27 Eylül 2026 Pazar

renan - rol

renan : ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses, avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) * çok ses çıkaran, çınlayan, inleyen

renanet : ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses, avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) + et (isim yapım eki) * ses çıkarma, inleme, çınlama, yankılanma

renatürasyon : lat. * re (tekrar, yeniden) + naturare (doğallaştırmak) (natura (doğum, oluşum, meydana gelme) (nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + ura (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * molekülün işlevselliğini geri kazanmasını sağlayan, yapısı (denatürasyon ile) bozulmuş protein veya DNA moleküllerinin, uygun koşullar altında yeniden doğal, işlevsel üç boyutlu sarmal yapısına dönmesi süreci, yeniden doğallaşma

renc : far. * renc (sıkıntı, eziyet, ağrı, acı, keder) * sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım

renc-ber : far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak taşıma gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi

rencide : far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım) + idan (fiil mastar eki) * sıkıntı, zahmet, zorluk, eziyet çekmek

rençber : far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet, zorluk, eziyet çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak taşıma gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi (ranch (çiftlik) (ing.) )

rençper : far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak taşıma gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi (ranch (çiftlik) (ing.)

rende : far. * randidan (kazımak, yontmak, aşındırmak, törpülemek) * kazıma, yontma, aşındırma, törpüleme işlemi ve aleti (render (parçalayıcı) (ing.), Rand (kenar) (alm.) )

rengarenk : far. * rang, reng (boya, renk, hile) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + rang, reng (boya, renk, hile) * birçok farklı rengi içinde barındıran, çok renkli, alacalı veya çeşitli renklerde olan

rengin : far. * rang, reng (boya, renk, hile) + in (ile ilgili, -a ait) * renkli, parlak, güzel renkli, canlı ve süslü; kadın ismi

reniform : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * böbrek biçiminde veya böbreğe benzeyen, böbrek biçimli

renim : ara. * ranama (makamla söylemek, güzel sesle şarkı söylemek, nağme yapmak, sözü hoş bir edayla dile getirmek), terennum (makamla söyleme, güzel sesle şarkı söyleme, nağme yapma, sözü hoş bir edayla dile getirme) * uzaktan duyulan güzel ses, çığlık, bağırma, terennüm edilen (mırıldanılan) şarkı, Türkü söyleme

renin : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + in (kimyasal madde eki) (lat.) * böbrekler tarafından üretilen ve kan basıncını (tansiyonu) ile vücuttaki sıvı-tuz dengesini düzenleyen, kan basıncı düştüğünde, vücut susuz kaldığında veya sodyum azaldığında salgılanarak Renin-Anjiyotensin-Aldosteron Sistemi (RAAS) adı verilen zincirleme bir mekanizmayı başlatan aspartik proteaz enzim ve hormon

renin-anjiotensin : gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + tensin (protein belirtici ifade) (tensio (gerilme, gerilim, tansiyon) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * vücudun kan basıncını (tansiyon), kan hacmini ve sıvı-elektrolit dengesini düzenleyen, damarları daraltarak (vazokonstrüksiyon) kan basıncını yükselten ve böbreklerden su/tuz tutulmasını artırarak kan hacmini artıran hormonal mekanizma

renk : far. * rang, reng (boya, renk, hile) * beyaz ışğın cam nesneye çarpıp kırılarak spektrumuna (tayfına) ayrılması olayının gözün ağ tabakasına (retina) ulaşmasıyla oluşan görsel bir algı; elektromanyetik tayfın 380-750 nanometre dalga boyundaki görünür ışık spektrumu

renk kartelası : far., gre., lat. * rang, reng (boya, renk, hile) (far.) + khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + ella (küçültme eki) (lat.); ello (ita.) + sı (iyelik eki) (tür.) * boya, tekstil, dekorasyon ve matbaa gibi sektörlerde, mevcut renk tonlarını, kodlarını ve uyumlarını gösteren basılı rehber veya çizelge

renk körlüğü : far., tür. * rang, reng (boya, renk, hile) + kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + lük (isim yapım eki) + ü (iyelik eki) (tür.) * gözün retinasındaki koni hücrelerinin renk algısını sağlayan pigmentleri üretememesi veya eksik üretmesi sonucu, özellikle kırmızı, yeşil ve mavi tonlarının ayırt edilemediği, en yaygın türü kırmızı-yeşil renk körlüğü olan kalıtsal bir görme bozukluğu, renk körlüğü, daltonizm

renkser : far. * rang, reng (boya, renk, hile) (far.) + sar, ser (-cı, yapan, eden eki) (tür.) * renklerle ilgili olan, renkçil, kromatik; ışığın farklı renklerinin farklı kırılmasıyla ilgili

rennan : ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses, avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) * çok ses çıkaran, çınlayan, inleyen

rennellia : lat. * Rennell (İngiliz doğa bilimci James Rennell'in soyadından) + ia (isim yapım eki) * Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyasına ait, tropikal bölgelerde yetişen çiçekli bitki cinsi

renografi : gre. * renes (böbrek) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreklerin kanlanmasını, süzme (fonksiyon) kapasitesini ve idrar çıkışını değerlendirmek için damar yoluyla radyoaktif madde verilerek yapılan bir nükleer tıp görüntüleme yöntemi

renogram : gre. * renes (böbrek) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * damar yoluyla çok az miktarda radyoaktif madde (radyoizotop) enjekte edilerek ve gama kamerası kullanılarak böbreklerin bu maddeyi nasıl işleyip idrar yollarına aktardığının grafik olarak görüntülendiği, böbreklerin kan akışını, fonksiyonunu (çalışma düzeyini) ve idrar boşaltım sistemini değerlendirmek için kullanılan bir nükleer tıp testi

renovasküler : gre., lat. * renes (böbrek) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * böbrek damarlarıyla ilgili olan; böbrek damarlarıyla ilgili olan

renovasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) * eskiyen, hasar gören veya işlevini yitiren yapıların, daha kullanışlı, estetik ve verimli hale getirilmesi için, modern ihtiyaçlara göre onarılması, yenilenmesi ve modernize edilmesi işlemi; bir yapı, mekan veya sistemin eski halini yenileyerek modernize edilmesi, onarılması ve tekrar kullanıma uygun hale getirilmesi süreci

renove : lat. * renovatus (re (yeniden, tekrar, geri) + novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * onarım ve yenileme işlemlerinden geçirilerek yeniden kullanıma uygun, modern hale getirilmiş

renyum : lat. * rhenus (Ren nehri kökünden türetilmiş, elementin keşfedildiği Avrupa bölgesine atfen) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 75, simgesi Re olan, çok yüksek erime noktasına sahip, nadir bulunan geçiş metali elementi

reoloji : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheos (akış, akıntı) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * maddelerin akış ve deformasyon davranışlarını, özellikle katı-sıvı arası özelliklerini inceleyen bilim dalı, akış bilimi

reomakrodeks : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + makros (uzun, büyük) + dextran (bakteriyel kökenli polisakkarit) (dextrum (sağ, sağdaki) + an (doymuş hidrokarbon eki; alkan eki) ) * damar içi sıvı hacmini artırmak ve kanın akışkanlığını düzenlemek amacıyla kullanılan, dekstran esaslı plazma genişletici tıbbi solüsyon

reometre : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + metron (ölçü) * sıvı, yarı katı veya viskoelastik maddelerin akış özelliklerini, viskozitesini ve deformasyona karşı davranışını ölçen laboratuvar test cihazı

reomür : fra. * Réaumur (Fransız fizikçi René Antoine Ferchault de Réaumur'ün soyadından) * sıcaklık ölçümünde kullanılan, suyun donma noktasını 0°, kaynama noktasını 80° kabul eden eski bir termometre ölçeğini ifade eden sıcaklık birimidir

reorganizasyon : lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir kurumun, sistemin veya yapının mevcut düzenini değiştirerek daha verimli hâle getirmek amacıyla yeniden yapılandırılması süreci, yeniden örgütlenme, yeniden organize olma

reosta : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + histemi (dikmek, yerleştirmek, durdurmak, durmak, ayakta tutmak), stasis (durma, duruş, durum, sabitlik), states (duran, durduran, sabitleyen) * elektrik devrelerinde akımı ayarlamak için direnci değiştirilebilen, akımın şiddetini kontrol etmeye yarayan ayarlı direnç aygıtı

repaglinid : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + prandialis (yenek sonrası) + glinid (meglitinid türevi nonsülfonilüre insülin salgılatıcıları (repaglinid, nateglinid, mitiglinid) için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen ortak son ek) * pankreastan insülin salgılanmasını artırarak kan şekerini düşüren, tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik etken madde (C27H36N2O4)

reparasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin hasar gördükten sonra eski haline getirilmesi, onarılması veya telafi edilmesi süreci, onarım, tamirat

reparatif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, temin edilmiş, edinilmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * onarmaya, düzeltmeye veya eski haline getirmeye yönelik olan, iyileştirici nitelik taşıyan, onarıcı, tamir edici

repare : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, temin edilmiş, edinilmiş) * onarılmış, tamir edilmiş

repellent : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pellere (itmek, sürmek, kovmak, savmak, ilerletmek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * kovan, uzaklaştiran, savan; böcek, hayvan veya istenmeyen unsurları uzaklaştıran, iten veya kaçıran (madde veya etki)

repertuar : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + torium (isim yapım eki) (lat.); répertoire (fra.) * bir sanatçının, topluluğun veya kurumun icra edebileceği eserlerin tamamı, sunabileceği hazır eser listesi veya programı

repertuvar : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + torium (isim yapım eki) (lat.); répertoire (fra.) * bir sanatçının, topluluğun veya kurumun icra edebileceği eserlerin tamamı, sunabileceği hazır eser listesi veya programı

repetetif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + petatus (yönelinmiş, istenmiş, dilenmiş, talep edilmiş, arzu edilmiş) (petere (yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek, talep etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * tekrarlı, sürekli tekrar eden

repetisyon : lat. * repetere (tekrarlamak, yinelemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + petere (yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek, talep etmek) ) + tio (isim yapım eki) * tekrar, yineleme

repetti diskontinüitesi : ita., lat. * repetti (İtalyan jeofizikçi Walter Repetti’nin soyadından) (ita.) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * Dünya’nın derin iç yapısında, üst ve alt manto arasında özelliklerin değiştiği düşünülen sismik geçiş bölgesi

replantasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + plantare (dikmek, ekmek, yerleştirmek) + tio (isim yapım eki) * kaza veya travma sonucu vücuttan tamamen kopan parmak, el, kol veya bacak gibi uzuvların, mikrocerrahi yöntemler kullanılarak yeniden yerine dikilmesi işlemi

replasman : lat., gre., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + plateia (geniş yol) (gre.); platea (açık alan, geniş yer), placiare, placeare (uygun yere koymak, düzenlemek, yerleştirmek) + mentum (isim yapım eki) (lat.); place (yer, konum), placement (placer (yerleştirmek, koymak, konumlamak) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * kaybedilen, çıkarılan veya işlevini yitiren bir şeyin yerine yenisinin konulması, yerine koyma veya ikame etme işlemi

replik : lat., fra. * replicatus (tekrar katlanmış, yeniden düzenlenmiş, çoğaltılmış veya bir şeyin kopyalanarak yeniden oluşturulmuş) (re (yeniden, tekrar, geri) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); réplique (yanıt, cevap) (fra.) * tiyatro, film veya günlük konuşmada bir kişiye verilen cevap niteliğindeki söz; ayrıca bir söyleme karşılık olarak verilen kısa yanıt veya karşılık cümlesi

replika : lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) * herhangi bir eserin, birebir ölçüleriyle veya daha küçük ölçülerle orijinaline dayanarak, aslına birebir benzetilerek kopyalanmış hali

replikasyon : lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) + tio (isim yapım eki) * DNA’nın kendini kopyalayarak yeni bir DNA oluşturması süreci; bir şeyin aynısının biyolojik veya teknik olarak yeniden üretilmesi, çoğaltılması işlemi

replikatif : lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * DNA replikasyonuna ilişkin olan, kopyalama/çoğalma süreciyle ilgili

replike : lat., fra. * replicatus (tekrar katlanmış, yeniden düzenlenmiş, çoğaltılmış veya bir şeyin kopyalanarak yeniden oluşturulmuş) (re (yeniden, tekrar, geri) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); répliqué (fra.) * DNA veya hücre materyalinin kendini kopyalayarak çoğalmış; bir şeyin aynısının üretilmiş veya kopyalanmış

replum : lat. * replum (kapı kanadı, kapı çerçevesi; bölme, ayırıcı yapı) (re (yeniden, tekrar, geri) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + um (isim yapım eki) ) * bitkilerde özellikle baklagiller ve turpgillerde, meyve duvarlarının ayrılmasından sonra tohumları taşıyan ve bölmeleri birbirine bağlayan yalancı bölme yapısı, yalancı bölme

repo : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + purchase (satın alma) (ing.) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.) ) * finans piyasalarında bir menkul kıymetin belirli bir fiyattan satılıp daha sonra daha yüksek bir fiyattan geri alınması esasına dayanan, kısa vadeli borçlanma ve likidite sağlama işlemi

repressör : lat. * (yeniden, tekrar, geri) + pressio (premere (basmak, bastırmak, sıkmak, üzerine ağırlık koymak), pressare (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak), pressus (sıkma, bastırma, sıkıştırma) + sio (isim yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * genetikte belirli bir genin ifade edilmesini baskılayan ve transkripsiyonu engelleyerek protein sentezini kontrol eden düzenleyici molekül veya protein

represyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pressio (premere (basmak, bastırmak, sıkmak, üzerine ağırlık koymak), pressare (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak), pressus (sıkma, bastırma, sıkıştırma) + sio (isim yapım eki) ) * psikolojide bireyin kabul edilemez düşünce, duygu ve dürtülerini bilinçdışına iterek zihinsel olarak bastırma süreci

reprezant : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + praesentare (sunmak) (prae (ön, önce, evvel) + esse (olmak) + entia (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + ent (-cı, yapan, eden eki) * tıbbi cihaz veya ilaç firmalarının ürünlerini doktorlara, eczanelere ve sağlık kuruluşlarına tanıtan, pazarlayan ve satışını gerçekleştiren "ilaç mümessili" veya "tıbbi satış temsilci

reprezentasyonel : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + praesentare (sunmak) (prae (ön, önce, evvel) + esse (olmak) + entia (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin zihinsel, sembolik veya görsel olarak temsil edilmesiyle ilgili, temsile dayalı

reprint : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + premere (basmak, bastırmak, sıkmak, üzerine ağırlık koymak) (lat.); print (basmak, yazmak, damga vurmak) (ing.) * daha önce basılmış veya yayımlanmış bir metnin, belgenin veya eserin yeniden basılması veya tekrar yayımlanması

reproduktif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ductus (yönlendirilmiş, çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş, götürülmüş) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * canlı organizmaların kendilerine benzer yeni bireyler oluşturma yeteneğiyle ilgili, üreme süreciyle ilgili

reprodüksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir eserin, görüntünün, sesin veya sanat yapıtının aslına uygun biçimde yeniden üretilmesi veya çoğaltılması işlemi

reprodüktif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * üremeye ilişkin, üreme ile ilgili, çoğalabilen; canlıların üreme ile ilgili süreçlerini, organlarını veya işlevlerini ifade eden, çoğalma ve nesil oluşturma yeteneği ile ilgili

reptans : lat. * repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek) + ent, ens (ile ilgili, -a ait) * sürünücü, yayılan, yerde sürünen

reptil : lat. * repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek), reptus (sürünmüş, emeklemiş, sürüklenmiş) + ilis (ile ilgili, -a ait) * omurgalı hayvanlar içinde genellikle pullu deri yapısına sahip, soğukkanlı, çoğunlukla yumurtlayarak çoğalan ve hareket ederken yere yakın şekilde sürünme veya emekleme eğilimi gösteren hayvanlar sınıfına ait olan, sürüngen

reptilia : lat. * repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek), reptus (sürünmüş, emeklemiş, sürüklenmiş) + ilis (ile ilgili, -a ait) + ia (taksonomik çoğul eki) * omurgalı hayvanlar içinde genellikle pullu deri yapısına sahip, soğukkanlı, çoğunlukla yumurtlayarak çoğalan ve hareket ederken yere yakın şekilde sürünme veya emekleme eğilimi gösteren hayvanlar sınıfı, sürüngenleri kapsayan omurgalılar sınıfı, sürüngenler

repulsiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio (isim yapım eki) * bir nesnenin başka bir nesneyi kendisinden uzaklaştırması veya fiziksel, elektriksel veya duygusal düzeyde itme ve uzaklaştırma etkisi oluşturma durumu; itme, iticilik, tiksinti; nefret

repunit : lat. * repetere (tekrarlamak, yinelemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + petere (yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek, talep etmek) ) + unitas (birlik, birim, bir olma) (unus (bir, tek) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); repunit (ing.) * matematikte kullanılan ve sadece 1 rakamlarının tekrarlanmasıyla oluşan yani tüm basamakları 1 olan sayıları ifade eden bir terim

re's : ara. * ra’s, re's (baş, kafa, tepe, uç; reis) * baş, kafa, tepe, uç; reis

resedaceae : lat. * resedare (yatıştırmak, sakinleştirmek) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * lahana, hardal, turp, brokoli ve kapari gibi pek çok önemli sebze ve çiçekli bitkiyi içeren Brassicales (lahanasiller, lahanagiller) takımına bağlı, Reseda cinsini ve akraba bitkileri kapsayan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan bir bitki familyası, muhabbetçiçeğigiller, gerdanlığıgiller

resen : ara. * ra's, re's (baş, kafa, tepe, uç) + en (gibi, olarak) * kendi başına, kendiliğinden, bizzat; kimseye danışmadan, müstakil olarak; doğrudan doğruya

resepsiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir yeri, kişiyi veya durumu karşılama, kabul etme ve özellikle otellerde gelen misafirleri kayıt altına alma ve yönlendirme işlemi; otel, hastane, iş merkezi veya büyük ofis gibi kurumların girişinde bulunan, ziyaretçilerin veya müşterilerin karşılandığı, kayıt işlemlerinin yapıldığı ve yönlendirildiği karşılama bölümü

resepsiyonist : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) + ista (-cı, yapan, eden) * otel, hastane, klinik, kurumsal ofis veya güzellik salonu gibi işletmelerde ziyaretçileri karşılayan, kayıt işlemlerini yapan, telefon trafiğini yöneten ve genel idari destek sağlayan profesyonel kişi, ön büro görevlisi

reseptivite : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * bir canlının, yapının veya sistemin dış uyaranları alma, kabul etme ve bunlara duyarlı olma kapasitesi; rahim iç tabakasının (endometrium) embriyoyu kabul etmeye, tutunmaya ve beslemeye hazır olduğu "alıcı" durum (tıp dilinde, özellikle tüp bebek tedavilerinde "endometrial reseptivite")

reseptör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * alıcı, kapıcı, kavrayıcı; bir elektrik akımını alarak başka bir güce çeviren cihaz, almaç; uyarıları alabilen, duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları; hücre yüzeyinde veya içinde bulunan ve belirli kimyasal sinyalleri (hormon, nörotransmitter vb.) algılayarak bunlara karşı biyolojik yanıt oluşturan protein yapılı alıcı molekül, algaç

reses : lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) * ara, teneffüs, tatil veya kuytu yer; baskın (dominant) olmayan, sadece saf döl olduğunda etkisini gösteren çekinik gen

resesif : lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çekinik; genetikte heterozigot durumda fenotipte etkisini göstermeyip baskın alel tarafından gizlenen, ancak homozigot olduğunda ortaya çıkan (gen); genlerin ve kontrol ettikleri fiziksel özelliklerin çocukta ortaya çıkmasının ancak her iki ebeveynin de kontrol eden geni sağlaması durumuna bağlı olan

resesyon : lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) + sio (isim yapım eki) * gerileme, geriye gitme; ekonomide üretim, istihdam ve gelir seviyelerinde genel düşüşle karakterize edilen ve ekonomik faaliyetin belirgin şekilde yavaşlaması

reshep : aka. * reseph (fırtına, salgın hastalık ve savaşla ilişkilendirilen Kenan kökenli tanrı adı) * Antik Yakın Doğu ve Mısır inanç sistemlerinde savaş, yıkım, salgın hastalık ve şimşekle ilişkilendirilen, özellikle Kenan mitolojisinden Mısır panteonuna da geçmiş olan tanrı figürü

resif : fra. * récif (deniz içinde veya kıyıya yakın bölgelerde su yüzeyine yakın yükselen kaya veya mercan oluşumu; dalgakıran yapı) * deniz tabanında mercanların, kayaçların veya benzeri biyolojik/jeolojik birikimlerin oluşturduğu, su yüzeyine yakın veya yüzeye yakın yükselen doğal yapı; özellikle mercanların oluşturduğu ekosistemler bütünü

resim : ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * bir nesnenin, kişinin veya düşüncenin görsel olarak çizim, fotoğraf, gravür veya dijital yöntemlerle iki boyutlu bir yüzeyde temsil edilmesi sonucu oluşan görsel ifade

resiniferatoksin : lat., gre. * resina (reçine; ağaç ve bazı bitkilerden salgılanan yapışkan organik madde) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) (lat.) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bazı bitkilerde bulunan reçine benzeri maddelerle ilişkili toksik bileşiklerin genel adlandırılmasında kullanılan, biyolojik sistemlerde zehirleyici etki gösteren madde grubu; acı biberde bulunan kapsaisinin son derece güçlü, doğal olarak oluşan bitki bazlı bir reçine versiyonu

resiprok : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + vicis (yer değiştirme, karşılıklı olma) + icus (ile ilgili, -a ait) * karşılıklı olarak birbirine etki eden, karşılıklı, mütekabil

resiprokal : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + vicis (yer değiştirme, karşılıklı olma) + icus (ile ilgili, -a ait) + alis (ile ilgili, -a ait) * karşılıklı olacak şekilde, karşılıklı olarak

resistan : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * dış etkilere karşı koyabilen, dayanıklı, direnç gösteren

resistans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + entia (isim yapım eki) * bir etkiye karşı koyma durumu veya özelliği; bir iletkenin elektrik akımının geçişine karşı gösterdiği, iletkenin yapısına, uzunluğuna ve kesitine bağlı olarak değişen ve akımın şiddetini sınırlayan karşı koyma özelliği, direnç, direnç

resistif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ivus (ile ilgili, -a ait) * elektrik akımına karşı direnç gösterme özelliğine sahip olan, akımın geçişini zorlaştırarak enerji kaybına yol açan özellikte bulunan, direnç gösteren

resistör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * direnen, karşı koyan; elektrik devrelerinde akımın şiddetini sınırlamak, gerilimi düşürmek veya enerji dağılımını düzenlemek amacıyla belirli bir direnç değeri sağlayacak şekilde tasarlanmış devre elemanı

resital : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + alis (ile ilgili, -a ait) * genellikle bir sanatçının tek başına veya küçük bir grupla sahnede, belirli bir repertuvarı dinleyici önünde icra ettiği müzik veya performans gösterisi

resitatif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + ivus, tivus (ile ilgili, -a ait) * operalarda ve vokal eserlerde melodiden çok konuşma ritmine yakın bir ezgiyle, metni doğal konuşma akışına benzer biçimde aktararak anlatım işlevi taşıyan (müzik bölümü)

resm : ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek) * bir nesnenin, kişinin veya düşüncenin görsel olarak çizim, fotoğraf, gravür veya dijital yöntemlerle iki boyutlu bir yüzeyde temsil edilmesi sonucu oluşan görsel ifade, şekil, biçim, form, tasvir, desen

resmen : ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + en (gibi, olarak) * resmi olarak, resmi nitelik kazanmış biçimde, kesin ve açık şekilde

resmi : ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + i (ile ilgili, -a ait) * bir devlet, kurum veya yetkili makam tarafından kabul edilmiş, onaylanmış veya düzenlenmiş olan; resmi nitelik taşıyan ve hukuki veya kurumsal geçerliliği bulunan, ofisiyel, kesin ve açık şekilde olan

resm-i geçit : ara. * resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + i (tamlama eki) + geçit (bir yerden başka bir yere hareket etmek için vasıta olan yol, geçilen yer, geçme yeri, geçiş yeri; geçme, geçiş) * Askeri bir kıt'anın yahut bir mektebin talebelerinin gösteri mahiyetinde geçişi. Geçit resmi;

resm-i gümrük : ara., gre., lat., tür. * resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + i (tamlama eki) + kommerkion (ticaret; ticaret vergisi, gümrük resmi) (gre.); commercium (ticaret) (lat.); kümrük, komruk (vergi, ticaret geçiş ücreti) (tür.) * bir devletin sınır kapılarından geçen mal ve eşyadan, ülkeye giriş veya çıkış sırasında resmi makamlarca alınan vergi, harç ve denetim bedeli, gümrük vergisi; Osmanlı İmparatorluğu'nda ithal veya ihraç edilen mallardan alınan gümrük vergisi veya harcı

resort : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sors, sortis (kader, pay, seçim) * genellikle tatil amaçlı kullanılan, konaklama, yeme-içme ve çeşitli eğlence hizmetlerinin bir arada sunulduğu, turistik tesis veya tatil kompleksi; son çare olarak başvurulan yöntem

respirasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak) + tio (isim yapım eki) (lat.); respiration (fra.) * canlı organizmalarda oksijenin alınması ve karbondioksitin verilmesi yoluyla gerçekleşen, hücresel düzeyde enerji üretimini mümkün kılan solunum süreci ve gaz alışverişi olaylarının bütünü, nefes alıp verme, solunum

respiratuar : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.); respiratoire (fra.) * solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan yapılarla ilişkili bulunan

respiratuar distres sendromu : lat., gre. * respiratorius (solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan yapılarla ilişkili bulunan) + districtus (kişinin zor durumlara ve bunların sonucunda ortaya çıkan etkilere tam olarak uyum sağlayamadığı ve uyumsuz davranışlar sergilediği antipatik bir durum, sıkıntı) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * akciğerlerin immatüritesi ve sürfaktan eksikliğinden dolayı akciğerlerde oluşan gaz değişimi yetersizliğine bağlı olarak oksijenlenmenin bozulduğu, ciddi nefes darlığı ve solunum yetmezliği ile seyreden ve çoğunlukla yenidoğanlarda veya ağır akciğer hasarlarında ortaya çıkan klinik durum

respiratuvar : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.); respiratoire (fra.) * solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan yapılarla ilişkili bulunan

respiratuvar arrest : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.); respiratoire (fra.) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + restare (kalmak, durmak) (lat.); arrest (durdurma, tutuklama) (ing.) * solunumun ani olarak tamamen durması sonucu vücuda oksijen girişinin kesildiği ve acil müdahale edilmediğinde hızla hayati tehlike oluşturan klinik durum

respons : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spondere (yanıt vermek, söz vermek) + entia (isim yapım eki) (lat.); réponse (cevap, yanıt) (fra.) * bir uyarı, soru, durum veya uyarana karşı verilen sözlü, yazılı, davranışsal veya fizyolojik nitelikteki yanıt veya tepki, karşılık verme eylemi ve sonucu, cevap, yanıt

responsif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spondere (yanıt vermek, söz vermek) + entia (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); responsive (ing.) * bir uyarı, soru veya dış etkiye karşı hızlı ve uygun biçimde tepki verebilme, yanıt oluşturabilme yeteneğine sahip olan; fizyolojik, psikolojik veya sistem düzeyinde gelen uyarana karşı etkin cevap üreten

ress : ara. * rassa (gömmek, yerleştirmek; kuyuya atmak, toprağa gizlemek) * taşla yapılmış, taşla örülmüş kuyu; Semud taifesinden kalmış bir kuyunun adı; maden

ressam : ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * çizgi, boya veya çeşitli görsel teknikler kullanarak nesne, insan, doğa veya soyut kavramları estetik bir biçimde tasvir eden, bunu meslek veya sanat olarak icra eden kişi, resim sanatçısı

REST : ing * representational (temsili) + state (durum) + transfer (aktarım) * web servislerinin HTTP üzerinden çalışmasını sağlayan yazılım mimarisi

rest : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) * bir bütünün kullanılmasından veya ayrılmasından sonra geriye kalan kısım; dinlenme veya hareketsiz kalma durumu

restant : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * bir bütünün tüketilmesi, ayrılması veya kullanılması sonrasında geriye kalan, henüz bitmemiş veya elde mevcut bulunan, kalan, bakiye olan

restionaceae : lat. * restio (bitki cinsi) (restis (ip, halat, sicim) + io ile ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Poales (saz çiçekliler) takımına bağlı, çoğunlukla Güney Yarımküre’de, özellikle Güney Afrika ve Avustralya’da yayılış gösteren, ince ve kamışımsı gövdeli, dış görünüş olarak kındıra ve saza benzeyen, çoğunlukla çok yıllık otsu bitkileri içeren bitki familyası, restiogiller

restitüsyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + statuere (yerleştirmek, konumlamak, kurmak, tesis etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin kaybolan, bozulan veya değişen durumunun aslına uygun biçimde yeniden kurulması, iade edilmesi veya eski haline getirilmesi; sanat ve mimarlıkta bir yapının geçmişteki özgün durumunun bilimsel verilere dayanarak yeniden ortaya konulması süreci

restleşmek : lat., tür. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) (lat.) + leş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * taraflar ellerindeki tüm imkanı veya kozları ortaya koyarak geri adım atmaksızın sonuna kadar karşı karşıya gelmek, kesin bir hesaplaşmaya girmek

restoran : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * insanların ücret karşılığında yemek yiyip içebildiği, hazır yiyecek ve içeceklerin servis edildiği, genellikle oturma düzeni ve hizmet personeli bulunan açık veya kapalı yeme-içme işletmesi

restorasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * bozulan, yıpranan veya tarihsel süreç içinde değişmiş bir yapı, eser veya sistemin, bilimsel ve teknik yöntemlerle aslına en yakın haline getirilerek yeniden kurulması, onarılması ve eski durumunun kazandırılması süreci

restoratif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + ivus, tivus (ile ilgili, -a ait) * yıpranmış, tükenmiş veya bozulan bir yapıyı, işlevi veya organizmayı yeniden eski dengesine ve işlevselliğine yaklaştırma özelliği taşıyan; onarıcı, toparlayıcı ve yeniden düzenleyici etki gösteren; fonksiyonu, estetiği, sağlığı geri kazandırmak amacıyla yapılan (işlem)

restore : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + tus (geçiş zaman ve sıfat yapım eki) * aslına uygun biçimde onarılarak yeniden eski durumuna getirilmiş ve tekrar kullanılabilir veya görülebilir hâle getirilmiş

restriksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + strictio (stringere (bağlamak, zincirlemek, prangalamak) (stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyin kapsamının, hareket alanının veya kullanımının bilinçli olarak sınırlandırılması, daraltılması veya kontrol altına alınması; sınırlama, kısıtlama

restriktif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + strictio (stringere (bağlamak, zincirlemek, prangalamak) (stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir durum, sistem veya organizmada işlevin, hareketin veya genişlemenin bilinçli veya fizyolojik olarak sınırlandırıldığı, daraltıcı etki gösteren ve genişlemeyi/kullanımı kısıtlayan özellikte olan, sınırlayıcı, kısıtlayıcı

resul : ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme, yollama, sevk, salma) * gönderilen, elçi; Allah tarafından insanlara mesaj iletmek, dini buyrukları bildirmek ve yol göstermek üzere seçilip gönderilen peygamber veya elçi

resupinat : lat. * resupinatus (geriye doğru bükülmüş, ters dönmüş) (resupinare (geriye yatırmak, sırtüstü çevirmek) (re (yeniden, tekrar, geri) + supinare (arkaya yatırmak, sırtüstü çevirmek) ) + atus (sıfat yapan ek) * özellikle botanikte bir organın normal konumuna göre ters dönmüş veya 180° çevrilmiş olması; çiçeklerde, yapraklarda veya mantarların meyve gövdelerinde üst-alt yöneliminin tersine dönmesi, ters dönük, sırtüstü konumlu

resusitasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tio (isim yapım eki) * solunum veya dolaşım gibi yaşamsal fonksiyonları durma noktasına gelmiş bir kişinin veya organizmanın, tıbbi müdahalelerle yeniden hayata döndürülmesi ve temel yaşamsal işlevlerinin yeniden çalışır hâle getirilmesi; dirilme, diriltme, yeniden canlanma, yeniden calandırma

resül : ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme, yollama, sevk, salma) * gönderilen, elçi; Allah tarafından insanlara mesaj iletmek, dini buyrukları bildirmek ve yol göstermek üzere seçilip gönderilen peygamber veya elçi

re's-ül mal : ara. * ra's, re's (baş, kafa, tepe, uç) + el (ön ek, artikel) + mal (para; mülk edinilen eşya) * bir ticari veya finansal işlemde kullanılan ana sermaye miktarı, faize veya kazanca esas olan başlangıç parası veya yatırımın temel değeri, ana para, sermaye

resülullah : ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), rasul (gönderilen, elçi) + el (ön ek, artikel) + allah (Allah) * İslam inancında Allah tarafından insanlara vahiy iletmek, dini tebliğ etmek ve örnek olmak üzere gönderilmiş elçi olan peygamberi ifade eden ünvan, Allah’ın gönderdiği, Allah’ın resulü, Allah’ın elçisi

resüreksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + surgere (ayağa kalkmak, yükselmek, doğrulmak, dikilmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + regere (doğrulmak, dikilmek) ) + tio (isim yapım eki) * ölü kabul edilen bir kişinin veya durmuş kabul edilen yaşamsal fonksiyonların yeniden canlandırılması, tekrar hayata döndürülmesi, yaşamın yeniden başlaması, diriliş, dirilme, canlanma

resürjans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + surgere (ayağa kalkmak, yükselmek, doğrulmak, dikilmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + regere (doğrulmak, dikilmek) ) + entia (isim yapım eki) * zayıflamış, gerilemiş veya duraklamış bir sürecin, hastalık hâlinin veya yapısal durumun yeniden canlanması, güç kazanması ve aktif hâle dönmesi; karstik bölgelerde yer üstündeki akarsuların düden veya obruk gibi boşluklardan yer altına girip, bir süre yeraltında aktıktan sonra tekrar yeryüzüne çıktığı bol akımlı karstik kaynak

resüsitasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tio (isim yapım eki) * solunum veya dolaşım gibi yaşamsal fonksiyonları durma noktasına gelmiş bir kişinin veya organizmanın, tıbbi müdahalelerle yeniden hayata döndürülmesi ve temel yaşamsal işlevlerinin yeniden çalışır hâle getirilmesi; dirilme, diriltme, yeniden canlanma, yeniden canlandırma

resüsite : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yeniden canlandırılmış, diriltilmiş

reşad : ara. * ruşd (doğruluk), raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak, olgunlaşmak), raşid (doğru yolu bulan, hidayete eren, doğru yolda olan) * doğru yolu bulma, hidayet bulma, doğru yolda olma; erkek ismi

reşadiye : ara. * reşad (doğru yolu bulma, hidayet bulma, doğru yolda olma; erkek ismi ) + iye (yer ve durum eki) * Tokat’ın bir ilçesi

reşat : ara. * ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl erdirme, erginlik), raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak, olgunlaşmak), raşid (doğru yolu bulan, hidayete eren, doğru yolda olan) * doğru yolu bulma, hidayet bulma, doğru yolda olma; erkek ismi

reşha : ara. * raşaha (serpilmek, sızmak, damlamak, salgılanmak) * serpinti, sıçrantı, sızma, sızıntı, terleme; damla, katre, ter, rutubet, nem, yaşlık

reşid : ara. * raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak, olgunlaşmak) * doğru yolda olan, doğruya yönlenmiş olan; hukuki ve sosyal açıdan kişinin çocukluk dönemini tamamlayarak kendi fiil ve işlemlerinden sorumlu olacak zihinsel ve bedensel olgunluğa erişmiş, ergin kabul edilen kişi; 18 ve daha fazla yaşta olan insan

reşit : ara. * raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak, olgunlaşmak) * doğru yolda olan, doğruya yönlenmiş olan; hukuki ve sosyal açıdan kişinin çocukluk dönemini tamamlayarak kendi fiil ve işlemlerinden sorumlu olacak zihinsel ve bedensel olgunluğa erişmiş, ergin kabul edilen kişi; 18 ve daha fazla yaşta olan insan

reşk : ara. * raşaka (kıskanmak, hased etmek) * kıskanma, imrenme, kıskanmayı uyandıran, kıskanılmış, hased ve gıpta veren

reşme : far. * reşme (ip, bağ, sicim, şerit) * at başlığı, yuları ve gemi; koşum takımlarına gümüş veya altın yaldızlı pullarla yapılan süsleme; tekstilde penye, triko gibi esnek kumaşların etek ucu, kol ağzı ve yaka kısımlarını kıvırarak dikmek için kullanılan, dışarıdan çift/üçlü düz dikiş, içeriden ise overlok benzeri zincir dikiş görüntüsü veren makine ve dikiş türü

ret : ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek, reddetmek, dönmek, iade etmek) * geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul etmeme, reddetme, dönme, iade etme

retansiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tenere (tutmak, elde tutmak, alıkoymak) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin, sıvının veya içeriğin, bulunduğu ortamda tutulması, dışarı atılamaması veya normalden daha uzun süre alıkonulması durumu

retard : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tardus (yavaş, geç) (lat.); retard (fra.) * normal gelişim, ilerleme veya tepki hızına göre geri kalmış, gecikmiş veya yavaş ilerleyen durumda olma, gecikme

retardasyon : lat. * retardatio (re (yeniden, tekrar, geri) + tardare (geciktirmek, engellemek, yavaşlatmak) (tardus (yavaş, geç) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir sürecin, gelişimin veya hareketin normal hızına göre yavaşlatılması, geciktirilmesi veya geri kalması durumu; tıp ve fizikte büyüme, reaksiyon veya ilerleme hızının azalması ve beklenenin altında seyretmesi; bireyin beceri, yetenek ve öğrenme işlevinin kendi yaş ortalamasının altında olması, zihinsel yetersizlik, zeka geriliği

retarde : lat. * retardatus (re (yeniden, tekrar, geri) + tardare (geciktirmek, engellemek, yavaşlatmak) (tardus (yavaş, geç) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); retardé (fra.) * gecikmiş, ertelenmiş; zihinsel gelişim geriliği olan

reteplaz : lat. * rete (recombinant (doğada kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, farklı biyolojik türlerden yeniden kombinasyonla elde edilen) + tissue (doku) + plasmonigen (kan pıhtılarını eriten "plazmin" enzimini aktive eden madde) * özellikle akut kalp krizi (miyokard enfarktüsü) vakalarında tıkanan damarları açmak için kullanılan güçlü bir trombolitik (pıhtı eritici) ilacın etken maddesi (C1736H2671N499O522S22)

retikulum : lat. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) * ağ benzeri ince yapılar bütünü, küçük ağ; hücre içinde veya dokularda bulunan ağsı yapı

retikülat : lat. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) + atus (ile ilgili, -a ait) * yüzeyi veya yapısı ağ benzeri, damar veya çizgilerle örülmüş görünümde olan; biyoloji ve tıpta retiküler (ağsı) yapı gösteren (doku veya oluşum)

retiküle papillomatozis : lat., gre. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) + atus (ile ilgili, -a ait) + papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme, çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * genellikle genç erişkinlerde göğüs, sırt ve boyun bölgesinde görülen, deride ağsı (retiküler) dağılım gösteren, küçük, kahverengi ve pullu kabartıların (papül/papilla benzeri) ve ağsı (retiküle) plak lezyonlarının birleşmesiyle ortaya çıkan, genellikle pigmentasyon değişiklikleriyle seyreden dermatolojik hastalık durumu, Gougerot-Carteaud Sendromu, Konfluent ve retiküler papillomatoz

retiküler : lat. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * yapısı veya görünümü ağ benzeri olan, ince bağlantılarla örülmüş, özellikle biyoloji ve tıpta hücre veya doku düzeyinde ağsı organizasyon gösteren (yapı ve sistem)

retiküloendotelyal : lat., gre. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) ) + endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * retiküler (ağsı) yapı ile damarların iç yüzeyini döşeyen endotelyum dokusuna ait olan, özellikle bağışıklık ve fagositozla ilişkili (hücre ve sistem)

retikülosit : lat., gre. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) ) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * henüz tam olgunlaşmamış, içinde ağsı (retiküler) kalıntılar bulunan ve kemik iliğinden kana yeni salınmış genç kırmızı kan hücresi, eritrosit öncülü

retina : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) * gözün arka kısmında yer alan, ışığı algılayıp sinirsel uyarılara dönüştüren ve ağsı sinir hücreleri yapısıyla görme işlevinin gerçekleşmesini sağlayan ince tabaka

retina dekolmanı : lat., fra. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + decollementia (havalanma, çözülme, bağı kopma) (decollare (havalanmak, çözülmek, bağı kopmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) ) + mentia (isim yapım eki) (lat.); décollement (fra.) * gözün ışığı algılayan ağsı tabakası olan retinanın, altında bulunan destek dokudan ayrılması sonucu görme işlevinin bozulmasına yol açan ve tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına neden olabilen göz hastalığı

retina yırtılması : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + yırtılma (kopma, bölünme, yarılma, kesilme, ayrılma, parçalanma) + sı (iyelik eki) (tür.) * gözün ışığı algılayan ağsı tabakası olan retinanın, altında bulunan destek dokudan ayrılması sonucu görme işlevinin bozulmasına yol açan ve tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına neden olabilen göz hastalığı

retinal : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + alis (ile ilgili, -a ait) * göze ait ağsı tabaka olan retinayla ilgili bulunan veya retinada gerçekleşen, retina ile ilgili

retinit : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * gözün ışığı algılayan ağsı tabakası olan retinanın iltihaplanması

retinitis pigmentoza : lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) + pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * retinanın ışık algılayan hücrelerinde ilerleyici bozulma ve pigment birikimiyle seyreden, gece körlüğü ve görme alanı daralmasıyla başlayıp zamanla ciddi görme kaybına yol açabilen kalıtsal göz hastalığı, tavuk karası

retinoblastom : lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişlik; kanser) (gre.) * retinanın olgunlaşmamış hücrelerinden kaynaklanan, genellikle çocukluk çağında görülen ve göz içinde gelişerek görme kaybı veya gözün kaybına yol açabilen kötü huylu tümör

retinoid : lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * A vitamini ve türevlerine yapısal veya fonksiyonel olarak benzeyen, hücre büyümesi, farklılaşması ve özellikle epitel dokuların düzenlenmesinde rol oynayan kimyasal bileşikler sınıfı

retinol : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * A vitamini olarak da bilinen, görme pigmentlerinin oluşumunda özellikle gece görüşü için gerekli olan rodopsin sentezinde görev alan, epitel dokuların bütünlüğünü ve büyüme-diferansiyasyon süreçlerini destekleyen, cilt bakımında en etkili, yaşlanma karşıtı içeriklerden biri olarak kabul edilen, yağda çözünen vitamin türevi

retinopati : lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * retinanın damar yapısı, sinir tabakası veya metabolik bütünlüğünde meydana gelen bozulmalar sonucu gelişen, genellikle diyabet, hipertansiyon veya dolaşım bozukluklarına bağlı olarak görme fonksiyonunu etkileyen hastalık durumu

retinopeksi : lat. * rete (ağ, şebeke) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * özellikle retina dekolmanı gibi durumlarda retinanın anatomik olarak yerinden ayrılması sonrası cerrahi veya medikal yöntemlerle göz duvarına yeniden sabitlenmesi ve yerinde tutulması işlemi

retl : ara. * ratala, rattala (bir şeyi düzenli, tertipli ve tane tane dizmek; harfleri yerli yerine koyarak düzgün bir şekilde okumak/konuşmak, ağır ağır, tane tane, düzenli ve ölçülü okumak) * ağır ağır, tane tane, düzenli, ölçülü, düzgün, doğru, kurallarına uygun olarak okuma; acele etmeden, her bir harfin çıkış noktasına (mahreç) ve tecvid kurallarına uyarak tane tane, ağır ağır ve manasını düşünerek okuma

retorik : gre. * rhetor (hatip, konuşmacı; kamuya hitap eden kişi) + ike (sanat, disiplin eki) * ikna etmek, etkilemek veya yönlendirmek amacıyla dili bilinçli, düzenli ve estetik biçimde kullanma sanatı; özellikle konuşma ve yazıda anlamı güçlendirmek, dinleyiciyi/okuyucuyu etkilemek ve ikna etmek için kullanılan anlatım teknikleri bütünü; sözlü veya yazılı dili etkili, ikna edici ve estetik bir şekilde kullanma sanatı, hitabet ilmi

retraksiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir yapının, dokunun veya organın normal konumundan geriye doğru çekilmesi, küçülmesi veya içe doğru gerilerek geri çekilmiş hale gelmesi durumu; tıpta akciğer, cilt veya yara kenarlarının içe çekilmesiyle karakterize olan fizyolojik veya patolojik geri çekilme olgusu

retraktibl : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * gerektiğinde geri çekilebilme, içe doğru toplanabilme veya normal konumuna geri alınabilme yeteneği olan (yapı, parça veya mekanizma)

retraktif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) )+ ivus (ile ilgili, -a ait) * bir doku, yapı veya sistemde geri çekme, içe doğru toplama veya küçültme etkisi oluşturan; organ veya dokunun geriye doğru çekilmesine yol açan

retraktil : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) )+ ilis (ile ilgili, -a ait) * gerektiğinde geri çekilebilme, içe doğru toplanabilme veya normal konumuna geri alınabilme yeteneği olan (yapı, parça veya mekanizma)

retraktör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) )+ or (yapan, eden ve araç eki) * cerrahide veya mekanik sistemlerde bir yapıyı, dokuyu veya parçayı geriye çekmek, açık tutmak veya görüş alanını genişletmek amacıyla kullanılan alet veya bu çekme işini yapan kişi/cihaz

retro : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ), retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) * zaman, yön veya konum bakımından geriye dönüklüğü; geçmişe ait olmayı veya hareketin ileri yön yerine ters yöne, yani geriye doğru gerçekleştiğini ifade eden ön ek

retrobulber : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + bulbus (soğan, burada medulla oblongata'nın eski adı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz küresinin arka tarafında, orbita içinde yer alan bölgeye ait olan; göz arkasındaki dokular, sinirler ve damarlarla ilgili anatomik veya tıbbi durumlar ile ilgili

retrobulber nörit : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + bulbus (soğan, burada medulla oblongata'nın eski adı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) * göz küresinin arkasında yer alan optik sinirin iltihaplanması sonucu gelişen, genellikle ani görme kaybı, göz hareketleriyle ağrı ve renk görme bozukluğu ile seyreden nöro-oftalmolojik hastalık durumu

retroçekal : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + caecum (çekum, kalın bağırsağın başlangıç kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kör bağırsağın (çekumun) arka tarafında yer alan veya çekumun gerisinde konumlanmış olan (yapılar), apendiks yerleşimi veya bölgesel anatomik durumlar ile ilgili

retrofaringeal : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yutağın (farenksin) arka kısmında yer alan veya bu bölgeyle ilişkili olan

retrofleksiyon : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + flexio (flectere (bükmek, eğmek, esnemek, bükülmek) + tio (isim yapım eki) ) * geriye doğru bükülme veya kendi üzerine katlanma; bir organın, yapının veya nesnenin normal ekseninden geriye doğru bükülmesi, kıvrılması veya ters yöne doğru eğilmesi durumu; tıpta uterus gibi organların arkaya doğru eğimli veya kıvrılmış pozisyonu

retrognati : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gnatheia (gnathos (çene) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çenenin yüz profilinde geride görünmesine yol açan ve çiğneme, konuşma veya estetik görünümü etkileyebilen, alt veya üst çenenin normal konumuna göre geriye doğru yerleşmiş olması durumu

retrograd : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradi (yürümek), gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * geriye doğru giden, geriye doğru yönlendirilmiş; bir süreç, hareket veya olayın normal yönünün tersine, yani ileriye değil geriye doğru ilerlemesi

retrograd amnezi : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradi (yürümek), gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) (lat.) + amnesis (hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mimneskein (hatırlamak, anımsatmak), mnesis (hafıza, bellek) ) (gre.) * beyin travması, hastalık veya nörolojik bir olay sonrası, olaydan önceki döneme ait anıların kısmen veya tamamen hatırlanamaması durumu, geçmişe yönelik bellek kaybı ile seyreden amnezi türü

retrogresif : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim, süreç veya işlev bakımından ileriye doğru değil geriye doğru seyreden, olgunlaşma veya ilerleme yerine gerileme gösteren; daha basit veya önceki bir duruma dönüş eğiliminde olan (yapı, fonksiyon)

retrokaval : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + cava (oyuk, mağara, kiler) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ana toplardamarın (vena cava inferior) arkasında yer alan veya bu büyük toplardamarın gerisinde konumlanmış olan; sağ üreterin vena kava inferiorun arkasından geçtiği ve değişik derecede üreteral basının oluştuğu konjenital anomali

retrolental : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) + alis (ile ilgili, -a ait) * göz merceğinin (lens) arka tarafında yer alan veya bu bölgeyle ilişkili olan (özellikle lens arkasında gelişen membran, opasiteler veya doğumsal/edinilmiş göz hastalıklarını tanımlamak için kullanılır.)

retrolistezis : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + listhesis (kayma, yer değiştirme) (olisthein (kaymak, yer değiştirmek) + isis (isim yapım eki) * bir omurun, altındaki omura göre normal hizasından geriye doğru kaymasıyla oluşan, özellikle bel veya boyun bölgesinde görülebilen, ağrı ve sinir basısına yol açabilen omurga hizalanma bozukluğu

retromolar : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + molaris (azı dişi) (mola (öğütme taşı, değirme taşı) + aris (ile ilgili, -a ait) * ağız boşluğunda özellikle alt veya üst çene azı dişlerinin arka tarafında yer alan

retronazal : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + nasus (burun) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun boşluğunun arka kısmına, nazofarenkse doğru olan bölgeye ilgili

retroparotidian : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ianos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * parotis tükürük bezinin arka tarafında yer alan veya bu bölgeyle ilişkili olan

retroperiton : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) (gre.) * karın boşluğunda periton zarının arkasında yer alan bölge; böbrekler, adrenal bezler, aorta ve büyük damarlar gibi yapıları içeren arka karın bölgesi

retroperitoneal : lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karın boşluğunda periton zarının arkasında yer alan bölgeyle ilgili; böbrekler, adrenal bezler, aorta ve büyük damarlar gibi yapıları içeren arka karın bölgesiyle ilgili

retrorse : lat. * retrorsus (geriye doğru dönük, geriye bakan) (retro (geriye, arkaya) + orsus (dönmüş, yönelmiş) ) * özellikle botanikte bir organın, dikenin, tüyün veya çıkıntının gövde veya eksen boyunca tabana doğru, yani geriye ve aşağıya yönelmiş olması; geriye dönük, geriye bakan, aşağı-geriye yönelmiş

retrosentetik : lat., gre. * retro (geriye, arkaya) (lat.) + syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * organik kimyada karmaşık bir molekülün hedef yapıdan başlanarak geriye doğru analiz edilmesi ve daha basit başlangıç maddelerine ulaşacak şekilde ardışık sentetik adımlara ayrıştırılması yöntemine ait; retrosentetik analizle ilgili

retrospektif : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectus (bakma, gözlem; bakılmış, görülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * geçmişe dönük olarak bakma, geçmiş olayları geriye doğru inceleme veya değerlendirme ile ilgili; tıp, araştırma ve sanat alanlarında geçmiş verilerin sonradan analiz edilmesine dayanan yaklaşımla ilgili

retrosternal : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + sternum (göğüs kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göğüs kemiğinin (sternum) arka tarafında yer alan

retrosterum : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + sternum (göğüs kemiği) * göğüs kemiğinin (sternum) arka tarafı

retrovajinitis : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * vajinanın arka kısmında yer alan dokuların veya vajina arkasındaki anatomik bölgenin iltihaplanmasıyla karakterize edilen, pelvik ağrı ve lokal hassasiyet gibi bulgularla seyreden jinekolojik enflamatuvar durum

retroversiyon : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * geriye doğru dönme, geriye eğiklik; bir organın veya yapının normal eksenine göre geriye doğru dönmesi veya eğilmesi durumu; özellikle uterusun pelvis içinde arkaya doğru deviye olmasıyla karakterize edilen anatomik pozisyon değişikliği

retrovert : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * geriye doğru dönük, geriye eğik

retrovizör : lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + visor (visus (görme, görme duyusu, görme eylemi) (videre (görmek) + us (isim yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * araçlarda geriye doğru olan alanı görmeyi sağlayan, sürüş sırasında aracın arkasındaki trafiği ve çevreyi izlemeye yarayan ayna veya görüntüleme sistemi, dikiz aynası

rett sendromu : alm. * rett (Alman doktor Andreas Rett’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kız çocuklarda bilişsel ve nörolojik fonksiyonlarda gelişim geriliği ve motor beceri kaybı ile karakterize nadir hastalık

reunion : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + unus (bir, tek, yegane) + ion (isim yapım eki) * birleşme, bir araya gelme, toplanma, toplantı

reuptake : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) (lat.) + up (yukarı, üste) + take (almak, kavramak, edinmek) (ing.) * sinir sisteminde sinir hücreleri (nöronlar) arasında iletişim sağlayan kimyasal habercilerin (nörotransmitterlerin) işlerini bitirdikten sonra tekrar üretildikleri hücre tarafından emilmesi süreci

reusable : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + uti (yararlanmak, kullanmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.) * yeniden kullanılabilir, tekrar yararlanılabilir

reva : ara. * rava (uygun görmek, münasip bulmak, layık görmek) * uygun, münasip, yerinde, yakışır, layık görülen

revaç : ara. * raca (yayılmak, rağbet görmek, geçerli olmak), ravvaca (yaymak, dolaşıma sokmak, rağbet kazandırmak) * bir şeyin toplum içinde ilgi görmesi, yaygınlık kazanması, değer ve talep bakımından artması ve tercih edilir hale gelmesi

revak : ara. * revak (koruma sağlayan örtü ve çevreleme) * bir binanın ön cephesinde yer alan veya iç avlusunu çepeçevre kuşatan, önü kemerli ve sütunlu, üzeri ise tonoz, kubbe veya düz bir çatı ile örtülü olan yarı açık mekan; avlu veya yapıların çevresinde bulunan, üstü örtülü ve sütunlarla desteklenen geçit veya galeri biçimindeki mimari öğe

revakiye : ara. * revak (sütunlu galeri, örtülü geçit, korunaklı mimari alan) + iye (ile ilgili, -a ait) * revaklı yapılara veya sütunlu galeri düzenine ait olan (mimari tarzı)

revalüasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + tio (isim yapım eki) * yeniden değerlendirme; bir para biriminin devlet tarafından resmi olarak değerinin artırılması ve yabancı paralar karşısında daha güçlü hale getirilmesi işlemi

revan : far. * revan (akıcı, akan, hareket eden, giden) * akıcı, akan; kolay giden, hareket eden, giden, rahat ilerleyen, kolay ilerleyen

revani : far., ara. * revan (akıcı, akan, hareket eden, giden) (far.) + i (sıfat yapım eki) * akışkan, yumuşak dokulu veya kolay giden; irmik ve yoğurt ağırlıklı kek harcının fırında pişirilip, üzerine şekerli şerbet dökülmesiyle hazırlanan hafif ve süngerimsi dokulu bir tatlıd

revaskülarizasyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir dokunun veya organın kan damarlarının yeniden oluşturulması veya yeni damar oluşumuyla kanlanmasının yeniden sağlanması süreci

reverans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + vereri (saygı duymak, hürmet etmek; korku ve saygı karışımı bir saygı duymak) + entia (isim yapım eki) (lat.); révérence (fra.) * saygı, hürmet; eğilerek selamlama

revers : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * arka yüz, ters taraf, geri dönüş; ters yüz etmek, geri çevirmek, geri döndürmek, terse döndürmek, tersine çevirmek, yönünü değiştirmek

reversibilite : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * tersine çevrilebilirlik, başlangıç haline geri döndürülebilirlik

reversibl : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * tersine çevrilebilir, başlangıç haline geri döndürülebilir

reversiyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * önceki duruma geri dönme, eski haline dönme; mülkiyet ve hakların asıl sahibine geri geçmesi durumu

revhani : ara. * ravaha (dinlenmek, rahatlamak, mola vermek, gevşemek), rahat (dinlenme, mola verme), ravh (rahatlık, rahmet, esen rüzgarın hissettirdiği serinlik ve rahatlık; koklamak) + ani (ile ilgili, -a ait) * ferahlık veren, rahatlatan

review : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş) (lat.); review (ing.) * bir şeyi yeniden gözden geçirme, inceleme veya değerlendirerek hakkında yargıya varma

revir : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + virare (dönmek, döndürmek, yön değiştirmek, çevirmek) (lat.) * askeri birliklerde veya kurumlarda hastaların muayene ve tedavi edildiği küçük sağlık birimin

revival : lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + vivere (yaşamak, hayat sürmek, diri olmak, canlı olmak) + alis (ile ilgili, -a ait), ale (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin yeniden canlanması, eski canlılığına kavuşması veya tekrar ortaya çıkması

revize : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş) (lat.); révisé (fra.) * tekrar gözden geçirilmiş, yeniden incelenmiş, düzeltilmiş ve değiştirilerek güncellenmiş

revizyon : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) (lat.); révision (fra.) * bir metnin, planın veya çalışmanın yeniden gözden geçirilmesi, düzeltilmesi ve değiştirilmesi süreci, tekrar gözden geçirme, yeniden inceleme, düzeltme, değiştirerek güncelleme

revizyonist : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.); révisioniste (fra.) * mevcut bir tarihsel, siyasal veya ideolojik görüşü yeniden yorumlama, değiştirme veya gözden geçirme eğiliminde olan kişi veya akım

revizyonizm : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) + ismus isim yapım ve durum eki) (lat.); révisioniste (fra.) * tarihsel, siyasal veya ideolojik kabulleri yeniden gözden geçirerek değiştirmeyi savunan düşünce akımı

revnak : far. * runk (süs, güzellik, zinet) * parlaklık, canlılık, gelişme, refah, güzellik, alım, göz alıcılık; safa, taravet

revnaktar : far. * runk (süs, güzellik), revnak (parlaklık, canlılık, gelişme, refah, güzellik, alım, göz alıcılık; safa, taravet) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * parlak, latif, güzel, hoş

revolüsyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin, düzenin veya yapının köklü ve hızlı biçimde değişmesi; siyasal bağlamda yönetim biçiminin ani ve radikal dönüşümü, devrim, inkilap; bir eksen etrafında tam dönüş hareketi

revolüt : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volutus (dönmüş, çevrilmiş, yuvarlanmış, kıvrılmış, sarılmış) (volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * özellikle botanikte bir yaprağın veya yaprak kenarının alt yüzüne doğru, geriye ve içe kıvrılmış olması; kenarları içe doğru sarılmış, geri kıvrılmış

revolver : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) * mermilerin namlu arkasındaki dönen bir silindir (tambur) içinde bulunduğu ateşli silah türü, altıpatlar, toplu tabanca

revü : lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş) (lat.); revoir (yeniden görmek, tekrar görmek), revu (yeniden görülmüş, tekrar görülmüş) (fra.) * bir şeyi yeniden gözden geçirme, inceleme veya değerlendirerek hakkında yargıya varma; sahnede müzik, dans, skeç ve gösterilerin ardı ardına sergilendiği, genellikle eğlence amaçlı tiyatro türü

rey : ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir) * bir kişinin bir konu hakkındaki düşüncesini oy verme yoluyla belirtmesi, seçimlerde kullanılan tercih ve irade beyanı, oy, tercih

reye sendromu : eng. * reye (Avustralyalı doktor R. Douglas Reye’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * viral enfeksiyon sonrası karaciğer ve beyin hasarı ile karakterize nadir pediatrik sendrom

reyhan : ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rayiha (bir madde veya ortamdan yayılan, özellikle hoş algılanan koku hissi, hoş koku) + an (ile ilgili, - a ait) * hoş kokulu fesleğen bitkisi; ferahlık, güzellik, hoş koku

reyhanlı : ara., tür. * reyhan (hoş kokulu fesleğen bitkisi; ferahlık, güzellik, hoş koku) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Hatay'nın bir ilçesi

reykjavik : isk. * reykja (duman çıkarmak, tüttürmek) + vik (koy, küçük körfez; kıyı girintisi) * İzlanda’nın başkenti

reyna : lat., isp. * regina (yöneten kadın, hükmeden kadın, kraliçe) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ina (dişil isim yapım eki) (lat.); reina (isp.) * yöneten kadın, hükmeden kadın, kraliçe

reyon : lat., fra. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); rayon (fra.) * ışık ışını, yarıçap, etki alanı; sentetik tekstil lifi; mağazalarda ürünlerin belirli gruplar halinde sergilendiği bölüm, raf veya satış alanı; market ve mağaza düzeninde ürün kategorilerini ayıran satış bölümü

reyting : lat , ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) (reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki) ) (lat.); rate (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir şeyin değerini, kalitesini veya derecesini belirleme ve bunu sayısal veya sembolik olarak ifade etme işlemi; derecelendirme, puanlama, takdir veya değerlendirme

re'y-ül ayn : ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir) + el (ön ek, artikel) + ayn (göz; pınar, kaynak, menba) * göz görüşü; gözle görme, bizzat şahit olma; bir şeyin doğrudan gözle görülerek, şüpheye yer bırakmayacak biçimde kesin olarak bilindiğini ifade eden Arapça tamlama

reza : ara. * reda (süt emmek) * bir bebeğin (genellikle 2 yaş sınırı içinde) bir kadının memesinden süt emmesi veya sütün çocuğun midesine ulaşmasıyla süt hısımlığı (süt kardeşliği/akrabalığı) oluşturması durumu

rezaat : ara. * reda (süt emmek) + at (isim yapım eki) * süt emme

rezahat : ara. * razaha (yorulmak, bitkin düşmek, hali yaramaz olmak, vaziyeti kötü olmak, zayıflamak veya perişan bir duruma düşmek) + at (isim yapım eki) * musibet, sıkıntı, bela, kötü durum

rezalet : ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil etmek, zelil etmek) + at (isim yapım eki) * düşüklük, alçaklık, aşağılıklık, bayağılık, adilik, kötülük, kötü olma, değersiz olma; rezil olma, utanç verici hale düşme, alçalma, skandal

rezan : far., kür. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar sahibi, bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) * ağırbaşlı, ciddi, sakin ve ölçülü davranışa sahip olan

rezanet : far., kür., ara. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar sahibi, bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) + et (isim yapım eki) * ağırbaşlılık, vakarlılık, temkinlilik, ciddiyet, sükunet, ölçülü davranışa haiz olma

rezede : lat. * resedare (sakinleştirmek, yatıştırmak, (ağrıyı/ateşi) dindirmek) (re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) ) * muhabbet çiçeğigiller familyasından, yaklaşık 1,5 metre yüksekliğe ulaşabilen, çiçeklerinden sarı boya elde edilen ve tohumlarından kandil yağı (yakıt) çıkarılan otsu bir bitki, muhavvet çiçeği

rezeke : lat., ing. * resecatus (re (yeniden, tekrar, geri) + secatus (kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); resected (ing.) * kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş, kesilip çıkarılmış; hastalıklı bir organ veya doku parçası cerrahi yöntemlerle vücuttan ayrılmış, kesilmiş veya kesilip çıkarılmış

rezeksiyon : lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); résection (fra.) * kesme, ayırma, bölme, kesip çıkarma; hastalıklı bir organ veya doku parçasının cerrahi yöntemlerle vücuttan ayrılması, kesilmesi veya kesilip çıkarılması

rezektabilite : lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) + abilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); résécabilité (fra.) * kesilebilirlik, ayrılabilirlik, kesilip çıkarılabilirlik; bir tümörün veya hastalıklı bir dokunun, cerrahi yöntemle vücuttan tamamen çıkarılabilir olma durumu

rezektabl : lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) + abilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesilebilir, ayrılabilir, kesilip çıkarılabilir; bir tümörün veya hastalıklı bir dokunun, cerrahi yöntemle vücuttan tamamen çıkarılabilir olmasını belirten sıfat

rezene : far. * raziyane (aromatik ve şifalı bitki) * maydanozgiller familyasına ait, aromatik tohumları ve yaprakları hem baharat hem de tıbbi bitki olarak değerlendirilen, sindirimi kolaylaştırıcı özellikleriyle bilinen, aromatik tohumlu ve kokulu bir bitki, foeniculum vulgare, arapsaçı

rezerpin : lat. * reservare (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) ) + pin (kimyasal madde eki) * özellikle yüksek tansiyonu (hipertansiyon) tedavi etmek ve bazen ciddi psikotik durumları sakinleştirmek için sedatif olarak kullanılan, sempatik sinir uçlarındaki veziküllerde bulunan norepinefrin, dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin (sinir ileticiler) depolanmasını engelleyen, Rauwolfia serpentina bitkisinden elde edilen alkaloid yapılı bir ilacın etken maddesi (C33H40N2O9)

rezerv : lat. * reservatus (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); réserve (fra.) * ileride kullanılmak üzere ayrılmış, biriktirilmiş, stoklanmış veya korunmuş kaynak, miktar veya yedek; genel anlamıyla bir şeyin daha sonraki bir zamanda kullanımı veya beklenmedik durumlar için saklanması, biriktirilmesi veya depolanması

rezerv alan : lat., tür. * reservatus (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); réserve (fra.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)(tür.) * 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında, afet riski taşıyan yapıların dönüştürülmesi amacıyla, yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenen güvenli bölge

rezervasyon : lat., fra. * reservatio (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); réservation (fra.) * bir yerin, hizmetin veya kaynağın önceden ayrılması, tutulması veya ileride kullanılmak üzere planlanarak garanti altına alınması işlemi; bir mal, hizmet veya mekanın (otel odası, uçak bileti, restoran masası vb.) belirli bir kişi veya grup adına, önceden yapılan bir anlaşmayla ayrılması işlemi

rezervuar : lat., fra. * reservatorium (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım ve yer eki) ) (lat.); réservoir (fra.) * su, gaz veya başka bir maddenin depolandığı, biriktirildiği ve gerektiğinde kullanılmak üzere tutulduğu yapay veya doğal depolama alanı

rezidans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) + entia (isim yapım eki) (lat.); résidence (fra.) * bir yerde ikamet etme, sürekli olarak oturma veya yaşama durumu; konut, ikametgah; lüks ve modern apartman tipi konutları ifade eden terim

rezidü : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.) * bir işlemin veya sürecin tamamlanması sonrasında geride kalan artık, kalıntı, bakiye

rezidü teoremi : lat., fra., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, kapalı bir kontur integrali hesaplanırken kapalı bir eğri etrafında bir fonksiyonun kutuplarındaki kalıntılarının toplamı ile eğri boyunca alınan integral arasındaki ilişkiyi ifade eden teorem, kalıntı teoremi

rezidüel : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.) * bir işlemin veya sürecin tamamlanması sonrasında geride kalan artık, kalıntı, bakiye ile ilgili

rezil : ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil etmek, zelil etmek) * utanç verici durumda olan, utanç verici derecede kötü, küçük düşürücü veya aşağılanmaya neden olan; alçak, aşağılık, değersiz, adi, kepaze, soysuz, hayasız, razil

rezil ü rüsva : ara. * razil (utanç verici durumda olan, utanç verici derecede kötü, küçük düşürücü veya aşağılanmaya neden olan; alçak, aşağılık, değersiz, adi, kepaze, soysuz, hayasız) + u (tamlama eki) + rusva (rezil olmuş, kepaze; utandırılmış, itibarı zedelenmiş) * rezil olmuş, kepaze; utandırılmış, itibarı zedelenmiş, kusur ve ayıpları meydana çıkarılmış

rezistan : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * dış etkilere karşı koyabilen, dayanıklı, direnç gösteren

rezistans : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + entia (isim yapım eki) * bir etkiye karşı koyma durumu veya özelliği; bir iletkenin elektrik akımının geçişine karşı gösterdiği, iletkenin yapısına, uzunluğuna ve kesitine bağlı olarak değişen ve akımın şiddetini sınırlayan karşı koyma özelliği, direnç, direnç

rezistif : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ivus (ile ilgili, -a ait) * elektrik akımına karşı direnç gösterme özelliğine sahip olan, akımın geçişini zorlaştırarak enerji kaybına yol açan özellikte bulunan, direnç gösteren

rezistör : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * elektrik devrelerinde akımın geçişine karşı koyarak akımı sınırlayan veya kontrol eden elektronik devre elemanı

reziz : ara. * reziz (boya otu) * kumaş ve elbise boyama işlemlerinde renklendirici olarak faydalanılan özel bir ot veya bitki cinsi

rezo : lat., fra. * rete (ağ, şebeke) (lat.); réseau (fra.) * birbirine bağlı öğelerden oluşan ağ, sistem veya bağlantı yapı; şebeke

rezolüsyon : lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + solutio (çözme, çözüm, çözelti) (solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) + tio (isim yapım eki) ) * çözüm, çözülme, çözünürlük, ayırma gücü, karara bağlanma, karar verilme; bir ekranın, görüntünün veya dijital medyanın yatay ve dikey doğrultuda içerdiği piksel sayısı yani görüntüdeki ayrıntı (netlik) düzeyi

rezonans : lat. * resonare (yeniden ses vermek, yankılanmak, tekrar ses çıkarmak) (re (tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) ) + entia (isim yapım eki) ) * fiziksel bir sistemin dışarıdan gelen titreşimlerin frekansı ile kendi doğal frekansının eşleşmesi sonucu, çok daha yüksek genliklerde titreşime geçmesi (salınması) olayı

rezonant : lat. * resonare (yeniden ses vermek, yankılanmak, tekrar ses çıkarmak) (re (tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) ) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * bir sistemin kendi doğal frekansına yakın bir frekanstaki dış uyarıya güçlü biçimde karşılık vermesiyle ilgili; rezonans gösteren, titreşimi veya yanıtı belirgin biçimde artan

rezorpsiyon : lat. * re (geri, tekrar, yeniden) + sorbere (emmek, yutmak, içine çekmek) + tio, sion (isim yapım eki) * bir maddenin (kemik, sıvı, doku vb.) organizma tarafından yeniden emilmesi (örneğin kemik rezorpsiyonu yani osteoklastların kemiği parçalayarak emmesi)

rezültant : lat. * resultare (geri sıçramak, sonuç olarak ortaya çıkmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + salire, saltare (atlamak, sıçramak, zıplamak), saltus, saltum (atlama, sıçrama, zıplama) ) + ens, ent (ile ilgili,-a ait) (lat.); résultant (fra.) * sonuçta oluşan, sonuç olarak ortaya çıkan, netice olan; birden fazla etki veya kuvvetin birleşmesiyle ortaya çıkan toplam etki, bileşke

rezüme : lat., fra. * resumatus (re (yeniden, tekrar, geri) + sumere (almak, elde etmek, edinmek, kullanmak, üzerine almak) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + emere (almak, elde etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * tekrar alınmış, tekrar elde edilmiş, tekrar edinilmiş; bir kişinin özlük bilgilerini, eğitimini, iş deneyimini ve becerilerini özet halinde sunan kısa özgeçmiş belgesi, curriculum vitae (CV)

rezzak : ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızık veren, geçimini sağlayan, nasiplendiren

rezzan : far., kür. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar sahibi, bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) * ağırbaşlı, ciddi, sakin ve ölçülü davranışa sahip olan

Rf : lat. * rutherfordium (Yeni Zelandalı-İngiliz fizikçi Ernest Rutherford’un soyadından) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 104 olan, periyodik tablonun 4. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü ve radyoaktif olan, yalnızca nükleer araştırmalarda incelenen geçiş metali element

Rg : alm., lat. * roentgenium (Alman fizikçi Wilhelm Röntgen’in soyadından) (alm.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 111 olan, periyodik tablonun 11. grubunda bulunan, sentetik olarak elde edilen, son derece radyoaktif ve kısa ömürlü olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen bir süper ağır element

Rh : gre. * rhodium (rhodon (gül) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 45 olan, periyodik tablonun 9. grubunda bulunan, parlak, korozyona dayanıklı, katalitik konvertörlerde, kaplamalarda, elektronik parçalarda ve mücevher alaşımlarında kullanılan platin grubu değerli bir metal element

rh : gre., lat. * rhesus, rhesos (Antik Trakya kralı, Homeros’un İlyada’sında adı geçen mitolojik/epik karakter; makak maymunu türü, macaca mulatta) + factor (etken, unsur) * insan kanında alyuvarların (kırmızı kan hücrelerinin) yüzeyinde bulunan ve Rh pozitif/negatif ayrımını belirleyen protein yapılı antijen sistemi

rhabdodendron : gre. * rhabdos (çubuk, sopa) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Fundagiller (Ericaceae) familyasına ait, uzun ve dik gövdeli çiçekli odunsu çalı veya küçük ağaç cinsi

rhachis : gre. * rhakhis (omurga, sırt, sırt çıkıntısı, kaburga/çıkıntı) * özellikle botanikte bileşik yaprak veya çiçek durumunun üzerinde yaprakçıkların veya çiçeklerin dizildiği ana eksen; eğrelti otlarında yaprak ayasının ana ekseni, kuşlarda tüyün telekleri taşıyan ana gövdesi ve anatomide omurga anlamında kullanılan yapı, ana eksen, omurga, sırt ekseni

rhacophoridae : gre., lat. * rhakos (paçavra, yırtık kumaş) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kurbağalar) takımına bağlı, Afrika Alt Sahrası ile Güney ve Doğu Asya’da yayılış gösteren, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan ve bazı üyelerinde parmaklar ile ayak parmakları arasındaki geniş perdeler sayesinde süzülerek hareket edebilme özelliği bulunan uçan kurbağalar, çalı kurbağaları ve kürekayaklı ağaç kurbağalarını içeren kurbağa familyası, uçan kurbağagiller, ağaç kurbağagiller

rhamnaceae : gre., lat. * rhamnos (dikenli çalı, akdiken, geyikdikeni) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Rosales (gül çiçekliler) takımına bağlı, ağaç, çalı, çalıcık ve sarılıcı bitkileri içeren; çoğunlukla basit ve almaşık yapraklı, stipullu, küçük ve genellikle erdişi çiçekli, bazı türlerinde dikenli dallar bulunan, dünya genelinde yayılış gösteren ve yaklaşık 60–64 cins ile 1.200 türü kapsayan bitki familyası, ceanothus, hünnap, iğde dikeni ve akdiken gibi bitkileri içeren, cehrigiller, hünnapgiller, ceanothusgiller, dikengiller

rhamnus : gre. * rhamnos (dikenli çalı, akdiken, dikensi çalı) * Rosales (gül çiçekliler) takımına, Rhamnaceae (hünnapgiller) familyasına bağlı, çoğunlukla dikenli dallara sahip ağaç ve çalılardan oluşan; basit yaprakları, küçük çiçekleri ve çoğunlukla etli, eriksi meyveleri bulunan, ılıman ve tropikal bölgelerde yayılış gösteren bitki cinsi, akdikenler, geyikdikeni cinsi

rhaponticoides : lat., gre. * rhaponticum (bitki adı) (lat.) + oides (-msı, gibi, benzer) (gre.) * Asteraceae familyasına ait, Rhaponticum cinsine benzeyen otsu bitki cinsi

rhaponticum : lat. * rhaponticum (bitki adı) * Papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, dağlık bölgelerde yetişen çok yıllık otsu bitki cinsi

rhea : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheia (akan, akış) * Antik Yunan mitolojisinde Titanlar soyundan olan Gaia (Yeryüzü) ve Uranos'un (Gökyüzü) kızı, Kronos'un karısı ve Zeus, Poseidon, Hades, Hera, Demeter ve Hestia'nın annesi olan ve zamanı, doğurganlığı, anneliği ve yaşamın sürekli akışını temsil eden ana tanrıça

rhesus makak : gre., lat. * rhesos (Antik Trakya kralı, Homeros’un İlyada’sında adı geçen mitolojik/epik karakter; makak maymunu türü, macaca mulatta) (gre.) + macaco (Afrika kökenli maymun) (lat.) * Güney ve Güneydoğu Asya’da yaşayan, biyomedikal araştırmalarda sık kullanılan, kan grubu Rh faktörünün keşfine de adını veren makak türü

rheum : lat. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheuma (akıntı, sızıntı) * gözde biriken çapaklı akıntı (göz çapaklanması) ve genel olarak vücut sıvılarının akıntı/boşalma hali; kuzukulağıgiller (Polygonaceae) familyasına ait olan büyük yapraklı otsu bitki cinsi

rhinatrematidae : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + trema (delik, açıklık, delik biçimli yapı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (Lat.) * Gymnophiona (körbacaklılar, bacaksız kurbağalar) takımına bağlı, Kuzey Güney Amerika’da, özellikle Amazon havzası ve Guyanalar bölgesinde yayılış gösteren, vücutları halkalı, gözleri dışarıdan görülebilen, kısa fakat gerçek bir kuyruğa sahip, yumurtlayarak üreyen ve larvaları suda gelişen, günümüzde Amazops, Epicrionops ve Rhinatrema cinslerini ve toplam 15 türü içeren, diğer körbacaklıların kardeş grubu kabul edilen kuyruklu körbacaklılar familyası, Amerikan kuyruklu körbacaklıgiller, burunlu körbacaklıgiller

rhinobatidae : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan, giden, ilerleyen) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Rhinopristiformes (kılıçburunlu vatozlar) takımına bağlı, tropikal, subtropikal ve ılık ılıman denizlerde yaşayan, gövdesi ön bölümde geniş ve basık, başı belirgin biçimde vatozlara, arka bölümü ise köpekbalıklarına benzeyen, deniz tabanında yaşayan ve genellikle burunları kürek biçimli olan gitar balıkları ile kürekburunlu vatozları içeren kıkırdaklı balık familyası, gitar balığıgiller, kürekburunlu vatozgiller

rhinolophidae : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lophos (tepe, kabartı, sorguç, çıkıntı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Chiroptera (yarasalar) takımına bağlı, burun çevresinde at nalı biçimli yaprakçık ve çıkıntılardan oluşan karmaşık burun yapıları bulunan, bu yapıları ekolokasyonda ürettikleri seslerin yönlendirilmesi ve alınmasıyla ilişkili olan, çoğunlukla mağara, kaya yarığı ve benzeri korunaklı yerlerde koloniler hâlinde yaşayan, Afrika, Avrupa, Asya ve Avustralya’da yayılış gösteren, özellikle at nalı yarasalarını içeren yarasa familyası, atnalı yarasagiller

rhinopithecus : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pithekos (maymun) * Primates (primatlar) takımına, Cercopithecidae (eski dünya maymunları) familyasına bağlı, Asya’da özellikle Çin, Myanmar ve Vietnam çevresinde yaşayan, burun delikleri yukarı doğru yönelmiş ve kısa burunlu görünümleriyle tanınan, yapraklarla beslenen ve çoğunlukla dağlık ormanlarda yaşayan kolobüs maymunlarını içeren cins, kalkık burunlu maymunlar, snub-nosed monkey cinsi

rhinopristiformes : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pristis (testere balığı, testere biçimli burun) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Chondrichthyes (kıkırdaklı balıklar) sınıfına bağlı, köpekbalıkları ve vatozlarla yakın akraba olan, burun ve baş biçimleri belirgin özellikler gösteren; gitar balıkları, kürekburunlu vatozlar, testere balıkları ve bazı yakın akraba vatoz gruplarını içeren, çoğunlukla deniz tabanında yaşayan kıkırdaklı balıklar takımı, kılıçburunlu vatozlar takımı

rhipiduridae : gre., lat. * rhipis (yelpaze), rhipidos (yelpaze biçimli nesne) + oura (kuyruk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımına bağlı, Avustralasya, Güneydoğu Asya ve Hindistan Yarımadası’nda yayılış gösteren, çoğunlukla küçük yapılı, böceklerle beslenen, uzun ve açıldığında yelpaze biçimini alan kuyruklarıyla karakterize edilen, havada uçan böcekleri yakalayarak beslenen fantail ve silktail adı verilen kuşları içeren kuş familyası, yelpazekuyrukgiller, yelpazekuyruklular

rhipsalis : gre., lat. * rhips (sarmaşık, liana) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına bağlı, genellikle tropikal bölgelerde ağaç gövdeleri üzerinde (epifitik) yaşayan, dikensiz ve sarkan yapılı bir kaktüs cinsi

rhizoporaceae : gre., lat. * rhiza (kök) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Malpighiales (ebegümecigiller) takımına bağlı, başta tropikal kıyıların mangrov ormanlarında yaşayan ağaç ve çalıları içeren, çoğunlukla karşılıklı dizilmiş basit yapraklı, bazı üyelerinde hava kökleri ve destek kökleri bulunan ve özellikle Rhizophora türlerinde tohumun meyve ana bitkiye bağlıyken çimlenmesiyle belirginleşen bitki familyası, mangrovgiller, kök taşıyangiller

rho : gre. * rho (“r”sesi veren ρ, Ρ harfi) * Yunanca alfabenin 17. harfi (“r” sesi verir.); kütlenin hacime bölünmesiyle hesaplanan özgül ağırlığın (ρ = m/v) simgesi olan harf

rhodanthemum : gre. * rhodon (gül) + anthos (çiçek) * Papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Kuzey Afrika (özellikle Fas) kökenli, çok yıllık ve dayanıklı çalımsı bitkileri kapsayan gül renkli çiçeklere sahip bitki cinsi

rhodiolepis : gre. * rhodon (gül) + lepis (pul, küçük pul) * gül renkli pullu yapı; Rosaceae (gülgiller) familyasına ait, pul benzeri yapraklı gül renkli çiçekli bitki cinsi

rhododendron : gre. * rhodon (gül) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * fundagiller (Ericaceae) familyasına ait, çiçekleri gül renkli olan çalı veya küçük ağaç türü

rhodophiala : gre. * rhodon (gül) + phiale (kase, tabak) * Amaryllidaceae (Nergisgiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, kase şeklinde ve gül rengi çiçekleri olan soğanlı bitki cinsi

rhodora : gre. * rhodon (gül) + ora (yüz, kenar) * Ericaceae familyasına ait, Kuzey Amerika kökenli, özellikle Kuzeydoğu Amerika'nın nemli ormanlarında ve bataklıklarında yetişen, lavanta, pembe veya gül renkli çiçekler açan yaprak döken bodur bir çalı türü

rhodos : gre. * rhodon (gül; gül rengi, kırmızıya yakın renk anlamı taşıyan) + os (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde Poseidon ile Amfitrit'in kızı ve güneş tanrısı Helios'un eşi olarak anılan koruyucu tanrıça; Ege Denizi'nde yer alan, On İki Adalar'ın en büyüğü ve yönetim merkezi olan Yunan adası

rhoipteleaceae : gre., lat. * rhoicus (Rhus cinsine ait, sumakla ilgili) + ptelea (karaağaç, karaağaç cinsi) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Fagales (kayın çiçekliler) takımına, Juglandaceae (cevizgiller) familyasına bağlı olarak günümüzde değerlendirilen, yalnızca Rhoiptelea chiliantha türünü içeren Rhoiptelea cinsinin eskiden ayrı familya olarak kabul edilen taksonomik grubu; Güneybatı Çin ve Kuzey Vietnam’ın dağlık ormanlarında yetişen, yaprak döken, bileşik yapraklı, sarkık ve at kuyruğunu andıran çiçek durumları ile küçük, iki kanatlı meyveleri bulunan ağaç, rhoipteleagiller

rhynchocephalia : gre. * rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) + kephale (baş, kafa) + ia (taksonomik çoğul eki) * Lepidosauria (pullu sürüngenler) grubuna bağlı, günümüzde yalnızca Yeni Zelanda’da yaşayan Sphenodon cinsini içeren, fosil kayıtlarında ise Mesozoik Çağ’da çok daha geniş bir yayılışa sahip olan, kafatası yapıları ve diş dizilimleriyle ayırt edilen sürüngenler grubu, gaga başlılar, gagabaşlılar

rhynchocephalus : gre. * rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) + kephale (baş, kafa) + us (isim yapım eki) * gaga biçimli veya uzamış burun ve buna bağlı karakteristik baş yapısı taşıyan canlı, gaga başlı, burun başlı canlı cinsi

rhytidome : gre. * rhytis, rhytidos (kırışıklık, buruşukluk) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * ağaçların gövde ve yaşlı dallarında, dış kabukta biriken ölü mantar ve floem dokularından oluşan, çatlaklı ve kabartılı görünüm gösteren koruyucu dış kabuk tabakası, dış kabuk

rıda : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza (uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * razı olma, hoşnutluk, hoşnut olma, memnun olma, rıza

rıdvan : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza (uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * hoşnutluk, memnuniyet, rıza, razı olma; Türk musikisinde bir makam

rıfat : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yücelik, yükseklik, büyüklük, ululuk, üstünlük, değer, şeref, onur; erkek ismi

rıfk : ara. * rafaka (yumuşak ve yararlı olmak, yardım etmek; yumuşak davranmak, incelik göstermek) * yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket; yararlı olma, yardım etme, yumuşak davranma, incelik gösterme

rıfki : ara. * rafaka (yumuşak ve yararlı olmak, yardım etmek; yumuşak davranmak, incelik göstermek), rıfk (yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket; yararlı olma, yardım etme, yumuşak davranma, incelik gösterme) + i (ile ilgili, -a ait) * yumuşaklıkla, tatlılıkla ilgili, nezaketli, nazik, ince, yardımcı nitelikli

rıh : ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * koku, rüzgar, yel, esinti (riechen (kokmak), Geruch (koku) (alm.) )

rıhal : ara. * rahala (yolculuk etmek, göç etmek), rahl (sefer eşyası, yük, deve eyer takımı, palan) * yolculukta kullanılan eşyalar, sefer malzemeleri; göç/seyahat araç-gereçleri; büyük halı

rıhdan : far. * rıh (kağıt kurutmak için serpilen ince kum veya toz) + dan (kap, yer, mahfaza eki) * mürekkeple yazılmış yazıyı kurutmak için kullanılan özel kumun konduğu üzeri delikli kap

rıhlet : ara. * rahala (yolculuk etmek, göç etmek), rahl (sefer eşyası, yük, deve eyer takımı, palan) * göç, yolculuk, sefer, bir yerden başka bir yere nakl-i mekan etme (taşınma)

rıhtım : far. * rehte, rihte (dökmek, sermek), rıht (yerleştirilmiş, düzleştirilmiş zemin) (far.) + ım (isim yapım eki) (tür.) * gemilerin yanaşıp yük alıp boşalttığı, kıyıda yapılmış yükseltilmiş ve düzenlenmiş iskele veya liman kenarı platform

rıhvet : ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vet (isim yapım eki) * gevşeklik, isteksizlik ve ağırlaşma hali; fiziksel veya zihinsel olarak tembellik ve durgunluk durumu, rehavet

rıtl : gre. * litra (ağırlık ölçüsü) * İslam hukukunda ve Osmanlı döneminde fitre, zekat gibi dini ibadetlerin miktarını belirlemede kullanılan, bölgelere ve dönemlere göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle 130 dirhem (yaklaşık 436.8 gram) ağırlığındaki bir kütle ile sıvı ölçü birimi, ratl, ritl; klasik edebiyatta büyük şarap kadehi,

rıza : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza (uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * razı olma, hoşnutluk, hoşnut olma, memnun olma, rıda

rızık : ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak) * maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik, rızk

ria : ara * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + i (ile ilgili, yapan, eden), rai (çoban) * çobanlar

riayet : ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + iyet (isim yapım eki) * gözetme, koruma, dikkat etme, göz önüne alma, uyum sağlama, uyma

riba : ara. * raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek) * artma, artış, çoğalma, fazlalaşma, yükselme, faiz, prim faiz

ribah : ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), merabih (ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler), ribh (kar, kazanç, gelir) * karlar, kazançlar, gelirler

ribana : ing. * rib ((kaburga, fitil, nervür) + ana (isim/yapım eki) * tekstilde özellikle yaka, kol kenarı ve etek uçlarında kullanılan, hem önü hem arkası ters-düz ilmeklerle örülmüş, yüksek esneklik ve toparlanma özelliğine sahip çift plakalı bir örme kumaş türü

ribaund : ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + bound (sıçramak, zıplamak) * çarpma veya etki sonrası geri sıçrama, geri tepme veya eski durumuna dönme olayı; basketbolda, şut olarak potaya atılan topun potadan veya çemberden sekerek tekrar oyuna dönmesi ve bir oyuncu tarafından kontrol altına alınması

ribavirin : lat. * ribo (riboz şekeri) + virus (zehir, virüs) + in (kimyasal madde eki) * antiviral etki gösteren, özellikle RNA virüslerine karşı kullanılan sentetik nükleozid analoğu ilaçmcın etken maddesi (C8H12N4O5)

ribes : lat., ara. * ribes (frenk üzümü) (lat.); ribas (türlü ekşi bitki) (ara.) * frenküzümügiller (Grossulariaceae) familyasına ait, çalı formunda olan, kuş üzümü benzeri meyve veren, marmelat, reçel veya taze meyve olarak tüketilen bitki cinsi

ribh : ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), merabih (ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler) * kar, kazanç, gelir

ribociclib : lat. * ribose (riboz şekeri) + ciclib (CDK (cyclin-dependent kinase inhibitor) inhibitör eki) * özellikle göğüs kanseri tedavisinde kullanılan, hücre döngüsünü durdurarak tümör büyümesini baskılayan bir CDK4/6 inhibitörü etken maddesi

riboflavin : lat. * ribose (riboz şekeri) + flavus (sarı) + in (kimyasal madde eki) * B2 vitamini olarak bilinen, suda çözünen ve enerji metabolizmasında görev alan temel vitamin (C17H20N4O6)

ribonükleik : lat. * ribose (riboz şekeri) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * riboz şekeri ve nükleik asitlerle ilgili olan ve özellikle RNA’yı, yani ribonükleik asidi ifade eden

riboz : lat., gre. * ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (gre.) * RNA’nın yapısında bulunan temel monosakkaritlerden biri olan beş karbonlu (pentoz) basit şeker (C5H10O5)

ribozom : lat., gre. * ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) (gre.) * hücre içinde protein sentezinin gerçekleştiği, RNA ve proteinlerden oluşan küçük hücresel organel

rica : ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) * umma, unutlanma, ümit etme, umitlenme; bir şeyin nazikçe istenmesi, dilek, talep ve başkasından bir şeyi umma

rical : ara. * racul, recul (erkek, adam) * erkekler, er kişiler, adamlar; mevki sahibi kimseler, devlet adamları; yaya olanlar, ayakla yürüyenler (ricl (ayak) kelimesinden)

ricat : ara. * raca (dönmek, geri dönmek, döndürmek, çevirmek, geri çevirmek), rucu (dönüş, geri dönüş, geri çevirme) + at (isim yapım eki) * (savaşta veya bir durum karşısında) geri çekilme, geri dönüş veya bir yerden geri gitme

ricci eğriliği : ita. * Ricci (İtalyan matematikçi Gregorio Ricci-Curbastro’nun soyadından) + eğri (eğilmiş, eğik, bükük) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) * diferansiyel geometride bir uzayın (özellikle Riemann manifoldunun) eğriliğini ölçen ve Einstein’ın genel görelilik kuramında uzay-zamanın madde/enerji ile ilişkisini tanımlayan temel tensör büyüklüğü

ricinocarpos : lat., gre. * ricinus (kene; hint yağı bitkisi) (lat.) + karpos (meyve, tohum) (gre.) * Euphorbiaceae familyasına ait, meyvesi belirgin bitki cinsi

ricinus : lat. * ricinus (hint yağı bitkisi) * Euphorbiaceae (sütleğengiller) familyasına ait, hint yağı bitkisini kapsayan cins

ricl : ara. * ricl (ayak, kadem, adım, bacak) * ayak, kadem, adım, bacak

rics : ara. * rics (pislik, murdarlık, manevi kirlilik, kötülük) * dinin haram kıldığı şey; günah, pislik, murdarlık

rida : ara. * rada (örtmek, sarmak) * örtü, belden yukarı örtülen şey, çar ve şal; akıl, ilim, seha; zinet; parlaklık veren şey; hırka

rida : ara. * razaa, radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek) * emzirme, süt verme

ridandıns : lat., ing. * redundare (fazlalıktan taşmak, akarak taşmak) (re (yeniden, tekrar, geri) + undare (dalgalanmak, akmak) ) + entia (isim yapım eki) (lat.); redundance (ing.) * bir şeyin gereğinden fazla, aşırı veya tekrar eden biçimde bulunması, fazlalık veya gereksiz tekrar hali

riddet : ara. * radda (dönmek, geri dönmek, iade etmek, reddetmek, geri gitmek), murted (geri dönen; inancını, fikrini veya bağlı bulunduğu dini/kültürel sistemi terk eden, ondan sapan), irtidad (dönme, dönüş; vazgeçme; bir müslümanın İslam dininden çıkması anlamında fıkıh terimi) * İslam hukukunda ve dini terminolojide bir Müslümanın İslam dininden çıkması, dinini terk etmesi veya dinsizleşmesi

rieamann manifoldu : alm., lat. * Riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (alm.) + manig, many (çok, fazla) + feald, fold (kat, katman) (ing.) * diferansiyel geometride her noktası yerel olarak Öklid uzayına benzeyen, üzerinde metrik (uzaklık ölçüsü) tanımlı düzgün (smooth) çok boyutlu geometrik uzayı

riemann dönüşüm teoremi : alm., tür, gre. * riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (alm.) + dönüşüm (başkalaşım, değişim, halde hale geçiş) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, açık ve basit eğrilerle çevrili herhangi bir düzgün bölgenin, birim disk üzerine bijektif ve holomorf bir dönüşümle eşlenebileceğini belirten, konformal haritalama teorisinin temel teoremi

riemann yüzeyi : alm., tür. * riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (alm.) + yüzeyi (düzlemi, planı, satıhı, alanı) (tür.) * √z gibi çok değerli karmaşık bir fonksiyonu tekdeğerli yapmak amacıyla, bu fonksiyonların dallarının uygun biçimde bir araya gelmelerini sağlayan yüzey

rifabutin : lat. * rifa (rifamycin antibiyotik eki) + butin (butyl-benzeri organik yapı eki) + in (kimyasal madde eki) * özellikle tüberküloz ve bazı mikobakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, rifamisin türevi bir antibiyotik etken madde (C30H43N3O5)

rifamisin : fra., gre., lat. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde edilen antibiyotik) (fra.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz ve çeşitli bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik etken maddesi (C37H47NO12)

rifampin : fra., lat., gre. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde edilen antibiyotik) (fra.) + am (azot içeren fonksiyonel grup olan amin grubu) + piperazin (iki azot içeren altı üyeli halka yapısına sahip organik bileşik) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem), lepra (cüzzam) gibi bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, bakterilerin RNA sentezini inhibe eden yarı sentetik rifamisin türevi antibiyotik ilacın etken maddesi (C43H58N4O12)

rifampisin : fra., lat., gre. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde edilen antibiyotik) (fra.) + am (azot içeren fonksiyonel grup olan amin grubu) + piperazin (iki azot içeren altı üyeli halka yapısına sahip organik bileşik) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem), lepra (cüzzam) gibi bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, bakterilerin RNA sentezini inhibe eden yarı sentetik rifamisin türevi antibiyotik ilacın etken maddesi (C43H58N4O12)

rifat : ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yücelik, yükseklik, büyüklük, ululuk, üstünlük, değer, şeref, onur; erkek ismi

rifaximin : lat. * rifa (Amycolatopsis rifamycinica adlı bakteriden elde edilen bir grup makrosiklik antibiyotik) + ximin (piridomiridazool halkası) * bağırsak enfeksiyonları başta olmak üzere çeşitli bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, rifamisin türevi yarı sentetik geniş spektrumlu antibiyotik (C43H51N3O11)

rifd : ara. * rafada (vermek, desteklemek, yardım etmek; birine yardım sunmak, katkıda bulunmak) * ata, hediye, armağab, bahşiş; yardım, destek, muavenet

riga : lat. * riga (Ridzene Nehri ile ilişkili eski yerleşim adı) (rid (akmak, akış; nehir hareketi) + dzene (nehir yatağı, su yolu, akarsu kanalı) ) * Letonya'nın başkenti

riga : lat., ita. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek) (lat.); rigare (çizmek) (ita.) * terzilikte ve kumaş kalıbı çıkarırken, yaka, kol evi, basen ve etek ucu gibi vücudun ve dikiş kalıplarının kıvrımlı kısımlarını hatasız çizebilmek için kullanılan eğri, kavisli veya çok amaçlı cetvel

rigelia : lat. * Rigel (Alman botanikçi Max Rigel'in soyadından) + ia (isim yapım eki) * Campanulaceae familyasına ait, çiçekli bitki cinsi

rigiopappus : gre., lat. * rigos (dağ) (gre.) + pappus (tüylü çiçek tabanı) (lat.) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Kuzey Amerika'ya özgü, dağlık bölgelerde yetişen bitki cinsi

rigor : lat. * rigere (sert olmak, katılaşmak), rigor (sertlik, katılık, donukluk) * sertlik, katılık, katı disiplin, tıpta ise ölüm sonrası vücut kaslarının sertleşmesi (rigor mortis) durumu

rigor mortis : lat. * rigor (sertlik, katılık, donukluk) + mortis (ölüm) * ölümden sonra kasların biyokimyasal değişimler nedeniyle sertleşmesi ve vücudun geçici olarak katı hale gelmesi durumu

rih : ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * koku, rüzgar, yel, esinti (riechen (kokmak), Geruch (koku) (alm.) )

rihinarium : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) (gre.); rinus (burun) + nasus (burun) + arium (yer, yapı, organ eki) (lat.) * memelilerde burun ucu bölgesi ve özellikle nemli ve duyusal yüzeyi

rihlet : ara. * rahala (göç etmek, yolculuk etmek, sefere çıkmak, gitmek), rahl (göç, yolculuk, sefer) * seyahat etme, göç etme, bir yerden başka bir yere hareket etme, geçme, göç

rijid : lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * sert, katı, esnek olmayan, bükülmez; değiştirilemez yapıda olan veya düşüncede esnek olmayan

rijidite : lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım eki) * sertlik, katılık, esnek olmama, bükülmezlik; tıpta kas tonusunun artmasıyla vücudun veya bir uzvun pasif harekete karşı aşırı direnç göstermesi ve sertleşmesi durumu

rijit : lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * sert, katı, esnek olmayan, değiştirilemez yapıda olan veya düşüncede esnek olmayan

rikab : ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek), rakabe (ense kökü, boyun; kul, köle, cariye) * boyunlar, boyunduruklar, köleler

rikab : ara. * rakiba (binmek, üzerine çıkmak) * binek hayvanları, özellikle deve; binek hayvanına binerken ayağın basıldığı demir halka, üzengi, boyunduruk

riketsiya : ing., lat. * Ricketts (Amerikalı patolog Howard Taylor Ricketts’ın soyadından) + ia (isim yapım eki) * hücre içinde yaşayan ve genellikle keneler, bitler gibi vektörlerle bulaşan, çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yol açan gram-negatif bakteri cinsi

riketsiyoz : ing., lat. * Ricketts (Amerikalı patolog Howard Taylor Ricketts’ın soyadından) + ia (isim yapım eki) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Rickettsia türü bakterilerin neden olduğu ve genellikle vektörlerle bulaşan enfeksiyon hastalıklarının genel adı

rikkat : ara. * rakka (incelmek, yumuşamak, nazikleşmek) + at (isim yapım eki) * incelik, yumuşaklık, hassasiyet, naziklik, yufka yüreklilik, acıma/merhamet hissi, duygusal zarafet

rikz : ara. * rakaza (gizlemek, saklamak, yere gömmek bağlamında) * gizli söz, hafif ses

rille : alm. * Rille (oluk, kanal, yarık) * Ay veya diğer gök cisimlerinin yüzeyinde görülen, uzun ve dar oluk veya kanal biçimli yüzey şekli; ay oluğu, ay kanalı

rilmenidin : lat. * rilmen (sentetik kimyasal ön eki) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) * hipertansiyon tedavisinde kullanılan, merkezi etkili imidazolin reseptör agonisti olan sentetik bir antihipertansif ilacın etken maddesi (C10H16N4O)

rilpivirin : lat. * rilpivir (diarylpyrimidine (diarilpirimidin) türevi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * HIV enfeksiyonunun (AIDS hastalığı) tedavisinde kullanılan, non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörü (NNRTI (non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörü) sınıfına ait antiviral ilacın etken maddesi (C22H18N6)

riluzol : lat., gre. * rilu (IUPAC adı olan 6-(triflorometoksi) benzotiazol-2-amin içindeki 2-aminobenzoditiazol iskeleti) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * özellikle Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) tedavisinde kullanılan, glutamat aracılı sinir hasarını azaltarak nöroprotektif etki gösteren nöroprotektif ilacın etken maddesi (C10H13F3N2OS)

rim : ing. * rim (kenar, çember) * yuvarlak nesnelerin dış kenarı veya çemberi; özellikle tekerlek, bisiklet veya spor toplarının çevresini oluşturan halka, jant; basketbolda ptanın çemberi

rima : ara. * rima (beyaz ceylan, zarif ceylan) * ince, zarif, beyaz ceylan; kadın ismi

rimah : ara. * rumh (mızrak, kargı, süngü) * mızraklar, kargılar, süngüler

rimel : ing. * rimmel (İngiliz girişimci Eugène Rimmel’in soyadından) * kirpiklere sürülerek onları daha uzun, dolgun, hacimli, renkli (genellikle siyah) ve belirgin kılmak için kullanılan kozmetik makyaj ürünü, maskara

rimoz : lat. * rimosus (çatlaklı, yarıklı, yarıklarla dolu) (rima (çatlak, yarık, yarık benzeri açıklık) + osus (ile ilgili, -a ait) ) * çatlaklı, yarıklı, yüzeyinde yarıklar veya çatlaklar bulunan

rindera : alm., lat. * Rinder (Alman botanikçi Franz Andreas Rinder’in soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * Boraginaceae (Hercai Menekşegiller) familyasına ait, Rindera lanata gibi türleri bulunan çiçekli bitki cinsi

rinensefalon : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + en (iç, içe, içeride) + kephale, kephalos, kephalon (kafa, baş) * beynin koku duyusu ile ilgili merkezlerini ve koku alma işlevlerini yöneten bölgesi

ring : isk, nor., lat. * hringr (halka, çember) (isk., nor.); ringa (lat.); ring (ing.) * halka, çember; döngü, sefer; yuvarlak, içi boş nesne; boks maçlarının yapıldığı, etrafı halatlarla çevrili dörtgen alan; telefonun, çanın veya zilin çalma sesi; organize suç örgütü

ringa : lat. * ringa (halka, çemer, döngü) * Clupeidae (raysız yüzgeçli küçük sürü balıkları) familyasına ait olan, özellikle kuzey denizlerinde yaşayan, gümüşi renkli ve sürüler halinde dolaşan, tuzlanarak veya tütsülenerek gıda olarak tüketilen küçük bir balık türü

rinit : gre. * rhinitis (rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * burun içi mukozasının alerji, enfeksiyon veya irritanlara bağlı olarak gelişen iltihaplanması sonucu ortaya çıkan, burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve koku alma azalması gibi belirtilerle seyreden burun ve göz iltihabı durumu

rinne testi : alm., lat. * Rinne (Alman kulak burun boğaz hekimi Heinrich Adolf Rinne) (alm.) + testa, testum, testus (kap, çömlek, hazne, kalıp, el kabı; test, deneme, sınav, tecrübe) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * kulakta iletim tipi ve sensörinöral işitme kaybını ayırt etmek için, diyapazonun önce mastoid kemik üzerine sonra kulak önüne tutulmasıyla kemik ile hava yolu iletimini karşılaştırarak işitme fonksiyonunu değerlendiren odyolojik muayene yöntemi

rinofarenjit : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pharyngitis (pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * genellikle viral enfeksiyonlara bağlı olarak gelişen, burun mukozası ile yutak bölgesinin birlikte iltihaplanması sonucu burun tıkanıklığı, akıntı, hapşırma, boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü gibi üst solunum yolu belirtileriyle seyreden klinik durum

rinojen : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * burun kaynaklı olarak ortaya çıkan veya burunla ilişkili bir nedenden türeyen; burundan kaynaklanan (hastalık veya semptom)

rinolali : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lalia (konuşma, söz söyleme, kelam etme) (lalein (konuşmak, söz söylemek, kelam etmek) + eia (isim yapım eki) ) * burun boşluğunun rezonans ve hava akımı bozukluklarına bağlı olarak konuşma seslerinin burundan aşırı veya yetersiz çıkması sonucu oluşan, sesin burunsu (hipernazal) veya tıkalı (hiponazal) karakter kazandığı konuşma bozukluğu

rinolit : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lythos (taş, kaya) * burun boşluğu içinde mukus, mineral tuzlar ve yabancı cisimlerin zamanla birikerek taşlaşması sonucu oluşan sert yapı, burun taşı

rinoplasti : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * burun yapısının doğuştan gelen şekil bozukluklarını düzeltmek, travma sonrası deformiteleri onarmak veya estetik görünümünü iyileştirmek amacıyla cerrahi yöntemlerle burunun yeniden şekillendirilmesi işlemi

rinore : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + rhein (akmak, dökülmek, yağmak) * burun mukozasından normalin üzerinde, genellikle enfeksiyon, alerji veya irritasyonlara bağlı olarak gelişen ve sulu veya mukus karakterli aşırı burun akıntısı durumu, burun akıntısı

rinoseros : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + keras, keras, keratos (boynuz, keratin) * boynuz burunlu; burnunun üzerinde keratin yapılı bir veya iki boynuz taşıyan, kalın derili, iri yapılı ve otçul bir memeli hayvan, gergedan

rinosinüzit : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * burun mukozası ile paranazal sinüslerin birlikte iltihaplanması sonucu gelişen, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, yüz ağrısı/ basınç hissi ve koku alma bozukluğu gibi belirtilerle seyreden üst solunum yolu enfeksiyon veya inflamatuar hastalık

rinoskopi : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * burun boşluklarının ve nazal yapıların özel aletler (rinoskop veya endoskop) kullanılarak doğrudan incelenmesi ve değerlendirilmesi işlemi

rinosporidoz : gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + sporidium (spora (ekin, tohum, üreme hücresi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ium (isim yapım eki) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * burun mukozasında gelişen, Rhinosporidium seeberi adlı mikroorganizmanın neden olduğu, polip benzeri kitleler ve kanamalı lezyonlarla seyreden kronik enfeksiyöz hastalık

rinovirüs : gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) (gre.) + virus (virüs, zehir) (lat.) * özellikle burun mukozasında çoğalarak üst solunum yolu enfeksiyonlarına, en sık da soğuk algınlığına neden olan, zarflı olmayan RNA virüsü

rint : far. * rind (dünya nimetlerine ve kurallarına bağlı kalmayan, zahiri dini ve toplumsal kalıpları önemsemeyen, yaşamı hoşgörü ve bilgelikle karşılayan kalender) * dünya hırslarına, gösterişe ve kurallara önem vermeyen, hoşgörülü ve kalender kişi; tasavvuf ve klasik Doğu edebiyatında dünyevi hırsları, gösterişi ve katı kuralları önemsemeyen, hayatı serbest ve hoşgörülü bir bakışla yorumlayan, kalender meşrep kişilik tipi

riociguat : lat. * rio (farmasötik ön ek) + ciguat (guanilat siklaz (guanylate cyclase) ) * akciğer atardamarlarında yüksek tansiyon (pulmoner hipertansiyon) tedavisinde kullanılan, soluble guanylate cyclase enzimini uyararak damar düz kasında gevşeme ve bua bağlı olarak kan akımında iyileşme sağlayan, kan basıncını düşüren, damar genişletici (vazodilatör) etkiye sahip ilacın etken maddesi (C20H19FN8O2)

riodinidae : gre., lat. * riodina (rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + dios (tanrı, ilah) ) + inos (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Lepidoptera (kelebekler ve güveler) takımına, Papilionoidea (gerçek kelebekler) üstfamilyasına bağlı, çoğunlukla Amerika’nın tropikal bölgelerinde yayılış gösteren, kanatlarında metalik görünümlü küçük lekeler bulunan, küçük ve orta büyüklükte kelebekleri içeren familya, metalmark kelebekleri, metallekeli kelebekgiller

ripidite : gre., lat. * rhipis, rhipidos (yelpaze; genişleyen, açılan yapı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * yelpaze biçiminde açılarak farklı yönlere ayrılma durumu (jeolojide ve malzeme biliminde kayaçlar veya tabakalı yapılar ile ilgili tanımlama)

risale : ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsaliye (mal veya evrakın bir yerden bir yere gönderildiğini belgeleyen, taşıma veya sevk işlemini resmi olarak kayıt altına alan evrak veya belge), resul (gönderilen, elçi) * genellikle dini, tasavvufi, ilmi veya edebi konularda yazılmış, belirli bir meseleyi açıklayan kısa veya orta hacimli metin veya küçük kitapçık türü

risalet : ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak) + et (isim yapım eki) * gönderme, yollama, sevketme; birisini bir vazife ile bir yere gönderme; resullük, elçilik, peygamberlik

risankizumab : lat. * risan (ön ek) + ki (hedeflenen interlökin-23 (IL-23) yoluna yönelik antikor sınıfı adlandırma köklerinden türetilmiş kısım) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * özellikle sedef hastalığı ve bazı inflamatuar hastalıkların tedavisinde kullanılan, IL-23 sitokinini hedefleyerek bağışıklık yanıtını baskılayan insanlaştırılmış monoklonal antikor etken maddesi (C6476H9992N1720O2016S44)

risedronat : lat. * ris (ön ek) + dron (nitrojen içeren bisfosfonat iskeleti eki) + ate (asit tuzu veya esteri eki) * kemikte osteoklast aktivitesini baskılayarak kemik yıkımını azaltan, özellikle osteoporoz ve Paget hastalığı gibi kemik erimesi ile seyreden durumların tedavisinde kullanılan bisfosfonat grubu ilacın etken maddesi (C7H10NO7P2)

risedronik asit : lat. * ris (ön ek) + dron (nitrojen içeren bisfosfonat iskeleti eki) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * kemikte osteoklast aktivitesini baskılayarak kemik yıkımını azaltan, özellikle osteoporoz ve Paget hastalığı gibi kemik erimesi ile seyreden durumların tedavisinde kullanılan bisfosfonat grubu ilacın etken maddesi (C7H10NO7P2)

risk : lat. * riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum (tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) * bir olayın gerçekleşmesi durumunda oluşabilecek maddi veya manevi zararı temsil eden sözel veya sayısal ifade

risling : alm. * ries (akış, çakıl taşı, gevşek taşlı zemin; akışkan, akan toprak) + ling (küçültme ve ilgi eki) * kökeni Almanya'nın Ren ve Mosel bölgelerine dayanan, aromatik, yüksek asiditeli, serin iklimleri seven ve genellikle çiçeksi-meyvemsi tat profiline sahip olan ve beyaz şarap üretiminde kullanılan üzüm çeşidi

risoluto : lat., ita. * re (yeniden, tekrar, geri) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) (lat.); risoluto (ita.) * müzikte kararlı, kesin, tereddütsüz ve güçlü bir ifade veya icra biçimi; netlik ve kararlılık taşıyan tutum veya üslub

risperdal : lat. * ris (ön ek) + piperidine (piper (karabiber) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) *

risperidon : lat. * ris (ön ek) + piperidine (piper (karabiber) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * dopamin (D2) ve serotonin (5-HT2A) reseptörlerini antagonize ederek etki gösteren, başta şizofreni ve bipolar bozukluk olmak üzere çeşitli psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan atipik antipsikotik ilacın etken maddesi (C23H27FN4O2)

riş : ara. * riş, rişa (tüy, kanat; kuş tüyü, özellikle süs ve yazı için kullanılan ince tüy; mecazen süs, zenginlik, gösteriş unsuru) * kuşların uçmasını sağlayan ve vücudunu örten tüyler; süs, zinet, çok pahalı elbise, rüşvet, zenginleştirmek için usülsüz verilen para (rich, riche, reich (zengin) (ing., fra., alm.) )

ritim : gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhutmos, rhytmos (akış, akım, düzenli hareket) * güçlü, düzenli tekrarlanan hareket veya ses örüntüsü; bir dizede, bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu, tartım, dizem

ritl : gre. * litra (ağırlık ölçüsü) * İslam hukukunda ve Osmanlı döneminde fitre, zekat gibi dini ibadetlerin miktarını belirlemede kullanılan, bölgelere ve dönemlere göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle 130 dirhem (yaklaşık 436.8 gram) ağırlığındaki bir kütle ile sıvı ölçü birimi, ratl, rıtl; klasik edebiyatta büyük şarap kadehi,

ritm : gre. * rhythmos (ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli aralıklarla yinelenmesi) (rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım eki) ) * müzikte seslerin süre ve vurgu bakımından düzenli bir akış içinde sıralanmasını, genel olarak ise zaman içinde tekrar eden düzenli hareket veya örüntü

ritmik : gre. * rhythmos (ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli aralıklarla yinelenmesi) (rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir düzen ve tekrar içinde, ölçülü ve uyumlu bir akış sergileyen

ritodrin : lat. * rito (ön ek) + drin (adrenerjik agonist) * uterus düz kasını gevşeterek erken doğum eylemini geciktirmek amacıyla kullanılan, beta-2 adrenerjik agonist etkili tokolitik ilacın etken maddesi (C17H21NO3)

ritonavir : lat. * rito (ön ek) + avir (antiviral ilaç son eki) * HIV tedavisinde kullanılan, virüsün proteaz enzimini inhibe ederek viral çoğalmayı engelleyen ve ayrıca diğer antiretroviral ilaçların metabolizmasını yavaşlatarak etkilerini artıran proteaz inhibitörü ilacın etken maddesi (C37H48N6O5S2)

ritter hastalığı : alm. * Ritter (Alman dermatolog Gustav Ritter’in soyadından) (alm.) + hasta (sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * genellikle Staphylococcus aureus bakterisinin ürettiği toksinlere bağlı olarak yenidoğanlarda görülen, deride yaygın kızarıklık, bül oluşumu ve epidermisin kolayca soyulması ile seyreden ciddi deri enfeksiyonu olan stafilokokal haşlanmış deri sendromunu (SSSS (Staphylococcal Scalded Skin Syndrome/stafilokokal haşlanmış deri sendromu)

rituel : lat. * ritualis (törensel, seremonial, geleneksel, töresel) (ritus (dinsel tören, uygulama, adet, gelenek, töre) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * geleneksel, töresel, törensel, seremonial; belirli bir inanç, gelenek veya toplumsal düzen içinde sembolik anlam taşıyan, genellikle tekrar eden ve belirli kurallara bağlı olarak gerçekleştirilen dinsel veya kültürel tören veya uygulama

rituksimab : lat. * ritu (ön ek) + ximab (chimeric (kimerik, hayali, imajiner) + monoclonal (mono (tek) + clonal (klonlu) ) + antibody (antikor) ) * CD20 antijenini hedefleyerek B lenfositlerini seçici olarak deplete eden, başta non-Hodgkin lenfoma, kronik lenfositik lösemi ve bazı otoimmün hastalıkların tedavisinde kullanılan kimera monoklonal antikor etken maddesi (C6416H9874N1688O1987S44)

riva : lat. * ripa (nehir kıyısı, sahil; su kenarı, dere veya nehir boyunca uzanan kıyı hattı) * nehir, göl veya deniz gibi su kütlelerinin kenarında bulunan kıyı şeridini veya sahil hattı

rivak : ara. * revak (koruma sağlayan örtü ve çevreleme) * bir binanın ön cephesinde yer alan veya iç avlusunu çepeçevre kuşatan, önü kemerli ve sütunlu, üzeri ise tonoz, kubbe veya düz bir çatı ile örtülü olan yarı açık mekan; avlu veya yapıların çevresinde bulunan, üstü örtülü ve sütunlarla desteklenen geçit veya galeri biçimindeki mimari öğe

rivaroksaban : lat. * riva (ön ek) + ro (ön ek) + xa (antikoagülan sınıfı eki) + ban (inhibitör, bloker tanımlayan antitrombotik madde eki) * kanın pıhtılaşma kaskadında Faktör Xa’yı seçici olarak inhibe ederek trombin oluşumunu azaltan ve venöz tromboemboli ile inme riskini düşürmek için kullanılan direkt oral antikoagülan ilacın etken maddesi (C19H18ClN3O5S)

rivastigmin : lat. * riva (ön ek) + stig (asetilkolinesteraz inhibisyonu/kolinerjik sistem etkisi eki) + mine (amin türevi eki) * asetilkolinesteraz ve bütirilkolinesteraz enzimlerini geri dönüşümlü inhibe ederek sinaptik asetilkolin düzeyini artıran ve Alzheimer hastalığında bilişsel semptomların tedavisinde kullanılan karbamat türevi kolinesteraz inhibitörü ilacın etken maddesi (C14H22N2O2)

rivayet : ara. * rava (anlatmak, nakletmek, aktarmak, iletmek) * anlatma, nakletme, aktarma, iletme; bir olay, söz veya bilginin doğrudan tanıklığa değil başkasından duyuma dayanarak aktarılmasıyla oluşan anlatım biçimi; özellikle dini, tarihi veya halk anlatılarında aktarılan haber veya hikaye

rivulidae : lat. * rivulus (küçük dere, küçük akarsu) (rivus (dere, akarsu, nehir, ırmak, kanal) + ulus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Cyprinodontiformes (dişlisazansı balıklar) takımına bağlı, çoğunlukla Güney ve Orta Amerika ile Afrika’da, geçici su birikintileri, küçük dereler ve sığ tatlı sularda yaşayan, bazı türleri kurak mevsimi yumurtalarıyla geçirerek yaşam döngülerini geçici sularda sürdürebilen killifish balıklarını içeren familya, killifishgiller, dere balığıgiller

riy' : ara. * riy' (tepe, tümsek, yükselti, doruk, zirve) * tepe, tümsek, yükselti, doruk, zirve

riya : ara. * raa (görmek, göstermek), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir) * gösteriş, ikiyüzlülük; amelde Allah rızasından ziyade insanların beğenisini gözetme; dini veya ahlaki davranışlarda içtenlik yerine başkalarına iyi görünme amacı taşıyan, samimiyetsiz ve gösterişe dayalı tutum veya davranış biçimi

riyad : ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bahçeler, yeşil alanlar, çayırlıklar; Suudi Arabistan’ın başkenti

riyadi : ara. * rayada (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + i (ile ilgili, -a ait) * matematikle ilgili olan, hesaplama ve sayısal mantık temeline dayanan

riyah : ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rih (koku, rüzgar, yel, esinti) * kokular, rüzgarlar, esintiler, yeller

riyakar : ara., far. * raa (görmek, göstermek), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir), riya (gösteriş) (ara.) + gar, kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) * özü ile sözü bir olmayan, ikiyüzlü ve içten pazarlıklı, çıkarları doğrultusunda yapmacık davranan, göründüğü gibi olmayan, münafıkça davranan

riyal : lat. * realis (kraliyet ile ilgili) (reg, rex (kral, hükümdar) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * İspanya'nın gümüş sikkelerini ifade eden terim; Suudi Arabistan para birimi

riyala : lat. * realis (kraliyet ile ilgili) (reg, rex (kral, hükümdar) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); riala (ita.) * Osmanlı donanmasında kaptanpaşadan sonra gelen üç büyük amiral rütbesinden üçüncüsü (tuğamirale eş) ve bu rütbedeki amiralin komuta ettiği gemi

riyaset : ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) + et (isim yapım eki) * bir topluluk, kurum veya devletin yönetim ve başkanlık makamını, ayrıca bu makamın yürütülmesini ve temsil görevini ifade eden idari ve siyasal yetki durumu, liderlik, önderlik, başkanlık

riyaz : ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bahçeler, yeşil alanlar, çayırlıklar

riyazat : ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + et (isim yapım eki) * nefsin isteklerini kırma, nefsi köreltme, mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet gibi dünyevi ve nefsani arzulardan arınma (raise (yetiştirmek) (ing.) )

riyazet : ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + et (isim yapım eki) * nefsin isteklerini kırma, nefsi köreltme, mülkiyet, riyaset, iştah, şehvet gibi dünyevi ve nefsani arzulardan arınma (raise (yetiştirmek) (ing.) )

riyazi : ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + i (ile ilgili, -a ait) * matematikle ilgili olan, hesaplama ve sayısal mantık temeline dayanan

riyaziyat : ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + i (ile ilgili, -a ait) + at (isim yapım ve çoğul eki) * sayı, ölçü ve nicelik ilişkilerini inceleyen matematik bilimleri bütünü; klasik İslam bilim geleneğinde aritmetik, geometri, astronomi ve müzik teorisi gibi sayısal disiplinleri kapsayan alan

riyaziye : ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek, yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) + i (ile ilgili, -a ait) + et (isim yapım ve çoğul eki) * sayı, ölçü ve nicelik ilişkilerini inceleyen matematik bilimleri bütünü; klasik İslam bilim geleneğinde aritmetik, geometri, astronomi ve müzik teorisi gibi sayısal disiplinleri kapsayan alan; disiplin, tarikat ve züht disiplini; matematik, hesap ilmi, matematik bilgisi, hesapla ilgili; bir yazı çeşidi

riyolit : lat. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + lythos (taş, kaya) * yüksek silis içeriğine (%65-75+ SiO2) sahip, genellikle açık renkli, lavların hızlı soğuması sonucu oluşan ve granitik bileşime yakın, hızlı soğuma sonucu oluşan, volkanik patlamalarla yeryüzüne çıkan, porfiritik yapılı, pembe, gri veya krem renkli, ince taneli veya camsı dokulu felsik bir volkanik kayaç

rizatriptan : lat. * riza (ön ek) * triptan (serotonin (5-HT1B/1D) reseptör agonist eki)

rize : gre. * rhiza, riza (dağ eteği, yamaç) * Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin doğusunda yer alan, kuzeyinde Karadeniz’e kıyısı bulunan, doğusunda Artvin, batısında Trabzon, güneyinde Erzurum ve Bayburt illeriyle komşu olan 53 plaka numaralı ili

riziko : lat. * riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum (tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) * bir olayın gerçekleşmesi durumunda oluşabilecek maddi veya manevi zararı temsil eden sözel veya sayısal ifade

rizobiyum : gre. * rhizo (kök) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) + um (son ek) (lat.) * rhizobiaceae (baklagiller) familyasından olan bitkilerin köklerinde nodül oluşturarak, atmosferik azotu bağlayıp bitkiyle simbiyotik ilişki içinde yaşayan ve kök nodülleri şeklinde kolonize olan toprak bakterileri cinsi

rizoderm : gre. * rhiza (kök) + derma (deri, cilt, ten) * genç kökün dış yüzeyini oluşturan, kök tüylerini meydana getirerek topraktan su ve mineral maddelerin emilmesini sağlayan, epidermise karşılık gelen bitki doku tabakası, kök epidermisi, epiblem

rizoid : gre. * rhizo (kök) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle yosunlar, ciğerotları ve bazı algler ile mantarlarda görülen, gerçek kökten farklı olarak iletim demetleri ve kök dokularından yoksun, organizmayı yüzeye tutunduran ve bazı türlerde su ile çözünmüş maddelerin alımına da yardımcı olan ipliksi veya kök benzeri yapı, köksü, kökçük benzeri tutunma yapısı, köksü, kök yapılı

rizom : gre. * rhizo (kök) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * bitkilerde toprağın altında yatay olarak gelişen, hem kök hem de sürgün özellikleri göstererek yeni bitki oluşumuna imkân veren ve besin depolayan gövde yapısı, kök, sap

rizomatöz : gre. * rhizo (kök) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * toprak altında yatay olarak büyüyen ve yeni sürgünler veren kalınlaşmış gövde yapısına (rizom) sahip olan (bitki)

rizomelik : gre. * rhizo (kök) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iskelet gelişim bozukluklarında üst kol ve uyluk gibi “kök uzuvların” (proksimal segmentlerin) orantısız kısa kalması ile karakterize büyüme paterni

rizosfer : gre. * rhizo (kök) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bitkilerin kökleri çevresinde su, hava ve besin maddelerini içeren toprak tabakası

rizotto : lat., ita. * oryza (pirinç) + etta (küçültme eki) (lat.); riso (pirinç) + otto (küçültme eki) (ita.) * İtalyan mutfağına özgü, pirincin et suyu veya sebze suyuyla yavaşça pişirilmesiyle hazırlanan, genellikle sebze, et, balık veya peynirle zenginleştirilen kremsi, lapasal yapılı pirinç yemeği

Rn : lat. * radon (radium (radyum) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 86 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve radyoaktif olan, doğal radyoaktif bozunma süreçlerinde oluşan ve sağlık açısından önemli bir çevresel gaz olarak incelenen bir soy gaz element

RNA : lat., gre. * arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit); ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) (gre.) + nucleicus (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan, asit) (lat.) * canlı hücrelerde genetik bilginin taşınması ve protein sentezinde rol oynayan polinükleotid zincirlerinden oluşan biyomakromolekül, kimyasal yapısında riboz şekeri, fosfat grupları ve dört baz (adenin, guanin, sitozin, urasil) bulunan, DNA’dan aldığı bilgiler ile amino asit dizilerini kodlayan, kısaca RNA olarak bilinen nükleik asit türü

ro : gre. * rho (Grek alfabesinin 17. harfi, Ρ/ρ) * sayısal değer olarak 100’ü temsil eden, fonetik olarak [r] sesini veren, modern bilimlerde özellikle yoğunluk sembolü (ρ) ve istatistikte korelasyon katsayısı için kullanılan harf

road town : ing. * road (yol) + town (kasaba) * Britanya Virjin Adaları'nın başkenti

roba : lat., ita. * rauba, rapa (yağma, ganimet, mal, zorla alınan şey) (lat.); roba (elbise, giysi, giyim eşyası) (ita.) * giyecek, giysi; bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen kumaş parçası

robdöşambr : fra. * robe (giysi, elbise, cüppe) + de (iyelik eki; -nın) + chambre (oda) * oda giysisi; ev içinde genellikle sabahları yataktan kalkınca giyilen üstlük, sabahlık

robenezid : lat. * ro (ön ek) + ben (aromatik benzen türevi eki) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * özellikle tüberküloz tedavisinde kullanılan, bakteriyel folat metabolizmasını inhibe ederek Mycobacterium tuberculosis çoğalmasını baskılayan antibakteriyel ilacın etken maddesi (C10H14N4O4S)

robinia : fra., lat. * Robin (Fransız botanikçi Jean Robin) + ia (isim yapım eki) * Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, süs ve meyve ağaçlarını kapsayan cinsi

robot : çek. * robota (zorla çalışşırılmak, zorunlu çalışmak, angaryaya maruz kalmak) * insan tarafından programlanan veya tasarlanan görevleri otomatik veya yarı otomatik şekilde gerçekleştiren, mekanik, elektronik veya yazılım tabanlı yapay sistem veya makine; önceden programlanmış talimatları izleyerek veya otonom (kendi kendine) olarak karmaşık fiziksel veya dijital görevleri yerine getirebilen, genellikle elektronik ve mekanik parçalardan oluşan otomatik makine

robotik : çek., gre. * robota (zorla çalışşırılmak, zorunlu çalışmak, angaryaya maruz kalmak) (çek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * robotların tasarımı, üretimi, kontrolü ve uygulamalarını inceleyen; mekanik, elektronik, bilgisayar bilimi ve yapay zekâ bileşenlerini birleştiren mühendislik ve bilim alanı

rock and roll : ing. * rock (sallanmak, ileri-geri hareket etmek) + and (ve) + roll (yuvarlanmak, dönmek) * 1950’lerde ABD’de ortaya çıkan, güçlü ritim, vurgulu backbeat ve blues/country kökenli yapıyı birleştiren; dans odaklı, yüksek enerjili popüler müzik türü

rockwell sertlik deneyi : ing. * Rockwell (Amerikalı mühendis Stanley P. Rockwell'in soyadından) (ing.) + sertlik (katılık) + deney (tecrübe, test) + i (iyelik eki) (tür.) * malzemelerin yüzeyine belirli bir ön yük ve ana yük altında bir batıcı uç (elmas koni veya çelik bilye) uygulanarak oluşan iz derinliğine göre sertlik değerinin doğrudan okunması esasına dayanan mekanik malzeme sertlik ölçüm yöntemi

rocuronium : lat. * ro (ön ek) + curare (yerli Güney Amerika kökenli bitkisel nöromüsküler blokaj yapan zehir grubu; kas gevşetici etkiyle ilişkili kök) + onium (kuaterner amonyum bileşiği; pozitif yüklü azot içeren yapı sınıfı eki) * cerrahi girişimlerde ve yoğun bakımda endotrakeal entübasyonu kolaylaştırmak ve iskelet kaslarını geçici olarak paralize etmek için kullanılan, asetilkolin reseptörlerini kompetitif olarak bloke eden non-depolarizan nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C32H53BrN2O4)

rod : ing. * rod (çubuk, sopa, değnek, aks, eksen, mil, direk; uzun ve ince silindirik katı cisim) * uzun, ince ve silindirik metal, ahşap veya plastik parça; mekanik, mühendislik ve fizik bağlamında uzun, ince, rijit çubuk veya mil şeklindeki yapısal elemanı

rod hücresi : ing. * rod (çubuk, sopa, değnek, aks, eksen, mil, direk; uzun ve ince silindirik katı cisim) (ing.) + hucre (odacık) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * göz retinasında bulunan, düşük ışıkta görmeyi sağlayan, renk algılamayan ve ışığa yüksek duyarlılığa sahip fotoreseptör hücre tipi, çubuk hücresi

roda : ven. * roda (tekerlek, çark) (ven.); rota (tekerlek, çark, halka, çember, makara, yuvarlak yapı, dönen şey; dönme, dönüş, döngü) (lat.) * tekerlek, çark; yöntemine uygun düzgün sarılmış halat yumağı

rodaj : lat., fra. * rodere (kemirmek, aşındırmak, dişlemek) + agium (isim yapım eki) (lat.); rodage (fra.) * parçaları birbirine sürterek aşındırma ve alıştırma işlemi; yeni veya revizyon görmüş motor parçalarının (piston, segman vb.) birbirine alışması, yüzeylerinin pürüzsüzleşmesi ve tam uyum sağlaması için kontrollü olarak çalıştırılması süreci

rodent : lat. * rodere (kemirmek, aşındırmak, dişlemek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * kesici dişleri sürekli büyüyen ve yiyecekleri kemirerek tüketen, fare, sıçan, sincap gibi memelileri kapsayan kemirgenler takımı

rodentia : lat. * rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak) + entia (isim yaım ve durum eki) * Mammalia (memeliler) sınıfına bağlı, kesici dişleri yaşam boyunca uzayan ve aşınmayı dengelemek için sürekli kemirme gerektiren, üst ve alt çenelerinde belirgin kesici dişleri bulunan memelileri içeren takım, kemiriciler takımı, kemiriciler.

rodeo : lat., isp. * rotare (dönmek, çevresini turlamak) (lat.); rodear (isp.) * hayvanları çemberleme ve kontrol etme; özellikle Amerika kıtasında sığır, at gibi hayvanların sürülmesi, yakalanması ve binicilik becerilerinin sergilendiği yarışma ve gösteri etkinliğini

rodezya : ing., lat. * Rhodesia (İngiliz kökenli iş insanı, madenci ve sömürge politikacısı Cecil Rhodes’un soyadından) + ia (yer eki) * Güney Afrika’da tarihsel olarak İngiliz kolonizasyonu döneminde kullanılan, günümüzde Zimbabwe ve Zambiya’nın bulunduğu bölge

rododendron : gre. * rhodon (gül) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Ericaceae (fundagiller) familyasına ait, genellikle asidik topraklarda yetişen, büyük ve gösterişli çiçekler açan, çalı veya küçük ağaç formunda bulunan süs bitkisi cinsi

rodos : gre. * rhodon (gül) + os (isim yapım eki) * Ege Denizi’nin güneydoğusunda yer alan, tarih boyunca Rodos Şövalyeleri, antik Helios Heykeli (Rodos Heykeli) ve stratejik konumuyla bilinen, günümüzde Yunanistan’a bağlı olan büyük ada

rodyum : gre., lat. * rhodon (gül) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 45, simgesi Rh olan, gümüş-beyaz renkli, korozyona dayanıklı, katalitik özellikleri güçlü değerli geçiş metali

rog planet : ing., gre. * rogue (haydut, düzenbaz; kökeni belirsiz; serbest, bağımsız, başıboş) (ing.) + planaomein (dolaşmak, gezinmek, sapmak), planetes (dolaşan, hareket eden, gezen, gezegen, gezgin yıldız) (gre.) * yıldızlara bağlı olmadan yani bir yörüngeye bağlı olmayan, galaksi içinde serbestçe dolaşan, kendi etrafında dönen ve bağımsız hareket eden gezegen

rogue planet : ing., gre. * rogue (serseri, başıboş, haydut; düzensiz, kontrolden çıkmış) + planet (bir yıldız etrafında yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare) (planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.) * herhangi bir yıldıza bağlı olmayan yani herhangi bir yıldızın çekim gücüyle o yıldızın yörüngesinde dönmeyen başıboş gezegen

rohini : san. * ruh (büyümek, filizlenmek), rohini (kızıl, kırmızımsı; bereketli olan) * Hindu ay takviminde Ay’ın 27 nakşatrasından (Ay duraklarından her biri) biri olan, özellikle bereket, verimlilik ve büyümeyle ilişkilendirilen yıldız kümesi; Hint mitolojisinde Ay tanrısı Chandra’nın (Soma) eşlerinden biri ve bereket sembolü

roj : kür. * roj (gün, gündüz; güneş) * gün, gündüz, güneş

rojan : kür. * roj (gün, gündüz; güneş) + an (-ler, çoğul eki) * günler, gündüzler

rojin : kür. * roj (gün, gündüz; güneş) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gün; güneş; kız ismi

rok : lat. * rochus, rocca (kale, surlarla korunmuş yapı) * satranç oyununda şahı koruma altına almak ve kaleyi oyuna sokmak amacıyla şahın iki kare yana hareket edip kalenin üzerinden atlayarak yer değiştirmesiyle gerçekleştirilen savunma ve geliştirme hamlesi

roka : lat. * eruca (hardal ailesinden acı aromalı yapraklı bitki) * Akdeniz mutfağında salata ve yemeklerde kullanılan, keskin aromalı yaprakları olan, Brassicaceae (turpgiller) familyasına ait yenilebilir yeşil yapraklı bitki

roket : lat., fra. * roccetta (küçük tekerlek, makaracık, küçük dönen parça) (rocca (tekerlek, makara, dönen parça) + etta (küçültme eki) ) (lat.); roquette (küçük füze, havai fişek benzeri itici araç) (fra.) * yakıtın yanmasıyla oluşan gazın itiş gücü sayesinde kendi oksijen kaynağına bağımlı olarak atmosferde veya uzayda hareket edebilen itici sistemli aracı i

roketatar : lat., fra., tür. * roccetta (küçük tekerlek, makaracık, küçük dönen parça) (rocca (tekerlek, makara, dönen parça) + etta (küçültme eki) ) (lat.); roquette (küçük füze, havai fişek benzeri itici araç) (fra.) + atar (fırlatır, savurur) (tür.) * roket mühimmatını fırlatmak üzere tasarlanmış, genellikle omuzdan veya platformdan ateşlenen silah sistemi

rokfor : fra. * Roquefort (Fransa’daki Roquefort-sur-Soulzon kasabasının adı) (roche (kaya) + fort (güçlü, kuvvetli, sağlam) ) * kaya kalesi, sağlam kaya; koyun sütünden yapılan, mavi damarlı, küf kültürüyle olgunlaştırılan ve kendine özgü keskin aromasıyla bilinen Fransız peynir

rokoko : fra. * rocaille (taş süslemeciliği, çakıl taşı) (roc, rocher (kaya) + aille (küçültme eki) ) * 18. yüzyıl başlarında Fransa’da gelişen, süsleme ve incelikte barok’tan daha narin bir estetik anlayışı temsil eden zarif, kıvrımlı, süslü ve hafif mimari ve sanat tarzı

roksan : far. * roshan, roksana (ışık, aydınlık, parlak, şafak vakti, parlayan) * şafak, gün doğumu, güneşin doğuşu

roksitromisin : gre., lat. * rox (ön ek) + erythromycine (kırmızı renkli (küf/bakteri) maddeden elde edilen antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * bakteriyel protein sentezini 50S ribozomal alt birime bağlanarak inhibe eden ve solunum yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan makrolid grubu antibiyotik ilacın etken maddesi (C41H76N2O15)

rokuronyum : ing. * rapid (hızlı, çabuk, süratli) + onset (başlangıç) + curonium (curie (Fransız kimyagerler Marie Curie ile Pierre Curie’nin soyadlarından) + on (parçacık/tanecik eki) + ium (kimyasal element eki) ) (lat.) * anestezide kas gevşetici olarak kullanılan, nöromüsküler kavşakta asetilkolinin nikotinik reseptörlerini bloke ederek iskelet kaslarında geçici felç oluşturan, nondepolarizan nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C32H53N2O4)

rokuronyum bromür : lat. * rapidus (hızlı, çabuk, süratli, aceleci) + onset (başlangıç) + curonium (curie (Fransız kimyagerler Marie Curie ile Pierre Curie’nin soyadlarından) (fra.) + on (parçacık/tanecik eki) + ium (kimyasal element eki) ) + bromurum, bromura (bromhidrik asidin tuzu veya esteri) (bromum (brom elementi) + ura (isim yapım eki) ) (lat.) * cerrahi operasyonlar veya mekanik ventilasyon sırasında kas gevşemesi sağlamak amacıyla kullanılan, çizgili kaslardaki nikotinik reseptörleri yarışmalı olarak bloke ederek nöromüsküler iletimi durduran aminosteroid yapılı, orta etkili, depolarizasyonsuz (nedepolarizan) bir kas gevşetici ilacın etken maddesi (C32H53BrN2O4)

rol : lat., fra. * rotulus, rotula (küçük tekerlek, tomar, rulo, silindir) (rota (tekerlek, çark, halka, çember, makara, yuvarlak yapı, dönen şey; dönme, dönüş, döngü) + ulus (küçültme eki) ) (lat.); rouleau (silindir, tomar, yuvarlak hale getirilmiş yapı, dönen küçük yapı), rôle (görev, vazife, işlev) (fra.) * bir kişinin, nesnenin veya kavramın belirli bir durum, sistem veya yapı içinde üstlendiği görev, işlev veya sorumluluk; tiyatro, sinema ve sahne sanatlarında bir oyuncunun temsil ettiği, metin ve yorum yoluyla hayat verdiği karakteri ve bu karaktere ait düşünsek, davranışsal, sözel ve duygusal ifadeler bütünü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...