26 Eylül 2026 Cumartesi

vakkas - vezne

vakkas : ara. * vakasa (çarpmak, vurmak, çarpışmak, savaşmak) * iyi vuran, iyi çarpan, iyi savaşan, iyi ok atan

vakr : ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak), vakar (ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum), vakur (ağır, ağırbaşlı, ciddi, ölçülü) * ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum

vaks : ing. * wax (balmumu; mum, cila) * arıların ürettiği balmumu; balmumundan veya benzeri maddelerden yapılan, yüzey kaplama, cilalama, parlaklaştırma, kayganlaştırma, şekillendirme veya çeşitli sanatsal ve teknik amaçlarla kullanılan madde

vaksin : lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * hastalıklara karşı bağışıklık oluşturmak amacıyla vücuda enjeksiyon yoluyla verilen biyolojik preparat, aşı (evvelce inek çiçeği virüsünün çiçeğe karşı kullanılmasından)

vaksinasyon : lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + atio (isim yapım eki) * hastalıklara karşı bağışıklık oluşturmak amacıyla vücuda enjeksiyon yoluyla biyolojik preparat verme, aşılama

vaksinia : lat . * vaccinus (vacca (inek) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ia (isim yapım eki) * çiçek hastalığına (smallpox) karşı bağışıklık sağlamak amacıyla kullanılan modern çiçek aşısının yapımında yararlanılan ve Orthopoxvirus cinsinden bir virüs türü

vakt : ara. * vakt (zaman, süre, sıra, çağ, devir) * bir işin, bir olayın yapıldığı veya yapılacağı an, süre, bir işin yapılma, tamamlanma süresi

vakum : lat. * vacare (boş olmak, boş kalmak, boşaltmak, tahliye etmek), vacuus (boş), vacuum (boşluk, vakum) * içindeki havası boşaltılmış, yani basıncı normal atmosfer basıncının altına düşürülmüş boşluk

vakuol : lat. * vacare (boş olmak, boş kalmak, boşaltmak, tahliye etmek), vacuus (boş), vacuum (boşluk, vakum) + ulus, ola (küçültme eki) * küçük boşluk, boşlukçuk; ücre sitoplazmasında bulunan, hücre özsuyu, su, iyonlar, besin maddeleri ve atık ürünler gibi çeşitli maddeleri içeren, zarla çevrili kesecik; bitki hücrelerinde büyük merkezi koful

vakur : ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak), vakar (ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum), vakr (ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum) * ağır, ağırbaşlı, ciddi, ölçülü

vakvak : tür. * vakvak (ördek sesinden ses yansımalı kelime) * çocuk dilinde ördek veya ördeğin çıkardığı ses için kullanılan ses yansımalı bir kelime

vakz : ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek, öldüresiye vurmak, şiddetle vurmak, yumruk veya sert bir cisimle vurarak birini ölüm tuşuna/durumuna getirmek, ezmek) * vurma, çarpma, darbeleme, öldüresiye vurma, şiddetle vurma, yumruk veya sert bir cisimle vurarak birini ölüm tuşuna/durumuna getirme, ezme, üstün gelme, yenme

val : ara. * valla (yönelmek, yönünü çevirmek, bir şeyi üzerine almak, yüklenmek; mecazi olarak eksiltmek veya zarar vermemek) * yönelme, yüklenme, sorumluluk

valans : lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * güç, kuvvet, kudret, değer; kimyada bir atomun başka atomlarla bağ oluşturma kapasitesini, yani bağlanma gücü; bir elementin birleşme veya bağ yapma kapasitesi

valasiklovir : lat., gre. * val (L-valin ester belirteci) + a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + vir (virus, zehir) (lat.) * uçuk (herpes simpleks), genital herpes ve zona (herpes zoster) gibi viral enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, herpes virüslerinin (uçuk, genital herpes, zona ve suçiçeği) çoğalmasını yavaşlatan antiviral ilacın etken maddesi (C13H20N6O4)

vale : kel., lat., fra. * wasso (ast, uşak, hizmetkar, hizmetçi) (kel); vasselittus (küçük uşak, küçük hizmetçi, küçük hizmetkar) (vassa (ast, uşak, hizmetçi, hizmetkar) + alis (ile ilgili, -a ait) + ettus (küçültme eki) ) (lat.); valet (hizmetkar, uşak) (fra.) * hizmetkar, hizmetçi, uşak; İskambil destesindeki papazdan önce gelen kız ile onlu arasındaki kart, bacak; otel, restoran, kafe ve alışveriş merkezlerinde müşterilerin araçlarını teslim alıp park eden ve işleri bittiğinde tekrar sahibine getiren araç park görevlisi

valefor : lat. * valefor, valefar, malaphar (valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) + furari (çalmak, hırsızlık yapmak, yağmalamak), fur (hırsız) ) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, hırsızları baştan çıkaran, başlangıçta dost canlısı görünse de sonradan insanları tuzağa düşüren, aslan gövdeli ve eşek kafalı (veya kaz kafalı) olarak tasvir edilen 6. sıradaki cin

valens : lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * güç, kuvvet, kudret, değer; kimyada bir atomun başka atomlarla bağ oluşturma kapasitesini, yani bağlanma gücü; bir elementin birleşme veya bağ yapma kapasitesi

valentinyen : lat. * valentinus (Valentinus adlı teologun adından) (valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) + inus (sıfat yapım eki) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) * MS 2. yüzyılda Valentinus adlı teologun öğretileriyle bağlantılı olan Gnostik dini akım ve Valentinus’un düşüncelerini benimseyen kişi veya bu öğretiyle ilgili olan

valentinyenizm : lat. * valentinus (Valentinus adlı teologun adından) (valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) + inus (sıfat yapım eki) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın ötesindeki ilahi gerçekliğin gnosis (ezoterik bilgi) yoluyla kavranması ve insanın içindeki ilahi unsurun bu bilgi aracılığıyla kurtuluşa ulaşması gerektiğini savunan Gnostik Hristiyanlık akımı

valeriana : lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) * Caprifoliaceae (hanımeligiller) familyasından, kökleri tıbbi amaçlarla kullanılan, şifalı ve yatıştırıcı etkiye sahip otsu bitki türü (eskiden kediotugiller (Valerianaceae) familyasına dahil edilridi.)

valerianaceae : lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * genellikle otsu karakterde olan çiçekli bitkileri kapsayan, en bilinen üyesi, sakinleştirici etkisiyle tanınan kedi otu (Valeriana) bitkisi olan bitki familyası, kediotugiller

valerianella : lat. * Valerius (Roma ailesi adı) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ius (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) + ellus, ella (küçültme eki) * Caprifoliaceae (Hanımeligiller) familyasına ait, Eski Dünya kökenli, genellikle yaprakları salata olarak tüketilen (tarla salatası/kuzu marulu) tek yıllık otsu bitki cinsi

valerik asit : lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (ekşi, asit) * ilk olarak kediotu (Valeriana officinalis) bitkisinin köklerinden elde edilmiş olan, berrak, renksiz bir sıvı görünümündeki beş karbonlu, düz zincirli ve doymuş bir karboksilik asit türü, pentanoik asit (CH3(CH2)3COOH)

valf : lat. * valva (kapak, kanat, kapı) * bir akışkanın geçişini düzenleyen, akışı tek yönde tutan veya açılıp kapanarak akış yolunu kontrol eden mekanik düzenek, subap

valgansiklovir : lat., gre. * val (L-valin ester belirteci) + guan (guanin/guanozin molekülü belirteci) (lat.) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + vir (virus, zehir) (lat.) * bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde, özellikle Sitomegalovirüs (CMV) adı verilen virüsün yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde, kalp, böbrek veya pankreas gibi organ nakli geçiren ve bağışıklık sistemi baskılanan hastalarda CMV riskinin engellenmesinde ve bağışıklık sistemi zayıflamış HIV hastalarında görülen ağır virüs enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan antiviral ilacın etken maddesi (C14H22N6O5)

vali : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) * devlet tarafından atanan, bir il veya eyaletin yönetiminden sorumlu en yüksek idari görevli

valid : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak) * doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek, baba (valid, valide, güldig (geçerli) (ing., fra., alm.) )

validan : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), valide (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın, ana, anne) + an (çoğul eki) * çocuk doğurmuş kadınlar, analar, anneler

validasyon : lat. * validus (güçlü, kuvvetli, kudretli, sağlam) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + idus (sıfat yapım eki) ) + atio (isim yapım eki) * bir şeyin geçerli, doğru, uygun veya güvenilir olduğunu denetleme ve onaylama işlemi, doğrulama, geçerliliğini onaylama

valide : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), valid (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek, baba) + e (dişil eki) ) * doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın, ana, anne

valideyn : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), valide (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan kadın, anne), valid (doğurgan, doğuran; doğurmuş, çocuk sahibi olan erkek, baba) + eyn (iki) * ana baba, ebeveyn

valin : lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ine (kimyasal madde eki) * proteinlerin yapısında bulunan, dallanmış zincirli bir esansiyel amino asit, 2-amino-3-metilbutanoik asit (C5H11NO2)

valium : lat. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak), valeo (güçlü ve sağlıklı olmak) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) * anksiyolitik, antikonvülsan, sedatif, kas gevşetici ve hafıza zayıflatıcı etkilere sahip olan, anksiyete, uyuyamama, nöbetler, alkol yoksunluğu ve kas spazmları gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan benzodiazepin türevi ve ve merkezi sinir sistemi (CNS) depresan ilacı etken maddesi, diazepam (C16H13ClN2O)

valiz : lat. * valisia (seyahat çantası, bavul) (lat.); valise (fra.) * yolculuk sırasında giysi ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan, genellikle sert veya yarı sert gövdeli büyük çanta, bavul

vallahi : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah ile; Allah’a yemin ederim; gerçekten, kesinlikle

valletta : fra.. * Valette (Malta Şövalyeleri büyük üstadı Jean Parisot de Valette’in soyadından) * Malta’nın başkenti

valonea : ita. * vallonea (palamut meşesi, Quercus ithaburensis) * özellikle Doğu Akdeniz’de yetişen, deri tabaklamada kullanılan ve tanence zengin olan palamut meşesinin (Quercus ithaburensis) meyve kupulasından elde edilen bitkisel madde

valör : lat., fra. * valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak), valorem (değer, kıymet, paha) (lat.); valeur (fra.) * değer, kıymet, paha, fiyat; bankacılık ve ticarette bir para veya kıymetin belirli bir tarihteki değeri veya hesaba geçtiği tarih; bir bankacılık işleminin veya bir finans işlemin (para transferi, yatırım fonu alım-satımı, faiz hesaplaması vb.) hukuken ve teknik olarak geçerlilik kazandığı, yani paranın fiilen karşı tarafa geçtiği veya işlem görmeye başladığı tarih

valparaiso : lat., isp. * vallis (vadi) + paradīsus (cennet) (lat.); valle (vadi) + paraiso (cennet) (isp.) * Şili’nin başkenti

valproat : lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * epilepsi (sara) nöbetlerini, bipolar bozukluk (iki uçlu duygu durum bozukluğu) ataklarını ve migren baş ağrılarını önlemek için kullanılan, beyindeki sinir hücrelerinin aşırı veya anormal hareketini yavaşlatarak etki gösteren ilacın etken maddesi (C8H16O2)

valproik asit : lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus (ekşi, asit) * epilepsi (sara), bipolar bozukluk ve migren ataklarının önlenmesinde kullanılan etkili bir antiepileptik ve duygudurum düzenleyici ilacın etken maddesi (C8H16O2)

vals : alm. * walzen (dönmek, yuvarlanmak) * çiftlerin birbirine sarılarak üç zamanlı ölçüde döne döne yaptıkları salon dansı ve bu dansın müziği

valsalva sinüsü : ita. * valsalva (İtalyan anatomist Antonio Maria Valsalva'nın soyadından) (ita.) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * kalpten vücuda temiz kan taşıyan en büyük ana atardamar olan aortun (aort kökünün) hemen başlangıç kısmında bulunan üç adet küçük, kese şeklindeki normal genişleme

valsartan : lat. * val (valericus acidus/valerik asit (CH3(CH2)3COOH) ) + sartan (Selective Angiotensin Receptor Tgantagonist (seçici anjiyotensin reseptör antagonisti) (akronimdir) * yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılan, anjiyotensin II reseptör blokerleri (ARB) sınıfına ait ilacın etken maddesi (C24H29N5O3)

valv : lat. * valva (kapak, kanat, kapı) * bir akışkanın geçişini düzenleyen, akışı tek yönde tutan veya açılıp kapanarak akış yolunu kontrol eden mekanik düzenek, subap

valvotomi : lat., gre. * valva (kapak, kanat, kapı) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp kapaklarında oluşan darlıkları (stenoz) tedavi etmek için uygulanan, daralmış veya sertleşmiş bir kapakçığın (özellikle kalp kapakçıklarının) cerrahi veya balon yardımıyla kesilerek veya genişletilerek açılması işlemi

valvuloplasti : lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp kapakçıklarının darlık veya bozukluklarını gidermek ve daralmış kalp kapaklarının genişletilmesi veya düzeltilmesi amacıyla yapılan cerrahi veya kateterle uygulanan onarım işlemi

valvulotomi : lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp kapakçığının darlığını gidermek amacıyla kapağın cerrahi olarak kesilmesi veya açılması işlemi

valvül : lat. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) * sıvı veya gaz akışını tek yönde düzenleyen, açılıp kapanabilen küçük kapakçık; özellikle kalp, damarlar ve çeşitli anatomik yapılardaki küçük kapak yapısı

valvüler : lat. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * valvül ile, yani kapakçık veya kapak yapısıyla ilgili olan; özellikle kalp kapakları ve damar kapakçıklarıyla ilişkili olan

valvüloplasti : lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp kapakçıklarının darlık veya bozukluklarını gidermek ve daralmış kalp kapaklarının genişletilmesi veya düzeltilmesi amacıyla yapılan cerrahi veya kateterle uygulanan onarım işlemi

valvülotomi : lat., gre. * valvula (küçük kapak, kapakçık) (valva (kapak, kanat, kapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalp kapakçığının darlığını gidermek amacıyla kapağın cerrahi olarak kesilmesi veya açılması işlemi

vamana : san. * vamana (küçük, cüce, kısa boylu) * Hint mitolojisi

vamık : far. * vamık (seven, aşık) * Türk musikisinde kullanılan, adını İran-Türk edebiyatındaki Vamık u Azra aşk hikâyesinin kahramanı Vamık’tan alan, klasik kaynaklarda aşk ve lirik ifade ile ilişkilendirilen makam

vamp : sla., sır. * upir (kan emici efsanevi varlık) (sla.); vampir (geceleyin mezarından çıkan, kan emen ölü) (sır.) * tavırları, bakışları ve duruşuyla etrafındaki erkekleri peşinden koşturan, baştan çıkarıcı kadın tipi

vampir : sla., sır. * upir (kan emici efsanevi varlık) (sla.); vampir (geceleyin mezarından çıkan, kan emen ölü) (sır.) * geceleri mezarından kalkıp yaşayanların kanını emdiğine inanılan, Avrupa folklorunda ölümsüzlük, kan emme ve karanlıkla ilişkilendirilen doğaüstü efsanevi yaratık

van : erm. * van (yerleşim yeri, şehir) * Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan, doğusunda İran, kuzeyinde Ağrı, batısında Bitlis, kuzeybatısında Muş, güneybatısında Siirt, güneyinde Şırnak ve Hakkari illeriyle komşu olan 65 plaka numaralı il

van der waals etkileşimi : hol , tür. * van der waals (Hollandalı fizikçi Johannes Diderik van der Waals'dan) (hol.) + etkileşim (iki veya daha çok olgu arasındaki karşılıklı güç aktarımi, tesirleşme) (etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + le (etken fiil eki) + şim (isim yapım eki) ) + i (iyelik eki) (tür.) * atomlar veya moleküller arasında görülen, kimyasal bağlara (iyonik veya kovalent) kıyasla çok daha zayıf olan ve elektronların anlık hareketlerinden veya kalıcı kutuplardan kaynaklanan moleküller arası bir çekim kuvveti

van der waals yarıçapı : hol , tür. * van der waals (Hollandalı fizikçi Johannes Diderik van der Waals'dan) (hol.) + yarı (ikide bir, ikiye bölünmüş parçalardan her biri) + çap (vurmak, kesmek; daire veya silindirin merkezinden geçen ve karşılıklı kenarlarını birleştiren doğru parçası; ölçü, boyut, genişlik) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir atomun elektron bulutunun etkili sınırını tanımlayan, başka bir atomla kovalent bağ yapmadan en fazla yaklaşabileceği mesafeyi ifade eden, atomlar arası zayıf van der Waals etkileşimleriyle belirlenen hayali kürenin yarıçapı

van’t hoff yasası : hol., tür. * van ’t hoff (Hollandalı kimyager Jacobus Henricus van ’t Hoff’un soyadından) (hol.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal reaksiyon hızları, denge sabitleri ile sıcaklık arasındaki matematiksel ilişkiyi tanımlayan, reaksiyon kinetiği ve denge analizinde kullanılan termodinamik yasa

vana : ita. * vana (musluk, akış düzenleyici kapak, subap, valf) * sıvı veya gaz akışını başlatmaya, durdurmaya, yönlendirmeye veya düzenlemeye yarayan mekanik kapak veya aygıt, musluk, subap, valf

vanadyum : isv., lat. * Vanadis (İskandinav mitolojisinde Freyja’nın adı) (isv.) + ium (element eki) (lat.) * atom numarası 23, sembolü V olan, sert ve dayanıklı geçiş metali

vandal : alm., lat. * Vandalus (Vandal kavmine ait) (Wandalaz (Vandal halkının adı) (alm.) + us (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * MS ilk yüzyıllarda Avrupa’da yaşamış Cermen kökenli Vandal kavmine mensup kimse; sanat eserlerine, kültürel değerlere veya kamu mallarına bilinçsizce zarar veren, yıkıcı davranışta bulunan kişi

vandalizm : alm., lat. * Vandalus (Vandal kavmine ait) (Wandalaz (Vandal halkının adı) (alm.) + us (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * kültürel, tarihî veya kamusal değerlere kasıtlı olarak zarar verme; tahripçilik, yıkıcılık davranışı

vanilya : lat. * vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + ellus, illa (küçültme eki) (lat.); vainilla (küçük kılıf, küçük bakla) (vaina (kılıf, bakla, kabuk) + illa (küçültme eki) ) (isp.) * orkidegillerden Vanilla cinsinin meyvesinden elde edilen, hoş kokulu ve tat verici olarak kullanılan baharat ve özellikle Vanilla planifolia türünün fermente edilmiş meyve kapsülleri

vankomisin : ing., lat. * vanquish (yenmek, alt etmek, galip gelmek, dize getirmek) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Gram-pozitif bakterilere karşı etkili, özellikle ciddi enfeksiyonların tedavisinde kullanılan glikopeptit grubu antibiyotik (C66H75Cl2N9O24)

vanth : etr. * Vanth (Etrüsk mitolojisinde ölüm varlığı olan kanatlı dişi ruh) * Etrüsk inancında mezar resimleri ve sanat eserlerinde görülen, ölülerin ruhlarına yeraltı dünyasına giden yolculuklarında eşlik eden kanatlı doğaüstü varlık; ölüm tanrıçası veya kaderle ilişkili bir figür

vantilasyon : lat. * ventilatio (rüzgarla hareket ettirme, havalandırma) (ventilare (havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * hava veya gazın bir ortamda dolaştırılması, yenilenmesi veya değiştirilmesi işlemi, havalandırma

vantilatör : lat. * ventilator (rüzgarla hareket ettirici, havalandırıcı) (ventilare (havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ventilateur (fra.) * havayı hareket ettirerek dolaşım sağlayan, serinletme veya havalandırma amacıyla kullanılan pervaneli aygıt, fan

vantrilok : lat. * ventriloquus (karından konuşan) (venter (karın, göbek) + loqui (konuşmak) + us (sıfat yapım eki) ) * sesini sanki başka bir kaynaktan veya karnından geliyormuş gibi çıkararak konuşan ve kukla veya başka bir nesneyle konuşuyormuş izlenimi veren sanatçı

vantrolog : lat. * ventriloquus (karından konuşan) (venter (karın, göbek) + loqui (konuşmak) + us (sıfat yapım eki) ) * sesini sanki başka bir kaynaktan veya karnından geliyormuş gibi çıkararak konuşan ve kukla veya başka bir nesneyle konuşuyormuş izlenimi veren sanatçı

vantuz : lat. * ventosa, ventosus (rüzgarlı hava) (ventus (rüzgar) + osus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); ventouse (fra.) * hava basıncı farkından yararlanarak yüzeye yapışan, içi boş ve esnek kap; emme yoluyla tutunmayı veya sıvı çekmeyi sağlayan araç

vanuatu : bis. * vanua (toprak, ülke, yurt) + tu (durmak, var olmak) * Güney Pasifik Okyanusu’nda, Melanezya bölgesinde yer alan, batısında Avustralya, kuzeybatısında Solomon Adaları, güneybatısında Yeni Kaledonya ve doğusunda Fiji bulunan bir ada ülkesi

vapesin : far. * va (geri) + pesin (en son, sonuncu) * en son, en sonda, en geride bulunan

vaporizasyon : lat. * vaporare (buhar çıkarmak, buharlaşmak) (vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) + are (fiil mastar eki) ) + izare (dönüştürmek) + tio isim yapım ve durum eki) *

vaporizatör : lat. * vaporare (buhar çıkarmak, buharlaşmak) (vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) + are (fiil mastar eki) ) + izare (dönüştürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir sıvıyı ince zerrecikler halinde püskürten veya buharlaştıran aygıt; sprey, püskürtücü, atomizör

vapör : lat. * vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) * sıvı veya katı bir maddenin gaz haline geçmiş biçimi, buhar, buğu, tüten gaz

vapula : lat. * vapulare (dövülmek, kırbaçlanmak, cezalandırılmak) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, otuz altı lejyon cine hükmeden, aslan gövdeli ve griffin kanatlı bir dük olarak tasvir edilen, bilgi, zanaat, felsefe ve teknik becerilerle ilişkilendirilen, çağırana felsefe, mekanik, mühendislik ve çeşitli bilim dallarında derin bir uzmanlık ile zanaat becerileri kazandıran 60. cin (demonik varlık)

vapur : lat. * vapor (buhar, buğu, sıcaklıkla çıkan duman) * su üzerinde yolcu veya yük taşımaya yarayan ve buhar gücüyle çalışan gemi

var : tür. * var (olmak, mevcut olmak, bulunmak) * mevcut, bulunan

var olmak : tür. * var (olmak, mevcut olmak, bulunmak) + olmak (bulunmak) * bulunmak, mevcut durumda olmak, gerçeklik kazanmak, yokluk durumu sona ermek

vara : ara. * vara, vera (haramdan, şüpheli şeylerden ve kötü işlerden uzak durarak titizlik göstermek) * haramdan, kötülükten, yaramaz işlerden kaçınmak ve sakınmak

varagele : tür. * vara (gide, ulaşa) + gele (yaklaşa, erişe, ulaşa, intikal ede) * iki nokta arasına gerilmiş güçlü bir halat üzerinde, makara yardımıyla hareket eden sepet veya iskemle benzeri donanımla insan veya eşya taşımaya yarayan sistem

varaha : san. * varaha (yaban domuzu, erkek domuz) * Hindu mitolojisinde yeryüzü tanrıçası Bhudevi’yi kozmik okyanustan kurtarmak için dev bir yaban domuzu görünümüne bürünen, Vişnu’nun on avatarasından (avatara) biri

varak : ara. * varak (yaprak, kağıt, sayfa), evrak (belgeler, yapraklar) ("varak"'ın çoğulu) * ince yaprak, sayfa veya metalin dövülerek çok ince hale getirilmiş tabakası; özellikle altın, gümüş veya başka madenlerden yapılmış ince levha, ince tabaka, ince yüzey

varaka : ara. * varaka (yaprak, sayfa, kağıt parçası), varaka (yaprak, kağıt; yeşermek) * yaprak, sayfa, yazılı kağıt parçası; kadın ismi

varakpare : ara., far. * varak (yaprak, kağıt, sayfa) (ara.) + pare (parça, kısım, bölüm, dilim) (far.) * varak parçası, küçük yaprak veya ince levha parçası; altın, gümüş veya başka madenlerden dövülmüş ince yaprak, levha parçacığı

varan : ara. * varal, varan (çöl kertenkelesi, büyük kertenkele, varan) * Varanidae familyasından, iri gövdeli ve uzun kuyruklu, Varanus cinsine ait sürüngenler olan büyük kertenkelelerin ortak adı

varanidae : ara., lat. * varal, varan (çöl kertenkelesi, büyük kertenkele, varan) (ara.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pullu sürüngenler takımına ait dev kertenkelegiller veya varanlar olarak bilinen, Komodo ejderini (Varanus komodoensis) de içeren bir kertenkele familyası

varda : isp., ita. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma, gözetici, gözetmen) (isp.); guarda (bak, dikkat et, gözet, korun, çekil, savul) (ita.) * bak, dikkat et, gözet, korun, çekil, savul

vardakosta : isp. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma, gözetici, gözetmen) + costa (kıyı, sahil, kenar) * kıyı korumada kullanılan gemilere verilen ortak ad; iri yapılı, iyi giyimli ve alımlı (kadın)

vardavela : isp. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guarda (bekçi, koruma, gözetici, gözetmen) + vela (yelken) * gemi ve teknelerin güvertelerinde, yolcuların ve mürettebatın denize düşmesini önlemek için kenarlara yapılan, güverteye diklemesine yerleştirilen direkler (puntel) ve bunların arasından yatay olarak geçirilen teller, halatlar, çubuklar veya şerit levhalardan oluşan korkuluk veya güvenlik teli sistemi

vardela : gre. * kordela (şerit, hat) * ayakkabı yapımında, taban ile saya (ayakkabının üst kısmı) arasındaki bağlantıyı güçlendirmek veya estetik bir geçiş sağlamak amacıyla kullanılan, yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit

vardenafil : lat. * varden (farmasötik ön ek) + afil (fosfodiesteraz tip 5 (PDE5) enzimini engelleyen ve kan akışını artıran damar genişletici (vasodilatör) ilaç sınıfı belirteci) * erektil disfonksiyona karşı kullanılan, fosfodiesteraz tip 5 (PDE5) inhibitörü sınıfına giren ve cinsel uyarı sırasında penisteki kan damarlarını gevşeterek kan akışını artırıp sertleşmeyi sağlayan PDE -5 inhibitörü ilacın etkin maddesi (C23H32N6O4S)

vardiya : isp., ita. * guardare (bakmak, gözetmek, korumak), guardia (guardia (nöbet, gözetim, bekçilik) (guarda (bekçi, koruma, gözetici, gözetmen) + ia (isim yapım eki) ) * belirli bir süre boyunca bir işyerinde, kurumda veya görevde çalışma, nöbet süresi, nöbet, mesai dilimi

vareniklin : lat. * vare (farmasötik ön ek) + klin (nikotinik kolinerjik reseptör agonistleri (respektör uyarıcıları) belirteci) * sigara bırakma tedavisinde kullanılan, nikotinik asetilkolin reseptörlerinin kısmi agonisti olan, nikotinin beyindeki etkilerini azaltarak sigara isteğini ve yoksunluk belirtilerini hafifleten ilacın etken maddesi (C13H13N3)

vareste : far. * avarad (bırakmak) + aste (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtulmuş, azade, serbest, özgür

varfarin : ing. * varf (Wisconsin Alumni Research Foundation (Wisconsin Mezunları Araştırma Kurumu) ) + arin (kimyasal madde eki) * kan pıhtılaşmasını önlemek amacıyla kullanılan, K vitaminine bağlı pıhtılaşma faktörlerinin oluşumunu azaltan kumarin türevi antikoagülan ilacın etken maddesi (C19H16O4)

varfarin sodyum : lat., ing. * varf (Wisconsin Alumni Research Foundation (Wisconsin Mezunları Araştırma Kurumu) ) + arin (kimyasal madde eki) + sodium (natrium (Na), tuz formu) * damar içinde kan pıhtılarının oluşmasını ve mevcut pıhtıların büyümesini önleyen etkili bir kan sulandırıcı (antikoagülan) ilacın etken maddesi (C19H16NaO4)

vargel : tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + gel (yaklaşmak, erişmek, ulaşmak, intikal etmek) * bir makinenin ileri geri veya gidip gelerek iş yapan parçası veya bu prensiple çalışan takım tezgahı

vargı : tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + gı (isim yapım eki) * mantık ve felsefede verilen önermelerden akıl yürütme veya çıkarsama yoluyla ulaşılan sonuç, varılan sonuç, çıkarsama sonucu varılan netice

varış : tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + ış (isim yapım eki) * gidiş, ulaşma, ulaşım, erişme, erişim, intikal

vari : far. * var (yüklü, taşıyan, sahip; bir niteliğe sahip olan) + i (gibi, ile ilgili) * “gibi, benzer, ile ilgili” anlamı veren ve kelimelerin sonunda yer alan ek (Amerikanvari, hocavari)

varid : ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek, getirmek) * gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal dahilinde olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir

varidat : ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek, getirmek), varid (gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal dahilinde olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir) + at (isim yapım ve çoğul eki) * gelirler, maddi kazançlar, yıllık veya aylık getiri; doğrudan ilahi ilham, feyz ve irfanla kalbe doğan manevi sırlar, hakikatler ve düşünceler (tasavvufta)

varikosel : lat., gre. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar, varis) (lat.) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) * testis çevresindeki ve testisleri saran torba (skrotum) içindeki toplardamarların genişleyip kıvrımlı hale gelmesiyle oluşan damar genişlemesi

varil : isp. * barril (küçük fıçı) (barro (çamur, balçık, kil) + il (isim yapım eki) ) * sıvı, yağ, yakıt ve benzeri maddeleri depolamak veya taşımak için kullanılan, genellikle silindirik biçimli büyük kap

variola : lat. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + ulus, ola (küçültme eki) * çiçek hastalığına yol açan Variola virüsünün neden olduğu, deride irinli kabarcıklar ve belirgin izler oluşturan bulaşıcı hastalık

variola sifilitika : lat., gre. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + ulus, ola (küçültme eki) + Syphilis (16. yüzyılda İtalyan hekim, şair, matematikçi ve doğa filozofu Girolamo Fracastoro tarafından “Syphilus” adlı kurgusal bir çobandan esinlenerek adlandırılmış, hastalığı temsil eden alegorik özel ad; frengi) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * frengi hastalığının seyri sırasında çiçek hastalığındaki döküntülere benzeyen, kabarcıklı veya nodüler deri döküntüleriyle ortaya çıkan klinik görünüm

varis : ara. * irse (miras bırakmak, mirasçı kılmak; mirasçı olmak) * mirasçı, mülkiyetin birisinden kendisine geçtiği kimse, birinden kendisine geçen

varis : lat. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar) * vücuttaki toplardamarların (venlerin) içindeki kapakçıkların bozulması nedeniyle genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı bir hal alarak cilt yüzeyinden dışarı kabarması (en sık bacaklarda görülür ve damar içindeki kanın kalbe geri dönmesi zorlaştığından kan alt kısımlarda birikir.)

varisella : lat. * varix, varicis (genişlemiş, kıvrımlı damar) + ellus (küçültme eki) * Varicella-zoster virüsünün (VZV) neden olduğu akut ve oldukça bulaşıcı viral bir enfeksiyon, suçiçeği

varisella zoster : lat. * varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli alacalı) + ellus (küçültme eki) + zoster (kuşak, kemer) * Herpesviridae familyasının bir üyesi olan ve suçiçeği ve zona hastalıklarına neden olan virüs

varistör : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + resistor (direnen, karşı koyan; akıma karşı koyan, durduran veya sınırlayan özellikteki pasif devre elemanı) (re (geri, karşı, tekrar) + sistere (durdurmak, koymak, yerleştirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * uygulanan gerilime bağlı olarak elektriksel direnci değişen ve özellikle gerilim darbelerine karşı devreleri korumakta kullanılan yarı iletken elektronik devre elemanı

varit : ara. * varada (gelmek, ulaşmak, varmak, erişmek, nail olmak, intikal etmek, getirmek) * gelen, ulaşan, erişen, intikal eden, nail olan; ihtimal dahilinde olan, düşünülebilir, yerinde, kabul edilebilir

variyabl : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + abilis (olabilir, yapılabilirlik, mümkün olma eki) * değişebilen, sabit olmayan veya farklı değerler alabilen nitelikte olan, değişken

variyet : tür., ara. * var (mevcut olmak, bulunmak) (tür.) + iyet (isim yapım eki) (ara.) * kişinin sahip olduğu maddi imkanlar, mal ve mülk durumu, varlık, zenginlik, servet

varlık : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + lık (isim yapım ve durum eki) * var olma durumu, yaratılmış olma durumu, yaratık; maddi imkanlar, mal mülk, servet

varlıklı : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + lık (isim yapım ve durum eki) + lı (sıfat yapım eki) * maddi imkanlara sahip, zengin, mal mülk sahibi, servet sahibi

varmak : tür. * var (gitmek, ulaşmak, erişmek, kavuşmak, nail olmak, intikal etmek) + mak (fiil mastar eki) * bir yere doğru ilerleyerek istenen veya hedeflenen noktaya ulaşmak, erişmek, intikal etmek, nail olmak

varoluş : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) * var olma, mevcut bulunma durumu; bir şeyin veya kimsenin gerçeklikte bulunması ve yaşamını sürdürmesi

varoluşçu : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) + çu (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) * insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünür, egzistansiyalist

varoluşçuluk : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + uş (isim yapım eki) + çu (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) + luk (isim yapım ve durum eki) * bireyin özgür varlığını vurgulayan akım veya yaklaşım; insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünce akımı, egzistansiyalizm

varoş : mac. * var (kale, hisar) + oş (dış, uzak) * şehir dışı yerleşim yeri; sur dışında, kalenin etrafında kalan yerleşim yeri

varsağı : tür. * varsak (Güney Anadolu’da yaşamış bir Türkmen topluluğunun adı) + ı (ile ilgili, -a ait) * Varsak Türklerinin söylediği, kendine özgü ezgi ve ölçüsü bulunan halk şiiri nazım biçimi; yiğitçe, coşkulu söyleyişle söylenen koşuk türü

varsak hoyratı : tür. * varsak (Güney Anadolu’da yaşamış bir Türkmen topluluğunun adı) + hoyrat (Türk halk edebiyatında bir mani türü, halk müziğinde ise sert ve hür söylenen bir uzun hava çeşidi; Genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak Türkleri ile Azerbaycan yörelerinde (bayati veya kesik/cinaslı mani olarak da bilinir) nağmeyle söylenen, dört mısradan oluşan geleneksel bir halk şiiri ve türkü türü) + ı (iyelik eki) * Varsak Türkmenlerinin geleneksel şiir ve ezgi anlayışından doğan, yiğitlik, mertlik, gurur ve coşku gibi temaları işleyen, kendine özgü ezgiyle söylenen halk şiiri türü

varsayım : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + say (hesaplamak, adet, hacim vb. bazında rakamsal miktar belirlemek, ardı ardına sıralayıp kodlamak, bir düzen içinde söylemek; değer vermek, önemsemek) + ım (isim yapım eki) * bir düşünceyi veya önermeyi, doğruluğu henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte inceleme veya akıl yürütme sırasında doğru kabul eden geçici düşünce, hipotez

varsaymak : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + say (hesaplamak, adet, hacim vb. bazında rakamsal miktar belirlemek, ardı ardına sıralayıp kodlamak, bir düzen içinde söylemek; değer vermek, önemsemek) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi gerçek veya doğru olup olmadığını veya var olup olmadığını kesin olarak bilmeden doğru, gerçek veya var kabul etmek

varsıl : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + sıl (gibi olan, ile ilgili olan) * maddi imkanı çok olan, malı mülkü, parası çok olan, varlıklı, zengin, servet sahibi

varşova : sla. * warsz (nam, ün, şöhret, şan, repütasyon) + awa (yer eki) * Polonya’nın başkenti

varta : gre., ara. * barathron (uçurum, yar) (gre.); vartat (uçurum, çıkmaz, musibet, sorun, badire, bela) * içinden çıkılması güç, tehlikeli ve zor durum, bela, musibet, badire, uçurum

vartavar : erm. * vart (gül) + var (parıltı, ışıltı, ışık saçan, parlayan, ışıldayan) * Ermeni kültüründe, özellikle yaz mevsiminde kutlanan, su serpme ve suyla eğlenme gelenekleriyle bilinen geleneksel bayram, su ve gül bayramı

varto : erm. * vart (gül) + o (ile ilgili, -a ait; yer eki) * Muş’un bir ilçesi

varuna : san. * var (örtmek, kuşatmak, sarmak, çevrelemek, bağlamak) + una (sıfat yapım eki) * bağlayan, kuşatan, saran, örten, çevreleyen; Hint mitolojisinde, kozmik düzeni ve ahlaki yasayı koruyan, sular ve gökyüzüyle ilişkilendirilen, Vedik dönemin önemli tanrılarından biri

varyabl : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + abilis (olabilir, yapılabilirlik, mümkün olma eki) * değişebilen, sabit olmayan veya farklı değerler alabilen nitelikte olan, değişken

varyans : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + entia (isim yapım ve durum eki) * bir veri kümesindeki değerlerin aritmetik ortalama çevresindeki dağılımını, aritmetik ortalamadan ne kadar uzaklaştığını ve ne kadar yayıldığını ve değişkenlik derecesini ölçen istatistiksel büyüklük

varyant : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + ens, ent (sıfat yapım eki) * ana kaynaktan, orijinal yapıdan veya standart modelden küçük farklarla ayrılan ancak temel özelliğini koruyan tür, çeşit, cins, türev, seçenek; bir mikroorganizmanın (örneğin bir virüsün) genetik kodundaki değişimler (mutasyonlar) sonucunda oluşan, ana türe benzeyen ama ondan küçük farklarla ayrılan alt tipi

varyasyon : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin biçim, özellik, yapı veya miktar bakımından değişmesi, farklılaşması veya değişik biçimlerde ortaya çıkması, değişim, farklılık; aynı türe ait canlılar arasındaki çeşitlilik veya kalıtsal farklılık

varyemez : tür. * var (mevcut olmak, bulunmak) + yemez (yiyecek tüketmeyen, besin tüketmeyen, gıda tüketmeyen, yemeyen) * parası veya malı olduğu halde bunları harcamaya kıyamayan, aşırı cimri veya eli sıkı kimse

varyete : lat. * variare (değişmek, farklılaşmak, çeşitlenmek; değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek), varius (çeşitli, türlü, değişken; benekli, alacalı) + itas (isim yapım ve durum eki) * çeşitlilik, türlülük, farklı farklı özelliklerde olma; aralarında bağlantı olmayan farklı unsurların, gösterilerin bir arada sunulması

varyos : gre. * barys (ağır), vareios (ağır şey, ağır demirci çekici) * uzun bir sapa bağlı olan, ağır metal başlı, yıkım ve kırma işlerinde kullanılan büyük bir el aleti, balyoz veya ağır taşçı tokmağı, büyük demir çekiç

vasal : lat. * vassalus (tabi, ast, köle, hizmetçi) * Avrupa feodal sisteminde, derebeyine hizmet karşılığında, kendisine toprak ve köylü tahsis edilen kişi

vasat : ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * iki veya daha çok şeyin ortasında olan, ne çok iyi ne çok kötü, standart veya normal düzeyde olan, orta, ortalama

vasati : ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) + i (sıfat yapım eki) * iki şeyin ortasında bulunan, ortalama değerde, orta karar, ortalama, orta halde veya takriben

vasculum : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) * küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar

vasektomi : lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * erkeklerde sperm taşıyan kanalların cerrahi olarak kesilip kapatılmasıyla uygulanan en etkili kalıcı doğum kontrol yöntemi

vasf : ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak) * nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon

vasfiye : ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak), vasf (nitelik, ayırt edici özellik) + iye (isim yapım ve dişil eki) * nitelikli, meziyetli ve övgüye değer kadın, vasıflı, iyi özellikleri olan ve üstün nitelikli kadın

vasıb : ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli, kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız

vasıf : ara. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak) * nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon

vasıfsız : ara., tür. * vasafa (nitelendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak, vasıflandırmak), vasf (nitelik, ayırt edici özellik, haslet, kalifikasyon) (ara.) + sız (yokluk, zıtlık, olusuzluk eki) (tür.) * niteliksiz, belirgin bir özelliği olmayan; herhangi bir alanda mesleki eğitimi, uzmanlığı, niteliği veya iş deneyimi olmayan kimse

vasıl : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş) * buluşan, bitişen, birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen

vasıt : ara. * vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * ortada bulunan; ikisinin ortası

vasıta : ara. * vasata (araya girmek, aracılık yapmak, ortada olmak, iki şeyin arasına girmek), vasat (orta, merkez, iki şeyin ortasında olan, arada olan) * bir işin yapılmasında, amaçlara ulaşmada kullanılan araç veya aracılık eden kimse; taşıma aracı veya dolaylı yöntem, araç

vasi : ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), seat (genişlik) * enli, geniş, bol, ferah, kapsayıcı, genişleten, içine alan, kapsayan, engin; velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal hakları kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları hukuki işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal temsilci

vasib : ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli, kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız

vasil : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş) * buluşan, bitişen, birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen

vasip : ara. * vasaba (sürmek, devam etmek, daim olmak) * yerinde duran, sürekli, kalıcı, hep var olan, sabit; daimi, devamlı, aralıksız

vasistas : alm. * was (ne) + ist (-dir, olur) + das (bu) * pencere veya kapıların üst kısmında bulunan, oda havasını değiştirmek için üstten açılıp kapanabilen küçük açılır bölüm

vasiy : ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), seat (genişlik) * enli, geniş, bol, ferah, kapsayıcı, genişleten, içine alan, kapsayan, engin

vasiyet : ara. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek, emanet etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek veya sorumluluk vermek), vasi (velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal hakları kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları hukuki işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal temsilci) + yet (isim yapım eki) * miras bırakacak kişinin, mal varlığının bir kısmını veya tamamını ölümünden sonra başka bir kişiye veya kuruma devretmek için hazırladığı ölüme bağlı tasarruf; bir kimsenin ölümünden sonra yerine getirilmesini istediği hususları belirttiği, özellikle mal ve haklarının kimlere bırakılacağını belirten yazılı veya sözlü son irade

vasiyetname : ara., far. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek, emanet etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek veya sorumluluk vermek), vasi (velayet altında bulunmayan küçükler ile yasal hakları kısıtlanan kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak, onları hukuki işlemlerde temsil etmek amacıyla mahkeme tarafından atanan yasal temsilci) + yet (isim yapım eki) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir kimsenin ölümünden sonra yerine getirilmesini istediği hususları ve özellikle mal varlığının kimlere bırakılacağını belirttiği yazılı belge

vaskulum : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) * küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar

vaskülarite : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir doku, organ veya bölgedeki kan damarlarının bulunma ve yoğunluk derecesi, damarlanma durumu

vaskülarizasyon : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir doku, organ veya bölgenin yeni kan damarları oluşturması veya kan damarları bakımından zenginleşmesi, damarlanma süreci

vaskülarize : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); vascularisé (fra.) * kan damarları bakımından zenginleşmiş veya damarlarla beslenir hale gelmiş (bir doku, organ veya bölge)

vasküler : lat. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damarlarla, özellikle kan damarlarıyla ilgili olan veya damarlara ait bulunan

vasküler amiloid : lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + amylon (ince un, nişasta) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * kan damarlarının duvarlarında biriken, amiloid adı verilen anormal protein birikintisi

vasküler demans : lat. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) * beyindeki kan damarlarına zarar veren ve beyne kan ve oksijen akışını kesen rahatsızlıklardan kaynaklanan demans

vasküler sistem : lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) (gre.) * vücutta kanın dolaşımını sağlayan arter, ven ve kılcal damarların oluşturduğu damar sistemi, damar sistemi

vaskülit : lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * vücuttaki kan damarlarının iltihaplanarak şişmesi ve zarar görmesi durumu

vaskülitik : lat., gre. * vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * bağışıklık sisteminin damarlara yanlışlıkla saldırmasıyla ortaya çıkan, damarlarda daralma, tıkanma veya zayıflama yapabilen, kan damarı duvarlarının iltihaplanması ve hasar görmesi durumu ile ilgili

vasl : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme), mevsul (erişen, kavuşan, buluşan, bitişen, vasıl olan; birleşmiş, bitişmiş, kavuşmuş, buluşmuş, vaslolmuş)i vasil (buluşan, bitişen, birleşen, kavuşan, eren, erişen, varan, yetişen) * ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme

vasopressin : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ine (kimyasal madde eki) * vücudun su dengesini ve kan basıncını düzenleyen, hipotalamusta üretilip hipofiz bezinde depolanan hayati bir hormon, Antidiüretik Hormon (ADH) (C46H65N15O12S2)

vassago : lat. * vassago (prens, soylu, asil) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, kayıp eşyaları bulan, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği görme gücüne sahip olan 3. sıradaki iyicil cin

vassal : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), vusul, vuslat (ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, birleşme) * ulaştıran, vasleden, birleştiren, eriştiren, kavuşturan

vasvas : ara. * vasvas (fısıltı, içe kuşku veren düşünce, kuruntu, vesvese) * geleneksel giyimde göz kısmı hariç tüm yüzü kapatan dar peçe veya örtü; Osmanlı döneminde kadınların örtündüğü, yalnızca gözlerin görüneceği kadar dar ve kapalı yüz örtüsü

vaşak : far. * vişak (büyük ve vahşi kedigil) * kedigiller (Felidae) familyasından Lynx cinsini oluşturan, sivri kulaklı, keskin dişli ve keskin tırnaklı, orta büyüklükte, yabani ve etçil bir memeli hayvan türü

vat : ing. * watt (İskoç mühendis James Watt'ın soyadından) * enerji transfer hızı birimi; bir saniyede bir joule miktarında iş üreten yani enerji tüketimi sağlayan güç (güç (P) birimi olan watt, voltaj (V) ve akım şiddetinin (I) çarpımıyla veya joule (iş, W) bölü zaman (t) olarak hesaplanır.)

vatan : ara. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek) * bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği toprak parçası, yurt

vatandaş : ara. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği toprak parçası, yurt) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı vatan toprakları üzerinde yaşayan ve hukuken aynı devlete bağlı olan kimse, yurttaş

vatanperver : ara., far. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği toprak parçası, yurt) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * yurdunu, milletini çok seven ve yurdunun, milletinin varlığı, iyiliği, bekası ve refahı için her türlü fedakarlığa ve özveriye katlanan kimse, yurtsever

vatansever : ara., tür. * vatana (kalnak, konaklamak, ikamet etmek), vatan (bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu ve aidiyet hissettiği toprak parçası, yurt) (ara.) + sever (ister, hoşlanır, ilgi duyar) (tür.) * yurdunu, milletini çok seven ve yurdunun, milletinin varlığı, iyiliği, bekası ve refahı için her türlü fedakarlığa ve özveriye katlanan kimse, yurtsever

vatikan : lat. * vaticinari (kehanette bulunmak), vaticinatio (kehanette bulunma) (vates, vatis (kahin, haberci, peygamber, şair) + canus (ile ilgili, gibi, -a ait); vatis (kahin, haberci) + can (yılan) (kahin yılan) * İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bağımsız devlet

vatka : bul., sır. * vatka (küçük pamuk parçası) * kıyafetlerin omuz kısımlarına dikilen, sünger, elyaf veya pamuk gibi dolgu malzemelerinden yapılan oval şekilli bir yardımcı tekstil ürünü

vatman : ing. * watt (elektrik gücü birimi) + man (adam) * tramvay sürücüsü

vatoz : gre. * batos (dikenli çalı, böğürtlen) * köpekbalıklarıyla akraba olan, yassı vücutlu, kelebek kanadına benzeyen büyük yüzgeçlere sahip, kuyruğunda dikenleri bulunan, kıkırdaklı ve yassı bir dip balığı türü, raja batis

vatvat : ara. * vatvat (korkak, zayıf; geveze kimse) * dağ kırlangıcı; yarasa; korkak ve geveze adam; vatavit (ç.)

vav : ara. * vav (و) * Arapça alfabenin altıncı harfi

vaveyla : ara. * vav (vah vah, eyvah) + veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) * korku, acı, şaşkınlık veya büyük bir üzüntü sebebiyle atılan yüksek ve feryat dolu çığlık, yaygara, feryat; eyvah, yazık gibi üzüntü ifadeleri

vay : ara. * vaa (idrak etmek, kavramak, anlamak, muhafaza etmek, korumak, saklamak) * idrak, bilinç, kavrayış, hafıza, bellek

vay : far., ara. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) * şaşırma veya acı, istırap nidası

vaybabamcı : ara., tür. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) (ara.) + baba (çocuk sahibi erkek) + m (iyelik eki) + cı (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) (tür.) * kalabalıkta hızla çarptığı kişiye kazayla çarptığını söyleyip özür dilerken karşısındakinin cüzdanını çekip alan kimse

vayu : san. * vayu (rüzgar) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) rüzgar tanrısı

vayvaycı : ara., tür. * vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) + vay, veyl (yazık, felaket, acı, şaşırma nidası) (ara.) + cı (yapan, eden eki, yandaş, destekçi) * gereksiz yere gürültü koparan, bağırıp çağıran, ortalığı telaşa veren kimse, yaygaaracı

vaz : ara. * vaz (bir şeyi bir yere koymak, yerleştirmek, koyulmak) * koyma, konulma, bırakma (vase, vase, Vase (vazo) (ing., fra., alm.) )

vaz deferens : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + differentia (aşağıya götürme; uzağa taşıma, iletme, götürme; taşıyan kanal) (differe (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia (isim yapım eki) ) * erkek üreme sisteminde spermlerin üretilip olgunlaştığı epididimisten alınıp boşalma (ejakülasyon) sırasında dışarı atılmak üzere üretraya iletilmesini sağlayan uzun ve kaslı bir tüp, sperm kanalı

vazektomi : lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * erkeklerde sperm taşıyan kanalların cerrahi olarak kesilip kapatılmasıyla uygulanan en etkili kalıcı doğum kontrol yöntemi

vazelin : alm., gre. * Wasser (su) (alm.) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.) * petrolden elde edilen, yarı katı hidrokarbonlardan oluşan, cilt üzerinde koruyucu bir bariyer kurarak cildin nemini hapseder ve dış etkenlere karşı koruma sağlayan renksiz ve kokusuz koruyucu bir madde

vazetmek : ara., tür.* vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir düşünceyi, kuralı, ilkeyi veya hükmü ortaya koymak, belirlemek, ileri sürmek, koymak, yerleştirmek, belirlemek, ortaya koymak

vazgeçmek : far., tür. * vaj, vaz (ters, karşıt, zıt, aksi) (far.) + geçmek (bir yerden öteye varmak, aşmak) (tür.) * bir isteği, hakkı, amacı veya yaptığı bir işi sürdürmekten kendi isteğiyle ayrılmak, bırakmak, caymak

vazı : ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i (sıfat yapım eki) * koyan, bırakan, emanet eden, teslim eden, yerleştiren

vaz-ı haml : ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i (tamlama eki) + haml (taşıma, taşınan, yük) * çocuk dünyaya getirme, doğurma

vaz-ı yed : ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i (tamlama eki) + yed (el) * el koyma, sahip çıkma, tasarruf etme

vazıh : ara. * vadaha, vazaha (açıklamak, belirtmek, belli etmek, netleştirmek; aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, açıklanmak, belirli hale gelmek), izah (açıklama, belirtme, aydınlatma, açıklığa kavuşturma, netleştirme) * açık, apaçık, net, aydın, belli, kolay anlaşılır

vazı-ı kanun : ara., gre. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i (tamlama eki) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural, ilke, yasa, kanun, prensip) (gre.) * kanun koyan, kanun koyucu, kanun yapıcı, kanun hazırlayan

vazi : ara. * vada (koymak, bırakmak, yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) + i (sıfat yapım eki) * koyan, bırakan, emanet eden, teslim eden, yerleştiren

vazife : ara. * vazafa (görevlendirmek, tahsis etmek) * iş, görev, ödev, yükümlülük

vazifeşinas : ara. * vazafa (görevlendirmek, tahsis etmek), vazife (iş, görev, ödev, yükümlülük) + şinas (bilen, tanıyan) * görevini bilen, sorumluluğunun ve yükümlülüklerinin bilincinde olan kimse

vazih : ara. * vazuha (açık ve belirgin olmak) * açık, belli, belirgin, anlaşılır

vazir : ara. * vizare, vazara (yüklenmek, günah işlemek), vizr (yük, günah, suç) * günahkar, suçlu

vaziyet : ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) + iyet (isim yapım eki) * durum, hal, konum

vazo : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) * koparılmış çiçekleri koymak için kullanılan, cam, toprak gibi türlü maddelerden yapılan, türlü boyut ve biçimde olabilen kap

vazodilatasyon : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının, özellikle arterlerin düz kaslarının gevşemesi sonucunda genişlemesi

vazodilatatif : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (sıfat yapım eki) * kan damarlarının genişlemesine neden olan veya damar genişlemesiyle ilgili olan

vazodilatör : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * kan damarlarını genişleten veya damar düz kaslarının gevşemesini sağlayarak damar çapını artıran (madde veya ilaç)

vazoformasyon : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * kan damarlarının oluşması ve gelişmesi süreci

vazojenik : lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * damarların oluşumuyla veya damar kaynaklı oluşumlarla ilgili olan

vazokonjesyon : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte, beraber, ile) + gestio (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının kanla aşırı dolması sonucu damarların ve çevre dokuların kan bakımından belirgin şekilde dolgunlaşması durumu

vazokonstriksiyon : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte, beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) * kan damarlarının, özellikle arterlerin düz kaslarının kasılması sonucunda damar çapının daralması olayı

vazokonstriktör : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + co, con (birlikte, beraber, ile) + strictus (sıkı, katı, dar, gevşemeye izin vermeyen, sıkılmış, sıkıştırılmış, gerilmiş), stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kan damarlarının düz kaslarını kasarak damar çapını daraltan (madde veya ilaç)

vazomotor : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + motor (hareket ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * kan damarlarının çapının daralıp genişlemesini ve buna bağlı olarak damar içindeki kan akımını düzenleyen sinirsel veya fizyolojik mekanizmalarla ilgili

vazopermeabilite : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * kan damarlarının, özellikle kılcal damarların, su, iyonlar ve çeşitli moleküllerin damar duvarından geçmesine izin verme derecesi

vazopressin : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ine (kimyasal madde eki) * vücudun su dengesini ve kan basıncını düzenleyen, hipotalamusta üretilip hipofiz bezinde depolanan hayati bir hormon, Antidiüretik Hormon (ADH) (C46H65N15O12S2)

vazopressör : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * kan damarlarını daraltarak damar direncini ve dolayısıyla kan basıncını artıran (madde veya ilaç)

vazorölaksan : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + re (yeniden, tekrar, geri) + laxare (gevşetmek, yumuşatmak, serbest bırakmak, salmak), laxus (gevşek, yumuşak) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * kan damarlarının düz kaslarını gevşeterek damarların genişlemesini sağlayan (madde veya ilaç)

vazospazm : lat., gre. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) (lat.) + spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) (gre.) * bir kan damarının düz kaslarının ani ve geçici biçimde kasılarak damar çapını daraltması durumu

vazovagal : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + vagere (dolaşmak, gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen, gezgin, uzanan) + alis (ile ilgili, -a ait) * damar tonusu ve vagus siniri etkinliğindeki değişikliklerle ilişkili olan, kalp hızının yavaşlaması ve kan basıncının düşmesiyle sonuçlanabilen

vazovazorum : lat. * vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + vasorum (damarların, kapların) * büyük kan damarlarının dış tabakalarını besleyen küçük kan damarları ağı

vb. : tür. * v (ve, ile, -da) + b (benzeri) * bir veya birkaç örnek verildikten sonra bunlara benzer başka ögelerin de bulunduğunu belirtmek için kullanılan kısaltma

ve : ara. * ve (ile, -da, birlikte, beraber) * kelime grubu veya cümleleri birbirine bağlayan bağlaç

veba : ara. * veba (salgın hastalık, epidemi), vebaa (hastalanmak, salgın hastalığa yakalanmak) * Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu, özellikle lenf düğümlerinde şişme, ateş ve ağır genel belirtilerle seyreden, bulaşıcı ve ölümcül olabilen hastalık

vebal : ara. * vebala (ağırlaşmak, kötü sonuç doğurmak) * bir davranışın veya eylemin kişiye getirdiği ağır sonuç, kötü karşılık veya günahın sorumluluğu, ağır sonuç, kötü karşılık, ceza

veca : ara. * veca (ağrımak, acımak, sızlamak) * sızı, ağrı, acı

vecahet : ara. * vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf), vecih, vacih (saygın, itibarlı) * bir kimsenin toplum içinde sahip olduğu saygınlık, itibar, nüfuz

vecazet : ara. * veceze (kısa olmak, özlü olmak), veciz (kısa, öz) + et (isim yapım eki) * düşünceyi veya anlatımı gereksiz ayrıntılara yer vermeden az ve öz sözle ifade etme, kısalık, özlülük

vecd : ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten kurtulduğu kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz

vecdi : ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) + i (ile ilgili, -a ait) * vecde, kendinden geçme haline veya yoğun manevi coşkunluğa ilişkin olan.

vech : ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek) * yüz, çehre, surat, sima; görünüş, yön, taraf, biçim, şekil

veche : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) * yan, taraf, yüz, yönelim, yön

vech-i ahar : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + ahar (diğer, başka, öbür, öteki) * başka bir sebep, diğer bir yön, başka bir suret/tarz

vech-i arazbar : ara., far. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + arz (sunma, arz etme, gösterme) (ara.) + bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) * Türk musikisinde Arazbar makamının dizisindeki Uşşak dörtlüsünün yerine Segâh dörtlüsünün getirilmesiyle oluşan ve inici bir seyir izleyen geleneksel bir makam

vech-i buselik : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde geçmişte kullanılmış ancak günümüze hiçbir eseri veya nota örneği ulaşmamış unuttuğumuz (mürekkep/bileşik) makamlardan biri

vech-i dikkat : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + dikkat (hassasiyet, ihtimam, özen, titizlik) (dakka (ince ve hassas olmak, dikkat etmek) + at (isim yapım eki) ) * bir konunun dikkat edilmesi gereken yönü, özellikle üzerinde durulması gereken tarafı

vech-i hüseyni : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Hüseyni-Aşiran makamı olarak bilinen, karar perdesi (durağı) Hüseyni-aşiran perdesi olan, İminici bir seyir özelliğine sahip makam

vech-i ma : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + ma (ne, o) * bir sebepten dolayı

vech-i meşruh : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak, yarıp içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama, detaylandıma), meşruh (genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş) * şerh edilen, açıklanan tarzda

vech-i şebeh : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + şabaha (benzemek, benzer görünmek, aynısı gibi olmak, ayırt edilememek), teşbih (benzetme), muteşabih (benzer, benzeyen), şebeh (benzer, benzeyen) * teşbih (benzetme) sanatında, benzeyen ile kendisine benzetilen varlıklar arasındaki ortak özellik veya nitelik, benzetme yönü

vech-i şehnaz : ara., far. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde Şehnaz makamının belirli bir seyir ve ezgi özelliği gösteren bir biçimi veya çeşidi

vech-ül arz : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + el (ön ek, artikel) + erd, ard (yer, toprak, yeryüzü) * yeryüzü, yerin yüzeyi

veci’a : ara. * vecia (ağrımak, acı çekmek) * canı acımak, acı çekmek, ağrımak

vecibe : ara. * vacaba (gerekli olmak, lazım olmak, gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek, yanıtlamak, cevap vermek), icab (lazım olma, gereklilik, zorunluluk, gereksinim, lüzum; uygun olma), vacib (yapılması veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan, gerekli, zorunlu, icab eden, lüzumlu) + e (isim yapım eki) * yapılması veya yerine getirilmesi gerekli ve zorunlu olan iş

vecid : ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten kurtulduğu kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz

vecih : ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek), vech (yüz, çehre, surat, sima; görünüş, yön, taraf, cihet, biçim, şekil), vecih (saygın, itibarlı, nüfuzlu, seçkin) * saygınlık, itibar, nüfuz, seçkinlik veya görünüşle ilgili olan

vecihi : ara. * vecehe (yönelmek, yüzünü çevirmek), vech (yüz, çehre, surat, sima; görünüş, yön, taraf, cihet, biçim, şekil), vecih (saygın, itibarlı, nüfuzlu, seçkin) + i (ile ilgili, -a ait) * saygın, itibarlı, nüfuzlu, seçkin

vecit : ara. * vecd (bulma; kendinden geçme, coşkunluk, yoğun manevi heyecan; tasavvufta ekstaz haline ulaşma, coşku, ekstaz) * ruhun dünyevi gerçeklikten kurtulduğu kendinden geçme ve coşkunluk hali, ekstaz

veciz : ara. * veceze (kısa olmak, özlü olmak) * az sözle çok şey anlatan, düşünceyi kısa, açık ve etkili biçimde ifade eden, kısa, öz

vecize : ara. * veciz (kısa, özlü, anlamlı söz) + e (ile ilgili olan) * bir konuyla ilgili ana mesajı kısa ve etkili şekilde ifade eden söz, özdeyiş

veçhe : ara. * vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf) * yan, taraf, yüz, yönelim, yön

veçhişebeh : ara. * vech (yüz, çehre, surat, sima; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) + şabaha (benzemek, benzer görünmek, aynısı gibi olmak, ayırt edilememek), teşbih (benzetme), muteşabih (benzer, benzeyen), şebeh (benzer, benzeyen) * teşbih (benzetme) sanatında, benzeyen ile kendisine benzetilen varlıklar arasındaki ortak özellik veya nitelik, benzetme yönü

veda : ara. * vaddaa (bırakmak, terketmek, uğurlamak, vedalaşmak) * bir kimseden ayrılırken söylenen söz

vedat : ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) + at (isim yapım eki) * sevgi, dostluk, muhabbet, içten bağlılık

vedd : ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) * dostluk, sevgi (wedding (düğün, sevgili olma) (ing.) )

vedelolakton : alm., lat. * wedelia (papatyagiller (Asteraceae) familyasında yer alan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen bitki cinsi) (wedel (Alman hekim ve botanikçi Georg Wolfgang Wedel'in soyadından) (alm.) + ia (taksonomik çoğul eki) ) + lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * geleneksel Asya tıbbında yaygın olarak kullanılan Eclipta alba (yalancı papatya) ve Wedelia chinensis gibi bitkilerde yüksek miktarda bulunan, kumestan" (coumestan) sınıfına ait doğal bir kimyasal bileşik (C16H10O7)

vedia : ara. * vazaa, vadaa (koymak, yerleştirmek, bırakmak, terketmek, emanet etmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, tayin etmek, indirmek, alçaltmak) * bir kimseye korunması veya geri verilmesi için bırakılan mal, eşya veya emanet

vedik : san., gre. * veda (bilgi, kutsal bilgi) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * antik Hint kültürüne, dinine ve en eski kutsal metin (Veda) külliyatına ait olan

vedik astroloji : san., gre. * veda (bilgi, kutsal bilgi) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * eski Hint kutsal metinleri (Veda) temel alınarak geliştirilen, gezegen hareketleri ve burçların insan yaşamı üzerindeki etkilerini inceleyen geleneksel Hint astrolojisi sistemi

vedk : ara. * vadaka (damlamak, yağmak, yukarıdan aşağıya doğru sıvı veya katı parçalar halinde dökülmek, yağmur yağmak; kolaylaştırmak, yakın olmak) * bulutlardan yere düşen su damlaları, yağış, yağmur

vedolizumab : lat. * vedo (farmasötik ek) + li (İmmünomodülasyon (bağışıklık sistemini düzenleme) belirteci) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan, α4β7 integrinine bağlanan, bağırsak seçici bir monoklonal antikor

vedud : ara. * vedde (sevmek, sevgi duymak) + ud (sıfat yapım eki) * çok seven, çok sevilen, sevgili, sevgisi ve şefkati bol olan

veduta : lat. * videre (görmek) (lat.); veduta (görünüş, manzara, görünüm) (vedere (görmek) + uta (isim yapım eki) ) (ita.) * özellikle resim sanatında bir şehrin, yapının veya manzaranın gerçeğe uygun, ayrıntılı görünüşünü betimleyen resim türü

veerabhadra : san. * vira (kahraman, yiğit, cesur, bahadır) + bhadra (uğurlu, iyi, hayırlı) * kahraman ve uğurlu/iyilik getiren; Hindu mitolojisinde Şiva’nın öfkesinden doğduğu anlatılan, savaşçı ve korkunç görünüşlü tanrısal varlık

vefa : ara. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa etmek) * sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma

vefakar : ara., far. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma) (ara.) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) * vefa gösteren, vefalı, bağlılığını ve sadakatini sürdüren kimse

vefaperver : ara., far. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma) (ara.) + perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * vefaya önem veren, vefayı gözeten ve yaşatan kimse

vefasız : ara., tür. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * vefa göstermeyen, bağlılık ve sadakatten yoksun olan

vefat : ara. * vefa (sözünü tutma, sadakat, ahde bağlı kalma, taahhüdünü ifa etme) + t (isim yapım eki) * ölüm; Allah'ın, Kur'an ayetinde bildirdiği "kulli nefsin zaikatul mevt" (her nefis ölümü tadar" sözünü yerine getirmesini ifade eder.)

vefd : ara. * vefd (topluluk, grup, heyet, konsey) * bir iş için gönderilen heyet, elçilik veya temsilci grubu

vefi : ara. * vafa (yerine getirmek, sadık kalmak, borcu ödemek, sözü tutmak, vefa etmek), vefa (sadakat, yerine getirme, sözünü tutma, ahde sadık kalma) + i (sıfat yapım eki) * sözünde duran, vefalı, sadık

vefik : ara. * vafaka (uymak, denk gelmek, uyuşmak, uygun olmak, örtüşmek, mutabık kalmak, uzlaşmak, anlaşmak), vefk (uygun olma, uygunluk, uyma, muvafık olma), tevfik (uygun şartların bir araya gelmesiyle başarıya ulaşma) * birbirine uygun düşen, uygun, uyumlu, muvafık; erkek ismi

vefk : ara. * vafaka (uymak, denk gelmek, uyuşmak, uygun olmak, örtüşmek, mutabık kalmak, uzlaşmak, anlaşmak), vefk (uygun olma, uygunluk, uyma, muvafık olma), tevfik (uygun şartların bir araya gelmesiyle başarıya ulaşma) * uygunluk, uyum, uyuşma, uygun düşme

vega : ara. * vakaa (düşmek, yerleşmek, konumlanmak, sokmak, isabet etmek, rastlamak, meydana gelmek, gerçekleşmek), vaki (meydana gelmiş, gerçekleşmiş, olmuş bulunan; düşen, konumlanan, yerleşen, bir yerde bulunan veya mevcut olan) * gökyüzündeki Çalgı takımyıldızı içinde yer alan, Güneş'e yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıkta bulunan, çıplak gözle rahatlıkla görülebilen, gece gökyüzünün en parlak beşinci ve kuzey yarım kürenin en parlak ikinci yıldızı

vegan : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) * hayvansal kaynaklı yiyecekleri tüketmeyen ve genel olarak hayvanlardan elde edilen ürünleri kullanmaktan kaçınan kimse (“vegetariens”in kısaltılmışı)

vehamet : ara. * vehm (mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek, şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak) + et (isim yapım eki) * coşku, azgın, coşkunluk, azgınlık, şiddet; bir durumun, hastalığın veya olayın ağır ve ciddi nitelikte olması; tehlike, şiddet veya kötü sonuç bakımından yüksek düzeyde bulunma durumu (vehemence (coşkunluk, azgınlık, şiddet) (ing.), véhémence (coşkunluk, azgınlık, şiddet) (fra.) )

vehb : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi) * bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, vergi, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi

vehbi : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi), vehb (bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, vergi, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi) + i (ile ilgili, -a ait) * Allah vergisi, doğuştan gelen, Tanrı'nın lütfu, ihsanı veya armağanı

vehc : ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak) * alevli olma, alevle yanma, parlama; ateşin sıcaklığı

vehhab : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek) * bağışlayan, bahşeden, hibe eden, veren, ihsan eden, karşılıksız veren

vehhabi : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (bağış, armağan, hediye, karşılıksız verilen mal, yardım, mülk veya para; bağış, bağışlama eylemi), vahib, vehhab (bağışlayan, armağan eden, cömert, veren, ihsan eden, hibe eden) + i (ile ilgili, -a ait) * XVIII. yüzyılda Muhammed bin Abdülvehhab’ın görüşleri etrafında şekillenen, İslam’ın erken dönem uygulamalarına dönmeyi ve tevhid anlayışını vurgulayan dini hareket veya bu hareketin mensubu kimse

vehhac : ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak), vehc (alevli olma, alevle yanma, parlama) * çok parlak, ışık saçan, alevli ve harlı

vehic : ara. * vehece (alevli olmak, alevle yanmak, parlamak) * alevli olma, alevle yanma, parlama; ateşin sıcaklığı

vehikül : lat. * vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + culum (küçültme eki) * araç, taşıt, vasıta; aktif bir ilaç için baz olarak kullanılan, genellikle sıvı madde, aktif maddeyi taşıyan inert madde, etkin madde

vehim : ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek, şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim (korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet (şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu

vehlet : ara. * vahila (korkmak, ürkmek, şaşırmak) + et (isim yapım eki) * ilk an, başlangıç, ilk defa olan durum, ilk bakışta, birdenbire, ansızın

vehm : ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek, şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim (korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet (şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma) * mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu

vehn : ara. * vehene (gevşemek, kuvvetsizleşmek) * fiziksel veya ruhsal olarak güçten düşme, zayıflık, güçsüzlük, gevşeklik, tembellik, yılma hali

vejetalin : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ine (kimyasal madde eki) * bazı bitki tohumlarından, özellikle hindistan cevizi yağından elde edilen, genellikle sadeyağ veya tereyağı yerine kullanılan bitkisel kökenli katı bir yağ türü

vejetalizm : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * hayvansal kaynaklı besinlerin tüketilmesini reddeden, yalnızca bitkisel kaynaklı beslenmeyi esas alan görüş veya yaşam biçimi

vejetaryen : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) * kırmızı et, tavuk, balık ve diğer hayvan etlerini tüketmeyen, beslenmesinin temelini sebze, meyve, tahıl ve baklagiller gibi bitkisel gıdalar oluşturan (kimse)

vejetasyon : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir alanda (orman, bozkır, çayır gibi) benzer yaşama koşullarını paylaşan bitkilerin oluşturduğu ortak yaşam alanı; bir coğrafi bölgedeki bitki örtüsünün tamamı, bir bölgede bir arada yaşayan bitki topluluklarının bütünü

vejetatif : lat. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bitkilerin büyüme, gelişme ve üremeyle ilgili yaşamsal faaliyetlerine ilişkin; eşeysiz veya somatik gelişme süreçleriyle ilgili

vejetatif üreme : lat., tür. * vegetare (canlandırmak, yaşatmak, büyütmek) (vegetus (canlı, diri, güçlü) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + üre (oluşmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak) + me (isim yapım eki) (tür.) * bitkilerde tohum veya döllenme olmadan, kök, gövde, yaprak gibi vejetatif organlardan yeni bireylerin oluşmasıyla gerçekleşen eşeysiz üreme biçimi

vekab : ara. * vakaba (çökmek, ortalığı kaplamak, içine girmek, karanlık basmak veya gözden kaybolmak) * çöker, ortalığı kaplar

vekalet : ara. * vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek), vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) * bir kimsenin kendi adına iş görmesi için başka bir kimseyi yetkilendirmesi, vekillik, temsil yetkisi

vekaleten : ara. * vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek), vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) + en (sıfat yapım eki) * bir kimsenin yerine veya onun adına, vekil sıfatıyla, vekil olarak, temsilen

vekaletname : ara., far. * vekalet (bir kimsenin kendi adına iş görmesi için başka bir kimseyi yetkilendirmesi, vekillik, temsil yetkisi) (vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) + et (isim yapım eki) ) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * bir kimsenin başka bir kimseyi kendi adına belirli işleri (hukuki, idari veya mali işlemler) yapmaya yetkili kıldığını gösteren yazılı belge

vekar : ara. * vakara (ağır olmak, ağırbaşlı davranmak) * ağırlık, ağırbaşlılık, ciddiyet, ölçülülük ve saygınlık; kişinin davranışlarında gösterdiği olgun ve ciddi tutum

vekil : ara. * vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek) * başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan; bir kimse adına belirli işleri (hukuki, idari veya mali işlemler) yapmaya yetkili kimse

veks : ara. * vekese (noksanlaştırmak, eksiltmek, azaltmak) * noksanlaştırma, eksiltme, azaltma

vektör : lat. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * matematik ve fizik bilimlerinde kuvvet, hız, ivme gibi yönlü büyüklükleri temsil eden, büyüklüğü (şiddeti) ile birlikte yönü de bulunan, uzayda belirli bir doğrultuda etkisi veya hareketi ifade eden, genellikle ok veya bileşenlerle gösterilen nicelik

vektör uzayı : lat., tür. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + uzay (evren) (uz (uzunluk, genişlik, mesafe) + ay (isim veya sıfat yapım eki) ) * elemanları arasında toplama ve sayılarla (skalerle) çarpma işlemlerinin yapabildiği ve bu işlemlerin belirli kurallara (aksiyomlara) uyduğu nesneler (vektörler) kümesi

vektörel : lat. * vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * hem sayısal bir değeri (büyüklüğü) hem de yönü ve doğrultusu olan veya bilgisayar grafiklerinde matematiksel formüllerle (çizgi ve eğrilerle) oluşturulmuş, vektör ile ilgili

vekud : ara. * vakada (yakmak, ateşlemek, tutuşturmak) * yakıt, odun, ateş yakmaya yarayan malzeme

vekuronyum : lat. * ve (ön ek) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas gevşetici etkili madde) + onium (kuaterner amonyum bileşikleri için kullanılan kimyasal adlandırma eki) * ameliyatlarda kasları tamamen gevşetmek için kullanılan güçlü bir kas gevşetici nöromüsküler bloker ilacın etken maddesi (C34H57N2O4)

vekuronyum bromid : lat., gre. * ve (ön ek) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas gevşetici etkili madde) + onium (kuaterner amonyum bileşikleri için kullanılan kimyasal adlandırma eki) + bromide (tuz formundaki brom bileşiklerinin genel ismi) (bromos (kötü koku) (gre.) + idum (kimyasal bileşik eki) (lat.) ) * cerrahi işlemlerde kasların geçici olarak felç edilmesi için kullanılan, kas gevşetici özellik taşıyan nöromüsküler blokör ilacın etken maddesi (C34H57BrN2O4)

vekz : ara. * vakaza (vurmak, çarpmak, darbelemek) * vurma, çarpma, darbetme, defetme, kovma

veladet : ara. * velede (doğurmak, dünyaya getirmek) * doğum, dünyaya gelme; doğurma olayı

velagluseraz alfa : lat., gre. * vela (farmasötik ön ek) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + seros (yağ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * Tip 1 Gaucher hastalığının tedavisinde kullanılan damar yoluyla ( intravenöz ) verilen, vücutta eksik veya bozuk olan ve bazı yağların parçalanmasını sağlayan enzimin yerine geçen, hücrelerde ve organlarda zararlı yağların birikmesini azaltan, organ büyümesi ve kemik problemleri gibi hastalık belirtilerini hafifleten bir enzim replasman ( eksik enzimi yerine koyma ) tedavisi ilacı (C2532H3854N672O711S16)

velamen : lat. * velare (örtmek, kaplamak) (velum (örtü, kaplama, kılıf, perde, yelken) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) * bitkilerde özellikle hava köklerinin dış yüzeyini kaplayan, su ve nemi hızla emebilen süngerimsi çok katlı hücre dokusu

velat : kür. * velat (vatan, ülke, memleket) * vatan, yurt, ülke, memleket

velayet : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) + et (isim yapım eki) * ergin olmayan (18 yaşından küçük) çocukların bakım, eğitim, korunma ve kişiliklerinin geliştirilmesi ile malvarlıklarının yönetilmesi amacıyla anne ve babaya tanınan hak, yetki ve ödevlerin bütünü

velayetname : ara., far. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) + et (isim yapım eki) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * din büyüklerinin, tarikat kurucularının veya veli kabul edilen salih kişilerin hayatlarını, kerametlerini ve olağanüstü hallerini anlatan menkıbe türündeki eserler; bir velînin hayatını, kerametlerini ve menkıbelerini anlatan eser; özellikle Bektaşîlik ve diğer tasavvufî geleneklerde bu tür biyografik-menkıbevi eserler

veled : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak) * çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk

veled-i manevi : ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + manevi (anlamsal) (mana (anlam) + evi (ile ilgili, -a ait) ) * manevi çocuk, evlatlığa kabul edilen, ahiret evladı, bir hocanın talebesi, mürid

veled-i sulbi : ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + sulb (sert, sağlam; omurga, bel kemiği, omurga; erkek nesli) + i (sıfat yapım eki) * öz oğul, evlenmekle hasıl olan kendi soyundan gelen çocuk

veled-i zina : ara. * veled (çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk) + i (tamlama eki) + zina (evlilik dışı cinsel ilişki) * evlilik dışı cinsel ilişki sonucu doğan çocuk

velense : lat. * valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) * yüzü uzun tüylü, kalın ve ağır battaniye

velespit : lat. * velox, velocis (hızlı, çabuk) + pes, pedis (ayak) (lat.); vélocipède (hızlı ayaklı; bisiklet) (fra.) * eski tip bisiklet

velet : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak) * çocuk, evlat, doğan, erkek çocuk

velev : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + lev (şayet, eğer, diyelim ki, varsayalım ki) * şayet, eğer, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse

velev ki : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + lev (şayet, eğer, diyelim ki, varsayalım ki) + ki (olursa) * eğer, şayet, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse

velhasıl : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hasala (ortaya çıkmak, meydana gelmek, üremek, türemek, sonuç elde etmek), hasıl (ortaya çıkan, görünen; ürün; özet, sonuç, öz) * kısacası, sonuç olarak, özetle

velhasılıkelam : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hasala (ortaya çıkmak, meydana gelmek, üremek, türemek, sonuç elde etmek), hasıl (ortaya çıkan, görünen; ürün; özet, sonuç, öz) + i (tamlama eki) + kelam (söz, söylem, kelime, konuşma) * sözün sonucu olarak, sonuç olarak, nihayetinde, kısacası, özetle, sözün kısası

veli : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek) * bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse; Allah dostu; yöneten, idare eden, yetki sahibi kimse, bir kimsenin korunmasından, gözetiminden veya temsilinden hukuken sorumlu olan kişi; Allah'a yakınlığıyla tanınan ermiş kimse (valet (hizmetçi, uşak) (ing.)

veliahd : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * bir hükümdarın ölümünden veya tahttan çekilmesinden sonra yerine geçmesi beklenen kimse, taht varisi

veliaht : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) * bir hükümdarın ölümünden veya tahttan çekilmesinden sonra yerine geçmesi beklenen kimse, taht varisi

velice : ara. * velice (içine girmek, girmek, içeri girmek) * kişinin yakından bildiği, sırlarını paylaştığı kimse; sırdaş, yakın dost

velid : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak) * yeni doğmuş çocuk, doğumdan hemen sonraki çocuk

velinimet : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * iyilik ve yardımda bulunan, geçimi veya refahı sağlayan, nimet veren; iyilik sahibi, koruyucu

veliyullah : ara. * veliya (yakın olmak, dost olmak, korumak, yönetmek, üstlenmek), veli (bir kimseye yakınlık gösteren, yakın olan, gözeten, koruyan, dost, koruyucu, sahip çıkan, himaye eden kimse) + i (tamlama eki) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah'ın dostu, Allah'a yakın; özellikle tasavvufta Allah'ın velîsi

velosite : lat. * velox, velocis (hızlı, suratli, çabuk, çevik) + itas (isim yapım eki) * fiziksel olarak bir cismin belirli bir yönde birim zamanda aldığı yol; hız, sürat, çabukluk

velovis : lat. * ve (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + Jovis, Iovis (Jüpiter) * Roma mitolojisinde özellikle yeraltı dünyası, intikam ve yıldırım ile ilişkilendirilen, Jüpiter'in genç/karanlık bir karşılığı olarak yorumlanan tanrı

velpatasvir : lat. * velpata (farmasötik ön ek) + asvir (Hepatit C virüsünün (HCV) NS5A replikasyon kompleksi inhibitörü için kullanılan antiviral ilaç son eki) * hepatit C virüsü (HCV) enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan, virüsün çoğalmasını durduran doğrudan etkili bir antiviral (virüs karşıtı) ilacın etken maddesi (C49H54N8O8)

velud : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk) * doğurgan, üretken, yaratıcı; geçerli (valid (geçerli) (ing.), valide (geçerli) (fra.), güldig (geçerli) (alm.) )

velum : lat. * velum (yelken, perde, örtü) * yelken, perde, örtü; anatomi ve biyolojide zar, perde veya perde biçimli yapı

velur : lat. * villosus (kıllı, tüylü) (villus (kıl, tüy, püskül, ince çıkıntı) + osus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); velours (kadife) (fra ) * kadife, kadifeye benzeyen, yumuşak ve tüylü yüzeyli kumaş

velut : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), valid (doğuran), veled (doğmuş çocuk) * doğurgan, üretken, yaratıcı; geçerli (valid (geçerli) (ing.), valide (geçerli) (fra.), güldig (geçerli) (alm.) )

velutinöz : lat. * villosus (kıllı, tüylü) (villus (kıl, tüy, püskül, ince çıkıntı) + osus (ile ilgili, -a ait) ), velutum (kadife) + inus (sıfat yapım eki) * yüzeyi kısa, yumuşak ve sık tüylerle kaplı, kadifemsi; botanikte kadifemsi tüylü

velvele : ara. * velvele (bağırıp çağırmak, yaygara koparmak, yüksek sesle bağırmak, feryat etmek) * yaygara, gürültülü patırtı; bağırıp çağırma; Türk musikisinde, bir usulün (ritim kalıbının) ana vuruşlarının daha küçük parçalara bölünerek, fazladan vuruşlar ve çeşitlemelerle daha canlı ve kalabalık şekilde icra edilmesi

vemurafenib : lat. * ve (veline (valin) aminoasidi) + mu (mutated (Mutasyona uğramış) ) + ra (RAF enzim/gen ailesi belirteci) + fe (RAF kinaz enziminin seçici bir şekilde hedef alındığı (fraf-selective) yapı) + nib (küçük moleküllü kinaz inhibitörü) * BRAF V600 mutasyonu taşıyan ileri evre deri kanseri (melanom) ve bazı nadir hastalıkların tedavisinde kullanılan, hedefe yönelik oral bir kinaz inhibitörü kanser ilacının etken maddesi (C23H18ClF2N3O3S)

ven : lat. * vena (kan damarı, su yolu, maden damarı; bir insanın doğal yeteneği/mizacı) * vücuttaki oksijeni azalmış, karbondioksitlenmiş kirli kanı toplayıp kalbe geri taşıyan damar, toplardamar

vena : lat. * vena (kan damarı, su yolu, maden damarı; bir insanın doğal yeteneği/mizacı) * vücuttaki oksijeni azalmış, karbondioksitlenmiş kirli kanı toplayıp kalbe geri taşıyan damar, toplardamar

vena kava : lat. * vena (toplardamar) + cava (oyuk, mağara, kiler) * vücuttaki oksijeni azalmış (kirli) kanı toplayıp kalbin sağ kulakçığına (sağ atriyum) taşıyan insan vücudundaki en büyük iki ana toplardamarın genel adıd (üst vena kava ve alt vena kava)

vena komitans : lat. * vena (toolardamar) + commitentia (eşlik eden, yanında seyreden) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + mittere (koymak, göndermek), mittentia (koyma, gönderme) ) * arter veya sinire eşlik eden toplardamar

vena porta : lat. * vena (toplardamar) + porta (kapı, giriş, geçit) * karındaki gastrointestinal kanaldaki (sindirim sistemi), pankreastaki, dalaktaki ve safra kesesindeki kanı karaciğere taşıyan damar

venasyon : lat. * venari (damarlarla donatmak) (vena (toplardamar) + ari (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir yaprağın veya bir böcek kanadının üzerindeki damarların diziliş ve dağılış biçimi, damarlanma

vendigo : alg. * wiindigoo, wihtikow (yamyamlık ve açgözlülükle ilişkilendirilen doğaüstü varlık) * Kuzey Amerika'nın Algonkin halklarının mitolojilerinde insan eti yediğine inanılan, doymak bilmeyen açlık ve yamyamlıkla ilişkilendirilen doğaüstü varlık.

venedik : lat. * Venetia (Venedik bölgesi) (Veneti (Venetler; antik halk adı) (ven (sevmek, arzulamak) (Proto-Hint-Avrupa dillerinde), Venus (Venüs, aşk tanrıçası), venustus (güzel, çekici) ) + ia (yer eki) ) * Adriyatik Denizi'nin doğu kıyısında, bugünkü Hırvatistan, Karadağ ve Arnavutluk'un bazı kısımlarını da içeren, sınırları belirsiz eski bir bölge olan İlirya'da yaşamış eski bir halkın ismi

venenoz : lat. * venenosus (venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) + osus (-li, ile ilgili) ) * zehir içeren veya zehir etkisi gösteren, zehirli, toksik

veneral : lat. * Venereus (Venüs'e ilişkin, aşk/cinsel ilişkiyle ilgili) (Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * cinsel ilişkiyle veya cinsel yolla bulaşmayla ilgili

venerien : lat. * Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + ianus (sifat yapım eki) * cinsel ilişkiyle veya cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili

veneroloji : lat. * Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * cinsel yolla bulaşan hastalıkları inceleyen tıp dalı, zührevi hastalıklar bilimi

venetoklax : lat. * vene (farmasötik ön ek) + to (atoptoz (hücre ölümü) + clax (Bcl-2 inhibitörü belirteci) * özellikle kronik lenfositik lösemi (KLL) ve akut miyeloid lösemi (AML) gibi bazı kan kanseri türlerinin tedavisinde kullanılan, ağız yoluyla alınan hedef odaklı bir kanser ilacın etken maddesi (C45H50ClN7O7S)

venezuela : isp. * Venetuela (küçük Venedik) (Venetia (Venedik bölgesi) (Veneti (Venetler; antik halk adı) (ven (sevmek, arzulamak) (Proto-Hint-Avrupa dillerinde), Venus (Venüs, aşk tanrıçası), venustus (güzel, çekici) ) + ia (yer eki) ) + uela (küçültme eki) ) * Güney Amerika’nın kuzeyinde yer alan, batısında Kolombiya, güneyinde Brezilya, doğusunda Guyana ve kuzeyinde Karayip Denizi bulunan ülke

venkateshwara : san. * Venkaṭa (Venkata Dağı/Tirumala) + isvara (efendi, ilah, tanrı, hükümdar, hükmeden) * Hinduizmde Vişnu'nun, özellikle Güney Hindistan'da Tirumala'daki Venkata Tepesi ile ilişkilendirilen biçimi, “Venkata'nın Efendisi”

venlafaksin : lat., gre. * venla (farmasötik ön ek) (lat.) + phenyl (benzen halkasından bir hidrojen atomunun ayrılmasıyla oluşan aromatik fonksiyonel grup C6H5) (gre.) + ax (cyclohexane (siklohekzan) C6H12) + ine (kimyasal madde eki) * depresyon ve anksiyete tedavisinde kullanılan, SNRI (serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörü) sınıfına ait reçeteli bir antidepresan (C17H27NO2)

venn diyagramı : ing., gre. * Venn (İngiliz matematikçi ve mantıkçı John Venn'in soyadından) (ing.) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * kümeler arasındaki kesişme, birleşme, ayrılma ve kapsama ilişkilerini görsel olarak göstermek için kullanılan şema

venodilatör : lat. * vena (toplardamar) + dilatare (genişletmek, yaymak, germek) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + latare (genişletmek, yaymak, germek) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * toplardamarları genişleten; özellikle damar düz kaslarını gevşeterek venöz kapasiteyi artıran (madde veya ilaç)

venografi : lat., gre. * vena (toplardamar) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toplardamarların, genellikle kontrast madde verilerek radyolojik olarak görüntülenmesi yöntemi

venom : lat. * venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) * yılan, akrep, örümcek gibi hayvanların ısırma veya sokma yoluyla vücuda aktardığı zehir

veno-oklusiv : lat. * vena (toplardamar) + occludere (kapatmak, tıkamak, engellemek, mani olmak) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) + ivus (ile ilgili, -a ait) * toplardamarın (venin) tıkanmasıyla ilgili; venöz kan akımının bir tıkanıklık nedeniyle engellenmesiyle ilgili

venöz : lat. * vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, -a ait) * toplardamarla ilgili, toplardamara ait

venöz staz : lat., gre. * vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, durum, yer) (gre.) * toplardamarlarda (venlerde) kan dolaşımının yavaşlaması ve kanın özellikle bacaklarda göllenip birikmesi durumu

ventilasyon : lat. * ventilatio (rüzgarla hareket ettirme, havalandırma) (ventilare (havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * hava veya gazın bir ortamda dolaştırılması, yenilenmesi veya değiştirilmesi işlemi, havalandırma

ventilatör : lat. * ventilator (rüzgarla hareket ettirici, havalandırıcı) (ventilare (havalandırmak, sallamak) (ventus (rüzgar) + alis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ventilateur (fra.) * havayı hareket ettirerek dolaşım sağlayan, serinletme veya havalandırma amacıyla kullanılan pervaneli aygıt, fan

ventral : lat. * venter, ventris (karın) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın ile ilgili

ventrikül : lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) * kalbin kanı pompalayan alt odacıklarından her biri; beyindeki içi sıvı dolu boşluklardan her biri, karıncık

ventrikül dextrum : lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) + dextrum (sağ, sağdaki) * kalbin sağ alt kısmında yer alan, sağ kulakçıktan gelen oksijeni az kanı akciğerlere pompalayan boşluk, ventriculus dexter, sağ karıncık

ventrikül sinistrum : lat. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) + sinistrum (sol, soldaki) * kalbin sol alt kısmında yer alan ve oksijenle zenginleşmiş kanı tüm vücuda pompalayan güçlü kas yapısına sahip boşluk, ventriculus sinister, sol karıncık

ventriküler taşikardi : lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + takhys (hızlı, çabuk, süratli, ivedi) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalbin karıncıklarından kaynaklanan, kalp atımının anormal derecede hızlandığı ritim bozukluğu

ventrikülografi : lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kalbin veya beynin ventriküllerinin görüntülenmesini sağlayan radyolojik inceleme

ventrikülostomi : lat., gre. * ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) (lat.) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * beyindeki veya kalpteki bir ventrikülde cerrahi olarak bir stoma (açıklık, ağız) oluşturulması işlemi

ventrokaudal : lat. * venter (karın, mide) + cauda (kuyruk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anatomide bir yapının hem ventral yönde (karın tarafına doğru), hem de kaudal yönde (kuyruk veya vücudun alt kısmına doğru) konumlanması ile ilgili

ventromedial : lat. * venter (karın, mide) + medius (orta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir yapının hem ventral, yani karın tarafında, hem de medial, yani vücudun orta hattına yakın konumda olmasıyla ilgili

venus : lat. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası) * istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk, güzellik ve bereket tanrıçası; Güneş sisteminde,ki ilk gezegen olan Merkür’den sonraski ikinci gezegen

venül : lat. * vena (toplardamar) + ulus, ula (küçültme eki) * küçük toplardamar; kılcal damarlardan gelen kanı toplardamarlara taşıyan küçük damar

venüs : lat. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası) * istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk, güzellik ve bereket tanrıçası; Güneş sisteminde,ki ilk gezegen olan Merkür’den sonraski ikinci gezegen

venüs çarığı : lat., tür. * Venus (istek, arzu; Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası) (lat.) + carık (tabanı deri veya benzeri malzemeden yapılmış ayakkabı) (tür.) * orkidegiller (Orchidaceae) familyasından, çiçeği terlik veya çarık biçiminde şişkin dudak formunda olan bitki cinsi

vepar : lat. * vepres (çalı, dikenli çalı, böğürtlen) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, denizleri ve gemileri yönetme, fırtınalar koparma ve insanlardaki yaraları ölümcül kurtçuklara dönüştürerek üç gün içinde öldürme gücüne sahip 42. cin (demonik varlık)

vera : ara. * vera (güçlü sakınma, güçlü takva; sırt, arka, arkası, sonrası) * gerçeği ögrenme, iyiye ve doğruya yönelme, haram veya günah olma ihtimali bulunan şüpheli şeylerden titizlikle kaçınmak ve sakınma (verus (gerçek) (lat.); very (gerçek) (ing.), vrai (gerçek) (fra.) )

verak : ara. * verak (yaprak) * yeryüzünün bitkiler vasıtasıyla yemyeşil, canlı ve gür bir görünüme kavuşması, bitkilerle yer yüzünün yeşil olması

veranda : san. * varanda, baranda (uzun balkon, çatı altı geçit) * yapıların zemin katında yer alan, genellikle üstü bir çatıyla örtülü, etrafı açık veya camla kapatılmış, ev ile bahçe arasında geçiş sağlayan üstü kapalı geniş dış oturma alanı

verapamil : lat. * veratrum (çömerotu) + p (izopropil grubu) + am (amino grubu) + il (nitril belirteci) * kalp ve damar sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan kalsiyum kanal blokörü ilacın etken maddesi (C27H38N2O4)

veraset : ara. * varasa (miras bırakmak, miras almak, intikal etmek) + et (isim yapım eki) * bir kimsenin ölümünden sonra geride bıraktığı mal varlığının, haklarının ve borçlarının yasal mirasçılarına geçmesi, varis okma durumu, mirasçılık

veraset ilamı : ara., tür. * varasa (miras bırakmak, miras almak, intikal etmek) + et (isim yapım eki) + ilam (bildirme, bildiri; hukukta mahkeme kararının yazılı ve resmi tebliği) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir kimsenin ölümü sonrasında geride kalan malların kimlere ve hangi oranlarda (paylarla) kalacağını gösteren resmi bir belge, mirasçılık belgesi

verbal : lat. * verbum (söz, kelime) + alis (ile ilgili, -a ait) * sözle, kelimeyle, konuşmayla ilgili, yazılı olmayan, sözlü

verbalizasyon : lat. * verbum (söz, kelime) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir düşünceyi, kavramı, duyguyu veya başka bir içeriği sözle veya dilsel biçimde ifade etme, sözleştirme, söze dökme

verbascum : lat. * verbascum, barbascum (barba (sakal) + scum (ile ilgili, -a ait) ) * Scrophulariaceae (sıracaotugiller, sahlepgiller) familyasından, büyük sarı çiçekleri ile bilinen, otsu ve dekoratif bitki türü, sığırkuyruğu

verbena : lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) * Verbenaceae (verbengiller) familyasından, ritüel ve süs amaçlı kullanılan, ince saplı ve çiçekli otsu bitki türü

verbenaceae : lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın olan, karşılıklı dizilen yapraklara ve çoğunlukla dört köşeli gövdelere sahip olan, otsu bitkiler, çalılar ve küçük ağaçlardan oluşan çiçekli bir bitki familyası

verbesina : lat. * verbena (sunak çiçeği, kutsal ve şifalı bitki) + sina (ile ilgili, -a ait) * Asteraceae (papatyagiller) familyasından, büyük sarı veya beyaz çiçekli, dekoratif otsu bitki türü

verbijerasyon : lat. * verbum (söz, kelime) + aggerare (yığmak, kümelemek, istiflemek, biriktirmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin belirli bir sözcüğü, heceyi veya cümleyi amaçsız, anlamsız ve tekdüze bir şekilde durmaksızın tekrarlaması durumu

verd : ara. * verd (gül) * gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsinden, odunsu, çok yıllık, kapalı tohumlu güzel kokulu bitki türü

verdane : far. * vart (dönmek, yuvarlanmak) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * hafif yük taşıyan konveyörlerde (taşıyıcı bant sistemlerinde) kullanılan rulo veya makara; toplu oklava, kalın ve tombul oklava; koca başlı kertenkele türü

verem : ara. * verama (şişmek, kabarmak, yumrulaşmak), verem (ur, şiş, şişlik, kabarıklık, yumru, tümör) * mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu, başta akciğerler olmak üzere vücuttaki diğer organları da etkileyebilen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı, tüberküloz

veresiye : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + esi (sıfat yapım eki) + iye (isim yapım eki) * para peşin verilmeden, bedeli veya ücreti daha sonra ödenmek üzere yapılan alışveriş

verev : erm., far. * ver (yukarı, üst, yukarı doğru) + ev (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (erm.); vareb (çarpık, eğri, eğik, inişli) (far.) * bir köşeden karşı köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan, köşegen, diyagonal

verge : lat. * virga (yeşil sürgün, ince dal, çubuk, değnek; makam asası, ölçü çubuğu veya otorite değneği) * eşik, sınır, kenar, dış sınır

vergi : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + gi (isim yapım eki) * verilmiş olan; devletin kamu hizmetlerini (eğitim, sağlık, güvenlik, altyapı) finanse etmek amacıyla kanunlara dayanarak gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız ve zorunlu olarak aldattığı parasal katkı

vergi mükellefi : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + gi (isim yapım eki) + mukellef (yükümlü, yükümlü kılınmış, sorumlu, görevli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * devlete vergi ödeme yükümlülüğü ve borcu bulunan gerçek kişiler (bireyler) veya tüzel kişiler (şirketler ve kurumlar)

veri : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) * ölçüm, deney, gözlem veya araştırma yoluyla elde edilmiş ancak henüz işlenmemiş ham bilgi parçacığı, data

veri madenciliği : tür., ara. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) (tür.) + maden (yer altından çıkarılan mineral veya metal; çeşitli iç ve dış doğal etkenlerce yerkabuğunun bazı bölgelerinde oluşmuş olan ve ekonomik değeri bulunan mineral) (ara.) + ci (-yapan, eden eki) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) * büyük veri kümeleri içindeki anlamlı örüntüleri, ilişkileri ve bilgileri bilgisayar destekli yöntemlerle keşfetme ve çıkarma süreci

veri tabanı : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) + taban (ayak tabanı, el ayası) + ı (iyelik eki) * verilerin düzenli biçimde depolandığı, yönetildiği ve gerektiğinde erişilip işlendiği yapı veya sistem

verici : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + i (isim yapım eki) + ci (yapan, eden eki) * bir şeyi veren, ileten, eriştiren, ulaştıran, aktaran veya gönderen kimse veya araç; radyo, televizyon ve iletişimde alıcı cihaza sinyal gönderen cihaz

verid : ara. * verid (toplardamar) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik atıklarla kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan, atardamarların aksine genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha ince olan ve kanın yer çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar içeren kan damarı, ven, vena

verifikasyon : lat. * verus (gerçek, asıl, hakiki) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin doğru, gerçek ve geçerli olduğunun kontrol edilmesi, doğrulama, teyid

verifiye : lat. * verificatus (doğrulanmış, teyid edilmiş) (verus (gerçek, asıl, hakiki) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); vérifié (fra.) * doğrulanmış, teyid edilmiş

verik : ara. * verik (bacağın üst kısmı, kalça, uyluk veya uyluk kemiği; sikkesiz, saf gümüş, gümüş para) * bacağın üst kısmı, kalça, uyluk veya uyluk kemiği; sikkesiz, saf gümüş, gümüş para

verim : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + im (isim yapım eki) * harcanan emek, zaman, enerji veya kaynak karşılığında elde edilen faydalı sonuç, ürün veya performans seviyesi

verit : ara. * verid (toplardamar) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik atıklarla kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan, atardamarların aksine genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha ince olan ve kanın yer çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar içeren kan damarı, ven, vena

veritas : lat. * verus (gerçek, asıl, hakiki) + itas (ieim yapım ve durum eki) * hakikat, doğruluk, gerçek, gerçeklik; Roma mitolojisinde hakikatin, dürüstlüğün ve doğruluğun vücut bulmuş hali (tecessümü) ve tanrıçası

verj : lat. * virga (yeşil sürgün, ince dal, çubuk, değnek; makam asası, ölçü çubuğu veya otorite değneği) * eşik, sınır, kenar, dış sınır

verjans : lat. * vergere (eğilmek, meyletmek, yönelmek, dönmek) + entia (isim yapım ve durum eki) * eğilim, yönelim, meyl, dönme; iki şeyin ortak bir noktadan farklı yönlere doğru hareket etmesi veya birbirinden uzaklaşması; gözlerdeki iki görme ekseninin birbirinden uzaklaşacak şekilde yönelmesi

verka : aa. * verka (yabani güvercin, üveyik, kumru; açık boz renk) * yabani güvercin, üveyik, kumru; açık boz renk

verkaç : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + kaç (uzaklaş, tüy, fıy) * verip yeniden alma, paslaşarak ilerleme; futbolda topu bir takım arkadaşına verip onun verdiği pası hemen geri alarak rakibi geçmeye yönelik hızlı paslaşma hareketi; genel olarak bir şeyi kısa süreliğine verip ardından geri alma hareketi

vermek : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + mek (fiil mastar eki) * iletmek, aktarmak, ulaştırmak, vardırmak, edindirmek, teslim etmek, bahşetmek, bağışlamak

vermilion : lat. * vermiculus (kçük solucan) (vermis (solucan) + culus (küçültme eki) ) (lat.); vermeillon (parlak kırmızı boya/renk) (fra.) * antik çağlardan beri kullanılan, parlak ve canlı bir kırmızı-turuncu tonuna sahip, geleneksel olarak cıva sülfür (zencefre) mineralinden elde edilen kalıcı bir pigment, çinober

vermut : ing. * wormwood (solucan ağacı) (worm (solucan, kurtçuk) + wood (ağaç, odun, orman) ) * antik çağda bağırsak kurtlarını (solucanlarını) imha etmek için koyu yeşil yağı ilaç olarak kullanılmış olan ve absent isimli sert içkinin de ana maddesi olan bitki

vernaküler : lat. * vernaculus (yerli, evde doğmuş, yerli köle) (verna (evde doğmuş köle, yerli hizmetçi) + culus, cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * yerli, yerel, yöreye özgü, yöresel; belirli bir yöreye, topluluğa veya yerel kültüre özgü olan; özellikle yerel dil veya yerel mimari için kullanılan

vernalizasyon : lat. * vernalis (ilkbahara ilişkin) (ver, veris (ilkbahar) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bitkilerin çiçeklenmeye geçmesini sağlamak veya hızlandırmak amacıyla belirli bir süre düşük sıcaklığa maruz bırakılması, bazı bitkilerde doğal olarak gerçekleşen soğuklanma sürecinin yapay olarak uygulanması; tek yıllık ve iki yıllık bitkilerde düşük sıcaklık etkisiyle çiçeklenmenin uyarılması

vernasyon : lat. * vernare (ilkbaharlaşmak, bahar gibi olmak) (ver, veris (ilkbahar) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bitki tomurcukları içindeki genç yaprakların katlanma, kıvrılma veya diziliş biçimi, yaprak katlanışı

vernik : lat. * veronix, vernix (cila, parlak kaplama) (lat.); vernis (fra.) * ahşap, metal vb. yüzeyleri kaplayarak koruyan ve parlaklık veren, reçine (polimerik yapı) ve çözücü bileşenden (etanol, terebentin vb.) oluşan saydam veya renkli sıvı/kaplama maddesi

vernike alanı : alm. * wernicke (Alman nörolog ve psikiyatrist Carl Wernicke'nin soyadından) + alan (bölge, saha, mıntıka, arazi) + ı (iyelik eki) (tür.) * baskın hemisferin temporal lobunun arka bölümünde yer alan, dilin anlaşılması ve anlamlandırılmasıyla ilgili olan alan, beynin dil alanı

vernikoz : lat. * veronix, vernix, vernicis (vernik, cila, parlak kaplama) + osus (ile ilgili, -a ait) * yüzeyi vernikli, cilalı veya parlak olan; verniksi bir görünüşe sahip olan (yaprak, meyve veya başka bir bitki organı)

verniks kazeoza : lat. * veronix, vernix, vernicis (vernik, cila, parlak kaplama) + caseus, caseum (peynir) + osus (ile ilgili, -a ait) * fetüsün derisini gebelik sırasında kaplayan, doğumdan hemen önce ve doğum sırasında bulunan beyazımsı, yağlı ve peynir kıvamındaki koruyucu tabaka

verniye : fra. * vernier (Fransız matematikçi Pierre Vernier'nin soyadından) * ana ölçek üzerindeki küçük uzunluk farklarını okuyarak hassas ölçüm yapmayı sağlayan hareketli yardımcı ölçek; ana ölçüm skalası üzerinde hassas ve kesirli ölçüm yapmayı sağlayan küçük yardımcı ölçek veya sürgülü ek cetvel

vernonia : lat. * Vernon (İngiliz botanikçi William Vernon'um soyadından) + ia (isim yapım eki) * Asteraceae (papatyagiller) familyasından, tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, gösterişli çiçekli otsu bitki türü, acı ot, demir otu

vernonioid : lat., gre. * Vernon (İngiliz botanikçi William Vernon'um soyadından) + ia (isim yapım eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * Vernonia (Demirotu) cinsine benzeyen, onun özelliklerini taşıyan veya onunla ilişkili olan

veronica : lat., gre. * veronica (verus, vera (gerçek) (lat.) + ikon (görüntü, görünüm, suret) (gre.) ) * Plantaginaceae (sürengiller) familyasından, ince ve uzun çiçek salkımları ile bilinen otsu bitki türü, yavşan otu

veronika : gre. * pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + nike (zafer, galibiyet, başarı) * Antik Makedonca bir kadın ismi olan Berenice (Berenike) isminin Latinceleştirilmiş bir varyasyonu; kadın ismi; Veronica, Plantaginaceae (sürengiller) familyasından, ince ve uzun çiçek salkımları ile bilinen otsu bitki türü

verotoksin : lat., gre. * viridis (yeşil, taze, canlı), vero (Afrika yeşil maymununun böbrek hücrelerinden türetilmiş hücre dizisi, maymun böceği hücre kültürü) (lat.) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * özellikle bazı Escherichia coli suşlarının ürettiği, Vero hücrelerinde sitotoksik etki gösteren toksin (zehirli madde)

verruka anogenitalis : lat., gre. * verruca (siğil) + anus (halka, çember; makat, dışkı çıkış yeri) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * insan papilloma virüsünün (HPV) neden olduğu, anüs ve dış genital bölge çevresinde görülen siğil

verruka filiformis : lat. * verruca (siğil) + filum (iplik) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ince, uzun ve ipliksi çıkıntılar oluşturan siğil

verruka plana juvenilis : lat. * verruca (siğil) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + iuvenis, juvenis (genç, gençlik) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * özellikle çocuklarda ve gençlerde görülen, yüz ve ellerde ortaya çıkan, küçük, yassı ve hafif kabarık siğil

verruka veneralis : lat. * verruca (siğil) + veneralis (cinsel, zührevi) (Venereus (Venüs'e ilişkin, aşk/cinsel ilişkiyle ilgili) (Veneris (Venus (aşk ve güzellik tanrıçası) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * cinsel yolla bulaşan, özellikle anogenital bölgede oluşan siğil

verrukoza kutis : lat. * verruca (siğil) + osus (ile ilgili, -a ait; çokluk, bolluk, çoğul eki) + cutis (cilt, deri, ten) * çok sayıda siğil veya siğilimsi çıkıntı içeren, yüzeyi pürtüklü ve kalınlaşmış deri

verrüköz : lat. * verruca (siğil) + osus (ile ilgili, -a ait; çokluk, bolluk, çoğul eki) * siğil içeren, siğilimsi çıkıntılar taşıyan veya yüzeyi siğil gibi pürtüklü olan

verrüküloz : lat. * verruca (siğil) + ulus, ula (küçültme eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * küçük siğiller taşıyan, küçük siğillerle kaplı, siğilimsi küçük ve pürtüklü yüzeye sahip olan

verrüsiform : lat. * verruca (siğil) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * biçimi veya görünüşü siğili andıran, siğil biçiminde olan, siğil şekilli

vers : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * karşı, -e doğru; dize, mısra, ayet

versatil : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * farklı amaçlara veya koşullara kolayca uyarlanabilen, çok yönlü ve değişken nitelikte olan

versatilite : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * farklı amaçlara veya koşullara kolayca uyarlanabilme, birden çok işlevi veya kullanım alanını yerine getirebilme durumu

versikolor : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + color (boya, renk) * farklı renklerde görünen, renkleri değişebilen veya renk bakımından çeşitlilik gösteren

versiyon : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir metnin, ürünün, yazılımın veya başka bir içeriğin belirli bir biçimi, sürümü veya farklılaştırılmış şekli

versus : lat. * versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * karşı, karşıt, -a karşı

vertebra : lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) * omurga sütununu oluşturan kemiklerden her biri, omur

vertebral : lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * omura veya omurgaya ilişkin, omurla ilgili

vertebral kolon : lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + kolon (organ, üye, madde; sürun, direk; kalın bağırsak) (gre.); columna (sütun, dikey yapı) (lat.) * omurların art arda dizilmesiyle oluşan, baş ile gövdeyi destekleyen ve omuriliği koruyan iskelet yapısı

vertebrata : lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + atus (sıfat yapım eki) + a (çoğul eki) * omurgaya veya omurga benzeri bir eksen yapısına sahip olan (taksonomik grup belirteci)

vertebrobaziler : lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + ilis (ile ilgili, -a ait) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * omurlar ve özellikle vertebral arterler ile baziler arterin oluşturduğu damar sistemine ilişkin olan

vertebrofemoral : lat. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + femur (insan ve bazı hayvanlarda kalça ile diz arasındaki uzun kemik, uyluk kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * omurga ve uyluk kemiği ile ilgili

vertebroplasti : lat., gre. * vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * omurga kemiğinde (vertebra) kemik erimesi (osteoporoz), tümör veya travma nedeniyle oluşan kırıkları ve çökme riskini tedavi etmek için kırık omurun içine özel bir tıbbi dolgu maddesi (kemik çimentosu) enjekte edilme işlemi

verteks : lat. * vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) * bir şeyin en üst, en uç veya birleşme noktası, tepe, uç, zirve, doruk; anatomide başın en üst noktası; geometride bir açının veya çokgenin köşe noktası

verteporfin : lat., gre. * viridis (yeşil, taze, canlı) (lat.) + porphyra (mor, erguvan) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * gözle ilgili damar hastalıklarının fotodinamik tedavisinde kullanılan, ışığa duyarlı bir benzoporfirin türevi (C41H42N4O8)

vertigo : lat. * versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + igo, iginis (isim yapım ve durum eki) * kişinin, kendisini veya çevresini dönüyormuş gibi algıladığı dengesizlik ve yönelim bozukluğu durumu, baş dönmesi

vertijinöz : lat. * versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + igo, iginis (isim yapım ve durum eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * baş dönmesiyle ilişkili olan veya dönme hissi veren, baş dönmesine neden olan

vertikal : lat. * vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * yerçekimi doğrultusuna paralel olan, yatay düzleme dik konumda bulunan, yukarıdan aşağıya doğru uzanan, dik olan, dikey

vertikal bulaş : lat. * verticalis (dikey) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + bulaş (bul (yapışmak, temas etmek, dokunmak, değmek) + aş (isim yapan ek; iteş ve edilgen fiil eki) ) (tür.) * bir enfeksiyon etkeninin veya hastalığın ebeveynlerden (özellikle anneden) yavrularına veya döllerine geçiş durumu, dikey bulaşma

vertikal transmisyon : lat. * verticalis (dikey) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + transmissio (öteye geçirme, öteye gönderme, aktarma, iletme) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + mission (gönderme, iletme, sevketme, görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) * bir enfeksiyon etkeninin (virüs, bakteri veya parazit) gebelik, doğum veya emzirme sırasında anneden bebeğe (veya ebeveynden çocuğa) geçmesi, dikey geçiş, dikey bulaşma

vertisilaster : lat. * verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) ) (lat.) + aster (yıldız) (gre.) * çiçeklerin gövde üzerinde karşılıklı yaprakların koltuklarında kümelenerek gerçek bir çiçek çevresi görünümü oluşturduğu, özellikle ballıbabagillerde görülen özel çiçek durumu

vertisilat : lat. * verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ex, icis (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * bir eksen veya gövde çevresinde aynı düzlemde veya birbirine yakın düzlemlerde halka oluşturacak şekilde dizilmiş olan; bitkilerde yaprak veya çiçeklerin çevrel dizilişini belirten; çevresel dizili, halka biçiminde dizilmiş

vertisilat yaprak : lat. * verticillus (iplik eğirme iği, küçük iğ, çevresel diziliş) (vertex, verticis (dönüş, dönme noktası, tepe, baş, doruk, en yüksek nokta; başın tepesi) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * botanikte aynı boğumda üç veya daha fazla yaprağın gövde çevresinde halka şeklinde dizilmesi; yaprakların çevresel bir düzen oluşturduğu yaprak dizilişi

vervolf : anglo sak. * wer, were (insan, adam, erkek) + wulf, wolf (kurt) * halk efsanelerinde, normal bir insanın Ay'ın durumlarına veya belirli koşullara göre kurt formuna dönüşmesiyle ortaya çıkan mitolojik yaratık, kurt adam

veryansın : tür. * ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + yan (ateşte kavrulmak, pişmek, ateşin sıcaklığına maruz kalmak) + sın (üçüncü tekil şahıs emir kipi eki) * acımadan, hiçbir şey düşünmeden, olası sonucunu değerlendirmeden veya sakınmadan saldırma, ağzına geleni söyleme veya bol bol harcama

verze : far. * verziden (çalışmak, yapmak, üretmek), verze (çalışma, emek, gayret, iş, pratik, alıştırma) * meslek, iş, çalışma, amel, yapım, üretim, sanat

vesaik : ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam bağ, ahit, kesin sözleşme), vesika (bağ, bağlılık, vesika; güvence, delil, hukuken geçerli belge) * Bir durumu, hakkı veya işlemi kanıtlayan yazılı kağıtlar, dökümanlar, belgeler, evraklar

vesail : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma, bir araya gelme, kavuşma), vesile (bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep, neden, araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat) * bir amaca ulaşmayı sağlayan unsurlar, araçlar, vasıtalar, yollar, yöntemler

vesair : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + sara (yürütmek, yönlendirmek, sevk etmek, hareket ettirmek; gezmek, gitmek, yürümek, hareket etmek, dolaşmak), seyr (gidiş, ilerleyiş, seyir), isra (gidiş, ilerleyiş), sair (yürüyen, giden, ilerleyen, seyreden, hareket eden; diğer, kalan, geri kalan) * ve geriye kalanlar; sayılan kişi veya şeylerin dışında kalan diğer kişi veya şeyleri belirtmek için kullanılan kelime

vesaire : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + sara (yürütmek, yönlendirmek, sevk etmek, hareket ettirmek; gezmek, gitmek, yürümek, hareket etmek, dolaşmak), seyr (gidiş, ilerleyiş, seyir), isra (gidiş, ilerleyiş), sair (yürüyen, giden, ilerleyen, seyreden, hareket eden; diğer, kalan, geri kalan) + e (isim yapım ve dişil eki eki) ) * ve geriye kalanlar; sayılan kişi veya şeylerin dışında kalan diğer kişi veya şeyleri belirtmek için kullanılan kelime

vesait : ara. * vasata (araya girmek, aracılık yapmak, ortada olmak, iki şeyin arasına girmek), vasat (orta), vasıta (araç) * bir işin yapılmasında, amaçlara ulaşmada kullanılan araçlar veya aracılık eden kimseler; taşıma araçları veya dolaylı yöntemler, araçlar

vesak : san. * vaisakha (ilkbahar ayı) * Theravada ve diğer Budist geleneklerde Budizm'in kurucusu Siddhartha Gautama'nın (Buda) doğumu, aydınlanması ve ve nirvanaya ulaşarak ölümünün (parinirvanasının) anıldığı, genellikle dolunayda kutlanan önemli Budist bayramı

vesayet : ara. * vassa, vasy (tavsiye etmek, vasiyet etmek, emretmek, öğüt vermek, emanet etmek, bir işi birine bırakmak, eklemek, bitişmek, birine iş yüklemek veya sorumluluk vermek) + yet (isim yapım eki) * kendi işlerini hukuken tek başına yürütemeyen bir kişinin hak ve çıkarlarının kanunen yetkilendirilmiş bir vasi tarafından korunması ve işlerinin yürütülmesi durumu

veseni : ara. * vesen (put, idol) + i (ile ilgili, -a ait) * taştan, tahtadan veya başka bir maddeden yapılmış heykellere, putlara tapınan kimse, putperest, müşrik

vesid : ara. * vasada (dayanmak, yaslanmak, destek olmak) * eşik, kapı önü, kapı eşiği, avlu, bir yapının giriş kısmı

vesika : ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam bağ, ahd, ahit, akd, akid, kesin sözleşme) * bağ, bağlılık, vesika; güvence, delil, hukuken geçerli belge

vesikalık : ara., tür. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam bağ, ahd, ahit, akd, akid, kesin sözleşme), vesika (bağ, bağlılık, vesika; güvence, delil, hukuken geçerli belge) (ara.) + lık (isim yapım eki) (tür.) * kimlik, pasaport, ehliyet veya başka bir resmi belgede kullanılmak üzere belirli ölçülerde çekilmiş (genellikle biyometrik) fotoğraf

vesikorektal : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mesane ve rektuma ilişkin olan

vesikoüreteral : lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) (lat.) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * mesane ve üretere ilişkin olan

vesikovajinal : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mesane ve vajinaya ilişkin olan

vesiküler : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * küçük kese veya vezikül biçiminde olan, veziküle ilişkin olan veya çok sayıda küçük kesecik içeren

vesile : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma, bir araya gelme, kavuşma) * bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep, neden, araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat (vessel (damar, gemi) (ing., vaisseau (damar), vaisselle (damar, gemi) (fra.) )

vesim : ara. * veseme (işaretlemek, damgalamak), vesm (işaret, nişan, damga) * güzel yüzlü, güzel çehreli, yaraşıklı, yakışıklı; mühürlü, damgalı

vesm : ara. * veseme (işaretlemek, damgalamak) * işaret, nişan, damga, mühür

vespertilionidae : lat. * vesper (akşam, akşam vakti) + ilio (isim yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * memeliler sınıfının yarasalar (Chiroptera) takımına ait olan, gececil ve çevrelerini ses dalgalarıyla bulma (ekolokasyon) yetenekleri oldukça gelişmiş en büyük ve en yaygın yarasa familyası, akşam yarasagiller, yassı burunlu yarasagiller

vespidae : lat. * vespa (eşekarısı, yabanarısı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * zarkanatlılar (Hymenoptera) takımına ait olan, çoğunlukla sosyal yaşam gösteren, yuvalarını kağıtsı maddelerden yapan ve eşekarıları ile bazı yabanarılarını kapsayan zar kanatlı böcekler familyası, eşekarısıgiller, yaban arıları

vessale : ara. * vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma, bir araya gelme, kavuşma) * bir amaca ulaşmayı sağlayan unsur, sebep, neden, araç, vasıta, yol, yöntem, fırsat, vesile (vessel (damar, gemi) (ing., vaisseau (damar), vaisselle (damar, gemi) (fra.) )

vessel : lat. * vascellum (küçük kap, küçük hazne, kapçık, haznecik) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cellum (küçültme eki) ) (lat.); vessel (damar, kap, gemi, taşıyıcı yapı) (ing.) * sıvı veya başka bir maddeyi taşıyan kap veya taşıyıcı yapı; kan veya başka vücut sıvılarını taşıyan damar

vesselam : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + selam (esenlik, barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selamlaşma veya esenlik dileğini ifade eden söz

vesta : lat. * hwes, wes (ikamet etmek, yaşamak, evde kalmak) (Proto-Hint-Avrupa dilleri kökü); vesta (ocak, yuva, ev, ateşin yandığı yer; Roma mitolojisinde ocak ve evin tanrıçası) (lat.) * Roma mitolojisinde evin, ailenin ve kutsal ocağın tanrıçası (Yunan mitolojisindeki Hestia'nın karşılığı)

vestibül : lat. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan yer, yapı, oda) ) * bir yapının veya organın giriş kısmını, ön boşluğunu veya geçiş alanını ifade eden terim; mimaride giriş holü, anatomi ve tıpta kulak, burun, ağız veya vajina gibi organlarda içeriye açılan ön boşluk, dalız, dehliz

vestibüler : lat. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan yer, yapı, oda) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * vücudun denge, hareket ve uzaysal konumunu (yönelimini) algılamasından sorumlu olan denge sistemiyle ilgili olan, vestibül ile ilgili olan

vestibüler schwannoma : lat., alm., gre. * vestibulum (giriş, avlu, ön oda) (ves (ön) + stabulum (durulan yer, yapı, oda) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + schwann (Alman fizyolog ve hücre teorisyeni Theodor Schwann'ın soyadından) (alm.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * iç kulaktan beyne giden işitme ve denge sinirleri (sekizinci kafa çifti) üzerinde gelişen, genellikle yavaş büyüyen ve kanserli olmayan (iyi huylu) bir beyin tümörü, akustik nörinom, köşe tümörü

vestigeal : lat. * vestigium (iz, ayak izi, taban izi, kalıntı, belirti) + alis (ile ilgili, -a ait) * geçmişten kalan bir iz veya kalıntı niteliğinde olan; evrimsel olarak işlevini büyük ölçüde kaybetmiş ancak kalıntı halinde bulunan (yapı veya organ)

vestigial : lat. * vestigium (iz, ayak izi, taban izi, kalıntı, belirti) + alis (ile ilgili, -a ait) * geçmişten kalan bir iz veya kalıntı niteliğinde olan; evrimsel olarak işlevini büyük ölçüde kaybetmiş ancak kalıntı halinde bulunan (yapı veya organ)

vestiyer : lat. * vestiarium (giysi odası, elbise dolabı) (vestis (giysi, elbise) + arium (yer ve durum eki) ) (lat.); vestiaire (fra.) * dış giysilerin, palto, şapka ve benzeri eşyaların bırakıldığı yer veya bu eşyaları saklamak için kullanılan dolap veya bölüm

veston : lat. * vestis (giysi, elbise) (lat.) + on (küçültme eki) (fra.) * genellikle takım elbisenin parçası olan, gövdenin üst kısmına giyilen kısa ceket

vesvas : ara. * vesvese (fısıldamak, gizlice telkin etmek, kuşku vermek, kuruntu vermek), vesvese (kuruntu, gizli telkin, saplantı, kuşku, iç fısıltı) * kişinin zihninde sürekli tekrarlanan kuşku, endişe, rahatsız edici düşünceler, kuruntular, telkinler oluşturan, vesvese veren, kuruntu veren, müvesvis

vesvese : ara. * vesvese (fısıldamak, gizlice telkin etmek, kuşku vermek, kuruntu vermek), vesvese (kuruntu, gizli telkin, saplantı, kuşku, iç fısıltı) * kişinin zihninde sürekli dolaşan, huzursuzluk veya kuşku oluşturan asılsız endişe ve düşünce, kuruntu

vetar : ara. * vatar (amaç, hedef, gaye, istek, arzu, ilgi, meram) * amaç, hedef, gaye, istek, arzu, ilgi, meram

veted : ara. * vatada (kazık çakmak, sağlamlaştırmak, sabitlemek) * kazık, çivi, direk, sabitleyici parça, demir mıh; aruz vezninde üç harfden meydana gelen nazım

veteran : lat. * veteranus (vetus, veteris (eski, yaşlı) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait) * uzun süre bir görevde bulunmuş, deneyim kazanmış, kıdemli ve tecrübeli kişi; kıdemli asker, eski asker

veteriner : lat. * veterinae (yük hayvanları, öküz, at, katır gibi çiftlik hayvanları) (vetis, veteris (eski, yaşlı) + inae (çoğul eki) ) + arius (ile ilgili, ilişkin, ait olan) * hayvan hastalıklarını teşhis ve tedavi eden, hayvan sağlığıyla ilgilenen uzman kişi; hayvan doktoru

vetin : ara. * vatana (sağlam olmak, yerleşmek, kökleşmek) * kalpten çıkan en büyük atardamar olan aort, ana damar, şah damarı

vetire : ara. * vatara (tek olmak; düzenli aralıkla sürmek; süreklilik göstermek, ardışık olmak) * yöntem, tarz, düzen, ölçü, ritim, üslup, tecrübe; bir işin veya olayın belirli bir düzen, hız, yöntem veya seyir içinde gerçekleşme biçimi

veto : lat. * vetare (yasaklamak, engellemek), veto (yasaklıyorum, engelliyorum) * bir kararın yürürlüğe girmesini tek taraflı olarak engelleme veya reddetme yetkisi

vetr : ara. * vetr (tek, tek sayı, eşsiz, yegane), vetara (tek olmak, yalnız olmak, eşsiz kılmak) * tek olan, çiftin (şef'i) karşıtı olan sayı veya bir şeyin eşi ve benzeri bulunmayan hali, tek, yegane

veya : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + ya (ya da, yahut; ey, ünlem) * iki veya daha fazla seçenekten birinin tercih edilebileceğini veya seçenekler arasında ayrım bulunduğunu bildiren bağlaç, ya da

veyahut : ara. * ve (ile, birlikte, beraber) + ya (ey, ünlem) + hud (son ek) * iki veya daha fazla seçenekten birinin tercih edilebileceğini veya seçenekler arasında ayrım bulunduğunu bildiren bağlaç, veya, ya da

veyh : ara. * vayaha (acımak, esef etmek), veyh (yazık, vah, acıma, şaşma, uyarı veya dikkat çekme bildiren ünlem) * üzüntü, acıma, şaşkınlık veya kınama bildiren ünlem, heyhat

veyke : ara. * vey (yazık, vah, acıma, şaşma, uyarı veya dikkat çekme bildiren ünlem) + ke (sana, senin için) * şaşma, saşkınlık, hayret, uyarı veya dikkat çekme bildiren ünlem; demek ki

veyl : ara. * veyle (yok olmak, helak olmak) * yazık, felaket, azap, helak, yok olma; büyük üzüntü, acı, felaket veya kötü sonuç bildiren ünlem ve isim

veysel : ara. * uveys (kurt, küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli) + el (son ek) * erkek ismi

veysi : ara. * uveys (kurt, küçük kurt; arzu eden, arzulu, istekli, hevesli) + i (ile ilgili, -a ait) * Üveys ile ilgili, Üveys'e ait; erkek ismi

veyvlet : ing. * wave (dalga) + let (küçültme eki) * küçük dalga, dalgacık; genliği sıfırdan başlayıp yükselen ve ardından tekrar sıfıra inen, sınırlı süreli küçük bir dalga salınımı (mühendislik ve veri bilimi gibi alanlarda genellikle Dalgacık Dönüşümü (Wavelet Transform) kavramı ile birlikte anılır.)

vezaret : ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk almak, destek olmak) + et (isim yapım eki) * vezirlik makamı, devlet yönetiminde vezirin veya bakanın görev ve yetki alanı, vezirlik, bakanlık, yönetim görevi

vezika : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) * sıvı veya başka bir maddeyi içinde tutan kese biçimli yapı; baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası

vezikal : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + alis (ile ilgili, -a ait) * mesaneye veya kese biçimli bir yapıya ilişkin olan, idrar kesesiyle ilgili

vezikan : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki; ile ilgili, -a ait) * damar dışına sızdığı veya cilde temas ettiği bölgede ciddi doku hasarına, kabarcıklara (bül) ve doku ölümüne (nekroz) yol açan kimyasal veya tıbbi madde

vezikosigmoidostomi : lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) (lat.) + sigma (Yunan alfabesinin 18. harfi Σ/σ/ς) + eidos, oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * idrar torbası (mesane) ile kalın bağırsağın son kısımlarından biri olan sigmoid kolon arasında cerrahi olarak yapay bir kanal veya ağızlaşma oluşturulması işlemi

vezikoüreteral : lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ureteralis (mesane ve üretere ilişkin olan) (ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * mesane ile üretere ilişkin olan, özellikle idrarın mesaneden üretere geri kaçışı gibi bu iki yapı arasındaki ilişkiyi ifade eden

vezikoüreteral reflü : lat., gre. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ureteralis (mesane ve üretere ilişkin olan) (ureter (üreter, idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) (lat.) (ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ethra (kanal, geçit, boru, tüp) (gre.) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + re (yeniden, tekrar; geri) + fluere (akmak; akış halinde olmak), flux (akış, akım) (lat.) * idrarın mesaneden (idrar torbasından) üreterler aracılığıyla geriye, böbreklere doğru kaçması durumu

vezikovajinal : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + vagina (kılıf, kın, kanal, hazne, kaplama, örtme, koruma) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mesane ve vajinaya ilişkin olan

vezikül : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus, ula (küçültme eki) * bir hücrenin içinde veya dışında, bir lipit çift tabakasıyla çevrili sıvı veya sitoplazmadan oluşan bir yapı

vezikülasyon : lat. * vesiculare (torbacıklaşmak, keseleşmek) (vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * küçük kese veya kabarcıkların oluşması, bir dokunun veya maddenin veziküller halinde şekillenme süreci, torbacıklaşma, keseleşme

veziküler : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * küçük kese veya kabarcık biçiminde olan, vezikül içeren veya veziküle ilişkin

vezikülobüllöz : lat. * vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ulus, ula (küçültme eki) + bala, bulla (top, küresel nesne; kabarcık, su kabarcığı, mühür kapsülü) + osus (ile ilgili, -a ait) * küçük veziküller ve daha büyük içi sıvı dolu büller oluşturan veya bu tür kabarcıklı lezyonlarla seyreden

vezin : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak) * ölçü, tartı, hesap, vezn

vezir : ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk almak, destek olmak) * yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi

veziriazam : ara. * vezr, vizr (yük), vizare, vezara (yüklenmek, yük taşımak, sorumluluk almak, destek olmak), vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi) + i (tamlama eki) + azim (büyük, yüce, ulu), azam (en büyük, en yüce) * Osmanlı Devleti'nde padişahın mutlak vekili konumundaki en yüksek rütbeli devlet görevlisi, günümüzdeki başbakan makamına denk gelen görevli

vezirköprü : ara., tür. * vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi) (ara.) + köprü (kara yolu, su yolu veya vadiler gibi doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan yapı) (tür.) * Samsun’un bir ilçesi

vezirparmağı : ara. * vezir (yardımcı, danışman; yük taşıyan; hükümdarın veya devlet başkanının yönetimdeki baş yardımcısı, yüksek dereceli devlet görevlisi) (ara.) + parmak (el veya ayağın uç kısımlarındaki eklemli organ) + ı (iyelik eki) (tür.) * Türk ve Osmanlı mutfağına ait, yuvarlanıp parmak şekli verilen hamurun fırınlandıktan veya kızartıldıktan sonra şerbetlenmesiyle yapılan, içerisinde un, yumurta, tereyağı, yoğurt gibi malzemeler bulunan, üzeri genellikle ceviz, fındık veya hindistancevizi ile süslenen geleneksel bir şerbetli hamur tatlısı

vezn : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak) * ölçü, tartı, hesap

vezne : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak) * para veya değerli evrakın tartıldığı, hesaplandığı, alınıp verildiği yer; kamu kurumları, bankalar ve benzeri kuruluşlarda para işlemlerinin yürütüldüğü bölüm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...