27 Eylül 2026 Pazar

koleksiyon - konvalesant

koleksiyon : lat. * colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tio (isim yapım eki) * benzer veya ilgili nesnelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan düzenli bütün

kolektif : lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel olmayıp bir topluluğa veya ortaklığa ait olan, birlikte yapılan veya paylaşılan

kolektif şirket : lat., ara. * collectivus (bireysel olmayıp bir topluluğa veya ortaklığa ait olan, birlikte yapılan veya paylaşılan) (lat.) + şirket (ortak olma, ortaklık) (ara.) * iki veya daha fazla gerçek kişinin ortak bir ticari amacı gerçekleştirmek üzere oluşturduğu, tüm ortakların şirket borçlarından dolayı sınırsız ve müteselsil sorumlu olduğu ticaret şirketi türü

kolektivist : lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekçi) * bireysel çıkarların yerine toplumsal çıkarları, özel mülkiyet yerine ortak mülkiyeti savunan kişi

kolektivizm : lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireysel çıkar ve kimlikten ziyade topluluğun, grubun veya bütünün çıkarlarını ve ortak iradesini esas alan siyasal, toplumsal ve felsefi düşünce sistemi; üretim araçlarının ortak mülkiyetini ve kararların topluca alınmasını savunan sosyal, siyasal ve ekonomik öğreti veya sistem

kolektomi : gre. * kolon (kalın bağırsak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) ) * kalın bağırsağın cerrahi olarak tamamen veya kısmen çıkarılması işlemi

kolektör : lat. * colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sıvı, atık su, veri, elektrik veya vergi gibi unsurları bir araya toplayan sistem veya kişi; elektrik dinamolarında hareketli bölüm üzerindeki iletken devrelerde oluşan akımı toplayıp tek bir devreye aktaran parça, toplaç

kolelitiazis : gre. * khole (safra; sarı) + lithos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * safra kesesinde taş oluşumu hastalığı

kolemanit : lat. * coleman (İngiliz kimyager Henry Coleman'ın isminden) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * bor içeren beyaz veya renksiz kristal yapıda olan, B2O3 içeriği %40±0,50 olan, özellikle Türkiye ve ABD’de bulunan doğal bir bor minerali

kolenkim : gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) (en (iç, içeri, içinde, içine) + kheo, khein (dökmek, akıtmak), khyma (dökme, akıtma) ) (gre.) * bitkilerin büyüme ve gelişme gösteren genç kısımlarında yer alan, eğilme, bükülme ve çarpmalara karşı bitkiye mekanik destek ve esneklik sağlayan canlı bir destek dokusu

koleoptera : gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * böcekler sınıfına ait, ön kanatları sertleşmiş ve zar kanatları koruyan bir kın (elytra) oluşturan, genellikle tam başkalaşım geçiren, çok sayıda tür içeren hayvanlar takımı, kın kanatlılar

koleoptil : gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + ptilon (tüy) * ot gibi bazı monokotiledon (tek çenekli) bitkilerde filizin ucunu saran koruyucu örtü

koleorhiza : gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + rhiza (kök) * tek çenekli bitkilerin embriyosunda bulunan, embriyonik kökü koruyan kılıf biçimli yapı, kökçüğü çevreleyen koruyucu örtü; tek çenekli bitkilerin tohumlarında embriyonun kök kısmını (radikül) saran koruyucu kılıf benzeri bir yapı, kökçük kını (Çimlenme sırasında ana kök bu kılıfı delerek dışarı çıkar.)

kolera : gre. * khole (safra; sarı) + ra (durum veya hastalık eki) * vibrio cholerae bakterisinin neden olduğu, ani başlayan şiddetli ishal ve sıvı kaybıyla seyreden, safradan kaynaklanan mide-bağırsak hastalığı

koleretik : gre. * khole (safra; sarı) + eretikos (harekete geçiren, artırıcı, uyarıcı) (erethizein (uyarmak, harekete geçirmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * safranın karaciğer tarafından üretilmesini artıran veya safra akışını uyaran madde veya etki

kolesevelam : gre. * khole (safra; sarı) + sevelam (sentetik polimer ismi) * kandaki kötü kolesterolü (LDL) ve tip 2 diyabet hastalarında kan şekerini düşürmek amacıyla kullanılan, safra asitlerini bağlayarak kolesterol emilimini azaltan, safra kökenli sentetik polimer yapılı, reçine sınıfından farmasötik madde (C31H67Cl3N4O)

kolesistektomi : gre. * khole (safra; sarı) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) ) * safra kesesinin cerrahi yolla tamamen çıkarılması işlemi

kolesistit : gre. * khole (safra; sarı) + kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * safra kesesinin iltihaplanması durumu

kolesistoduodenal : gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + duodenum (oniki parmak bağırsağı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * safra kesesi ile onikiparmak bağırsağı arasındaki yapısal veya cerrahi bağlantıyla ilişkin olan

kolesistojejunostomi : gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + jejuno (ince bağırsak, boş bağırsak, ince bağırsağın ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma, yemek yememe, perhiz; ince bağırsağın bir bölümü) (lat.) + stomia (delik açma, kesip alma, kesme, kesip çıkarma) (stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * safra kesesi ile jejunum (ince bağırsağın ikinci bölümü) arasında cerrahi bir ağızlaştırma (bağlantı) oluşturulması işlemi

kolesistokinin : gre. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + kinein (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), kinin (harekete geçiren, uyaran) * safra kesesinin kasılmasını ve sindirim enzimlerinin salınımını uyaran, ince bağırsakta salgılanan bir hormon (C29H35N5O7S)

kolesistokoledokal : gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * safra kesesi ile ana safra kanalı (ductus choledochus) arasındaki yapısal veya işlevsel ilişkiyi ifade eden sıfat

kolesistokolonik : gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + kolon (kalın bağırsak) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * safra kesesi ile kalın bağırsak arasındaki anatomik veya fonksiyonel ilişkiyle ilgili

kolestaz : gre. * khole (safra; sarı) + stasis (durma, ayakta durum, durgunluk, sabit kalma, duruş, duraklama, durgunluk) * karaciğerde üretilen safranın ince bağırsağa akışının yavaşlaması veya tamamen durması durumu (Akamayan safra sıvıları karaciğerde ve kanda birikerek kaşıntı, sarılık ve koyu renkli idrar gibi belirtilere yol açar.)

kolesteatom : gre. * khole (safra; sarı) + steat (yağ, yağlı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * safra yollarında veya orta kulakta genellikle kronik iltihap sonucu, keratinizan skuamöz epitelden oluşan, epitelyal dokudan kaynaklanan kistik kitle veya tümör

kolesterin : gre. * khole (safra; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hayvansal dokularda ve safra içinde bulunan, katı ve sert yapıda bir lipid türü

kolesterol : gre. * khole (safra, öd; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + ol (alkol belirten ek) * karaciğer tarafından üretilen, vücudun hücre oluşturmak, vitamin ve diğer hormonları üretmek için kullandığı mumsu, yağ benzeri steroid hormonu olan bir madde (C27H46O)

kolesterolemi : gre. * khole (safra, öd; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + ol (alkol belirten ek) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda kolesterol düzeyinin anormal şekilde yüksek olması durumu

kolestipol : gre. * khole (safra, öd; sarı) + * kandaki yüksek kolesterol seviyelerini, özellikle "kötü" kolesterol olarak bilinen LDL'yi düşürmek için kullanılan, vücut tarafından emilmeyen, sindirim sisteminde safra asitlerine bağlanarak kolesterolün vücuttan atılmasını sağlayan reçeteli bir safra asidi bağlayıcı reçine ilacı ( (C4H10N3) m (C3H6O) n )

kolezyum : lat. * colossus (devasa, dev heykel veya çok büyük varlık) + ium (yer ve durum eki) * Roma’da bulunan dünyaca ünlü oval ve büyük amfi tiyatronun ismi

kolhoz : rus. * kolkhoz (kolektif çiftlik) * Sovyetler Birliği döneminde kolektif tarım işletmesi anlamına gelen, Rusça kökenli ve "kolektif хозяйство" (kollektivnoye khozyaystvo, ortak çiftlik) ifadesinin kısaltması olarak ortaya çıkan, tarımda kolektif üretimi ifade eden terim

koli : fra. * colis (paket, taşınacak eşya) * oluklu mukavva içerisindeki olukların yapılması ve alt üst katmanlarının düz kağıt ile yapıştırılmasıyla oluşan bir ambalaj, posta paketi, büyük paket

koli basili : gre., lat. * kolon, koli (bağırsak; sütun, direk) + basillus (küçük çubuk, çubuk biçiminde bakteri) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * bağırsaklarda yaşayan ve bazı türleri enfeksiyonlara neden olan, çubuk biçiminde bakteri

kolibri : kari. * kolibris (arı kuşu, sinek kuşu) * genellikle Amerika kıtasında yaşayan, saniyede 80 keze varan son derece hızlı kanat çırpışları sayesinde havada asılı kalabilen, geriye doğru uçabilen ve uzun gagasıyla çiçek özlerini emerek beslenen, dünyanın en küçük kuş türlerini barındıran familyaya ait canlıların ortak adı, küçük ve hızlı kanat çırpan sinekkapan kuşu, sinekkuşu

koligatif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), ligare (bağlamak, birleştirmek, düğümlemek), ligatus (toplanmış, birleştirilmiş, bağlanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çözeltinin fiziksel özelliklerini (donma noktası düşmesi, kaynama noktası yükselmesi vb.) sadece çözünen taneciklerin sayısına bağlı olarak açıklayan, bağıl veya topluca etki eden

kolik : gre. * kolon, kole (sütun, direk; bağırsak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalınbağırsakta, genellikle karın boşluğunda duyumsanan, aralıklarla gelen çok güçlü sancı

kolimasyon : gre., lat. * kollinein (doğrultmak, hizaya getirmek) (kolla (yapıştırma, birleştirme) + inein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * ışık ışınlarını veya optik bileşenleri aynı eksende, paralel doğrultuda hizalama işlemi; radyografide x ışınlarının sadece görüntüsü istenen bölgeye gönderilmesi işlemi

kolimatör : gre., lat. * kollinein (doğrultmak, hizaya getirmek) (kolla (yapıştırma, birleştirme) + inein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) (gre.) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * optikte, fiziksel deneylerde veya tıpta ışık, parçacık veya radyasyon demetlerini dar bir hizada, paralel doğrultuda yönlendirmek için kullanılan cihaz

kolin : gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * beyin ve sinir sistemi, karaciğer sağlığı, hafıza, ruh hali, kas kontrolü ve diğer işlevleri düzenlemekle görevli bazik madde

kolin fenofibrat : gre., lat. * khole (safra; sarı) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenyl, pheno (fenil, benzen halkası eki) + fibra (lif, iplik, tel, ince uzun doku) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * yapısında fenil grubu bulunan, lifsel yapıya etki eden ve kimyasal olarak ester formunda olan ve kan yağlarını düşürmekte kullanılan sentetik bir lipid düşürücü ilacın etken maddesi (C22H28ClNO5)

kolinasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + linare (çizmek, hat oluşturmak) (linea (çizgi, hat) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir araya getirme veya hizalama işlemi, genellikle düzenli sıra veya hat oluşturma

kolinerjik : gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ergon (iş, çalışma, etki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sinir sistemi üzerinde kolin veya asetilkolin (C7H16NO2) aracılığıyla etki gösteren, özellikle parasempatik sinirler tarafından uyarılan fizyolojik etkiye sahip olan

kolinesteraz : gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester eki) (lat.) * kolin esterlerini parçalayan ve asetilkolin gibi nörotransmitterlerin yıkımında görevli enzim

kolinesterazi : gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester eki) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * asetilkolin başta olmak üzere kolin esterlerini hidrolize ederek sinaptik iletimde nörotransmitter dengesini düzenleyen enzimler

kolinlesitin : gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + lekithine (yumurta sarısı yağı) (lekithos (yumurta sarısı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kolin içeren fosfolipit türü, hücre zarlarının temel yapısında yer alan ve sinir iletimi ile yağ metabolizmasında önemli rol oynayan bileşik

kolistin : gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + stein (taş) (alm.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * pnömoni de dahil olmak üzere çoklu ilaca dirençli Gram-negatif enfeksiyonlar için son çare tedavi olarak kullanılan polipeptid antibiyotik türü (C52H98N16O13)

kolit : gre. * kolitis (kolon (kalın bağırsak) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık) ) * kalın bağırsak (kolon) iltihabı

kolkola : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; branş, şube, kısım) + kol + a (birliktelik eki) * kolların bir araya gelmesi veya yan yana durması durumu

kollaborasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + laborare (çalışmak, emek vermek, iş yapmak) (labor (iş, çalışma, emek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiil mastar eki) * bir arada çalışma, ortak çaba gösterme veya iş birliği yapma

kollajen : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * bağ dokuda bulunan, dokuları bir arada tutan ve yapısal destek sağlayan lifli protein türü

kollajenaz : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ase (enzim eki) * kollajeni parçalayan ve yıkan enzim

kollajenöz : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * kollajenle ilgili veya kollajen içeren yapıya ait

kollamak : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi korumak, desteklemek veya gözetmek amacıyla ilgilenmek ve dikkat etmek

kollaps : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + labi (düşmek, kaymak), lapsus (düşme, düşüş) * ani ve tam çökme, yıkılma, başarısızlık durumu, çöküş

kollateral : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + lateralis (yan, yanal) (latus (yan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yan yana bulunan, destekleyici veya ilişkili olan şey; genellikle finansal teminat veya destek

kollatz konjektür : alm., lat. * collatz (Alman matematikçi Lothar Collatz’ın soyadından) (alm.) + conjecture (varsayım, tahmin, sanı) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + iacere, jacere (atmak, fırlatmak, savurmak), jactus (atılmış, fırlatılmış, savrulmuş) + ura (isim yapım eki) ) (lat.) * matematikte, pozitif bir tam sayı için belirli bir işlem dizisinin (tek sayıysa 3x+1, çift sayıysa x/2) sonunda mutlaka 1’e ulaşacağını iddia eden çözülememiş problem, 3x+1 problemi; seçilen herhangi bir sayının çift sayı olması durumunda ikiye bölünmesi, tek sayı olması durumunda ise üçle çarpılıp bir eklenmesi sonucunda elde edilen sayılara aynı kuralın uygulanması esasına göre yürütülen adımlar sonundaki son üç adımın 4, 2, 1 döngüsüne hapsolması ve nihai sayının daima 1 olması fenomeni

kollektif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir araya getirilmiş, birleştirilmiş, birleşmiş) + ivus (ile ilgili, gibi) * bir araya getirme veya toplama işlemi ile ilgili olan, ortak veya toplu

kollikül : lat. * colliculus (küçük tepecik) (collis (tepe, yamaç) + culus (küçültme eki) ) * beyinde ve bazı organlarda bulunan, küçük tümsek veya çıkıntı şeklindeki yapı

kolloid : gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * dağılmış fazın sürekli faz içinde çözünmeden süspansiyon halinde bulunduğu, zamk benzeri yarı akışkan madde durumu

kolloidal : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kolloid özellikler gösteren, yani maddelerin bir faz içinde dağılmış ama çözünmemiş halde bulunduğu yapıya ait olan

kollokyum : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + ium (yer, ortam eki) * akademik veya entelektüel konularda bilgi alışverişi ve tartışma amacıyla yapılan toplantı veya konuşma ortamı

kolluk : tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + luk (isim yapım eki) * kolu korumaya, desteklemeye veya kollamaya yarayan şey; kamu düzenini sağlamakla görevli kuvvete verilen isim

kollum : lat. * collum (boyun, boğaz) * vücudun baş ile gövdeyi birleştiren boyun bölgesi, baş ile gövde arasındaki kısım, boyun; kemik, rahim (serviks) gibi organların daralmış boyun benzeri bölümleri

kolobom : gre. * kolobos (yarım, eksik, kusurlu) (kolouein (budamak, kesmek, eksiltmek, sakatlamak), kolos (budanmış, kesilmiş, kesik, eksik, sakat) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) * iris, retina, koroid veya optik disk gibi göz yapılarındaki doku eksikliği nedeniyle oluşan delik

kolodyum : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.) + odium (kimyasal madde veya çözelti son eki) (lat.) * pamuk barutunun (nitroselüloz) alkol ve eter içinde çözülmesiyle elde edilen, sıvı haldeyken yüzeye sürülüp buharlaşınca ince, saydam bir zar bırakan yapışkan madde

kolofon : gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) + phone (ses, ton, tını) * yapıştırıcı özelliği olan, ince ve saydam tabaka veya zar şeklinde madde; bir kitabın genellikle başlık sayfasında bulunan matbaa amblemi ve genellikle kitapta kullanılan yazı karakterlerini, kağıt ve mürekkep türünü, ciltleme yöntemini ve malzemelerini anlatan bölüm, ferağ kaydı, hard ül metin

kologaritma : lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (lat.) + rhuthmos, rhythmos (belirli bir düzen ve süreklilik içinde tekrarlanma, ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) (gre.) * sayıların üstel olarak karşılaştırılması ve çözümlenmesi için kullanılan matematiksel fonksiyon; gerçek sayılar kümesinde tanımlı olan bir x sayısının çarpmaya göre tersinin logaritması (pH hesaplamalarında kullanılır. (cologx=log1/x=-logx) )

koloid : gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir maddenin mikroskobik parçacıklar hâlinde başka bir madde içinde dağılmasıyla oluşan ve parçacıkların çökelmeden askıda kaldığı, zamk benzeri yarı akışkan madde durumundaki heterojen karışım

koloidal : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kolloid özellikler gösteren, yani maddelerin bir faz içinde dağılmış ama çözünmemiş halde bulunduğu yapıya ait olan

koloit : gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir maddenin mikroskobik parçacıklar hâlinde başka bir madde içinde dağılmasıyla oluşan ve parçacıkların çökelmeden askıda kaldığı, zamk benzeri yarı akışkan madde durumundaki heterojen karışım

kolokasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + locatio (konum, yer, mevki) (locare (yerleştirmek, konumlamak) + tio (isim yapım eki) ) * kelimelerin anlam ve kullanım açısından sıkça birlikte bulunması durumu, ortak yerleşim, ortak konumlanma

kolokiyal : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * günlük konuşma diliyle ilgili, resmiyetten uzak, samimi konuşma tarzına özgü

kolokyum : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + ium (yer ve durum eki) * akademik veya entelektüel konularda bilgi alışverişi ve tartışma amacıyla yapılan toplantı veya konuşma ortamı

kolombiya : lat. * columbus (İtalyan asıllı denizci ve kaşif Christopher Columbus’un soyadından) + ia (isim, yer ve durum eki) * Güney Amerika'da yer alan, Kuzey Amerika'da adaları bulunan kuzeybatıda Panama, kuzeyde Karayip Denizi, doğuda Venezuela ve Brezilya, güneyde Ekvador ve Peru ve batıda Büyük Okyanus ile çevrili olan ülke

kolombiyum : lat. * columbus (İtalyan asıllı denizci ve kaşif Christopher Columbus’un soyadından) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 41 olan, geçiş metalleri grubuna ait nadir metal olan kimyasal element

kolon : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sürun, direk; kalın bağırsak) (gre.); columna (sütun, dikey yapı) (lat.) * sütun, dikey yapı, uzun ve silindirik mimari destek; bir sayfanın dikey bölünmesi; bir kemeri, saçağı veya başka bir yapıyı destekleyen veya bir anıt olarak tek başına duran, taş, beton veya metalden genellikle silindirik formda yapılmış olan dikme; mide ile anüs arasında kalan organ, kalın bağırsak

koloni : lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek, işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam eki) * başka bir ülke veya toplum tarafından kontrol edilen, genellikle göçmenler tarafından kurulan yerleşim veya bölge

kolonik : lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek, işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kolonilere veya yerleşimcilere ait olan, koloniyle ilgili

kolonizasyon : lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek, işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * yeni toprakların yerleşimciler tarafından ele geçirilmesi ve yerleşim kurulması süreci, kolonileştirme

kolonjitis : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * kalın bağırsağın iltihaplanması durumu

kolonjiyografi : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalın bağırsak ve damarlarının görüntülenmesi için yapılan radyolojik inceleme

kolonoskopi : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalın bağırsağın ve rektumun, makattan girilerek, sakinleştirici ilaç veya anestezi altında bir fiberoptik kamera ile monitör altında incelendiği endoskopik işlem

kolonya : fra., lat. * cologne (Almanya’daki Köln şehrinin Fransızca adı) (fra.) + ia (yer, durum ve köken eki) (lat.) * adını Almanya’nın Köln kentinden alan, içinde etanol, su ve aromatik esanslar bulunan hoş kokulu sıvı karışım (C2H5OH + H2O + esans karışımı)

kolonyal : lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek, işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam eki) + alis (ile ilgili, ait olan) * sömürgeye veya yerleşim düzenine ait olan, koloniyle ilgili veya koloni dönemine özgü olan

koloratura : lat. * color (boya, renk), coloratus (colorare (boyamak, renklendirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * boyama; klasik (18. yüzyıl sonu) ve romantik (19. yüzyıl, özellikle bel canto) vokal müziğindeki ayrıntılı ve süslü figürasyonlar; ses sanatındaki her türlü süslemeyi başarıyla icra edebilen ses sanatçısı

kolordu : tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + ordu (asker topluluğu) * birkaç tümenin birleşmesiyle oluşan, belli bir görev için organize edilmiş büyük askerî birlik

kolorektal : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + rectum (rektum, kalın bağırsağın son kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalın bağırsağın kolon ve rektum kısımları ile ilgili

koloridye : gre. * kolios (kolyoz, uskumrugillerden bir balık türü) + idion (küçültme eki) * küçük kolyoz balığı, yani kolyoz türünün daha küçük veya genç bireyi

kolorimetre : lat. * color (boya, renk) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * maddelerin renk yoğunluğunu veya renk değişimlerini ölçmekte kullanılan optik cihaz

kolorimetri : lat. * color (boya, renk) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * maddelerin konsantrasyonunu belirlemek için ışık absorpsiyonuna dayalı renk ölçüm yöntemlerini kullanarak maddelerin renk yoğunluğunu veya renk değişimlerini ölçmeyi konu alan bilim dalı

kolorimetrik : lat. * color (boya, renk) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kolorimetri ile ilgili

kolostatik : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) (gre.) * kalın bağırsak fonksiyonlarını düzenleyen veya sabit tutan, özellikle bağırsak hareketlerini yavaşlatan özellikte olan

kolostomi : gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.); colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * dışkının vücut dışına açıldığı yapay bir çıkış oluşturmak amacıyla kalın bağırsağın cerrahi olarak karın duvarına ağızlaştırılması işlemi

kolostrum : lat. * colostrum (ağır süt, ilk süt, ağız sütü) (colere (bakmak, gözetmek, yetiştirmek, beslemek) + strum (isim yapım eki) ) * doğum sonrası memeden gelen, yeni doğan bebek için zengin besin ve antikor içeren, bağışıklık sistemini güçlendiren ilk süt; besleyici sıvı

kolpa : gre., lat. * kolaphos (darbe, çalım, yumruk, vurgun) (gre.); colaphus (lat.); colpo (ita.) * hile, tuzak, ketenpere, sahtekarlık, vurgunculuk

kolpektomi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vajinanın cerrahi olarak çıkarılması işlemi

kolpoklezi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + kleiein (kapatmak, örtmek, kilitlemek, mühürlemek), kleisis (kapatma, kapanma, obliterasyon) * vajinanın cerrahi olarak kapatılması işlemi

kolpopeksi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * vajina veya rahim ağzının cerrahi olarak bağlanması, sabitlenmesi işlemi

kolpoperineoplasti : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + perineos (karın, karın bölgesi) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vajina ve perine bölgesinin cerrahi olarak şekillendirilmesi veya onarılması işlemi

kolpoperinorafi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + perineos (karın, karın bölgesi) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * vajina ve perine bölgesinin cerrahi olarak dikilmesi, onarılması işlemi

kolporafi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * vajinanın cerrahi olarak dikilmesi, onarılması işlemi

kolpos : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) * kadın üreme sisteminde vajina veya organik boşluk anlamında kullanılan, içi boş ve esnek yapı

kolposkopi : gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * girişimsel olmayan serviks (rahim ağzı) görüntüleme ve inceleme perosedürü

kolşik : gre. * kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis) bölgesinden) + on (isim yapım eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.); colchique (fra.) * zambakgillerden sonbahar çiğdemi cinsi; coğrafya ve botanikte Doğu Karadeniz bölgesini içine alan, çok sayıda endemik ve kalıntı (relikt) bitki türü barındıran kendine özgü bitki örtüsünü ve flora bölgesi

kolşisin : gre * kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis) bölgesinden) + on (isim yapım eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.); colchique (fra.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * colchicum bitkisinden elde edilen, gut hastalığında ve bazı iltihabi durumlarda kullanılan alkaloid madde (C22H25NO6)

koltuk : tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + tuk (isim yapım eki) * insanların üzerine oturup rahatlaması, yorgunluğunu dindirmesi, ayaklarını rahatlatması ve kollarını kolluklara koyarak sakinleşmesi için tasarlanmış bir eşya, oturulan sandalye; makam, mevki

koltuk altı : tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + tuk (isim yapım eki) + alt (aşağı) + ı (iyelik eki) * insan vücudunda kol ve gövde arasındaki bölge, pazı altı (aksilla)

koltuk değneği : tür. * koltuk (insan vücudunda kol ve gövde arasındaki bölge, pazı altı (aksilla) ) + değnek (sopa, çubuk) + i (iyelik eki) * koltuk altına yerleştirilerek yürüme desteği sağlayan baston biçimindeki yardımcı araç; ortopedik destek aracı

kolumna vertebralis : lat. * columna (sütun, direk, dikey yapı) + vertebralis (omurlara ait) (vertebra (omur) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * omurga, omur sütunu; insan veya hayvan iskeletinde omurların oluşturduğu eksensel yapı

kolye : lat. * collum (boyun) + arius (ilişkili, ait olan), collarium (boyunluk) (lat.); collier (fra.) * boyuna takılan süs eşyası; boyun takısı

kolyoz : gre. * kolios (uskumru türü balık, scomber colias) * Marmara ve Ege bölgelerinde görülen, uskumruya benzeyen bir balık türü

kolza : hol. * kool (lahana) + zaad (tohum) * lahana tohumu; yağ elde etmek için yetiştirilen bir bitki (brassica napus)

kom : erm. * knu, göm (ağıl, koyun yatağı, hayvan barınağı) * genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hayvancılık faaliyetlerini yürütmek amacıyla akarsu boylarında ya da otlaklara yakın alanlarda kurulan, taş veya kerpiçten yapılmış barınak ve ağıllardan oluşan, ailelerin yalnızca ilkbahar ve yaz mevsimlerinde geçici olarak konakladığı mesken dışı bir kır yerleşmesi

koma : gre. * koma (derin uyku) * ciddi yaralanma veya hastalığın neden olduğu uzun süreli ve derin bilinç kaybı durumu; virgül (ayrışma anlamından (“koma” bilinç halinden ayrılmadır.)

koma vijil : gre. * koma (derin uyku) (gre.) + vigil (uyanık) (lat.) * genellikle ağır beyin hasarından sonra görülen, kişinin gözleri açık ve bazı refleksleri korunmuş olsa da bilinçli farkındalık ve istemli tepki göstermediği, uyanıklık ile bilinçsizlik arası bir nörolojik durum

komak : tür. * ko (yanına yerleşmek) + mak (fiil mastar eki) * birlikte kılmak, yanına yerleştirmek, beraber olmak, yanyana olmak

komancero : uto. * kɨmmantsi (düşman, yabancı) + ero (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşman gibi olan, yabancı gibi olan

komançi : uto. * kɨmmantsi (düşman, yabancı) * düşman, yabancı

komandit : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) + ite (isim yapım eki) * ticari bir ortaklık türünde, şirketin borçlarına karşı sorumluluğu sadece koyduğu sermaye ile sınırlı olan, aktif olarak yönetime katılmayan pasif ortak

komandit şirket : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) + ite (isim yapım eki) (lat.) + şirket (ortaklık) (ara.) * bir kısmı şirket borçlarına karşı sınırsız sorumlu (komandite), bir kısmı ise sadece koyduğu sermaye kadar sorumlu (komanditer) ortaklardan oluşan ticaret şirketi türü

komandite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) + ite (isim yapım eki) * komandit şirkette, şirketin borç ve yükümlülüklerinden tüm malvarlığıyla sınırsız olarak sorumlu olan ve şirketi yöneten aktif ortak

komanditer : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) + ite (isim yapım eki) + aris (ile ilgili olan) * komandit şirkette sadece koyduğu sermaye tutarı kadar sorumlu olan, şirketin yönetiminde yer almayan pasif ortak

komando : lat. * commandare (emir vermek, buyurmak, yönetmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) ), commando (özel emirle hareket eden asker veya askeri birlik, özel görev gücü, baskın birliği) * genellikle sürat, gizlilik ve etkinlik gerektiren, yüksek riskli veya özel askeri operasyonlar için eğitilmiş, küçük ve etkili askeri birlik veya bu birliğe mensup asker

komansel : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mensa (masa, sofra) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birlikte olan, ortaklaşa; bir organizmanın diğerine zarar vermeden yanında yaşaması

komanter : lat. * commentari (üzerine düşünmek, açıklamak, yorumlamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mentari (zihinsel olarak uğraşmak, düşünmek, akıl yürütmek) (mens, mentis (akıl, zihin) + are, ari (fiil mastar eki) ) * bir konu üzerine yapılan açıklama, görüş veya eleştiri; yazılı veya sözlü ifade edilen düşünce veya değerlendirme, youm

komar : lat. * comar (dağ gülü) * convolvulaceae ericaceae (fundagiller) familyasından, kuzey yarımkürenin nemli dağlık bölgelerinde görülen, kış mevsiminde yapraklarını dökmeyen, iri ve genellikle mor ya da pembe tonlarında çiçekler açan, arıların nektarından halk arasında "deli bal" olarak bilinen bir orman gülü türü, rhododendron ponticum (mor çiçekli orman gülü), deli bal

kombi : lat. * combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift hale getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ısıtma sistemlerinde hem ortam ısıtma hem sıcak su sağlamak üzere tasarlanmış cihaz

kombina : lat. * combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift hale getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * endüstride birden çok işlev veya bölümün bir arada bulunduğu büyük tesis, fabrika veya işletme

kombinant : lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * birleştirilmiş; özellikle genetik materyalin farklı kaynaklardan birleştirilmesiyle oluşan yapı veya organizma

kombinasyon : lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * farklı öğelerin veya unsurların bir araya gelmesiyle oluşan birleşim veya düzen; örnek kitle içinden seçme (matematik) ( C = n! / r! (n-r)! ) (n = toplam eleman sayısı, r = seçilen eleman sayısı)

kombinatorik : lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * belirli bir kümenin elemanlarının çeşitli düzen ve seçimlerini sayma, düzenleme ve analiz etme yöntemlerini inceleyen, hem bir araç hem de sonuç elde etmenin bir amacı olarak sayma ve sonlu yapıların belirli özellikleriyle ilgilenen matematik alanı

kombinatoryal : lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ialis (ile ilgili, -a ait) * nesnelerin farklı şekillerde seçilmesi, sıralanması veya birleştirilmesi ile ilgili, kombinasyonlarla, farklı elemanların seçilip düzenlenmesiyle ilgili

kombine : lat. * combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift hale getirilmiş) (combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * birleştirilmiş, birleşik; genellikle spor, iş veya sanat dallarında farklı unsurların bir araya getirilmesiyle oluşturulan karma yapı veya faaliyet

kombinezon : lat., fra. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); combinaison (fra.) * farklı parçaların veya unsurların bir araya getirilmesiyle oluşan bütün; kadınların iç çamaşırı veya gece elbisesi

kombitüp : lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tubus (boru, tüp) * genellikle ısıtma sistemlerinde hem sıcak su hem de ısı taşıma işlevlerini aynı anda gören, birleşik yapıdaki boru veya sistem bileşeni, birleşik boru

kombüstibl : lat. * combustibilis (yanabilir) (co, com (birlikte, beraber, ile) + bustio (yanma) (burere (yakmak) + tio (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) * yanabilen, yanıcı, ateşle reaksiyona girerek yanmaya uygun olan

kombüsyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + bustio (yanma) (burere (yakmak) + tio (isim yapım eki) ) * yanma, ateş alma

komedi : gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (komoidos (komik şair) (komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + aoidos (şarkıcı) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * eğlenceli, güldürücü sahne veya yazılı eser türü; trajediye karşıt olarak insan kusurlarını mizahi şekilde ele alan oyun veya anlatım biçimi

komedon : gre. * komedon (kome (saç, kıl) + edo, edein (yemek yemek, tıkamak), edon (yiyen, tıkayan) ) * ciltte gözeneklerin tıkanması sonucu oluşan ve sivilce başlangıcı olarak bilinen, siyah veya beyaz başlı cilt lezyonu, saç yiyen

komedya : gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) * eğlenceli, güldürücü sahne veya yazılı eser türü; trajediye karşıt olarak insan kusurlarını mizahi şekilde ele alan oyun veya anlatım biçimi

komedyen : gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) + ianus (yapan, eden eki) (lat.); comédien (fra.) * komedi sanatını icra eden kişi

komenton : lat. * commentum (yorum, açıklama) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mentum (düşünce, akıl, zihin) ) * yazılı veya sözlü olarak yapılan düşünce, görüş veya açıklama; bir metnin, olayın veya durumun üzerinde yapılan değerlendirme veya yorum

komestibl : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + edere (yemek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); comestible (fra.) * yenilebilir, yenecek şey, yiyecek, gıda

komet : gre. * kometes (saçlı, kuyruklu) (kome (saç, kıl) + tes (yapan, eden kişi eki) ) * adını parlak kuyruk şeklinden alan, Güneş etrafında dolanan ve karakteristik kuyruk görünümü olan gök cismi

komi : fra. * commettre (görevlendirmek, emanet etmek, söz vermek, taahhüt etmek), commis (görevlendirilmiş, emanet edilmiş, taahhüt edilmiş) * restoranların mutfak veya servis kısmında çalışıp, aşçı ve garsonlara yardımcı olan kişi; otellerde ve benzeri yerlerde ayak işlerine bakan genç erkek; lokantalarda garson yamağı

komik : gre. * komikos (oyuna ilişkin, komediye ilişkin, güldürücü, mizahi) (komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * insanda gülme duygusu uyandıran, güldürücü, gülünç; güldürülerde oynayan oyuncu, güldürü ustası

komiser : lat. * commissarius (görevlendirilmiş kimse, vekil, yetkili memur) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek, görevlendirmek, iletmek), missarius (gönderilmiş, görevlendirilmiş) ) * belirli bir görevi yerine getirmek üzere yetki verilmiş kişi; polis teşkilatında rütbeli görevli; Emniyet Genel Müdürlüğü'nde rütbesi Komiser Yardımcısı ile Başkomiser arasında olan polis

komissür : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek, görevlendirmek, iletmek), missus, missura (gönderme, görevlendirme, iletme) * birleştirme, birleşme yeri; anatomi ve mimaride iki yapının birleştiği yer; özellikle sinir sistemi içinde iki yapıyı birleştiren lif demetleri veya bağlantı noktaları

komissürotomi : lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek, görevlendirmek, iletmek), missus, missura (gönderme, görevlendirme, iletme) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) ) (gre.) * kalpteki kapakçıkların (özellikle mitral kapak) yapışık olan kenarlarını ayırmak için yapılan cerrahi müdahale

komisyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mission (gönderme, iletme, sevketme, görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * belirli bir konuda inceleme, değerlendirme veya karar alma yetkisi verilmiş kurul veya heyet; bir işlem karşılığında alınan aracılık hizmeti ücreti

komita : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş) * eşlik etme, yoldaşlık, askeri birlik; siyasal bir amacı gerçekleştirmek, ereğine ulaşmak için teröre başvuran, silahlı savaşımda bulunan gizli örgüt, gizli topluluk; belirli bir amaç için oluşturulmuş kurul veya çalışma grubu; karar alma, danışma veya yürütme görevini üstlenen topluluk, heyet, meclis

komitacı : lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş) (lat.) + cı (yapan, eden eki) (tür.) * siyasi bir gayeye ulaşmak için, silahlı mücadele yapan gizli bir topluluk veya teşkilatın mensubu olan kimse

komite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş) * eşlik etme, yoldaşlık, askeri birlik; siyasal bir amacı gerçekleştirmek, ereğine ulaşmak için teröre başvuran, silahlı savaşımda bulunan gizli örgüt, gizli topluluk; belirli bir amaç için oluşturulmuş kurul veya çalışma grubu; karar alma, danışma veya yürütme görevini üstlenen topluluk, heyet, meclis

kommensal : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mensa (masa, sofra) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birlikte olan, ortaklaşa; bir organizmanın diğerine zarar vermeden yanında yaşaması

komment : lat. * commentus (commentari (üzerine düşünmek, açıklamak, yorumlamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mentari (zihinsel olarak uğraşmak, düşünmek, akıl yürütmek) (mens, mentis (akıl, zihin) + are, ari (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir konu üzerine yapılan açıklama, görüş veya eleştiri; yazılı veya sözlü ifade edilen düşünce veya değerlendirme, youm

kommosyo serebri : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + motio (hareket) (movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek) + tio (isim yapım eki) ) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin, beyine ait olan) * beyin sarsıntısı

kommosyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + motio (hareket) (movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek) + tio (isim yapım eki) ) * sarsıntı, çalkantı, kargaşa, ani kargaşa, gürültü veya toplu heyecan hali

komodin : lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber, ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) * küçük, çekmeceli, kullanışlı mobilya; yatak odasında veya oturma alanlarında eşyaları düzenlemek için kullanılan düşük ve geniş çekmecelik; karyolanın yanı başına konulan ve üstü masa gibi kullanılmaya elverişli olan dolap

komodite : lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber, ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * ekonomide, ticarette veya günlük yaşamda kullanımı, alınıp satılabilirliği ve pratik faydası olan mal veya hizmet (özellikle tarım, maden, enerji gibi standartlaştırılmış ve geniş ölçekte ticareti yapılan emtia)

komodo ejderi : end., gre. * Komodo (Endonezya’daki Komodo Adası, özel yer adı) (end.) + drakon (ejderha, büyük yılan) (gre.) * Endonezya’ya özgü olan, dünyadaki en büyük yaşayan kertenkele türü olarak bilinen, iri yapısı ve yırtıcı özellikleri nedeniyle “ejder” benzetmesiyle adlandırılmış sürüngen

komodor : lat. * commendare (emretmek, buyurmak, teslim etmek, önermek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * donanmada amirallerden bir aşağı rütbede, genellikle birden çok gemiden sorumlu deniz subayı; sivil denizcilikte ise bazı büyük gemi kaptanları veya filo komutanları için kullanılan terim

komorbid : lat. * comorbidus (birlikte hastalanan, eşlik eden hastalık) (co, com (birlikte, beraber, ile) + morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * aynı anda birden fazla hastalığı veya bozukluğu bulunduran (örneğin depresyon ile birlikte görülen anksiyete gibi)

komorbidite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) * bir hastada iki veya daha fazla tıbbi durumun aynı anda bulunması

komorebi : jap. * ko (ağaç) + more (sızmak, geçmek) + hi (gün ışığı) * ağaç yaprakları arasından süzülen güneş ışığının yarattığı ışık ve gölge oyunu (selamlamak için kullanılan "Hi" kelimesinin kökeni)

komorlar : ara. * kamer (Ay) + lar (çoğul eki) * Ay Adaları; Hint Okyanusu'ndaki Mozambik Kanalı'nın kuzey ucunda yer alan Güneydoğu Afrika açıklarındaki üç adadan oluşan bir takımada ülkesi

komot : lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber, ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) ) * küçük, çekmeceli, kullanışlı mobilya; yatak odasında veya oturma alanlarında eşyaları düzenlemek için kullanılan düşük ve geniş çekmecelik; karyolanın yanı başına konulan ve üstü masa gibi kullanılmaya elverişli olan dolap

kompakt : lat. * compactus (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak, sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) * sıkı bir şekilde bir araya getirilmiş, az yer kaplayan biçimde düzenlenmiş veya bastırılmış şey; yoğun, birleşik yapı

kompakt disk : lat., gre. * compactus (sıkıştırılmış, düzenlenmiş, bastırılmış şey; yoğun, birleşik yapı) (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak, sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) (lat.) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.) * sıkıştırılmış verilerin dijital olarak depolandığı, genellikle plastikten yapılmış, özellikle müzik, veri veya video gibi bilgilerin okunup yazıldığı yuvarlak plak niteliğindeki optik depolama ortamı

kompansasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek) + tio (isim yapım eki) * bir zararın, kaybın veya eksikliğin karşılanması; maddi veya manevi bir bedel; ücret veya tazminat, telafi

kompansatör : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış, ödenmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * bir eksikliği, hatayı veya kaybı dengeleyen veya telafi eden kişi veya mekanizma; teknik, mühendislik veya tıbbi alanlarda denge sağlayan araç veya organ

kompansatris : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış, ödenmiş) + trix (-cı, yapan, eden kadın eki) * bir eksikliği, hatayı veya kaybı dengeleyen veya telafi eden kadın kişi veya mekanizma; teknik, mühendislik veya tıbbi alanlarda denge sağlayan araç veya organ

kompansatuvar : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış, ödenmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, gibi) (lat.); compensatoire (fra.) * eksiklikleri, hataları veya kayıpları dengeleyen, telafi eden nitelikli, tazmin edici

kompanse : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pensatus (ağırlıkla tartılmış, ödenmiş) (pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * telafi edilmiş, zararı giderilmiş, tazmin edilmiş

kompanzasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek) + tio (isim yapım eki) * eksik veya kusurlu olan bir durumu, bir karşı etkiyle dengelemek, gidermek veya telafi etmek

komparatif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, karşılştırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla şey arasında benzerlik veya farkları ortaya koyan, karşılaştırmaya yönelik, karşılaştırmalı

komparezon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, karşılştırılmış) + tio (isim yapım eki) (lat.); comparaison (fra.) * iki veya daha çok şeyi benzerlik ve farklılık açısından değerlendirme, karşılaştırma

komparsita : lat., isp. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pars (parça, bölüm, kısım) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); cumparsa (karnaval alayı, geçit grubu) + ita (küçültme eki) (isp.) * küçük karnaval alayı, küçük geçit grubu

kompartıman : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + partiri (bölmek, bölüştürmek, paylaştırmak, kısımlara ayırmak) + mentia (ile ilgili, isim yapım eki) * bir bütün içinde fiziksel veya soyut olarak ayrılmış bölge, bölme, kısım, oda

kompas : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pandere (açmak, uzatmak), passus (adım, yürüyüş, mesafe) * yön tayin etmeye yarayan manyetik araç, pusula; daire çizmeye ve mesafe ölçmeye yarayan araç, pergel; kapsam, sınır, çevre

kompasite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pandere (açmak, uzatmak), passus (adım, yürüyüş, mesafe) + itas (isim yapım ve durum eki) * 1 m3 betonun içerisinde katı cisimlerin kapladıkları hacim

kompatibilite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + patior (katlanmak, tahammül etmek, acı çekmek) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * iki veya daha fazla şeyin bir arada, çatışmadan veya engel oluşturmadan var olabilme durumu, uyum, uyumluluk (özellikle teknik (donanım/yazılım uyumu), tıbbi (organ uyumu), sosyal (ilişki uyumu) gibi alanlarda kullanılır.)

kompatibl : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + patior (katlanmak, tahammül etmek, acı çekmek) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) * bir arada var olabilen, çatışmadan birlikte çalışabilen veya uyum gösterebilen, uyumlu

kompetan : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek, aramak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeterli bilgi, beceri, deneyim veya yetkiye sahip olan; işini yapabilecek nitelikte; ehil, yetkin, uzman

kompetans : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek, aramak) + entia (isim yapım eki) * bir görevi veya işi başarıyla yapabilmek için gereken bilgi, beceri, tutum ve yeteneğe sahip olma durumu, yeterlik, yetkinlik

kompetisyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek, aramak) + tio (isim yapım eki) * aynı hedefe ulaşmak isteyen kişi veya gruplar arasında geçen rekabet, yarışma, mücadele

kompetitif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek, aramak), petus (gitme, yönelme, isteme, arama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rekabetle ilgili, rekabete dayalı, yarışmaya yönelik; rekabetçi, başkalarıyla yarışabilecek düzeyde güçlü veya istekli; cezbedici, iddialı (fiyat, teklif vb. için) rekabete elverişli

kompilasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pilare (toplamak, derlemek, bir araya yığmak) + tio (isim yapım eki) * farklı kaynaklardan alınan bilgi, metin, belge, veri veya öğelerin bir araya getirilerek bir bütün oluşturulması, derleme, toplama

komple : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek), pletus (dolu, tam, bütünlenmiş) * tam, eksiksiz, bütün halde olan

kompleks : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * karmaşık, birden çok unsurdan oluşan, iç içe geçmiş; birçok unsurun birbirine bağlı veya iç içe geçtiği durum, karmaşık, girift;

kompleks sayılar : lat., tür. * complexus (karmaşık, birden çok unsurdan oluşan, iç içe geçmiş) (con (ile, birlikte, beraber) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) (tür.) * gerçek sayı doğrusu üzerinde ifade edilemeyen, gerçek ve sanal (hayali) kısımlardan oluşan sayılar kümesi (her kompleks sayı, a + bi biçimindedir; burada a gerçek kısmı, b ise sanal kısmı ifade eder ve kompleks sayı temel formülü i^2 = -1 olarak ifade edilir.)

kompleman : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir şeyi eksiksiz, tam hale getiren unsur, tamamlayıcı; biyolojide bağışıklık sisteminde mikropları yok etmeye yardımcı proteinler bütünü

komplemantasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemde, süreçte veya yapıda eksik olan bir unsurun tamamlanması, doldurulması veya bütünleştirilmesi eylemi; özellikle biyoloji ve genetikte bir gen veya proteinin başka bir eksikliği telafi etmesi, tamamlama, bütünleme

komplemanter : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamlayıcı; bir şeyi tamamlayan veya onunla birlikte tam bir bütün oluşturan; genetik, biyoloji ve fizikte karşılıklı tamamlayıcılık ilişkisi, tamamlayıcı, bütünleyici

komplians : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + entia (durum eki) * bir kişinin, kurumun veya sistemin belirli kurallara, yasalara, standartlara veya talimatlara uyum göstermesi; tıpta hastanın tedavi planına uygun davranması, uyum

komplikasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare (katlamak, kıvırmak) + tio (isim yapım eki) * basit bir durumun beklenmedik şekilde zorlaşması; özellikle tıpta bir hastalığın veya tedavinin yol açtığı ek sorun veya yan etki, karmaşıklık, kompleks olma durumu

komplike : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicatus (katlanmış, kıvrılmış) (plicare (katlamak, kıvırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); compliqué (fra.) * çözülmesi veya anlaşılması zor olan, çok katmanlı ve iç içe geçmiş yapıda bulunan, karmaşık

kompliman : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir kişiye yönelik nazik, takdir edici veya övgü içeren söz veya davranış; sosyal nezaketin bir parçası olarak yapılan övücü ifade, iltifat, nazik söz, takdir ifadesi; bir şeyi eksiksiz, tam hale getiren unsur, tamamlayıcı; biyolojide bağışıklık sisteminde mikropları yok etmeye yardımcı proteinler bütünü

komplo : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plotta, plotus (tasarı, plan, kurgu) * bir kişi veya gruba karşı gizli ve örgütlü biçimde kurulan zarar verici, hileli plan, düzen, kumpas, entrika

komplo teorisi : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plotta, plotus (tasarı, plan, kurgu) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * önemli toplumsal, siyasi veya tarihi olayların görünürdeki açıklamalarının aksine, perde arkasında gizli gruplar veya güçlerce kasıtlı olarak planlandığını öne süren, genellikle doğruluğu kanıtlanmamış, spekülatif ve alternatif anlatılar bütünü

komponent : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir bütünün parçası olarak işlev gören öğe; teknik, mekanik, elektronik veya mantıksal sistemlerde tamamlayıcı veya işlevsel yapı taşı, bileşen, parça, unsur

komposto : lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) * çeşitli meyvelerin şekerli su içinde kaynatılarak hazırlanan ve soğuk servis edilen tatlı türü, karışık meyve tatlısı, şekerle pişirilmiş meyve

kompozan : lat., fra. * component (co, com (birlikte, beraber, ile) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + ens, ent (ile ilgii, gibi, -a ait) ) (lat.); composant (com (birlikte, beraber, ile) + poser (koymak, yerleştirmek) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (fra.) * bir bütünün parçası olarak işlev gören öğe, bileşen, unsur

kompoze : lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); composé (fra.) * birleşmiş, bir araya gelmiş

kompozisyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + positio (konum, mevki, durum, hal) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); composition (fra.) * bir araya gelmiş ögelerin oluşturduğu bütün; sanat, edebiyat ve müzikte öğelerin bilinçli bir şekilde bir araya getirilerek oluşturduğu bütün; yazılı metin, müzik eseri, beste veya görsel düzenleme, yazılı eser, düzenleme, bileşim

kompozit : lat. * compositus (birleşmiş, bir araya getirilmiş, bileşik) (co, com (birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * farklı malzeme veya parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulan, özellikleri birleşik yapı gösteren, birden çok bileşenden oluşan, karma

kompozitör : lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * müzik eserleri yaratan, besteleyen kişi; müzikte farklı sesleri ve enstrümanları bir araya getirerek yeni eserler oluşturan sanatçı, besteci, bestekar

komprador : lat. * comparatus (comparare (edinmek, satın almak, temin etmek, bir araya getirmek, sağlamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + paratus (parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * özellikle sömürgeci dönemlerde Batılı tüccarlarla iş birliği yapan, yerel halktan aracılar veya toplayıcılar; ekonomik ve sosyal olarak Batı çıkarlarına hizmet eden ara sınıf

komprehensif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + prehendere (tutmak, kavramak, yakalamak) (pre (ön, önce, önde, ileri) + hendere (tutmak, yakalamak, kavramak) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait) * geniş kapsamlı, her şeyi içine alan veya anlayan; ayrıntılı ve eksiksiz bilgi, anlayış veya kapsama sahip olan, etraflı; anlayışlı, idrakli

kompres : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) (lat.); compresse (fra.) * pansuman amaçlı sıkıştırılmış bez veya tampon; yara veya iltihap bölgesine uygulanan, sıvıyı emen ve basınç sağlayan bez parçası; bir şeyi sıkıştırmak veya bastırmak için kullanılan yöntem veya araç

kompresibilite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * basınç etkisiyle hacmi azaltılabilme veya şekli değiştirilebilme durumu, sıkıştırılabilirlik, bastırılabilirlik

kompresibl : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) * basınç etkisiyle hacmi azaltılabilen veya şekli değiştirilebilen, sıkıştırılabilir, bastırılabilir

kompresif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kuvvetin veya etkinin basınç uygulayarak sıkıştırma özelliği veya etkisi, bastırıcı, sıkıştırıcı

kompresör : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * bastıran, sıkıştıran, basınç uygulayarak gaz veya havayı yoğunlaştıran makine veya cihaz

kompresyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + tio, sion (isim yapım eki) * bir nesnenin hacminin veya boyutlarının dışarıdan uygulanan basınçla azalması, sıkıştırılması

kompresyon segmanı : lat. * compressio (bastırma, sıkıştırma) + segmentum (bölüm, kısım, kesit, parça, dilim) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.) + ı (iyelik eki) (tür.) * içten yanmalı motorlarda, pistonun silindir içinde hareket ederken silindir duvarı ile piston arasında bulunan ve motorun silindir içindeki gazların (hava-yakıt karışımı veya yanma gazları) sıkıştırma evresinde kaçmasını önleyen, sıkıştırma işlevini sağlayan halkamsı metal parça

komprime : lat. * comprimatus (co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); comprimé (fra.) * sıkıştırılmış, bastırılmış; sıkıştırılmış toz veya madde formunda ilaç veya madde

kompulsif : lat. * co, com (birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zorlayıcı, mecbur eden; psikolojide, kişi üzerinde kontrol edilemeyen, tekrarlayan ve zorlayıcı davranış veya dürtü

kompulsiyon : lat. * co, com (birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio (isim yapım eki) * zorlama, mecburiyet, zaruriyet, dürtü, baskı; yükümlülük

kompütasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + putare (düşünmek, hesap etmek, ayıklamak) + tio (isim yapım eki) * sayısal işlemlerin, hesaplamaların veya mantıksal süreçlerin yürütülmesi, hesaplama, sayma işlemi

kompüter : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + putare (düşünmek, hesap etmek, ayıklamak) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * sayısal verileri işleyen, hesaplama ve mantıksal işlemleri otomatik olarak yapan elektronik veya mekanik cihaz, elektronik hesaplayıcı; elektronik beyin, bilgisayar

komşu : tür. * kon (yerleşmek, durmak, ikamet etmek) + şu (karşılıklı olan, karşısında olan) * bir yere ilişmek, yanyana bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak, iletişim kurmak

komut : lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) (lat.) + ut (isim yapım eki) (tür.) * bir işi yapma yetkisi veya zorunluluğu taşıyan sözlü veya yazılı emir; bilişimde işlem başlatan talimat, askeri ve teknik alanlarda yönetsel buyruk, emir

komut otomatizması : lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) (lat.) + automatismos (kendiliğinden olma, kendi kendine hareket etme) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * demans ve şizofreni vakalarında görülen, herhangi bir komutu mantık süzgecinden geçirmeden yerine getirme eğilimi

komuta : lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) * bir işi yapma yetkisi veya zorunluluğu taşıyan sözlü veya yazılı emir verme; bilişimde işlem başlatan talimat, askeri ve teknik alanlarda yönetsel buyruk, emir verme

komutan : lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) + ens, ent (ile ilgili, yapan, eden) * askeri veya resmi bir birliğin başında bulunan ve emir verme yetkisine sahip sevk ve idare sorumluluğunu taşıyan görevli kişi

komün : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) * ortaklaşa olan, bireysel olmayan; topluma, gruba veya çoğunluğa ait olan

komünikan : lat. * communicare (paylaşmak, haberleşmek, iletişmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + municare (birleştirmek, sağlamak) (munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * bilgi, düşünce veya haber alışverişinde bulunan, haberleşen, iletişim kuran

komünikasyon : lat. * communicare (paylaşmak, haberleşmek, iletişmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + municare (birleştirmek, sağlamak) (munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bilgi, düşünce, duygu veya veri alışverişi; insanlar arasında sözlü, yazılı, görsel veya teknolojik yollarla kurulan bağlantı veya iletim süreci, iletişim

komünist : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * mülkiyetin, üretim araçlarının ve kaynakların bireyler yerine toplumun ortak kullanımında olmasını savunan, sınıfsız ve eşitlikçi bir toplum düzenini hedefleyen komünizm ideolojisini benimseyen kişi

komünite : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) + itas (isim yapım ve durum eki) * Ortak özelliklere, ilgi alanlarına, coğrafi bölgeye veya amaçlara sahip bireylerin oluşturduğu sosyal grup veya topluluk; insanların bir arada yaşadığı, etkileşimde bulunduğu ve ortak değerleri paylaştığı yapı, cemaat

komünizm : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * mülkiyetin, üretim araçlarının ve kaynakların bireyler yerine toplumun ortak kullanımında olmasını savunan, sınıfsız ve eşitlikçi bir toplum düzenini hedefleyen düşünce akımı

komütasyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin yerine başka bir şeyin geçirilmesi, değiştirilmesi veya yer değiştirmesi işlemi; elektrik motorlarında akımın yönünün değiştirilmesi

komütatif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek), mutatus (değiştirilmiş, değişmiş, dönüştürülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * değiş tokuş edilebilen, yer değiştirebilen, dönüştürülebilen

komütatör : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek), mutatus (değiştirilmiş, değişmiş, dönüştürülmüş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * elektrik motorlarında akım yönünü periyodik olarak değiştiren bileşen, değiştiren, dönüştürücü

kon brio : ita. * con (ile, birlikte, beraber) + brio (canlılık, enerji, şevk) * müzikte, bir parçanın veya pasajın dinamik, canlı ve enerjik bir şekilde çalınması gerektiğini belirtmek için kullanılan terim

kon hücresi : gre., ara. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * gözün retina tabakasında bulunan, gündüz ve aydınlık ortamlarda etkin olup üç ana renge (kırmızı, yeşil, mavi) duyarlı olan, renkli görmeyi ve detaylı görmeyi sağlayan, çubuk (rod) hücrelerle birlikte görme sisteminin temel bileşen olan koni şeklindeki ışık algılayıcı hücre türü

kon kalore : ita. * con (ile, birlikte, beraber) + calor, calore (ısı, sıcaklık) * içtenlikle, sıcaklıkla, coşkuyla; bir parçanın sıcaklık, duygusal yoğunluk ve içten bir ifadeyle çalınması gerektiğini belirten terim

kon spiroto : ita * con (ile, birlikte, beraber) + spirito (ruh, canlılık, coşku) * ruh ile, canlılıkla, coşkuyla, heyecanla; müzik eserinde bir pasajın veya parçanın coşkulu, canlı ve heyecanlı bir şekilde icra edilmesini belirten terim

konaç : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + aç (isim yapım eki) * konulan yer, barınılan yer, konaklama yeri

konak : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) * konulan yer, barınılan yer, konaklama yeri; İzmir’in bir ilçesi

konakçı : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) + çı (ile ilgili, yapan, eden) * konuk eden organizma; mikroorganizmaların veya parazitlerin üzerinde yaşayıp beslendiği canlı

konaklamak : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * geçici olarak bir yerde kalmak, barınmak

konalga : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + al (edilgen fiil eki) + ga (isim yapım eki) * göçebelerin veya yolcuların, göç veya yolculuk sırasında kondukları, konakladıkları sulu, otlu yer

konargöçer : tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + göç (yer değiştirmek, geçmek) + er (yapan, eden eki) * belli bir yerde sürekli kalmayıp, mevsimlere veya ihtiyaçlara göre yer değiştiren, göçebe yaşam süren kişi veya topluluk

konca : far. * guncidan (toparlamak, top haline getirmek, bohçalamak), gunce (tomurcuk) * henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek, tomurcuk, gonca

konç : tür. * konc (bacağın alt kısmı) (kon (durmak, inmek, ayak basmak) + c, ç (isim yapım eki) ) * ayağa giyilen şeylerin ayak bileğinden baldıra doğru olan bölümü

konç : tür. * konç, konçuk (ayak giysisinin bacağı örten, yukarı uzanan kısmı) * çorap, çizme veya potur gibi ayak giysilerinde ayak bileği çevresinde kalan, bileği saran kısım (örneğin çizmelerde); müzikte nota başına takılan işaret (nota konçu)

konçerto : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + certare (yarışmak, mücadele etmek, çekişmek) * klasik müzikte bir arada uyumlu biçimde çalınan veya yarışan, özellikle klasik müzikte solo enstrüman ile orkestra arasında geçişli müzik eseri türü

konçina : ita. * co, con (birlikte, beraber, ile) + cina (küçültme eki) * oyun kağıtlarında ikiliden altılıya değin olan kağıtlar; iskambil kağıdında kupa takımı

kondansasyon : lat. * con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak) + tio (isim yapım eki) * gaz halindeki bir maddenin sıvı hale geçmesi, yoğunlaşma süreci veya bir şeyin yoğun, sıkışık hale gelmesi, yoğunlaşma

kondansatör : lat. * con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yoğunlaştırıcı, özellikle elektrik ve elektronik bağlamında elektrik yükünü depolayan devre elemanı, yoğunlaç

kondensasyon : lat. * con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak) + tio (isim yapım eki) * yoğun hale gelme, yoğunlaşma; gaz halindeki bir maddenin ısı kaybederek sıvı hale geçmesi veya iki molekülün birleşip aradan su gibi küçük bir molekül çıkararak daha büyük bir moleküler yapı oluşturması süreci

kondik : lat. * con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek), dictus (söylem, söyleyiş, deyiş) * mahkeme kararı, hüküm, kesinleşmiş yargı

kondil : gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) * kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek (örneğin, kemiklerin eklem yaptığı yerdeki yuvarlak çıkıntı)

kondiler rezorpsiyon : gre., lat. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + resorptio (geri emme, emilim, kemik dokusunun çözünmesi) (lat.) * eklem çıkıntılarındaki kemik dokusunun geri emilmesi, kaybı veya aşınması durumu

kondiloma aküminata : gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) + acuere (keskinleştirmek, sivrileştirmek), acumen (keskinlik, sivrilik) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) * genital bölgede HPV kaynaklı, dışa doğru büyüyen siğil türü

kondiloma lata : gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) + latus (geniş, yayvan) * frengi hastalığının ikincil evresinde görülen, nemli ve geniş lezyonlar, uayvan siğiller

kondilotomi : gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) ) * eklem çıkıntısının cerrahi olarak kesilmesi

kondisyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (dicere (söylemek, demek, bildirmek, ilan etmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin mevcut hali veya önkoşulu, şart, durum, hal, koşul, anlaşma

kondisyonel : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek, bildirmek, ilan etmek) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şarta bağlı, koşullu; gramerde belirli bir şart gerçekleştiğinde ortaya çıkan durum

kondisyoner : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek, bildirmek, ilan etmek) + tio, tion (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hava, su, saç vb. için koşulları iyileştiren cihaz veya madde; fiziksel durumu güçlendiren kişi (antrenör); kasları ve dayanıklılığı artırıcı egzersiz aracı

kondom : lat. * condere (saklamak, gizlemek, örtmek, kurmak, inşa etmek, koymak), condus (kılıf) * erkeklerin cinsel ilişki sırasında kullandığı, gebelik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma amaçlı ince kılıf, koruyucu kılıf, prezervatif

kondrit : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * kıkırdak dokusunun iltihaplanması

kondroblastom : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) * kıkırdak oluşturan (ilkel) hücrelerden kaynaklanan, genellikle uzun kemiklerin uç kısımlarında görülen iyi huylu kemik tümörü

kondroitin : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itine (kimyasal madde eki) * kıkırdak yapısında genellikle kondroitin sülfat formunda bulunan önemli bir glikozaminoglikan

kondroitin sülfat : gre., lat. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itine (kimyasal madde eki) (gre.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * kıkırdak dokusunda bulunan, kükürt içeren, genellikle kıkırdak yapısını destekleyen glikozaminoglikan türü sülfatlı polisakarit (C13H21NO15S)

kondroma : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) * kıkırdaktan kaynaklanan iyi huylu tümör

kondromalazi : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + malakia (yumuşama, yumuşaklık) * kıkırdak dokusunun yumuşamaya dayalı dejenerasyonu

kondrosarkom : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * kıkırdaktan kaynaklanan kötü huylu (habis) tümör

kondrosit : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * kıkırdak hücresi (bazen tek, bazen çift hücreli izojenik gruplar halinde bulunabilirler.)

kondrul : gre., lat. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + ulus (küçültme eki) (lat.) * meteoritlerin (gök taşlarının) yapısında bulunan ve milimetre boyutundaki küresel tanecikler

kondüit : lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) * iletim kanalı, boru, tünel” anlamına evrilmiş — özellikle sıvı, gaz veya elektrik gibi şeylerin taşındığı yapı veya boru

kondüksiyon : lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ) + tio (isim yapım eki) * iletim, taşıma, nakil; ısının bir cisimden başka bir cisme doğrudan iletimi (transferi); ısı, elektrik veya sesin bir ortam üzerinden aktarılması

kondüktometrik : lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ), conductus (taşınmış, götürülmüş, iletilmiş, aktarılmış) + metros, metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * elektriksel iletkenliğin ölçülmesiyle ilgili; kimyada çözeltilerin elektriksel iletkenlik ölçümüne (kondüktometriye) dayanan veya iletkenlik değişimiyle yapılan analiz, ölçüm ve titrasyon işlemler

kondüktör : lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ), conductus (taşınmış, götürülmüş, iletilmiş, aktarılmış) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * iletici, taşıyıcı, yöneten kişi; elektrik akımını ileten, iletken

kondüplike : lat. * con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + duplicare (ikilimek, iki kat yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo (iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak, artmak, ilave olmak) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yaprak veya benzeri bitki organlarının uzunlamasına ikiye katlanmış, karşılıklı yüzeyleri birbirine yaklaşmış biçimde bulunması, katlanmış yapı gösteren botanik sıfat

koneksiyon : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme, bağlanma, bağlantı, bağ, ilinti, ilişki, münasebet

konektif : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştiren, birleştirici, ilişkilendiren, ilintilendiren

konektivite : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir sistemdeki parçaların birbirine bağlanma durumu veya derecesi; özellikle ağlar, bilgisayar sistemleri ve biyolojik sinir ağları bağlamında bağlantısallık

konektomiks : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + omicus (yapı bilimi eki) * nörobilimde, sinir ağlarının tüm bağlantılarını haritalayan ve beynin yapısal ve fonksiyonel bağlantılarını sistematik olarak inceleyen bilim dalı

konektör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, birleştirmek, örmek) * bağlayıcı, birleştirici; elektriksel veya elektromekanik sinyallerin iletimini sağlayan cihaz

konfabulasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fabulari (konuşmak, anlatmak) * bir araya gelip konuşma, sohbet etme; psikolojide, bellek eksikliği olan bireylerin boşlukları yanlış veya hayali anılarla doldurması olayı; hafıza boşluklarını farkında olmadan uydurma bilgilerle doldurma

konfederasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis (anlaşma, sözleşme, mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tio (isim yapım eki) * bir antlaşma ile birleşmiş topluluk; bağımsız unsurların ortak bir amaç için oluşturduğu siyasi veya askeri birlik

konfederatif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis (anlaşma, sözleşme, mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konfederasyonla ilgili

konfedere : lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis (anlaşma, sözleşme, mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) * bir antlaşma ile birleşmiş

konfeksiyon : lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * seri üretimle yapılan hazır giysi, hazır giyim, hazır yapım

konferans : lat. * conferentia (bir araya getirme, fikirleri bir araya getirme, müşavere) (co, con (birlikte, beraber, ile) + ferre (taşımak, getirmek) + entia (isim yapım eki) ) * bir araya gelip görüş alışverişinde bulunma, danışma toplantısı; bilimsel, mesleki veya siyasi alanlarda düzenlenen resmi veya yarı resmi toplantı, bir araya gelme, görüşme, müzakere, toplantı; fikir alışverişi

konfeti : lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek), fectum (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) * düğün ve şenliklerde atılan şekerlemeler; renkli kağıt parçaları

konfidans : lat. * confidentia (con (ile, birlikte, beraber) + fidere (güvenmek, itimat etmek) + entia (isim yapım eki) * güven, emin olma, itimat

konfidansiyel : lat. * confidentia (con (ile, birlikte, beraber) + fidere (güvenmek, itimat etmek) + entia (isim yapım eki) + alis (sıfat yapım eki) * güven üzerine emanet edilmiş olan; yetkili olmayan kişilerle paylaşılmaması gereken, açıklanması hâlinde zarar veya güven ihlali doğurabilecek; güven esasına dayalı olarak sınırlı kişiler arasında saklı tutulması gereken bilgi veya belge

konfigürasyon : lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + figurare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (figura (şekil, biçim, görünüm) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir bütünün düzenleniş biçimi, öğelerin belirli bir düzene göre yerleşimi

konfirmasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + firmare (güçlendirmek, sağlamlaştırmak) + tio (isim yapım eki) * doğrulama, tasdik etme, teyid etme, onaylama, kesinleştirme

konfirmasyon bias : lat. * confirmatio (doğrulama, tasdik etme, teyid etme, onaylama, kesinleştirme) + bias (önyargı) * sadece kendi inancını destekleyen bilgileri fark etme eğilimi

konfirme : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + firmare (güçlendirmek, sağlamlaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); confirmé (fra.) * doğrulanmış, tasdik edilmiş, teyid edilmiş, onaylanmış, kesinleştirilmiş

konflikt : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fligere (dövüşmek, çarpışmak, çatışmak), flictus (dövüş, çarpışma, çatışma) * iki veya daha fazla tarafın karşı karşıya geldiği durum, çatışma, çarpışma, anlaşmazlık

konfluens : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fluentia (akış, akma, akım) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + entia (isim yapım eki) ) * birlikte akma, birleşme; iki veya daha fazla nehrin veya akarsuyun birleştiği nokta; karaciğerin sağ ve sol bölümünde gelen safra kanallarının birleşip, karaciğer dokusu dışında bir çatal olarak bir araya geldiği kavşak noktası

konfluent : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fluens, fluent (akış, akma, akım) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * birleşen, birbirine karışan akarsu

konfokal : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eş odaklı, aynı odak noktasına sahip; mikroskop sistemlerinde, bulanıklığı önleyip net ve üç boyutlu görüntüler almak için odak dışı ışıkları engelleyen özel bir tarama teknolojisi

konfor : lat. * confortare (güçlendirmek); co, con (birlikte, beraber, ile) + fortis (güçlü, kuvvetli) * kişiye, kendisini güvende, huzurlu, rahat hissettiren maddi veya manevi unsur; rahatlık, rahat bir ortam sağlama durumu; yaşam, çalışma veya barınma koşullarındaki rahatlık ve kolaylık

konformal : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + alis (-sel, ile ilgili) * biçime uygun, şekle uyan, şekilsel olarak uyumlu; matematik, geometri veya fizik bağlamlarında, şekil veya yapının belirli kurallara uyduğu durumları tanımlamak için kullanılan sıfat

konformasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin dış yapısı, biçimsel düzeni, doğal veya yapısal şekli; bir moleküldeki atomların, atom gruplarının tekli bağlar etrafında dönmesi sonucu oluşan sonsuz sayıdaki olası uzaysal düzenlemelerinden herhangi biri; Bir CC tek bağı etrafında dönerek birbirine dönüşebilen karbon ve hidrojen atomlarının uzaysal düzeni, konformer, rotamer

konformer : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * aynı moleküler formüle sahip fakat atomların uzaydaki konumları farklı olan izomer

konformite : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir nesne, davranış veya sistemin belirlenmiş kurallara, normlara veya yapılara uygunluk, uygunluk, benzerlik, belli bir standarda veya yapıya uyma durumu; tutumları, inançları ve davranışları grup normlarına, politikalarına veya benzer düşüncelere uydurma; sosyopsikolojide, bireylerin kendi inançlarını, tutumlarını ve davranışlarını grup normlarına veya sosyal beklentilere uyacak şekilde değiştirmesi

konformizm : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + ismus (isim yapım eki, -cılık, olma durumu) * uyumculuk, toplumun kurallarına, normlarına veya otoriteye sorgusuz uyma eğilimi; bireyin grup baskısıyla davranışlarını çevreye uydurma eğilimi

konfrontasyon : lat * co, con (birlikte, beraber, ile) + frontare (yüzleştirmek) (frons (yüz, çehre, alın, ön yüzey) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * farklı düşünce, iddia veya güçlerin karşı karşıya gelerek yüzleşmesi, çatışması veya ciddi bir fikir ayrılığı içinde açıkça hesaplaşması durumu, yüzleşme, karşı karşıya gelme

konfüçyanizm : çin., lat. * kong (soyad) + fuzi (üstad, bilge) (çin.) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * insan ilişkilerinde erdem, görev, saygı, aile bağı ve toplumsal düzen ilkelerini esas alan, Konfüçyüs’ün geleneksel Çin düşünce sistemi öğretilerine dayanan felsefi ve ahlaki sistem

konfüzyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fusio (döküm, akım) (fundere (dökmek, akıtmak) + tio, sion (isim yapım eki) ) * fiziksel veya zihinsel düzensizlik, zihinsel durumda bulanıklık, şaşkınlık, kargaşa, belirsizlik, zihinsel karışıklık

konfüzyonel : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fusio (döküm, akım) (fundere (dökmek, akıtmak) + tio, sion (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kişinin bilinç durumunun bozulduğu, dikkat ve algısının zayıfladığı, zihinsel karışıklık yaşadığı nöropsikiyatrik hal ile ilgili

konga : kiko., isp. * mukongo (avcı), kongo (toplanma, meclis; avcı, avcılar) (kiko.); congo (Afrika'daki Kongo Havzası ve Kongo Krallığı) + a (ile ilgili, -a ait) * Latin Amerika kökenli, tek elle çalınan uzun ve dar bir çeşit el davulu veya bu ritim eşliğinde insanların arkaya sıralanarak yaptığı hareketli bir dans türü

kongenital : lat., gre. * co, con (birlikte, beraber, ile) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); genitus (doğmuş, oluşmuş, yaratılmış) (gignere (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak) + itus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * doğumla birlikte mevcut olan (kalıtsal veya doğum öncesi gelişimle ilgili hastalık, bozukluk veya özellik)

konglomera : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + glomus, glomeris (top, yumak), glomerare (toplamak, yumak yapmak) * toplanmış, bir araya getirilmiş şey, farklı parçalardan oluşan yığma, karışım, yığın; kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan kayaç türü; içi boş organlarda bir araya gelerek kitle oluşturan değişik kimyasal maddeler

konglomerasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + glomus, glomeris (top, yumak), glomerare (toplamak, yumak yapmak) + tio (isim yapım eki) * toplanma, bir araya gelme, yığılma, farklı parçaların birleşmesiyle yığın oluşması, yığma, karışım, yığın; kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu kayaç oluşması; değişik kimyasal maddelerin bir araya gelerek içi boş organlarda kitle oluşturması

kongo : kiko. * mukongo (avcı), kongo (toplanma, meclis; avcı, avcılar) * Afrika kıtasının orta bölümünde yer alan, kuzeyden saat yönü itibarıyla Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Uganda, Ruanda, Burundi, Tanzanya, Zambiya, Angola, Kongo Cumhuriyeti ile komşu olan bir ülke

kongövde : gre., tür. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.) + kövtün, köv, göv (beden, ana kütle) * palmiye bitkisinin ana gövdesi, yani üst üste gelen liflerin, lif yumağının oluşturduğu sert ve kalın sap veya gövde

kongre : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gradi (yürümek, adımlamak, adım atmak) * birlikte yürümek, toplanmak; toplantı, meclis, heyet, kurul, şura

kongrüans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gruere (uygun olmak, rastlamak) + entia (isim yapım eki) * uygun olma, uyumlu olma, örtüşme, matematik, mantık ve genel kullanımda şekil, özellik veya değerce aynı veya uyumlu olma durumu

kongrüant : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gruere (uygun olmak, rastlamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uygun, uyumlu, birbirine uyan, örtüşen; matematik, mantık ve genel kullanımda şekil, özellik veya değerce aynı veya uyumlu olan (iki veya daha fazla şey)

koni : gre. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir düzlem içindeki dairenin her noktasını, düzlem dışındaki bir noktaya birleştiren doğru parçalarının meydana getirdiği üç boyutlu geometrik şekil (alanı s = πr(r+√(r^2+h^2) ); hacmi v = (1/3)π.r.2h)

koni hücreleri : gre., ara. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * gözün arka kısmındaki retinada yer alan ve renkli görmeyi, gündüz görüşünü ve ayrıntılı görme keskinliğini sağlayan ışığa duyarlı özelleşmiş fotoreseptör hücreler

konidiya : gre. * konis (toz) + idion (küçük) * küçük toz zerresi; mikolojide spor benzeri, aseksüel üreme yapısı; mantarların eşeysiz (aseksüel) çoğalma evresinde oluşan, hava yoluyla yayılabilen, toz gibi küçük üreme birimi

konidiyafor : gre. * konis (toz) + idion (küçük) + peherein (taşımak, getirmek), phoros (taşıyan, getiren) * mantarların eşeysiz sporlarını (konidyumları) taşıyan ve üzerinde geliştiren hif benzeri yapı

konidyum : gre., lat. * konis (toz) + idion (küçük) (gre.); conidium (lat.) * mantarların eşeysiz (aseksüel) üreme için ürettiği, hava ile yayılan, toz benzeri çok küçük yapılar olan serbest sporlardan her biri

konifer : gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.); conus (lat.) + peherein (taşımak, getirmek), phoros (taşıyan, getiren) (gre.); ferre (taşımak, getirmek) (lat.) * kozalaklı; tohumlarını kozalak içinde geliştiren iğne yapraklı ağaçların oluşturduğu botanik kategorisi

konik : gre. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koni şeklinde olan

koniotomi : gre. * konia (gırtlak, cricoid bölgesi) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlakta kesi yapma; solunum yolunun tıkanması hâlinde hava yolunu açmak için cricothyroid membranına kesi yapılması işlemi, krikotiroidotomi

konişmento : lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + mentum (isim yapım eki) * karşılıklı bilinen, birlikte bilinen; taşıma senedi, eşyanın tanındığını ve teslim alınacağını gösteren belge; denizcilikte, yükleyici ile taşıyıcı arasında düzenlenen ve yükün gemiye alındığını, cinsini, miktarını, hangi limana götürüleceğini, kime teslim edileceğini belirten kıymetli evrak niteliğindeki taşıma belgesi

konivaptan : kanda sodyum miktarının çok düşmesi (hiponatremi) durumunu düzeltmek için kullanılan, vazopressin hormonunun etkisini engelleyerek böbreklerden saf su atılımını artıran ve sodyum seviyesini normale getiren bir damar içi (intravenöz) ilacın etken maddesi (C32H26N4O2)

konizasyon : gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.); conus + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * koni şeklinde kesme işlemi; anormal hücrelerin tanısı veya tedavisi amacıyla rahim ağzından (serviks) koni biçiminde bir doku parçasının çıkarılması işlemi (örneğin servikal displazi veya erken evre serviks kanseri şüphesi nedeniyle)

konjektör : lat. * conicere (bir araya atmak, atmak, tahmin etmek) (co, con (birlikte, beraber, ile) + iacere (atmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * alternatör ile beraber üretilen elektriği volt ve akım üzerinden dengeleyerek kontrol eden elektronik motor bileşeni

konjektür : lat. * conicere (bir araya atmak, atmak, tahmin etmek) (co, con (birlikte, beraber, ile) + iacere (atmak) ) + tura (isim yapım eki) * yeterli veriye dayalı olmadan ve kesinlik olmadan ileri sürülen hipotez veya görüş, tahmin, varsayım

konjelasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + felare (donmak, dondurmak) + tio (isim yapım eki) * bir sıvının ısı kaybederek katı hale gelmesi, özellikle suyun buz haline dönüşmesi, donma, katılaşma

konjenital : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + genitus (gignere (yaratmak, oluşturmak, neden olmak) + itus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğuştan, doğumla ilgili

konjestan : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) ) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıkayıcı, tıkanıklık yapan, tıkanmaya sebep olan

konjestif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıkanıklıkla ilgili, birikimle ilgili, konjesyonla ilgili; kan veya diğer sıvıların damarlarda veya dokularda birikmesi, tıkanmasıyla ilgili

konjestif kalp yetmezliği : lat., ara., tür. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + kalb (insan vücudunda kanın dolaşımını sağlayan, dört odacıklı, kaslı ve sürekli ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ) (ara.) + yet (yeterli olmak, kafi gelmek, erişmek, ulaşmak) + mez (üçüncü tekil şahıs olumsuz fiil eki) + lik (durum eki) + i (iyelik eki) (tür.) * kalbin vücuda yeterince kan pompalayamaması nedeniyle kanın veya sıvıların organlarda birikmesi durumu

konjesyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) * kalabalık, izdiham, tıkanma, tıkanıklık, sıkışıklık, yoğunluk; kan hücumu, kan toplanması

konjonksiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) * dilbilgisinde kelimeleri, cümleleri veya öğeleri birbirine bağlayan sözcük (bağlaç); iki veya daha fazla şeyin birleşmesi veya bağlantısı, bağlantı, birleşme

konjonktif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştirici, birleştiren; cilt ile cilt altı dokuların bağlantısını sağlayan doku

konjonktiva : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + iva (isim yapım eki) * birleştiren, bağlayan; gözün beyaz kısmını (sklera) ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince, saydam mukozal zar

konjonktival : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + iva (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konjonktiva ile ilgili

konjonktivit : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + iva (isim yapım eki) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gözün beyaz kısmını (sklera) ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince, saydam mukozal zarın enfeksiyonu, konjonktiva iltihabı

konjonktür : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + tura (isim yapım eki) * birleşme, bağlantı, durum, şartlar, koşullar; belli bir zaman dilimindeki koşulların, olayların veya durumların birleşimi, toplam durumu

konjugasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) * birleştirme, eşleştirme, çekim; dilbilgisinde fiillerin kişi, sayı, zaman, kip vb. özelliklerine göre çekimlenmesi süreci

konjugat : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * iki veya daha fazla kimyasal maddenin birleşmesinden oluşan kimyasal bileşik

konjuge : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); conjugué (fra.) * birleşmiş, çekilmiş, eşleşmiş

konjürasyon : lat. * con (birlikte, beraber, ile) + jurare (yemin etmek) + tio (isim yapım eki) * büyü, sihir veya ruh çağırma bağlamında, bir şeyi gerçekleştirmek için sözlü veya ritüel yeminlerle yapılan işlem; güçlü bir çağrı veya çağırma eylemi (mecazi)

konka : gre. * konkhe (deniz kabuğu, kıvrımlı yaprak) * burun hava yolunun nemlendirilmesi ve filtrelenmesini sağlayan, burnun geçiş yollarının içindeki kabuk şeklinde kemik, damar ve doku ağlarından oluşan yapı

konkasör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + caedere (kesmek, biçmek, kırmak, ezmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); casser (kırmak), concasseur (kırıcı) (fra.) * taş, maden, malzeme gibi sert nesneleri kırıp küçük parçalara ayıran makine

konkatenasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + catenare (zincirlemek, ard arda dizmek, birbirine bağlamak) ( catena (zincir, silsile, dizi, sıra, bağ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birbirine ekleme, ardışık olarak bağlama veya birleştirme işlemi, özellikle bilgisayar bilimlerinde karakter dizilerinin veya veri parçalarının art arda getirilmesi işlemi,

konkav : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, içine, aşağı doğru) + cavus (oyuk, çukur) * yüzeyi içe doğru çukurlaşmış olan (nesne veya şekil), içbükey, oyuk

konken : lat. * cum cuis, con quis (kiminle birlikte) (co, cum, con (birlikte, beraber, ile) + quis (kim) ) (lat.); koumkan (gre.) * çift deste oyun kağıdı, dört joker ve en fazla yedi kişiyle oynanan bir iskambil oyunu

konkisdator : lat. * conquistador (istilacı) (co, con (birlikte, beraber, ile) + quistare, quirere (sormak, sorgulamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * 15. ve 19. yüzyıllar arasında Amerika'nın büyük bölümlerini istila edip İspanyol sömürgesinin egemenliği altına alan İspanyol askerlere, kâşiflere ve maceracılara verilen isim

konklav : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + clavis (anahtar) * kilitlenebilir oda; kardinaller meclisi

konklüzyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) * bir düşünce veya eylem sürecinde nihai durumu belirleyecek aşamaya gelinmesi, sonuca varılması, kararın belirlenmesi

konkoid : gre. * konkhe (midye kabuğu, deniz kabuğu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * kabuk biçimine benzeyen; matematikte bir sabit noktaya ve bir doğruya bağlı olarak çizilen özel eğri; geometride kabuk benzeri şekil, sedef eğrisi

konkoidal : gre., lat. * konkhe (midye kabuğu, deniz kabuğu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kırıldığında midye kabuğu gibi, pürüzsüz, kavisli ve eş merkezli dalgalı yüzeyler oluşturan (malzeme veya mineral)

konkolor : lat., ing. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + color (renk) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.); ous (ing.) * aynı renkte olan, tek bir renk gösteren, renk bakımından birbirine eş veya bütün yüzeyi aynı renkle kaplı; kış aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir kış cini veya hayali yaratık, korakoncolos

konkolos : lat., ita. * cum (ile, birlikte, beraber) + colossus (dev, büyük) (lat.); concolosso (ita.) * folklor ve halk kültüründe, büyük ve korkutucu özelliklere sahip hayali ve devasa yaratık

konkomitan : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + comitari (eşlik etmek, refakat etmek, yoldaşlık etmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eşlik eden, refakat eden, yoldaşlık eden, beraber olan, aynı anda ortaya çıkan; başka bir olayla eşzamanlı veya birlikte görülen

konkordans : lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) + kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) + entia (yer ve durum bildiren isim yapım eki) (lat.) * kalp birliği; anlaşma, birlik, birleşme, uyum, mutabakat

konkordant : lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) + kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyumlu, uyum içinde olan, çelişkisiz olan; karşılıklı olarak uygunluk gösteren

konkordato : lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) + kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) + atus (ile ilgili olma durumu) * kalp birliği, anlaşma; bir borçlunun ticari durumunun bozulması ve borcunu ödeyememesi nedeniyle alacaklıların, alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında vardıkları ve mahkemece onaylanan anlaşma

konkret : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + cretus (büyümüş, gelişmiş) (crescere (büyümek, gelişmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * katılaşmış, yoğunlaşmış; somutlaşmış; fiziksel olarak var olan veya zihinde açık biçimde canlandırılabilen; beton

konkur : lat. * concursus (co, con (birlikte, beraber, ile) + currere (koşmak), cursus (koşu) (lat.); concours (fra.) * yarışma, müsabaka, sınav, yardım, katkı

konkurhipik : lat., gre. * concursus (yarışma, sınav, yardım, katkı) (lat.) + hippos (at) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * engel atlama, dresaj, üç günlük yarışma gibi disiplinleri kapsayan binicilik yarışma, atlı spor yarışması

konkürren : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + currere (koşmak) + ens, ent (sıfat yapım eki, yapan, eden) * eş zamanlı veya örtüşen şekilde gerçekleşen, aynı zamanda olan, çakışan, eşzamanlı; rekabet eden, yarışan, yarışmacı

konküzyo serebri : lat. * concussion (sarsıntı, çalkantı, sarsılma) (co, con (birlikte, beraber, ile) + cussion (sallantı, sarsıntı, çalkantı) (cutere (sallamak, sarsmak, çalkalamak) + sion, tio (isim yapım eki) ) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin) * kafa travmasına bağlı beyin sarsıntısı, kafaya alınan darbe sonucunda beyin fonksiyonlarında geçici bozulma

konküzyon : lat. * concussion (sarsıntı, çalkantı, sarsılma) (co, con (birlikte, beraber, ile) + cussion (sallantı, sarsıntı, çalkantı) (cutere (sallamak, sarsmak, çalkalamak) + sion, tio (isim yapım eki) ) * sallantı, sarsıntı, çalkantı, sarsılma, darbelenme, çarpma

konmak : tür. * ko (yerleşmek, yanına yerleşmek) + n (ek) + mak (fiil mastar eki) * beraber olmak, yanyana olmak, yanına yerleşmek, bir yere ilişmek, yanyana bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak, iletişim kurmak (con (birlikte anlamı veren son ek) (lat.) )

konneksiyon : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme, bağlanma, bağlantı, bağ, ilinti, ilişki, münasebet

konnektif : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştiren, birleştirici, ilişkilendiren, ilintilendiren

konnektif doku : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + doku (ağ yapı, organizmaların ve organların yapı öğelerinden olan benzer gözeler bütünü) (dok, tok (dövmek, vurmak, değmek, bıçak çalmak, taşa yazı yazmak, yazmak) + u (isim yapım eki) ) (tür.) * vücuttaki farklı yapıları bir arada tutan ve destekleyen doku türü, bağ dokusu, bağ doku

konnektivite : lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir sistemdeki parçaların birbirine bağlanma durumu veya derecesi; özellikle ağlar, bilgisayar sistemleri ve biyolojik sinir ağları bağlamında bağlantısallık

konnektom : lat., gre. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * bir organizmanın beynindeki veya sinir sistemindeki tüm sinirsel bağlantıların ve sinaps yollarının eksiksiz, üç boyutlu yapısal haritası; doğuştan gelen genetik özellikler ve sonradan edinimlerin birlikteliği

konnektomik : lat., gre. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * beyin ve sinir sistemindeki nöronların nasıl birbirine bağlı olduklarını ve davranış ve bilişsel süreçleri üretmek için nasıl etkileşimde bulunduklarını araştıran bilim dalı, sinir sistemindeki bağlantıları inceleme bilimi

konnektör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + nectere (birleştirmek, bağlamak, örmek, dokumak), nectus (birleşmiş, bağlı, örülmüş, dokunmuş) + or (-cı, yapan, eden eki) * bağlayan, birleştiren (araç veya kişi); elektriksel veya elektromekanik sinyallerin iletimini sağlayan cihaz

konnivent : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, tamamen) + nivere (eğilmek, baş eğmek; yaklaşmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * birbirine yaklaşmış/değen, birbirine doğru eğilen, birbirine yaklaşan veya birleşmeye yönelen (yapı), botanikte uç veya kenarları birbirine doğru kapanmış olan (bitki); göz yuman, kasten görmezden gelen

konoid : gre. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * konik şekle benzeyen, konik

konotasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, tamamen) + notare (işaretlemek, belirtmek, yazmak) + tio (isim yapım eki) * birlikte işaretleme, yan anlam, çağrışım; bir kelimenin veya ifadenin doğrudan anlamı dışında taşıdığı yan anlam, çağrışım veya ima

konoventriküler : gre., lat. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.) + ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * konik karıncıkla ilgili, konik yapıya sahip küçük boşlukla ilgili

konsa : lat., tür. * concha (deniz kabuğu, çanak) (lat.); konsa (taşlık; kuşların yuttukları taşlarla besinleri öğüttüğü kalın ve kaslı mide bölümü) (tür.) * taşı bol olan, çok taşlı, taşlık; kuşların yuttukları taşlarla besinleri öğüttüğü kalın ve kaslı mide bölümü

konsanguanite : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sanguis (kan) + ineus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * ortak atadan gelen bireyler arası ilişki, akrabalık derecesi, kan bağı, kan hısımlığı, soy birliği, soydaşlık

konsantrasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centrare (merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) + tio (isim yapım eki) * yoğunlaşma, odaklanma, toplama, bir yerde toplanma, merkezcilleşme, bir merkezde toplanma

konsantre : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centratus (centrare (merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); concentré (fra.) * yoğunlaşmış, merkezde toplanmış, yoğunlaştırılmış, odaklanmış, yoğun içerikli, seyreltilmemiş, saf veya yoğun

konsantrik : lat., gre. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centratus (centrare (merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * aynı merkezden geçen veya aynı merkezli, merkezdaş, eşmerkezli

konsekans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sequere, sequor (izlemek, takip etmek, ardından gelmek) + entia (isim yapım eki) * sonuç, netice, ardıl durum; bir eylemin veya olayın doğal sonucu, sonuç

konsekütif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sequere, sequor (takip etmek, izlemek, ardından gelmek), sequit, secutus (takip eder, izler) + ivus (ile ilgili, gibi) * ardışık, birbirini takip eden

konsensus : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) * fikir birliği, ortak kanaat, oydaşma, uzlaşma; bir grup veya toplum içindeki ortak görüş veya kabul

konsepsiyon : lat. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * kavrayış, kavrama; döllenme, gebeliğin başlangıcı; bir düşüncenin veya kavramın zihinsel doğuşu; bir eserin veya projenin ilk tasavvuru veya kurgusu

konsept : lat. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptus (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * alınma, kavranma, düşünce; kavram, anlaşılan

konseptüalizm : lat., gre. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptus (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.) * kavramların, fikirlerin veya zihinsel tasarımların öncelikli olduğu, özellikle bireysel algı ve soyut düşüncenin esas alındığı felsefi veya sanatsal yaklaşım

konser : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + certare (mücadele etmek, yarışmak, çabalamak, rekabet etmek) * bir sanatçının veya sanatçı topluluğunun, müzik yapıtlarını, bir salonda, televizyonda, radyoda vb. dinleyicilere çalması, söylemesi veya çalıp söylemesi, dinleti; müzikte birden fazla kişinin uyum içinde birlikte performans sergilemesi; genel olarak iş birliği ve uyum içinde ortak hareket etme durumu

konservasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tio (isim yapım eki) * koruma, muhafaza etme, saklama; doğal kaynakların, kültürel değerlerin veya nesnelerin zarar görmesini önleyerek uzun süreli olarak korunması ve sürdürülebilir şekilde muhafaza edilmesi

konservatif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * değişime karşı temkinli veya eski değerleri, düzeni koruma eğiliminde olan, koruyucu, muhafazakar

konservatör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); conservateur (fra.) * koruma veya muhafaza görevini üstlenen kimse, özellikle sanat eserleri, doğa veya kültürel mirasın korunmasında sorumlu kişi

konservatuvar : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer veya durum eki) (lat.); conservatoire (fra.) * müzik, sanat veya drama alanlarında eğitimin verildiği, sanatçı yetiştiren eğitim kurumu

konserve : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş) (lat.); conservé (fra.) * yiyeceklerin uzun süre bozulmadan saklanması için özel yöntemlerle kapatılması sonucu elde edilen ürün

konsey : lat. * concilium (co, con (birlikte, beraber, ile) + calare (çağırmak, toplamak), cilium (çağrı, toplanma) ) (lat.); conseil (fra.) * bir amaç veya karar için bir araya gelen danışma veya yönetim organı, heyet, kurul, meclis, konsil

konsiderasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sidare (düşünmek, bakmak) (sidus, sideris (yıldız, gök cismi; gökyüzünde görülen parlak ışık noktası veya takımyıldız) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dikkatli değerlendirme, önem verme, dikkate alma (gökyüzüne bakmak, gökyüzündeki yıldızlara bakarak düşünmek bağlamında)

konsil : lat. * concilium (co, con (birlikte, beraber, ile) + calare (çağırmak, toplamak), cilium (çağrı, toplanma) ) (lat.); conseil (fra.) * bir amaç veya karar için bir araya gelen danışma veya yönetim organı, heyet, kurul, meclis, konsey

konsinye : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + signare (işaretlemek, imzalamak), signatus (işaret, işaretlenmiş, imza, imzalanmış) (lat.); consigné (fra.) * alıcı tarafından satıcıya bedeli henüz ödenmemiş ancak satıcı tarafından alıcıya teslim edilmiş olan ve satışa bağlı olarak ödemesi yapılacak olan mal veya bu işlemi tanımlayan terim

konsistan : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stare, sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tutarlı, uyumlu, çelişkiye düşmeyen veya birbiriyle bağdaşan

konsistans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stare, sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) * düşünce, eylem veya yapı içinde değişmeyen, uyumlu ve istikrarlı olma durumu, istikrar, tutarlılık

konsol : lat. * consolari (avutmak, teselli etmek, manevi destek vermek) (co, con (birlikte, beraber, ile) + solacium (teselli, avunç, avuntu, rahatlık, huzur) (solari (teselli etmek, avutmak, rahatlatmak) + acium (isim yapım eki) ) * destekleyici çıkıntı veya raf, duvara sabitlenmiş yapı öğesi; bilgisayar veya elektronik sistemlerde kontrol paneli; oyun konsolu anlamında portatif veya sabit oyun sistemi

konsolamentum : lat. * consolari (avutmak, teselli etmek, manevi destek vermek) + mentum (isim yapım eki) * Gnostik ve Kathar mezheplerinde ruhu dünyevi bağlardan arındırarak ölüm anında huzura kavuşturduğuna inanılan kutsal tören veya ruhsal vaftiz

konsolidasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert, somut, yoğun, birleşmiş, bütünleşmiş) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir yapıyı, kurumu veya zihinsel durumu daha kararlı, sürekli, dayanıklı, istikrarlı, bütünleşik, yoğun ve sağlam hale getirme süreci

konsolide : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış, sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) (solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kararlı, sürekli, dayanıklı, istikrarlı, bütünleşik, yoğun ve sağlam hale gelmiş veya getirilmiş olan

konsolit : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış, sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) * ana paranın ne zaman ödeneceği belli olmayan ve yalnızca faizi ödenen devlet tahvili

konsolos : lat. * consul (co, con (birlikte, beraber, ile) + salire (çıkmak, atılmak; bir göreve atılmak, girişmek; sıçramak, zıplamak, fırlamak, atlamak), sul (çıkmış, atılmış; göreve atılmış, girişmiş) ) * yabancı bir ülkede kendi devletini ve vatandaşlarını temsil eden resmi görevli

konsomasyon : lat. * consumptio (consumere (tüketmek, tamamlamak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + (sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + tio (isim yapım eki) * bar, gazino gibi eğlence yerlerinde yenilip içilen, tüketilen şey, yeme içme, tüketim

konsomatris : lat., fra. * consumere (tüketmek, tamamlamak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + (sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + trix (yapan, eden kadın) (lat.); consommatrice (fra.) * bar müşterileriyle sohbet edip onların içki tüketmelerini sağlayan kadın

konsome : lat. * consumatus (tükenmiş, tamanlanmış) (co, con (birlikte, beraber, ile) + (sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); consommé (fra.) * özellikle et suyu veya sebze suyu süzülerek hazırlanan berrak, yoğun aromalı çorba; mutfakta temiz ve saflaştırılmış sıvı

konson : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak), sonatus (seslendirilmiş, sesli) (lat.); consonne (fra.) * sesli harflerle birlikte telaffuz edilen sessiz harfleri ifade eden terim, sessiz harf; uyumlu, ahenkli

konsonans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak) + entia (isim yapım eki) (lat.); consonance (fra.) * müzikte veya fonetikte, birden fazla sesin uyum içinde, kulağa hoş gelecek biçimde birleşmesi; uyumlu ses birleşimi

konsonant : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); consonant (fra.) * kendi başına hece olamayan ve bir ünlüyle birlikte okunan ses; sessiz harf

konsorsiyum : lat. * consors, consortis (ortak, birlikte sahip olan) (co, con (birlikte, beraber, ile) + sors (kısmet, pay, yazgı) ) + ium (yer ve durum eki) * iki veya daha fazla kişi, kurum veya şirketin, belirli bir amaç doğrultusunda oluşturduğu geçici veya sürekli ortak girişim

konsort : lat. * consors, consortis (ortak, birlikte sahip olan) (co, con (birlikte, beraber, ile) + sors (kısmet, pay, yazgı) ) * hükümdarın eşi; monarşilerde kralın karısı veya kraliçenin kocası olarak protokolde yer alan kişi; ortak amaçla birleşmiş müzik topluluğu veya gemi filosu

konspesifik : lat. * co, con, com (birlikte, beraber, ile) + specificus (özgül, belirli) (species (görünüş, tür, çeşit, cins, biçim) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + icus (ile ilgili, -a ait) * aynı türe ait olan, aynı biyolojik türün bireyleriyle ilgili

konstabl : lat. * co, con, com (birlikte, beraber, ile), comes (yoldaş, refakatçi) + stabulum (ahır, barınak) * Orta Çağ’da saray veya orduda yüksek rütbeli görevli; modern anlamda bir yerel kolluk kuvveti veya polis görevlisi

konstant : lat. * constans, constant (sabit, kararlı) (con (birlikte, beraber, ile) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ens, ent, ans, ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * değişmeyen, süreklilik gösteren, kararlılık içinde devam eden, sabit, durağan

konstantin : lat. * constans, constant (sabit, kararlı) (co, con (birlikte, beraber, ile) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ineus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kararlı, sağlam, sürekli, daimi, sabit

konstellasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stellare (yıldızlarla donatmak, yıldızlandırmak, yıldız biçimi vermek) (stella (yıldız) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * gökyüzünde birlikte görülen yıldız topluluğu; mecazen bir şeyin parlak veya dikkat çeken öğelerden oluşan bütünü, takımyıldız

konstipasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stipare (sıkıca doldurmak, sıkıştırmak, bastırmak, tıkamak) + tio (isim yapım eki) * dışkının kalın bağırsakta normalden uzun süre kalması sonucu sertleşip zor atılması durumu, kabızlık

konstitüsyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + statuere (yerleştirmek, konumlamak, kurmak, tesis etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * bir devletin temel yönetim biçimini, organlarını, yetkilerini ve vatandaş haklarını belirleyen ana yasa; ayrıca bir şeyin fiziksel veya yapısal bileşimi, düzeni, kurulum, kuruluş, tesis

konstitüsyonel : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + statuere (yerleştirmek, konumlamak, kurmak, tesis etmek, oluşturmak) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir devletin anayasasına veya temel yapısına ilişkin; bedensel yapıyla veya sağlık durumuyla ilgili

konstriksiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) * bir şeyi sıkıca daraltma, büzme, sıkışma durumu; kısıtlama, engelleme.

konstriktif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * daraltıcı, sıkıştırıcı, büzüp; kısıtlayıcı, engelleyici

konstriktif perikardit : lat., gre. * constrictivus (daraltıcı, sıkıştırıcı, büzüp; kısıtlayıcı, engelleyici) + peri (yan, çevre, etraf) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihab, hastalık, sorun eki) * kalbi çevreleyen zarın daralmasına ve sertleşmesine bağlı olarak kalbin normal işlevini kısıtlayan iltihabi durum

konstriktör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * bir şeyi sıkıca daraltan kas veya mekanizma; damarları veya kan akışını daraltan yapı, daraltıcı, sıkıştırıcı

konstrüksiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tio (isim yapım eki) * inşa etme, oluşturma, yapılandırma

konstrüktif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapı, inşa) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geliştirici, yapılandırıcı, yapıcı, inşa edici, katkı sağlayıcı

konstrüktivizm : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapı, inşa) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gerçekliği ve bilgiyi insan zihninin aktif yapıcı süreçleriyle şekillenen, özellikle sanat ve eğitimde yapısalcı yaklaşımı vurgulayan bir anlayış veya felsefi akım

konsulto : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, zıplamak, sıçramak) + tio (isim yapım eki) * birlikte danışmak, görüşmek, fikir almak amacıyla başvurmak; bir hastalığa birkaç uzman hekimin birlikte tanı koyması işi, konsültasyon

konsül : lat. * consulere (danışmak, görüş almak, düşünmek, yönetmek için öngörülü davranmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, zıplamak, sıçramak) ) * birlikte danışan, danışılarak seçilen, danışma görevi yapan yüksek memur

konsültan : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, zıplamak, sıçramak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * danışılan, danışman, görüş veren, uzman olarak fikir bildiren

konsültasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, sıçramak, zıplamak), saltus, saltum (atlama, sıçrama, zıplama) + tio (isim yapım eki) * birlikte danışmak, görüşmek, fikir almak amacıyla başvurmak; bir hastalığa birkaç uzman hekimin birlikte tanı koyması işi

konşimento : lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + mentum (isim yapım eki) * karşılıklı bilinen, birlikte bilinen; taşıma senedi, eşyanın tanındığını ve teslim alınacağını gösteren belge; denizcilikte, yükleyici ile taşıyıcı arasında düzenlenen ve yükün gemiye alındığını, cinsini, miktarını, hangi limana götürüleceğini, kime teslim edileceğini belirten kıymetli evrak niteliğindeki taşıma belgesi

kont : lat. * comes (birlikte olan, beraber olan, refakat eden, refakatçi) * Orta Çağ Avrupa’sında hükümdarla birlikte sefere çıkan ve zamanla belirli bir bölgenin yöneticisi haline gelen, soyluluk unvanı taşıyan kişi; Eski Roma’da, imparatorun kendisine danışman olarak seçtiği kimse; Avrupa’da, derebeylik düzeninde derebeyi, bir bölgeyi yöneten soylu kişi

kontajiyöz : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * dokunma yoluyla geçen, temasla kolayca bulaşabilen, bulaşıcı

kontak : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek), tactus (dokunuş, temas) * iki şeyin fiziksel olarak birbirine değmesi, temas kurma veya bağlantı sağlama durumu, temas

kontak anahtarı : lat., gre., tür. * contactus (temas) (lat.) + anoigein (açmak), anoikter (açıcı, anahtar) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * Bir elektrik veya mekanik sistemde devreyi başlatmak, kesmek veya çalışma durumunu değiştirmek için temas yoluyla işlev gören kumanda elemanı; bir aracın elektrik devresini açıp kapatan, motoru çalıştırmak veya durdurmak için kullanılan bileşen

kontakt lens : lat. * contactus (temas) + lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) (lat.) * doğrudan gözün korneasına temas ederek görme kusurlarını düzeltmek amacıyla kullanılan ince mercek

kontaminant : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek), contaminare (temasla kirletmek) (contamen (temas, kirlenme) + are (fiil mastar eki) ) + ent, ens, ant, antis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başka bir maddeye karışarak onu kirleten, saflığını bozan, bulaştırıcı etkide bulunan, bulaşa sebep olan

kontaminasyon : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek), contaminare (temasla kirletmek) (contamen (temas, kirlenme) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * temas yoluyla kirlenme, bozulma veya yabancı maddelerin karışması sonucu saflığın veya temizliğin bozulması

kontamine : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek), contaminatus (temasla kirlenmiş) (contaminare (temasla kirletmek) (contamen (temas, kirlenme) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yabancı veya zararlı maddelerle temas ederek kirlenmiş, saflığını yitirmiş, özellikle mikrobiyolojik veya kimyasal açıdan bozulmuş

kontamplasyon : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + templare (gözlemlemek, zihinsel veya görsel olarak incelemek ve anlamlandırmak amacıyla bakmak veya seyretmek) (templum (gözlem yeri, kutsal alan, tapınak) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * bir nesneye, düşünceye veya duruma dikkatle, derin ve sürekli biçimde bakma veya zihinsel odaklanma, ruhsal veya entelektüel yoğunlaşma

kontekst : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + texere (dokumak, örmek), textus (dokunmuş, örülmüş, dokuma, örgü, örülmüş yapı; yazılı metin) * bir kelimenin, ifadenin veya olayın anlamını belirleyen kelimeler dizisi, durumsal çerçeve, yani anlamı oluşturan sözcüklerin veya olayların örgülü yapısı, bağlam

kontemporer : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + temporarius (zamanla ilgili) (tempus (zaman) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * aynı dönemde yaşayan, aynı zamana ait olan, çağdaş

kontenjan : lat. * contingent (contingere (dokunmak, temas etmek, rast gelmek, isabet etmek, payına düşmek) (co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belirli bir gruba, kuruma veya duruma tahsis edilmiş sayısal sınır, ayrılmış pay, kota, istihkak

kontent : lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek), tentus (tutulmuş, kavranmış, içinde bulundurulmuş) * bir şeyin içinde bulunanlar, içerik, kapsam; memnun, hoşnut

kontes : lat. * comes (yoldaş, refakatçi; kont) + issa (dişil ünvan eki) (lat.); comtesse (fra.) * soyluluk ünvanı taşıyan kadın veya bir kontun eşi olan aristokrat kadın

konteyner : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) * kap, yük sandığı, yük haznesi; uluslararası standartlara sahip taşımacılık sistemi içinde verimli, güvenli ve hasarsız bir şekilde malzeme taşıması için üretilmiş, yeniden kullanılabilir çelik kutu şeklinde yapı

kontigü : lat. * contiguus (dokunan, bitişik) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) + osus (ile ilgili, -a ait) * birbirine temas eden, kesintisiz bağlı, bitişik

kontinans : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) + entia (isim yapım eki) * arzuları, dürtüleri ve tutkuları denetim altında tutma durumu; nefsi dizginleme, ölçülülük, cinsel perhiz; bağırsak ve mesane hareketlerini kontrol etme yeteneği

kontinent : lat. * continent (cotinere (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * ölçülü, itidalli, kendini tutan; kara parçalarını bir arada tutan büyük yeryüzü kütlesi, kıta

kontinental : lat. * continent (cotinere (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kıta ile ilgili olan; kıta kara parçalarına veya bunların özelliklerine ait olan

kontinuum kuvveti : lat., ara. * continuum (süreklilik, devamlılık) (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) + um (durum eki) ) (lat.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kesintisiz ve sürekli bir ortam varsayımına dayanan fiziksel sistemlerde (özellikle katı cisimler mekaniği, akışkanlar dinamiği veya elektromanyetizmada) ortamın her noktasında tanımlanabilen, kesintisiz ve sürekli kuvvet alanı

kontinü : lat., ara. * continuus (sürekli, devamlı, kesintisiz) (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) * kesinti olmaksızın süreklilik arz eden, aralıksız devam eden, kopmadan birbirini izleyen, sürekli, devamlı

kontorsiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * burulma, bükülme, kıvrılma; özellikle bitki organlarının veya vücut yapılarının kıvrılarak şekil değiştirmesi

kontör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + putare (hesaplamak, hesaplamak, saymak, değerlendirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); compteur (fra.) * sayaç, hesaplayıcı; telefon, elektrik veya benzeri hizmetlerde kullanım miktarını ölçen sayaç veya bu sayaç tarafından belirlenen ücret birimi veya kredi

kontra : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze) * karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze

kontra somun : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze) (lat.) + somun (iki parça arasındaki bağlantıyı sağlayan, genellikle vida ile kullanılan, içi dişli, altıgen veya yuvarlak küçük metal parça) (tür.) * somunun bağlandığı yerden çözülmemesi için ters yöne döndürülerek takılan ikinci somun

kontraksiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * kasların veya dokuların kısalarak, sıkılaşarak veya daralarak küçülmesi; kelime, maliyet veya süre gibi şeylerin azaltılması, kısaltılması

kontrakte : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * kasılmış, çekilmiş; aç iken dolu olan safra kesesinin, yemek yiyince kasılması

kontraktil : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) * kasılabilir, büzülebilir, daralabilir; özellikle kaslar veya benzeri dokuların daralma yeteneği

kontraktil vakuol : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) + vacuolus (boşluk, küçük boşluk) (vacuus (boş, içi dolu olmayan) + olus (küçültme eki) ) * tek hücreli canlılarda fazla suyu dışarı atarak osmotik dengeyi sağlayan, kasılabilen hücre içi boşluk.

kontraktilite : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) + itas (isim yapım ve durum eki) * kasların veya benzeri dokuların kasılma, büzülme yeteneği veya özelliği, kasılabilirlik; kalp kasının güç üretmesi sonucu kasılmanın şiddetiyle paralellik gösteren biyolojik durum

kontraktör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * bir iş veya hizmeti belirli şartlarla üstlenen, sözleşme imzalayarak yükümlülük alan kişi veya firma

kontraktür : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * kasılma; kasların, tendonların, derinin ve yakınlardaki yumuşak dokuların kısalması

kontralto : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + altus (yüksek, yukarıda) * müzikte, kadın veya çocuk ses aralığının altındaki, erkeklerde ise tenorun altındaki, en düşük kadın ses türü veya bu sesle söylenen eserler

kontrapost : lat., ita. * contraposto (contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * görsel sanatlarda, ağırlığının büyük bir kısmının tek ayak üzerinde olduğu, böylece omuzlarının ve kollarının eksenel düzlemde kalçalardan ve bacaklardan eksen dışı olarak büküldüğü bir insan figürü; figürün bir bacağı üzerinde durduğu, diğer bacağın ise hafifçe bükülü olduğu, böylece vücutta doğal bir asimetri ve hareket hissi yaratan poz

kontrapunt : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) * müzikte, farklı melodik çizgilerin uyum içinde ve birbirine karşılıklı olarak işlediği, bağımsız seslerin birlikte düzenlendiği polifonik kompozisyon tekniği

kontrapuntal : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kontrapunto ile ilgili

kontrapunto : lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) * müzikteki farklı çizgilerin birbirlerini nasıl etkilediğini ve birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini tanımlayan bir müzik öğesi

kontrasepsiyon : lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * gebe kalmayı önleme, doğum kontrolü)

kontraseptif : lat. * contraceptivus (doğum kontrol) (contra (karşı, zıt, ters) + ceptus (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * hamileliği engelleyen, gebeliği önleyen, doğum kontrolü sağlayan

kontrast : lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) * iki veya daha fazla şey arasındaki belirgin farklılık, zıtlık, karşıtlık, terslik

kontrat : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * iki taraf arasında hukuki bağlayıcılığı olan yazılı veya sözlü anlaşma, sözleşme

kontratabla : lat., gre. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + tavli (tabla, tahta levha, yazı tahtası, masa, düz yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste) (tab (tahta, levha) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * marangozlukta, kerestenin çalışma oranını azaltmak, çalışmasını zararsız duruma getirmek amacıyla çapraz yapıştırma yöntemiyle hazırlanan tabla

kontratak : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + attachare (saldırmak, hücum etmek), attactus (saldırı, hücum) * bir saldırıya karşılık olarak yapılan ani ve karşıt saldırı, savunmadan çıkıp düşmana yönelen cevap niteliğindeki taarruz

kontravaryant funktör : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + variare (değişmek, başkalaşmak, çeşitlenmek), variant (değişen, değişken) + functor (yerine getiren, işleyen, yapan, yapıcı, eden, edici, işlev gören) (fungi (yerine getirmek, işlemek, yapmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * matematikte, özellikle kategori kuramında, bir kategoriden başka bir kategoriye giden ve her morfizmayı ters yönde eşleyen yapı koruyucu dönüşüm; morfizmanın yönünü ters çevirerek işleyen fonksiyonel yapı

kontrbas : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + bassus (bas, pes, alçak ses, kalın ses) * yaylı çalgılar ailesinin en büyük ve en pes sesli üyesi olan, orkestralarda temel bas sesleri sağlayan enstrüman

kontrbüfe : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + bufetum (yan masa, tezgah, tabure) * hem gişe, hem tezgah hem de hafif yiyecek ve içecek servisi yapılan küçük büfe; ev dekorasyonunda genellikle salon veya yemek odalarında kullanılan, hem saklama hem de sergileme amaçlı geniş ve alçak dolap veya büfe türü

kontrendikasyon : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + indicatio (gösterge, işaret, belirti) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare (bildirmek, belirtmek) + tio (isim yapım eki) ) * belirli bir tedavi, ilaç veya prosedürün uygulanmasının hastaya zarar verebileceği veya yapılmaması gerektiğini belirten durum veya neden

kontrendike : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + indicatus (belirtilmiş, belirlenmiş, gösterilmiş, işaret edilmiş) (lat.) contre indiqué (fra.) * belirli bir hastaya veya duruma zarar verebileceği için uygulanmaması gereken (ilaç, ameliyat, tıbbi tedavi ve müdahale)

kontrfile : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + filum (ip, ince çizgi, ince dilim, file) + etta (küçültme eki) (lat.); contre-filet (fra.) * et ürünlerinde, özellikle biftek ve bonfile gibi parçaların yanındaki ince ve uzun kas liflerinden oluşan kısımlar veya etin en yumuşak ve lezzetli kısmı; fotoğraf ve grafik sanatlarında, ana objenin arka planından ayırt edilmesini sağlayan ışık gölge kontrastı

kontrfüj : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + refugium (re (yeniden, tekrar, geri) + fugere (kaçmak; sıvışmak, uzaklaşmak) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); contrefuge (fra.) * özellikle metalürji ve döküm sanayinde eritilmiş metalin döndürülerek kalıplara homojen bir şekilde yayılmasını sağlayan merkezkaç (santrifüj) yöntemine karşıt veya bunu dengeleyen ikinci bir kuvvet/sistem

kontrgerilla : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + guerilla (küçük savaş, düzensiz savaşçı) (guerra (savaş) + illa (küçültme eki) ) * düzensiz gerilla savaşçılarına veya isyancılara karşı devlet veya resmi güçler tarafından yürütülen karşı-gerilla, yani asimetrik savaş yöntemleri ve operasyonlar bütünü

kontribüsyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tribuere (vermek, paylaştırmak, bölüştürmek) + tion (isim yapım eki) * katkı; bir amaç için bir araya getirilen para, emek veya diğer kaynaklar; ortak katılım, destek veya pay

kontribüsyon marjı : lat., tür. * contribution (katkı) + margo, marginis (kenar, sınır; kenar boşluğu) (lat.) + ı (iyelik ei) (tür.) * satış gelirlerinden değişken maliyetlerin çıkarılmasıyla elde edilen değer

kontribütör : lat. * contribuere (ortak olmak, katkıda bulunmak, pay vermek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir işe, projeye veya amaca maddi, manevi veya fikri destek sağlayan, katkıda bulunan

kontrlateral : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + lateralis (yan, yanal) (latus (yan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücut veya organların karşıt tarafında bulunan, sağ ve sol gibi simetrik yapılar arasında karşı tarafta yer alan

kontrol : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste) * bir süreci, durumu veya sistemi izleyip düzenlemek, yönlendirmek veya denetlemek amacıyla uygulanan işlemler bütünü

kontrol illüzyonu : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste) + illusio (gerçekte tezahür etmeyen bir olguyu veya olayı gerçekmiş gibi algılatma, yanıltma, yanılsama yaratma, zihnen yanlış yönlendirme) (in (iç, içeri, içine doğru; pekiştirme) + ludere (oynamak, eğlenmek, aldatmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * kişinin, gerçekte kendi kontrolü altında olmayan bir durumun veya sonucun kendi kontrolü altında olduğuna inanması ile karakterize bilişsel çarpıtma ve öz-yeterlik algısı durumu

kontrolör : lat. * control (denetim) + or (-cu, yapan, eden eki) * kontrolden sorumlu görevli, kontrol görevlisi

kontroversi : lat. * contravertia (contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ia (isim yapım eki) ) * görüş ayrılığı, fikir çatışması, tartışma, ihtilaf, anlaşmazlık, çekişme

kontrpiye : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + pes, pedis (ayak) (lat.); contre-pied (fra.) * spor, dans veya günlük dilde bir hareketi veya durumu tersine çevirmek, beklenmedik bir yönde yapmak veya karşı yönde hareket etmek; beklenmedik veya zıt tepki, hamle (mecazi)

kontrplak : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + placcare, placare (kaplamak, düzleştirmek; yatıştırmak, sakinleştirmek, memnun etmek, gönlünü almak), plactus (kaplanmış, düzleştirilmiş; yatıştırılmış) (lat.); contreplaqué (fra.) * ince ağaç veya başka malzemelerden yapılmış katmanların (genellikle 3 veya daha fazla) birbirine tutkalla ve presle yapıştırılmasıyla oluşturulan, dayanıklı ve esnek özellikteki kaplama malzemesi veya levha

kontrpuan : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctum, punctus (nokta, ses) (lat.); contrepoint (fra.) * müzikte, özellikle polifonik müzikte bağımsız melodik çizgilerin karşılıklı ve uyumlu şekilde birleşerek zengin armoni ve doku oluşturması; karşılıklı seslerin birlikte uyum içinde işlenmesi tekniği

kontuar : lat. * computare (hesaplamak, saymak) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); comptoir (fra.) * dükkan, mağaza veya iş yerlerinde müşteriyle hizmet veya satış işlemlerinin yapıldığı, ön kısmı genellikle alçak ve uzun olan tezgah veya masa; havalimanlarında yolcuların check-in işlemlerini yaptırmaları için ayrılmış bölüm

kontur : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + torus (yuvarlak çıkıntı, kenar, çevre; dönme, dönüş, dolanma) (lat.); contour (fra.) * bir nesnenin, şeklin veya yüzeyin dış hatları, çevresi veya sınır çizgisi

kontür : lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + torus (yuvarlak çıkıntı, kenar, çevre; dönme, dönüş, dolanma) (lat.); contour (fra.) * bir nesnenin, şeklin veya yüzeyin dış hatları, çevresi veya sınır çizgisi

kontüzyo serebri : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak, darbelemek) + tio (isim yapım eki) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin) * kafaya alınan darbe sonucu beyinde lokal ezilme, morarma veya doku hasarına neden olan, genellikle bilinç kaybı, nörolojik bulgular veya kalıcı beyin hasarıyla sonuçlanabilen travmatik beyin zedelenmesi türü

kontüzyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak, darbelemek) + tio (isim yapım eki) * vücutta bir darbe sonucu deri bütünlüğü bozulmadan meydana gelen ezilme, morarma veya iç kanama; kemik veya yumuşak dokularda meydana gelen zedelenme

konu : tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + u (isim yapım eki) * üzerine konuşulan, yazılan, düşünülen veya tartışılan mesele; bir metnin, konuşmanın, sanat eserinin veya bilimsel çalışmanın temel içeriğini veya odaklandığı düşünsel alan

konuk : tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + uk (sıfat veya isim yapım eki) * bir yere gelip geçici olarak kalan kişi; bir kimsenin evine, iş yerine veya bulunduğu mekana geçici süreyle davet edilen veya kendi isteğiyle gelen, ağırlanan kişi, misafir

konuksever : tür. * konuk (misafir) + sev (duygusal yakınlık göstermek, hoşlanmak) + er (geniş zaman ve sıfat yapım eki) * gelen misafiri içtenlikle karşılayan, ağırlamaktan memnuniyet duyan ve misafirperverlik gösteren kimse; toplumsal geleneklere uygun biçimde konuklara sıcaklık, ilgi ve cömertlik sunan kişi

konum : tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) * bulunulan yer, yer, mevki, lokasyon; bir nesnenin, kişinin veya yerin belli bir referans noktasına göre bulunduğu fiziksel veya soyut yer; sosyal bağlamda statü veya görev yerini belirtme işlevi gören terim

konuralp : tür. * konur (esmer, açık kestane renginde olan) + alp (kahraman, yiğit, cesur, bahadır) * cesur, yiğit kişi; Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmeti geçen, Osman Gazi ve Orhan Gazi'nin yakın silah arkadaşlarından olan ilk Türk kumandanlarından birinin ismi

konus medullaris : gre. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.); conus (koni, konik şekilli) + medullaris (omurilik ile ilgili) (medulla (öz, iç kısım; omurilik) (med (orta, orta kısım) + ulla (+ -ulla (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * omuriliğin alt kısmında, koni şeklinde sonlanan, sinir liflerinin kuyruk sokumuna doğru dağıldığı dar ve sivri yapı

konuşmak : tür. * ko, kon (oturmak, yerleşmek, yanına yerleşmek) + uş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşı karşıya veya yanyana yerleşip iletişime geçmek, bir yere ilişmek, yanyana bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak, iletişim kurmak (con (birlikte anlamı veren son ek) (lat., ing., fra.) )

konut : tür. * ko, kon (oturmak, yerleşmek, yanına yerleşmek) + ut (isim yapım eki) * yerleşim amacıyla inşa edilmiş yapı, mesken, ikametgah, ev

konvalesans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + valescere (güçlenmek, iyileşmek) (valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) ) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + entia (isim yapım eki) * hastalıktan sonra sağlığın ve güçlülüğün yavaş yavaş geri kazanılması; iyileşme dönemi veya toparlanma aşaması, nekahet

konvalesant : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + valescere (güçlenmek, iyileşmek) (valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) ) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hastalıktan sonra sağlığını ve güçlülüğünü yavaş yavaş geri kazanan; iyileşen, toparlanan, nekahette olan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...