27 Eylül 2026 Pazar

dinoproston - dolu

dinoproston : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + prostate (prostat bezinin salgısı eki) (pro (ön, önde) + states (duran, ayakta duran) ) (gre.) + glandin (bez salgısı eki) (gland, glandula (bez) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * doğum indüksiyonunda, doğum sonrası kanamada, gebeliğin sonlandırılmasında ve yeni doğan bebeklerde ductus arteriosusu açık tutmak için kullanılan oksitosik özelliklere sahip doğal olarak oluşan bir prostaglandin (C20H32O5)

dinozor : gre. * deinos (korkunç) + sauros (kertenkele, sürüngen) * ilk çağda yaşamış dev sürüngenler

diofantin : gre., lat. * diophantos (Yunan matematikçi Diophantos’dan) (gre.) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * matematikte, yalnızca tam sayı veya tam sayı katsayılarla çözülebilen denklemler ve problemlerle ilgili

diofantos denklemi : gre., lat. * diophantos (Yunan matematikçi Diophantos’dan) (gre.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * lineer, kuadratik, kübik veya daha yüksek dereceli formlarda olabilen, çözümleri sonlu veya sonsuz sayıda olabilen ve Fermat teoremi gibi ünlü sonuçlarla ilişkili olan, polinom denklemleri f(x2, x2, ..... xn) = 0 şeklinde ifade edilen ve tam sayı veya rasyonel sayı çözümleri aranan, sayı teorisinin temel nesnelerinden olan denklemler

diofizitizm : gre. * dia, dyo (iki, ikili) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * ilahi ve insani iki tabiatın Tanrı İsa Mesih'in eşsiz şahsında bir arada var olduğunu tanımlayan Kristolojik görüş

diogenidae : lat. * Diogenes (cins adı; Sinoplu filozof Diogenes’in adından) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Decapoda (on ayaklılar) takımı içinde yer alan, Anomura alt takımına ait, yumuşak karınlarını boş salyangoz kabukları içinde taşıyan keşiş yengeçlerini kapsayan hayvan familyası

dioik : gre. * di (iki, ikili, çift) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) * botanikte erkek ve dişi çiçekleri ayrı bireyler üzerinde bulunan, yani erkek ve dişi bireyleri farklı bitkilerden oluşan (bitki), iki evcikli

diomedeidae : lat. * Diomedea (cins adı; Yunan mitolojisinde, Truva Savaşı'na katılan cesur Argos Kralı diğer ise yabancıları insan yiyen atlarına yediren zalim Trakya Kralı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Procellariiformes (fırtına kuşları) takımı içinde yer alan, okyanuslarda yaşayan, çok uzun ve dar kanatlarıyla uzun süre süzülebilen albatrosları kapsayan deniz kuşları familyası

dione : gre. * dios, zios (tanrı) kelimesinin dişil hali * Yunan mitolojisinde tanrı kelimesinin başka bir tezahürü

dionysos : gre., ara. * zios, dios (tanrı) (gre.) + nysos, nysa (kadın) (ara.) * antik Yunan mitolojisine göre, Nysa dağında periler (dişil üst boyut varlıkları) tarafından yetiştirilen şarap, eğlence ve tiyatro tanrısı (diya, ziya (ışık), nisa (kadın) (ara.)

dioon : gre. * di (iki, ikili, çift) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi) * çift tohumlu yapısıyla ayırt edilen, ilkel açık tohumlu bitkilerden, Zamiaceae familyasından bir bitki cinsi

diorama : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + pan (tüm, bütün, hepsi) + horama (görüş, görüm, görünüş) * üç boyutlu minyatür sahne veya manzara; genellikle müze sergilerinde veya eğitim amaçlı olarak kullanılan gerçekçi model; ışık oyunlarıyla üç boyutlu modelleme

dioscorea : gre. * Dioskorides (Yunan hekim ve botanikçi Pedanius Dioscorides’in soyadından) + a (isim yapım eki) * Dioscoreaceae familyasına ait, tropik ve subtropik bölgelerde yaşayan, yumrulu kökleri nişasta bakımından zengin olan ve birçok türü besin ile tıbbi amaçlarla kullanılan yam bitkilerini kapsayan bitki cinsi dioscoreaceae

diosma : gre. * dios (ilahi, tanrısal) + osme (koku) * hoş kokulu yapraklarıyla bilinen, aromatik özellikli, Rutaceae familyasından bir bitki cinsi

diosmin : gre. * di (iki, ikili, çift) + osme (bitkisel veya fenolik yapı kökü) + min (flavonoid sınıfını veya kimyasal türevi gösteren son ek) * kan damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelinin etkisini engellemek için tasarlanmış olan, hemoroidlerin veya özellikle bacaklardaki kronik venöz hastalıkların tedavisine yardımcı olmak için kullanılan bir flavon glikoziti (C28H32O15)

dip : tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) * herhangi bir cismin, yüzeyin en alt kısmı, en alt düzeyi veya deniz, göl, nehir gibi su kütlelerinin en alt noktası (deep, tief (derin) (ing., alm.) )

dipçik : tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) + çik (küçültme eki) * taşınabilir bir ateşli silahın namlu gerisinde, kundak ucunda bulunan, atış sırasında silahın omza dayanmasına, tabancada elle kavranmasına yarayan bölümü

dipdam : tür. * dip (zemin, taban, en alt yüzey veya nokta) + dam (çatı) * hapishane

dipdiri : tür. * dip (pekiştirme öneki) + dir (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * capcanlı, tümden canlı ve hayatta

dipeptidil peptidaz : lat. * di (iki, ikili, çift) + peptit (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) + il (kimyasal radikal eki) + peptit (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) + ase (enzim eki) * adenozin deaminaz kompleksleştirici protein 2 veya CD26 olarak da bilinen, insanlarda DPP4 geni tarafından kodlanan bir protein olan ve koroner hastalık, kalp yetmezliği, felç ve diğer birçok kardiyovasküler rahatsızlık için önemli bir risk faktörü olan tip 2 diabetes mellitus'u yönetmek için kullanılan bir grup antihiperglisemik ilaç

dipfriz : ing. * deep (derin) + feeze (dondurmak) * derin dondurucu

dipiridamol : gre. * di (iki, ikili, çift) + pyrid (piridin halkası; aromatik, azot içeren bir halka (C5H5N) eki) + amol (kimyasal türev eki) * kronik olarak verildiğinde kan pıhtısı oluşumunu engelleyen ve kısa sürede yüksek dozlarda verildiğinde kan damarı genişlemesine neden olan bir nükleosit taşıma inhibitörü ve bir PDE3 inhibitörü olan antitrombotik ve vazodilatör ilacın etken maddesi (C24H40N8O4)

diplakuzi : gre. * diplos (iki, çift, ikili) + akouein (işitmek, duymak), akouseia (işitme durumu, duyma durumu) (akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iç kulaktaki tüy hücrelerinin hasar görmesi, enfeksiyonlar veya işitme kaybı nedeniyle ortaya çıkan ve kişinin tek bir akustik sesi, kulakları veya işitme yolları arasındaki algı farkından dolayı iki ayrı ses, iki farklı frekans (perde) veya bir yankı şeklinde "çift" olarak algılamasıyla karakterize bir işitme bozukluğu 

diplarya : gre. * diplos (iki, çift, ikili) + aria (isim yapım eki) * özellikle yassı balıkgiller familyasından olan pisi balığının henüz tam büyümemiş, küçük boyuttaki yavrusu, küçük pisibalığı

dipleji : gre. * diplegia (di (iki, ikili, çift, ayrı, ikiye bölünmüş) + plexis (felç, vurma, çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücudun simetrik iki tarafında veya iki eş organında görülen felç durumu

diplo : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) * iki, ikili, çift, çiftler halinde

diplobiyont : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + ont (varlık, mahluk, organizma) * yaşam döngüsünde en az iki tip bireyle karakterize olan organizma; iki bireyden veya çift hücreli organizmalardan oluşan canlı yapısı; biyoloji ve mikrobiyoloji bağlamında iki eş birimden oluşan organizma veya hücre

diploblasti : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + eia (isim yapım ve durum eki) * embriyonun yalnızca iki ilkel germ tabakasından, yani ektoderm ve endodermden geliştiği embriyonik gelişim özelliği; sölenterler (Cnidaria) ve taraklılar (Ctenophora) gibi hayvan gruplarında görülen gelişim tipi

diplodactylidae : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + daktylos (parmak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * diplodactylidae

diplodactylinae : gre., lat. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + daktylos (parmak) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Diplodactylidae familyası içinde yer alan, Avustralya, Yeni Zelanda ve çevre adalarda yaşayan, parmak uçları çift sıralı yapışma lamelleriyle karakterize gekoları kapsayan hayvan alt familyası

diplodaktil : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + daktylos (parmak) * iki sıralı, çift düzenlenmiş veya çift yapılı parmaklara sahip; zoolojide özellikle parmak uçlarında çift sıralı yapışma lamelleri veya çift düzenli parmak yapısı bulunan (hayvan)

diplofoni : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir sesin iki eşzamanlı perde ile üretiliyormuş gibi algılanması fenomeni

diploid : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çift kromozom setli hücre (örneğin insanda 23 kromozom çifti yani toplam 46 kromozom bulunmakta olup, bu kromozom yapısı diploiddir.)

diplokok : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * ikiye bölünmüş ve çiftler halinde bulunan yuvarlak bakteriler; oluşan iki kardeş hücrenin, çift oluşturacak şekilde birbirlerine bağlı halde kalmaları durumunda aldıkları isim

diploma : gre. * di (iki, ikili, çift) + plous (katlanmış), diploun (katlamak), ploma (kağıt katlama, katlanmış olan, katlanmış kağıt) * mezuniyet belgesi

diplomasi : gre. * diplomatia (di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama, katlanmış olan, katlanmış kağıt) + teia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü ve sistemi

diplomat : gre. * di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama) (gre.) + ate (meslek, görev veya ilişki bildiren ek) (lat.) * ikiye katlanmış olan; bir ülkenin resmi temsilcisi olarak başka bir ülkede görev yapan kişi

diplomatik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + ploma (kağıt katlama) (gre.) + ate (meslek, görev veya ilişki bildiren ek) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * diplomasiyle ilgili

diplopi : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + opia (ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tek gözde veya iki gözde çift görme durumu

diplopoda : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + pous, podos (ayak) + a (taksonomik çoğul eki) * Myriapoda (çok ayaklılar) alt şubesi içinde yer alan, gövde halkalarının çoğunda iki çift bacak bulunan, uzun ve silindirik vücutlu kırkayakları kapsayan hayvan sınıfı

diplopodida : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + pous, podos (ayak) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + a (taksonomik çoğul eki) * Diplopoda (çiftyürürler) sınıfı içinde yer alan, gövde halkalarının çoğunda iki çift bacak bulunan, uzun ve silindirik vücutlu kırkayakları kapsayan hayvan takımı

diplostemonöz : gre., lat. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.) (gre.); stamina, stamen + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * erkek organları taç yaprakların iki katı sayıda olup iki halka hâlinde dizilmiş (çiçek)

diplotaxis : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + taxis (dizilim, düzen, diziliş, sıralanış) * Brassicaceae (turpgiller) familyasına ait, çoğunlukla Akdeniz havzasında yetişen, çift sıralı yaprak ve çiçek dizilimiyle ayırt edilen, yaprakları ve genç sürgünleri yenilebilen, bazı türleri roka olarak tüketilen otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

diploten : gre. * diplos (iki, ikili, çift) (di (iki, ikili, çift) + ploos (kat, katlanmış) ) + tainia (şerit, bant) * mayoz bölünmenin profaz I evresinde homolog kromozomların birbirinden uzaklaşmaya başladığı, ancak kardeş olmayan kromatitlerin kiazma noktalarında bağlı kalmayı sürdürdüğü alt evre

dipnoi : gre. * di (iki, ikili, çift) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) * Sarcopterygii (lop yüzgeçliler) sınıfı içinde yer alan, hem solungaç hem de akciğerleriyle solunum yapabilen akciğerli balıkları kapsayan alt sınıf

dipnot : tür., lat. * dip (en aşağı, derin) (tür.) + nota (işaret, yazı) (lat.) * bir yazının en alt satırına eklenen açıklayıcı, hatırlatıcı, dikkat çekici kısa bilgilendirme yazısı

dipol : gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) * eşit büyüklükte fakat zıt işaretli (artı veya eksi) iki elektriksel veya manyetik kutbun veya yükün belirli bir uzaklıkla birbirinden ayrılmasıyla oluşan sistem; elektriksel veya manyetik iki kutuplu yapı

dipol momenti : gre., lat., tür. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + momentum (hareket, itme) (movere (hareket etmek, itmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * pozitif ve negatif yük merkezlerinin ayrılmasıyla oluşan ve molekülün kutupsallık derecesini nicel olarak ifade eden elektriksel çift kutupluluk ölçüsü

dipolar : gre., lat. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * pozitif ve negatif olmak üzere iki farklı kutba sahip olan sistem

dipol-dipol : gre. * di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) + di, dyo (iki, ikili, çift) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) * kalıcı dipol momentine sahip moleküllerin zıt yüklü kutupları arasında oluşan, elektrostatik çekime dayalı moleküller arası etkileşim; iki polar (kutuplu) molekülün artı (+) ve eksi (-) uçlarının birbirini çekmesiyle oluşan zayıf bir moleküller arası çekim kuvveti

diprofilin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + pro (propil (C3H7) grubu eki) + phyllo (yaprak) + ine (kimyasal bileşik eki) * astım, kalp dispnesi ve bronşit gibi solunum bozukluklarının tedavisinde kullanılan, adenozin reseptör antagonisti ve fosfodiesteraz inhibitörü olarak görev yapan, bronkodilatör ve vazodilatör etkileri olan bir ksantin türevi, difilin (C10H14N4O3)

diprotik asit : gre., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * sulu bir çözeltiye molekül başına iki proton veya hidrojen atomu verebilen bir asit

dipsacaceae : gre., lat. * dipsa, dipso (susuzluk, susama, susamışlık) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Dipsacales takımı içinde yer alan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, dikenli çiçek başlarıyla tanınan ve eskiden ayrı bir familya olarak kabul edilen, günümüzde büyük ölçüde Caprifoliaceae familyası içinde değerlendirilen bitki familyası

dipsomani : gre. * dipsa, dipso (susuzluk, susama, susamışlık) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * alkol alma isteğinin dönemsel ve karşı konulamaz nöbetler halinde ortaya çıktığı, kişinin aşırı alkol tüketme dürtüsünü denetleyemediği ruhsal bozukluk, sosyofobik ve anksiyete bozukluğu olan kişilerdeki alkol bağımlılığı

diptera : gre. * di (iki, ikili, çift) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * yalnızca bir çift (iki) işlevsel kanada sahip olan sinek ve sivrisinekleri kapsayan böcekler takımı, çiftkanatlılar takımı

diptik : gre. * diptykos (ikiye katlanmış, iki kanatlı) (di (iki, ikili, çift) + ptyx, ptykhos (kat, kıvrım) + os (sıft yapım eki) * iki kanattan veya iki parçadan oluşan; özellikle sanat tarihinde menteşeyle birbirine bağlanmış iki panelli resim, kabartma veya yazı levhası

dipturus : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Rajiformes takımı içinde yer alan, Rajidae familyasına ait, göğüs yüzgeçleri genişleyerek kanat benzeri bir görünüm kazanmış, çoğunlukla soğuk ve ılıman denizlerin diplerinde yaşayan vatozları kapsayan balık cinsi

dirac delta fonksiyonu : ing., gre., lat. * dirac (İngiliz teorik fizikçisi ve matematikçisi Paul Dirac’ın soyadından) (ing.) + delta (Grek alfabesindeki Δ harfi; küçük değişim) (gre.) + functio (fungi (yerine getirmek, yapmak, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * tek bir nokta dışında her yerde sıfır olan ve integrali 1 olan, fiziksel sistemlerde keskin etkiler veya noktasal yükler gibi kavramları modellemek için kullanılan genelleştirilmiş fonksiyon

dirac denklemi : ing., tür. * dirac (İngiliz fizikçi Paul Dirac’ın soyadından) (ing.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * özel göreliliği kuantuma entegre eden, elektronun spin ve antimadde özelliklerini doğal olarak açıklayan relativistik dalga denklemlerinden biri ((iℏγμ∂μ−mc)ψ=0) (ψ → Dirac spinoru (parçacığın dalga fonksiyonu), γμ → Dirac gama matrisleri, ∂μ → dört-türev (zaman + uzay türevleri), ℏ → indirgenmiş Planck sabiti, m → parçacık kütlesi, c → ışık hızı)

dirac fermion : ing., ita., lat. * dirac (İngiliz teorik fizikçi ve matematikçi Paul Dirac’ın soyadından) (ing.) + fermi (İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * maddeyi oluşturan elektron, proton, nötron gibi parçacıkları kapsayan ve kuantum mekaniğinde istatistiksel davranışı Fermi-Dirac dağılımıyla tanımlanan, Pauli dışarlama ilkesine uyan ve yarı tamsayı spinli temel parçacık sınıfı; kuantum mekaniğinde, spin 1/2 özelliğine sahip, Pauli dışlama ilkesine uyan ve Dirac denklemi ile tanımlanan temel parçacık türü

dirachmaceae : gre., lat. * Dirachma (bitki cinsi adı) (di (iki, ikili, çift) + rhakhis (omurga, eksen) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Rosales takımı içinde yer alan, yalnızca Sokotra Adası ve Umman'da doğal olarak yetişen Dirachma cinsini kapsayan, küçük ağaç ve çalılardan oluşan bitki familyası

dirase : ara. * ders (öğreti, talimat, tenbih) * kitap okumak, gizli yol, ders vermek, eğitmek, yönelmek, araştırma (dresser (doğrultmak, doğru yola sokmak), address, adresser (hitap etmek, yönelmek, -a doğru konuşmak) (ing., fra.), adresse, Adresse (adres, doğrultu yolu) (ing., fra., alm.) )

dirayet : ara. * diraya (bilmek, tanımak, farkında olmak) + et (isim yapım eki) * beceriklilik, yetenek, ustalık; kavrayış, zeka

dirca : gre. * Dirke (Yunan mitolojisinde kaynak perisi) * nemli alanlarda yetişen ve esnek dallarıyla tanınan, Thymelaeaceae familyasından bir bitki cinsi

direk : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + ek (isim yapım eki) * uzun sütun, yüksek ayak (direct, directe, direkt (doğrudan) (ing., fra., alm.) )

direksiyon : lat., fra. * directus (doğru, düz, yönlenmiş), dirigere (yönlendirmek, yönetmek, düzeltmek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); direction (fra.) * motorlu taşıtlarda, aracı istenilen yöne çevirmeye, belirli doğrultuda sürmeye yarayan mekanizma (diremek (dikine koymak, doğru koymak) (tür.) )

direksiyonel : lat., fra. * directus (doğru, düz, yönlenmiş), dirigere (yönlendirmek, yönetmek, düzeltmek) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) ) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); directionnel (fra.) * yön veya istikamet ile ilgili, belirli bir doğrultuya sahip veya yönlendirme özelliği taşıyan, yönlendirilmiş

direkt : lat. * directus (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) * doğrudan (direk (sütun) (tür.) )

direktif : lat. * directivus (doğrultucu, yönlendirici) (directus (doğru, düz) (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * emir, talimat

direktör : lat. * directus (doğru, düz) (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * amir, yönetmen, yönetici

direktuvar : lat., fra. * directus (doğru, düz) (doğru, düz, yönlenmiş) (dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); directoire (fra.) * yönlendirme veya yönetimle ilgili cihaz veya düzenek; ölçüm, gösterge veya kontrol işlevi olan mekanik veya elektronik araç; Fransız ihtilalinin üçüncü yılında Konvansiyon'un yerine geçen idare şekli

diremek : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + e (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi dikine koymak, dikine dayamak

diren : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + en (isim yapım eki) * harmanda ekin saplarını yaymakta kullanılan, uzun saplı, demir veya tahtadan yapılmış, ucu çatallı araç, dirgen

direnç : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + enç (isim yapım eki), durabilme - devamlı olma süresi, dayanıklılık; dayanıklılık, uzun süre katlanma yetisi; fizikte maddenin elektrik akımına karşı koyma özelliği (R = E/I) * resistance, resilience, resistor; résistance la, résisteur le; Widerstand r

direnmek : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + en (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * dayanmak, karşı durmak, karşı koymak (try (çabalamak, gayret etmek) (ing.) )

diretmek : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + et (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ısrar etmek, karşı koymak, karşı durmak

direy : tür. * dir (sürmek, doğruca devam etmek, dosdoğru gitmek) + ey (isim yapım eki) * bir ülkeye, belli bir bölgeye veya döneme özgü hayvanların tümü, bir yerin hayvansal doğası

dirgen : gre. * dikranion (iki boynuzlu) (di (iki, ikili) + kranio, krano (boynuz) ) * harmanda ekin saplarını yaymakta kullanılan, uzun saplı, demir veya tahtadan yapılmış, ucu metal çatallı araç (zulkarneyn (iki boynuzlu) (ara.), horn, corne, Horn (boynuz) (ing., fra., ara.) )

dirgen yaba : gre., tür. * dikranion (iki boynuzlu) (di (iki, ikili) + kranio, krano (boynuz) ) (gre.) + yapa, yaba (yab, yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak, gerçekleştirmek) + a (isim yapım eki) ) (tür.) * ağaçtan yapılmış, ucu çatal biçiminde, harman savurmak, toprağı işlemek, gevşetmek ve havalandırmak için kullanılan bir tarım aracı, harman çatalı

dirhem : gre. * drachma (kapmak, tutmak, kavramak), drachmi (kapılmış, tutulmuş, kavranmış, avuçlama, avuçlanmış, avuç dolusu) (Osmanlı'da 1 dirhem ise 16 çekirdeğe eşitti. 33 karat ağırlıkta olan Osmanlı altını da 2 dirhem 1 çekirdek etmekte olduğundan, altın gibi parlak anlamında 2 dirhem 1 çekirdek ifadesi kullanılırdı.) * eski bir ağırlık ölçüsü; eski Atina gümüş para birimi

diri : tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * daim olan, süren, canlı, yaşayan, hayatta olan (durer (sürmek, daim olmak) (fra.) )

diriğ : far. * darig (hayıflanma, esirgeme, sakınma) * esirgeme, sakınma, koruma; menetme, yasaklama; yazık!, eyvah!, hayıf! (üzüntü ve acıma ünlemi); edebi metinlerde mahrum kalma, esirgeme veya kıyamama durumunu ifade eden edebi bir hayıflanma ünlemi

diriksel : tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı varlıklarla ilgili, canlılar üzerine olan, diri ile ilgili

diriliş : tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + il (edilgen fiil eki) + iş (isim yapım eki) * canlanış, hayat buluş, ölümden sonra yeniden canlanış

dirilmek : tür. * dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * canlanmak, yaşar hale gelmek, yaşam bulmak

dirim : tür. * diri (yaşayan, canlı, hayatta olan) (dir (yaşamak, daim olmak, canlı olmak, hayatta olmak) + im (isim yapım eki) * yaşam, hayat, yaşayış (dream, traumen (rüya görmek, rüya) (ing.) (rüyanın bir yaşam deneyimi olmasından)

diritromisin : lat., gre. * diri (antibiyotik eki) + erythromycine (kırmızı renkli (küf/bakteri) maddeden elde edilen antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * eritromisin türevli makrolid antibiyotik adlandırması; eritromisin molekülünün kimyasal olarak modifiye edilmiş, iki fonksiyonel grup değişikliği içeren yarı sentetik varyantı; solunum yolu, cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarına neden olan duyarlı bakterilerin çoğalmasını durdurarak enfeksiyonları tedavi eden makrolid sınıfına ait bir antibiyotik (C42H78N2O14)

dirmek : tür. * dir (toplamak, yırtmak, kopartmak) + mek (fiil mastar eki) * toplamak, yırtmak, dermek

dirsek : tür. * tir, tiz, tirs (diz, eklem, bükülen) + ek, gek (isim yapım eki) * kol ile önkolun birleştiği bölgedeki eklemin arka kısmı

disaeceae : lat. * Disa (İsveçli botanikçi Olof Swartz'ın İskandinav mitolojisindeki Dísa adına yaptığı göndermeden) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Asparagales takımı içinde yer alan, başta Güney Afrika olmak üzere Afrika'nın tropik ve subtropik bölgelerinde yayılış gösteren, gösterişli çiçekleriyle tanınan Disa cinsini ve yakın akraba orkideleri kapsayan, günümüzde Orchidaceae (salepgiller) familyası içinde değerlendirilen eski bitki familyası

disakkarit : gre., lat. * disakkharide (di, dyo (iki, ikili, çift) + sakkharon (şeker) (gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * iki monosakkaritin birbirleriyle glikozidik bağla bağlanması sonucu oluşan kimyasal (sekir (sarhoş; şekerli), sukkar (şeker) (ara.) )

discharge : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.); discharge (ing.) * yükün boşaltılması, yük boşaltma, deşarj

discidae : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.); discus (lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Stylommatophora takımı içinde yer alan, yassı ve disk biçimli kabuklarıyla tanınan kara salyangozlarını kapsayan hayvan familyası

disciplina : lat. * disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim bilgisi) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + scipulus (bilme, alma) (scire, scere (kesmek, ayırmak; bilmek, almak) + ipulus (isim yapım eki) ) + ina (isim yapım eki) * öğrenme, öğrenim, öğretim, eğitim, eğitme, öğretim konusu olan bilimsel veriler bütünü; Roma mitolojisinde disiplin, düzen, eğitim ve askeri düzenlemenin kişileştirilmiş, tanrısallaştırılmış hali, sıkıdüzen; (scie (testere), sciure (kesilmiş nesnenin küçük parçalar halindeki artığı, talaş) (fra.), scientia, science (bilim, bilgi, bilme) (lat., ing., fra.) )

discoglossus : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + glossa (dil, lisan) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Alytidae familyası içinde yer alan, dili disk biçiminde veya yuvarlak uçlu olan, Avrupa ile Kuzeybatı Afrika'da yaşayan kurbağaları kapsayan iki yaşamlı cinsi

diseke : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sectus (bölünmüş, kesilmiş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kesilerek ayrılmış, kesilerek katmanlarına ayrılmış, ayrıntılı incelenmek üzere açılmış veya disseksiyon uygulanmış

disekilibriyum : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + aequus (eşit, denk) + libra (tartı, ölçek) + ium (yer ve durum eki) * denge bozukluğu, dengenin bozulması, sistemin fiziksel, kimyasal veya toplumsal kararlılığını kaybetmesi durumu, dengesizlik

diseksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sectio (kesme, kesim, ayrım, kısım, bölüm) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * yırtılma, kesilme, ayrılma; dokuların-yapıların, cerrahi olarak izole edilmesi, açığa çıkarılması; iç yapısını incelemek üzere, herhangi bir organizmanın kesilerek parçalara ayrılması

disekte : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sectus (bölünmüş, kesilmiş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş, yırtılmış, kesilerek ayrılmış, kesilerek katmanlarına ayrılmış, ayrıntılı incelenmek üzere açılmış veya disseksiyon uygulanmış

disektör : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sector (kesici, ayırıcı) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * dokuları hassas bir şekilde ayıran ve diseksiyon işlemlerinde kullanılan bir cerrahi alet

disfaji : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yutma güçlüğü veya yutamama sendromu

disfazi : gre. * dysphasia (dys de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + phanein (konuşmak, söylemek) (phatos (konuşma, söyleme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beynin, düşünceleri konuşma diline dönüştürmekten sorumlu olan, sol kulağın üstünde Wernicke alanı temporal lobta, sol şakakta yer alan Broca alanı

disfibrinojenemi : lat., gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + fibrin (ipliksi bir protein) (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) + genos (genein (yaratmak, oluşturmak), genos (yaratış, oluşum, doğum, soy) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * karaciğerde üretilen 340 kDa'lık bir glikoprotein olan fibrinojenin anormal veya azalmış seviyesinden kaynaklanan nadir bir pıhtılaşma bozukluğu

disfoni : gre. * dysphonia (dis, dus de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ses kısıklığı olarak da bilinen boğuk ses, sesin istemsiz olarak nefesli, gıcırtılı veya gergin çıkması

disfonksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, eylemek, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) * herhangi bir olgunun kendisinden beklenen işi yerine getirememesi, işlevsizlik

disfonksiyonel : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + functio (fungi (yerine getirmek, yapmak, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * işlevsiz, fonksiyonsuz

disfori : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + phoria (sapma, yönelme, taşıma, götürme, durum) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + eia (isim yapım eki) ) * kişinin kendisini derin bir mutsuzluk, memnuniyetsizlik, huzursuzluk, kaygı ve genel bir tatminsizlik içinde hissettiği, genellikle depresyon veya anksiyete gibi psikolojik durumlara eşlik eden kronik bir keyifsizlik hali

disforik : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + phoria (sapma, yönelme, taşıma, götürme, durum) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * disfori ile ilgili

disgerminom : gre., lat. * dus, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) (gre.) + germen (tohum, çekirdek, filiz, üreme hücresi) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * anormal germ hücresinden köken alan ve genellikle malign (kötücül) nitelikli olan tümör (testisteki seminom veya merkezi sinir sisteminde veya vücudun diğer bölümlerindeki germinoma)

disguzi : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + gustus (tat, lezzet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ağızda demir tadı hissi ile karakterize tat duyusu bozulması

dishidrotik egzama : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ekzema (ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) ) * avuç içi ve parmak kenarlarında stres, terleme veya irritanlara bağlı gelişen, şiddetli kaşıntı ve su dolu küçük kabarcıklarla seyreden tekrarlayıcı el egzaması, dishidroz, pompholyx

disiklomin : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + kyklos (daire, döngü) + mine (kimyasal bileşik eki) * irritabl bağırsak sendromundaki gibi bağırsak spazmlarını tedavi etmek için kullanılan bir ilaç, disikloverin (C19H35NO2)

disimilasyon : lat. * disimulationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + simulationem (benzeşme, benzerlik, benzetme) (similare (benzetmek, aynısını yapmak, taklit etmek, kopyalamak) + tionem, tio (isim yapım eki) ) * bir sesin veya öğenin diğerine benzerliğini kaybederek farklılaşması olayı; özellikle dilbilim ve fonetikte seslerin birbirinden ayrılması süreci, benzeşmezlik

disinformasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + informatio (haber) (in (iç, içeri, içinde) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi, bilgi çarpıtma

disinhibisyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) + habere (edinmek, almak, tutmak) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin davranışları, düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, anlık tatmin yönelimi

disintegrasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + integrare (bütünlemek) (integer (bütün, eksiksiz, tam) (in (iç, içeri, içinde) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak) ) are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin parçalara ayrılması veya dağılması; uygulanan katı farmositik şeklin bütünlüğünü kaybetmesi, yani ufak parçacıklara ayrılması

disintegratör : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * katı maddeleri çarpma, ezme veya darbeyle küçük parçalara ayıran, ufalayan ve öğüten makine veya aygıt; özellikle madencilik, kimya ve yapı malzemeleri endüstrisinde kullanılan parçalama düzeneği

disipasyon : lat. * dissipationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sipatio (sipare, spargere (fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); dissipation (fra.) * enerji, ısı veya dalga gibi fiziksel bir büyüklüğün ortam içinde yayılması ve giderek azalması, enerji kaybı

disipe : lat. * dissipationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sipatus (sipare, spargere (fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dissipé (fra.) * dağınık, dağılmış; haylaz; savurgan, müsrif

disiplin : lat. * disciplina (discipulus (öğretim, öğrenim bilgisi) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + scipulus (bilme, alma) (scire, scere (kesmek, ayırmak; bilmek, almak) + ipulus (isim yapım eki) ) + ina (isim yapım eki) * öğrenme, öğrenim, öğretim, eğitim, eğitme, öğretim konusu olan bilimsel veriler bütünü; Roma mitolojisinde disiplin, düzen, eğitim ve askeri düzenlemenin kişileştirilmiş, tanrısallaştırılmış hali, sıkıdüzen; (scie (testere), sciure (kesilmiş nesnenin küçük parçalar halindeki artığı, talaş) (fra.), scientia, science (bilim, bilgi, bilme) (lat., ing., fra.) )

disjunct : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek, kesişmek), junctus (birleştirilmiş, bir araya gelmiş, eklenmiş, kesişmiş) * ayrılmış, bağlantısı kesilmiş; birbirinden ayrılmış, bağlantısı kesilmiş veya sürekliliği bozulmuş; botanikte ve biyocoğrafyada birbirinden uzak ve aralarında kesintili yayılış gösteren dağılımı, anatomide ise bitişik olmayan yapıları tanımlayan sıfat

disk : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) * düz, ince dairesel nesne; bilgisayarın veri depolama ünitesi

diskalifiye : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + qulificatus (niteliklenmiş, vasıflanmış) (qualificare (nitelik vasfetmek) (qualis (ne tür, nasıl, vasfı ne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); disqualifié (fra.) * bir kişi veya takımın yarışma, görev veya haklardan resmi olarak men edilmesi, uygun bulunmaması durumu, yarış dışı bırakılmış

diskalkuli : gre., lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + khalix (kireç taşı) (gre.); calculus (hesaplama, sayma; küçük taş) (calc, calx (çakıl taşı, kireç taşı) + culus, ulus (küçültme eki) ) + ia (isim, yer ve durum eki) (lat.) * sayı algısı bozukluğundan dolayı bireyin aritmetik işlemlerde, dört işlem problemlerinde, ölçmede ve diğer matematik alanlarında beklenenin altında performans göstermesi

diskektomi : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurgadaki bir diskin bir kısmının veya tamamının cerrahi müdahale ile çıkarılması işlemi

disket : gre., lat., fra. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.) + etta (küçültme eki) (lat.); disquette (fra.) * düz, ince dairesel nesne; manyetik kayıt ortamı olarak kullanılan, genellikle bilgisayarlarda veri depolamak için küçük, taşınabilir yuvarlak levha, küçük disk

diskezi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + kinesis, kiesia, kiesis (hareket) * hareketsizlik; dışkılamada zorluk

diskinezi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tik gibi istemsiz kas hareketleri ile karakterize edilen hareket bozuklukları sendromu

diskit : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * şiddetli sırt ağrısı ile karakterize olan intervertebral disk aralığındaki bir enfeksiyon

diskjokey : gre., lat. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + iocus, jocus (şaka, jest, vakit geçirme) * plak çalıcı, bir ortamdaki müzik organizatörü (joke (şaka) (ing.) )

disko : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) * disk, plak, plaka, tabak, kase, tabla; dans edilen açık veya kapalı mekan

diskografi : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir müzik sanatçısının çıkarılan bütün albümlerin ve şarkıların kronolojik listesi

diskoid : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * dizlerde normalde hilal şeklinde olması gereken menisküsün, embriyolojik çağda gelişimsel bozukluklar sonucu yuvarlak (disk) şeklinde olması

diskolor : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + color (boya, renk) + osus (ile ilgili, -a ait) * iki yüzü veya farklı kısımları farklı renkte olan; özellikle botanikte yaprakların üst ve alt yüzeyleri farklı renkte bulunan yapıları tanımlayan sıfat

diskolorasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + color (boya, renk) + osus (ile ilgili, -a ait) + atio (isim yapım eki) * bir dokunun, organın, cildin, tırnağın veya dişin normal rengini kaybetmesi, renk değiştirmesi veya üzerinde lekelenmeler oluşması durumu

diskondroplazi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * herediter ve konjenital olarak ortaya çıkan epizlerin kondroblastik büyümesindeki yetersizlik sonucu oluşan kısa ekstremiteli, normal gövdeli, basık ve küçük yüzlü bir vücut yapısı

diskonformite : lat. * dis (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk ön eki) + co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * uyumsuzluk; paralel tortul kayaç tabakaları arasında belirgin bir aşınma veya çökelmeme yüzeyi nedeniyle oluşan ve zaman eksikliğini (zaman açığını) temsil eden bir uyumsuzluk (kesiklik) türü

diskontinüite : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * sürekliliğin bozulduğu durum, kesiklik, süreksizlik

diskontinyus : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) * devamlı olmayan, sürekli olmayan, kesintili

diskopati : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurlar arasındaki kıkırdak yapının taşarak sinir köklerini sıkıştırması sonucunda oluşan hastalık

diskordans : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + cir, cord (kalp) + entia (durum eki) (lat.); discordance (fra.) * ahenksizlik, uyumsuzluk, benzeşmezlik; bir özelliğin veya hastalığın ikiz bireylerin sadece birinde gözlemlenmesi durumu

diskordant : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + cir, cord (kalp) + ent (gibi olan, ile ilgili olan) * ahenksiz, uyumsuz, benzeşmez

diskotek : gre. * diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) + theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * dans edilen açık veya kapalı mekan

diskrazi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + krasis (karışım, karışıklık, birleşim) * kan hücrelerinin yapısı, sayısı veya işleviyle ilgili anormal durum

diskresyon : lat. * discernere (ayırmak, ayrıştırmak, farklılaştırmak, seçmek), discretio (ayrım, ayrıştırma, farklılaştırma, seçme, seçim) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + cernere (ayırmak, seçmek) + tio (isim yapım eki) ) * durumlara, kişilere veya davranışlara dikkat ederek uygun ve tedbirli şekilde yaklaşma yeteneği; sağduyu ve ölçülülük ile karar verebilme, tedbir, ihtiyat, önlem

diskriminant : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir ikinci dereceden denklem olan kuadratik denklemin çözümlerini ve bu çözümlerin niteliklerini incelemek için kullanılan matematiksel terim, kök bulma

diskriminasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişiye veya gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranma, ayrım, ayrımcılık

diskriminatif : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + criminatus (ayrılmış, farklilaştırılmış) (criminare (ayırmak, farketmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayrımcı niteliği olan, ayrıştırıcı niteliği olan; ayrımcılık yapma, farklılıklar üzerinden haksız bir şekilde davranma veya insanları belli özelliklerine göre ayırma niteliği olan

diskriminatör : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + criminare (ayırmak, farketmek, farklılaştırmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * ayrımcı, ayrıştırıcı, farklılaştırıcı

diskromatopsi : gre. * dis de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + chroma (renk) + opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) * gözdeki koni hücrelerinin renkleri algılamadaki işlev bozukluğu, renk görme bozukluğu, renk körlüğü

diskur : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + currere (koşmak), cursus (koşu, koşma; akış, akma, gidiş, yol, seyir) (lat); discours (fra.) * konuşma, söylev

disküsyon : lat. * discutere (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + quatere (sallamak, sarsmak) ) + tio (isim yapım eki) * tartışma, görüşme, münazara, müzakere

dislali : gre. * dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lalia (konuşma, söyleme) (lalein (konuşmak, söylemek, gevezelik etmek, lakırdı etmek) + eia (isim yapım eki) ) * zeka gelişimi ve işitme fonksiyonları normal olduğu halde, konuşma organlarındaki yapısal veya işlevsel sorunlar nedeniyle seslerin, harflerin ya da kelimelerin doğru telaffuz edilememesiyle ortaya çıkan bir konuşma ve artikülasyon (eklemleme) bozukluğu

disleksi : gre. * dyslexia (dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexia (lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sesleri tanıma, seslerin harfler ve kelimeler ile ilişkisini anlayamama nedeniyle okuma güçlüğüne neden olan bir tür öğrenme bozukluğu

disleksopsi : gre. * dyslexia (dis, dys, de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + ops (göz, görme, görüş, bakış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * nesnelerin şekillerini farklı algılama sendromu veya şekil algısı bozukluğu, dismorfopsi

dislipidemi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + lipos (yağ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aterosklerotik kardiyovasküler hastalığın gelişimi için bir risk faktörü olan, kandaki yağ, kolesterol ve diğer lipid türlerinin anormal seviyelerde olması durumu

dislokasyon : lat. * dislocationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + locare (yerleştirmek, konumlamak) + tio (isim yapım eki) ) * yerinden çıkma; eklemdeki kemiklerin tamamen yerinden çıkması

disloke : lat. * dislocationem (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + locatus (yerleştirilmiş, konumlanmış, koyulmuş) (locare (yerleştirmek, konumlamak, koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); disloqué (fra.) * yerinden ayrılmış, olması gereken konumdan çıkmış

dismatüre : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + maturatus (maturare (olgunlaşmak, tamamlanmak) (maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dématuré (fra.) * olgunlaşmamış, tamamlanmamış

dismenore : gre. * dysmenorrhea (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + men (ay, ay döngüsü) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek), rhea (akış, akıntı) ) * adet (aybaşı, menstrüasyon) düzensizliği

disminezi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + mnesia (hafıza, bellek) * hafıza, bellek işlevlerinde bozukluk (amnesia (hafıza kaybı), hypermnesia (aşırı hatırlayan hafıza) )

dismorfik : gre. * dis, dus, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şekli bozulmuş, biçimsel olarak anormal

dismorfizm : gre. * dysmorphia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + morphia (şekilsellik, biçimsellik, formsallık) (morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir organizma, yapı veya objenin normalden sapmış veya bozuk biçimsel özellik göstermesi durumu; kişinin, fiziksel yapısında algıladığı kusurları saplantı haline getirmesi sendromu

dismorfofobi : gre. * dis, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + morphia (şekilsellik, biçimsellik, formsallık) (morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin kendi dış görünüşünü beğenmemesi ve takıntı haline getirmesi

dismorfopsi : gre. * dysmorphia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + opsia (ops (göz, görme, görüş, bakış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * nesnelerin şekillerini farklı algılama sendromu

dismotilite : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + motilitas (motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım eki) ) * hareket etme veya normal motor fonksiyonlarını yerine getirme yeteneğinin kaybı veya bozulması

dismutaz : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + mutare (değiştirmek, farklılaştırmak, başkalaştırmak) + ase (enzim belirtme eki) * bir maddenin molekülündeki parçaları değiştirerek o maddenin zıttına veya başka bir maddeye dönüşümü katalize eden bir enzim türü

disnomi : gre. * dys (ayrı, uzak; kötü, güç, bozuk, zor, yokluk ve olumsuzluk öneki) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) + eia (isim yapım ve durum eki) * düzensizlik, kuralsızlık, adlandırma bozukluğu; çocukluk döneminde ortaya çıkan ve kelimeleri, isimleri ve sayıları hatırlamada zorlukla karakterize edilen nörolojik bir bozukluk

disodium etidronat : gre., ara., lat. * dyo, di (iki, ikili, çift) (gre.) + sevda (kara şey, bitki külü, soda) (ara.), soda (soda) + ium (son ek) + eti (ethyl grubu (-CH2CH3) eki) + dron (bifosfanat yapı eki) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * Paget hastalığını tedavi etmek ve kalça kırığı veya omurilik yaralanması nedeniyle oluşan düzensiz kemik büyümesi durumlarını tedavi etmek için kullanılan bir bifosfonat (C2H6Na2O7P)

disofenin : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + ine (kimyasal bileşik eki) * safra kesesi ve idrar yolu spazmları için ve hepatobiliyer görüntülemede tanı amaçlı kullanılan radyofarmasötik ve antispazmodik nitelikli bir sentetik ajan (C18H26N2O5)

disonans : lat. * dissonantem, dissonantia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sonentia (sonare (ses çıkarmak, gürültü yapmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); dissonance (fra.) * uyumsuz veya rahatsız edici seslerin bir araya gelmesi; müzik, psikoloji ve genel anlamda fikir veya durumlarda uyumsuzluk; müzikte kulağa hoş gelmeyen kaba sesler

disoproksil : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + prox (ön, önde, öncel) + yl (radikal veya molekül eki) * kronik hepatit B ve HIV/AIDS'i önlemek ve tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C19H30N5O10P)

disorder : lat., ing. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ordo (düzen, düzenleme, sıra, rütbe) (lat.); disorder (ing.) * düzensizlik, karmaşa, karışıklık, kargaşa

disosiasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ayrılma, ayrışma, bölünme, kopma, çözülme; psiklolojik açıdan kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması

disosiyatif : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociatus (sociare (birleşmek, ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dissociatif (fra.) * kişinin bilinç, hafıza, kimlik veya algılarının normal bağlarından ayrılması durumu ile ilgili

disosiye : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociatus (sociare (birleşmek, ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dissocié (fra.) * ayrılmış, ayrışmış, bölünmüş, kopmuş, çözülmüş

disosmi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + osmia (omein (koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku algılama bozukluğu

dispanser : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pensare (tartmak, ödemek) * ayakta tedavi merkezi

disparoni : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pareunoia (pareunos (birlikte yatmak, cinsel ilişki) (para (yanında, vasıtasıyla, sayesinde, aracılığıyla) + eune (yatak) + os (durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kadınlarda görülen ve kayganlığın yetersiz olması, sert eylem, travma veya partner hakkındaki olumsuz düşüncelere dayalı olarak kasık bölgelerinde acı, yanma, batma, huzursuzluk gibi belirtilerle kendisini gösteren durum

dispeç : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pactare (düzeltmek, anlaşmak, yerleşmek), pactum (anlaşma, sözleşme, kontrat) (lat.); dispatch (sevk, gönderi, yollama; sevk etmek, göndermek, yollamak) (ing.) * sevk, gönderi, yollama; müşterek avarya ve deniz sigortası hukuku kapsamındaki zararların paylaştırılması işlemi

dispenser : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pendere, pensare (tartmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dispenser (ing.) * bir şeyi ölçüp dağıtan kimse veya şey; bir sıvı, katı veya nesneyi ölçülü veya kontrollü bir şekilde veren cihaz veya kişi

dispepsi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + peptos, peptia (hazmedilmiş, hazmetme) (peptein (pişirmek, olgunlaştırmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hazımsızlık ve mide ekşimesi kaynaklı karın ağrısı, gastrik hazımsızlık

dispers : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) * geniş bir alana dağılmış, farklı yönlere yayılmış veya birbirinden ayrılmış durumda bulunan; biyoloji, botanik ve ekolojide bireylerin, yapıların veya populasyonların düzensiz veya aralıklı dağılışını tanımlayan sıfat; bir maddenin başka bir ortam içinde parçacıklara ayrılarak eşit şekilde dağılması, yayılması

dispersan : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ent (-cı, -ci, yapan, eden) * parçalara ayrıştırıcı, çözücü, ayrıştırıcı; katı parçacıkların veya sıvı damlacıklarının bir ortam içinde topaklanmasını önleyerek homojen biçimde dağılmasını sağlayan madde; kimya, ilaç, boya, gıda ve kozmetik endüstrilerinde kullanılan dağıtıcı ajan

disperse : lat., fra. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dispersé (fra.) * parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış

dispersif : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dağıtıcı, yayıcı, ayrıştırıcı, parçalayıcı

dispersite : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kimya ve polimer biliminde parçacıkların veya makromoleküllerin büyüklük dağılımının genişliğini ifade eden dağılım ölçüsü; özellikle polimerlerde molekül ağırlığı dağılımının homojenlik derecesini gösteren özellik

dispersivite : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir ortamda yayılan çeşitli sıklıkta dalga karışımını oluşturan birleşenlerin yayılma hızları (kırılım imleçleri) değişik olduğu için birbirlerinden ayrılmaları

dispersiyon : lat. * dispersus (parçalanmış, ayrışmış, saçılmış, yayılmış, dağılmış ) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + spargere (saçmak, yaymak, serpmek, dağıtmak, parçalara ayırmak, ayrıştırmak, çözmek) + us (sıfat yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * parçacık, enerji veya dalgaların ortam içinde dağılması, yayılması; ışığın renk spektrumuna ayrılması ve frekansından veya dalga boyundan dolayı hızının değişmesi

displastik : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (kalıp, şekil, biçim, form) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anormal doku gelişimiyle ilgili; doku veya organların normalden sapmış, bozuk veya anormal biçimlenmesiyle ilgili

displazi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plaseia (plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin, dokuların veya organların anormal gelişimi veya büyümesi

displazik : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plaseia (plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * displazi ile ilgili

dispne : gre. * dyspnea (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) * akciğer, kalp, damar ve metabolik hastalıkların bir sonucu olarak ortaya çıkabilen, ciğerlerin yeterince hava alamaması sonucu göğüste daralma ve nefes almada zorluk yaşanması

disponibilite : lat. * disponibilis (kullanılabilir, hazır bulunan, uygun) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); disponibilité (fra.) * mevcut, erişilebilir ve kullanıma hazır olma durumu, hazırda bulunma

disponibl : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) (lat.); disponible (fra.) * mevcut, erişilebilir ve kullanıma hazır, kullanılabilir, hazır bulunan, uygun; harcanabilir

disporum : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * ikili tohum yapısıyla tanımlanan, zarif çiçekli, Colchicaceae familyasından bir bitki cinsi

dispozabl : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) (lat.); disposable (fra.) * tek kullanımlık, atılabilir, harcanabilir veya kısa süreli kullanım için tasarlanmış

dispozan : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) (lat.); disposant (fra.) * herhangi bir konuda tasarruf ve düzenleme yetkisine sahip olan (kişi, kurum)

dispozisyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio (konum, yerleşim) (lat.); disposition (fra.) * düzenleme, düzen, tertip, eğilim, yatkınlık, tasarruf; vücudun bir hastalığa veya duruma karşı hazır/uygun olma durumu; malların doğru zamanda ve doğru miktarlarda ulaştırılmasından sorumlu olan organizasyon birimi

dispraksi : gre. * dys (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + praxis (eylem, hareket, faaliyet) * motor planlama ve koordinasyon yeteneğinde bozukluk ile karakterize, istemli hareketleri düzgün yapamama durumu

disproporsiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + portio, potion (hisse, pay, kısım, bölüm) * orantısızlık, dengesizlik, uyumsuzluk; bir elementin aynı tepkimede hem indirgenmesi hem yükseltgenmesi

disproporsiyonel : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + portio, potion (hisse, pay, kısım, bölüm) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * orantısız, dengesiz, uyumsuz

disprosyum : gre. * dysprosium (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + prositos (kullanılabilir, hzır bulunan, uygun) + ium (kimyasal element eki) * simgesi Dy, atom sayısı 66, atom ağırlığı 162,50 ve yoğunluğu 8,54 olan, 1500 santigrat derecede eriyen, açık yeşil renkte çözeltiler veren, çok az bulunan bir element

disraptif : lat. * disruptivus (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + rumpere (kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, patlamak, parçalanmak) + ivus (sıfat yapım eki) ) * kökten değiştiren, bozan, bozucu, altüst eden, yıkıcı, ezber bozan

disregülasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü), regulare (ayarlamak, düzenlemek, kontrol etmek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin düzgün bir şekilde düzenlenememesi, düzgün işlememesi veya kontrolsüz bir şekilde çalışması; çocukların duygularını fark etmede, içinde bulunulan duruma uygun duygularla yanıt vermede veya sosyal durumlarda duygusal tepkileri düzenlemede güçlük çekmesi

disritmi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + rythmia (rhutmos, rhytmos (güçlü, düzenli tekrarlanan hareket veya ses örüntüsü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp atışının düzensizleşmesi, bozuk kalp atışı düzeni, aritmi

disrüpsiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + rumpere (kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, patlamak, parçalanmak) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin doğal işleyişinin, akışının veya düzeninin bozulması, aksaması veya kesintiye uğraması

disrüpte : lat. * disruptus (parçalanmış, bozulmuş, kesintiye uğramış) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + rumpere (kırmak, kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, patlamak, parçalanmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bütünlüğü bozulmuş, kesintiye uğramış, parçalanmış veya normal işleyişi engellenmiş

dissekan : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus (bölünmüş, kesilmiş) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dokuların kesildikten sonra gösterdikleri bazı hastalık durumu

dissekans : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sectus (bölünmüş, kesilmiş) + entia (durum eki) * dissekan olma hali

disseminasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + seminare (tohum ekmek, saçmak, dağıtmak, yaymak) + tio (isim yapım eki) * yayılım, dağılım, saçılım, serpilme; hastalığın vücutta çeşitli organ veya dokulara yayılması

dissemine : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + seminatus (seminare (tohum ekmek, saçmak, dağıtmak, yaymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); disseminé (fra.) * yayılmış, dağılmış, dağıtılmış, saçılmış, serpilmiş

dissepiment : lat. * dissepimentum (bölme, bölme duvarı, perde, ayraç) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + saepire (çitle çevirmek, bölmek, ayırmak) + mentum (isim yapım ve araç eki) ) * bölme, ayıran zar, ara bölme, ayırıcı doku; botanikte meyve veya yumurtalığı bölmelere ayıran iç bölme duvarı; zoolojide ve mikolojide boşlukları birbirinden ayıran ince bölme veya septum benzeri yapı

dissizyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + tio (isim yapım eki) * bir yapının, dokunun veya kütlenin yarılarak veya ayrılarak parçalanması veya birbirinden uzaklaşması; ayrılma ve bölünme süreci; doku veya organın cerrahi veya tıbbi amaçla kesilerek ayrılması işlemi

dissolüsyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + solutio (çözünme, çözülme, çözelti) (solvere (gevşetmek, çözmek, serbest bırakmak) + tio (isim yapım eki) ) * çözünme; bir maddenin bir sıvı içine çözünmesi, erimesi; bir ilacın katı bir formdan (genellikle tablet veya kapsül) çözünür bir formda (sıvı) geçiş sürecini incelemek için kullanılan analitik yöntem

dissomnia : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uykusuzluk, uyku bozukluğu, uyuyamama, düzensiz uyku durumu

dissonans : lat. * dissonantem, dissonantia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + sonentia (sonare (ses çıkarmak, gürültü yapmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); dissonance (fra.) * uyumsuz veya rahatsız edici seslerin bir araya gelmesi; müzik, psikoloji ve genel anlamda fikir veya durumlarda uyumsuzluk; müzikte kulağa hoş gelmeyen kaba sesler

dissorophidae : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Temnospondyli grubu içinde yer alan, Permiyen döneminde yaşamış, kısa ve sağlam vücutlu, sırtlarında kemiksi plakalar taşıyan, karasal yaşama uyum sağlamış soyu tükenmiş ilkel amfibileri kapsayan hayvan familyası

dissorophinae : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * Temnospondyli grubu içinde yer alan Dissorophidae familyasının alt familyası; Permiyen döneminde yaşamış, karasal yaşama uyum sağlamış, sırtlarında dermal kemik plakaları bulunan soyu tükenmiş ilkel amfibileri kapsayan alt familya

dissorophus : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya toplanmış grup) + phusys, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) * Permiyen Dönemi’nde yaşamış, Temnospondyli grubuna ait, karasal yaşama uyum sağlamış, sırtında kemiksi zırh plakaları bulunan soyu tükenmiş ilkel amfibi cinsi

dissosiyasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ayrılma, ayrışma, bölünme, kopma, çözülme; psiklolojik açıdan kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması

dissosiyatif : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sociare (birleşmek, ortak olmak, bir araya gelmek) (socius (ortak, yoldaş) + are (fiil mastar eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşüncelerinden, duygularından, anılarından veya kimlik duygusundan kopmuş gibi olan

dissosiyatif kimlik bozukluğu : lat., tür. * dissociativus (düşüncelerinden, duygularından, anılarından veya kimlik duygusundan kopmuş gibi olan) (lat.) + kimlik (kişilik tanımı, birey tanım bilgisi, hüviyet) + bozukluğu (düzensizliği, kötülüğü) (tür.) * aynı bedende farklı kişilik karakterlerinin tezahürü sendromu, Çoklu Kişilik Bozukluğu

distal : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının vücuda uzak olan kısmı (zıttı “proksimal” (yakın olan) kelimesidir.)

distalin : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + in (gibi olan, bulunan) * vücutta merkezi noktaya uzak, periferik konumda veya uç bölgeye ait (yapı veya durum)

distandü : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stant (stare (durmak, bulunmak) + ant, ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir organın veya dokunun normalden daha fazla uzaması, genişlemesi, gerginleşmesi durumu

distans : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stantia (durma, bulunma) (stare (durmak, bulunmak) + entia (durum eki) ) (lat.); distance (fra.) * uzaklık, mesafe, iki nokta arasındaki açıklık, aralık; ayrıca mecaz olarak soğukluk veya mesafe koyma

distansiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tentio (tendere (germek, uzatmak) + tio (isim yapım eki) ) * iç basınçtan dolayı bir organ veya dokunun normal boyutlarından daha fazla gerilmesi, şişmesi veya genişlemesi durumu

distik : gre. * di (iki, ikili, çift) + stikhos (sıra, dizi, satır, mısra) * iki sıra halinde dizilmiş, dikey iki sıra halinde düzenlenmiş, çift sıralı; bitkilerde yaprak veya başakların gövdenin iki yanına karşılıklı veya düzgün iki hat halinde sıralanması

distilasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillatio (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); distillation (fra.) * iki veya daha fazla bileşen içeren bir karışımın ısıtılıp, buhar ve sıvı faz oluşturmak suretiyle daha uçucu bileşence zengin karışımların elde edilmesini sağlayan ayırma işlemi

distilat : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillatus (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tus (fiil geçmiş zaman eki) ) * damıtılmış, damıtma yoluyla elde edilen sıvı

distile : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillatus (stillare (damlamak) (stillus (damla) + are (fiil mastar eki) ) + tus (fiil geçmiş zaman eki) (lat.); distillé (fra.) * buharlaştırılıp yoğunlaştırılarak saf hale getirilmiş veya özü ayrılmış, damıtılmış

distili : gre. * di (iki, ikili, çift) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) + eia (isim yapım ve durum eki) * aynı türdeki bitkilerin, çapraz tozlaşmayı garantilemek ve kendi kendilerini döllemeyi engellemek için iki farklı çiçek yapısına (morfolojiye) sahip olması durumu

distilium : gre., lat. * di (iki, ikili, çift) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) (gre.) + ium (isim yapım ve durum eki) (lat.) * Hamamelidaceae familyasından, çiçeklerinde heterostili (farklı uzunlukta dişicik ve erkek organ düzeni) görülen bitki cinsi

distimi : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + thymia (ruh hali, zihinsel durum, bilinç durumu, duygusal durum) (thymos (ruh, zihin, bilinç) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ruhsal durum bozukluğu, kalıcı depresyon, kronik depresyon

distinksiyon : lat. * distinctio (ayrılmış, farklılaştırılmış, belirgin) (distinguere (ayırmak, farkını ortaya koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stinctio (işaretlenmiş, ayrılmış, batırılmış) (stinguere (işaretlemek, ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki farkı belirleme, ayırt etme; belirgin özellik, ayrım, farklılık

distinkt : lat. * distinctus (ayrılmış, farklılaştırılmış, belirgin) (distinguere (ayırmak, farkını ortaya koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stinctus (işaretlenmiş, ayrılmış, batırılmış) (stinguere (işaretlemek, ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * birbirinden ayrılmış, farklı, açıkça ayırt edilebilir, belirgin olan; ortak özelliklerden ayrılan veya kendine özgü niteliği bulunan

distoni : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücudun tamamında veya bir kısmında gerçekleşen istemsiz ve ağrılı kasılmalara ve seğirmelere sebep olan nörolojik hareket bozukluğu

distopik : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + outopia (ou (yok, değil) + topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * otoriter-totaliter bir devlet modeli veya benzer bir başka baskıcı sistem halinde olma ile ilgili; her bakımdan ideal olanı tanımlayan ütopikin zıttı olan

distopya : gre. * dystopia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * toplumsal, siyasal veya teknolojik düzenin baskı, eşitsizlik ve insanlık dışı koşullar üreterek bireyler için karanlık ve yaşanması güç bir ortam oluşturduğu yer veya sistem (her bakımdan ideal olanı tanımlayan "ütopya"nın zıttı)

distorsiyon : lat. * distortio (bükülme, eğilme, çarpıklık) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * ani bükülme ve gerilme sonucu eklem yüzlerinin birbirinden ayrılması

distosi : gre. * dystosia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tokos, tokia (doğum durumu) (tokos (doğum) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doğumun yavaş ilerlemesi veya sonunda durması ile karakterize bir durum

distraksiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); distraction (fra.) * konsantrasyonun engellenmesi, dikkat dagıtma; eğlence, oyalanma

distraktibilite : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ibilis (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * zihnin dikkatinin küçük ve ilgisiz uyaranlarla kolayca dağılabilirliği durumu

distres : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictia (sıkıntı, zorluk, baskı, gerilim) (strictus (sıkı, sıkıştırılmış, sıkı çekilmiş, gerilmiş, gergin) + ia (isim yapım eki) ) (lat.); distress (ing.) * kişinin zor durumlara ve bunların sonucunda ortaya çıkan etkilere tam olarak uyum sağlayamadığı ve uyumsuz davranışlar sergilediği antipatik bir durum, sıkıntı

distribüsyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tribuere (bir araya toplamak, birleşmek, gruplaşmak, klanlaşmak) + tio (isim yapım eki) * yayma, paylaştırma, dağıtma, dağıtım, dağılım

distribütör : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + tribuere (bir araya toplamak, birleşmek, gruplaşmak, klanlaşmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * dağıtıcı, yayıcı; mal veya hizmetleri üreticiden tüketiciye veya satış noktalarına ulaştıran kişi veya şirket

distrofi : gre. * dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gelişim bozukluğu, beslenme bozukluğu

distrofik : gre. * dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim bozukluğu ile ilgili, beslenme bozukluğu ile ilgili

disülfiram : lat. * disulphide (di (iki, ikili) + sulphide (kükürtün (sülfür) başka bir element veya grupla ikili bileşiği) ) + thiuram (thio (bir bileşikte oksijenin kükürtle yer değiştirmesinin ifadesi) + urea (memelilerde protein metabolizmasının ana azotlu parçalanma ürünü olan ve idrarla atılan renksiz kristal bileşik) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * asetaldehit dehidrojenaz enzimini inhibe ederek çalışan, etanole karşı akut duyarlılık oluşturarak alkol kullanım bozukluğunun tedavisini için kullanılan ilacın etken maddesi (C10H20N2S4)

disüri : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrılı veya rahatsız edici işeme

diş : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) * alveol denilen çene kemiği içindeki yuvaya (socket) oturan ve periodontal ligament (dişi çene kemiğine bağlayan lifler) ile tutturulmuş olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan ağızdaki çıkıntısal kemik yapı, dışa uzantı, çıkıntı

diş eti : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + et (kemik arasında bulunan ve kas ve yağdan oluşan doku) + i (iyelik eki) * dişi, boyun kısmının etrafında ve dişin görünen kısmının altında bir yaka gibi saran, kan damarları açısından zengin ve diş köklerini koruyan pembe renkli doku

diş otu : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * asteraceae familyasına ait çiçekli bir bitki türü

diş özü : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + öz (esas, asıl, temel, cevher) + ü (iyelik eki) * dişin kuron ve kök kısmındaki boşluklarda bulunan, dentin ile çevrelenen, şekil verici, besleyici, duyusal ve koruyucu işlevlere sahip, mezoderm kökenli bol damarlanmış, sinir ağıyla sarılmış ve kök ucundan dişi terk eden yumuşak bağ dokusu, pulpa

diş tacı : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + taç (hükümdarların başlarına taktıkları ve soyluluğu simgeleyen dairesel başlık) + ı (iyelik eki) * dişin diş eti üzerinde kalan ve gözle görülen kısmı, kuron; dişlerin doğal pozisyonlarını geri getirmek için kullanılan ortodontik bir araç

diş taşı : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * dişlerin çevresinde biriken gıda artıklarının uzun süre kalması sonucu oluşan sert, mineralize yapılar, tartar

diş ünsüzü : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + ünsüz (sessiz) + ü (iyelik eki) * dil ucunun üst dişetlerine dokunmasıyla oluşan ünsüz (“c”, “ç”, “d”, “t”)

dişbudak : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + budak (dal) (but (bacak) + ak (isim yapım eki) ) * zeytingillerden kerestesi sert bir orman ağacı, Latincesi Fraxinus (küller)

dişi : tür. * diş (kadın veya yumurta üreten varlık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kadın (she (kadın için üçüncü tekil şahıs zamiri) (ing.) )

dişil : tür. * diş (kadın veya yumurta üreten varlık) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dişi ile ilgili, dişiye ait, kadınsal

dişli : tür. * tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + li (sıfat ve isim yapım eki) * yüzeyinde düzenli çıkıntılar (dişler) bulunan; mekanik sistemlerde dönme hareketini, gücü ve torku bir milden diğerine aktarmak veya yönünü değiştirmek için kullanılan, çevrelerinde eşit aralıklarla açılmış dişler bulunan makine elemanı; zorlu, mücadeleci, zorluklarla baş edebilen, güçlü, becerikli ve etkili (kimse)

diterpen : lat. * di (iki, ikili, çift) + terpentin , terebinthus (Fas ve Portekiz'in batı bölgelerinden Yunanistan ve batıya kadar Akdeniz bölgesine özgü, Pistacia cinsinden yaprak döken bir çalı türü; menengiç, sakız ağacı, yabani fıstık ağacı), * retinol , retinal ve fitol gibi biyolojik açıdan önemli bileşiklerin temelini oluşturan, antimikrobiyal ve antiinflamatuar özelliğe sahip olan, dört izopren biriminden oluşan, bir molekülünde monoterpenlerden iki kat daha fazla atom içeren bir terpen sınıfı (C20H32)

dithrycini : lat. * dithryca (Tephritidae (meyve sinekleri) familyasında yer alan, özellikle bitki dokularında gal oluşturan veya bitkilerle ilişkili yaşam süren bazı meyve sineklerini kapsayan böcek cinsi) + ini (zoolojik kabile eki) * Tephritidae familyasında yer alan sinek kabilesi

ditiramp : gre. * dithurambos (dithura (dört) + ambos (adım) ) * antik Yunanlıların Dionysos şerefine okudukları tören şarkısı; lirik şiir

ditmek : tür. * tıt, tit (diş veya pençeyle parçalamak, yün veya pamuk didiklemek) + mek (fiil mastar eki) * yün, pamuk gibi tekstil ürünlerini tel tel ayırarak kabartmak

diurnal : lat. * dies (gün) + urnalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * günlük, gündelik, gündüzle ilgili, gün boyunca gerçekleşen, gündüz aktif olan; gündüz yaşama özelliğine sahip canlılarda gün ışımasıyla birlikte beslenme, çalışma gibi davranış ve metabolizma faaliyetlerini yöneten ve farklı dokularda biyolojik saatin fonksiyonlarını sergileyen bir mekanizma

dius fidus : lat. * dius, deus (tanrı) + fidus (sadık, güvenilir) * Roma mitolojisinde Jüpiter ile ilişkilendirilen bir yemin tanrısı

diüretik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + ourein (idrar yapmak, işemek) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ein (fiil mastar eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar oluşumunu artıran, vücuttan sıvı atılmasını sağlayan

diürez : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrarın dışarı atılması durumu

diürnal : lat. * dies (gün) + urnalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * günlük, gündelik, gündüzle ilgili, gün boyunca gerçekleşen, gündüz aktif olan; gündüz yaşama özelliğine sahip canlılarda gün ışımasıyla birlikte beslenme, çalışma gibi davranış ve metabolizma faaliyetlerini yöneten ve farklı dokularda biyolojik saatin fonksiyonlarını sergileyen bir mekanizma

div : far. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) * kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev, büyük, yüce, ulu

diva : far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva (tanrıça, ilahe), deus (tanrı), divus (tanrısal, ilahi, kutsal) + a (kadınlık eki) ) (lat.) * genellikle opera, tiyatro veya sinema gibi sahne sanatlarında üstün yeteneğe, büyük bir şöhrete ve büyüleyici bir karizmaya sahip olan baş kadın sanatçı

dival : far. * divar (duvar, set, engel, mania, bariyer) * mukavva veya deri benzeri sert altlıklar üzerine simle yapılan kabartma işleme, maras işi

divalan : lat. * di (iki, ikili, çift) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * iki değerli, çift değerli

divan : far. * dev; div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev, büyük, yüce, ulu) + an (çoğul eki, gibi olan) * yüksek devlet görevlilerinin oluşturduğu kurul veya meclis; devlet işlerinin görüşüldüğü resmi kurul ve bu kurulun toplandığı yer, yazı kurulu, sekretarya, danışma meclisi; karar defteri, hesap defteri; bir şairin şiirlerini topladığı eser, şiir kitabı; duvar kenarına yerleştirilen, üzerine minder ve yastık konulan uzun sedir

divançe : far. * dev; div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev, büyük, yüce, ulu) + an (çoğul eki, gibi olan) + çe (küçültme eki) * tamamlanmamış küçük divan

divane : far. * dev, div (kötülük tanrısı, kötü ruh, cin, iblis, şeytan, ifrit; dev, büyük, yüce, ulu) + ane (-ca, -casına, tarzında, olarak, gibi) * aklını yitirmiş, deli, kaçık, budala

divanhane : far. * divan (yazı kurulu, sekretarya, danışma meclisi, karar defteri, hesap defteri) + hane (hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * misafirhane, oda; Osmanlı vezirlerinin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer, kubbealtı

divan-ı ali : far., ara. * divan (meclis; yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) * Osmanlı döneminde, bakanları, temyiz mahkemesi başkanını, üyelerini, savcılarını, sorgu yargıçlarını (müstantiklerini), padişahın kendisini, saltanatı ve devleti tehlikeli bir hale sürüklemeye ve atmaya kalkışanları yargılamakla görevli olan büyük meclis, yüce divan

divan-ı harp : far., ara. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) (ara.) * Osmanlı döneminde, olağan üstü zamanlarda (savaş, sıkıyönetim, ihtilal, büyük felaket vb.) kanunlara aykırı hareket ederek mevcut siyasi, askeri ve içtimai düzeni değiştirme çabasında olan veya içinde yaşadığı topluma kanun dışı eylemlerle zarar verenleri yargılamak üzere kurulan yüksek mahkeme

divan-ı hümayun : far. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + humayun (yüce, ulu, büyük, kutsal, muhteşem, mübarek, padişaha ait) (huma (yücelik simgesi Huma kuşundan) + yun (sıfat yapım ve çoğul eki) ) * Osmanlı İmparatorluğu'nda, padişah sarayında toplanan ve bugünkü Bakanlar kurulu gibi, memleketin önemli işlerini gören, müracaat dilekçelerini kabul ederek bir çeşit yüksek mahkeme vazifesi de gören, padişah, sadrazam ve bazı yüksek aşamalı devlet görevlilerinin oluşturduğu kurum

divan-ı lugatit türk : far. * divan (büyük derleme kitap; meclis; yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) + ı (tamlama bağlacı) + lugat (kelime, söz, sözlük) + i (tamlama bağlacı) + Türk (Türk) * Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta yazılan Türkçe-Arapça sözlük

divan-ı muhasebat : far. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + ı (tamlama eki) + muhasebe (hesaplama) + at (-lar, çoğul eki) * Osmanlı döneminde, maliyeden ödenek alarak bunu harcayan ve gelir elde ederek hazineye kaynak yaratan kurumların denetlemesinden, bütçenin oluşturulmasından sorumlu kurum

divani : far. * divan (meclis; büyükler, yüceler, ulular) (div (büyük, yüce, ulu) + an (-lar, çoğul eki) ) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * divan ile ilgili

divarikasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + varicare (bacakları açarak durmak, çatallamak, iki yana yayılmak) + tio (isim yapım eki) * normalde bitişik veya birbirine yakın olması gereken iki yapının, dokunun veya organın birbirinden uzaklaşması, ayrılması veya çatallanması durumu

diverjan : lat. * divergent (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayrılan, ayrışan, farklı, farklılaşan

diverjans : lat. * divergentia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + entia (isim yapım eki) ) * birbirinden uzaklaşma, ıraksama, farklı yönlere ayrılma veya ortak bir noktadan yayılarak ayrılma, ayrılma süreci veya durumu, ayrışma, farklılaşma; bir vektör alanındaki maddelerin veya akışkanların bir noktadan dışarıya doğru ne kadar yayıldığını veya bir noktada ne kadar toplandığını ölçen matematiksel bir işleç (diğer (öteki, öbür, başka, farklı) (far.) )

diversifikasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * çeşitlendirme, farklılaştırma

diversite : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertitas (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * öğeler arasındaki niteliksel çeşitlilik ve ayrım, çeşitlilik, farklılık

diversiyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * dikkat dağıtma, farklı doğrultuya yönlendirme, odakta kayma

divertikül : lat. * deverticulum (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + culum (isim yapım ve küçültme eki) ) * sindirim sisteminin iç yüzeyinde oluşabilen, kalın bağırsaktan (kolon) dışarıya çıkan balon şeklinde küçük kesecik, şişkin kesecik

divertikülit : lat. * diverticulitis (deverticulum, disverticulum (devertere, disvertere (kenara veya aşağı çevirmek, kenara çekilmek, bir köşeye koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) ) + culum (isim yapım eki) ) * kalın bağırsağın duvarında gelişebilen anormal keselerin iltihaplanması ile karakterize bir mide-bağırsak hastalığı

divertikülozis : lat. * diverticulitis (deverticulum, disverticulum (devertere, disvertere (kenara veya aşağı çevirmek, kenara çekilmek, bir köşeye koymak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) ) + culum (isim yapım eki) ) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bağırsak duvarının zayıf noktalarından dışarıya doğru baloncuk benzeri çıkıntıların oluşması durumu

divertimento : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + mentia (isim yapım eki) + o (son ek) * yaylılar, üflemeliler veya her ikisi için birden fazla bölümden oluşan, hafif ve eğlenceli bir yapıya sahip 18. yüzyıl müzik türü

divident : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + videre (görmek, bakmak) + entis, endum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bölünen sayı, bölünen şey, bölünecek olan; şirketin dönem içinde elde ettiği kardan ortaklara (hissedarlar) dağıtılacak pay, temettü

divik : tür. * div (kıpırdamak, hareket etmek, telaş etmek) + ik (isim/sıfat yapım eki) * düz kanatlılar (orthoptera) ailesinden, sıcak, ılıman ülkelerde koloniler halinde yaşayan, selülozla beslenen, bitkilere ve ahşap yapılara büyük zararlar verebilen akkarınca, termit

divin : far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva (tanrıça, ilahe), deus (tanrı, ilah), divinus (divus (tanrısal, ilahi, kutsal) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); divine (fra.) * tanrıya ait veya tanrısal nitelik taşıyan; kutsal, ilahi veya olağanüstü güç ve özelliklerle ilişkili, tanrısal, ilahi, kutsal

divinasyon : far., lat. * div (parlamak, ışımak; tanrı, ilah, göksel varlık) (far.); diva (tanrıça, ilahe), deus (tanrı, ilah), divinare (kehanette bulunmak, geleceği görmek) (divinus (divus (tanrısal, ilahi, kutsal) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * geleceği veya gizli bilgileri tanrısal güçlerden veya doğa işaretlerinden yararlanarak tahmin etme veya keşfetme sanatı ve uygulaması

divisum : lat. * dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + videre (görmek, bakmak) + sum (isim yapım eki) * bölünmüş, bölünmüş olan

divit : ibr., ara. * divota (mürekkep, mürekkep kabı, hokka), devet (ara.) * kalem kutusu ve mürekkep hokkası bir arada bulunan yazı takımı

divitin : fra. * duvet (kuş tüyü) + in (isim yapım eki) * bir yüzü sık, ince ve yumuşak havlı, saten dokunuşunda, pamuklu veya yünlü kumaş

divizum : lat. * dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + videre (görmek, bakmak) + sum (isim yapım eki) * bölünmüş, bölünmüş olan

divizyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + videre (görmek, bakmak) + sio, tio (isim yapım eki) (lat.); division (fra.) * bölüm, kısım, bölme işlemi

divlek : tür. * divlek (ham kavun, kelek) * kalın kabuklu ufak bir kavun türü

divriği : ara., gre. * tefriki (ayrımcı, ayrışmış, hizipçi, mezhepçi) (ferraka (ayırmak) ); tephrice (gre.) (Arapçadan Grekçeye geçmiştir.) * Sivas’ın bir ilçesi

diya : ara. * dav (ışık, parlaklık), da’a (ışımak, ışık saçmak, ışıldamak, parlamak, parıldamak) * karanlığı gidererek nesnelerin görünmesini sağlayan ve hem fiziksel hem de mecazi anlamda yol gösterici, aydınlatıcı olan olgu, kendiliğinden ışık yayan kaynakların güçlü aydınlığı, ışık, ışıltı, parıltı, nur; erkek ismi

diyabaz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) * klinopiroksen, ojit, olivin, magnetit ve ilmenit içeren, yeşil renkli ve aşınma dayanımı yüksek magmatik (volkanik) bir kayaç türü

diyabet : gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) * kandaki glukoz seviyesinin aşırı derecede yükselmesiyle sonuçlanan metabolik sendrom, şeker hastalığı

diyabetik : gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyabet ile ilgili, diyabet özelliği taşıyan, diyabetli

diyabetolog : gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * diyabet uzmanı

diyabetoloji : gre. * diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla, arasından, boyunca) + betes (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek) + etes (isim yapım eki) ) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * diyabet bilimi

diyadik : gre. * dia, dyas, dyad (ikili, çift) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ikili olan, çift olan, iki elemanlı

diyadin : ara. * diyaeddin, ziyaeddin (dinin ışığı) (ziya, diya (ışık) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) ) * Ağrı'nın bir ilçesi (Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Ziyaeddin'in isminden)

diyafiz : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) * kemik gövdesi; kemiğin iki ucundaki şişkinlikler arasında kalan uzun kemik şaftı

diyafizyal aklazi : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + physis, phisis (doğurma, oluşturma, meydana getirme, öne getirme, üretme) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + osis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khalan (gevşemek; yumuşamak, rahatlamak), khalasis (gevşeme, yumuşama) (gre.) * kemiğin diyafiz bölgesinde, normalde gevşemesi gereken kas, doku veya mekanizmanın gevşeyememesiyle ilişkili patolojik durum; kalıtsal çoklu ekzostoz

diyafon : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phone (ses) * sesi uzağa iletmek için kullanılan ses yükseltici cihaz

diyafoni : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok sesli müzikte, iki veya daha fazla melodik çizginin birlikte çalınması; aynı fonemin, farklı çevresel koşullarda farklı şekillerde telaffuz edilmesi

diyaforetik : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * terletici; ateş düşürücü

diyaforez : gre. * diaphoresis (dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek; buharlaşmak, dağılmak, terlemek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * aşırı veya sebepsiz terleme

diyafram : gre. * dia (sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, boyunca, arasından) + phragma (çit, engel) * bölme; göğsün tabanında bulunan, akciğer ve kalbin altında yer alan, kişinin nefes alıp vermesine yardımcı olan ince bir iskelet kası

diyagnostik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnosis (bilme, bilgi, tanı) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * teşhis, tespit; tıpta hastalık teşhisi

diyagnoz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnosis (bilme, bilgi, tanı) * teşhis, tespit; tıpta hastalık teşhisi

diyagonal : gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gonia (açı, köşe) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * geometrik bir şeklin karşıt köşeleri arasında uzanan doğrultu, doğru parçası veya çizgi; eğik, köşegen, çapraz yön

diyagram : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * bir olgunun veya olayın değişimini gösteren grafik

diyajenez : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + genesis (oluşum, oluşma, doğum, yaratılış) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * kaya oluşumu sırasında veya sonrasında tortuların veya mevcut tortul kayaçların başkalaşmış kayaçların oluşumu için gerekli olandan daha az sıcaklık ve basınçta farklı bir tortul kayaca dönüşmesi; ölüm sonrası kemik veya diğer organik-jeolojik materyallerin uzun süreli kimyasal, fiziksel ve biyolojik değişim süreci

diyaklaz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * taş kütlelerinde yeraltındaki basınç nedeniyle oluşan çatlak

diyakoz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + komos (toz, kir) (hizmet sürecindeki meşakkata atfen) * Katolik, Anglikan ve Ortodoks kiliselerindeki üç yüksek ruhban derecesinin ilk basamağı, Hıristiyanlıkta, papaz yardımcısı; hastalıkları tedavi etme, iyileştirme, tedavi yöntemi

diyakritik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein (yargılamak, hüküm vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * bir yazı sisteminde bulunmayan sesleri (fonemler veya fonetik birimler) temsil etmek için kullanılan ve telaffuz, ton ve diğer ayırıcı unsurları belirtmek için gliflere eklenen im, ayırıcı im

diyakroni : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + khronia (zamansallık) (khronos (zaman, vakit, süre) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zaman boyunca, zaman içinde; dilleri, zaman içindeki evrimleri açısından inceleme, artzamanlılık

diyakronik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + khronos (zaman, saat) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman içinde gelişen, değişen, statik olmayan, değişken, artzamanlı; dilleri, zaman içindeki evrimleri açısından inceleyen

diyalaj : gre. * diallage (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + allassein (değişmek, farklılaşmak, değiştirmek, farklılaştırmak; uzlaştırmak) (allos (diğer, başka, öbür, öteki, farklı) + ein (fiil mastar eki) ) + age (isim yapım eki) ) * piroksen cinsinden, doğal kalsiyum, magnezyum ve demir silikatı

diyalekt : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lektos (söyleme, konuşma, anlatma) * bir dilin, konuşulurken telaffuz edilme şekli, lehçe

diyalektik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lektos (söyleme, konuşma, anlatma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyalekt ile ilgili

diyaliz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * kimyasal maddelerin gözenekli zarlardan daha kolayca geçmesi özelliğine dayanan bir kimyasal çözümleme ve arıtma yöntemi

diyalizat : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * diyaliz işlemi sırasında kullanılan, ücutta bulunan toksinleri uzaklaştırmaya yardımcı olan çözelti

diyalizör : gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * diyaliz işlemi sırasında hastanın kanını temizlemek için kullanılan cihaz

diyalog : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * iki veya çok kişi arasında geçen karşılıklı konuşma

diyanet : ara. * deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) + et (durum eki) * dindarlık, din ile ilgili olma (dignity, dignité (haysiyet, izzet, yücelik) (ing., fra.), dyne (bir gramlık bir kütlenin hızını, saniyede bir santimetre artıran kuvvet ölçüsü) (fra.) )

diyapazon : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + pason (hepsi, tümü, tüm, bütün) (tüm notalar anlamında) * titreştirilince belirli yükseklikte bir ses çıkaran ve ana seslerden birini veren, U biçiminde küçük çelik parçası

diyapedez : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + perein (geçmek, aşmak), peresis (geçme, aşma) * lökositlerin, inflamasyon olmayan koşullarda kan dolaşımından yüksek endotelyal venüller gibi belirli bölgelere göç etme süreci, lökosit ekstravazasyon

diyaper : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + perein (geçmek, aşmak), peresis (geçme, aşma) * çocuk bezi

diyapozitif : gre., lat. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) (gre.) + positivus (ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, düzenlenmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * projeksiyonda kullanılmak üzere, saydam bir yüzey üzerine alınmış pozitif görüntü; fotoğraf ve mikroskop alanında, saydam film veya slayt üzerinde pozitif görüntü taşıyan materyal; genellikle projektör ile gösterilen görüntü

diyar : ara. * dar (yurt, yer) * ülkeler, yurtlar, iller, memleketler

diyarbakır : ara. * diyar (yurt, yer) + u (bağlaç) + bekr (genç erkek deve) * develer yurdu; Tükiye'nin doğusunda yer alan, doğudan Siirt, Muş, güneyden Mardin, batıdan Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, kuzeyden Elazığ ve Bingöl illeri ile çevrili olan 21 plakalı il

diyare : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + rhoia (akma, akıntı) (rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * sık ve sulu dışkılama durumu, ishal

diyareik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyare ile ilgili

diyar-ı gurbet : ara. * dar (yer, mekan, yurt), diyar (yerler, mekanlar, yurtlar) + ı (tamlama eki) + gurbet (garb (batı; batma, uzaklaşma), gurbet (yabancı yer, yabancılık, uzak yer, uzaklık, memleketten ayrı düşme) (garib (yabancı, uzağa ait) + et (isim yapım ve durum eki) ) * uzak yer, yabancı yer, uzak ülke, yabancı ülke

diyaspora : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + speirein (saçmak, serpmek, savurmak, dağıtmak) * ülkesinden çıkarılma, ülkesinden kaçma; bir halkın, etnik veya dini grubun kendi anayurdu dışına dağılması veya yayılması (özellikle tarihsel Yahudi toplulukları bağlamında kullanılır.) (disperse, disperser (serpmek, saçmak) (ing., fra.) )

diyastaz : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + stasis (durma, ayakta durma, sabit durma, durgunluk, doğru durma, kaim olma) * pankreasın salgısında ve tükürükte bulunan, nişastanın dekstrin ve glikoz durumuna gelmesini sağlayan bir enzim

diyastem : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) * iki diş arasında oluşan veya oluşmuş doğal boşluk veya ayrıklık

diyastol : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + stellein (göndermek) (gre.); diastole (lat.) * kalbin kan pompalama fazı olan sistolden sonra karıncıkların genişlemesi fazı

diyastolik : gre. * diastole (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + stellein (göndermek) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diyastol ile ilgili

diyatermi : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yüksek frekanslı elektrik akımları kullanarak vücudun derin dokularında ısı üretme yöntemi

diyatez : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, yerleştirme, düzenleme, duruş, pozisyon) * bir kişinin belirli hastalıklara karşı yapısal yatkınlığı, fiziksel veya kalıtsal eğilimi

diyatome : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + temnein (kesmek) * silisli sert kabukları olan, taşılları kalın yer katmanları oluşturan, silika (SiO2) içeren hücre duvarına sahip tek hücreli algler familyası

diyatonik : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yedi notalı majör veya minör gamlarla ilgili, doğal diziyi izleyen; gamın sesleri arasındaki belirli aralık düzenine uygun

diye : tür. * de (söylemek, konuşmak) + iye (için) * sebep bildiren edat

diyet : ara., gre. * dayya (kan parası vermek, tazminat vermek, tazmin etmek) (ara.), diaita (yaşam tarzı) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + asthai (almak) ) (gre.) * işlenen suçun keffaret bedeli; kişinin sağlığı için uyguladığı özel beslenme şekli

diyetetik : gre. * diaita (yaşam tarzı) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenmeyle ilgili bilim dalı

diyetisyen : gre., fra. * diététicien (diaita (yaşam tarzı) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme; çevre, etraf) + asthai (almak) ) (gre.) + ien (-cı, yapan, eden eki) (fra.) * beslenme danışmanı, beslenme uzmanı, diyet uzmanı

diyez : gre. * deisis (işaret, sembol, kod, gösterge) (dei (gereksinim, ihtiyaç) + sis (isim yapım ve durum eki) ) * bir sesin yarım ton inceltileceğini belirten nota işareti

diyofant denklemi : gre. * diyofantus (Antik Yunan matematikçisi Diyofantus'un isminden) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) * çözümleri rasyonel sayılar kümesinde veya da bir cebirsel sayı cismi içinde aranan, tamsayı katsayılı çok değişkenli polinom denklemi (örnek ax+by=c)

diyofantos analizi : gre. * diyofantus (Antik Yunan matematikçisi Diyofantus'un isminden) + analusis, analysis (analiz, çözümleme, inceleme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * denklemler için tam sayı çözümlerinin arandığı çalışma alanı

diyoptri : gre. * diopter, dioptria (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + ops (göz, görüş) + tria (isim yapım eki) * merceğin veya aynanın optik güç birimi

diyorit : gre. * dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + ore (cevher, maden) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * içinde feldspat, kuvars, amfibol gibi mineraller bulunan granit benzeri bir kayaç türü

diyot : gre * diodos (iki yollu) (dyo, dis (iki) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) * elektrik akımını yalnızca bir yönde geçiren ve ters yönde akımı engelleyen iki uçlu yarı iletken eleman

diz : tür. * tir, tiz, tirs (diz, eklem, bükülen), tiz (sıralamak) * kaval, baldır ve uyluk kemiklerinin birleştiği eklem yeri; bacak eklemi

diza : ara. * dazaa (zorlamak, sıkıştırmak, eziyet etmek; eksiltmek, noksanlaştırmak) * eziyet etme, zorlama, hakir kılma; eksiltme, noksanlaştırma

dizanteri : gre. * dusenteros, dysenteros (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + entera (bağırsak) + os (son ek) ) * bakteriyel veya paraziter enfeksiyonların neden olduğu, karın ağrısı, bulantı, kusma vb. gibi semptomlarla karakterize bir mide-bağırsak hastalığı, kanlı ishal

dizartri : gre. * dysarthria (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + arthron (eklem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * serebellar disfonksiyon veya primer motor disfonksiyona bağlı konuşma bozukluğu

dizayn : lat. * designum (işaretleme, belirleme) (designare (belirlemek, işaretlemek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + signare (işaretlemek, belirlemek) ) + um (isim yapım eki) * çizim, tasarım, düzenleme (dizmek, düzenlemek (tür.) )

dizdar : far. * diz (kale, duvar, sur) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * kale bekçisi, kale komutanı, kale muhafızı

dize : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + e (isim yapım eki) * şiirin her bir satırı

dizek : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + ek (isim yapım eki) * bir sayfada yanlamasına sıralanmış sözcükler dizisi ve sayfa boyunca bunların her biri; üzerine veya arasına notaların yazıldığı, dört aralık ve beş paralel çizgiden oluşan biçim, porte

dizel : alm. * diesel (Alman mühendis Rudolf Diesel’in soyadından) * yoğunluğu 0.8 olan ve sıkıştırmalı motorlarda kullanılan yakıt türü, mazot (C12H23); sıkıştırılmış temiz hava içine püskürtülen yakıtla çalışan, ateşleme sistemi olmayan ve yakıt olarak motorin tüketen motor

dizem : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + em (isim yapım eki) * bir dizede veya notada vurgu, uzunluk veya seslerin, durakların düzenli bir biçimde yinelenmesinden doğan uyum

dizestezi : gre. * dysaesthesia (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + aesthesis (his, duyu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tam olarak ağrı şeklinde nitelendirilemeyen rahatsız edici iğnelenme benzeri hisler

dizge : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + ge (isim yapım eki) * bir bütünü oluşturmak üzere birbirine bağlanmış öğelerin oluşturduğu düzen

dizgi : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + gi (isim yapım eki) * basımevinde, harfleri, kelimeleri sıralayarak basılacak duruma getirme işi

dizgin : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + gin (isim yapım eki) * binek veya koşum hayvanlarının gemine bağlanan ve hayvanı yönlendirmeye yarayan kayış

dizi : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + i (isim yapım eki) * belirli bir koşula göre ardarda sıralanmış sayı veya öğe grubu

dizigotik : gre. * dyo, di (iki, ikili, çift) + zygon (dönme, eş, çift) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ayrı yumurta hücresinin, aynı anda iki farklı sperm tarafından döllenmesi sonucu meydana gelenle ilgili, çift yumurta ikizleri ile ilgili

dizim : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + im (isim yapım eki) * dizme, sıralama, ardarda düzenleme, ardarda yerleştirme

dizin : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + in (isim yapım eki) * fihrist, dizelge, bir kitaptaki içerik başlıklarını ve sıralarını gösteren bölüm

dizinhibasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) + habere (edinmek, almak, tutmak) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin davranışları, düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, anlık tatmin yönelimi

dizinhibe : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + inhibatus (inhibere (engellemek, kısıtlamak) (in (iç, içeri, içinde) + habere (edinmek, almak, tutmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * davranışları, düşünceleri veya duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmiş, anlık tatmine yönelmiş

dizmek : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + mek (fiil mastar eki) * sıralamak, hizaya koymak, düzenlemek

dizmen : tür. * diz, tiz (sıralamak, düzenlemek, hizalamak) + men (-cı, yapan, eden eki) * matbaacılık sektöründe, yazılı materyallerin düzenlenmesi ve basıma hazırlanması sürecinde görev alan kişi

dizmutaz : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + mutare (değiştirmek, farklılaştırmak, başkalaştırmak) + ase (enzim belirtme eki) * bir maddenin molekülündeki parçaları değiştirerek o maddenin zıttına veya başka bir maddeye dönüşümü katalize eden bir enzim türü

dizorientasyon : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + oriens (doğu, güneşin doğduğu yön), orientare (yöneltmek, yönlendirmek, yön bulmak) + tio (isim yapım eki) * yanlış yönlenme, yönünü kaybetme

dizüri : gre. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrılı veya rahatsız edici işeme

dizyem : fra. * dixième (dix (on) + ième (-ncu) ) * termometrede santigratın onda biri

dizzines : ing. * dizzy (aptal, sersem) + ness (durum eki) * kafada hafiflik, dengesizlik, sallanma veya itilme hissi ile karakterize baş dönmesi sendromu

djembe : bam. * anke dje anke be (herkes barış (huzur) içinde bir araya gelsin) (anke (herkes) + dje (toplanmak, bir araya gelmek) + anke (herkes) + be (barış, huzur) * Batı Afrika kökenli, çıplak elle çalınan, iple akortlu, deri kaplı bir goblet davul

DL : ing * deep (derin) + learning (öğrenme) * çok katmanlı yapay sinir ağlarıyla çalışan makine öğrenmesi yöntemi

DMT : gre. * dimethyltryptamine (di (iki, ikili) + methy (şarap) + hyle (odun, ahşap, tahta, orman) + tryptophan (tyriptik (trypsin (sürtme) ile ilgili) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) ) * beyindeki pineal bez (epifiz bezi) tarafından uyku sırasında salgılanan triptofan bazlı psikedelik halüsinojen

DNA : gre., lat. * deoxyribonucleic acid (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit) + nucleicus (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (isim yapım eki) ) (lat.) * canlı organizmalarda genetik kodları (genetik bilgiyi) taşıyan ve hücre çekirdeğinde, mitokondri ve kloroplast gibi organellerde bulunan, nükleotidlerden oluşan çift sarmallı biyopolimer

DNS : ing. * domain (alan adı) + name (isim) + system (sistem) * bilgisayar sistemlerinde, alan adlarını sayısal IP adreslerine çevirerek internet iletişimini mümkün kılan adlandırma sistemi

do : lat. * Ut queant laxis (UT (için) + queant (bırakma) + laxis (rahat) ) * müzik ses sisteminin ilk notası; Vaftizci Yahya onuruna Horatian Sapphics dilinde yazılmış Latince ilahinin isminin ilk iki harfinden; Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin birinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut

doberman : alm. * dobermann (19. yüzyılda Almanya’da yaşayan vergi memuru ve köpek yetiştiricisi Karl Friedrich Louis Dobermann tarafından geliştirilen köpek ırkına verilen isim) * Pinscher (teriyer benzeri köpek türü) tipi orta-büyük bir Alman iş köpeği cinsi

dobra : bul., sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) * açık sözlü

dobra dobra : bul., sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) * açık açık, açık olarak

dobrika : sır. * dobar, dobro (iyi, güzel, hoş) + ika (isim yapım eki) * Sırbistan'da bir şehir

dobson : ing. * dobson (İngiliz fizikçi ve meteorolog Gordon Miller Bourne Dobson'un soyadından) * ozon tabakasındaki ozon konsantrasyonunu ölçmek için en yaygın kullanılan birim (Bir Dobson Birimi, 0 santigrat derece sıcaklıkta ve 1 atmosfer basınçta (Dünya yüzeyindeki hava basıncı) 0,01 milimetre kalınlığında saf ozon tabakası oluşturmak için gereken ozon molekülü sayısıdır. (1 DU = 2,69 × 10¹⁶ ozon molekülü / cm²) )

dobutamin : lat. * dobu (dopamine eki) + mine (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * kardiyojenik şok ve ciddi kalp yetmezliğinin tedavisinde ve kardiyak stres testlerinde kullanılan, beta-1 adrenerjik reseptörleri uyararak kalp kası kontraktilitesini artıran, kalp debisini yükselten inotropik ilacın etken maddesi (C18H23NO3)

doçent : lat. * doccere (öğretmek), docens, docent (öğreten, öğretmen) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * profesörden bir önceki kademedeki akademisyen

dodoma : gog. * dodoma (o battı) * Tanzanya'nın başkenti

dodonaea : lat. * Dodona (Yunanistan’da kutsal kehanet merkezi) * adını antik bir kutsal alandan alan, dayanıklı çalı formuyla tanınan, Sapindaceae familyasından bir bitki cinsi

dodurga : tür. * dodurga (ülke alan, mülk tutan, yerleşip sahip olan, yurt edinen, hanlık yapan) * Çorum’un bir ilçesi; bir Oğuz boyu olan Toturga’dan

dofetilid : lat. * do (sülfonamid grubu) + phenyl (benzen halkasından bir hidrojen atomunun ayrılmasıyla oluşan aromatik fonksiyonel grup C6H5) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) (gre.) + ilid (Sınıf III antiaritmik ilaç eki) (lat.) * kalpteki atriyal fibrilasyon ve atriyal flatter gibi ciddi ritim bozukluklarını (aritmileri) tedavi etmek amacıyla kullanılan, kalpteki potasyum kanallarını bloke eden reçeteli bir antiaritmik (kalp ritmi düzenleyici) ilacın etken maddesi (C19H27N3O5S2)

dogma : gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) * herhangi bir bilgiyi, doğruluğunu, gerçekliğini araştırmadan, sınamadan, sorgulamadan, akli değerlendirmeden geçirmeden koşulsuz kabul etme fenomeni (doğum (oluşum, meydana çıkış) (tür.) (düşüncenin tezahüründen)

dogmatik : gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dogmaya ilişkin

dogmatizm : gre. * dokein, dokeo (görünmek, düşünmek, varsaymak), dogma (düşünce) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eleştiriye kapalı, belirlenmiş ilkeleri sorgulamadan doğru kabul eden düşünce anlayışı, dogmatik yaklaşım

dogon : gal. * dogon, dubhaigan (dubh (siyah) + aigan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Batı Afrika'da, özellikle Mali’nin orta bölgesinde yaşayan, kayalıklara oyulmuş köyleri, astronomi bilgileri ve ritüel dans maskeleri ile tanınan bir kabile, bir etnik grup

doğa : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak, doğmak, türemek, üremek) + a (isim yapım eki) * yaratılmış varlıkların tümünü kapsayan ifade, doğum, tabiat (Latince “natura” (doğum, doğa) kelimesiyle semantik ilinitisi vardır.)

doğaçlama : tür. * doğa (toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + aç (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * hazırlıksız olarak, an itibarıyla yapılan veya söylenen, emprovize

doğal : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + a (isim yapım eki) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğa ile ilgili olan

doğal logaritma : tür., gre. * doğal (insan müdahalesi olmadan, kendiliğinden oluşan; tabii) (tür.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı) (gre.) * Bir t > 0 sayısı için 1 den t ye kadar y= 1/x fonksiyonunun integrali; Euler sayısı e = 2,718… tabanına göre logaritma

doğal seçilim : tür. * doğal (insan müdahalesi olmadan, kendiliğinden oluşan; tabii) + seçilim (ayrılma, seleksiyon) * canlıların fenotiplerindeki farklılıklardan ötürü hayatta kalma şanslarının ve üreme başarılarının değişkenlik gösterdiğini, ortama daha iyi uyum sağlayan canlıların daha yüksek hayatta kalma ve üreme başarısı göstererek gen havuzuna daha fazla katkı sağladığını, bu nedenle zaman içinde adaptif özelliklerin popülasyonda arttığını savunan evrimsel mekanizma

doğan : tür. * toğan, tuğan (toğ, tuğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kartalgillerden yırtıcı ve alıcı bir kuş

doğanhisar : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) * Konya'nın bir ilçesi; Selçukluların arması olan doğan kuşundan

doğankent : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + kent (il, şehir) * Giresun’un bir ilçesi; yörede yaşayan Türkmenlerin eskiden yoğun olarak Doğan besleme alışkanlığından

doğanşar : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + şar (şehir) * Sivas’ın bir ilçesi; eski ismi İpsile

doğanşehir : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) (tür.) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Malatya'nın bir ilçesi

doğanyol : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + yol (bir yerden bir yere gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) * Malatya'nın bir ilçesi; eski ismi Keferdiz, Kefersut, Kefersük

doğanyurt : tür. * doğan (yükselen, çıkan, oluşan) + yurt (ülke, vatan, diyar, yer) * Kastamonu’nun bir ilçesi

doğaüstü : tür. * doğa (yaratılmış varlıkların tümünü kapsayan ifade, doğum, tabiat) + üstü (üzeri, yukarısı, ötesi) * doğal olmayan, gözlemlenmiş doğal yasaların dışında algısı veren fenomen

doğaüstücülük : tür. * doğa (yaratılmış varlıkların tümünü kapsayan ifade, doğum, tabiat) + üstü (üzeri, yukarısı, ötesi) + cü (yapan, eden eki) + lük (isim yapım eki) * fiziksel dünyanın ötesinde yer alan doğaüstü güçlerin, varlıkların veya olayların gerçek ve dünyevi yaşamda etkili olduğunu savunan bir inanç veya düşünce akımı, sürnatüralizm

doğmak : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + mak (fiil mastar eki) * ortaya çıkmak, yaratılmak, oluşmak, meydana çıkmak

doğramacı : tür. * toğra (kesmek, parçalamak) + ma (isim yapım eki) + cı (sıfat eki) * ahşap veya metal malzemeleri kesip, şekil vererek muhtelif eşyalar, araçlar, aletler üreten kimse

doğramak : tür. * toğra (kesmek, parçalamak) + mak (fiil mastar eki) * keserek parçalamak, parça parça kesmek

doğru : tür. * togur (bir şeyin içinden geçmek) (toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + ur (ek) ) + u (-en, yapan, eden eki) * düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi; matematikte y = mx+c (through (boyunca, dosdoğru, aracılığıyla), true (doğru), truth (gerçek) (ing.), droit (hak, doğruluk) (fra.) )

doğru akım : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ak (beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + ım (isim yapım eki) * şiddeti ve akış yönü zamanla değişmeyen elektrik akımı

doğrultmaç : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil eki) + t (etken fiil eki) + maç (araç eki) * dalgalı akımı doğru akıma çeviren cihaz, redresör

doğrultmak : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil eki) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * doğru, düz, dik hale getirmek

doğrultman : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil eki) + t (etken fiil eki) + man (-cı, yapan, eden eki) * bir eğrinin veya bir yüzeyin çizilmesinde esas olarak alınan yön gösterici doğru veya eğri

doğrultu : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + ul (edilgen fiil eki) + tu (isim yapım eki) * istikamet, yön

doğrusal denklem : tür. * doğru (düzlem üzerinde uzanan, uzantı, yön, çizgi) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + denklem (eşitlik, denklik) * terimlerinin her biri ya birinci dereceden değişken veya bir sabit olan denklem; a1x1 + a2x2 + ... + anxn = b biçimindeki denklem

doğu : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + u (isim yapım eki) * güneşin yükseldiği yön, şark

doğu alemeciği : tür. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) + alemecik (kuş türü) + i (iyelik eki) * büyük ve kısa bir başı, kalın gri-sarı bir gagası olan küçük, uzun kuyruklu bir kuş

doğu bayazıt : tür. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) + bayezid (aba (baba) + yezid (artar) (zade (artmak) fiilinden) ) * Ağrı’nın bir ilçesi

doğu timor : tür., mal. * doğu (güneşin yükseldiği yön, şark) (tür.) + timur (doğu) (mal.) * Güneydoğu Asya'da Avustralya ile Endonezya arasında yer alan bir ada devleti

doğum : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + um (isim yapım eki) * ortaya çıkma, yaratılma, oluşma, meydana çıkma; ana rahminden canlı olarak dışarı çıkma

doğumhane : tür., far. * doğum (ortaya çıkma, yaratılma, oluşma, meydana çıkma; ana rahminden dışarı çıkma) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * kadınların doğum yaptığı, gebelik ve doğum hizmetlerinin verildiği sağlık kurumu veya bölüm, doğumevi

doğurgan : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + ur (etken fiil eki) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğum yapabilen, doğurmaya elverişli, doğurma yeteneği olan, doğurma kapasitesi yüksek olan; fikir veya eser açısından üretken (mecazi)

doğurmak : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + ur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin içinden geçirmek, oluşturmak, meydana çıkarmak; canlı bir varlığı dünyaya getirmek, yeni bir canlı meydana çıkarmak

doğuş : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + uş (isim yapım eki) * doğmak işi

doğuştan : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak) + uş (isim yapım eki) + tan (kaynak eki) * doğumdan beri var olan, konjenital

doha : ara. * duha (kuşluk vakti; güneş; vuzuh ve beyan) * Katar'ın başkenti

dok : lat. * ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, iletmek, bağlamak, birleştirmek, kapmak), ductus (yönlendirilmiş, iletilmiş, bağlanmış, birleştirilmiş), ductia (iletme, bağlama, yönlendirme, birleştirme) * gemilerin yük boşalttığı veya aldığı rıhtım

doksan : tür. * dokuz on (tok, toğ (doğmak) + uz (ile ilgili, gibi, -a ait) + on (on) ) * 100 sayısından 10 eksik olan sayı

doksazosin : gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + azosin (alfa-adrenerjik reseptör antagonistleri ve alfa-bloker eki) * yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve iyi huylu prostat büyümesi (BPH) tedavisinde kullanılan alfa-1 adrenerjik reseptör blokeri (C23H25N5O5)

doksepin : gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + epi (epoksi benzeri halkasal bağ eki) + ine (kimyasal bileşik eki) * uyku bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi durumların tedavisinde kullanılan trisiklik antidepresan (TCA) ilacın etken maddesi (C19H22NO)

doksilamin : gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + yl (yan zincir veya bağlanmış grup eki) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * yatıştırıcı, uyku ilacı, soğuk algınlığı giderici ve bulantı önleyici olarak kullanılan birinci nesil bir antihistamin (C17H22N2O)

doksisiklin : gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + kyklin (halkalı bileşik eki) (kyklos (daire, çember, halka, döngü) + ine (kimyasal bileşik eki) ); cycline (lat.) * akne, solunum yolu enfeksiyonları, cilt enfeksiyonları, sıtma, bakteriyel enfeksiyonlar gibi hastalıkları tedavi etmek için kullanılan tetrasiklin grubu bir antibiyotik (C22H24N2O8)

doksorubisin : gre. * doxy (dihidroksil (OH) grubu, oksijen ve aromatik halka eki) + rubicine (antikanser ilacı antrasiklin eki) * sarkomlar, lösemi, meme kanseri, yumurtalık kanseri gibi birçok kanser türünün ve solid tümörün ve hematolojik malignitenin tedavisinde kullanılan sitotoksik bir kemoterapi ilacı, hidroksidaunorubisin (C27H29NO11)

doktor : lat. * docere (öğretmek, bilgilendirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * öğreten, öğretmen, bilgilendiren

doktora : lat. * docere (öğretmek, bilgilendirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) + atus (isim yapım eki) * bir lisans ve yüksek lisans programını bitirdikten sonra ilgili bilim dalındaki sınavda başarılı olmak ve bilimsel bir eser üretmek yoluyla edinilen ünvan

doktrin : lat. * doctrina (docere (öğretmek) + trina (isim yapım eki) ) * belirli bir düşünce, inanç veya ideolojiyi sistemli biçimde ortaya koyan, öğreten ve bağlayıcı nitelikte olan öğreti veya ilke, öğreti

doku : tür. * dok, tok (dövmek, vurmak, değmek, bıçak çalmak, taşa yazı yazmak, yazmak) + u (isim yapım eki) * ağ yapı, organizmaların ve organların yapı öğelerinden olan benzer hücreler bütünü

dokumak : tür. * dok, tok (vurmak, dövmek, temas etmek) + u (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ipliği, çözgü ve atkı olarak kullanarak kumaş durumuna getirmek

dokunaklı : tür. * dok, tok (vurmak, dövmek, temas etmek) + u (etken fiil eki) + nak (isim yapım eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duygulandırıcı, belirli duygular uyandıran, duygusal etki bırakan

dokunmak : tür. * dok, tok (temas etmek, vurmak) + un (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * temas etmek (tangere (dokunmak) (lat.); toccare (dokunmak, temas etmek, değmek; vurmak, darbelemek, sertçe değmek), toccata (dokunma, dokunuş, temas, değme) (lat.) )

dokurcun : tür. * dok, tok (temas etmek, vurmak) + ur (bağlaç) + cun (isim yapım eki) * ot veya ekin demetlerinden oluşan yığın

dokuz : tür. * doğ, toğ (doğmak, doğa, dokumak, doymak, yükselmek, çıkmak) + uz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * 8 ile 10 arasındaki sayı

dokuzgen : tür., gre. * dokuz (8 ile 10 arasındaki sayı) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * dokuz kenarlı veya dokuz köşeli geometrik şekil

doküman : lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); document (fra.) * doküman, belge, bilgilendirici kaynak (döküm (bir kabın içindeki bir şeyi başka bir yere boşaltmak, akıtmak) (tür.) ) (bilgiyi bir başkasına boşaltmak anlamından)

dokümantasyon : lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (ile ilgili olma) ) + tio (isim yapım eki); documentation (fra.) * bir konuya ilişkin açıklayıcı belgeler bütünü, belgeleme; belge toplama, düzenleme ve saklama süreci; bilgi veya işlemlerin resmi yazılı kanıtlarla desteklenmesi

dokümanter : lat., fra. * documentum (docere (öğretmek, bilgilendirmek) + mentum (ile ilgili olma) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); documentaire (fra.) * belgeyle ilgili, belgeye dayalı, belgesel; gerçek olayları, kişileri veya olguları belge ve kanıtlarla aktaran film, video veya yayın türü

dolak : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, sarmak, acıdan kıvranmak) + ak (-cı, araç eki) * tozluk yerine kullanılan ve ayak bileğinden dize değin dolanan, ensiz ve uzun, yün kumaş parçası

dolama : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, sarmak, acıdan kıvranmak) + a (bağlaç) + ma (isim yapım eki) * parmaklarda, özellikle tırnak yörelerindeki yumuşak bölümlerde oluşan ağrılı şiş; dolamak fiilinden

dolamak : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + a (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * döndürerek sarmak

dolambaç : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + am (ek) + baç (isim yapım eki) * döne döne uzanan yolun kıvrıntısı; kıvrımlı, dolanarak giden yol veya şey; dolaylı, karmaşık ve dolanımlı yapı

dolan : lat. * dolus (hile, aldatma, kandırma, kurnazlık) (lat.); dolo (ita.) * bir kişinin bilinçli ve kasıtlı olarak karşısındakini aldatma, hile yapma veya zarar verme iradesiyle hareket etmesi hali, hile, sahtekarlık, kasıt, aldatma

dolan : uyg. * dolan (toplu halde yaşamak, kümelenmek, bir arada veya dağınık kümeler halinde yerleşmek) (uyg.); daolang (çin.) * Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Tarım ve Yarkand nehri vadilerinde yaşayan, kendine has yerel kültürü, zengin folkloru ve özgün "Dolan Makamı" müziğiyle tanınan bir halk

dolandırıcı : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + ıcı (yapan, eden eki) * hilekar, sahtekar, aldatıcı

dolandırmak : tür. * tolga (döndürmek, dolamak, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kandırmak, aldatmak, hile yapmak, sahtekarlık yapmak

dolanım : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + an (dönüşlü fiil eki) + ım (isim yapım eki) * dolanmak işi, dönme veya dolaşma hareketi, bir şeyin çevresinde veya içinde dolaşma süreci, sirkülasyon

dolantin : lat. * dolor (acı, ıstırap) + ant, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ine (kimyasal bileşik eki) * opioid (narkotik) ağrı kesici ilacın etken maddesi (C15H21NO2)

dolap : far. * dol (kova) + ab (isim yapım eki) * çark; hile dolandırıcılık; depo (delv (kova) (ara.), delve (araştırmak, arayıp taramak) (ing.) )

dolar : alm. * thaler (vadiden olan, vadici) (thal (vadi) + er (-ci, ile ilgili, sahibi, yapan, eden eki) ) (bugünkü Çek Cumhuriyeti olan eski Bohemya Krallığı Toprakları'nda kullanılan, 16. yüzyıldan kalma büyük gümüş para (Çekya’daki gümüş madeni olan Joachimstal’dan (Joachim + tal (vadi) (Joachim vadisi) ); Amerika Birleşik Devleleri ve Avustralya’nın para birimi * dollar, bucks; dollar le; Dollar r

dolasetron : lat. * dol (farmasötik ön ek) + asetron (serotonin 5-HT3 reseptör antagonistleri için kullanılan uluslararası ilaç eki) * kemoterapi, radyoterapi veya ameliyat sonrası gelişen bulantı ve kusmanın önlenmesi ve tedavisinde kullanılan 5-HT3 reseptör antagonisti ilacın etken maddesi (C19H20N2O3)

dolaşım : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + aş (edilgen veya işteş fiil eki) + ım (isim yapım eki) * dolaşmak işi; belirli bir parkur veya yörüngede döngüsel hareket; dönme veya dolaşma hareketi, bir şeyin çevresinde veya içinde dolaşma süreci, sirkülasyon yapma

dolaşmak : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + aş (edilgen veya işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gezinmek, bir yerde dönerek tur atmak; birbirine sarılmak

dolay : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım eki) * çevre, civar, yakındaki yer

dolayı : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * nedeniyle, yüzünden, sebebiyle, dayalı olarak, kaynaklanarak, çevresinde

dolayısıyla : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) + sı (iyelik eki) + ile (birlikte, beraber) * bağlı olarak, istinaden, ışığında, dayalı olarak; yüzünden, sebebiyle

dolaylama : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * belli bir duyguyu, düşünceyi veya kavramı doğrudan doğruya anlatacak yerde, onu süslü, bezekli sözcüklerle anlatma yolu

dolaylı : tür. * tolga, tol, dol (döndürmek, sarmak, acıdan kıvranmak) + ay (isim yapım eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğrudan olmadan, aracılar veya dolambaçlı yollarla, çevresinden dönerek

dolaylı özne : tür. * dolaylı (doğrudan olmadan, aracılar veya dolambaçlı yollarla, çevresinden dönerek) + özne (yükleme göre işlem yapan, hareketi gerçekleştiren veya hakkında konuşulan varlık) (öz (esas, temel, asıl, cevher) + ne (isim yapım eki) ) * yüklemi edilgen çatılı bir fiil olan cümlelerde, eylemden etkilenen öge, sözde özne (örnek "camlar kırılmış")

dolaylı tümleç : tür. * dolaylı (doğrudan olmadan, aracılar veya dolambaçlı yollarla, çevresinden dönerek) + tüm (bütün, tamam) + leç (araç eki, yapan, eden eki) * eylemin anlamını tümleyen ve yönelme, kalma, çıkma durumlarından birinde bulunan veya ilgeç alan tümleç (örnek "içeriye girdi. ")

dolce : ita. * dolce (tatlı) * tatlı ve yumuşak müzik; şefkatli, hayranlık dolu bir şekilde çalma

dolcissimo : ita. * dolce (tatlı; yumuşak) + issimo (en; üstünlük derecesi (süperlatif) ifade eden ek) * çok tatlı, en tatlı; müzik eserinin belirli bir bölümünün çok daha tatlı ve yumuşak çalınmasını ifade eden terim

doldurmak : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + dur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin içini kaplamak; zamanı sona erdirmek

dolendo : lat. * dolere (üzmek, acıtmak, hüzünlendirmek, ıstırap vermek, kederlendirmek), dolendus, dolendum (üzüntü, acı, ıstırap, keder) (lat.); dolendo (ita.) * hüzünlü, üzüntülü müzik

dolgu : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + gu (isim yapım eki) * boşlukları veya eksik yerleri doldurmak amacıyla kullanılan madde veya işlem

dolgun : tür. * toi, tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dolu, yuvarlak hatlara sahip, göze hoş gelen biçimde dolu görünen, etli, yuvarlak ve dolu görünümlü

dolikhos : gre. * dolikhos (uzun) * baklagiller (Fabaceae) familyasına bağlı, çoğunlukla tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen, uzun ve kıvrık bakla yapısına sahip tırmanıcı sarmaşık ile otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi; Antik Yunanistan’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları'nda yaklaşık 7 ila 24 tur (yaklaşık 1300-4800 metre) arasında değişen mesafelerde koşulan, sporcuların dayanıklılığını ve nefes kontrolünü sınayan uzun mesafe koşu disiplini

dolikoektazik : gre. * dolicocephal (dolikhos (uzun) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak) + aisis (isim yapım ve durum eki) ) * uzamış ve genişlemiş; anatomi veya patolojide uzunlamasına genişleme gösteren yapı veya damarları tanımlayan sıfat

dolikosefal : gre. * dolicocephal (dolikhos (uzun) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) * uzun kafalı

dolly : ing. * doll (dorothy (doron (hediye; armağan) + theos (tanrı, ilah) ) + y (ek) * havalimanlarında, traktörler ile çekilen, apronda konteyner ve palet taşımacılığında kullanılan, seviyesi fazla yüksek olmayan küçük tekerlekli taşıma aracı

dolma : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + ma (isim yapım eki) * Osmanlı mutfağıyla ilişkilendirilen, genellikle pirinç, kıyma, sakatat, deniz ürünleri, meyve veya bunların herhangi bir kombinasyonunun yaprak sarması veya içi boş veya oyulmuş bir sebze (örneğin bir dolmalık biber) içine doldurulmasıyla yapılan yemek

dolmak : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + mak (fiil mastar eki) * bir boşluk veya hazne için, içi katı, sıvı veya gaz halinde bir madde ile tamamen kaplanmak

dolmen : kel. * dol (taş, taş yapı) + men (masa, masaya benzer) * ikisi dikili, üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taş ile oluşturulmuş taş devri mezarı

dolmuş : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + muş (geçniş zaman ve sıfat yapım eki) * yolcuları teker teker geldiği için dolmayı bekleyen ve dolunca yola çıkan otomobil, kayık, deniz motoru gibi küçük taşıt

dolomit : fra. * dolomite (Fransız jeolog Dolomieu’nün soyadından) * kalsiyum ve magnezyumlu karbonat bileşiminde bir kayaç (CaMg(CO3)2)

dolor : lat. * dolere (acımak, acı çekmek * acı, keder, üzüntü, ıstırap

doloroso : lat., isp. * dolor (acı, keder, üzüntü, ıstırap) + oso (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * acı veren, acıklı, hüzünlü, kederli

dolu : tür. * toi tod, tol, dol (kaplamak, kaplanmış olmak, içindek boşluk yok olmak, kabarmak) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç boşluğu tamamen kaplanmış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...