vakkas :
ara. * vakasa (çarpmak, vurmak, çarpışmak, savaşmak) * iyi vuran, iyi çarpan,
iyi savaşan, iyi ok atan
vakr :
ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak), vakar (ağırlık, ağırbaşlılık,
ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve
ciddi tutum), vakur (ağır, ağırbaşlı, ciddi, ölçülü) * ağırlık, ağırbaşlılık,
ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve
ciddi tutum
vaks :
ing. * wax (balmumu; mum, cila) * arıların ürettiği balmumu; balmumundan veya
benzeri maddelerden yapılan, yüzey kaplama, cilalama, parlaklaştırma,
kayganlaştırma, şekillendirme veya çeşitli sanatsal ve teknik amaçlarla
kullanılan madde
vaksin :
lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * hastalıklara
karşı bağışıklık oluşturmak amacıyla vücuda enjeksiyon yoluyla verilen
biyolojik preparat, aşı (evvelce inek çiçeği virüsünün çiçeğe karşı
kullanılmasından)
vaksinasyon :
lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + atio (isim
yapım eki) * hastalıklara karşı bağışıklık oluşturmak amacıyla vücuda
enjeksiyon yoluyla biyolojik preparat verme, aşılama
vaksinia :
lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ia (isim
yapım eki) * çiçek hastalığına (smallpox) karşı bağışıklık sağlamak amacıyla
kullanılan modern çiçek aşısının yapımında yararlanılan ve Orthopoxvirus
cinsinden bir virüs türü
vakt :
ara. * vakt (zaman, süre, sıra, çağ, devir) * bir işin, bir olayın yapıldığı
veya yapılacağı an, süre, bir işin yapılma, tamamlanma süresi
vakum :
lat. * vacare (boş olmak, boş kalmak, boşaltmak, tahliye etmek), vacuus (boş),
vacuum (boşluk, vakum) * içindeki havası boşaltılmış, yani basıncı normal
atmosfer basıncının altına düşürülmüş boşluk
vakuol :
lat. * vacare (boş olmak, boş kalmak, boşaltmak, tahliye etmek), vacuus (boş),
vacuum (boşluk, vakum) + ulus, ola (küçültme eki) * küçük boşluk, boşlukçuk;
ücre sitoplazmasında bulunan, hücre özsuyu, su, iyonlar, besin maddeleri ve
atık ürünler gibi çeşitli maddeleri içeren, zarla çevrili kesecik; bitki
hücrelerinde büyük merkezi koful
vakur :
ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak), vakar (ağırlık, ağırbaşlılık,
ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve
ciddi tutum), vakr (ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık;
kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum) * ağır, ağırbaşlı,
ciddi, ölçülü
vakvak :
tür. * vakvak (ördek sesinden ses yansımalı kelime) * çocuk dilinde ördek veya
ördeğin çıkardığı ses için kullanılan ses yansımalı bir kelime
vakz :
ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek, öldüresiye vurmak, şiddetle vurmak,
yumruk veya sert bir cisimle vurarak birini ölüm tuşuna/durumuna getirmek,
ezmek) * vurma, çarpma, darbeleme, öldüresiye vurma, şiddetle vurma, yumruk
veya sert bir cisimle vurarak birini ölüm tuşuna/durumuna getirme, ezme, üstün
gelme, yenme
val :
ara. * valla (yönelmek, yönünü çevirmek, bir şeyi üzerine almak, yüklenmek;
mecazi olarak eksiltmek veya zarar vermemek) * yönelme, yüklenme, sorumluluk
valans :
lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * güç, kuvvet, kudret,
değer; kimyada bir atomun başka atomlarla bağ oluşturma kapasitesini, yani
bağlanma gücü; bir elementin birleşme veya bağ yapma kapasitesi
valasiklovir :
lat., gre. * val (L-valin ester belirteci) + a (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek,
dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + vir (virus, zehir) (lat.) *
uçuk (herpes simpleks), genital herpes ve zona (herpes zoster) gibi viral
enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, herpes virüslerinin (uçuk, genital
herpes, zona ve suçiçeği) çoğalmasını yavaşlatan antiviral ilacın etken maddesi
(C13H20N6O4)
vale :
kel., lat., fra. * wasso (ast, uşak, hizmetkar, hizmetçi) (kel); vasselittus
(küçük uşak, küçük hizmetçi, küçük hizmetkar) (vassa (ast, uşak, hizmetçi,
hizmetkar) + alis (ile ilgili, -a ait) + ettus (küçültme eki) ) (lat.); valet
(hizmetkar, uşak) (fra.) * hizmetkar, hizmetçi, uşak; İskambil destesindeki
papazdan önce gelen kız ile onlu arasındaki kart, bacak; otel, restoran, kafe
ve alışveriş merkezlerinde müşterilerin araçlarını teslim alıp park eden ve
işleri bittiğinde tekrar sahibine getiren araç park görevlisi
valefor :
lat. * valefor, valefar, malaphar (valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) + furari (çalmak, hırsızlık yapmak,
yağmalamak), fur (hırsız) ) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, hırsızları baştan çıkaran,
başlangıçta dost canlısı görünse de sonradan insanları tuzağa düşüren, aslan
gövdeli ve eşek kafalı (veya kaz kafalı) olarak tasvir edilen 6. sıradaki cin
valens :
lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * güç, kuvvet, kudret,
değer; kimyada bir atomun başka atomlarla bağ oluşturma kapasitesini, yani
bağlanma gücü; bir elementin birleşme veya bağ yapma kapasitesi
valentinyen :
lat. * valentinus (Valentinus adlı teologun adından) (valentia (kudret, kuvvet,
güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) +
entia (isim yapım eki) ) + inus (sıfat yapım eki) + ianus (ile ilgili, -a ait)
) * MS 2. yüzyılda Valentinus adlı teologun öğretileriyle bağlantılı olan
Gnostik dini akım ve Valentinus’un düşüncelerini benimseyen kişi veya bu
öğretiyle ilgili olan
valentinyenizm :
lat. * valentinus (Valentinus adlı teologun adından) (valentia (kudret, kuvvet,
güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) +
entia (isim yapım eki) ) + inus (sıfat yapım eki) + ianus (ile ilgili, -a ait)
) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın
ötesindeki ilahi gerçekliğin gnosis (ezoterik bilgi) yoluyla kavranması ve
insanın içindeki ilahi unsurun bu bilgi aracılığıyla kurtuluşa ulaşması
gerektiğini savunan Gnostik Hristiyanlık akımı
valeriana :
lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a
ait) * Caprifoliaceae (hanımeligiller) familyasından, kökleri tıbbi amaçlarla
kullanılan, şifalı ve yatıştırıcı etkiye sahip otsu bitki türü (eskiden
kediotugiller (Valerianaceae) familyasına dahil edilridi.)
valerianaceae :
lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a
ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * genellikle otsu karakterde olan
çiçekli bitkileri kapsayan, en bilinen üyesi, sakinleştirici etkisiyle tanınan
kedi otu (Valeriana) bitkisi olan bitki familyası, kediotugiller
valerianella :
lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a
ait) + ellus, ella (küçültme eki) * Caprifoliaceae (Hanımeligiller) familyasına
ait, Eski Dünya kökenli, genellikle yaprakları salata olarak tüketilen (tarla
salatası/kuzu marulu) tek yıllık otsu bitki cinsi
valerik asit :
lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) +
icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (ekşi, asit) * ilk olarak kediotu (Valeriana
officinalis) bitkisinin köklerinden elde edilmiş olan, berrak, renksiz bir sıvı
görünümündeki beş karbonlu, düz zincirli ve doymuş bir karboksilik asit türü,
pentanoik asit (CH3(CH2)3COOH)
valf :
lat. * valva (kapak, kanat, kapı) * bir akışkanın geçişini düzenleyen, akışı
tek yönde tutan veya açılıp kapanarak akış yolunu kontrol eden mekanik düzenek,
subap
valgansiklovir :
lat., gre. * val (L-valin ester belirteci) + guan (guanin/guanozin molekülü
belirteci) (lat.) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek,
dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + vir (virus, zehir) (lat.) *
bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde, özellikle Sitomegalovirüs (CMV) adı
verilen virüsün yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde, kalp, böbrek veya
pankreas gibi organ nakli geçiren ve bağışıklık sistemi baskılanan hastalarda
CMV riskinin engellenmesinde ve bağışıklık sistemi zayıflamış HIV hastalarında
görülen ağır virüs enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan antiviral ilacın
etken maddesi (C14H22N6O5)
vali :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) * devlet
tarafından atanan, bir il veya eyaletin yönetiminden sorumlu en yüksek idari
görevli
valid :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak) * doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek, baba
(valid, valide, güldig (geçerli) (ing., fra., alm.) )
validan :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), valide (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın,
ana, anne) + an (çoğul eki) * çocuk doğurmuş kadınlar, analar, anneler
validasyon :
lat. * validus (güçlü, kuvvetli, kudretli, sağlam) (valere (güçlü olmak,
kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + idus (sıfat yapım eki) ) + atio
(isim yapım eki) * bir şeyin geçerli, doğru, uygun veya güvenilir olduğunu
denetleme ve onaylama işlemi, doğrulama, geçerliliğini onaylama
valide :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), valid (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek,
baba) + e (dişil eki) ) * doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın,
ana, anne
valideyn :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), valide (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın,
anne), valid (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek, baba) + eyn
(iki) * ana baba, ebeveyn
valin :
lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ine
(kimyasal madde eki) * proteinlerin yapısında bulunan, dallanmış zincirli bir
esansiyel amino asit, 2-amino-3-metilbutanoik asit (C5H11NO2)
valium :
lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak),
valeo (güçlü ve sağlıklı olmak) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) *
anksiyolitik, antikonvülsan, sedatif, kas gevşetici ve hafıza zayıflatıcı
etkilere sahip olan, anksiyete, uyuyamama, nöbetler, alkol yoksunluğu ve kas
spazmları gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan benzodiazepin türevi ve ve
merkezi sinir sistemi (CNS) depresan ilacı etken maddesi, diazepam
(C16H13ClN2O)
valiz :
lat. * valisia (seyahat çantası, bavul) (lat.); valise (fra.) * yolculuk
sırasında giysi ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan, genellikle sert
veya yarı sert gövdeli büyük çanta, bavul
vallahi :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı,
tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah ile; Allah’a yemin ederim;
gerçekten, kesinlikle
valletta :
fra.. * Valette (Malta Şövalyeleri büyük üstadı Jean Parisot de Valette’in
soyadından) * Malta’nın başkenti
valonea :
ita. * vallonea (palamut meşesi, Quercus ithaburensis) * özellikle Doğu
Akdeniz’de yetişen, deri tabaklamada kullanılan ve tanence zengin olan palamut
meşesinin (Quercus ithaburensis) meyve kupulasından elde edilen bitkisel madde
valör : lat.,
fra. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak),
valorem (değer, kıymet, paha) (lat.); valeur (fra.) * değer, kıymet, paha,
fiyat; bankacılık ve ticarette bir para veya kıymetin belirli bir tarihteki
değeri veya hesaba geçtiği tarih; bir bankacılık işleminin veya bir finans
işlemin (para transferi, yatırım fonu alım-satımı, faiz hesaplaması vb.)
hukuken ve teknik olarak geçerlilik kazandığı, yani paranın fiilen karşı tarafa
geçtiği veya işlem görmeye başladığı tarih
valparaiso :
lat., isp. * vallis (vadi) + paradīsus (cennet) (lat.); valle (vadi) + paraiso
(cennet) (isp.) * Şili’nin başkenti
valproat :
lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + propyl (3
karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten
ek) * epilepsi (sara) nöbetlerini, bipolar bozukluk (iki uçlu duygu durum
bozukluğu) ataklarını ve migren baş ağrılarını önlemek için kullanılan,
beyindeki sinir hücrelerinin aşırı veya anormal hareketini yavaşlatarak etki
gösteren ilacın etken maddesi (C8H16O2)
valproik asit :
lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + propyl (3
karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus (ekşi, asit)
* epilepsi (sara), bipolar bozukluk ve migren ataklarının önlenmesinde
kullanılan etkili bir antiepileptik ve duygudurum düzenleyici ilacın etken
maddesi (C8H16O2)
vals :
alm. * walzen (dönmek, yuvarlanmak) * çiftlerin birbirine sarılarak üç zamanlı
ölçüde döne döne yaptıkları salon dansı ve bu dansın müziği
valsalva sinüsü :
ita. * valsalva (İtalyan anatomist Antonio Maria Valsalva'nın soyadından)
(ita.) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.) + ü
(iyelik eki) (tür.) * kalpten vücuda temiz kan taşıyan en büyük ana atardamar
olan aortun (aort kökünün) hemen başlangıç kısmında bulunan üç adet küçük, kese
şeklindeki normal genişleme
valsartan :
lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + sartan (Selective
Angiotensin Receptor Tgantagonist (seçici anjiyotensin reseptör antagonisti)
(akronimdir) * yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve kalp yetmezliğini tedavi
etmek için kullanılan, anjiyotensin II reseptör blokerleri (ARB) sınıfına ait
ilacın etken maddesi (C24H29N5O3)
valv :
lat. * valva (kapak, kanat, kapı) * bir akışkanın geçişini düzenleyen, akışı
tek yönde tutan veya açılıp kapanarak akış yolunu kontrol eden mekanik düzenek,
subap
valvotomi :
lat., gre. * valva (kapak, kanat, kapı) (lat.) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * kalp kapaklarında oluşan darlıkları (stenoz) tedavi etmek
için uygulanan, daralmış veya sertleşmiş bir kapakçığın (özellikle kalp
kapakçıklarının) cerrahi veya balon yardımıyla kesilerek veya genişletilerek açılması
işlemi
valvuloplasti :
lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
kalp kapakçıklarının darlık veya bozukluklarını gidermek ve daralmış kalp
kapaklarının genişletilmesi veya düzeltilmesi amacıyla yapılan cerrahi veya
kateterle uygulanan onarım işlemi
valvulotomi :
lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * kalp kapakçığının darlığını gidermek amacıyla kapağın cerrahi olarak
kesilmesi veya açılması işlemi
valvül :
lat. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula
(küçültme eki) ) * sıvı veya gaz akışını tek yönde düzenleyen, açılıp
kapanabilen küçük kapakçık; özellikle kalp, damarlar ve çeşitli anatomik
yapılardaki küçük kapak yapısı
valvüler :
lat. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * valvül ile, yani kapakçık veya
kapak yapısıyla ilgili olan; özellikle kalp kapakları ve damar kapakçıklarıyla
ilişkili olan
valvüloplasti :
lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp
kapakçıklarının darlık veya bozukluklarını gidermek ve daralmış kalp
kapaklarının genişletilmesi veya düzeltilmesi amacıyla yapılan cerrahi veya
kateterle uygulanan onarım işlemi
valvülotomi :
lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * kalp kapakçığının darlığını gidermek amacıyla kapağın cerrahi olarak
kesilmesi veya açılması işlemi
vamana :
san. * vamana (küçük, cüce, kısa boylu) * Hint mitolojisi
vamık :
far. * vamık (seven, aşık) * Türk musikisinde kullanılan, adını İran-Türk
edebiyatındaki Vamık u Azra aşk hikâyesinin kahramanı Vamık’tan alan, klasik
kaynaklarda aşk ve lirik ifade ile ilişkilendirilen makam
vamp :
sla., sır. * upir (kan emici efsanevi varlık) (sla.); vampir (geceleyin
mezarından çıkan, kan emen ölü) (sır.) * tavırları, bakışları ve duruşuyla
etrafındaki erkekleri peşinden koşturan, baştan çıkarıcı kadın tipi
vampir :
sla., sır. * upir (kan emici efsanevi varlık) (sla.); vampir (geceleyin
mezarından çıkan, kan emen ölü) (sır.) * geceleri mezarından kalkıp
yaşayanların kanını emdiğine inanılan, Avrupa folklorunda ölümsüzlük, kan emme
ve karanlıkla ilişkilendirilen doğaüstü efsanevi yaratık
van :
erm. * van (yerleşim yeri, şehir) * Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer
alan, doğusunda İran, kuzeyinde Ağrı, batısında Bitlis, kuzeybatısında Muş,
güneybatısında Siirt, güneyinde Şırnak ve Hakkari illeriyle komşu olan 65 plaka
numaralı il
van der waals etkileşimi :
hol , tür. * van der waals (Hollandalı fizikçi Johannes Diderik van der
Waals'dan) (hol.) + etkileşim (iki veya daha çok olgu arasındaki karşılıklı güç
aktarımi, tesirleşme) (etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir)
+ le (etken fiil eki) + şim (isim yapım eki) ) + i (iyelik eki) (tür.) *
atomlar veya moleküller arasında görülen, kimyasal bağlara (iyonik veya
kovalent) kıyasla çok daha zayıf olan ve elektronların anlık hareketlerinden
veya kalıcı kutuplardan kaynaklanan moleküller arası bir çekim kuvveti
van der waals yarıçapı :
hol , tür. * van der waals (Hollandalı fizikçi Johannes Diderik van der
Waals'dan) (hol.) + yarı (ikide bir, ikiye bölünmüş parçalardan her biri) + çap
(vurmak, kesmek; daire veya silindirin merkezinden geçen ve karşılıklı
kenarlarını birleştiren doğru parçası; ölçü, boyut, genişlik) + ı (iyelik eki)
(tür.) * bir atomun elektron bulutunun etkili sınırını tanımlayan, başka bir
atomla kovalent bağ yapmadan en fazla yaklaşabileceği mesafeyi ifade eden,
atomlar arası zayıf van der Waals etkileşimleriyle belirlenen hayali kürenin
yarıçapı
van’t hoff yasası :
hol., tür. * van ’t hoff (Hollandalı kimyager Jacobus Henricus van ’t Hoff’un
soyadından) (hol.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki)
(tür.) * kimyasal reaksiyon hızları, denge sabitleri ile sıcaklık arasındaki
matematiksel ilişkiyi tanımlayan, reaksiyon kinetiği ve denge analizinde
kullanılan termodinamik yasa
vana :
ita. * vana (musluk, akış düzenleyici kapak, subap, valf) * sıvı veya gaz
akışını başlatmaya, durdurmaya, yönlendirmeye veya düzenlemeye yarayan mekanik
kapak veya aygıt, musluk, subap, valf
vanadyum : isv.,
lat. * Vanadis (İskandinav mitolojisinde Freyja’nın adı) (isv.) + ium (element
eki) (lat.) * atom numarası 23, sembolü V olan, sert ve dayanıklı geçiş metali
vandal :
alm., lat. * Vandalus (Vandal kavmine ait) (Wandalaz (Vandal halkının adı)
(alm.) + us (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * MS ilk yüzyıllarda Avrupa’da
yaşamış Cermen kökenli Vandal kavmine mensup kimse; sanat eserlerine, kültürel
değerlere veya kamu mallarına bilinçsizce zarar veren, yıkıcı davranışta
bulunan kişi
vandalizm :
alm., lat. * Vandalus (Vandal kavmine ait) (Wandalaz (Vandal halkının adı)
(alm.) + us (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (lat.) * kültürel, tarihî veya kamusal değerlere kasıtlı
olarak zarar verme; tahripçilik, yıkıcılık davranışı
vanilya :
lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + ellus, illa
(küçültme eki) (lat.); vainilla (küçük kılıf, küçük bakla) (vaina (kılıf,
bakla, kabuk) + illa (küçültme eki) ) (isp.) * orkidegillerden Vanilla cinsinin
meyvesinden elde edilen, hoş kokulu ve tat verici olarak kullanılan baharat ve
özellikle Vanilla planifolia türünün fermente edilmiş meyve kapsülleri
vankomisin :
ing., lat. * vanquish (yenmek, alt etmek, galip gelmek, dize getirmek) + mykes
(fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) * Gram-pozitif bakterilere karşı etkili, özellikle ciddi
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan glikopeptit grubu antibiyotik
(C66H75Cl2N9O24)
vanth :
etr. * Vanth (Etrüsk mitolojisinde ölüm varlığı olan kanatlı dişi ruh) * Etrüsk
inancında mezar resimleri ve sanat eserlerinde görülen, ölülerin ruhlarına
yeraltı dünyasına giden yolculuklarında eşlik eden kanatlı doğaüstü varlık;
ölüm tanrıçası veya kaderle ilişkili bir figür
vantilasyon :
lat. * ventilatio (rüzgarla hareket ettirme, havalandırma) (ventilare
(havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * hava veya gazın bir ortamda
dolaştırılması, yenilenmesi veya değiştirilmesi işlemi, havalandırma
vantilatör :
lat. * ventilator (rüzgarla hareket ettirici, havalandırıcı) (ventilare
(havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are
(fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ventilateur (fra.) *
havayı hareket ettirerek dolaşım sağlayan, serinletme veya havalandırma
amacıyla kullanılan pervaneli aygıt, fan
vantrilok :
lat. * ventriloquus (karından konuşan) (venter (karın, göbek) + loqui
(konuşmak) + us (sıfat yapım eki) ) * sesini sanki başka bir kaynaktan veya
karnından geliyormuş gibi çıkararak konuşan ve kukla veya başka bir nesneyle
konuşuyormuş izlenimi veren sanatçı
vantrolog :
lat. * ventriloquus (karından konuşan) (venter (karın, göbek) + loqui (konuşmak)
+ us (sıfat yapım eki) ) * sesini sanki başka bir kaynaktan veya karnından
geliyormuş gibi çıkararak konuşan ve kukla veya başka bir nesneyle konuşuyormuş
izlenimi veren sanatçı
vantuz :
lat. * ventosa, ventosus (rüzgarlı hava) (ventus (rüzgar) + osus (ile ilgili,
-a ait) ) (lat.); ventouse (fra.) * hava basıncı farkından yararlanarak yüzeye
yapışan, içi boş ve esnek kap; emme yoluyla tutunmayı veya sıvı çekmeyi
sağlayan araç
vanuatu :
bis. * vanua (toprak, ülke, yurt) + tu (durmak, var olmak) * Güney Pasifik
Okyanusu’nda, Melanezya bölgesinde yer alan, batısında Avustralya,
kuzeybatısında Solomon Adaları, güneybatısında Yeni Kaledonya ve doğusunda Fiji
bulunan bir ada ülkesi
vapesin :
far. * va (geri) + pesin (en son, sonuncu) * en son, en sonda, en geride
bulunan
vaporizasyon :
lat. * vaporare (buhar çıkarmak, buharlaşmak) (vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla
çıkan duman) + are (fiil mastar eki) ) + izare (dönüştürmek) + tio isim yapım
ve durum eki) *
vaporizatör :
lat. * vaporare (buhar çıkarmak, buharlaşmak) (vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla
çıkan duman) + are (fiil mastar eki) ) + izare (dönüştürmek) + tor (-cı, yapan,
eden eki) * bir sıvıyı ince zerrecikler halinde püskürten veya buharlaştıran
aygıt; sprey, püskürtücü, atomizör
vapör :
lat. * vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) * sıvı veya katı bir
maddenin gaz haline geçmiş biçimi, buhar, buğu, tüten gaz
vapula :
lat. * vapulare (dövülmek, kırbaçlanmak, cezalandırılmak) * Hz. Süleyman'ın
(Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili
olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan,
otuz altı lejyon cine hükmeden, aslan gövdeli ve griffin kanatlı bir dük olarak
tasvir edilen, bilgi, zanaat, felsefe ve teknik becerilerle ilişkilendirilen,
çağırana felsefe, mekanik, mühendislik ve çeşitli bilim dallarında derin bir
uzmanlık ile zanaat becerileri kazandıran 60. cin (demonik varlık)
vapur :
lat. * vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) * su üzerinde yolcu veya yük
taşımaya yarayan ve buhar gücüyle çalışan gemi
var :
tür. * var (olmak, mevcut olmak, bulunmak) * mevcut, bulunan
var olmak :
tür. * var (olmak, mevcut olmak, bulunmak) + olmak (bulunmak) * bulunmak,
mevcut durumda olmak, gerçeklik kazanmak, yokluk durumu sona ermek
vara :
ara. * vara, vera (haramdan, şüpheli şeylerden ve kötü işlerden uzak durarak
titizlik göstermek) * haramdan, kötülükten, yaramaz işlerden kaçınmak ve
sakınmak
varagele :
tür. * vara (gide, ulaşa) + gele (yaklaşa, erişe, ulaşa, intikal ede) * iki
nokta arasına gerilmiş güçlü bir halat üzerinde, makara yardımıyla hareket eden
sepet veya iskemle benzeri donanımla insan veya eşya taşımaya yarayan sistem
varaha :
san. * varaha (yaban domuzu, erkek domuz) * Hindu mitolojisinde yeryüzü
tanrıçası Bhudevi’yi kozmik okyanustan kurtarmak için dev bir yaban domuzu
görünümüne bürünen, Vişnu’nun on avatarasından (avatara) biri
varak :
ara. * varak (yaprak, kağıt, sayfa), evrak (belgeler, yapraklar)
("varak"'ın çoğulu) * ince yaprak, sayfa veya metalin dövülerek çok
ince hale getirilmiş tabakası; özellikle altın, gümüş veya başka madenlerden
yapılmış ince levha, ince tabaka, ince yüzey
varaka :
ara. * varaka (yaprak, sayfa, kağıt parçası), varaka (yaprak, kağıt; yeşermek)
* yaprak, sayfa, yazılı kağıt parçası; kadın ismi
varakpare :
ara., far. * varak (yaprak, kağıt, sayfa) (ara.) + pare (parça, kısım, bölüm,
dilim) (far.) * varak parçası, küçük yaprak veya ince levha parçası; altın,
gümüş veya başka madenlerden dövülmüş ince yaprak, levha parçacığı
varan :
ara. * varal, varan (çöl kertenkelesi, büyük kertenkele, varan) * Varanidae
familyasından, iri gövdeli ve uzun kuyruklu, Varanus cinsine ait sürüngenler
olan büyük kertenkelelerin ortak adı
varanidae :
ara., lat. * varal, varan (çöl kertenkelesi, büyük kertenkele, varan) (ara.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pullu sürüngenler takımına ait
dev kertenkelegiller veya varanlar olarak bilinen, Komodo ejderini (Varanus
komodoensis) de içeren bir kertenkele familyası
varda :
isp., ita. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma,
gözetici, gözetmen) (isp.); guarda (bak, dikkat et, gözet, korun, çekil, savul)
(ita.) * bak, dikkat et, gözet, korun, çekil, savul
vardakosta :
isp. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma, gözetici,
gözetmen) + costa (kıyı, sahil, kenar) * kıyı korumada kullanılan gemilere
verilen ortak ad; iri yapılı, iyi giyimli ve alımlı (kadın)
vardavela :
isp. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma, gözetici,
gözetmen) + vela (yelken) * gemi ve teknelerin güvertelerinde, yolcuların ve
mürettebatın denize düşmesini önlemek için kenarlara yapılan, güverteye
diklemesine yerleştirilen direkler (puntel) ve bunların arasından yatay olarak
geçirilen teller, halatlar, çubuklar veya şerit levhalardan oluşan korkuluk
veya güvenlik teli sistemi
vardela :
gre. * kordela (şerit, hat) * ayakkabı yapımında, taban ile saya (ayakkabının
üst kısmı) arasındaki bağlantıyı güçlendirmek veya estetik bir geçiş sağlamak
amacıyla kullanılan, yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit
vardenafil :
lat. * varden (farmasötik ön ek) + afil (fosfodiesteraz tip 5 (PDE5) enzimini
engelleyen ve kan akışını artıran damar genişletici (vasodilatör) ilaç sınıfı
belirteci) * erektil disfonksiyona karşı kullanılan, fosfodiesteraz tip 5
(PDE5) inhibitörü sınıfına giren ve cinsel uyarı sırasında penisteki kan
damarlarını gevşeterek kan akışını artırıp sertleşmeyi sağlayan PDE -5
inhibitörü ilacın etkin maddesi (C23H32N6O4S)
vardiya :
isp., ita. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guardia (guardia (nöbet,
gözetim, bekçilik) (guarda (bekçi, koruma, gözetici, gözetmen) + ia (isim yapım
eki) ) * belirli bir süre boyunca bir işyerinde, kurumda veya görevde çalışma,
nöbet süresi, nöbet, mesai dilimi
vareniklin :
lat. * vare (farmasötik ön ek) + klin (nikotinik kolinerjik reseptör
agonistleri (respektör uyarıcıları) belirteci) * sigara bırakma tedavisinde
kullanılan, nikotinik asetilkolin reseptörlerinin kısmi agonisti olan,
nikotinin beyindeki etkilerini azaltarak sigara isteğini ve yoksunluk
belirtilerini hafifleten ilacın etken maddesi (C13H13N3)
vareste :
far. * avarad (bırakmak) + aste (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtulmuş,
azade, serbest, özgür
varfarin :
ing. * varf (Wisconsin Alumni Research Foundation (Wisconsin Mezunları
Araştırma Kurumu) ) + arin (kimyasal madde eki) * kan pıhtılaşmasını önlemek
amacıyla kullanılan, K vitaminine bağlı pıhtılaşma faktörlerinin oluşumunu
azaltan kumarin türevi antikoagülan ilacın etken maddesi (C19H16O4)
varfarin sodyum :
lat., ing. * varf (Wisconsin Alumni Research Foundation (Wisconsin Mezunları
Araştırma Kurumu) ) + arin (kimyasal madde eki) + sodium (natrium (Na), tuz
formu) * damar içinde kan pıhtılarının oluşmasını ve mevcut pıhtıların
büyümesini önleyen etkili bir kan sulandırıcı (antikoagülan) ilacın etken
maddesi (C19H16NaO4)
vargel :
tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) +
gel (yaklaşmak, erişmek, ulaşmak, intikal etmek) * bir makinenin ileri geri
veya gidip gelerek iş yapan parçası veya bu prensiple çalışan takım tezgahı
vargı :
tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + gı
(isim yapım eki) * mantık ve felsefede verilen önermelerden akıl yürütme veya
çıkarsama yoluyla ulaşılan sonuç, varılan sonuç, çıkarsama sonucu varılan
netice
varış :
tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + ış
(isim yapım eki) * gidiş, ulaşma, ulaşım, erişme, erişim, intikal
vari :
far. * var (yüklü, taşıyan, sahip; bir niteliğe sahip olan) + i (gibi, ile
ilgili) * “gibi, benzer, ile ilgili” anlamı veren ve kelimelerin sonunda yer
alan ek (Amerikanvari, hocavari)
varid :
ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek,
getirmek) * gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal dahilinde
olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir
varidat :
ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek,
getirmek), varid (gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal
dahilinde olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir) + at (isim yapım ve
çoğul eki) * gelirler, maddi kazançlar, yıllık veya aylık getiri; doğrudan
ilahi ilham, feyz ve irfanla kalbe doğan manevi sırlar, hakikatler ve
düşünceler (tasavvufta)
varikosel :
lat., gre. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar, varis) (lat.) + kele
(tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) * testis
çevresindeki ve testisleri saran torba (skrotum) içindeki toplardamarların
genişleyip kıvrımlı hale gelmesiyle oluşan damar genişlemesi
varil :
isp. * barril (küçük fıçı) (barro (çamur, balçık, kil) + il (isim yapım eki) )
* sıvı, yağ, yakıt ve benzeri maddeleri depolamak veya taşımak için kullanılan,
genellikle silindirik biçimli büyük kap
variola :
lat. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + ulus, ola
(küçültme eki) * çiçek hastalığına yol açan Variola virüsünün neden olduğu,
deride irinli kabarcıklar ve belirgin izler oluşturan bulaşıcı hastalık
variola sifilitika :
lat., gre. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + ulus, ola
(küçültme eki) + Syphilis (16. yüzyılda İtalyan hekim, şair, matematikçi ve
doğa filozofu Girolamo Fracastoro tarafından “Syphilus” adlı kurgusal bir
çobandan esinlenerek adlandırılmış, hastalığı temsil eden alegorik özel ad;
frengi) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * frengi hastalığının seyri sırasında
çiçek hastalığındaki döküntülere benzeyen, kabarcıklı veya nodüler deri
döküntüleriyle ortaya çıkan klinik görünüm
varis :
ara. * irse (miras bırakmak, mirasçı kılmak; mirasçı olmak) * mirasçı,
mülkiyetin birisinden kendisine geçtiği kimse, birinden kendisine geçen
varis :
lat. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar) * vücuttaki toplardamarların
(venlerin) içindeki kapakçıkların bozulması nedeniyle genişlemesi, uzaması ve
kıvrımlı bir hal alarak cilt yüzeyinden dışarı kabarması (en sık bacaklarda
görülür ve damar içindeki kanın kalbe geri dönmesi zorlaştığından kan alt
kısımlarda birikir.)
varisella :
lat. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar) + ellus (küçültme eki) *
Varicella-zoster virüsünün (VZV) neden olduğu akut ve oldukça bulaşıcı viral
bir enfeksiyon, suçiçeği
varisella zoster :
lat. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli alacalı) + ellus (küçültme
eki) + zoster (kuşak, kemer) * Herpesviridae familyasının bir üyesi olan ve
suçiçeği ve zona hastalıklarına neden olan virüs
varistör :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli,
alacalı) + resistor (direnen, karşı koyan; akıma karşı koyan, durduran veya
sınırlayan özellikteki pasif devre elemanı) (re (geri, karşı, tekrar) + sistere
(durdurmak, koymak, yerleştirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * uygulanan
gerilime bağlı olarak elektriksel direnci değişen ve özellikle gerilim
darbelerine karşı devreleri korumakta kullanılan yarı iletken elektronik devre
elemanı
varit :
ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek,
getirmek) * gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal dahilinde
olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir
variyabl :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak,
çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + abilis
(olabilir, yapılabilirlik, mümkün olma eki) * değişebilen, sabit olmayan veya
farklı değerler alabilen nitelikte olan, değişken
variyet :
tür., ara. * var (mevcut olmak, bulunmak) (tür.) + iyet (isim yapım eki) (ara.)
* kişinin sahip olduğu maddi imkanlar, mal ve mülk durumu, varlık, zenginlik,
servet
varlık :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + lık (isim yapım ve durum eki) * var olma
durumu, yaratılmış olma durumu, yaratık; maddi imkanlar, mal mülk, servet
varlıklı :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + lık (isim yapım ve durum eki) + lı (sıfat
yapım eki) * maddi imkanlara sahip, zengin, mal mülk sahibi, servet sahibi
varmak :
tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) +
mak (fiil mastar eki) * bir yere doğru ilerleyerek istenen veya hedeflenen
noktaya ulaşmak, erişmek, intikal etmek, nail olmak
varoluş :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak,
ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) * var olma, mevcut bulunma durumu; bir
şeyin veya kimsenin gerçeklikte bulunması ve yaşamını sürdürmesi
varoluşçu :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak,
ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) + çu (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) *
insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünür, egzistansiyalist
varoluşçuluk :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak,
ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) + çu (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) +
luk (isim yapım ve durum eki) * bireyin özgür varlığını vurgulayan akım veya
yaklaşım; insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünce akımı,
egzistansiyalizm
varoş :
mac. * var (kale, hisar) + oş (dış, uzak) * şehir dışı yerleşim yeri; sur
dışında, kalenin etrafında kalan yerleşim yeri
varsağı :
tür. * varsak (Güney Anadolu’da yaşamış bir Türkmen topluluğunun adı) + ı (ile
ilgili, -a ait) * Varsak Türklerinin söylediği, kendine özgü ezgi ve ölçüsü
bulunan halk şiiri nazım biçimi; yiğitçe, coşkulu söyleyişle söylenen koşuk
türü
varsak hoyratı :
tür. * varsak (Güney Anadolu’da yaşamış bir Türkmen topluluğunun adı) + hoyrat
(Türk halk edebiyatında bir mani türü, halk müziğinde ise sert ve hür söylenen
bir uzun hava çeşidi; Genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak Türkleri ile
Azerbaycan yörelerinde (bayati veya kesik/cinaslı mani olarak da bilinir)
nağmeyle söylenen, dört mısradan oluşan geleneksel bir halk şiiri ve türkü
türü) + ı (iyelik eki) * Varsak Türkmenlerinin geleneksel şiir ve ezgi
anlayışından doğan, yiğitlik, mertlik, gurur ve coşku gibi temaları işleyen,
kendine özgü ezgiyle söylenen halk şiiri türü
varsayım :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + say (hesaplamak, adet, hacim vb. bazında
rakamsal miktar belirlemek, ardı ardına sıralayıp kodlamak, bir düzen içinde
söylemek; değer vermek, önemsemek) + ım (isim yapım eki) * bir düşünceyi veya
önermeyi, doğruluğu henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte inceleme veya akıl
yürütme sırasında doğru kabul eden geçici düşünce, hipotez
varsaymak :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + say (hesaplamak, adet, hacim vb. bazında
rakamsal miktar belirlemek, ardı ardına sıralayıp kodlamak, bir düzen içinde
söylemek; değer vermek, önemsemek) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi gerçek
veya doğru olup olmadığını veya var olup olmadığını kesin olarak bilmeden
doğru, gerçek veya var kabul etmek
varsıl :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + sıl (gibi olan, ile ilgili olan) * maddi
imkanı çok olan, malı mülkü, parası çok olan, varlıklı, zengin, servet sahibi
varşova :
sla. * warsz (nam, ün, şöhret, şan, repütasyon) + awa (yer eki) * Polonya’nın
başkenti
varta :
gre., ara. * barathron (uçurum, yar) (gre.); vartat (uçurum, çıkmaz, musibet,
sorun, badire, bela) * içinden çıkılması güç, tehlikeli ve zor durum, bela,
musibet, badire, uçurum
vartavar :
erm. * vart (gül) + var (parıltı, ışıltı, ışık saçan, parlayan, ışıldayan) *
Ermeni kültüründe, özellikle yaz mevsiminde kutlanan, su serpme ve suyla
eğlenme gelenekleriyle bilinen geleneksel bayram, su ve gül bayramı
varto :
erm. * vart (gül) + o (ile ilgili, -a ait; yer eki) * Muş’un bir ilçesi
varuna :
san. * var (örtmek, kuşatmak, sarmak, çevrelemek, bağlamak) + una (sıfat yapım
eki) * bağlayan, kuşatan, saran, örten, çevreleyen; Hint mitolojisinde, kozmik
düzeni ve ahlaki yasayı koruyan, sular ve gökyüzüyle ilişkilendirilen, Vedik
dönemin önemli tanrılarından biri
varyabl :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli,
alacalı) + abilis (olabilir, yapılabilirlik, mümkün olma eki) * değişebilen,
sabit olmayan veya farklı değerler alabilen nitelikte olan, değişken
varyans :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli,
alacalı) + entia (isim yapım ve durum eki) * bir veri kümesindeki değerlerin
aritmetik ortalama çevresindeki dağılımını, aritmetik ortalamadan ne kadar
uzaklaştığını ve ne kadar yayıldığını ve değişkenlik derecesini ölçen
istatistiksel büyüklük
varyant :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli,
alacalı) + ens, ent (sıfat yapım eki) * ana kaynaktan, orijinal yapıdan veya
standart modelden küçük farklarla ayrılan ancak temel özelliğini koruyan tür,
çeşit, cins, türev, seçenek; bir mikroorganizmanın (örneğin bir virüsün)
genetik kodundaki değişimler (mutasyonlar) sonucunda oluşan, ana türe benzeyen
ama ondan küçük farklarla ayrılan alt tipi
varyasyon :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin biçim,
özellik, yapı veya miktar bakımından değişmesi, farklılaşması veya değişik
biçimlerde ortaya çıkması, değişim, farklılık; aynı türe ait canlılar
arasındaki çeşitlilik veya kalıtsal farklılık
varyemez :
tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + yemez (yiyecek tüketmeyen, besin tüketmeyen,
gıda tüketmeyen, yemeyen) * parası veya malı olduğu halde bunları harcamaya
kıyamayan, aşırı cimri veya eli sıkı kimse
varyete :
lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek,
farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli,
alacalı) + itas (isim yapım ve durum eki) * çeşitlilik, türlülük, farklı farklı
özelliklerde olma; aralarında bağlantı olmayan farklı unsurların, gösterilerin
bir arada sunulması
varyos :
gre. * barys (ağır), vareios (ağır şey, ağır demirci çekici) * uzun bir sapa
bağlı olan, ağır metal başlı, yıkım ve kırma işlerinde kullanılan büyük bir el
aleti, balyoz veya ağır taşçı tokmağı, büyük demir çekiç
vasal :
lat. * vassalus (tabi, ast, köle, hizmetçi) * Avrupa feodal sisteminde,
derebeyine hizmet karşılığında, kendisine toprak ve köylü tahsis edilen kişi
vasat :
ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * iki veya
daha çok şeyin ortasında olan, ne çok iyi ne çok kötü, standart veya normal
düzeyde olan, orta, ortalama
vasati :
ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) + i (sıfat
yapım eki) * iki şeyin ortasında bulunan, ortalama değerde, orta karar,
ortalama, orta halde veya takriben
vasculum :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) * küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar
vasektomi :
lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * erkeklerde sperm taşıyan kanalların cerrahi olarak kesilip
kapatılmasıyla uygulanan en etkili kalıcı doğum kontrol yöntemi
vasf :
ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak) *
nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon
vasfiye :
ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak), vasf
(nitelik, ayırt edici özellik) + iye (isim yapım ve dişil eki) * nitelikli,
meziyetli ve övgüye değer kadın, vasıflı, iyi özellikleri olan ve üstün
nitelikli kadın
vasıb :
ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli,
kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız
vasıf :
ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak) *
nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon
vasıfsız :
ara., tür. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak,
vasıflandırmak), vasf (nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon)
(ara.) + sız (yokluk, zıtlık, olusuzluk eki) (tür.) * niteliksiz, belirgin bir
özelliği olmayan; herhangi bir alanda mesleki eğitimi, uzmanlığı, niteliği veya
iş deneyimi olmayan kimse
vasıl :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl
olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş) * buluşan, bitişen,
birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen
vasıt :
ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * ortada
bulunan; ikisinin ortası
vasıta :
ara. * vasata (araya girmek, aracılık yapmak, ortada olmak, iki şeyin arasına
girmek), vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * bir işin
yapılmasında, amaçlara ulaşmada kullanılan araç veya aracılık eden kimse;
taşıma aracı veya dolaylı yöntem, araç
vasi :
ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), seat
(genişlik) * enli, geniş, bol, ferah, kapsayıcı, genişleten, içine alan,
kapsayan, engin; velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal hakları
kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları hukuki
işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal temsilci
vasib :
ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli,
kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız
vasil :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl
olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş) * buluşan, bitişen,
birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen
vasip :
ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli,
kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız
vasistas :
alm. * was (ne) + ist (-dir, olur) + das (bu) * pencere veya kapıların üst
kısmında bulunan, oda havasını değiştirmek için üstten açılıp kapanabilen küçük
açılır bölüm
vasiy :
ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), seat
(genişlik) * enli, geniş, bol, ferah, kapsayıcı, genişleten, içine alan,
kapsayan, engin
vasiyet :
ara. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek, emanet
etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek veya
sorumluluk vermek), vasi (velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal hakları
kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları hukuki
işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal temsilci) +
yet (isim yapım eki) * miras bırakacak kişinin, mal varlığının bir kısmını veya
tamamını ölümünden sonra başka bir kişiye veya kuruma devretmek için
hazırladığı ölüme bağlı tasarruf; bir kimsenin ölümünden sonra yerine
getirilmesini istediği hususları belirttiği, özellikle mal ve haklarının
kimlere bırakılacağını belirten yazılı veya sözlü son irade
vasiyetname :
ara., far. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek,
emanet etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek
veya sorumluluk vermek), vasi (velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal
hakları kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları
hukuki işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal
temsilci) + yet (isim yapım eki) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale,
belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir kimsenin ölümünden
sonra yerine getirilmesini istediği hususları ve özellikle mal varlığının
kimlere bırakılacağını belirttiği yazılı belge
vaskulum :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) * küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar
vaskülarite :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) *
bir doku, organ veya bölgedeki kan damarlarının bulunma ve yoğunluk derecesi,
damarlanma durumu
vaskülarizasyon :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir doku, organ veya bölgenin yeni
kan damarları oluşturması veya kan damarları bakımından zenginleşmesi,
damarlanma süreci
vaskülarize :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); vascularisé (fra.) *
kan damarları bakımından zenginleşmiş veya damarlarla beslenir hale gelmiş (bir
doku, organ veya bölge)
vasküler :
lat. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damarlarla,
özellikle kan damarlarıyla ilgili olan veya damarlara ait bulunan
vasküler amiloid :
lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + amylon
(ince un, nişasta) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.)
* kan damarlarının duvarlarında biriken, amiloid adı verilen anormal protein
birikintisi
vasküler demans :
lat. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + dementia (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens (zihin, akıl,
idrak, mantık) + ia (durum eki) ) * beyindeki kan damarlarına zarar veren ve
beyne kan ve oksijen akışını kesen rahatsızlıklardan kaynaklanan demans
vasküler sistem :
lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sustema,
systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek,
düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) (gre.) * vücutta kanın
dolaşımını sağlayan arter, ven ve kılcal damarların oluşturduğu damar sistemi,
damar sistemi
vaskülit :
lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) (gre.) * vücuttaki kan damarlarının iltihaplanarak şişmesi ve
zarar görmesi durumu
vaskülitik :
lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal
damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum
(küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * bağışıklık sisteminin
damarlara yanlışlıkla saldırmasıyla ortaya çıkan, damarlarda daralma, tıkanma
veya zayıflama yapabilen, kan damarı duvarlarının iltihaplanması ve hasar
görmesi durumu ile ilgili
vasl :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl
olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş)i vasil (buluşan,
bitişen, birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen) * ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme
vasopressin :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak,
bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ine
(kimyasal madde eki) * vücudun su dengesini ve kan basıncını düzenleyen,
hipotalamusta üretilip hipofiz bezinde depolanan hayati bir hormon,
Antidiüretik Hormon (ADH) (C46H65N15O12S2)
vassago :
lat. * vassago (prens, soylu, asil) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, kayıp eşyaları bulan, geçmişi,
şimdiki zamanı ve geleceği görme gücüne sahip olan 3. sıradaki iyicil cin
vassal :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme,
kavuşma, buluşma, birleşme) * ulaştıran, vasleden, birleştiren, eriştiren,
kavuşturan
vasvas :
ara. * vasvas (fısıltı, içe kuşku veren düşünce, kuruntu, vesvese) * geleneksel
giyimde göz kısmı hariç tüm yüzü kapatan dar peçe veya örtü; Osmanlı döneminde
kadınların örtündüğü, yalnızca gözlerin görüneceği kadar dar ve kapalı yüz
örtüsü
vaşak :
far. * vişak (büyük ve vahşi kedigil) * kedigiller (Felidae) familyasından Lynx
cinsini oluşturan, sivri kulaklı, keskin dişli ve keskin tırnaklı, orta
büyüklükte, yabani ve etçil bir memeli hayvan türü
vat :
ing. * watt (İskoç mühendis James Watt'ın soyadından) * enerji transfer hızı
birimi; bir saniyede bir joule miktarında iş üreten yani enerji tüketimi
sağlayan güç (güç (P) birimi olan watt, voltaj (V) ve akım şiddetinin (I)
çarpımıyla veya joule (iş, W) bölü zaman (t) olarak hesaplanır.)
vatan :
ara. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek) * bir milletin bağımsız ve
egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği
toprak parçası, yurt
vatandaş :
ara. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin bağımsız
ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği
toprak parçası, yurt) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı vatan
toprakları üzerinde yaşayan ve hukuken aynı devlete bağlı olan kimse, yurttaş
vatanperver :
ara., far. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin
bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet
hissettiği toprak parçası, yurt) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten,
yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * yurdunu, milletini çok seven ve
yurdunun, milletinin varlığı, iyiliği, bekası ve refahı için her türlü
fedakarlığa ve özveriye katlanan kimse, yurtsever
vatansever :
ara., tür. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin
bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet
hissettiği toprak parçası, yurt) (ara.) + sever (ister, hoşlanır, ilgi duyar)
(tür.) * yurdunu, milletini çok seven ve yurdunun, milletinin varlığı, iyiliği,
bekası ve refahı için her türlü fedakarlığa ve özveriye katlanan kimse,
yurtsever
vatikan :
lat. * vaticinari (kehanette bulunmak), vaticinatio (kehanette bulunma) (vates,
vatis (kahin, haberci, peygamber, şair) + canus (ile ilgili, gibi, -a ait);
vatis (kahin, haberci) + can (yılan) (kahin yılan) * İtalya'nın Roma şehrinde
bulunan, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bağımsız
devlet
vatka :
bul., sır. * vatka (küçük pamuk parçası) * kıyafetlerin omuz kısımlarına
dikilen, sünger, elyaf veya pamuk gibi dolgu malzemelerinden yapılan oval
şekilli bir yardımcı tekstil ürünü
vatman :
ing. * watt (elektrik gücü birimi) + man (adam) * tramvay sürücüsü
vatoz :
gre. * batos (dikenli çalı, böğürtlen) * köpekbalıklarıyla akraba olan, yassı
vücutlu, kelebek kanadına benzeyen büyük yüzgeçlere sahip, kuyruğunda dikenleri
bulunan, kıkırdaklı ve yassı bir dip balığı türü, raja batis
vatvat :
ara. * vatvat (korkak, zayıf; geveze kimse) * dağ kırlangıcı; yarasa; korkak ve
geveze adam; vatavit (ç.)
vav :
ara. * vav (و) * Arapça alfabenin altıncı harfi
vaveyla :
ara. * vav (vah vah, eyvah) + veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) *
korku, acı, şaşkınlık veya büyük bir üzüntü sebebiyle atılan yüksek ve feryat
dolu çığlık, yaygara, feryat; eyvah, yazık gibi üzüntü ifadeleri
vay :
ara. * vaa (idrak etmek, kavramak, anlamak, muhafaza etmek, korumak, saklamak)
* idrak, bilinç, kavrayış, hafıza, bellek
vay :
far., ara. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) * şaşırma veya
acı, istırap nidası
vaybabamcı :
ara., tür. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) (ara.) + baba
(çocuk sahibi erkek) + m (iyelik eki) + cı (yapan, eden eki, yandaş, destekçi)
(tür.) * kalabalıkta hızla çarptığı kişiye kazayla çarptığını söyleyip özür
dilerken karşısındakinin cüzdanını çekip alan kimse
vayu :
san. * vayu (rüzgar) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) rüzgar tanrısı
vayvaycı : ara.,
tür. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) + vay, veyl (yazık,
felaket, acı, şaşırma nidası) (ara.) + cı (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) *
gereksiz yere gürültü koparan, bağırıp çağıran, ortalığı telaşa veren kimse,
yaygaaracı
vaz : ara.
* vaz (bir şeyi bir yere koymak, yerleştirmek, koyulmak) * koyma, konulma,
bırakma (vase, vase, Vase (vazo) (ing., fra., alm.) )
vaz deferens :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + differentia (aşağıya
götürme; uzağa taşıma, iletme, götürme; taşıyan kanal) (differe (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia (isim yapım eki) ) *
erkek üreme sisteminde spermlerin üretilip olgunlaştığı epididimisten alınıp
boşalma (ejakülasyon) sırasında dışarı atılmak üzere üretraya iletilmesini
sağlayan uzun ve kaslı bir tüp, sperm kanalı
vazektomi :
lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * erkeklerde sperm taşıyan kanalların cerrahi olarak kesilip
kapatılmasıyla uygulanan en etkili kalıcı doğum kontrol yöntemi
vazelin :
alm., gre. * Wasser (su) (alm.) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin
yağı, yağ) (gre.) * petrolden elde edilen, yarı katı hidrokarbonlardan oluşan,
cilt üzerinde koruyucu bir bariyer kurarak cildin nemini hapseder ve dış
etkenlere karşı koruma sağlayan renksiz ve kokusuz koruyucu bir madde
vazetmek :
ara., tür.* vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek)
(ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir düşünceyi, kuralı,
ilkeyi veya hükmü ortaya koymak, belirlemek, ileri sürmek, koymak,
yerleştirmek, belirlemek, ortaya koymak
vazgeçmek :
far., tür. * vaj, vaz (ters, karşıt, zıt, aksi) (far.) + geçmek (bir yerden
öteye varmak, aşmak) (tür.) * bir isteği, hakkı, amacı veya yaptığı bir işi
sürdürmekten kendi isteğiyle ayrılmak, bırakmak, caymak
vazı :
ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i
(sıfat yapım eki) * koyan, bırakan, emanet eden, teslim eden, yerleştiren
vaz-ı haml :
ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i
(tamlama eki) + haml (taşıma, taşınan, yük) * çocuk dünyaya getirme, doğurma
vaz-ı yed :
ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i
(tamlama eki) + yed (el) * el koyma, sahip çıkma, tasarruf etme
vazıh :
ara. * vadaha, vazaha (açıklamak, belirtmek, belli etmek, netleştirmek;
aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, açıklanmak, belirli hale gelmek), izah
(açıklama, belirtme, aydınlatma, açıklığa kavuşturma, netleştirme) * açık,
apaçık, net, aydın, belli, kolay anlaşılır
vazı-ı kanun :
ara., gre. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek)
+ i (tamlama eki) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural, ilke, yasa,
kanun, prensip) (gre.) * kanun koyan, kanun koyucu, kanun yapıcı, kanun
hazırlayan
vazi :
ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i
(sıfat yapım eki) * koyan, bırakan, emanet eden, teslim eden, yerleştiren
vazife :
ara. * vazafa (görevlendirmek, tahsis etmek) * iş, görev, ödev, yükümlülük
vazifeşinas :
ara. * vazafa (görevlendirmek, tahsis etmek), vazife (iş, görev, ödev,
yükümlülük) + şinas (bilen, tanıyan) * görevini bilen, sorumluluğunun ve
yükümlülüklerinin bilincinde olan kimse
vazih :
ara. * vazuha (açık ve belirgin olmak) * açık, belli, belirgin, anlaşılır
vazir :
ara. * vizare, vazara (yüklenmek, günah işlemek), vizr (yük, günah, suç) *
günahkar, suçlu
vaziyet :
ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek,
konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) +
iyet (isim yapım eki) * durum, hal, konum
vazo :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) * koparılmış çiçekleri
koymak için kullanılan, cam, toprak gibi türlü maddelerden yapılan, türlü boyut
ve biçimde olabilen kap
vazodilatasyon :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek,
yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + tio (isim yapım
eki) * kan damarlarının, özellikle arterlerin düz kaslarının gevşemesi
sonucunda genişlemesi
vazodilatatif :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek,
yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + tio (isim yapım
eki) + ivus (sıfat yapım eki) * kan damarlarının genişlemesine neden olan veya
damar genişlemesiyle ilgili olan
vazodilatör :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek,
yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + or (-cı, yapan,
eden eki) * kan damarlarını genişleten veya damar düz kaslarının gevşemesini
sağlayarak damar çapını artıran (madde veya ilaç)
vazoformasyon :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + formare (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) ) * kan damarlarının oluşması ve gelişmesi süreci
vazojenik :
lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * damarların
oluşumuyla veya damar kaynaklı oluşumlarla ilgili olan
vazokonjesyon :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte,
beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak,
yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) * kan
damarlarının kanla aşırı dolması sonucu damarların ve çevre dokuların kan
bakımından belirgin şekilde dolgunlaşması durumu
vazokonstriksiyon :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte,
beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış,
sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının, özellikle
arterlerin düz kaslarının kasılması sonucunda damar çapının daralması olayı
vazokonstriktör :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte,
beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış,
sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak,
bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kan
damarlarının düz kaslarını kasarak damar çapını daraltan (madde veya ilaç)
vazomotor :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + motor (hareket ettirici)
(movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan,
eden eki) ) * kan damarlarının çapının daralıp genişlemesini ve buna bağlı
olarak damar içindeki kan akımını düzenleyen sinirsel veya fizyolojik
mekanizmalarla ilgili
vazopermeabilite :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + permeare (içinden geçmek,
nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde,
aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden;
başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + abilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * kan damarlarının, özellikle
kılcal damarların, su, iyonlar ve çeşitli moleküllerin damar duvarından
geçmesine izin verme derecesi
vazopressin :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak,
bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ine
(kimyasal madde eki) * vücudun su dengesini ve kan basıncını düzenleyen,
hipotalamusta üretilip hipofiz bezinde depolanan hayati bir hormon,
Antidiüretik Hormon (ADH) (C46H65N15O12S2)
vazopressör :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak,
bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + or (-cı,
yapan, eden eki) * kan damarlarını daraltarak damar direncini ve dolayısıyla
kan basıncını artıran (madde veya ilaç)
vazorölaksan :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + re (yeniden, tekrar,
geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak), laxus
(gevşek, yumuşak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * kan damarlarının düz
kaslarını gevşeterek damarların genişlemesini sağlayan (madde veya ilaç)
vazospazm :
lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + spasmos
(kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak)
+ ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) (gre.) * bir kan
damarının düz kaslarının ani ve geçici biçimde kasılarak damar çapını
daraltması durumu
vazovagal :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + vagere (dolaşmak,
gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen, gezgin, uzanan) + alis (ile
ilgili, -a ait) * damar tonusu ve vagus siniri etkinliğindeki değişikliklerle
ilişkili olan, kalp hızının yavaşlaması ve kan basıncının düşmesiyle
sonuçlanabilen
vazovazorum :
lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + vasorum (damarların,
kapların) * büyük kan damarlarının dış tabakalarını besleyen küçük kan
damarları ağı
vb. :
tür. * v (ve, ile, -da) + b (benzeri) * bir veya birkaç örnek verildikten sonra
bunlara benzer başka ögelerin de bulunduğunu belirtmek için kullanılan kısaltma
ve :
ara. * ve (ile, -da, birlikte, beraber) * kelime grubu veya cümleleri birbirine
bağlayan bağlaç
veba :
ara. * veba (salgın hastalık, epidemi), vebaa (hastalanmak, salgın hastalığa
yakalanmak) * Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu, özellikle lenf
düğümlerinde şişme, ateş ve ağır genel belirtilerle seyreden, bulaşıcı ve
ölümcül olabilen hastalık
vebal :
ara. * vebala (ağırlaşmak, kötü sonuç doğurmak) * bir davranışın veya eylemin
kişiye getirdiği ağır sonuç, kötü karşılık veya günahın sorumluluğu, ağır
sonuç, kötü karşılık, ceza
veca :
ara. * veca (ağrımak, acımak, sızlamak) * sızı, ağrı, acı
vecahet :
ara. * vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf), vecih, vacih (saygın,
itibarlı) * bir kimsenin toplum içinde sahip olduğu saygınlık, itibar, nüfuz
vecazet :
ara. * veceze (kısa olmak, özlü olmak), veciz (kısa, öz) + et (isim yapım eki)
* düşünceyi veya anlatımı gereksiz ayrıntılara yer vermeden az ve öz sözle
ifade etme, kısalık, özlülük
vecd :
ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan;
tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten
kurtulduğu kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz
vecdi :
ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta
ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) + i (ile ilgili, -a ait) * vecde,
kendinden geçme haline veya yoğun manevi coşkunluğa ilişkin olan.
vech :
ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek) * yüz, çehre, surat, sima; görünüş,
yön, taraf, biçim, şekil
veche :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) * yan, taraf, yüz,
yönelim, yön
vech-i ahar :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
ahar (diğer, başka, öbür, öteki) * başka bir sebep, diğer bir yön, başka bir
suret/tarz
vech-i arazbar :
ara., far. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama
eki) + arz (sunma, arz etme, gösterme) (ara.) + bar (yüklenen, taşıyan,
götüren, getiren) (far.) * Türk musikisinde Arazbar makamının dizisindeki Uşşak
dörtlüsünün yerine Segâh dörtlüsünün getirilmesiyle oluşan ve inici bir seyir
izleyen geleneksel bir makam
vech-i buselik :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) ebu
(baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren,
yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde geçmişte
kullanılmış ancak günümüze hiçbir eseri veya nota örneği ulaşmamış unuttuğumuz
(mürekkep/bileşik) makamlardan biri
vech-i dikkat :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
dikkat (hassasiyet, ihtimam, özen, titizlik) (dakka (ince ve hassas olmak,
dikkat etmek) + at (isim yapım eki) ) * bir konunun dikkat edilmesi gereken
yönü, özellikle üzerinde durulması gereken tarafı
vech-i hüseyni :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Hüseyni-Aşiran makamı
olarak bilinen, karar perdesi (durağı) Hüseyni-aşiran perdesi olan, İminici bir
seyir özelliğine sahip makam
vech-i ma :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + ma
(ne, o) * bir sebepten dolayı
vech-i meşruh :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak, yarıp
içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama,
detaylandıma), meşruh (genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş) *
şerh edilen, açıklanan tarzda
vech-i şebeh :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
şabaha (benzemek, benzer görünmek, aynısı gibi olmak, ayırt edilememek), teşbih
(benzetme), muteşabih (benzer, benzeyen), şebeh (benzer, benzeyen) * teşbih
(benzetme) sanatında, benzeyen ile kendisine benzetilen varlıklar arasındaki
ortak özellik veya nitelik, benzetme yönü
vech-i şehnaz :
ara., far. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama
eki) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet
güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik,
naz) ) (far.) * Türk musikisinde Şehnaz makamının belirli bir seyir ve ezgi
özelliği gösteren bir biçimi veya çeşidi
vech-ül arz :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + el (ön ek, artikel)
+ erd, ard (yer, toprak, yeryüzü) * yeryüzü, yerin yüzeyi
veci’a :
ara. * vecia (ağrımak, acı çekmek) * canı acımak, acı çekmek, ağrımak
vecibe :
ara. * vacaba (gerekli olmak, lazım olmak, gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab
etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek, yanıtlamak, cevap vermek), icab
(lazım olma, gereklilik, zorunluluk, gereksinim, lüzum; uygun olma), vacib
(yapılması veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan, gerekli, zorunlu,
icab eden, lüzumlu) + e (isim yapım eki) * yapılması veya yerine getirilmesi
gerekli ve zorunlu olan iş
vecid :
ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta
ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten kurtulduğu
kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz
vecih :
ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek), vech (yüz, çehre, surat, sima;
görünüş, yön, taraf, cihet, biçim, şekil), vecih (saygın, itibarlı, nüfuzlu,
seçkin) * saygınlık, itibar, nüfuz, seçkinlik veya görünüşle ilgili olan
vecihi :
ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek), vech (yüz, çehre, surat, sima;
görünüş, yön, taraf, cihet, biçim, şekil), vecih (saygın, itibarlı, nüfuzlu,
seçkin) + i (ile ilgili, -a ait) * saygın, itibarlı, nüfuzlu, seçkin
vecit :
ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan;
tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten
kurtulduğu kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz
veciz :
ara. * veceze (kısa olmak, özlü olmak) * az sözle çok şey anlatan, düşünceyi
kısa, açık ve etkili biçimde ifade eden, kısa, öz
vecize :
ara. * veciz (kısa, özlü, anlamlı söz) + e (ile ilgili olan) * bir konuyla
ilgili ana mesajı kısa ve etkili şekilde ifade eden söz, özdeyiş
veçhe :
ara. * vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf) * yan, taraf, yüz, yönelim,
yön
veçhişebeh :
ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) +
şabaha (benzemek, benzer görünmek, aynısı gibi olmak, ayırt edilememek), teşbih
(benzetme), muteşabih (benzer, benzeyen), şebeh (benzer, benzeyen) * teşbih
(benzetme) sanatında, benzeyen ile kendisine benzetilen varlıklar arasındaki
ortak özellik veya nitelik, benzetme yönü
veda :
ara. * vaddaa (bırakmak, terketmek, uğurlamak, vedalaşmak) * bir kimseden
ayrılırken söylenen söz
vedat :
ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) + at (isim yapım eki) * sevgi, dostluk,
muhabbet, içten bağlılık
vedd :
ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) * dostluk, sevgi (wedding (düğün, sevgili
olma) (ing.) )
vedelolakton :
alm., lat. * wedelia (papatyagiller (Asteraceae) familyasında yer alan,
çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki cinsi) (wedel
(Alman hekim ve botanikçi Georg Wolfgang Wedel'in soyadından) (alm.) + ia
(taksonomik çoğul eki) ) + lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) (lat.) * geleneksel Asya tıbbında yaygın olarak kullanılan Eclipta alba
(yalancı papatya) ve Wedelia chinensis gibi bitkilerde yüksek miktarda bulunan,
kumestan" (coumestan) sınıfına ait doğal bir kimyasal bileşik (C16H10O7)
vedia :
ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek,
konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) *
bir kimseye korunması veya geri verilmesi için bırakılan mal, eşya veya emanet
vedik :
san., gre. * veda (bilgi, kutsal bilgi) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) * antik Hint kültürüne, dinine ve en eski kutsal metin
(Veda) külliyatına ait olan
vedik astroloji :
san., gre. * veda (bilgi, kutsal bilgi) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logia (bilme,
bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * eski Hint kutsal metinleri (Veda) temel alınarak
geliştirilen, gezegen hareketleri ve burçların insan yaşamı üzerindeki
etkilerini inceleyen geleneksel Hint astrolojisi sistemi
vedk :
ara. * vadaka (damlamak, yağmak, yukarıdan aşağıya doğru sıvı veya katı
parçalar halinde dökülmek, yağmur yağmak; kolaylaştırmak, yakın olmak) *
bulutlardan yere düşen su damlaları, yağış, yağmur
vedolizumab :
lat. * vedo (farmasötik ek) + li (İmmünomodülasyon (bağışıklık sistemini
düzenleme) belirteci) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki,
(humanized monoclonal antibody) ) * ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi
iltihaplı bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan, α4β7 integrinine
bağlanan, bağırsak seçici bir monoklonal antikor
vedud :
ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) + ud (sıfat yapım eki) * çok seven, çok
sevilen, sevgili, sevgisi ve şefkati bol olan
veduta :
lat. * videre (görmek) (lat.); veduta (görünüş, manzara, görünüm) (vedere
(görmek) + uta (isim yapım eki) ) (ita.) * özellikle resim sanatında bir
şehrin, yapının veya manzaranın gerçeğe uygun, ayrıntılı görünüşünü betimleyen
resim türü
veerabhadra :
san. * vira (kahraman, yiğit, cesur, bahadır) + bhadra (uğurlu, iyi, hayırlı) *
kahraman ve uğurlu/iyilik getiren; Hindu mitolojisinde Şiva’nın öfkesinden
doğduğu anlatılan, savaşçı ve korkunç görünüşlü tanrısal varlık
vefa :
ara. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa
etmek) * sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma
vefakar :
ara., far. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak,
vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma)
(ara.) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) *
vefa gösteren, vefalı, bağlılığını ve sadakatini sürdüren kimse
vefaperver :
ara., far. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak,
vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma)
(ara.) + perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) *
vefaya önem veren, vefayı gözeten ve yaşatan kimse
vefasız :
ara., tür. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak,
vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma)
(ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * vefa
göstermeyen, bağlılık ve sadakatten yoksun olan
vefat :
ara. * vefa (sözünü tutma, sadakat, ahde bağlı kalma, taahhüdünü ifa etme) + t
(isim yapım eki) * ölüm; Allah'ın, Kur'an ayetinde bildirdiği "kulli
nefsin zaikatul mevt" (her nefis ölümü tadar" sözünü yerine
getirmesini ifade eder.)
vefd :
ara. * vefd (topluluk, grup, heyet, konsey) * bir iş için gönderilen heyet,
elçilik veya temsilci grubu
vefi :
ara. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa
etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma) + i
(sıfat yapım eki) * sözünde duran, vefalı, sadık
vefik :
ara. * vafaka (uymak, denk gelmek, uyuşmak, uygun olmak, örtüşmek, mutabık kalmak,
uzlaşmak, anlaşmak), vefk (uygun olma, uygunluk, uyma, muvafık olma), tevfik
(uygun şartların bir araya gelmesiyle başarıya ulaşma) * birbirine uygun düşen,
uygun, uyumlu, muvafık; erkek ismi
vefk :
ara. * vafaka (uymak, denk gelmek, uyuşmak, uygun olmak, örtüşmek, mutabık
kalmak, uzlaşmak, anlaşmak), vefk (uygun olma, uygunluk, uyma, muvafık olma),
tevfik (uygun şartların bir araya gelmesiyle başarıya ulaşma) * uygunluk, uyum,
uyuşma, uygun düşme
vega :
ara. * vakaa (düşmek, yerleşmek, konumlanmak, sokmak, isabet etmek, rastlamak,
meydana gelmek, gerçekleşmek), vaki (meydana gelmiş, gerçekleşmiş, olmuş
bulunan; düşen, konumlanan, yerleşen, bir yerde bulunan veya mevcut olan) *
gökyüzündeki Çalgı takımyıldızı içinde yer alan, Güneş'e yaklaşık 25 ışık yılı
uzaklıkta bulunan, çıplak gözle rahatlıkla görülebilen, gece gökyüzünün en
parlak beşinci ve kuzey yarım kürenin en parlak ikinci yıldızı
vegan :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) * hayvansal
kaynaklı yiyecekleri tüketmeyen ve genel olarak hayvanlardan elde edilen
ürünleri kullanmaktan kaçınan kimse (“vegetariens”in kısaltılmışı)
vehamet :
ara. * vehm (mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce;
şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve
kuruntu), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu),
vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak) + et (isim
yapım eki) * coşku, azgın, coşkunluk, azgınlık, şiddet; bir durumun, hastalığın
veya olayın ağır ve ciddi nitelikte olması; tehlike, şiddet veya kötü sonuç
bakımından yüksek düzeyde bulunma durumu (vehemence (coşkunluk, azgınlık,
şiddet) (ing.), véhémence (coşkunluk, azgınlık, şiddet) (fra.) )
vehb :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi) *
bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, vergi, mülk veya para;
bağış, bağışlama eylemi
vehbi :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi), vehb
(bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, vergi, mülk veya
para; bağış, bağışlama eylemi) + i (ile ilgili, -a ait) * Allah vergisi,
doğuştan gelen, Tanrı'nın lütfu, ihsanı veya armağanı
vehc :
ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak) * alevli olma, alevle
yanma, parlama; ateşin sıcaklığı
vehhab :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek) * bağışlayan, bahşeden, hibe eden,
veren, ihsan eden, karşılıksız veren
vehhabi :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye,
karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi),
vahib, vehhab (bağışlayan, armağan eden, cömert, veren, ihsan eden, hibe eden)
+ i (ile ilgili, -a ait) * XVIII. yüzyılda Muhammed bin Abdülvehhab’ın
görüşleri etrafında şekillenen, İslam’ın erken dönem uygulamalarına dönmeyi ve
tevhid anlayışını vurgulayan dini hareket veya bu hareketin mensubu kimse
vehhac :
ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak), vehc (alevli olma,
alevle yanma, parlama) * çok parlak, ışık saçan, alevli ve harlı
vehic :
ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak) * alevli olma, alevle
yanma, parlama; ateşin sıcaklığı
vehikül :
lat. * vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + culum
(küçültme eki) * araç, taşıt, vasıta; aktif bir ilaç için baz olarak
kullanılan, genellikle sıvı madde, aktif maddeyi taşıyan inert madde, etkin
madde
vehim :
ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), evham
(korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim
(korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet
(şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * mübhem ve anlamsız, sebepsiz
korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı,
hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu
vehlet :
ara. * vahila (korkmak, ürkmek, şaşırmak) + et (isim yapım eki) * ilk an,
başlangıç, ilk defa olan durum, ilk bakışta, birdenbire, ansızın
vehm :
ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), evham
(korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim
(korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet
(şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * mübhem ve anlamsız, sebepsiz
korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı,
hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu
vehn :
ara. * vehene (gevşemek, kuvvetsizleşmek) * fiziksel veya ruhsal olarak güçten
düşme, zayıflık, güçsüzlük, gevşeklik, tembellik, yılma hali
vejetalin :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ine (kimyasal
madde eki) * bazı bitki tohumlarından, özellikle hindistan cevizi yağından elde
edilen, genellikle sadeyağ veya tereyağı yerine kullanılan bitkisel kökenli
katı bir yağ türü
vejetalizm :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * hayvansal kaynaklı besinlerin
tüketilmesini reddeden, yalnızca bitkisel kaynaklı beslenmeyi esas alan görüş
veya yaşam biçimi
vejetaryen :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) * kırmızı et,
tavuk, balık ve diğer hayvan etlerini tüketmeyen, beslenmesinin temelini sebze,
meyve, tahıl ve baklagiller gibi bitkisel gıdalar oluşturan (kimse)
vejetasyon :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü)
+ are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir alanda (orman, bozkır,
çayır gibi) benzer yaşama koşullarını paylaşan bitkilerin oluşturduğu ortak
yaşam alanı; bir coğrafi bölgedeki bitki örtüsünün tamamı, bir bölgede bir
arada yaşayan bitki topluluklarının bütünü
vejetatif :
lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a
ait) * bitkilerin büyüme, gelişme ve üremeyle ilgili yaşamsal faaliyetlerine
ilişkin; eşeysiz veya somatik gelişme süreçleriyle ilgili
vejetatif üreme :
lat., tür. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri,
güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a
ait) (lat.) + üre (oluşmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak) + me (isim yapım eki)
(tür.) * bitkilerde tohum veya döllenme olmadan, kök, gövde, yaprak gibi
vejetatif organlardan yeni bireylerin oluşmasıyla gerçekleşen eşeysiz üreme
biçimi
vekab :
ara. * vakaba (çökmek, ortalığı kaplamak, içine girmek, karanlık basmak veya
gözden kaybolmak) * çöker, ortalığı kaplar
vekalet :
ara. * vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil
yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek), vekil (başkası adına
hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci,
başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) * bir kimsenin kendi adına
iş görmesi için başka bir kimseyi yetkilendirmesi, vekillik, temsil yetkisi
vekaleten : ara.
* vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil
yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek), vekil (başkası adına
hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci,
başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) + en (sıfat yapım eki) *
bir kimsenin yerine veya onun adına, vekil sıfatıyla, vekil olarak, temsilen
vekaletname :
ara., far. * vekalet (bir kimsenin kendi adına iş görmesi için başka bir
kimseyi yetkilendirmesi, vekillik, temsil yetkisi) (vekil (başkası adına
hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci,
başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) ) (ara.) + name (kitapçık,
mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir
kimsenin başka bir kimseyi kendi adına belirli işleri (hukuki, idari veya mali
işlemler) yapmaya yetkili kıldığını gösteren yazılı belge
vekar :
ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak) * ağırlık, ağırbaşlılık,
ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve
ciddi tutum
vekil :
ara. * vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil
yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek) * başkası adına hareket
etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası
adına yetki kullanan; bir kimse adına belirli işleri (hukuki, idari veya mali
işlemler) yapmaya yetkili kimse
veks :
ara. * vekese (noksanlaştırmak, eksiltmek, azaltmak) * noksanlaştırma,
eksiltme, azaltma
vektör :
lat. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek,
taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * matematik ve fizik
bilimlerinde kuvvet, hız, ivme gibi yönlü büyüklükleri temsil eden, büyüklüğü
(şiddeti) ile birlikte yönü de bulunan, uzayda belirli bir doğrultuda etkisi
veya hareketi ifade eden, genellikle ok veya bileşenlerle gösterilen nicelik
vektör uzayı :
lat., tür. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak,
nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + uzay
(evren) (uz (uzunluk, genişlik, mesafe) + ay (isim veya sıfat yapım eki) ) *
elemanları arasında toplama ve sayılarla (skalerle) çarpma işlemlerinin
yapabildiği ve bu işlemlerin belirli kurallara (aksiyomlara) uyduğu nesneler
(vektörler) kümesi
vektörel :
lat. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek,
taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) *
hem sayısal bir değeri (büyüklüğü) hem de yönü ve doğrultusu olan veya
bilgisayar grafiklerinde matematiksel formüllerle (çizgi ve eğrilerle)
oluşturulmuş, vektör ile ilgili
vekud :
ara. * vakada (yakmak, ateşlemek, tutuşturmak) * yakıt, odun, ateş yakmaya
yarayan malzeme
vekuronyum :
lat. * ve (ön ek) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas gevşetici
etkili madde) + onium (kuaterner amonyum bileşikleri için kullanılan kimyasal
adlandırma eki) * ameliyatlarda kasları tamamen gevşetmek için kullanılan güçlü
bir kas gevşetici nöromüsküler bloker ilacın etken maddesi (C34H57N2O4)
vekuronyum bromid :
lat., gre. * ve (ön ek) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas
gevşetici etkili madde) + onium (kuaterner amonyum bileşikleri için kullanılan
kimyasal adlandırma eki) + bromide (tuz formundaki brom bileşiklerinin genel
ismi) (bromos (kötü koku) (gre.) + idum (kimyasal bileşik eki) (lat.) ) *
cerrahi işlemlerde kasların geçici olarak felç edilmesi için kullanılan, kas
gevşetici özellik taşıyan nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C34H57BrN2O4)
vekz :
ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek) * vurma, çarpma, darbetme, defetme,
kovma
veladet :
ara. * velede (doğurmak, dünyaya getirmek) * doğum, dünyaya gelme; doğurma
olayı
velagluseraz alfa :
lat., gre. * vela (farmasötik ön ek) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) +
seros (yağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + ase (enzim
eki) (lat.) * Tip 1 Gaucher hastalığının tedavisinde kullanılan damar yoluyla (
intravenöz ) verilen, vücutta eksik veya bozuk olan ve bazı yağların
parçalanmasını sağlayan enzimin yerine geçen, hücrelerde ve organlarda zararlı
yağların birikmesini azaltan, organ büyümesi ve kemik problemleri gibi hastalık
belirtilerini hafifleten bir enzim replasman ( eksik enzimi yerine koyma )
tedavisi ilacı (C2532H3854N672O711S16)
velamen :
lat. * velare (örtmek, kaplamak) (velum (örtü, kaplama, kılıf, perde, yelken) +
are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) * bitkilerde özellikle hava
köklerinin dış yüzeyini kaplayan, su ve nemi hızla emebilen süngerimsi çok
katlı hücre dokusu
velat :
kür. * velat (vatan, ülke, memleket) * vatan, yurt, ülke, memleket
velayet :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) + et
(isim yapım eki) * ergin olmayan (18 yaşından küçük) çocukların bakım, eğitim,
korunma ve kişiliklerinin geliştirilmesi ile malvarlıklarının yönetilmesi
amacıyla anne ve babaya tanınan hak, yetki ve ödevlerin bütünü
velayetname :
ara., far. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) +
et (isim yapım eki) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı;
birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * din büyüklerinin, tarikat kurucularının
veya veli kabul edilen salih kişilerin hayatlarını, kerametlerini ve olağanüstü
hallerini anlatan menkıbe türündeki eserler; bir velînin hayatını,
kerametlerini ve menkıbelerini anlatan eser; özellikle Bektaşîlik ve diğer
tasavvufî geleneklerde bu tür biyografik-menkıbevi eserler
veled :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak) * çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk
veled-i manevi :
ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + manevi
(anlamsal) (mana (anlam) + evi (ile ilgili, -a ait) ) * manevi çocuk, evlatlığa
kabul edilen, ahiret evladı, bir hocanın talebesi, mürid
veled-i sulbi :
ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + sulb (sert,
sağlam; omurga, bel kemiği, omurga; erkek nesli) + i (sıfat yapım eki) * öz
oğul, evlenmekle hasıl olan kendi soyundan gelen çocuk
veled-i zina :
ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + zina
(evlilik dışı cinsel ilişki) * evlilik dışı cinsel ilişki sonucu doğan çocuk
velense :
lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili,
-a ait) * yüzü uzun tüylü, kalın ve ağır battaniye
velespit :
lat. * velox, velocis (hızlı, çabuk) + pes, pedis (ayak) (lat.); vélocipède
(hızlı ayaklı; bisiklet) (fra.) * eski tip bisiklet
velet :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak) * çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk
velev :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + lev (şayet, eğer, diyelim ki, varsayalım
ki) * şayet, eğer, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse
velev ki :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + lev (şayet, eğer, diyelim ki, varsayalım
ki) + ki (olursa) * eğer, şayet, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse
velhasıl :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hasala (ortaya
çıkmak, meydana gelmek, üremek, türemek, sonuç elde etmek), hasıl (ortaya
çıkan, görünen; ürün; özet, sonuç, öz) * kısacası, sonuç olarak, özetle
velhasılıkelam :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hasala (ortaya
çıkmak, meydana gelmek, üremek, türemek, sonuç elde etmek), hasıl (ortaya
çıkan, görünen; ürün; özet, sonuç, öz) + i (tamlama eki) + kelam (söz, söylem,
kelime, konuşma) * sözün sonucu olarak, sonuç olarak, nihayetinde, kısacası,
özetle, sözün kısası
veli :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) * bir
kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip
çıkan, himaye eden kimse; Allah dostu; yöneten, idare eden, yetki sahibi kimse,
bir kimsenin korunmasından, gözetiminden veya temsilinden hukuken sorumlu olan
kişi; Allah'a yakınlığıyla tanınan ermiş kimse (valet (hizmetçi, uşak) (ing.)
veliahd :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli
(bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu,
sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + ahd (söz, anlaşma,
sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * bir hükümdarın ölümünden veya
tahttan çekilmesinden sonra yerine geçmesi beklenen kimse, taht varisi
veliaht :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli
(bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu,
sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + ahd (söz, anlaşma,
sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * bir hükümdarın ölümünden veya
tahttan çekilmesinden sonra yerine geçmesi beklenen kimse, taht varisi
velice :
ara. * velice (içine girmek, girmek, içeri girmek) * kişinin yakından bildiği,
sırlarını paylaştığı kimse; sırdaş, yakın dost
velid :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak) * yeni doğmuş çocuk, doğumdan hemen sonraki çocuk
velinimet :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli
(bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu,
sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + nimet (bahş, bağış, iyilik,
lütuf, rızık) * iyilik ve yardımda bulunan, geçimi veya refahı sağlayan, nimet
veren; iyilik sahibi, koruyucu
veliyullah :
ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli
(bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu,
sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + Allah (el (ön ek, artikel)
+ ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah'ın dostu, Allah'a
yakın; özellikle tasavvufta Allah'ın velîsi
velosite :
lat. * velox, velocis (hızlı, suratli, çabuk, çevik) + itas (isim yapım eki) *
fiziksel olarak bir cismin belirli bir yönde birim zamanda aldığı yol; hız,
sürat, çabukluk
velovis :
lat. * ve (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + Jovis, Iovis (Jüpiter) *
Roma mitolojisinde özellikle yeraltı dünyası, intikam ve yıldırım ile
ilişkilendirilen, Jüpiter'in genç/karanlık bir karşılığı olarak yorumlanan
tanrı
velpatasvir :
lat. * velpata (farmasötik ön ek) + asvir (Hepatit C virüsünün (HCV) NS5A
replikasyon kompleksi inhibitörü için kullanılan antiviral ilaç son eki) *
hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan, virüsün
çoğalmasını durduran doğrudan etkili bir antiviral (virüs karşıtı) ilacın etken
maddesi (C49H54N8O8)
velud :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk) *
doğurgan, üretken, yaratıcı; geçerli (valid (geçerli) (ing.), valide (geçerli)
(fra.), güldig (geçerli) (alm.) )
velum :
lat. * velum (yelken, perde, örtü) * yelken, perde, örtü; anatomi ve biyolojide
zar, perde veya perde biçimli yapı
velur :
lat. * villosus (kıllı, tüylü) (villus (kıl, tüy, püskül, ince çıkıntı) + osus
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.); velours (kadife) (fra ) * kadife, kadifeye
benzeyen, yumuşak ve tüylü yüzeyli kumaş
velut :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk) *
doğurgan, üretken, yaratıcı; geçerli (valid (geçerli) (ing.), valide (geçerli)
(fra.), güldig (geçerli) (alm.) )
velutinöz :
lat. * villosus (kıllı, tüylü) (villus (kıl, tüy, püskül, ince çıkıntı) + osus
(ile ilgili, -a ait) ), velutum (kadife) + inus (sıfat yapım eki) * yüzeyi
kısa, yumuşak ve sık tüylerle kaplı, kadifemsi; botanikte kadifemsi tüylü
velvele :
ara. * velvele (bağırıp çağırmak, yaygara koparmak, yüksek sesle bağırmak,
feryat etmek) * yaygara, gürültülü patırtı; bağırıp çağırma; Türk musikisinde,
bir usulün (ritim kalıbının) ana vuruşlarının daha küçük parçalara bölünerek,
fazladan vuruşlar ve çeşitlemelerle daha canlı ve kalabalık şekilde icra
edilmesi
vemurafenib :
lat. * ve (veline (valin) aminoasidi) + mu (mutated (Mutasyona uğramış) ) + ra
(RAF enzim/gen ailesi belirteci) + fe (RAF kinaz enziminin seçici bir şekilde
hedef alındığı (fraf-selective) yapı) + nib (küçük moleküllü kinaz inhibitörü)
* BRAF V600 mutasyonu taşıyan ileri evre deri kanseri (melanom) ve bazı nadir
hastalıkların tedavisinde kullanılan, hedefe yönelik oral bir kinaz inhibitörü
kanser ilacının etken maddesi (C23H18ClF2N3O3S)
ven :
lat. * vena (kan damarı, su yolu, maden damarı; bir insanın doğal
yeteneği/mizacı) * vücuttaki oksijeni azalmış, karbondioksitlenmiş kirli kanı
toplayıp kalbe geri taşıyan damar, toplardamar
vena :
lat. * vena (kan damarı, su yolu, maden damarı; bir insanın doğal yeteneği/mizacı)
* vücuttaki oksijeni azalmış, karbondioksitlenmiş kirli kanı toplayıp kalbe
geri taşıyan damar, toplardamar
vena kava :
lat. * vena (toplardamar) + cava (oyuk, mağara, kiler) * vücuttaki oksijeni
azalmış (kirli) kanı toplayıp kalbin sağ kulakçığına (sağ atriyum) taşıyan
insan vücudundaki en büyük iki ana toplardamarın genel adıd (üst vena kava ve
alt vena kava)
vena komitans :
lat. * vena (toolardamar) + commitentia (eşlik eden, yanında seyreden) (co, con
(ile, birlikte, beraber, tamamen) + mittere (koymak, göndermek), mittentia
(koyma, gönderme) ) * arter veya sinire eşlik eden toplardamar
vena porta :
lat. * vena (toplardamar) + porta (kapı, giriş, geçit) * karındaki
gastrointestinal kanaldaki (sindirim sistemi), pankreastaki, dalaktaki ve safra
kesesindeki kanı karaciğere taşıyan damar
venasyon :
lat. * venari (damarlarla donatmak) (vena (toplardamar) + ari (fiil mastar eki)
) + tio (isim yapım eki) * bir yaprağın veya bir böcek kanadının üzerindeki
damarların diziliş ve dağılış biçimi, damarlanma
vendigo :
alg. * wiindigoo, wihtikow (yamyamlık ve açgözlülükle ilişkilendirilen doğaüstü
varlık) * Kuzey Amerika'nın Algonkin halklarının mitolojilerinde insan eti
yediğine inanılan, doymak bilmeyen açlık ve yamyamlıkla ilişkilendirilen doğaüstü
varlık.
venedik :
lat. * Venetia (Venedik bölgesi) (Veneti (Venetler; antik halk adı) (ven
(sevmek, arzulamak) (Proto-Hint-Avrupa dillerinde), Venus (Venüs, aşk
tanrıçası), venustus (güzel, çekici) ) + ia (yer eki) ) * Adriyatik Denizi'nin
doğu kıyısında, bugünkü Hırvatistan, Karadağ ve Arnavutluk'un bazı kısımlarını
da içeren, sınırları belirsiz eski bir bölge olan İlirya'da yaşamış eski bir
halkın ismi
venenoz :
lat. * venenosus (venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) + osus (-li, ile
ilgili) ) * zehir içeren veya zehir etkisi gösteren, zehirli, toksik
veneral :
lat. * Venereus (Venüs'e ilişkin, aşk/cinsel ilişkiyle ilgili) (Veneris (Venus
(aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili,
-a ait) * cinsel ilişkiyle veya cinsel yolla bulaşmayla ilgili
venerien :
lat. * Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) )
+ ianus (sifat yapım eki) * cinsel ilişkiyle veya cinsel yolla bulaşan
hastalıklarla ilgili
veneroloji :
lat. * Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * cinsel yolla bulaşan hastalıkları
inceleyen tıp dalı, zührevi hastalıklar bilimi
venetoklax :
lat. * vene (farmasötik ön ek) + to (atoptoz (hücre ölümü) + clax (Bcl-2
inhibitörü belirteci) * özellikle kronik lenfositik lösemi (KLL) ve akut
miyeloid lösemi (AML) gibi bazı kan kanseri türlerinin tedavisinde kullanılan,
ağız yoluyla alınan hedef odaklı bir kanser ilacın etken maddesi
(C45H50ClN7O7S)
venezuela :
isp. * Venetuela (küçük Venedik) (Venetia (Venedik bölgesi) (Veneti (Venetler;
antik halk adı) (ven (sevmek, arzulamak) (Proto-Hint-Avrupa dillerinde), Venus
(Venüs, aşk tanrıçası), venustus (güzel, çekici) ) + ia (yer eki) ) + uela
(küçültme eki) ) * Güney Amerika’nın kuzeyinde yer alan, batısında Kolombiya,
güneyinde Brezilya, doğusunda Guyana ve kuzeyinde Karayip Denizi bulunan ülke
venkateshwara :
san. * Venkaṭa (Venkata Dağı/Tirumala) + isvara (efendi, ilah, tanrı, hükümdar,
hükmeden) * Hinduizmde Vişnu'nun, özellikle Güney Hindistan'da Tirumala'daki
Venkata Tepesi ile ilişkilendirilen biçimi, “Venkata'nın Efendisi”
venlafaksin :
lat., gre. * venla (farmasötik ön ek) (lat.) + phenyl (benzen halkasından bir
hidrojen atomunun ayrılmasıyla oluşan aromatik fonksiyonel grup C6H5) (gre.) +
ax (cyclohexane (siklohekzan) C6H12) + ine (kimyasal madde eki) * depresyon ve
anksiyete tedavisinde kullanılan, SNRI (serotonin-norepinefrin geri alım
inhibitörü) sınıfına ait reçeteli bir antidepresan (C17H27NO2)
venn diyagramı :
ing., gre. * Venn (İngiliz matematikçi ve mantıkçı John Venn'in soyadından)
(ing.) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma,
gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) *
kümeler arasındaki kesişme, birleşme, ayrılma ve kapsama ilişkilerini görsel
olarak göstermek için kullanılan şema
venodilatör :
lat. * vena (toplardamar) + dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + or (-cı, yapan, eden eki) *
toplardamarları genişleten; özellikle damar düz kaslarını gevşeterek venöz
kapasiteyi artıran (madde veya ilaç)
venografi :
lat., gre. * vena (toplardamar) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim,
kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
toplardamarların, genellikle kontrast madde verilerek radyolojik olarak
görüntülenmesi yöntemi
venom :
lat. * venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) * yılan, akrep, örümcek gibi
hayvanların ısırma veya sokma yoluyla vücuda aktardığı zehir
veno-oklusiv :
lat. * vena (toplardamar) + occludere (kapatmak, tıkamak, engellemek, mani
olmak) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + claudere (kapatmak,
kapamak, çevrelemek, örtmek) + ivus (ile ilgili, -a ait) * toplardamarın
(venin) tıkanmasıyla ilgili; venöz kan akımının bir tıkanıklık nedeniyle
engellenmesiyle ilgili
venöz :
lat. * vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, -a ait) * toplardamarla ilgili,
toplardamara ait
venöz staz :
lat., gre. * vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + stasis
(durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı
karşıya gelmesi, durum, yer) (gre.) * toplardamarlarda (venlerde) kan
dolaşımının yavaşlaması ve kanın özellikle bacaklarda göllenip birikmesi durumu
ventilasyon :
lat. * ventilatio (rüzgarla hareket ettirme, havalandırma) (ventilare
(havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * hava veya gazın bir ortamda
dolaştırılması, yenilenmesi veya değiştirilmesi işlemi, havalandırma
ventilatör :
lat. * ventilator (rüzgarla hareket ettirici, havalandırıcı) (ventilare
(havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil
mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ventilateur (fra.) *
havayı hareket ettirerek dolaşım sağlayan, serinletme veya havalandırma
amacıyla kullanılan pervaneli aygıt, fan
ventral :
lat. * venter, ventris (karın) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
karın ile ilgili
ventrikül :
lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus
(küçültme eki) ) * kalbin kanı pompalayan alt odacıklarından her biri;
beyindeki içi sıvı dolu boşluklardan her biri, karıncık
ventrikül dextrum :
lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus
(küçültme eki) ) + dextrum (sağ, sağdaki) * kalbin sağ alt kısmında yer alan,
sağ kulakçıktan gelen oksijeni az kanı akciğerlere pompalayan boşluk, ventriculus
dexter, sağ karıncık
ventrikül sinistrum :
lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus
(küçültme eki) ) + sinistrum (sol, soldaki) * kalbin sol alt kısmında yer alan
ve oksijenle zenginleşmiş kanı tüm vücuda pompalayan güçlü kas yapısına sahip
boşluk, ventriculus sinister, sol karıncık
ventriküler taşikardi :
lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) +
culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + takhys (hızlı, çabuk,
süratli, ivedi) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalbin karıncıklarından
kaynaklanan, kalp atımının anormal derecede hızlandığı ritim bozukluğu
ventrikülografi :
lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) +
culus (küçültme eki) ) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalbin
veya beynin ventriküllerinin görüntülenmesini sağlayan radyolojik inceleme
ventrikülostomi :
lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) +
culus (küçültme eki) ) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız,
açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * beyindeki veya
kalpteki bir ventrikülde cerrahi olarak bir stoma (açıklık, ağız) oluşturulması
işlemi
ventrokaudal :
lat. * venter (karın, mide) + cauda (kuyruk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * anatomide bir yapının hem ventral yönde (karın tarafına doğru), hem
de kaudal yönde (kuyruk veya vücudun alt kısmına doğru) konumlanması ile ilgili
ventromedial :
lat. * venter (karın, mide) + medius (orta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) *
bir yapının hem ventral, yani karın tarafında, hem de medial, yani vücudun orta
hattına yakın konumda olmasıyla ilgili
venus :
lat. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası) *
istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk, güzellik ve bereket tanrıçası; Güneş
sisteminde,ki ilk gezegen olan Merkür’den sonraski ikinci gezegen
venül :
lat. * vena (toplardamar) + ulus, ula (küçültme eki) * küçük toplardamar;
kılcal damarlardan gelen kanı toplardamarlara taşıyan küçük damar
venüs :
lat. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası) *
istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk, güzellik ve bereket tanrıçası; Güneş
sisteminde,ki ilk gezegen olan Merkür’den sonraski ikinci gezegen
venüs çarığı :
lat., tür. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası)
(lat.) + carık (tabanı deri veya benzeri malzemeden yapılmış ayakkabı) (tür.) *
orkidegiller (Orchidaceae) familyasından, çiçeği terlik veya çarık biçiminde
şişkin dudak formunda olan bitki cinsi
vepar :
lat. * vepres (çalı, dikenli çalı, böğürtlen) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana
kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini
tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, denizleri ve
gemileri yönetme, fırtınalar koparma ve insanlardaki yaraları ölümcül
kurtçuklara dönüştürerek üç gün içinde öldürme gücüne sahip 42. cin (demonik
varlık)
vera :
ara. * vera (güçlü sakınma, güçlü takva; sırt, arka, arkası, sonrası) * gerçeği
ögrenme, iyiye ve doğruya yönelme, haram veya günah olma ihtimali bulunan
şüpheli şeylerden titizlikle kaçınmak ve sakınma (verus (gerçek) (lat.); very
(gerçek) (ing.), vrai (gerçek) (fra.) )
verak :
ara. * verak (yaprak) * yeryüzünün bitkiler vasıtasıyla yemyeşil, canlı ve gür
bir görünüme kavuşması, bitkilerle yer yüzünün yeşil olması
veranda : san.
* varanda, baranda (uzun balkon, çatı altı geçit) * yapıların zemin katında yer
alan, genellikle üstü bir çatıyla örtülü, etrafı açık veya camla kapatılmış, ev
ile bahçe arasında geçiş sağlayan üstü kapalı geniş dış oturma alanı
verapamil :
lat. * veratrum (çömerotu) + p (izopropil grubu) + am (amino grubu) + il
(nitril belirteci) * kalp ve damar sistemi hastalıklarının tedavisinde
kullanılan kalsiyum kanal blokörü ilacın etken maddesi (C27H38N2O4)
veraset :
ara. * varasa (miras bırakmak, miras almak, intikal etmek) + et (isim yapım
eki) * bir kimsenin ölümünden sonra geride bıraktığı mal varlığının, haklarının
ve borçlarının yasal mirasçılarına geçmesi, varis okma durumu, mirasçılık
veraset ilamı :
ara., tür. * varasa (miras bırakmak, miras almak, intikal etmek) + et (isim
yapım eki) + ilam (bildirme, bildiri; hukukta mahkeme kararının yazılı ve resmi
tebliği) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir kimsenin ölümü sonrasında geride
kalan malların kimlere ve hangi oranlarda (paylarla) kalacağını gösteren resmi
bir belge, mirasçılık belgesi
verbal :
lat. * verbum (söz, kelime) + alis (ile ilgili, -a ait) * sözle, kelimeyle,
konuşmayla ilgili, yazılı olmayan, sözlü
verbalizasyon :
lat. * verbum (söz, kelime) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir düşünceyi,
kavramı, duyguyu veya başka bir içeriği sözle veya dilsel biçimde ifade etme,
sözleştirme, söze dökme
verbascum :
lat. * verbascum, barbascum (barba (sakal) + scum (ile ilgili, -a ait) ) *
Scrophulariaceae (sıracaotugiller, sahlepgiller) familyasından, büyük sarı
çiçekleri ile bilinen, otsu ve dekoratif bitki türü, sığırkuyruğu
verbena :
lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) * Verbenaceae
(verbengiller) familyasından, ritüel ve süs amaçlı kullanılan, ince saplı ve
çiçekli otsu bitki türü
verbenaceae :
lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın olan,
karşılıklı dizilen yapraklara ve çoğunlukla dört köşeli gövdelere sahip olan,
otsu bitkiler, çalılar ve küçük ağaçlardan oluşan çiçekli bir bitki familyası
verbesina :
lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) + sina (ile ilgili, -a
ait) * Asteraceae (papatyagiller) familyasından, büyük sarı veya beyaz çiçekli,
dekoratif otsu bitki türü
verbijerasyon :
lat. * verbum (söz, kelime) + aggerare (yığmak, kümelemek, istiflemek,
biriktirmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin belirli bir sözcüğü, heceyi
veya cümleyi amaçsız, anlamsız ve tekdüze bir şekilde durmaksızın tekrarlaması
durumu
verd :
ara. * verd (gül) * gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsinden, odunsu,
çok yıllık, kapalı tohumlu güzel kokulu bitki türü
verdane :
far. * vart (dönmek, yuvarlanmak) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi)
* hafif yük taşıyan konveyörlerde (taşıyıcı bant sistemlerinde) kullanılan rulo
veya makara; toplu oklava, kalın ve tombul oklava; koca başlı kertenkele türü
verem :
ara. * verama (şişmek, kabarmak, yumrulaşmak), verem (ur, şiş, şişlik,
kabarıklık, yumru, tümör) * mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden
olduğu, başta akciğerler olmak üzere vücuttaki diğer organları da etkileyebilen
bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı, tüberküloz
veresiye :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + esi (sıfat yapım eki) + iye (isim yapım eki) * para peşin
verilmeden, bedeli veya ücreti daha sonra ödenmek üzere yapılan alışveriş
verev :
erm., far. * ver (yukarı, üst, yukarı doğru) + ev (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (erm.); vareb (çarpık, eğri, eğik, inişli) (far.) * bir köşeden karşı
köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan, köşegen, diyagonal
verge :
lat. * virga (yeşil sürgün, ince dal, çubuk, değnek; makam asası, ölçü çubuğu
veya otorite değneği) * eşik, sınır, kenar, dış sınır
vergi :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + gi (isim yapım eki) * verilmiş olan; devletin kamu hizmetlerini
(eğitim, sağlık, güvenlik, altyapı) finanse etmek amacıyla kanunlara dayanarak
gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız ve zorunlu olarak aldattığı parasal
katkı
vergi mükellefi :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + gi (isim yapım eki) + mukellef (yükümlü, yükümlü kılınmış, sorumlu,
görevli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * devlete vergi ödeme yükümlülüğü ve
borcu bulunan gerçek kişiler (bireyler) veya tüzel kişiler (şirketler ve
kurumlar)
veri :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + i (isim yapım eki) * ölçüm, deney, gözlem veya araştırma yoluyla
elde edilmiş ancak henüz işlenmemiş ham bilgi parçacığı, data
veri madenciliği :
tür., ara. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek,
ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak,
bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) (tür.) + maden (yer altından
çıkarılan mineral veya metal; çeşitli iç ve dış doğal etkenlerce yerkabuğunun
bazı bölgelerinde oluşmuş olan ve ekonomik değeri bulunan mineral) (ara.) + ci
(-yapan, eden eki) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) * büyük veri
kümeleri içindeki anlamlı örüntüleri, ilişkileri ve bilgileri bilgisayar destekli
yöntemlerle keşfetme ve çıkarma süreci
veri tabanı :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + i (isim yapım eki) + taban (ayak tabanı, el ayası) + ı (iyelik eki)
* verilerin düzenli biçimde depolandığı, yönetildiği ve gerektiğinde erişilip
işlendiği yapı veya sistem
verici :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + i (isim yapım eki) + ci (yapan, eden eki) * bir şeyi veren, ileten,
eriştiren, ulaştıran, aktaran veya gönderen kimse veya araç; radyo, televizyon
ve iletişimde alıcı cihaza sinyal gönderen cihaz
verid :
ara. * verid (toplardamar) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik
atıklarla kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan,
atardamarların aksine genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha
ince olan ve kanın yer çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar
içeren kan damarı, ven, vena
verifikasyon :
lat. * verus (gerçek, asıl, hakiki) + facere (yapmak, etmek, eylemek,
oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin
doğru, gerçek ve geçerli olduğunun kontrol edilmesi, doğrulama, teyid
verifiye :
lat. * verificatus (doğrulanmış, teyid edilmiş) (verus (gerçek, asıl, hakiki) +
facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + atus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); vérifié (fra.) * doğrulanmış, teyid
edilmiş
verik :
ara. * verik (bacağın üst kısmı, kalça, uyluk veya uyluk kemiği; sikkesiz, saf
gümüş, gümüş para) * bacağın üst kısmı, kalça, uyluk veya uyluk kemiği;
sikkesiz, saf gümüş, gümüş para
verim : tür.
* ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + im (isim yapım eki) * harcanan emek, zaman, enerji veya kaynak
karşılığında elde edilen faydalı sonuç, ürün veya performans seviyesi
verit :
ara. * verid (toplardamar) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik
atıklarla kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan,
atardamarların aksine genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha
ince olan ve kanın yer çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar
içeren kan damarı, ven, vena
veritas :
lat. * verus (gerçek, asıl, hakiki) + itas (ieim yapım ve durum eki) * hakikat,
doğruluk, gerçek, gerçeklik; Roma mitolojisinde hakikatin, dürüstlüğün ve
doğruluğun vücut bulmuş hali (tecessümü) ve tanrıçası
verj :
lat. * virga (yeşil sürgün, ince dal, çubuk, değnek; makam asası, ölçü çubuğu
veya otorite değneği) * eşik, sınır, kenar, dış sınır
verjans :
lat. * vergere (eğilmek, meyletmek, yönelmek, dönmek) + entia (isim yapım ve
durum eki) * eğilim, yönelim, meyl, dönme; iki şeyin ortak bir noktadan farklı
yönlere doğru hareket etmesi veya birbirinden uzaklaşması; gözlerdeki iki görme
ekseninin birbirinden uzaklaşacak şekilde yönelmesi
verka :
aa. * verka (yabani güvercin, üveyik, kumru; açık boz renk) * yabani güvercin,
üveyik, kumru; açık boz renk
verkaç :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + kaç (uzaklaş, tüy, fıy) * verip yeniden alma, paslaşarak ilerleme;
futbolda topu bir takım arkadaşına verip onun verdiği pası hemen geri alarak
rakibi geçmeye yönelik hızlı paslaşma hareketi; genel olarak bir şeyi kısa
süreliğine verip ardından geri alma hareketi
vermek :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + mek (fiil mastar eki) * iletmek, aktarmak, ulaştırmak, vardırmak,
edindirmek, teslim etmek, bahşetmek, bağışlamak
vermilion :
lat. * vermiculus (kçük solucan) (vermis (solucan) + culus (küçültme eki) )
(lat.); vermeillon (parlak kırmızı boya/renk) (fra.) * antik çağlardan beri
kullanılan, parlak ve canlı bir kırmızı-turuncu tonuna sahip, geleneksel olarak
cıva sülfür (zencefre) mineralinden elde edilen kalıcı bir pigment, çinober
vermut :
ing. * wormwood (solucan ağacı) (worm (solucan, kurtçuk) + wood (ağaç, odun,
orman) ) * antik çağda bağırsak kurtlarını (solucanlarını) imha etmek için koyu
yeşil yağı ilaç olarak kullanılmış olan ve absent isimli sert içkinin de ana
maddesi olan bitki
vernaküler :
lat. * vernaculus (yerli, evde doğmuş, yerli köle) (verna (evde doğmuş köle,
yerli hizmetçi) + culus, cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) *
yerli, yerel, yöreye özgü, yöresel; belirli bir yöreye, topluluğa veya yerel
kültüre özgü olan; özellikle yerel dil veya yerel mimari için kullanılan
vernalizasyon :
lat. * vernalis (ilkbahara ilişkin) (ver, veris (ilkbahar) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve
durum eki) * bitkilerin çiçeklenmeye geçmesini sağlamak veya hızlandırmak
amacıyla belirli bir süre düşük sıcaklığa maruz bırakılması, bazı bitkilerde
doğal olarak gerçekleşen soğuklanma sürecinin yapay olarak uygulanması; tek
yıllık ve iki yıllık bitkilerde düşük sıcaklık etkisiyle çiçeklenmenin
uyarılması
vernasyon :
lat. * vernare (ilkbaharlaşmak, bahar gibi olmak) (ver, veris (ilkbahar) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bitki tomurcukları içindeki genç
yaprakların katlanma, kıvrılma veya diziliş biçimi, yaprak katlanışı
vernik :
lat. * veronix, vernix (cila, parlak kaplama) (lat.); vernis (fra.) * ahşap,
metal vb. yüzeyleri kaplayarak koruyan ve parlaklık veren, reçine (polimerik
yapı) ve çözücü bileşenden (etanol, terebentin vb.) oluşan saydam veya renkli
sıvı/kaplama maddesi
vernike alanı :
alm. * wernicke (Alman nörolog ve psikiyatrist Carl Wernicke'nin soyadından) +
alan (bölge, saha, mıntıka, arazi) + ı (iyelik eki) (tür.) * baskın hemisferin
temporal lobunun arka bölümünde yer alan, dilin anlaşılması ve
anlamlandırılmasıyla ilgili olan alan, beynin dil alanı
vernikoz :
lat. * veronix, vernix, vernicis (vernik, cila, parlak kaplama) + osus (ile
ilgili, -a ait) * yüzeyi vernikli, cilalı veya parlak olan; verniksi bir
görünüşe sahip olan (yaprak, meyve veya başka bir bitki organı)
verniks kazeoza :
lat. * veronix, vernix, vernicis (vernik, cila, parlak kaplama) + caseus,
caseum (peynir) + osus (ile ilgili, -a ait) * fetüsün derisini gebelik
sırasında kaplayan, doğumdan hemen önce ve doğum sırasında bulunan beyazımsı,
yağlı ve peynir kıvamındaki koruyucu tabaka
verniye :
fra. * vernier (Fransız matematikçi Pierre Vernier'nin soyadından) * ana ölçek
üzerindeki küçük uzunluk farklarını okuyarak hassas ölçüm yapmayı sağlayan
hareketli yardımcı ölçek; ana ölçüm skalası üzerinde hassas ve kesirli ölçüm
yapmayı sağlayan küçük yardımcı ölçek veya sürgülü ek cetvel
vernonia :
lat. * Vernon (İngiliz botanikçi William Vernon'um soyadından) + ia (isim yapım
eki) * Asteraceae (papatyagiller) familyasından, tropikal ve subtropikal
bölgelerde yetişen, gösterişli çiçekli otsu bitki türü, acı ot, demir otu
vernonioid : lat.,
gre. * Vernon (İngiliz botanikçi William Vernon'um soyadından) + ia (isim yapım
eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) *
Vernonia (Demirotu) cinsine benzeyen, onun özelliklerini taşıyan veya onunla
ilişkili olan
veronica :
lat., gre. * veronica (verus, vera (gerçek) (lat.) + ikon (görüntü, görünüm,
suret) (gre.) ) * Plantaginaceae (sürengiller) familyasından, ince ve uzun
çiçek salkımları ile bilinen otsu bitki türü, yavşan otu
veronika :
gre. * pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + nike (zafer, galibiyet, başarı)
* Antik Makedonca bir kadın ismi olan Berenice (Berenike) isminin
Latinceleştirilmiş bir varyasyonu; kadın ismi; Veronica, Plantaginaceae
(sürengiller) familyasından, ince ve uzun çiçek salkımları ile bilinen otsu
bitki türü
verotoksin :
lat., gre. * viridis (yeşil, taze, canlı), vero (Afrika yeşil maymununun böbrek
hücrelerinden türetilmiş hücre dizisi, maymun böceği hücre kültürü) (lat.) +
toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * özellikle bazı Escherichia coli
suşlarının ürettiği, Vero hücrelerinde sitotoksik etki gösteren toksin (zehirli
madde)
verruka anogenitalis :
lat., gre. * verruca (siğil) + anus (halka, çember; makat, dışkı çıkış yeri) +
gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk,
döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile
ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * insan papilloma virüsünün (HPV) neden olduğu,
anüs ve dış genital bölge çevresinde görülen siğil
verruka filiformis :
lat. * verruca (siğil) + filum (iplik) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ince, uzun ve ipliksi
çıkıntılar oluşturan siğil
verruka plana juvenilis :
lat. * verruca (siğil) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + iuvenis, juvenis (genç, gençlik) +
ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * özellikle çocuklarda ve gençlerde görülen,
yüz ve ellerde ortaya çıkan, küçük, yassı ve hafif kabarık siğil
verruka veneralis :
lat. * verruca (siğil) + veneralis (cinsel, zührevi) (Venereus (Venüs'e
ilişkin, aşk/cinsel ilişkiyle ilgili) (Veneris (Venus (aşk ve güzellik
tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * cinsel
yolla bulaşan, özellikle anogenital bölgede oluşan siğil
verrukoza kutis :
lat. * verruca (siğil) + osus (ile ilgili, -a ait; çokluk, bolluk, çoğul eki) +
cutis (cilt, deri, ten) * çok sayıda siğil veya siğilimsi çıkıntı içeren,
yüzeyi pürtüklü ve kalınlaşmış deri
verrüköz :
lat. * verruca (siğil) + osus (ile ilgili, -a ait; çokluk, bolluk, çoğul eki) *
siğil içeren, siğilimsi çıkıntılar taşıyan veya yüzeyi siğil gibi pürtüklü olan
verrüküloz :
lat. * verruca (siğil) + ulus, ula (küçültme eki) + osus (ile ilgili, -a ait) *
küçük siğiller taşıyan, küçük siğillerle kaplı, siğilimsi küçük ve pürtüklü
yüzeye sahip olan
verrüsiform :
lat. * verruca (siğil) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp)
+ is (ile ilgili, -a ait) ) * biçimi veya görünüşü siğili andıran, siğil
biçiminde olan, siğil şekilli
vers :
lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * karşı, -e doğru; dize, mısra, ayet
versatil :
lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * farklı amaçlara veya koşullara kolayca
uyarlanabilen, çok yönlü ve değişken nitelikte olan
versatilite :
lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) *
farklı amaçlara veya koşullara kolayca uyarlanabilme, birden çok işlevi veya
kullanım alanını yerine getirebilme durumu
versikolor : lat.
* versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + color (boya, renk) * farklı renklerde görünen, renkleri
değişebilen veya renk bakımından çeşitlilik gösteren
versiyon :
lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir metnin, ürünün, yazılımın veya başka
bir içeriğin belirli bir biçimi, sürümü veya farklılaştırılmış şekli
versus :
lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme,
düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * karşı, karşıt, -a karşı
vertebra :
lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) *
omurga sütununu oluşturan kemiklerden her biri, omur
vertebral :
lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) * omura veya omurgaya ilişkin, omurla ilgili
vertebral kolon :
lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) + kolon (organ, üye, madde; sürun, direk; kalın bağırsak)
(gre.); columna (sütun, dikey yapı) (lat.) * omurların art arda dizilmesiyle
oluşan, baş ile gövdeyi destekleyen ve omuriliği koruyan iskelet yapısı
vertebrata :
lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + atus
(sıfat yapım eki) + a (çoğul eki) * omurgaya veya omurga benzeri bir eksen
yapısına sahip olan (taksonomik grup belirteci)
vertebrobaziler :
lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) (lat.)
+ bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım,
basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş,
alt, aşağı, düşük) (gre.) + ilis (ile ilgili, -a ait) + aris (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * omurlar ve özellikle vertebral arterler ile baziler arterin
oluşturduğu damar sistemine ilişkin olan
vertebrofemoral :
lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) +
femur (insan ve bazı hayvanlarda kalça ile diz arasındaki uzun kemik, uyluk
kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * omurga ve uyluk kemiği ile
ilgili
vertebroplasti :
lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek),
vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) (lat.)
+ plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * omurga kemiğinde (vertebra) kemik erimesi
(osteoporoz), tümör veya travma nedeniyle oluşan kırıkları ve çökme riskini tedavi
etmek için kırık omurun içine özel bir tıbbi dolgu maddesi (kemik çimentosu)
enjekte edilme işlemi
verteks :
lat. * vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek
nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + ex, icis (isim yapım eki) ) * bir şeyin en üst, en uç veya birleşme
noktası, tepe, uç, zirve, doruk; anatomide başın en üst noktası; geometride bir
açının veya çokgenin köşe noktası
verteporfin :
lat., gre. * viridis (yeşil, taze, canlı) (lat.) + porphyra (mor, erguvan)
(gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * gözle ilgili damar hastalıklarının
fotodinamik tedavisinde kullanılan, ışığa duyarlı bir benzoporfirin türevi
(C41H42N4O8)
vertigo :
lat. * versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + igo, iginis (isim yapım ve durum eki) *
kişinin, kendisini veya çevresini dönüyormuş gibi algıladığı dengesizlik ve
yönelim bozukluğu durumu, baş dönmesi
vertijinöz :
lat. * versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + igo, iginis (isim yapım ve durum eki) + osus
(ile ilgili, -a ait) * baş dönmesiyle ilişkili olan veya dönme hissi veren, baş
dönmesine neden olan
vertikal :
lat. * vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek
nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * yerçekimi
doğrultusuna paralel olan, yatay düzleme dik konumda bulunan, yukarıdan aşağıya
doğru uzanan, dik olan, dikey
vertikal bulaş :
lat. * verticalis (dikey) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş,
doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek,
bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) + bulaş (bul (yapışmak, temas etmek, dokunmak, değmek) + aş (isim yapan
ek; iteş ve edilgen fiil eki) ) (tür.) * bir enfeksiyon etkeninin veya
hastalığın ebeveynlerden (özellikle anneden) yavrularına veya döllerine geçiş
durumu, dikey bulaşma
vertikal transmisyon :
lat. * verticalis (dikey) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş,
doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek,
bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) )
+ transmissio (öteye geçirme, öteye gönderme, aktarma, iletme) (trans (geçiş,
geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + mission (gönderme, iletme, sevketme,
görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek,
sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * bir enfeksiyon etkeninin (virüs,
bakteri veya parazit) gebelik, doğum veya emzirme sırasında anneden bebeğe (veya
ebeveynden çocuğa) geçmesi, dikey geçiş, dikey bulaşma
vertisilaster :
lat. * verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex,
verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın
tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex,
icis (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) ) (lat.) + aster (yıldız) (gre.)
* çiçeklerin gövde üzerinde karşılıklı yaprakların koltuklarında kümelenerek
gerçek bir çiçek çevresi görünümü oluşturduğu, özellikle ballıbabagillerde
görülen özel çiçek durumu
vertisilat :
lat. * verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex,
verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın
tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex,
icis (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) (lat.)
* bir eksen veya gövde çevresinde aynı düzlemde veya birbirine yakın
düzlemlerde halka oluşturacak şekilde dizilmiş olan; bitkilerde yaprak veya
çiçeklerin çevrel dizilişini belirten; çevresel dizili, halka biçiminde
dizilmiş
vertisilat yaprak : lat.
* verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex, verticis
(dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi)
(versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + yaprak
(bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince
solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek,
rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * botanikte aynı boğumda üç
veya daha fazla yaprağın gövde çevresinde halka şeklinde dizilmesi; yaprakların
çevresel bir düzen oluşturduğu yaprak dizilişi
vervolf :
anglo sak. * wer, were (insan, adam, erkek) + wulf, wolf (kurt) * halk
efsanelerinde, normal bir insanın Ay'ın durumlarına veya belirli koşullara göre
kurt formuna dönüşmesiyle ortaya çıkan mitolojik yaratık, kurt adam
veryansın :
tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak,
vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak,
bırakmak) + yan (ateşte kavrulmak, pişmek, ateşin sıcaklığına maruz kalmak) +
sın (üçüncü tekil şahıs emir kipi eki) * acımadan, hiçbir şey düşünmeden, olası
sonucunu değerlendirmeden veya sakınmadan saldırma, ağzına geleni söyleme veya
bol bol harcama
verze :
far. * verziden (çalışmak, yapmak, üretmek), verze (çalışma, emek, gayret, iş,
pratik, alıştırma) * meslek, iş, çalışma, amel, yapım, üretim, sanat
vesaik :
ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam
bağ, ahit, kesin sözleşme), vesika (bağ, bağlılık, vesika; güvence, delil,
hukuken geçerli belge) * Bir durumu, hakkı veya işlemi kanıtlayan yazılı
kağıtlar, dökümanlar, belgeler, evraklar
vesail :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma,
bir araya gelme, kavuşma), vesile (bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep,
neden, araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat) * bir amaca ulaşmayı sağlayan
unsurlar, araçlar, vasıtalar, yollar, yöntemler
vesair :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + sara (yürütmek, yönlendirmek, sevk etmek,
hareket ettirmek; gezmek, gitmek, yürümek, hareket etmek, dolaşmak), seyr
(gidiş, ilerleyiş, seyir), isra (gidiş, ilerleyiş), sair (yürüyen, giden,
ilerleyen, seyreden, hareket eden; diğer, kalan, geri kalan) * ve geriye
kalanlar; sayılan kişi veya şeylerin dışında kalan diğer kişi veya şeyleri
belirtmek için kullanılan kelime
vesaire :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + sara (yürütmek, yönlendirmek, sevk etmek,
hareket ettirmek; gezmek, gitmek, yürümek, hareket etmek, dolaşmak), seyr
(gidiş, ilerleyiş, seyir), isra (gidiş, ilerleyiş), sair (yürüyen, giden,
ilerleyen, seyreden, hareket eden; diğer, kalan, geri kalan) + e (isim yapım ve
dişil eki eki) ) * ve geriye kalanlar; sayılan kişi veya şeylerin dışında kalan
diğer kişi veya şeyleri belirtmek için kullanılan kelime
vesait :
ara. * vasata (araya girmek, aracılık yapmak, ortada olmak, iki şeyin arasına
girmek), vasat (orta), vasıta (araç) * bir işin yapılmasında, amaçlara ulaşmada
kullanılan araçlar veya aracılık eden kimseler; taşıma araçları veya dolaylı
yöntemler, araçlar
vesak : san.
* vaisakha (ilkbahar ayı) * Theravada ve diğer Budist geleneklerde Budizm'in
kurucusu Siddhartha Gautama'nın (Buda) doğumu, aydınlanması ve ve nirvanaya
ulaşarak ölümünün (parinirvanasının) anıldığı, genellikle dolunayda kutlanan
önemli Budist bayramı
vesayet :
ara. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek, emanet
etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek veya
sorumluluk vermek) + yet (isim yapım eki) * kendi işlerini hukuken tek başına
yürütemeyen bir kişinin hak ve çıkarlarının kanunen yetkilendirilmiş bir vasi
tarafından korunması ve işlerinin yürütülmesi durumu
veseni :
ara. * vesen (put, idol) + i (ile ilgili, -a ait) * taştan, tahtadan veya başka
bir maddeden yapılmış heykellere, putlara tapınan kimse, putperest, müşrik
vesid :
ara. * vasada (dayanmak, yaslanmak, destek olmak) * eşik, kapı önü, kapı eşiği,
avlu, bir yapının giriş kısmı
vesika :
ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam
bağ, ahd, ahit, akd, akid, kesin sözleşme) * bağ, bağlılık, vesika; güvence,
delil, hukuken geçerli belge
vesikalık :
ara., tür. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak
(sağlam bağ, ahd, ahit, akd, akid, kesin sözleşme), vesika (bağ, bağlılık,
vesika; güvence, delil, hukuken geçerli belge) (ara.) + lık (isim yapım eki)
(tür.) * kimlik, pasaport, ehliyet veya başka bir resmi belgede kullanılmak
üzere belirli ölçülerde çekilmiş (genellikle biyometrik) fotoğraf
vesikorektal :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mesane ve
rektuma ilişkin olan
vesikoüreteral :
lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (lat.) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru,
tüp) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * mesane ve üretere ilişkin olan
vesikovajinal :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mesane ve vajinaya ilişkin olan
vesiküler :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * küçük kese veya vezikül
biçiminde olan, veziküle ilişkin olan veya çok sayıda küçük kesecik içeren
vesile :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma,
bir araya gelme, kavuşma) * bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep, neden,
araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat (vessel (damar, gemi) (ing., vaisseau
(damar), vaisselle (damar, gemi) (fra.) )
vesim :
ara. * veseme (işaretlemek, damgalamak), vesm (işaret, nişan, damga) * güzel
yüzlü, güzel çehreli, yaraşıklı, yakışıklı; mühürlü, damgalı
vesm :
ara. * veseme (işaretlemek, damgalamak) * işaret, nişan, damga, mühür
vespertilionidae :
lat. * vesper (akşam, akşam vakti) + ilio (isim yapım eki) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) * memeliler sınıfının yarasalar (Chiroptera) takımına ait
olan, gececil ve çevrelerini ses dalgalarıyla bulma (ekolokasyon) yetenekleri
oldukça gelişmiş en büyük ve en yaygın yarasa familyası, akşam yarasagiller,
yassı burunlu yarasagiller
vespidae :
lat. * vespa (eşekarısı, yabanarısı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
zarkanatlılar (Hymenoptera) takımına ait olan, çoğunlukla sosyal yaşam
gösteren, yuvalarını kağıtsı maddelerden yapan ve eşekarıları ile bazı
yabanarılarını kapsayan zar kanatlı böcekler familyası, eşekarısıgiller, yaban
arıları
vessale :
ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek,
kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek,
bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma,
bir araya gelme, kavuşma) * bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep, neden,
araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat, vesile (vessel (damar, gemi) (ing., vaisseau
(damar), vaisselle (damar, gemi) (fra.) )
vessel :
lat. * vascellum (küçük kap, küçük hazne, kapçık, haznecik) (vas, vasis, vasum
(kap, hazne, kanal, damar) + cellum (küçültme eki) ) (lat.); vessel (damar,
kap, gemi, taşıyıcı yapı) (ing.) * sıvı veya başka bir maddeyi taşıyan kap veya
taşıyıcı yapı; kan veya başka vücut sıvılarını taşıyan damar
vesselam :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + selam (esenlik,
barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selamlaşma veya esenlik dileğini
ifade eden söz
vesta :
lat. * hwes, wes (ikamet etmek, yaşamak, evde kalmak) (Proto-Hint-Avrupa
dilleri kökü); vesta (ocak, yuva, ev, ateşin yandığı yer; Roma mitolojisinde
ocak ve evin tanrıçası) (lat.) * Roma mitolojisinde evin, ailenin ve kutsal
ocağın tanrıçası (Yunan mitolojisindeki Hestia'nın karşılığı)
vestibül :
lat. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan yer,
yapı, oda) ) * bir yapının veya organın giriş kısmını, ön boşluğunu veya geçiş
alanını ifade eden terim; mimaride giriş holü, anatomi ve tıpta kulak, burun,
ağız veya vajina gibi organlarda içeriye açılan ön boşluk, dalız, dehliz
vestibüler :
lat. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan yer,
yapı, oda) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * vücudun denge, hareket ve uzaysal
konumunu (yönelimini) algılamasından sorumlu olan denge sistemiyle ilgili olan,
vestibül ile ilgili olan
vestibüler schwannoma :
lat., alm., gre. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan
yer, yapı, oda) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + schwann (Alman fizyolog
ve hücre teorisyeni Theodor Schwann'ın soyadından) (alm.) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * iç kulaktan
beyne giden işitme ve denge sinirleri (sekizinci kafa çifti) üzerinde gelişen,
genellikle yavaş büyüyen ve kanserli olmayan (iyi huylu) bir beyin tümörü,
akustik nörinom, köşe tümörü
vestigeal :
lat. * vestigium (iz, ayak izi, taban izi, kalıntı, belirti) + alis (ile
ilgili, -a ait) * geçmişten kalan bir iz veya kalıntı niteliğinde olan;
evrimsel olarak işlevini büyük ölçüde kaybetmiş ancak kalıntı halinde bulunan
(yapı veya organ)
vestigial :
lat. * vestigium (iz, ayak izi, taban izi, kalıntı, belirti) + alis (ile
ilgili, -a ait) * geçmişten kalan bir iz veya kalıntı niteliğinde olan;
evrimsel olarak işlevini büyük ölçüde kaybetmiş ancak kalıntı halinde bulunan
(yapı veya organ)
vestiyer :
lat. * vestiarium (giysi odası, elbise dolabı) (vestis (giysi, elbise) + arium
(yer ve durum eki) ) (lat.); vestiaire (fra.) * dış giysilerin, palto, şapka ve
benzeri eşyaların bırakıldığı yer veya bu eşyaları saklamak için kullanılan
dolap veya bölüm
veston :
lat. * vestis (giysi, elbise) (lat.) + on (küçültme eki) (fra.) * genellikle
takım elbisenin parçası olan, gövdenin üst kısmına giyilen kısa ceket
vesvas :
ara. * vesvese (fısıldamak, gizlice telkin etmek, kuşku vermek, kuruntu
vermek), vesvese (kuruntu, gizli telkin, saplantı, kuşku, iç fısıltı) * kişinin
zihninde sürekli tekrarlanan kuşku, endişe, rahatsız edici düşünceler,
kuruntular, telkinler oluşturan, vesvese veren, kuruntu veren, müvesvis
vesvese :
ara. * vesvese (fısıldamak, gizlice telkin etmek, kuşku vermek, kuruntu
vermek), vesvese (kuruntu, gizli telkin, saplantı, kuşku, iç fısıltı) * kişinin
zihninde sürekli dolaşan, huzursuzluk veya kuşku oluşturan asılsız endişe ve
düşünce, kuruntu
vetar :
ara. * vatar (amaç, hedef, gaye, istek, arzu, ilgi, meram) * amaç, hedef, gaye,
istek, arzu, ilgi, meram
veted :
ara. * vatada (kazık çakmak, sağlamlaştırmak, sabitlemek) * kazık, çivi, direk,
sabitleyici parça, demir mıh; aruz vezninde üç harfden meydana gelen nazım
veteran :
lat. * veteranus (vetus, veteris (eski, yaşlı) + anus (ile ilgili, gibi, -a
ait) * uzun süre bir görevde bulunmuş, deneyim kazanmış, kıdemli ve tecrübeli
kişi; kıdemli asker, eski asker
veteriner :
lat. * veterinae (yük hayvanları, öküz, at, katır gibi çiftlik hayvanları)
(vetis, veteris (eski, yaşlı) + inae (çoğul eki) ) + arius (ile ilgili,
ilişkin, ait olan) * hayvan hastalıklarını teşhis ve tedavi eden, hayvan
sağlığıyla ilgilenen uzman kişi; hayvan doktoru
vetin :
ara. * vatana (sağlam olmak, yerleşmek, kökleşmek) * kalpten çıkan en büyük
atardamar olan aort, ana damar, şah damarı
vetire :
ara. * vatara (tek olmak; düzenli aralıkla sürmek; süreklilik göstermek,
ardışık olmak) * yöntem, tarz, düzen, ölçü, ritim, üslup, tecrübe; bir işin
veya olayın belirli bir düzen, hız, yöntem veya seyir içinde gerçekleşme biçimi
veto :
lat. * vetare (yasaklamak, engellemek), veto (yasaklıyorum, engelliyorum) * bir
kararın yürürlüğe girmesini tek taraflı olarak engelleme veya reddetme yetkisi
vetr :
ara. * vetr (tek, tek sayı, eşsiz, yegane), vetara (tek olmak, yalnız olmak,
eşsiz kılmak) * tek olan, çiftin (şef'i) karşıtı olan sayı veya bir şeyin eşi
ve benzeri bulunmayan hali, tek, yegane
veya :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + ya (ya da, yahut; ey, ünlem) * iki veya
daha fazla seçenekten birinin tercih edilebileceğini veya seçenekler arasında
ayrım bulunduğunu bildiren bağlaç, ya da
veyahut :
ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + ya (ey, ünlem) + hud (son ek) * iki veya
daha fazla seçenekten birinin tercih edilebileceğini veya seçenekler arasında
ayrım bulunduğunu bildiren bağlaç, veya, ya da
veyh :
ara. * vayaha (acımak, esef etmek), veyh (yazık, vah, acıma, şaşma, uyarı veya
dikkat çekme bildiren ünlem) * üzüntü, acıma, şaşkınlık veya kınama bildiren
ünlem, heyhat
veyke :
ara. * vey (yazık, vah, acıma, şaşma, uyarı veya dikkat çekme bildiren ünlem) +
ke (sana, senin için) * şaşma, saşkınlık, hayret, uyarı veya dikkat çekme
bildiren ünlem; demek ki
veyl :
ara. * veyle (yok olmak, helak olmak) * yazık, felaket, azap, helak, yok olma;
büyük üzüntü, acı, felaket veya kötü sonuç bildiren ünlem ve isim
veysel :
ara. * uveys (kurt, küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli) + el (son
ek) * erkek ismi
veysi :
ara. * uveys (kurt, küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli) + i (ile
ilgili, -a ait) * Üveys ile ilgili, Üveys'e ait; erkek ismi
veyvlet :
ing. * wave (dalga) + let (küçültme eki) * küçük dalga, dalgacık; genliği
sıfırdan başlayıp yükselen ve ardından tekrar sıfıra inen, sınırlı süreli küçük
bir dalga salınımı (mühendislik ve veri bilimi gibi alanlarda genellikle
Dalgacık Dönüşümü (Wavelet Transform) kavramı ile birlikte anılır.)
vezaret :
ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk
almak, destek olmak) + et (isim yapım eki) * vezirlik makamı, devlet
yönetiminde vezirin veya bakanın görev ve yetki alanı, vezirlik, bakanlık,
yönetim görevi
vezika :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) *
sıvı veya başka bir maddeyi içinde tutan kese biçimli yapı; baloncuk, torba,
kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası
vezikal :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
alis (ile ilgili, -a ait) * mesaneye veya kese biçimli bir yapıya ilişkin olan,
idrar kesesiyle ilgili
vezikan :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
ens, ent (-cı, yapan, eden eki; ile ilgili, -a ait) * damar dışına sızdığı veya
cilde temas ettiği bölgede ciddi doku hasarına, kabarcıklara (bül) ve doku
ölümüne (nekroz) yol açan kimyasal veya tıbbi madde
vezikosigmoidostomi :
lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (lat.) + sigma (Yunan alfabesinin 18. harfi Σ/σ/ς) + eidos, oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + stomia (ağız açma, delik açma)
(stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
idrar torbası (mesane) ile kalın bağırsağın son kısımlarından biri olan sigmoid
kolon arasında cerrahi olarak yapay bir kanal veya ağızlaşma oluşturulması
işlemi
vezikoüreteral :
lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ureteralis (mesane ve üretere ilişkin olan) (ureter (üreter, idrarı
böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) +
ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) *
mesane ile üretere ilişkin olan, özellikle idrarın mesaneden üretere geri
kaçışı gibi bu iki yapı arasındaki ilişkiyi ifade eden
vezikoüreteral reflü :
lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ureteralis (mesane ve üretere ilişkin olan) (ureter (üreter, idrarı
böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) +
ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) +
re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux (akış,
akım) (lat.) * idrarın mesaneden (idrar torbasından) üreterler aracılığıyla
geriye, böbreklere doğru kaçması durumu
vezikovajinal :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mesane ve vajinaya ilişkin olan
vezikül :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
ulus, ula (küçültme eki) * bir hücrenin içinde veya dışında, bir lipit çift
tabakasıyla çevrili sıvı veya sitoplazmadan oluşan bir yapı
vezikülasyon :
lat. * vesiculare (torbacıklaşmak, keseleşmek) (vesica (baloncuk, torba, kese;
mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * küçük kese veya kabarcıkların oluşması,
bir dokunun veya maddenin veziküller halinde şekillenme süreci, torbacıklaşma,
keseleşme
veziküler :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * küçük kese veya kabarcık
biçiminde olan, vezikül içeren veya veziküle ilişkin
vezikülobüllöz :
lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) +
ulus, ula (küçültme eki) + bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su
kabarcığı, mühür kapsülü) + osus (ile ilgili, -a ait) * küçük veziküller ve
daha büyük içi sıvı dolu büller oluşturan veya bu tür kabarcıklı lezyonlarla
seyreden
vezin :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak)
* ölçü, tartı, hesap, vezn
vezir :
ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk
almak, destek olmak) * yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet
başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi
veziriazam :
ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk
almak, destek olmak), vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya
devlet başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi)
+ i (tamlama eki) + azim (büyük, yüce, ulu), azam (en büyük, en yüce) * Osmanlı
Devleti'nde padişahın mutlak vekili konumundaki en yüksek rütbeli devlet
görevlisi, günümüzdeki başbakan makamına denk gelen görevli
vezirköprü :
ara., tür. * vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet
başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi) (ara.)
+ köprü (kara yolu, su yolu veya vadiler gibi doğal veya yapay engellerin
üzerinden geçmeyi sağlayan yapı) (tür.) * Samsun’un bir ilçesi
vezirparmağı :
ara. * vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet
başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi) (ara.)
+ parmak (el veya ayağın uç kısımlarındaki eklemli organ) + ı (iyelik eki)
(tür.) * Türk ve Osmanlı mutfağına ait, yuvarlanıp parmak şekli verilen hamurun
fırınlandıktan veya kızartıldıktan sonra şerbetlenmesiyle yapılan, içerisinde
un, yumurta, tereyağı, yoğurt gibi malzemeler bulunan, üzeri genellikle ceviz,
fındık veya hindistancevizi ile süslenen geleneksel bir şerbetli hamur tatlısı
vezn :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak)
* ölçü, tartı, hesap
vezne :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak)
* para veya değerli evrakın tartıldığı, hesaplandığı, alınıp verildiği yer;
kamu kurumları, bankalar ve benzeri kuruluşlarda para işlemlerinin yürütüldüğü
bölüm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder