27 Eylül 2026 Pazar

radyosensitif - renal osteodistrofi

radyosensitif : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek), sensitivus (hassas, duyarlı, algılayan) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) * iyonlaştırıcı radyasyona düşük dozlarda bile yüksek biyolojik yanıt veren, kolayca hasar görebilen (hücre, doku veya organizma), radyasyona duyarlı (yapı)

radyoskopi : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * X-ışınları kullanılarak vücudun iç yapılarının gerçek zamanlı olarak izlenmesini sağlayan görüntüleme yöntemi, canlı radyolojik inceleme tekniği

radyoteknoloji : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun üretimi, ölçümü ve tıbbi görüntüleme ile tedavi amaçlı kullanımını sağlayan teknik yöntemleri ve cihazları inceleyen uygulamalı bilim alanı, radyasyon teknolojisi

radyotelefon : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + tele (uzak, uzakta) + phone (ses) (gre.) * radyo dalgaları aracılığıyla kablosuz olarak sesin uzak mesafelere iletilmesini sağlayan iletişim cihazı ve sistemi, kablosuz telefon iletişim sistemi

radyotelgraf : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + tele (uzak, uzakta) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.) * adyo dalgaları kullanılarak kablosuz biçimde yazılı mesajların uzak mesafelere iletilmesini sağlayan iletişim yöntemi ve sistemi, kablosuz telgraf sistemi

radyoterapi : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * iyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak kanser ve bazı hastalıkların hücre düzeyinde tahrip edilmesi yoluyla tedavi edilmesini sağlayan tıbbi tedavi yöntemi, radyasyonla tedavi yöntemi

radyum : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 88, simgesi Ra olan, uranyum cevherlerinde bulunan, yüksek oranda radyoaktif özellik gösteren ve ışınım yayarak bozunan metalik kimyasal element radyum elementi

raf : ara. * rafa ((yükseltmek, kaldırmak) * eşyaların düzenli biçimde yerleştirilmesi için duvara veya dolap içine yükseltilmiş şekilde sabitlenen yatay taşıyıcı yüzey

rafad : ara. * rafada, rafaza (reddetmek, kabul etmemek, geri çevirmek) * reddetme, kabul etmeme (refuse, refuser (reddetmek) (ing., fra.) )

rafadan : ara. * rafada (gevşek bırakmak, rahat bırakmak, bırakmak, salmak; tam katılaştırmamak) + an (ile ilgili, -a ait) (ara.); rapadan (kaynamış yumurta) (erm.) * yumurtanın beyazının pişmiş, sarısının ise tamamen akışkan kalacak şekilde kaynar suda kısa süre (genellikle 2-3 dakika) haşlanması işlemi

rafes : ara. * rafasa (açık veya kaba konuşmak, cinsel içerikli sözler söylemek; cinsel yakınlıkla ilgili söz söylemek ve davranışta bulunmak) * cinsel içerikli konuşma, müstehcen söz veya cinsel davranışa yönelme; cinsellik, cinsel ilişki

rafet : ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek), rauf (esirgeyen, acıyan, merhamet eden) * acıma, merhamet etme, şefkat gösterme, esirgeme

rafflesiaceae : ing., lat. * Rafflesia (İngiliz devlet adamı ve doğa araştırmacısı Sir Thomas Stamford Raffles’ın soyadından) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal bölgelerde yaşayan, klorofil içermeyen, parazit yaşam süren ve çok büyük çiçekleriyle tanınan bitkileri kapsayan familya, Rafflesiagiller

rafız : ara. * rafada, rafaza (reddetmek, kabul etmemek, geri çevirmek) * bir görüşü, otoriteyi veya kabul edilen bir öğretiyi reddeden kimse, reddeden

rafi : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yükseltici, kaldırıcı

rafika : ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak), rafik (yoldaş, arkadaş, eşlik eden) + a (dişil eki) * yol arkadaşlığı yapan, birlikte bulunan veya yakınlık kurulan kadın arkadaş, kadın yoldaş, kadın refakatçı

rafinaj : lat., fra. * refinacium (refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + acium (isim yapım eki) ); raffinage + age (isim yapım eki) * ham maddelerin fiziksel veya kimyasal işlemlerle arındırılarak daha saf ve kullanılır hale getirilmesi süreci, arıtma işlemi

rafinatör : lat, fra. * refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.); rafinateur (fra.) * ham maddeleri arıtma ve saflaştırma işlemlerini gerçekleştiren endüstriyel cihaz veya sistem, arıtma cihazı

rafine : lat, fra. * refinatus (refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); raffiné (fra.) * yabancı maddeler uzaklaştırılarak saflaştırılmış, işlenmiş ve daha ince hale getirilmiş, arıtılmış, saflaştırılmış

rafineri : lat, fra. * refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + arium, orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); raffinerie (fra.) * ham petrol, şeker veya metal gibi maddelerin fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçirilerek safsızlıklarının giderildiği ve kullanılabilir ürünlere dönüştürüldüğü endüstriyel tesis, arıtma tesisi

rafinesquia : lat. * Rafinesque (Polonya kökenli botanikçi Constantine Rafinesque) + ia (isim yapım eki) * Kuzey Amerika kökenli, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, ince yapraklı ve sarı çiçekli bazı otsu bitki türlerini içeren bitki cinsi rafineskya cinsi bitki

rafit : gre. * rhaphis (iğne, sivri uç, ince lif, ipliksi doku; bitkisel lif) * bazı bitki ve hayvan hücrelerinin vakuollerinde bulunan, hücre savunmasında veya kalsiyum dengesinde görev alan kalsiyum oksalat yapılı, iğne biçimindeki mikroskobik billur (kristal) madde

rafi-üd derecat : ara. * rafi (yükselten, yukarı kaldıran) + el (ön ek, artikel) + derecat (dereceler, kademeler, seviyeler, mertebeler) * rereceleri yükselten (Allah’ın esması kapsamında olan ifade)

rafraf : ara. * raf (yükseltme, yukarı kaldırma) + raf (yükseltme, yukarı kaldırma) * yatarken başı yüksek konumda tutabilmek için başın altına konan, içi pamuk, yün veya elyaf ile doldurulmuş tekstil ürünü eşya

rafting : ing. * raft (salla taşımak; şişme bot, sal) + ing (isim yapım eki) * akarsu veya nehirlerde özel şişme botlarla yapılan, akıntıya karşı veya akıntıyla birlikte ilerlemeyi içeren sportif su etkinliği

rafya : gre. * rhaphis (iğne, sivri uç, ince lif, ipliksi doku; bitkisel lif) + eia (isim yapım eki) * özellikle rafya palmiyesi yapraklarından elde edilen, sepetçilik ve bağlama işlerinde kullanılan dayanıklı bitkisel lif ipliği, doğal lif ipliği

ragad : ara. * ragada (taze, yumuşak, bol ve pürüzsüz olmak, zahmetsiz olmak) * refah, genişlik, kolaylık, keyif, huzur, geçim kolaylığı, zahmetsiz ve meşakkatsiz olma durumu

ragbi : ing. * Rugby (İngiltere’de bir yer adı, Warwickshire’daki Rugby kasabası) * 19. yüzyılda İngiltere’de Rugby School’da ortaya çıkan, oval top ile oynanan ve fiziksel temasın yoğun olduğu takım sporu rugby oyunu

ragıb : ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) * rağbet eden, isteyen, talep eden, arzulayan

ragıp : ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) * rağbet eden, isteyen, talep eden, arzulayan

rağbet : ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) + et (isim yapım eki) * bir kimseye, şeye veya duruma karşı yoğun ilgi, istek ve kabul görme hali, toplumda beğenilme ve tercih edilme durumu ilgi ve kabul görme hali, istenme, talep edilme, arzulanma

rağmen : ara. * ragm (zor, istem dışı durum; baskı, karşı koyma) + en (zarf/belirteç eki) * bir engel, zorluk veya karşıt duruma karşın (bir olayın gerçekleştiğini bildiren), karşıtlık ve direnç olması durumunda bile/dahi

rahabe : ara. * rahaba (genişlemek, yayılmak) * genişlik, yayvanlık, vus’at

rahat : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahve (açık, ferah), rahvan (açık), rehavet (ferahlık) * genişlik, açıklık, sakinlik, sükunet, huzur, gevşeklik; geniş, açık, sakin, huzurlu, gevşek (ruhig (sakin) (alm.) )

rahatül-ervah : ara. * rahat (genişlik, açıklık, sakinlik, sükunet, huzur, gevşeklik; üzüntüsüzlük, tasasızlık, kedersizlik; dinginlik) + el (ön ek, artikel) + ervah (ruhlar) * ruhların huzuru, ruhların dinginliği; Türk musikisinde Irak perdesinde karar eden, Hicaz ailesi dizileri ile Irak’taki Segâh dörtlüsünü birleştiren, Neva veya Hüseynî güçlüye sahip, çeşitli asma kararlar ve bakiye bemol/diyez donanımı kullanan, inici seyirli bir makam

rahb : ara. * rahb (korku, ürperti; saygı karışık çekinme) * korku, saygı ve haşmet karşısında oluşan derin ürperti duygusu

rahib : ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek, ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık çekinme; huşu) * korkan, çekinen, sakınan, saygılı korku duyan; Hristiyanlıkta dünyevi hayattan uzaklaşıp manastır yaşamı içinde ibadet, inziva ve ruhani disiplinle yaşayan din adamı, keşiş

rahibe : ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek, ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık çekinme; huşu), rahib (korkan, çekinen, sakınan, saygılı korku duyan) + e (dişil eki) * Hristiyanlıkta manastır yaşamı içinde ibadet, inziva ve ruhani disiplinle yaşayan kadın din görevlisi kadın, keşiş

rahik : ara. * rahika (saflaşmak, berraklaşmak, tortudan arınmak), rahik (saf, süzülmüş; arı içki, temiz içecek) * tortusuz, berrak, saf, katkısız şarap veya içecek

rahil : ara. * rahala (göç etmek) * bir yerden başka bir yere kalıcı olarak geçme, göç, göçme, hicret etme

rahim : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) * anne karnında ceninin geliştiği, canlıda yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli, şefkatli, bağışlayıcı

rahime : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahim (anne karnında ceninin geliştiği, canlıda yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli, şefkatli, bağışlayıcı) + e (dişil eki) * merhamet eden, şefkat gösteren kadın, öerhametli kadın, şefkatli kadın; kadın ismi

rahimehullah : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) + hu (o) + allah (Allah) * “Allah ona merhamet eylesin, Allah rahmet eylesin" mealinde dua

rahip : ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak), rahab (korku, hürmet) * monk, priest, pastor; moine le, prêtre le, abbé le, pasteur le; Mönch r, Priester r, Pastor r, Pfarrer r

rahle : ara. * rahala (göç etmek, yola çıkmak, yer değiştirmek, yüklenip hareket etmek), rahl (yük, binek eşyası; üzerine konulan destek) + e (isim eki) * yük, binek takımı, üzerine konulan destek, kitap koyma desteği; kitap veya mushaf okumak için kullanılan, açılır kapanır ve eğimli yüzeye sahip ahşap okuma sehpası, kitap okuma sehpası

rahle-i tedris : ara. * rahle (yük, binek takımı, üzerine konulan destek, kitap koyma desteği; kitap veya mushaf okumak için kullanılan, açılır kapanır ve eğimli yüzeye sahip ahşap okuma sehpası, kitap okuma sehpası) + i (tamlama eki) + tedris (bilgi ve öğretinin düzenli biçimde aktarılması, ders verme ve eğitim süreci, öğretim faaliyeti) * üzerine ders verilen veya alınan rahle; bir hocanın yanında yetişme ve bilgi edinme, alimden ders alma, terkip eğitim süreci, öğrenim yolu (mecazi)

rahm : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) * merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk

rahman : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk), rahim (anne karnında ceninin geliştiği, canlıda yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli, şefkatli, bağışlayıcı) + an (sıfat yapım eki) * merhameti çok geniş ve kuşatıcı olan, tüm varlıklara yönelik sınırsız şefkati ve bağışlayıcılığı olan; Kur’a’ın 55. suresi

rahmani : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + an (sıfat yapım eki) + i (ile ilgili, -a ait) * merhamet, şefkat ve ilahi bağışlayıcılık niteliği ile ilgili

rahmaniyyet : ara. * rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + an (sıfat yapım eki) + i (ile ilgili, -a ait) + iyet (isim yapım eki) * merhamet, şefkat ve ilahi bağışlayıcılık durumu, rahmani olma durumu

rahmet : ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek, acımak), rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + et (isim yapım eki) * şefkat, merhamet ve bağışlayıcılık, ilahi lütuf ve koruyucu iyilik

rahmi : ara. * rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + i (ile ilgili, -a ait) * rahmet, şefkat ve koruyuculuk niteliği ile ilgili; erkek ismi

rahname : ara. * rah (yol) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * yol gösteren yazı, kılavuz niteliğinde metin, rehber kitap veya yönlendirme eseri rehber eser; gidilecek yolu göstren belge, harita

rahne : ara. * rahana (ipotek koymak, rehin almak; teminat altına almak) * bir borç karşılığında bir malın güvence olarak alıkonulması, teminat amacıyla verilen değer, rehin işlemi

rahşan : ara. * rahaşa (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, aydınlık saçmak) + an (ile ilgili, -a ait) * parlayan, ışıldayan, aydınlık saçan; kadın ismi

raht : ara. * raht (binek eşyası, yük, sefer takımı) * yolculukta kullanılan binek takımı, yük ve sefer sırasında taşınan eşyalar sefer eşyası

raht : ara. * raht (kabile, topluluk; yakın adamlar, destekçiler) * bir kişinin etrafında bulunan, ona bağlı veya onu destekleyen küçük topluluk, grup, çete, yakın çevre topluluğu

rahu : san. * rahu (tutucu, yutan; gölge varlık) * Hint mitolojisinde Güneş ve Ay’ı yutarak tutulmalara neden olduğuna inanılan, başı kesilmiş bir asura (iblis) figürü tutulma iblisi

rahvan : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahve (açık, ferah) + an (ile ilgili, -a ait) * atlar için kullanılan ve binek hayvanının sarsmadan, bir tür hızlı yürüyüş adımıyla koşması veya bu şekilde koşan at

RAID : ing. * redundant (yedekli) + array (dizi) + of (-) + independent (bağımsız) + disks (diskler) * birden fazla diski tek bir mantıksal yapı altında birleştirerek performans veya veri güvenliği sağlayan depolama teknolojisi

rai : ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + i (-cı, yapan, eden eki) * gören, görücü

raid : ara. * ra’da (gürlemek, şiddetli ses çıkarmak), ra’d (gök gürültüsü, şimşek sesi; gürleme) * gürleyen, gürüldeyen (raid (akın, saldırı) (ing.) )

raif : ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek) * aşırı derecede şefkatli, esirgeyen, yumuşak huylu ve merhamet gösteren, incelik ve bağışlayıcılık sergileyen, merhametli, şefkatli, re'fetli

rais : ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) * mantıklı, kafalı, akıllı

raiyyet : ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’ya, ri’aye (otlatmak, gözetmek, yönetmek) + et (isim yapım eki) * bir hükümdar idaresinde olanlar, birinin idaresine bağlı olanlar, devletin idaresindeki insanlar; sürü. otlatılan hayvan sürüsü; Osmanlı döneminde bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan, vergi veren ve üretim yapan halkın bütünü (tebaa)

rajidae : lat. * raja (yassı gövdeli, kanat biçimli yüzgeçlere sahip vatoz cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * denizlerde yaşayan, gövdeleri yassılaşmış, geniş kanat biçimli göğüs yüzgeçleri bulunan ve kuyrukları ince olan vatozları kapsayan balık familyası, Vatozgiller

rajiformes : lat. * raja (yassı gövdeli, kanat biçimli yüzgeçlere sahip vatoz cinsi) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * gövdeleri yassılaşmış, geniş göğüs yüzgeçleri bulunan ve çoğunlukla deniz tabanında yaşayan vatozları kapsayan kıkırdaklı balıklar takımı, Vatozlar takımı

rak : ara. * rak (ince deri, parşömen; özellikle yazı yazmak için hazırlanmış deri) * üzerine yazı yazılan tabaklanmış ince ceylan derisi veya beyaz sayfa

rak : ara. * raka (eğilmek) * eğilme

rak : ara. * rakiya (yükselmek, yukarı çıkmak, derecelenmek) * yükselme, yükseliş; incelme, inceltme (“rakı, raki” (damıtma yani inceltme yöntemiyle elde edilen içki) )

rakabe : ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * ense kökü, boyun; kul, köle, cariye

rakam : ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı) * sayıları ifade etmek ve sayma, ölçme veya sıralama işlemlerinde kullanılan sembollerden her biri

rakb : ara. * rakiba (binmek, üstüne çıkmak) * kervan; birlikte yol alan yolcu ve binek topluluğu, kervan halinde yolculuk eden, binekli yolcu topluluğu

rakd : ara. * rakada (vurmak, ritmik şekilde vurmak, darbe uygulamak) * darbe, ritimle vurma ( racket (raket) (ing.), raquette (raket) (fra.) )

rakde : ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek) * yatma, uyuma, uyku, berzah

raket : ara., fra. * rakada (vurmak, ritmik şekilde vurmak, darbe uygulamak), rakd (darbe, ritimle vurma) (ara.); raquette (raque ( vurma, darbeleme) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * tenis, masa tenisi, badminton ve squash gibi sporlarda topa vurmak amacıyla kullanılan, uzun saplı, ucu oval çerçeveli ve gergin ağdan (kiriş) oluşan spor ekipmanı

rakı : ara. * rakiya (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla çıkmak), raki (yükselmiş, yukarı çıkmış; yükseltgenmiş, damıtılmış içki), terakki (yükselme, ilerleme), arak (ter, döküle damla) * yükselmiş, yükseltgenmiş, damıtılmış; özellikle Türkiye'ye özgü, suma (üzüm alkolü) ve anason tohumlarının bakır imbiklerde yeniden damıtılmasıyla üretilen geleneksel bir alkollü içki (damıtılma sürecindeki terleme (damlama) olayına atfen)

rakım : ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı), rakim (işaretleyen, sayı veya harf yazan) * bir noktanın, bir yerin coğrafi konumunun dikey düzlemdeki yerini belirten, ortalama deniz seviyesine göre yüksekliği, yükselti

raki : ara. * raka (eğilmek) + i (sıfat yapım eki) * rüku eden, eğilen

raki : ara. * rakiya (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla çıkmak), raki (yükselmiş, yukarı çıkmış; yükseltgenmiş, damıtılmış içki), terakki (yükselme, ilerleme) * yükselmiş, yükseltgenmiş, damıtılmış

rakib : ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * gözetleyen, izleyen; ir yarışta, oyunda veya işte aynı hedefe ulaşmak için birbirini geçmeye çalışan, üstünlük kurmayı hedefleyen taraflardan her biri, dişli kişi veya grup

rakik : ara. * rakka (incelmek) * ince, narin, yufka yürekli, hisli, merhametli, şefkatli ve zarif, rikkat sahibi

rakim : ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı), rakim (işaretleyen, sayı veya harf yazan) * yazılmış nesne, yazı yazılacak levha

rakin : ara. * rakana (sağlam olmak, yerleşik olmak; sükunet ve denge halinde bulunmak) * gözetip çare bulan, bir işte denge ve düzen sağlayan; tedavi eden, çözüm üreten

rakip : ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * aynı amaca ulaşmak için birbiriyle yarışan, aynı şeyi elde etmek için birbirine üstünlük kurmaya çalışan taraflardan her biri

rakis : ara. * rakasa (döndürmek, terse döndürmek) * tersine döndüren

rakit : ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku) * durgun, hareketsiz, kıpırtısız, sakin; uykuda, uyuyan

rakk : ara. * rakk (ince deri yaprak; yazı için hazırlanmış yüzey, sahife) * kitap, sahife; kağıt yerine kullanılan ince deri parçası; tomar; yama

rakkas : ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek), raks (sallanma, ritmik hareket etme; dans etme) * ritmik ve sallanarak hareket eden, dans eden erkek kişi, dansçı, dansör

rakkase : ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek), raks (sallanma, ritmik hareket etme; dans etme) * ritmik ve sallanarak hareket eden, dans eden kadın kişi, dansçı, dansöz

rakor : lat., far. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); raccord (birleştirme, ekleme; iki parçayı birbirine bağlayan parça) (re (yeniden, tekrar, geri) + accord (uyum, ahenk, anlaşma) ) (fra.) * sıhhi tesisat, hidrolik veya mekanik sistemlerde iki boruyu veya hortumu döndürmeye gerek kalmadan birbirine bağlayan, sökülüp takılabilir olan, genellikle metal (pirinç, paslanmaz) veya plastikten üretilen sızdırmazlık elemanı

raks : ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek) * sallanma, ritmik hareket etme; dans etme; sıçrayarak, sallanarak dans etme (rock (sallanmak) (ing.) )

raksibakumab : lat. * raxi (farmasötik ön ek) + ba (bakteriyellik belirteci) + cumab (cu, u (insan) + mab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) ) * solunum yoluyla bulaşan (inhalasyon) şarbon (Bacillus anthracis) enfeksiyonlarının tedavisinde ve maruziyet sonrası korunmada kullanılan özel bir insan monoklonal antikor (antitoksin) ilacın etken maddesi (C6320H9794N1702O998S42)

raku : jap. * raku (rahatlık, huzur, keyif, dinginlik; kolaylık, doğal sadelik) * düşük sıcaklıkta pişirilen, fırından çıkarıldıktan sonra ani soğutma ve indirgeme işlemleriyle çatlaklı, metalik veya isli yüzeyler elde edilen Japon kökenli seramik pişirme sanatı ve tekniği

rakun : pow. * aroughcun, arakhun (elleriyle kaşıyan/tutan, el kullanan) * Kuzey Amerika kökenli, Procyonidae (rakungiller) familyasından olan, yüzünde maske benzeri siyah lekeler bulunan, gece aktif, hem etçil hem otçul beslenebilen küçük memeli hayvan

rakursi : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + curtare (kısaltmak, eksiltmek), curtus (kısa, eksik; kısaltılmış, eksiltilmiş, kesilmiş, daraltılmış) (lat.); raccourci (kısaltılmış, eksiltilmiş) (re (yeniden, tekrar, geri) + ac (-a doğru, yönelim; etken fiil eki) + courcir (kısaltmak, eksiltmek), courci (kısaltılmış, eksiltilmiş) ) * kısaltılmış; kısa görünüş, modelin karşıdan,yandan bakıldığında çizgilerinin olduğundan kısa görünmesi; resim ve sanatta bir nesnenin veya figürün, perspektif kuralları kullanılarak izleyiciye doğru derinlik hissi verecek şekilde, alışılmadık bir açıdan (üstten, alttan veya yandan) olduğundan daha kısa veya şekil değiştirmiş gibi gösterilmesi tekniği, kısaltım

rallentando : lat, ita. * re (yeiden, tekrar) + lentare (yavaşlatmak) (lentus (yavaş) + are (fiil mastar eki) ) + andum (isim yapım eki) (lat.); rallentando (ita.) * müzikte icranın giderek yavaşlatılması, tempo hızının kademeli olarak düşürülmesi

ralli : lat., fra., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + alligare (birbirine bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (ad (-a doğru, yönelim) + ligare (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (lat.); re (yeniden, tekrar, geri) + allier (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (fra.); rally (ing.) * toparlanmak, bir araya gelmek, toplanmak, güç kazanmak; spor, siyasi veya sosyal bağlamda katılımcı veya destekçileri bir amaç etrafında toplamak; motor sporlarında uzun yol veya etap yarışı

rallidae : lat. * rallus (su tavuğu cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * sulak alanlarda yaşayan, ince uzun bacaklı, çoğunlukla gizli yaşam süren, yürüyücü kuşları kapsayan familya, sakargagiller, yelvegiller, su tavuğugiller

rally : lat., fra., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + alligare (birbirine bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (ad (-a doğru, yönelim) + ligare (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (lat.); re (yeniden, tekrar, geri) + allier (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (fra.); rally (ing.) * toparlanmak, bir araya gelmek, toplanmak, güç kazanmak; spor, siyasi veya sosyal bağlamda katılımcı veya destekçileri bir amaç etrafında toplamak; motor sporlarında uzun yol veya etap yarışı

raloksifen : lat., gre. * ral (farmasötik ön ek) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (gre.) * seçici östrojen reseptör modülatörü olarak kullanılan, özellikle kemik sağlığının korunması ve osteoporoz tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C28H27NO4S•HCl)

raltegravir : lat. * ralte (ön ek) + integrare (bütün yapmak, bütünlemek, tamamlamak) + avir (antiviral ilaç eki) * HIV virüsünde DNA’nın konak hücre genomuna entegrasyonunu engelleyerek virüsün çoğalmasını durduran antiretroviral ilacı etken maddesi (C20H21FKN6O5)

RAM : ing. * random (rastgele) + access (giriş, duhul, akses) + memory (bellek, hafıza) * bilgisayarda verilerin geçici olarak tutulduğu ve işlemci tarafından hızlı erişim için kullanılan, rastgele erişim imkanı veren, elektrik kesildiğinde içeriği silinen çalışma belleği

rama : san. * rama (karanlığı aşan, ışık veren; sevinç, dinlenme, hoş, yüce, büyüleyici) * Hint mitolojisinde adalet, erdem ve doğruluğun sembolü olan, Ramayana destanının başkahramanı olan ve kötülükle mücadeleyi temsil eden kahraman kral

ramad : ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü

ramak : ara. * ramaka (çok az kalmak, tükenmeye yakın olmak) * bir şeyin çok azı, neredeyse tükenmiş en küçük miktarı, son derece az kalma durumu; ölümden önceki son yaşam belirtisi, bakış, nefes

raman etkisi : san. * raman (Hint fizikçi Chandrasekhara Venkata Raman’ın soyadından) + etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * bir ışık demetinin bir maddeyle etkileşmesi sonucu dalga boyunun değişmesiyle ortaya çıkan inelastik saçılma olayı (bu etki moleküllerin titreşim ve dönme enerjilerini analiz etmekte kullanılır.)

ramanujan sayısı : hin. * ramanujan (Hint matametikçi Srinivasa Ramanujan’ın soyadından) + sayısı (rakamı) (tür.) * iki farklı şekilde iki küpün toplamı olarak ifade edilebilen en küçük doğal sayı olan 1729 sayısı (1^3 + 12^3 = 9^3 + 10^3)

ramas : ara. * ramas (çapak, gözde toplanan madde, gözde biriken çapak, kurumuş salgı) * gözde özellikle uyku sonrası oluşan, gözyaşı ve mukus karışımının kuruyarak sertleşmesiyle meydana gelen çapaklanma durumu (ramasser (toplamak) (fra.) )

ramayana : san. * rama (karanlığı aşan, ışık veren; sevinç, dinlenme, hoş, yüce, büyüleyici) + yana (gelişim) * Hint mitolojisinde Rama’nın sürgünü, Sita’nın kaçırılması ve iyilik ile kötülük arasındaki savaşın anlatıldığı, ahlaki ve dini öğretiler içeren ve kutsal kabul edilen epik destan (Hint yarımadasında Mahabbarata ile birlikte en çok bilinen iki destandan biri)

ramaz : ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü

ramazan : ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kameri takvim (Ay takvimi) olan Hicri takvime göre dokuzuncu ay, üç aylar adı verilen ve İslam’a göre kutsal sayılan ayların sonuncusu, oruç ayı; erkek ismi

rambo : ing. * rumbustious, rambunctious (gürültülü, gürültücü, taşkın, delişmen) (rum (kuvvetli, dirençli) + ust (ile ilgili, gibi, -a ait) + iosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + o (son ek); robust (gürbüz; zorlu çetin, kuvvetli, güçlü, dirençli) (rob (zorlamak, zorla almak, kuvvet uygulamak; soymak) + ust (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); ramble (başıboş gezmek, dolanmak) * sert, saldırgan, zorlu, çetin

ramelteon : lat., gre. * ra (farmasötik ön ek) + melteon (melatonin reseptör agonistleri sınıfındaki molekül belirteci) * uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin reseptör agonisti olarak kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C16H21NO2)

ramet : lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + ettum (küçültme veya topluluk eki) * bitkilerde ana gövde veya ana kökten ayrılan, kendi başına yaşama ve çoğalma yeteneğine sahip modüler birey veya sürgün birimi, klonun ayrı bir yaşamsal birimi

rami : ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak; itaat etmek, eğilmek, boyun eğmek) + i (-cı, yapan, eden eki) * atan, fırlatan, savuran; ok atan, mermi atan, nişancı; itaat eden, boyun eğen

ramicaul : lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + caulis (gövde, sap) * bazı bitkilerde, özellikle orkidelerde yaprağı taşıyan ve rizomdan veya ana gövdeden ayrılan dal benzeri özel gövde/sürgün yapısı, dal gövde, yan gövde

ramifikasyon : lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) ) + tio (fiili isim yapan son ek) * bir şeyin dallanarak, kollar halinde çoğalması; bir yapının veya sürecin dallanıp genişlemesi

ramifiye : lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) ) + tus (geçmiş zaman eki) ) (lat.); ramifié (fra.) * dallanmış, kollar halinde çoğalmış

ramim : ara. * ramma (çürümek, dağılmak, ufalanmak, eski haline dönüp parçalanmak) * çürümüş, bozulmuş, dağılmış; kemiğin çürümesi; çürük, çürüyerek yapısı bozulmuş, dağılmış ve bütünlüğünü kaybetmiş; eski, yıpranmış, parçalanmış

ramipril : lat. * ram (ticari ilaç adı kökü) + i (bağlayıcı ses) + prila (ACE (angiotensin-converting enzyme inhibitor ) inhibitörü eki) * hipertansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, damarları gevşeterek kan basıncını düşüren ACE inhibitörü ilacın etken maddesi (C23H32N2O5)

ramiş-huvar : ara. * ramiş (uzanmak, yayılmak, huzur bulmak; makamın genişleyici seyir karakteri) + havara (yüksek sesle bağırmak, haykırmak, böğürmek), huvar (bağıröa, haykırma, böğürme; eski Türk/Doğu müziğinde kullanılan makam adı, tiz/üst bölge seyri çağrışımı) * klasik Türk musikisinde iki ayrı makamın birleşiminden oluşan, seyri genişleyip farklı perdelerde kararlar gösterebilen bileşik makam

ramiş-i can : ara. * ramiş (uzanmak, yayılmak, huzur bulmak; makamın genişleyici seyir karakteri) + i (tamlama eki) + can (ruh, hayat, dirim, yaşam özü) * klasik Türk musikisinde kullanılan, özellikle yumuşak geçkilerle ilerleyen ve dinlendirici, huzur verici bir karakter taşıyan tarihi bir makam

ramnoz : gre. * rhamnos (kuzukulağı benzeri bitki) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * bitkilerde bulunan, özellikle glikozit yapılarının içinde yer alan, deoksi şeker türlerinden biri olan doğal bir monosakkarit

rampa : fra. * rampe (eğimli yol, çıkış; tırmanma yüzeyi, eğimli geçiş) * iki farklı yükseklik arasındaki geçişi kolaylaştırmak için yapılmış olan, özellikle engelli erişimi, yük taşıma veya araç geçişi için kullanılan eğimli yüzey

ramphastidae : gre. * ramphos (gaga, özellikle kuş gagası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * büyük ve genellikle parlak renkli gagalarıyla tanınan, tropikal Amerika’da yaşayan tukanları kapsayan kuş familyası, Tukungiller

ramsey-hunt sendromu : ing. * Ramsay Hunt (Amerikalı nörolog James Ramsay Hunt'ın soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * yüz sinirini (fasiyal sinir) etkileyen varisella-zoster virüsünün neden olduğu, kulakta ağrı, yüzde felç ve genellikle kulak çevresinde döküntü ile seyreden nörolojik bir hastalık

ramucirumab : lat. * ramu (ön ek) + cir-(VEGFR-2 hedefleme ile ilişkili kök adlandırma segmenti) + umab (human monoclonal antibody (insan monoklonal antikoru) ) * kanser tedavisinde kullanılan, damar endotelyal büyüme faktörü reseptörü 2’yi (VEGFR-2) hedefleyerek tümörün damar oluşumunu baskılayan monoklonal antikor ilacın etken maddesi

ramza : ara. * ramz (işaret, sembol, simge; bir şeyi temsil eden gösterge) + a (isim yapım/dişil şekil eki) * bir şeyi temsil eden işaret, sembol (simge) veya anlam taşıyan gösterge

rana : ara. * ra‘n (incelik, zarafet, hoş görünüş) * güzel, hoş, latif, göz alıcı ve parlak, görünüşü güzel olan, göze hoş gelen, güzel, hoş görünen, zarif

rana : ara. * rana (uzun uzun bakmak, dikkatle seyretmek, hayranlıkla bakmak) * güzel, hoş, latif, göze hoş görünen

rana temporaria : lat. * rana (kurbağa) + temporaria (geçici, mevsimsel olan) (temporarius (zamanla ilgili) (tempus (zaman) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Avrupa’da yaygın olarak bulunan, soğuk iklimlere uyum sağlamış bir kurbağa türü, çim kurbağası

randa : ost., ita. * randa (yelken) (ost.) * gemilerin mizana direğinin (en kıçtaki direk) gerisine çekilen, rüzgarı yandan alarak manevra kabiliyetini artıran dörtgen şeklindeki yan yelken; randa yelkeni, randa gizi (spanker gaff); gemilerde direk, yelken veya arma parçalarının belirli bir açıyla düzenlenmesi ve rüzgarın etkisine göre yönlendirilmesi işlemi (Rand (kenar) (alm.) )

rande : far. * rand, rend (yontma, törpüleme) + e (-ci, yapan, eden, yapma aleti) * yontma aleti, kenarını törpüleme, rendeleme (render (parçalayıcı) (ing.) )

randevu : fra. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), se rendre (gitmek, ulaşmak, varmak), rendez (gidin, ulaşın, varın) + vous (siz) * önceden belirlenmiş bir zamanda ve yerde bir kişiyle görüşmek için yapılan planlı buluşma; doktor, kurum veya iş görüşmesi için verilen zaman dilimi

randevuevi : fra., tür. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), se rendre (gitmek, ulaşmak, varmak), rendez (gidin, ulaşın, varın) + vous (siz) (fra.) + ev (barınak, yaşanan kapalı mekan) + i (iyelik eki) (tür.) * kadınların para karşılığında erkeklerle cinsel ilişkiye girdikleri mekan, kerhane, genelev, fuhuşhane

randıman : fra. * rendement (verim, getiri, sonuç verme) (rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak) + ment (isim yapım eki) ) * bir sistem, makine veya çalışmanın harcadığı enerjiye göre ürettiği iş veya çıktı miktarı, verimlilik oranı

random : fra. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) * belirli bir düzen, plan veya öngörülebilirlik olmadan, rastgele ve düzensiz şekilde gerçekleşen durum veya seçim, rastgele

randomizasyon : fra., lat. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir işlemi, seçimi veya dağılımı belirli bir düzen veya öngörü olmaksızın rastgele hale getirme süreci, rastgeleleştirme

randomize : fra., lat. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * belirli bir düzen veya öngörü olmaksızın rastgele hale getirilmiş, gelişigüzel dağıtılmış veya seçilmiş

rane : ara. * rana (bir şeyin üstünü kapatmak, galip gelmek, boyamak, kirletmek, kararmak, paslanmak, kirlenmek, üzeri kir tabakası ile kaplanmak, kalbe perde inmek, örtmek, kaplamak) * karartı, pas, kir, çökelti, tortu, cüruf, telve

ranforsatör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + fortis (güçlü, kuvvetli, kudretli, sağlam) + are (fiil mastar eki) + tor (-cı, yapan, ede eki) * bir yapıyı veya sistemi daha güçlü ve dayanıklı hale getiren, takviye eden (cihaz veya düzenek); röntgen çekimlerinde hastadan geçen X-ışınlarını görünür ışığa dönüştürerek röntgen filminin daha düşük radyasyon dozuyla görüntülenmesini sağlayan, kaset içine yerleştirilmiş fosfor tabakalı ekran

range : fra. * rang (sıra, dizi), ranger (sıralamak, dizmek) * bir şeyin ulaşabildiği mesafe (menzil), kapsadığı alan, menzil; nesnelerin belirli bir sıra veya dağılım içinde bulunduğu aralık, sıra, dizi

ranibizumab : lat. * rani (recombinant (farklı canlı türlerinden veya kaynaklardan alınan genetik materyallerin bir araya getirilmesi sonucu oluşan yeni, yapay DNA molekülü) + humanized (insanlaştırılmış) + bi (bios (yaşam, hayat, dirim) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * gözde anormal damar oluşumunu (özellikle yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve diyabetik makula ödemi gibi durumlarda) azaltmak için kullanılan, VEGF-A’yı inhibe eden monoklonal antikor yapılı biyolojik ilacın etken maddesi (C2158H3282N562O681S12)

ranidae : lat. * rana (kurbağa) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gerçek kurbağaları kapsayan, çoğunlukla iyi gelişmiş arka bacakları ve sıçrama yetenekleriyle bilinen kurbağa familyası, Gerçek kurbağagiller

ranitidin : lat. * raniti (ön ek) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) * mide asidini azaltan, mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri ile reflü hastalığında kullanılan H2 reseptör blokörü ilacın etken maddesi (C13H22N4O3S)

ranolazin : lat. * rano (ön ek) + li (bağlaç) + zine (azotlu heterosiklik yapı eki) * kronik anjina pektoris tedavisinde kullanılan, kalp kasındaki sodyum akımını azaltarak oksijen tüketimini düşüren antianginal ilacı etken maddesi (C24H33N3O4)

ranson kriterleri : ing. * ranson (Amerikalı cerrah Dr. John HC Ranson’ın soyadından) + kriterion (yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü) (gre.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * akut pankreatit hastalarında hastalığın şiddetini ve mortalite riskini değerlendirmek için kullanılan; başvuru anı ve ilk 48 saat içindeki klinik ve laboratuvar parametrelerine dayanan bir prognostik değerlendirme sistemi

rant : lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) (lat.); rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme, ulaştırma) * bir malın veya paranın, emek harcamadan belirli bir süre içinde sağladığı gelir (örneğin toprak veya gayrimenkul getirisi)

rantabilite : lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); rentabilité (rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme, ulaştırma) + able (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) + ité (isim yapım ve durum eki) ) (fra.) * bir ekonomik faaliyet veya işletmenin kullanılan kaynaklara karşılık ne kadar verimli ve karlı sonuç ürettiğini ifade eden karlılık ve verimlilik durumu, karlılık, verimlilik

rantabl : lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); rentable (rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme, ulaştırma) + able (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) (fra.) * karlı, verimli

rantiye : fra. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme, ulaştırma) + ier (-cı, yapan, eden eki) * üretim yapmadan, sahip olduğu sermaye, mülk veya yatırımlardan faiz veya kira geliri elde ederek yaşayan (kişi); ekonomik olarak gelirini ranttan sağlayan sınıf, rantçı

ranunculaceae : lat. * Ranunculus (düğünçiçeği cinsi adı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, düğünçiçeği, anemon ve akraba cinsleri kapsayan bitki familyası, Düğünçiçeğigiller

ranviye düğümleri : fra. * ranvier (Fransız histolog Louis-Antoine Ranvier’nin soyadından) (fra.) + düğüm (iplik, ip, halat gibi bükülebilir şeyleri kıvırıp kendi üzerine veya birbirine dolayarak yapılan boğum) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * miyelinli sinir liflerinde, miyelin kılıfının kesintiye uğradığı, sinir impulslarının “atlamalı iletim” (saltatory conduction) ile daha hızlı iletilmesini sağlayan küçük aralıklar

ranza : ita. * rancia (barınak, yatak düzeni, donanım/askerî düzen içinde kullanılan çerçeve yatak) * üst üste yerleştirilmiş yataklardan oluşan, özellikle dar alanlarda ve askeri kışla, yurt ve gemi gibi yerlerde yer tasarrufu sağlamak için kullanılan çok katlı yatak sistemi

raoult yasası : fra., tür. * raoult (Fransız kimyager François-Marie Raoult’un soyadından) (fra.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * çözeltilerde, çözücü buhar basıncının, saf çözücünün buhar basıncı ile çözücünün mol kesrinin çarpımına eşit olduğunu belirten kanun; çözeltilerin buhar basıncı ve kaynama noktası hesaplamalarında temel ideal bir çözeltinin buhar basıncının, çözeltideki her kimyasal bileşenin buhar basıncı ve mol kesirleriyle doğrudan ilişkili olduğunu belirten yasa

rap : gre., lat.* rhythmos (akıș, düzenli hareket; ölçülü tekrar eden akış) (gre.) + and (ve) (ing.) + poiesis (poiein (yapmak, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * genellikle hip hop kültürüyle ilişkilendirilen, 1970'lerde New York'ta doğmuş olan, eleştirel sokak dili sözlerinin kafiyeli, hızlı ve ritmik altyapı (beat) eşliğinde söylendiği bir vokal ifade biçimi

rapel : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + appellare (hitap etmek, çağırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pellere (sürmek) ) (lat.); rappel (tekrar çağırma) (re (yeniden, tekrar, geri) + appeler (çağırmak), appel (çağrı) ) (fra.) * hatırlatma, tekrar çağırma

raphanus : gre. * raphanos (turp) * Brassicaceae (turpgiller) familyasına ait, kök sebze olarak bilinen turp bitkisi

raphionacme : gre. * rhaphis (iğne, sivri) + akme (uç, doruk, zirve, uç nokta, en yüksek nokta, e üst nokta; olgunluk) * Apocynaceae familyasına ait, sivri uçlu bitki cinsi

rapid eye movement : lat., ing. * Rapidus (hızlı, çabuk, süratli, aceleci) (lat.) + Eye (göz) (ing.) + Momentum (hareket) (lat.); rapid eye movement (hızlı göz hareketi) (ing.) * uyku sırasında gözlerin hızlı ve ritmik şekilde hareket ettiği, beyin aktivitesinin arttığı ve rüya görmenin en yoğun olduğu uyku evresi

rapidly progressif : lat., ing. * Rapidus (hızlı) (lat.) + ly (zarf/belirteç eki) (ing.) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + gradi (yürümek, adım atmak, ilerlemek), gressus (yürüme, adım atma, ilerleme) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * rapidly progressive (ing.)

rapor : lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.); rapport (geri taşıma, iletme; rapor) (fra.) * bir konu hakkında gözlem, inceleme veya araştırma sonucunda hazırlanan yazılı veya sözlü bilgi aktarımı, durum tespiti, değerlendirme ve sonuç bildiren belge

raportör : lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek) + us (isim yapım eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); rapporteur (geri taşıyan, ileten; rapor veren) (fra.) * bir konu hakkında bilgi toplayıp bunu yazılı veya sözlü rapor haline getiren, değerlendirme ve sunum yapan kişi

rapörtaj : lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek) + us (isim yapım eki) ) + acium (isim yapım eki) (lat.); rapportage (fra.) * bir olay, kişi veya durum hakkında yerinde yapılan gözlem ve soruşturmaya dayalı bilgi toplama ve bunu yazılı veya görsel haber haline getirme çalışması; bir gazetecinin, uzman veya tanınmış kişilerle, yerlerle güncel olaylarla ilgili inceleme, araştırma ve gözlemlerine kendi görüşlerini de katarak hazırladığı yazılı, sesli veya görüntülü haber türü; bilgi toplama, belgelemek veya tanıtma amacıyla yapılan etkileşimli bir içerik üretim süreci

rappadak : tür. * rappa (ses yansımalı kelime) + dak (sıfat yapım eki) * ansızın, birdenbire, aniden, beklenmedik bir anda

rapsodi : gre. * rhaptein (birleştirmek, bir araya getirmek) + oide (güzel, şarkı, ilahi, güzel ses) * müzikte veya edebiyatta serbest biçimli, parçalı ama duygusal yoğunluğu yüksek, genellikle tematik olarak birbirine bağlanan bölümlerden oluşan eser

rapt : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabt (bağlama, birleştirme, bir araya getirme, iliştirme, ilişkilendirme) * raptetme, bağlama, birleştirme, bir araya getirme, tutturma, ekleme, iliştirme, ilişkilendirme

raptiye : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabt (bağlama, birleştirme, bir araya getirme, iliştirme, ilişkilendirme) + iye (araç eki) * kağıtları, kumaşları veya ince malzemeleri yüzeye tutturmak için kullanılan küçük metal çivi veya ataç benzeri sabitleyici araç

rare done : ing. * rare (nadir, az pişmiş (özellikle et için); seyrek) + done (yapılmış; pişmiş, tamamlanmış) * etin, dışı hafifçe kızarmış, içi ise parlak kırmızı, yumuşak ve kanlı (sulu) bırakıldığı, yaklaşık 50-55 °C iç sıcaklıkta, her iki tarafının da yüksek ateşte kısa süre mühürlendiği pişirme yöntemi, az pişmiş (diğer et pişirme kıvamları “medium (orta) ve “well” (iyi) )

ra's : ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) * baş, kafa; başta olan, tepede olan, yetiştiren, reis (rex, roi (kral) (lat., fra.), reign, reigner, regieren (hükmetmek, saltanat sürmek) (ing., fra., alm.), rational rationnel (mantıklı, makul) (ing., fra., alm.) )

rasad : ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma

rasadgah : ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * gök cisimlerini gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme yeri, gözetleme yeri; gözlemevi

rasadhane : ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gök cisimlerini gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme yeri, gözetleme yeri; gözlemevi

rasagilin : lat. * rasa (rasajik asit; antiepileptik etkiyle ilişkili kimyasal türev) + gil (farmasötik adlandırma eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * Parkinson hastalığında kullanılan, beyindeki dopamin yıkımını azaltarak hareket kontrolünü iyileştiren MAO-B inhibitörü grubu ilacın etke maddesi (C12H13N)

rasat : ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma

rasathane : ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gök cisimlerini gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme yeri, gözetleme yeri; gözlemevi

rasburikaz : gre. * rasb (ön ek) + ourikos (idrar ile ilgili, üre ile ilgili, ürik) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ase (enzim eki) * vücutta ürik asidi parçalayarak allantoine dönüştüren, özellikle kemoterapiye bağlı yüksek ürik asit düzeylerini (tümör lizis sendromu) önlemek için kullanılan rekombinant enzim ilacının etken maddesi (C1521H2381N417O461S7)

rasemik : lat. * racemus (karışım, salkım; eşit oranlı karışım) + icus (ile ilgili, -a ait) * optik olarak birbirinin ayna görüntüsü olan, optik aktivite göstermeyen iki enantiyomerin eşit oranlı karışımı ile ilgili

rashba-dresselhaus efekti : rus., ing., lat. * rashba (Sovyet-Rus fizikçi Emmanuel Rashba’nın soyadından) + dresselhaus (Amerikalı fizikçi Gene Dresselhaus’un soyadından) + effectus (etki, tesir, sonuç) (lat.) * katı hal fiziğinde, spin-yörünge etkileşimi nedeniyle enerji bantlarının parçalanmasını ve spin polarizasyonunu açıklayan, yarı iletken malzemelerde ve spintronik uygulamalarda önem arzeden etki

rasi : ara. * rasi (hırslı, istekli) * bir işi başarmaya güçlü istek duyan, hedeflerine ulaşmak için yoğun çaba gösteren, azimli ve tutkulu, hırslı, azimli (kişi)

rasid : ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleyen, gözleyen

rasif : ara. * rasf (dizmek, sıralamak, döşemek) * taşların veya malzemelerin düzenli biçimde dizilmesiyle oluşturulan sağlam zemin, kaldırım veya döşeme; dayanıklı, sağlam, muhkem; taş temel, rıhtım; denizin yüzüne çıkmış kayalar

rasih : ara. * rasah, rasaha (sabit olmak, kökleşmek, derinleşmek) * sabit, köklü, sağlam, derin, derinleşmiş

rasim : ara. * resm (yazmak, çizmek, desen yapmak, işaret oluşturmak, iz bırakmak) * resmeden, resim yapan, yazan, çizen; erkek ismi

rasiye : ara. * rasa (yerleşmek, sabit olmak; sağlam durmak, kök salmak) + iye (isim yapım eki) * büyük dağ (revasi (ç.) )

rasizm : lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * insanları ırk temelli sınıflara ayırıp bazı ırkları üstün veya aşağı gören, buna göre ayrımcılık yapan ideoloji ve davranış biçimi, ırkçılık

rasmussen sendromu : ing. * rasmussen (İngiliz nörolog Theodore Rasmussen'in soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * genellikle çocukluk çağında başlayan, beynin tek yarım küresinde ilerleyici iltihaplanma ve hasarla seyreden, tedaviye dirençli nöbetler ve zamanla gelişen nörolojik kayıplarla karakterize nadir bir epilepsi sendromu

raspa : lat. * raspare (kazımak, törpülemek, sürtmek; yüzeyi kazıyarak temizlemek) + a (isim yapım eki) * metal, ahşap veya duvar yüzeylerindeki pas, boya, çapak, yosun ve kir gibi istenmeyen katmanları kazıyarak temizlemek, düzeltmek veya yüzeyi pürüzsüz hale getirmek için kullanılan çelik el aleti veya bu işlem (gemi, makine ve mobilya sektöründe yüzey hazırlığı (boya öncesi) için kritik bir yöntemdir.)

rast : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) * düz, doğru, uygun, hayırlı, şanslı; sağ taraf; İran ve Türk musikisinde bir makam ve orta sol perdesinin ismi

rasta : amh., ara. * ra’s (baş, kafa, tepe, lider, reis) + tafari (korkulan, saygı duyulan; korkma, ürkme, korkup kaçma) (1916-1930 arası Habeşistan (Etiyopya) İmparatoru Haile Selassie'nin taç giymeden önceki adından) * Jamaika kökenli Rastafarian inanç ve kültürüne bağlı kişiyi veya bu hareketle ilişkili kimlik; saçların özel tekniklerle birbirine dolanarak düğümlenmesiyle oluşan kalıcı veya geçici bir saç modeli (Rastafari kültürüne özgü uzun, örgülü saçlar)

rast-acem : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + acem (İranlı; yabancı) * Türk musikisinde rast ve acem dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rastafaryanizm : amh., ara., lat. * ra’s (baş, kafa, tepe, lider, reis) + tafari (korkulan, saygı duyulan; korkma, ürkme, korkup kaçma) (amh., ara.) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Etyopya (Habeşistan) prensi Haile Selassie tarafından kurulmuş olan ataerkil, heteronormatif dünya görüşünü savunan, ritüel, din, evrensellik, sevgi, barış kavramlarını benimseyen, esrar kullanımını destekleyen Mısır kökenli Ra dinlerinin Hıristiyanlık ve Yahudilik ile sentezinden oluşan inanç akımı; uzun ve örgülü saça "rasta" denmesinin kökeni

rast-aşiran : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde rast ve aşiran dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rastgele : far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + gele (gelsin, olsun) (tür.) * herhangi bir düzen, plan veya seçim olmadan, tesadüfen oluşan veya seçilen, tesadüfi, tesadüfen

rast-gerdaniye : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde rast ve gerdaniye dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rast-geveşt : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) * Türk musikisinde rast ve geveşt dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rast-haveran : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + haveran (doğu ile batı) (haver (doğu, şark) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Türk musikisinde rast ve haveran dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rast-ı cedid : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı (tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının yenilenmiş, çeşitlendirilmiş formu

rast-ı kebir : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı (tamlama eki) + kebir (büyük) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının daha geniş, güçlü ve ağır karakterli varyantı

rast-ı sağiyr : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı (tamlama eki) + sağir (küçük) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının daha küçük ölçekli, dar kapsamlı ve hafif varyantı

rast-ı sultani : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı (tamlama eki) + sultan (hükümdar, padişah, şah) + i (ile ilgili) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının saray üslubuna uygun, daha görkemli ve ağır karakterli bir çeşidi

rastık : far. * rasukst (göze sürülen siyah boya, sürme veya antimon) * kaş ve saçları boyamak, belirginleştirmek (sürme çekmek) için kullanılan, antimon, çimento ve kükürt karışımıyla elde edilen, toz veya macun halinde göz çevresine uygulanarak bakışları derinleştiren, göze sürme gibi uygulanabilen siyah renkli, doğal mineralli boya

rast-kürdi : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + kurd (kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde rast ve kurdi dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rastlamak : far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * beklenmedik şekilde karşılaşmak, tesadüfen denk gelmek, bir şeyi aramadan bulmak

rastlantı : far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + la (etken fiil eki) + ntı (isim yapım eki) (tür.) * beklenmedik şekilde karşılaşma, tesadüfen denk gelme, bir şeyi aramadan bulma, rastlama

rast-mahir : far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + mahir (becerikli, yetenekli, hünerli, usta) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının usta icra geleneğiyle ilişkilendirilen, daha süslemeli ve teknik açıdan zengin yorumlanmış bir çeşidi

rast-maye : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) * Türk musikisinde rast makamının temel yapı (maye) karakteri üzerinden şekillenen, sade ve kök diziye yakın bir varyantı

rast-nevruz : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) * Türk musikisinde rast makamı ile nevruz dizisel özelliklerinin birleşiminden oluşan veya nevruz karakteriyle şekillendirilmiş makam

rast-selmek : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde rast ve selmek dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rast-şehnaz : far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde rast ve şehnaz dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam

rasyo : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) * matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma değeri, orab, nispet, rasyon

rasyon : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) * matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma değeri, rasyo

rasyonalist : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, ede eki) * bilgiyi, doğruyu ve kararları duygu veya inanç yerine akıl ve mantık temeline dayandıran felsefi yaklaşımı benimseyen kişi, akılcı, mantıkçı

rasyonalite : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bilgiyi, doğruyu ve kararları duygu veya inanç yerine akıl ve mantık temeline dayandırma durumu, akılcı olma, mantıklı olma, mantıksal olma

rasyonalizasyon : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir düşünceyi, davranışı veya sistemi akılcı gerekçelerle açıklama, mantıksal hale getirme veya ekonomik/organizasyonel olarak daha verimli bir yapıya dönüştürme süreci, makulleştirme, akılcı hale getirme, mantıksallaştırma

rasyonalizm : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilginin ve doğruluğun temel kaynağının duyular değil akıl olduğunu savunan felsefi görüş, akılcılık, mantıksalcılık

rasyonel : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * akıl ve mantık çerçevesinde düşünülebilen, hesaplanabilir veya mantıksal olarak açıklanabilir özellikte olan, mantıklı ve ölçülebilir, mantıksal, makul, akla yatkın

rasyonel sayı : lat., tür. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) (tür.) * iki tam sayının birbirine oranı şeklinde yazılabilen, kesirli veya tam sayı olabilen sayı türü

raşan : ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak) + an (sıfat yapım eki) * titreyen, ürken, korkan (rush (acele etmek, telaş içinde olmak) (ing.) )

raşe : ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak) + e (isim yapım eki) * titreme, ürkme, korkma

raşi : ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak); murteşi (rüşvet veren), ruşva, ruşvet, rişa (eğme, yön değiştirme; bir kişiye haksız bir işi yaptırmak, bir kararı etkilemek veya görevi kötüye kullandırmak amacıyla gizlice verilen para, hediye veya çıkar), raşa, raşva, raşava (eğmek, yumuşatmak, yön değiştirtmek) + i (sıfat yapım eki) * titreyen, ürken, korkan; rüşvet veren kişi

raşid : ara. * raşada (doğruya yönlendirmek), ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl erdirme, erginlik) * doğruyu ayırt edebilen, akıl ve olgunlukla hareket eden, doğruya yönlendirme, doğruya rehberlik etme vasfı olan, doğru yola yönlendiren, doğru yolda olan, akıllı

raşit : ara. * raşada (doğruya yönlendirmek), ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl erdirme, erginlik) * doğruyu ayırt edebilen, akıl ve olgunlukla hareket eden, doğruya yönlendirme, doğruya rehberlik etme vasfı olan, doğru yola yönlendiren, doğru yolda olan, akıllı

raşitizm : gre., lat. * rhakhis (omurga, sırt kemiği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); rachitismus (lat.) * özellikle D vitamini eksikliğine bağlı olarak çocuklarda kemik gelişiminin bozulması ve kemiklerde yumuşama ve deformasyonla karakterize olan hastalık

ratanya : lat. * Ratanhia (Güney Amerika kökenli Krameria cinsi bitki) * büzücü (astringent) özelliğe sahip kökleri ishal kesici (sürgün kesici) ve kanama durdurucu olarak kullanılan, Karabuğdaygiller (veya bazı kaynaklara göre Baklagiller) familyasından 20-40 cm boyunda, Amerika'da yetişen küçük bir çalı bitkisi, Krameria triandra

ratb-ül lisan : ara. * ratb (yumuşak) + el (ön ek, artikel) + lisan (dil) * yumuşak dilli, yumuşak sözlü, mülayim lisanlı

rate : lat., ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) (lat.); rate (ing.) * iki büyüklük arasındaki karşılaştırmayı, bir şeyin başka bir şeye göre miktarını veya gerçekleşme hızını ifade eden oran veya ölçüm değeri

rati : san. * rati (zevk, haz, cinsel arzu, keyif) * Hint mitolojisinde aşk ve cinsel haz tanrısı Kamadeva’nın eşi olan, tutku ve arzuyu simgeleyen tanrıça

ratifiye : lat., fra. * ratificaare (onaylamak, tasdik etmek, doğrulamak, geçerli kılmak), ratificatus (onaylanmış, tasdik edilmiş, doğrulanmış, geçerli kılınmış) (ratus (geçerli, doğru, onaylanmış, tasdik edilmiş) + factus (yapılmış, edilmiş, işlenmiş) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat ); ratifié (fra.) * onaylanmış, tasdik edilmiş, doğrulanmış, geçerli kılınmış

rating : lat , ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) (lat.); rate (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir şeyin değerini, kalitesini veya derecesini belirleme ve bunu sayısal veya sembolik olarak ifade etme işlemi; derecelendirme, puanlama, takdir veya değerlendirme

ratio : lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) * matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma değeri, orab, nispet, rasyon

ratkan : ara. * rataka (ulaşmak, yetişmek, birleşmek, bitişmek, ilişmek) * bitişik, birleşik, ilişik

rauf : ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek) * çok şefkatli, çok merhametli, esirgeyen, acıyan

raum : alm. * raum (alan, boşluk) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, bir karga formunda tezahür eden ve kraliyet evlerinden hazineler çalmak, şehirleri yerle bir etmek ile zamanın akışını (geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği) bildirmekle görevli olan 40. cin

raunt : lat., fra , ing. * rotundus (yuvarlak, dairesel, döngüsel) (lat.); rond (fra.); round (ing.) * spor karşılaşmalarında veya çeşitli rekabet içeren etkinliklerde belirli bir süre veya aşama; boks sporunda maçın belirli sürelerle bölünmüş her bir aşaması

rauvolfia : lat. * Rauvolf (Alman botanikçi Leonhart Rauwolf) + ia (isim yapım eki) * Apocynaceae familyasına ait, özellikle sinir sistemi üzerinde etkili alkaloidler içeren tropik şifalı bitki cinsi

ravent : lat. * rheum (ravent bitkisi; şifalı bitki cinsi adı) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * genellikle yaprak sapları yemeklerde kullanılan, ekşi tadıyla bilinen ve tıbbi özellikleri olan Rheum cinsine ait bitki türü

ravh : ara. * ravh (rahatlık, dinlenme, huzur, rahatlama, rahmet) * rahatlama, sükûnet ve huzur hali, gevşeme ve ferahlık durumu

ravi : ara. * rava (anlatmak, nakletmek, aktarmak, iletmek), rivayet (anlatma, nakletme, aktarma, iletme) * anlatan, nakleden, aktaran, ileten, rivayet eden

ravioli : lat. * rapa (şalgam; dolgu) + oli (çoğul küçültme eki) (olus (küçültme eki) + i (çoğul eki) ) * talyan mutfağına ait, içi genellikle et, peynir veya sebze ile doldurulan ve kare, daire veya üçgen şeklinde kesilen, Türk mutfağındaki mantı ile büyük benzerlik gösteren ancak boyut olarak genellikle daha büyük olan, domates sosu, eritilmiş tereyağı veya krema bazlı soslar eklenerek servis edil dolgulu bir makarna türü

ravukonazol : lat., gre. * rav (ön ek) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, azol türevi bir antifungal ilacı etken maddesi (C22H17F2N5OS)

ravza : ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bakma, yetiştirme, ehlileştirme, eğitme (hayvan veya arazi)

ravza-i cinan : ara. * ravza (bahçe) + i (tamlama eki) + cinan (cennetler) * cennet bahçeleri; cennetlere giden yol

ravza-i mutahhara : ara. * ravza (bahçe) + i (tamlama eki) + mutahhara (temizlenmiş, kiri giderilmiş) (tahara (temizlenmek, kirini gidermek, arınmak), tahhara (temizlemek, kiri gidermek, arıtmak) ) * Medine'deki Mescid-i Nebevi'nin içinde bulunan ve İslam peygamberi Muhammed'in mezarından minberine kadar olan özel yer, Ravza Bölgesi

ray : lat., fra. * regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (lat.); rail (fra.) * trenlerin üzerinde hareket ettiği, paralel döşenmiş metal yol sistemi

rayb : ara. * rayb (şüphe, tereddüt; kesinlikten uzak olma hali) * kişinin bir bilgi, haber veya durum karşısında zihninde kesinlik oluşmaması sonucu ortaya çıkan kuşku ve kararsızlık hali, şüphe, kuşku

rayb-el menun : ara. * rayb (şüphe, tereddüt; kesinlikten uzak olma hali) + el (ön ek, artikel) + (ölüm, ecel; sona erme vakti) * insanın ölüm gerçeği karşısında duyduğu kuşku ve belirsizlik hissiyle birlikte ölümün kaçınılmazlığına işaret eden ifade; zamanın hadiseleri; ölüm; ıstırap veren hadiseler (Kur’an ifadesidir.)

rayen : san., far. * rati (bahşetmek, lütfetmek, bağışlamak) (san.); ray (düşünce, görüş, fikir, akıl), rayen (düşünce, görüş, fikir, akıl, tedbir ve her şeyin aslı, esası) * düşünce, görüş, fikir, akıl, tedbir ve her şeyin aslı, esası; sağlık, refah; hoş kokulu otlar, fesleğen

rayiç : ara., tür. * ra’ic (geçerli, yürürlükte olan; rağbet gören) (ra’y (görüş, fikir, değer) + ic (ile ilgili, -a ait) ) * bir mal veya hizmetin belirli bir zaman ve piyasada arz ve talep koşullarına bağlı olarak oluşan güncel alım-satım değerini ifade eden piyasa fiyatı ve geçerlilik düzeyi; piyasa değeri veya güncel fiyat; mal, hizmet veya gayrimenkulün belirli bir zamandaki değeri veya fiyatı

rayiha : ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * bir madde veya ortamdan yayılan, özellikle hoş algılanan koku hissi, hoş koku

raynaud fenomeni : fra., gre., tür. * Raynaud (Fransız hekim Maurice Raynaud’un soyadından) (fra.) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * özellikle soğuk veya stres etkisiyle el ve ayak parmaklarındaki küçük damarların geçici olarak daralması sonucu oluşan, parmaklarda solukluk, morarma ve ardından kızarma ile seyreden dolaşım bozukluğu durumu

razaki : far., gre. * Rey, Raz (İran’ın Tahran iline yakın bir il) + aki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.), razaki (gre.) * kalın kabuklu, iri, uzun taneli, tatlı ve genellikle sarı-açık yeşil renkli, sofralık, iri, uzun, oval taneli ve kalın kabuklu, sert ve diri yapılı bir üzüm türü

razı : ara. * radiya (memnun olmak, hoşnut olmak) * bir durumu kabul ederek onaylayan, içsel olarak memnuniyet ve kabullenme gösteren, memnun, hoşnut, rızası olan, uygun bulan, istekli

razık : ara. * rızk (insanın yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu maddi ve manevi her türlü geçim imkanı ve nasip edilen kazanç ve imkanlar bütünü, nasip, geçim, verilen pay), razaka (rızıklandırmak) * yaşam için ihtiyaç duyulan her türlü maddi ve manevi geçim imkanını veren, rızıklandıran, rızık veren

raziyye : ara. * raziya (başına musibet gelmek, büyük kayıp yaşamak) + iye (isim yapım eki) * insanı derinden sarsan, büyük üzüntü ve kayıp doğuran felaket, musibet veya ağır acı veren olay, bela, baskın, musibet (razzia, Razzia (baskın) (ing., fra., alm.) )

razmol : rus. * razmol (iri, kepekli un) * buğdayın una dönüştürülmesi sürecinde elde edilen, ince kepekten daha fazla un parçacığı, ruşeym ve kabuk içeren besleyici bir değirmencilik yan ürünü; özellikle tahılın veya sert maddelerin kırılıp öğütülmesi için kullanılan değirmen veya öğütme düzeneğiyle elde edilen kırılmış, iri öğütülmüş ürün parçaları

Rb : lat. * rubidium (rubidus (koyu kırmızı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 37 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, yumuşak, gümüş beyazı renkli ve oldukça reaktif olan, atom saatlerinde, fotoelektrik hücrelerde, araştırma sistemlerinde ve özel alaşımlarda kullanılan bir alkali metal element

RBC : ing. * red (kırmızı) + blood (kan) + cell (hücre) * kanda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısını ve sağlığını gösteren laboratuvar parametresi

RCT : ing. * randomized (rastgele) + controlled (kontrollü) + trial (deneme) * klinik araştırmalarda tedavi etkinliğini değerlendirmek için yapılan rastgele kontrollü çalışma

RDBMS : ing * relational (ilişkisel) + database (veritabanı) + management (yönetim) + system (sistem) * verileri tablolar arasındaki ilişkilerle yöneten veritabanı sistemi

re : lat. * resonare (yankılanmak, ses vermek) + fibris (lifler, tendonlar, teller, kirişler ) ) * solfej sisteminde “do”dan sonra gelen ve batı müzik dizisinde ikinci dereceyi ifade eden ses adı; Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin ikinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut

Re : lat. * rhenium (Rhenus (Ren Nehri'nin Latince adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 75 olan, periyodik tablonun 7. grubunda bulunan, çok yüksek erime noktasına sahip, yoğun ve dayanıklı olan, jet motoru alaşımlarında, katalizörlerde, termokupllarda ve yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılan geçiş metali element

re’sen : ara. * ra's (baş, kafa, tepe, uç, reis, temel, esas) + en (olarak ) * (bir makam veya idare) herhangi bir başvuru veya talep olmaksızın kendi inisiyatifiyle doğrudan harekete geçerek, insiyatif alarak

ready-made : ing. * ready (hazır) + made (yapılmış, üretilmiş) * sanat bağlamında, Marcel Duchamp tarafından kavramsallaştırılan biçimde hazır üretilmiş sıradan bir nesnenin sanat eseri olarak seçilip sergilenmesi; standart ölçülerde seri üretimle hazırlanmış, tüketiciye doğrudan satışa sunulan ve kişiye özel dikim gerektirmeyen hazır giyim ürünleri

reagent : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kimyasal bir reaksiyon sırasında başka bir maddeyle etkileşerek onun yapısını, varlığını veya özelliklerini belirlemek veya değiştirmek amacıyla kullanılan madde

reaksiyon : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); réaction (fra.) * bir uyarıcı, etken veya dış etki karşısında bir sistemin, maddenin veya canlının verdiği maddi veya manevi tepki ve bu tepki sonucunda ortaya çıkan fiziksel, kimyasal, biyolojik veya psikolojik değişim süreci, tepki

reaksiyoner : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.); réactionaire (fra.) * toplumsal, siyasal veya düşünsel değişimlere karşı çıkıp mevcut düzeni koruma veya eski düzene geri dönme eğilimi gösteren, gerici

reaksiyon-injeksiyon : lat. * reactio (tepkime, tepki verme) + injectio (içine zerk etme, içine fışkırtma) * endüstride sıvı haldeki iki veya daha fazla hammaddenin yüksek basınçla karıştırılıp düşük basınçlı bir kalıba dökülmesiyle, kalıp içinde kimyasal tepkime ile sertleşen hafif ve sağlam parçaların üretildiği özel bir plastik üretim yöntemi

reaktan : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * kimyasal bir reaksiyon sırasında tepkimeye girerek yeni maddelerin oluşmasını sağlayan (başlangıç maddesi); kimyasal reaksiyona ilgisi olan molekül

reaktans : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + entia (isim yapım eki) * bireyin, özgürlüğü kısıtlandığında veya tehdit edildiğinde, kısıtlamaya karşı direnme ve davranışlarını özgürleştirme eğilimi; sosyal psikolojide motivasyonel bir tepki biçimi; alternatif akım devrelerinde bobin ve kondansatör gibi elemanların akıma karşı gösterdiği, enerji tüketmeyen ancak akım ve gerilim arasında faz farkı oluşturan empedans bileşeni

reaktif : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) * kimyada bir maddeyle kolayca tepkimeye girme eğilimi gösteren, fiziksel veya kimyasal bir uyarana karşı hızlı yanıt veren (madde veya davranış özelliği), tepkisel

reaktivasyon : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * daha önce pasif, durdurulmuş veya inaktif durumda bulunan bir süreç, sistem veya organizmanın yeniden aktif hale getirilmesi ve işlev kazanması süreci, tekrar/yeniden aktifleşme/aktifleştirme

reaktivite : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin kimyasal veya fiziksel etkilere karşı ne ölçüde kolay ve hızlı tepki verdiğini, tepkimeye girme eğiliminin derecesi, tepkisellik

reaktör : lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), actus (yapım, edim, eylem) + or (-cı, yapan, eden eki) * nükleer, kimyasal veya teknik sistemlerde belirli bir reaksiyonu kontrollü biçimde başlatan, sürdüren ve yöneten, enerji üretimi veya madde dönüşümü sağlayan cihaz veya düzenek

real time : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); real + time (zaman, vakit, süre) (ing.) * bir olayın meydana geldiği anda gecikme olmaksızın anlık olarak işlenmesini, aktarılmasını veya görüntülenmesini ifade eden ve gecikmesiz eşzamanlılık durumunu belirten teknik kavram, gerçek zaman

realist : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.); réaliste (fra.) * gerçekliği idealleştirmeden olduğu gibi kabul eden, sanat ve düşüncede dış dünyayı süsleme veya soyutlama yapmadan nesnel (objektif) biçimde yansıtmayı amaçlayan yaklaşımı benimseyen kişi veya akım, gerçekçi

realistik : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.); réalistique (fra.) * gerçekliği olduğu gibi, ayrıntılarıyla ve idealize etmeden yansıtan; sanat, edebiyat veya düşünce alanında nesnel gözleme dayalı olan (betimleme ve temsil biçimi)

realite : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); réalité (fra.) * zihinden bağımsız olarak var olan dış dünyanın, olguların ve nesnelerin olduğu gibi mevcut bulunma durumu, gerçeklik, hakikat

realizasyon : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.); réalisation (fra.) * bir düşünce, plan veya tasarının zihinsel aşamadan çıkarılarak somut, uygulanabilir ve fiili bir duruma dönüştürülmesi süreci, gerçekleştirme, realize etme

realize : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); réalisé (fra.) * (bir düşünce, plan veya tasarı) zihinsel aşamadan çıkarılarak somut, uygulanabilir ve fiili bir duruma dönüştürülmüş, gerçekleşmiş, gerçekleştirilmiş

realizm : lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); réalisme (fra.) * sanat, edebiyat ve düşüncede dış dünyayı idealize etmeden, gözleme dayalı ve nesnel biçimde olduğu gibi yansıtmayı temel alan yaklaşım ve akım, gerçekçilik, hakikatçılık

reanimasyon : lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + anemos (anemos (rüzgar) ) (gre.); animatio (animare (diriltmek, yaşatmak, canlandırmak, hayat vermek, hareketlendirmek) (anima (zihin, ruh, nefes, yaşam gücü; canlılık, bilinç; rüzgar, hava üfleme) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); réanimation (fra.) * solunum veya dolaşım gibi yaşamsal fonksiyonları durmuş veya ciddi şekilde zayıflamış bir kişinin tıbbi müdahalelerle yeniden hayata döndürülmesi ve hayati fonksiyonlarının desteklenmesi süreci, yeniden canlandırma

reasürans : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + securus (güvenli, emniyetli) (se (ayrı, uzak) + cura (bakım, özen, ihtimam, endişe, kaygı) + us (sıfat yapım eki) ) + entia (isim, yer ve durum eki) (lat.); réassurance (ré (yenide, tekrar) + assurance (assurer (garantilemek, emin ve güvenli kılmak) ( a etken fiil eki) + sûr (emin, güvenli, kesin, şüphesiz) + er (fiil mastar eki) ) + ance (isim yapım eki) ) (fra.) (fra.) * sigorta şirketlerinin üstlendikleri risklerin bir kısmını başka bir sigorta şirketine devrederek risk paylaşımı ve mali güvence sağlama sistemini ifade eden sigortacılık uygulaması

reaya : ara. * raaya (gütmek, yönetmek, idare etmek, korumak), raʿiyyah (güdülen, idare edilen) * Osmanlı toplum düzeninde padişahın veya devletin yönetimi altında bulunan askerî sınıf dışındaki vergi veren sivil halkı ifade eden tarihi terim

rebab : ara. * rabab (yaylı çalgı, kemane türü enstrüman) * özellikle Orta Doğu ve Orta Asya müzik geleneğinde kullanılan, genellikle tek veya birkaç telli, yay ile çalınan geleneksel yaylı çalgı

rebabe : ara. * rabab (yaylı çalgı, kemane türü enstrüman) * özellikle Orta Doğu ve Orta Asya müzik geleneğinde kullanılan, genellikle tek veya birkaç telli, yay ile çalınan geleneksel yaylı çalgı

rebamipid : lat. * reba (farmasötik ön ek) + amipide (amino asit ve amid belirteci) * mide mukozasını koruyucu etki gösteren, ülser ve gastrit gibi durumlarda kullanılan sentetik ilaç etken maddesi (C19H15ClN2O4)

rebi-ül ahir : ara. * rebi (ilkbahar; bahar mevsimi) + el (ön ek, artikel) + ahir (son, sonra, sonraki, diğer, başka, öte, öbür) * Hicri takvime göre Rebiülevvel ayından sonra gelen ve İslamî aylar arasında “ikinci bahar ayı” olarak bilinen kameri ay

rebi-ül evvel : ara. * rebi (ilkbahar; bahar mevsimi) + el (ön ek, artikel) + evvel (ilk, önce) * Hicri takvime göre Safer ayından sonra gelen ve “ilk bahar ayı” anlamını taşıyan kameri ay

reboksetin : lat. * rebo (ön ek) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * depresyon tedavisinde kullanılan, seçici noradrenalin geri alım inhibitörü etkisine sahip bir antidepresan ilacı etken maddesi (C19H23NO3)

rebound : ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + bound (sıçramak, zıplamak) * çarpma veya etki sonrası geri sıçrama, geri tepme veya eski durumuna dönme olayı; basketbolda, şut olarak potaya atılan topun potadan veya çemberden sekerek tekrar oyuna dönmesi ve bir oyuncu tarafından kontrol altına alınması

rebutia : lat. * Rebut (Fransız botanikçi Pierre Rebut’un soyadından) + ia (isim yapım eki) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, küçük ve yuvarlak gövdeli, gösterişli çiçekleriyle bilinen bir kaktüs cinsi

rebvet : ara. * raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek) * etrafına göre daha yüksekte kalan, hafifçe kabarmış, yükselmiş, havadar ve tümsek yer veya tepe, yüce, yüksek yer

rec : ara. * raca (dönmek, geri dönmek), rucu (dönüş, geri dönüş) * geri dönüş, geri dönme, geri gelme

reca : ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) * emel, ümit, umut, beklenti

recai : ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) + i (sıfat yapım eki) * ricacı, rica eden; ricayla ilgili

receb : ara. * racaba (saygı göstermek, yüceltmek, tazim etmek, hürmet etmek) * saygı gösterilen, saygı duyulan, yüceltilen, hürmet edilen, tazim edilen; Hicri takvimde yer alan, savaşmanın haram kabul edildiği dört kutsal aydan biri olan yedinci kameri ay; erkek ismi

receiver : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.); receiver (ing.) * bir şeyi (özellikle sinyal, mesaj veya enerji akışını) alan ve kendi sistemine kabul eden araç veya kişi; radyo, televizyon veya uydu alıcısı; telefon ahizesi veya mesajı alan kişi

recep : ara. * racaba (saygı göstermek, yüceltmek, tazim etmek, hürmet etmek) * saygı gösterilen, saygı duyulan, yüceltilen, hürmet edilen, tazim edilen; Hicri takvimde yer alan, savaşmanın haram kabul edildiği dört kutsal aydan biri olan yedinci kameri ay; erkek ismi

recf : ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa (titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek), ircaf (ortalığı sarsacak kışkırtmalar yapma), murcif (yalan haberle kışkırtıp sarsan) * titreme, sarsılma, sarsıntı, ürperti, ürperme, korku ve heyecanla bedende oluşan hafif titreşim durumu

recim : ara. * racama (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, savmak, savuşturmak; taşlamak, taş atmak) * kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama, taş atma

recm : ara. * racama (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, savmak, savuşturmak; taşlamak, taş atmak) * kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama, taş atma

recmetmek : ara., tür. * recm (kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama, taş atma) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir kişiye veya şeye taş atma yoluyla zarar vermek; İslam hukukunda zina cezası olarak taşlayarak cezalandırmak

recover : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + cooperire (örtmek, kaplamak; gizlemek) (lat.); recover (ing.) * kaybedilen, bozulan veya zarar gören bir şeyi yeniden kazanmak, eski haline getirmek, telafi etmek; sağlığına yeniden kavuşmak, iyileşmek

recumbant : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + cumbere (yatmak, yaslanmak, uzanmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) (lat.); recumbant (ing.) * sırtüstü uzanmış, yaslanmış veya yatay pozisyonda bulunan; vücudun dinlenme veya gevşeme halinde olduğu durum

recül : ara. * racul (erkek, adam; yetişkin erkek birey) * erkek, er kişi, adam

reçel : far. * riz (damlamak, sızmak; akmak) + al (isim yapım eki) * meyvelerin şekerle veya balla kaynatılarak yoğunlaştırılmasıyla elde edilen tatlı, kıvamlı gıda türü

reçete : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), captus (kapılmış, yakalanmış) (lat.); recit (ing.) * alınan veya tahsil edilen para, gelir veya bir ödemenin resmi, belgeli kaydı, makbuz, fiş

reçine : lat. * resina (ağaçtan akan yapışkan, aromatik sıvı madde) * ağaçların gövdesinden sızan, havayla temas edince sertleşen ve yapıştırıcı, vernik veya kimyasal üretiminde kullanılan yapışkan doğal madde; sonsuz polimerleşmeyle elde edilen, büyük moleküllü yapay madde

reçitatif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak), citatus (çağırılmış, seslendirilmiş, harekete geçirilmiş, uyandırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) * opera, oratoryo veya kantat gibi dramatik müzik eserlerinde, olay örgüsünü ilerletmek amacıyla metnin konuşma diline yakın, şarkı söyler gibi seslendirilmesi tekniği

reçme : gre. * ramma (dikiş, iplik), rapsimein (dikiş dikme) * özellikle örme ve esnek kumaşların etek boyu ile kol ağızlarının kıvrılıp dikilmesinde kullanılan, kumaşın ön yüzünde çift sıra paralel düz dikiş, arka yüzünde ise esnekliği sağlayan zincir (overlok benzeri) örgüsü oluşturan özel bir tekstil dikiş tekniği; terzi teyel dikişi; sırma ve ipekle yapılan bir tür işleme

red : ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek, reddetmek, dönmek, iade etmek) * geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme, dönme, iade etme (radius (yarı çap, dönüş ekseni), rod (dönüş mili), radius (yarıçap), rotate (dönmek), rotation (dönüş), to get rid of (kurtulmak) (ing.), rotation (dönüş) (fra.), Rad (tekerlek, dönen), rotieren (dönmek, döndürmek), Rotation (dönüş) (alm.) )

reda : ara. * reda (süt emmek) * bir bebeğin (genellikle 2 yaş sınırı içinde) bir kadının memesinden süt emmesi veya sütün çocuğun midesine ulaşmasıyla süt hısımlığı (süt kardeşliği/akrabalığı) oluşturması durumu

redaksiyon : lat., fre. * re (yeniden, tekrar, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); rédaction (fra.) * bir metnin dil, anlatım ve içerik bakımından düzenlenerek yayınlanmaya hazır hale getirilmesi süreci

redaktör : lat., fre. * re (yeniden, tekrar, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); rédacteur (fra.) * bir metni dil, anlatım ve içerik bakımından düzenleyen ve yayına hazır hale getiren kişi

reddetmek : ara., tür. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek, reddetmek, dönmek, iade etmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * geri çevirmek, geri döndürmek, kabul etmemek

redd-i hakim : ara. * redd (geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme, dönme, iade etme) + i (tamlama eki) + hakim (yargıç) * bir hakimin tarafsızlığına güvenilmediği durumlarda davadan çekilmesinin veya davaya bakmasının istenmemesi anlamına gelen hukuki itiraz

redd-i ilhak : ara. * redd (geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme, dönme, iade etme) + i (tamlama eki) + ilhak (katma, bağlama, ekleme, ilave) * bir bölgenin veya topluluğun başka bir devlete veya egemenliğe bağlanmasını kabul etmeme, reddetme

reddiye : ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek, reddetmek, dönmek, iade etmek) + iye (isim yapım eki) * bir görüşü, iddiayı veya eseri çürütmek, yanlışlamak, yalanlamak, reddetmek amacıyla yazılan karşı yazı veya eleştirel cevap

redevans : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + de (-den eki) + vendere (satmak, devretmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); redevance (fra.) * bir işletme hakkının (özellikle maden, doğal kaynak veya tesis işletme hakkı) belirli bir bedel karşılığında devredilmesi veya bu kullanım için ödenen pay, kira veya üretimden alınan hak

redif : ara. * radafa (takip etmek, izlemek), radif (takip eden, izleyen, ardınca gelen) * arkadan gelen, birisinin ardından giden; birbiri ardınca zuhur etmek; terhis olup ihtiyata geçen asker; beytin sonunda kafiyeden sonra tekrarlanan kelime

redingot : ing. * riding (binme, at binme) + coat (palto, uzun ceket; dış giyim) * başlangıçta biniciler için tasarlanmış, zamanla erkek modasında kullanılan uzun ve resmi ceket türü

redm : ara. * radama (yığmak, doldurmak, set yapmak, tıkamak) * sağlam engel, mania, kapatma yapısı, set

redoks : lat., gre., fra. * reduction (azalma, eksilme) (re (yeniden, tekrar, geri) + ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) ) + oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); redox (fra.) * bir maddenin aynı anda elektron alarak indirgenmesi (redüksiyon) ve elektron vererek yükseltgenmesi (oksidasyon) süreçlerinin birlikte gerçekleştiği kimyasal reaksiyon

redoks titrasyonu : lat., gre., fra. * reduction (azalma, eksilme) (re (yeniden, tekrar, geri) + ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) ) + oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); redox (fra.) + titulus (kitabe, yazıt, başlık, ün, nam, ünvan) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) (lat.); titre (ünvan, başlık, sıfat, derece) + er (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) (fra.) * bir çözeltideki bir maddenin konsantrasyonunu, onunla oksidasyon-redüksiyon tepkimesi veren başka bir maddenin hacmini veya konsantrasyonunu ölçerek belirlemek için kullanılan yöntem

redresör : fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + redresser (doğrultmak, düzeltmek) + eur (-cı, yapan, eden eki) * alternatif akımı tek yönde akacak şekilde doğrultarak doğru akıma çeviren elektriksel cihaz, doğrultucu

red-tide : ing. * red (kırmızı) + tide (gelgit, deniz kabarması) * denizlerde veya kıyı sularında alglerin aşırı çoğalması sonucu suyun kırmızımsı veya kahverengi görünmesine neden olan olay, alg patlaması, kızıl gelgit

reduplikasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + duplicare (ikilimek, iki kat yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo (iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak, artmak, ilave olmak) + tio (isim yapım eki) * dilbilimde bir kelimenin tamamının veya bir kısmının tekrarlanmasıyla yeni anlam, vurgu veya pekiştirme oluşturulması, ikileme (örneğin “hızlı hızlı”, “azar azar”)

redüksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) (lat.); réduction (fra.) * kimyada bir maddenin elektron kazanarak yükseltgenme basamağının azalması, genelde oksijen kaybetmesi veya hidrojen kazanmasıyla gerçekleşen indirgenme süreci, indirgenme; azalma, azaltma

redüktan : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductent (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * başka bir maddeye elektron vererek onu indirgenen hale getiren, kendisi ise oksitlenme eğilimi gösteren indirgen madde veya etken madde, indirgeyici

redüktaz : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim eki) (lat.); réductase (fra.) * indirgeme (redüksiyon) tepkimelerini katalizleyen, yani bir molekülün elektron kazanmasını sağlayan enzim grubu

redükte : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * elektron almış, indirgenmiş

redüktör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden) (lat.); réducteur (fra.) * azaltıcı; makine mühendisliğinde dönme hızını düşürerek torku artıran, mekanik güç aktarımını düzenleyen dişli veya mekanik düzenek; elektrik devrelerinde akımın akışına karşı koyarak akımı sınırlayan, gerilimi bölen ve enerji paylaşımı sağlayan iki uçlu pasif bir devre elemanı

redüplike : lat. * reduplicatus (re (yeniden, tekrar, geri) + duplicare (ikilimek, iki kat yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo (iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak, artmak, ilave olmak) + atus (sıfat yapım eki) * bir yapının, sesin, hecenin veya bölümün tekrarlanmış veya iki katlı hâle getirilmiş olduğunu ifade eden sıfat, yinelenmiş, tekrarlı, çiftlenmiş, ikilenmiş

reedükasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + education (educare (eğitmek, biçimlendirmek, şekillendirmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) (dux, duc (lider, önder, yönlendirici) ere (fiil mastar eki) ) + tionem, tio (isim yapım eki) ) * tıp ve rehabilitasyonda, kaybedilmiş fiziksel, zihinsel veya fonksiyonel becerilerin yeniden kazandırılması amacıyla yapılan yeniden eğitim ve rehabilitasyon süreci

reel : lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) * gerçek olan, somut varlığa dayanan, hayali olmayan, gerçek

reel : lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) * hayali veya soyut olmayan, dış dünyada gerçekten var olan, nesnel ve somut olan, gerçek olan

reel sayı : lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) (tür.) * rasyonel ve irrasyonel tüm sayıları kapsayan, sayı doğrusu üzerindeki her noktaya karşılık gelen ve sembolü ℝ olan sayı kümesi (doğal sayılar, tam sayılar, kesirler, ondalık sayılar ve köklü/irrasyonel ifadeler)

reenkarnasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + incarnatio (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * ölmüş birinin ruhunun tekrar bedene bürünmesi, tekrar bedenlenme; ruhsal tekamül sürecinde ruhların, kainattaki maddi yaşam planlarında deneyime dayalı tekamüllerini tamamlamaları için farklı kimlik, karakter ve bedenlerde (veya kaba madde algısıyla bedensiz olarak algılanan süptil varlık olarak) olmak üzere maddi yaşamları tekrar etmesi, ölüm-olum döngüsü

reenkarne : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + incarnatus (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); réincarné (fra.) * tekrar bedenlenmiş

reentran : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + intrare (içeri girmek) (in (iç, içeri, içeride) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ent (sıfat yapım eki) (lat.); réentrant (fra.) * yeniden içeri giren, geri dönen; bir sistemin veya fonksiyonun, yürütülmesi sırasında tekrar çağrılabilen ve aynı anda birden fazla girişe izin verebilen

reeskont : lat * re (yeniden, tekrar; geri) + ex (dışarı, dışa doğru) + computare (hesaplamak), computatus (hesaplanmış) (lat.); reescompte (yeniden iskonto) (fra.) * bir alacağın veya senedin vadesinden önce belirli bir faiz kesintisiyle tekrar iskonto edilmesi

refaettin : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + el (ön ek, artikel) + din (deyn, borç) * dini yücelten, dini yükselten

refah : ara. * rafaha (rahatlamak, iyileşmek), rafah (bolluk, zenginlik; rahatlık, genişlik içinde yaşama) * maddi ve manevi açıdan ihtiyaçların karşılandığı, insanların rahat ve iyi yaşam koşullarına sahip olduğu durum, bolluk, rahatlık

refahiye : ara. * rafah (bolluk, zenginlik; rahatlık, genişlik içinde yaşama) + iye (isim yapım eki) * Erzincan’ın bir ilçesi

refakat : ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek) * bir kişiye yolculukta, hastalıkta veya bir işte eşlik etme, yanında bulunarak ona destek olma

referandum : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + endum (isim yapım eki) * halkın belirli bir konuda doğrudan oy kullanarak karar vermesini sağlayan oylama ve halk oylaması yöntemi

referans : lat. * referre (geri taşımak, geri bildirmek; rapor etmek) (re (yeniden, tekrar; geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); référence (fra.) * bir kişi, bilgi veya nesne hakkında güvenilirlik sağlamak amacıyla gösterilen kaynak, dayanak veya başvuru unsuru

refere : lat. * referratus (referre (geri taşımak, geri bildirmek; rapor ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek)r; geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); référé (fra.) * bir işi, konuyu veya kişiyi değerlendirilmesi veya karara bağlanması için başka bir kişiye, kuruma veya merciye yönlendirilmiş, havale edilmiş

refes : ara. * rafasa (açık veya kaba konuşmak, cinsel içerikli sözler söylemek; cinsel yakınlıkla ilgili söz söylemek ve davranışta bulunmak) * cinsel içerikli konuşma, müstehcen söz veya cinsel davranışa yönelme; cinsellik, cinsel ilişki; cima, nikah; fuhşiyyat

refet : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + et (isim yapım eki) * yükseltme, kaldırma; yüce kılma

re'fet : ara. * re'fe (şefkat göstermek, merhamet etmek, acımak) * şefkat, merhamet; acıma, yumuşaklık

refi : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + i (ile ilgili, -a ait) * yüksek, yüce, değerli, saygın

refia : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + i (ile ilgili, -a ait) + a (dişil eki) * yüce, yüksek, değerli kadın; kadın ismi

refik : ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek) * bir kimseye yolculukta, yaşamda veya bir işte eşlik eden, onunla birlikte bulunan dost ve arkadaş, yoldaş, arkadaş; eşlik eden kişi

refika : ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek) (refik (yoldaş, arkadaş; eşlik eden kişi) + a (dişil eki) ) * bir kimseye yolculukta, yaşamda veya bir işte eşlik eden, onunla birlikte bulunan dost ve arkadaş, yoldaş, arkadaş; eşlik eden kadın kişi

refleks : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) * dışarıdan gelen bir uyarıya karşı sinir sistemi aracılığıyla istemsiz ve hızlı biçimde verilen otomatik tepki

refleks arkı : lat. * reflexus (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) ) + arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us (son ek) ) * bir refleksin oluşması sırasında uyarının duyu sinirinden beyne/omuriliğe iletilip motor sinir aracılığıyla organa geri döndüğü sinirsel iletim yolu

refleksif : lat. * reflexus (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) ) + arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us (son ek) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * kendine dönük, kendi üzerine geri dönen, dönüşlü, yansımalı, yansıtmalı; dilbilimde öznenin yaptığı eylemin tekrar özneye döndüğünü, yani öznenin kendi üzerine yöneldiğini ifade eden yapı; felsefede bilginin veya zihnin kendi kendisini sorgulaması, değerlendirmesi ve eleştirmesi (düşünsellik) ile ilgili

refleksiyon : lat. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) * yansıma, yansıtma; ışığın, sesin bir yüzeyden geri dönmesi veya zihinsel olarak bir konu üzerinde derinlemesine düşünme ve düşünceyi yansıtma durumu; düşüncenin kendi üzerine dönmesi, bir konu, deneyim veya bilgi üzerinde derinlemesine düşünme, sorgulama ve değerlendirme süreci

refleksoloji : lat. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayak, el ve kulaktaki belirli noktaların vücudun diğer organlarıyla ilişkili olduğu varsayımına dayanan ve bu noktalara bası uygulayarak tedavi etmeyi amaçlayan tamamlayıcı terapi yöntemi

reflektometre : lat., gre. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (lat.) * metron (ölçü) (gre.)

reflektör : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * üzerine gelen ışığı veya enerjiyi geri yansıtan, özellikle optik ve aydınlatma sistemlerinde kullanılan yansıtıcı yüzey veya cihaz

reflux : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux (akış, akım) * bir sıvının veya maddenin bulunduğu yerden geri doğru akması; mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumu

reflü : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux (akış, akım) * bir sıvının veya maddenin bulunduğu yerden geri doğru akması; mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumu

reform : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) * yeniden şekillendirme; bir sistemin, kurumun veya yapının daha iyi hale getirilmesi için yeniden düzenlenmesi, iyileştirilmesi ve değiştirilmesi süreci

reformasyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yeniden şekillendirme; 16. yüzyılda Avrupa’da Katolik Kilisesi’ne karşı gelişen ve Protestanlık mezheplerinin doğmasına yol açan dinsel reform hareketlerini ifade eden tarihsel süreç

reformist : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * bir sistemi, kurumu veya toplumu köklü şekilde yıkmadan, mevcut yapıyı değiştirerek ve iyileştirerek reform yapmayı savunan kişi veya akım, reformcu

refraksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractio (bölme, parçalama) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tio (isim yapım eki) ) * ışığın bir ortamdan başka bir ortama geçerken hız değişimine bağlı olarak doğrultusunun kırılması

refrakter : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * ısıya ve kırılmaya dayanıklı; yüksek sıcaklıklara, kimyasal etkilere veya fiziksel zorlanmalara karşı dayanıklı olan (fırın ve sanayi malzemelerinde kullanılan dirençli madde veya yapı)

refrakter periyot : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + periodos (dönem, devir, döngü, devre) (peri (çevre, havali, etraf) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.) * bir sinir veya kas hücresinin bir uyarı aldıktan sonra kısa bir süre boyunca yeni bir uyarıya cevap veremediği, yani tekrar uyarı oluşturamadığı fizyolojik dinlenme dönemi

refraktif : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * ışığın bir ortamdan başka bir ortama geçerken kırılma (refraksiyon) özelliğiyle ilgili olan

refraktojenik : lat., gre. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * ışığın kırılmasına (refraksiyona) yol açan veya gözde kırma kusuru oluşturan (durum)

refraktometre : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * bir sıvının veya çözeltinin kırılma indisini ölçerek yoğunluk, saflık veya derişim tayini yapan optik ölçüm cihazı

refraktometri : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + metria (ölçme, ölçüm) (metron (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * maddelerin ışığı kırma derecesini ölçme yöntemi, kırılma ölçümü

refresh : lat., ing. * re (yeniden, tekrar; geri) + friscus (taze, serin), frescare (tazelemek, serinletmek) (lat.); refresh (ing.) * bir şeyi yenilemek, canlandırmak, tazeliğini geri kazandırmak veya güncellemek

refrijeratör : lat. * refrigerare (soğutmak, serinletmek) (re (yeniden, tekrar; geri) + frigare (soğutmak, serinletmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yiyecek ve içecekleri düşük sıcaklıkta tutarak bozulmalarını geciktiren, soğutma işlemi yapan elektrikli cihaz

reftar : far. * raftan (gitmek, ilerlemek) + ar (isim yapım eki) * gidiş, gidişat, davranış, hal, tavır, muamele; salınarak yürüyüş

refüj : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fugium (sığınak, kaçılan yer) (fugere (kaçmak, tüymek, sığınmak) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); refuge (fra.) * tehlike, baskı veya zor durumdan kaçanların korunmak amacıyla sığındıkları güvenli yer veya barınak, sığınak, barınak

refüze : lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusum (dökülmüş, akıtılmış) (lat.); refusé (fra.) * reddedilmiş, geri çevrilmiş, kabul edilmemiş

regaib : ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek; acıkmak, aç olmak) * rağbet edilenlar, istenenler, arzulananlar; İslam kültüründe özellikle “Regaib Gecesi” olarak bilinen, Receb ayının ilk perşembe gecesini ifade eden; rahmet, bağış ve dileklerin kabulüyle ilişkilendirilen mübarek zaman dilimi

regaip : ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek; acıkmak, aç olmak) * rağbet edilenlar, istenenler, arzulananlar; İslam kültüründe özellikle “Regaib Gecesi” olarak bilinen, Receb ayının ilk perşembe gecesini ifade eden; rahmet, bağış ve dileklerin kabulüyle ilişkilendirilen mübarek zaman dilimi

regal : lat. * rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait) * krala özgü, hükümdar ile ilgili; görkemli, ihtişamlı, soylu

regalecidae : lat. * regalis (krala ait, kralsal, hükümdar ile ilgili, görkemli) (rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kürek balığı veya kıyamet balığı olarak bilinen, şerit şeklinde uzun vücutlu dev deniz canlılarını içeren kemikli balık ailesi

regalecus : lat. * regalis (Latince krala ait, kraliyetle ilgili) (rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * krala ait, görkemli ve nadir; uzun, şerit gibi gövdesi ve derin denizlerde yaşamasıyla bilinen “ringa kralı” (oarfish) türleti

registrasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin, nesnenin veya bilginin resmi olarak bir sisteme kaydedilmesi, listeye alınması veya tescil edilmesi, kaydetme

registri : lat. * registrum (kayıt defteri, liste) (regere (yönetmek, yönlendirmek; düzenlemek) + istrum (isim yapım eki) (ista (-cı, yaoan, eden eki) + arium (yer eki) ) * kayıtların tutulduğu yer, resmi liste veya sicil

regl : lat., fra. * regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü); règle (fra.) * belirli bir düzeni sağlamak için konulan kural veya ölçü; kadınlarda ve bazı diğer yüksek dişi primatlarda, üreme çağı boyunca rahim iç yüzeyinde oluşan damar ve dokuların ve sperm tarafından döllenmemiş yumurtanın kan ile birlikte vücuttan atılması şeklinde gerçekleşen kanama, aybaşı hali, adet kanaması, adet döngüsü, kadınların doğurganlık dönemi, aybaşı, menstruasyon; hayız

regolit : gre. * rhegos (örtü, battaniye, örtücü tabaka) + lithos (taş, kaya) * gezegen, uydu veya asteroit yüzeyini kaplayan gevşek kaya parçaları, toz ve ayrışmış malzeme tabakası, yüzey örtüsü

regorafenib : lat. * rego (düzenleme, kontrol etme) + raf (raf kinaz, hücre sinyal yolunda yer alan protein ailesi) + enib (enzim inhibitörü ilaç sınıfı eki) * kanser tedavisinde kullanılan, çoklu kinazları inhibe ederek tümör büyümesini ve damar oluşumunu engelleyen ilacın etken maddesi (C21H15ClF4N4O3)

regresif : lat., fra. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradi (adım atmak, ilerlemek) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); regressif (fra.) * geriye doğru gidiş gösteren, gelişme veya ilerleme yerine gerileme eğilimi taşıyan (durum veya süreç)

regresyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + tio (isim yapım eki) (lat.); regression (fra.) * bir sürecin gelişimsel olarak geri dönmesi; istatistikte değişkenler arasındaki ilişkiyi modellemeyi ve analiz edip geleceğe yönelik tahminler yapmayı sağlayan analiz yöntemi; psikolojide önceki gelişim düzeyine geri dönüş durumu, gerileme, eskiye dönme, azalma; psikolojide ise bireyin stres veya çatışma durumlarında daha ilkel davranış örüntülerine geri dönmesi

regresyon analizi : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + tio (isim yapım eki) (lat.); regression (fra.) + analusis, analysis (analiz, çözümleme, inceleme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir veya daha fazla bağımsız değişken ile bir bağımlı değişken arasındaki ilişkinin yönünü, gücünü ve biçimini istatistiksel yöntemlerle inceleyerek tahmin ve açıklama yapmayı amaçlayan analiz yöntemi

regular : lat. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * bir kurala, ölçüye veya düzene uygun olan, düzenli, olağan, kurallı

regurjitasyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak, boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * mide içeriğinin veya sıvıların doğal olmayan şekilde yemek borusu veya ağız yoluyla geriye doğru gelmesi durumu

regülarite : lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım eki) (lat.); régularité (fra.) * düzenli olma durumu, belirli bir kurala veya düzene uygunluk özelliği

regülasyon : lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); régulation (fra.) * bir sistemin, sürecin veya davranışın belirli kurallara göre düzenlenmesi ve kontrol edilmesi durumu, düzenleme

regülatör : lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); régulateur (fra.) * bir sistemde akış, basınç, hız veya benzeri değişkenleri belirli bir düzende tutan cihaz veya düzenleyici mekanizma; elektrik şebekesindeki voltaj dalgalanmalarını (düşük/yüksek gerilim) dengeleyerek elektronik cihazların ihtiyaç duyduğu sabit voltajı (örnek 220 V, 380 V) sağlayan, cihazları koruyan "akıllı filtre" görevi gören bir dengeleyici cihaz; düzenleyici

regülatuvar : lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım, yapı ve yer eki) (lat.); régulatoire (fra.) * düzenleme, kontrol etme veya kurallarla belirleme işlevine sahip olan, düzenleyici nitelik taşıyan durum veya yapı, düzenleyici

regüle : lat., fra. * regulatus (regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zama ve sıfat yapım eki) (lat.); régulé (fra.) * belirli kurallara veya sisteme göre düzenlenmiş, kontrol altına alınmış ve ayarlanmış, düzenlenmiş

regüler : lat. * regularis (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); régulier (fra.) * belirli bir kurala, düzene veya ölçüye uygun olan, düzenli, kurallı, muntazam

regürjitasyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak, boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * mide içeriğinin veya sıvıların doğal olmayan şekilde yemek borusu veya ağız yoluyla geriye doğru gelmesi durumu

regürjite : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak, boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); régurgité (fra.) * (mide içeriği veya sıvı) yemek borusu veya ağız yoluyla geri gelmiş

reha : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) * rahatlama, huzur bulma, sıkıntıdan kurtulma ve dinginlik hali; geçim bolluğu; genişlik, açıklık, gevşeklik, pörsüklük, yumuşaklık

rehabilitasyon : lat., fra. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + habilitare (yeterli kılmak, uygun hale getirmek, yetkin kılmak) (habilis (elverişli, uygun, yetenekli, yapabilen, yeterli, yetkin) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * hastalık, travma veya bağımlılık sonrası kişinin fiziksel, zihinsel veya sosyal yeteneklerini yeniden kazanmasını amaçlayan iyileştirme ve uyum süreci

rehavet : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vet (isim yapım eki) * gevşeklik, isteksizlik ve ağırlaşma hali; fiziksel veya zihinsel olarak tembellik ve durgunluk durumu

rehavi : ara. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) * Türk musikisinde sakin, dingin ve yumuşak karakterli kabul edilen, rahatlatıcı ve ağır tempolu duygusal bir seyir gösteren makam adı

rehavi-gerdaniye : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “gerdaniye” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehavi-geveşt : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “geveşt” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehavi-maye : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “maye” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehavi-nevruz : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “nevruz” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehavi-selmek : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme) + mek (isim yapım ve durum eki) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “selmek” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehavi-şehnaz : ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “şehnaz” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı

rehber : far. * rah (yol, rota, güzergah) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * yol gösteren, kılavuzluk eden, birine doğru yolu veya yönü gösteren kişi veya araç, yol gösterici,yönlendirici

rehbet : ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek, ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık çekinme; huşu) + et (isim yapım eki) * korku, yılma, çekinme, ürkme, sakınma

rehek : ara. * rahaka (aşırıya gitmek, zorlamak, baskı yapmak, azmak, baskı altına almak; zorluk, sıkıntı, taşkınlık; aşırılık halnde olmak) * aşırılık, taşkınlık, azgınlık, günah veya zorlukla gelen ağır durum ve baskı hali

rehin : far. * rahn (rehin, teminat; borca karşılık verilen şey) * bir borcun güvence altına alınması için alacaklıya geçici olarak verilen mal veya güvence; borç ödenene kadar teminat altında tutulan şey

reinforsment : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + in (iç, içine, içeri) + fortis (kuvvetli, güçlü, kudretli) + mentum (isim yapım eki) * bir davranışı, yapıyı veya durumu güçlendirme, pekiştirme ve daha dayanıklı hale getirme

reis : ara. * ra’s (baş, kafa, tepe, uç, reis, temel, esas) * bir topluluğun, gemi mürettebatının veya siyasi, örgütsel yapının başında bulunan kişi, lider, önder, başkan, başta olan, tepede olan, yetiştiren (rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) (lat..) )

reisicumhur : ara. * reis (başkan) + i (tamlama eki) + cumhur (halk, topluluk) * yönetim biçimi cumhuriyet olan ülkelerde devlet başkanı

reissner-nordström metriği : alm., gre. * Reissner (Alman fizikçi ve matematikçi Hans Reissner’ın soyadından) + Nordström (Alman fizikçi ve matematikçi Gunnar Nordström’ün soyadından) (alm.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * elektrik yüklü, dönmeyen ve küresel simetriye sahip bir kara deliğin uzay-zaman geometrisini tanımlayan genel görelilik çözümü, yüklü durağan kara delik metriği

reiterasyon : lat. * iterare (ikinci kez yapmak, tekrarlamak) (iterum (tekrar) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin yeniden söylenmesi, tekrarlanması veya aynı işlemin yinelenmesi, yineleme, tekrar

rejeksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); réjection (fra.) * tıpta organ naklinde vücudun yabancı dokuyu reddetmesi veya genel anlamda bir şeyin sistem tarafından geri çevrilmesi, kabul edilmemesi durumu, reddetme, reddedilme, kabul etmeme, kabul edilmeme

rejenerasyon : lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + generare (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); régénération (fra.) * yeniden oluşum, yeniden yaratılış; kaybolan veya hasar gören doku, yapı veya sistemlerin yeniden oluşması, yenilenmesi ve eski haline kısmen veya tamamen geri dönmesi süreci

rejeneratif : lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + generatus (doğurulmuş, üretilmiş, oluşturulmuş, yaratılmış, meydana çıkarılmış, ortaya çıkarılmış) (generare (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) (lat.) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); régénératif (fra.) * yeniden oluşabilen, kendini yenileyebilen; yenilenmeyi, yeniden oluşumu veya onarımı sağlayan veya bu süreci destekleyen; biyolojik, teknik veya sistemsel olarak yeniden üretim kapasitesine sahip olan; bozulan dokunun yeniden yapılanmasına ilişkin (örneğin hasarlı dokuları onarma ve yenileme potansiyeline sahip kök hücreler rejeneratif hücrelerdir.)

rejenere : lat., gre., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + generatus (doğurulmuş, üretilmiş, oluşturulmuş, yaratılmış, meydana çıkarılmış, ortaya çıkarılmış) (generare (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) (lat.) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); régénéré (fra.) * kendini yenileyerek eski veya yeni işlevsel haline geri dönmüş, yeniden oluşmuş, yerniden yaratılmış

reji : lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ia (isim yapım eki) (lat.); régie (fra.) * tiyatro, sinema veya televizyon yapımlarında sahne düzenini, çekim akışını ve teknik-kurgu süreçlerini yöneten ekip veya yönetim birimi

rejim : lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + imen (isim yapım eki) (lat.); régime (fra.) * bir devletin, toplumun veya sistemin yönetilme tarzı, yönetim biçimi; beslenme, sağlık veya düzen açısından uygulanan belirli kurallar bütünü

rejional : lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o bölgeyi kapsayan, bölgesel

rejisör : lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); régisseur (fra.) * tiyatro, sinema veya televizyon yapımında sahne akışını, oyuncu yönetimini ve tüm sanatsal düzeni yöneten kişi, yönetmen

rejistrasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin, nesnenin veya bilginin resmi olarak bir sisteme kaydedilmesi, listeye alınması veya tescil edilmesi, kaydetme

rejistri : lat. * registrum (kayıt defteri, liste) (regere (yönetmek, yönlendirmek; düzenlemek) + istrum (isim yapım eki) (ista (-cı, yaoan, eden eki) + arium (yer eki) ) * kayıtların tutulduğu yer, resmi liste veya sicil

rejiyonal : lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o bölgeyi kapsayan, bölgesel

rejyonel : lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o bölgeyi kapsayan, bölgesel

rekabet : ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) + et (isim yapım eki) * boyunduruğa alma, köleleştirme; aynı hedefe ulaşmak isteyen kişiler veya gruplar arasında üstünlük sağlamak için oluşan yarışma ve yarış hali

rekaket : ara. * rakka (incelmek), rakik (ince, narin, yufka yürekli, hisli, merhametli, şefkatli ve zarif, rikkat sahibi) + et (isim yapım eki) * incelik, zayıflık; dayanıklılıktan yoksunluk hali; sağlamlık ve kuvvet eksikliği

rekalsifikasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + calx, calc (kireç) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * kemik veya dokuda kaybedilmiş kalsiyumun yeniden birikmesi ve sertleşmenin tekrar oluşması süreci; dokularda veya organlarda kalsiyum tuzlarının birikmesi süreci ve bu birikim sonucu dokunun sertleşmesi ve işlev kaybı meydana gelmesi durumu

rekat : ara. * raka (eğilmek) + at (isim yapım eki) * İslam’da namazın belirli bölümlerini oluşturan, rüku ve secdeleri içeren birim; bir kıyam, bir rüku ve iki secdeden ibaret olan namazın bir rüknü

rekb : ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) * Türk musikisinde özellikle ağır, vakur ve ilerleyici seyir karakteriyle bilinen, kökünde “yol alma / hareket” hissi taşıyan klasik bir makam (çargah rekb)

rekb-i nevruz : ara., far. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) + i (tamlama eki) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde hareketli ve geçişli seyir karakterine sahip klasik bir makam

rekb-i zavil : ara., far. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) + i (tamlama eki) + zail (geçici, yok olmaya yüz tutan, giden, ortadan kalkan, yok olan) * Türk musikisinde geçici, inişli çıkışlı ve çözülmeye yönelen karakteri çağrıştıran, hareket ve dönüş hissi taşıyan klasik bir makam

rekkebe : ara. * rakkaba (bindirmek, üstüste yığmak) * bindirme, birbirinin üstüne koyma, üst üste yığma

reklam : lat. * reclamare (geri bağırmak, tekrar bağırmak, tekrar seslenmek) (re (yeniden, tekrar, geri) + clamare (bağırmak, haykırmak, seslenmek) ) * bir ürün, hizmet veya fikri tanıtmak, dikkat çekmek ve satış veya bilinirliği artırmak amacıyla yapılan duyuru ve tanıtım faaliyetleri

reklamasyon : lat. * reclamare (geri bağırmak, tekrar bağırmak, tekrar seslenmek) (re (yeniden, tekrar, geri) + clamare (bağırmak, haykırmak, seslenmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir ürün, hizmet veya uygulamaya ilişlin olarak itiraz etme, şikayette bulunma veya hatalı/eksik durumun düzeltilmesini talep etme süreci, şikayet

rekm : ara. * rakama (yığmak, yığılmak, üstüste birikmek) * biriktirme, yığma

rekn : ara. * rakn, rakana (dayanmak, yaslanmak, destek almak, güvenmek, meyletmek) * meyletme, yönelme, eğilme; dayanma, yaslanma, destek alma

rekolte : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + colligitas (toplanmış, bir araya getirilmiş) (colligere (toplamak, bir araya getirmek) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); récolte (fra.) * tarımsal bir üründen belirli bir üretim döneminde (genellikle bir yıl) elde edilen toplam verim, hasılat veya mahsul miktarı (hasat zamanı toplanan ürünlerin toplam ağırlığı veya hacmi)

rekombinant : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + combinare (ikisini bir araya getirmek, ikisini birleştirmek) (com (ile, birlikte, beraber) + binare (ikilemek, ikili yapmak, çift yapmak, ikisini bir araya getirmek) (bini (ikili, çift) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğada kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, farklı biyolojik türlerden yeniden kombinasyonla elde edilen

rekombinasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + combinare (ikisini bir araya getirmek, ikisini birleştirmek) (con, com (ile, birlikte, beraber) + binare (ikilemek, ikili yapmak, çift yapmak, ikisini bir araya getirmek) (bini (ikili, çift) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * doğada kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, farklı biyolojik türlerden elde edilen DNA moleküllerinin genetik mühendislik teknolojisiyle kesilmesi ve elde edilen farklı DNA parçalarının birleştirilmesi işlemi

rekonstrüksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tio (isim yapım eki) * yıkılmış, bozulmuş veya eksik bir yapı, bilgi veya sistemin yeniden inşa edilmesi ve aslına uygun biçimde tekrar oluşturulması süreci, yeniden inşa, yeniden oluşturma, tekrar oluşturma

rekonstrüktif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapılandırılmış, dizilmiş, kurulmuş, inşa edilmiş, oluşturulmuş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * yıkılmış, bozulmuş veya eksik bir yapının, bilgi veya sistemin yeniden inşa edilmesi ve aslına uygun biçimde tekrar oluşturulması süreciyle ilgili, yeniden inşa, yeniden oluşturma, tekrar oluşturma ile ilgili

rekor : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak, hatıra getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) * bilgiyi, sesi veya görüntüyü kalıcı olarak kaydetme; kayıt, belge; bir konudaki veya yarıştaki en iyi derece

rekord : lat. * recordum (re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak, hatıra getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) + um (isim yapım eki) * bilgiyi, sesi veya görüntüyü kalıcı olarak kaydetme, bilgiyi hafızaya alma; kayıt, belge; bir konudaki veya yarıştaki en iyi derece

rekortmen : lat., ing. * recordum (re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak, hatıra getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) + um (isim yapım eki) (lat.) + man (kişi, kimse, adam, erkek) (ing.) * spor, ölçüm veya performans alanında, diğer kimselere göre en yüksek dereceyi elde ederek rekor kıran ve bu başarısıyla kayda geçen kişi

rekreasyon : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek, meydana getirmek) (cre (büyümek, ortaya çıkmak, türemek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); création (fra.) * yeniden yaratılma, tekrar yaratılma; fiziksel ve zihinsel olarak dinlenme, yenilenme ve eğlenme amacıyla yapılan serbest zaman etkinlikleri veya bu yenilenme süreci

reks : lat. * rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) * Antik Roma’da “kral” anlamına gelen ve mutlak egemenliği ifade eden Latince isim kökü

rektal : lat. * rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anüs ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumla ilgili

rektal tuşe : lat., fra. * rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek) (lat.); toucher (fra.) * prostat, rektum ve çevre dokuların değerlendirilmesi için parmakla rektum üzerinden yapılan fizik muayene yöntemi

rektangl : lat., fra. * rectus (düz, doğru) + angulus (köşe, açı; girinti noktası) (lat.); rectangle (fra.) * dört açısı da 90° olan, karşı kenarları eşit ve paralel bulunan geometrik şekil; dikdörtgen

rektangüler : lat. * rectus (düz, doğru) + angulus (köşe, açı; girinti noktası) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.); rectangulaire (fra.) * dört açısı da 90° olan, karşı kenarları eşit ve paralel bulunan geometrik şekil ile ilgili; dikdörtgen ile ilgili, dikdörtgensel

rektifikasyon : lat. * rectus (düz, doğru) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (fiili isim yapan son ek) ) (lat.); rectification (fra.) * bir şeyi düzeltme, saflaştırma veya doğru hale getirme süreci; damıtma yoluyla arıtma ve düzeltme işlemi; ömrünü tamamlamış, aşınmış veya hasar görmüş bir motorun parçalarının sökülerek, temizlenip, onarılıp veya yenileriyle değiştirilerek motorun fabrika standartlarına döndürülmesi işlemi, rektifiye

rektifikatör : lat. * rectus (düz, doğru) + ficator (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); rectificateur (fra.) * doğrultucu, doğru hale getirici, düzeltici; bir akımı, sinyali veya sistemi düzeltip tek yönde çalışır hale getiren cihaz veya düzenek; alternatif akımı doğru akıma çeviren aygıt

rektifiye : lat. * rectus (düz, doğru) + ficatus (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (geçimş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); rectifié (fra.) * düzeltilmiş, saflaştırılmış veya doğru hale getirilmiş; damıtma yoluyla arıtılmış ve düzeltilmiş; (bir motor) parçaları sökülüp, temizlenip, onarılıp veya yenileriyle değiştirilip fabrika üretim standartlarına döndürülmüş

rektosel : lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) * rektum duvarının zayıflaması sonucu komşu vajina duvarına doğru fıtıklaşmasıyla oluşan tıbbi durum; rektal dokunun vajinal boşluğa doğru sarkması (rektal herni)

rektostenoz : lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + stenosis (daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * rektumun (kalın bağırsağın son kısmının, makatın) esnekliğini kaybederek daralması ve bağırsak geçişinin (dışkılamanın) kısıtlanması durumu

rektouterin : lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + uterus (rahim, döl yatağı) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) * ektum ile uterus (rahim) arasındaki anatomik bölge ile ilgili veya bu iki yapı arasındaki ilişki ile ilgili

rektör : lat. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir üniversiteyi veya kurumu yöneten en üst düzey yönetici; idari ve akademik otoriteyi temsil eden kişi

rektum : lat. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) + um (isim yapım eki) ) * kalın bağırsağın anüse açılan ve sindirim kanalının, dışkının depolanıp atılmasından sorumlu olan son ve düz seyirli bölümü, kalın bağırsağın son kısmı, anüs, makat

rektus : lat. * rectus (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş; düz, doğru, dik ve eğrilikten uzak olan; anatomi ve geometride “doğru hizalanmış”

rekümbent : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cumbere (yatmak, uzanmak) + ent (sıfat yapım eki) * yatık, uzanmış, yere veya bir yüzeye eğilmiş durumda olan; botanikte yatay veya yere yakın büyüyen gövde veya dalları, zoolojide ise uzanmış

reküperasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cuperare, capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tio (isim yapım eki) * kaybedilen güç, enerji, sağlık veya bir şeyin yeniden kazanılması, toparlanma ve iyileşme süreci

rekürran : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden

rekürren : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden

rekürrens : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + entia (isim yapım eki) * tekrar meydana gelme, yeniden ortaya çıkma, belli aralıklarla yüneleme, yeniden ortaya çıkma, nüksetme

rekürrent : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden

rekürsiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + tio (isim yapım eki) * bir işlemin veya tanımın kendi kendine tekrar uygulanmasıyla ilerleyen yapı veya süreç; matematik ve bilgisayar bilimlerinde bir fonksiyonun kendisini çağırması prensibi

rekz : ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (odak, yoğunlaşma noktası; bir dairenin orta noktası, pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu; bir şeyin etrafına göre tam ortada bulunan, denge ve simetri noktası) * dikme, yere saplayıp sabit kılma

relaks : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak), laxus (gevşek, yumuşak) * gevşemiş, rahatlamış, gerginliği azaltılmış, sakinleşmiş; fiziksel veya zihinsel sıkılığı serbest bırakılmış

relaksan : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * gevşetici, yumuşatıcı, sakinleştirici; kasları veya gerginliği gevşeten, rahatlatıcı etki gösteren, kas gevşetici (madde veya durum)

relaksasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kasların veya zihinsel gerilimin gevşemesi, rahatlama ve gerginliğin azalması süreci

relaksin : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + in (kimyasal madde eki) * gebelikte bağ dokularını ve pelvik yapıları gevşeten, doğuma hazırlıkta rol oynayan hormon; vücutta gevşeme etkisi oluşturan biyokimyasal madde (C256H396N74O79S6)

relaps : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + labi (kaymak, düşmek) + is (isim yapım eki) * bir hastalık, bağımlılık veya kötü durumdan sonra tekrar eski olumsuz hale dönme; nüks etme durumu

relasyon : lat. * relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki bağlantı, ilişki veya karşılıklı bağ, ilgi, ilişki, ilinti, bağ, alaka, münasebet

relatif : lat. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek, yeniden yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen), relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen, yeniden yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * mutlak olmayan, bir şeye göre değişen veya başka bir şeye bağlı olarak anlam kazanan, göreleli, göreceli

relatif risk : lat., ing. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek, yeniden yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen), relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen, yeniden yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum (tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) (lat.); relative risk (ing.) * bir faktöre maruz kalan gruptaki hastalık veya olay görülme riskinin, maruz kalmayan (kontrol) gruptaki riske oranı, göreceli risk

relative pitch : lat. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek, yeniden yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen), relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen, yeniden yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus (boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş, işaretlenmiş) (lat.); relative pitch (ing.) * müzikte bir sesin mutlak frekansa göre değil, diğer seslere göre algılanması; sesler arasındaki aralıklara dayanarak perdeyi tanıma ve üretme yeteneği

relaxation : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kasların veya zihinsel gerilimin gevşemesi, rahatlama ve gerginliğin azalması süreci

release : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); release (ing.) * serbest bırakmak, salmak, kısıtlamayı kaldırmak veya bir şeyi kontrolsüz olmaktan çıkararak özgür hâle getirmek; bir bilgi, ürün veya enerjiyi dolaşıma sokmak

relikt : lat. * relicta, relictus (terk edilmiş, geride bırakılmış) (relinquere (terk etmek, geride bırakmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + linquere (bırakmak, terk etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), reliquiae (artıklar, geriye kalanlar, kalıntılar) * geçmiş dönemlerden günümüze kalmış, eski yayılış alanının yalnızca küçük bir bölümünde varlığını sürdüren canlı veya kalıntı durumundaki oluşum, kalıntı, artık; dinsel veya kültürel bağlamda kutsal kişilerden veya önemli olaylardan geriye kalan, saklanan, saygı gösterilen, muhafaza edilen nesneler veya parçalar (kutsal addedilen kişilerin organları, kemikleri, eşyaları gibi)

relüktans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + luctari (mücadele etmek, direnmek) + entia (isim yapım eki) * isteksizlik, çekinme veya bir şeye karşı direnç gösterme durumu; manyetik akıya karşı gösterilen direnç (manyetik reluctance)

REM : lat., ing. * Rapidus (hızlı) (lat.),+ Eye (göz) (ing.) + Momentum (hareket) (lat.); rapid eye movement (hızlı göz hareketi) (ing.) * uyku sırasında gözlerin hızlı ve ritmik şekilde hareket ettiği, beyin aktivitesinin arttığı ve rüya görmenin en yoğun olduğu uyku evresi

remad : ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü

remdesivir : lat. * rem (ön ek) + des (ek) + vir (erkek, adam, insan) * özellikle COVID-19 (SARS-CoV-2) enfeksiyonuna neden olan virüsün vücutta çoğalmasını engellemek amacıyla geliştirilen, damar içi (intravenöz - IV) yoldan uygulanan geniş spektrumlu nükleotid analog antiviral ilacın etken maddesi (C27H35N6O8P)

remi : ing. * rummy (tuhaf, garip), rom (şeker kamışı suyu, pekmezi veya kalıntılarının fermente edilip damıtılmasıyla üretilen, genellikle meşe fıçılarda eskitilen, yüksek alkollü ve kendine has tatlımsı aromaya sahip sert bir içki) + y (sıfat yapım eki) * genellikle iki veya daha fazla oyuncuyla, 52 kartlık iki deste ile oynanan, eldeki kartları belirli perler (aynı değerdeki kartlar) veya sıralı seriler halinde dizerek masaya açmayı ve eli en az puanla ya da ilk önce bitirmeyi amaçlayan, Rummy ailesine ait popüler bir iskambil oyunu

remifentanil : lat. * remi (ön ek) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ), phentanyl (sentetik opioid isimlendirmesi (IUPAC/INN türevi, yapay kelime) * çok kısa etkili, güçlü sentetik opioid analjezik; anestezide kullanılan, hızlı başlayan ve hızlı yıkılan opioid türevi ilacın etken maddesi (C20H28N2O5S)

remil : ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi) * kum üzerine şekiller çizerek veya kumdaki izleri yorumlayarak geleceğe dair anlam çıkarma yöntemi, kum falı

remim : ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak) * çürümüş, bozulmuş, dağılmış; kemiğin çürümesi; çürük, çürüyerek yapısı bozulmuş, dağılmış ve bütünlüğünü kaybetmiş; eski, yıpranmış, parçalanmış

remisyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + mission (gönderme, iletme, sevketme, görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * hastalığın tamamen kaybolmadan belirtilerinin azalması veya geçici olarak durması hali, semptomların hafiflemesi durumu

remittan : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * tamamen kaybolmayıp dalgalanarak azalıp yeniden yükselen (belirti, hastalık); kesikli, oynak, azalıp çoğalan veya artıp eksilen

remiz : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade; Tasavvufta ve edebiyatta duyguların doğrudan değil, semboller aracılığıyla ince ve dolaylı anlatımı

reml : ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi) * kum üzerine şekiller çizerek veya kumdaki izleri yorumlayarak geleceğe dair anlam çıkarma yöntemi, kum falı

remmaz : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaretlerle konuşan, kodlama ve sembolizm ile iletişim kuran

remnant : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + manere (kalmak, durmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * bir şeyin yıkım, tüketim veya parçalanma sonrası geriye kalan küçük parçası, kalıntı, artık bölüm

remz : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade; Tasavvufta ve edebiyatta duyguların doğrudan değil, semboller aracılığıyla ince ve dolaylı anlatımı

remzi : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade) + i (ile ilgili, -a ait) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade ile ilgili; erkek ismi

remziye : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade) + i (ile ilgili, -a ait) ye (dişil eki) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade ile ilgili; kadın ismi

ren geyiği : nor., ing., fra. * hreinn (geyik) + dyr (hayvan) (nor.); reindeer (ing.); renne (fra.) + geyik (Cervidae (geyikgiller) familyasına ait, çift toynaklılar takımında yer alan, geviş getiren otobur memeli hayvanların ortak adı) + i (iyelik eki) (tür.) * Kuzey Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'nın arktik/subarktik bölgelerinde yaşayan, yarı evcilleştirilmiş, soğuğa dayanıklı kürkleri ve geniş toynakları olan, geyikgiller (Cervidae) familyasına mensup büyük boynuzlu bir memeli türü, karibu (Kuzey Amerika'da bilinen ismi)

renal : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * böbrek ile ilgili

renal arter : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) * böbreklere oksijenli kan taşıyan, aorttan ayrılarak böbreğe giden atardamar

renal kolik : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + kolon, kole (sütun, direk; bağırsak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * böbrek taşına veya idrar yolları tıkanıklığına bağlı olarak gelişen, bel ve yan bölgede ani başlayan şiddetli kramp tarzı ağrı

renal osteodistrofi : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + osteon (kemik) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda kalsiyum, fosfor, D vitamini ve parathormon dengesizliği sonucu gelişen, kemiklerin zayıflamasına, ağrıya ve kırıklara yol açan ciddi bir metabolik kemik hastalığı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...