renan :
ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses,
avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) * çok ses çıkaran, çınlayan,
inleyen
renanet :
ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses,
avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) + et (isim yapım eki) * ses
çıkarma, inleme, çınlama, yankılanma
renatürasyon :
lat. * re (tekrar, yeniden) + naturare (doğallaştırmak) (natura (doğum, oluşum,
meydana gelme) (nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş,
oluşmuş, meydana gelmiş) + ura (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar
eki) + tio (isim yapım eki) * molekülün işlevselliğini geri kazanmasını
sağlayan, yapısı (denatürasyon ile) bozulmuş protein veya DNA moleküllerinin,
uygun koşullar altında yeniden doğal, işlevsel üç boyutlu sarmal yapısına
dönmesi süreci, yeniden doğallaşma
renc :
far. * renc (sıkıntı, eziyet, ağrı, acı, keder) * sıkıntı, zahmet, eziyet,
zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke, gazab, hışım
renc-ber :
far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke,
gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet
çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak taşıma gibi
işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi
rencide :
far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke,
gazab, hışım) + idan (fiil mastar eki) * sıkıntı, zahmet, zorluk, eziyet çekmek
rençber :
far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke,
gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet,
zorluk, eziyet çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak
taşıma gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi (ranch
(çiftlik) (ing.) )
rençper :
far. * renc (sıkıntı, zahmet, eziyet, zorluk; ağrı, acı, sızı, keder; öfke,
gazab, hışım) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) * sıkıntı, zahmet
çeken; tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazma, taş, toprak taşıma gibi
işlerde çalıştırılan gündelikçi amele, ırgat; çiftçi (ranch (çiftlik) (ing.)
rende :
far. * randidan (kazımak, yontmak, aşındırmak, törpülemek) * kazıma, yontma,
aşındırma, törpüleme işlemi ve aleti (render (parçalayıcı) (ing.), Rand (kenar)
(alm.) )
rengarenk :
far. * rang, reng (boya, renk, hile) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
rang, reng (boya, renk, hile) * birçok farklı rengi içinde barındıran, çok
renkli, alacalı veya çeşitli renklerde olan
rengin :
far. * rang, reng (boya, renk, hile) + in (ile ilgili, -a ait) * renkli,
parlak, güzel renkli, canlı ve süslü; kadın ismi
reniform :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) * böbrek biçiminde veya böbreğe benzeyen, böbrek biçimli
renim :
ara. * ranama (makamla söylemek, güzel sesle şarkı söylemek, nağme yapmak, sözü
hoş bir edayla dile getirmek), terennum (makamla söyleme, güzel sesle şarkı
söyleme, nağme yapma, sözü hoş bir edayla dile getirme) * uzaktan duyulan güzel
ses, çığlık, bağırma, terennüm edilen (mırıldanılan) şarkı, Türkü söyleme
renin :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) (gre.) + in (kimyasal
madde eki) (lat.) * böbrekler tarafından üretilen ve kan basıncını (tansiyonu)
ile vücuttaki sıvı-tuz dengesini düzenleyen, kan basıncı düştüğünde, vücut
susuz kaldığında veya sodyum azaldığında salgılanarak
Renin-Anjiyotensin-Aldosteron Sistemi (RAAS) adı verilen zincirleme bir
mekanizmayı başlatan aspartik proteaz enzim ve hormon
renin-anjiotensin :
gre., lat. * renes (böbrek; renin enzimiyle ilişkili kök) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) +
tensin (protein belirtici ifade) (tensio (gerilme, gerilim, tansiyon) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * vücudun kan basıncını (tansiyon), kan
hacmini ve sıvı-elektrolit dengesini düzenleyen, damarları daraltarak
(vazokonstrüksiyon) kan basıncını yükselten ve böbreklerden su/tuz tutulmasını
artırarak kan hacmini artıran hormonal mekanizma
renk :
far. * rang, reng (boya, renk, hile) * beyaz ışğın cam nesneye çarpıp kırılarak
spektrumuna (tayfına) ayrılması olayının gözün ağ tabakasına (retina)
ulaşmasıyla oluşan görsel bir algı; elektromanyetik tayfın 380-750 nanometre
dalga boyundaki görünür ışık spektrumu
renk kartelası :
far., gre., lat. * rang, reng (boya, renk, hile) (far.) + khartes (kart, yazılı
kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası,
belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + ella (küçültme eki)
(lat.); ello (ita.) + sı (iyelik eki) (tür.) * boya, tekstil, dekorasyon ve
matbaa gibi sektörlerde, mevcut renk tonlarını, kodlarını ve uyumlarını
gösteren basılı rehber veya çizelge
renk körlüğü :
far., tür. * rang, reng (boya, renk, hile) + kur, kör (gözü görmeyen) (far.) +
lük (isim yapım eki) + ü (iyelik eki) (tür.) * gözün retinasındaki koni
hücrelerinin renk algısını sağlayan pigmentleri üretememesi veya eksik üretmesi
sonucu, özellikle kırmızı, yeşil ve mavi tonlarının ayırt edilemediği, en
yaygın türü kırmızı-yeşil renk körlüğü olan kalıtsal bir görme bozukluğu, renk
körlüğü, daltonizm
renkser :
far. * rang, reng (boya, renk, hile) (far.) + sar, ser (-cı, yapan, eden eki)
(tür.) * renklerle ilgili olan, renkçil, kromatik; ışığın farklı renklerinin
farklı kırılmasıyla ilgili
rennan :
ara. * ranna (çok ses çıkarnak, çınlamak, inlemek, yankılanmak), rann (ses,
avaz, çığlık, savt) + an (ile ilgili, -a ait) * çok ses çıkaran, çınlayan,
inleyen
rennellia :
lat. * Rennell (İngiliz doğa bilimci James Rennell'in soyadından) + ia (isim
yapım eki) * Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyasına ait, tropikal bölgelerde
yetişen çiçekli bitki cinsi
renografi :
gre. * renes (böbrek) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
böbreklerin kanlanmasını, süzme (fonksiyon) kapasitesini ve idrar çıkışını
değerlendirmek için damar yoluyla radyoaktif madde verilerek yapılan bir
nükleer tıp görüntüleme yöntemi
renogram :
gre. * renes (böbrek) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf,
yazım; küçük ağırlık) * damar yoluyla çok az miktarda radyoaktif madde
(radyoizotop) enjekte edilerek ve gama kamerası kullanılarak böbreklerin bu
maddeyi nasıl işleyip idrar yollarına aktardığının grafik olarak
görüntülendiği, böbreklerin kan akışını, fonksiyonunu (çalışma düzeyini) ve idrar
boşaltım sistemini değerlendirmek için kullanılan bir nükleer tıp testi
renovasküler :
gre., lat. * renes (böbrek) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük
hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar)
+ cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * böbrek damarlarıyla ilgili olan; böbrek damarlarıyla ilgili olan
renovasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + novare (yenilemek, tazelemek) (novus (yeni)
+ are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) * eskiyen, hasar
gören veya işlevini yitiren yapıların, daha kullanışlı, estetik ve verimli hale
getirilmesi için, modern ihtiyaçlara göre onarılması, yenilenmesi ve modernize
edilmesi işlemi; bir yapı, mekan veya sistemin eski halini yenileyerek
modernize edilmesi, onarılması ve tekrar kullanıma uygun hale getirilmesi
süreci
renove :
lat. * renovatus (re (yeniden, tekrar, geri) + novare (yenilemek, tazelemek)
(novus (yeni) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
* onarım ve yenileme işlemlerinden geçirilerek yeniden kullanıma uygun, modern
hale getirilmiş
renyum :
lat. * rhenus (Ren nehri kökünden türetilmiş, elementin keşfedildiği Avrupa
bölgesine atfen) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 75, simgesi Re
olan, çok yüksek erime noktasına sahip, nadir bulunan geçiş metali elementi
reoloji :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheos (akış, akıntı) + legein, lego
(söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * maddelerin
akış ve deformasyon davranışlarını, özellikle katı-sıvı arası özelliklerini
inceleyen bilim dalı, akış bilimi
reomakrodeks :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + makros (uzun, büyük) + dextran
(bakteriyel kökenli polisakkarit) (dextrum (sağ, sağdaki) + an (doymuş
hidrokarbon eki; alkan eki) ) * damar içi sıvı hacmini artırmak ve kanın
akışkanlığını düzenlemek amacıyla kullanılan, dekstran esaslı plazma genişletici
tıbbi solüsyon
reometre :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + metron (ölçü) * sıvı, yarı katı veya
viskoelastik maddelerin akış özelliklerini, viskozitesini ve deformasyona karşı
davranışını ölçen laboratuvar test cihazı
reomür :
fra. * Réaumur (Fransız fizikçi René Antoine Ferchault de Réaumur'ün
soyadından) * sıcaklık ölçümünde kullanılan, suyun donma noktasını 0°, kaynama
noktasını 80° kabul eden eski bir termometre ölçeğini ifade eden sıcaklık
birimidir
reorganizasyon :
lat., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + organon (vücut içinde belirli
işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet,
işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) *
bir kurumun, sistemin veya yapının mevcut düzenini değiştirerek daha verimli
hâle getirmek amacıyla yeniden yapılandırılması süreci, yeniden örgütlenme,
yeniden organize olma
reosta :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + histemi (dikmek, yerleştirmek,
durdurmak, durmak, ayakta tutmak), stasis (durma, duruş, durum, sabitlik),
states (duran, durduran, sabitleyen) * elektrik devrelerinde akımı ayarlamak
için direnci değiştirilebilen, akımın şiddetini kontrol etmeye yarayan ayarlı
direnç aygıtı
repaglinid :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + prandialis (yenek sonrası) + glinid
(meglitinid türevi nonsülfonilüre insülin salgılatıcıları (repaglinid,
nateglinid, mitiglinid) için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen
ortak son ek) * pankreastan insülin salgılanmasını artırarak kan şekerini
düşüren, tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan oral antidiyabetik etken madde
(C27H36N2O4)
reparasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin hasar gördükten sonra eski
haline getirilmesi, onarılması veya telafi edilmesi süreci, onarım, tamirat
reparatif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, temin edilmiş, edinilmiş) +
ivus (ile ilgili, -a ait) * onarmaya, düzeltmeye veya eski haline getirmeye
yönelik olan, iyileştirici nitelik taşıyan, onarıcı, tamir edici
repare :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek), paratus (hazırlanmış, düzenlenmiş, temin edilmiş, edinilmiş) *
onarılmış, tamir edilmiş
repellent :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pellere (itmek, sürmek, kovmak, savmak,
ilerletmek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * kovan,
uzaklaştiran, savan; böcek, hayvan veya istenmeyen unsurları uzaklaştıran, iten
veya kaçıran (madde veya etki)
repertuar :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek) + torium (isim yapım eki) (lat.); répertoire (fra.) * bir
sanatçının, topluluğun veya kurumun icra edebileceği eserlerin tamamı,
sunabileceği hazır eser listesi veya programı
repertuvar :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin
etmek, edinmek) + torium (isim yapım eki) (lat.); répertoire (fra.) * bir
sanatçının, topluluğun veya kurumun icra edebileceği eserlerin tamamı,
sunabileceği hazır eser listesi veya programı
repetetif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + petatus (yönelinmiş, istenmiş, dilenmiş,
talep edilmiş, arzu edilmiş) (petere (yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek,
talep etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) *
tekrarlı, sürekli tekrar eden
repetisyon :
lat. * repetere (tekrarlamak, yinelemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + petere
(yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek, talep etmek) ) + tio (isim yapım eki)
* tekrar, yineleme
repetti diskontinüitesi :
ita., lat. * repetti (İtalyan jeofizikçi Walter Repetti’nin soyadından) (ita.)
+ dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan
eki) + continuus (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + tenere (tutmak,
elinde bulundurmak) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım
ve durum eki) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * Dünya’nın derin iç yapısında,
üst ve alt manto arasında özelliklerin değiştiği düşünülen sismik geçiş bölgesi
replantasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + plantare (dikmek, ekmek, yerleştirmek) +
tio (isim yapım eki) * kaza veya travma sonucu vücuttan tamamen kopan parmak,
el, kol veya bacak gibi uzuvların, mikrocerrahi yöntemler kullanılarak yeniden
yerine dikilmesi işlemi
replasman :
lat., gre., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + plateia (geniş yol) (gre.);
platea (açık alan, geniş yer), placiare, placeare (uygun yere koymak,
düzenlemek, yerleştirmek) + mentum (isim yapım eki) (lat.); place (yer, konum),
placement (placer (yerleştirmek, koymak, konumlamak) + ment (isim yapım eki) )
(fra.) * kaybedilen, çıkarılan veya işlevini yitiren bir şeyin yerine yenisinin
konulması, yerine koyma veya ikame etme işlemi
replik :
lat., fra. * replicatus (tekrar katlanmış, yeniden düzenlenmiş, çoğaltılmış
veya bir şeyin kopyalanarak yeniden oluşturulmuş) (re (yeniden, tekrar, geri) +
plicare (eğmek, bükmek, katlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); réplique (yanıt, cevap) (fra.) * tiyatro, film veya günlük konuşmada
bir kişiye verilen cevap niteliğindeki söz; ayrıca bir söyleme karşılık olarak
verilen kısa yanıt veya karşılık cümlesi
replika :
lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) * herhangi
bir eserin, birebir ölçüleriyle veya daha küçük ölçülerle orijinaline
dayanarak, aslına birebir benzetilerek kopyalanmış hali
replikasyon :
lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) + tio (isim
yapım eki) * DNA’nın kendini kopyalayarak yeni bir DNA oluşturması süreci; bir
şeyin aynısının biyolojik veya teknik olarak yeniden üretilmesi, çoğaltılması
işlemi
replikatif :
lat. * replicare (re (tekrar) + plicare (eğmek, bükmek, katlamak) ) + tio (isim
yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * DNA replikasyonuna ilişkin olan,
kopyalama/çoğalma süreciyle ilgili
replike :
lat., fra. * replicatus (tekrar katlanmış, yeniden düzenlenmiş, çoğaltılmış
veya bir şeyin kopyalanarak yeniden oluşturulmuş) (re (yeniden, tekrar, geri) +
plicare (eğmek, bükmek, katlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); répliqué (fra.) * DNA veya hücre materyalinin kendini kopyalayarak
çoğalmış; bir şeyin aynısının üretilmiş veya kopyalanmış
replum :
lat. * replum (kapı kanadı, kapı çerçevesi; bölme, ayırıcı yapı) (re (yeniden,
tekrar, geri) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + um (isim yapım eki)
) * bitkilerde özellikle baklagiller ve turpgillerde, meyve duvarlarının
ayrılmasından sonra tohumları taşıyan ve bölmeleri birbirine bağlayan yalancı
bölme yapısı, yalancı bölme
repo :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + purchase (satın alma) (ing.) (per
(içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.) ) * finans
piyasalarında bir menkul kıymetin belirli bir fiyattan satılıp daha sonra daha
yüksek bir fiyattan geri alınması esasına dayanan, kısa vadeli borçlanma ve
likidite sağlama işlemi
repressör :
lat. * (yeniden, tekrar, geri) + pressio (premere (basmak, bastırmak, sıkmak,
üzerine ağırlık koymak), pressare (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak), pressus (sıkma,
bastırma, sıkıştırma) + sio (isim yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) *
genetikte belirli bir genin ifade edilmesini baskılayan ve transkripsiyonu
engelleyerek protein sentezini kontrol eden düzenleyici molekül veya protein
represyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pressio (premere (basmak, bastırmak,
sıkmak, üzerine ağırlık koymak), pressare (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak),
pressus (sıkma, bastırma, sıkıştırma) + sio (isim yapım eki) ) * psikolojide
bireyin kabul edilemez düşünce, duygu ve dürtülerini bilinçdışına iterek
zihinsel olarak bastırma süreci
reprezant :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + praesentare (sunmak) (prae (ön, önce,
evvel) + esse (olmak) + entia (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + ent
(-cı, yapan, eden eki) * tıbbi cihaz veya ilaç firmalarının ürünlerini
doktorlara, eczanelere ve sağlık kuruluşlarına tanıtan, pazarlayan ve satışını
gerçekleştiren "ilaç mümessili" veya "tıbbi satış temsilci
reprezentasyonel :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + praesentare (sunmak) (prae (ön, önce,
evvel) + esse (olmak) + entia (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin zihinsel, sembolik
veya görsel olarak temsil edilmesiyle ilgili, temsile dayalı
reprint :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + premere (basmak, bastırmak, sıkmak,
üzerine ağırlık koymak) (lat.); print (basmak, yazmak, damga vurmak) (ing.) *
daha önce basılmış veya yayımlanmış bir metnin, belgenin veya eserin yeniden
basılması veya tekrar yayımlanması
reproduktif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + ductus (yönlendirilmiş, çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş,
götürülmüş) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) +
ivus (ile ilgili, -a ait) * canlı organizmaların kendilerine benzer yeni
bireyler oluşturma yeteneğiyle ilgili, üreme süreciyle ilgili
reprodüksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) ) * bir eserin,
görüntünün, sesin veya sanat yapıtının aslına uygun biçimde yeniden üretilmesi
veya çoğaltılması işlemi
reprodüktif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * üremeye ilişkin, üreme ile ilgili, çoğalabilen; canlıların
üreme ile ilgili süreçlerini, organlarını veya işlevlerini ifade eden, çoğalma
ve nesil oluşturma yeteneği ile ilgili
reptans :
lat. * repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek) + ent, ens (ile
ilgili, -a ait) * sürünücü, yayılan, yerde sürünen
reptil :
lat. * repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek), reptus
(sürünmüş, emeklemiş, sürüklenmiş) + ilis (ile ilgili, -a ait) * omurgalı
hayvanlar içinde genellikle pullu deri yapısına sahip, soğukkanlı, çoğunlukla
yumurtlayarak çoğalan ve hareket ederken yere yakın şekilde sürünme veya
emekleme eğilimi gösteren hayvanlar sınıfına ait olan, sürüngen
reptilia : lat.
* repere (sürünmek, emeklemek; yere yakın hareket etmek), reptus (sürünmüş,
emeklemiş, sürüklenmiş) + ilis (ile ilgili, -a ait) + ia (taksonomik çoğul eki)
* omurgalı hayvanlar içinde genellikle pullu deri yapısına sahip, soğukkanlı,
çoğunlukla yumurtlayarak çoğalan ve hareket ederken yere yakın şekilde sürünme
veya emekleme eğilimi gösteren hayvanlar sınıfı, sürüngenleri kapsayan
omurgalılar sınıfı, sürüngenler
repulsiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma,
çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ) + sio (isim
yapım eki) * bir nesnenin başka bir nesneyi kendisinden uzaklaştırması veya
fiziksel, elektriksel veya duygusal düzeyde itme ve uzaklaştırma etkisi
oluşturma durumu; itme, iticilik, tiksinti; nefret
repunit :
lat. * repetere (tekrarlamak, yinelemek) (re (yeniden, tekrar, geri) + petere
(yönelmek, istemek, dilemek, arzu etmek, talep etmek) ) + unitas (birlik,
birim, bir olma) (unus (bir, tek) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.);
repunit (ing.) * matematikte kullanılan ve sadece 1 rakamlarının
tekrarlanmasıyla oluşan yani tüm basamakları 1 olan sayıları ifade eden bir
terim
re's :
ara. * ra’s, re's (baş, kafa, tepe, uç; reis) * baş, kafa, tepe, uç; reis
resedaceae :
lat. * resedare (yatıştırmak, sakinleştirmek) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * lahana, hardal, turp, brokoli ve kapari gibi pek çok önemli sebze ve
çiçekli bitkiyi içeren Brassicales (lahanasiller, lahanagiller) takımına bağlı,
Reseda cinsini ve akraba bitkileri kapsayan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan
bir bitki familyası, muhabbetçiçeğigiller, gerdanlığıgiller
resen :
ara. * ra's, re's (baş, kafa, tepe, uç) + en (gibi, olarak) * kendi başına,
kendiliğinden, bizzat; kimseye danışmadan, müstakil olarak; doğrudan doğruya
resepsiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir yeri,
kişiyi veya durumu karşılama, kabul etme ve özellikle otellerde gelen
misafirleri kayıt altına alma ve yönlendirme işlemi; otel, hastane, iş merkezi
veya büyük ofis gibi kurumların girişinde bulunan, ziyaretçilerin veya
müşterilerin karşılandığı, kayıt işlemlerinin yapıldığı ve yönlendirildiği
karşılama bölümü
resepsiyonist :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) + ista (-cı,
yapan, eden) * otel, hastane, klinik, kurumsal ofis veya güzellik salonu gibi
işletmelerde ziyaretçileri karşılayan, kayıt işlemlerini yapan, telefon
trafiğini yöneten ve genel idari destek sağlayan profesyonel kişi, ön büro
görevlisi
reseptivite :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * bir canlının, yapının veya sistemin
dış uyaranları alma, kabul etme ve bunlara duyarlı olma kapasitesi; rahim iç
tabakasının (endometrium) embriyoyu kabul etmeye, tutunmaya ve beslemeye hazır
olduğu "alıcı" durum (tıp dilinde, özellikle tüp bebek tedavilerinde
"endometrial reseptivite")
reseptör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak,
kavramak, yakalamak, sezmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * alıcı, kapıcı,
kavrayıcı; bir elektrik akımını alarak başka bir güce çeviren cihaz, almaç;
uyarıları alabilen, duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre
grupları veya sinir uçları; hücre yüzeyinde veya içinde bulunan ve belirli
kimyasal sinyalleri (hormon, nörotransmitter vb.) algılayarak bunlara karşı
biyolojik yanıt oluşturan protein yapılı alıcı molekül, algaç
reses :
lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) *
ara, teneffüs, tatil veya kuytu yer; baskın (dominant) olmayan, sadece saf döl
olduğunda etkisini gösteren çekinik gen
resesif :
lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çekinik; genetikte heterozigot
durumda fenotipte etkisini göstermeyip baskın alel tarafından gizlenen, ancak homozigot
olduğunda ortaya çıkan (gen); genlerin ve kontrol ettikleri fiziksel
özelliklerin çocukta ortaya çıkmasının ancak her iki ebeveynin de kontrol eden
geni sağlaması durumuna bağlı olan
resesyon :
lat. * recessus (re (yeniden, tekrar, geri) + cessus (gidiş, ilerleyiş) (cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) +
sio (isim yapım eki) * gerileme, geriye gitme; ekonomide üretim, istihdam ve
gelir seviyelerinde genel düşüşle karakterize edilen ve ekonomik faaliyetin
belirgin şekilde yavaşlaması
reshep :
aka. * reseph (fırtına, salgın hastalık ve savaşla ilişkilendirilen Kenan
kökenli tanrı adı) * Antik Yakın Doğu ve Mısır inanç sistemlerinde savaş,
yıkım, salgın hastalık ve şimşekle ilişkilendirilen, özellikle Kenan
mitolojisinden Mısır panteonuna da geçmiş olan tanrı figürü
resif :
fra. * récif (deniz içinde veya kıyıya yakın bölgelerde su yüzeyine yakın
yükselen kaya veya mercan oluşumu; dalgakıran yapı) * deniz tabanında
mercanların, kayaçların veya benzeri biyolojik/jeolojik birikimlerin
oluşturduğu, su yüzeyine yakın veya yüzeye yakın yükselen doğal yapı; özellikle
mercanların oluşturduğu ekosistemler bütünü
resim :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm
(şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * bir nesnenin, kişinin
veya düşüncenin görsel olarak çizim, fotoğraf, gravür veya dijital yöntemlerle
iki boyutlu bir yüzeyde temsil edilmesi sonucu oluşan görsel ifade
resiniferatoksin :
lat., gre. * resina (reçine; ağaç ve bazı bitkilerden salgılanan yapışkan
organik madde) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) (lat.) +
toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bazı bitkilerde bulunan reçine
benzeri maddelerle ilişkili toksik bileşiklerin genel adlandırılmasında
kullanılan, biyolojik sistemlerde zehirleyici etki gösteren madde grubu; acı
biberde bulunan kapsaisinin son derece güçlü, doğal olarak oluşan bitki bazlı
bir reçine versiyonu
resiprok :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + vicis (yer değiştirme, karşılıklı olma) + icus (ile ilgili, -a
ait) * karşılıklı olarak birbirine etki eden, karşılıklı, mütekabil
resiprokal :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + vicis (yer değiştirme, karşılıklı olma) + icus (ile ilgili, -a
ait) + alis (ile ilgili, -a ait) * karşılıklı olacak şekilde, karşılıklı olarak
resistan :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan,
eden eki) * dış etkilere karşı koyabilen, dayanıklı, direnç gösteren
resistans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + entia (isim yapım eki) * bir etkiye
karşı koyma durumu veya özelliği; bir iletkenin elektrik akımının geçişine
karşı gösterdiği, iletkenin yapısına, uzunluğuna ve kesitine bağlı olarak
değişen ve akımın şiddetini sınırlayan karşı koyma özelliği, direnç, direnç
resistif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ivus (ile ilgili, -a ait) * elektrik
akımına karşı direnç gösterme özelliğine sahip olan, akımın geçişini
zorlaştırarak enerji kaybına yol açan özellikte bulunan, direnç gösteren
resistör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) *
direnen, karşı koyan; elektrik devrelerinde akımın şiddetini sınırlamak,
gerilimi düşürmek veya enerji dağılımını düzenlemek amacıyla belirli bir direnç
değeri sağlayacak şekilde tasarlanmış devre elemanı
resital :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete
geçirmek, uyandırmak) + alis (ile ilgili, -a ait) * genellikle bir sanatçının
tek başına veya küçük bir grupla sahnede, belirli bir repertuvarı dinleyici
önünde icra ettiği müzik veya performans gösterisi
resitatif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete
geçirmek, uyandırmak) + ivus, tivus (ile ilgili, -a ait) * operalarda ve vokal
eserlerde melodiden çok konuşma ritmine yakın bir ezgiyle, metni doğal konuşma
akışına benzer biçimde aktararak anlatım işlevi taşıyan (müzik bölümü)
resm :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek) * bir
nesnenin, kişinin veya düşüncenin görsel olarak çizim, fotoğraf, gravür veya
dijital yöntemlerle iki boyutlu bir yüzeyde temsil edilmesi sonucu oluşan
görsel ifade, şekil, biçim, form, tasvir, desen
resmen :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm
(şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + en (gibi, olarak) *
resmi olarak, resmi nitelik kazanmış biçimde, kesin ve açık şekilde
resmi :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm
(şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + i (ile ilgili, -a ait)
* bir devlet, kurum veya yetkili makam tarafından kabul edilmiş, onaylanmış
veya düzenlenmiş olan; resmi nitelik taşıyan ve hukuki veya kurumsal geçerliliği
bulunan, ofisiyel, kesin ve açık şekilde olan
resm-i geçit :
ara. * resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) + i (tamlama
eki) + geçit (bir yerden başka bir yere hareket etmek için vasıta olan yol,
geçilen yer, geçme yeri, geçiş yeri; geçme, geçiş) * Askeri bir kıt'anın yahut
bir mektebin talebelerinin gösteri mahiyetinde geçişi. Geçit resmi;
resm-i gümrük :
ara., gre., lat., tür. * resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup,
tarz) + i (tamlama eki) + kommerkion (ticaret; ticaret vergisi, gümrük resmi)
(gre.); commercium (ticaret) (lat.); kümrük, komruk (vergi, ticaret geçiş
ücreti) (tür.) * bir devletin sınır kapılarından geçen mal ve eşyadan, ülkeye
giriş veya çıkış sırasında resmi makamlarca alınan vergi, harç ve denetim
bedeli, gümrük vergisi; Osmanlı İmparatorluğu'nda ithal veya ihraç edilen
mallardan alınan gümrük vergisi veya harcı
resort :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sors, sortis (kader, pay, seçim) *
genellikle tatil amaçlı kullanılan, konaklama, yeme-içme ve çeşitli eğlence
hizmetlerinin bir arada sunulduğu, turistik tesis veya tatil kompleksi; son
çare olarak başvurulan yöntem
respirasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes
vermek, solumak) + tio (isim yapım eki) (lat.); respiration (fra.) * canlı
organizmalarda oksijenin alınması ve karbondioksitin verilmesi yoluyla
gerçekleşen, hücresel düzeyde enerji üretimini mümkün kılan solunum süreci ve
gaz alışverişi olaylarının bütünü, nefes alıp verme, solunum
respiratuar :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes
vermek, solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait)
(lat.); respiratoire (fra.) * solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve
oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan
yapılarla ilişkili bulunan
respiratuar distres sendromu
:
lat., gre. * respiratorius (solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve
oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan
yapılarla ilişkili bulunan) + districtus (kişinin zor durumlara ve bunların
sonucunda ortaya çıkan etkilere tam olarak uyum sağlayamadığı ve uyumsuz
davranışlar sergilediği antipatik bir durum, sıkıntı) (lat.) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * akciğerlerin immatüritesi ve sürfaktan eksikliğinden dolayı
akciğerlerde oluşan gaz değişimi yetersizliğine bağlı olarak oksijenlenmenin
bozulduğu, ciddi nefes darlığı ve solunum yetmezliği ile seyreden ve çoğunlukla
yenidoğanlarda veya ağır akciğer hasarlarında ortaya çıkan klinik durum
respiratuvar :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes
vermek, solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait)
(lat.); respiratoire (fra.) * solunumla ilgili olan, hava alışverişi ve
oksijen-karbondioksit değişimini sağlayan organ, doku ve süreçleri kapsayan
yapılarla ilişkili bulunan
respiratuvar arrest :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek,
solumak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.);
respiratoire (fra.) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + restare (kalmak,
durmak) (lat.); arrest (durdurma, tutuklama) (ing.) * solunumun ani olarak
tamamen durması sonucu vücuda oksijen girişinin kesildiği ve acil müdahale
edilmediğinde hızla hayati tehlike oluşturan klinik durum
respons :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spondere (yanıt vermek, söz vermek) + entia
(isim yapım eki) (lat.); réponse (cevap, yanıt) (fra.) * bir uyarı, soru, durum
veya uyarana karşı verilen sözlü, yazılı, davranışsal veya fizyolojik
nitelikteki yanıt veya tepki, karşılık verme eylemi ve sonucu, cevap, yanıt
responsif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + spondere (yanıt vermek, söz vermek) + entia
(isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); responsive (ing.) * bir
uyarı, soru veya dış etkiye karşı hızlı ve uygun biçimde tepki verebilme, yanıt
oluşturabilme yeteneğine sahip olan; fizyolojik, psikolojik veya sistem
düzeyinde gelen uyarana karşı etkin cevap üreten
ress :
ara. * rassa (gömmek, yerleştirmek; kuyuya atmak, toprağa gizlemek) * taşla
yapılmış, taşla örülmüş kuyu; Semud taifesinden kalmış bir kuyunun adı; maden
ressam :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm
(şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * çizgi, boya veya
çeşitli görsel teknikler kullanarak nesne, insan, doğa veya soyut kavramları
estetik bir biçimde tasvir eden, bunu meslek veya sanat olarak icra eden kişi,
resim sanatçısı
REST :
ing * representational (temsili) + state (durum) + transfer (aktarım) * web
servislerinin HTTP üzerinden çalışmasını sağlayan yazılım mimarisi
rest :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak,
daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) * bir bütünün
kullanılmasından veya ayrılmasından sonra geriye kalan kısım; dinlenme veya
hareketsiz kalma durumu
restant :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak,
daim olmak, devam etmek, kalmak) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan,
eden eki) * bir bütünün tüketilmesi, ayrılması veya kullanılması sonrasında
geriye kalan, henüz bitmemiş veya elde mevcut bulunan, kalan, bakiye olan
restionaceae :
lat. * restio (bitki cinsi) (restis (ip, halat, sicim) + io ile ilgili, -a ait)
) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Poales (saz çiçekliler) takımına
bağlı, çoğunlukla Güney Yarımküre’de, özellikle Güney Afrika ve Avustralya’da
yayılış gösteren, ince ve kamışımsı gövdeli, dış görünüş olarak kındıra ve saza
benzeyen, çoğunlukla çok yıllık otsu bitkileri içeren bitki familyası,
restiogiller
restitüsyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + statuere (yerleştirmek, konumlamak, kurmak,
tesis etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin kaybolan, bozulan
veya değişen durumunun aslına uygun biçimde yeniden kurulması, iade edilmesi
veya eski haline getirilmesi; sanat ve mimarlıkta bir yapının geçmişteki özgün
durumunun bilimsel verilere dayanarak yeniden ortaya konulması süreci
restleşmek :
lat., tür. * re (yeniden, tekrar, geri) + stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum) (lat.) + leş
(işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * taraflar ellerindeki tüm
imkanı veya kozları ortaya koyarak geri adım atmaksızın sonuna kadar karşı
karşıya gelmek, kesin bir hesaplaşmaya girmek
restoran :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa
etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + ent
(ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan, eden eki) * insanların ücret karşılığında
yemek yiyip içebildiği, hazır yiyecek ve içeceklerin servis edildiği,
genellikle oturma düzeni ve hizmet personeli bulunan açık veya kapalı yeme-içme
işletmesi
restorasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa
etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + tio
(isim yapım eki) * bozulan, yıpranan veya tarihsel süreç içinde değişmiş bir
yapı, eser veya sistemin, bilimsel ve teknik yöntemlerle aslına en yakın haline
getirilerek yeniden kurulması, onarılması ve eski durumunun kazandırılması
süreci
restoratif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa
etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) +
ivus, tivus (ile ilgili, -a ait) * yıpranmış, tükenmiş veya bozulan bir yapıyı,
işlevi veya organizmayı yeniden eski dengesine ve işlevselliğine yaklaştırma
özelliği taşıyan; onarıcı, toparlayıcı ve yeniden düzenleyici etki gösteren;
fonksiyonu, estetiği, sağlığı geri kazandırmak amacıyla yapılan (işlem)
restore :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + instaurare (kurmak, tesis etmek, inşa
etmek) (in (iç, içine, içeri) + staurare (kurmak, dikmek, yerleştirmek) ) + tus
(geçiş zaman ve sıfat yapım eki) * aslına uygun biçimde onarılarak yeniden eski
durumuna getirilmiş ve tekrar kullanılabilir veya görülebilir hâle getirilmiş
restriksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + strictio (stringere (bağlamak, zincirlemek,
prangalamak) (stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyin kapsamının,
hareket alanının veya kullanımının bilinçli olarak sınırlandırılması,
daraltılması veya kontrol altına alınması; sınırlama, kısıtlama
restriktif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + strictio (stringere (bağlamak, zincirlemek,
prangalamak) (stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait)
* bir durum, sistem veya organizmada işlevin, hareketin veya genişlemenin
bilinçli veya fizyolojik olarak sınırlandırıldığı, daraltıcı etki gösteren ve
genişlemeyi/kullanımı kısıtlayan özellikte olan, sınırlayıcı, kısıtlayıcı
resul :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme,
yollama, sevk, salma) * gönderilen, elçi; Allah tarafından insanlara mesaj
iletmek, dini buyrukları bildirmek ve yol göstermek üzere seçilip gönderilen
peygamber veya elçi
resupinat :
lat. * resupinatus (geriye doğru bükülmüş, ters dönmüş) (resupinare (geriye
yatırmak, sırtüstü çevirmek) (re (yeniden, tekrar, geri) + supinare (arkaya
yatırmak, sırtüstü çevirmek) ) + atus (sıfat yapan ek) * özellikle botanikte
bir organın normal konumuna göre ters dönmüş veya 180° çevrilmiş olması;
çiçeklerde, yapraklarda veya mantarların meyve gövdelerinde üst-alt yöneliminin
tersine dönmesi, ters dönük, sırtüstü konumlu
resusitasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete
geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek,
harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tio (isim yapım eki) * solunum veya dolaşım
gibi yaşamsal fonksiyonları durma noktasına gelmiş bir kişinin veya organizmanın,
tıbbi müdahalelerle yeniden hayata döndürülmesi ve temel yaşamsal işlevlerinin
yeniden çalışır hâle getirilmesi; dirilme, diriltme, yeniden canlanma, yeniden
calandırma
resül :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme, yollama,
sevk, salma) * gönderilen, elçi; Allah tarafından insanlara mesaj iletmek, dini
buyrukları bildirmek ve yol göstermek üzere seçilip gönderilen peygamber veya
elçi
re's-ül mal :
ara. * ra's, re's (baş, kafa, tepe, uç) + el (ön ek, artikel) + mal (para; mülk
edinilen eşya) * bir ticari veya finansal işlemde kullanılan ana sermaye
miktarı, faize veya kazanca esas olan başlangıç parası veya yatırımın temel
değeri, ana para, sermaye
resülullah :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), rasul (gönderilen,
elçi) + el (ön ek, artikel) + allah (Allah) * İslam inancında Allah tarafından
insanlara vahiy iletmek, dini tebliğ etmek ve örnek olmak üzere gönderilmiş
elçi olan peygamberi ifade eden ünvan, Allah’ın gönderdiği, Allah’ın resulü,
Allah’ın elçisi
resüreksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + surgere (ayağa kalkmak, yükselmek,
doğrulmak, dikilmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan,
aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + regere (doğrulmak, dikilmek) ) +
tio (isim yapım eki) * ölü kabul edilen bir kişinin veya durmuş kabul edilen
yaşamsal fonksiyonların yeniden canlandırılması, tekrar hayata döndürülmesi,
yaşamın yeniden başlaması, diriliş, dirilme, canlanma
resürjans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + surgere (ayağa kalkmak, yükselmek,
doğrulmak, dikilmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan,
aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + regere (doğrulmak, dikilmek) ) +
entia (isim yapım eki) * zayıflamış, gerilemiş veya duraklamış bir sürecin,
hastalık hâlinin veya yapısal durumun yeniden canlanması, güç kazanması ve
aktif hâle dönmesi; karstik bölgelerde yer üstündeki akarsuların düden veya
obruk gibi boşluklardan yer altına girip, bir süre yeraltında aktıktan sonra
tekrar yeryüzüne çıktığı bol akımlı karstik kaynak
resüsitasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete
geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek,
harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tio (isim yapım eki) * solunum veya dolaşım
gibi yaşamsal fonksiyonları durma noktasına gelmiş bir kişinin veya
organizmanın, tıbbi müdahalelerle yeniden hayata döndürülmesi ve temel yaşamsal
işlevlerinin yeniden çalışır hâle getirilmesi; dirilme, diriltme, yeniden
canlanma, yeniden canlandırma
resüsite :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + suscitare (uyandırmak, yeniden harekete
geçirmek) (sub (alt, altında, altından) + citare (çağırmak, seslendirmek,
harekete geçirmek, uyandırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
yeniden canlandırılmış, diriltilmiş
reşad :
ara. * ruşd (doğruluk), raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru
yolda olmak, olgunlaşmak), raşid (doğru yolu bulan, hidayete eren, doğru yolda
olan) * doğru yolu bulma, hidayet bulma, doğru yolda olma; erkek ismi
reşadiye :
ara. * reşad (doğru yolu bulma, hidayet bulma, doğru yolda olma; erkek ismi ) +
iye (yer ve durum eki) * Tokat’ın bir ilçesi
reşat :
ara. * ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk, akıl erdirme, erginlik), raşada (doğru
yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak, olgunlaşmak), raşid (doğru
yolu bulan, hidayete eren, doğru yolda olan) * doğru yolu bulma, hidayet bulma,
doğru yolda olma; erkek ismi
reşha :
ara. * raşaha (serpilmek, sızmak, damlamak, salgılanmak) * serpinti, sıçrantı,
sızma, sızıntı, terleme; damla, katre, ter, rutubet, nem, yaşlık
reşid :
ara. * raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak,
olgunlaşmak) * doğru yolda olan, doğruya yönlenmiş olan; hukuki ve sosyal
açıdan kişinin çocukluk dönemini tamamlayarak kendi fiil ve işlemlerinden
sorumlu olacak zihinsel ve bedensel olgunluğa erişmiş, ergin kabul edilen kişi;
18 ve daha fazla yaşta olan insan
reşit :
ara. * raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru yolda olmak,
olgunlaşmak) * doğru yolda olan, doğruya yönlenmiş olan; hukuki ve sosyal
açıdan kişinin çocukluk dönemini tamamlayarak kendi fiil ve işlemlerinden
sorumlu olacak zihinsel ve bedensel olgunluğa erişmiş, ergin kabul edilen kişi;
18 ve daha fazla yaşta olan insan
reşk :
ara. * raşaka (kıskanmak, hased etmek) * kıskanma, imrenme, kıskanmayı
uyandıran, kıskanılmış, hased ve gıpta veren
reşme :
far. * reşme (ip, bağ, sicim, şerit) * at başlığı, yuları ve gemi; koşum
takımlarına gümüş veya altın yaldızlı pullarla yapılan süsleme; tekstilde
penye, triko gibi esnek kumaşların etek ucu, kol ağzı ve yaka kısımlarını
kıvırarak dikmek için kullanılan, dışarıdan çift/üçlü düz dikiş, içeriden ise
overlok benzeri zincir dikiş görüntüsü veren makine ve dikiş türü
ret :
ara. * radda (geri çevirmek, geri vermek, geri döndürmek, kabul etmemek,
reddetmek, dönmek, iade etmek) * geri çevirme, geri verme, geri döndürme, kabul
etmeme, reddetme, dönme, iade etme
retansiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tenere (tutmak, elde tutmak, alıkoymak) +
tio (isim yapım eki) * bir maddenin, sıvının veya içeriğin, bulunduğu ortamda
tutulması, dışarı atılamaması veya normalden daha uzun süre alıkonulması durumu
retard :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tardus (yavaş, geç) (lat.); retard (fra.) *
normal gelişim, ilerleme veya tepki hızına göre geri kalmış, gecikmiş veya
yavaş ilerleyen durumda olma, gecikme
retardasyon :
lat. * retardatio (re (yeniden, tekrar, geri) + tardare (geciktirmek,
engellemek, yavaşlatmak) (tardus (yavaş, geç) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * bir sürecin, gelişimin veya hareketin normal hızına göre
yavaşlatılması, geciktirilmesi veya geri kalması durumu; tıp ve fizikte büyüme,
reaksiyon veya ilerleme hızının azalması ve beklenenin altında seyretmesi;
bireyin beceri, yetenek ve öğrenme işlevinin kendi yaş ortalamasının altında
olması, zihinsel yetersizlik, zeka geriliği
retarde :
lat. * retardatus (re (yeniden, tekrar, geri) + tardare (geciktirmek,
engellemek, yavaşlatmak) (tardus (yavaş, geç) + are (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); retardé (fra.) * gecikmiş,
ertelenmiş; zihinsel gelişim geriliği olan
reteplaz :
lat. * rete (recombinant (doğada kendiliğinden oluşması mümkün olmayan, farklı
biyolojik türlerden yeniden kombinasyonla elde edilen) + tissue (doku) +
plasmonigen (kan pıhtılarını eriten "plazmin" enzimini aktive eden
madde) * özellikle akut kalp krizi (miyokard enfarktüsü) vakalarında tıkanan
damarları açmak için kullanılan güçlü bir trombolitik (pıhtı eritici) ilacın
etken maddesi (C1736H2671N499O522S22)
retikulum :
lat. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) * ağ benzeri ince
yapılar bütünü, küçük ağ; hücre içinde veya dokularda bulunan ağsı yapı
retikülat :
lat. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) + atus (ile ilgili, -a
ait) * yüzeyi veya yapısı ağ benzeri, damar veya çizgilerle örülmüş görünümde
olan; biyoloji ve tıpta retiküler (ağsı) yapı gösteren (doku veya oluşum)
retiküle papillomatozis :
lat., gre. * rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) + atus (ile
ilgili, -a ait) + papilla (meme ucu; kabarcık; küçük çıkıntı) (pap (meme,
çıkıntı kökü) + illa (küçültme eki) ) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) (gre.) * genellikle genç erişkinlerde göğüs, sırt ve boyun
bölgesinde görülen, deride ağsı (retiküler) dağılım gösteren, küçük, kahverengi
ve pullu kabartıların (papül/papilla benzeri) ve ağsı (retiküle) plak
lezyonlarının birleşmesiyle ortaya çıkan, genellikle pigmentasyon
değişiklikleriyle seyreden dermatolojik hastalık durumu, Gougerot-Carteaud
Sendromu, Konfluent ve retiküler papillomatoz
retiküler :
lat. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç eki) )
+ aris (ile ilgili, -a ait) * yapısı veya görünümü ağ benzeri olan, ince
bağlantılarla örülmüş, özellikle biyoloji ve tıpta hücre veya doku düzeyinde
ağsı organizasyon gösteren (yapı ve sistem)
retiküloendotelyal :
lat., gre. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç
eki) ) + endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + thelos, thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * retiküler (ağsı) yapı ile damarların iç yüzeyini döşeyen
endotelyum dokusuna ait olan, özellikle bağışıklık ve fagositozla ilişkili
(hücre ve sistem)
retikülosit :
lat., gre. * reticulum (küçük ağ) (rete (ağ, şebeke) + culum (küçültme ve araç
eki) ) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * henüz
tam olgunlaşmamış, içinde ağsı (retiküler) kalıntılar bulunan ve kemik
iliğinden kana yeni salınmış genç kırmızı kan hücresi, eritrosit öncülü
retina :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) * gözün arka kısmında
yer alan, ışığı algılayıp sinirsel uyarılara dönüştüren ve ağsı sinir hücreleri
yapısıyla görme işlevinin gerçekleşmesini sağlayan ince tabaka
retina dekolmanı :
lat., fra. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + decollementia
(havalanma, çözülme, bağı kopma) (decollare (havalanmak, çözülmek, bağı kopmak)
(de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + collare
(yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) ) + mentia (isim yapım eki) (lat.);
décollement (fra.) * gözün ışığı algılayan ağsı tabakası olan retinanın,
altında bulunan destek dokudan ayrılması sonucu görme işlevinin bozulmasına yol
açan ve tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına neden olabilen göz hastalığı
retina yırtılması :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + yırtılma (kopma, bölünme,
yarılma, kesilme, ayrılma, parçalanma) + sı (iyelik eki) (tür.) * gözün ışığı
algılayan ağsı tabakası olan retinanın, altında bulunan destek dokudan
ayrılması sonucu görme işlevinin bozulmasına yol açan ve tedavi edilmezse
kalıcı görme kaybına neden olabilen göz hastalığı
retinal :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + alis (ile ilgili, -a
ait) * göze ait ağsı tabaka olan retinayla ilgili bulunan veya retinada
gerçekleşen, retina ile ilgili
retinit :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * gözün ışığı algılayan ağsı tabakası olan
retinanın iltihaplanması
retinitis pigmentoza :
lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) + pingere (boyamak, çizmek, resmetmek,
işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) (gre.) * retinanın ışık algılayan hücrelerinde ilerleyici bozulma
ve pigment birikimiyle seyreden, gece körlüğü ve görme alanı daralmasıyla
başlayıp zamanla ciddi görme kaybına yol açabilen kalıtsal göz hastalığı, tavuk
karası
retinoblastom :
lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + blastos
(tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik
hücre) + oma (tümör, kabarma, şişlik; kanser) (gre.) * retinanın olgunlaşmamış
hücrelerinden kaynaklanan, genellikle çocukluk çağında görülen ve göz içinde
gelişerek görme kaybı veya gözün kaybına yol açabilen kötü huylu tümör
retinoid :
lat., gre. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * A vitamini ve türevlerine
yapısal veya fonksiyonel olarak benzeyen, hücre büyümesi, farklılaşması ve
özellikle epitel dokuların düzenlenmesinde rol oynayan kimyasal bileşikler
sınıfı
retinol :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) + ol (alkol grubu (-OH)
eki) * A vitamini olarak da bilinen, görme pigmentlerinin oluşumunda özellikle
gece görüşü için gerekli olan rodopsin sentezinde görev alan, epitel dokuların
bütünlüğünü ve büyüme-diferansiyasyon süreçlerini destekleyen, cilt bakımında
en etkili, yaşlanma karşıtı içeriklerden biri olarak kabul edilen, yağda
çözünen vitamin türevi
retinopati :
lat. * rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + patheia
(sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı,
hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * retinanın damar yapısı, sinir tabakası veya metabolik bütünlüğünde
meydana gelen bozulmalar sonucu gelişen, genellikle diyabet, hipertansiyon veya
dolaşım bozukluklarına bağlı olarak görme fonksiyonunu etkileyen hastalık
durumu
retinopeksi :
lat. * rete (ağ, şebeke) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + pegnynai,
pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme,
sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum
eki) ) (gre.) * özellikle retina dekolmanı gibi durumlarda retinanın anatomik
olarak yerinden ayrılması sonrası cerrahi veya medikal yöntemlerle göz duvarına
yeniden sabitlenmesi ve yerinde tutulması işlemi
retl :
ara. * ratala, rattala (bir şeyi düzenli, tertipli ve tane tane dizmek;
harfleri yerli yerine koyarak düzgün bir şekilde okumak/konuşmak, ağır ağır,
tane tane, düzenli ve ölçülü okumak) * ağır ağır, tane tane, düzenli, ölçülü,
düzgün, doğru, kurallarına uygun olarak okuma; acele etmeden, her bir harfin
çıkış noktasına (mahreç) ve tecvid kurallarına uyarak tane tane, ağır ağır ve
manasını düşünerek okuma
retorik :
gre. * rhetor (hatip, konuşmacı; kamuya hitap eden kişi) + ike (sanat, disiplin
eki) * ikna etmek, etkilemek veya yönlendirmek amacıyla dili bilinçli, düzenli
ve estetik biçimde kullanma sanatı; özellikle konuşma ve yazıda anlamı
güçlendirmek, dinleyiciyi/okuyucuyu etkilemek ve ikna etmek için kullanılan
anlatım teknikleri bütünü; sözlü veya yazılı dili etkili, ikna edici ve estetik
bir şekilde kullanma sanatı, hitabet ilmi
retraksiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir yapının, dokunun veya
organın normal konumundan geriye doğru çekilmesi, küçülmesi veya içe doğru
gerilerek geri çekilmiş hale gelmesi durumu; tıpta akciğer, cilt veya yara
kenarlarının içe çekilmesiyle karakterize olan fizyolojik veya patolojik geri
çekilme olgusu
retraktibl :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) *
gerektiğinde geri çekilebilme, içe doğru toplanabilme veya normal konumuna geri
alınabilme yeteneği olan (yapı, parça veya mekanizma)
retraktif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) )+ ivus (ile ilgili, -a ait) * bir doku, yapı veya
sistemde geri çekme, içe doğru toplama veya küçültme etkisi oluşturan; organ
veya dokunun geriye doğru çekilmesine yol açan
retraktil :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş,
görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim
yapım eki) )+ ilis (ile ilgili, -a ait) * gerektiğinde geri çekilebilme, içe
doğru toplanabilme veya normal konumuna geri alınabilme yeteneği olan (yapı,
parça veya mekanizma)
retraktör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) )+ or (yapan, eden ve araç eki) * cerrahide veya mekanik
sistemlerde bir yapıyı, dokuyu veya parçayı geriye çekmek, açık tutmak veya
görüş alanını genişletmek amacıyla kullanılan alet veya bu çekme işini yapan
kişi/cihaz
retro :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ), retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) * zaman, yön
veya konum bakımından geriye dönüklüğü; geçmişe ait olmayı veya hareketin ileri
yön yerine ters yöne, yani geriye doğru gerçekleştiğini ifade eden ön ek
retrobulber :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + bulbus (soğan, burada medulla
oblongata'nın eski adı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz
küresinin arka tarafında, orbita içinde yer alan bölgeye ait olan; göz
arkasındaki dokular, sinirler ve damarlarla ilgili anatomik veya tıbbi durumlar
ile ilgili
retrobulber nörit :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + bulbus (soğan, burada
medulla oblongata'nın eski adı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) (gre.) * göz küresinin arkasında yer alan optik sinirin
iltihaplanması sonucu gelişen, genellikle ani görme kaybı, göz hareketleriyle
ağrı ve renk görme bozukluğu ile seyreden nöro-oftalmolojik hastalık durumu
retroçekal :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + caecum (çekum, kalın
bağırsağın başlangıç kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kör
bağırsağın (çekumun) arka tarafında yer alan veya çekumun gerisinde konumlanmış
olan (yapılar), apendiks yerleşimi veya bölgesel anatomik durumlar ile ilgili
retrofaringeal :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + pharunx,
pharung, pharynx (yutak, gırtlak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * yutağın (farenksin) arka kısmında yer alan veya bu bölgeyle
ilişkili olan
retrofleksiyon :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + flexio (flectere (bükmek,
eğmek, esnemek, bükülmek) + tio (isim yapım eki) ) * geriye doğru bükülme veya
kendi üzerine katlanma; bir organın, yapının veya nesnenin normal ekseninden
geriye doğru bükülmesi, kıvrılması veya ters yöne doğru eğilmesi durumu; tıpta
uterus gibi organların arkaya doğru eğimli veya kıvrılmış pozisyonu
retrognati :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gnatheia (gnathos (çene) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çenenin yüz profilinde geride
görünmesine yol açan ve çiğneme, konuşma veya estetik görünümü etkileyebilen, alt
veya üst çenenin normal konumuna göre geriye doğru yerleşmiş olması durumu
retrograd :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradi (yürümek), gradus
(adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * geriye
doğru giden, geriye doğru yönlendirilmiş; bir süreç, hareket veya olayın normal
yönünün tersine, yani ileriye değil geriye doğru ilerlemesi
retrograd amnezi :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradi (yürümek), gradus
(adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) (lat.) +
amnesis (hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
mimneskein (hatırlamak, anımsatmak), mnesis (hafıza, bellek) ) (gre.) * beyin
travması, hastalık veya nörolojik bir olay sonrası, olaydan önceki döneme ait
anıların kısmen veya tamamen hatırlanamaması durumu, geçmişe yönelik bellek
kaybı ile seyreden amnezi türü
retrogresif :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + gradus (adım, basamak,
kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişim, süreç veya işlev bakımından
ileriye doğru değil geriye doğru seyreden, olgunlaşma veya ilerleme yerine
gerileme gösteren; daha basit veya önceki bir duruma dönüş eğiliminde olan
(yapı, fonksiyon)
retrokaval :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + cava (oyuk, mağara, kiler) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ana toplardamarın (vena cava
inferior) arkasında yer alan veya bu büyük toplardamarın gerisinde konumlanmış
olan; sağ üreterin vena kava inferiorun arkasından geçtiği ve değişik derecede
üreteral basının oluştuğu konjenital anomali
retrolental :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + lens, lentis (bezelye, bakla,
mercimek; lens, mercek) + alis (ile ilgili, -a ait) * göz merceğinin (lens)
arka tarafında yer alan veya bu bölgeyle ilişkili olan (özellikle lens
arkasında gelişen membran, opasiteler veya doğumsal/edinilmiş göz
hastalıklarını tanımlamak için kullanılır.)
retrolistezis :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + listhesis
(kayma, yer değiştirme) (olisthein (kaymak, yer değiştirmek) + isis (isim yapım
eki) * bir omurun, altındaki omura göre normal hizasından geriye doğru
kaymasıyla oluşan, özellikle bel veya boyun bölgesinde görülebilen, ağrı ve
sinir basısına yol açabilen omurga hizalanma bozukluğu
retromolar :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + molaris (azı dişi) (mola
(öğütme taşı, değirme taşı) + aris (ile ilgili, -a ait) * ağız boşluğunda
özellikle alt veya üst çene azı dişlerinin arka tarafında yer alan
retronazal :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + nasus (burun) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun boşluğunun arka kısmına, nazofarenkse
doğru olan bölgeye ilgili
retroparotidian :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + para (yanında,
dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca
arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides
(ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ianos (ile ilgili, -a ait)
(gre.) * parotis tükürük bezinin arka tarafında yer alan veya bu bölgeyle
ilişkili olan
retroperiton :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + peritoneon
(karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) +
teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) (gre.) * karın
boşluğunda periton zarının arkasında yer alan bölge; böbrekler, adrenal bezler,
aorta ve büyük damarlar gibi yapıları içeren arka karın bölgesi
retroperitoneal :
lat., gre. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) (lat.) + peritoneon
(karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) +
teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
karın boşluğunda periton zarının arkasında yer alan bölgeyle ilgili; böbrekler,
adrenal bezler, aorta ve büyük damarlar gibi yapıları içeren arka karın
bölgesiyle ilgili
retrorse :
lat. * retrorsus (geriye doğru dönük, geriye bakan) (retro (geriye, arkaya) +
orsus (dönmüş, yönelmiş) ) * özellikle botanikte bir organın, dikenin, tüyün
veya çıkıntının gövde veya eksen boyunca tabana doğru, yani geriye ve aşağıya
yönelmiş olması; geriye dönük, geriye bakan, aşağı-geriye yönelmiş
retrosentetik :
lat., gre. * retro (geriye, arkaya) (lat.) + syn (ile, birlikte, beraber, eş,
tamamen) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * organik kimyada karmaşık bir molekülün hedef
yapıdan başlanarak geriye doğru analiz edilmesi ve daha basit başlangıç
maddelerine ulaşacak şekilde ardışık sentetik adımlara ayrıştırılması yöntemine
ait; retrosentetik analizle ilgili
retrospektif :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectus
(bakma, gözlem; bakılmış, görülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * geçmişe dönük
olarak bakma, geçmiş olayları geriye doğru inceleme veya değerlendirme ile ilgili;
tıp, araştırma ve sanat alanlarında geçmiş verilerin sonradan analiz edilmesine
dayanan yaklaşımla ilgili
retrosternal :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + sternum (göğüs kemiği) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göğüs kemiğinin (sternum) arka tarafında
yer alan
retrosterum :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + sternum (göğüs kemiği) *
göğüs kemiğinin (sternum) arka tarafı
retrovajinitis :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + vagina (kılıf, kın, kanal,
hazne, kaplama, örtme, koruma) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon,
hastalık eki) * vajinanın arka kısmında yer alan dokuların veya vajina
arkasındaki anatomik bölgenin iltihaplanmasıyla karakterize edilen, pelvik ağrı
ve lokal hassasiyet gibi bulgularla seyreden jinekolojik enflamatuvar durum
retroversiyon :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + versio (dönme, dönüş,
rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek,
yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * geriye doğru dönme, geriye eğiklik; bir
organın veya yapının normal eksenine göre geriye doğru dönmesi veya eğilmesi
durumu; özellikle uterusun pelvis içinde arkaya doğru deviye olmasıyla
karakterize edilen anatomik pozisyon değişikliği
retrovert :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + versus, vertus (dönmüş,
döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare
(dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * geriye doğru
dönük, geriye eğik
retrovizör :
lat. * retro (geri, geriye doğru, arkaya doğru) + visor (visus (görme, görme
duyusu, görme eylemi) (videre (görmek) + us (isim yapım eki) ) + or (-cı,
yapan, eden eki) ) * araçlarda geriye doğru olan alanı görmeyi sağlayan, sürüş
sırasında aracın arkasındaki trafiği ve çevreyi izlemeye yarayan ayna veya
görüntüleme sistemi, dikiz aynası
rett sendromu :
alm. * rett (Alman doktor Andreas Rett’in soyadından) + syndromon (sendrom,
belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kız
çocuklarda bilişsel ve nörolojik fonksiyonlarda gelişim geriliği ve motor
beceri kaybı ile karakterize nadir hastalık
reunion :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + unus (bir, tek, yegane) + ion (isim yapım
eki) * birleşme, bir araya gelme, toplanma, toplantı
reuptake :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) (lat.) + up (yukarı, üste) + take
(almak, kavramak, edinmek) (ing.) * sinir sisteminde sinir hücreleri (nöronlar)
arasında iletişim sağlayan kimyasal habercilerin (nörotransmitterlerin)
işlerini bitirdikten sonra tekrar üretildikleri hücre tarafından emilmesi
süreci
reusable :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + uti (yararlanmak, kullanmak) + abilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.) * yeniden kullanılabilir, tekrar
yararlanılabilir
reva :
ara. * rava (uygun görmek, münasip bulmak, layık görmek) * uygun, münasip,
yerinde, yakışır, layık görülen
revaç :
ara. * raca (yayılmak, rağbet görmek, geçerli olmak), ravvaca (yaymak, dolaşıma
sokmak, rağbet kazandırmak) * bir şeyin toplum içinde ilgi görmesi, yaygınlık
kazanması, değer ve talep bakımından artması ve tercih edilir hale gelmesi
revak :
ara. * revak (koruma sağlayan örtü ve çevreleme) * bir binanın ön cephesinde
yer alan veya iç avlusunu çepeçevre kuşatan, önü kemerli ve sütunlu, üzeri ise
tonoz, kubbe veya düz bir çatı ile örtülü olan yarı açık mekan; avlu veya
yapıların çevresinde bulunan, üstü örtülü ve sütunlarla desteklenen geçit veya
galeri biçimindeki mimari öğe
revakiye :
ara. * revak (sütunlu galeri, örtülü geçit, korunaklı mimari alan) + iye (ile
ilgili, -a ait) * revaklı yapılara veya sütunlu galeri düzenine ait olan
(mimari tarzı)
revalüasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + tio (isim yapım eki) * yeniden değerlendirme;
bir para biriminin devlet tarafından resmi olarak değerinin artırılması ve
yabancı paralar karşısında daha güçlü hale getirilmesi işlemi
revan :
far. * revan (akıcı, akan, hareket eden, giden) * akıcı, akan; kolay giden,
hareket eden, giden, rahat ilerleyen, kolay ilerleyen
revani :
far., ara. * revan (akıcı, akan, hareket eden, giden) (far.) + i (sıfat yapım
eki) * akışkan, yumuşak dokulu veya kolay giden; irmik ve yoğurt ağırlıklı kek
harcının fırında pişirilip, üzerine şekerli şerbet dökülmesiyle hazırlanan
hafif ve süngerimsi dokulu bir tatlıd
revaskülarizasyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük
hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar)
+ cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) *
bir dokunun veya organın kan damarlarının yeniden oluşturulması veya yeni damar
oluşumuyla kanlanmasının yeniden sağlanması süreci
reverans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + vereri (saygı duymak, hürmet etmek; korku
ve saygı karışımı bir saygı duymak) + entia (isim yapım eki) (lat.); révérence
(fra.) * saygı, hürmet; eğilerek selamlama
revers :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * arka yüz, ters taraf, geri dönüş;
ters yüz etmek, geri çevirmek, geri döndürmek, terse döndürmek, tersine
çevirmek, yönünü değiştirmek
reversibilite :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * tersine çevrilebilirlik,
başlangıç haline geri döndürülebilirlik
reversibl :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) * tersine çevrilebilir, başlangıç haline geri döndürülebilir
reversiyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm,
yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim
yapım eki) ) * önceki duruma geri dönme, eski haline dönme; mülkiyet ve
hakların asıl sahibine geri geçmesi durumu
revhani :
ara. * ravaha (dinlenmek, rahatlamak, mola vermek, gevşemek), rahat (dinlenme,
mola verme), ravh (rahatlık, rahmet, esen rüzgarın hissettirdiği serinlik ve
rahatlık; koklamak) + ani (ile ilgili, -a ait) * ferahlık veren, rahatlatan
review :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş)
(lat.); review (ing.) * bir şeyi yeniden gözden geçirme, inceleme veya
değerlendirerek hakkında yargıya varma
revir :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + virare (dönmek, döndürmek, yön değiştirmek,
çevirmek) (lat.) * askeri birliklerde veya kurumlarda hastaların muayene ve
tedavi edildiği küçük sağlık birimin
revival :
lat., ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + vivere (yaşamak, hayat sürmek, diri
olmak, canlı olmak) + alis (ile ilgili, -a ait), ale (isim yapım ve durum eki)
* bir şeyin yeniden canlanması, eski canlılığına kavuşması veya tekrar ortaya
çıkması
revize :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş)
(lat.); révisé (fra.) * tekrar gözden geçirilmiş, yeniden incelenmiş,
düzeltilmiş ve değiştirilerek güncellenmiş
revizyon :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek)
+ sio (isim yapım eki) ) (lat.); révision (fra.) * bir metnin, planın veya
çalışmanın yeniden gözden geçirilmesi, düzeltilmesi ve değiştirilmesi süreci,
tekrar gözden geçirme, yeniden inceleme, düzeltme, değiştirerek güncelleme
revizyonist :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek)
+ sio (isim yapım eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki)
(lat.); révisioniste (fra.) * mevcut bir tarihsel, siyasal veya ideolojik
görüşü yeniden yorumlama, değiştirme veya gözden geçirme eğiliminde olan kişi
veya akım
revizyonizm :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + visio (görme, görüş) (videre (görmek)
+ sio (isim yapım eki) ) + ismus isim yapım ve durum eki) (lat.); révisioniste
(fra.) * tarihsel, siyasal veya ideolojik kabulleri yeniden gözden geçirerek
değiştirmeyi savunan düşünce akımı
revnak :
far. * runk (süs, güzellik, zinet) * parlaklık, canlılık, gelişme, refah,
güzellik, alım, göz alıcılık; safa, taravet
revnaktar :
far. * runk (süs, güzellik), revnak (parlaklık, canlılık, gelişme, refah,
güzellik, alım, göz alıcılık; safa, taravet) + dar (gibi olan, ile ilgili,
tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * parlak, latif, güzel, hoş
revolüsyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo
yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin, düzenin
veya yapının köklü ve hızlı biçimde değişmesi; siyasal bağlamda yönetim
biçiminin ani ve radikal dönüşümü, devrim, inkilap; bir eksen etrafında tam
dönüş hareketi
revolüt :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volutus (dönmüş, çevrilmiş, yuvarlanmış,
kıvrılmış, sarılmış) (volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak,
döndürmek, çevirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * özellikle
botanikte bir yaprağın veya yaprak kenarının alt yüzüne doğru, geriye ve içe
kıvrılmış olması; kenarları içe doğru sarılmış, geri kıvrılmış
revolver :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo
yapmak, döndürmek, çevirmek) * mermilerin namlu arkasındaki dönen bir silindir
(tambur) içinde bulunduğu ateşli silah türü, altıpatlar, toplu tabanca
revü :
lat., fra. * re (yeniden, tekrar, geri) + videre (görmek), visum (görüş)
(lat.); revoir (yeniden görmek, tekrar görmek), revu (yeniden görülmüş, tekrar
görülmüş) (fra.) * bir şeyi yeniden gözden geçirme, inceleme veya
değerlendirerek hakkında yargıya varma; sahnede müzik, dans, skeç ve
gösterilerin ardı ardına sergilendiği, genellikle eğlence amaçlı tiyatro türü
rey :
ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’y (görüş, kanaat, düşünce,
fikir) * bir kişinin bir konu hakkındaki düşüncesini oy verme yoluyla
belirtmesi, seçimlerde kullanılan tercih ve irade beyanı, oy, tercih
reye sendromu :
eng. * reye (Avustralyalı doktor R. Douglas Reye’in soyadından) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * viral enfeksiyon sonrası karaciğer ve beyin hasarı ile karakterize
nadir pediatrik sendrom
reyhan :
ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rayiha (bir madde veya ortamdan yayılan,
özellikle hoş algılanan koku hissi, hoş koku) + an (ile ilgili, - a ait) * hoş
kokulu fesleğen bitkisi; ferahlık, güzellik, hoş koku
reyhanlı :
ara., tür. * reyhan (hoş kokulu fesleğen bitkisi; ferahlık, güzellik, hoş koku)
(ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Hatay'nın bir ilçesi
reykjavik :
isk. * reykja (duman çıkarmak, tüttürmek) + vik (koy, küçük körfez; kıyı
girintisi) * İzlanda’nın başkenti
reyna :
lat., isp. * regina (yöneten kadın, hükmeden kadın, kraliçe) (regere
(doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ina
(dişil isim yapım eki) (lat.); reina (isp.) * yöneten kadın, hükmeden kadın,
kraliçe
reyon :
lat., fra. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık
hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); rayon (fra.)
* ışık ışını, yarıçap, etki alanı; sentetik tekstil lifi; mağazalarda ürünlerin
belirli gruplar halinde sergilendiği bölüm, raf veya satış alanı; market ve
mağaza düzeninde ürün kategorilerini ayıran satış bölümü
reyting :
lat , ing. * ratio (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma)
(reor, reri (hesaplamak, düşünmek, saymak, akıl yürütmek + tio (isim yapım eki)
) (lat.); rate (oran, nispet, ilişki; kıyas, mukayese, karşılaştırma) + ing
(isim yapım eki) (ing.) * bir şeyin değerini, kalitesini veya derecesini
belirleme ve bunu sayısal veya sembolik olarak ifade etme işlemi;
derecelendirme, puanlama, takdir veya değerlendirme
re'y-ül ayn :
ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak), ra’y (görüş, kanaat, düşünce,
fikir) + el (ön ek, artikel) + ayn (göz; pınar, kaynak, menba) * göz görüşü;
gözle görme, bizzat şahit olma; bir şeyin doğrudan gözle görülerek, şüpheye yer
bırakmayacak biçimde kesin olarak bilindiğini ifade eden Arapça tamlama
reza :
ara. * reda (süt emmek) * bir bebeğin (genellikle 2 yaş sınırı içinde) bir
kadının memesinden süt emmesi veya sütün çocuğun midesine ulaşmasıyla süt
hısımlığı (süt kardeşliği/akrabalığı) oluşturması durumu
rezaat :
ara. * reda (süt emmek) + at (isim yapım eki) * süt emme
rezahat :
ara. * razaha (yorulmak, bitkin düşmek, hali yaramaz olmak, vaziyeti kötü
olmak, zayıflamak veya perişan bir duruma düşmek) + at (isim yapım eki) *
musibet, sıkıntı, bela, kötü durum
rezalet :
ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil
etmek, zelil etmek) + at (isim yapım eki) * düşüklük, alçaklık, aşağılıklık,
bayağılık, adilik, kötülük, kötü olma, değersiz olma; rezil olma, utanç verici
hale düşme, alçalma, skandal
rezan :
far., kür. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar sahibi,
bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) * ağırbaşlı, ciddi, sakin ve ölçülü
davranışa sahip olan
rezanet :
far., kür., ara. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar
sahibi, bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) + et (isim yapım eki) *
ağırbaşlılık, vakarlılık, temkinlilik, ciddiyet, sükunet, ölçülü davranışa haiz
olma
rezede :
lat. * resedare (sakinleştirmek, yatıştırmak, (ağrıyı/ateşi) dindirmek) (re
(yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak, durmak,
kalmak) ) * muhabbet çiçeğigiller familyasından, yaklaşık 1,5 metre yüksekliğe
ulaşabilen, çiçeklerinden sarı boya elde edilen ve tohumlarından kandil yağı
(yakıt) çıkarılan otsu bir bitki, muhavvet çiçeği
rezeke :
lat., ing. * resecatus (re (yeniden, tekrar, geri) + secatus (kesilmiş,
ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); resected (ing.) * kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş, kesilip
çıkarılmış; hastalıklı bir organ veya doku parçası cerrahi yöntemlerle vücuttan
ayrılmış, kesilmiş veya kesilip çıkarılmış
rezeksiyon :
lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek)
+ tio (isim yapım eki) ) (lat.); résection (fra.) * kesme, ayırma, bölme, kesip
çıkarma; hastalıklı bir organ veya doku parçasının cerrahi yöntemlerle vücuttan
ayrılması, kesilmesi veya kesilip çıkarılması
rezektabilite :
lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek)
+ tio (isim yapım eki) ) + abilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas
(isim yapım ve durum eki) (lat.); résécabilité (fra.) * kesilebilirlik,
ayrılabilirlik, kesilip çıkarılabilirlik; bir tümörün veya hastalıklı bir
dokunun, cerrahi yöntemle vücuttan tamamen çıkarılabilir olma durumu
rezektabl :
lat. * resectio (re (yeniden, tekrar, geri) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek)
+ tio (isim yapım eki) ) + abilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kesilebilir, ayrılabilir, kesilip çıkarılabilir; bir tümörün veya hastalıklı
bir dokunun, cerrahi yöntemle vücuttan tamamen çıkarılabilir olmasını belirten
sıfat
rezene :
far. * raziyane (aromatik ve şifalı bitki) * maydanozgiller familyasına ait,
aromatik tohumları ve yaprakları hem baharat hem de tıbbi bitki olarak
değerlendirilen, sindirimi kolaylaştırıcı özellikleriyle bilinen, aromatik
tohumlu ve kokulu bir bitki, foeniculum vulgare, arapsaçı
rezerpin :
lat. * reservare (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) +
servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) ) + pin (kimyasal madde
eki) * özellikle yüksek tansiyonu (hipertansiyon) tedavi etmek ve bazen ciddi
psikotik durumları sakinleştirmek için sedatif olarak kullanılan, sempatik
sinir uçlarındaki veziküllerde bulunan norepinefrin, dopamin ve serotonin gibi
nörotransmitterlerin (sinir ileticiler) depolanmasını engelleyen, Rauwolfia
serpentina bitkisinden elde edilen alkaloid yapılı bir ilacın etken maddesi
(C33H40N2O9)
rezerv :
lat. * reservatus (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar, geri) +
servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); réserve (fra.) * ileride kullanılmak üzere ayrılmış,
biriktirilmiş, stoklanmış veya korunmuş kaynak, miktar veya yedek; genel
anlamıyla bir şeyin daha sonraki bir zamanda kullanımı veya beklenmedik
durumlar için saklanması, biriktirilmesi veya depolanması
rezerv alan :
lat., tür. * reservatus (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar,
geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); réserve (fra.) + alan (arazi, açık alan,
saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon,
platform)(tür.) * 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında, afet riski
taşıyan yapıların dönüştürülmesi amacıyla, yeni yerleşim alanı olarak
kullanılmak üzere belirlenen güvenli bölge
rezervasyon :
lat., fra. * reservatio (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar,
geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + tio (isim yapım
eki) ) (lat.); réservation (fra.) * bir yerin, hizmetin veya kaynağın önceden
ayrılması, tutulması veya ileride kullanılmak üzere planlanarak garanti altına
alınması işlemi; bir mal, hizmet veya mekanın (otel odası, uçak bileti,
restoran masası vb.) belirli bir kişi veya grup adına, önceden yapılan bir
anlaşmayla ayrılması işlemi
rezervuar :
lat., fra. * reservatorium (saklamak, korumak, ayırmak) (re (yeniden, tekrar,
geri) + servare (saklamak, korumak, muhafaza etmek, gizlemek) + or, tor (-cı,
yapan, eden eki) + ium (isim yapım ve yer eki) ) (lat.); réservoir (fra.) * su,
gaz veya başka bir maddenin depolandığı, biriktirildiği ve gerektiğinde
kullanılmak üzere tutulduğu yapay veya doğal depolama alanı
rezidans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak,
durmak, kalmak) + entia (isim yapım eki) (lat.); résidence (fra.) * bir yerde
ikamet etme, sürekli olarak oturma veya yaşama durumu; konut, ikametgah; lüks
ve modern apartman tipi konutları ifade eden terim
rezidü :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak,
durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.) * bir işlemin
veya sürecin tamamlanması sonrasında geride kalan artık, kalıntı, bakiye
rezidü teoremi :
lat., fra., gre. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek,
konumlanmak, durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.)
+ theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks
analizde, kapalı bir kontur integrali hesaplanırken kapalı bir eğri etrafında
bir fonksiyonun kutuplarındaki kalıntılarının toplamı ile eğri boyunca alınan
integral arasındaki ilişkiyi ifade eden teorem, kalıntı teoremi
rezidüel :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sedere (oturmak, yerleşmek, konumlanmak,
durmak, kalmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); résidu (fra.) * bir işlemin
veya sürecin tamamlanması sonrasında geride kalan artık, kalıntı, bakiye ile
ilgili
rezil :
ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil
etmek, zelil etmek) * utanç verici durumda olan, utanç verici derecede kötü,
küçük düşürücü veya aşağılanmaya neden olan; alçak, aşağılık, değersiz, adi,
kepaze, soysuz, hayasız, razil
rezil ü rüsva :
ara. * razil (utanç verici durumda olan, utanç verici derecede kötü, küçük
düşürücü veya aşağılanmaya neden olan; alçak, aşağılık, değersiz, adi, kepaze,
soysuz, hayasız) + u (tamlama eki) + rusva (rezil olmuş, kepaze; utandırılmış,
itibarı zedelenmiş) * rezil olmuş, kepaze; utandırılmış, itibarı zedelenmiş,
kusur ve ayıpları meydana çıkarılmış
rezistan :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yaoan,
eden eki) * dış etkilere karşı koyabilen, dayanıklı, direnç gösteren
rezistans :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + entia (isim yapım eki) * bir etkiye
karşı koyma durumu veya özelliği; bir iletkenin elektrik akımının geçişine
karşı gösterdiği, iletkenin yapısına, uzunluğuna ve kesitine bağlı olarak
değişen ve akımın şiddetini sınırlayan karşı koyma özelliği, direnç, direnç
rezistif :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ivus (ile ilgili, -a ait) * elektrik
akımına karşı direnç gösterme özelliğine sahip olan, akımın geçişini
zorlaştırarak enerji kaybına yol açan özellikte bulunan, direnç gösteren
rezistör :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + sistere, stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * elektrik
devrelerinde akımın geçişine karşı koyarak akımı sınırlayan veya kontrol eden
elektronik devre elemanı
reziz :
ara. * reziz (boya otu) * kumaş ve elbise boyama işlemlerinde renklendirici
olarak faydalanılan özel bir ot veya bitki cinsi
rezo :
lat., fra. * rete (ağ, şebeke) (lat.); réseau (fra.) * birbirine bağlı
öğelerden oluşan ağ, sistem veya bağlantı yapı; şebeke
rezolüsyon :
lat. * re (yeniden, tekrar, geri) + solutio (çözme, çözüm, çözelti) (solvere
(gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek,
serbest, bırakılmış, çözülmüş, çözünmüş) + tio (isim yapım eki) ) * çözüm,
çözülme, çözünürlük, ayırma gücü, karara bağlanma, karar verilme; bir ekranın,
görüntünün veya dijital medyanın yatay ve dikey doğrultuda içerdiği piksel
sayısı yani görüntüdeki ayrıntı (netlik) düzeyi
rezonans :
lat. * resonare (yeniden ses vermek, yankılanmak, tekrar ses çıkarmak) (re
(tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) ) + entia (isim yapım
eki) ) * fiziksel bir sistemin dışarıdan gelen titreşimlerin frekansı ile kendi
doğal frekansının eşleşmesi sonucu, çok daha yüksek genliklerde titreşime
geçmesi (salınması) olayı
rezonant :
lat. * resonare (yeniden ses vermek, yankılanmak, tekrar ses çıkarmak) (re
(tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) ) + ens, ent (sıfat
yapım eki) ) * bir sistemin kendi doğal frekansına yakın bir frekanstaki dış
uyarıya güçlü biçimde karşılık vermesiyle ilgili; rezonans gösteren, titreşimi
veya yanıtı belirgin biçimde artan
rezorpsiyon :
lat. * re (geri, tekrar, yeniden) + sorbere (emmek, yutmak, içine çekmek) +
tio, sion (isim yapım eki) * bir maddenin (kemik, sıvı, doku vb.) organizma
tarafından yeniden emilmesi (örneğin kemik rezorpsiyonu yani osteoklastların
kemiği parçalayarak emmesi)
rezültant :
lat. * resultare (geri sıçramak, sonuç olarak ortaya çıkmak) (re (yeniden,
tekrar, geri) + salire, saltare (atlamak, sıçramak, zıplamak), saltus, saltum
(atlama, sıçrama, zıplama) ) + ens, ent (ile ilgili,-a ait) (lat.); résultant
(fra.) * sonuçta oluşan, sonuç olarak ortaya çıkan, netice olan; birden fazla
etki veya kuvvetin birleşmesiyle ortaya çıkan toplam etki, bileşke
rezüme :
lat., fra. * resumatus (re (yeniden, tekrar, geri) + sumere (almak, elde etmek,
edinmek, kullanmak, üzerine almak) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda,
aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + emere (almak, elde
etmek, edinmek, seçmek, ayırıp almak, satın almak, kurtarmak) ) + atus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * tekrar alınmış, tekrar elde edilmiş, tekrar
edinilmiş; bir kişinin özlük bilgilerini, eğitimini, iş deneyimini ve
becerilerini özet halinde sunan kısa özgeçmiş belgesi, curriculum vitae (CV)
rezzak :
ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya
manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü
geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızık veren, geçimini
sağlayan, nasiplendiren
rezzan :
far., kür. * razan, rezan (vakur, ağırbaşlı, sakin; saygıdeğer, itibar sahibi,
bilge, anlayışlı veya hayat tecrübesi olan) * ağırbaşlı, ciddi, sakin ve ölçülü
davranışa sahip olan
Rf :
lat. * rutherfordium (Yeni Zelandalı-İngiliz fizikçi Ernest Rutherford’un
soyadından) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 104
olan, periyodik tablonun 4. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok
kısa ömürlü ve radyoaktif olan, yalnızca nükleer araştırmalarda incelenen geçiş
metali element
Rg :
alm., lat. * roentgenium (Alman fizikçi Wilhelm Röntgen’in soyadından) (alm.) +
ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 111 olan, periyodik
tablonun 11. grubunda bulunan, sentetik olarak elde edilen, son derece
radyoaktif ve kısa ömürlü olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen
bir süper ağır element
Rh :
gre. * rhodium (rhodon (gül) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 45
olan, periyodik tablonun 9. grubunda bulunan, parlak, korozyona dayanıklı,
katalitik konvertörlerde, kaplamalarda, elektronik parçalarda ve mücevher
alaşımlarında kullanılan platin grubu değerli bir metal element
rh :
gre., lat. * rhesus, rhesos (Antik Trakya kralı, Homeros’un İlyada’sında adı
geçen mitolojik/epik karakter; makak maymunu türü, macaca mulatta) + factor
(etken, unsur) * insan kanında alyuvarların (kırmızı kan hücrelerinin)
yüzeyinde bulunan ve Rh pozitif/negatif ayrımını belirleyen protein yapılı
antijen sistemi
rhabdodendron :
gre. * rhabdos (çubuk, sopa) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) *
Fundagiller (Ericaceae) familyasına ait, uzun ve dik gövdeli çiçekli odunsu
çalı veya küçük ağaç cinsi
rhachis :
gre. * rhakhis (omurga, sırt, sırt çıkıntısı, kaburga/çıkıntı) * özellikle
botanikte bileşik yaprak veya çiçek durumunun üzerinde yaprakçıkların veya
çiçeklerin dizildiği ana eksen; eğrelti otlarında yaprak ayasının ana ekseni,
kuşlarda tüyün telekleri taşıyan ana gövdesi ve anatomide omurga anlamında
kullanılan yapı, ana eksen, omurga, sırt ekseni
rhacophoridae :
gre., lat. * rhakos (paçavra, yırtık kumaş) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kurbağalar) takımına bağlı,
Afrika Alt Sahrası ile Güney ve Doğu Asya’da yayılış gösteren, çoğunlukla
ağaçlarda yaşayan ve bazı üyelerinde parmaklar ile ayak parmakları arasındaki
geniş perdeler sayesinde süzülerek hareket edebilme özelliği bulunan uçan
kurbağalar, çalı kurbağaları ve kürekayaklı ağaç kurbağalarını içeren kurbağa
familyası, uçan kurbağagiller, ağaç kurbağagiller
rhamnaceae :
gre., lat. * rhamnos (dikenli çalı, akdiken, geyikdikeni) + aceae (-giller,
bitki familyası eki) * Rosales (gül çiçekliler) takımına bağlı, ağaç, çalı,
çalıcık ve sarılıcı bitkileri içeren; çoğunlukla basit ve almaşık yapraklı,
stipullu, küçük ve genellikle erdişi çiçekli, bazı türlerinde dikenli dallar
bulunan, dünya genelinde yayılış gösteren ve yaklaşık 60–64 cins ile 1.200 türü
kapsayan bitki familyası, ceanothus, hünnap, iğde dikeni ve akdiken gibi
bitkileri içeren, cehrigiller, hünnapgiller, ceanothusgiller, dikengiller
rhamnus :
gre. * rhamnos (dikenli çalı, akdiken, dikensi çalı) * Rosales (gül çiçekliler)
takımına, Rhamnaceae (hünnapgiller) familyasına bağlı, çoğunlukla dikenli
dallara sahip ağaç ve çalılardan oluşan; basit yaprakları, küçük çiçekleri ve
çoğunlukla etli, eriksi meyveleri bulunan, ılıman ve tropikal bölgelerde
yayılış gösteren bitki cinsi, akdikenler, geyikdikeni cinsi
rhaponticoides :
lat., gre. * rhaponticum (bitki adı) (lat.) + oides (-msı, gibi, benzer) (gre.)
* Asteraceae familyasına ait, Rhaponticum cinsine benzeyen otsu bitki cinsi
rhaponticum :
lat. * rhaponticum (bitki adı) * Papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait,
dağlık bölgelerde yetişen çok yıllık otsu bitki cinsi
rhea :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheia (akan, akış) * Antik Yunan
mitolojisinde Titanlar soyundan olan Gaia (Yeryüzü) ve Uranos'un (Gökyüzü)
kızı, Kronos'un karısı ve Zeus, Poseidon, Hades, Hera, Demeter ve Hestia'nın
annesi olan ve zamanı, doğurganlığı, anneliği ve yaşamın sürekli akışını temsil
eden ana tanrıça
rhesus makak :
gre., lat. * rhesos (Antik Trakya kralı, Homeros’un İlyada’sında adı geçen
mitolojik/epik karakter; makak maymunu türü, macaca mulatta) (gre.) + macaco
(Afrika kökenli maymun) (lat.) * Güney ve Güneydoğu Asya’da yaşayan,
biyomedikal araştırmalarda sık kullanılan, kan grubu Rh faktörünün keşfine de
adını veren makak türü
rheum :
lat. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rheuma (akıntı, sızıntı) * gözde
biriken çapaklı akıntı (göz çapaklanması) ve genel olarak vücut sıvılarının
akıntı/boşalma hali; kuzukulağıgiller (Polygonaceae) familyasına ait olan büyük
yapraklı otsu bitki cinsi
rhinatrematidae :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + trema (delik, açıklık, delik
biçimli yapı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (Lat.) * Gymnophiona
(körbacaklılar, bacaksız kurbağalar) takımına bağlı, Kuzey Güney Amerika’da,
özellikle Amazon havzası ve Guyanalar bölgesinde yayılış gösteren, vücutları
halkalı, gözleri dışarıdan görülebilen, kısa fakat gerçek bir kuyruğa sahip,
yumurtlayarak üreyen ve larvaları suda gelişen, günümüzde Amazops, Epicrionops
ve Rhinatrema cinslerini ve toplam 15 türü içeren, diğer körbacaklıların kardeş
grubu kabul edilen kuyruklu körbacaklılar familyası, Amerikan kuyruklu
körbacaklıgiller, burunlu körbacaklıgiller
rhinobatidae :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + bainein (yürümek, adım atmak,
gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan, giden, ilerleyen) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Rhinopristiformes (kılıçburunlu
vatozlar) takımına bağlı, tropikal, subtropikal ve ılık ılıman denizlerde
yaşayan, gövdesi ön bölümde geniş ve basık, başı belirgin biçimde vatozlara,
arka bölümü ise köpekbalıklarına benzeyen, deniz tabanında yaşayan ve
genellikle burunları kürek biçimli olan gitar balıkları ile kürekburunlu
vatozları içeren kıkırdaklı balık familyası, gitar balığıgiller, kürekburunlu
vatozgiller
rhinolophidae :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lophos (tepe, kabartı,
sorguç, çıkıntı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Chiroptera (yarasalar) takımına bağlı, burun çevresinde at nalı biçimli
yaprakçık ve çıkıntılardan oluşan karmaşık burun yapıları bulunan, bu yapıları
ekolokasyonda ürettikleri seslerin yönlendirilmesi ve alınmasıyla ilişkili
olan, çoğunlukla mağara, kaya yarığı ve benzeri korunaklı yerlerde koloniler
hâlinde yaşayan, Afrika, Avrupa, Asya ve Avustralya’da yayılış gösteren,
özellikle at nalı yarasalarını içeren yarasa familyası, atnalı yarasagiller
rhinopithecus :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pithekos (maymun) * Primates
(primatlar) takımına, Cercopithecidae (eski dünya maymunları) familyasına
bağlı, Asya’da özellikle Çin, Myanmar ve Vietnam çevresinde yaşayan, burun
delikleri yukarı doğru yönelmiş ve kısa burunlu görünümleriyle tanınan,
yapraklarla beslenen ve çoğunlukla dağlık ormanlarda yaşayan kolobüs
maymunlarını içeren cins, kalkık burunlu maymunlar, snub-nosed monkey cinsi
rhinopristiformes :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pristis (testere balığı,
testere biçimli burun) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Chondrichthyes (kıkırdaklı
balıklar) sınıfına bağlı, köpekbalıkları ve vatozlarla yakın akraba olan, burun
ve baş biçimleri belirgin özellikler gösteren; gitar balıkları, kürekburunlu
vatozlar, testere balıkları ve bazı yakın akraba vatoz gruplarını içeren,
çoğunlukla deniz tabanında yaşayan kıkırdaklı balıklar takımı, kılıçburunlu
vatozlar takımı
rhipiduridae :
gre., lat. * rhipis (yelpaze), rhipidos (yelpaze biçimli nesne) + oura (kuyruk)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü
kuşlar) takımına bağlı, Avustralasya, Güneydoğu Asya ve Hindistan
Yarımadası’nda yayılış gösteren, çoğunlukla küçük yapılı, böceklerle beslenen,
uzun ve açıldığında yelpaze biçimini alan kuyruklarıyla karakterize edilen,
havada uçan böcekleri yakalayarak beslenen fantail ve silktail adı verilen
kuşları içeren kuş familyası, yelpazekuyrukgiller, yelpazekuyruklular
rhipsalis :
gre., lat. * rhips (sarmaşık, liana) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.)
* Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına bağlı, genellikle tropikal bölgelerde
ağaç gövdeleri üzerinde (epifitik) yaşayan, dikensiz ve sarkan yapılı bir
kaktüs cinsi
rhizoporaceae :
gre., lat. * rhiza (kök) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) (lat.) * Malpighiales (ebegümecigiller) takımına bağlı, başta tropikal
kıyıların mangrov ormanlarında yaşayan ağaç ve çalıları içeren, çoğunlukla
karşılıklı dizilmiş basit yapraklı, bazı üyelerinde hava kökleri ve destek
kökleri bulunan ve özellikle Rhizophora türlerinde tohumun meyve ana bitkiye
bağlıyken çimlenmesiyle belirginleşen bitki familyası, mangrovgiller, kök
taşıyangiller
rho :
gre. * rho (“r”sesi veren ρ, Ρ harfi) * Yunanca alfabenin 17. harfi (“r” sesi
verir.); kütlenin hacime bölünmesiyle hesaplanan özgül ağırlığın (ρ = m/v)
simgesi olan harf
rhodanthemum :
gre. * rhodon (gül) + anthos (çiçek) * Papatyagiller (Asteraceae) familyasına
ait, Kuzey Afrika (özellikle Fas) kökenli, çok yıllık ve dayanıklı çalımsı
bitkileri kapsayan gül renkli çiçeklere sahip bitki cinsi
rhodiolepis :
gre. * rhodon (gül) + lepis (pul, küçük pul) * gül renkli pullu yapı; Rosaceae
(gülgiller) familyasına ait, pul benzeri yapraklı gül renkli çiçekli bitki
cinsi
rhododendron :
gre. * rhodon (gül) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * fundagiller
(Ericaceae) familyasına ait, çiçekleri gül renkli olan çalı veya küçük ağaç
türü
rhodophiala :
gre. * rhodon (gül) + phiale (kase, tabak) * Amaryllidaceae (Nergisgiller)
familyasına ait, Güney Amerika kökenli, kase şeklinde ve gül rengi çiçekleri
olan soğanlı bitki cinsi
rhodora :
gre. * rhodon (gül) + ora (yüz, kenar) * Ericaceae familyasına ait, Kuzey
Amerika kökenli, özellikle Kuzeydoğu Amerika'nın nemli ormanlarında ve
bataklıklarında yetişen, lavanta, pembe veya gül renkli çiçekler açan yaprak
döken bodur bir çalı türü
rhodos :
gre. * rhodon (gül; gül rengi, kırmızıya yakın renk anlamı taşıyan) + os (isim
yapım eki) * Yunan mitolojisinde Poseidon ile Amfitrit'in kızı ve güneş tanrısı
Helios'un eşi olarak anılan koruyucu tanrıça; Ege Denizi'nde yer alan, On İki
Adalar'ın en büyüğü ve yönetim merkezi olan Yunan adası
rhoipteleaceae :
gre., lat. * rhoicus (Rhus cinsine ait, sumakla ilgili) + ptelea (karaağaç,
karaağaç cinsi) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Fagales
(kayın çiçekliler) takımına, Juglandaceae (cevizgiller) familyasına bağlı
olarak günümüzde değerlendirilen, yalnızca Rhoiptelea chiliantha türünü içeren
Rhoiptelea cinsinin eskiden ayrı familya olarak kabul edilen taksonomik grubu;
Güneybatı Çin ve Kuzey Vietnam’ın dağlık ormanlarında yetişen, yaprak döken,
bileşik yapraklı, sarkık ve at kuyruğunu andıran çiçek durumları ile küçük, iki
kanatlı meyveleri bulunan ağaç, rhoipteleagiller
rhynchocephalia :
gre. * rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) + kephale (baş,
kafa) + ia (taksonomik çoğul eki) * Lepidosauria (pullu sürüngenler) grubuna
bağlı, günümüzde yalnızca Yeni Zelanda’da yaşayan Sphenodon cinsini içeren,
fosil kayıtlarında ise Mesozoik Çağ’da çok daha geniş bir yayılışa sahip olan,
kafatası yapıları ve diş dizilimleriyle ayırt edilen sürüngenler grubu, gaga
başlılar, gagabaşlılar
rhynchocephalus :
gre. * rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) + kephale (baş,
kafa) + us (isim yapım eki) * gaga biçimli veya uzamış burun ve buna bağlı
karakteristik baş yapısı taşıyan canlı, gaga başlı, burun başlı canlı cinsi
rhytidome :
gre. * rhytis, rhytidos (kırışıklık, buruşukluk) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * ağaçların gövde ve yaşlı dallarında,
dış kabukta biriken ölü mantar ve floem dokularından oluşan, çatlaklı ve
kabartılı görünüm gösteren koruyucu dış kabuk tabakası, dış kabuk
rıda :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza
(uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * razı olma, hoşnutluk, hoşnut olma,
memnun olma, rıza
rıdvan :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza
(uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * hoşnutluk, memnuniyet, rıza, razı olma;
Türk musikisinde bir makam
rıfat :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yücelik, yükseklik, büyüklük,
ululuk, üstünlük, değer, şeref, onur; erkek ismi
rıfk :
ara. * rafaka (yumuşak ve yararlı olmak, yardım etmek; yumuşak davranmak,
incelik göstermek) * yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket; yararlı olma,
yardım etme, yumuşak davranma, incelik gösterme
rıfki :
ara. * rafaka (yumuşak ve yararlı olmak, yardım etmek; yumuşak davranmak,
incelik göstermek), rıfk (yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket; yararlı
olma, yardım etme, yumuşak davranma, incelik gösterme) + i (ile ilgili, -a ait)
* yumuşaklıkla, tatlılıkla ilgili, nezaketli, nazik, ince, yardımcı nitelikli
rıh :
ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * koku, rüzgar, yel, esinti (riechen
(kokmak), Geruch (koku) (alm.) )
rıhal :
ara. * rahala (yolculuk etmek, göç etmek), rahl (sefer eşyası, yük, deve eyer
takımı, palan) * yolculukta kullanılan eşyalar, sefer malzemeleri; göç/seyahat
araç-gereçleri; büyük halı
rıhdan :
far. * rıh (kağıt kurutmak için serpilen ince kum veya toz) + dan (kap, yer,
mahfaza eki) * mürekkeple yazılmış yazıyı kurutmak için kullanılan özel kumun
konduğu üzeri delikli kap
rıhlet :
ara. * rahala (yolculuk etmek, göç etmek), rahl (sefer eşyası, yük, deve eyer
takımı, palan) * göç, yolculuk, sefer, bir yerden başka bir yere nakl-i mekan
etme (taşınma)
rıhtım : far.
* rehte, rihte (dökmek, sermek), rıht (yerleştirilmiş, düzleştirilmiş zemin)
(far.) + ım (isim yapım eki) (tür.) * gemilerin yanaşıp yük alıp boşalttığı,
kıyıda yapılmış yükseltilmiş ve düzenlenmiş iskele veya liman kenarı platform
rıhvet :
ara. * raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak) + vet (isim yapım
eki) * gevşeklik, isteksizlik ve ağırlaşma hali; fiziksel veya zihinsel olarak
tembellik ve durgunluk durumu, rehavet
rıtl :
gre. * litra (ağırlık ölçüsü) * İslam hukukunda ve Osmanlı döneminde fitre,
zekat gibi dini ibadetlerin miktarını belirlemede kullanılan, bölgelere ve
dönemlere göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle 130 dirhem (yaklaşık
436.8 gram) ağırlığındaki bir kütle ile sıvı ölçü birimi, ratl, ritl; klasik
edebiyatta büyük şarap kadehi,
rıza :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza
(uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * razı olma, hoşnutluk, hoşnut olma, memnun
olma, rıda
rızık :
ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya
manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak) * maddi veya manevi her türlü geçim
kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik, rızk
ria :
ara * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + i (ile ilgili, yapan, eden),
rai (çoban) * çobanlar
riayet :
ara. * raa (görmek; göstermek; gözetmek, bakmak) + iyet (isim yapım eki) *
gözetme, koruma, dikkat etme, göz önüne alma, uyum sağlama, uyma
riba :
ara. * raba (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak; kabarmak; büyümek, yükselmek) *
artma, artış, çoğalma, fazlalaşma, yükselme, faiz, prim faiz
ribah :
ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), merabih
(ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler), ribh (kar, kazanç, gelir)
* karlar, kazançlar, gelirler
ribana : ing. * rib ((kaburga, fitil, nervür) + ana
(isim/yapım eki) * tekstilde özellikle yaka, kol kenarı ve etek uçlarında
kullanılan, hem önü hem arkası ters-düz ilmeklerle örülmüş, yüksek esneklik ve
toparlanma özelliğine sahip çift plakalı bir örme kumaş türü
ribaund :
ing. * re (yeniden, tekrar, geri) + bound (sıçramak, zıplamak) * çarpma veya
etki sonrası geri sıçrama, geri tepme veya eski durumuna dönme olayı;
basketbolda, şut olarak potaya atılan topun potadan veya çemberden sekerek
tekrar oyuna dönmesi ve bir oyuncu tarafından kontrol altına alınması
ribavirin :
lat. * ribo (riboz şekeri) + virus (zehir, virüs) + in (kimyasal madde eki) *
antiviral etki gösteren, özellikle RNA virüslerine karşı kullanılan sentetik
nükleozid analoğu ilaçmcın etken maddesi (C8H12N4O5)
ribes :
lat., ara. * ribes (frenk üzümü) (lat.); ribas (türlü ekşi bitki) (ara.) *
frenküzümügiller (Grossulariaceae) familyasına ait, çalı formunda olan, kuş
üzümü benzeri meyve veren, marmelat, reçel veya taze meyve olarak tüketilen
bitki cinsi
ribh :
ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), merabih
(ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler) * kar, kazanç, gelir
ribociclib :
lat. * ribose (riboz şekeri) + ciclib (CDK (cyclin-dependent kinase inhibitor)
inhibitör eki) * özellikle göğüs kanseri tedavisinde kullanılan, hücre
döngüsünü durdurarak tümör büyümesini baskılayan bir CDK4/6 inhibitörü etken
maddesi
riboflavin :
lat. * ribose (riboz şekeri) + flavus (sarı) + in (kimyasal madde eki) * B2
vitamini olarak bilinen, suda çözünen ve enerji metabolizmasında görev alan
temel vitamin (C17H20N4O6)
ribonükleik :
lat. * ribose (riboz şekeri) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis
(sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili,
-a ait) * riboz şekeri ve nükleik asitlerle ilgili olan ve özellikle RNA’yı,
yani ribonükleik asidi ifade eden
riboz :
lat., gre. * ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit
eki) (gre.) * RNA’nın yapısında bulunan temel monosakkaritlerden biri olan beş
karbonlu (pentoz) basit şeker (C5H10O5)
ribozom :
lat., gre. * ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit
eki) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) (gre.) * hücre içinde protein
sentezinin gerçekleştiği, RNA ve proteinlerden oluşan küçük hücresel organel
rica :
ara. * raca (ummak, umutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklentisi olmak) *
umma, unutlanma, ümit etme, umitlenme; bir şeyin nazikçe istenmesi, dilek,
talep ve başkasından bir şeyi umma
rical :
ara. * racul, recul (erkek, adam) * erkekler, er kişiler, adamlar; mevki sahibi
kimseler, devlet adamları; yaya olanlar, ayakla yürüyenler (ricl (ayak)
kelimesinden)
ricat :
ara. * raca (dönmek, geri dönmek, döndürmek, çevirmek, geri çevirmek), rucu
(dönüş, geri dönüş, geri çevirme) + at (isim yapım eki) * (savaşta veya bir
durum karşısında) geri çekilme, geri dönüş veya bir yerden geri gitme
ricci eğriliği :
ita. * Ricci (İtalyan matematikçi Gregorio Ricci-Curbastro’nun soyadından) +
eğri (eğilmiş, eğik, bükük) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) *
diferansiyel geometride bir uzayın (özellikle Riemann manifoldunun) eğriliğini
ölçen ve Einstein’ın genel görelilik kuramında uzay-zamanın madde/enerji ile
ilişkisini tanımlayan temel tensör büyüklüğü
ricinocarpos :
lat., gre. * ricinus (kene; hint yağı bitkisi) (lat.) + karpos (meyve, tohum)
(gre.) * Euphorbiaceae familyasına ait, meyvesi belirgin bitki cinsi
ricinus :
lat. * ricinus (hint yağı bitkisi) * Euphorbiaceae (sütleğengiller) familyasına
ait, hint yağı bitkisini kapsayan cins
ricl :
ara. * ricl (ayak, kadem, adım, bacak) * ayak, kadem, adım, bacak
rics :
ara. * rics (pislik, murdarlık, manevi kirlilik, kötülük) * dinin haram kıldığı
şey; günah, pislik, murdarlık
rida :
ara. * rada (örtmek, sarmak) * örtü, belden yukarı örtülen şey, çar ve şal;
akıl, ilim, seha; zinet; parlaklık veren şey; hırka
rida :
ara. * razaa, radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek) * emzirme, süt verme
ridandıns :
lat., ing. * redundare (fazlalıktan taşmak, akarak taşmak) (re (yeniden,
tekrar, geri) + undare (dalgalanmak, akmak) ) + entia (isim yapım eki) (lat.);
redundance (ing.) * bir şeyin gereğinden fazla, aşırı veya tekrar eden biçimde
bulunması, fazlalık veya gereksiz tekrar hali
riddet :
ara. * radda (dönmek, geri dönmek, iade etmek, reddetmek, geri gitmek), murted
(geri dönen; inancını, fikrini veya bağlı bulunduğu dini/kültürel sistemi terk
eden, ondan sapan), irtidad (dönme, dönüş; vazgeçme; bir müslümanın İslam
dininden çıkması anlamında fıkıh terimi) * İslam hukukunda ve dini
terminolojide bir Müslümanın İslam dininden çıkması, dinini terk etmesi veya
dinsizleşmesi
rieamann manifoldu :
alm., lat. * Riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (alm.)
+ manig, many (çok, fazla) + feald, fold (kat, katman) (ing.) * diferansiyel
geometride her noktası yerel olarak Öklid uzayına benzeyen, üzerinde metrik
(uzaklık ölçüsü) tanımlı düzgün (smooth) çok boyutlu geometrik uzayı
riemann dönüşüm teoremi :
alm., tür, gre. * riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından)
(alm.) + dönüşüm (başkalaşım, değişim, halde hale geçiş) (tür.) + theorema
(seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram,
ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, açık ve
basit eğrilerle çevrili herhangi bir düzgün bölgenin, birim disk üzerine
bijektif ve holomorf bir dönüşümle eşlenebileceğini belirten, konformal
haritalama teorisinin temel teoremi
riemann yüzeyi :
alm., tür. * riemann (Alman matematikçi Bernhard Riemann’ın soyadından) (alm.)
+ yüzeyi (düzlemi, planı, satıhı, alanı) (tür.) * √z gibi çok değerli karmaşık
bir fonksiyonu tekdeğerli yapmak amacıyla, bu fonksiyonların dallarının uygun
biçimde bir araya gelmelerini sağlayan yüzey
rifabutin :
lat. * rifa (rifamycin antibiyotik eki) + butin (butyl-benzeri organik yapı
eki) + in (kimyasal madde eki) * özellikle tüberküloz ve bazı mikobakteriyel
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, rifamisin türevi bir antibiyotik etken
madde (C30H43N3O5)
rifamisin :
fra., gre., lat. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules
Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı
Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde
edilen antibiyotik) (fra.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz ve
çeşitli bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik etken
maddesi (C37H47NO12)
rifampin :
fra., lat., gre. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules
Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı
Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde
edilen antibiyotik) (fra.) + am (azot içeren fonksiyonel grup olan amin grubu)
+ piperazin (iki azot içeren altı üyeli halka yapısına sahip organik bileşik) +
mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem), lepra (cüzzam) gibi
bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, bakterilerin RNA sentezini
inhibe eden yarı sentetik rifamisin türevi antibiyotik ilacın etken maddesi
(C43H58N4O12)
rifampisin :
fra., lat., gre. * rififi (1950'lerin ortalarında Fransa'da popüler olan, Jules
Dassin'in yönettiği Rififi (orijinal adı Du rififi chez les hommes) adlı
Fransız suç/gangster filminden; Streptomyces mediterranei bakterisinden elde
edilen antibiyotik) (fra.) + am (azot içeren fonksiyonel grup olan amin grubu)
+ piperazin (iki azot içeren altı üyeli halka yapısına sahip organik bileşik) +
mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem), lepra (cüzzam) gibi
bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, bakterilerin RNA sentezini
inhibe eden yarı sentetik rifamisin türevi antibiyotik ilacın etken maddesi
(C43H58N4O12)
rifat :
ara. * rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yücelik, yükseklik, büyüklük,
ululuk, üstünlük, değer, şeref, onur; erkek ismi
rifaximin :
lat. * rifa (Amycolatopsis rifamycinica adlı bakteriden elde edilen bir grup
makrosiklik antibiyotik) + ximin (piridomiridazool halkası) * bağırsak
enfeksiyonları başta olmak üzere çeşitli bakteriyel hastalıkların tedavisinde
kullanılan, rifamisin türevi yarı sentetik geniş spektrumlu antibiyotik
(C43H51N3O11)
rifd :
ara. * rafada (vermek, desteklemek, yardım etmek; birine yardım sunmak, katkıda
bulunmak) * ata, hediye, armağab, bahşiş; yardım, destek, muavenet
riga :
lat. * riga (Ridzene Nehri ile ilişkili eski yerleşim adı) (rid (akmak, akış;
nehir hareketi) + dzene (nehir yatağı, su yolu, akarsu kanalı) ) * Letonya'nın
başkenti
riga :
lat., ita. * regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek,
gütmek) (lat.); rigare (çizmek) (ita.) * terzilikte ve kumaş kalıbı çıkarırken,
yaka, kol evi, basen ve etek ucu gibi vücudun ve dikiş kalıplarının kıvrımlı
kısımlarını hatasız çizebilmek için kullanılan eğri, kavisli veya çok amaçlı
cetvel
rigelia :
lat. * Rigel (Alman botanikçi Max Rigel'in soyadından) + ia (isim yapım eki) *
Campanulaceae familyasına ait, çiçekli bitki cinsi
rigiopappus :
gre., lat. * rigos (dağ) (gre.) + pappus (tüylü çiçek tabanı) (lat.) *
papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, Kuzey Amerika'ya özgü, dağlık
bölgelerde yetişen bitki cinsi
rigor :
lat. * rigere (sert olmak, katılaşmak), rigor (sertlik, katılık, donukluk) *
sertlik, katılık, katı disiplin, tıpta ise ölüm sonrası vücut kaslarının
sertleşmesi (rigor mortis) durumu
rigor mortis :
lat. * rigor (sertlik, katılık, donukluk) + mortis (ölüm) * ölümden sonra
kasların biyokimyasal değişimler nedeniyle sertleşmesi ve vücudun geçici olarak
katı hale gelmesi durumu
rih :
ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak) * koku, rüzgar, yel, esinti (riechen
(kokmak), Geruch (koku) (alm.) )
rihinarium :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) (gre.); rinus (burun) + nasus
(burun) + arium (yer, yapı, organ eki) (lat.) * memelilerde burun ucu bölgesi
ve özellikle nemli ve duyusal yüzeyi
rihlet :
ara. * rahala (göç etmek, yolculuk etmek, sefere çıkmak, gitmek), rahl (göç,
yolculuk, sefer) * seyahat etme, göç etme, bir yerden başka bir yere hareket
etme, geçme, göç
rijid :
lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) *
sert, katı, esnek olmayan, bükülmez; değiştirilemez yapıda olan veya düşüncede
esnek olmayan
rijidite :
lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) +
itas (isim yapım eki) * sertlik, katılık, esnek olmama, bükülmezlik; tıpta kas
tonusunun artmasıyla vücudun veya bir uzvun pasif harekete karşı aşırı direnç
göstermesi ve sertleşmesi durumu
rijit :
lat. * rigidus (rigere (sert olmak, katılaşmak) + idus (sıfat yapım eki) ) *
sert, katı, esnek olmayan, değiştirilemez yapıda olan veya düşüncede esnek
olmayan
rikab :
ara. * rakaba (gözetlemek, gözlemek, izlemek), rakabe (ense kökü, boyun; kul,
köle, cariye) * boyunlar, boyunduruklar, köleler
rikab :
ara. * rakiba (binmek, üzerine çıkmak) * binek hayvanları, özellikle deve;
binek hayvanına binerken ayağın basıldığı demir halka, üzengi, boyunduruk
riketsiya :
ing., lat. * Ricketts (Amerikalı patolog Howard Taylor Ricketts’ın soyadından)
+ ia (isim yapım eki) * hücre içinde yaşayan ve genellikle keneler, bitler gibi
vektörlerle bulaşan, çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yol açan gram-negatif
bakteri cinsi
riketsiyoz :
ing., lat. * Ricketts (Amerikalı patolog Howard Taylor Ricketts’ın soyadından)
+ ia (isim yapım eki) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
(gre.) * Rickettsia türü bakterilerin neden olduğu ve genellikle vektörlerle
bulaşan enfeksiyon hastalıklarının genel adı
rikkat :
ara. * rakka (incelmek, yumuşamak, nazikleşmek) + at (isim yapım eki) *
incelik, yumuşaklık, hassasiyet, naziklik, yufka yüreklilik, acıma/merhamet
hissi, duygusal zarafet
rikz :
ara. * rakaza (gizlemek, saklamak, yere gömmek bağlamında) * gizli söz, hafif
ses
rille :
alm. * Rille (oluk, kanal, yarık) * Ay veya diğer gök cisimlerinin yüzeyinde
görülen, uzun ve dar oluk veya kanal biçimli yüzey şekli; ay oluğu, ay kanalı
rilmenidin :
lat. * rilmen (sentetik kimyasal ön eki) + idine (azot içeren heterosiklik
bileşik eki) * hipertansiyon tedavisinde kullanılan, merkezi etkili imidazolin
reseptör agonisti olan sentetik bir antihipertansif ilacın etken maddesi
(C10H16N4O)
rilpivirin :
lat. * rilpivir (diarylpyrimidine (diarilpirimidin) türevi) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * HIV enfeksiyonunun (AIDS hastalığı) tedavisinde
kullanılan, non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörü (NNRTI (non-nükleozid
revers transkriptaz inhibitörü) sınıfına ait antiviral ilacın etken maddesi
(C22H18N6)
riluzol :
lat., gre. * rilu (IUPAC adı olan 6-(triflorometoksi) benzotiazol-2-amin
içindeki 2-aminobenzoditiazol iskeleti) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer
alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip
bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * özellikle
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) tedavisinde kullanılan, glutamat aracılı sinir
hasarını azaltarak nöroprotektif etki gösteren nöroprotektif ilacın etken
maddesi (C10H13F3N2OS)
rim :
ing. * rim (kenar, çember) * yuvarlak nesnelerin dış kenarı veya çemberi;
özellikle tekerlek, bisiklet veya spor toplarının çevresini oluşturan halka,
jant; basketbolda ptanın çemberi
rima :
ara. * rima (beyaz ceylan, zarif ceylan) * ince, zarif, beyaz ceylan; kadın
ismi
rimah :
ara. * rumh (mızrak, kargı, süngü) * mızraklar, kargılar, süngüler
rimel :
ing. * rimmel (İngiliz girişimci Eugène Rimmel’in soyadından) * kirpiklere
sürülerek onları daha uzun, dolgun, hacimli, renkli (genellikle siyah) ve
belirgin kılmak için kullanılan kozmetik makyaj ürünü, maskara
rimoz :
lat. * rimosus (çatlaklı, yarıklı, yarıklarla dolu) (rima (çatlak, yarık, yarık
benzeri açıklık) + osus (ile ilgili, -a ait) ) * çatlaklı, yarıklı, yüzeyinde
yarıklar veya çatlaklar bulunan
rindera :
alm., lat. * Rinder (Alman botanikçi Franz Andreas Rinder’in soyadından) + a
(ile ilgili, -a ait) * Boraginaceae (Hercai Menekşegiller) familyasına ait,
Rindera lanata gibi türleri bulunan çiçekli bitki cinsi
rinensefalon :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + en (iç, içe, içeride) + kephale,
kephalos, kephalon (kafa, baş) * beynin koku duyusu ile ilgili merkezlerini ve
koku alma işlevlerini yöneten bölgesi
ring :
isk, nor., lat. * hringr (halka, çember) (isk., nor.); ringa (lat.); ring
(ing.) * halka, çember; döngü, sefer; yuvarlak, içi boş nesne; boks maçlarının
yapıldığı, etrafı halatlarla çevrili dörtgen alan; telefonun, çanın veya zilin
çalma sesi; organize suç örgütü
ringa :
lat. * ringa (halka, çemer, döngü) * Clupeidae (raysız yüzgeçli küçük sürü
balıkları) familyasına ait olan, özellikle kuzey denizlerinde yaşayan, gümüşi
renkli ve sürüler halinde dolaşan, tuzlanarak veya tütsülenerek gıda olarak
tüketilen küçük bir balık türü
rinit :
gre. * rhinitis (rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * burun içi mukozasının alerji, enfeksiyon
veya irritanlara bağlı olarak gelişen iltihaplanması sonucu ortaya çıkan, burun
akıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve koku alma azalması gibi belirtilerle seyreden
burun ve göz iltihabı durumu
rinne testi :
alm., lat. * Rinne (Alman kulak burun boğaz hekimi Heinrich Adolf Rinne) (alm.)
+ testa, testum, testus (kap, çömlek, hazne, kalıp, el kabı; test, deneme,
sınav, tecrübe) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * kulakta iletim tipi ve
sensörinöral işitme kaybını ayırt etmek için, diyapazonun önce mastoid kemik
üzerine sonra kulak önüne tutulmasıyla kemik ile hava yolu iletimini
karşılaştırarak işitme fonksiyonunu değerlendiren odyolojik muayene yöntemi
rinofarenjit :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + pharyngitis (pharunx, pharung,
pharynx (yutak, gırtlak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon,
sorun, hastalık eki) * genellikle viral enfeksiyonlara bağlı olarak gelişen,
burun mukozası ile yutak bölgesinin birlikte iltihaplanması sonucu burun
tıkanıklığı, akıntı, hapşırma, boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü gibi üst solunum
yolu belirtileriyle seyreden klinik durum
rinojen :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * burun
kaynaklı olarak ortaya çıkan veya burunla ilişkili bir nedenden türeyen;
burundan kaynaklanan (hastalık veya semptom)
rinolali :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lalia (konuşma, söz söyleme, kelam
etme) (lalein (konuşmak, söz söylemek, kelam etmek) + eia (isim yapım eki) ) *
burun boşluğunun rezonans ve hava akımı bozukluklarına bağlı olarak konuşma
seslerinin burundan aşırı veya yetersiz çıkması sonucu oluşan, sesin burunsu
(hipernazal) veya tıkalı (hiponazal) karakter kazandığı konuşma bozukluğu
rinolit :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + lythos (taş, kaya) * burun boşluğu
içinde mukus, mineral tuzlar ve yabancı cisimlerin zamanla birikerek taşlaşması
sonucu oluşan sert yapı, burun taşı
rinoplasti :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * burun yapısının doğuştan gelen şekil bozukluklarını düzeltmek,
travma sonrası deformiteleri onarmak veya estetik görünümünü iyileştirmek
amacıyla cerrahi yöntemlerle burunun yeniden şekillendirilmesi işlemi
rinore :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + rhein (akmak, dökülmek, yağmak) *
burun mukozasından normalin üzerinde, genellikle enfeksiyon, alerji veya
irritasyonlara bağlı olarak gelişen ve sulu veya mukus karakterli aşırı burun
akıntısı durumu, burun akıntısı
rinoseros :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + keras, keras, keratos (boynuz,
keratin) * boynuz burunlu; burnunun üzerinde keratin yapılı bir veya iki boynuz
taşıyan, kalın derili, iri yapılı ve otçul bir memeli hayvan, gergedan
rinosinüzit :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti,
bükülme, çukur, boşluk) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki)
* burun mukozası ile paranazal sinüslerin birlikte iltihaplanması sonucu
gelişen, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, yüz ağrısı/ basınç hissi ve koku
alma bozukluğu gibi belirtilerle seyreden üst solunum yolu enfeksiyon veya
inflamatuar hastalık
rinoskopi :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme,
gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef,
amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * burun boşluklarının ve nazal yapıların özel aletler (rinoskop veya
endoskop) kullanılarak doğrudan incelenmesi ve değerlendirilmesi işlemi
rinosporidoz :
gre. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + sporidium (spora (ekin, tohum,
üreme hücresi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ium
(isim yapım eki) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * burun
mukozasında gelişen, Rhinosporidium seeberi adlı mikroorganizmanın neden
olduğu, polip benzeri kitleler ve kanamalı lezyonlarla seyreden kronik
enfeksiyöz hastalık
rinovirüs :
gre., lat. * rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) (gre.) + virus (virüs, zehir)
(lat.) * özellikle burun mukozasında çoğalarak üst solunum yolu
enfeksiyonlarına, en sık da soğuk algınlığına neden olan, zarflı olmayan RNA
virüsü
rint :
far. * rind (dünya nimetlerine ve kurallarına bağlı kalmayan, zahiri dini ve
toplumsal kalıpları önemsemeyen, yaşamı hoşgörü ve bilgelikle karşılayan
kalender) * dünya hırslarına, gösterişe ve kurallara önem vermeyen, hoşgörülü
ve kalender kişi; tasavvuf ve klasik Doğu edebiyatında dünyevi hırsları, gösterişi
ve katı kuralları önemsemeyen, hayatı serbest ve hoşgörülü bir bakışla
yorumlayan, kalender meşrep kişilik tipi
riociguat :
lat. * rio (farmasötik ön ek) + ciguat (guanilat siklaz (guanylate cyclase) ) *
akciğer atardamarlarında yüksek tansiyon (pulmoner hipertansiyon) tedavisinde
kullanılan, soluble guanylate cyclase enzimini uyararak damar düz kasında
gevşeme ve bua bağlı olarak kan akımında iyileşme sağlayan, kan basıncını
düşüren, damar genişletici (vazodilatör) etkiye sahip ilacın etken maddesi (C20H19FN8O2)
riodinidae :
gre., lat. * riodina (rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + dios (tanrı, ilah) )
+ inos (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Lepidoptera (kelebekler ve güveler) takımına, Papilionoidea (gerçek kelebekler)
üstfamilyasına bağlı, çoğunlukla Amerika’nın tropikal bölgelerinde yayılış
gösteren, kanatlarında metalik görünümlü küçük lekeler bulunan, küçük ve orta
büyüklükte kelebekleri içeren familya, metalmark kelebekleri, metallekeli
kelebekgiller
ripidite :
gre., lat. * rhipis, rhipidos (yelpaze; genişleyen, açılan yapı) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.) * yelpaze biçiminde açılarak farklı yönlere ayrılma durumu
(jeolojide ve malzeme biliminde kayaçlar veya tabakalı yapılar ile ilgili
tanımlama)
risale :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsaliye (mal veya
evrakın bir yerden bir yere gönderildiğini belgeleyen, taşıma veya sevk
işlemini resmi olarak kayıt altına alan evrak veya belge), resul (gönderilen,
elçi) * genellikle dini, tasavvufi, ilmi veya edebi konularda yazılmış, belirli
bir meseleyi açıklayan kısa veya orta hacimli metin veya küçük kitapçık türü
risalet :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak) + et (isim yapım eki) *
gönderme, yollama, sevketme; birisini bir vazife ile bir yere gönderme;
resullük, elçilik, peygamberlik
risankizumab :
lat. * risan (ön ek) + ki (hedeflenen interlökin-23 (IL-23) yoluna yönelik
antikor sınıfı adlandırma köklerinden türetilmiş kısım) + zu (insanlaştırılmış)
+ mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * özellikle
sedef hastalığı ve bazı inflamatuar hastalıkların tedavisinde kullanılan, IL-23
sitokinini hedefleyerek bağışıklık yanıtını baskılayan insanlaştırılmış
monoklonal antikor etken maddesi (C6476H9992N1720O2016S44)
risedronat :
lat. * ris (ön ek) + dron (nitrojen içeren bisfosfonat iskeleti eki) + ate
(asit tuzu veya esteri eki) * kemikte osteoklast aktivitesini baskılayarak
kemik yıkımını azaltan, özellikle osteoporoz ve Paget hastalığı gibi kemik
erimesi ile seyreden durumların tedavisinde kullanılan bisfosfonat grubu ilacın
etken maddesi (C7H10NO7P2)
risedronik asit :
lat. * ris (ön ek) + dron (nitrojen içeren bisfosfonat iskeleti eki) + icus
(ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * kemikte osteoklast aktivitesini
baskılayarak kemik yıkımını azaltan, özellikle osteoporoz ve Paget hastalığı
gibi kemik erimesi ile seyreden durumların tedavisinde kullanılan bisfosfonat
grubu ilacın etken maddesi (C7H10NO7P2)
risk :
lat. * riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum
(tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) * bir olayın gerçekleşmesi
durumunda oluşabilecek maddi veya manevi zararı temsil eden sözel veya sayısal
ifade
risling :
alm. * ries (akış, çakıl taşı, gevşek taşlı zemin; akışkan, akan toprak) + ling
(küçültme ve ilgi eki) * kökeni Almanya'nın Ren ve Mosel bölgelerine dayanan,
aromatik, yüksek asiditeli, serin iklimleri seven ve genellikle
çiçeksi-meyvemsi tat profiline sahip olan ve beyaz şarap üretiminde kullanılan
üzüm çeşidi
risoluto :
lat., ita. * re (yeniden, tekrar, geri) + solvere (gevşetmek, serbest bırakmak,
çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (gevşek, serbest, bırakılmış, çözülmüş,
çözünmüş) (lat.); risoluto (ita.) * müzikte kararlı, kesin, tereddütsüz ve
güçlü bir ifade veya icra biçimi; netlik ve kararlılık taşıyan tutum veya üslub
risperdal :
lat. * ris (ön ek) + piperidine (piper (karabiber) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) *
risperidon :
lat. * ris (ön ek) + piperidine (piper (karabiber) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) ) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi,
karbonil grubu) * dopamin (D2) ve serotonin (5-HT2A) reseptörlerini antagonize
ederek etki gösteren, başta şizofreni ve bipolar bozukluk olmak üzere çeşitli
psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan atipik antipsikotik ilacın
etken maddesi (C23H27FN4O2)
riş :
ara. * riş, rişa (tüy, kanat; kuş tüyü, özellikle süs ve yazı için kullanılan
ince tüy; mecazen süs, zenginlik, gösteriş unsuru) * kuşların uçmasını sağlayan
ve vücudunu örten tüyler; süs, zinet, çok pahalı elbise, rüşvet,
zenginleştirmek için usülsüz verilen para (rich, riche, reich (zengin) (ing.,
fra., alm.) )
ritim :
gre. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhutmos, rhytmos (akış, akım, düzenli
hareket) * güçlü, düzenli tekrarlanan hareket veya ses örüntüsü; bir dizede,
bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir
biçimde tekrarlanmasından doğan ses uygunluğu, tartım, dizem
ritl :
gre. * litra (ağırlık ölçüsü) * İslam hukukunda ve Osmanlı döneminde fitre,
zekat gibi dini ibadetlerin miktarını belirlemede kullanılan, bölgelere ve
dönemlere göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle 130 dirhem (yaklaşık
436.8 gram) ağırlığındaki bir kütle ile sıvı ölçü birimi, ratl, rıtl; klasik
edebiyatta büyük şarap kadehi,
ritm :
gre. * rhythmos (ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli
aralıklarla yinelenmesi) (rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım
eki) ) * müzikte seslerin süre ve vurgu bakımından düzenli bir akış içinde
sıralanmasını, genel olarak ise zaman içinde tekrar eden düzenli hareket veya
örüntü
ritmik :
gre. * rhythmos (ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli
aralıklarla yinelenmesi) (rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım
eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir düzen ve tekrar içinde,
ölçülü ve uyumlu bir akış sergileyen
ritodrin :
lat. * rito (ön ek) + drin (adrenerjik agonist) * uterus düz kasını gevşeterek
erken doğum eylemini geciktirmek amacıyla kullanılan, beta-2 adrenerjik agonist
etkili tokolitik ilacın etken maddesi (C17H21NO3)
ritonavir :
lat. * rito (ön ek) + avir (antiviral ilaç son eki) * HIV tedavisinde
kullanılan, virüsün proteaz enzimini inhibe ederek viral çoğalmayı engelleyen
ve ayrıca diğer antiretroviral ilaçların metabolizmasını yavaşlatarak
etkilerini artıran proteaz inhibitörü ilacın etken maddesi (C37H48N6O5S2)
ritter hastalığı :
alm. * Ritter (Alman dermatolog Gustav Ritter’in soyadından) (alm.) + hasta
(sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * genellikle
Staphylococcus aureus bakterisinin ürettiği toksinlere bağlı olarak
yenidoğanlarda görülen, deride yaygın kızarıklık, bül oluşumu ve epidermisin
kolayca soyulması ile seyreden ciddi deri enfeksiyonu olan stafilokokal
haşlanmış deri sendromunu (SSSS (Staphylococcal Scalded Skin
Syndrome/stafilokokal haşlanmış deri sendromu)
rituel :
lat. * ritualis (törensel, seremonial, geleneksel, töresel) (ritus (dinsel
tören, uygulama, adet, gelenek, töre) + alis (ile ilgili, -a ait) ) *
geleneksel, töresel, törensel, seremonial; belirli bir inanç, gelenek veya
toplumsal düzen içinde sembolik anlam taşıyan, genellikle tekrar eden ve
belirli kurallara bağlı olarak gerçekleştirilen dinsel veya kültürel tören veya
uygulama
rituksimab :
lat. * ritu (ön ek) + ximab (chimeric (kimerik, hayali, imajiner) + monoclonal
(mono (tek) + clonal (klonlu) ) + antibody (antikor) ) * CD20 antijenini
hedefleyerek B lenfositlerini seçici olarak deplete eden, başta non-Hodgkin
lenfoma, kronik lenfositik lösemi ve bazı otoimmün hastalıkların tedavisinde
kullanılan kimera monoklonal antikor etken maddesi (C6416H9874N1688O1987S44)
riva :
lat. * ripa (nehir kıyısı, sahil; su kenarı, dere veya nehir boyunca uzanan
kıyı hattı) * nehir, göl veya deniz gibi su kütlelerinin kenarında bulunan kıyı
şeridini veya sahil hattı
rivak :
ara. * revak (koruma sağlayan örtü ve çevreleme) * bir binanın ön cephesinde
yer alan veya iç avlusunu çepeçevre kuşatan, önü kemerli ve sütunlu, üzeri ise
tonoz, kubbe veya düz bir çatı ile örtülü olan yarı açık mekan; avlu veya
yapıların çevresinde bulunan, üstü örtülü ve sütunlarla desteklenen geçit veya
galeri biçimindeki mimari öğe
rivaroksaban :
lat. * riva (ön ek) + ro (ön ek) + xa (antikoagülan sınıfı eki) + ban
(inhibitör, bloker tanımlayan antitrombotik madde eki) * kanın pıhtılaşma
kaskadında Faktör Xa’yı seçici olarak inhibe ederek trombin oluşumunu azaltan
ve venöz tromboemboli ile inme riskini düşürmek için kullanılan direkt oral
antikoagülan ilacın etken maddesi (C19H18ClN3O5S)
rivastigmin :
lat. * riva (ön ek) + stig (asetilkolinesteraz inhibisyonu/kolinerjik sistem
etkisi eki) + mine (amin türevi eki) * asetilkolinesteraz ve
bütirilkolinesteraz enzimlerini geri dönüşümlü inhibe ederek sinaptik
asetilkolin düzeyini artıran ve Alzheimer hastalığında bilişsel semptomların
tedavisinde kullanılan karbamat türevi kolinesteraz inhibitörü ilacın etken
maddesi (C14H22N2O2)
rivayet :
ara. * rava (anlatmak, nakletmek, aktarmak, iletmek) * anlatma, nakletme,
aktarma, iletme; bir olay, söz veya bilginin doğrudan tanıklığa değil
başkasından duyuma dayanarak aktarılmasıyla oluşan anlatım biçimi; özellikle
dini, tarihi veya halk anlatılarında aktarılan haber veya hikaye
rivulidae :
lat. * rivulus (küçük dere, küçük akarsu) (rivus (dere, akarsu, nehir, ırmak,
kanal) + ulus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Cyprinodontiformes (dişlisazansı balıklar) takımına bağlı, çoğunlukla Güney ve
Orta Amerika ile Afrika’da, geçici su birikintileri, küçük dereler ve sığ tatlı
sularda yaşayan, bazı türleri kurak mevsimi yumurtalarıyla geçirerek yaşam
döngülerini geçici sularda sürdürebilen killifish balıklarını içeren familya,
killifishgiller, dere balığıgiller
riy' :
ara. * riy' (tepe, tümsek, yükselti, doruk, zirve) * tepe, tümsek, yükselti,
doruk, zirve
riya :
ara. * raa (görmek, göstermek), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir) *
gösteriş, ikiyüzlülük; amelde Allah rızasından ziyade insanların beğenisini
gözetme; dini veya ahlaki davranışlarda içtenlik yerine başkalarına iyi görünme
amacı taşıyan, samimiyetsiz ve gösterişe dayalı tutum veya davranış biçimi
riyad :
ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bahçeler, yeşil alanlar,
çayırlıklar; Suudi Arabistan’ın başkenti
riyadi :
ara. * rayada (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
i (ile ilgili, -a ait) * matematikle ilgili olan, hesaplama ve sayısal mantık
temeline dayanan
riyah :
ara. * raha (esmek, yayılmak, kokmak), rih (koku, rüzgar, yel, esinti) *
kokular, rüzgarlar, esintiler, yeller
riyakar :
ara., far. * raa (görmek, göstermek), ra’y (görüş, kanaat, düşünce, fikir),
riya (gösteriş) (ara.) + gar, kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı,
yapan, eden eki) (far.) * özü ile sözü bir olmayan, ikiyüzlü ve içten
pazarlıklı, çıkarları doğrultusunda yapmacık davranan,
göründüğü gibi olmayan, münafıkça davranan
riyal :
lat. * realis (kraliyet ile ilgili) (reg, rex (kral, hükümdar) + alis (ile
ilgili, -a ait) ) * İspanya'nın gümüş sikkelerini ifade eden terim; Suudi
Arabistan para birimi
riyala :
lat. * realis (kraliyet ile ilgili) (reg, rex (kral, hükümdar) + alis (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.); riala (ita.) * Osmanlı donanmasında kaptanpaşadan
sonra gelen üç büyük amiral rütbesinden üçüncüsü (tuğamirale eş) ve bu
rütbedeki amiralin komuta ettiği gemi
riyaset :
ara. * ra’s (kafa, baş, tepe, uç) + et (isim yapım eki) * bir topluluk, kurum
veya devletin yönetim ve başkanlık makamını, ayrıca bu makamın yürütülmesini ve
temsil görevini ifade eden idari ve siyasal yetki durumu, liderlik, önderlik,
başkanlık
riyaz :
ara. * ravda (bahçe, yeşil alan, çayırlık) * bahçeler, yeşil alanlar,
çayırlıklar
riyazat :
ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
et (isim yapım eki) * nefsin isteklerini kırma, nefsi köreltme, mülkiyet,
riyaset, iştah, şehvet gibi dünyevi ve nefsani arzulardan arınma (raise
(yetiştirmek) (ing.) )
riyazet :
ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
et (isim yapım eki) * nefsin isteklerini kırma, nefsi köreltme, mülkiyet,
riyaset, iştah, şehvet gibi dünyevi ve nefsani arzulardan arınma (raise
(yetiştirmek) (ing.) )
riyazi :
ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
i (ile ilgili, -a ait) * matematikle ilgili olan, hesaplama ve sayısal mantık
temeline dayanan
riyaziyat :
ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
i (ile ilgili, -a ait) + at (isim yapım ve çoğul eki) * sayı, ölçü ve nicelik
ilişkilerini inceleyen matematik bilimleri bütünü; klasik İslam bilim
geleneğinde aritmetik, geometri, astronomi ve müzik teorisi gibi sayısal
disiplinleri kapsayan alan
riyaziye :
ara. * rayaza (yabani bir hayvanı evcilleştirmek, serkeş atı eğitmek; eğitmek,
yetiştirmek, disipline etmek, kurallara uyar hale getirmek; egzersiz yapmak) +
i (ile ilgili, -a ait) + et (isim yapım ve çoğul eki) * sayı, ölçü ve nicelik
ilişkilerini inceleyen matematik bilimleri bütünü; klasik İslam bilim
geleneğinde aritmetik, geometri, astronomi ve müzik teorisi gibi sayısal
disiplinleri kapsayan alan; disiplin, tarikat ve züht disiplini; matematik,
hesap ilmi, matematik bilgisi, hesapla ilgili; bir yazı çeşidi
riyolit :
lat. * rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + lythos (taş, kaya) * yüksek silis
içeriğine (%65-75+ SiO2) sahip, genellikle açık renkli, lavların hızlı soğuması
sonucu oluşan ve granitik bileşime yakın, hızlı soğuma sonucu oluşan, volkanik
patlamalarla yeryüzüne çıkan, porfiritik yapılı, pembe, gri veya krem renkli,
ince taneli veya camsı dokulu felsik bir volkanik kayaç
rizatriptan :
lat. * riza (ön ek) * triptan (serotonin (5-HT1B/1D) reseptör agonist eki)
rize :
gre. * rhiza, riza (dağ eteği, yamaç) * Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin
doğusunda yer alan, kuzeyinde Karadeniz’e kıyısı bulunan, doğusunda Artvin,
batısında Trabzon, güneyinde Erzurum ve Bayburt illeriyle komşu olan 53 plaka
numaralı ili
riziko :
lat. * riskare, risicare (denemek, tehlikeye atmak, riske girmek), risicum
(tehlike, olası zarar, tehlikeye maruz kalma) * bir olayın gerçekleşmesi
durumunda oluşabilecek maddi veya manevi zararı temsil eden sözel veya sayısal
ifade
rizobiyum :
gre. * rhizo (kök) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) + um
(son ek) (lat.) * rhizobiaceae (baklagiller) familyasından olan bitkilerin
köklerinde nodül oluşturarak, atmosferik azotu bağlayıp bitkiyle simbiyotik
ilişki içinde yaşayan ve kök nodülleri şeklinde kolonize olan toprak
bakterileri cinsi
rizoderm :
gre. * rhiza (kök) + derma (deri, cilt, ten) * genç kökün dış yüzeyini
oluşturan, kök tüylerini meydana getirerek topraktan su ve mineral maddelerin
emilmesini sağlayan, epidermise karşılık gelen bitki doku tabakası, kök
epidermisi, epiblem
rizoid :
gre. * rhizo (kök) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
özellikle yosunlar, ciğerotları ve bazı algler ile mantarlarda görülen, gerçek
kökten farklı olarak iletim demetleri ve kök dokularından yoksun, organizmayı
yüzeye tutunduran ve bazı türlerde su ile çözünmüş maddelerin alımına da
yardımcı olan ipliksi veya kök benzeri yapı, köksü, kökçük benzeri tutunma
yapısı, köksü, kök yapılı
rizom :
gre. * rhizo (kök) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma,
oluşum) * bitkilerde toprağın altında yatay olarak gelişen, hem kök hem de
sürgün özellikleri göstererek yeni bitki oluşumuna imkân veren ve besin
depolayan gövde yapısı, kök, sap
rizomatöz :
gre. * rhizo (kök) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma,
oluşum) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * toprak altında yatay olarak
büyüyen ve yeni sürgünler veren kalınlaşmış gövde yapısına (rizom) sahip olan
(bitki)
rizomelik :
gre. * rhizo (kök) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * iskelet gelişim bozukluklarında üst kol ve uyluk gibi “kök
uzuvların” (proksimal segmentlerin) orantısız kısa kalması ile karakterize
büyüme paterni
rizosfer :
gre. * rhizo (kök) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bitkilerin kökleri
çevresinde su, hava ve besin maddelerini içeren toprak tabakası
rizotto :
lat., ita. * oryza (pirinç) + etta (küçültme eki) (lat.); riso (pirinç) + otto
(küçültme eki) (ita.) * İtalyan mutfağına özgü, pirincin et suyu veya sebze
suyuyla yavaşça pişirilmesiyle hazırlanan, genellikle sebze, et, balık veya
peynirle zenginleştirilen kremsi, lapasal yapılı pirinç yemeği
Rn :
lat. * radon (radium (radyum) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 86 olan,
periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve radyoaktif olan,
doğal radyoaktif bozunma süreçlerinde oluşan ve sağlık açısından önemli bir
çevresel gaz olarak incelenen bir soy gaz element
RNA :
lat., gre. * arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit); ribes (frenk üzümü)
(lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + soma (vücut, beden,
gövde, cisim) (gre.) + nucleicus (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane)
(nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan, asit)
(lat.) * canlı hücrelerde genetik bilginin taşınması ve protein sentezinde rol
oynayan polinükleotid zincirlerinden oluşan biyomakromolekül, kimyasal
yapısında riboz şekeri, fosfat grupları ve dört baz (adenin, guanin, sitozin,
urasil) bulunan, DNA’dan aldığı bilgiler ile amino asit dizilerini kodlayan,
kısaca RNA olarak bilinen nükleik asit türü
ro :
gre. * rho (Grek alfabesinin 17. harfi, Ρ/ρ) * sayısal değer olarak 100’ü
temsil eden, fonetik olarak [r] sesini veren, modern bilimlerde özellikle
yoğunluk sembolü (ρ) ve istatistikte korelasyon katsayısı için kullanılan harf
road town :
ing. * road (yol) + town (kasaba) * Britanya Virjin Adaları'nın başkenti
roba :
lat., ita. * rauba, rapa (yağma, ganimet, mal, zorla alınan şey) (lat.); roba
(elbise, giysi, giyim eşyası) (ita.) * giyecek, giysi; bir giyeceğin göğüsle
omuz arasında kalan bölümüne eklenen kumaş parçası
robdöşambr :
fra. * robe (giysi, elbise, cüppe) + de (iyelik eki; -nın) + chambre (oda) *
oda giysisi; ev içinde genellikle sabahları yataktan kalkınca giyilen üstlük,
sabahlık
robenezid :
lat. * ro (ön ek) + ben (aromatik benzen türevi eki) + ide (ikili bileşik,
anyon eki) * özellikle tüberküloz tedavisinde kullanılan, bakteriyel folat
metabolizmasını inhibe ederek Mycobacterium tuberculosis çoğalmasını baskılayan
antibakteriyel ilacın etken maddesi (C10H14N4O4S)
robinia :
fra., lat. * Robin (Fransız botanikçi Jean Robin) + ia (isim yapım eki) *
Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, süs ve meyve ağaçlarını kapsayan cinsi
robot :
çek. * robota (zorla çalışşırılmak, zorunlu çalışmak, angaryaya maruz kalmak) *
insan tarafından programlanan veya tasarlanan görevleri otomatik veya yarı
otomatik şekilde gerçekleştiren, mekanik, elektronik veya yazılım tabanlı yapay
sistem veya makine; önceden programlanmış talimatları izleyerek veya otonom
(kendi kendine) olarak karmaşık fiziksel veya dijital görevleri yerine
getirebilen, genellikle elektronik ve mekanik parçalardan oluşan otomatik
makine
robotik :
çek., gre. * robota (zorla çalışşırılmak, zorunlu çalışmak, angaryaya maruz
kalmak) (çek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * robotların tasarımı, üretimi,
kontrolü ve uygulamalarını inceleyen; mekanik, elektronik, bilgisayar bilimi ve
yapay zekâ bileşenlerini birleştiren mühendislik ve bilim alanı
rock and roll :
ing. * rock (sallanmak, ileri-geri hareket etmek) + and (ve) + roll (yuvarlanmak,
dönmek) * 1950’lerde ABD’de ortaya çıkan, güçlü ritim, vurgulu backbeat ve
blues/country kökenli yapıyı birleştiren; dans odaklı, yüksek enerjili popüler
müzik türü
rockwell sertlik deneyi :
ing. * Rockwell (Amerikalı mühendis Stanley P. Rockwell'in soyadından) (ing.) +
sertlik (katılık) + deney (tecrübe, test) + i (iyelik eki) (tür.) *
malzemelerin yüzeyine belirli bir ön yük ve ana yük altında bir batıcı uç
(elmas koni veya çelik bilye) uygulanarak oluşan iz derinliğine göre sertlik
değerinin doğrudan okunması esasına dayanan mekanik malzeme sertlik ölçüm
yöntemi
rocuronium :
lat. * ro (ön ek) + curare (yerli Güney Amerika kökenli bitkisel nöromüsküler
blokaj yapan zehir grubu; kas gevşetici etkiyle ilişkili kök) + onium
(kuaterner amonyum bileşiği; pozitif yüklü azot içeren yapı sınıfı eki) *
cerrahi girişimlerde ve yoğun bakımda endotrakeal entübasyonu kolaylaştırmak ve
iskelet kaslarını geçici olarak paralize etmek için kullanılan, asetilkolin
reseptörlerini kompetitif olarak bloke eden non-depolarizan nöromüsküler blokör
ilacın etken maddesi (C32H53BrN2O4)
rod :
ing. * rod (çubuk, sopa, değnek, aks, eksen, mil, direk; uzun ve ince
silindirik katı cisim) * uzun, ince ve silindirik metal, ahşap veya plastik
parça; mekanik, mühendislik ve fizik bağlamında uzun, ince, rijit çubuk veya
mil şeklindeki yapısal elemanı
rod hücresi :
ing. * rod (çubuk, sopa, değnek, aks, eksen, mil, direk; uzun ve ince
silindirik katı cisim) (ing.) + hucre (odacık) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.)
* göz retinasında bulunan, düşük ışıkta görmeyi sağlayan, renk algılamayan ve
ışığa yüksek duyarlılığa sahip fotoreseptör hücre tipi, çubuk hücresi
roda :
ven. * roda (tekerlek, çark) (ven.); rota (tekerlek, çark, halka, çember,
makara, yuvarlak yapı, dönen şey; dönme, dönüş, döngü) (lat.) * tekerlek, çark;
yöntemine uygun düzgün sarılmış halat yumağı
rodaj :
lat., fra. * rodere (kemirmek, aşındırmak, dişlemek) + agium (isim yapım eki)
(lat.); rodage (fra.) * parçaları birbirine sürterek aşındırma ve alıştırma
işlemi; yeni veya revizyon görmüş motor parçalarının (piston, segman vb.)
birbirine alışması, yüzeylerinin pürüzsüzleşmesi ve tam uyum sağlaması için
kontrollü olarak çalıştırılması süreci
rodent :
lat. * rodere (kemirmek, aşındırmak, dişlemek) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı,
yapan, eden eki) * kesici dişleri sürekli büyüyen ve yiyecekleri kemirerek
tüketen, fare, sıçan, sincap gibi memelileri kapsayan kemirgenler takımı
rodentia :
lat. * rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak) + entia (isim
yaım ve durum eki) * Mammalia (memeliler) sınıfına bağlı, kesici dişleri yaşam
boyunca uzayan ve aşınmayı dengelemek için sürekli kemirme gerektiren, üst ve
alt çenelerinde belirgin kesici dişleri bulunan memelileri içeren takım,
kemiriciler takımı, kemiriciler.
rodeo : lat.,
isp. * rotare (dönmek, çevresini turlamak) (lat.); rodear (isp.) * hayvanları
çemberleme ve kontrol etme; özellikle Amerika kıtasında sığır, at gibi
hayvanların sürülmesi, yakalanması ve binicilik becerilerinin sergilendiği
yarışma ve gösteri etkinliğini
rodezya :
ing., lat. * Rhodesia (İngiliz kökenli iş insanı, madenci ve sömürge
politikacısı Cecil Rhodes’un soyadından) + ia (yer eki) * Güney Afrika’da
tarihsel olarak İngiliz kolonizasyonu döneminde kullanılan, günümüzde Zimbabwe
ve Zambiya’nın bulunduğu bölge
rododendron :
gre. * rhodon (gül) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Ericaceae
(fundagiller) familyasına ait, genellikle asidik topraklarda yetişen, büyük ve
gösterişli çiçekler açan, çalı veya küçük ağaç formunda bulunan süs bitkisi cinsi
rodos :
gre. * rhodon (gül) + os (isim yapım eki) * Ege Denizi’nin güneydoğusunda yer
alan, tarih boyunca Rodos Şövalyeleri, antik Helios Heykeli (Rodos Heykeli) ve
stratejik konumuyla bilinen, günümüzde Yunanistan’a bağlı olan büyük ada
rodyum : gre.,
lat. * rhodon (gül) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası
45, simgesi Rh olan, gümüş-beyaz renkli, korozyona dayanıklı, katalitik
özellikleri güçlü değerli geçiş metali
rog planet :
ing., gre. * rogue (haydut, düzenbaz; kökeni belirsiz; serbest, bağımsız,
başıboş) (ing.) + planaomein (dolaşmak, gezinmek, sapmak), planetes (dolaşan,
hareket eden, gezen, gezegen, gezgin yıldız) (gre.) * yıldızlara bağlı olmadan
yani bir yörüngeye bağlı olmayan, galaksi içinde serbestçe dolaşan, kendi
etrafında dönen ve bağımsız hareket eden gezegen
rogue planet :
ing., gre. * rogue (serseri, başıboş, haydut; düzensiz, kontrolden çıkmış) +
planet (bir yıldız etrafında yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin
yıldız” olarak eski astronomide adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare)
(planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.) *
herhangi bir yıldıza bağlı olmayan yani herhangi bir yıldızın çekim gücüyle o
yıldızın yörüngesinde dönmeyen başıboş gezegen
rohini :
san. * ruh (büyümek, filizlenmek), rohini (kızıl, kırmızımsı; bereketli olan) *
Hindu ay takviminde Ay’ın 27 nakşatrasından (Ay duraklarından her biri) biri
olan, özellikle bereket, verimlilik ve büyümeyle ilişkilendirilen yıldız
kümesi; Hint mitolojisinde Ay tanrısı Chandra’nın (Soma) eşlerinden biri ve
bereket sembolü
roj :
kür. * roj (gün, gündüz; güneş) * gün, gündüz, güneş
rojan :
kür. * roj (gün, gündüz; güneş) + an (-ler, çoğul eki) * günler, gündüzler
rojin :
kür. * roj (gün, gündüz; güneş) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gün;
güneş; kız ismi
rok :
lat. * rochus, rocca (kale, surlarla korunmuş yapı) * satranç oyununda şahı
koruma altına almak ve kaleyi oyuna sokmak amacıyla şahın iki kare yana hareket
edip kalenin üzerinden atlayarak yer değiştirmesiyle gerçekleştirilen savunma
ve geliştirme hamlesi
roka :
lat. * eruca (hardal ailesinden acı aromalı yapraklı bitki) * Akdeniz
mutfağında salata ve yemeklerde kullanılan, keskin aromalı yaprakları olan,
Brassicaceae (turpgiller) familyasına ait yenilebilir yeşil yapraklı bitki
roket :
lat., fra. * roccetta (küçük tekerlek, makaracık, küçük dönen parça) (rocca
(tekerlek, makara, dönen parça) + etta (küçültme eki) ) (lat.); roquette (küçük
füze, havai fişek benzeri itici araç) (fra.) * yakıtın yanmasıyla oluşan gazın
itiş gücü sayesinde kendi oksijen kaynağına bağımlı olarak atmosferde veya
uzayda hareket edebilen itici sistemli aracı i
roketatar :
lat., fra., tür. * roccetta (küçük tekerlek, makaracık, küçük dönen parça)
(rocca (tekerlek, makara, dönen parça) + etta (küçültme eki) ) (lat.); roquette
(küçük füze, havai fişek benzeri itici araç) (fra.) + atar (fırlatır, savurur)
(tür.) * roket mühimmatını fırlatmak üzere tasarlanmış, genellikle omuzdan veya
platformdan ateşlenen silah sistemi
rokfor :
fra. * Roquefort (Fransa’daki Roquefort-sur-Soulzon kasabasının adı) (roche
(kaya) + fort (güçlü, kuvvetli, sağlam) ) * kaya kalesi, sağlam kaya; koyun
sütünden yapılan, mavi damarlı, küf kültürüyle olgunlaştırılan ve kendine özgü
keskin aromasıyla bilinen Fransız peynir
rokoko :
fra. * rocaille (taş süslemeciliği, çakıl taşı) (roc, rocher (kaya) + aille
(küçültme eki) ) * 18. yüzyıl başlarında Fransa’da gelişen, süsleme ve
incelikte barok’tan daha narin bir estetik anlayışı temsil eden zarif,
kıvrımlı, süslü ve hafif mimari ve sanat tarzı
roksan :
far. * roshan, roksana (ışık, aydınlık, parlak, şafak vakti, parlayan) * şafak,
gün doğumu, güneşin doğuşu
roksitromisin :
gre., lat. * rox (ön ek) + erythromycine (kırmızı renkli (küf/bakteri) maddeden
elde edilen antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * bakteriyel protein sentezini 50S ribozomal alt birime bağlanarak
inhibe eden ve solunum yolu, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarının tedavisinde
kullanılan makrolid grubu antibiyotik ilacın etken maddesi (C41H76N2O15)
rokuronyum :
ing. * rapid (hızlı, çabuk, süratli) + onset (başlangıç) + curonium (curie
(Fransız kimyagerler Marie Curie ile Pierre Curie’nin soyadlarından) + on
(parçacık/tanecik eki) + ium (kimyasal element eki) ) (lat.) * anestezide kas
gevşetici olarak kullanılan, nöromüsküler kavşakta asetilkolinin nikotinik
reseptörlerini bloke ederek iskelet kaslarında geçici felç oluşturan,
nondepolarizan nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C32H53N2O4)
rokuronyum bromür :
lat. * rapidus (hızlı, çabuk, süratli, aceleci) + onset (başlangıç) + curonium
(curie (Fransız kimyagerler Marie Curie ile Pierre Curie’nin soyadlarından)
(fra.) + on (parçacık/tanecik eki) + ium (kimyasal element eki) ) + bromurum,
bromura (bromhidrik asidin tuzu veya esteri) (bromum (brom elementi) + ura
(isim yapım eki) ) (lat.) * cerrahi operasyonlar veya mekanik ventilasyon
sırasında kas gevşemesi sağlamak amacıyla kullanılan, çizgili kaslardaki
nikotinik reseptörleri yarışmalı olarak bloke ederek nöromüsküler iletimi
durduran aminosteroid yapılı, orta etkili, depolarizasyonsuz (nedepolarizan)
bir kas gevşetici ilacın etken maddesi (C32H53BrN2O4)
rol :
lat., fra. * rotulus, rotula (küçük tekerlek, tomar, rulo, silindir) (rota
(tekerlek, çark, halka, çember, makara, yuvarlak yapı, dönen şey; dönme, dönüş,
döngü) + ulus (küçültme eki) ) (lat.); rouleau (silindir, tomar, yuvarlak hale
getirilmiş yapı, dönen küçük yapı), rôle (görev, vazife, işlev) (fra.) * bir
kişinin, nesnenin veya kavramın belirli bir durum, sistem veya yapı içinde
üstlendiği görev, işlev veya sorumluluk; tiyatro, sinema ve sahne sanatlarında
bir oyuncunun temsil ettiği, metin ve yorum yoluyla hayat verdiği karakteri ve
bu karaktere ait düşünsek, davranışsal, sözel ve duygusal ifadeler bütünü
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder