
disodium etidronat :
gre., ara., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) (gre.) + sevda (kara şey, bitki
külü, soda) (ara.), soda (soda) + ium (son ek) + eti (ethyl grubu (-CH2CH3)
eki) + dron (bifosfanat yapı eki) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) (lat.) * Paget hastalığını tedavi etmek ve kalça kırığı veya
omurilik yaralanması nedeniyle oluşan düzensiz kemik büyümesi durumlarını
tedavi etmek için kullanılan bir bifosfonat (C2H6Na2O7P)
disofenin : gre.
* dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + ine (kimyasal bileşik eki) * safra kesesi ve idrar yolu spazmları
için ve hepatobiliyer görüntülemede tanı amaçlı kullanılan radyofarmasötik ve
antispazmodik nitelikli bir sentetik ajan (C18H26N2O5)
disonans :
lat. * dissonantem, dissonantia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sonentia (sonare (ses çıkarmak, gürültü
yapmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) )
(lat.); dissonance (fra.) * uyumsuz veya rahatsız edici seslerin bir araya gelmesi;
müzik, psikoloji ve genel anlamda fikir veya durumlarda uyumsuzluk; müzikte
kulağa hoş gelmeyen kaba sesler
disoproksil :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + prox (ön, önde, öncel) + yl (radikal veya molekül eki) * kronik
hepatit B ve HIV/AIDS'i önlemek ve tedavi etmek için kullanılan bir ilacın
etken maddesi (C19H30N5O10P)
disorder :
lat., ing. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + ordo (düzen, düzenleme, sıra, rütbe) (lat.); disorder
(ing.) * düzensizlik, karmaşa, karışıklık, kargaşa
disosiasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak olmak,
bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) * ayrılma, ayrışma, bölünme, kopma, çözülme; psiklolojik açıdan
kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici
olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması
disosiyatif :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociatus (sociare (birleşmek,
ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki)
) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); dissociatif (fra.) * kişinin bilinç, hafıza, kimlik veya
algılarının normal bağlarından ayrılması durumu ile ilgili
disosiye :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociatus (sociare (birleşmek,
ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki)
) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dissocié (fra.) * ayrılmış,
ayrışmış, bölünmüş, kopmuş, çözülmüş
disosmi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + osmia (omein (koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku,
koklama duyusu) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku algılama
bozukluğu
dispanser :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pensare (tartmak, ödemek) * ayakta tedavi merkezi
disparoni :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pareunoia (pareunos (birlikte yatmak, cinsel ilişki) (para
(yanında, vasıtasıyla, sayesinde, aracılığıyla) + eune (yatak) + os (durum eki)
) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kadınlarda görülen ve kayganlığın
yetersiz olması, sert eylem, travma veya partner hakkındaki olumsuz düşüncelere
dayalı olarak kasık bölgelerinde acı, yanma, batma, huzursuzluk gibi
belirtilerle kendisini gösteren durum
dispeç :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pactare (düzeltmek, anlaşmak, yerleşmek), pactum (anlaşma,
sözleşme, kontrat) (lat.); dispatch (sevk, gönderi, yollama; sevk etmek,
göndermek, yollamak) (ing.) * sevk, gönderi, yollama; müşterek avarya ve deniz
sigortası hukuku kapsamındaki zararların paylaştırılması işlemi
dispenser :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pendere, pensare (tartmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
dispenser (ing.) * bir şeyi ölçüp dağıtan kimse veya şey; bir sıvı, katı veya
nesneyi ölçülü veya kontrollü bir şekilde veren cihaz veya kişi
dispepsi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + peptos, peptia (hazmedilmiş, hazmetme) (peptein (pişirmek,
olgunlaştırmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hazımsızlık ve mide
ekşimesi kaynaklı karın ağrısı, gastrik hazımsızlık
dispers :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) * geniş bir alana dağılmış, farklı yönlere
yayılmış veya birbirinden ayrılmış durumda bulunan; biyoloji, botanik ve
ekolojide bireylerin, yapıların veya populasyonların düzensiz veya aralıklı
dağılışını tanımlayan sıfat; bir maddenin başka bir ortam içinde parçacıklara
ayrılarak eşit şekilde dağılması, yayılması
dispersan :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ent (-cı, -ci, yapan, eden) * parçalara
ayrıştırıcı, çözücü, ayrıştırıcı; katı parçacıkların veya sıvı damlacıklarının
bir ortam içinde topaklanmasını önleyerek homojen biçimde dağılmasını sağlayan
madde; kimya, ilaç, boya, gıda ve kozmetik endüstrilerinde kullanılan dağıtıcı
ajan
disperse :
lat., fra. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış )
(dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak,
ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); dispersé (fra.) * parçalanmış, ayrışmış, saçılmış,
yayılmış, dağılmış
dispersif :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
dağıtıcı, yayıcı, ayrıştırıcı, parçalayıcı
dispersite :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kimya ve
polimer biliminde parçacıkların veya makromoleküllerin büyüklük dağılımının
genişliğini ifade eden dağılım ölçüsü; özellikle polimerlerde molekül ağırlığı
dağılımının homojenlik derecesini gösteren özellik
dispersivite :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım
ve durum eki) * bir ortamda yayılan çeşitli sıklıkta dalga karışımını oluşturan
birleşenlerin yayılma hızları (kırılım imleçleri) değişik olduğu için
birbirlerinden ayrılmaları
dispersiyon :
lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis,
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak,
çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * parçacık, enerji veya
dalgaların ortam içinde dağılması, yayılması; ışığın renk spektrumuna ayrılması
ve frekansından veya dalga boyundan dolayı hızının değişmesi
displastik :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form
vermek), plasis (kalıp, şekil, biçim, form) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * anormal doku gelişimiyle ilgili; doku veya organların normalden
sapmış, bozuk veya anormal biçimlenmesiyle ilgili
displazi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek), plaseia (plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin, dokuların veya organların
anormal gelişimi veya büyümesi
displazik :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek), plaseia (plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * displazi ile ilgili
dispne :
gre. * dyspnea (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes
alma, soluma, soluklanma, solunum) * akciğer, kalp, damar ve metabolik
hastalıkların bir sonucu olarak ortaya çıkabilen, ciğerlerin yeterince hava
alamaması sonucu göğüste daralma ve nefes almada zorluk yaşanması
disponibilite :
lat. * disponibilis (kullanılabilir, hazır bulunan, uygun) (dis, de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis (olabilirlik,
yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.);
disponibilité (fra.) * mevcut, erişilebilir ve kullanıma hazır olma durumu,
hazırda bulunma
disponibl :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis
(olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) (lat.); disponible (fra.) *
mevcut, erişilebilir ve kullanıma hazır, kullanılabilir, hazır bulunan, uygun;
harcanabilir
disporum :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek,
saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş,
saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) (gre.) + um
(isim yapım eki) (lat.) * ikili tohum yapısıyla tanımlanan, zarif çiçekli,
Colchicaceae familyasından bir bitki cinsi
dispozabl :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis
(olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) (lat.); disposable (fra.) * tek
kullanımlık, atılabilir, harcanabilir veya kısa süreli kullanım için
tasarlanmış
dispozan :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak)
(lat.); disposant (fra.) * herhangi bir konuda tasarruf ve düzenleme yetkisine
sahip olan (kişi, kurum)
dispozisyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio
(konum, yerleşim) (lat.); disposition (fra.) * düzenleme, düzen, tertip,
eğilim, yatkınlık, tasarruf; vücudun bir hastalığa veya duruma karşı
hazır/uygun olma durumu; malların doğru zamanda ve doğru miktarlarda
ulaştırılmasından sorumlu olan organizasyon birimi
dispraksi :
gre. * dys (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + praxis
(eylem, hareket, faaliyet) * motor planlama ve koordinasyon yeteneğinde
bozukluk ile karakterize, istemli hareketleri düzgün yapamama durumu
disproporsiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + portio, potion (hisse,
pay, kısım, bölüm) * orantısızlık, dengesizlik, uyumsuzluk; bir elementin aynı
tepkimede hem indirgenmesi hem yükseltgenmesi
disproporsiyonel :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + portio, potion (hisse,
pay, kısım, bölüm) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * orantısız,
dengesiz, uyumsuz
disprosyum :
gre. * dysprosium (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + prositos (kullanılabilir, hzır bulunan, uygun) + ium
(kimyasal element eki) * simgesi Dy, atom sayısı 66, atom ağırlığı 162,50 ve
yoğunluğu 8,54 olan, 1500 santigrat derecede eriyen, açık yeşil renkte
çözeltiler veren, çok az bulunan bir element
disraptif :
lat. * disruptivus (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + rumpere (kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak,
patlamak, parçalanmak) + ivus (sıfat yapım eki) ) * kökten değiştiren, bozan,
bozucu, altüst eden, yıkıcı, ezber bozan
disregülasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek, hükmetmek), regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel,
doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü), regulare (ayarlamak, düzenlemek,
kontrol etmek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin düzgün bir şekilde
düzenlenememesi, düzgün işlememesi veya kontrolsüz bir şekilde çalışması;
çocukların duygularını fark etmede, içinde bulunulan duruma uygun duygularla
yanıt vermede veya sosyal durumlarda duygusal tepkileri düzenlemede güçlük
çekmesi
disritmi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + rythmia (rhutmos, rhytmos (güçlü, düzenli tekrarlanan hareket veya
ses örüntüsü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp atışının
düzensizleşmesi, bozuk kalp atışı düzeni, aritmi
disrüpsiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + rumpere (kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, patlamak, parçalanmak)
+ tio (isim yapım eki) * bir sistemin doğal işleyişinin, akışının veya
düzeninin bozulması, aksaması veya kesintiye uğraması
disrüpte :
lat. * disruptus (parçalanmış, bozulmuş, kesintiye uğramış) (dis, de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + rumpere
(kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, patlamak, parçalanmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * bütünlüğü bozulmuş, kesintiye uğramış,
parçalanmış veya normal işleyişi engellenmiş
dissekan :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus (bölünmüş, kesilmiş) + ent
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dokuların kesildikten sonra gösterdikleri
bazı hastalık durumu
dissekans :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus (bölünmüş, kesilmiş) +
entia (durum eki) * dissekan olma hali
disseminasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + seminare (tohum ekmek, saçmak, dağıtmak, yaymak) + tio (isim yapım
eki) * yayılım, dağılım, saçılım, serpilme; hastalığın vücutta çeşitli organ
veya dokulara yayılması
dissemine :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + seminatus (seminare (tohum ekmek, saçmak, dağıtmak, yaymak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); disseminé (fra.) * yayılmış,
dağılmış, dağıtılmış, saçılmış, serpilmiş
dissepiment : lat.
* dissepimentum (bölme, bölme duvarı, perde, ayraç) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + saepire (çitle
çevirmek, bölmek, ayırmak) + mentum (isim yapım ve araç eki) ) * bölme, ayıran
zar, ara bölme, ayırıcı doku; botanikte meyve veya yumurtalığı bölmelere ayıran
iç bölme duvarı; zoolojide ve mikolojide boşlukları birbirinden ayıran ince
bölme veya septum benzeri yapı
dissizyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak,
çarpmak; öldürmek) + tio (isim yapım eki) * bir yapının, dokunun veya kütlenin
yarılarak veya ayrılarak parçalanması veya birbirinden uzaklaşması; ayrılma ve
bölünme süreci; doku veya organın cerrahi veya tıbbi amaçla kesilerek ayrılması
işlemi
dissolüsyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + solutio (çözünme, çözülme, çözelti) (solvere (gevşetmek, çözmek,
serbest bırakmak) + tio (isim yapım eki) ) * çözünme; bir maddenin bir sıvı
içine çözünmesi, erimesi; bir ilacın katı bir formdan (genellikle tablet veya
kapsül) çözünür bir formda (sıvı) geçiş sürecini incelemek için kullanılan
analitik yöntem
dissomnia :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * uykusuzluk, uyku bozukluğu, uyuyamama, düzensiz uyku durumu
dissonans :
lat. * dissonantem, dissonantia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sonentia (sonare (ses çıkarmak, gürültü
yapmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) )
(lat.); dissonance (fra.) * uyumsuz veya rahatsız edici seslerin bir araya
gelmesi; müzik, psikoloji ve genel anlamda fikir veya durumlarda uyumsuzluk;
müzikte kulağa hoş gelmeyen kaba sesler
dissorophidae :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir
araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) * Temnospondyli grubu içinde yer alan, Permiyen döneminde
yaşamış, kısa ve sağlam vücutlu, sırtlarında kemiksi plakalar taşıyan, karasal
yaşama uyum sağlamış soyu tükenmiş ilkel amfibileri kapsayan hayvan familyası
dissorophinae :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir
araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) + inae (-giller, hayvan
alt familyası eki) * Temnospondyli grubu içinde yer alan Dissorophidae
familyasının alt familyası; Permiyen döneminde yaşamış, karasal yaşama uyum
sağlamış, sırtlarında dermal kemik plakaları bulunan soyu tükenmiş ilkel amfibileri
kapsayan alt familya
dissorophus :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir
araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) * Permiyen Dönemi’nde
yaşamış, Temnospondyli grubuna ait, karasal yaşama uyum sağlamış, sırtında
kemiksi zırh plakaları bulunan soyu tükenmiş ilkel amfibi cinsi
dissosiyasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak
olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) +
tio (isim yapım eki) * ayrılma, ayrışma, bölünme, kopma, çözülme; psiklolojik
açıdan kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri
geçici olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması
dissosiyatif :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak
olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşüncelerinden, duygularından,
anılarından veya kimlik duygusundan kopmuş gibi olan
dissosiyatif kimlik
bozukluğu : lat., tür. * dissociativus (düşüncelerinden,
duygularından, anılarından veya kimlik duygusundan kopmuş gibi olan) (lat.) +
kimlik (kişilik tanımı, birey tanım bilgisi, hüviyet) + bozukluğu
(düzensizliği, kötülüğü) (tür.) * aynı bedende farklı kişilik karakterlerinin
tezahürü sendromu, Çoklu Kişilik Bozukluğu
distal :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek,
kalmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının vücuda uzak
olan kısmı (zıttı “proksimal” (yakın olan) kelimesidir.)
distalin :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek,
kalmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + in (gibi olan, bulunan) *
vücutta merkezi noktaya uzak, periferik konumda veya uç bölgeye ait (yapı veya
durum)
distandü :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stant (stare (durmak, bulunmak) + ant, ent, ens (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * bir organın veya dokunun normalden daha fazla uzaması,
genişlemesi, gerginleşmesi durumu
distans :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stantia (durma, bulunma) (stare (durmak, bulunmak) + entia (durum
eki) ) (lat.); distance (fra.) * uzaklık, mesafe, iki nokta arasındaki açıklık,
aralık; ayrıca mecaz olarak soğukluk veya mesafe koyma
distansiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + tentio (tendere (germek, uzatmak) + tio (isim yapım eki) ) * iç
basınçtan dolayı bir organ veya dokunun normal boyutlarından daha fazla
gerilmesi, şişmesi veya genişlemesi durumu
distik :
gre. * di (iki, ikili, çift) + stikhos (sıra, dizi, satır, mısra) * iki sıra
halinde dizilmiş, dikey iki sıra halinde düzenlenmiş, çift sıralı; bitkilerde
yaprak veya başakların gövdenin iki yanına karşılıklı veya düzgün iki hat
halinde sıralanması
distilasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stillatio (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); distillation (fra.) * iki veya daha fazla
bileşen içeren bir karışımın ısıtılıp, buhar ve sıvı faz oluşturmak suretiyle
daha uçucu bileşence zengin karışımların elde edilmesini sağlayan ayırma işlemi
distilat :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stillatus (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (fiil geçmiş zaman eki) ) * damıtılmış, damıtma yoluyla elde
edilen sıvı
distile :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stillatus (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (fiil geçmiş zaman eki) (lat.); distillé (fra.) * buharlaştırılıp
yoğunlaştırılarak saf hale getirilmiş veya özü ayrılmış, damıtılmış
distili :
gre. * di (iki, ikili, çift) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) + eia
(isim yapım ve durum eki) * aynı türdeki bitkilerin, çapraz tozlaşmayı
garantilemek ve kendi kendilerini döllemeyi engellemek için iki farklı çiçek
yapısına (morfolojiye) sahip olması durumu
distilium :
gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ)
(gre.) + ium (isim yapım ve durum eki) (lat.) * Hamamelidaceae familyasından,
çiçeklerinde heterostili (farklı uzunlukta dişicik ve erkek organ düzeni)
görülen bitki cinsi
distimi :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + thymia (ruh hali, zihinsel durum, bilinç durumu, duygusal durum)
(thymos (ruh, zihin, bilinç) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ruhsal
durum bozukluğu, kalıcı depresyon, kronik depresyon
distinksiyon :
lat. * distinctio (ayrılmış, farklılaştırılmış, belirgin) (distinguere
(ayırmak, farkını ortaya koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stinctio (işaretlenmiş, ayrılmış,
batırılmış) (stinguere (işaretlemek, ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) +
tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki farkı belirleme,
ayırt etme; belirgin özellik, ayrım, farklılık
distinkt :
lat. * distinctus (ayrılmış, farklılaştırılmış, belirgin) (distinguere
(ayırmak, farkını ortaya koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stinctus (işaretlenmiş, ayrılmış,
batırılmış) (stinguere (işaretlemek, ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * birbirinden ayrılmış, farklı, açıkça
ayırt edilebilir, belirgin olan; ortak özelliklerden ayrılan veya kendine özgü
niteliği bulunan
distoni :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük)
(tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses,
vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * vücudun tamamında veya bir kısmında gerçekleşen
istemsiz ve ağrılı kasılmalara ve seğirmelere sebep olan nörolojik hareket
bozukluğu
distopik :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + outopia (ou (yok, değil) + topos (yer, konum, mevki, lokasyon;
konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * otoriter-totaliter bir devlet modeli veya benzer bir başka baskıcı
sistem halinde olma ile ilgili; her bakımdan ideal olanı tanımlayan ütopikin
zıttı olan
distopya :
gre. * dystopia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * toplumsal, siyasal veya teknolojik düzenin baskı,
eşitsizlik ve insanlık dışı koşullar üreterek bireyler için karanlık ve
yaşanması güç bir ortam oluşturduğu yer veya sistem (her bakımdan ideal olanı
tanımlayan "ütopya"nın zıttı)
distorsiyon :
lat. * distortio (bükülme, eğilme, çarpıklık) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + torsio, tortio
(burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak,
eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * ani bükülme ve
gerilme sonucu eklem yüzlerinin birbirinden ayrılması
distosi :
gre. * dystosia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + tokos, tokia (doğum durumu) (tokos (doğum) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * doğumun yavaş ilerlemesi veya sonunda durması ile
karakterize bir durum
distraksiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere
(çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim
yapım eki) (lat.); distraction (fra.) * konsantrasyonun engellenmesi, dikkat
dagıtma; eğlence, oyalanma
distraktibilite :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere
(çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ibilis
(ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * zihnin dikkatinin
küçük ve ilgisiz uyaranlarla kolayca dağılabilirliği durumu
distres :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak), strictia (sıkıntı, zorluk, baskı, gerilim) (strictus
(sıkı, sıkıştırılmış, sıkı çekilmiş, gerilmiş, gergin) + ia (isim yapım eki) )
(lat.); distress (ing.) * kişinin zor durumlara ve bunların sonucunda ortaya
çıkan etkilere tam olarak uyum sağlayamadığı ve uyumsuz davranışlar sergilediği
antipatik bir durum, sıkıntı
distribüsyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + tribuere (bir araya toplamak, birleşmek, gruplaşmak, klanlaşmak) +
tio (isim yapım eki) * yayma, paylaştırma, dağıtma, dağıtım, dağılım
distribütör :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + tribuere (bir araya toplamak, birleşmek, gruplaşmak, klanlaşmak) +
tor (-cı, yapan, eden eki) * dağıtıcı, yayıcı; mal veya hizmetleri üreticiden
tüketiciye veya satış noktalarına ulaştıran kişi veya şirket
distrofi :
gre. * dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * gelişim bozukluğu, beslenme bozukluğu
distrofik :
gre. * dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim
bozukluğu ile ilgili, beslenme bozukluğu ile ilgili
disülfiram :
lat. * disulphide (di (iki, ikili) + sulphide (kükürtün (sülfür) başka bir element
veya grupla ikili bileşiği) ) + thiuram (thio (bir bileşikte oksijenin kükürtle
yer değiştirmesinin ifadesi) + urea (memelilerde protein metabolizmasının ana
azotlu parçalanma ürünü olan ve idrarla atılan renksiz kristal bileşik) + amide
(amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle
elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * asetaldehit
dehidrojenaz enzimini inhibe ederek çalışan, etanole karşı akut duyarlılık
oluşturarak alkol kullanım bozukluğunun tedavisini için kullanılan ilacın etken
maddesi (C10H20N2S4)
disüri :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre,
ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrılı veya rahatsız edici işeme
diş :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) * alveol denilen
çene kemiği içindeki yuvaya (socket) oturan ve periodontal ligament (dişi çene
kemiğine bağlayan lifler) ile tutturulmuş olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan
ağızdaki çıkıntısal kemik yapı, dışa uzantı, çıkıntı
diş eti :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + et (kemik
arasında bulunan ve kas ve yağdan oluşan doku) + i (iyelik eki) * dişi, boyun
kısmının etrafında ve dişin görünen kısmının altında bir yaka gibi saran, kan
damarları açısından zengin ve diş köklerini koruyan pembe renkli doku
diş otu :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + ot (küçük
yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * asteraceae familyasına ait çiçekli
bir bitki türü
diş özü :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + öz (esas,
asıl, temel, cevher) + ü (iyelik eki) * dişin kuron ve kök kısmındaki
boşluklarda bulunan, dentin ile çevrelenen, şekil verici, besleyici, duyusal ve
koruyucu işlevlere sahip, mezoderm kökenli bol damarlanmış, sinir ağıyla
sarılmış ve kök ucundan dişi terk eden yumuşak bağ dokusu, pulpa
diş tacı :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + taç
(hükümdarların başlarına taktıkları ve soyluluğu simgeleyen dairesel başlık) +
ı (iyelik eki) * dişin diş eti üzerinde kalan ve gözle görülen kısmı, kuron;
dişlerin doğal pozisyonlarını geri getirmek için kullanılan ortodontik bir araç
diş taşı :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + taş (sert
mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * dişlerin çevresinde biriken gıda artıklarının
uzun süre kalması sonucu oluşan sert, mineralize yapılar, tartar
diş ünsüzü :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + ünsüz (sessiz)
+ ü (iyelik eki) * dil ucunun üst dişetlerine dokunmasıyla oluşan ünsüz (“c”,
“ç”, “d”, “t”)
dişbudak :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + budak (dal)
(but (bacak) + ak (isim yapım eki) ) * zeytingillerden kerestesi sert bir orman
ağacı, Latincesi Fraxinus (küller)
dişi :
tür. * diş (kadın veya yumurta üreten varlık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kadın (she (kadın için üçüncü tekil şahıs zamiri) (ing.) )
dişil :
tür. * diş (kadın veya yumurta üreten varlık) + il (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * dişi ile ilgili, dişiye ait, kadınsal
dişli :
tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + li (sıfat ve
isim yapım eki) * yüzeyinde düzenli çıkıntılar (dişler) bulunan; mekanik
sistemlerde dönme hareketini, gücü ve torku bir milden diğerine aktarmak veya
yönünü değiştirmek için kullanılan, çevrelerinde eşit aralıklarla açılmış
dişler bulunan makine elemanı; zorlu, mücadeleci, zorluklarla baş edebilen,
güçlü, becerikli ve etkili (kimse)
diterpen :
lat. * di (iki, ikili, çift) + terpentin , terebinthus (Fas ve Portekiz'in batı
bölgelerinden Yunanistan ve batıya kadar Akdeniz bölgesine özgü, Pistacia
cinsinden yaprak döken bir çalı türü; menengiç, sakız ağacı, yabani fıstık
ağacı), * retinol , retinal ve fitol gibi biyolojik açıdan önemli bileşiklerin
temelini oluşturan, antimikrobiyal ve antiinflamatuar özelliğe sahip olan, dört
izopren biriminden oluşan, bir molekülünde monoterpenlerden iki kat daha fazla
atom içeren bir terpen sınıfı (C20H32)
dithrycini :
lat. * dithryca (Tephritidae (meyve sinekleri) familyasında yer alan, özellikle
bitki dokularında gal oluşturan veya bitkilerle ilişkili yaşam süren bazı meyve
sineklerini kapsayan böcek cinsi) + ini (zoolojik kabile eki) * Tephritidae
familyasında yer alan sinek kabilesi
ditiramp :
gre. * dithurambos (dithura (dört) + ambos (adım) ) * antik Yunanlıların
Dionysos şerefine okudukları tören şarkısı; lirik şiir
ditmek :
tür. * tıt, tit (diş veya pençeyle parçalamak, yün veya pamuk didiklemek) + mek
(fiil mastar eki) * yün, pamuk gibi tekstil ürünlerini tel tel ayırarak
kabartmak
diurnal :
lat. * dies (gün) + urnalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * günlük,
gündelik, gündüzle ilgili, gün boyunca gerçekleşen, gündüz aktif olan; gündüz
yaşama özelliğine sahip canlılarda gün ışımasıyla birlikte beslenme, çalışma
gibi davranış ve metabolizma faaliyetlerini yöneten ve farklı dokularda
biyolojik saatin fonksiyonlarını sergileyen bir mekanizma
dius fidus :
lat. * dius, deus (tanrı) + fidus (sadık, güvenilir) * Roma mitolojisinde
Jüpiter ile ilişkilendirilen bir yemin tanrısı
diüretik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + ourein (idrar yapmak, işemek) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ein
(fiil mastar eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar oluşumunu
artıran, vücuttan sıvı atılmasını sağlayan
diürez :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * idrarın dışarı atılması durumu
diürnal :
lat. * dies (gün) + urnalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * günlük,
gündelik, gündüzle ilgili, gün boyunca gerçekleşen, gündüz aktif olan; gündüz
yaşama özelliğine sahip canlılarda gün ışımasıyla birlikte beslenme, çalışma
gibi davranış ve metabolizma faaliyetlerini yöneten ve farklı dokularda
biyolojik saatin fonksiyonlarını sergileyen bir mekanizma
div :
far. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) * kötülük tanrısı,
kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev, büyük, yüce, ulu
diva :
far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva
(tanrıça, ilahe), deus (tanrı), divus (tanrısal, ilahi, kutsal) + a (kadınlık
eki) ) (lat.) * genellikle opera, tiyatro veya sinema gibi sahne sanatlarında
üstün yeteneğe, büyük bir şöhrete ve büyüleyici bir karizmaya sahip olan baş
kadın sanatçı
dival :
far. * divar (duvar, set, engel, mania, bariyer) * mukavva veya deri benzeri
sert altlıklar üzerine simle yapılan kabartma işleme, maras işi
divalan :
lat. * di (iki, ikili, çift) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * iki değerli, çift değerli
divan :
far. * dev; div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev,
büyük, yüce, ulu) + an (çoğul eki, gibi olan) * yüksek devlet görevlilerinin
oluşturduğu kurul veya meclis; devlet işlerinin görüşüldüğü resmi kurul ve bu
kurulun toplandığı yer, yazı kurulu, sekretarya, danışma meclisi; karar
defteri, hesap defteri; bir şairin şiirlerini topladığı eser, şiir kitabı;
duvar kenarına yerleştirilen, üzerine minder ve yastık konulan uzun sedir
divançe :
far. * dev; div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev,
büyük, yüce, ulu) + an (çoğul eki, gibi olan) + çe (küçültme eki) *
tamamlanmamış küçük divan
divane :
far. * dev, div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev,
büyük, yüce, ulu) + ane (-ca, -casına, tarzında, olarak, gibi) * aklını
yitirmiş, deli, kaçık, budala
divanhane :
far. * divan (yazı kurulu, sekretarya, danışma meclisi, karar defteri, hesap
defteri) + hane (hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) *
misafirhane, oda; Osmanlı vezirlerinin toplanıp devlet işlerini görüştükleri
yer, kubbealtı
divan-ı ali :
far., ara. * divan (meclis; yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an
(-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) *
Osmanlı döneminde, bakanları, temyiz mahkemesi başkanını, üyelerini,
savcılarını, sorgu yargıçlarını (müstantiklerini), padişahın kendisini,
saltanatı ve devleti tehlikeli bir hale sürüklemeye ve atmaya kalkışanları
yargılamakla görevli olan büyük meclis, yüce divan
divan-ı harp :
far., ara. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu)
+ an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + harb (savaş, çatışma,
muharebe) (ara.) * Osmanlı döneminde, olağan üstü zamanlarda (savaş,
sıkıyönetim, ihtilal, büyük felaket vb.) kanunlara aykırı hareket ederek mevcut
siyasi, askeri ve içtimai düzeni değiştirme çabasında olan veya içinde yaşadığı
topluma kanun dışı eylemlerle zarar verenleri yargılamak üzere kurulan yüksek
mahkeme
divan-ı hümayun :
far. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an
(-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + humayun (yüce, ulu, büyük,
kutsal, muhteşem, mübarek, padişaha ait) (huma (yücelik simgesi Huma kuşundan)
+ yun (sıfat yapım ve çoğul eki) ) * Osmanlı İmparatorluğu'nda, padişah
sarayında toplanan ve bugünkü Bakanlar kurulu gibi, memleketin önemli işlerini
gören, müracaat dilekçelerini kabul ederek bir çeşit yüksek mahkeme vazifesi de
gören, padişah, sadrazam ve bazı yüksek aşamalı devlet görevlilerinin
oluşturduğu kurum
divan-ı lugatit türk :
far. * divan (büyük derleme kitap; meclis; yüceler, ulular) (div (büyük, yüce,
ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) + ı (tamlama bağlacı) + lugat (kelime, söz,
sözlük) + i (tamlama bağlacı) + Türk (Türk) * Kaşgarlı Mahmud tarafından
Bağdat'ta yazılan Türkçe-Arapça sözlük
divan-ı muhasebat :
far. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an
(-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + muhasebe (hesaplama) + at (-lar,
çoğul eki) * Osmanlı döneminde, maliyeden ödenek alarak bunu harcayan ve gelir
elde ederek hazineye kaynak yaratan kurumların denetlemesinden, bütçenin
oluşturulmasından sorumlu kurum
divani : far.
* divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar,
çoğul eki) ) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * divan ile ilgili
divarikasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + varicare (bacakları açarak durmak, çatallamak, iki yana yayılmak) + tio
(isim yapım eki) * normalde bitişik veya birbirine yakın olması gereken iki
yapının, dokunun veya organın birbirinden uzaklaşması, ayrılması veya
çatallanması durumu
diverjan :
lat. * divergent (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + ent (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayrılan, ayrışan, farklı, farklılaşan
diverjans :
lat. * divergentia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) +
entia (isim yapım eki) ) * birbirinden uzaklaşma, ıraksama, farklı yönlere
ayrılma veya ortak bir noktadan yayılarak ayrılma, ayrılma süreci veya durumu,
ayrışma, farklılaşma; bir vektör alanındaki maddelerin veya akışkanların bir
noktadan dışarıya doğru ne kadar yayıldığını veya bir noktada ne kadar
toplandığını ölçen matematiksel bir işleç (diğer (öteki, öbür, başka, farklı)
(far.) )
diversifikasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen)
(vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek,
oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * çeşitlendirme, farklılaştırma
diversite :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + vertitas (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + itas
(isim yapım ve durum eki) ) * öğeler arasındaki niteliksel çeşitlilik ve ayrım,
çeşitlilik, farklılık
diversiyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * dikkat
dağıtma, farklı doğrultuya yönlendirme, odakta kayma
divertikül :
lat. * deverticulum (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) +
culum (isim yapım ve küçültme eki) ) * sindirim sisteminin iç yüzeyinde
oluşabilen, kalın bağırsaktan (kolon) dışarıya çıkan balon şeklinde küçük
kesecik, şişkin kesecik
divertikülit :
lat. * diverticulitis (deverticulum, disverticulum (devertere, disvertere
(kenara veya aşağı çevirmek, kenara çekilmek, bir köşeye koymak) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) ) + culum (isim yapım eki) ) *
kalın bağırsağın duvarında gelişebilen anormal keselerin iltihaplanması ile
karakterize bir mide-bağırsak hastalığı
divertikülozis :
lat. * diverticulitis (deverticulum, disverticulum (devertere, disvertere
(kenara veya aşağı çevirmek, kenara çekilmek, bir köşeye koymak) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) ) + culum (isim yapım eki) )
(lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bağırsak
duvarının zayıf noktalarından dışarıya doğru baloncuk benzeri çıkıntıların
oluşması durumu
divertimento :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + mentia (isim
yapım eki) + o (son ek) * yaylılar, üflemeliler veya her ikisi için birden
fazla bölümden oluşan, hafif ve eğlenceli bir yapıya sahip 18. yüzyıl müzik
türü
divident :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + videre (görmek, bakmak) + entis, endum (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bölünen sayı, bölünen şey, bölünecek olan; şirketin dönem içinde elde
ettiği kardan ortaklara (hissedarlar) dağıtılacak pay, temettü
divik :
tür. * div (kıpırdamak, hareket etmek, telaş etmek) + ik (isim/sıfat yapım eki)
* düz kanatlılar (orthoptera) ailesinden, sıcak, ılıman ülkelerde koloniler
halinde yaşayan, selülozla beslenen, bitkilere ve ahşap yapılara büyük zararlar
verebilen akkarınca, termit
divin :
far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva
(tanrıça, ilahe), deus (tanrı, ilah), divinus (divus (tanrısal, ilahi, kutsal)
+ inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); divine (fra.) * tanrıya ait veya
tanrısal nitelik taşıyan; kutsal, ilahi veya olağanüstü güç ve özelliklerle
ilişkili, tanrısal, ilahi, kutsal
divinasyon :
far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva
(tanrıça, ilahe), deus (tanrı, ilah), divinare (kehanette bulunmak, geleceği
görmek) (divinus (divus (tanrısal, ilahi, kutsal) + inus (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * geleceği veya gizli
bilgileri tanrısal güçlerden veya doğa işaretlerinden yararlanarak tahmin etme
veya keşfetme sanatı ve uygulaması
divisum :
lat. * dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + videre
(görmek, bakmak) + sum (isim yapım eki) * bölünmüş, bölünmüş olan
divit :
ibr., ara. * divota (mürekkep, mürekkep kabı, hokka), devet (ara.) * kalem
kutusu ve mürekkep hokkası bir arada bulunan yazı takımı
divitin :
fra. * duvet (kuş tüyü) + in (isim yapım eki) * bir yüzü sık, ince ve yumuşak
havlı, saten dokunuşunda, pamuklu veya yünlü kumaş
divizum :
lat. * dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + videre
(görmek, bakmak) + sum (isim yapım eki) * bölünmüş, bölünmüş olan
divizyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + videre (görmek, bakmak) + sio, tio (isim yapım eki) (lat.);
division (fra.) * bölüm, kısım, bölme işlemi
divlek :
tür. * divlek (ham kavun, kelek) * kalın kabuklu ufak bir kavun türü
divriği :
ara., gre. * tefriki (ayrımcı, ayrışmış, hizipçi, mezhepçi) (ferraka (ayırmak)
); tephrice (gre.) (Arapçadan Grekçeye geçmiştir.) * Sivas’ın bir ilçesi
diya :
ara. * dav (ışık, parlaklık), da’a (ışımak, ışık saçmak, ışıldamak, parlamak,
parıldamak) * karanlığı gidererek nesnelerin görünmesini sağlayan ve hem
fiziksel hem de mecazi anlamda yol gösterici, aydınlatıcı olan olgu,
kendiliğinden ışık yayan kaynakların güçlü aydınlığı, ışık, ışıltı, parıltı,
nur; erkek ismi
diyabaz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım,
basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş,
alt, aşağı, düşük) * klinopiroksen, ojit, olivin, magnetit ve ilmenit içeren,
yeşil renkli ve aşınma dayanımı yüksek magmatik (volkanik) bir kayaç türü
diyabet :
gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein
(yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) * kandaki
glukoz seviyesinin aşırı derecede yükselmesiyle sonuçlanan metabolik sendrom,
şeker hastalığı
diyabetik :
gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein
(yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyabet ile ilgili, diyabet özelliği taşıyan,
diyabetli
diyabetolog :
gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein
(yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * diyabet uzmanı
diyabetoloji :
gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein
(yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + logia
(bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * diyabet bilimi
diyadik :
gre. * dia, dyas, dyad (ikili, çift) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ikili
olan, çift olan, iki elemanlı
diyadin :
ara. * diyaeddin, ziyaeddin (dinin ışığı) (ziya, diya (ışık) + el (ön ek,
artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) ) * Ağrı'nın bir
ilçesi (Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Ziyaeddin'in isminden)
diyafiz :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) )
* kemik gövdesi; kemiğin iki ucundaki şişkinlikler arasında kalan uzun kemik
şaftı
diyafizyal aklazi :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + physis,
phisis (doğurma, oluşturma, meydana getirme, öne getirme, üretme) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
khalan (gevşemek; yumuşamak, rahatlamak), khalasis (gevşeme, yumuşama) (gre.) *
kemiğin diyafiz bölgesinde, normalde gevşemesi gereken kas, doku veya
mekanizmanın gevşeyememesiyle ilişkili patolojik durum; kalıtsal çoklu ekzostoz
diyafon :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phone (ses)
* sesi uzağa iletmek için kullanılan ses yükseltici cihaz
diyafoni :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phonein (ses
çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok sesli müzikte, iki veya daha fazla
melodik çizginin birlikte çalınması; aynı fonemin, farklı çevresel koşullarda
farklı şekillerde telaffuz edilmesi
diyaforetik :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + pherein,
phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * terletici; ateş düşürücü
diyaforez :
gre. * diaphoresis (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) +
pherein, phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek; buharlaşmak,
dağılmak, terlemek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * aşırı
veya sebepsiz terleme
diyafram :
gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phragma
(çit, engel) * bölme; göğsün tabanında bulunan, akciğer ve kalbin altında yer
alan, kişinin nefes alıp vermesine yardımcı olan ince bir iskelet kası
diyagnostik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + a
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnosis (bilme, bilgi, tanı) +
tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * teşhis, tespit; tıpta hastalık
teşhisi
diyagnoz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + a
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnosis (bilme, bilgi, tanı) *
teşhis, tespit; tıpta hastalık teşhisi
diyagonal :
gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gonia
(açı, köşe) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * geometrik
bir şeklin karşıt köşeleri arasında uzanan doğrultu, doğru parçası veya çizgi;
eğik, köşegen, çapraz yön
diyagram :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla;
yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma, gramme
(çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * bir olgunun veya
olayın değişimini gösteren grafik
diyajenez :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + genesis
(oluşum, oluşma, doğum, yaratılış) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) * kaya oluşumu sırasında veya sonrasında tortuların veya
mevcut tortul kayaçların başkalaşmış kayaçların oluşumu için gerekli olandan
daha az sıcaklık ve basınçta farklı bir tortul kayaca dönüşmesi; ölüm sonrası
kemik veya diğer organik-jeolojik materyallerin uzun süreli kimyasal, fiziksel
ve biyolojik değişim süreci
diyaklaz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + klasis
(kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum
eki) ) * taş kütlelerinde yeraltındaki basınç nedeniyle oluşan çatlak
diyakoz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + komos
(toz, kir) (hizmet sürecindeki meşakkata atfen) * Katolik, Anglikan ve Ortodoks
kiliselerindeki üç yüksek ruhban derecesinin ilk basamağı, Hıristiyanlıkta,
papaz yardımcısı; hastalıkları tedavi etme, iyileştirme, tedavi yöntemi
diyakritik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + krino,
krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein (yargılamak,
hüküm vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * bir yazı sisteminde bulunmayan
sesleri (fonemler veya fonetik birimler) temsil etmek için kullanılan ve
telaffuz, ton ve diğer ayırıcı unsurları belirtmek için gliflere eklenen im,
ayırıcı im
diyakroni :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + khronia
(zamansallık) (khronos (zaman, vakit, süre) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * zaman boyunca, zaman içinde; dilleri, zaman içindeki evrimleri
açısından inceleme, artzamanlılık
diyakronik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + khronos
(zaman, saat) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman içinde gelişen,
değişen, statik olmayan, değişken, artzamanlı; dilleri, zaman içindeki
evrimleri açısından inceleyen
diyalaj :
gre. * diallage (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla,
yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme)
+ allassein (değişmek, farklılaşmak, değiştirmek, farklılaştırmak; uzlaştırmak)
(allos (diğer, başka, öbür, öteki, farklı) + ein (fiil mastar eki) ) + age
(isim yapım eki) ) * piroksen cinsinden, doğal kalsiyum, magnezyum ve demir
silikatı
diyalekt :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + legein
(söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lektos (söyleme, konuşma, anlatma)
* bir dilin, konuşulurken telaffuz edilme şekli, lehçe
diyalektik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + legein
(söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lektos (söyleme, konuşma, anlatma)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyalekt ile ilgili
diyaliz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis,
lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım)
(luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim
yapım ve durum eki) ) * kimyasal maddelerin gözenekli zarlardan daha kolayca
geçmesi özelliğine dayanan bir kimyasal çözümleme ve arıtma yöntemi
diyalizat :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis,
lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım)
(luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim
yapım ve durum eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek)
* diyaliz işlemi sırasında kullanılan, ücutta bulunan toksinleri uzaklaştırmaya
yardımcı olan çözelti
diyalizör :
gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis,
lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım)
(luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim
yapım ve durum eki) ) (gre.) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * diyaliz
işlemi sırasında hastanın kanını temizlemek için kullanılan cihaz
diyalog :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * iki veya çok kişi arasında geçen
karşılıklı konuşma
diyanet :
ara. * deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) + et (durum eki) *
dindarlık, din ile ilgili olma (dignity, dignité (haysiyet, izzet, yücelik)
(ing., fra.), dyne (bir gramlık bir kütlenin hızını, saniyede bir santimetre
artıran kuvvet ölçüsü) (fra.) )
diyapazon :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + pason
(hepsi, tümü, tüm, bütün) (tüm notalar anlamında) * titreştirilince belirli
yükseklikte bir ses çıkaran ve ana seslerden birini veren, U biçiminde küçük
çelik parçası
diyapedez :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + perein (geçmek, aşmak), peresis (geçme, aşma) * lökositlerin,
inflamasyon olmayan koşullarda kan dolaşımından yüksek endotelyal venüller gibi
belirli bölgelere göç etme süreci, lökosit ekstravazasyon
diyaper :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + perein (geçmek, aşmak), peresis (geçme, aşma) * çocuk bezi
diyapozitif :
gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) (gre.) + positivus (ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak),
positus (konmuş, yerleştirilmiş, düzenlenmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * projeksiyonda kullanılmak üzere, saydam bir
yüzey üzerine alınmış pozitif görüntü; fotoğraf ve mikroskop alanında, saydam
film veya slayt üzerinde pozitif görüntü taşıyan materyal; genellikle projektör
ile gösterilen görüntü
diyar :
ara. * dar (yurt, yer) * ülkeler, yurtlar, iller, memleketler
diyarbakır :
ara. * diyar (yurt, yer) + u (bağlaç) + bekr (genç erkek deve) * develer yurdu;
Tükiye'nin doğusunda yer alan, doğudan Siirt, Muş, güneyden Mardin, batıdan
Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, kuzeyden Elazığ ve Bingöl illeri ile çevrili olan
21 plakalı il
diyare :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + rhoia (akma, akıntı) (rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + eia (isim
yapım ve durum eki) ) * sık ve sulu dışkılama durumu, ishal
diyareik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * diyare ile ilgili
diyar-ı gurbet :
ara. * dar (yer, mekan, yurt), diyar (yerler, mekanlar, yurtlar) + ı (tamlama
eki) + gurbet (garb (batı; batma, uzaklaşma), gurbet (yabancı yer, yabancılık,
uzak yer, uzaklık, memleketten ayrı düşme) (garib (yabancı, uzağa ait) + et
(isim yapım ve durum eki) ) * uzak yer, yabancı yer, uzak ülke, yabancı ülke
diyaspora :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + speirein (saçmak, serpmek, savurmak, dağıtmak) * ülkesinden çıkarılma,
ülkesinden kaçma; bir halkın, etnik veya dini grubun kendi anayurdu dışına
dağılması veya yayılması (özellikle tarihsel Yahudi toplulukları bağlamında
kullanılır.) (disperse, disperser (serpmek, saçmak) (ing., fra.) )
diyastaz :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + stasis (durma, ayakta durma, sabit durma, durgunluk, doğru durma, kaim
olma) * pankreasın salgısında ve tükürükte bulunan, nişastanın dekstrin ve
glikoz durumuna gelmesini sağlayan bir enzim
diyastem :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak,
koymak, dikmek, durdurmak) * iki diş arasında oluşan veya oluşmuş doğal boşluk
veya ayrıklık
diyastol :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + stellein (göndermek) (gre.); diastole (lat.) * kalbin kan pompalama
fazı olan sistolden sonra karıncıkların genişlemesi fazı
diyastolik :
gre. * diastole (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla,
yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme;
çevre, etraf) + stellein (göndermek) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * diyastol ile ilgili
diyatermi :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * yüksek frekanslı elektrik akımları
kullanarak vücudun derin dokularında ısı üretme yöntemi
diyatez :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis
(koyma, yerleştirme, düzenleme, duruş, pozisyon) * bir kişinin belirli
hastalıklara karşı yapısal yatkınlığı, fiziksel veya kalıtsal eğilimi
diyatome :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + temnein (kesmek) * silisli sert kabukları olan, taşılları kalın yer
katmanları oluşturan, silika (SiO2) içeren hücre duvarına sahip tek hücreli
algler familyası
diyatonik :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre,
etraf) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yedi notalı majör veya minör gamlarla ilgili, doğal diziyi izleyen;
gamın sesleri arasındaki belirli aralık düzenine uygun
diye :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + iye (için) * sebep bildiren edat
diyet :
ara., gre. * dayya (kan parası vermek, tazminat vermek, tazmin etmek) (ara.),
diaita (yaşam tarzı) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla,
yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme;
çevre, etraf) + asthai (almak) ) (gre.) * işlenen suçun keffaret bedeli;
kişinin sağlığı için uyguladığı özel beslenme şekli
diyetetik :
gre. * diaita (yaşam tarzı) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenmeyle ilgili bilim dalı
diyetisyen :
gre., fra. * diététicien (diaita (yaşam tarzı) (dia (arasından, içinden,
boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa;
iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + asthai (almak) ) (gre.) + ien
(-cı, yapan, eden eki) (fra.) * beslenme danışmanı, beslenme uzmanı, diyet
uzmanı
diyez :
gre. * deisis (işaret, sembol, kod, gösterge) (dei (gereksinim, ihtiyaç) + sis
(isim yapım ve durum eki) ) * bir sesin yarım ton inceltileceğini belirten nota
işareti
diyofant denklemi :
gre. * diyofantus (Antik Yunan matematikçisi Diyofantus'un isminden) + denklem
(eşitlik) + i (iyelik eki) * çözümleri rasyonel sayılar kümesinde veya da bir
cebirsel sayı cismi içinde aranan, tamsayı katsayılı çok değişkenli polinom
denklemi (örnek ax+by=c)
diyofantos analizi :
gre. * diyofantus (Antik Yunan matematikçisi Diyofantus'un isminden) +
analusis, analysis (analiz, çözümleme, inceleme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.)
* denklemler için tam sayı çözümlerinin arandığı çalışma alanı
diyoptri :
gre. * diopter, dioptria (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde,
vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım,
ikiye bölünme) + ops (göz, görüş) + tria (isim yapım eki) * merceğin veya
aynanın optik güç birimi
diyorit :
gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + ore
(cevher, maden) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * içinde feldspat,
kuvars, amfibol gibi mineraller bulunan granit benzeri bir kayaç türü
diyot :
gre * diodos (iki yollu) (dyo, dis (iki) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön)
) * elektrik akımını yalnızca bir yönde geçiren ve ters yönde akımı engelleyen
iki uçlu yarı iletken eleman
diz :
tür. * tir, tiz, tirs (diz, eklem, bükülen), tiz (sıralamak) * kaval, baldır ve
uyluk kemiklerinin birleştiği eklem yeri; bacak eklemi
diza :
ara. * dazaa (zorlamak, sıkıştırmak, eziyet etmek; eksiltmek, noksanlaştırmak)
* eziyet etme, zorlama, hakir kılma; eksiltme, noksanlaştırma
dizanteri :
gre. * dusenteros, dysenteros (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + entera (bağırsak) + os (son ek) ) *
bakteriyel veya paraziter enfeksiyonların neden olduğu, karın ağrısı, bulantı,
kusma vb. gibi semptomlarla karakterize bir mide-bağırsak hastalığı, kanlı
ishal
dizartri :
gre. * dysarthria (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + arthron (eklem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
serebellar disfonksiyon veya primer motor disfonksiyona bağlı konuşma bozukluğu
dizayn :
lat. * designum (işaretleme, belirleme) (designare (belirlemek, işaretlemek)
(de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare
(işaretlemek, belirlemek) ) + um (isim yapım eki) * çizim, tasarım, düzenleme
(dizmek, düzenlemek (tür.) )
dizdar :
far. * diz (kale, duvar, sur) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan,
sahip ve malik olan, taşıyan) * kale bekçisi, kale komutanı, kale muhafızı
dize :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + e (isim yapım eki) *
şiirin her bir satırı
dizek :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + ek (isim yapım eki) * bir
sayfada yanlamasına sıralanmış sözcükler dizisi ve sayfa boyunca bunların her
biri; üzerine veya arasına notaların yazıldığı, dört aralık ve beş paralel
çizgiden oluşan biçim, porte
dizel :
alm. * diesel (Alman mühendis Rudolf Diesel’in soyadından) * yoğunluğu 0.8 olan
ve sıkıştırmalı motorlarda kullanılan yakıt türü, mazot (C12H23); sıkıştırılmış
temiz hava içine püskürtülen yakıtla çalışan, ateşleme sistemi olmayan ve yakıt
olarak motorin tüketen motor
dizem :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + em (isim yapım eki) * bir
dizede veya notada vurgu, uzunluk veya seslerin, durakların düzenli bir biçimde
yinelenmesinden doğan uyum
dizestezi :
gre. * dysaesthesia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
ikiye ayrılma, -dan eki) + aesthesis (his, duyu) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * tam olarak ağrı şeklinde nitelendirilemeyen rahatsız edici
iğnelenme benzeri hisler
dizge :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + ge (isim yapım eki) * bir
bütünü oluşturmak üzere birbirine bağlanmış öğelerin oluşturduğu düzen
dizgi :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + gi (isim yapım eki) *
basımevinde, harfleri, kelimeleri sıralayarak basılacak duruma getirme işi
dizgin :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + gin (isim yapım eki) *
binek veya koşum hayvanlarının gemine bağlanan ve hayvanı yönlendirmeye yarayan
kayış
dizi :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + i (isim yapım eki) *
belirli bir koşula göre ardarda sıralanmış sayı veya öğe grubu
dizigotik :
gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + zygon (dönme, eş, çift) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ayrı yumurta hücresinin, aynı anda iki
farklı sperm tarafından döllenmesi sonucu meydana gelenle ilgili, çift yumurta
ikizleri ile ilgili
dizim :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + im (isim yapım eki) *
dizme, sıralama, ardarda düzenleme, ardarda yerleştirme
dizin :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + in (isim yapım eki) *
fihrist, dizelge, bir kitaptaki içerik başlıklarını ve sıralarını gösteren
bölüm
dizinhibasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) + habere
(edinmek, almak, tutmak) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin davranışları,
düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, anlık tatmin
yönelimi
dizinhibe :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + inhibatus (inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) +
habere (edinmek, almak, tutmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
davranışları, düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmiş, anlık
tatmine yönelmiş
dizmek :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + mek (fiil mastar eki) *
sıralamak, hizaya koymak, düzenlemek
dizmen :
tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + men (-cı, yapan, eden eki)
* matbaacılık sektöründe, yazılı materyallerin düzenlenmesi ve basıma
hazırlanması sürecinde görev alan kişi
dizmutaz :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + mutare (değiştirmek, farklılaştırmak, başkalaştırmak) + ase (enzim
belirtme eki) * bir maddenin molekülündeki parçaları değiştirerek o maddenin
zıttına veya başka bir maddeye dönüşümü katalize eden bir enzim türü
dizorientasyon :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + oriens (doğu, güneşin doğduğu yön), orientare (yöneltmek,
yönlendirmek, yön bulmak) + tio (isim yapım eki) * yanlış yönlenme, yönünü
kaybetme
dizüri :
gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre,
ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrılı veya rahatsız edici işeme
dizyem :
fra. * dixième (dix (on) + ième (-ncu) ) * termometrede santigratın onda biri
dizzines :
ing. * dizzy (aptal, sersem) + ness (durum eki) * kafada hafiflik, dengesizlik,
sallanma veya itilme hissi ile karakterize baş dönmesi sendromu
djembe :
bam. * anke dje anke be (herkes barış (huzur) içinde bir araya gelsin) (anke
(herkes) + dje (toplanmak, bir araya gelmek) + anke (herkes) + be (barış,
huzur) * Batı Afrika kökenli, çıplak elle çalınan, iple akortlu, deri kaplı bir
goblet davul
DL :
ing * deep (derin) + learning (öğrenme) * çok katmanlı yapay sinir ağlarıyla
çalışan makine öğrenmesi yöntemi
DMT :
gre. * dimethyltryptamine (di (iki, ikili) + methy (şarap) + hyle (odun, ahşap,
tahta, orman) + tryptophan (tyriptik (trypsin (sürtme) ile ilgili) + phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) ) +
amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) ) * beyindeki pineal
bez (epifiz bezi) tarafından uyku sırasında salgılanan triptofan bazlı
psikedelik halüsinojen
DNA :
gre., lat. * deoxyribonucleic acid (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + arabinose
(beş karbon atomlu monosakkarit) + nucleicus (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek,
tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a
ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acidus (ekşi olan, asit) (acere
(ekşi olmak) + idus (isim yapım eki) ) (lat.) * canlı organizmalarda genetik
kodları (genetik bilgiyi) taşıyan ve hücre çekirdeğinde, mitokondri ve
kloroplast gibi organellerde bulunan, nükleotidlerden oluşan çift sarmallı
biyopolimer
DNS :
ing. * domain (alan adı) + name (isim) + system (sistem) * bilgisayar
sistemlerinde, alan adlarını sayısal IP adreslerine çevirerek internet
iletişimini mümkün kılan adlandırma sistemi
do :
lat. * Ut queant laxis (UT (için) + queant (bırakma) + laxis (rahat) ) * müzik
ses sisteminin ilk notası; Vaftizci Yahya onuruna Horatian Sapphics dilinde
yazılmış Latince ilahinin isminin ilk iki harfinden; Batı müziği ses sisteminde
yedili temel dizinin birinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan
ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken
temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar
(ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden
türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus
tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant
laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut
doberman :
alm. * dobermann (19. yüzyılda Almanya’da yaşayan vergi memuru ve köpek
yetiştiricisi Karl Friedrich Louis Dobermann tarafından geliştirilen köpek
ırkına verilen isim) * Pinscher (teriyer benzeri köpek türü) tipi orta-büyük
bir Alman iş köpeği cinsi
dobra :
bul., sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) * açık sözlü
dobra dobra :
bul., sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) * açık açık, açık olarak
dobrika :
sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) + ika (isim yapım eki) * Sırbistan'da bir
şehir
dobson :
ing. * dobson (İngiliz fizikçi ve meteorolog Gordon Miller Bourne Dobson'un
soyadından) * ozon tabakasındaki ozon konsantrasyonunu ölçmek için en yaygın
kullanılan birim (Bir Dobson Birimi, 0 santigrat derece sıcaklıkta ve 1
atmosfer basınçta (Dünya yüzeyindeki hava basıncı) 0,01 milimetre kalınlığında
saf ozon tabakası oluşturmak için gereken ozon molekülü sayısıdır. (1 DU = 2,69
× 10¹⁶ ozon molekülü / cm²) )
dobutamin :
lat. * dobu (dopamine eki) + mine (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) * kardiyojenik şok ve ciddi kalp yetmezliğinin tedavisinde ve
kardiyak stres testlerinde kullanılan, beta-1 adrenerjik reseptörleri uyararak
kalp kası kontraktilitesini artıran, kalp debisini yükselten inotropik ilacın
etken maddesi (C18H23NO3)
doçent :
lat. * doccere (öğretmek), docens, docent (öğreten, öğretmen) + ent (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * profesörden bir önceki kademedeki akademisyen
dodoma :
gog. * dodoma (o battı) * Tanzanya'nın başkenti
dodonaea :
lat. * Dodona (Yunanistan’da kutsal kehanet merkezi) * adını antik bir kutsal
alandan alan, dayanıklı çalı formuyla tanınan, Sapindaceae familyasından bir
bitki cinsi
dodurga :
tür. * dodurga (ülke alan, mülk tutan, yerleşip sahip olan, yurt edinen, hanlık
yapan) * Çorum’un bir ilçesi; bir Oğuz boyu olan Toturga’dan
dofetilid :
lat. * do (sülfonamid grubu) + phenyl (benzen halkasından bir hidrojen atomunun
ayrılmasıyla oluşan aromatik fonksiyonel grup C6H5) + ethyl (etil (C2H5- alkil
grubu) (gre.) + ilid (Sınıf III antiaritmik ilaç eki) (lat.) * kalpteki atriyal
fibrilasyon ve atriyal flatter gibi ciddi ritim bozukluklarını (aritmileri)
tedavi etmek amacıyla kullanılan, kalpteki potasyum kanallarını bloke eden
reçeteli bir antiaritmik (kalp ritmi düzenleyici) ilacın etken maddesi
(C19H27N3O5S2)
dogma :
gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) *
herhangi bir bilgiyi, doğruluğunu, gerçekliğini araştırmadan, sınamadan,
sorgulamadan, akli değerlendirmeden geçirmeden koşulsuz kabul etme fenomeni
(doğum (oluşum, meydana çıkış) (tür.) (düşüncenin tezahüründen)
dogmatik :
gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) + tikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dogmaya ilişkin
dogmatizm :
gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eleştiriye kapalı, belirlenmiş
ilkeleri sorgulamadan doğru kabul eden düşünce anlayışı, dogmatik yaklaşım
dogon :
gal. * dogon, dubhaigan (dubh (siyah) + aigan (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Batı Afrika'da, özellikle Mali’nin orta bölgesinde yaşayan,
kayalıklara oyulmuş köyleri, astronomi bilgileri ve ritüel dans maskeleri ile
tanınan bir kabile, bir etnik grup
doğa :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak,
doğmak, türemek, üremek) + a (isim yapım eki) * yaratılmış varlıkların tümünü
kapsayan ifade, doğum, tabiat (Latince “natura” (doğum, doğa) kelimesiyle
semantik ilinitisi vardır.)
doğaçlama :
tür. * doğa (toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana
çıkmak) + aç (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) *
hazırlıksız olarak, an itibarıyla yapılan veya söylenen, emprovize
doğal :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
a (isim yapım eki) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğa ile ilgili
olan
doğal logaritma :
tür., gre. * doğal (insan müdahalesi olmadan, kendiliğinden oluşan; tabii)
(tür.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı)
(gre.) * Bir t > 0 sayısı için 1 den t ye kadar y= 1/x fonksiyonunun
integrali; Euler sayısı e = 2,718… tabanına göre logaritma
doğal seçilim :
tür. * doğal (insan müdahalesi olmadan, kendiliğinden oluşan; tabii) + seçilim
(ayrılma, seleksiyon) * canlıların fenotiplerindeki farklılıklardan ötürü
hayatta kalma şanslarının ve üreme başarılarının değişkenlik gösterdiğini,
ortama daha iyi uyum sağlayan canlıların daha yüksek hayatta kalma ve üreme
başarısı göstererek gen havuzuna daha fazla katkı sağladığını, bu nedenle zaman
içinde adaptif özelliklerin popülasyonda arttığını savunan evrimsel mekanizma
doğan :
tür. * toğan, tuğan (toğ, tuğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak) + an (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * kartalgillerden yırtıcı ve alıcı bir kuş
doğanhisar :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) *
Konya'nın bir ilçesi; Selçukluların arması olan doğan kuşundan
doğankent :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + kent (il, şehir) * Giresun’un bir
ilçesi; yörede yaşayan Türkmenlerin eskiden yoğun olarak Doğan besleme
alışkanlığından
doğanşar :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + şar (şehir) * Sivas’ın bir ilçesi;
eski ismi İpsile
doğanşehir :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) (tür.) + şahr, şehr (yerleşim birimi,
vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Malatya'nın bir ilçesi
doğanyol :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + yol (bir yerden bir yere gitmek için
iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) * Malatya'nın bir ilçesi; eski ismi
Keferdiz, Kefersut, Kefersük
doğanyurt :
tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + yurt (ülke, vatan, diyar, yer) *
Kastamonu’nun bir ilçesi
doğaüstü :
tür. * doğa (yaratılmış varlıkların tümünü kapsayan ifade, doğum, tabiat) +
üstü (üzeri, yukarısı, ötesi) * doğal olmayan, gözlemlenmiş doğal yasaların dışında
algısı veren fenomen
doğaüstücülük :
tür. * doğa (yaratılmış varlıkların tümünü kapsayan ifade, doğum, tabiat) +
üstü (üzeri, yukarısı, ötesi) + cü (yapan, eden eki) + lük (isim yapım eki) *
fiziksel dünyanın ötesinde yer alan doğaüstü güçlerin, varlıkların veya
olayların gerçek ve dünyevi yaşamda etkili olduğunu savunan bir inanç veya
düşünce akımı, sürnatüralizm
doğmak :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
mak (fiil mastar eki) * ortaya çıkmak, yaratılmak, oluşmak, meydana çıkmak
doğramacı :
tür. * toğra (kesmek, parçalamak) + ma (isim yapım eki) + cı (sıfat eki) *
ahşap veya metal malzemeleri kesip, şekil vererek muhtelif eşyalar, araçlar,
aletler üreten kimse
doğramak :
tür. * toğra (kesmek, parçalamak) + mak (fiil mastar eki) * keserek parçalamak,
parça parça kesmek
doğru :
tür. * togur (bir şeyin içinden geçmek) (toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak,
oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + ur (ek) ) + u (-en, yapan, eden eki) *
düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi; matematikte y = mx+c (through
(boyunca, dosdoğru, aracılığıyla), true (doğru), truth (gerçek) (ing.), droit
(hak, doğruluk) (fra.) )
doğru akım :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ak (beyaz, su; sıvı
hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + ım (isim yapım eki) * şiddeti ve akış yönü
zamanla değişmeyen elektrik akımı
doğrultmaç :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil
eki) + t (etken fiil eki) + maç (araç eki) * dalgalı akımı doğru akıma çeviren
cihaz, redresör
doğrultmak :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil
eki) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * doğru, düz, dik hale
getirmek
doğrultman :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil
eki) + t (etken fiil eki) + man (-cı, yapan, eden eki) * bir eğrinin veya bir
yüzeyin çizilmesinde esas olarak alınan yön gösterici doğru veya eğri
doğrultu :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil
eki) + tu (isim yapım eki) * istikamet, yön
doğrusal denklem :
tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + sal (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer, gibi) + denklem (eşitlik, denklik) * terimlerinin her
biri ya birinci dereceden değişken veya bir sabit olan denklem; a1x1 + a2x2 +
... + anxn = b biçimindeki denklem
doğu :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
u (isim yapım eki) * güneşin yükseldiği yön, şark
doğu alemeciği :
tür. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) + alemecik (kuş türü) + i (iyelik
eki) * büyük ve kısa bir başı, kalın gri-sarı bir gagası olan küçük, uzun
kuyruklu bir kuş
doğu bayazıt :
tür. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) + bayezid (aba (baba) + yezid (artar)
(zade (artmak) fiilinden) ) * Ağrı’nın bir ilçesi
doğu timor :
tür., mal. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) (tür.) + timur (doğu) (mal.) *
Güneydoğu Asya'da Avustralya ile Endonezya arasında yer alan bir ada devleti
doğum :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
um (isim yapım eki) * ortaya çıkma, yaratılma, oluşma, meydana çıkma; ana
rahminden canlı olarak dışarı çıkma
doğumhane :
tür., far. * doğum (ortaya çıkma, yaratılma, oluşma, meydana çıkma; ana rahminden
dışarı çıkma) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * kadınların
doğum yaptığı, gebelik ve doğum hizmetlerinin verildiği sağlık kurumu veya
bölüm, doğumevi
doğurgan :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
ur (etken fiil eki) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğum yapabilen,
doğurmaya elverişli, doğurma yeteneği olan, doğurma kapasitesi yüksek olan;
fikir veya eser açısından üretken (mecazi)
doğurmak :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
ur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin içinden geçirmek,
oluşturmak, meydana çıkarmak; canlı bir varlığı dünyaya getirmek, yeni bir
canlı meydana çıkarmak
doğuş :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
uş (isim yapım eki) * doğmak işi
doğuştan :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) +
uş (isim yapım eki) + tan (kaynak eki) * doğumdan beri var olan, konjenital
doha :
ara. * duha (kuşluk vakti; güneş; vuzuh ve beyan) * Katar'ın başkenti
dok :
lat. * ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek,
tutmak, iletmek, bağlamak, birleştirmek, kapmak), ductus (yönlendirilmiş,
iletilmiş, bağlanmış, birleştirilmiş), ductia (iletme, bağlama, yönlendirme,
birleştirme) * gemilerin yük boşalttığı veya aldığı rıhtım
doksan :
tür. * dokuz on (tok, toğ (doğmak) + uz (ile ilgili, gibi, -a ait) + on (on) )
* 100 sayısından 10 eksik olan sayı
doksazosin : gre.
* doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + azosin
(alfa-adrenerjik reseptör antagonistleri ve alfa-bloker eki) * yüksek tansiyon
(hipertansiyon) ve iyi huylu prostat büyümesi (BPH) tedavisinde kullanılan
alfa-1 adrenerjik reseptör blokeri (C23H25N5O5)
doksepin :
gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + epi
(epoksi benzeri halkasal bağ eki) + ine (kimyasal bileşik eki) * uyku
bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi durumların tedavisinde kullanılan trisiklik
antidepresan (TCA) ilacın etken maddesi (C19H22NO)
doksilamin :
gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + yl (yan
zincir veya bağlanmış grup eki) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) * yatıştırıcı, uyku ilacı, soğuk algınlığı giderici ve bulantı
önleyici olarak kullanılan birinci nesil bir antihistamin (C17H22N2O)
doksisiklin :
gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + kyklin
(halkalı bileşik eki) (kyklos (daire, çember, halka, döngü) + ine (kimyasal
bileşik eki) ); cycline (lat.) * akne, solunum yolu enfeksiyonları, cilt
enfeksiyonları, sıtma, bakteriyel enfeksiyonlar gibi hastalıkları tedavi etmek
için kullanılan tetrasiklin grubu bir antibiyotik (C22H24N2O8)
doksorubisin :
gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + rubicine
(antikanser ilacı antrasiklin eki) * sarkomlar, lösemi, meme kanseri,
yumurtalık kanseri gibi birçok kanser türünün ve solid tümörün ve hematolojik
malignitenin tedavisinde kullanılan sitotoksik bir kemoterapi ilacı,
hidroksidaunorubisin (C27H29NO11)
doktor :
lat. * docere (öğretmek, bilgilendirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) *
öğreten, öğretmen, bilgilendiren
doktora :
lat. * docere (öğretmek, bilgilendirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) + atus
(isim yapım eki) * bir lisans ve yüksek lisans programını bitirdikten sonra
ilgili bilim dalındaki sınavda başarılı olmak ve bilimsel bir eser üretmek
yoluyla edinilen ünvan
doktrin :
lat. * doctrina (docere (öğretmek) + trina (isim yapım eki) ) * belirli bir
düşünce, inanç veya ideolojiyi sistemli biçimde ortaya koyan, öğreten ve
bağlayıcı nitelikte olan öğreti veya ilke, öğreti
doku :
tür. * dok, tok (dövmek, vurmak, değmek, bıçak çalmak, taşa yazı yazmak,
yazmak) + u (isim yapım eki) * ağ yapı, organizmaların ve organların yapı
öğelerinden olan benzer hücreler bütünü
dokumak :
tür. * dok, tok (vurmak, dövmek, temas etmek) + u (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * ipliği, çözgü ve atkı olarak kullanarak kumaş durumuna getirmek
dokunaklı :
tür. * dok, tok (vurmak, dövmek, temas etmek) + u (etken fiil eki) + nak (isim
yapım eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duygulandırıcı, belirli
duygular uyandıran, duygusal etki bırakan
dokunmak :
tür. * dok, tok (temas etmek, vurmak) + un (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * temas etmek (tangere (dokunmak) (lat.); toccare (dokunmak, temas
etmek, değmek; vurmak, darbelemek, sertçe değmek), toccata (dokunma, dokunuş,
temas, değme) (lat.) )
dokurcun :
tür. * dok, tok (temas etmek, vurmak) + ur (bağlaç) + cun (isim yapım eki) * ot
veya ekin demetlerinden oluşan yığın
dokuz :
tür. * doğ, toğ (doğmak, doğa, dokumak, doymak, yükselmek, çıkmak) + uz (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * 8 ile 10 arasındaki sayı
dokuzgen :
tür., gre. * dokuz (8 ile 10 arasındaki sayı) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı,
dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * dokuz kenarlı veya dokuz köşeli
geometrik şekil
doküman :
lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (isim yapım
eki) ) (lat.); document (fra.) * doküman, belge, bilgilendirici kaynak (döküm
(bir kabın içindeki bir şeyi başka bir yere boşaltmak, akıtmak) (tür.) )
(bilgiyi bir başkasına boşaltmak anlamından)
dokümantasyon :
lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (ile ilgili
olma) ) + tio (isim yapım eki); documentation (fra.) * bir konuya ilişkin
açıklayıcı belgeler bütünü, belgeleme; belge toplama, düzenleme ve saklama
süreci; bilgi veya işlemlerin resmi yazılı kanıtlarla desteklenmesi
dokümanter :
lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (ile ilgili
olma) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); documentaire (fra.) *
belgeyle ilgili, belgeye dayalı, belgesel; gerçek olayları, kişileri veya
olguları belge ve kanıtlarla aktaran film, video veya yayın türü
dolak :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, sarmak, acıdan kıvranmak) + ak (-cı,
araç eki) * tozluk yerine kullanılan ve ayak bileğinden dize değin dolanan,
ensiz ve uzun, yün kumaş parçası
dolama :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, sarmak, acıdan kıvranmak) + a
(bağlaç) + ma (isim yapım eki) * parmaklarda, özellikle tırnak yörelerindeki
yumuşak bölümlerde oluşan ağrılı şiş; dolamak fiilinden
dolamak :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + a (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * döndürerek sarmak
dolambaç :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + am (ek) + baç
(isim yapım eki) * döne döne uzanan yolun kıvrıntısı; kıvrımlı, dolanarak giden
yol veya şey; dolaylı, karmaşık ve dolanımlı yapı
dolan :
lat. * dolus (hile, aldatma, kandırma, kurnazlık) (lat.); dolo (ita.) * bir
kişinin bilinçli ve kasıtlı olarak karşısındakini aldatma, hile yapma veya
zarar verme iradesiyle hareket etmesi hali, hile, sahtekarlık, kasıt, aldatma
dolan :
uyg. * dolan (toplu halde yaşamak, kümelenmek, bir arada veya dağınık kümeler
halinde yerleşmek) (uyg.); daolang (çin.) * Çin’in Sincan Uygur Özerk
Bölgesi'nde Tarım ve Yarkand nehri vadilerinde yaşayan, kendine has yerel
kültürü, zengin folkloru ve özgün "Dolan Makamı" müziğiyle tanınan
bir halk
dolandırıcı :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil
eki) + dır (etken fiil eki) + ıcı (yapan, eden eki) * hilekar, sahtekar,
aldatıcı
dolandırmak :
tür. * tolga (döndürmek, dolamak, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil
eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kandırmak, aldatmak, hile
yapmak, sahtekarlık yapmak
dolanım :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil
eki) + ım (isim yapım eki) * dolanmak işi, dönme veya dolaşma hareketi, bir
şeyin çevresinde veya içinde dolaşma süreci, sirkülasyon
dolantin :
lat. * dolor (acı, ıstırap) + ant, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ine
(kimyasal bileşik eki) * opioid (narkotik) ağrı kesici ilacın etken maddesi
(C15H21NO2)
dolap :
far. * dol (kova) + ab (isim yapım eki) * çark; hile dolandırıcılık; depo (delv
(kova) (ara.), delve (araştırmak, arayıp taramak) (ing.) )
dolar :
alm. * thaler (vadiden olan, vadici) (thal (vadi) + er (-ci, ile ilgili,
sahibi, yapan, eden eki) ) (bugünkü Çek Cumhuriyeti olan eski Bohemya Krallığı
Toprakları'nda kullanılan, 16. yüzyıldan kalma büyük gümüş para (Çekya’daki
gümüş madeni olan Joachimstal’dan (Joachim + tal (vadi) (Joachim vadisi) );
Amerika Birleşik Devleleri ve Avustralya’nın para birimi * dollar, bucks;
dollar le; Dollar r
dolasetron :
lat. * dol (farmasötik ön ek) + asetron (serotonin 5-HT3 reseptör
antagonistleri için kullanılan uluslararası ilaç eki) * kemoterapi, radyoterapi
veya ameliyat sonrası gelişen bulantı ve kusmanın önlenmesi ve tedavisinde
kullanılan 5-HT3 reseptör antagonisti ilacın etken maddesi (C19H20N2O3)
dolaşım :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + aş (edilgen veya
işteş fiil eki) + ım (isim yapım eki) * dolaşmak işi; belirli bir parkur veya
yörüngede döngüsel hareket; dönme veya dolaşma hareketi, bir şeyin çevresinde
veya içinde dolaşma süreci, sirkülasyon yapma
dolaşmak :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + aş (edilgen veya
işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gezinmek, bir yerde dönerek tur
atmak; birbirine sarılmak
dolay :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım
eki) * çevre, civar, yakındaki yer
dolayı :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım
eki) + ı (iyelik eki) * nedeniyle, yüzünden, sebebiyle, dayalı olarak,
kaynaklanarak, çevresinde
dolayısıyla :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım
eki) + ı (iyelik eki) + sı (iyelik eki) + ile (birlikte, beraber) * bağlı
olarak, istinaden, ışığında, dayalı olarak; yüzünden, sebebiyle
dolaylama :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım
eki) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * belli bir duyguyu, düşünceyi
veya kavramı doğrudan doğruya anlatacak yerde, onu süslü, bezekli sözcüklerle
anlatma yolu
dolaylı :
tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım
eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğrudan olmadan, aracılar veya
dolambaçlı yollarla, çevresinden dönerek
dolaylı özne :
tür. * dolaylı (doğrudan olmadan, aracılar veya dolambaçlı yollarla,
çevresinden dönerek) + özne (yükleme göre işlem yapan, hareketi gerçekleştiren
veya hakkında konuşulan varlık) (öz (esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim
yapım eki) ) * yüklemi edilgen çatılı bir fiil olan cümlelerde, eylemden
etkilenen öge, sözde özne (örnek "camlar kırılmış")
dolaylı tümleç :
tür. * dolaylı (doğrudan olmadan, aracılar veya dolambaçlı yollarla,
çevresinden dönerek) + tüm (bütün, tamam) + leç (araç eki, yapan, eden eki) *
eylemin anlamını tümleyen ve yönelme, kalma, çıkma durumlarından birinde
bulunan veya ilgeç alan tümleç (örnek "içeriye girdi. ")
dolce :
ita. * dolce (tatlı) * tatlı ve yumuşak müzik; şefkatli, hayranlık dolu bir
şekilde çalma
dolcissimo :
ita. * dolce (tatlı; yumuşak) + issimo (en; üstünlük derecesi (süperlatif)
ifade eden ek) * çok tatlı, en tatlı; müzik eserinin belirli bir bölümünün çok
daha tatlı ve yumuşak çalınmasını ifade eden terim
doldurmak :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin içini
kaplamak; zamanı sona erdirmek
dolendo :
lat. * dolere (üzmek, acıtmak, hüzünlendirmek, ıstırap vermek, kederlendirmek),
dolendus, dolendum (üzüntü, acı, ıstırap, keder) (lat.); dolendo (ita.) *
hüzünlü, üzüntülü müzik
dolgu :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + gu (isim yapım eki) * boşlukları veya eksik yerleri doldurmak
amacıyla kullanılan madde veya işlem
dolgun :
tür. * toi, tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dolu, yuvarlak hatlara
sahip, göze hoş gelen biçimde dolu görünen, etli, yuvarlak ve dolu görünümlü
dolikhos :
gre. * dolikhos (uzun) * baklagiller (Fabaceae) familyasına bağlı, çoğunlukla
tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen, uzun ve kıvrık bakla yapısına sahip
tırmanıcı sarmaşık ile otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi; Antik
Yunanistan’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları'nda yaklaşık 7 ila 24 tur (yaklaşık
1300-4800 metre) arasında değişen mesafelerde koşulan, sporcuların
dayanıklılığını ve nefes kontrolünü sınayan uzun mesafe koşu disiplini
dolikoektazik :
gre. * dolicocephal (dolikhos (uzun) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek,
esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme,
açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + teinein (germek,
uzatmak, germek için zorlamak, kasmak) + aisis (isim yapım ve durum eki) ) *
uzamış ve genişlemiş; anatomi veya patolojide uzunlamasına genişleme gösteren
yapı veya damarları tanımlayan sıfat
dolikosefal :
gre. * dolicocephal (dolikhos (uzun) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) * uzun
kafalı
dolly :
ing. * doll (dorothy (doron (hediye; armağan) + theos (tanrı, ilah) ) + y (ek)
* havalimanlarında, traktörler ile çekilen, apronda konteyner ve palet
taşımacılığında kullanılan, seviyesi fazla yüksek olmayan küçük tekerlekli
taşıma aracı
dolma :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + ma (isim yapım eki) * Osmanlı mutfağıyla ilişkilendirilen,
genellikle pirinç, kıyma, sakatat, deniz ürünleri, meyve veya bunların herhangi
bir kombinasyonunun yaprak sarması veya içi boş veya oyulmuş bir sebze (örneğin
bir dolmalık biber) içine doldurulmasıyla yapılan yemek
dolmak :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + mak (fiil mastar eki) * bir boşluk veya hazne için, içi katı, sıvı
veya gaz halinde bir madde ile tamamen kaplanmak
dolmen :
kel. * dol (taş, taş yapı) + men (masa, masaya benzer) * ikisi dikili, üçüncüsü
de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taş ile oluşturulmuş taş
devri mezarı
dolmuş :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + muş (geçniş zaman ve sıfat yapım eki) * yolcuları teker teker
geldiği için dolmayı bekleyen ve dolunca yola çıkan otomobil, kayık, deniz
motoru gibi küçük taşıt
dolomit :
fra. * dolomite (Fransız jeolog Dolomieu’nün soyadından) * kalsiyum ve
magnezyumlu karbonat bileşiminde bir kayaç (CaMg(CO3)2)
dolor :
lat. * dolere (acımak, acı çekmek * acı, keder, üzüntü, ıstırap
doloroso :
lat., isp. * dolor (acı, keder, üzüntü, ıstırap) + oso (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * acı veren, acıklı, hüzünlü, kederli
dolu :
tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak,
kabarmak) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç boşluğu tamamen kaplanmış
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder