koleksiyon :
lat. * colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek,
bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tio (isim yapım eki) * benzer veya
ilgili nesnelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan düzenli bütün
kolektif :
lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere
(bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile)
+ legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel olmayıp bir topluluğa veya ortaklığa
ait olan, birlikte yapılan veya paylaşılan
kolektif şirket :
lat., ara. * collectivus (bireysel olmayıp bir topluluğa veya ortaklığa ait
olan, birlikte yapılan veya paylaşılan) (lat.) + şirket (ortak olma, ortaklık)
(ara.) * iki veya daha fazla gerçek kişinin ortak bir ticari amacı
gerçekleştirmek üzere oluşturduğu, tüm ortakların şirket borçlarından dolayı
sınırsız ve müteselsil sorumlu olduğu ticaret şirketi türü
kolektivist :
lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere
(bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile)
+ legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekçi) * bireysel
çıkarların yerine toplumsal çıkarları, özel mülkiyet yerine ortak mülkiyeti
savunan kişi
kolektivizm :
lat. * collectus (toplanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) (colligere
(bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com (birlikte, beraber, ile)
+ legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek,
ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * bireysel çıkar ve kimlikten ziyade topluluğun, grubun veya bütünün
çıkarlarını ve ortak iradesini esas alan siyasal, toplumsal ve felsefi düşünce
sistemi; üretim araçlarının ortak mülkiyetini ve kararların topluca alınmasını
savunan sosyal, siyasal ve ekonomik öğreti veya sistem
kolektomi :
gre. * kolon (kalın bağırsak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (yer ve durum) ) * kalın bağırsağın cerrahi olarak tamamen veya
kısmen çıkarılması işlemi
kolektör :
lat. * colligere (bir araya getirmek, birleştirmek, toplamak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek,
bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sıvı,
atık su, veri, elektrik veya vergi gibi unsurları bir araya toplayan sistem
veya kişi; elektrik dinamolarında hareketli bölüm üzerindeki iletken devrelerde
oluşan akımı toplayıp tek bir devreye aktaran parça, toplaç
kolelitiazis :
gre. * khole (safra; sarı) + lithos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) * safra kesesinde taş oluşumu hastalığı
kolemanit :
lat. * coleman (İngiliz kimyager Henry Coleman'ın isminden) + ite (element,
kayaç ve mineral eki) * bor içeren beyaz veya renksiz kristal yapıda olan, B2O3
içeriği %40±0,50 olan, özellikle Türkiye ve ABD’de bulunan doğal bir bor
minerali
kolenkim :
gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla
(tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme,
zerk etme) (en (iç, içeri, içinde, içine) + kheo, khein (dökmek, akıtmak),
khyma (dökme, akıtma) ) (gre.) * bitkilerin büyüme ve gelişme gösteren genç
kısımlarında yer alan, eğilme, bükülme ve çarpmalara karşı bitkiye mekanik
destek ve esneklik sağlayan canlı bir destek dokusu
koleoptera :
gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + pteryx, pterygos, ptera, pteron
(kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * böcekler sınıfına ait, ön kanatları
sertleşmiş ve zar kanatları koruyan bir kın (elytra) oluşturan, genellikle tam
başkalaşım geçiren, çok sayıda tür içeren hayvanlar takımı, kın kanatlılar
koleoptil :
gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + ptilon (tüy) * ot gibi bazı
monokotiledon (tek çenekli) bitkilerde filizin ucunu saran koruyucu örtü
koleorhiza :
gre. * koleos, koleon (kın, kılıf, kaplama) + rhiza (kök) * tek çenekli
bitkilerin embriyosunda bulunan, embriyonik kökü koruyan kılıf biçimli yapı,
kökçüğü çevreleyen koruyucu örtü; tek çenekli bitkilerin tohumlarında
embriyonun kök kısmını (radikül) saran koruyucu kılıf benzeri bir yapı, kökçük
kını (Çimlenme sırasında ana kök bu kılıfı delerek dışarı çıkar.)
kolera :
gre. * khole (safra; sarı) + ra (durum veya hastalık eki) * vibrio cholerae
bakterisinin neden olduğu, ani başlayan şiddetli ishal ve sıvı kaybıyla
seyreden, safradan kaynaklanan mide-bağırsak hastalığı
koleretik :
gre. * khole (safra; sarı) + eretikos (harekete geçiren, artırıcı, uyarıcı)
(erethizein (uyarmak, harekete geçirmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * safranın karaciğer tarafından üretilmesini artıran veya safra
akışını uyaran madde veya etki
kolesevelam :
gre. * khole (safra; sarı) + sevelam (sentetik polimer ismi) * kandaki kötü
kolesterolü (LDL) ve tip 2 diyabet hastalarında kan şekerini düşürmek amacıyla
kullanılan, safra asitlerini bağlayarak kolesterol emilimini azaltan, safra
kökenli sentetik polimer yapılı, reçine sınıfından farmasötik madde
(C31H67Cl3N4O)
kolesistektomi :
gre. * khole (safra; sarı) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası,
sidik torbası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve
durum) ) * safra kesesinin cerrahi yolla tamamen çıkarılması işlemi
kolesistit :
gre. * khole (safra; sarı) + kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül,
torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon,
yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * safra kesesinin iltihaplanması
durumu
kolesistoduodenal :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + duodenum (oniki parmak
bağırsağı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * safra kesesi ile
onikiparmak bağırsağı arasındaki yapısal veya cerrahi bağlantıyla ilişkin olan
kolesistojejunostomi :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + jejuno (ince bağırsak, boş
bağırsak, ince bağırsağın ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma,
yemek yememe, perhiz; ince bağırsağın bir bölümü) (lat.) + stomia (delik açma,
kesip alma, kesme, kesip çıkarma) (stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * safra kesesi ile jejunum (ince bağırsağın ikinci
bölümü) arasında cerrahi bir ağızlaştırma (bağlantı) oluşturulması işlemi
kolesistokinin :
gre. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane,
idrar torbası, sidik torbası) + kinein (hareket ettirmek, kımıldatmak,
kıpırdatmak), kinin (harekete geçiren, uyaran) * safra kesesinin kasılmasını ve
sindirim enzimlerinin salınımını uyaran, ince bağırsakta salgılanan bir hormon
(C29H35N5O7S)
kolesistokoledokal :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) + khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon
(taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * safra kesesi ile ana safra kanalı (ductus choledochus) arasındaki
yapısal veya işlevsel ilişkiyi ifade eden sıfat
kolesistokolonik :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + kolon (kalın bağırsak) (lat.) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * safra kesesi ile kalın
bağırsak arasındaki anatomik veya fonksiyonel ilişkiyle ilgili
kolestaz :
gre. * khole (safra; sarı) + stasis (durma, ayakta durum, durgunluk, sabit
kalma, duruş, duraklama, durgunluk) * karaciğerde üretilen safranın ince
bağırsağa akışının yavaşlaması veya tamamen durması durumu (Akamayan safra
sıvıları karaciğerde ve kanda birikerek kaşıntı, sarılık ve koyu renkli idrar
gibi belirtilere yol açar.)
kolesteatom :
gre. * khole (safra; sarı) + steat (yağ, yağlı) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * safra yollarında veya orta kulakta
genellikle kronik iltihap sonucu, keratinizan skuamöz epitelden oluşan,
epitelyal dokudan kaynaklanan kistik kitle veya tümör
kolesterin :
gre. * khole (safra; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli)
+ ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hayvansal dokularda ve safra
içinde bulunan, katı ve sert yapıda bir lipid türü
kolesterol :
gre. * khole (safra, öd; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu,
hacimli) + ol (alkol belirten ek) * karaciğer tarafından üretilen, vücudun
hücre oluşturmak, vitamin ve diğer hormonları üretmek için kullandığı mumsu,
yağ benzeri steroid hormonu olan bir madde (C27H46O)
kolesterolemi : gre.
* khole (safra, öd; sarı) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) +
ol (alkol belirten ek) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima,
haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda kolesterol
düzeyinin anormal şekilde yüksek olması durumu
kolestipol :
gre. * khole (safra, öd; sarı) + * kandaki yüksek kolesterol seviyelerini,
özellikle "kötü" kolesterol olarak bilinen LDL'yi düşürmek için
kullanılan, vücut tarafından emilmeyen, sindirim sisteminde safra asitlerine bağlanarak
kolesterolün vücuttan atılmasını sağlayan reçeteli bir safra asidi bağlayıcı
reçine ilacı ( (C4H10N3) m (C3H6O) n )
kolezyum :
lat. * colossus (devasa, dev heykel veya çok büyük varlık) + ium (yer ve durum
eki) * Roma’da bulunan dünyaca ünlü oval ve büyük amfi tiyatronun ismi
kolhoz :
rus. * kolkhoz (kolektif çiftlik) * Sovyetler Birliği döneminde kolektif tarım
işletmesi anlamına gelen, Rusça kökenli ve "kolektif хозяйство"
(kollektivnoye khozyaystvo, ortak çiftlik) ifadesinin kısaltması olarak ortaya
çıkan, tarımda kolektif üretimi ifade eden terim
koli :
fra. * colis (paket, taşınacak eşya) * oluklu mukavva içerisindeki olukların
yapılması ve alt üst katmanlarının düz kağıt ile yapıştırılmasıyla oluşan bir
ambalaj, posta paketi, büyük paket
koli basili :
gre., lat. * kolon, koli (bağırsak; sütun, direk) + basillus (küçük çubuk,
çubuk biçiminde bakteri) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * bağırsaklarda yaşayan
ve bazı türleri enfeksiyonlara neden olan, çubuk biçiminde bakteri
kolibri :
kari. * kolibris (arı kuşu, sinek kuşu) * genellikle Amerika kıtasında yaşayan,
saniyede 80 keze varan son derece hızlı kanat çırpışları sayesinde havada asılı
kalabilen, geriye doğru uçabilen ve uzun gagasıyla çiçek özlerini emerek
beslenen, dünyanın en küçük kuş türlerini barındıran familyaya ait canlıların
ortak adı, küçük ve hızlı kanat çırpan sinekkapan kuşu, sinekkuşu
koligatif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek,
birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), ligare (bağlamak,
birleştirmek, düğümlemek), ligatus (toplanmış, birleştirilmiş, bağlanmış) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çözeltinin fiziksel özelliklerini
(donma noktası düşmesi, kaynama noktası yükselmesi vb.) sadece çözünen
taneciklerin sayısına bağlı olarak açıklayan, bağıl veya topluca etki eden
kolik :
gre. * kolon, kole (sütun, direk; bağırsak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kalınbağırsakta, genellikle karın boşluğunda duyumsanan, aralıklarla
gelen çok güçlü sancı
kolimasyon :
gre., lat. * kollinein (doğrultmak, hizaya getirmek) (kolla (yapıştırma,
birleştirme) + inein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) (gre.) + tio (isim
yapım eki) (lat.) * ışık ışınlarını veya optik bileşenleri aynı eksende,
paralel doğrultuda hizalama işlemi; radyografide x ışınlarının sadece görüntüsü
istenen bölgeye gönderilmesi işlemi
kolimatör :
gre., lat. * kollinein (doğrultmak, hizaya getirmek) (kolla (yapıştırma,
birleştirme) + inein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) (gre.) + tor (-cı,
yapan, eden eki) (lat.) * optikte, fiziksel deneylerde veya tıpta ışık,
parçacık veya radyasyon demetlerini dar bir hizada, paralel doğrultuda
yönlendirmek için kullanılan cihaz
kolin :
gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * beyin
ve sinir sistemi, karaciğer sağlığı, hafıza, ruh hali, kas kontrolü ve diğer
işlevleri düzenlemekle görevli bazik madde
kolin fenofibrat :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenyl, pheno (fenil, benzen halkası eki)
+ fibra (lif, iplik, tel, ince uzun doku) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) *
yapısında fenil grubu bulunan, lifsel yapıya etki eden ve kimyasal olarak ester
formunda olan ve kan yağlarını düşürmekte kullanılan sentetik bir lipid
düşürücü ilacın etken maddesi (C22H28ClNO5)
kolinasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + linare (çizmek, hat oluşturmak)
(linea (çizgi, hat) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir
araya getirme veya hizalama işlemi, genellikle düzenli sıra veya hat oluşturma
kolinerjik :
gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ergon
(iş, çalışma, etki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sinir sistemi
üzerinde kolin veya asetilkolin (C7H16NO2) aracılığıyla etki gösteren,
özellikle parasempatik sinirler tarafından uyarılan fizyolojik etkiye sahip
olan
kolinesteraz :
gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester
eki) (lat.) * kolin esterlerini parçalayan ve asetilkolin gibi
nörotransmitterlerin yıkımında görevli enzim
kolinesterazi :
gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester
eki) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * asetilkolin başta olmak
üzere kolin esterlerini hidrolize ederek sinaptik iletimde nörotransmitter
dengesini düzenleyen enzimler
kolinlesitin :
gre. * khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
lekithine (yumurta sarısı yağı) (lekithos (yumurta sarısı) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kolin içeren fosfolipit türü, hücre zarlarının
temel yapısında yer alan ve sinir iletimi ile yağ metabolizmasında önemli rol
oynayan bileşik
kolistin :
gre., alm., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + stein (taş) (alm.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * pnömoni de dahil olmak üzere
çoklu ilaca dirençli Gram-negatif enfeksiyonlar için son çare tedavi olarak
kullanılan polipeptid antibiyotik türü (C52H98N16O13)
kolit :
gre. * kolitis (kolon (kalın bağırsak) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık) )
* kalın bağırsak (kolon) iltihabı
kolkola :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
branş, şube, kısım) + kol + a (birliktelik eki) * kolların bir araya gelmesi
veya yan yana durması durumu
kollaborasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + laborare (çalışmak, emek vermek, iş
yapmak) (labor (iş, çalışma, emek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiil mastar
eki) * bir arada çalışma, ortak çaba gösterme veya iş birliği yapma
kollajen :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.);
colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * bağ dokuda bulunan, dokuları bir
arada tutan ve yapısal destek sağlayan lifli protein türü
kollajenaz :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.);
colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ase (enzim eki) * kollajeni
parçalayan ve yıkan enzim
kollajenöz :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.);
colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım
eki) (lat.) * kollajenle ilgili veya kollajen içeren yapıya ait
kollamak :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi korumak, desteklemek veya gözetmek
amacıyla ilgilenmek ve dikkat etmek
kollaps :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + labi (düşmek, kaymak), lapsus (düşme,
düşüş) * ani ve tam çökme, yıkılma, başarısızlık durumu, çöküş
kollateral :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + lateralis (yan, yanal) (latus (yan) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yan yana bulunan, destekleyici veya
ilişkili olan şey; genellikle finansal teminat veya destek
kollatz konjektür :
alm., lat. * collatz (Alman matematikçi Lothar Collatz’ın soyadından) (alm.) +
conjecture (varsayım, tahmin, sanı) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) +
iacere, jacere (atmak, fırlatmak, savurmak), jactus (atılmış, fırlatılmış,
savrulmuş) + ura (isim yapım eki) ) (lat.) * matematikte, pozitif bir tam sayı
için belirli bir işlem dizisinin (tek sayıysa 3x+1, çift sayıysa x/2) sonunda
mutlaka 1’e ulaşacağını iddia eden çözülememiş problem, 3x+1 problemi; seçilen
herhangi bir sayının çift sayı olması durumunda ikiye bölünmesi, tek sayı
olması durumunda ise üçle çarpılıp bir eklenmesi sonucunda elde edilen sayılara
aynı kuralın uygulanması esasına göre yürütülen adımlar sonundaki son üç adımın
4, 2, 1 döngüsüne hapsolması ve nihai sayının daima 1 olması fenomeni
kollektif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + legere (toplamak, bir araya getirmek,
birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak), lectus (toplanmış, bir
araya getirilmiş, birleştirilmiş, birleşmiş) + ivus (ile ilgili, gibi) * bir
araya getirme veya toplama işlemi ile ilgili olan, ortak veya toplu
kollikül :
lat. * colliculus (küçük tepecik) (collis (tepe, yamaç) + culus (küçültme eki)
) * beyinde ve bazı organlarda bulunan, küçük tümsek veya çıkıntı şeklindeki
yapı
kolloid :
gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * dağılmış fazın sürekli faz içinde çözünmeden süspansiyon
halinde bulunduğu, zamk benzeri yarı akışkan madde durumu
kolloidal :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * kolloid özellikler gösteren, yani maddelerin bir faz içinde dağılmış
ama çözünmemiş halde bulunduğu yapıya ait olan
kollokyum :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + ium (yer, ortam
eki) * akademik veya entelektüel konularda bilgi alışverişi ve tartışma
amacıyla yapılan toplantı veya konuşma ortamı
kolluk :
tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + luk (isim yapım eki) * kolu
korumaya, desteklemeye veya kollamaya yarayan şey; kamu düzenini sağlamakla
görevli kuvvete verilen isim
kollum :
lat. * collum (boyun, boğaz) * vücudun baş ile gövdeyi birleştiren boyun
bölgesi, baş ile gövde arasındaki kısım, boyun; kemik, rahim (serviks) gibi organların
daralmış boyun benzeri bölümleri
kolobom :
gre. * kolobos (yarım, eksik, kusurlu) (kolouein (budamak, kesmek, eksiltmek,
sakatlamak), kolos (budanmış, kesilmiş, kesik, eksik, sakat) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik) * iris, retina, koroid veya optik disk gibi göz
yapılarındaki doku eksikliği nedeniyle oluşan delik
kolodyum :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.) +
odium (kimyasal madde veya çözelti son eki) (lat.) * pamuk barutunun
(nitroselüloz) alkol ve eter içinde çözülmesiyle elde edilen, sıvı haldeyken
yüzeye sürülüp buharlaşınca ince, saydam bir zar bırakan yapışkan madde
kolofon :
gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) + phone (ses,
ton, tını) * yapıştırıcı özelliği olan, ince ve saydam tabaka veya zar şeklinde
madde; bir kitabın genellikle başlık sayfasında bulunan matbaa amblemi ve
genellikle kitapta kullanılan yazı karakterlerini, kağıt ve mürekkep türünü,
ciltleme yöntemini ve malzemelerini anlatan bölüm, ferağ kaydı, hard ül metin
kologaritma :
lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) (lat.) + rhuthmos, rhythmos (belirli bir düzen ve süreklilik içinde
tekrarlanma, ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) (gre.) * sayıların üstel
olarak karşılaştırılması ve çözümlenmesi için kullanılan matematiksel
fonksiyon; gerçek sayılar kümesinde tanımlı olan bir x sayısının çarpmaya göre
tersinin logaritması (pH hesaplamalarında kullanılır. (cologx=log1/x=-logx) )
koloid :
gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * bir maddenin mikroskobik parçacıklar hâlinde başka bir
madde içinde dağılmasıyla oluşan ve parçacıkların çökelmeden askıda kaldığı,
zamk benzeri yarı akışkan madde durumundaki heterojen karışım
koloidal :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * kolloid özellikler gösteren, yani maddelerin bir faz içinde dağılmış
ama çözünmemiş halde bulunduğu yapıya ait olan
koloit :
gre. * kolla (yapıştırıcı, tutkal, zamk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * bir maddenin mikroskobik parçacıklar hâlinde başka bir
madde içinde dağılmasıyla oluşan ve parçacıkların çökelmeden askıda kaldığı,
zamk benzeri yarı akışkan madde durumundaki heterojen karışım
kolokasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + locatio (konum, yer, mevki) (locare
(yerleştirmek, konumlamak) + tio (isim yapım eki) ) * kelimelerin anlam ve
kullanım açısından sıkça birlikte bulunması durumu, ortak yerleşim, ortak
konumlanma
kolokiyal :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * günlük konuşma diliyle ilgili, resmiyetten uzak, samimi
konuşma tarzına özgü
kolokyum :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + loqui (konuşmak) + ium (yer ve durum
eki) * akademik veya entelektüel konularda bilgi alışverişi ve tartışma
amacıyla yapılan toplantı veya konuşma ortamı
kolombiya :
lat. * columbus (İtalyan asıllı denizci ve kaşif Christopher Columbus’un
soyadından) + ia (isim, yer ve durum eki) * Güney Amerika'da yer alan, Kuzey
Amerika'da adaları bulunan kuzeybatıda Panama, kuzeyde Karayip Denizi, doğuda
Venezuela ve Brezilya, güneyde Ekvador ve Peru ve batıda Büyük Okyanus ile
çevrili olan ülke
kolombiyum :
lat. * columbus (İtalyan asıllı denizci ve kaşif Christopher Columbus’un
soyadından) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 41 olan, geçiş
metalleri grubuna ait nadir metal olan kimyasal element
kolon :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sürun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
columna (sütun, dikey yapı) (lat.) * sütun, dikey yapı, uzun ve silindirik
mimari destek; bir sayfanın dikey bölünmesi; bir kemeri, saçağı veya başka bir
yapıyı destekleyen veya bir anıt olarak tek başına duran, taş, beton veya
metalden genellikle silindirik formda yapılmış olan dikme; mide ile anüs
arasında kalan organ, kalın bağırsak
koloni :
lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek,
işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam
eki) * başka bir ülke veya toplum tarafından kontrol edilen, genellikle
göçmenler tarafından kurulan yerleşim veya bölge
kolonik :
lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek,
işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + icus (ile ilgili, gibi,
-a ait) * kolonilere veya yerleşimcilere ait olan, koloniyle ilgili
kolonizasyon :
lat. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek,
işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * yeni toprakların yerleşimciler
tarafından ele geçirilmesi ve yerleşim kurulması süreci, kolonileştirme
kolonjitis :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * kalın bağırsağın iltihaplanması
durumu
kolonjiyografi :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar,
kanal) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalın bağırsak ve damarlarının
görüntülenmesi için yapılan radyolojik inceleme
kolonoskopi :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem,
gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * kalın bağırsağın ve rektumun, makattan girilerek, sakinleştirici ilaç
veya anestezi altında bir fiberoptik kamera ile monitör altında incelendiği
endoskopik işlem
kolonya :
fra., lat. * cologne (Almanya’daki Köln şehrinin Fransızca adı) (fra.) + ia
(yer, durum ve köken eki) (lat.) * adını Almanya’nın Köln kentinden alan,
içinde etanol, su ve aromatik esanslar bulunan hoş kokulu sıvı karışım (C2H5OH
+ H2O + esans karışımı)
kolonyal : lat.
* colonus (çiftçi, yerleşik) (colere (ekmek, tarım yapmak, yerleşmek, işlemek,
sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam eki) +
alis (ile ilgili, ait olan) * sömürgeye veya yerleşim düzenine ait olan,
koloniyle ilgili veya koloni dönemine özgü olan
koloratura :
lat. * color (boya, renk), coloratus (colorare (boyamak, renklendirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * boyama; klasik
(18. yüzyıl sonu) ve romantik (19. yüzyıl, özellikle bel canto) vokal
müziğindeki ayrıntılı ve süslü figürasyonlar; ses sanatındaki her türlü
süslemeyi başarıyla icra edebilen ses sanatçısı
kolordu :
tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + ordu (asker topluluğu) * birkaç
tümenin birleşmesiyle oluşan, belli bir görev için organize edilmiş büyük
askerî birlik
kolorektal :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + rectum (rektum, kalın bağırsağın son
kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalın bağırsağın
kolon ve rektum kısımları ile ilgili
koloridye :
gre. * kolios (kolyoz, uskumrugillerden bir balık türü) + idion (küçültme eki)
* küçük kolyoz balığı, yani kolyoz türünün daha küçük veya genç bireyi
kolorimetre :
lat. * color (boya, renk) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * maddelerin
renk yoğunluğunu veya renk değişimlerini ölçmekte kullanılan optik cihaz
kolorimetri :
lat. * color (boya, renk) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * maddelerin konsantrasyonunu
belirlemek için ışık absorpsiyonuna dayalı renk ölçüm yöntemlerini kullanarak
maddelerin renk yoğunluğunu veya renk değişimlerini ölçmeyi konu alan bilim
dalı
kolorimetrik :
lat. * color (boya, renk) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * kolorimetri ile ilgili
kolostatik :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya
kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit
kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) )
(gre.) * kalın bağırsak fonksiyonlarını düzenleyen veya sabit tutan, özellikle
bağırsak hareketlerini yavaşlatan özellikte olan
kolostomi :
gre., lat. * kolon (organ, üye, madde; sütun, direk; kalın bağırsak) (gre.);
colon (kalın bağırsak, kolon) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma
(ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
dışkının vücut dışına açıldığı yapay bir çıkış oluşturmak amacıyla kalın
bağırsağın cerrahi olarak karın duvarına ağızlaştırılması işlemi
kolostrum :
lat. * colostrum (ağır süt, ilk süt, ağız sütü) (colere (bakmak, gözetmek,
yetiştirmek, beslemek) + strum (isim yapım eki) ) * doğum sonrası memeden
gelen, yeni doğan bebek için zengin besin ve antikor içeren, bağışıklık
sistemini güçlendiren ilk süt; besleyici sıvı
kolpa :
gre., lat. * kolaphos (darbe, çalım, yumruk, vurgun) (gre.); colaphus (lat.);
colpo (ita.) * hile, tuzak, ketenpere, sahtekarlık, vurgunculuk
kolpektomi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış,
dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vajinanın cerrahi olarak
çıkarılması işlemi
kolpoklezi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + kleiein (kapatmak, örtmek,
kilitlemek, mühürlemek), kleisis (kapatma, kapanma, obliterasyon) * vajinanın
cerrahi olarak kapatılması işlemi
kolpopeksi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + pegnynai, pegnynein (dikmek,
sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis
(sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * vajina
veya rahim ağzının cerrahi olarak bağlanması, sabitlenmesi işlemi
kolpoperineoplasti :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + perineos (karın, karın bölgesi) +
plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * vajina ve perine bölgesinin cerrahi olarak
şekillendirilmesi veya onarılması işlemi
kolpoperinorafi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + perineos (karın, karın bölgesi) +
rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak,
birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * vajina ve perine bölgesinin cerrahi
olarak dikilmesi, onarılması işlemi
kolporafi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + rhapheia (dikiş, dikme,
birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim
yapım eki) ) * vajinanın cerrahi olarak dikilmesi, onarılması işlemi
kolpos :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) * kadın üreme sisteminde vajina veya
organik boşluk anlamında kullanılan, içi boş ve esnek yapı
kolposkopi :
gre. * kolpos (vajina, rahim girişi, kese) + skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * girişimsel olmayan serviks (rahim ağzı) görüntüleme ve
inceleme perosedürü
kolşik :
gre. * kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis) bölgesinden) + on (isim
yapım eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.); colchique (fra.) *
zambakgillerden sonbahar çiğdemi cinsi; coğrafya ve botanikte Doğu Karadeniz
bölgesini içine alan, çok sayıda endemik ve kalıntı (relikt) bitki türü
barındıran kendine özgü bitki örtüsünü ve flora bölgesi
kolşisin :
gre * kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis) bölgesinden) + on (isim yapım
eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.); colchique (fra.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * colchicum bitkisinden elde edilen, gut
hastalığında ve bazı iltihabi durumlarda kullanılan alkaloid madde (C22H25NO6)
koltuk :
tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + tuk (isim yapım eki) * insanların
üzerine oturup rahatlaması, yorgunluğunu dindirmesi, ayaklarını rahatlatması ve
kollarını kolluklara koyarak sakinleşmesi için tasarlanmış bir eşya, oturulan
sandalye; makam, mevki
koltuk altı :
tür. * kol (omuzdan ele kadar olan örgan) + tuk (isim yapım eki) + alt (aşağı)
+ ı (iyelik eki) * insan vücudunda kol ve gövde arasındaki bölge, pazı altı
(aksilla)
koltuk değneği :
tür. * koltuk (insan vücudunda kol ve gövde arasındaki bölge, pazı altı
(aksilla) ) + değnek (sopa, çubuk) + i (iyelik eki) * koltuk altına
yerleştirilerek yürüme desteği sağlayan baston biçimindeki yardımcı araç;
ortopedik destek aracı
kolumna vertebralis :
lat. * columna (sütun, direk, dikey yapı) + vertebralis (omurlara ait)
(vertebra (omur) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * omurga, omur
sütunu; insan veya hayvan iskeletinde omurların oluşturduğu eksensel yapı
kolye :
lat. * collum (boyun) + arius (ilişkili, ait olan), collarium (boyunluk)
(lat.); collier (fra.) * boyuna takılan süs eşyası; boyun takısı
kolyoz :
gre. * kolios (uskumru türü balık, scomber colias) * Marmara ve Ege
bölgelerinde görülen, uskumruya benzeyen bir balık türü
kolza :
hol. * kool (lahana) + zaad (tohum) * lahana tohumu; yağ elde etmek için
yetiştirilen bir bitki (brassica napus)
kom :
erm. * knu, göm (ağıl, koyun yatağı, hayvan barınağı) * genellikle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hayvancılık faaliyetlerini yürütmek amacıyla
akarsu boylarında ya da otlaklara yakın alanlarda kurulan, taş veya kerpiçten
yapılmış barınak ve ağıllardan oluşan, ailelerin yalnızca ilkbahar ve yaz
mevsimlerinde geçici olarak konakladığı mesken dışı bir kır yerleşmesi
koma :
gre. * koma (derin uyku) * ciddi yaralanma veya hastalığın neden olduğu uzun
süreli ve derin bilinç kaybı durumu; virgül (ayrışma anlamından (“koma” bilinç
halinden ayrılmadır.)
koma vijil :
gre. * koma (derin uyku) (gre.) + vigil (uyanık) (lat.) * genellikle ağır beyin
hasarından sonra görülen, kişinin gözleri açık ve bazı refleksleri korunmuş
olsa da bilinçli farkındalık ve istemli tepki göstermediği, uyanıklık ile
bilinçsizlik arası bir nörolojik durum
komak :
tür. * ko (yanına yerleşmek) + mak (fiil mastar eki) * birlikte kılmak, yanına
yerleştirmek, beraber olmak, yanyana olmak
komancero :
uto. * kɨmmantsi (düşman, yabancı) + ero (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşman
gibi olan, yabancı gibi olan
komançi :
uto. * kɨmmantsi (düşman, yabancı) * düşman, yabancı
komandit :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek,
tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt
etmek) + ite (isim yapım eki) * ticari bir ortaklık türünde, şirketin
borçlarına karşı sorumluluğu sadece koyduğu sermaye ile sınırlı olan, aktif
olarak yönetime katılmayan pasif ortak
komandit şirket :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek,
tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt
etmek) + ite (isim yapım eki) (lat.) + şirket (ortaklık) (ara.) * bir kısmı
şirket borçlarına karşı sınırsız sorumlu (komandite), bir kısmı ise sadece
koyduğu sermaye kadar sorumlu (komanditer) ortaklardan oluşan ticaret şirketi
türü
komandite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek,
tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt
etmek) + ite (isim yapım eki) * komandit şirkette, şirketin borç ve
yükümlülüklerinden tüm malvarlığıyla sınırsız olarak sorumlu olan ve şirketi
yöneten aktif ortak
komanditer :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek,
tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt
etmek) + ite (isim yapım eki) + aris (ile ilgili olan) * komandit şirkette
sadece koyduğu sermaye tutarı kadar sorumlu olan, şirketin yönetiminde yer
almayan pasif ortak
komando :
lat. * commandare (emir vermek, buyurmak, yönetmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek,
yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) ),
commando (özel emirle hareket eden asker veya askeri birlik, özel görev gücü,
baskın birliği) * genellikle sürat, gizlilik ve etkinlik gerektiren, yüksek
riskli veya özel askeri operasyonlar için eğitilmiş, küçük ve etkili askeri
birlik veya bu birliğe mensup asker
komansel :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mensa (masa, sofra) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birlikte olan, ortaklaşa; bir organizmanın
diğerine zarar vermeden yanında yaşaması
komanter :
lat. * commentari (üzerine düşünmek, açıklamak, yorumlamak) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + mentari (zihinsel olarak uğraşmak, düşünmek, akıl yürütmek)
(mens, mentis (akıl, zihin) + are, ari (fiil mastar eki) ) * bir konu üzerine
yapılan açıklama, görüş veya eleştiri; yazılı veya sözlü ifade edilen düşünce
veya değerlendirme, youm
komar :
lat. * comar (dağ gülü) * convolvulaceae ericaceae (fundagiller) familyasından,
kuzey yarımkürenin nemli dağlık bölgelerinde görülen, kış mevsiminde
yapraklarını dökmeyen, iri ve genellikle mor ya da pembe tonlarında çiçekler
açan, arıların nektarından halk arasında "deli bal" olarak bilinen
bir orman gülü türü, rhododendron ponticum (mor çiçekli orman gülü), deli bal
kombi :
lat. * combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş,
çift hale getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak,
bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * ısıtma sistemlerinde hem ortam ısıtma hem sıcak
su sağlamak üzere tasarlanmış cihaz
kombina : lat.
* combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş, çift
hale getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak,
bağlamak) (bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * endüstride birden çok işlev veya bölümün bir
arada bulunduğu büyük tesis, fabrika veya işletme
kombinant :
lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co,
com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili,
çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * birleştirilmiş; özellikle genetik materyalin farklı kaynaklardan
birleştirilmesiyle oluşan yapı veya organizma
kombinasyon :
lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co,
com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili,
çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * farklı öğelerin
veya unsurların bir araya gelmesiyle oluşan birleşim veya düzen; örnek kitle
içinden seçme (matematik) ( C = n! / r! (n-r)! ) (n = toplam eleman sayısı, r =
seçilen eleman sayısı)
kombinatorik :
lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co,
com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili,
çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) * belirli bir kümenin elemanlarının çeşitli düzen ve
seçimlerini sayma, düzenleme ve analiz etme yöntemlerini inceleyen, hem bir
araç hem de sonuç elde etmenin bir amacı olarak sayma ve sonlu yapıların
belirli özellikleriyle ilgilenen matematik alanı
kombinatoryal :
lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co,
com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili,
çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ialis (ile
ilgili, -a ait) * nesnelerin farklı şekillerde seçilmesi, sıralanması veya
birleştirilmesi ile ilgili, kombinasyonlarla, farklı elemanların seçilip
düzenlenmesiyle ilgili
kombine :
lat. * combinatus (ikilenmiş, ikisi bir araya getirilmiş, ikisi birleştirilmiş,
çift hale getirilmiş) (combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale
getirme) (co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak)
(bi (iki, ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * birleştirilmiş, birleşik; genellikle spor, iş veya sanat
dallarında farklı unsurların bir araya getirilmesiyle oluşturulan karma yapı
veya faaliyet
kombinezon :
lat., fra. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme)
(co, com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki,
ikili, çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.);
combinaison (fra.) * farklı parçaların veya unsurların bir araya getirilmesiyle
oluşan bütün; kadınların iç çamaşırı veya gece elbisesi
kombitüp :
lat. * combinare (ikileme, ikisini bir araya getirme, çift hale getirme) (co,
com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikili yapmak, bağlamak) (bi (iki, ikili,
çift, düal) + are (fiil mastar eki) ) + tubus (boru, tüp) * genellikle ısıtma
sistemlerinde hem sıcak su hem de ısı taşıma işlevlerini aynı anda gören,
birleşik yapıdaki boru veya sistem bileşeni, birleşik boru
kombüstibl :
lat. * combustibilis (yanabilir) (co, com (birlikte, beraber, ile) + bustio
(yanma) (burere (yakmak) + tio (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilirlik, mümkün
olma eki) * yanabilen, yanıcı, ateşle reaksiyona girerek yanmaya uygun olan
kombüsyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + bustio (yanma) (burere (yakmak) + tio
(isim yapım eki) ) * yanma, ateş alma
komedi :
gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (komoidos (komik şair) (komos (cümbüş,
alem, şenlik, eğlence) + aoidos (şarkıcı) ) + eia (isim yapım ve durum eki) *
eğlenceli, güldürücü sahne veya yazılı eser türü; trajediye karşıt olarak insan
kusurlarını mizahi şekilde ele alan oyun veya anlatım biçimi
komedon :
gre. * komedon (kome (saç, kıl) + edo, edein (yemek yemek, tıkamak), edon
(yiyen, tıkayan) ) * ciltte gözeneklerin tıkanması sonucu oluşan ve sivilce
başlangıcı olarak bilinen, siyah veya beyaz başlı cilt lezyonu, saç yiyen
komedya :
gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir)
+ eia (isim yapım eki) ) * eğlenceli, güldürücü sahne veya yazılı eser türü;
trajediye karşıt olarak insan kusurlarını mizahi şekilde ele alan oyun veya
anlatım biçimi
komedyen :
gre. * komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir)
+ eia (isim yapım eki) ) (gre.) + ianus (yapan, eden eki) (lat.); comédien
(fra.) * komedi sanatını icra eden kişi
komenton :
lat. * commentum (yorum, açıklama) (co, com (birlikte, beraber, ile) + mentum
(düşünce, akıl, zihin) ) * yazılı veya sözlü olarak yapılan düşünce, görüş veya
açıklama; bir metnin, olayın veya durumun üzerinde yapılan değerlendirme veya
yorum
komestibl :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + edere (yemek) + ibilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) (lat.); comestible (fra.) * yenilebilir, yenecek şey,
yiyecek, gıda
komet :
gre. * kometes (saçlı, kuyruklu) (kome (saç, kıl) + tes (yapan, eden kişi eki)
) * adını parlak kuyruk şeklinden alan, Güneş etrafında dolanan ve
karakteristik kuyruk görünümü olan gök cismi
komi :
fra. * commettre (görevlendirmek, emanet etmek, söz vermek, taahhüt etmek),
commis (görevlendirilmiş, emanet edilmiş, taahhüt edilmiş) * restoranların
mutfak veya servis kısmında çalışıp, aşçı ve garsonlara yardımcı olan kişi; otellerde
ve benzeri yerlerde ayak işlerine bakan genç erkek; lokantalarda garson yamağı
komik :
gre. * komikos (oyuna ilişkin, komediye ilişkin, güldürücü, mizahi) (komos
(cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * insanda
gülme duygusu uyandıran, güldürücü, gülünç; güldürülerde oynayan oyuncu,
güldürü ustası
komiser :
lat. * commissarius (görevlendirilmiş kimse, vekil, yetkili memur) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek, görevlendirmek, iletmek),
missarius (gönderilmiş, görevlendirilmiş) ) * belirli bir görevi yerine
getirmek üzere yetki verilmiş kişi; polis teşkilatında rütbeli görevli; Emniyet
Genel Müdürlüğü'nde rütbesi Komiser Yardımcısı ile Başkomiser arasında olan
polis
komissür :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek, görevlendirmek,
iletmek), missus, missura (gönderme, görevlendirme, iletme) * birleştirme,
birleşme yeri; anatomi ve mimaride iki yapının birleştiği yer; özellikle sinir
sistemi içinde iki yapıyı birleştiren lif demetleri veya bağlantı noktaları
komissürotomi :
lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mittere (göndermek,
görevlendirmek, iletmek), missus, missura (gönderme, görevlendirme, iletme)
(lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (yer ve durum) ) (gre.) * kalpteki kapakçıkların (özellikle mitral
kapak) yapışık olan kenarlarını ayırmak için yapılan cerrahi müdahale
komisyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mission (gönderme, iletme, sevketme,
görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek,
sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * belirli bir konuda inceleme,
değerlendirme veya karar alma yetkisi verilmiş kurul veya heyet; bir işlem
karşılığında alınan aracılık hizmeti ücreti
komita :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş) * eşlik
etme, yoldaşlık, askeri birlik; siyasal bir amacı gerçekleştirmek, ereğine
ulaşmak için teröre başvuran, silahlı savaşımda bulunan gizli örgüt, gizli
topluluk; belirli bir amaç için oluşturulmuş kurul veya çalışma grubu; karar
alma, danışma veya yürütme görevini üstlenen topluluk, heyet, meclis
komitacı :
lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş)
(lat.) + cı (yapan, eden eki) (tür.) * siyasi bir gayeye ulaşmak için, silahlı
mücadele yapan gizli bir topluluk veya teşkilatın mensubu olan kimse
komite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek), itum (gidiş) * eşlik
etme, yoldaşlık, askeri birlik; siyasal bir amacı gerçekleştirmek, ereğine
ulaşmak için teröre başvuran, silahlı savaşımda bulunan gizli örgüt, gizli
topluluk; belirli bir amaç için oluşturulmuş kurul veya çalışma grubu; karar
alma, danışma veya yürütme görevini üstlenen topluluk, heyet, meclis
kommensal : lat.
* co, com (birlikte, beraber, ile) + mensa (masa, sofra) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * birlikte olan, ortaklaşa; bir organizmanın diğerine
zarar vermeden yanında yaşaması
komment :
lat. * commentus (commentari (üzerine düşünmek, açıklamak, yorumlamak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + mentari (zihinsel olarak uğraşmak, düşünmek, akıl
yürütmek) (mens, mentis (akıl, zihin) + are, ari (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir konu üzerine yapılan açıklama, görüş veya
eleştiri; yazılı veya sözlü ifade edilen düşünce veya değerlendirme, youm
kommosyo serebri :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + motio (hareket) (movere (hareket
etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek) + tio (isim yapım
eki) ) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin, beyine ait olan) * beyin sarsıntısı
kommosyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + motio (hareket) (movere (hareket
etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek) + tio (isim yapım
eki) ) * sarsıntı, çalkantı, kargaşa, ani kargaşa, gürültü veya toplu heyecan
hali
komodin :
lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) * küçük, çekmeceli, kullanışlı mobilya; yatak odasında veya oturma
alanlarında eşyaları düzenlemek için kullanılan düşük ve geniş çekmecelik;
karyolanın yanı başına konulan ve üstü masa gibi kullanılmaya elverişli olan
dolap
komodite :
lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * ekonomide, ticarette veya günlük
yaşamda kullanımı, alınıp satılabilirliği ve pratik faydası olan mal veya
hizmet (özellikle tarım, maden, enerji gibi standartlaştırılmış ve geniş
ölçekte ticareti yapılan emtia)
komodo ejderi :
end., gre. * Komodo (Endonezya’daki Komodo Adası, özel yer adı) (end.) + drakon
(ejderha, büyük yılan) (gre.) * Endonezya’ya özgü olan, dünyadaki en büyük
yaşayan kertenkele türü olarak bilinen, iri yapısı ve yırtıcı özellikleri
nedeniyle “ejder” benzetmesiyle adlandırılmış sürüngen
komodor :
lat. * commendare (emretmek, buyurmak, teslim etmek, önermek) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet etmek, tevdi etmek,
yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek, taahhüt etmek) ) + or
(-cı, yapan, eden eki) * donanmada amirallerden bir aşağı rütbede, genellikle
birden çok gemiden sorumlu deniz subayı; sivil denizcilikte ise bazı büyük gemi
kaptanları veya filo komutanları için kullanılan terim
komorbid :
lat. * comorbidus (birlikte hastalanan, eşlik eden hastalık) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + morbus (hastalık) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait)
) * aynı anda birden fazla hastalığı veya bozukluğu bulunduran (örneğin
depresyon ile birlikte görülen anksiyete gibi)
komorbidite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + morbus (hastalık) + idus (ile ilgili,
gibi, -a ait) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) * bir hastada iki veya daha
fazla tıbbi durumun aynı anda bulunması
komorebi :
jap. * ko (ağaç) + more (sızmak, geçmek) + hi (gün ışığı) * ağaç yaprakları
arasından süzülen güneş ışığının yarattığı ışık ve gölge oyunu (selamlamak için
kullanılan "Hi" kelimesinin kökeni)
komorlar :
ara. * kamer (Ay) + lar (çoğul eki) * Ay Adaları; Hint Okyanusu'ndaki Mozambik
Kanalı'nın kuzey ucunda yer alan Güneydoğu Afrika açıklarındaki üç adadan
oluşan bir takımada ülkesi
komot :
lat. * commodus (uygun, elverişli, kullanışlı) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) ) * küçük, çekmeceli, kullanışlı mobilya; yatak odasında veya oturma
alanlarında eşyaları düzenlemek için kullanılan düşük ve geniş çekmecelik;
karyolanın yanı başına konulan ve üstü masa gibi kullanılmaya elverişli olan
dolap
kompakt :
lat. * compactus (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak,
sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) * sıkı bir şekilde
bir araya getirilmiş, az yer kaplayan biçimde düzenlenmiş veya bastırılmış şey;
yoğun, birleşik yapı
kompakt disk :
lat., gre. * compactus (sıkıştırılmış, düzenlenmiş, bastırılmış şey; yoğun,
birleşik yapı) (co, com (birlikte, beraber, ile) + pangere (batırmak, çakmak,
sıkıştırmak), pactus (batırılmış, çakılmış, sıkıştırılmış) ) (lat.) + diskos
(yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı)
(gre.) * sıkıştırılmış verilerin dijital olarak depolandığı, genellikle
plastikten yapılmış, özellikle müzik, veri veya video gibi bilgilerin okunup
yazıldığı yuvarlak plak niteliğindeki optik depolama ortamı
kompansasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak;
ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek) + tio (isim yapım eki) * bir
zararın, kaybın veya eksikliğin karşılanması; maddi veya manevi bir bedel;
ücret veya tazminat, telafi
kompansatör :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak;
ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış,
ödenmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * bir eksikliği, hatayı veya kaybı
dengeleyen veya telafi eden kişi veya mekanizma; teknik, mühendislik veya tıbbi
alanlarda denge sağlayan araç veya organ
kompansatris :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak;
ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış,
ödenmiş) + trix (-cı, yapan, eden kadın eki) * bir eksikliği, hatayı veya kaybı
dengeleyen veya telafi eden kadın kişi veya mekanizma; teknik, mühendislik veya
tıbbi alanlarda denge sağlayan araç veya organ
kompansatuvar :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak;
ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek), pensatus (ağırlıkla tartılmış,
ödenmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, gibi) (lat.);
compensatoire (fra.) * eksiklikleri, hataları veya kayıpları dengeleyen, telafi
eden nitelikli, tazmin edici
kompanse :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pensatus (ağırlıkla tartılmış,
ödenmiş) (pendere (ağırlıkla tartmak, asmak; ödemek), pensare (ağırlıkla
tartmak, ödemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * telafi edilmiş,
zararı giderilmiş, tazmin edilmiş
kompanzasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pendere (ağırlıkla tartmak, asmak;
ödemek), pensare (ağırlıkla tartmak, ödemek) + tio (isim yapım eki) * eksik
veya kusurlu olan bir durumu, bir karşı etkiyle dengelemek, gidermek veya
telafi etmek
komparatif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, karşılştırılmış) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla şey arasında benzerlik
veya farkları ortaya koyan, karşılaştırmaya yönelik, karşılaştırmalı
komparezon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, karşılştırılmış) + tio
(isim yapım eki) (lat.); comparaison (fra.) * iki veya daha çok şeyi benzerlik
ve farklılık açısından değerlendirme, karşılaştırma
komparsita :
lat., isp. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pars (parça, bölüm, kısım) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); cumparsa (karnaval alayı, geçit grubu) +
ita (küçültme eki) (isp.) * küçük karnaval alayı, küçük geçit grubu
kompartıman :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + partiri (bölmek, bölüştürmek,
paylaştırmak, kısımlara ayırmak) + mentia (ile ilgili, isim yapım eki) * bir
bütün içinde fiziksel veya soyut olarak ayrılmış bölge, bölme, kısım, oda
kompas :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pandere (açmak, uzatmak), passus
(adım, yürüyüş, mesafe) * yön tayin etmeye yarayan manyetik araç, pusula; daire
çizmeye ve mesafe ölçmeye yarayan araç, pergel; kapsam, sınır, çevre
kompasite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pandere (açmak, uzatmak), passus
(adım, yürüyüş, mesafe) + itas (isim yapım ve durum eki) * 1 m3 betonun
içerisinde katı cisimlerin kapladıkları hacim
kompatibilite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + patior (katlanmak, tahammül etmek,
acı çekmek) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum
eki) * iki veya daha fazla şeyin bir arada, çatışmadan veya engel oluşturmadan
var olabilme durumu, uyum, uyumluluk (özellikle teknik (donanım/yazılım uyumu),
tıbbi (organ uyumu), sosyal (ilişki uyumu) gibi alanlarda kullanılır.)
kompatibl :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + patior (katlanmak, tahammül etmek,
acı çekmek) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) * bir arada var olabilen,
çatışmadan birlikte çalışabilen veya uyum gösterebilen, uyumlu
kompetan :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek,
aramak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeterli bilgi, beceri,
deneyim veya yetkiye sahip olan; işini yapabilecek nitelikte; ehil, yetkin,
uzman
kompetans :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek,
aramak) + entia (isim yapım eki) * bir görevi veya işi başarıyla yapabilmek
için gereken bilgi, beceri, tutum ve yeteneğe sahip olma durumu, yeterlik,
yetkinlik
kompetisyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek,
aramak) + tio (isim yapım eki) * aynı hedefe ulaşmak isteyen kişi veya gruplar
arasında geçen rekabet, yarışma, mücadele
kompetitif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + petere (gitmek, yönelmek, istemek,
aramak), petus (gitme, yönelme, isteme, arama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * rekabetle ilgili, rekabete dayalı, yarışmaya yönelik; rekabetçi,
başkalarıyla yarışabilecek düzeyde güçlü veya istekli; cezbedici, iddialı
(fiyat, teklif vb. için) rekabete elverişli
kompilasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + pilare (toplamak, derlemek, bir araya
yığmak) + tio (isim yapım eki) * farklı kaynaklardan alınan bilgi, metin,
belge, veri veya öğelerin bir araya getirilerek bir bütün oluşturulması,
derleme, toplama
komple :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek), pletus (dolu, tam, bütünlenmiş) * tam, eksiksiz, bütün halde olan
kompleks :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek,
kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım;
katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) *
karmaşık, birden çok unsurdan oluşan, iç içe geçmiş; birçok unsurun birbirine
bağlı veya iç içe geçtiği durum, karmaşık, girift;
kompleks sayılar :
lat., tür. * complexus (karmaşık, birden çok unsurdan oluşan, iç içe geçmiş)
(con (ile, birlikte, beraber) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak,
sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış,
bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) (lat.) + sayı
(nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) (tür.) * gerçek
sayı doğrusu üzerinde ifade edilemeyen, gerçek ve sanal (hayali) kısımlardan
oluşan sayılar kümesi (her kompleks sayı, a + bi biçimindedir; burada a gerçek
kısmı, b ise sanal kısmı ifade eder ve kompleks sayı temel formülü i^2 = -1
olarak ifade edilir.)
kompleman :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir şeyi eksiksiz, tam hale getiren
unsur, tamamlayıcı; biyolojide bağışıklık sisteminde mikropları yok etmeye
yardımcı proteinler bütünü
komplemantasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemde, süreçte veya yapıda eksik
olan bir unsurun tamamlanması, doldurulması veya bütünleştirilmesi eylemi;
özellikle biyoloji ve genetikte bir gen veya proteinin başka bir eksikliği
telafi etmesi, tamamlama, bütünleme
komplemanter :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * tamamlayıcı; bir şeyi tamamlayan veya onunla birlikte tam bir bütün
oluşturan; genetik, biyoloji ve fizikte karşılıklı tamamlayıcılık ilişkisi,
tamamlayıcı, bütünleyici
komplians : lat.
* co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek)
+ entia (durum eki) * bir kişinin, kurumun veya sistemin belirli kurallara,
yasalara, standartlara veya talimatlara uyum göstermesi; tıpta hastanın tedavi
planına uygun davranması, uyum
komplikasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare (katlamak, kıvırmak) + tio
(isim yapım eki) * basit bir durumun beklenmedik şekilde zorlaşması; özellikle
tıpta bir hastalığın veya tedavinin yol açtığı ek sorun veya yan etki, karmaşıklık,
kompleks olma durumu
komplike :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plicatus (katlanmış, kıvrılmış)
(plicare (katlamak, kıvırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
compliqué (fra.) * çözülmesi veya anlaşılması zor olan, çok katmanlı ve iç içe
geçmiş yapıda bulunan, karmaşık
kompliman :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plere (doldurmak, tamamlamak,
bütünlemek) + mentum (isim yapım eki) * bir kişiye yönelik nazik, takdir edici
veya övgü içeren söz veya davranış; sosyal nezaketin bir parçası olarak yapılan
övücü ifade, iltifat, nazik söz, takdir ifadesi; bir şeyi eksiksiz, tam hale
getiren unsur, tamamlayıcı; biyolojide bağışıklık sisteminde mikropları yok
etmeye yardımcı proteinler bütünü
komplo :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plotta, plotus (tasarı, plan, kurgu)
* bir kişi veya gruba karşı gizli ve örgütlü biçimde kurulan zarar verici,
hileli plan, düzen, kumpas, entrika
komplo teorisi :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + plotta, plotus (tasarı, plan, kurgu)
+ theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) *
önemli toplumsal, siyasi veya tarihi olayların görünürdeki açıklamalarının
aksine, perde arkasında gizli gruplar veya güçlerce kasıtlı olarak
planlandığını öne süren, genellikle doğruluğu kanıtlanmamış, spekülatif ve
alternatif anlatılar bütünü
komponent :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + ponere (koymak, yerleştirmek,
konumlamak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir bütünün parçası olarak
işlev gören öğe; teknik, mekanik, elektronik veya mantıksal sistemlerde
tamamlayıcı veya işlevsel yapı taşı, bileşen, parça, unsur
komposto :
lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş,
yerleştirilmiş, konumlanmış) * çeşitli meyvelerin şekerli su içinde
kaynatılarak hazırlanan ve soğuk servis edilen tatlı türü, karışık meyve
tatlısı, şekerle pişirilmiş meyve
kompozan :
lat., fra. * component (co, com (birlikte, beraber, ile) + ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak) + ens, ent (ile ilgii, gibi, -a ait) ) (lat.);
composant (com (birlikte, beraber, ile) + poser (koymak, yerleştirmek) + ant
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) (fra.) * bir bütünün parçası olarak işlev gören öğe,
bileşen, unsur
kompoze :
lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
composé (fra.) * birleşmiş, bir araya gelmiş
kompozisyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + positio (konum, mevki, durum, hal)
(ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş,
konumlanmış) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); composition (fra.) * bir araya
gelmiş ögelerin oluşturduğu bütün; sanat, edebiyat ve müzikte öğelerin bilinçli
bir şekilde bir araya getirilerek oluşturduğu bütün; yazılı metin, müzik eseri,
beste veya görsel düzenleme, yazılı eser, düzenleme, bileşim
kompozit :
lat. * compositus (birleşmiş, bir araya getirilmiş, bileşik) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış)
(ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * farklı malzeme veya parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulan,
özellikleri birleşik yapı gösteren, birden çok bileşenden oluşan, karma
kompozitör :
lat. * compositus (birleşmiş, bir araya gelmiş) (co, com (birlikte, beraber,
ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or
(-cı, yapan, eden eki) * müzik eserleri yaratan, besteleyen kişi; müzikte
farklı sesleri ve enstrümanları bir araya getirerek yeni eserler oluşturan sanatçı,
besteci, bestekar
komprador :
lat. * comparatus (comparare (edinmek, satın almak, temin etmek, bir araya
getirmek, sağlamak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + paratus (parare
(hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * özellikle sömürgeci dönemlerde
Batılı tüccarlarla iş birliği yapan, yerel halktan aracılar veya toplayıcılar;
ekonomik ve sosyal olarak Batı çıkarlarına hizmet eden ara sınıf
komprehensif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + prehendere (tutmak, kavramak,
yakalamak) (pre (ön, önce, önde, ileri) + hendere (tutmak, yakalamak, kavramak)
) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait) * geniş kapsamlı, her şeyi içine alan veya
anlayan; ayrıntılı ve eksiksiz bilgi, anlayış veya kapsama sahip olan, etraflı;
anlayışlı, idrakli
kompres :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) (lat.); compresse (fra.) * pansuman amaçlı
sıkıştırılmış bez veya tampon; yara veya iltihap bölgesine uygulanan, sıvıyı
emen ve basınç sağlayan bez parçası; bir şeyi sıkıştırmak veya bastırmak için
kullanılan yöntem veya araç
kompresibilite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) +
itas (isim yapım ve durum eki) * basınç etkisiyle hacmi azaltılabilme veya
şekli değiştirilebilme durumu, sıkıştırılabilirlik, bastırılabilirlik
kompresibl :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) *
basınç etkisiyle hacmi azaltılabilen veya şekli değiştirilebilen,
sıkıştırılabilir, bastırılabilir
kompresif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* bir kuvvetin veya etkinin basınç uygulayarak sıkıştırma özelliği veya etkisi,
bastırıcı, sıkıştırıcı
kompresör : lat.
* co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak), pressus
(bastırılmış, sıkıştırılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * bastıran,
sıkıştıran, basınç uygulayarak gaz veya havayı yoğunlaştıran makine veya cihaz
kompresyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (bastırılmış, sıkıştırılmış) + tio, sion (isim yapım eki) * bir
nesnenin hacminin veya boyutlarının dışarıdan uygulanan basınçla azalması,
sıkıştırılması
kompresyon segmanı :
lat. * compressio (bastırma, sıkıştırma) + segmentum (bölüm, kısım, kesit,
parça, dilim) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) )
(lat.) + ı (iyelik eki) (tür.) * içten yanmalı motorlarda, pistonun silindir
içinde hareket ederken silindir duvarı ile piston arasında bulunan ve motorun
silindir içindeki gazların (hava-yakıt karışımı veya yanma gazları) sıkıştırma
evresinde kaçmasını önleyen, sıkıştırma işlevini sağlayan halkamsı metal parça
komprime :
lat. * comprimatus (co, com (birlikte, beraber, ile) + premere (bastırmak,
sıkıştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); comprimé (fra.) *
sıkıştırılmış, bastırılmış; sıkıştırılmış toz veya madde formunda ilaç veya
madde
kompulsif :
lat. * co, com (birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus
(vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio
(isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zorlayıcı, mecbur
eden; psikolojide, kişi üzerinde kontrol edilemeyen, tekrarlayan ve zorlayıcı
davranış veya dürtü
kompulsiyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus
(vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio
(isim yapım eki) * zorlama, mecburiyet, zaruriyet, dürtü, baskı; yükümlülük
kompütasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + putare (düşünmek, hesap etmek,
ayıklamak) + tio (isim yapım eki) * sayısal işlemlerin, hesaplamaların veya
mantıksal süreçlerin yürütülmesi, hesaplama, sayma işlemi
kompüter : lat.
* co, com (birlikte, beraber, ile) + putare (düşünmek, hesap etmek, ayıklamak)
+ or, tor (-cı, yapan, eden eki) * sayısal verileri işleyen, hesaplama ve
mantıksal işlemleri otomatik olarak yapan elektronik veya mekanik cihaz,
elektronik hesaplayıcı; elektronik beyin, bilgisayar
komşu :
tür. * kon (yerleşmek, durmak, ikamet etmek) + şu (karşılıklı olan, karşısında
olan) * bir yere ilişmek, yanyana bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak,
iletişim kurmak
komut :
lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet
etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek,
taahhüt etmek) (lat.) + ut (isim yapım eki) (tür.) * bir işi yapma yetkisi veya
zorunluluğu taşıyan sözlü veya yazılı emir; bilişimde işlem başlatan talimat,
askeri ve teknik alanlarda yönetsel buyruk, emir
komut otomatizması :
lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet
etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek,
taahhüt etmek) (lat.) + automatismos (kendiliğinden olma, kendi kendine hareket
etme) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * demans ve şizofreni vakalarında
görülen, herhangi bir komutu mantık süzgecinden geçirmeden yerine getirme
eğilimi
komuta :
lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet
etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek,
taahhüt etmek) * bir işi yapma yetkisi veya zorunluluğu taşıyan sözlü veya
yazılı emir verme; bilişimde işlem başlatan talimat, askeri ve teknik alanlarda
yönetsel buyruk, emir verme
komutan :
lat., tür. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mandare (görev vermek, emanet
etmek, tevdi etmek, yetkilendirmek, emretmek, talimat vermek, komuta etmek,
taahhüt etmek) + ens, ent (ile ilgili, yapan, eden) * askeri veya resmi bir
birliğin başında bulunan ve emir verme yetkisine sahip sevk ve idare
sorumluluğunu taşıyan görevli kişi
komün :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü)
* ortaklaşa olan, bireysel olmayan; topluma, gruba veya çoğunluğa ait olan
komünikan :
lat. * communicare (paylaşmak, haberleşmek, iletişmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + municare (birleştirmek, sağlamak) (munis (görevli, hizmet eden;
yükümlü) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait) *
bilgi, düşünce veya haber alışverişinde bulunan, haberleşen, iletişim kuran
komünikasyon :
lat. * communicare (paylaşmak, haberleşmek, iletişmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + municare (birleştirmek, sağlamak) (munis (görevli, hizmet eden;
yükümlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bilgi, düşünce,
duygu veya veri alışverişi; insanlar arasında sözlü, yazılı, görsel veya
teknolojik yollarla kurulan bağlantı veya iletim süreci, iletişim
komünist : lat.
* co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü) +
ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * mülkiyetin, üretim
araçlarının ve kaynakların bireyler yerine toplumun ortak kullanımında olmasını
savunan, sınıfsız ve eşitlikçi bir toplum düzenini hedefleyen komünizm
ideolojisini benimseyen kişi
komünite :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü)
+ itas (isim yapım ve durum eki) * Ortak özelliklere, ilgi alanlarına, coğrafi
bölgeye veya amaçlara sahip bireylerin oluşturduğu sosyal grup veya topluluk;
insanların bir arada yaşadığı, etkileşimde bulunduğu ve ortak değerleri
paylaştığı yapı, cemaat
komünizm :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + munis (görevli, hizmet eden; yükümlü)
+ ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * mülkiyetin, üretim
araçlarının ve kaynakların bireyler yerine toplumun ortak kullanımında olmasını
savunan, sınıfsız ve eşitlikçi bir toplum düzenini hedefleyen düşünce akımı
komütasyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek) +
tio (isim yapım eki) * bir şeyin yerine başka bir şeyin geçirilmesi,
değiştirilmesi veya yer değiştirmesi işlemi; elektrik motorlarında akımın
yönünün değiştirilmesi
komütatif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek),
mutatus (değiştirilmiş, değişmiş, dönüştürülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * değiş tokuş edilebilen, yer değiştirebilen, dönüştürülebilen
komütatör :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek),
mutatus (değiştirilmiş, değişmiş, dönüştürülmüş) + or, tor (-cı, yapan, eden
eki) * elektrik motorlarında akım yönünü periyodik olarak değiştiren bileşen,
değiştiren, dönüştürücü
kon brio :
ita. * con (ile, birlikte, beraber) + brio (canlılık, enerji, şevk) * müzikte,
bir parçanın veya pasajın dinamik, canlı ve enerjik bir şekilde çalınması
gerektiğini belirtmek için kullanılan terim
kon hücresi :
gre., ara. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.) + hucra (oda,
odacık, göze, hücre) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * gözün retina tabakasında
bulunan, gündüz ve aydınlık ortamlarda etkin olup üç ana renge (kırmızı, yeşil,
mavi) duyarlı olan, renkli görmeyi ve detaylı görmeyi sağlayan, çubuk (rod) hücrelerle
birlikte görme sisteminin temel bileşen olan koni şeklindeki ışık algılayıcı
hücre türü
kon kalore :
ita. * con (ile, birlikte, beraber) + calor, calore (ısı, sıcaklık) *
içtenlikle, sıcaklıkla, coşkuyla; bir parçanın sıcaklık, duygusal yoğunluk ve
içten bir ifadeyle çalınması gerektiğini belirten terim
kon spiroto :
ita * con (ile, birlikte, beraber) + spirito (ruh, canlılık, coşku) * ruh ile,
canlılıkla, coşkuyla, heyecanla; müzik eserinde bir pasajın veya parçanın
coşkulu, canlı ve heyecanlı bir şekilde icra edilmesini belirten terim
konaç :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + aç (isim yapım eki) * konulan yer, barınılan
yer, konaklama yeri
konak :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) * konulan yer, barınılan
yer, konaklama yeri; İzmir’in bir ilçesi
konakçı :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) + çı (ile ilgili, yapan,
eden) * konuk eden organizma; mikroorganizmaların veya parazitlerin üzerinde
yaşayıp beslendiği canlı
konaklamak :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * geçici olarak bir yerde kalmak, barınmak
konalga :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + al (edilgen fiil eki) + ga (isim yapım eki) *
göçebelerin veya yolcuların, göç veya yolculuk sırasında kondukları,
konakladıkları sulu, otlu yer
konargöçer :
tür. * kon (konmak, yerleşmek) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + göç
(yer değiştirmek, geçmek) + er (yapan, eden eki) * belli bir yerde sürekli
kalmayıp, mevsimlere veya ihtiyaçlara göre yer değiştiren, göçebe yaşam süren
kişi veya topluluk
konca :
far. * guncidan (toparlamak, top haline getirmek, bohçalamak), gunce (tomurcuk)
* henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek, tomurcuk, gonca
konç :
tür. * konc (bacağın alt kısmı) (kon (durmak, inmek, ayak basmak) + c, ç (isim
yapım eki) ) * ayağa giyilen şeylerin ayak bileğinden baldıra doğru olan bölümü
konç :
tür. * konç, konçuk (ayak giysisinin bacağı örten, yukarı uzanan kısmı) *
çorap, çizme veya potur gibi ayak giysilerinde ayak bileği çevresinde kalan,
bileği saran kısım (örneğin çizmelerde); müzikte nota başına takılan işaret
(nota konçu)
konçerto :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + certare (yarışmak, mücadele etmek,
çekişmek) * klasik müzikte bir arada uyumlu biçimde çalınan veya yarışan,
özellikle klasik müzikte solo enstrüman ile orkestra arasında geçişli müzik
eseri türü
konçina :
ita. * co, con (birlikte, beraber, ile) + cina (küçültme eki) * oyun
kağıtlarında ikiliden altılıya değin olan kağıtlar; iskambil kağıdında kupa
takımı
kondansasyon :
lat. * con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak,
sıkmak) + tio (isim yapım eki) * gaz halindeki bir maddenin sıvı hale geçmesi,
yoğunlaşma süreci veya bir şeyin yoğun, sıkışık hale gelmesi, yoğunlaşma
kondansatör :
lat. * con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak,
sıkmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yoğunlaştırıcı, özellikle elektrik ve
elektronik bağlamında elektrik yükünü depolayan devre elemanı, yoğunlaç
kondensasyon : lat.
* con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak)
+ tio (isim yapım eki) * yoğun hale gelme, yoğunlaşma; gaz halindeki bir
maddenin ısı kaybederek sıvı hale geçmesi veya iki molekülün birleşip aradan su
gibi küçük bir molekül çıkararak daha büyük bir moleküler yapı oluşturması
süreci
kondik :
lat. * con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek), dictus (söylem,
söyleyiş, deyiş) * mahkeme kararı, hüküm, kesinleşmiş yargı
kondil :
gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) *
kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek (örneğin, kemiklerin
eklem yaptığı yerdeki yuvarlak çıkıntı)
kondiler rezorpsiyon :
gre., lat. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı,
tümsek) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + resorptio (geri
emme, emilim, kemik dokusunun çözünmesi) (lat.) * eklem çıkıntılarındaki kemik
dokusunun geri emilmesi, kaybı veya aşınması durumu
kondiloma aküminata :
gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) + acuere (keskinleştirmek, sivrileştirmek),
acumen (keskinlik, sivrilik) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) * genital
bölgede HPV kaynaklı, dışa doğru büyüyen siğil türü
kondiloma lata :
gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik) + latus (geniş, yayvan) * frengi
hastalığının ikincil evresinde görülen, nemli ve geniş lezyonlar, uayvan
siğiller
kondilotomi :
gre. * kondylos (kemikte eklem yüzeyi oluşturan, yuvarlak çıkıntı, tümsek) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(yer ve durum) ) * eklem çıkıntısının cerrahi olarak kesilmesi
kondisyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (dicere (söylemek, demek,
bildirmek, ilan etmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin mevcut hali veya
önkoşulu, şart, durum, hal, koşul, anlaşma
kondisyonel :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek, bildirmek,
ilan etmek) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
şarta bağlı, koşullu; gramerde belirli bir şart gerçekleştiğinde ortaya çıkan
durum
kondisyoner :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + dicere (söylemek, demek, bildirmek,
ilan etmek) + tio, tion (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hava, su, saç vb. için koşulları iyileştiren cihaz veya madde;
fiziksel durumu güçlendiren kişi (antrenör); kasları ve dayanıklılığı artırıcı
egzersiz aracı
kondom :
lat. * condere (saklamak, gizlemek, örtmek, kurmak, inşa etmek, koymak), condus
(kılıf) * erkeklerin cinsel ilişki sırasında kullandığı, gebelik ve cinsel
yolla bulaşan hastalıklardan korunma amaçlı ince kılıf, koruyucu kılıf,
prezervatif
kondrit :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * kıkırdak dokusunun
iltihaplanması
kondroblastom :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik) * kıkırdak oluşturan (ilkel) hücrelerden
kaynaklanan, genellikle uzun kemiklerin uç kısımlarında görülen iyi huylu kemik
tümörü
kondroitin :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itine (kimyasal
madde eki) * kıkırdak yapısında genellikle kondroitin sülfat formunda bulunan
önemli bir glikozaminoglikan
kondroitin sülfat :
gre., lat. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itine
(kimyasal madde eki) (gre.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph
(yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) )
+ atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * kıkırdak dokusunda
bulunan, kükürt içeren, genellikle kıkırdak yapısını destekleyen
glikozaminoglikan türü sülfatlı polisakarit (C13H21NO15S)
kondroma :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik) * kıkırdaktan kaynaklanan iyi huylu tümör
kondromalazi :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + malakia (yumuşama,
yumuşaklık) * kıkırdak dokusunun yumuşamaya dayalı dejenerasyonu
kondrosarkom :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + sarkoma (tümor,
ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) ) * kıkırdaktan kaynaklanan kötü huylu (habis) tümör
kondrosit :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * kıkırdak hücresi (bazen tek, bazen çift
hücreli izojenik gruplar halinde bulunabilirler.)
kondrul :
gre., lat. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + ulus
(küçültme eki) (lat.) * meteoritlerin (gök taşlarının) yapısında bulunan ve
milimetre boyutundaki küresel tanecikler
kondüit :
lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak) * iletim kanalı, boru, tünel” anlamına evrilmiş —
özellikle sıvı, gaz veya elektrik gibi şeylerin taşındığı yapı veya boru
kondüksiyon :
lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ) + tio (isim yapım eki) * iletim, taşıma,
nakil; ısının bir cisimden başka bir cisme doğrudan iletimi (transferi); ısı,
elektrik veya sesin bir ortam üzerinden aktarılması
kondüktometrik :
lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ), conductus (taşınmış, götürülmüş,
iletilmiş, aktarılmış) + metros, metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) * elektriksel iletkenliğin ölçülmesiyle ilgili; kimyada
çözeltilerin elektriksel iletkenlik ölçümüne (kondüktometriye) dayanan veya
iletkenlik değişimiyle yapılan analiz, ölçüm ve titrasyon işlemler
kondüktör :
lat. * conducere (birlikte götürmek, taşımak, iletmek, aktarmak) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ), conductus (taşınmış, götürülmüş,
iletilmiş, aktarılmış) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * iletici, taşıyıcı,
yöneten kişi; elektrik akımını ileten, iletken
kondüplike :
lat. * con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + duplicare (ikilimek, iki kat
yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo
(iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak,
artmak, ilave olmak) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yaprak veya
benzeri bitki organlarının uzunlamasına ikiye katlanmış, karşılıklı yüzeyleri
birbirine yaklaşmış biçimde bulunması, katlanmış yapı gösteren botanik sıfat
koneksiyon :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme,
bağlanma, bağlantı, bağ, ilinti, ilişki, münasebet
konektif :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştiren, birleştirici, ilişkilendiren,
ilintilendiren
konektivite :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir sistemdeki parçaların birbirine
bağlanma durumu veya derecesi; özellikle ağlar, bilgisayar sistemleri ve
biyolojik sinir ağları bağlamında bağlantısallık
konektomiks :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + omicus (yapı bilimi eki) *
nörobilimde, sinir ağlarının tüm bağlantılarını haritalayan ve beynin yapısal
ve fonksiyonel bağlantılarını sistematik olarak inceleyen bilim dalı
konektör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + nectere (bağlamak, birleştirmek,
örmek) * bağlayıcı, birleştirici; elektriksel veya elektromekanik sinyallerin
iletimini sağlayan cihaz
konfabulasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fabulari (konuşmak, anlatmak) * bir
araya gelip konuşma, sohbet etme; psikolojide, bellek eksikliği olan bireylerin
boşlukları yanlış veya hayali anılarla doldurması olayı; hafıza boşluklarını
farkında olmadan uydurma bilgilerle doldurma
konfederasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis (anlaşma, sözleşme,
mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tio (isim yapım eki) * bir antlaşma
ile birleşmiş topluluk; bağımsız unsurların ortak bir amaç için oluşturduğu
siyasi veya askeri birlik
konfederatif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis (anlaşma, sözleşme,
mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * konfederasyonla ilgili
konfedere :
lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + foedus, foederis
(anlaşma, sözleşme, mukavele, antlaşma), fidere (güvenmek) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat eki) ) * bir antlaşma ile birleşmiş
konfeksiyon :
lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + facere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * seri
üretimle yapılan hazır giysi, hazır giyim, hazır yapım
konferans :
lat. * conferentia (bir araya getirme, fikirleri bir araya getirme, müşavere)
(co, con (birlikte, beraber, ile) + ferre (taşımak, getirmek) + entia (isim
yapım eki) ) * bir araya gelip görüş alışverişinde bulunma, danışma toplantısı;
bilimsel, mesleki veya siyasi alanlarda düzenlenen resmi veya yarı resmi
toplantı, bir araya gelme, görüşme, müzakere, toplantı; fikir alışverişi
konfeti : lat.
* confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + facere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek), fectum (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) * düğün ve şenliklerde atılan şekerlemeler; renkli kağıt parçaları
konfidans :
lat. * confidentia (con (ile, birlikte, beraber) + fidere (güvenmek, itimat
etmek) + entia (isim yapım eki) * güven, emin olma, itimat
konfidansiyel :
lat. * confidentia (con (ile, birlikte, beraber) + fidere (güvenmek, itimat
etmek) + entia (isim yapım eki) + alis (sıfat yapım eki) * güven üzerine emanet
edilmiş olan; yetkili olmayan kişilerle paylaşılmaması gereken, açıklanması
hâlinde zarar veya güven ihlali doğurabilecek; güven esasına dayalı olarak
sınırlı kişiler arasında saklı tutulması gereken bilgi veya belge
konfigürasyon :
lat. * confoederatus (co, con (birlikte, beraber, ile) + figurare
(şekillendirmek, biçimlendirmek) (figura (şekil, biçim, görünüm) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir bütünün düzenleniş biçimi, öğelerin
belirli bir düzene göre yerleşimi
konfirmasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + firmare (güçlendirmek,
sağlamlaştırmak) + tio (isim yapım eki) * doğrulama, tasdik etme, teyid etme,
onaylama, kesinleştirme
konfirmasyon bias :
lat. * confirmatio (doğrulama, tasdik etme, teyid etme, onaylama,
kesinleştirme) + bias (önyargı) * sadece kendi inancını destekleyen bilgileri
fark etme eğilimi
konfirme :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + firmare (güçlendirmek,
sağlamlaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); confirmé
(fra.) * doğrulanmış, tasdik edilmiş, teyid edilmiş, onaylanmış,
kesinleştirilmiş
konflikt :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fligere (dövüşmek, çarpışmak,
çatışmak), flictus (dövüş, çarpışma, çatışma) * iki veya daha fazla tarafın
karşı karşıya geldiği durum, çatışma, çarpışma, anlaşmazlık
konfluens :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fluentia (akış, akma, akım) (fluere
(akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + entia (isim yapım eki) ) * birlikte
akma, birleşme; iki veya daha fazla nehrin veya akarsuyun birleştiği nokta;
karaciğerin sağ ve sol bölümünde gelen safra kanallarının birleşip, karaciğer
dokusu dışında bir çatal olarak bir araya geldiği kavşak noktası
konfluent :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fluens, fluent (akış, akma, akım)
(fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * birleşen, birbirine karışan akarsu
konfokal :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş
yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eş odaklı, aynı
odak noktasına sahip; mikroskop sistemlerinde, bulanıklığı önleyip net ve üç
boyutlu görüntüler almak için odak dışı ışıkları engelleyen özel bir tarama
teknolojisi
konfor :
lat. * confortare (güçlendirmek); co, con (birlikte, beraber, ile) + fortis
(güçlü, kuvvetli) * kişiye, kendisini güvende, huzurlu, rahat hissettiren maddi
veya manevi unsur; rahatlık, rahat bir ortam sağlama durumu; yaşam, çalışma
veya barınma koşullarındaki rahatlık ve kolaylık
konformal :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + alis (-sel, ile ilgili) *
biçime uygun, şekle uyan, şekilsel olarak uyumlu; matematik, geometri veya
fizik bağlamlarında, şekil veya yapının belirli kurallara uyduğu durumları
tanımlamak için kullanılan sıfat
konformasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek,
biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir
şeyin dış yapısı, biçimsel düzeni, doğal veya yapısal şekli; bir moleküldeki
atomların, atom gruplarının tekli bağlar etrafında dönmesi sonucu oluşan sonsuz
sayıdaki olası uzaysal düzenlemelerinden herhangi biri; Bir CC tek bağı
etrafında dönerek birbirine dönüşebilen karbon ve hidrojen atomlarının uzaysal
düzeni, konformer, rotamer
konformer :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek,
biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * aynı
moleküler formüle sahip fakat atomların uzaydaki konumları farklı olan izomer
konformite : lat.
* co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek)
(formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir nesne,
davranış veya sistemin belirlenmiş kurallara, normlara veya yapılara uygunluk,
uygunluk, benzerlik, belli bir standarda veya yapıya uyma durumu; tutumları,
inançları ve davranışları grup normlarına, politikalarına veya benzer
düşüncelere uydurma; sosyopsikolojide, bireylerin kendi inançlarını,
tutumlarını ve davranışlarını grup normlarına veya sosyal beklentilere uyacak
şekilde değiştirmesi
konformizm :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + formare (şekillendirmek,
biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + ismus (isim yapım eki,
-cılık, olma durumu) * uyumculuk, toplumun kurallarına, normlarına veya
otoriteye sorgusuz uyma eğilimi; bireyin grup baskısıyla davranışlarını çevreye
uydurma eğilimi
konfrontasyon : lat * co, con (birlikte, beraber,
ile) + frontare (yüzleştirmek) (frons (yüz, çehre, alın, ön yüzey) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * farklı düşünce, iddia veya güçlerin karşı karşıya gelerek yüzleşmesi,
çatışması veya ciddi bir fikir ayrılığı içinde açıkça hesaplaşması durumu,
yüzleşme, karşı karşıya gelme
konfüçyanizm :
çin., lat. * kong (soyad) + fuzi (üstad, bilge) (çin.) + ianus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
(lat.) * insan ilişkilerinde erdem, görev, saygı, aile bağı ve toplumsal düzen
ilkelerini esas alan, Konfüçyüs’ün geleneksel Çin düşünce sistemi öğretilerine
dayanan felsefi ve ahlaki sistem
konfüzyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fusio (döküm, akım) (fundere (dökmek,
akıtmak) + tio, sion (isim yapım eki) ) * fiziksel veya zihinsel düzensizlik,
zihinsel durumda bulanıklık, şaşkınlık, kargaşa, belirsizlik, zihinsel
karışıklık
konfüzyonel :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + fusio (döküm, akım) (fundere (dökmek,
akıtmak) + tio, sion (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kişinin bilinç durumunun bozulduğu, dikkat ve algısının zayıfladığı,
zihinsel karışıklık yaşadığı nöropsikiyatrik hal ile ilgili
konga : kiko.,
isp. * mukongo (avcı), kongo (toplanma, meclis; avcı, avcılar) (kiko.); congo
(Afrika'daki Kongo Havzası ve Kongo Krallığı) + a (ile ilgili, -a ait) * Latin
Amerika kökenli, tek elle çalınan uzun ve dar bir çeşit el davulu veya bu ritim
eşliğinde insanların arkaya sıralanarak yaptığı hareketli bir dans türü
kongenital :
lat., gre. * co, con (birlikte, beraber, ile) (lat.) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.);
genitus (doğmuş, oluşmuş, yaratılmış) (gignere (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak) + itus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * doğumla birlikte mevcut olan (kalıtsal veya doğum öncesi
gelişimle ilgili hastalık, bozukluk veya özellik)
konglomera :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + glomus, glomeris (top, yumak),
glomerare (toplamak, yumak yapmak) * toplanmış, bir araya getirilmiş şey,
farklı parçalardan oluşan yığma, karışım, yığın; kum ve çakılların basınçla
birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan kayaç türü; içi boş organlarda
bir araya gelerek kitle oluşturan değişik kimyasal maddeler
konglomerasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + glomus, glomeris (top, yumak),
glomerare (toplamak, yumak yapmak) + tio (isim yapım eki) * toplanma, bir araya
gelme, yığılma, farklı parçaların birleşmesiyle yığın oluşması, yığma, karışım,
yığın; kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu kayaç
oluşması; değişik kimyasal maddelerin bir araya gelerek içi boş organlarda
kitle oluşturması
kongo :
kiko. * mukongo (avcı), kongo (toplanma, meclis; avcı, avcılar) * Afrika
kıtasının orta bölümünde yer alan, kuzeyden saat yönü itibarıyla Orta Afrika
Cumhuriyeti, Güney Sudan, Uganda, Ruanda, Burundi, Tanzanya, Zambiya, Angola,
Kongo Cumhuriyeti ile komşu olan bir ülke
kongövde :
gre., tür. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.) + kövtün, köv, göv
(beden, ana kütle) * palmiye bitkisinin ana gövdesi, yani üst üste gelen
liflerin, lif yumağının oluşturduğu sert ve kalın sap veya gövde
kongre :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gradi (yürümek, adımlamak, adım
atmak) * birlikte yürümek, toplanmak; toplantı, meclis, heyet, kurul, şura
kongrüans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gruere (uygun olmak, rastlamak) +
entia (isim yapım eki) * uygun olma, uyumlu olma, örtüşme, matematik, mantık ve
genel kullanımda şekil, özellik veya değerce aynı veya uyumlu olma durumu
kongrüant :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gruere (uygun olmak, rastlamak) +
ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uygun, uyumlu, birbirine uyan,
örtüşen; matematik, mantık ve genel kullanımda şekil, özellik veya değerce aynı
veya uyumlu olan (iki veya daha fazla şey)
koni :
gre. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait)
* bir düzlem içindeki dairenin her noktasını, düzlem dışındaki bir noktaya
birleştiren doğru parçalarının meydana getirdiği üç boyutlu geometrik şekil
(alanı s = πr(r+√(r^2+h^2) ); hacmi v = (1/3)π.r.2h)
koni hücreleri :
gre., ara. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ios (ile ilgili, gibi, -a
ait) (gre.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i
(iyelik eki) (tür.) * gözün arka kısmındaki retinada yer alan ve renkli
görmeyi, gündüz görüşünü ve ayrıntılı görme keskinliğini sağlayan ışığa duyarlı
özelleşmiş fotoreseptör hücreler
konidiya :
gre. * konis (toz) + idion (küçük) * küçük toz zerresi; mikolojide spor
benzeri, aseksüel üreme yapısı; mantarların eşeysiz (aseksüel) çoğalma
evresinde oluşan, hava yoluyla yayılabilen, toz gibi küçük üreme birimi
konidiyafor :
gre. * konis (toz) + idion (küçük) + peherein (taşımak, getirmek), phoros
(taşıyan, getiren) * mantarların eşeysiz sporlarını (konidyumları) taşıyan ve
üzerinde geliştiren hif benzeri yapı
konidyum :
gre., lat. * konis (toz) + idion (küçük) (gre.); conidium (lat.) * mantarların
eşeysiz (aseksüel) üreme için ürettiği, hava ile yayılan, toz benzeri çok küçük
yapılar olan serbest sporlardan her biri
konifer :
gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.); conus (lat.) +
peherein (taşımak, getirmek), phoros (taşıyan, getiren) (gre.); ferre (taşımak,
getirmek) (lat.) * kozalaklı; tohumlarını kozalak içinde geliştiren iğne
yapraklı ağaçların oluşturduğu botanik kategorisi
konik :
gre. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * koni şeklinde olan
koniotomi :
gre. * konia (gırtlak, cricoid bölgesi) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * gırtlakta kesi yapma; solunum yolunun tıkanması hâlinde hava yolunu açmak
için cricothyroid membranına kesi yapılması işlemi, krikotiroidotomi
konişmento :
lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + mentum (isim yapım eki) *
karşılıklı bilinen, birlikte bilinen; taşıma senedi, eşyanın tanındığını ve
teslim alınacağını gösteren belge; denizcilikte, yükleyici ile taşıyıcı
arasında düzenlenen ve yükün gemiye alındığını, cinsini, miktarını, hangi
limana götürüleceğini, kime teslim edileceğini belirten kıymetli evrak
niteliğindeki taşıma belgesi
konivaptan :
kanda sodyum miktarının çok düşmesi (hiponatremi) durumunu düzeltmek için
kullanılan, vazopressin hormonunun etkisini engelleyerek böbreklerden saf su
atılımını artıran ve sodyum seviyesini normale getiren bir damar içi
(intravenöz) ilacın etken maddesi (C32H26N4O2)
konizasyon :
gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.); conus + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * koni
şeklinde kesme işlemi; anormal hücrelerin tanısı veya tedavisi amacıyla rahim
ağzından (serviks) koni biçiminde bir doku parçasının çıkarılması işlemi
(örneğin servikal displazi veya erken evre serviks kanseri şüphesi nedeniyle)
konjektör :
lat. * conicere (bir araya atmak, atmak, tahmin etmek) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + iacere (atmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * alternatör ile
beraber üretilen elektriği volt ve akım üzerinden dengeleyerek kontrol eden
elektronik motor bileşeni
konjektür :
lat. * conicere (bir araya atmak, atmak, tahmin etmek) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + iacere (atmak) ) + tura (isim yapım eki) * yeterli veriye
dayalı olmadan ve kesinlik olmadan ileri sürülen hipotez veya görüş, tahmin,
varsayım
konjelasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + felare (donmak, dondurmak) + tio
(isim yapım eki) * bir sıvının ısı kaybederek katı hale gelmesi, özellikle
suyun buz haline dönüşmesi, donma, katılaşma
konjenital :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + genitus (gignere (yaratmak,
oluşturmak, neden olmak) + itus (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * doğuştan, doğumla ilgili
konjestan :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim
yapım eki) ) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıkayıcı,
tıkanıklık yapan, tıkanmaya sebep olan
konjestif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tıkanıklıkla ilgili, birikimle ilgili,
konjesyonla ilgili; kan veya diğer sıvıların damarlarda veya dokularda
birikmesi, tıkanmasıyla ilgili
konjestif kalp yetmezliği :
lat., ara., tür. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek,
toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) +
tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + kalb
(insan vücudunda kanın dolaşımını sağlayan, dört odacıklı, kaslı ve sürekli
ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ) (ara.) + yet (yeterli olmak,
kafi gelmek, erişmek, ulaşmak) + mez (üçüncü tekil şahıs olumsuz fiil eki) +
lik (durum eki) + i (iyelik eki) (tür.) * kalbin vücuda yeterince kan
pompalayamaması nedeniyle kanın veya sıvıların organlarda birikmesi durumu
konjesyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim
yapım eki) * kalabalık, izdiham, tıkanma, tıkanıklık, sıkışıklık, yoğunluk; kan
hücumu, kan toplanması
konjonksiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
tio (isim yapım eki) * dilbilgisinde kelimeleri, cümleleri veya öğeleri
birbirine bağlayan sözcük (bağlaç); iki veya daha fazla şeyin birleşmesi veya
bağlantısı, bağlantı, birleşme
konjonktif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştirici,
birleştiren; cilt ile cilt altı dokuların bağlantısını sağlayan doku
konjonktiva :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
iva (isim yapım eki) * birleştiren, bağlayan; gözün beyaz kısmını (sklera) ve
göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince, saydam mukozal zar
konjonktival :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
iva (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konjonktiva
ile ilgili
konjonktivit :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
iva (isim yapım eki) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) * gözün beyaz kısmını (sklera) ve göz kapaklarının iç yüzeyini
örten ince, saydam mukozal zarın enfeksiyonu, konjonktiva iltihabı
konjonktür :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
tura (isim yapım eki) * birleşme, bağlantı, durum, şartlar, koşullar; belli bir
zaman dilimindeki koşulların, olayların veya durumların birleşimi, toplam
durumu
konjugasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
tio (isim yapım eki) * birleştirme, eşleştirme, çekim; dilbilgisinde fiillerin
kişi, sayı, zaman, kip vb. özelliklerine göre çekimlenmesi süreci
konjugat :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * iki veya daha fazla kimyasal maddenin
birleşmesinden oluşan kimyasal bileşik
konjuge :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + iungere (bağlamak, birleştirmek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); conjugué (fra.) * birleşmiş,
çekilmiş, eşleşmiş
konjürasyon :
lat. * con (birlikte, beraber, ile) + jurare (yemin etmek) + tio (isim yapım
eki) * büyü, sihir veya ruh çağırma bağlamında, bir şeyi gerçekleştirmek için
sözlü veya ritüel yeminlerle yapılan işlem; güçlü bir çağrı veya çağırma eylemi
(mecazi)
konka :
gre. * konkhe (deniz kabuğu, kıvrımlı yaprak) * burun hava yolunun
nemlendirilmesi ve filtrelenmesini sağlayan, burnun geçiş yollarının içindeki
kabuk şeklinde kemik, damar ve doku ağlarından oluşan yapı
konkasör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + caedere (kesmek, biçmek, kırmak,
ezmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); casser (kırmak), concasseur (kırıcı)
(fra.) * taş, maden, malzeme gibi sert nesneleri kırıp küçük parçalara ayıran
makine
konkatenasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + catenare (zincirlemek, ard arda
dizmek, birbirine bağlamak) ( catena (zincir, silsile, dizi, sıra, bağ) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birbirine ekleme, ardışık olarak
bağlama veya birleştirme işlemi, özellikle bilgisayar bilimlerinde karakter
dizilerinin veya veri parçalarının art arda getirilmesi işlemi,
konkav :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, içine, aşağı doğru) + cavus (oyuk,
çukur) * yüzeyi içe doğru çukurlaşmış olan (nesne veya şekil), içbükey, oyuk
konken :
lat. * cum cuis, con quis (kiminle birlikte) (co, cum, con (birlikte, beraber,
ile) + quis (kim) ) (lat.); koumkan (gre.) * çift deste oyun kağıdı, dört joker
ve en fazla yedi kişiyle oynanan bir iskambil oyunu
konkisdator :
lat. * conquistador (istilacı) (co, con (birlikte, beraber, ile) + quistare,
quirere (sormak, sorgulamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * 15. ve 19.
yüzyıllar arasında Amerika'nın büyük bölümlerini istila edip İspanyol
sömürgesinin egemenliği altına alan İspanyol askerlere, kâşiflere ve
maceracılara verilen isim
konklav :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + clavis (anahtar) * kilitlenebilir
oda; kardinaller meclisi
konklüzyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + claudere (kapatmak, kapamak,
çevrelemek, örtmek) * bir düşünce veya eylem sürecinde nihai durumu
belirleyecek aşamaya gelinmesi, sonuca varılması, kararın belirlenmesi
konkoid :
gre. * konkhe (midye kabuğu, deniz kabuğu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * kabuk biçimine benzeyen; matematikte bir sabit noktaya ve
bir doğruya bağlı olarak çizilen özel eğri; geometride kabuk benzeri şekil,
sedef eğrisi
konkoidal :
gre., lat. * konkhe (midye kabuğu, deniz kabuğu) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
kırıldığında midye kabuğu gibi, pürüzsüz, kavisli ve eş merkezli dalgalı
yüzeyler oluşturan (malzeme veya mineral)
konkolor :
lat., ing. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + color (renk) + osus
(ile ilgili, -a ait) (lat.); ous (ing.) * aynı renkte olan, tek bir renk
gösteren, renk bakımından birbirine eş veya bütün yüzeyi aynı renkle kaplı; kış
aylarında ortaya çıktığına inanılan mitolojik bir kış cini veya hayali yaratık,
korakoncolos
konkolos :
lat., ita. * cum (ile, birlikte, beraber) + colossus (dev, büyük) (lat.);
concolosso (ita.) * folklor ve halk kültüründe, büyük ve korkutucu özelliklere
sahip hayali ve devasa yaratık
konkomitan : lat.
* co, con (ile, birlikte, beraber) + comitari (eşlik etmek, refakat etmek,
yoldaşlık etmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eşlik eden,
refakat eden, yoldaşlık eden, beraber olan, aynı anda ortaya çıkan; başka bir
olayla eşzamanlı veya birlikte görülen
konkordans :
lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) +
kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) +
entia (yer ve durum bildiren isim yapım eki) (lat.) * kalp birliği; anlaşma,
birlik, birleşme, uyum, mutabakat
konkordant :
lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) +
kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) +
ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyumlu, uyum içinde olan,
çelişkisiz olan; karşılıklı olarak uygunluk gösteren
konkordato :
lat., gre. * concordare (co, com, con (ile, birlikte, beraber, ile) (lat.) +
kardia (yürek, kalp) (gre.); cor, cordis, cordio) + are (fiil mastar eki) ) +
atus (ile ilgili olma durumu) * kalp birliği, anlaşma; bir borçlunun ticari
durumunun bozulması ve borcunu ödeyememesi nedeniyle alacaklıların,
alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında
vardıkları ve mahkemece onaylanan anlaşma
konkret :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + cretus (büyümüş, gelişmiş) (crescere
(büyümek, gelişmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * katılaşmış,
yoğunlaşmış; somutlaşmış; fiziksel olarak var olan veya zihinde açık biçimde
canlandırılabilen; beton
konkur :
lat. * concursus (co, con (birlikte, beraber, ile) + currere (koşmak), cursus
(koşu) (lat.); concours (fra.) * yarışma, müsabaka, sınav, yardım, katkı
konkurhipik :
lat., gre. * concursus (yarışma, sınav, yardım, katkı) (lat.) + hippos (at) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * engel atlama, dresaj, üç
günlük yarışma gibi disiplinleri kapsayan binicilik yarışma, atlı spor
yarışması
konkürren :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + currere (koşmak) + ens, ent (sıfat
yapım eki, yapan, eden) * eş zamanlı veya örtüşen şekilde gerçekleşen, aynı
zamanda olan, çakışan, eşzamanlı; rekabet eden, yarışan, yarışmacı
konküzyo serebri :
lat. * concussion (sarsıntı, çalkantı, sarsılma) (co, con (birlikte, beraber,
ile) + cussion (sallantı, sarsıntı, çalkantı) (cutere (sallamak, sarsmak,
çalkalamak) + sion, tio (isim yapım eki) ) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin)
* kafa travmasına bağlı beyin sarsıntısı, kafaya alınan darbe sonucunda beyin
fonksiyonlarında geçici bozulma
konküzyon :
lat. * concussion (sarsıntı, çalkantı, sarsılma) (co, con (birlikte, beraber,
ile) + cussion (sallantı, sarsıntı, çalkantı) (cutere (sallamak, sarsmak,
çalkalamak) + sion, tio (isim yapım eki) ) * sallantı, sarsıntı, çalkantı,
sarsılma, darbelenme, çarpma
konmak :
tür. * ko (yerleşmek, yanına yerleşmek) + n (ek) + mak (fiil mastar eki) *
beraber olmak, yanyana olmak, yanına yerleşmek, bir yere ilişmek, yanyana
bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak, iletişim kurmak (con (birlikte anlamı
veren son ek) (lat.) )
konneksiyon :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme,
bağlanma, bağlantı, bağ, ilinti, ilişki, münasebet
konnektif :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bağlayıcı, bağlayan, birleştiren, birleştirici, ilişkilendiren,
ilintilendiren
konnektif doku :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + doku (ağ yapı, organizmaların ve organların yapı öğelerinden
olan benzer gözeler bütünü) (dok, tok (dövmek, vurmak, değmek, bıçak çalmak,
taşa yazı yazmak, yazmak) + u (isim yapım eki) ) (tür.) * vücuttaki farklı
yapıları bir arada tutan ve destekleyen doku türü, bağ dokusu, bağ doku
konnektivite :
lat. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile) +
nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir sistemdeki parçaların birbirine
bağlanma durumu veya derecesi; özellikle ağlar, bilgisayar sistemleri ve
biyolojik sinir ağları bağlamında bağlantısallık
konnektom :
lat., gre. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile)
+ nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * bir organizmanın
beynindeki veya sinir sistemindeki tüm sinirsel bağlantıların ve sinaps
yollarının eksiksiz, üç boyutlu yapısal haritası; doğuştan gelen genetik
özellikler ve sonradan edinimlerin birlikteliği
konnektomik :
lat., gre. * connectere (bağlamak, birleştirmek) (con (birlikte, beraber, ile)
+ nectere (bağlamak, örmek, birleştirmek) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.)
* beyin ve sinir sistemindeki nöronların nasıl birbirine bağlı olduklarını ve
davranış ve bilişsel süreçleri üretmek için nasıl etkileşimde bulunduklarını
araştıran bilim dalı, sinir sistemindeki bağlantıları inceleme bilimi
konnektör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + nectere (birleştirmek, bağlamak, örmek,
dokumak), nectus (birleşmiş, bağlı, örülmüş, dokunmuş) + or (-cı, yapan, eden
eki) * bağlayan, birleştiren (araç veya kişi); elektriksel veya elektromekanik
sinyallerin iletimini sağlayan cihaz
konnivent :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, tamamen) + nivere (eğilmek, baş eğmek;
yaklaşmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * birbirine yaklaşmış/değen, birbirine
doğru eğilen, birbirine yaklaşan veya birleşmeye yönelen (yapı), botanikte uç
veya kenarları birbirine doğru kapanmış olan (bitki); göz yuman, kasten
görmezden gelen
konoid :
gre. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * konik şekle benzeyen, konik
konotasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile, tamamen) + notare (işaretlemek, belirtmek,
yazmak) + tio (isim yapım eki) * birlikte işaretleme, yan anlam, çağrışım; bir
kelimenin veya ifadenin doğrudan anlamı dışında taşıdığı yan anlam, çağrışım
veya ima
konoventriküler :
gre., lat. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.) + ventriculus
(küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * konik karıncıkla ilgili, konik yapıya
sahip küçük boşlukla ilgili
konsa :
lat., tür. * concha (deniz kabuğu, çanak) (lat.); konsa (taşlık; kuşların
yuttukları taşlarla besinleri öğüttüğü kalın ve kaslı mide bölümü) (tür.) *
taşı bol olan, çok taşlı, taşlık; kuşların yuttukları taşlarla besinleri
öğüttüğü kalın ve kaslı mide bölümü
konsanguanite :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sanguis (kan) + ineus (ile ilgili,
gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * ortak atadan gelen bireyler
arası ilişki, akrabalık derecesi, kan bağı, kan hısımlığı, soy birliği,
soydaşlık
konsantrasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centrare (merkeze
getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) + tio (isim yapım eki) *
yoğunlaşma, odaklanma, toplama, bir yerde toplanma, merkezcilleşme, bir
merkezde toplanma
konsantre :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centratus (centrare
(merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); concentré (fra.) * yoğunlaşmış, merkezde toplanmış,
yoğunlaştırılmış, odaklanmış, yoğun içerikli, seyreltilmemiş, saf veya yoğun
konsantrik :
lat., gre. * co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centratus
(centrare (merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) (lat.) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * aynı merkezden geçen
veya aynı merkezli, merkezdaş, eşmerkezli
konsekans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sequere, sequor (izlemek, takip
etmek, ardından gelmek) + entia (isim yapım eki) * sonuç, netice, ardıl durum;
bir eylemin veya olayın doğal sonucu, sonuç
konsekütif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sequere, sequor (takip etmek,
izlemek, ardından gelmek), sequit, secutus (takip eder, izler) + ivus (ile
ilgili, gibi) * ardışık, birbirini takip eden
konsensus :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sentire (hissetmek, duyumsamak,
sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı,
farkındalık, anlam) * fikir birliği, ortak kanaat, oydaşma, uzlaşma; bir grup
veya toplum içindeki ortak görüş veya kabul
konsepsiyon :
lat. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptio (capere (almak,
içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım
eki) ) * kavrayış, kavrama; döllenme, gebeliğin başlangıcı; bir düşüncenin veya
kavramın zihinsel doğuşu; bir eserin veya projenin ilk tasavvuru veya kurgusu
konsept :
lat. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptus (capere (almak,
içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) * alınma, kavranma, düşünce; kavram, anlaşılan
konseptüalizm :
lat., gre. * concipere (co, con (birlikte, beraber, ile) + ceptus (capere
(almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.) *
kavramların, fikirlerin veya zihinsel tasarımların öncelikli olduğu, özellikle
bireysel algı ve soyut düşüncenin esas alındığı felsefi veya sanatsal yaklaşım
konser :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + certare (mücadele etmek, yarışmak,
çabalamak, rekabet etmek) * bir sanatçının veya sanatçı topluluğunun, müzik
yapıtlarını, bir salonda, televizyonda, radyoda vb. dinleyicilere çalması,
söylemesi veya çalıp söylemesi, dinleti; müzikte birden fazla kişinin uyum
içinde birlikte performans sergilemesi; genel olarak iş birliği ve uyum içinde
ortak hareket etme durumu
konservasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza
etmek, gizlemek) + tio (isim yapım eki) * koruma, muhafaza etme, saklama; doğal
kaynakların, kültürel değerlerin veya nesnelerin zarar görmesini önleyerek uzun
süreli olarak korunması ve sürdürülebilir şekilde muhafaza edilmesi
konservatif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza
edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * değişime karşı temkinli veya eski
değerleri, düzeni koruma eğiliminde olan, koruyucu, muhafazakar
konservatör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza
edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş)
+ or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); conservateur (fra.) * koruma veya muhafaza
görevini üstlenen kimse, özellikle sanat eserleri, doğa veya kültürel mirasın
korunmasında sorumlu kişi
konservatuvar :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza
edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş)
+ or (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer veya durum eki) (lat.); conservatoire
(fra.) * müzik, sanat veya drama alanlarında eğitimin verildiği, sanatçı
yetiştiren eğitim kurumu
konserve :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + servare (saklamak, korumak, muhafaza
edilmiş, gizlemek), servatus (saklanmış, korunmuş, muhafaza edilmiş, gizlenmiş)
(lat.); conservé (fra.) * yiyeceklerin uzun süre bozulmadan saklanması için
özel yöntemlerle kapatılması sonucu elde edilen ürün
konsey :
lat. * concilium (co, con (birlikte, beraber, ile) + calare (çağırmak,
toplamak), cilium (çağrı, toplanma) ) (lat.); conseil (fra.) * bir amaç veya
karar için bir araya gelen danışma veya yönetim organı, heyet, kurul, meclis,
konsil
konsiderasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sidare (düşünmek, bakmak) (sidus,
sideris (yıldız, gök cismi; gökyüzünde görülen parlak ışık noktası veya
takımyıldız) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dikkatli
değerlendirme, önem verme, dikkate alma (gökyüzüne bakmak, gökyüzündeki
yıldızlara bakarak düşünmek bağlamında)
konsil :
lat. * concilium (co, con (birlikte, beraber, ile) + calare (çağırmak,
toplamak), cilium (çağrı, toplanma) ) (lat.); conseil (fra.) * bir amaç veya
karar için bir araya gelen danışma veya yönetim organı, heyet, kurul, meclis,
konsey
konsinye :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + signare (işaretlemek, imzalamak),
signatus (işaret, işaretlenmiş, imza, imzalanmış) (lat.); consigné (fra.) *
alıcı tarafından satıcıya bedeli henüz ödenmemiş ancak satıcı tarafından
alıcıya teslim edilmiş olan ve satışa bağlı olarak ödemesi yapılacak olan mal
veya bu işlemi tanımlayan terim
konsistan :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stare, sistere (durmak, ayakta durmak,
durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak,
duruş sergilemek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tutarlı,
uyumlu, çelişkiye düşmeyen veya birbiriyle bağdaşan
konsistans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stare, sistere (durmak, ayakta
durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak,
durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) * düşünce, eylem veya yapı
içinde değişmeyen, uyumlu ve istikrarlı olma durumu, istikrar, tutarlılık
konsol :
lat. * consolari (avutmak, teselli etmek, manevi destek vermek) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + solacium (teselli, avunç, avuntu, rahatlık, huzur)
(solari (teselli etmek, avutmak, rahatlatmak) + acium (isim yapım eki) ) *
destekleyici çıkıntı veya raf, duvara sabitlenmiş yapı öğesi; bilgisayar veya
elektronik sistemlerde kontrol paneli; oyun konsolu anlamında portatif veya
sabit oyun sistemi
konsolamentum :
lat. * consolari (avutmak, teselli etmek, manevi destek vermek) + mentum (isim
yapım eki) * Gnostik ve Kathar mezheplerinde ruhu dünyevi bağlardan arındırarak
ölüm anında huzura kavuşturduğuna inanılan kutsal tören veya ruhsal vaftiz
konsolidasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek,
sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek)
(solidus (sağlam, katı, sert, somut, yoğun, birleşmiş, bütünleşmiş) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir yapıyı, kurumu veya zihinsel durumu
daha kararlı, sürekli, dayanıklı, istikrarlı, bütünleşik, yoğun ve sağlam hale
getirme süreci
konsolide :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış,
sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) (solidare
(sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya
getirmek, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kararlı,
sürekli, dayanıklı, istikrarlı, bütünleşik, yoğun ve sağlam hale gelmiş veya
getirilmiş olan
konsolit :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış,
sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) * ana
paranın ne zaman ödeneceği belli olmayan ve yalnızca faizi ödenen devlet
tahvili
konsolos :
lat. * consul (co, con (birlikte, beraber, ile) + salire (çıkmak, atılmak; bir
göreve atılmak, girişmek; sıçramak, zıplamak, fırlamak, atlamak), sul (çıkmış,
atılmış; göreve atılmış, girişmiş) ) * yabancı bir ülkede kendi devletini ve
vatandaşlarını temsil eden resmi görevli
konsomasyon :
lat. * consumptio (consumere (tüketmek, tamamlamak) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + (sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub
(alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan
yukarıya doğru) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak,
satın almak, kurtarmak) ) + tio (isim yapım eki) * bar, gazino gibi eğlence
yerlerinde yenilip içilen, tüketilen şey, yeme içme, tüketim
konsomatris :
lat., fra. * consumere (tüketmek, tamamlamak) (co, con (birlikte, beraber, ile)
+ (sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub (alt, alta,
altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru)
+ emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak)
) + trix (yapan, eden kadın) (lat.); consommatrice (fra.) * bar müşterileriyle
sohbet edip onların içki tüketmelerini sağlayan kadın
konsome :
lat. * consumatus (tükenmiş, tamanlanmış) (co, con (birlikte, beraber, ile) +
(sumere (almak, üzerine almak, kabul etmek, tüketmek) (sub (alt, alta,
altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru)
+ emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak,
kurtarmak) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); consommé (fra.)
* özellikle et suyu veya sebze suyu süzülerek hazırlanan berrak, yoğun aromalı
çorba; mutfakta temiz ve saflaştırılmış sıvı
konson :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak), sonatus
(seslendirilmiş, sesli) (lat.); consonne (fra.) * sesli harflerle birlikte
telaffuz edilen sessiz harfleri ifade eden terim, sessiz harf; uyumlu, ahenkli
konsonans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak) + entia (isim
yapım eki) (lat.); consonance (fra.) * müzikte veya fonetikte, birden fazla
sesin uyum içinde, kulağa hoş gelecek biçimde birleşmesi; uyumlu ses birleşimi
konsonant :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + sonare (ses çıkarmak) + ens, ent (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); consonant (fra.) * kendi başına hece
olamayan ve bir ünlüyle birlikte okunan ses; sessiz harf
konsorsiyum :
lat. * consors, consortis (ortak, birlikte sahip olan) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + sors (kısmet, pay, yazgı) ) + ium (yer ve durum eki) * iki veya
daha fazla kişi, kurum veya şirketin, belirli bir amaç doğrultusunda
oluşturduğu geçici veya sürekli ortak girişim
konsort :
lat. * consors, consortis (ortak, birlikte sahip olan) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + sors (kısmet, pay, yazgı) ) * hükümdarın eşi; monarşilerde
kralın karısı veya kraliçenin kocası olarak protokolde yer alan kişi; ortak
amaçla birleşmiş müzik topluluğu veya gemi filosu
konspesifik :
lat. * co, con, com (birlikte, beraber, ile) + specificus (özgül, belirli)
(species (görünüş, tür, çeşit, cins, biçim) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak) + icus (ile ilgili, -a ait) * aynı türe ait olan, aynı
biyolojik türün bireyleriyle ilgili
konstabl :
lat. * co, con, com (birlikte, beraber, ile), comes (yoldaş, refakatçi) +
stabulum (ahır, barınak) * Orta Çağ’da saray veya orduda yüksek rütbeli
görevli; modern anlamda bir yerel kolluk kuvveti veya polis görevlisi
konstant :
lat. * constans, constant (sabit, kararlı) (con (birlikte, beraber, ile) +
stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ens,
ent, ans, ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * değişmeyen, süreklilik
gösteren, kararlılık içinde devam eden, sabit, durağan
konstantin :
lat. * constans, constant (sabit, kararlı) (co, con (birlikte, beraber, ile) +
stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) +
ineus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kararlı, sağlam, sürekli, daimi, sabit
konstellasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stellare (yıldızlarla donatmak, yıldızlandırmak,
yıldız biçimi vermek) (stella (yıldız) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) * gökyüzünde birlikte görülen yıldız topluluğu; mecazen bir şeyin
parlak veya dikkat çeken öğelerden oluşan bütünü, takımyıldız
konstipasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stipare (sıkıca doldurmak,
sıkıştırmak, bastırmak, tıkamak) + tio (isim yapım eki) * dışkının kalın
bağırsakta normalden uzun süre kalması sonucu sertleşip zor atılması durumu,
kabızlık
konstitüsyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + statuere (yerleştirmek, konumlamak,
kurmak, tesis etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * bir devletin temel
yönetim biçimini, organlarını, yetkilerini ve vatandaş haklarını belirleyen ana
yasa; ayrıca bir şeyin fiziksel veya yapısal bileşimi, düzeni, kurulum,
kuruluş, tesis
konstitüsyonel :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + statuere (yerleştirmek, konumlamak,
kurmak, tesis etmek, oluşturmak) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bir devletin anayasasına veya temel yapısına ilişkin;
bedensel yapıyla veya sağlık durumuyla ilgili
konstriksiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye
izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı
çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim
yapım eki) * bir şeyi sıkıca daraltma, büzme, sıkışma durumu; kısıtlama,
engelleme.
konstriktif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak,
sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictus (sıkı, katı, dar,
gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), strictus (sıkı,
katı, dar, gevşemeye izin vermeyen) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
daraltıcı, sıkıştırıcı, büzüp; kısıtlayıcı, engelleyici
konstriktif perikardit :
lat., gre. * constrictivus (daraltıcı, sıkıştırıcı, büzüp; kısıtlayıcı,
engelleyici) + peri (yan, çevre, etraf) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihab,
hastalık, sorun eki) * kalbi çevreleyen zarın daralmasına ve sertleşmesine
bağlı olarak kalbin normal işlevini kısıtlayan iltihabi durum
konstriktör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + stringere (germek, sıkı çekmek,
sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictus (sıkı, katı,
dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş) + or, tor
(-cı, yapan, eden eki) * bir şeyi sıkıca daraltan kas veya mekanizma; damarları
veya kan akışını daraltan yapı, daraltıcı, sıkıştırıcı
konstrüksiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek) + tio (isim yapım eki)
* inşa etme, oluşturma, yapılandırma
konstrüktif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapı, inşa)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geliştirici, yapılandırıcı, yapıcı,
inşa edici, katkı sağlayıcı
konstrüktivizm :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + struere (yapmak, yapılandırmak, inşa
etmek, oluşturmak, üst üste koyarak yığmak, düzenlemek), structus (yapı, inşa)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * gerçekliği ve bilgiyi insan zihninin aktif yapıcı
süreçleriyle şekillenen, özellikle sanat ve eğitimde yapısalcı yaklaşımı
vurgulayan bir anlayış veya felsefi akım
konsulto :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, zıplamak,
sıçramak) + tio (isim yapım eki) * birlikte danışmak, görüşmek, fikir almak
amacıyla başvurmak; bir hastalığa birkaç uzman hekimin birlikte tanı koyması
işi, konsültasyon
konsül :
lat. * consulere (danışmak, görüş almak, düşünmek, yönetmek için öngörülü
davranmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak,
zıplamak, sıçramak) ) * birlikte danışan, danışılarak seçilen, danışma görevi
yapan yüksek memur
konsültan :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, zıplamak,
sıçramak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * danışılan, danışman, görüş veren,
uzman olarak fikir bildiren
konsültasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + salire, saltare (atlamak, sıçramak,
zıplamak), saltus, saltum (atlama, sıçrama, zıplama) + tio (isim yapım eki) *
birlikte danışmak, görüşmek, fikir almak amacıyla başvurmak; bir hastalığa
birkaç uzman hekimin birlikte tanı koyması işi
konşimento :
lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + mentum (isim yapım eki) *
karşılıklı bilinen, birlikte bilinen; taşıma senedi, eşyanın tanındığını ve
teslim alınacağını gösteren belge; denizcilikte, yükleyici ile taşıyıcı
arasında düzenlenen ve yükün gemiye alındığını, cinsini, miktarını, hangi
limana götürüleceğini, kime teslim edileceğini belirten kıymetli evrak
niteliğindeki taşıma belgesi
kont :
lat. * comes (birlikte olan, beraber olan, refakat eden, refakatçi) * Orta Çağ
Avrupa’sında hükümdarla birlikte sefere çıkan ve zamanla belirli bir bölgenin
yöneticisi haline gelen, soyluluk unvanı taşıyan kişi; Eski Roma’da,
imparatorun kendisine danışman olarak seçtiği kimse; Avrupa’da, derebeylik
düzeninde derebeyi, bir bölgeyi yöneten soylu kişi
kontajiyöz :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) * dokunma yoluyla geçen, temasla
kolayca bulaşabilen, bulaşıcı
kontak :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek), tactus (dokunuş, temas) * iki şeyin fiziksel olarak birbirine değmesi,
temas kurma veya bağlantı sağlama durumu, temas
kontak anahtarı :
lat., gre., tür. * contactus (temas) (lat.) + anoigein (açmak), anoikter
(açıcı, anahtar) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * Bir elektrik veya mekanik
sistemde devreyi başlatmak, kesmek veya çalışma durumunu değiştirmek için temas
yoluyla işlev gören kumanda elemanı; bir aracın elektrik devresini açıp
kapatan, motoru çalıştırmak veya durdurmak için kullanılan bileşen
kontakt lens :
lat. * contactus (temas) + lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens,
mercek) (lat.) * doğrudan gözün korneasına temas ederek görme kusurlarını
düzeltmek amacıyla kullanılan ince mercek
kontaminant :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek), contaminare (temasla kirletmek) (contamen (temas, kirlenme) + are
(fiil mastar eki) ) + ent, ens, ant, antis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
başka bir maddeye karışarak onu kirleten, saflığını bozan, bulaştırıcı etkide
bulunan, bulaşa sebep olan
kontaminasyon :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek), contaminare (temasla kirletmek) (contamen (temas, kirlenme) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * temas yoluyla kirlenme, bozulma
veya yabancı maddelerin karışması sonucu saflığın veya temizliğin bozulması
kontamine :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek), contaminatus (temasla kirlenmiş) (contaminare (temasla kirletmek) (contamen
(temas, kirlenme) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) * yabancı veya zararlı maddelerle temas ederek kirlenmiş, saflığını
yitirmiş, özellikle mikrobiyolojik veya kimyasal açıdan bozulmuş
kontamplasyon :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + templare (gözlemlemek, zihinsel
veya görsel olarak incelemek ve anlamlandırmak amacıyla bakmak veya seyretmek)
(templum (gözlem yeri, kutsal alan, tapınak) + are (fiil mastar eki) ) + atio
(isim yapım eki) * bir nesneye, düşünceye veya duruma dikkatle, derin ve
sürekli biçimde bakma veya zihinsel odaklanma, ruhsal veya entelektüel
yoğunlaşma
kontekst :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + texere (dokumak, örmek), textus
(dokunmuş, örülmüş, dokuma, örgü, örülmüş yapı; yazılı metin) * bir kelimenin,
ifadenin veya olayın anlamını belirleyen kelimeler dizisi, durumsal çerçeve,
yani anlamı oluşturan sözcüklerin veya olayların örgülü yapısı, bağlam
kontemporer :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + temporarius (zamanla ilgili)
(tempus (zaman) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * aynı dönemde
yaşayan, aynı zamana ait olan, çağdaş
kontenjan :
lat. * contingent (contingere (dokunmak, temas etmek, rast gelmek, isabet
etmek, payına düşmek) (co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tangere
(dokunmak) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belirli bir
gruba, kuruma veya duruma tahsis edilmiş sayısal sınır, ayrılmış pay, kota,
istihkak
kontent :
lat. * co, com, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde
bulundurmak, içermek), tentus (tutulmuş, kavranmış, içinde bulundurulmuş) * bir
şeyin içinde bulunanlar, içerik, kapsam; memnun, hoşnut
kontes :
lat. * comes (yoldaş, refakatçi; kont) + issa (dişil ünvan eki) (lat.);
comtesse (fra.) * soyluluk ünvanı taşıyan kadın veya bir kontun eşi olan
aristokrat kadın
konteyner :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde
bulundurmak, içermek) * kap, yük sandığı, yük haznesi; uluslararası
standartlara sahip taşımacılık sistemi içinde verimli, güvenli ve hasarsız bir
şekilde malzeme taşıması için üretilmiş, yeniden kullanılabilir çelik kutu
şeklinde yapı
kontigü :
lat. * contiguus (dokunan, bitişik) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen)
+ tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) + osus (ile ilgili, -a ait) *
birbirine temas eden, kesintisiz bağlı, bitişik
kontinans :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, kavramak,
içinde bulundurmak, içermek) + entia (isim yapım eki) * arzuları, dürtüleri ve
tutkuları denetim altında tutma durumu; nefsi dizginleme, ölçülülük, cinsel
perhiz; bağırsak ve mesane hareketlerini kontrol etme yeteneği
kontinent :
lat. * continent (cotinere (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak,
kavramak, içinde bulundurmak, içermek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) ) *
ölçülü, itidalli, kendini tutan; kara parçalarını bir arada tutan büyük yeryüzü
kütlesi, kıta
kontinental :
lat. * continent (cotinere (co, con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak,
kavramak, içinde bulundurmak, içermek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kıta ile ilgili olan; kıta kara
parçalarına veya bunların özelliklerine ait olan
kontinuum kuvveti :
lat., ara. * continuum (süreklilik, devamlılık) (co, con (birlikte, beraber,
ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak, içermek) + osus (ile
ilgili, sıfat yapım eki) + um (durum eki) ) (lat.) + kuvvet (güç, kudret)
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kesintisiz ve sürekli bir ortam varsayımına
dayanan fiziksel sistemlerde (özellikle katı cisimler mekaniği, akışkanlar
dinamiği veya elektromanyetizmada) ortamın her noktasında tanımlanabilen,
kesintisiz ve sürekli kuvvet alanı
kontinü :
lat., ara. * continuus (sürekli, devamlı, kesintisiz) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + tenere (tutmak, kavramak, içinde bulundurmak) + osus (ile
ilgili, sıfat yapım eki) ) * kesinti olmaksızın süreklilik arz eden, aralıksız
devam eden, kopmadan birbirini izleyen, sürekli, devamlı
kontorsiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + torsio, tortio (burma, bükme,
kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek,
çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * burulma, bükülme, kıvrılma;
özellikle bitki organlarının veya vücut yapılarının kıvrılarak şekil
değiştirmesi
kontör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + putare (hesaplamak, hesaplamak,
saymak, değerlendirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); compteur (fra.) *
sayaç, hesaplayıcı; telefon, elektrik veya benzeri hizmetlerde kullanım
miktarını ölçen sayaç veya bu sayaç tarafından belirlenen ücret birimi veya
kredi
kontra :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze) *
karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze
kontra somun :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi, muhalif, karşı, aksine, yüz yüze)
(lat.) + somun (iki parça arasındaki bağlantıyı sağlayan, genellikle vida ile
kullanılan, içi dişli, altıgen veya yuvarlak küçük metal parça) (tür.) *
somunun bağlandığı yerden çözülmemesi için ters yöne döndürülerek takılan
ikinci somun
kontraksiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * kasların veya dokuların
kısalarak, sıkılaşarak veya daralarak küçülmesi; kelime, maliyet veya süre gibi
şeylerin azaltılması, kısaltılması
kontrakte :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş,
görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim
yapım eki) ) * kasılmış, çekilmiş; aç iken dolu olan safra kesesinin, yemek
yiyince kasılması
kontraktil :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) * kasılabilir, büzülebilir,
daralabilir; özellikle kaslar veya benzeri dokuların daralma yeteneği
kontraktil vakuol :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) + vacuolus (boşluk, küçük
boşluk) (vacuus (boş, içi dolu olmayan) + olus (küçültme eki) ) * tek hücreli
canlılarda fazla suyu dışarı atarak osmotik dengeyi sağlayan, kasılabilen hücre
içi boşluk.
kontraktilite :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + ilis (ile ilgili, gibi) + itas (isim yapım ve durum
eki) * kasların veya benzeri dokuların kasılma, büzülme yeteneği veya özelliği,
kasılabilirlik; kalp kasının güç üretmesi sonucu kasılmanın şiddetiyle
paralellik gösteren biyolojik durum
kontraktör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * bir iş veya hizmeti
belirli şartlarla üstlenen, sözleşme imzalayarak yükümlülük alan kişi veya
firma
kontraktür :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * kasılma; kasların,
tendonların, derinin ve yakınlardaki yumuşak dokuların kısalması
kontralto :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + altus (yüksek, yukarıda) * müzikte,
kadın veya çocuk ses aralığının altındaki, erkeklerde ise tenorun altındaki, en
düşük kadın ses türü veya bu sesle söylenen eserler
kontrapost :
lat., ita. * contraposto (contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış,
yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * görsel sanatlarda, ağırlığının büyük bir
kısmının tek ayak üzerinde olduğu, böylece omuzlarının ve kollarının eksenel
düzlemde kalçalardan ve bacaklardan eksen dışı olarak büküldüğü bir insan
figürü; figürün bir bacağı üzerinde durduğu, diğer bacağın ise hafifçe bükülü
olduğu, böylece vücutta doğal bir asimetri ve hareket hissi yaratan poz
kontrapunt :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) *
müzikte, farklı melodik çizgilerin uyum içinde ve birbirine karşılıklı olarak
işlediği, bağımsız seslerin birlikte düzenlendiği polifonik kompozisyon tekniği
kontrapuntal :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kontrapunto ile ilgili
kontrapunto :
lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + punctus (nokta, işaret, delik) * müzikteki
farklı çizgilerin birbirlerini nasıl etkilediğini ve birbirleriyle nasıl
etkileşime girdiğini tanımlayan bir müzik öğesi
kontrasepsiyon :
lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * gebe kalmayı
önleme, doğum kontrolü)
kontraseptif :
lat. * contraceptivus (doğum kontrol) (contra (karşı, zıt, ters) + ceptus
(capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * hamileliği
engelleyen, gebeliği önleyen, doğum kontrolü sağlayan
kontrast :
lat. * contra (zıt, karşıt, aksi) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak,
daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) * iki veya daha fazla
şey arasındaki belirgin farklılık, zıtlık, karşıtlık, terslik
kontrat : lat.
* co, con (birlikte, beraber, ile) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) * iki taraf arasında hukuki bağlayıcılığı olan yazılı
veya sözlü anlaşma, sözleşme
kontratabla :
lat., gre. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + tavli (tabla, tahta levha, yazı
tahtası, masa, düz yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste)
(tab (tahta, levha) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * marangozlukta,
kerestenin çalışma oranını azaltmak, çalışmasını zararsız duruma getirmek
amacıyla çapraz yapıştırma yöntemiyle hazırlanan tabla
kontratak :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + attachare (saldırmak, hücum etmek),
attactus (saldırı, hücum) * bir saldırıya karşılık olarak yapılan ani ve karşıt
saldırı, savunmadan çıkıp düşmana yönelen cevap niteliğindeki taarruz
kontravaryant funktör :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + variare (değişmek, başkalaşmak,
çeşitlenmek), variant (değişen, değişken) + functor (yerine getiren, işleyen,
yapan, yapıcı, eden, edici, işlev gören) (fungi (yerine getirmek, işlemek,
yapmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * matematikte, özellikle kategori
kuramında, bir kategoriden başka bir kategoriye giden ve her morfizmayı ters
yönde eşleyen yapı koruyucu dönüşüm; morfizmanın yönünü ters çevirerek işleyen
fonksiyonel yapı
kontrbas :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + bassus (bas, pes, alçak ses, kalın
ses) * yaylı çalgılar ailesinin en büyük ve en pes sesli üyesi olan, orkestralarda
temel bas sesleri sağlayan enstrüman
kontrbüfe :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + bufetum (yan masa, tezgah, tabure) *
hem gişe, hem tezgah hem de hafif yiyecek ve içecek servisi yapılan küçük büfe;
ev dekorasyonunda genellikle salon veya yemek odalarında kullanılan, hem
saklama hem de sergileme amaçlı geniş ve alçak dolap veya büfe türü
kontrendikasyon :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + indicatio (gösterge, işaret, belirti)
(in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + dicare
(bildirmek, belirtmek) + tio (isim yapım eki) ) * belirli bir tedavi, ilaç veya
prosedürün uygulanmasının hastaya zarar verebileceği veya yapılmaması
gerektiğini belirten durum veya neden
kontrendike :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + indicatus (belirtilmiş, belirlenmiş,
gösterilmiş, işaret edilmiş) (lat.) contre indiqué (fra.) * belirli bir hastaya veya duruma zarar verebileceği
için uygulanmaması gereken (ilaç, ameliyat, tıbbi tedavi ve müdahale)
kontrfile :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + filum (ip, ince çizgi, ince dilim,
file) + etta (küçültme eki) (lat.); contre-filet (fra.) * et ürünlerinde,
özellikle biftek ve bonfile gibi parçaların yanındaki ince ve uzun kas
liflerinden oluşan kısımlar veya etin en yumuşak ve lezzetli kısmı; fotoğraf ve
grafik sanatlarında, ana objenin arka planından ayırt edilmesini sağlayan ışık
gölge kontrastı
kontrfüj :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + refugium (re (yeniden, tekrar, geri)
+ fugere (kaçmak; sıvışmak, uzaklaşmak) + ium (isim yapım eki) ) (lat.);
contrefuge (fra.) * özellikle metalürji ve döküm sanayinde eritilmiş metalin
döndürülerek kalıplara homojen bir şekilde yayılmasını sağlayan merkezkaç
(santrifüj) yöntemine karşıt veya bunu dengeleyen ikinci bir kuvvet/sistem
kontrgerilla :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + guerilla (küçük savaş, düzensiz
savaşçı) (guerra (savaş) + illa (küçültme eki) ) * düzensiz gerilla
savaşçılarına veya isyancılara karşı devlet veya resmi güçler tarafından
yürütülen karşı-gerilla, yani asimetrik savaş yöntemleri ve operasyonlar bütünü
kontribüsyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tribuere (vermek, paylaştırmak,
bölüştürmek) + tion (isim yapım eki) * katkı; bir amaç için bir araya getirilen
para, emek veya diğer kaynaklar; ortak katılım, destek veya pay
kontribüsyon marjı :
lat., tür. * contribution (katkı) + margo, marginis (kenar, sınır; kenar
boşluğu) (lat.) + ı (iyelik ei) (tür.) * satış gelirlerinden değişken
maliyetlerin çıkarılmasıyla elde edilen değer
kontribütör :
lat. * contribuere (ortak olmak, katkıda bulunmak, pay vermek) + tor (-cı,
yapan, eden eki) * bir işe, projeye veya amaca maddi, manevi veya fikri destek
sağlayan, katkıda bulunan
kontrlateral :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + lateralis (yan, yanal) (latus (yan) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücut veya organların karşıt
tarafında bulunan, sağ ve sol gibi simetrik yapılar arasında karşı tarafta yer
alan
kontrol :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste)
* bir süreci, durumu veya sistemi izleyip düzenlemek, yönlendirmek veya
denetlemek amacıyla uygulanan işlemler bütünü
kontrol illüzyonu :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste)
+ illusio (gerçekte tezahür etmeyen bir olguyu veya olayı gerçekmiş gibi
algılatma, yanıltma, yanılsama yaratma, zihnen yanlış yönlendirme) (in (iç,
içeri, içine doğru; pekiştirme) + ludere (oynamak, eğlenmek, aldatmak) + sio,
tio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * kişinin, gerçekte
kendi kontrolü altında olmayan bir durumun veya sonucun kendi kontrolü altında
olduğuna inanması ile karakterize bilişsel çarpıtma ve öz-yeterlik algısı
durumu
kontrolör :
lat. * control (denetim) + or (-cu, yapan, eden eki) * kontrolden sorumlu
görevli, kontrol görevlisi
kontroversi :
lat. * contravertia (contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + versus (dönmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ia (isim yapım
eki) ) * görüş ayrılığı, fikir çatışması, tartışma, ihtilaf, anlaşmazlık,
çekişme
kontrpiye :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + pes, pedis (ayak) (lat.); contre-pied
(fra.) * spor, dans veya günlük dilde bir hareketi veya durumu tersine
çevirmek, beklenmedik bir yönde yapmak veya karşı yönde hareket etmek;
beklenmedik veya zıt tepki, hamle (mecazi)
kontrplak :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + placcare, placare (kaplamak,
düzleştirmek; yatıştırmak, sakinleştirmek, memnun etmek, gönlünü almak),
plactus (kaplanmış, düzleştirilmiş; yatıştırılmış) (lat.); contreplaqué (fra.)
* ince ağaç veya başka malzemelerden yapılmış katmanların (genellikle 3 veya
daha fazla) birbirine tutkalla ve presle yapıştırılmasıyla oluşturulan,
dayanıklı ve esnek özellikteki kaplama malzemesi veya levha
kontrpuan :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + punctum, punctus (nokta, ses) (lat.);
contrepoint (fra.) * müzikte, özellikle polifonik müzikte bağımsız melodik
çizgilerin karşılıklı ve uyumlu şekilde birleşerek zengin armoni ve doku
oluşturması; karşılıklı seslerin birlikte uyum içinde işlenmesi tekniği
kontuar :
lat. * computare (hesaplamak, saymak) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç
eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); comptoir
(fra.) * dükkan, mağaza veya iş yerlerinde müşteriyle hizmet veya satış
işlemlerinin yapıldığı, ön kısmı genellikle alçak ve uzun olan tezgah veya
masa; havalimanlarında yolcuların check-in işlemlerini yaptırmaları için ayrılmış
bölüm
kontur :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + torus (yuvarlak çıkıntı, kenar,
çevre; dönme, dönüş, dolanma) (lat.); contour (fra.) * bir nesnenin, şeklin
veya yüzeyin dış hatları, çevresi veya sınır çizgisi
kontür :
lat. * contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + torus (yuvarlak çıkıntı, kenar,
çevre; dönme, dönüş, dolanma) (lat.); contour (fra.) * bir nesnenin, şeklin
veya yüzeyin dış hatları, çevresi veya sınır çizgisi
kontüzyo serebri :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak,
darbelemek) + tio (isim yapım eki) + cerebrum (beyin), cerebri (beynin) *
kafaya alınan darbe sonucu beyinde lokal ezilme, morarma veya doku hasarına
neden olan, genellikle bilinç kaybı, nörolojik bulgular veya kalıcı beyin
hasarıyla sonuçlanabilen travmatik beyin zedelenmesi türü
kontüzyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + tundere (dövmek, vurmak, çarpmak,
darbelemek) + tio (isim yapım eki) * vücutta bir darbe sonucu deri bütünlüğü
bozulmadan meydana gelen ezilme, morarma veya iç kanama; kemik veya yumuşak
dokularda meydana gelen zedelenme
konu :
tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + u (isim yapım eki) * üzerine konuşulan,
yazılan, düşünülen veya tartışılan mesele; bir metnin, konuşmanın, sanat
eserinin veya bilimsel çalışmanın temel içeriğini veya odaklandığı düşünsel
alan
konuk :
tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + uk (sıfat veya isim yapım eki) * bir yere
gelip geçici olarak kalan kişi; bir kimsenin evine, iş yerine veya bulunduğu
mekana geçici süreyle davet edilen veya kendi isteğiyle gelen, ağırlanan kişi,
misafir
konuksever :
tür. * konuk (misafir) + sev (duygusal yakınlık göstermek, hoşlanmak) + er
(geniş zaman ve sıfat yapım eki) * gelen misafiri içtenlikle karşılayan,
ağırlamaktan memnuniyet duyan ve misafirperverlik gösteren kimse; toplumsal
geleneklere uygun biçimde konuklara sıcaklık, ilgi ve cömertlik sunan kişi
konum :
tür. * kon (oturmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) * bulunulan yer, yer,
mevki, lokasyon; bir nesnenin, kişinin veya yerin belli bir referans noktasına
göre bulunduğu fiziksel veya soyut yer; sosyal bağlamda statü veya görev yerini
belirtme işlevi gören terim
konuralp :
tür. * konur (esmer, açık kestane renginde olan) + alp (kahraman, yiğit, cesur,
bahadır) * cesur, yiğit kişi; Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmeti geçen,
Osman Gazi ve Orhan Gazi'nin yakın silah arkadaşlarından olan ilk Türk
kumandanlarından birinin ismi
konus medullaris :
gre. * konos (koni, konik şekil, çam kozalağı) (gre.); conus (koni, konik
şekilli) + medullaris (omurilik ile ilgili) (medulla (öz, iç kısım; omurilik)
(med (orta, orta kısım) + ulla (+ -ulla (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * omuriliğin alt kısmında, koni şeklinde
sonlanan, sinir liflerinin kuyruk sokumuna doğru dağıldığı dar ve sivri yapı
konuşmak :
tür. * ko, kon (oturmak, yerleşmek, yanına yerleşmek) + uş (işteş fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * karşı karşıya veya yanyana yerleşip iletişime geçmek,
bir yere ilişmek, yanyana bulunmak, ilişik ve bitişik halde olmak, iletişim kurmak
(con (birlikte anlamı veren son ek) (lat., ing., fra.) )
konut :
tür. * ko, kon (oturmak, yerleşmek, yanına yerleşmek) + ut (isim yapım eki) *
yerleşim amacıyla inşa edilmiş yapı, mesken, ikametgah, ev
konvalesans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + valescere (güçlenmek, iyileşmek)
(valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) ) + escere (başlamak,
olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + entia
(isim yapım eki) * hastalıktan sonra sağlığın ve güçlülüğün yavaş yavaş geri
kazanılması; iyileşme dönemi veya toparlanma aşaması, nekahet
konvalesant :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + valescere (güçlenmek, iyileşmek)
(valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) ) + escere (başlamak,
olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ens,
ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hastalıktan sonra sağlığını ve
güçlülüğünü yavaş yavaş geri kazanan; iyileşen, toparlanan, nekahette olan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder