radyosensitif :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + sentire
(hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek), sensitivus (hassas,
duyarlı, algılayan) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam)
+ ivus (ile ilgili, -a ait) ) * iyonlaştırıcı radyasyona düşük dozlarda bile
yüksek biyolojik yanıt veren, kolayca hasar görebilen (hücre, doku veya
organizma), radyasyona duyarlı (yapı)
radyoskopi :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + skopein (gözlemek,
bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * X-ışınları kullanılarak vücudun iç yapılarının gerçek
zamanlı olarak izlenmesini sağlayan görüntüleme yöntemi, canlı radyolojik
inceleme tekniği
radyoteknoloji :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik,
yöntem, usül) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun üretimi, ölçümü ve tıbbi
görüntüleme ile tedavi amaçlı kullanımını sağlayan teknik yöntemleri ve
cihazları inceleyen uygulamalı bilim alanı, radyasyon teknolojisi
radyotelefon :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + tele
(uzak, uzakta) + phone (ses) (gre.) * radyo dalgaları aracılığıyla kablosuz
olarak sesin uzak mesafelere iletilmesini sağlayan iletişim cihazı ve sistemi,
kablosuz telefon iletişim sistemi
radyotelgraf :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + tele (uzak,
uzakta) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.) * adyo dalgaları kullanılarak kablosuz
biçimde yazılı mesajların uzak mesafelere iletilmesini sağlayan iletişim
yöntemi ve sistemi, kablosuz telgraf sistemi
radyoterapi :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme,
iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet
etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek),
the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) *
iyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak kanser ve bazı hastalıkların hücre
düzeyinde tahrip edilmesi yoluyla tedavi edilmesini sağlayan tıbbi tedavi
yöntemi, radyasyonla tedavi yöntemi
radyum :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ium (kimyasal
element eki) * atom numarası 88, simgesi Ra olan, uranyum cevherlerinde
bulunan, yüksek oranda radyoaktif özellik gösteren ve ışınım yayarak bozunan
metalik kimyasal element radyum elementi
raf :
ara. * rafa ((yükseltmek, kaldırmak) * eşyaların düzenli biçimde
yerleştirilmesi için duvara veya dolap içine yükseltilmiş şekilde sabitlenen
yatay taşıyıcı yüzey
rafad :
ara. * rafada, rafaza (reddetmek, kabul etmemek, geri çevirmek) * reddetme,
kabul etmeme (refuse, refuser (reddetmek) (ing., fra.) )
rafadan :
ara. * rafada (gevşek bırakmak, rahat bırakmak, bırakmak, salmak; tam
katılaştırmamak) + an (ile ilgili, -a ait) (ara.); rapadan (kaynamış yumurta)
(erm.) * yumurtanın beyazının pişmiş, sarısının ise tamamen akışkan kalacak
şekilde kaynar suda kısa süre (genellikle 2-3 dakika) haşlanması işlemi
rafes :
ara. * rafasa (açık veya kaba konuşmak, cinsel içerikli sözler söylemek; cinsel
yakınlıkla ilgili söz söylemek ve davranışta bulunmak) * cinsel içerikli
konuşma, müstehcen söz veya cinsel davranışa yönelme; cinsellik, cinsel ilişki
rafet :
ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek), rauf
(esirgeyen, acıyan, merhamet eden) * acıma, merhamet etme, şefkat gösterme,
esirgeme
rafflesiaceae :
ing., lat. * Rafflesia (İngiliz devlet adamı ve doğa araştırmacısı Sir Thomas
Stamford Raffles’ın soyadından) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki)
(lat.) * çoğunlukla tropikal bölgelerde yaşayan, klorofil içermeyen, parazit
yaşam süren ve çok büyük çiçekleriyle tanınan bitkileri kapsayan familya,
Rafflesiagiller
rafız :
ara. * rafada, rafaza (reddetmek, kabul etmemek, geri çevirmek) * bir görüşü,
otoriteyi veya kabul edilen bir öğretiyi reddeden kimse, reddeden
rafi :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yükseltici, kaldırıcı
rafika :
ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak), rafik (yoldaş, arkadaş, eşlik eden)
+ a (dişil eki) * yol arkadaşlığı yapan, birlikte bulunan veya yakınlık kurulan
kadın arkadaş, kadın yoldaş, kadın refakatçı
rafinaj :
lat., fra. * refinacium (refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek)
(re (yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak,
inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + acium (isim
yapım eki) ); raffinage + age (isim yapım eki) * ham maddelerin fiziksel veya
kimyasal işlemlerle arındırılarak daha saf ve kullanılır hale getirilmesi süreci,
arıtma işlemi
rafinatör :
lat, fra. * refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden,
tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus
(saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, ede eki)
(lat.); rafinateur (fra.) * ham maddeleri arıtma ve saflaştırma işlemlerini
gerçekleştiren endüstriyel cihaz veya sistem, arıtma cihazı
rafine :
lat, fra. * refinatus (refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re
(yeniden, tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak,
inceltmek) (finus (saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); raffiné (fra.) * yabancı maddeler
uzaklaştırılarak saflaştırılmış, işlenmiş ve daha ince hale getirilmiş,
arıtılmış, saflaştırılmış
rafineri :
lat, fra. * refinare (tekrar arıtmak, saflaştırmak, temizlemek) (re (yeniden,
tekrar, geri) + finare (saflaştırmak, arıtmak, sonlandırmak, inceltmek) (finus
(saf, arı, son, ince) + are (fiil mastar eki) ) + arium, orium (isim yapım,
yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) )
(lat.); raffinerie (fra.) * ham petrol, şeker veya metal gibi maddelerin
fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçirilerek safsızlıklarının giderildiği ve
kullanılabilir ürünlere dönüştürüldüğü endüstriyel tesis, arıtma tesisi
rafinesquia :
lat. * Rafinesque (Polonya kökenli botanikçi Constantine Rafinesque) + ia (isim
yapım eki) * Kuzey Amerika kökenli, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait,
ince yapraklı ve sarı çiçekli bazı otsu bitki türlerini içeren bitki cinsi
rafineskya cinsi bitki
rafit :
gre. * rhaphis (iğne, sivri uç, ince lif, ipliksi doku; bitkisel lif) * bazı
bitki ve hayvan hücrelerinin vakuollerinde bulunan, hücre savunmasında veya
kalsiyum dengesinde görev alan kalsiyum oksalat yapılı, iğne biçimindeki
mikroskobik billur (kristal) madde
rafi-üd derecat :
ara. * rafi (yükselten, yukarı kaldıran) + el (ön ek, artikel) + derecat
(dereceler, kademeler, seviyeler, mertebeler) * rereceleri yükselten (Allah’ın
esması kapsamında olan ifade)
rafraf :
ara. * raf (yükseltme, yukarı kaldırma) + raf (yükseltme, yukarı kaldırma) *
yatarken başı yüksek konumda tutabilmek için başın altına konan, içi pamuk, yün
veya elyaf ile doldurulmuş tekstil ürünü eşya
rafting :
ing. * raft (salla taşımak; şişme bot, sal) + ing (isim yapım eki) * akarsu
veya nehirlerde özel şişme botlarla yapılan, akıntıya karşı veya akıntıyla
birlikte ilerlemeyi içeren sportif su etkinliği
rafya :
gre. * rhaphis (iğne, sivri uç, ince lif, ipliksi doku; bitkisel lif) + eia
(isim yapım eki) * özellikle rafya palmiyesi yapraklarından elde edilen,
sepetçilik ve bağlama işlerinde kullanılan dayanıklı bitkisel lif ipliği, doğal
lif ipliği
ragad :
ara. * ragada (taze, yumuşak, bol ve pürüzsüz olmak, zahmetsiz olmak) * refah,
genişlik, kolaylık, keyif, huzur, geçim kolaylığı, zahmetsiz ve meşakkatsiz
olma durumu
ragbi :
ing. * Rugby (İngiltere’de bir yer adı, Warwickshire’daki Rugby kasabası) * 19.
yüzyılda İngiltere’de Rugby School’da ortaya çıkan, oval top ile oynanan ve
fiziksel temasın yoğun olduğu takım sporu rugby oyunu
ragıb :
ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) * rağbet eden,
isteyen, talep eden, arzulayan
ragıp :
ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) * rağbet eden,
isteyen, talep eden, arzulayan
rağbet :
ara. * ragaba (rağbet etmek, istemek, talep etmek, arzulamak) + et (isim yapım
eki) * bir kimseye, şeye veya duruma karşı yoğun ilgi, istek ve kabul görme
hali, toplumda beğenilme ve tercih edilme durumu ilgi ve kabul görme hali,
istenme, talep edilme, arzulanma
rağmen :
ara. * ragm (zor, istem dışı durum; baskı, karşı koyma) + en (zarf/belirteç
eki) * bir engel, zorluk veya karşıt duruma karşın (bir olayın gerçekleştiğini
bildiren), karşıtlık ve direnç olması durumunda bile/dahi
rahabe :
ara. * rahaba (genişlemek, yayılmak) * genişlik, yayvanlık, vus’at
rahat :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahve (açık, ferah),
rahvan (açık), rehavet (ferahlık) * genişlik, açıklık, sakinlik, sükunet,
huzur, gevşeklik; geniş, açık, sakin, huzurlu, gevşek (ruhig (sakin) (alm.) )
rahatül-ervah :
ara. * rahat (genişlik, açıklık, sakinlik, sükunet, huzur, gevşeklik;
üzüntüsüzlük, tasasızlık, kedersizlik; dinginlik) + el (ön ek, artikel) + ervah
(ruhlar) * ruhların huzuru, ruhların dinginliği; Türk musikisinde Irak
perdesinde karar eden, Hicaz ailesi dizileri ile Irak’taki Segâh dörtlüsünü
birleştiren, Neva veya Hüseynî güçlüye sahip, çeşitli asma kararlar ve bakiye
bemol/diyez donanımı kullanan, inici seyirli bir makam
rahb :
ara. * rahb (korku, ürperti; saygı karışık çekinme) * korku, saygı ve haşmet
karşısında oluşan derin ürperti duygusu
rahib :
ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek,
ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık
çekinme; huşu) * korkan, çekinen, sakınan, saygılı korku duyan; Hristiyanlıkta
dünyevi hayattan uzaklaşıp manastır yaşamı içinde ibadet, inziva ve ruhani
disiplinle yaşayan din adamı, keşiş
rahibe :
ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek,
ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık
çekinme; huşu), rahib (korkan, çekinen, sakınan, saygılı korku duyan) + e
(dişil eki) * Hristiyanlıkta manastır yaşamı içinde ibadet, inziva ve ruhani
disiplinle yaşayan kadın din görevlisi kadın, keşiş
rahik :
ara. * rahika (saflaşmak, berraklaşmak, tortudan arınmak), rahik (saf,
süzülmüş; arı içki, temiz içecek) * tortusuz, berrak, saf, katkısız şarap veya
içecek
rahil :
ara. * rahala (göç etmek) * bir yerden başka bir yere kalıcı olarak geçme, göç,
göçme, hicret etme
rahim :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) * anne karnında ceninin
geliştiği, canlıda yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli,
şefkatli, bağışlayıcı
rahime :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahim (anne karnında ceninin
geliştiği, canlıda yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli,
şefkatli, bağışlayıcı) + e (dişil eki) * merhamet eden, şefkat gösteren kadın,
öerhametli kadın, şefkatli kadın; kadın ismi
rahimehullah :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) + hu (o) + allah (Allah) *
“Allah ona merhamet eylesin, Allah rahmet eylesin" mealinde dua
rahip :
ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak), rahab (korku,
hürmet) * monk, priest, pastor; moine le, prêtre le, abbé le, pasteur le; Mönch
r, Priester r, Pastor r, Pfarrer r
rahle :
ara. * rahala (göç etmek, yola çıkmak, yer değiştirmek, yüklenip hareket
etmek), rahl (yük, binek eşyası; üzerine konulan destek) + e (isim eki) * yük,
binek takımı, üzerine konulan destek, kitap koyma desteği; kitap veya mushaf
okumak için kullanılan, açılır kapanır ve eğimli yüzeye sahip ahşap okuma
sehpası, kitap okuma sehpası
rahle-i tedris :
ara. * rahle (yük, binek takımı, üzerine konulan destek, kitap koyma desteği;
kitap veya mushaf okumak için kullanılan, açılır kapanır ve eğimli yüzeye sahip
ahşap okuma sehpası, kitap okuma sehpası) + i (tamlama eki) + tedris (bilgi ve
öğretinin düzenli biçimde aktarılması, ders verme ve eğitim süreci, öğretim
faaliyeti) * üzerine ders verilen veya alınan rahle; bir hocanın yanında
yetişme ve bilgi edinme, alimden ders alma, terkip eğitim süreci, öğrenim yolu
(mecazi)
rahm :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek) * merhamet, şefkat,
bağışlayıcılık, koruyuculuk
rahman :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahm (merhamet, şefkat,
bağışlayıcılık, koruyuculuk), rahim (anne karnında ceninin geliştiği, canlıda
yaşamın başlangıç ve korunma alanı olan organ; merhametli, şefkatli,
bağışlayıcı) + an (sıfat yapım eki) * merhameti çok geniş ve kuşatıcı olan, tüm
varlıklara yönelik sınırsız şefkati ve bağışlayıcılığı olan; Kur’a’ın 55.
suresi
rahmani :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek), rahm (merhamet, şefkat,
bağışlayıcılık, koruyuculuk) + an (sıfat yapım eki) + i (ile ilgili, -a ait) *
merhamet, şefkat ve ilahi bağışlayıcılık niteliği ile ilgili
rahmaniyyet :
ara. * rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + an (sıfat yapım
eki) + i (ile ilgili, -a ait) + iyet (isim yapım eki) * merhamet, şefkat ve
ilahi bağışlayıcılık durumu, rahmani olma durumu
rahmet :
ara. * rahima (merhamet etmek, şefkat göstermek, acımak), rahm (merhamet,
şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + et (isim yapım eki) * şefkat, merhamet
ve bağışlayıcılık, ilahi lütuf ve koruyucu iyilik
rahmi :
ara. * rahm (merhamet, şefkat, bağışlayıcılık, koruyuculuk) + i (ile ilgili, -a
ait) * rahmet, şefkat ve koruyuculuk niteliği ile ilgili; erkek ismi
rahname :
ara. * rah (yol) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) (far.) * yol gösteren yazı, kılavuz niteliğinde metin,
rehber kitap veya yönlendirme eseri rehber eser; gidilecek yolu göstren belge,
harita
rahne :
ara. * rahana (ipotek koymak, rehin almak; teminat altına almak) * bir borç
karşılığında bir malın güvence olarak alıkonulması, teminat amacıyla verilen
değer, rehin işlemi
rahşan :
ara. * rahaşa (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, aydınlık saçmak) + an (ile
ilgili, -a ait) * parlayan, ışıldayan, aydınlık saçan; kadın ismi
raht :
ara. * raht (binek eşyası, yük, sefer takımı) * yolculukta kullanılan binek
takımı, yük ve sefer sırasında taşınan eşyalar sefer eşyası
raht :
ara. * raht (kabile, topluluk; yakın adamlar, destekçiler) * bir kişinin
etrafında bulunan, ona bağlı veya onu destekleyen küçük topluluk, grup, çete,
yakın çevre topluluğu
rahu :
san. * rahu (tutucu, yutan; gölge varlık) * Hint mitolojisinde Güneş ve Ay’ı
yutarak tutulmalara neden olduğuna inanılan, başı kesilmiş bir asura (iblis)
figürü tutulma iblisi
rahvan :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahve (açık, ferah)
+ an (ile ilgili, -a ait) * atlar için kullanılan ve binek hayvanının
sarsmadan, bir tür hızlı yürüyüş adımıyla koşması veya bu şekilde koşan at
RAID :
ing. * redundant (yedekli) + array (dizi) + of (-) + independent (bağımsız) +
disks (diskler) * birden fazla diski tek bir mantıksal yapı altında
birleştirerek performans veya veri güvenliği sağlayan depolama teknolojisi
rai :
ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + i (-cı, yapan, eden eki) *
gören, görücü
raid :
ara. * ra’da (gürlemek, şiddetli ses çıkarmak), ra’d (gök gürültüsü, şimşek
sesi; gürleme) * gürleyen, gürüldeyen (raid (akın, saldırı) (ing.) )
raif :
ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek) * aşırı
derecede şefkatli, esirgeyen, yumuşak huylu ve merhamet gösteren, incelik ve
bağışlayıcılık sergileyen, merhametli, şefkatli, re'fetli
rais :
ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) * mantıklı, kafalı, akıllı
raiyyet :
ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’ya, ri’aye (otlatmak,
gözetmek, yönetmek) + et (isim yapım eki) * bir hükümdar idaresinde olanlar,
birinin idaresine bağlı olanlar, devletin idaresindeki insanlar; sürü.
otlatılan hayvan sürüsü; Osmanlı döneminde bir hükümdarın yönetimi altında
yaşayan, vergi veren ve üretim yapan halkın bütünü (tebaa)
rajidae :
lat. * raja (yassı gövdeli, kanat biçimli yüzgeçlere sahip vatoz cinsi) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * denizlerde yaşayan, gövdeleri yassılaşmış,
geniş kanat biçimli göğüs yüzgeçleri bulunan ve kuyrukları ince olan vatozları
kapsayan balık familyası, Vatozgiller
rajiformes :
lat. * raja (yassı gövdeli, kanat biçimli yüzgeçlere sahip vatoz cinsi) +
formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) * gövdeleri yassılaşmış, geniş göğüs yüzgeçleri bulunan ve çoğunlukla
deniz tabanında yaşayan vatozları kapsayan kıkırdaklı balıklar takımı, Vatozlar
takımı
rak :
ara. * rak (ince deri, parşömen; özellikle yazı yazmak için hazırlanmış deri) *
üzerine yazı yazılan tabaklanmış ince ceylan derisi veya beyaz sayfa
rak :
ara. * raka (eğilmek) * eğilme
rak :
ara. * rakiya (yükselmek, yukarı çıkmak, derecelenmek) * yükselme, yükseliş;
incelme, inceltme (“rakı, raki” (damıtma yani inceltme yöntemiyle elde edilen
içki) )
rakabe :
ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * ense kökü, boyun; kul, köle,
cariye
rakam :
ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak
belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı) * sayıları ifade etmek
ve sayma, ölçme veya sıralama işlemlerinde kullanılan sembollerden her biri
rakb :
ara. * rakiba (binmek, üstüne çıkmak) * kervan; birlikte yol alan yolcu ve
binek topluluğu, kervan halinde yolculuk eden, binekli yolcu topluluğu
rakd :
ara. * rakada (vurmak, ritmik şekilde vurmak, darbe uygulamak) * darbe, ritimle
vurma ( racket (raket) (ing.), raquette (raket) (fra.) )
rakde :
ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek) * yatma,
uyuma, uyku, berzah
raket :
ara., fra. * rakada (vurmak, ritmik şekilde vurmak, darbe uygulamak), rakd
(darbe, ritimle vurma) (ara.); raquette (raque ( vurma, darbeleme) + ette
(küçültme eki) ) (fra.) * tenis, masa tenisi, badminton ve squash gibi
sporlarda topa vurmak amacıyla kullanılan, uzun saplı, ucu oval çerçeveli ve
gergin ağdan (kiriş) oluşan spor ekipmanı
rakı :
ara. * rakiya (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla
çıkmak), raki (yükselmiş, yukarı çıkmış; yükseltgenmiş, damıtılmış içki),
terakki (yükselme, ilerleme), arak (ter, döküle damla) * yükselmiş,
yükseltgenmiş, damıtılmış; özellikle Türkiye'ye özgü, suma (üzüm alkolü) ve
anason tohumlarının bakır imbiklerde yeniden damıtılmasıyla üretilen geleneksel
bir alkollü içki (damıtılma sürecindeki terleme (damlama) olayına atfen)
rakım :
ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak
belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı), rakim (işaretleyen,
sayı veya harf yazan) * bir noktanın, bir yerin coğrafi konumunun dikey
düzlemdeki yerini belirten, ortalama deniz seviyesine göre yüksekliği, yükselti
raki :
ara. * raka (eğilmek) + i (sıfat yapım eki) * rüku eden, eğilen
raki :
ara. * rakiya (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla
çıkmak), raki (yükselmiş, yukarı çıkmış; yükseltgenmiş, damıtılmış içki),
terakki (yükselme, ilerleme) * yükselmiş, yükseltgenmiş, damıtılmış
rakib :
ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * gözetleyen, izleyen; ir
yarışta, oyunda veya işte aynı hedefe ulaşmak için birbirini geçmeye çalışan,
üstünlük kurmayı hedefleyen taraflardan her biri, dişli kişi veya grup
rakik :
ara. * rakka (incelmek) * ince, narin, yufka yürekli, hisli, merhametli,
şefkatli ve zarif, rikkat sahibi
rakim :
ara. * rakama (iz bırakmak, yazmak, işaretlemek, çizerek veya kazıyarak
belirgin hale getirmek; sayı ile belirtmek), rakm (sayı), rakim (işaretleyen,
sayı veya harf yazan) * yazılmış nesne, yazı yazılacak levha
rakin :
ara. * rakana (sağlam olmak, yerleşik olmak; sükunet ve denge halinde bulunmak)
* gözetip çare bulan, bir işte denge ve düzen sağlayan; tedavi eden, çözüm
üreten
rakip :
ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) * aynı amaca ulaşmak için
birbiriyle yarışan, aynı şeyi elde etmek için birbirine üstünlük kurmaya
çalışan taraflardan her biri
rakis :
ara. * rakasa (döndürmek, terse döndürmek) * tersine döndüren
rakit :
ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud
(uyku) * durgun, hareketsiz, kıpırtısız, sakin; uykuda, uyuyan
rakk :
ara. * rakk (ince deri yaprak; yazı için hazırlanmış yüzey, sahife) * kitap,
sahife; kağıt yerine kullanılan ince deri parçası; tomar; yama
rakkas :
ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek), raks (sallanma,
ritmik hareket etme; dans etme) * ritmik ve sallanarak hareket eden, dans eden
erkek kişi, dansçı, dansör
rakkase :
ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek), raks (sallanma,
ritmik hareket etme; dans etme) * ritmik ve sallanarak hareket eden, dans eden kadın
kişi, dansçı, dansöz
rakor :
lat., far. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad
(-a doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.);
raccord (birleştirme, ekleme; iki parçayı birbirine bağlayan parça) (re
(yeniden, tekrar, geri) + accord (uyum, ahenk, anlaşma) ) (fra.) * sıhhi
tesisat, hidrolik veya mekanik sistemlerde iki boruyu veya hortumu döndürmeye
gerek kalmadan birbirine bağlayan, sökülüp takılabilir olan, genellikle metal
(pirinç, paslanmaz) veya plastikten üretilen sızdırmazlık elemanı
raks :
ara. * rakasa (sallanmak, ritmik hareket etmek; dans etmek) * sallanma, ritmik
hareket etme; dans etme; sıçrayarak, sallanarak dans etme (rock (sallanmak)
(ing.) )
raksibakumab :
lat. * raxi (farmasötik ön ek) + ba (bakteriyellik belirteci) + cumab (cu, u
(insan) + mab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) ) * solunum yoluyla
bulaşan (inhalasyon) şarbon (Bacillus anthracis) enfeksiyonlarının tedavisinde
ve maruziyet sonrası korunmada kullanılan özel bir insan monoklonal antikor
(antitoksin) ilacın etken maddesi (C6320H9794N1702O998S42)
raku :
jap. * raku (rahatlık, huzur, keyif, dinginlik; kolaylık, doğal sadelik) *
düşük sıcaklıkta pişirilen, fırından çıkarıldıktan sonra ani soğutma ve
indirgeme işlemleriyle çatlaklı, metalik veya isli yüzeyler elde edilen Japon
kökenli seramik pişirme sanatı ve tekniği
rakun :
pow. * aroughcun, arakhun (elleriyle kaşıyan/tutan, el kullanan) * Kuzey
Amerika kökenli, Procyonidae (rakungiller) familyasından olan, yüzünde maske
benzeri siyah lekeler bulunan, gece aktif, hem etçil hem otçul beslenebilen
küçük memeli hayvan
rakursi :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + curtare (kısaltmak, eksiltmek),
curtus (kısa, eksik; kısaltılmış, eksiltilmiş, kesilmiş, daraltılmış) (lat.);
raccourci (kısaltılmış, eksiltilmiş) (re (yeniden, tekrar, geri) + ac (-a
doğru, yönelim; etken fiil eki) + courcir (kısaltmak, eksiltmek), courci
(kısaltılmış, eksiltilmiş) ) * kısaltılmış; kısa görünüş, modelin
karşıdan,yandan bakıldığında çizgilerinin olduğundan kısa görünmesi; resim ve
sanatta bir nesnenin veya figürün, perspektif kuralları kullanılarak izleyiciye
doğru derinlik hissi verecek şekilde, alışılmadık bir açıdan (üstten, alttan
veya yandan) olduğundan daha kısa veya şekil değiştirmiş gibi gösterilmesi
tekniği, kısaltım
rallentando :
lat, ita. * re (yeiden, tekrar) + lentare (yavaşlatmak) (lentus (yavaş) + are
(fiil mastar eki) ) + andum (isim yapım eki) (lat.); rallentando (ita.) *
müzikte icranın giderek yavaşlatılması, tempo hızının kademeli olarak
düşürülmesi
ralli :
lat., fra., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + alligare (birbirine bağlamak,
birleştirmek, iliştirmek) (ad (-a doğru, yönelim) + ligare (bağlamak,
birleştirmek, iliştirmek) (lat.); re (yeniden, tekrar, geri) + allier
(bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (fra.); rally (ing.) * toparlanmak, bir
araya gelmek, toplanmak, güç kazanmak; spor, siyasi veya sosyal bağlamda
katılımcı veya destekçileri bir amaç etrafında toplamak; motor sporlarında uzun
yol veya etap yarışı
rallidae :
lat. * rallus (su tavuğu cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * sulak
alanlarda yaşayan, ince uzun bacaklı, çoğunlukla gizli yaşam süren, yürüyücü
kuşları kapsayan familya, sakargagiller, yelvegiller, su tavuğugiller
rally :
lat., fra., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + alligare (birbirine bağlamak,
birleştirmek, iliştirmek) (ad (-a doğru, yönelim) + ligare (bağlamak,
birleştirmek, iliştirmek) (lat.); re (yeniden, tekrar, geri) + allier
(bağlamak, birleştirmek, iliştirmek) (fra.); rally (ing.) * toparlanmak, bir
araya gelmek, toplanmak, güç kazanmak; spor, siyasi veya sosyal bağlamda
katılımcı veya destekçileri bir amaç etrafında toplamak; motor sporlarında uzun
yol veya etap yarışı
raloksifen :
lat., gre. * ral (farmasötik ön ek) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (gre.) * seçici östrojen reseptör
modülatörü olarak kullanılan, özellikle kemik sağlığının korunması ve
osteoporoz tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C28H27NO4S•HCl)
raltegravir :
lat. * ralte (ön ek) + integrare (bütün yapmak, bütünlemek, tamamlamak) + avir
(antiviral ilaç eki) * HIV virüsünde DNA’nın konak hücre genomuna
entegrasyonunu engelleyerek virüsün çoğalmasını durduran antiretroviral ilacı
etken maddesi (C20H21FKN6O5)
RAM :
ing. * random (rastgele) + access (giriş, duhul, akses) + memory (bellek,
hafıza) * bilgisayarda verilerin geçici olarak tutulduğu ve işlemci tarafından
hızlı erişim için kullanılan, rastgele erişim imkanı veren, elektrik kesildiğinde
içeriği silinen çalışma belleği
rama :
san. * rama (karanlığı aşan, ışık veren; sevinç, dinlenme, hoş, yüce,
büyüleyici) * Hint mitolojisinde adalet, erdem ve doğruluğun sembolü olan,
Ramayana destanının başkahramanı olan ve kötülükle mücadeleyi temsil eden
kahraman kral
ramad :
ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu
sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü
ramak :
ara. * ramaka (çok az kalmak, tükenmeye yakın olmak) * bir şeyin çok azı,
neredeyse tükenmiş en küçük miktarı, son derece az kalma durumu; ölümden önceki
son yaşam belirtisi, bakış, nefes
raman etkisi :
san. * raman (Hint fizikçi Chandrasekhara Venkata Raman’ın soyadından) + etki
(bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) *
bir ışık demetinin bir maddeyle etkileşmesi sonucu dalga boyunun değişmesiyle
ortaya çıkan inelastik saçılma olayı (bu etki moleküllerin titreşim ve dönme
enerjilerini analiz etmekte kullanılır.)
ramanujan sayısı :
hin. * ramanujan (Hint matametikçi Srinivasa Ramanujan’ın soyadından) + sayısı
(rakamı) (tür.) * iki farklı şekilde iki küpün toplamı olarak ifade edilebilen
en küçük doğal sayı olan 1729 sayısı (1^3 + 12^3 = 9^3 + 10^3)
ramas :
ara. * ramas (çapak, gözde toplanan madde, gözde biriken çapak, kurumuş salgı)
* gözde özellikle uyku sonrası oluşan, gözyaşı ve mukus karışımının kuruyarak
sertleşmesiyle meydana gelen çapaklanma durumu (ramasser (toplamak) (fra.) )
ramayana :
san. * rama (karanlığı aşan, ışık veren; sevinç, dinlenme, hoş, yüce,
büyüleyici) + yana (gelişim) * Hint mitolojisinde Rama’nın sürgünü, Sita’nın
kaçırılması ve iyilik ile kötülük arasındaki savaşın anlatıldığı, ahlaki ve
dini öğretiler içeren ve kutsal kabul edilen epik destan (Hint yarımadasında
Mahabbarata ile birlikte en çok bilinen iki destandan biri)
ramaz :
ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu
sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü
ramazan :
ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) + an (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kameri takvim (Ay takvimi) olan Hicri takvime göre
dokuzuncu ay, üç aylar adı verilen ve İslam’a göre kutsal sayılan ayların
sonuncusu, oruç ayı; erkek ismi
rambo :
ing. * rumbustious, rambunctious (gürültülü, gürültücü, taşkın, delişmen) (rum
(kuvvetli, dirençli) + ust (ile ilgili, gibi, -a ait) + iosus (ile ilgili,
sıfat yapım eki) ) + o (son ek); robust (gürbüz; zorlu çetin, kuvvetli, güçlü,
dirençli) (rob (zorlamak, zorla almak, kuvvet uygulamak; soymak) + ust (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ); ramble (başıboş gezmek, dolanmak) * sert, saldırgan,
zorlu, çetin
ramelteon :
lat., gre. * ra (farmasötik ön ek) + melteon (melatonin reseptör agonistleri
sınıfındaki molekül belirteci) * uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin
reseptör agonisti olarak kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C16H21NO2)
ramet :
lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + ettum (küçültme veya topluluk eki) * bitkilerde
ana gövde veya ana kökten ayrılan, kendi başına yaşama ve çoğalma yeteneğine
sahip modüler birey veya sürgün birimi, klonun ayrı bir yaşamsal birimi
rami :
ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak; itaat etmek, eğilmek, boyun eğmek) + i
(-cı, yapan, eden eki) * atan, fırlatan, savuran; ok atan, mermi atan, nişancı;
itaat eden, boyun eğen
ramicaul :
lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + caulis (gövde, sap) * bazı bitkilerde,
özellikle orkidelerde yaprağı taşıyan ve rizomdan veya ana gövdeden ayrılan dal
benzeri özel gövde/sürgün yapısı, dal gövde, yan gövde
ramifikasyon :
lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) ) + tio (fiili isim yapan son ek) * bir şeyin
dallanarak, kollar halinde çoğalması; bir yapının veya sürecin dallanıp
genişlemesi
ramifiye :
lat. * ramus (dal, ağaç dalı) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) ) + tus
(geçmiş zaman eki) ) (lat.); ramifié (fra.) * dallanmış, kollar halinde
çoğalmış
ramim :
ara. * ramma (çürümek, dağılmak, ufalanmak, eski haline dönüp parçalanmak) *
çürümüş, bozulmuş, dağılmış; kemiğin çürümesi; çürük, çürüyerek yapısı
bozulmuş, dağılmış ve bütünlüğünü kaybetmiş; eski, yıpranmış, parçalanmış
ramipril :
lat. * ram (ticari ilaç adı kökü) + i (bağlayıcı ses) + prila (ACE
(angiotensin-converting enzyme inhibitor ) inhibitörü eki) * hipertansiyon ve
kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, damarları gevşeterek kan basıncını
düşüren ACE inhibitörü ilacın etken maddesi (C23H32N2O5)
ramiş-huvar :
ara. * ramiş (uzanmak, yayılmak, huzur bulmak; makamın genişleyici seyir
karakteri) + havara (yüksek sesle bağırmak, haykırmak, böğürmek), huvar
(bağıröa, haykırma, böğürme; eski Türk/Doğu müziğinde kullanılan makam adı,
tiz/üst bölge seyri çağrışımı) * klasik Türk musikisinde iki ayrı makamın
birleşiminden oluşan, seyri genişleyip farklı perdelerde kararlar gösterebilen
bileşik makam
ramiş-i can :
ara. * ramiş (uzanmak, yayılmak, huzur bulmak; makamın genişleyici seyir
karakteri) + i (tamlama eki) + can (ruh, hayat, dirim, yaşam özü) * klasik Türk
musikisinde kullanılan, özellikle yumuşak geçkilerle ilerleyen ve dinlendirici,
huzur verici bir karakter taşıyan tarihi bir makam
ramnoz :
gre. * rhamnos (kuzukulağı benzeri bitki) + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) * bitkilerde bulunan, özellikle glikozit yapılarının içinde
yer alan, deoksi şeker türlerinden biri olan doğal bir monosakkarit
rampa :
fra. * rampe (eğimli yol, çıkış; tırmanma yüzeyi, eğimli geçiş) * iki farklı
yükseklik arasındaki geçişi kolaylaştırmak için yapılmış olan, özellikle
engelli erişimi, yük taşıma veya araç geçişi için kullanılan eğimli yüzey
ramphastidae :
gre. * ramphos (gaga, özellikle kuş gagası) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * büyük ve genellikle parlak renkli gagalarıyla tanınan,
tropikal Amerika’da yaşayan tukanları kapsayan kuş familyası, Tukungiller
ramsey-hunt sendromu :
ing. * Ramsay Hunt (Amerikalı nörolog James Ramsay Hunt'ın soyadından) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * yüz sinirini (fasiyal sinir) etkileyen varisella-zoster virüsünün
neden olduğu, kulakta ağrı, yüzde felç ve genellikle kulak çevresinde döküntü
ile seyreden nörolojik bir hastalık
ramucirumab :
lat. * ramu (ön ek) + cir-(VEGFR-2 hedefleme ile ilişkili kök adlandırma
segmenti) + umab (human monoclonal antibody (insan monoklonal antikoru) ) *
kanser tedavisinde kullanılan, damar endotelyal büyüme faktörü reseptörü 2’yi
(VEGFR-2) hedefleyerek tümörün damar oluşumunu baskılayan monoklonal antikor
ilacın etken maddesi
ramza :
ara. * ramz (işaret, sembol, simge; bir şeyi temsil eden gösterge) + a (isim
yapım/dişil şekil eki) * bir şeyi temsil eden işaret, sembol (simge) veya anlam
taşıyan gösterge
rana :
ara. * ra‘n (incelik, zarafet, hoş görünüş) * güzel, hoş, latif, göz alıcı ve
parlak, görünüşü güzel olan, göze hoş gelen, güzel, hoş görünen, zarif
rana :
ara. * rana (uzun uzun bakmak, dikkatle seyretmek, hayranlıkla bakmak) * güzel,
hoş, latif, göze hoş görünen
rana temporaria :
lat. * rana (kurbağa) + temporaria (geçici, mevsimsel olan) (temporarius
(zamanla ilgili) (tempus (zaman) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
Avrupa’da yaygın olarak bulunan, soğuk iklimlere uyum sağlamış bir kurbağa
türü, çim kurbağası
randa :
ost., ita. * randa (yelken) (ost.) * gemilerin mizana direğinin (en kıçtaki
direk) gerisine çekilen, rüzgarı yandan alarak manevra kabiliyetini artıran
dörtgen şeklindeki yan yelken; randa yelkeni, randa gizi (spanker gaff);
gemilerde direk, yelken veya arma parçalarının belirli bir açıyla düzenlenmesi
ve rüzgarın etkisine göre yönlendirilmesi işlemi (Rand (kenar) (alm.) )
rande :
far. * rand, rend (yontma, törpüleme) + e (-ci, yapan, eden, yapma aleti) *
yontma aleti, kenarını törpüleme, rendeleme (render (parçalayıcı) (ing.) )
randevu :
fra. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), se rendre (gitmek,
ulaşmak, varmak), rendez (gidin, ulaşın, varın) + vous (siz) * önceden
belirlenmiş bir zamanda ve yerde bir kişiyle görüşmek için yapılan planlı
buluşma; doktor, kurum veya iş görüşmesi için verilen zaman dilimi
randevuevi :
fra., tür. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), se rendre
(gitmek, ulaşmak, varmak), rendez (gidin, ulaşın, varın) + vous (siz) (fra.) +
ev (barınak, yaşanan kapalı mekan) + i (iyelik eki) (tür.) * kadınların para
karşılığında erkeklerle cinsel ilişkiye girdikleri mekan, kerhane, genelev,
fuhuşhane
randıman :
fra. * rendement (verim, getiri, sonuç verme) (rendre (geri vermek, vermek,
iletmek, ulaştırmak) + ment (isim yapım eki) ) * bir sistem, makine veya
çalışmanın harcadığı enerjiye göre ürettiği iş veya çıktı miktarı, verimlilik
oranı
random :
fra. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) * belirli bir düzen,
plan veya öngörülebilirlik olmadan, rastgele ve düzensiz şekilde gerçekleşen
durum veya seçim, rastgele
randomizasyon :
fra., lat. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) (fra.) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir
işlemi, seçimi veya dağılımı belirli bir düzen veya öngörü olmaksızın rastgele
hale getirme süreci, rastgeleleştirme
randomize :
fra., lat. * randon (koşturma, hız, ivme, (at) dört nala koşma) (fra.) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.)
* belirli bir düzen veya öngörü olmaksızın rastgele hale getirilmiş,
gelişigüzel dağıtılmış veya seçilmiş
rane :
ara. * rana (bir şeyin üstünü kapatmak, galip gelmek, boyamak, kirletmek,
kararmak, paslanmak, kirlenmek, üzeri kir tabakası ile kaplanmak, kalbe perde
inmek, örtmek, kaplamak) * karartı, pas, kir, çökelti, tortu, cüruf, telve
ranforsatör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + fortis (güçlü, kuvvetli, kudretli, sağlam)
+ are (fiil mastar eki) + tor (-cı, yapan, ede eki) * bir yapıyı veya sistemi
daha güçlü ve dayanıklı hale getiren, takviye eden (cihaz veya düzenek);
röntgen çekimlerinde hastadan geçen X-ışınlarını görünür ışığa dönüştürerek
röntgen filminin daha düşük radyasyon dozuyla görüntülenmesini sağlayan, kaset
içine yerleştirilmiş fosfor tabakalı ekran
range :
fra. * rang (sıra, dizi), ranger (sıralamak, dizmek) * bir şeyin ulaşabildiği
mesafe (menzil), kapsadığı alan, menzil; nesnelerin belirli bir sıra veya
dağılım içinde bulunduğu aralık, sıra, dizi
ranibizumab :
lat. * rani (recombinant (farklı canlı türlerinden veya kaynaklardan alınan
genetik materyallerin bir araya getirilmesi sonucu oluşan yeni, yapay DNA
molekülü) + humanized (insanlaştırılmış) + bi (bios (yaşam, hayat, dirim) + zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * gözde anormal damar oluşumunu (özellikle yaşa bağlı makula
dejenerasyonu ve diyabetik makula ödemi gibi durumlarda) azaltmak için
kullanılan, VEGF-A’yı inhibe eden monoklonal antikor yapılı biyolojik ilacın
etken maddesi (C2158H3282N562O681S12)
ranidae :
lat. * rana (kurbağa) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gerçek
kurbağaları kapsayan, çoğunlukla iyi gelişmiş arka bacakları ve sıçrama
yetenekleriyle bilinen kurbağa familyası, Gerçek kurbağagiller
ranitidin :
lat. * raniti (ön ek) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) * mide
asidini azaltan, mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri ile reflü hastalığında
kullanılan H2 reseptör blokörü ilacın etken maddesi (C13H22N4O3S)
ranolazin :
lat. * rano (ön ek) + li (bağlaç) + zine (azotlu heterosiklik yapı eki) *
kronik anjina pektoris tedavisinde kullanılan, kalp kasındaki sodyum akımını
azaltarak oksijen tüketimini düşüren antianginal ilacı etken maddesi
(C24H33N3O4)
ranson kriterleri :
ing. * ranson (Amerikalı cerrah Dr. John HC Ranson’ın soyadından) + kriterion
(yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü) (gre.) + ler
(çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * akut pankreatit hastalarında hastalığın
şiddetini ve mortalite riskini değerlendirmek için kullanılan; başvuru anı ve
ilk 48 saat içindeki klinik ve laboratuvar parametrelerine dayanan bir
prognostik değerlendirme sistemi
rant :
lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık
üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) (lat.); rendre (geri
vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme,
ulaştırma) * bir malın veya paranın, emek harcamadan belirli bir süre içinde
sağladığı gelir (örneğin toprak veya gayrimenkul getirisi)
rantabilite :
lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık
üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) + abilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); rentabilité
(rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme,
iletme, ulaştırma) + able (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) + ité
(isim yapım ve durum eki) ) (fra.) * bir ekonomik faaliyet veya işletmenin
kullanılan kaynaklara karşılık ne kadar verimli ve karlı sonuç ürettiğini ifade
eden karlılık ve verimlilik durumu, karlılık, verimlilik
rantabl :
lat., fra. * re (yeiden, tekrar) + dare (vermek, geri vermek, karşılık
üretmek), datus (vermiş, geri vermiş, karşılık üretmiş) + abilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) (lat.); rentable (rendre (geri vermek, vermek,
iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme, verme, iletme, ulaştırma) + able
(olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ) (fra.) * karlı, verimli
rantiye :
fra. * rendre (geri vermek, vermek, iletmek, ulaştırmak), rente (geri verme,
verme, iletme, ulaştırma) + ier (-cı, yapan, eden eki) * üretim yapmadan, sahip
olduğu sermaye, mülk veya yatırımlardan faiz veya kira geliri elde ederek
yaşayan (kişi); ekonomik olarak gelirini ranttan sağlayan sınıf, rantçı
ranunculaceae :
lat. * Ranunculus (düğünçiçeği cinsi adı) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, düğünçiçeği, anemon ve akraba
cinsleri kapsayan bitki familyası, Düğünçiçeğigiller
ranviye düğümleri :
fra. * ranvier (Fransız histolog Louis-Antoine Ranvier’nin soyadından) (fra.) +
düğüm (iplik, ip, halat gibi bükülebilir şeyleri kıvırıp kendi üzerine veya
birbirine dolayarak yapılan boğum) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) *
miyelinli sinir liflerinde, miyelin kılıfının kesintiye uğradığı, sinir
impulslarının “atlamalı iletim” (saltatory conduction) ile daha hızlı
iletilmesini sağlayan küçük aralıklar
ranza :
ita. * rancia (barınak, yatak düzeni, donanım/askerî düzen içinde kullanılan
çerçeve yatak) * üst üste yerleştirilmiş yataklardan oluşan, özellikle dar
alanlarda ve askeri kışla, yurt ve gemi gibi yerlerde yer tasarrufu sağlamak
için kullanılan çok katlı yatak sistemi
raoult yasası :
fra., tür. * raoult (Fransız kimyager François-Marie Raoult’un soyadından)
(fra.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) *
çözeltilerde, çözücü buhar basıncının, saf çözücünün buhar basıncı ile
çözücünün mol kesrinin çarpımına eşit olduğunu belirten kanun; çözeltilerin
buhar basıncı ve kaynama noktası hesaplamalarında temel ideal bir çözeltinin
buhar basıncının, çözeltideki her kimyasal bileşenin buhar basıncı ve mol
kesirleriyle doğrudan ilişkili olduğunu belirten yasa
rap :
gre., lat.* rhythmos (akıș, düzenli hareket; ölçülü tekrar eden akış) (gre.) +
and (ve) (ing.) + poiesis (poiein (yapmak, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim
yapım eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * genellikle hip hop
kültürüyle ilişkilendirilen, 1970'lerde New York'ta doğmuş olan, eleştirel
sokak dili sözlerinin kafiyeli, hızlı ve ritmik altyapı (beat) eşliğinde
söylendiği bir vokal ifade biçimi
rapel :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + appellare (hitap etmek, çağırmak) (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pellere (sürmek) ) (lat.); rappel (tekrar çağırma)
(re (yeniden, tekrar, geri) + appeler (çağırmak), appel (çağrı) ) (fra.) *
hatırlatma, tekrar çağırma
raphanus :
gre. * raphanos (turp) * Brassicaceae (turpgiller) familyasına ait, kök sebze
olarak bilinen turp bitkisi
raphionacme :
gre. * rhaphis (iğne, sivri) + akme (uç, doruk, zirve, uç nokta, en yüksek
nokta, e üst nokta; olgunluk) * Apocynaceae familyasına ait, sivri uçlu bitki
cinsi
rapid eye movement :
lat., ing. * Rapidus (hızlı, çabuk, süratli, aceleci) (lat.) + Eye (göz) (ing.)
+ Momentum (hareket) (lat.); rapid eye movement (hızlı göz hareketi) (ing.) *
uyku sırasında gözlerin hızlı ve ritmik şekilde hareket ettiği, beyin
aktivitesinin arttığı ve rüya görmenin en yoğun olduğu uyku evresi
rapidly progressif :
lat., ing. * Rapidus (hızlı) (lat.) + ly (zarf/belirteç eki) (ing.) + pro, pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru,
için, lehine, içinde, gerektikçe) + gradi (yürümek, adım atmak, ilerlemek),
gressus (yürüme, adım atma, ilerleme) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
rapidly progressive (ing.)
rapor :
lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek)
+ us (isim yapım eki) ) (lat.); rapport (geri taşıma, iletme; rapor) (fra.) *
bir konu hakkında gözlem, inceleme veya araştırma sonucunda hazırlanan yazılı
veya sözlü bilgi aktarımı, durum tespiti, değerlendirme ve sonuç bildiren belge
raportör :
lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek)
+ us (isim yapım eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); rapporteur (geri
taşıyan, ileten; rapor veren) (fra.) * bir konu hakkında bilgi toplayıp bunu
yazılı veya sözlü rapor haline getiren, değerlendirme ve sunum yapan kişi
rapörtaj :
lat., fra. * raportus (re (yeniden, tekrar, geri) + portare (taşımak, götürmek)
+ us (isim yapım eki) ) + acium (isim yapım eki) (lat.); rapportage (fra.) *
bir olay, kişi veya durum hakkında yerinde yapılan gözlem ve soruşturmaya
dayalı bilgi toplama ve bunu yazılı veya görsel haber haline getirme çalışması;
bir gazetecinin, uzman veya tanınmış kişilerle, yerlerle güncel olaylarla
ilgili inceleme, araştırma ve gözlemlerine kendi görüşlerini de katarak
hazırladığı yazılı, sesli veya görüntülü haber türü; bilgi toplama, belgelemek
veya tanıtma amacıyla yapılan etkileşimli bir içerik üretim süreci
rappadak :
tür. * rappa (ses yansımalı kelime) + dak (sıfat yapım eki) * ansızın,
birdenbire, aniden, beklenmedik bir anda
rapsodi :
gre. * rhaptein (birleştirmek, bir araya getirmek) + oide (güzel, şarkı, ilahi,
güzel ses) * müzikte veya edebiyatta serbest biçimli, parçalı ama duygusal
yoğunluğu yüksek, genellikle tematik olarak birbirine bağlanan bölümlerden
oluşan eser
rapt :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabt (bağlama, birleştirme, bir araya getirme, iliştirme,
ilişkilendirme) * raptetme, bağlama, birleştirme, bir araya getirme, tutturma,
ekleme, iliştirme, ilişkilendirme
raptiye :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabt (bağlama, birleştirme, bir araya getirme, iliştirme,
ilişkilendirme) + iye (araç eki) * kağıtları, kumaşları veya ince malzemeleri
yüzeye tutturmak için kullanılan küçük metal çivi veya ataç benzeri sabitleyici
araç
rare done :
ing. * rare (nadir, az pişmiş (özellikle et için); seyrek) + done (yapılmış;
pişmiş, tamamlanmış) * etin, dışı hafifçe kızarmış, içi ise parlak kırmızı,
yumuşak ve kanlı (sulu) bırakıldığı, yaklaşık 50-55 °C iç sıcaklıkta, her iki
tarafının da yüksek ateşte kısa süre mühürlendiği pişirme yöntemi, az pişmiş
(diğer et pişirme kıvamları “medium (orta) ve “well” (iyi) )
ra's :
ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) * baş, kafa; başta olan, tepede olan,
yetiştiren, reis (rex, roi (kral) (lat., fra.), reign, reigner, regieren
(hükmetmek, saltanat sürmek) (ing., fra., alm.), rational rationnel (mantıklı,
makul) (ing., fra., alm.) )
rasad :
ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda
olma
rasadgah :
ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + gah
(yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * gök cisimlerini
gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme
yeri, gözetleme yeri; gözlemevi
rasadhane :
ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + hane
(ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gök cisimlerini
gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme
yeri, gözetleme yeri; gözlemevi
rasagilin :
lat. * rasa (rasajik asit; antiepileptik etkiyle ilişkili kimyasal türev) + gil
(farmasötik adlandırma eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
Parkinson hastalığında kullanılan, beyindeki dopamin yıkımını azaltarak hareket
kontrolünü iyileştiren MAO-B inhibitörü grubu ilacın etke maddesi (C12H13N)
rasat :
ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda
olma
rasathane :
ara., far. * rasad (gözetleme, gözleme, beklemek, pusuda olma) (ara.) + hane
(ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gök cisimlerini
gözlemlemek için kurulan, astronomik incelemelerin yapıldığı gözlemevi, bekleme
yeri, gözetleme yeri; gözlemevi
rasburikaz :
gre. * rasb (ön ek) + ourikos (idrar ile ilgili, üre ile ilgili, ürik) (ouron,
(idrar, sidik, üre, ürin) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ase (enzim eki)
* vücutta ürik asidi parçalayarak allantoine dönüştüren, özellikle kemoterapiye
bağlı yüksek ürik asit düzeylerini (tümör lizis sendromu) önlemek için
kullanılan rekombinant enzim ilacının etken maddesi (C1521H2381N417O461S7)
rasemik :
lat. * racemus (karışım, salkım; eşit oranlı karışım) + icus (ile ilgili, -a
ait) * optik olarak birbirinin ayna görüntüsü olan, optik aktivite göstermeyen
iki enantiyomerin eşit oranlı karışımı ile ilgili
rashba-dresselhaus efekti :
rus., ing., lat. * rashba (Sovyet-Rus fizikçi Emmanuel Rashba’nın soyadından) +
dresselhaus (Amerikalı fizikçi Gene Dresselhaus’un soyadından) + effectus
(etki, tesir, sonuç) (lat.) * katı hal fiziğinde, spin-yörünge etkileşimi
nedeniyle enerji bantlarının parçalanmasını ve spin polarizasyonunu açıklayan,
yarı iletken malzemelerde ve spintronik uygulamalarda önem arzeden etki
rasi :
ara. * rasi (hırslı, istekli) * bir işi başarmaya güçlü istek duyan,
hedeflerine ulaşmak için yoğun çaba gösteren, azimli ve tutkulu, hırslı, azimli
(kişi)
rasid : ara.
* rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetleyen, gözleyen
rasif :
ara. * rasf (dizmek, sıralamak, döşemek) * taşların veya malzemelerin düzenli
biçimde dizilmesiyle oluşturulan sağlam zemin, kaldırım veya döşeme; dayanıklı,
sağlam, muhkem; taş temel, rıhtım; denizin yüzüne çıkmış kayalar
rasih :
ara. * rasah, rasaha (sabit olmak, kökleşmek, derinleşmek) * sabit, köklü,
sağlam, derin, derinleşmiş
rasim :
ara. * resm (yazmak, çizmek, desen yapmak, işaret oluşturmak, iz bırakmak) *
resmeden, resim yapan, yazan, çizen; erkek ismi
rasiye :
ara. * rasa (yerleşmek, sabit olmak; sağlam durmak, kök salmak) + iye (isim
yapım eki) * büyük dağ (revasi (ç.) )
rasizm :
lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + ismus (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * insanları ırk temelli sınıflara ayırıp bazı
ırkları üstün veya aşağı gören, buna göre ayrımcılık yapan ideoloji ve davranış
biçimi, ırkçılık
rasmussen sendromu :
ing. * rasmussen (İngiliz nörolog Theodore Rasmussen'in soyadından) (ing.) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik
eki) (tür.) * genellikle çocukluk çağında başlayan, beynin tek yarım küresinde
ilerleyici iltihaplanma ve hasarla seyreden, tedaviye dirençli nöbetler ve
zamanla gelişen nörolojik kayıplarla karakterize nadir bir epilepsi sendromu
raspa :
lat. * raspare (kazımak, törpülemek, sürtmek; yüzeyi kazıyarak temizlemek) + a
(isim yapım eki) * metal, ahşap veya duvar yüzeylerindeki pas, boya, çapak,
yosun ve kir gibi istenmeyen katmanları kazıyarak temizlemek, düzeltmek veya
yüzeyi pürüzsüz hale getirmek için kullanılan çelik el aleti veya bu işlem
(gemi, makine ve mobilya sektöründe yüzey hazırlığı (boya öncesi) için kritik
bir yöntemdir.)
rast :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) * düz, doğru,
uygun, hayırlı, şanslı; sağ taraf; İran ve Türk musikisinde bir makam ve orta
sol perdesinin ismi
rasta :
amh., ara. * ra’s (baş, kafa, tepe, lider, reis) + tafari (korkulan, saygı
duyulan; korkma, ürkme, korkup kaçma) (1916-1930 arası Habeşistan (Etiyopya)
İmparatoru Haile Selassie'nin taç giymeden önceki adından) * Jamaika kökenli
Rastafarian inanç ve kültürüne bağlı kişiyi veya bu hareketle ilişkili kimlik;
saçların özel tekniklerle birbirine dolanarak düğümlenmesiyle oluşan kalıcı
veya geçici bir saç modeli (Rastafari kültürüne özgü uzun, örgülü saçlar)
rast-acem :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + acem (İranlı;
yabancı) * Türk musikisinde rast ve acem dizilerinin birleşimi veya karakter
geçişlerini içeren makam
rastafaryanizm :
amh., ara., lat. * ra’s (baş, kafa, tepe, lider, reis) + tafari (korkulan,
saygı duyulan; korkma, ürkme, korkup kaçma) (amh., ara.) + ianus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
Etyopya (Habeşistan) prensi Haile Selassie tarafından kurulmuş olan ataerkil,
heteronormatif dünya görüşünü savunan, ritüel, din, evrensellik, sevgi, barış
kavramlarını benimseyen, esrar kullanımını destekleyen Mısır kökenli Ra
dinlerinin Hıristiyanlık ve Yahudilik ile sentezinden oluşan inanç akımı; uzun
ve örgülü saça "rasta" denmesinin kökeni
rast-aşiran :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + aşiran
(aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on),
aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk
musikisinde rast ve aşiran dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini
içeren makam
rastgele :
far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + gele
(gelsin, olsun) (tür.) * herhangi bir düzen, plan veya seçim olmadan, tesadüfen
oluşan veya seçilen, tesadüfi, tesadüfen
rast-gerdaniye :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + gardan (boynun ön
kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) +
iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde rast ve gerdaniye dizilerinin
birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rast-geveşt :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + gevah (ferahlık,
açıklık) + eşt (isim yapım eki) * Türk musikisinde rast ve geveşt dizilerinin
birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rast-haveran :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + haveran (doğu ile
batı) (haver (doğu, şark) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Türk musikisinde
rast ve haveran dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rast-ı cedid :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı
(tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının
yenilenmiş, çeşitlendirilmiş formu
rast-ı kebir :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı
(tamlama eki) + kebir (büyük) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının daha
geniş, güçlü ve ağır karakterli varyantı
rast-ı sağiyr :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı
(tamlama eki) + sağir (küçük) (ara.) * Türk musikisinde rast makamının daha
küçük ölçekli, dar kapsamlı ve hafif varyantı
rast-ı sultani :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + ı
(tamlama eki) + sultan (hükümdar, padişah, şah) + i (ile ilgili) (ara.) * Türk
musikisinde rast makamının saray üslubuna uygun, daha görkemli ve ağır
karakterli bir çeşidi
rastık :
far. * rasukst (göze sürülen siyah boya, sürme veya antimon) * kaş ve saçları
boyamak, belirginleştirmek (sürme çekmek) için kullanılan, antimon, çimento ve
kükürt karışımıyla elde edilen, toz veya macun halinde göz çevresine
uygulanarak bakışları derinleştiren, göze sürme gibi uygulanabilen siyah
renkli, doğal mineralli boya
rast-kürdi :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + kurd
(kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde rast ve
kurdi dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rastlamak :
far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * beklenmedik şekilde
karşılaşmak, tesadüfen denk gelmek, bir şeyi aramadan bulmak
rastlantı :
far., tür. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + la
(etken fiil eki) + ntı (isim yapım eki) (tür.) * beklenmedik şekilde
karşılaşma, tesadüfen denk gelme, bir şeyi aramadan bulma, rastlama
rast-mahir :
far., ara. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) +
mahir (becerikli, yetenekli, hünerli, usta) (ara.) * Türk musikisinde rast
makamının usta icra geleneğiyle ilişkilendirilen, daha süslemeli ve teknik
açıdan zengin yorumlanmış bir çeşidi
rast-maye :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + maye (asıl, esas,
temel, kök, öz, gerekli madde, maya) * Türk musikisinde rast makamının temel
yapı (maye) karakteri üzerinden şekillenen, sade ve kök diziye yakın bir
varyantı
rast-nevruz :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + nevruz (yeni gün)
(nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) * Türk musikisinde rast makamı ile nevruz
dizisel özelliklerinin birleşiminden oluşan veya nevruz karakteriyle
şekillendirilmiş makam
rast-selmek :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) (far.) + selm
(barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim
yapım ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde rast ve selmek dizilerinin
birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rast-şehnaz :
far. * rast (doğru, düz, uygun; eğri olmayan, yerinde olan) + şehnaz (padişahın
zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar,
kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde rast ve
şehnaz dizilerinin birleşimi veya karakter geçişlerini içeren makam
rasyo :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) *
matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir
niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma
değeri, orab, nispet, rasyon
rasyon :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) *
matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir
niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma
değeri, rasyo
rasyonalist :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, ede eki) * bilgiyi, doğruyu ve
kararları duygu veya inanç yerine akıl ve mantık temeline dayandıran felsefi
yaklaşımı benimseyen kişi, akılcı, mantıkçı
rasyonalite :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bilgiyi, doğruyu ve
kararları duygu veya inanç yerine akıl ve mantık temeline dayandırma durumu,
akılcı olma, mantıklı olma, mantıksal olma
rasyonalizasyon :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim
yapım ve durum eki) * bir düşünceyi, davranışı veya sistemi akılcı gerekçelerle
açıklama, mantıksal hale getirme veya ekonomik/organizasyonel olarak daha
verimli bir yapıya dönüştürme süreci, makulleştirme, akılcı hale getirme,
mantıksallaştırma
rasyonalizm :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
bilginin ve doğruluğun temel kaynağının duyular değil akıl olduğunu savunan
felsefi görüş, akılcılık, mantıksalcılık
rasyonel :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait) * akıl ve mantık çerçevesinde düşünülebilen,
hesaplanabilir veya mantıksal olarak açıklanabilir özellikte olan, mantıklı ve
ölçülebilir, mantıksal, makul, akla yatkın
rasyonel sayı :
lat., tür. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma)
(reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki)
) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla
ifade edilen değer) (tür.) * iki tam sayının birbirine oranı şeklinde
yazılabilen, kesirli veya tam sayı olabilen sayı türü
raşan :
ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak) + an (sıfat yapım eki) * titreyen,
ürken, korkan (rush (acele etmek, telaş içinde olmak) (ing.) )
raşe :
ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak) + e (isim yapım eki) * titreme, ürkme,
korkma
raşi :
ara. * raşa (titremek, ürkmek, korkmak); murteşi (rüşvet veren), ruşva, ruşvet,
rişa (eğme, yön değiştirme; bir kişiye haksız bir işi yaptırmak, bir kararı
etkilemek veya görevi kötüye kullandırmak amacıyla gizlice verilen para, hediye
veya çıkar), raşa, raşva, raşava (eğmek, yumuşatmak, yön değiştirtmek) + i
(sıfat yapım eki) * titreyen, ürken, korkan; rüşvet veren kişi
raşid :
ara. * raşada (doğruya yönlendirmek), ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl
erdirme, erginlik) * doğruyu ayırt edebilen, akıl ve olgunlukla hareket eden,
doğruya yönlendirme, doğruya rehberlik etme vasfı olan, doğru yola yönlendiren,
doğru yolda olan, akıllı
raşit :
ara. * raşada (doğruya yönlendirmek), ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl
erdirme, erginlik) * doğruyu ayırt edebilen, akıl ve olgunlukla hareket eden,
doğruya yönlendirme, doğruya rehberlik etme vasfı olan, doğru yola yönlendiren,
doğru yolda olan, akıllı
raşitizm :
gre., lat. * rhakhis (omurga, sırt kemiği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) (gre.); rachitismus (lat.) * özellikle D vitamini eksikliğine
bağlı olarak çocuklarda kemik gelişiminin bozulması ve kemiklerde yumuşama ve deformasyonla
karakterize olan hastalık
ratanya :
lat. * Ratanhia (Güney Amerika kökenli Krameria cinsi bitki) * büzücü
(astringent) özelliğe sahip kökleri ishal kesici (sürgün kesici) ve kanama
durdurucu olarak kullanılan, Karabuğdaygiller (veya bazı kaynaklara göre
Baklagiller) familyasından 20-40 cm boyunda, Amerika'da yetişen küçük bir çalı
bitkisi, Krameria triandra
ratb-ül lisan :
ara. * ratb (yumuşak) + el (ön ek, artikel) + lisan (dil) * yumuşak dilli,
yumuşak sözlü, mülayim lisanlı
rate :
lat., ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma)
(reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki)
) (lat.); rate (ing.) * iki büyüklük arasındaki karşılaştırmayı, bir şeyin
başka bir şeye göre miktarını veya gerçekleşme hızını ifade eden oran veya
ölçüm değeri
rati :
san. * rati (zevk, haz, cinsel arzu, keyif) * Hint mitolojisinde aşk ve cinsel
haz tanrısı Kamadeva’nın eşi olan, tutku ve arzuyu simgeleyen tanrıça
ratifiye :
lat., fra. * ratificaare (onaylamak, tasdik etmek, doğrulamak, geçerli kılmak),
ratificatus (onaylanmış, tasdik edilmiş, doğrulanmış, geçerli kılınmış) (ratus
(geçerli, doğru, onaylanmış, tasdik edilmiş) + factus (yapılmış, edilmiş,
işlenmiş) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek,
işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat ); ratifié (fra.) *
onaylanmış, tasdik edilmiş, doğrulanmış, geçerli kılınmış
rating :
lat , ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma)
(reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki)
) (lat.); rate (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) + ing
(isim yapım eki) (ing.) * bir şeyin değerini, kalitesini veya derecesini
belirleme ve bunu sayısal veya sembolik olarak ifade etme işlemi;
derecelendirme, puanlama, takdir veya değerlendirme
ratio :
lat. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri
(hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) *
matematikte, istatistikte ve mantıkta iki niceliğin karşılaştırılması veya bir
niceliğin diğerine bölünmesi yoluyla elde edilen oran veya karşılaştırma
değeri, orab, nispet, rasyon
ratkan :
ara. * rataka (ulaşmak, yetişmek, birleşmek, bitişmek, ilişmek) * bitişik,
birleşik, ilişik
rauf :
ara. * rafa (acımak, merhamet etmek, şefkat göstermek, esirgemek) * çok
şefkatli, çok merhametli, esirgeyen, acıyan
raum :
alm. * raum (alan, boşluk) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, bir karga formunda tezahür
eden ve kraliyet evlerinden hazineler çalmak, şehirleri yerle bir etmek ile
zamanın akışını (geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği) bildirmekle görevli olan 40.
cin
raunt :
lat., fra , ing. * rotundus (yuvarlak, dairesel, döngüsel) (lat.); rond (fra.);
round (ing.) * spor karşılaşmalarında veya çeşitli rekabet içeren etkinliklerde
belirli bir süre veya aşama; boks sporunda maçın belirli sürelerle bölünmüş her
bir aşaması
rauvolfia :
lat. * Rauvolf (Alman botanikçi Leonhart Rauwolf) + ia (isim yapım eki) *
Apocynaceae familyasına ait, özellikle sinir sistemi üzerinde etkili
alkaloidler içeren tropik şifalı bitki cinsi
ravent :
lat. * rheum (ravent bitkisi; şifalı bitki cinsi adı) + ent (ile ilgili, -a
ait; -cı, yapan, eden eki) * genellikle yaprak sapları yemeklerde kullanılan,
ekşi tadıyla bilinen ve tıbbi özellikleri olan Rheum cinsine ait bitki türü
ravh :
ara. * ravh (rahatlık, dinlenme, huzur, rahatlama, rahmet) * rahatlama, sükûnet
ve huzur hali, gevşeme ve ferahlık durumu
ravi :
ara. * rava (anlatmak, nakletmek, aktarmak, iletmek), rivayet (anlatma,
nakletme, aktarma, iletme) * anlatan, nakleden, aktaran, ileten, rivayet eden
ravioli :
lat. * rapa (şalgam; dolgu) + oli (çoğul küçültme eki) (olus (küçültme eki) + i
(çoğul eki) ) * talyan mutfağına ait, içi genellikle et, peynir veya sebze ile
doldurulan ve kare, daire veya üçgen şeklinde kesilen, Türk mutfağındaki mantı
ile büyük benzerlik gösteren ancak boyut olarak genellikle daha büyük olan,
domates sosu, eritilmiş tereyağı veya krema bazlı soslar eklenerek servis edil
dolgulu bir makarna türü
ravukonazol :
lat., gre. * rav (ön ek) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik
son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda
yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya
sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mantar
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, azol türevi bir antifungal ilacı
etken maddesi (C22H17F2N5OS)
ravza :
ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bakma, yetiştirme, ehlileştirme,
eğitme (hayvan veya arazi)
ravza-i cinan :
ara. * ravza (bahçe) + i (tamlama eki) + cinan (cennetler) * cennet bahçeleri;
cennetlere giden yol
ravza-i mutahhara :
ara. * ravza (bahçe) + i (tamlama eki) + mutahhara (temizlenmiş, kiri
giderilmiş) (tahara (temizlenmek, kirini gidermek, arınmak), tahhara
(temizlemek, kiri gidermek, arıtmak) ) * Medine'deki Mescid-i Nebevi'nin içinde
bulunan ve İslam peygamberi Muhammed'in mezarından minberine kadar olan özel
yer, Ravza Bölgesi
ray :
lat., fra. * regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu;
kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (lat.); rail (fra.) * trenlerin üzerinde
hareket ettiği, paralel döşenmiş metal yol sistemi
rayb :
ara. * rayb (şüphe, tereddüt; kesinlikten uzak olma hali) * kişinin bir bilgi,
haber veya durum karşısında zihninde kesinlik oluşmaması sonucu ortaya çıkan
kuşku ve kararsızlık hali, şüphe, kuşku
rayb-el menun :
ara. * rayb (şüphe, tereddüt; kesinlikten uzak olma hali) + el (ön ek, artikel)
+ (ölüm, ecel; sona erme vakti) * insanın ölüm gerçeği karşısında duyduğu kuşku
ve belirsizlik hissiyle birlikte ölümün kaçınılmazlığına işaret eden ifade;
zamanın hadiseleri; ölüm; ıstırap veren hadiseler (Kur’an ifadesidir.)
rayen :
san., far. * rati (bahşetmek, lütfetmek, bağışlamak) (san.); ray (düşünce,
görüş, fikir, akıl), rayen (düşünce, görüş, fikir, akıl, tedbir ve her şeyin
aslı, esası) * düşünce, görüş, fikir, akıl, tedbir ve her şeyin aslı, esası;
sağlık, refah; hoş kokulu otlar, fesleğen
rayiç :
ara., tür. * ra’ic (geçerli, yürürlükte olan; rağbet gören) (ra’y (görüş,
fikir, değer) + ic (ile ilgili, -a ait) ) * bir mal veya hizmetin belirli bir
zaman ve piyasada arz ve talep koşullarına bağlı olarak oluşan güncel
alım-satım değerini ifade eden piyasa fiyatı ve geçerlilik düzeyi; piyasa
değeri veya güncel fiyat; mal, hizmet veya gayrimenkulün belirli bir zamandaki
değeri veya fiyatı
rayiha :
ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * bir madde veya ortamdan yayılan,
özellikle hoş algılanan koku hissi, hoş koku
raynaud fenomeni :
fra., gre., tür. * Raynaud (Fransız hekim Maurice Raynaud’un soyadından) (fra.)
+ phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet)
) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * özellikle soğuk veya stres etkisiyle el ve
ayak parmaklarındaki küçük damarların geçici olarak daralması sonucu oluşan,
parmaklarda solukluk, morarma ve ardından kızarma ile seyreden dolaşım bozukluğu
durumu
razaki :
far., gre. * Rey, Raz (İran’ın Tahran iline yakın bir il) + aki (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (far.), razaki (gre.) * kalın kabuklu, iri, uzun taneli,
tatlı ve genellikle sarı-açık yeşil renkli, sofralık, iri, uzun, oval taneli ve
kalın kabuklu, sert ve diri yapılı bir üzüm türü
razı :
ara. * radiya (memnun olmak, hoşnut olmak) * bir durumu kabul ederek onaylayan,
içsel olarak memnuniyet ve kabullenme gösteren, memnun, hoşnut, rızası olan,
uygun bulan, istekli
razık :
ara. * rızk (insanın yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu maddi ve
manevi her türlü geçim imkanı ve nasip edilen kazanç ve imkanlar bütünü, nasip,
geçim, verilen pay), razaka (rızıklandırmak) * yaşam için ihtiyaç duyulan her
türlü maddi ve manevi geçim imkanını veren, rızıklandıran, rızık veren
raziyye :
ara. * raziya (başına musibet gelmek, büyük kayıp yaşamak) + iye (isim yapım
eki) * insanı derinden sarsan, büyük üzüntü ve kayıp doğuran felaket, musibet
veya ağır acı veren olay, bela, baskın, musibet (razzia, Razzia (baskın) (ing.,
fra., alm.) )
razmol :
rus. * razmol (iri, kepekli un) * buğdayın una dönüştürülmesi sürecinde elde
edilen, ince kepekten daha fazla un parçacığı, ruşeym ve kabuk içeren besleyici
bir değirmencilik yan ürünü; özellikle tahılın veya sert maddelerin kırılıp
öğütülmesi için kullanılan değirmen veya öğütme düzeneğiyle elde edilen
kırılmış, iri öğütülmüş ürün parçaları
Rb :
lat. * rubidium (rubidus (koyu kırmızı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom
numarası 37 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, yumuşak, gümüş beyazı
renkli ve oldukça reaktif olan, atom saatlerinde, fotoelektrik hücrelerde,
araştırma sistemlerinde ve özel alaşımlarda kullanılan bir alkali metal element
RBC :
ing. * red (kırmızı) + blood (kan) + cell (hücre) * kanda oksijen taşıyan
kırmızı kan hücrelerinin sayısını ve sağlığını gösteren laboratuvar parametresi
RCT :
ing. * randomized (rastgele) + controlled (kontrollü) + trial (deneme) * klinik
araştırmalarda tedavi etkinliğini değerlendirmek için yapılan rastgele
kontrollü çalışma
RDBMS :
ing * relational (ilişkisel) + database (veritabanı) + management (yönetim) +
system (sistem) * verileri tablolar arasındaki ilişkilerle yöneten veritabanı
sistemi
re :
lat. * resonare (yankılanmak, ses vermek) + fibris (lifler, tendonlar, teller,
kirişler ) ) * solfej sisteminde “do”dan sonra gelen ve batı müzik dizisinde
ikinci dereceyi ifade eden ses adı; Batı müziği ses sisteminde yedili temel
dizinin ikinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve
müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel
olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut -
re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden
türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus
tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant
laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut
Re :
lat. * rhenium (Rhenus (Ren Nehri'nin Latince adı) + ium (kimyasal element eki)
) * atom numarası 75 olan, periyodik tablonun 7. grubunda bulunan, çok yüksek
erime noktasına sahip, yoğun ve dayanıklı olan, jet motoru alaşımlarında,
katalizörlerde, termokupllarda ve yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılan
geçiş metali element
re’sen :
ara. * ra's (baş, kafa, tepe, uç, reis, temel, esas) + en (olarak ) * (bir
makam veya idare) herhangi bir başvuru veya talep olmaksızın kendi
inisiyatifiyle doğrudan harekete geçerek, insiyatif alarak
ready-made :
ing. * ready (hazır) + made (yapılmış, üretilmiş) * sanat bağlamında, Marcel
Duchamp tarafından kavramsallaştırılan biçimde hazır üretilmiş sıradan bir
nesnenin sanat eseri olarak seçilip sergilenmesi; standart ölçülerde seri
üretimle hazırlanmış, tüketiciye doğrudan satışa sunulan ve kişiye özel dikim gerektirmeyen
hazır giyim ürünleri
reagent :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde
bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) +
ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kimyasal bir reaksiyon sırasında başka
bir maddeyle etkileşerek onun yapısını, varlığını veya özelliklerini belirlemek
veya değiştirmek amacıyla kullanılan madde
reaksiyon :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); réaction
(fra.) * bir uyarıcı, etken veya dış etki karşısında bir sistemin, maddenin
veya canlının verdiği maddi veya manevi tepki ve bu tepki sonucunda ortaya
çıkan fiziksel, kimyasal, biyolojik veya psikolojik değişim süreci, tepki
reaksiyoner :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili, -a
ait) (lat.); réactionaire (fra.) * toplumsal, siyasal veya düşünsel değişimlere
karşı çıkıp mevcut düzeni koruma veya eski düzene geri dönme eğilimi gösteren,
gerici
reaksiyon-injeksiyon :
lat. * reactio (tepkime, tepki verme) + injectio (içine zerk etme, içine
fışkırtma) * endüstride sıvı haldeki iki veya daha fazla hammaddenin yüksek
basınçla karıştırılıp düşük basınçlı bir kalıba dökülmesiyle, kalıp içinde
kimyasal tepkime ile sertleşen hafif ve sağlam parçaların üretildiği özel bir
plastik üretim yöntemi
reaktan :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + ent (ile ilgili, -a
ait; -cı, yapan, eden eki) * kimyasal bir reaksiyon sırasında tepkimeye girerek
yeni maddelerin oluşmasını sağlayan (başlangıç maddesi); kimyasal reaksiyona
ilgisi olan molekül
reaktans :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) + entia (isim yapım
eki) * bireyin, özgürlüğü kısıtlandığında veya tehdit edildiğinde, kısıtlamaya
karşı direnme ve davranışlarını özgürleştirme eğilimi; sosyal psikolojide
motivasyonel bir tepki biçimi; alternatif akım devrelerinde bobin ve
kondansatör gibi elemanların akıma karşı gösterdiği, enerji tüketmeyen ancak
akım ve gerilim arasında faz farkı oluşturan empedans bileşeni
reaktif :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek,
eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a
ait) ) * kimyada bir maddeyle kolayca tepkimeye girme eğilimi gösteren,
fiziksel veya kimyasal bir uyarana karşı hızlı yanıt veren (madde veya davranış
özelliği), tepkisel
reaktivasyon :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek,
eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a
ait) ) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * daha önce pasif,
durdurulmuş veya inaktif durumda bulunan bir süreç, sistem veya organizmanın
yeniden aktif hale getirilmesi ve işlev kazanması süreci, tekrar/yeniden
aktifleşme/aktifleştirme
reaktivite :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek,
eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a
ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin kimyasal veya fiziksel
etkilere karşı ne ölçüde kolay ve hızlı tepki verdiğini, tepkimeye girme
eğiliminin derecesi, tepkisellik
reaktör :
lat. * re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde
bulunmak), actus (yapım, edim, eylem) + or (-cı, yapan, eden eki) * nükleer,
kimyasal veya teknik sistemlerde belirli bir reaksiyonu kontrollü biçimde
başlatan, sürdüren ve yöneten, enerji üretimi veya madde dönüşümü sağlayan
cihaz veya düzenek
real time :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.); real + time (zaman, vakit, süre) (ing.) * bir
olayın meydana geldiği anda gecikme olmaksızın anlık olarak işlenmesini,
aktarılmasını veya görüntülenmesini ifade eden ve gecikmesiz eşzamanlılık
durumunu belirten teknik kavram, gerçek zaman
realist :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki)
(lat.); réaliste (fra.) * gerçekliği idealleştirmeden olduğu gibi kabul eden,
sanat ve düşüncede dış dünyayı süsleme veya soyutlama yapmadan nesnel
(objektif) biçimde yansıtmayı amaçlayan yaklaşımı benimseyen kişi veya akım,
gerçekçi
realistik :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) +
icus (ile ilgili, -a ait) (lat.); réalistique (fra.) * gerçekliği olduğu gibi,
ayrıntılarıyla ve idealize etmeden yansıtan; sanat, edebiyat veya düşünce
alanında nesnel gözleme dayalı olan (betimleme ve temsil biçimi)
realite :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); réalité (fra.)
* zihinden bağımsız olarak var olan dış dünyanın, olguların ve nesnelerin
olduğu gibi mevcut bulunma durumu, gerçeklik, hakikat
realizasyon :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim
yapım ve durum eki) (lat.); réalisation (fra.) * bir düşünce, plan veya
tasarının zihinsel aşamadan çıkarılarak somut, uygulanabilir ve fiili bir
duruma dönüştürülmesi süreci, gerçekleştirme, realize etme
realize :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); réalisé (fra.) * (bir düşünce, plan
veya tasarı) zihinsel aşamadan çıkarılarak somut, uygulanabilir ve fiili bir
duruma dönüştürülmüş, gerçekleşmiş, gerçekleştirilmiş
realizm :
lat., ing. * realis (gerçek, hakiki) (res (şey, nesne, varlık, olgu) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
(lat.); réalisme (fra.) * sanat, edebiyat ve düşüncede dış dünyayı idealize
etmeden, gözleme dayalı ve nesnel biçimde olduğu gibi yansıtmayı temel alan
yaklaşım ve akım, gerçekçilik, hakikatçılık
reanimasyon :
lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + anemos (anemos (rüzgar) ) (gre.);
animatio (animare (diriltmek, yaşatmak, canlandırmak, hayat vermek,
hareketlendirmek) (anima (zihin, ruh, nefes, yaşam gücü; canlılık, bilinç;
rüzgar, hava üfleme) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.);
réanimation (fra.) * solunum veya dolaşım gibi yaşamsal fonksiyonları durmuş
veya ciddi şekilde zayıflamış bir kişinin tıbbi müdahalelerle yeniden hayata
döndürülmesi ve hayati fonksiyonlarının desteklenmesi süreci, yeniden canlandırma
reasürans :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
securus (güvenli, emniyetli) (se (ayrı, uzak) + cura (bakım, özen, ihtimam,
endişe, kaygı) + us (sıfat yapım eki) ) + entia (isim, yer ve durum eki)
(lat.); réassurance (ré (yenide, tekrar) + assurance (assurer (garantilemek,
emin ve güvenli kılmak) ( a etken fiil eki) + sûr (emin, güvenli, kesin,
şüphesiz) + er (fiil mastar eki) ) + ance (isim yapım eki) ) (fra.) (fra.) *
sigorta şirketlerinin üstlendikleri risklerin bir kısmını başka bir sigorta
şirketine devrederek risk paylaşımı ve mali güvence sağlama sistemini ifade
eden sigortacılık uygulaması
reaya :
ara. * raaya (gütmek, yönetmek, idare etmek, korumak), raʿiyyah (güdülen, idare
edilen) * Osmanlı toplum düzeninde padişahın veya devletin yönetimi altında
bulunan askerî sınıf dışındaki vergi veren sivil halkı ifade eden tarihi terim
rebab :
ara. * rabab (yaylı çalgı, kemane türü enstrüman) * özellikle Orta Doğu ve Orta
Asya müzik geleneğinde kullanılan, genellikle tek veya birkaç telli, yay ile
çalınan geleneksel yaylı çalgı
rebabe :
ara. * rabab (yaylı çalgı, kemane türü enstrüman) * özellikle Orta Doğu ve Orta
Asya müzik geleneğinde kullanılan, genellikle tek veya birkaç telli, yay ile
çalınan geleneksel yaylı çalgı
rebamipid :
lat. * reba (farmasötik ön ek) + amipide (amino asit ve amid belirteci) * mide
mukozasını koruyucu etki gösteren, ülser ve gastrit gibi durumlarda kullanılan
sentetik ilaç etken maddesi (C19H15ClN2O4)
rebi-ül ahir :
ara. * rebi (ilkbahar; bahar mevsimi) + el (ön ek, artikel) + ahir (son, sonra,
sonraki, diğer, başka, öte, öbür) * Hicri takvime göre Rebiülevvel ayından
sonra gelen ve İslamî aylar arasında “ikinci bahar ayı” olarak bilinen kameri
ay
rebi-ül evvel :
ara. * rebi (ilkbahar; bahar mevsimi) + el (ön ek, artikel) + evvel (ilk, önce)
* Hicri takvime göre Safer ayından sonra gelen ve “ilk bahar ayı” anlamını
taşıyan kameri ay
reboksetin :
lat. * rebo (ön ek) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ethyl
(etil (C2H5- alkil grubu) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2)
eki) * depresyon tedavisinde kullanılan, seçici noradrenalin geri alım
inhibitörü etkisine sahip bir antidepresan ilacı etken maddesi (C19H23NO3)
rebound :
ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + bound (sıçramak, zıplamak) * çarpma veya
etki sonrası geri sıçrama, geri tepme veya eski durumuna dönme olayı;
basketbolda, şut olarak potaya atılan topun potadan veya çemberden sekerek
tekrar oyuna dönmesi ve bir oyuncu tarafından kontrol altına alınması
rebutia :
lat. * Rebut (Fransız botanikçi Pierre Rebut’un soyadından) + ia (isim yapım
eki) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, küçük
ve yuvarlak gövdeli, gösterişli çiçekleriyle bilinen bir kaktüs cinsi
rebvet : ara.
* raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek) * etrafına
göre daha yüksekte kalan, hafifçe kabarmış, yükselmiş, havadar ve tümsek yer
veya tepe, yüce, yüksek yer
rec :
ara. * raca (dönmek, geri dönmek), rucu (dönüş, geri dönüş) * geri dönüş, geri
dönme, geri gelme
reca :
ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) *
emel, ümit, umut, beklenti
recai :
ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) + i
(sıfat yapım eki) * ricacı, rica eden; ricayla ilgili
receb :
ara. * racaba (saygı göstermek, yüceltmek, tazim etmek, hürmet etmek) * saygı
gösterilen, saygı duyulan, yüceltilen, hürmet edilen, tazim edilen; Hicri
takvimde yer alan, savaşmanın haram kabul edildiği dört kutsal aydan biri olan
yedinci kameri ay; erkek ismi
receiver :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.); receiver (ing.) * bir şeyi
(özellikle sinyal, mesaj veya enerji akışını) alan ve kendi sistemine kabul
eden araç veya kişi; radyo, televizyon veya uydu alıcısı; telefon ahizesi veya
mesajı alan kişi
recep :
ara. * racaba (saygı göstermek, yüceltmek, tazim etmek, hürmet etmek) * saygı
gösterilen, saygı duyulan, yüceltilen, hürmet edilen, tazim edilen; Hicri
takvimde yer alan, savaşmanın haram kabul edildiği dört kutsal aydan biri olan
yedinci kameri ay; erkek ismi
recf :
ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa
(titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek), ircaf (ortalığı
sarsacak kışkırtmalar yapma), murcif (yalan haberle kışkırtıp sarsan) *
titreme, sarsılma, sarsıntı, ürperti, ürperme, korku ve heyecanla bedende
oluşan hafif titreşim durumu
recim :
ara. * racama (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, savmak, savuşturmak; taşlamak,
taş atmak) * kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama, taş atma
recm :
ara. * racama (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, savmak, savuşturmak; taşlamak,
taş atmak) * kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama, taş atma
recmetmek :
ara., tür. * recm (kovma, defetme, uzaklaştırma, savma, savuşturma; taşlama,
taş atma) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir kişiye veya
şeye taş atma yoluyla zarar vermek; İslam hukukunda zina cezası olarak
taşlayarak cezalandırmak
recover :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + cooperire (örtmek, kaplamak;
gizlemek) (lat.); recover (ing.) * kaybedilen, bozulan veya zarar gören bir
şeyi yeniden kazanmak, eski haline getirmek, telafi etmek; sağlığına yeniden
kavuşmak, iyileşmek
recumbant :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + cumbere (yatmak, yaslanmak, uzanmak)
+ ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) (lat.); recumbant (ing.) *
sırtüstü uzanmış, yaslanmış veya yatay pozisyonda bulunan; vücudun dinlenme
veya gevşeme halinde olduğu durum
recül :
ara. * racul (erkek, adam; yetişkin erkek birey) * erkek, er kişi, adam
reçel :
far. * riz (damlamak, sızmak; akmak) + al (isim yapım eki) * meyvelerin şekerle
veya balla kaynatılarak yoğunlaştırılmasıyla elde edilen tatlı, kıvamlı gıda
türü
reçete :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), captus (kapılmış, yakalanmış) (lat.);
recit (ing.) * alınan veya tahsil edilen para, gelir veya bir ödemenin resmi,
belgeli kaydı, makbuz, fiş
reçine :
lat. * resina (ağaçtan akan yapışkan, aromatik sıvı madde) * ağaçların
gövdesinden sızan, havayla temas edince sertleşen ve yapıştırıcı, vernik veya
kimyasal üretiminde kullanılan yapışkan doğal madde; sonsuz polimerleşmeyle
elde edilen, büyük moleküllü yapay madde
reçitatif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete
geçirmek, uyandırmak), citatus (çağırılmış, seslendirilmiş, harekete
geçirilmiş, uyandırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) * opera, oratoryo veya
kantat gibi dramatik müzik eserlerinde, olay örgüsünü ilerletmek amacıyla
metnin konuşma diline yakın, şarkı söyler gibi seslendirilmesi tekniği
reçme : gre. * ramma (dikiş, iplik), rapsimein (dikiş
dikme) * özellikle örme ve esnek kumaşların etek boyu ile kol ağızlarının
kıvrılıp dikilmesinde kullanılan, kumaşın ön yüzünde çift sıra paralel düz
dikiş, arka yüzünde ise esnekliği sağlayan zincir (overlok benzeri) örgüsü
oluşturan özel bir tekstil dikiş tekniği; terzi teyel dikişi; sırma ve ipekle
yapılan bir tür işleme
red :
ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek,
reddetmek, dönmek, iade etmek) * geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul
etmeme, reddetme, dönme, iade etme (radius (yarı çap, dönüş ekseni), rod (dönüş
mili), radius (yarıçap), rotate (dönmek), rotation (dönüş), to get rid of
(kurtulmak) (ing.), rotation (dönüş) (fra.), Rad (tekerlek, dönen), rotieren
(dönmek, döndürmek), Rotation (dönüş) (alm.) )
reda :
ara. * reda (süt emmek) * bir bebeğin (genellikle 2 yaş sınırı içinde) bir
kadının memesinden süt emmesi veya sütün çocuğun midesine ulaşmasıyla süt
hısımlığı (süt kardeşliği/akrabalığı) oluşturması durumu
redaksiyon :
lat., fre. * re (yeniden, tekrar, geri) + actio (eylem, fiiliyat) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); rédaction
(fra.) * bir metnin dil, anlatım ve içerik bakımından düzenlenerek yayınlanmaya
hazır hale getirilmesi süreci
redaktör :
lat., fre. * re (yeniden, tekrar, geri) + agere (yapmak, etmek, eylemek,
eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket
ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + or (-cı, yapan, eden eki)
(lat.); rédacteur (fra.) * bir metni dil, anlatım ve içerik bakımından
düzenleyen ve yayına hazır hale getiren kişi
reddetmek :
ara., tür. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek,
reddetmek, dönmek, iade etmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.)
* geri çevirmek, geri döndürmek, kabul etmemek
redd-i hakim :
ara. * redd (geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme,
dönme, iade etme) + i (tamlama eki) + hakim (yargıç) * bir hakimin
tarafsızlığına güvenilmediği durumlarda davadan çekilmesinin veya davaya
bakmasının istenmemesi anlamına gelen hukuki itiraz
redd-i ilhak :
ara. * redd (geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme,
dönme, iade etme) + i (tamlama eki) + ilhak (katma, bağlama, ekleme, ilave) *
bir bölgenin veya topluluğun başka bir devlete veya egemenliğe bağlanmasını
kabul etmeme, reddetme
reddiye :
ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek,
reddetmek, dönmek, iade etmek) + iye (isim yapım eki) * bir görüşü, iddiayı
veya eseri çürütmek, yanlışlamak, yalanlamak, reddetmek amacıyla yazılan karşı
yazı veya eleştirel cevap
redevans :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + de (-den eki) + vendere (satmak,
devretmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); redevance (fra.) * bir işletme
hakkının (özellikle maden, doğal kaynak veya tesis işletme hakkı) belirli bir
bedel karşılığında devredilmesi veya bu kullanım için ödenen pay, kira veya
üretimden alınan hak
redif :
ara. * radafa (takip etmek, izlemek), radif (takip eden, izleyen, ardınca
gelen) * arkadan gelen, birisinin ardından giden; birbiri ardınca zuhur etmek;
terhis olup ihtiyata geçen asker; beytin sonunda kafiyeden sonra tekrarlanan
kelime
redingot :
ing. * riding (binme, at binme) + coat (palto, uzun ceket; dış giyim) *
başlangıçta biniciler için tasarlanmış, zamanla erkek modasında kullanılan uzun
ve resmi ceket türü
redm :
ara. * radama (yığmak, doldurmak, set yapmak, tıkamak) * sağlam engel, mania,
kapatma yapısı, set
redoks :
lat., gre., fra. * reduction (azalma, eksilme) (re (yeniden, tekrar, geri) +
ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) ) + oxydare
(oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); redox (fra.) * bir maddenin aynı
anda elektron alarak indirgenmesi (redüksiyon) ve elektron vererek
yükseltgenmesi (oksidasyon) süreçlerinin birlikte gerçekleştiği kimyasal
reaksiyon
redoks titrasyonu :
lat., gre., fra. * reduction (azalma, eksilme) (re (yeniden, tekrar, geri) +
ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) ) + oxydare
(oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); redox (fra.) + titulus (kitabe,
yazıt, başlık, ün, nam, ünvan) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki)
(lat.); titre (ünvan, başlık, sıfat, derece) + er (fiil mastar eki) + tio (isim
yapım eki) (fra.) * bir çözeltideki bir maddenin konsantrasyonunu, onunla
oksidasyon-redüksiyon tepkimesi veren başka bir maddenin hacmini veya konsantrasyonunu
ölçerek belirlemek için kullanılan yöntem
redresör :
fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + redresser (doğrultmak, düzeltmek) + eur
(-cı, yapan, eden eki) * alternatif akımı tek yönde akacak şekilde doğrultarak
doğru akıma çeviren elektriksel cihaz, doğrultucu
red-tide :
ing. * red (kırmızı) + tide (gelgit, deniz kabarması) * denizlerde veya kıyı
sularında alglerin aşırı çoğalması sonucu suyun kırmızımsı veya kahverengi
görünmesine neden olan olay, alg patlaması, kızıl gelgit
reduplikasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + duplicare (ikilimek, iki kat yapmak,
katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo (iki) +
plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak, artmak,
ilave olmak) + tio (isim yapım eki) * dilbilimde bir kelimenin tamamının veya
bir kısmının tekrarlanmasıyla yeni anlam, vurgu veya pekiştirme oluşturulması,
ikileme (örneğin “hızlı hızlı”, “azar azar”)
redüksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductio (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem
(isim yapım eki) (lat.); réduction (fra.) * kimyada bir maddenin elektron
kazanarak yükseltgenme basamağının azalması, genelde oksijen kaybetmesi veya
hidrojen kazanmasıyla gerçekleşen indirgenme süreci, indirgenme; azalma,
azaltma
redüktan :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductent (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * başka bir maddeye elektron vererek onu
indirgenen hale getiren, kendisi ise oksitlenme eğilimi gösteren indirgen madde
veya etken madde, indirgeyici
redüktaz :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim eki) (lat.); réductase (fra.) *
indirgeme (redüksiyon) tepkimelerini katalizleyen, yani bir molekülün elektron
kazanmasını sağlayan enzim grubu
redükte :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * elektron almış, indirgenmiş
redüktör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik
etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden) (lat.); réducteur (fra.) *
azaltıcı; makine mühendisliğinde dönme hızını düşürerek torku artıran, mekanik
güç aktarımını düzenleyen dişli veya mekanik düzenek; elektrik devrelerinde
akımın akışına karşı koyarak akımı sınırlayan, gerilimi bölen ve enerji
paylaşımı sağlayan iki uçlu pasif bir devre elemanı
redüplike :
lat. * reduplicatus (re (yeniden, tekrar, geri) + duplicare (ikilimek, iki kat
yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo
(iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak,
artmak, ilave olmak) + atus (sıfat yapım eki) * bir yapının, sesin, hecenin
veya bölümün tekrarlanmış veya iki katlı hâle getirilmiş olduğunu ifade eden
sıfat, yinelenmiş, tekrarlı, çiftlenmiş, ikilenmiş
reedükasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + education (educare (eğitmek, biçimlendirmek,
şekillendirmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak)
(dux, duc (lider, önder, yönlendirici) ere (fiil mastar eki) ) + tionem, tio
(isim yapım eki) ) * tıp ve rehabilitasyonda, kaybedilmiş fiziksel, zihinsel
veya fonksiyonel becerilerin yeniden kazandırılması amacıyla yapılan yeniden
eğitim ve rehabilitasyon süreci
reel :
lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) * gerçek olan, somut varlığa dayanan, hayali
olmayan, gerçek
reel :
lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) * hayali veya soyut olmayan, dış dünyada gerçekten
var olan, nesnel ve somut olan, gerçek olan
reel sayı :
lat., fra. * realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (lat.); réel (fra.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade
edilen değer) (tür.) * rasyonel ve irrasyonel tüm sayıları kapsayan, sayı
doğrusu üzerindeki her noktaya karşılık gelen ve sembolü ℝ olan sayı kümesi (doğal
sayılar, tam sayılar, kesirler, ondalık sayılar ve köklü/irrasyonel ifadeler)
reenkarnasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + incarnatio (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et)
+ are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * ölmüş birinin ruhunun
tekrar bedene bürünmesi, tekrar bedenlenme; ruhsal tekamül sürecinde ruhların,
kainattaki maddi yaşam planlarında deneyime dayalı tekamüllerini tamamlamaları
için farklı kimlik, karakter ve bedenlerde (veya kaba madde algısıyla bedensiz
olarak algılanan süptil varlık olarak) olmak üzere maddi yaşamları tekrar
etmesi, ölüm-olum döngüsü
reenkarne :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + incarnatus (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + carnare (etlenmek) (caro, carn (et)
+ are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
réincarné (fra.) * tekrar bedenlenmiş
reentran :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + intrare (içeri girmek) (in (iç, içeri,
içeride) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ent (sıfat yapım
eki) (lat.); réentrant (fra.) * yeniden içeri giren, geri dönen; bir sistemin
veya fonksiyonun, yürütülmesi sırasında tekrar çağrılabilen ve aynı anda birden
fazla girişe izin verebilen
reeskont :
lat * re (yeniden, tekrar; geri) + ex (dışarı, dışa doğru) + computare
(hesaplamak), computatus (hesaplanmış) (lat.); reescompte (yeniden iskonto)
(fra.) * bir alacağın veya senedin vadesinden önce belirli bir faiz
kesintisiyle tekrar iskonto edilmesi
refaettin :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + el (ön ek, artikel) + din (deyn,
borç) * dini yücelten, dini yükselten
refah :
ara. * rafaha (rahatlamak, iyileşmek), rafah (bolluk, zenginlik; rahatlık,
genişlik içinde yaşama) * maddi ve manevi açıdan ihtiyaçların karşılandığı,
insanların rahat ve iyi yaşam koşullarına sahip olduğu durum, bolluk, rahatlık
refahiye :
ara. * rafah (bolluk, zenginlik; rahatlık, genişlik içinde yaşama) + iye (isim
yapım eki) * Erzincan’ın bir ilçesi
refakat :
ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek)
* bir kişiye yolculukta, hastalıkta veya bir işte eşlik etme, yanında bulunarak
ona destek olma
referandum :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) + endum (isim yapım eki) * halkın belirli bir konuda doğrudan oy
kullanarak karar vermesini sağlayan oylama ve halk oylaması yöntemi
referans :
lat. * referre (geri taşımak, geri bildirmek; rapor etmek) (re (yeniden,
tekrar; geri) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + entia (isim
yapım eki) ) (lat.); référence (fra.) * bir kişi, bilgi veya nesne hakkında
güvenilirlik sağlamak amacıyla gösterilen kaynak, dayanak veya başvuru unsuru
refere :
lat. * referratus (referre (geri taşımak, geri bildirmek; rapor ferre
(getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek)r; geri) + ferre (getirmek, taşımak,
götürmek, yüklenmek) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
référé (fra.) * bir işi, konuyu veya kişiyi değerlendirilmesi veya karara
bağlanması için başka bir kişiye, kuruma veya merciye yönlendirilmiş, havale
edilmiş
refes :
ara. * rafasa (açık veya kaba konuşmak, cinsel içerikli sözler söylemek; cinsel
yakınlıkla ilgili söz söylemek ve davranışta bulunmak) * cinsel içerikli
konuşma, müstehcen söz veya cinsel davranışa yönelme; cinsellik, cinsel ilişki;
cima, nikah; fuhşiyyat
refet :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + et (isim yapım eki) * yükseltme,
kaldırma; yüce kılma
re'fet :
ara. * re'fe (şefkat göstermek, merhamet etmek, acımak) * şefkat, merhamet;
acıma, yumuşaklık
refi :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + i (ile ilgili, -a ait) * yüksek,
yüce, değerli, saygın
refia :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + i (ile ilgili, -a ait) + a (dişil
eki) * yüce, yüksek, değerli kadın; kadın ismi
refik :
ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek)
* bir kimseye yolculukta, yaşamda veya bir işte eşlik eden, onunla birlikte
bulunan dost ve arkadaş, yoldaş, arkadaş; eşlik eden kişi
refika :
ara. * rafaka (yoldaşlık etmek, arkadaşlık etmek; birlikte olmak, eşlik etmek)
(refik (yoldaş, arkadaş; eşlik eden kişi) + a (dişil eki) ) * bir kimseye
yolculukta, yaşamda veya bir işte eşlik eden, onunla birlikte bulunan dost ve
arkadaş, yoldaş, arkadaş; eşlik eden kadın kişi
refleks :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek,
esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) *
dışarıdan gelen bir uyarıya karşı sinir sistemi aracılığıyla istemsiz ve hızlı
biçimde verilen otomatik tepki
refleks arkı :
lat. * reflexus (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere
(eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus,
flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) ) + arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us
(son ek) ) * bir refleksin oluşması sırasında uyarının duyu sinirinden beyne/omuriliğe
iletilip motor sinir aracılığıyla organa geri döndüğü sinirsel iletim yolu
refleksif :
lat. * reflexus (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) + flectere
(eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus
(eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) ) + arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us (son ek)
) + ivus (ile ilgili, -a ait) * kendine dönük, kendi üzerine geri dönen,
dönüşlü, yansımalı, yansıtmalı; dilbilimde öznenin yaptığı eylemin tekrar
özneye döndüğünü, yani öznenin kendi üzerine yöneldiğini ifade eden yapı;
felsefede bilginin veya zihnin kendi kendisini sorgulaması, değerlendirmesi ve
eleştirmesi (düşünsellik) ile ilgili
refleksiyon :
lat. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) +
flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio
(isim yapım eki) ) * yansıma, yansıtma; ışığın, sesin bir yüzeyden geri dönmesi
veya zihinsel olarak bir konu üzerinde derinlemesine düşünme ve düşünceyi
yansıtma durumu; düşüncenin kendi üzerine dönmesi, bir konu, deneyim veya bilgi
üzerinde derinlemesine düşünme, sorgulama ve değerlendirme süreci
refleksoloji :
lat. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar; geri) +
flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio
(isim yapım eki) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * ayak, el ve kulaktaki belirli noktaların vücudun
diğer organlarıyla ilişkili olduğu varsayımına dayanan ve bu noktalara bası
uygulayarak tedavi etmeyi amaçlayan tamamlayıcı terapi yöntemi
reflektometre :
lat., gre. * reflectio, reflexio (yansıma, ani tepki) (re (yeniden, tekrar;
geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak,
kasmak) + tio (isim yapım eki) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (lat.) * metron (ölçü) (gre.)
reflektör :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek,
döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * üzerine
gelen ışığı veya enerjiyi geri yansıtan, özellikle optik ve aydınlatma
sistemlerinde kullanılan yansıtıcı yüzey veya cihaz
reflux :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux
(akış, akım) * bir sıvının veya maddenin bulunduğu yerden geri doğru akması;
mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumu
reflü :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux
(akış, akım) * bir sıvının veya maddenin bulunduğu yerden geri doğru akması;
mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumu
reform :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) * yeniden şekillendirme; bir
sistemin, kurumun veya yapının daha iyi hale getirilmesi için yeniden
düzenlenmesi, iyileştirilmesi ve değiştirilmesi süreci
reformasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yeniden
şekillendirme; 16. yüzyılda Avrupa’da Katolik Kilisesi’ne karşı gelişen ve
Protestanlık mezheplerinin doğmasına yol açan dinsel reform hareketlerini ifade
eden tarihsel süreç
reformist :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * bir sistemi, kurumu veya toplumu köklü şekilde
yıkmadan, mevcut yapıyı değiştirerek ve iyileştirerek reform yapmayı savunan
kişi veya akım, reformcu
refraksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractio (bölme, parçalama) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tio (isim yapım eki) ) * ışığın bir
ortamdan başka bir ortama geçerken hız değişimine bağlı olarak doğrultusunun
kırılması
refrakter :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + or (-cı, yapan, eden eki) * ısıya ve kırılmaya dayanıklı; yüksek
sıcaklıklara, kimyasal etkilere veya fiziksel zorlanmalara karşı dayanıklı olan
(fırın ve sanayi malzemelerinde kullanılan dirençli madde veya yapı)
refrakter periyot :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + periodos (dönem, devir, döngü, devre)
(peri (çevre, havali, etraf) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.) *
bir sinir veya kas hücresinin bir uyarı aldıktan sonra kısa bir süre boyunca
yeni bir uyarıya cevap veremediği, yani tekrar uyarı oluşturamadığı fizyolojik
dinlenme dönemi
refraktif :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + ivus (ile ilgili, -a ait) * ışığın bir ortamdan başka bir ortama geçerken
kırılma (refraksiyon) özelliğiyle ilgili olan
refraktojenik :
lat., gre. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış)
(frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
(gre.) * ışığın kırılmasına (refraksiyona) yol açan veya gözde kırma kusuru
oluşturan (durum)
refraktometre :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * bir sıvının veya çözeltinin kırılma indisini
ölçerek yoğunluk, saflık veya derişim tayini yapan optik ölçüm cihazı
refraktometri :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere
(kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) (lat.) + metria (ölçme, ölçüm) (metron (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.) * maddelerin ışığı kırma derecesini ölçme yöntemi, kırılma ölçümü
refresh :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar; geri) + friscus (taze, serin), frescare
(tazelemek, serinletmek) (lat.); refresh (ing.) * bir şeyi yenilemek,
canlandırmak, tazeliğini geri kazandırmak veya güncellemek
refrijeratör :
lat. * refrigerare (soğutmak, serinletmek) (re (yeniden, tekrar; geri) +
frigare (soğutmak, serinletmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yiyecek ve
içecekleri düşük sıcaklıkta tutarak bozulmalarını geciktiren, soğutma işlemi
yapan elektrikli cihaz
reftar :
far. * raftan (gitmek, ilerlemek) + ar (isim yapım eki) * gidiş, gidişat,
davranış, hal, tavır, muamele; salınarak yürüyüş
refüj :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fugium (sığınak, kaçılan yer) (fugere
(kaçmak, tüymek, sığınmak) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); refuge (fra.) *
tehlike, baskı veya zor durumdan kaçanların korunmak amacıyla sığındıkları
güvenli yer veya barınak, sığınak, barınak
refüze :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusum
(dökülmüş, akıtılmış) (lat.); refusé (fra.) * reddedilmiş, geri çevrilmiş,
kabul edilmemiş
regaib :
ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek;
acıkmak, aç olmak) * rağbet edilenlar, istenenler, arzulananlar; İslam
kültüründe özellikle “Regaib Gecesi” olarak bilinen, Receb ayının ilk perşembe
gecesini ifade eden; rahmet, bağış ve dileklerin kabulüyle ilişkilendirilen
mübarek zaman dilimi
regaip :
ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek;
acıkmak, aç olmak) * rağbet edilenlar, istenenler, arzulananlar; İslam
kültüründe özellikle “Regaib Gecesi” olarak bilinen, Receb ayının ilk perşembe
gecesini ifade eden; rahmet, bağış ve dileklerin kabulüyle ilişkilendirilen
mübarek zaman dilimi
regal :
lat. * rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait)
* krala özgü, hükümdar ile ilgili; görkemli, ihtişamlı, soylu
regalecidae :
lat. * regalis (krala ait, kralsal, hükümdar ile ilgili, görkemli) (rex, regis
(kral, hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile
ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kürek balığı veya
kıyamet balığı olarak bilinen, şerit şeklinde uzun vücutlu dev deniz
canlılarını içeren kemikli balık ailesi
regalecus :
lat. * regalis (Latince krala ait, kraliyetle ilgili) (rex, regis (kral,
hükümdar; yönetici, reis) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * krala ait, görkemli
ve nadir; uzun, şerit gibi gövdesi ve derin denizlerde yaşamasıyla bilinen
“ringa kralı” (oarfish) türleti
registrasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek,
üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + tio (isim yapım eki) * bir
kişinin, nesnenin veya bilginin resmi olarak bir sisteme kaydedilmesi, listeye
alınması veya tescil edilmesi, kaydetme
registri :
lat. * registrum (kayıt defteri, liste) (regere (yönetmek, yönlendirmek;
düzenlemek) + istrum (isim yapım eki) (ista (-cı, yaoan, eden eki) + arium (yer
eki) ) * kayıtların tutulduğu yer, resmi liste veya sicil
regl :
lat., fra. * regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu;
kural, ilke, yasa, düzen, ölçü); règle (fra.) * belirli bir düzeni sağlamak
için konulan kural veya ölçü; kadınlarda ve bazı diğer yüksek dişi primatlarda,
üreme çağı boyunca rahim iç yüzeyinde oluşan damar ve dokuların ve sperm
tarafından döllenmemiş yumurtanın kan ile birlikte vücuttan atılması şeklinde
gerçekleşen kanama, aybaşı hali, adet kanaması, adet döngüsü, kadınların
doğurganlık dönemi, aybaşı, menstruasyon; hayız
regolit :
gre. * rhegos (örtü, battaniye, örtücü tabaka) + lithos (taş, kaya) * gezegen,
uydu veya asteroit yüzeyini kaplayan gevşek kaya parçaları, toz ve ayrışmış
malzeme tabakası, yüzey örtüsü
regorafenib :
lat. * rego (düzenleme, kontrol etme) + raf (raf kinaz, hücre sinyal yolunda
yer alan protein ailesi) + enib (enzim inhibitörü ilaç sınıfı eki) * kanser
tedavisinde kullanılan, çoklu kinazları inhibe ederek tümör büyümesini ve damar
oluşumunu engelleyen ilacın etken maddesi (C21H15ClF4N4O3)
regresif :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradi (adım atmak,
ilerlemek) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); regressif (fra.) * geriye doğru
gidiş gösteren, gelişme veya ilerleme yerine gerileme eğilimi taşıyan (durum
veya süreç)
regresyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradus (adım, basamak,
kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + tio
(isim yapım eki) (lat.); regression (fra.) * bir sürecin gelişimsel olarak geri
dönmesi; istatistikte değişkenler arasındaki ilişkiyi modellemeyi ve analiz
edip geleceğe yönelik tahminler yapmayı sağlayan analiz yöntemi; psikolojide
önceki gelişim düzeyine geri dönüş durumu, gerileme, eskiye dönme, azalma; psikolojide
ise bireyin stres veya çatışma durumlarında daha ilkel davranış örüntülerine
geri dönmesi
regresyon analizi :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gradus (adım, basamak,
kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + tio
(isim yapım eki) (lat.); regression (fra.) + analusis, analysis (analiz,
çözümleme, inceleme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir veya daha fazla
bağımsız değişken ile bir bağımlı değişken arasındaki ilişkinin yönünü, gücünü
ve biçimini istatistiksel yöntemlerle inceleyerek tahmin ve açıklama yapmayı
amaçlayan analiz yöntemi
regular :
lat. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi,
doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) +
are (fiil mastar eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * bir kurala, ölçüye veya
düzene uygun olan, düzenli, olağan, kurallı
regurjitasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak,
boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas
(isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
mide içeriğinin veya sıvıların doğal olmayan şekilde yemek borusu veya ağız
yoluyla geriye doğru gelmesi durumu
regülarite :
lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz
çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen,
ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım eki) (lat.); régularité
(fra.) * düzenli olma durumu, belirli bir kurala veya düzene uygunluk özelliği
regülasyon :
lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz
çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen,
ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) +
tio (isim yapım eki) (lat.); régulation (fra.) * bir sistemin, sürecin veya
davranışın belirli kurallara göre düzenlenmesi ve kontrol edilmesi durumu, düzenleme
regülatör :
lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz
çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen,
ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); régulateur
(fra.) * bir sistemde akış, basınç, hız veya benzeri değişkenleri belirli bir
düzende tutan cihaz veya düzenleyici mekanizma; elektrik şebekesindeki voltaj
dalgalanmalarını (düşük/yüksek gerilim) dengeleyerek elektronik cihazların
ihtiyaç duyduğu sabit voltajı (örnek 220 V, 380 V) sağlayan, cihazları koruyan
"akıllı filtre" görevi gören bir dengeleyici cihaz; düzenleyici
regülatuvar :
lat., fra. * regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz
çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen,
ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım,
yapı ve yer eki) (lat.); régulatoire (fra.) * düzenleme, kontrol etme veya
kurallarla belirleme işlevine sahip olan, düzenleyici nitelik taşıyan durum
veya yapı, düzenleyici
regüle :
lat., fra. * regulatus (regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek)
(regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke,
yasa, düzen, ölçü) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zama ve sıfat yapım
eki) (lat.); régulé (fra.) * belirli kurallara veya sisteme göre düzenlenmiş,
kontrol altına alınmış ve ayarlanmış, düzenlenmiş
regüler :
lat. * regularis (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu;
kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk,
cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak,
yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım
ve külçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); régulier (fra.) *
belirli bir kurala, düzene veya ölçüye uygun olan, düzenli, kurallı, muntazam
regürjitasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak,
boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas
(isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
mide içeriğinin veya sıvıların doğal olmayan şekilde yemek borusu veya ağız
yoluyla geriye doğru gelmesi durumu
regürjite :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + gurgitare (taşmak,
boğazdan gelmek) (gurges (girdap, boğulma, akışın dönerek yoğunlaşması) + itas
(isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); régurgité (fra.) * (mide içeriği veya sıvı) yemek borusu
veya ağız yoluyla geri gelmiş
reha :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) * rahatlama, huzur
bulma, sıkıntıdan kurtulma ve dinginlik hali; geçim bolluğu; genişlik, açıklık,
gevşeklik, pörsüklük, yumuşaklık
rehabilitasyon :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + habilitare (yeterli
kılmak, uygun hale getirmek, yetkin kılmak) (habilis (elverişli, uygun,
yetenekli, yapabilen, yeterli, yetkin) + itas (isim yapım ve durum eki) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * hastalık, travma veya
bağımlılık sonrası kişinin fiziksel, zihinsel veya sosyal yeteneklerini yeniden
kazanmasını amaçlayan iyileştirme ve uyum süreci
rehavet :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vet (isim yapım
eki) * gevşeklik, isteksizlik ve ağırlaşma hali; fiziksel veya zihinsel olarak
tembellik ve durgunluk durumu
rehavi :
ara. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek,
rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek,
yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) * Türk musikisinde sakin, dingin ve
yumuşak karakterli kabul edilen, rahatlatıcı ve ağır tempolu duygusal bir seyir
gösteren makam adı
rehavi-gerdaniye :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak,
gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + gardan (boynun ön
kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) +
iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “gerdaniye”
karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir
hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı
rehavi-geveşt :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek,
yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) +
eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve “geveşt” karakter
özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi
hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı
rehavi-maye :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak,
gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + maye (asıl, esas,
temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve
“maye” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda
dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı
rehavi-nevruz :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak,
gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + nevruz (yeni gün)
(nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde “rehavî” ve
“nevruz” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı zamanda
dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı
rehavi-selmek :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek,
rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek,
yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + selm (barış, sükunet;
yavaşlama, geriye gitme) + mek (isim yapım ve durum eki) (far.) * Türk
musikisinde “rehavî” ve “selmek” karakter özelliklerini birleştiren,
rahatlatıcı ve aynı zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik
(mürekkep) makam adı
rehavi-şehnaz :
ara., far. * rehavi (rahatlıkla ilgili) (raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak,
gevşetmek, yumuşatmak) + vi (ile ilgili, -a ait) ) (ara.) + şehnaz (padişahın
zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar,
kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde
“rehavî” ve “şehnaz” karakter özelliklerini birleştiren, rahatlatıcı ve aynı
zamanda dolaşım/seyir hareketi hissi veren birleşik (mürekkep) makam adı
rehber :
far. * rah (yol, rota, güzergah) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * yol gösteren,
kılavuzluk eden, birine doğru yolu veya yönü gösteren kişi veya araç, yol
gösterici,yönlendirici
rehbet :
ara. * rahhaba (korkutmak, ürkütmek, yıldırmak), rahiba (korkmak, çekinmek,
ürkmek, saygı ile karışık korku duymak), rahb (korku, saygı ile karışık
çekinme; huşu) + et (isim yapım eki) * korku, yılma, çekinme, ürkme, sakınma
rehek :
ara. * rahaka (aşırıya gitmek, zorlamak, baskı yapmak, azmak, baskı altına
almak; zorluk, sıkıntı, taşkınlık; aşırılık halnde olmak) * aşırılık,
taşkınlık, azgınlık, günah veya zorlukla gelen ağır durum ve baskı hali
rehin :
far. * rahn (rehin, teminat; borca karşılık verilen şey) * bir borcun güvence
altına alınması için alacaklıya geçici olarak verilen mal veya güvence; borç
ödenene kadar teminat altında tutulan şey
reinforsment :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + in (iç, içine, içeri) +
fortis (kuvvetli, güçlü, kudretli) + mentum (isim yapım eki) * bir davranışı,
yapıyı veya durumu güçlendirme, pekiştirme ve daha dayanıklı hale getirme
reis :
ara. * ra’s (baş, kafa, tepe, uç, reis, temel, esas) * bir topluluğun, gemi
mürettebatının veya siyasi, örgütsel yapının başında bulunan kişi, lider,
önder, başkan, başta olan, tepede olan, yetiştiren (rex, regis (kral, hükümdar;
yönetici, reis) (lat..) )
reisicumhur :
ara. * reis (başkan) + i (tamlama eki) + cumhur (halk, topluluk) * yönetim
biçimi cumhuriyet olan ülkelerde devlet başkanı
reissner-nordström metriği :
alm., gre. * Reissner (Alman fizikçi ve matematikçi Hans Reissner’ın
soyadından) + Nordström (Alman fizikçi ve matematikçi Gunnar Nordström’ün
soyadından) (alm.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * elektrik
yüklü, dönmeyen ve küresel simetriye sahip bir kara deliğin uzay-zaman
geometrisini tanımlayan genel görelilik çözümü, yüklü durağan kara delik
metriği
reiterasyon :
lat. * iterare (ikinci kez yapmak, tekrarlamak) (iterum (tekrar) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin yeniden söylenmesi, tekrarlanması
veya aynı işlemin yinelenmesi, yineleme, tekrar
rejeksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + jectio (atış, fırlatış,
savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
réjection (fra.) * tıpta organ naklinde vücudun yabancı dokuyu reddetmesi veya
genel anlamda bir şeyin sistem tarafından geri çevrilmesi, kabul edilmemesi
durumu, reddetme, reddedilme, kabul etmeme, kabul edilmeme
rejenerasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar; geri, geriye doğru yön) + generare (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) ) (lat.); régénération (fra.) * yeniden oluşum, yeniden yaratılış;
kaybolan veya hasar gören doku, yapı veya sistemlerin yeniden oluşması,
yenilenmesi ve eski haline kısmen veya tamamen geri dönmesi süreci
rejeneratif :
lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + generatus (doğurulmuş, üretilmiş,
oluşturulmuş, yaratılmış, meydana çıkarılmış, ortaya çıkarılmış) (generare
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak)
(genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil,
aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki)
(lat.) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.); régénératif (fra.) * yeniden oluşabilen, kendini
yenileyebilen; yenilenmeyi, yeniden oluşumu veya onarımı sağlayan veya bu
süreci destekleyen; biyolojik, teknik veya sistemsel olarak yeniden üretim
kapasitesine sahip olan; bozulan dokunun yeniden yapılanmasına ilişkin (örneğin
hasarlı dokuları onarma ve yenileme potansiyeline sahip kök hücreler
rejeneratif hücrelerdir.)
rejenere :
lat., gre., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + generatus (doğurulmuş,
üretilmiş, oluşturulmuş, yaratılmış, meydana çıkarılmış, ortaya çıkarılmış)
(generare (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana çıkarmak, ortaya
çıkarmak) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil
mastar eki) (lat.) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); régénéré
(fra.) * kendini yenileyerek eski veya yeni işlevsel haline geri dönmüş,
yeniden oluşmuş, yerniden yaratılmış
reji :
lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek, hükmetmek) + ia (isim yapım eki) (lat.); régie (fra.) * tiyatro, sinema
veya televizyon yapımlarında sahne düzenini, çekim akışını ve teknik-kurgu
süreçlerini yöneten ekip veya yönetim birimi
rejim :
lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek, hükmetmek) + imen (isim yapım eki) (lat.); régime (fra.) * bir
devletin, toplumun veya sistemin yönetilme tarzı, yönetim biçimi; beslenme,
sağlık veya düzen açısından uygulanan belirli kurallar bütünü
rejional :
lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.);
régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o
bölgeyi kapsayan, bölgesel
rejisör :
lat., fra. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek, hükmetmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); régisseur (fra.) *
tiyatro, sinema veya televizyon yapımında sahne akışını, oyuncu yönetimini ve
tüm sanatsal düzeni yöneten kişi, yönetmen
rejistrasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek,
üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + tio (isim yapım eki) * bir
kişinin, nesnenin veya bilginin resmi olarak bir sisteme kaydedilmesi, listeye
alınması veya tescil edilmesi, kaydetme
rejistri :
lat. * registrum (kayıt defteri, liste) (regere (yönetmek, yönlendirmek;
düzenlemek) + istrum (isim yapım eki) (ista (-cı, yaoan, eden eki) + arium (yer
eki) ) * kayıtların tutulduğu yer, resmi liste veya sicil
rejiyonal :
lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.);
régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o
bölgeyi kapsayan, bölgesel
rejyonel :
lat., fra. * regio (bölge, alan, saha) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.);
régional (fra.) * belirli bir bölgeye ait olan, o bölgeyle sınırlı veya o
bölgeyi kapsayan, bölgesel
rekabet :
ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek) + et (isim yapım eki) *
boyunduruğa alma, köleleştirme; aynı hedefe ulaşmak isteyen kişiler veya
gruplar arasında üstünlük sağlamak için oluşan yarışma ve yarış hali
rekaket :
ara. * rakka (incelmek), rakik (ince, narin, yufka yürekli, hisli, merhametli,
şefkatli ve zarif, rikkat sahibi) + et (isim yapım eki) * incelik, zayıflık;
dayanıklılıktan yoksunluk hali; sağlamlık ve kuvvet eksikliği
rekalsifikasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + calx, calc (kireç) + ficatio (facere,
ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * kemik veya
dokuda kaybedilmiş kalsiyumun yeniden birikmesi ve sertleşmenin tekrar oluşması
süreci; dokularda veya organlarda kalsiyum tuzlarının birikmesi süreci ve bu
birikim sonucu dokunun sertleşmesi ve işlev kaybı meydana gelmesi durumu
rekat :
ara. * raka (eğilmek) + at (isim yapım eki) * İslam’da namazın belirli
bölümlerini oluşturan, rüku ve secdeleri içeren birim; bir kıyam, bir rüku ve
iki secdeden ibaret olan namazın bir rüknü
rekb :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) * Türk musikisinde özellikle
ağır, vakur ve ilerleyici seyir karakteriyle bilinen, kökünde “yol alma /
hareket” hissi taşıyan klasik bir makam (çargah rekb)
rekb-i nevruz :
ara., far. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) + i (tamlama eki) (ara.) +
nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk
musikisinde hareketli ve geçişli seyir karakterine sahip klasik bir makam
rekb-i zavil :
ara., far. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak), rakb (binme, bindirme) + i (tamlama eki) + zail
(geçici, yok olmaya yüz tutan, giden, ortadan kalkan, yok olan) * Türk
musikisinde geçici, inişli çıkışlı ve çözülmeye yönelen karakteri çağrıştıran,
hareket ve dönüş hissi taşıyan klasik bir makam
rekkebe :
ara. * rakkaba (bindirmek, üstüste yığmak) * bindirme, birbirinin üstüne koyma,
üst üste yığma
reklam :
lat. * reclamare (geri bağırmak, tekrar bağırmak, tekrar seslenmek) (re
(yeniden, tekrar, geri) + clamare (bağırmak, haykırmak, seslenmek) ) * bir
ürün, hizmet veya fikri tanıtmak, dikkat çekmek ve satış veya bilinirliği
artırmak amacıyla yapılan duyuru ve tanıtım faaliyetleri
reklamasyon :
lat. * reclamare (geri bağırmak, tekrar bağırmak, tekrar seslenmek) (re
(yeniden, tekrar, geri) + clamare (bağırmak, haykırmak, seslenmek) ) + tio
(isim yapım eki) * bir ürün, hizmet veya uygulamaya ilişlin olarak itiraz etme,
şikayette bulunma veya hatalı/eksik durumun düzeltilmesini talep etme süreci,
şikayet
rekm :
ara. * rakama (yığmak, yığılmak, üstüste birikmek) * biriktirme, yığma
rekn :
ara. * rakn, rakana (dayanmak, yaslanmak, destek almak, güvenmek, meyletmek) *
meyletme, yönelme, eğilme; dayanma, yaslanma, destek alma
rekolte :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + colligitas (toplanmış, bir araya
getirilmiş) (colligere (toplamak, bir araya getirmek) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.); récolte (fra.) * tarımsal bir üründen belirli bir üretim
döneminde (genellikle bir yıl) elde edilen toplam verim, hasılat veya mahsul
miktarı (hasat zamanı toplanan ürünlerin toplam ağırlığı veya hacmi)
rekombinant :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + combinare (ikisini bir araya getirmek,
ikisini birleştirmek) (com (ile, birlikte, beraber) + binare (ikilemek, ikili
yapmak, çift yapmak, ikisini bir araya getirmek) (bini (ikili, çift) + are
(fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğada
kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, farklı biyolojik türlerden yeniden
kombinasyonla elde edilen
rekombinasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + combinare (ikisini bir araya getirmek,
ikisini birleştirmek) (con, com (ile, birlikte, beraber) + binare (ikilemek,
ikili yapmak, çift yapmak, ikisini bir araya getirmek) (bini (ikili, çift) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * doğada kendiliğinden oluşması
mümkün olmayan, farklı biyolojik türlerden elde edilen DNA moleküllerinin
genetik mühendislik teknolojisiyle kesilmesi ve elde edilen farklı DNA
parçalarının birleştirilmesi işlemi
rekonstrüksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + co, con (birlikte, beraber, ile) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek) + tio (isim yapım eki) * yıkılmış, bozulmuş veya eksik bir yapı,
bilgi veya sistemin yeniden inşa edilmesi ve aslına uygun biçimde tekrar
oluşturulması süreci, yeniden inşa, yeniden oluşturma, tekrar oluşturma
rekonstrüktif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + co, con (birlikte, beraber, ile) + struere
(yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak,
düzenlemek), structus (yapılandırılmış, dizilmiş, kurulmuş, inşa edilmiş,
oluşturulmuş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * yıkılmış, bozulmuş veya eksik bir
yapının, bilgi veya sistemin yeniden inşa edilmesi ve aslına uygun biçimde
tekrar oluşturulması süreciyle ilgili, yeniden inşa, yeniden oluşturma, tekrar
oluşturma ile ilgili
rekor :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak, hatıra
getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) * bilgiyi,
sesi veya görüntüyü kalıcı olarak kaydetme; kayıt, belge; bir konudaki veya
yarıştaki en iyi derece
rekord :
lat. * recordum (re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak,
hatıra getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) + um
(isim yapım eki) * bilgiyi, sesi veya görüntüyü kalıcı olarak kaydetme, bilgiyi
hafızaya alma; kayıt, belge; bir konudaki veya yarıştaki en iyi derece
rekortmen :
lat., ing. * recordum (re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak,
hatıra getirmek) (cordis (kalp, yürek; zihin) + are (fiil mastar eki) ) + um
(isim yapım eki) (lat.) + man (kişi, kimse, adam, erkek) (ing.) * spor, ölçüm
veya performans alanında, diğer kimselere göre en yüksek dereceyi elde ederek
rekor kıran ve bu başarısıyla kayda geçen kişi
rekreasyon :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + creare (yaratmak, oluşturmak,
üretmek, meydana getirmek) (cre (büyümek, ortaya çıkmak, türemek) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); création (fra.) * yeniden
yaratılma, tekrar yaratılma; fiziksel ve zihinsel olarak dinlenme, yenilenme ve
eğlenme amacıyla yapılan serbest zaman etkinlikleri veya bu yenilenme süreci
reks :
lat. * rex, regis (kral, hükümdar; yönetici, reis) * Antik Roma’da “kral” anlamına
gelen ve mutlak egemenliği ifade eden Latince isim kökü
rektal :
lat. * rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anüs ve
kalın bağırsağın son kısmı olan rektumla ilgili
rektal tuşe :
lat., fra. * rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
tangere (değmek, dokunmak, temas etmek) (lat.); toucher (fra.) * prostat,
rektum ve çevre dokuların değerlendirilmesi için parmakla rektum üzerinden
yapılan fizik muayene yöntemi
rektangl :
lat., fra. * rectus (düz, doğru) + angulus (köşe, açı; girinti noktası) (lat.);
rectangle (fra.) * dört açısı da 90° olan, karşı kenarları eşit ve paralel
bulunan geometrik şekil; dikdörtgen
rektangüler :
lat. * rectus (düz, doğru) + angulus (köşe, açı; girinti noktası) + aris (ile
ilgili, -a ait) (lat.); rectangulaire (fra.) * dört açısı da 90° olan, karşı
kenarları eşit ve paralel bulunan geometrik şekil ile ilgili; dikdörtgen ile
ilgili, dikdörtgensel
rektifikasyon :
lat. * rectus (düz, doğru) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (fiili isim yapan son ek) ) (lat.);
rectification (fra.) * bir şeyi düzeltme, saflaştırma veya doğru hale getirme
süreci; damıtma yoluyla arıtma ve düzeltme işlemi; ömrünü tamamlamış, aşınmış
veya hasar görmüş bir motorun parçalarının sökülerek, temizlenip, onarılıp veya
yenileriyle değiştirilerek motorun fabrika standartlarına döndürülmesi işlemi,
rektifiye
rektifikatör :
lat. * rectus (düz, doğru) + ficator (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.);
rectificateur (fra.) * doğrultucu, doğru hale getirici, düzeltici; bir akımı,
sinyali veya sistemi düzeltip tek yönde çalışır hale getiren cihaz veya
düzenek; alternatif akımı doğru akıma çeviren aygıt
rektifiye :
lat. * rectus (düz, doğru) + ficatus (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (geçimş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); rectifié (fra.) * düzeltilmiş, saflaştırılmış veya doğru hale getirilmiş;
damıtma yoluyla arıtılmış ve düzeltilmiş; (bir motor) parçaları sökülüp,
temizlenip, onarılıp veya yenileriyle değiştirilip fabrika üretim
standartlarına döndürülmüş
rektosel :
lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme,
kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) * rektum duvarının zayıflaması sonucu komşu
vajina duvarına doğru fıtıklaşmasıyla oluşan tıbbi durum; rektal dokunun
vajinal boşluğa doğru sarkması (rektal herni)
rektostenoz :
lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + stenosis (daralma) (stenos (dar),
stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) *
rektumun (kalın bağırsağın son kısmının, makatın) esnekliğini kaybederek
daralması ve bağırsak geçişinin (dışkılamanın) kısıtlanması durumu
rektouterin :
lat., gre. * rectum (doğru, düz) (lat.) + uterus (rahim, döl yatağı) + inus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * ektum ile uterus (rahim) arasındaki anatomik bölge
ile ilgili veya bu iki yapı arasındaki ilişki ile ilgili
rektör :
lat. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek) +
tor (-cı, yapan, eden eki) * bir üniversiteyi veya kurumu yöneten en üst düzey
yönetici; idari ve akademik otoriteyi temsil eden kişi
rektum :
lat. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek),
rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) + um (isim yapım eki) ) * kalın
bağırsağın anüse açılan ve sindirim kanalının, dışkının depolanıp atılmasından
sorumlu olan son ve düz seyirli bölümü, kalın bağırsağın son kısmı, anüs, makat
rektus :
lat. * rectus (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * doğrultulmuş,
yönlendirilmiş, güdülmüş; düz, doğru, dik ve eğrilikten uzak olan; anatomi ve
geometride “doğru hizalanmış”
rekümbent :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cumbere (yatmak, uzanmak) + ent (sıfat
yapım eki) * yatık, uzanmış, yere veya bir yüzeye eğilmiş durumda olan;
botanikte yatay veya yere yakın büyüyen gövde veya dalları, zoolojide ise
uzanmış
reküperasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + cuperare, capere (almak, içine almak,
tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tio (isim yapım eki) *
kaybedilen güç, enerji, sağlık veya bir şeyin yeniden kazanılması, toparlanma
ve iyileşme süreci
rekürran :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a
ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli
aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden
rekürren :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a
ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli
aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden
rekürrens :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + entia (isim yapım eki) *
tekrar meydana gelme, yeniden ortaya çıkma, belli aralıklarla yüneleme, yeniden
ortaya çıkma, nüksetme
rekürrent :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + ens, ent (ile ilgili, -a
ait; -cı, yaoan, eden eki) * tekrar meydana gelen, yeniden ortaya çıkan, belli
aralıklarla yineleyen, yeniden ortaya çıkan, nükseden
rekürsiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + currere (koşmak) + tio (isim yapım eki) *
bir işlemin veya tanımın kendi kendine tekrar uygulanmasıyla ilerleyen yapı
veya süreç; matematik ve bilgisayar bilimlerinde bir fonksiyonun kendisini
çağırması prensibi
rekz :
ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak,
dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (odak, yoğunlaşma
noktası; bir dairenin orta noktası, pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu;
bir şeyin etrafına göre tam ortada bulunan, denge ve simetri noktası) * dikme,
yere saplayıp sabit kılma
relaks :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest
bırakmak, salmak), laxus (gevşek, yumuşak) * gevşemiş, rahatlamış, gerginliği
azaltılmış, sakinleşmiş; fiziksel veya zihinsel sıkılığı serbest bırakılmış
relaksan :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest
bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * gevşetici, yumuşatıcı, sakinleştirici;
kasları veya gerginliği gevşeten, rahatlatıcı etki gösteren, kas gevşetici
(madde veya durum)
relaksasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest
bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * kasların veya zihinsel gerilimin gevşemesi, rahatlama ve
gerginliğin azalması süreci
relaksin :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest
bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + in
(kimyasal madde eki) * gebelikte bağ dokularını ve pelvik yapıları gevşeten,
doğuma hazırlıkta rol oynayan hormon; vücutta gevşeme etkisi oluşturan
biyokimyasal madde (C256H396N74O79S6)
relaps :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + labi (kaymak, düşmek) + is (isim yapım eki)
* bir hastalık, bağımlılık veya kötü durumdan sonra tekrar eski olumsuz hale
dönme; nüks etme durumu
relasyon :
lat. * relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak,
götürmek, yüklenmek), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen) + tio
(isim yapım eki) ) * iki veya daha fazla şey arasındaki bağlantı, ilişki veya
karşılıklı bağ, ilgi, ilişki, ilinti, bağ, alaka, münasebet
relatif :
lat. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek, yeniden
yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak,
götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen),
relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen, yeniden
yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * mutlak
olmayan, bir şeye göre değişen veya başka bir şeye bağlı olarak anlam kazanan,
göreleli, göreceli
relatif risk :
lat., ing. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek,
yeniden yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek,
taşımak, götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen,
yüklenen), relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen,
yeniden yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) +
riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum (tehlike,
olası zarar, tehlikeye maruz kalma) (lat.); relative risk (ing.) * bir faktöre
maruz kalan gruptaki hastalık veya olay görülme riskinin, maruz kalmayan
(kontrol) gruptaki riske oranı, göreceli risk
relative pitch :
lat. * referre (yeniden getirmek, yeniden taşımak, yeniden götürmek, yeniden
yüklenmek) (relationem (re (yeniden, tekrar, geri) + ferre (getirmek, taşımak,
götürmek, yüklenmek) ), latus (getirilen, taşınan, götürülen, yüklenen),
relatus (yeniden getirilen, yeniden taşınan, yeniden götürülen, yeniden
yüklenen) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + pingere
(boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus (boyanmış, çizilmiş,
resmedilmiş, işaretlenmiş) (lat.); relative pitch (ing.) * müzikte bir sesin
mutlak frekansa göre değil, diğer seslere göre algılanması; sesler arasındaki
aralıklara dayanarak perdeyi tanıma ve üretme yeteneği
relaxation :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest
bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * kasların veya zihinsel gerilimin gevşemesi, rahatlama ve
gerginliğin azalması süreci
release :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak,
serbest bırakmak, salmak) (laxus (gevşek, yumuşak) + are (fiil mastar eki) )
(lat.); release (ing.) * serbest bırakmak, salmak, kısıtlamayı kaldırmak veya
bir şeyi kontrolsüz olmaktan çıkararak özgür hâle getirmek; bir bilgi, ürün
veya enerjiyi dolaşıma sokmak
relikt :
lat. * relicta, relictus (terk edilmiş, geride bırakılmış) (relinquere (terk
etmek, geride bırakmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + linquere (bırakmak, terk
etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), reliquiae (artıklar, geriye
kalanlar, kalıntılar) * geçmiş dönemlerden günümüze kalmış, eski yayılış
alanının yalnızca küçük bir bölümünde varlığını sürdüren canlı veya kalıntı
durumundaki oluşum, kalıntı, artık; dinsel veya kültürel bağlamda kutsal
kişilerden veya önemli olaylardan geriye kalan, saklanan, saygı gösterilen, muhafaza
edilen nesneler veya parçalar (kutsal addedilen kişilerin organları, kemikleri,
eşyaları gibi)
relüktans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + luctari (mücadele etmek, direnmek) + entia
(isim yapım eki) * isteksizlik, çekinme veya bir şeye karşı direnç gösterme
durumu; manyetik akıya karşı gösterilen direnç (manyetik reluctance)
REM :
lat., ing. * Rapidus (hızlı) (lat.),+ Eye (göz) (ing.) + Momentum (hareket)
(lat.); rapid eye movement (hızlı göz hareketi) (ing.) * uyku sırasında
gözlerin hızlı ve ritmik şekilde hareket ettiği, beyin aktivitesinin arttığı ve
rüya görmenin en yoğun olduğu uyku evresi
remad :
ara. * ramada (yakmak, kavurmak, yanmak, kavrulmak, kül olmak) * yoğun kavurucu
sıcaklık, kızgın kum/taş, kül, ateş külü
remdesivir :
lat. * rem (ön ek) + des (ek) + vir (erkek, adam, insan) * özellikle COVID-19
(SARS-CoV-2) enfeksiyonuna neden olan virüsün vücutta çoğalmasını engellemek
amacıyla geliştirilen, damar içi (intravenöz - IV) yoldan uygulanan geniş
spektrumlu nükleotid analog antiviral ilacın etken maddesi (C27H35N6O8P)
remi :
ing. * rummy (tuhaf, garip), rom (şeker kamışı suyu, pekmezi veya
kalıntılarının fermente edilip damıtılmasıyla üretilen, genellikle meşe
fıçılarda eskitilen, yüksek alkollü ve kendine has tatlımsı aromaya sahip sert
bir içki) + y (sıfat yapım eki) * genellikle iki veya daha fazla oyuncuyla, 52
kartlık iki deste ile oynanan, eldeki kartları belirli perler (aynı değerdeki
kartlar) veya sıralı seriler halinde dizerek masaya açmayı ve eli en az puanla
ya da ilk önce bitirmeyi amaçlayan, Rummy ailesine ait popüler bir iskambil
oyunu
remifentanil :
lat. * remi (ön ek) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ), phentanyl (sentetik opioid
isimlendirmesi (IUPAC/INN türevi, yapay kelime) * çok kısa etkili, güçlü
sentetik opioid analjezik; anestezide kullanılan, hızlı başlayan ve hızlı
yıkılan opioid türevi ilacın etken maddesi (C20H28N2O5S)
remil :
ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi) * kum
üzerine şekiller çizerek veya kumdaki izleri yorumlayarak geleceğe dair anlam
çıkarma yöntemi, kum falı
remim :
ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak) * çürümüş, bozulmuş, dağılmış; kemiğin
çürümesi; çürük, çürüyerek yapısı bozulmuş, dağılmış ve bütünlüğünü kaybetmiş; eski,
yıpranmış, parçalanmış
remisyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + mission (gönderme, iletme, sevketme,
görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek,
sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * hastalığın tamamen kaybolmadan
belirtilerinin azalması veya geçici olarak durması hali, semptomların
hafiflemesi durumu
remittan :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + mittere (göndermek, yollamak,
görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden
eki) * tamamen kaybolmayıp dalgalanarak azalıp yeniden yükselen (belirti,
hastalık); kesikli, oynak, azalıp çoğalan veya artıp eksilen
remiz :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaret,
sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade;
Tasavvufta ve edebiyatta duyguların doğrudan değil, semboller aracılığıyla ince
ve dolaylı anlatımı
reml :
ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi) * kum
üzerine şekiller çizerek veya kumdaki izleri yorumlayarak geleceğe dair anlam
çıkarma yöntemi, kum falı
remmaz :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaretlerle
konuşan, kodlama ve sembolizm ile iletişim kuran
remnant :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + manere (kalmak, durmak) + ent (ile ilgili,
-a ait; -cı, yaoan, eden eki) * bir şeyin yıkım, tüketim veya parçalanma
sonrası geriye kalan küçük parçası, kalıntı, artık bölüm
remz :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak) * işaret,
sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade;
Tasavvufta ve edebiyatta duyguların doğrudan değil, semboller aracılığıyla ince
ve dolaylı anlatımı
remzi :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret,
sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade) + i (ile
ilgili, -a ait) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya
üstü kapalı ifade ile ilgili; erkek ismi
remziye :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret,
sembol, nişan, sinyal, kod, gizli anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade) + i (ile
ilgili, -a ait) ye (dişil eki) * işaret, sembol, nişan, sinyal, kod, gizli
anlam, mecaz veya üstü kapalı ifade ile ilgili; kadın ismi
ren geyiği : nor.,
ing., fra. * hreinn (geyik) + dyr (hayvan) (nor.); reindeer (ing.); renne
(fra.) + geyik (Cervidae (geyikgiller) familyasına ait, çift toynaklılar
takımında yer alan, geviş getiren otobur memeli hayvanların ortak adı) + i
(iyelik eki) (tür.) * Kuzey Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'nın arktik/subarktik
bölgelerinde yaşayan, yarı evcilleştirilmiş, soğuğa dayanıklı kürkleri ve geniş
toynakları olan, geyikgiller (Cervidae) familyasına mensup büyük boynuzlu bir
memeli türü, karibu (Kuzey Amerika'da bilinen ismi)
renal :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * böbrek ile ilgili
renal arter :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria
(araç yapım eki) ) (gre.) * böbreklere oksijenli kan taşıyan, aorttan ayrılarak
böbreğe giden atardamar
renal kolik :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + kolon, kole (sütun, direk; bağırsak) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * böbrek taşına veya idrar yolları
tıkanıklığına bağlı olarak gelişen, bel ve yan bölgede ani başlayan şiddetli
kramp tarzı ağrı
renal osteodistrofi :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + osteon (kemik) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim
bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek),
trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda,
beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kronik
böbrek yetmezliği olan hastalarda kalsiyum, fosfor, D vitamini ve parathormon
dengesizliği sonucu gelişen, kemiklerin zayıflamasına, ağrıya ve kırıklara yol
açan ciddi bir metabolik kemik hastalığı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder