27 Eylül 2026 Pazar

farzetmek - fiksiyon

farzetmek : ara. * farada, faraza (farz etmek, yüklemek, emretmek, zorlamak, zorunlu kılmak mecbur tutmak, tahsis etmek), farz (zorunluluk, yükümlülük, zorunlu kabul, yasa, varsayım) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * varsaymak, addetmek, kabul etmek, öyleymiş gibi düşünmek; bir durumu düşünce veya hayal yoluyla öne sürmek

farzımisal : ara. * fard, farz (zorunlu kabul, yasa, varsayım) + ı (tamlama eki) + misal (örnek, benzetme) * örnek olarak varsayalım ki

farzımuhal : ara. * fard, farz (zorunlu kabul, yasa, varsayım) + ı (tamlama eki) + muhal (çelişkili, mantıken tutarsız, imkansız, mümkün olmayan) * tutalım ki, varsayalım ki, olmaz ama olduğunu düşünelim, imkansızı düşünecek olursak

fas : ara. * fes (ismini Fas ülkesinden alan, kırmızı keçeden yapılmış gece külahı), el mağariba, el mağrib (batı, batıda olan, batı krallığı) * Kuzey Afrika'da yer alan, Tunus ve Cezayir ile sınır komşusu olan ülke; Morocco

fasa : far * pesa, pasa, fesa (ses çıkarmadan yellenmek, gaz çıkarmak) * özellikle klasik Türk edebiyatında ve tarihi metinlerde İran'ın Fars eyaletinde yer alan, tarihi ve kültürel öneme sahip antik Fesa (Pesa) şehrini veya bu bölgeye ait olan unsurlar

fasad : lat. * facies, facia (yüz, yüzeu, görünüm, görünüş); façade (fra.) * ön yüz, cephe

fasafiso : ara. * fisfisa (haşere, böcek, tahta kurusu), fasafis (haşerat, böcekler) * üzerinde durmaya değmeyenler, hiçbir değeri ve önemi olmayanlar, anlamsızlar, boşlar

fasarya : gre., ita. * fasaria (gürültü, şamata, patırtı, kargaşa) (gre.); fesseria (aptallık, geri zekalılık) (ita.) * üzerinde durmaya değmeyen, hiçbir değeri ve önemi olmayan, anlamsız, boş, fasa fiso şey veya söz

faset : lat. * facies, facia (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + ettus, etta (küçültme eki) (lat.); facette (fra.) * mücevhercilikte, bir taşın kesilmiş küçük düz yüzeylerinden her biri; tıpta kemik yüzeylerinde bulunan küçük düz eklem yüzeyleri veya omurgadaki eklem çıkıntıları, faseta

faseta : lat. * facies, facia (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + ettus, etta (küçültme eki); facette (fra.) * mücevhercilikte, bir taşın kesilmiş küçük düz yüzeylerinden her biri; tıpta kemik yüzeylerinde bulunan küçük düz eklem yüzeyleri veya omurgadaki eklem çıkıntıları, faseta, faset

fasık : ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık), fasaka (suç işlemek, günah işlemek, ahlaksızlık etmek) * günahkar, ahlaksız, kafir, dinsiz, suçlu

fasıl : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma, ayrılma, fasl; zaman aralığı, mevsim; bir eserin (yazı, müzik) her bölümü; peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi

fasıla : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), fasl (ayrım, ayrışım, ayrılma, ayırma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem) + a (durum eki) * kısım, bölüm, kesit, kesim

fasid : ara. * fesad (bozgun, bozma, bozgunculuk) * kötü, bozuk; fesat çıkaran, arabozucu, bozguncu, bozuk

fasid daire : ara. * fasid (kötü, bozuk) + dara (dönme, dönmek), daire (bir merkezi noktadan belirli bir uzaklıkta olan bir noktanın 360 derece döndürülmesiyle oluşan şekil; çember, halka, çevrim, döngü, devir, dönem, çağ) * dönülüp dolaşılıp aynı noktaya gelinen ve bir sonuç vermeyen, içinden çıkılmaz düşünce veya olaylar silsilesi, kısır döngü

fasih : ara. * fasaha (açmak, yer açmak, genişletmek, boşluk bırakmak, ferahlatmak, açıklık sağlamak, rahatlık sağlamak) * açık, net, düzgün; açık ve düzgün anlatı; açık ve düzgün konuşma yeteneği olan

fasiitis : lat. * fascia, fascis (bant, bandaj, sargı bezi, kurdele; bohça, çıkın, paket) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * kasları, kan damarlarını ve sinirleri çevreleyen bağ dokusu olan fasyanın iltihabı

fasik : ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık), fasaka (suç işlemek, günah işlemek, ahlaksızlık etmek) * günahkar, ahlaksız, kafir, dinsiz, suçlu

fasikül : lat. * fascia, fascis (demet, iple bağlı küme) + cula (küçültme eki) * ansiklopedi ve benzeri büyük kitapların ayrı kapaklar içinde yayımlanan bir veya birkaç formalık bölümü

fasikülasyon : lat. * fascia, fascis (demet, iple bağlı küme) + cula (küçültme eki) + tio (isim yapım eki) * vücutta herhangi bir kasın istemsiz, gözle görülür şekilde kasılıp gevşemesi, kas seğirmesi

fasil : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), tafsilat (ayrıştırma, ayrıntı, detay, ayrıntılandırma, detaylandırma, bölme, açıklama; ayrıntılar) * ayrıştıran, ayrıntılandıran, detaylandıran

fasil : lat. * facilis (kolay) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kolay, basit, zor olmayan; yapılabilir

fasila : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma, ayrıştırma (facility (tesis, bölümlerden oluşan yapı), fascicule (kısım, bölüm), phase (faz, bölüm, aşama) (ing.), facile (kolay, bölümlendirilerek işlemi kolaylaştırılmış), phase (faz, bölüm, aşama) (fra.), Phase (kısım, bölüm) (alm.) )

fasile : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma, ayrıştırma; aile, soy, nesil (bir topluluk içinde birbirine bağlı kişiler); grup, kol, bölüm; kök veya kökene dayalı topluluk

fasilitasyon : lat. * facilitatio (facilitare (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * kolaylaştırma; grupların etkin bir şekilde çalışabilmeleri ve kaliteli kararlar alabilmeleri için etkileşimlerin yapı ve süreçlerine katkıda bulunulması; nörondaki aksiyon potansiyeli eşiğinin, ilgili sinapsta sinyallerin tekrarlanması veya eşik altı uyarımların toplanması nedeniyle düşmesi; nöronun daha kolay uyarılması

fasilitatör : lat. * facilitare (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kolaylaştırıcı, grupların etkin bir şekilde çalışabilmeleri ve kaliteli kararlar alabilmeleri için etkileşimlerin yapı ve süreçlerine katkıda bulunan kişi

fasilite : lat. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * kolaylık; tesis, ihtiyaçların karşılanabileceği bina, ekipman veya üniteler

fasit : ara. * fesad (bozgun, bozma, bozgunculuk) * kötü, bozuk; fesat çıkaran, arabozucu, bozguncu, bozuk, fasid

fasit daire : ara. * fasid (kötü, bozuk) + daire (bir merkezi noktadan belirli bir uzaklıkta olan bir noktanın 360 derece döndürülmesiyle oluşan şekil; çember, halka, çevrim, döngü, devir, dönem, çağ), dairat (döngü, dönüş, çember, halka) ) * dönülüp dolaşılıp aynı noktaya gelinen ve bir sonuç vermeyen, içinden çıkılmaz düşünce veya olaylar silsilesi, kısır döngü

fasiyal : lat. * facies (yüz, surat, çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama

fasiyal hemanjiom : lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat, çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + hemangioma (haima, haimat (kan) + angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) (gre.) * yüz bölgesinde oluşan bir tür damar tümörü

fasiyal palsi : lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat, çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + plegia (daralma, darbe, felç) (gre.); palsia (lat.); palsy (ing.) * sinir hasarına bağlı olarak yüz mimik kaslarında hareket kaybı gelişmesi, yüz felci

fasiyal paralizi : lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat, çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + paralusis (para (yanında, vasıta; engel) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); palsy (ing.) * sinir hasarına bağlı olarak yüz mimik kaslarında hareket kaybı gelişmesi, yüz felci, fasiyal palsi

fasiyes : lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek), facies (yüz, görünüş, biçim, dış görünüş, özellik) * bir kayaç, tortul ortam veya biyolojik topluluğun oluşum koşullarını yansıtan görünüşü, bileşimi ve özelliklerinin bütünü, yüzey görünümü, görünüş; kaya kütlelerinin oluştuğu fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortam koşullarını ve bu koşullara bağlı olarak sahip oldukları karakteristik görünüm ve özellikler

faska : gre. * phaskia (şerit, bant, kuşak, sargı, kundak bağı) * kundak dönemindeki bebeklerin zıbınlarının üzerinden bel bölgesine sıkıca dolanan ve çocuğu sıcak tutarak vücudunu desteklemeyi amaçlayan geniş kumaş sargı

fasl : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), tafsilat (ayrıştırma, ayrıntı, detay, ayrıntılandırma, detaylandırma, bölme, açıklama; ayrıntılar) * ayrım, ayrışım, ayrılma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma, ayrılma; zaman aralığı, mevsim; bir eserin (yazı, müzik) her bölümü; peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi (phase, Phase (faz, evre, safha, aşama, durum, hal) (ing., fra., alm.), facile (kolay, bölümlendirilerek işlemi kolaylaştırılmış), facility (tesis, bölümlerden oluşan yapı) (ing.) )

fasm : ara. * fasama (ayırmak, kesmek, parçalamak, kırmak, koparmak), infisam (kırılma, kesilme; yırtılma, kopma; üzülme) * kırılma, kopma, ayrılma; bir şeyi tam kesmeyip ilişik bırakma

fason : lat. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak), factio (yapım, edim, oluşturma) (lat.); façon (usül, tarz, yapım şekli) (fra.) * modada, terzinin, belli bir ölçü ve modele göre kumaşa biçim vermek üzere kesimi; başka bir firmaya yaptırılan

fasone : lat., fra. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak), factio (yapım, edim, oluşturma) (lat.); façonné (işlenmiş) (fra.) * dokumada, atkı veya çözgünün kumaş yüzeyi üzerinde kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş; bu tür kumaşlarda oluşan desen örneği

fassal : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), fasl (ayrım, ayrışım, ayrılma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma, ayrılma) * bölücü, ayırıcı; herkesin ayıbını söyleyen, kusurunu bulup çekiştiren; iftira atan, gerçek olmayan isnatlarda bulunan, dedikoducu, çekiştiren

fast break : ing. * fast (hızlı, çabuk) + break (kırmak; kaçmak) * hızlı kaçış; basketbolda hızlı hücum

fast food : ing. * fast (hızlı, çabuk) + food (besin, gıda) * hızlı hazırlanıp hızlı tüketilmek üzere standartlaşmış olan, genellikle zincir restoranlarda sunulan, pratikliği ve ucuzluğu ile öne çıkan ancak besin değeri düşük ve sağlığa olumsuz etkileriyle de bilinen yiyecek türü

fast track : lat., ing. * fast (hızlı, çabuk) (ing.) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.); track (izlemek, takip etmek) (ing.) * hızlı ilerlemeye veya değişime sebep olan süreç; erken ekstübasyon, yoğun bakımda kalış süresinin azaltılması ve erken mobilizasyon ile birlikte hastanede kalış süresinin azaltılmasını hedefleyen uygulamalar zinciri

fastigium : lat. * fastigium (çatı eğimi, alınlık, tepe, doruk, yükselti) (fastus (yükselmiş, yüce) + igium (isim yapım eki) ) * zirve, tepe, doruk, şahika, en yüksek nokta, tavan, eğimli üst yüzey; botanikte yukarı doğru dik ve sık dallanma özelliğini belirten öge

fasulye : gre. * phaseolos (kayık, tekne, sandal) (gre.) (baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından yenilebilir tohumlu bitki, fasulye) (gre.); phaseolus (lat.) * fasulyegillerden, barbunya, çalı fasulyesi, ayşekadın, horoz fasulyesi gibi birçok türü bulunan, ürünü sebze olarak kullanılan, bir yıllık sarılgan bir bitki ve bu bitkinin, yeşil veya kuru sebze olarak yenilen ürünü, phaseolus vulgaris

fasya : lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) * derinin altında bulunan, kasların yumuşamasını ve kemiklerin dağılmasını engelleyen konnektif doku (bağ doku) liflerinden oluşan yapı

fasyektomi : lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasları ve diğer dokuları saran fasya dokusunun cerrahi olarak kesilip çıkarılması işlemi

fasyografi : lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * fasya görüntüleme

fasyokutan flep : lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu) + cutis (cilt, deri, ten) + flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek; kanat veya yaprak gibi hareket edebilen parça) * derinin (cilt) ve fasya tabakasının birlikte bir kısmının (flep) vücuttan alınarak, yara iyileşmesi, doku kaybı veya estetik rekonstrüksiyon amacıyla başka bir bölgeye taşınması işlemi (flep, damarları ve sinirleri içeren bir yapı olup, kan dolaşımını sağlayarak nakledilen dokunun canlı kalmasını sağlar.)

fasyotomi : lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasları ve diğer dokuları saran fasya dokusunun cerrahi olarak kesilmesi işlemi

faş : far. * faş (aşikar, görünür, açık, açığa çıkmış, meydana çıkmış, yayılmış) * ortaya dökülmüş, açığa vurulmuş, gizliliği kaldırılmış, açıklanmış (facies, face (yüz) (lat., ing., fra.) )

faşin : ara. * faş (aşikar, görünür, açık, açığa çıkmış, meydana çıkmış, yayılmış) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * salgın (facies, face (yüz) (lat., ing., fra.), facere, faire (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (lat., fra.), fashion, façon (moda, yayılmış akım, usül, mod, yaygın tarz) (ing.) )

faşing : alm. * fastenschank (oruç dökümü) (fasten (oruç, oruç tutma, yemek yememe) + Schank (dökme, döküm, akıtma, akım) ) * kırk günlük oruç süreci öncesindeki son alkollü içecek servisi ve bununla ilgili festival, karnaval

faşist : lat. * fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme; bağ doku) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * faşizm yanlısı

faşizan : lat. * fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme; bağ doku) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * faşizm yanlısı

faşizm : lat., ita. * fascismus (fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (lat.); fascismo (ita.) * tüm yetkilerin tek partinin ve tek kiş inin elinde toplandığı düzen; demokratik düzen yerine aşırı, çarpıtılmış bir ulusçuluğa dayanan bir baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti

fat : ara. * fate (yitirmek, eksiltmek, kaybetmek) * yitirme, eksiltme, kaybetme

FAT : ing. * file (dosya) + allocation (tahsis) + table (tablo) * disk üzerindeki dosyaların hangi bloklarda saklandığını izleyen dosya sistemi yapısı

fata morgana : lat., kel. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih), fata (peri, dişi büyücü) + morgana (Kral Arthur efsanesindeki büyücü kız kardeş Morgana le Fay’in ismi) (mor (büyük; ölüm) + gana (doğmuş, doğuran, yaratıcı) (kel.) ); Morrigan (İrlanda mitolojisinde ölüm tanrıçası) * farklı yoğunluktaki hava tabakalarından geçen ışığın kırılması sonucu uzak cisimlerin ters, üst üste veya uzamış görüntüler halinde görünmesine yol açan karmaşık serap türü (ismini, denizcileri yanıltıp batırdığına inanılan efsanevi büyücü Morgana’dan alır.)

fatal : lat. * fari (konuşmak), fatalis (kadersel, ecelsel, takdir edilmiş olan; ölümcül) (fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ölümcül; hataya veya felakete sürükleyen (fate (yitirmek, eksiltmek, kaybetmek) (ara.) )

fatalist : lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kadere inanıp boyun eğen, her şeyi kadere bağlayan, kaderci; kadercilik öğretisini benimsemiş olan

fatalite : lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * kaçınılmaz kader durumu, alın yazısı durumu; ölümcüllük

fatalizm : lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tüm olayların önceden belirlenmiş ve dolayısıyla kaçınılmaz olduğu inancı; kaderci tutumdan dolayı olaylara karşı boyun eğici tutum sergileme

fatanet : ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat (zekilik, akıllılık, basiret), fatin (zihni açık, anlayışlı, çabuk kavrayan; uyanık) + et (isim yapım eki) * üstün zeka gücüne sahip olma, zihin açıklığı, çabuk kavrayış, sağlam anlayış, fitnatlik

fatın : ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat (zekilik, akıllılık, basiret) * anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık, zihni açık, çabuk kavrayan, fetanet sahibi

fati : ara. * fata (devam etmek, kesintisiz sürmek) * sürekli, kesintisiz, devamlı

fatig : lat. * fatigare (yormak, yorulmak, tükenmek) (fatis (nefessiz, soluksuz) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) ) (lat.); fatigue (fra.) * yorgunluk, tükenmişlik

fatih : ara. * fetehe (açmak), feth (açış), miftah (anahtar, açıcı) * açan, açıcı; bir ülkeyi veya bir şehri savaşarak ele geçiren hükümdar ve komutanlara verilen ünvan; İstanbul’un bir ilçesi

fatiha : ara. * fatih (açan, açıcı; anahtar) + a (son ek) * açılış; Kur’an’ın ilk suresinin ismi

fatihane : ara., far. * fetehe (açmak), feth (açış), fatih (açan, açıcı, fetheden) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * fatihe yaraşır bir biçimde

fatik : ara. * fataka (şiddetli vurmak, ani ve yıkıcı bir şekilde saldırmak, öldürücü olmak; ayırmak) * çeri (asker) ve öncü olan kimse

fatim : ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek) * sütten kesilmiş çocuk

fatima : ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek) * çocuğunu sütten kesen kadın; kesen, ayıran, fadime

fatin : ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat (zekilik, akıllılık, basiret) * anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık, zihni açık, çabuk kavrayan, fetanet sahibi

fatin : ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma), meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş, gönül vermiş, tutulmuş; fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * çekici, etkileyici, göz alıcı, akıllı ve dikkat çeken, büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa yaratan; sınayan, deneyen, imtihan eden, test eden

fatio-le sage gravitasyon teorisi : fra., lat. * fatio (Fransız fizikçi Nicolas Fatio de Duillier'nin soyadından) + le sage (Fransız fizikçi Georges-Louis Le Sage'ın soyadından) (fra.) + gravitare (ağırlaşmak, ağırlık merkezi etrafında dönmek, yönelmek) (gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * kütleçekimini, uzaydan her yönden gelen çok küçük ve görünmez parçacıkların cisimlere çarpması sonucu oluşan itme etkisiyle açıklamaya çalışan mekanik kütleçekim modeli

fatir : ara. * fetara (yaratmak; yarmak), futur (yarık, çatlak) * yaratcı, yoktan yaratan, var eden (pater, father, Vater (baba) (lat., ing., alm.), future (gelecek, oluşma) (ing.), (baba) (alm.) )

fatk : ara. * fataka (ayırmak, yarmak, çatlatmak) * kırma, ayırma, yarma, çatlatma

fatma : ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek); fisama, fesame (kopmak, kesilmek) * kesen, ayıran, sakınan, uzak duran; sütten kesilen kuzu; çocuğunu sütten kesen kadın; kadın ismi

fatr : ara. * fatara (yoktan yaratmak), fatir (yoktan yaratan) * yoktan yaratış

fatsa : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * Ordu’nun bir ilçesi; II. Farnak’ın, Fatsa'nın eski Hükümet binasının bulunduğu yere inşa ettirdiği şatoya kızı Fanizan’ın ismini vermesinden; Fanise, Phadsane, Pytane, Phytane, Faça

fatura : lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek), factura (oluşum, yapım, işlem, imalat, üretim) * satıcı şirket tarafından alıcı şirket ünvanına veya alıcı şahıs adına tanzim edilen, mal veya hizmetin miktarını ve tutarını gösteren resmi belge

fau : ara. * favaha, fauha (hata yapmak, yanlış yapmak, pot kırmak) * hata yapma, yanlış yapma, ağızdan kaçan söz, falso, pot kırma; hatalı, yanlış, falsolu

faucal : lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz açıklığı) + alis (ile ilgili,-a ait) * boğaza, gırtlağa veya ağız boşluğunun arka kısmına ait olan, fauces ile ilişkili

fauces : lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz açıklığı) * boğaz, yutak bölgesi, ağız boşluğunun arkasındaki geçit

faucial : lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz açıklığı) + ialis (ile ilgili,-a ait) * boğaza, yutak bölgesine veya ağız boşluğunun arka kısmına ait olan, fauces bölgesiyle ilgili

faul : ing. * foul (pis, kirli, murdar, saf olmayan, iğrenç, yozlaşmış, çürümüş, kokmuş, suçlu) * bireysel veya takım halindeki bir spor müsabakasında sporcuların birbirlerine karşı yaptıkları kurala aykırı, hatalı hareket (fault, faute (hata, yanlış) (ing., fra.), verfault (bozulmuş, çürümüş, bayatlamış) (alm.) )

fauna : lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), faunus (uygun, lütufkar) * belirli bir coğrafi bölgede, ekosistemde veya jeolojik zaman diliminde yaşayan tüm hayvan türlerinin koruma altındaki ya da doğal ortamlarındaki bütünsel topluluğu

faunus : lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), faunus (uygun, lütufkar) * iyilik eden, koruyan, esirgeyen; Roma mitolojisinde ormanların, tarlaların, doğurganlığın ve hayvanların koruyucusu olan kır tanrısı

fava : lat. * faba (bakla, bakla tanesi; bakla bitkisi; fasulye) * bakla veya bezelye içiyle yapılan zeytinyağlı ezme (fève (bakla) (fra.) )

faveole : lat. * faveola (küçük petek, küçük çukur, bal peteği hücresi) (favus (bal peteği) + ulus, ula (küçültme eki) + atus (sıfat yapım eki) * küçük petek biçimli çukurlar veya oyuklarla kaplı olan, peteksi yüzeyli, petekli, petek petek, göz göz

favipiravir : lat. * favi (kimyasal adlandırma kökü) + piravir (antiviral ilaç sınıfı adı) * grip (influenza) tedavisi için geliştirilen, COVID-19 pandemisi döneminde ise virüsün çoğalmasını engellemek amacıyla deneysel olarak yaygın kullanılan, virüslerin RNA sentezini bloke ederek etki eden antiviral bir ilacın etken maddesi (C5H4FN3O2)

favori : lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), favor (iyilik, yardım, sevme, beğenme, koruma) * diğerlerine göre daha çok beğenilen, tercih edilen, desteklenen; herhangi bir işte veya yarışmada üstün geleceğine inanılan kimse, takım vb.; en çok beğenilen, tutulan, gözde

favta : ara. * favta (örtü, beden sarığı; banyo sonrası sarılan bez) * ince dokumalı, genellikle ipekli veya pamuklu kumaştan yapılmış, banyo sonrası vücuda sarılan veya hamamda kullanılan geleneksel örtü, ipekli peştamal

favus : lat. * favus (bal peteği, arı peteği) * dermatofit mantarı Trichophyton schoenleinii'nin neden olduğu, kafa derisini etkileyen ancak bazen onikomikoz, tinea barbae veya tinea corporis olarak ortaya çıkan cilt bulaşıcı bir hastalık olan tinea capitis'in şiddetli şekli, tinea favosa

faxén yasası : isv. * faxén (İsveçli fizikçi Hilding Faxén'in soyadından) (isv.) + yasa (kural, kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * viskoz bir akışkan içinde hareket eden küresel olmayan veya dönmekte olan parçacıkların akışla etkileşimini açıklayan, küçük bir parçacığa etki eden hidrodinamik kuvveti, yalnızca akışkanın parçacık merkezindeki hızıyla değil, akış alanının uzaysal değişimiyle (Laplace terimi gibi) de ilişkilendiren ve özellikle mikrohidrodinamikte kullanılan denklemler grubu

fay : fra. * faille (hata, eksik, bozukluk; kırık, yarık, çatlak) * iki kıta sahanlığının birbirlerine sürtünerek zıt yönlerde hareketleri sonucu oluşan kırık, yarık (fail (başarısız olmak, yanılmak) (ing.), faillir (iflas etmek, hata etmek, yanılmak) (fra.) )

fayans : lat., ita., fra. * faventia, favens (iyi şans getiren, talih getiren, baht açan) (lat.); Faenza (İtalya’da çanak-çömlek üretimiyle ünlü şehir adı) (ita.), Faïence (fra.) * kil, kaolin, kuvars, feldspat ve kalker gibi maddelerin çeşitli oranlarda karışımından oluşan, ismini, İtalya'nın seramikleri ile ünlü şehri Faenza'dan alan materyel

fayda : ara. * fada (geri dönmek, dönmek, geri gelmek, yarar sağlamak), faida (yarar, menfaat, kazanç), faidat (yararlanma, kazanç, menfaat) * yarar, menfaat

faydalanmak : ara., tür. * faidat (yararlanma, kazanç, menfaat) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yararlanmak, avantaj sağlamak, ihtiyacını karşılamak

fayid : ara. * fayada (su yatağından taşmak, sel basmak, bir şey dolup taşmak, bollaşmak, fazlalaşmak, artmak, çoğalmak), fayd, feyz (artma, çoğalma, bollaşma, taşma, fazlalaşma) * bol, geniş; taşan, bol gelen, fazlalaşan, çoğalan, artan veya üretime katılan bir sermayeden elde edilen getiri

fayrap : ing. * fire (ateş; yakmak) + up (yukarı, üst) * bir istim kazanının, istim oluşturacak biçimdeki yanar durumu; gemilerde ateşçiye, ateşi hızlandırması, harlı duruma getirmesi için verilen komut

faysal : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * kesin karar, kat'i hüküm

fayton : gre. * phaethon (phaein (parlamak, parıldamak, ışıldamak), phaos (ışık) ) + ton (son ek) * tek körüklü, dört tekerlekli, bir çift at tarafından çekilen binek arabası; Yunan mitolojisinde Helios ve Klymene'nin oğlunu ismi

faz : ara. * faza (zorlamak, eziyet etmek, şiddet uygulamak) * zorlama, eziyet, şiddet; miktarından tecavüz etmek, ölçüsünü aşmak, rezillik etmek

faz : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, görünme, ortaya çıkma, tezahür etme, belirme, evre), phusis, physis, physics, physique, Physik (doğa, oluşum, yaratılış, ortaya çıkarma, üretme, çoğaltma, büyütme) * safha, aşama; kurtulma, başka safhaya geçme, kurtulmuş, başka safhaya geçmiş

fazıl : ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadl, fazl (üstünlük, artma) * üstün, cömert, fazilet sahibi, faziletli, fadıl; cömert

fazih : ara. * fazaha (açığa vurmak, meydana çıkarmak, ortaya koymak, aşikar kılmak), ifzah (açığa vurma, meydana çıkarma, ortaya koyma, aşikar kılma; kusuru, kötülüğü, ayıbı açığa vurma) * açığa vuran, meydana çıkaran, ortaya koyan, aşikar kılan

fazilet : ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadl (üstünlük, lütuf, fazilet, erdem), fadil (üstün, faziletli, erdemli) + et (isim yapım eki) * üstünlük, erdem

faziletkar : ara., far. * fadl, fazl (üstünlük, fazilet, erdem), fadil (üstün, faziletli, erdemli) + et (isim yapım eki) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki) (far.) * faziletli, fazilet sahibi üstün, erdemli

fazla : ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadlat, fazlat (çok, ölçüyü aşan şey, artık, ekstra), fuzuli (ekstra, ilave ve gerekli olmayan, fazlalık oluşturan) * alışılmıştan, gereğinden çok olan; daha çok, -den çok olan, aşkın

fazmofobi : gre. * phasma (belirme, ortaya çıkma, görünüm, tezahür) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hayalet korkusu

fazz : ara. * fazza (kaba davranmak, sert davranmak, kabalık etmek, sertlik yapmak) * kabalık, haşinlik, sertlik; sert, kaba ve kötü huylu olan kimse; karın suyu, mide suyu

FBS : ing. * fasting (açlık) + blood (kan) + sugar (şeker) * açlık kan şekeri seviyesini ölçerek diyabet ve glukoz metabolizması hakkında bilgi veren test

FDA : ing. * food (gıda) + drug (ilaç) + administration (yönetim) * Amerika Birleşik Devletleri’nde ilaç, gıda ve tıbbi cihazların güvenliğini denetleyen resmi kurum

FDD : ing. * floppy (esnek) + disk (disk) + drive (sürücü) * Esnek disketleri okumak ve yazmak için kullanılan eski nesil depolama aygıtı

fe : ara. * fa, fe (o halde, artık, böylece) * artık, o halde, böylece

fe : ara. * fe (ف) * Arapça alfabenin on yedinci harfi

Fe : lat. * ferrum (demir) * atom numarası 26 olan, periyodik tablonun 8. grubunda bulunan, manyetik özellik gösteren, dayanıklı ve yaygın bulunan, çelik üretiminin temel bileşeni olarak inşaatta, makine sanayisinde, ulaşım araçlarında ve endüstride kullanılan bir geçiş metali element

febril : lat. * febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateşli

febril konvülsiyon : lat. * febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + convellere (parçalamak, sarsmak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + vellere (çekip çıkarmak, çekmek, yıkmak), sio (isim yapım eki) * ateşli nöbet, ateşli havale

febris : lat. * febris (ateş) * Roma mitolojisinde ateş ve sıtmadan insanları koruyan ateş tanrıçası

febuksostat : lat. * febu (febris (ateş) ) + xo (ksantin oksidazı eki) + stat (inhibitör eki) * yüksek ürik asit düzeyleri nedeniyle, eklemlerde ani ve şiddetli ağrı, kızarıklık ve şişlik ile karakterize bir artrit türü olan gut hastalığı tedavisinde uzun süre kullanılan ilacın etken maddesi (C16H16N2O3S)

fecaat : ara. * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum, trajedi) + at (durum eki) * yürekler acısı durum, çok acıklı olay, feci durum

fecai : ara. * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum, trajedi) + ai (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok acı olaylar, durumlar, musibetler, belalar, felaketler, belalar, feci olaylar

feci : ara * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum, trajedi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yürekler acısı, yüreğe acı veren, çok acıklı

fecir : ara. * facara (yarılmak, çatlamak, patlamak, patlak verip çıkmak, yarıp çıkmak, fışkırmak, boşalmak; doğmak; fışkırtmak, püskürtmek; açığa çıkartmak, ortaya çıkartmak) * yarılma, yarıp çıkma; gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye ayırma

fecr : ara. * facara (yarılmak, çatlamak, patlamak, patlak verip çıkmak, yarıp çıkmak, fışkırmak, boşalmak; doğmak; fışkırtmak, püskürtmek; açığa çıkartmak, ortaya çıkartmak) * gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye ayırma; fışkırma; Kur'an'ın 89. suresi

fecr-i ati : ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + ati (gelecek) * gelecekteki şafak; 1908 meşrutiyet inkılabından sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafından toplanan bir kısım gençlerin kurmak istedikleri ekolün (cemiyetin) ismi

fecr-i kazib : ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + kezebe (yalan söylemek), kazib (yalancı) * yalancı şafak, yalancı tan; sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, samanyolu ışığına benzeyen akçıl ve donuk beyazlık

fecr-i sadık : ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + sadık (doğru) * sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan aydınlık, fecri kazibden sonraki gerçek şafak, gerçek tan, doğru şafak, doğru tan

fecve : ara. * feceve (geniş olmak, genişlemek, iki şeyin arası açılmak, aralamak) * iki şey arasındaki açıklık, gedik, yarık, boşluk, genişlik, geniş yer; avlu           

feçes : lat. * faex (posa, tortu, çöp, dışkı, pislik, kalıntı), faeces (ç.) * ince bağırsakta sindirilmeyen ve kalın bağırsakta bakteriler tarafından parçalanan katı veya yarı katı gıda kalıntıları, dışkı

feda : ara. * fada (bedel ödemek), fida, fidye (kurtulmalık, bedel) * bir amaç yolunda veya bir sebepten dolayı bir değer veya varlıktan vazgeçme

fedahat : ara. * faduha, fadaha (rezil olmak, ayıbı ortaya çıkmak, açığa vurmak, rezil etmek, teşhir etmek) * rezillik, kepazelik, yüz kızartıcı durum, büyük skandal ve utanç vesilesi olan olay

fedai : ara. * fada (bedel ödemek) + i (-cı, yapan, eden eki) * bir sebepten dolayı her türlü tehlikeyi göze alan, o sebep yolunda canını bile esirgemeyen kimse; para karşılığında bir kimseyi veya bir mekanı koruyan kimse

fedakar : ara. * fada (bedel ödemek) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) * karşılık beklemeden bir başkasına veya başjalarına yardım ve fayda sağlayan, özverili

feddan : ara. * fedd (öküz) + ani (iki) * iki öküz; iki öküz ile sürülebilecek arazi; Mısır kültüründe dörtyüz kasabaya tekabül eden araziden ibaret olup, her kasabanın altı arşın ve üçte iki (6.66) arşın olduğu kabul edilir.

federal : lat. * foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *lat.); fédéral (fra.)

federasyon : lat. * foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tio (gibi olma, ile ilgili olma) (lat.); fédération (fra.) * iki veya daha çok devletin tek bir devlet durumuna gelmek için oluşturdukları siyasal birlik, devletler birliği; amaç birliği bulunan birçok örgütün, kuruluşun oluşturduğu birlik

federatif : lat. * foederatus (birleşmiş, bir araya gelmiş, mühürlenmiş, onaylanmış) (foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); fédératif (fra.) * federasyonla ilgili, federasyon sistemine ait

federe : lat. * foederatus (birleşmiş, bir araya gelmiş, mühürlenmiş, onaylanmış) (foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); fédéré (fra.) * bir federasyona bağlı olan

feedback : ing. * feed (beslemek, gıda vermek, yedirmek) + back (geri, arka) * verilen bir bilgiye ilişkin, bilgiyi verene görüş ve düşünce iletme, geri besleme

fehamet : ara. * fahima (anlamak, kavramak, idrak etmek) + et (isim yapım eki) * anlayış, kavrayış; yüksek idrak; vakar ve ciddiyet, vakur görünüş; ihtişam, yücelik, büyüklük, ulu olma, yüce olma

fehm : ara. * fahima (anlamak, kavramak, idrak etmek) * anlama, anlayış, kavrama, kavrayış; ululuk, yücelik

fehur : ara. * fahara (övünmek, iftihar etmek, gururlanmak, fahirlenmek; kendini büyük ve üstün görmek, kibirlenmek, böbürlenmek), fehur, fahir (övünen, iftihar eden, kibirlenen, böbürlenen, kendini üstün gören) * övünen, kibirlenen, gururlanan, böbürlenen

fehva : ara. * fehva (sözün özü, asıl anlam, içerik, maksad) * anlam, kavram, deyim, terim

fek : ara. * fekke (çözmek, serbest bırakmak, çözülmek, kırmak, keserek açmak; ayırmak, bırakmak), infikak (yerini terk etme, yerinden ayrılma; ayrı düşme; çözülme; bırakma, terketme, serbest bırakma, ayırma, çözme) * yerini terk etme, yerinden ayrılma; ayrı düşme; çözülme; bırakma, terketme, serbest bırakma, ayırma, çözme; herhangi bir varlıkla ilgili olan ipotek, intifa gibi ayni hakkı ortadan kaldıran hukuki işlem

fekahet : ara. * fakiha (anlamak, kavramak, idrak etmek), fakih (anlayan, kavrayan, idrak eden; İslam hukuku bilgini), fıkh, fikh (anlayış, kavrayış, idrak, akıl yürütme; derin bilgi; İslam hukuku, fıkıh) + et (isim yapım eki) * anlayışlı olma, kavrayışlı olma, idrakli olma; şeriat bilgisinde alimlik, fıkıh bilgisinde uzmanlık

fekal : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dışkıyla ilgili, gaytasal

fekal impaksiyon : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + impingere (etkilemek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + pingere (bağlamak, sıkmak, sabitlemek, yakalamak, tutmak, bastırmak, sıkıştırmak) ), impact (sıkıştırma, etkileme) + tio (isim eki) * kronik kabızlık sonucu rektumda gelişebilen katı, hareketsiz bir dışkı kütlesi, sıkışmış bağırsak

fekal inkontinans : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + incontinentia (tutamamazlık, kontrol edememezlik) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + con (birlikte, beraber, ile) + tenere (tutmak, elinde bulundurmak) + entia (isim yapım eki) ) * dışkı kaçırma, dışkıyı tutamama durumu

fekal oral : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + oralis (ağız ile ilgili, ağız yoluyla) (os, oris (ağız, açıklık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hastalığın enfekte bir bireyin dışkısı aracılığıyla duyarlı bir bireyin ağzına bulaştığı süreç

fekal transplantasyon : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare (dikmek, ekmek) + tio (isim yapım eki) * sağlıklı bir bireyin dışkısının, bağırsak florasını düzeltmek için hasta bir bireyin bağırsağına enjekte edilmesi

fekalit : lat., gre. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + lithos (taş, kaya) * dışkı taşlaşması, dışkı sertleşmesi, dışkıların sertleşerek değişen boyutlarda topaklar haline gelmesi

fekalom : lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişiklik; kanser) * kolon veya rektumu tıkayabilen, ağrıya ve karında dolgunluk hissine neden olabilen sertleşmiş dışkı kütlesi

fekar : ara. * fekare (omurga kemiği) * omurga kemikleri

feke : ara. * fekehe (meyve (fakihe) yemekten zevk almak, hoşnut olmak, keyif almak; mizah yapmak, neşelenmek), fakihe (meyve) * cici; eğlenceli; eğlendirici; şakacı, esprili, nüktedan, şakalı söz söyleyen kimse; gülünç; mizahçı; zarif; Adana'nın bir ilçesi

fekondasyon : lat. * fecundare (bereketli kılmak, döllemek) (fecundus (verimli, doğurgan, üretken, bereketli, verimli) (facere, facio (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + undus (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); fécondation (fra.) * döllenme; verimlendirme, bereketlendirme

fekondite : lat. * fecundus (verimli, doğurgan, üretken, bereketli, verimli) + itas (isim yapım ve durum eki) * doğurganlık, üreme kapasitesi, üretkenlik, bereketlilik, verimlilik

feksofenadin : lat. * fexo (ön ek) + fen (fenil grubunu (aromatik halkalı bir yapı) eki) + adine (azot içeren bileşik eki) * saman nezlesi ve ürtiker gibi alerji semptomlarının tedavisinde kullanılan bir antihistamin farmasötik ilacın etken maddesi (C32H39NO4)

fekül : lat. * faecula (faex, faeces (posa, tortu, dışkı, kalıntı) + cula (küçültme eki) ) * patates benzeri bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta

fel : ing. * flash (flaş, ani) + exposure (konumlandırma, pozlama) + lock (kilit) * otomatik pozlama kilidi (kilitlenerek korunması istenilen poz değerinin doğal ışık için değil yapay ışık yani flaş ışığı için yapılması)

felah : ara. * falaha (kurtulmak, rahatlamak, iyi duruma gelmek, iyileşmek, rahata ermek, düzelmek; başarılı olmak, gelişmek, tarım yapmak, ziraat yapmak, çift sürmek, toprağı işlemek), fellah (çiftçi, tarımcı) * rahatlık, refah, ferahlama, huzur, selamet, kurtuluş, iyileşme, iyi duruma gelme, rahata erme, rahatlama, rahatlık, düzelme; saadet, mutluluk; başarı, tarım, ziraat

felahiye : ara. * felah (refah, rahatlık, huzur, iyileşme, iyi duruma gelme, rahata erme, rahatlama, rahatlık, düzelme, selamet, kurtuluş, saadet, mutluluk) + iye (yer ve durum eki) * Kayseri’nin bir ilçesi

felak : ara. * felk, falk (yarmak, ikiye ayırmak) * tan zamanı, şafak vakti, fecr; iki tepe arasındaki düzlük; yarık; Kur'an'ın 113. suresinin ismi

felaket : ara. * felek (çıkrık, çark; döngü; yıldızların döner küresi; talih, baht) + et (durum eki) * çok büyük üzüntüye, sıkıntıya, büyük zarara ve kayıplara yol açan olay veya durum

felaketzede : ara., far. * felaket (çok büyük üzüntüye, sıkıntıya, büyük zarara ve kayıplara yol açan olay veya durum) + zade, zede (vuran, vurulan, çarpan, çarpılan) * felaketten zarar görmüş olan kişi

felbamat : lat. * fel (ön ek) + bam (carbamicus acidus (carbamoil (carbonil (=CO) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) + acidus, acidum (ekşi) (acere (ekşimek, ekşi olmak) + idum (isim yapım eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * epilepsi tedavisinde kullanılan bir antikonvülzan (C11H14N2O4)

felç : ara., gre. * felece (ikiye bölmek, yarmak, ayırmak; aralamak), falic (ikiye bölen, yaran, ayıran, aralayan), felc (ikiye bölünme, yarılma, ayrılma) (ara.); plegein, plessein (vurmak, çalmak, çarpmak, darp etmek), plexis (felç, vurma, çarpma, durdurma), plegia (plege (darbe, felç) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), emiplegia (vurgun, çarpılma) (gre.) * sinir sistemindeki bir hasar nedeniyle, vücudun bir veya birden fazla bölgesindeki kasların irade dışı olarak hareket yeteneğini, hissini veya fonksiyonunu geçici veya kalıcı olarak kaybetmesi durumu, inme

feldmareşal : alm., lat. * feld (alan, tarla, saha, arazi) + mariscalus (marah (at) + scalc (hizmetçi, hizmetkar, görevli) * saha-cephe mareşali, alan mareşali

feldspat : alm. * feld (alan, tarla, saha, arazi) + spat (tanecik, pul, billur) * volkanik kayaların temel bileşeni olan, alüminyum silikatin, potasyum, sodyum, kalsiyum ve baryum içeren, silikatlar grubuna dahil olan, izomorf karışımları ve oluşum özellikleri bakımından alkali feldspatlar ve kalko-sodik feldspatlar olmak üzere 2 gruba ayrılan mineral grubunun genel ismi

felek : ara. * falaka (dönmek, dönerek gitmek) * çark, çıkrık, çember, devir, daire, döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer, yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht

felekiyat : ara. * falaka (dönmek, dönerek gitmek), felek (çark, çıkrık, çember, devir, daire, döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer, yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) + iyat (durum eki) * İslam bilim tarihinde astronomi karşılığında kullanılan terim, kozmoloji, kozmografi

felemenk : alm. * flander (bataklık, sığ yer) + ia (yer, durum eki) * Kuzeybatı Avrupa'da Ren Irmağı deltası çevresindeki Alçak Ülkeler veya Aşağı Ülkeler denilen alanda günümüzde Hollanda ile Belçika'nın yer aldığı bölgeye verilmiş olan isim, Flandre

felfel : ara. * felfel, fulful (biber, karabiber) * Patlıcangiller (Solanaceae) familyasından, ana vatanı Amerika kıtası olan, özellikle Capsicum annuum türünün taze sebze veya kurutularak baharat olarak kullanılan ürünü, biber, karabiber

felfelek : ara. * fel (yarmak) + falaka (dönmek, dönerek gitmek), falak, felek (çark, çıkrık, çember, devir, daire, döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer, yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) * küçük bir kelebek türü; hurmagillerden, Asya’da yetişen, kestane büyüklüğünde yemiş veren, yemişinden şerit düşürücü olarak yararlanılan bir bitki

felfellemek : tür. * felfel + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * eski dinçliğini, canlılığını, zindeliğini yitirmek, buruşmak; şaşırmak, afallamak.

felidae : lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu hayvan) + is (ek) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kedigiller familyası, kediler, büyük ve küçük kedileri kapsayan memeli familyası

feliformia : lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu hayvan) + is (ek) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + ia (isim yapım eki) * ev kedisi, aslan, sırtlan, firavun faresi ve misk kedisi gibi kedi biçimli etçilleri kapsayan memeli grubu, kedimsiler

feliks : lat. * felix (mutlu, şanslı) * palmiye yaprağına benzeyen, park ve bahçelerde süs için kullanılan iri gövdeli bir bitki (Phoenix canariersis)

felinae : lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu hayvan) + is (ek) ) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * küçük kedileri kapsayan kedigiller alt familyası, kedimsiler alt familyası

felinetrovert : lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu hayvan) + is (ek) ) + intro (iç, içine, içeriye) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * insanlardan çok kedilerin arkadaşlığını tercih eden kişi

felis : lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu hayvan) + is (ek) ) * kedigiller familyasından çok sayıda küçük kedi türünü kapsayan bir etçil memeli cinsi (ferv, Pelz (kürk) (ara., alm.) )

felisitasyon : lat. * felicitare (tebrik etmek, kutlamak; mutlu etmek) felicitas (mutluluk) (felix (mutlu, talihli) + itas (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kutlama, tebrik

fellah : ara. * falh (yarmak, toprağı sürmek) * yaran, toprağı süren; çiftçi, toprak işçisi, köylü (fellow (adam, herif; ortak, kafadar) (fe (para; mükiyet; sığır) + lag (ortaklık, arkadaşlık, kafadarlık) (nor., ing.) )

fellek : aka. * palaku (dönmek, döndürmek, çevirmek) (aka.); felek (dönmek, çevirmek; döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren, alem) (ara.) * büyük bir telaş, endişe veya hararetle, köşe bucak her yerde bir şeyi arama ya da kaçma (“fellik fellik aramak”)

fellik : aka. * palaku (dönmek, döndürmek, çevirmek) (aka.); felek (dönmek, çevirmek; döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren, alem) (ara.) * büyük bir telaş, endişe veya hararetle, köşe bucak her yerde bir şeyi arama ya da kaçma (“fellik fellik aramak”)

felodipin : lat. * felo (ön ek) + dipin (dihidropiridin sınıfı kalsiyum kanal blokeri eki) * yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan kalsiyum kanal bloker tipinde bir ilacın etken maddesi (C18H19Cl2NO4)

felsefe : gre. * philosophia (philos (dost, arkadaş; sevgi, sevme) + sophia (bilgelik, bilgili olma) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * varoluşun kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılması; bir bilginin veya bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünü

felsefe taşı : gre., tür. * philosophia (felsefe) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * simya ilmine göre dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılan taş; okültizmde yaratılışın gizli kodu

felsefi : gre., tür. * philosophia (felsefe) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * felsefe ile ilgili

feminen : lat. * femininus, femina (kadın, dişi) (feh (emzirmek, süt vermek) + meh (dişi, anne) + ina (dişil sifat eki) + us (son ek) ) * kadınsı, dişil, kadınsal

feminist : lat. * femina (kadın, dişi) + ista (yapan, eden, yandaş, destekçi eki) * kadın hakları savunucusu; kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren akım yanlısı

feminizasyon : lat. * femina (kadın, dişi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki, olma durumu) * bir organizmada genellikle türün dişisine özgü fiziksel özelliklerin gelişmesi (insan erkeğinde örneğin meme büyümesi (jinekomasti) gibi)

feminizm : lat. * femina (kadın, dişi) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren akım

femoral : lat. * femoralis (femur (kalça, uyluk, but) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * kalça kemiğine (femür) ait, femür ile ilgili

femoral herni : lat. * femoralis (femur (kalça, uyluk, but) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * karın içindeki dokuların (bağırsak, yağ dokusu), kasık bağının hemen altında femoral kanal adı verilen uyluk bölgesindeki dar bir geçitten dışarı çıkması durumu

femtokimya : lat., gre., ara. * femto (10⁻¹⁵, çok küçük) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * kimyasal reaksiyonların femtosaniye (10⁻¹⁵ saniye) ölçeğinde incelenmesi bilimi

femur : lat. * femur (beslemek, büyütmek) * kalçadan dize kadar uzanan, vücudun en uzun, en güçlü ve en ağır uzun kemiği, kalça, uyluk, but; uyluk kemiği

femür : lat. * femur (beslemek, büyütmek) * kalçadan dize kadar uzanan, vücudun en uzun, en güçlü ve en ağır uzun kemiği, kalça, uyluk, but; uyluk kemiği

fen : ara., gre. * fenne (bir şey dallanıp budaklanmak, çeşitlilik göstermek, çeşitlenmek, türlere ayrılmak) (ara.); phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenomenon (olgu) (gre.) * çeşit, tür, tarz, usül, metod, yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet, sanat, ilim, bilgi, olgu

fena : ara. * fana (sonlanmak, yok olmak), fani (sonlu, yok olan) * sonlanma, yokluk, yok olma, zail olma, kararma; sonlu, sonu olan, geçici; kötü, iyi olmayan (funus (cenaze, ölüm) (lat.); funny (gelip geçici, zaman geçirici, eğlenceli), funeral, funérailles (cenaze, ölü, sonlanmış), finite, fini (sonlu, sona ermiş, bitmiş), final, Finale (son) (ing., fra., alm.), fin (son) (fra.) )

fenafillah : ara. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) + fi (içinde) + Allah (Allah) * ölmeden önce ölmüş gibi olup yokluk sırrına ermek, Allah'ın varlığında yok olmak, erimek; tefani sırrı

fenafişşeyh : ara. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) + fi (içinde) + şayaha (yaşlanmak, yaşça büyük olmak; olgunluk, ileri yaş), şeyh (ihtiyar, yaşlı ve saygın kişi; aşiret reisi, kanaat önderi, bilge kişi, tasavvufta mürşid, tarikat önderi) * bütün maneviyatını şeyhin manevi şahsiyetinden, feyzinden almak manasına gelen ve şirke kapı açan ifade

fenagah : ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * fanilik yeri olan dünya

fenakistiskop : gre. * phenakizein (aldatmak, yanıltmak) (phenax (aldatıcı) + izein (mastar eki) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) ) * animatik algı yaratma, sabit olanı hareketli algılatarak aldatan görüntü (fena (sonlu, sonu olan; kötü, iyi olmayan; yok olan) (ara.) )

fenamat : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + amat (amin ve karboksilat (asetik asit türevleri) eki) (lat.) * ağrı, iltihap ve adet sancılarında kullanılılan non-steroidal antiinflamatuvar ilaç grubu, fenamik asit (C6H5-NH-C6H4-COOH)

fenapezir : ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) (ara.) + pezir (olabilirlik, mümkün olma eki) (far.) * yok olabilir, fânî, ölümlü; yok olmaya elverişli; fena bulan, yok olan, fenayab

fenasetin : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + aset (asetil grubu (-COCH3) yani asetik asitten türeyen yapı eki) + in (kimyasal bileşik eki) (lat.) * ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ilacın etken maddesi (C10H13NO2)

fenazin : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + azine (azot içeren heterosiklik aromatik bileşik eki) (lat.) * yapısında iki azot atomu içeren, aromatik ve renkli özellikler gösterebilen, özellikle boya kimyası ve farmakolojide (antibakteriyel ve redoks aktif maddeler) önemli bir heterosiklik bileşik sınıfını ifade eden, dibenzo halkalı bir pirazin ve toluilen kırmızısı, indulinler ve safraninler gibi birçok boya maddesinin ana maddesi ( (C6H4)2N2)

fenazopiridin : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * idrar yolu enfeksiyonları, ameliyat veya idrar yolu yaralanmasından kaynaklanan ağrı, tahrişin giderilmesi için kullanılan, böbrekler tarafından idrarla atıldığında idrar yolu üzerinde lokal analjezik etkiye sahip olan bir ilacın etken maddesi (C11H11N5)

fend : far. * fand (hile, desise, düzen) * kurnazlık, hile, desise, beceri veya zeka ürünü oyun, aldatmaca, yanıltmaca, düzen, sahtekarlık, mekir, desise, yalan

fenebre : ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma) (ara.) + ber (taşıyan, götüren) (far.) * yaslı, yas tutan, matemli (funebris (cenazeye ilişkin, definle ilgili; kederli, hazin) (funus, funeris (cenaze, defin, cenaze alayı) + ibris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); funèbre (fra.) )

fenelzin : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + el, elz (etil ve azotlu yapı (hidrazin) eki) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * antidepresan ve anksiyolitik olarak kullanılan hidrazin sınıfının bir monoamin oksidaz inhibitörü (C8H12N2)

fenen : ara., gre. * fenne (bir şey dallanıp budaklanmak, çeşitlilik göstermek, çeşitlenmek, türlere ayrılmak), efnan (budaklar), funun (fenler, bilimler) (ara.); phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenomenon (olgu) (gre.) * çeşitlenme, dallanma, budaklanma, türlere ayrılma; ağaçtan uzanan taze, düzgün, yapraklı ve ince dal veya sürgün; ağaç dalının gövdeyle birleştiği kabartı; düğüm, çıkıntı, budak

fener : gre. * phanari (fenercik, lambacık, küçük fener, küçük lamba) (phanos (fener, lamba) + ari (küçültme eki) ) * plastik veya metal bir gövdenin ucundaki camla kaplı haznenin içindeki ampul vasıtasıyla ışık veren ve pille çalışan taşınabilir aydınlatma aracı; içindeki alev veya lambayla çevresini aydınlatan, yol gösteren veya sinyal veren taşınabilir veya sabit ışık kaynağı

fenerbalığı : gre., tür., lat. * phanari (fenercik, lambacık, küçük fener, küçük lamba) (gre.) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) (tür.); lophiuspiscatorius (lophius (yele) + piscatorius (balıkçı) (pisces (balık), piscare (balık tutmak) ) (lat.) * yüzünün önüne sarkan feneri ile denizin karanlıklarında ışık yayarak avlanabilen Lophiidae familyasına ait bir balık

fenestra : lat. * fenestra (açıklık, delik, boşluk, pencere) * pencere, açıklık, delik, boşluk; kemik veya dokularda bulunan açıklıklar; pencere veya duvarda açılan boşluklar

fenestrasyon : lat. * fenestrare (pencere açmak, delik açmak) (fenestra (pencere, açıklık, delik) + tio (isim yapım ve durum eki) ) * pencere açma, delik açma; mimaride bir binadaki pencere ve kapıların düzenlenişini, tıpta ise bir organda veya dokuda (özellikle kulak cerrahisinde veya omurgada) yeni bir açıklık ya da pencere açılması

fenestre : lat. * fenestratus (fenestrare (pencere açmak, delik açmak) (fenestra (pencere, açıklık, delik) + tus (isim yapım ve durum eki) ) * pencere biçimli açıklıkları, boşlukları, delikleri bulunan, gözenekli, delikli, boşluklu

fenetilamin : gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) (athein (yakmak, parlamak) + yl (son ek) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * merkezi sinir sisteminde veya nöromodülatör nörotransmiter olarak işlev gören bir monoamin alkaloididi (C8H11N)

fengşui : çin. * feng (rüzgar) + shui (su) * doğal enerji akışının (chi, qi) rüzgar ve suyla uyumlu biçimde yönlendirilmesini esas alan, yapıların ve yaşam alanlarının konumlandırılmasına ilişkin uygulamalar bütünü olan Çin kökenli geleneksel yerleşim ve mekan düzenleme öğretisi

fenik : gre. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen) (gre.); phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * benzen içeren organik maddelerin yıkımlanması sonucu oluşan bir asidik benzen türevi madde; Kömür katranından damıtılarak elde edilen antiseptik özelliğe sahip, bakteri ve mantarların sitoplazmik zarlarının geçirgenliğini artırarak ölümlerine neden olan bir madde; eski Alman parası markın yüzde biri değerinde Alman para birimi

fenike : gre. * phoinike (kırmızı, kan kırmızısı) * Antik Çağ'da yaşamış Sami dillerine mensup bir dil konuşan Akdenizli kavim

feniks : gre. * phoinix (kırmızımsı, mor) * yuvasında yeniden doğmak üzere kendini yakan antik Mısır kökenli efsanevi ateş kuşunun Batı mitolojisindeki karşılığı; Simurg, Anka, Zümrüduanka (far.), Huma, Hümay, Tuğrul (tür.)

fenil : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) * benzenden türeyen, altı karbon atomunun halkalı dizilmiş olduğu ve birer karbon atlayacak şekilde ikişer ikişer çift bağ taşıyan, tepkime vermeyen aromatik (kapalı zincirli) hidrokarbon (C6H5)

fenilalanin : gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + alaninum (aminik asit sınıfı) (alan (aile, yerleşim) + inum, ine (aminoasit eki, kimyasal sınıf eki) (lat.) * vücutta tirozin üreten, protein sentezinde kullanılan, esansiyel alfa-aminoasit olduğundan besinle alınması gereken temel aromatik aminoasit (C9H11NO2)

fenilasetat : lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + asetat (C2H3O2⁻ tuzu; kimyasal işlevsel grup) * fenol ile asetik asidin esterleşmesi sonucu oluşan, hoş kokulu aromatik bir ester bileşiği (C8H8O2)

fenilbutazon : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + butane (dört karbonlu bir alkan zinciri eki) + azone (nitrojen (azot) içerikli bileşik eki) * hayvanlarda ağrı ve ateşin kısa vadeli tedavisi için kullanılan bir nonsteroidal bir anti-inflamatuar ilacın etken maddesi (C19H20N2O2)

fenilefrin : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + ephrine (epinephrine (nephros (böbrek) + ine (kimyasal bileşik eki) ) * dekonjestan olarak komplikasyonsuz burun tıkanıklığı için, göz bebeğini genişletmek için, kan basıncını artırmak için ve hemoroidleri rahatlatmak için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C9H13NO2)

fenilketonoüri : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + keton (karbonil grubuna (C=O) iki alkil veya aril grubunun bağlandığı bileşik) + ouron (dirar, sidik) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) * fenilalanin metabolizmasında eksiklik sonucu kanda fenilalanin birikimi ile karakterize metabolik hastalık

feniramidol : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) + ol (alkol belirten ek) * kas gevşetici olarak işlev gören farmasötik bir ilacın etken maddesi (C13H14N2O)

feniramin : gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * saman nezlesi veya ürtiker gibi alerjik durumları tedavi etmek için kullanılan antikolinerjik özelliklere sahip bir antihistamin (C16H20N2)

fenitoin : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + toin (hidantoin halkası içeren bileşik eki) * tonik-klonik nöbetlerin ve fokal nöbetlerin, epilepsi semptomlarının, beyin ameliyatı sonrası nöbetlerin önlenmesinde kullanılan antiepileptik ilacın etken maddesi (C15H12N2O2)

fenlenmek : ara., tür. * fen (yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet, sanat, ilim, olgu) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yaşına göre bilmemesi gereken şeyleri öğrenmiş olmak, yüzü gözü açılmak

fenni : gre., ara. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenomenon (olgu) (gre.); fen (yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet, sanat, ilim, olgu) + ni (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * bilimsel, teknik; fenle ilgili

fenobarbital : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * nöbetleri düzenlemeye yardımcı olabilen barbitürik asit türevi bir hipnotik ilacın etken maddesi (C12H12N2O3)

fenobarbiton : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + barba (barbitürik asit eki) (barbara isminden) + iton (ilaç sınıfı eki); barbit (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * nöbetleri düzenlemeye yardımcı olabilen barbitürik asit türevi bir hipnotik ilacın etken maddesi (C12H12N2O3)

fenofibrat : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + fibr (lipid düşürücü ilaç eki) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * anormal kan lipit düzeylerini tedavi etmek için kullanılan fibrat sınıfından oral bir ilacın etken maddesi (C20H21ClO4)

fenoksibenzamin : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + benzen (C6H6) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * düz kaslarında kasılmaya neden olan alfa reseptör blokeri (C18H22ClNO)

fenoksimetilpenisilin : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + penicillus (fırça) + ine (kimyasal bileşik eki) * boğaz enfeksiyonu, kulak enfeksiyonları ve idrar yolu enfeksiyonları gibi bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik grubu

fenol : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * boyacılıkta, plastik maddelerin ve ilaçların yapımında, ayrıca birçok endüstriyel süreçte kullanılan hidroksibenzen (C6H5OH)

fenoldopam : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + dopamine (do (dihidroksi (-OH)2 eki) + pamine (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * antihipertansif ajan olarak kullanılan bir D1 reseptörü kısmi agonisti (C16H16ClNO3)

fenol-formaldehit : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + formica (karınca) (lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) (lat.) * fenol ile formaldehitin polimerleşmesi sonucu oluşan, ısıya, suya ve kimyasallara karşı çok dayanıklı bir yapıya sahip olan sentetik bir plastik türü, termoset reçine, fenolik reçine, bakalit

fenolftalein : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + phthalein (phtalic acid (C8H6O4) eki) (gre.) * asit-baz indikatörü olarak kullanılan soluk sarı renkte, toz halinde bir organik bileşik (C20H14O4)

fenoloji : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlılarda mevsimsel olarak gözlenen gelişim olaylarını (çiçek açma, yapraklanma, göç, üreme gibi) iklim ve zaman ilişkisi içinde inceleyen bilim dalı

fenomen : gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) (gre.); phaenomenon, phénomène (lat., fra.) * duyularla algılanabilen, olgu, olay, görüngü

fenomenal : gre., lat. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * görünür olan, gözlemlenebilen şey; olağanüstü, harikulade, dikkate değer, olgusal

fenomenizm : gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * fenomenlerden, yani zaman veya mekan içinde doğal olarak ortaya çıkan ve deney konusu olabilecek olay ve olgulardan başka hiçbir şeyin var olmadığını ileri süren felsefe doktrini

fenomenoloji : gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * deneyim hakkındaki varsayımları ihmal ederek gerçekliğin fenomenler aracılığıyla verilişini betimlemeyi amaçlayan bir felsefe akımı

fenoprofen : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) + pro (propionicus; propiyonik asit türevi eki) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) ) (gre.) * ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan, propiyonik asit türevi nonsteroid antiinflamatuvar, iltihap giderici ve ağrı kesici ilaçlar (NSAİİ) grubundan olan ilacın etken maddesi (C15H14O3)

fenotip : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) * genetik ve çevresel etkenlerin yarattığı özelliklerin canlının dış görünüşündeki yansıması

fenotiyazin : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + tiazole (sülfür ve azot içeren bir heterosiklik bileşik eki) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * şizofreni, bipolar bozukluklar, kontrol mide bulantısı ve kusma ve sanrısal tezahürleri olan diğer psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan birinci nesil tipik antipsikotik nitrojen ve kükürt içeren heterosiklik bileşik

fenprobamat : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + bamat (sedatif (sakinleştirici), anksiyolitik veya başka farmasötik etkisi olan bileşik eki) * santral etkili, sedatif, anksiyolitik ve antikonvülzan (nöbet önleyici) etkileri olan bir kas gevşetici (C10H13NO2)

fensiklidin : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * genel anestezik olarak kullanılırken sonraları halüsinojenik ve nörotoksik etkileri nedeniyle kullanımından vazgeçilen ilacın etken maddesi (C17H25N)

fent : ara. * fenn (beceri, teknik, hüner) (ara.), fend (far.) * hile, aldatmaca, yanıltmaca, düzen, sahtekarlık, mekir, desise, yalan

fentanil : gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + anil, tanil (opioid sınıfı ilaç eki) * analjezik (ağrı kesici) ve anestezik olarak kullanılan sentetik opioid ilacın etken maddesi (C22H28N2O)

fentermin : gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + tertiarius (üçüncü sıra ile ilgili) (tertius (üçüncü) + arius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (amine, amino (ammonia (amonyak; antik Mısır tanrısı Amun, Ammon) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * obezite tedavisinde diyet ve egzersize yardımcı olarak kullanılan, beyindeki iştah merkezini etkileyerek açlık hissini azaltan, iştah baskılayıcı ve amfetamin benzeri reçeteli bir uyarıcı ilacın etken maddesi (C10H15N)

fentikonazol : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * vulvovajinal kandidiyazis tedavisinde lokal olarak nitrat olarak kullanılan bir imidazol antifungal ilacın etken maddesi (C24H20Cl2N2OS)

fentolamin : gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (amine, amino (ammonia (amonyak; antik Mısır tanrısı Amun, Ammon) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * dolaşımdaki katekolaminlerin neden olduğu hipertansif krizleri (feokromositoma gibi) tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C17H19N3O)

feodal : lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * toprak mülkiyeti ve kişisel sadakat ilişkilerine, toprak sahibi soylular (senyörler) ve bu topraklarda çalışan köylüler (serfler) arasındaki ilişkilere dayanan siyasal ve sosyal sistem

feodalite : lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * feodal sistem

feodalizm : lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Orta Çağ Avrupa'sında görülen, toprak sahipliği ve kişisel bağlar üzerine kurulu bir sosyal ve ekonomik sistem, derebeylik

feokromasitoma : gre. * phaios (koyu, karanlık; sarı, kahverengi) + chroma (renk) + kytos (barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişiklik; kanser) * kromaffin hücrelerden oluşan adrenal medullanın nadir bir tümörü ve intra-adrenal PGL olarak tanımlanan paraganglioma tümör ailesinin bir parçası

feomelanin : gre. * phaios (koyu, esmer, gri-kahverengi ton) + melas, melanos (siyah, kara, koyu renkli) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * insan vücudunda saç, cilt ve göz rengini belirleyen, kükürt içeren sarı-kırmızı tonlarında olan, bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen, koyu renkli (kahverengi-siyah) pigment türü

fer : ara. * far’a (dallanmak, ayrılmak, ayrışmak, farklı olmak, olağanüstü hale gelmek) * dal; şube, kol

fer : far. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam, güzellik; ateş) * nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam, güzellik

ferace : ara., gre. * ferc (yarık, çatlak; kadın cinsel organı; korkulacak yer), feruc, ferucet (kaftan, cübbe, kıyafet, özellikle resmi ve törensel giysi, urba) (ara.); pherein (taşımak, götürmek, getirmek) (gre.) * Osmanlı imparatorluğunda anadoluda yaşayan Türklerin, kadınların çarşaftan önce sokakta giydikleri üstlük

feradis : ave., far., ara. * pairidaeza (çevrili bahçe) (pairi (çevre, etraf) + daeza (duvar, çit, çevrilmiş yer) ) (ave., far.); firdevs (bostan, bahçe; cennet (mecazi) ) (ara.) * bostanlar, bahçeler; cennetler (mecazi)

feragat : ara. * faraga (boşalmak, vakit ayırmak, serbest olmak, ilgilenmek, vakit ayırmak; dökülmek, dökmek, akıtmak) + at (isim yapım eki), mefrug (boş, boşalmış, ilgilenilmiş, vakit ayrılmış, tamamlanmış, başkasına bırakılmış, feragat edilmiş, mefarig (ç.); dökülmüş, akıtılmış) * boşalma, dökülme, serbestlik, el çekme; bir hak, talep veya yükümlülükten gönüllü olarak çekilme

ferağ : ara. * ferağ (boş, boşluk; ayrılma, bırakma) * bir işten çekilme, vazgeçme, geri durma; bir mülkü resmi olarak başkasına verme, tapuda başkasının üstüne geçirme

ferah : ara. * feraha (rahatlatmak, huzur bulmak; gönlü açık olmak, sevinmek, şenlenmek) * geniş olan, bol, geniş; iç açıcı, aydınlık, havadar; mutluluk veren, neşeli, sevinçli, coşkulu; kadın ismi Türk musikisinde, karar perdesi "Rast" (Do) olan, neşeli ve ferahlatıcı karakterde, orta hızda icra edilen makam

ferah-aver : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + ahver (koyu, derin; akıllı; beyaz yüzlü) * Türk musikisinde, karar perdesi "Rast" (Do) olan, Segah ve Hicaz dizilerinin bileşiminden oluşan, hüzünle sükuneti bir arada barındıran duygulu ve derin bir makam

ferahfeza : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + feza (boşluk, uzay) * yegah perdesinde karar kılan, Türk musikisinde, rast perdesi üzerinde karar eden, inici-çıkışlı seyirli, güçlü sesi neva olan, hüzzam dizisine hicaz dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan ve genellikle ferahlatıcı, zarif bir ifade taşıyan klasik bir makam

ferahlamak : ara., tür. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * rahatlamak, huzur bulmak

ferahnak : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + nak (geçiş, değişim, hareket) * Türk musikisinde, yegaha bağlı olmayan ve değişik çeşnileri içeren, dügah perdesi üzerinde karar eden, neva perdesinde güçlü yapan, inici-çıkışlı seyirli, rast dizisinin genişletilip hicaz çeşnileriyle süslenmesiyle oluşan, hüzünlü ve derin ifade taşıyan bir makam

ferahnak-aşiran : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + nak (geçiş, değişim, hareket) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, Ferahnak makamının Aşiran perdesine (rast perdeye bir tam sekizlik pes) aktarılmış şekli olup, karar perdesi aşiran, güçlü perdesi neva olan; rast dizisinin hicaz ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici-çıkışlı seyirli, ağırbaşlı ve derin bir karakter taşıyan makam

ferahnüma : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + numa (gösteren, açığa çıkaran) * Türk musikisinde, ilahi veya tasavvufi müzik gibi huzur ve sükunet temalı eserlerde tercih edilen, neva perdesi üzerinde karar eden, rast dizisinin üstüne hicaz ve kürdi çeşniler eklenerek genişletilmiş bir yapıya sahip, güçlü perdesi çargah olan, inici-çıkışlı seyirli ve genellikle süslemeli melodik yapı sergileyen, iç açıcı ve zarif bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

ferahzar : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) (ara.) + zar (yer ve durum eki) (far.) * Türk musikisinde, rast dizisinin genişletilmiş bir formu olup, karar perdesi dügah, güçlü perdesi neva olan, inici çıkışlı seyirli, rast, hicaz ve buselik çeşnilerinin bir araya gelmesiyle oluşan, hem neşeli hem de duygulu ifadeler barındıran makam

ferah-zayi : ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık, sevinçli, şen) + zayi (elden çıkan, kaybolan, yitik; zarar, ziyan) * Türk musikisinde, rast dizisi temelinde oluşan, karar perdesi dügâh, güçlü perdesi neva olan, inici çıkışlı seyirli; rast, hicaz ve kürdî çeşnilerinin birleşimiyle meydana gelen, süslemelere açık, hem ferahlık hem de melankoli ifade eden bir makam

feraine : ara. * fir'avn (firavun) * firavunlar, mütekebbirler, imansızlar

ferak : ara. * faraka (ayırmak, ayrılmak, fark etmek), fark (ayrışım, ayrı olma, ayrılma, ayrım, değişik olma, değişim, değişiklik), tefrik (ayırma, ayrışım), firkat (ayrılma, ayrılık) * ayrık, ayrılık; firak (frequency, frequence, Frequenz (ayrıksallık, frekans), fraction, Fraktion (kesir, bölüm, ayrım), fragment (ayrık kısım, parça) (ing., fra., alm.), fracture (çatlak, yarık) (ing., fra.) )

feramuz : far. * feramuz (kıymeti yok, değersiz, boş, yok hükmünde) (fara (öte, aşan, dışında, uzak, -den fazla) + muz (iş, değer, kıymet, önem) ) * kale muhaffızı; şanlı, şerefli, ün kazanmış; erkek ismi; İranlı masonlara atfedilen lakap (masonlukla ilgili sorulara "bilmiyorum, hiçbir şey hatırlamıyorum" şeklinde cevap vermelerinden)

feraset : ara. * firasa, ferasa (ayırt etmek, ayırmak) + et (isim yapım eki) * anlayış, kavrayış, seziş, sezgi, öngörü

feraşe : ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak), mefruş (yayılmış, serilmiş, döşenmiş; yaygı, kilim, döşek), mefruşat (serilmiş eşyalar, döşenmiş malzemeler, yayılmış eşyalar) * yatak, döşek, serilmiş yer, yayılmış şey, döşenmiş şey, döşek, döşeme, döşeyiş, yayma, yayılma; kelebek, pervane kelebeği (kelebeklerin kanatlarını sererek, yayarak uçmasından mecazi bağlantı); yer, yeryüzü; kilit damağı; az su

feraşin : kür. * farş (döşek, yer yaygısı), feraş (döşek, yatak; sergi; halı seren, döşeyen kimse) + in (çoğul eki) * yatak takımı, döşek takımı; yayla, ferah yer; kadın ismi

ferat : ara. * farata (tatlı su olmak, akmak) * tatlı, içimi kolay su, çok tatlı su, susuzluğu gideren çok tatlı ve hafif su

feray : far., tür. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam, güzellik; ateş) (far.) + ay (Dünya’nın uydusu) (tür.) * ay ışığı; kadın ismi

feraye : far. * fera (üstün, yukarı, yüce) + ye (durum eki) * değerli süs, zinet, mücevher, gözde, çok sevilen kişi; ışık saçan, parlayan şey; kadın ismi

ferc : ara. * faraca (yarmak, açmak, ayırmak, aralamak, yarık bırakmak) * yarık, açıklık, aralık, çatlak; sıkıntıdan sonra gelen rahatlık; korkulacak yer; ud yeri; kadın cinsel organı)

ferç : ara. * faraca (yarmak, açmak, ayırmak, aralamak, yarık bırakmak) * yarık, açıklık, aralık, çatlak; korkulacak yer; ud yeri; kadın cinsel organı

ferd : ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak; ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), farid (eşsiz, benzersiz, tek olan, birey olan; yalnız, kimsesiz; değerli, üstün, nadide; yaşlı (mecazi) * birey, tek, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi

ferda : far. * farda, ferda (gün doğumu, şafak; yarın) * erte, ertesi; gelecek zaman, yarın

ferdi : ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak; ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel, tekil gibi olan

ferdiyet : ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak; ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yet (durum eki) * bireylik, bireysellik, bireyselcilik, şahsilik

feresa : lat. * feresa (cüce katil balina (Feresa attenuata) ) * Feresa attenuata türünün Türkçe adı; yunusgiller (Delphinidae) içinde yer alan, küçük yapılı bir okyanus yunusu

ferfecir : ara. * fer (ışık) + fecr (doğuş, gündoğumu, tan yeri, şafak) * aydınlanma; güneş doğmadan önceki alacakaranlık, sabah ışığı

ferfere : ara. * farfara (ses ansımalı onomatopeik kelime) * akılsızlık, hafif meşreplik; gürültücü, ağzı kalabalık

ferforje : fra. * fer (demir) + forger (dövmek, biçim vermek), forgé (dövülmüş, dövme, biçim verilmiş; sahte, kalp) * demirin yüksek ısıda tavlanarak dövülmesinden elde edilen metal türü; dövme demirin bir formu ve metal işlemeye dayalı bir sanat

ferhad : ara. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık) + had (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kahraman, güçlü, yiğit

ferhan : ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sevinçli, neşeli, mutlu, memnun, şen

ferhat : ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) + at (isim yapım eki) * rahat olma, huzurlu olma, mutlu olma

ferhunde : far. * ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) + unde (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uğurlu, mutlu, kutlu, mübarek

feri : far. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam, güzellik; ateş) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); fer (dallanma, dal, şube, kol), feri (ikincil, derivatif, kollara ait, şubelere ait); firya (arkadaş, dost, sevgili) * aydınlık, ışıltılı, parıltılı, parlak; sayın, sevgili, tatlı, güzel, iyi; kadın ismi

fer'i muhammes : ara. * fer (dal, yan kol, türev) + ı (tamlama eki) + hamse (beş), muhammes (beşli) * dört adet Sofyan usülünün birleştirilmesiyle meydana getirilmiş, peşrev, kar ve beste gibi formlarda kullanılmış olan Turk musikisindeki 16 süreli büyük usül

feriba : far. * farbiden (aldatmak, baştan çıkarmak, büyülemek, cezbetmek, çekmek), farib (aldatan, baştan çıkaran, büyüleyen, cezbeden, çeken) * çekici, cazip, baştan çıkarıcı, büyüleyici, aldatıcı; güzel yüzlü kız

feribot : lat., ing. * ferrare (taşımak, götürmek) (lat.) + boat (gemi, tekne) (ing.) * taşıma gemisi, yolculuk teknesi, seyahat gemisi

ferid : ara. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan, eşsiz olan, yalnız olan) * eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız; erkek ismi

feride : ara. * ferid (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey) + e (dişilik eki) * eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız kadın; kadın ismi

feridun : far. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan, eşsiz olan, yalnız olan, yekta, yegane, benzeri olmayan, biricik) + un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İran mitolojisinde Cemşid'in torunu ve Fars edebiyatında zafer, adalet ve cömertliğin sembolü olan efsanevi kahraman; erkek ismi

ferih : ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) * neşeli, sevinçli, keyifli

feriha : ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk), ferih (neşeli, sevinçli, keyifli) + a (dişi eki) * neşeli, rahat, sevinçli; kadın ismi

ferik : ara. * faraka, feraka (ayırmak, bölmek, ufalamak, parçalamak), ferik (bölük, insan bölüğü, askeri birlik, müfreze; tümen komutanı; ufalanmış, kavrulmuş taze buğday tanesi; kuş veya tavuk palazı) * kümes hayvanlarının civcivlikten yeni kurtulmuş yavrusu, piliç; genç, taze, körpe

feriştah : far. * firişte (elçi, melek) + hu (onun) * bir işi en iyi yapan kimse, bir işin uzmanı, ustası (bir işte) en yetkili kimse, onun uzmanı

ferişte : far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık) + işta (yapılmış, yaratılmış, kılınmış) * üstün yaratılmış; melek, günahsız, masum, yumuşak huylu

ferit : ara. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan, eşsiz olan, yalnız olan) * eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız; erkek ismi

feriy : ara. * far’a (dallanmak, ayrılmak, farklı olmak, olağanüstü hale gelmek), fer (dal; şube, kol; ayrılma) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayrı, farklı, sıra dışı, acayip, olağanüstü, tuhaf

ferizli : ara. * feriz (takdir edici, hükmedici; yaşlı, ihtiyar) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Sakarya'nın bir ilçesi

ferli : ara., tür. * fer (nur, ışık, gün ışığı, parıltı, parlaklık, ihtişam, güzellik) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışıklı, canlı ışık, güçlü ışık

ferma : ita. * ferma (kapanmış) * av köpeğinin, avı bularak, avcı gelinceye değin, onu gizlendiği yerden gözetlemesi (fermer (kapatmak), fermant (kapatan) (fra.) )

ferman : ara. * ferm (emir, tebliğ) + an (isim yapım eki) * buyruk, emir, tebliğ (fermer (kapatmak), fermant (kapatan) (fra.) )

fermantasyon : lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentum (kaynama, kabarma, köpürme, maya), fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek) + tio (isim yapım eki) * şekerlerin maya veya bakteriler tarafından kimyasal dönüşüme uğrayarak alkol, asit veya gaz oluşturması süreci, mayalama, mayalanma

fermat problemi : fra., gre., tür. * fermat (Fransız matematikçi ve hukukçu Pierre de Fermat’ın soyadından) + problema (sorun, sıkıntı) (pro (ön, önce, önde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), blema (atma, fırlatma) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * n sayısı 2 den büyük bir tam sayı olmak üzere, xn + yn = zn eşitliğini sağlayan x, y, z pozitif tam sayılarının olup olmadığı problemi

fermata : ita. * fermata, fermatus (fermare (durmak, beklemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * müzikte notanın veya sessizliğin olağan süresinden daha uzun tutulmasını belirten işaret (firm (sağlam, duran) (ing.) )

fermat'ın küçük teoremi : fra., lat. * Fermat (Fransız matematikçi Pierre de Fermat’ın soyadından) (fra.) + küçük (boyut açısından az olan) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * asal sayı p ve p ile aralarında asal herhangi bir a sayısı için a^p−1 ≡1 mod p eşitliğini ifade eden teorem; sayı kuramının temel sonuçlarından biri

fermejüp : fra. * fermer (kapatmak) + jupe (etek) * kumaşın veya üzerine dikilmiş bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye yarayan, birbirinin içine girerek kapanan, iki parçadan oluşan tutturmalık, çıtçıt

fermene : far. * farmene (elbise, kaftan, giysi) * genellikle çuha veya kadifeden yapılan, önü kavuşmayan, üzeri sırma, ipek veya koyu renkli kaytanlarla işlenmiş, Osmanlı döneminde hem erkekler hem de kadınlar tarafından giyilen yelek veya kısa ceket benzeri geleneksel bir üst giysisi

ferment : lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek) + mentum (isim yapım eki) * organik maddelerin fermantasyonunu (mayalanmasını) sağlayarak hamurun kabarması, alkol üretimi veya süt ürünlerinin olgunlaşması gibi biyokimyasal süreçleri başlatan tek hücreli mantar türleri veya bu amaçla kullanılan mikroorganizma kültürleri, maya

fermentasyon : lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentum (kaynama, kabarma, köpürme, maya), fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek) + tio (isim yapım eki) * şekerlerin maya veya bakteriler tarafından kimyasal dönüşüme uğrayarak alkol, asit veya gaz oluşturması süreci, mayalama, mayalanma

fermentatif : lat. * fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentatus (mayalı, mayalanmış, kaynamış, kabarmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fermantasyonla ilgili veya fermantasyon sonucu oluşan

fermente : lat., fra. * fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentatus (mayalı, mayalanmış, kaynamış, kabarmış) (lat.); fermenté (mayalanmış) (fra.) * mayalanmış

fermi düzeyi : ita. * fermi (İtalyan fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + düzey (seviye, aşama, mertebe) + i (iyelik eki) (tür.) * bir malzemenin elektronlarının en yüksek enerjiye sahip olduğu enerji seviyesi

fermi’nin altıncı kuvvet teorisi (Fermi teorisi) : ita., ara., tür. * fermi (İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nin soyadından) (ita.) + altıncı (sırası 6 olan) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * zayıf nükleer etkileşimleri açıklayan, beta bozunum sürecini dört fermiyonlu etkili lagrangean yaklaşımıyla tanımlayan başlangıç teorisidir

fermiyon : ita., lat. * Fermi (İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * maddeyi oluşturan elektron, proton, nötron gibi parçacıkları kapsayan ve kuantum mekaniğinde istatistiksel davranışı Fermi-Dirac dağılımıyla tanımlanan, Pauli dışarlama ilkesine uyan ve yarı tamsayı spinli temel parçacık sınıfı

fermiyum : lat. * Fermium (İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nin soyadından) + ium (kimyasal element eki) * simgesi Fm, atom sayısı 100, atom ağırlığı yaklaşık 257 olan yapay bir element

fermuar : lat., fra. * firmare (kapatmak, sağlamlaştırmak) (firm (sağlam) + are (fiil mastar eki) (lat.); fermer (kapatmak) (fra.) + oir (araç eki) * giysi, çanta, cüzdan gibi eşyalarda kullanılan, bir şerit halindeki karşılıklı dişlerden oluşan kapatma düzeneği, zipper

fernez : fra. * fernez (Fransız mucit Maurice Fernez'in soyadından) + * denizden sünger toplamak için kullanılan, dalgıç tarafından kumanda edilen veya makineli olarak işleyen sualtı aracı

ferocactus : lat. * ferox (vahşi) + kaktos (dikenli bitki) * iri ve sert dikenleriyle tanınan, çöl uyumlu, Cactaceae (kaktüsgiller) familyasından bir bitki cinsi

feromon : gre. * pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + hormao, hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten, harekete geçiren, salan, savuran) * canlıların, kendi türlerinden diğer bireylere mesaj göndermek ve aralarında kimyasal iletişimi sağlamak amacıyla vücutlarından dışarı salgıladıkları, cinsel çekim, sosyal bağ veya bölge işaretleme işlevlerini gören doğal bir kimyasal madde

ferr : ara. * ferre (kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek, serbest kalmak) * kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek, serbest kalmak

ferrar : ara. * ferre (kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek, serbest kalmak) + ar (-cı, yapan, eden eki) * bir kimsenin ya da bir topluluğun bulunduğu tehlikeli, baskıcı veya yasal olmayan durumdan kurtulmak amacıyla yasa dışı veya gizli bir şekilde kaçması eylemi; cıva, çok hareketli element (ferrari (cıva gibi olan, oto markası) (ita.) )

ferraş : far. * ferş (yaymak, sermek, döşemek), ferraş (yayıcı, serici, döşeyici; hizmetçi) * cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak, kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişi; ev döşemek için gerekli eşyayı temin eden, döşemeci, mefruşatçı

ferrik : lat. * ferrum (demir) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * demirin +3 oksidasyon durumu (Fe³⁺)

ferrik proteinsüksinlat : lat. * ferricus (demirin +3 oksidasyon durumu (Fe³⁺) ) (ferrum (demir) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde), proteios (birinci derecede, önemli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + succinum (kehribar) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan, trivalan demir (Fe³⁺) ile sukcinilasyon işlemiyle modifiye edilmiş kazein proteininin birleşiminden oluşan modern bir oral demir takviyesi

ferritin : lat. * ferrum, ferro (demir) + ite (element, kimyasal madde veya mineral eki) + ine (kimyasal bileşik eki) * kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve oksijen dağıtımı için gereken demirin, çözünmesi, depolanması ve vücut ihtiyaç duyduğunda kontrollü bir şekilde salınımını yapan kan proteini

ferroelektrik : lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * dışarıdan uygulanan bir elektrik alanı kaldırılsa bile içindeki elektrik kutuplaşmasını (polarizasyonunu) koruyabilen, bu yönü de dış alanla tersine çevrilebilen malzeme özelliği; kendiliğinden elektriksel kutuplanma gösteren ve bu kutuplanmanın dış elektrik alanla değiştirilebildiği malzeme özelliği

ferrokrom : lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) (gre.) * demir (Fe) ve krom (Cr) elementlerinden oluşan ve çelik sanayisinde kullanılan bir alaşım (FeCr)

ferromagnetik : lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnetikos (magnesia (antik Yunan'da bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + lithos (kaya, taş) + ikos (ile ilgili, -a ait ) ) (gre.) * demir gibi maddelerde görülen güçlü manyetik kutuplanma özelliğine sahip olan; mıknatıslar tarafından çok güçlü bir şekilde çekilen ve dış mıknatıs kalksa bile kalıcı mıknatıslık özelliği koruyabilen (demir, nikel, kobalt gibi metal elementler)

ferromanyetizma : lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnetismos (magnesia (antik Yunan'da bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + lithos (kaya, taş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (gre.) * demir, kobalt, nikel gibi metallerin dış manyetik alana maruz kaldığında kalıcı olarak mıknatıslanabilme özelliği

ferroz fumarat : lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + fumus (duman, buhar), fumaratus (tütmüş, tüteb) (fumare (duman yayılmak, tütmek) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * demir alımını desteklemek için kullanılan kırmızımsı-turuncu bir toz olarak oluşan fumarik asidin demir(II) tuzu, ferrous fumarate (C4H2FeO4)

ferroz glisin sülfat : lat., gre. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + glukus, glykys (tatlı, şekerli) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan bir demir takviyesi, ferrous glycine sulfate (C4H10FeN2O8S)

ferroz glukonat : lat., gre. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + glukus, glykys (tatlı, şekerli) (gre.) + on (son ek) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * demir takviyesi için kullanılan +2 değerlikli demirin glukonat tuzu

ferroz sülfat : lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * demir eksikliğini tedavi etmek için kullanılan bileşik (FeSO4)

ferröz : lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * demirin +2 oksidasyon durumunda (Fe²⁺) olduğu bileşiklere verilen isim

ferruginous : lat. * ferrum (demir), ferrugo (pas, demir pası; demir oksidi rengi) + ine (kimyasal madde eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * demir içeren, demir oksit bakımından zengin, pas renginde olan

ferruh : far. * ferr (ışık, aydınlık, parlaklık, ilahi nur, kut, talih, uğur, parlaklık, ihtişam, şan, şöhret, kudret, güç) + uh (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aydınlık yüzlü, kutlu, mutlu, uğurlu, mübarek, sevinçli, şad, uğurlu, kutlu, parlak talihli, bahtı açık (kişi)

fers : ara. * farasa (ayırmak, parçalamak, yırtmak, yarmak; fers) * yırtmak, yarmak, parçalamak; katletmek, öldürmek; fers (ferocious, feroce (yırtıcı) (ing., fra.) )

fers : ara. * farasa (ayırmak, parçalamak, yırtmak, yarmak) * hayvanların midelerinde henüz tam olarak sindirilmemiş, sindirim sürecinin ilk aşamalarında bulunan ve bağırsaklara geçerek dışkıya (necis) dönüşmeden önceki yarı sindirilmiş gıda atıkları, kemus/püre halindeki besin maddesi, dışkı

fersah : ara. * far (ileri, dışa, öteye, uzağa) + sax, sah (adım, yürüyüş mesafesi, yol) * uzun yol ölçüsü, yürüyüş mesafesi; 5-6 km'ye eşit (4 mil) mesafe ölçüsü; yaklaşık beş kilometrelik bir uzunluk ölçüsü (far, fern (uzak) (ing., alm.) )

fersude : ara. * farsa, farsudan (geçmek) * geçmiş, eskimiş

ferş : ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak) * serilmiş şey, yayılmış şey, döşenmiş şey, döşek, döşeme, döşeyiş, yayma, yayılma; kelebek, pervane kelebeği (kelebeklerin kanatlarını sererek, yayarak uçmasından mecazi bağlantı); yer, yeryüzü; küçük deve

fert : ara. * ferd (tek, yalnız, bir, birey) * tek, yalnız, bir, birey, yekta

fertik : tür. * fert (kaçmak, gitmek) + ik (isim yapım eki) * kaçıp gitme, sıvışma, uzaklaşma

fertil : lat. * fertilis (ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tilis (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) (lat.); fertile (fra.) * gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit

fertilite : lat. * fertilis (gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit) (ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tilis (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); fertilité (fra.) * doğurganlık, verimlilik, bereket, döllenebilirlik

fertilizasyon : lat. * fertilizzare (fertilis (gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit) (ferre (taşımak, yüklenmek, getirmek) + tilis (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); fertilisation (fra.) * dişi ve erkek üreme hücrelerinin (ovum (yumurta) ve sperm) birleşmesiyle yeni bir organizmanın oluşmasını sağlayan süreç, döllenme

fertilize : lat. * fertilizzatus (taşınmış, yüklenmiş, getirilmiş) (fertilizzare (fertilis (gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit) (ferre (taşımak, yüklenmek, getirmek) + tilis (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); fertilisé (fra.) * döllenmiş

ferula : lat. * fer (tahta sopası, düz ağaç dalı) + ula (dişil küçültme eki) * Akdeniz bölgesinin doğusunda ve Orta Asya'da yetişen, sindirim, solunum, romatizma gibi sorunların tedavisinde kullanılan Apiaceae familyasından çiçekli bir bitki

ferve : ara. * ferv (kürk, koyun postu, hayvan derisi) * kürk, post, saçlı deri, kafa derisi

feryal : far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık, ihtişam, görkem, yücelik, kut, parlak talih) + yal (yaka, saç, yele; görünüş (mecazi) ) * güzel, iyi görünümlü, olgunlaşmamış ağaç veya ışık saçan kız

feryat : far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık, ihtişam, görkem, yücelik, kut, parlak talih; güçlü, üstün) + yad (ses, çağrı, haykırış; anmak, seslenmek) * çığlık, haykırış, bağırış

ferz : far. * farzin (danışman, vekil, bilge kişi) * geleneksel şatranj oyununda şahın yanında konumlanan ve başlangıçta çapraz yönde yalnızca tek kare hareket edebilen, modern satrancın en güçlü taşı olan vezir taşı

ferzan : far. * frazanag (fra (ileri, ön, öne) + zan (bilmek, anlamak, idrak etmek) + ag (sıfat yapım eki) ) * ileriyi gören, derin idrak sahibi, bilge, bilgin, akıllı, hikmet sahibi, anlayışlı kişi, bilgili kişi; aydınlatan, ışık saçan, firuzan

ferzane : far. * frazanage (fra (ileri, ön, öne) + zan (bilmek, anlamak, idrak etmek) + ag (sıfat yapım eki) + e (isim yapım eki) * bilge, akıllı, hikmet sahibi, anlayışlı kişi, bilgili kişi; aydınlatan, ışık saçan, firuzan; tasavvufta insani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş, bilgin, bilge

ferzende : far. * farzend, frazand (fra (ileri, ön, öne) + zaden (doğurmak, dünyaya getirmek) ) * oğul, erkek çocuk, evlat

fes : ara. * fes, fas (başlığın ilk kez yoğun olarak imal edildiği ve kırmızı rengini veren boyanın köklerinin bulunduğu Fas ülkesinden) * genellikle kırmızı renkli, keçeden yapılan, tepesinde püskülü bulunan ve adını üretilip yaygınlaştığı Fas'ın Fes şehrinden alan, Osmanlı Dönemi'nde (özellikle II. Mahmud'un kıyafet devriminden sonra) resmî başlık olarak kabul edilip yaygın şekilde kullanılan silindirik ve siperliksiz bir erkek başlığı, kırmızı keçeden gece külahı

fesad : ara. * fesada (bozulmak, kötüleşmek, karışmak) * bozukluk, bozulma, bozgunculuk, kötülük

fesahat : ara. * fasaha (açıklık, netlik, anlaşılır olma), fasih (hatasız, açık, güzel) + at (durum eki) * doğru ve düzgün söyleyiş; açık ve güzel ifadeli konuşma

fesat : ara. * fesada (bozulmak, kötüleşmek, karışmak) * bozukluk, bozgunculuk, kötülük

fesh : ara. * fesh (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, hükümsüz kılmak) * daha önce anlaşmaya varılmış bir kararın bozulması ve hükmünün geçersiz kılınması, sözleşmenin iptali

feshbach rezonansı : alm. * feshbach (Amerikalı teorik fizikçi Herman Feshbach’ın soyadından) (alm.) + resonentia (resonare (yeniden ses çıkarmak, yankılanmak) (re (tekrar, yeniden) + sonare (ses çıkarmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) ) * atomlar veya parçacıklar arasındaki enerji seviyelerinin, dış manyetik alan etkisiyle eşleşip etkileşimin ani olarak artması olayı

feshetmek : ara. * fesh (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, hükümsüz kılmak) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * geçersiz kılmak, iptal etmek

fesih : ara. * fesaha (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, çözmek, hükümsüz kılmak), fesh (iptal etme, geçersiz kılma, bozma, hükümsüz kılma) * daha önce anlaşmaya varılmış bir kararın bozulması ve hükmünün geçersiz kılınması, sözleşmenin iptali

fesini : far. * fes (bölmek, ayırmak) + ini (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki parçaya ayrılmış, bölünmüş

fesk : ara. * fesaka (çıkmak, ayrılmak), fisk (yoldan çıkma, doğruluktan ayrılma, günahkar olma, günah işleme, günah) * günaha sapma, doğru yoldan çıkma

fesleğen : gre., lat. * basilikon, basilikos, vasilikon, vasilikos (krala ait, kral ile ilgili) (basileus, vasileus (kral) + ikon, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); basilicum (lat.) * süs bitkisi olarak yetiştirilen, yaprakları güzel kokulu olan ve baharat olarak kullanılan, öksürüğe ve hazımsızlığa karşı iyileştirici olan ballıbabagillerden bir ot

fesoterodin : lat., gre. * feso (ön ek) + terodine (antimuskarinik ilaç eki) (teros (farmasötik ek) + (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * nörojenik detrusor aşırı aktivitesi ve idrar kaçırma (mesane kontrolünün kaybı), hemen idrara çıkma ihtiyacı veya sık idrara çıkma ihtiyacı gibi aşırı aktif mesane semptomları dahil olmak üzere mesane sorunlarını tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C26H37NO3)

festival : lat. * festum, festa (ziyafet, şölen) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir topluluğun, belirlenmiş gün ve tarihlerde döngüsel olarak gerçekleştirdiği etkinlikler bütünü; sanat gösterisi

festuca : lat. * festuca (sap, çubuk) * ince yapraklı ve dayanıklı çayır otlarını içeren, Poaceae familyasından bir bitki cinsi

fesuphanallah : ara * fe (o halde, artık, öyleyse, dolayısıyla) + subhan (üstüb, yüce, ulu) + Allah (Allah) * hayret, şaşkınlık, bıkkınlık ve içerleme belirten bir nida

feşel : ara. * feşl (korkmak) * korkak

feşmekan : far. * fişmekan (yere serpme, ortaya saçma) (fiş (serpmek, saçmak), fişan (saçma, saçan, serpme) + mekan (yer, mahal) ) * ortaya atma, serpme, saçma

feta : ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) * genç erkek, genç adam, delikanlı; cömert, yiğit

fetal : lat. * fetus (cenin, dölüt, yavru; gebelik, doğurma) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fetüs ile ilgili

fetanet : ara. * fatin (zihni açık, anlayışlı, çabuk kavrayan; uyanık) + et (isim yapım eki) * üstün zeka gücüne sahip olma, zihin açıklığı, çabuk kavrayış, sağlam anlayış, fitnatlik

fetaya : ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) * genç kız

feteyan : ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) + yan (çoğul eki) * gençler, fityan

feth : ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açma, genişletme, zaptetme, ele geçirme, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma

fetha : ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * Arapça'da ünsüz bir harfin "a" harfiyle okunmasını sağlayan ve "üstün" olarak da isimlendirilen işaret

fethetmek : ara., tür. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir ülkeyi veya bir şehri savaşarak ele geçirmek

fethi : ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * feth ile ilgili; erkek ismi

fethiye : ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) + iye (yer ve durum eki) * Muğla'nın bir ilçesi; eski ismi Telmessos (olup daha sonra Meğri (uzak diyar) olmuş, ardından da şehit pilot Fethi Bey'in anısına Fethiye olmuştur.

fetid : lat. * faetere (kötü kokmak, pis kokmak), fetidus (kötü kokulu, kötü kokan, pis kokulu, pis kokan) * organik maddelerin çürümesiyle ortaya çıkan, çevreye yayılan ve son derece rahatsız edici, iğrenç, pis koku, kötü kokan, pis kokulu

fetih : ara. * fataha (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açma, genişletme, zaptetme, ele geçirme, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma; Kur'an'ın 48. suresi

fetihname : ara., far. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * hükümdarlar tarafından önemli bir fethi, bir zaferi komşu hükümdarlara, hanlara, prenslere, memleket içinde şehzâde ve valilere bildirmek için yazılan yazı

fetir : ara. * fetir (taze nesne; cıvık hamur) * iyi pişmemiş, hamur kalmış ekmek, ince ekmek, lavaş; sacda pişirilen buğday ekmeği, mayasız yufka ekmeği; çörek; Kars, Ardahan, Posof, Artvin, Iğdır şehirlerinin yöresel tatlısı

fetiş : lat. * facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) * doğaüstü gizemli gücü ve etkisi olduğuna inanılan ve tapınma vasıtası addedilen canlı veya cansız varlık

fetişist : lat. * facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) * cansız bir varlığa veya vücudun cinsel işlevi olmayan bölümlerine erotik ilgi duyan kişi, fetişizm tutkunu

fetişizm : lat. * facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * cansız bir varlığa veya vücudun cinsel işlevi olmayan bölümlerine erotik ilgi duyma

fetk : ara. * fetaka (ayırmak, yarmak) * şak etme, ayırma, yarma, yarılma; kasık yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolması ile karakterize sakatlık

fetomaternal : lat. * fetus (gebeliğin 9. haftasından doğuma kadar olan dönemdeki embriyo) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + nalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fetüs ve annesi arasındaki biyolojik, fizyolojik etkileşimler ile ilgili

fetor : lat. * foetor (kötü koku, pis koku) * vücutta oluşan bazı hastalıklar veya enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkan belirli kötü kokular

fetor hepatikus : lat. * foetor (kötü koku, pis koku) + hepar, hepat (karaciğer) + ticus (ile ilgili, -e ait) * karaciğer hastalıklarına bağlı olarak ağızdan gelen belirgin ve karakteristik kötü kokuya verilen tıbbi terim

fetret : ara. * fatir (yaran, açan; yaratan), fatara (yarmak, ikiye ayırmak, ayırmak, açmak; yaratmak) + et (isim yapım eki) * ara, kesinti, duraklama, boşluk dönemi; iki peygamber veya hükümdar arasında peygambersiz veya hükümdarsız geçen süre

fettah : ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açan, genişleten; zapteden, ele geçiren; erkek ismi

fettan : ara. * fatana (fitne çıkarmak, ara bozmak; ayartmak, sınamak, baştan çıkarmak), fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma; iç savaş; ateşle yakma; sınama, sınav) * cazibesiyle aldatan, baştan çıkarıcı, ayartan; ara açıcı, arabozucu

fettuccine : ita. * fetta (dilim, kurdele, şerit) + cina (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İtalyan mutfağına özgü, yumurta ve undan yapılan düz, kalın bir makarna

fetüs : lat. * fetus (cenin, dölüt, yavru; gebelik, doğurma) * ana rahmindeki canlının üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadar olan dönem içindeki ismi

fetva : ara. * fata (bilgi vermek, bilgilendirmek, hüküm vermek, cevaplamak, yanıtlamak, fetva vermek) * bilgi verme, bilgilendirme; İslam hukukuyla ilgili bir konunun, bir sorunun dinsel hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan, şeyhülislamca veya müftüce verilen hüküm, bilgi, cevap

fevak : ara. * favaka (yüksek olmak, yüksekte olmak, üstte olmak, üstün olmak; gecikmek, ayrılmak, fark yaratmak), fevk (üst, yukarı, üstünde, üzerinde) * gecikme, fark, uzaklık, ayrılma, fark yaratma

fevc : ara. * fevece (akın akın gelmek, dalgalanmak, yayılmak), efvac (bölükler, gruplar) * insanlardan oluşan ve arkası kesilmeyen, birbiri ardınca gelen büyük insan topluluğu, küme, cemaat veya bölük, insan kalabalığı, güruh

feveran : ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani hareket; kızışma) + an (durum eki) * kızışma, kaynama, aniden öfkelenme (fever, fièvre, Feber (ateş) (ing., fra., alm.) )

fevk : ara. * favaka, faka (üstün olmak, öne çıkmak, aşmak, üstün gelmek, üste çıkmak, yukarı çıkmak; parlak veya belirgin olmak), faki (parlak, üstün, öne çıkan) * üst, üst taraf, yukarısı, yüksek derece, üstünlük, yükseklik; parlaklık

fevkalade : ara. * fevk (üstünde) + el (ön ek, artikel) + adet, adeh (sıradan olan, olağan durum, alışılmış olan, görenek) * olağanüstü, alışılmadık

fevkalbeşer : ara. * fevk (üstünde) + el (ön ek, artikel) + beşer (insan) * insanüstü

fevkani : ara * fevk (üst; yukarı) + ani (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * üst, üst taraftaki, üstteki

fevri : ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani, hızlı, sürat; suyun kaynayıp fışkırması) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aceleyle, hızlıca, ani, süratli; suyun kaynayıp fışkırması gibi

fevt : ara. * fate (yitirmek, kaybetmek) * kaybetme, yitirme

fevvare : ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani, hızlı, sürat; suyun kaynayıp fışkırması), fevere (şiddetle fışkırmak) * fıskiye, su fışkırtan şey

fevz : ara. * faz, faza (kurtulmak) * kurtulma, kurtuluş, başka safhaya geçme; zafer, başarı; kurtulmuş, başka safhaya geçmiş

fevzi : ara. * fevz (kurtuluş) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtuluş ile ilgili; erkek ismi

fevziye : ara. * fevz (kurtuluş) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtuluş ile ilgili; zafer sahibi, başarılı, üstün; kadın ismi

feyezan : ara. * feyd, feyz (taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk, cömertlik) + an (isim yapım eki) * suyun çok olup taşması; bolluk, fazlalık

fey-i zeval : ara. * fey (evvel, önce) + ı (tamlama eki) + zeval (sona erme, zail olma, yok olma, ortadan kaybolma) * Güneş, gün ortasında (Nısf-ün-nehar (günün yarısı), tam tepeye gelince görülen en kısa gölge uzunluğu (Güneşin tam tepe noktasına gelip kısa bir süre için gölgelerin kısalıp uzamasının durduğu vakte “istiva”, güneşin tepeden batıya doğru dönmeye başlamasına “zeval” ve cisimlerin bu vakitte yere düşen gölgesine de “fey'-i zeval” denir.)

feyiz : ara. * feyd, feyz (taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk, cömertlik) * bereket, ilham, manevi kazanç, verimlilik, gürlük, ongunluk, bereket, çoğalma, ilerleme

feynman yolu integrali : ing., tür. * feynman (Amerikalı fizikçi Richard Feynman’ın soyadından) (ing.) + yol (gidilen rota, istikamet, güzergah) + u (iyelik eki) (tür.) + integralis (bütünsel, tümleyici) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde parçacık geçişleri için tüm olası yol dizilerini toplamaya dayanan, parçacık etkileşimlerinin hesaplanmasında kullanılan temel unsur

feynman-kac formülü : ing., pol. * feynman (Amerikalı teorik fizikçi Richard Feynman’ın soyadından) + kac (Polonya doğumlu Amerikalı matematikçi Mark Kac’ın soyadından) (pol.) + formula (forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * belirli kısmi diferansiyel denklemlerin çözümlerini stokastik süreçlerin beklenen değeri cinsinden ifade eden temel matematiksel bağıntı

feyyaz : ara. * feyd, feyz (su taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk, cömertlik; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) * çok feyz veren, çok bereket ve bolluk veren

feyz : ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk, bereket, cömertlik; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak; bir kimsenin ruhaniyetinden veya ilminden faydalanmak, feyizlenmek) * bir kişiye bilgi, hikmet, ilham veya manevi etkinin bir kaynaktan kendiliğinden ve bereketli biçimde aktarılması sonucu oluşan zihinsel veya ruhsal kazanım (face (yüz, açıkça görmek, karşılaşmak) (ing., fra.) )

feyza : ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) + a (isim yapım eki) * verimlilik, bolluk, bereket, gürlük, çokluk ve iç huzuru; tasavvufta Yaratıcı'dan kulun kalbine gelen manevi ilham ve nur

feyzahan : ara., tür. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * bolluk hükümdarı

feyzan : ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bereketli, lütuf dolu, bolluk veren

feyzi : ara * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bolluk ve bereket ile ilgili

feza : ara. * fada, faza (boşluk, genişlik, açıklık, açık alan, gökyüzü, uzay) * gök, yıldızlar arası geniş boşluk, geniş alan, uzay, genişlik, saha, yerde akan su; çıkarmak, görünür hale getirmek, artıran (phase, Phase (görünüm, safha, göstermek, artarak devam eden görünümler, süreç), physis, physics, physique, Physik (ortaya çıkarma, oluşturma, üretme, çoğaltma, büyütme) (gre., ing., fra., alm.) )

fezleke : ara. * fe (o halde, artık, dolayısıyla) + zalike (böyle, bunun gibi) * hülasa, netice, sonuç, özet, gerekçe yazısı

FHR : ing. * fetal (fetus) + heart (kalp) + rate (hız) * fetüsün kalp atım hızını ölçen obstetrik parametre

fıccın : çer. * fıd (et) + cın, çın (ile ilgili, gibi, -a ait) * Çerkes mutfağına özgü, içi kıymayla doldurulmuş, üstü kapalı, fırında pişirilen, sarımsaklı yoğurt ile servis edilen yuvarlak ve büyükçe bir börek türü

fıcıtmak : tür. * fıc (kaçmak, sıvışmak, uzaklaşmak) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kaçmak, sıvışmak, uzaklaşmak

fıçı : gre. * bouttis (fıçı, varil, gemi hacim birimi) * tahtaların yan yana getirilip çemberlerle tutturulmasıyla oluşturulmuş, yuvarlak, orta bölümü şişkin, altı ve üstü düz kap

fıçı balığı : tür. * fıçı (yuvarlak, orta bölümü şişkin, altı ve üstü düz kap) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * Centrolophidae familyasına ait, ışın yüzgeçli balıkların öncelikle batipelajik bir türü, Hyperoglyphe perciformis

fıkdan : ara. * fakade (kaybetmek, yitirmek) * yokluk, kayıp, belirsizlik, yitirme, bulunmama durumu, eksiklik, yokluk

fıkıh : ara. * fakaha (yorumlamak, kavramak, bilmek, anlamak, hüküm vermek), fakih (bilgin, bilge, fıkıh ilmini bilen, islam hukukçusu; zeki, anlayışlı kimse) * anlayış, kavrayış, derin bilgi; kavrama yeteneği, akıl yürütme; teşrih etme, yarma, açma, kavrama, anlama, anlayış, ilim; İslam hükümlerinin bilgisi ve yorumu, fıkh

fıkırdamak : tür. * fıkır (omomatope ses yansımalı kelime) + da (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * oynaklık etmek, cilvelenmek (mecazi)

fıkra : ara. * fakr (delmek, oymak, çukur açmak) * omur, vertebra; kasidenin baş beyti; güldüren kısa öykü

fıkramak : tür. * fıkr (ekşimek, mayalanmak) + a (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * herhangi bir yiyecek mayalanarak ekşimek

fıldır fıldır : tür. * fıldır (hız ve telaşla dönme sesi; ses yansımalı onomatopeik kelime) * hızlı ve sürekli bir biçimde, çabuk ve durmaksızın

fındık : gre. * pontikos (Pontus’a ait, Pontus ile ilgili, Karadeniz’e özgü; fare) (pontos (geçiş, geçiş yolu, geçit, deniz yolu; deniz, açık deniz; denizin kişileştirilmiş adı) + ikon, ikos (ile ilgili,-a ait) ) * Karadeniz bolgesinde yetişen Corylus cinsinden, sert kabuklu meyvesi yenilen küçük ağaç veya çalı; bu ağacın besin olarak tüketilen yağlı tohumu (Yunan kolonistlerin Karadeniz'e verdiği Pontus Eukseinos (Misafirperver Deniz) ismi zamanla kısaltılarak sadece "Pontus" denmiştir.)

fındıklı : gre., tür. * pontikos (Pontus’a ait, Pontus ile ilgili, Karadeniz’e özgü; fare) (pontos (geçiş, geçiş yolu, geçit, deniz yolu; deniz, açık deniz; denizin kişileştirilmiş adı) + ikon, ikos (ile ilgili,-a ait) ) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Rize’nin bir ilçesi

fırat : far., aka., ara. * ufratu, huperethuua (hu (iyi, kolay) + perethuaa (sığ yer; geçmek) (geçmesi kolay) (far.); purattu, ferahat (rahatlık, huzur) (aka., ara.) * Ağrı Diyadin'den kaynağını alan Murat Nehri ve Erzurum Dumludağ'dan kaynağını alan Karasu Nehri'nin Elazığ il sınırlarında birleşerek oluşturdukları, Güneybatı Asya'nın en uzun ırmağı

fırça : gre., lat. * vrutsa (sert ve dikenli çalılık, fırça) (gre.); bruscia, broussaille (çalılık) (lat., fra.), brosse, brush, Bürste (ing., fra., alm.) * bir sapa tutturulmuş kıllardan veya tellerden oluşturulmuş, toz almak, boyamak veya cilalamak için kullanılan araç

fırdolayı : tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + dola (sarmak, çevrelemek) + yı (iyelik eki) * çevresini tümüyle çevirecek biçimde, çepeçevre

fırdöndü : tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + döndü (dönen) * birinin dönmesi durumunda ötekinin dönmesini önlemek için uç uca getirilerek serbest bir eksenle bağlanmış çift halka

fırfır : tür. * fırfır (rüzgar sesi, dönme sesi) * giysi, perde ve benzeri şeylerin kenarlarına dikilen, kırmalı veya büzgülü süs

fırıldak : tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + ıl (edilgen fiil eki) + dak (isim yapım eki) * bir sap üzerinde tutturulan ve rüzgarla bir eksen çevresinde dönen tekerlek biçiminde, kağıttan yapılmış oyuncak

fırın : gre. * fournos (ısıtma yeri, ocak) (gre.); furnus (lat.) * ekmek, pasta gibi unlu mamullerin veya çeşitli yemeklerin yüksek ısıda pişirilmesine yarayan, endüstriyel ya da ev tipi kapalı ısıtma düzeneği veya bu düzeneklerin bulunduğu imalathane/ticarethane

fırışka : alm. * frisch (taze) * yelkenlere camadan vurmadan, yelkeni doldurmayacak kadar hafif esen rüzgar, seyre müsait hafif rüzgar (5-12 m/sn ile eser), frişka

fırka : ara. * feraka (ayırmak, ayrıştırmak, fark etmek) * hizip, bölük, insan grubu, fraksiyon, parti (fraction (kesir, parça, kesim; bölüm) (ing., fra.) )

fırkata : ita. * fregat (savaş gemisi) + one (büyüklük eki) * on veya on beş çift kürekli, üç direkli ve hızlı savaş gemisi, firkete

fırlak : tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dışarı doğru fırlamış durumda olan, fırlamış, çıkmış, çıkık

fırlama : tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * fırlamak işi; afacan, yaramaz

fırlamak : tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * aniden harekete geçip ilerlemek, atılmak, savrulmak

fırlatmak : tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + lat (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * atmak, ileri doğru savurmak

fırsat : ara. * farasa (yırtmak, delmek, parçalamak) + at (isim yapım eki) * müsait an, elverişli durum, uygun zaman, ilk uygun zaman, delik, gedik (açılan gedikten girme imkanı bir fırsattır.); fursat (first (ilk olan) (ing.) )

fırsat maliyeti : ara. * fers (yırtma, delme) + at (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mal (para) + iyet (isim yapım eki) * herhangi bir malın üretimini bir birim artırmak için başka bir maldan vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal veya kazanç

fırsatçı : ara., tür. * fers (yırtma, delme) + at (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + çi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uygun durumları değerlendirip fayda sağlayan, fayda sağlamaya çalışan

fırtına : lat. * fortuna (denizde şiddetli hava; kader, kısmet, baht; kaza; deniz kazası) (fors, fort (şans, kısmet, talih, kader) + una (dişil eki) ) (lat.) * yağmur getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; antik Roma’da şans ve kader tanrıçası

fısfıs : tür. * fıs (püskürme sesinden onomatopeik kelime) + fıs * koku, ilaç ve benzeri sıvıları püskürtmek için kullanılan, bir hazne ve pompadan oluşan araç

fısıh : ibr., gre. * pesah (atlamak, ihmal etmek, üzerinden geçmek) (ibr.), pascha (geçiş) (gre., lat.) * Mısır'da kölelikten kurtarılan Antik İsraillilerin göç hikayesini anan, Nisan ayının 15. günü başlayan Yahudi bayramı; Pesah, Hamursuz Bayramı; Firavun İsrailliler’i özgür bıraktığında, İsrailliler'in, ekmek hamurunun mayalanmasını beklemeden Mısır'ı terk etmeleri nedeniyle bayramda hamursuz (mayasız) ekmek yenir. (pass, passer, passieren (geçmek) (ing., fra., alm.) )

fısıldamak : tür. * fıs (alçak sesi temsil eden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * alçak sesle konuşmak, sesli harfleri tam vokalize etmeden sadece üfleyerek telaffuz etmek

fısıltı : tür. * fıs (alçak sesi temsil eden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * fısıldama sesi

fısk : ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık) * doğru yoldan sapmak, isyan etmek, Allah'ın emir ve yasaklarına uymamak, günah ve suç işlemek

fıskiye : ara. * fıs, fış (su püskürme sesinden onomatopeik kelime) + kiye (araç eki) * suyu yukarıya doğru fırlatan süs veya bahçe sulama amaçlı kullanılan sistem, su püskürten mekanizma veya dekoratif su çıkışı

fıstık : ara., gre. * fustuk (ara.), pistakion (gre.) * botanik açıdan farklı olan çeşitli bitkilerin çerez olarak yenen meyvelerine verilen isim; kabuklu yenilebilir yemiş, çam veya antepfıstığı türü

fışırdamak : tür. * fış (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * nesnelerin birbirine sürtünmesi nedeniyle oluşan seslerden biri

fışkı : tür., gre., far. * fış (sıvı veya gazın basınçla dışarı çıkması (onomatopeik kök) ) + kı (isim yapım eki) (tür.); fuski (dışkı) (gre.); feşorden (sıkmak), feşar (baskı, tazyik) (far.) * atgillerin taze dışkısı

fışkırmak : gre., far. * fış (sıvı veya gazın basınçla dışarı çıkması (onomatopeik kök) ) + kır (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * basınç etkisiyle, birdenbire ve hızla yukarıya doğru çıkmak, yukarı fırlamak; topraktan toplu ve gür bir biçimde çıkmak (bitki için)

fıtık : ara. * fetaka (yarmak, ayırmak), fitk (yırtık, yarık, sökük, yarılma) * organın yerinde durmasını sağlayan doku veya kasların doğal boşluğunda dışa doğru kayması, yerinden çıkması, başka bir alana doğru yer değiştirmesi

fıtnat : ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat (zekilik, akıllılık, basiret) * anlayış, akıllılık, zekilik, uyanıklık, zihni açıklıl, çabuk kavrama, fetanet sahibi olma

fıtne : ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fatin (büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa yaratan; sınayan, deneyen, imtihan eden, test eden), meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş, gönül vermiş, tutulmuş; fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * baştan çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme, sınama, imtihan, test, ayartma, baştan çıkarma, fitne çıkarma, karışıklık, sarsıntı; çekicilik veya baştan çıkarıcılık

fıtr : ara. * fıtr, fatara (açmak, yarmak) * oruç açmak, iftar etmek

fıtrat : ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak), fitrat (yaratılış) * yaratılış

fıtraten : ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak), fitrat (yaratılış) + en (olarak, ile ilgili) * yaratılışça, yaratılış olarak

fıtri : ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak) * yaratılışa ilişkin, yaratılış ile ilgili, doğuştan

fıtriye : ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak) + iye (isim yapım eki) * yaratılışçılık, doğuştancılık

fıttırmak : tür. * fırt (ani çıkış anlamı veren ses yansımalı kelime) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * aklını yitirmek, çıldırmak, delirmek

fıymak : tür. * fıy (kaçış, kaçmak, uzaklaşmak, tüymek) + mak (fiil mastar eki) * kaçmak, fırlamak, tüymek, kurtulmak, uzağa gitmek, özgürleşmek (fuir (kaçmak, tüymek), fuyard (firari, kaçak) (fra.) )

fi : ara. * fi (içine, içinde, hakkında) * içine, içinde, hakkında

fi : gre. * phi (Φ φ) * Yunanca/Grekçe alfabenin yirmi birinci harfi Φ, φ ); matematikte ve sanatta estetik/uyum ölçüsü olan altın oran değerinin (1,618) sembolü 

fi sabiti : gre. * phi (Yunan/Grek alfabesinin 21. harfi (Φ, φ) ) (gre.) + sabit (duran, durağan, değişmez, değişmeyen, hareketsiz) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir bütünün, parçaları arasındaki oran aynı kaldığında estetik kabul edilen şekilde bölünmesini tanımlayan oran; kendisinden bir önceki sayı ile toplanarak ilerleyen (1, 2, 3, 5, 7 ...) sayılardan oluşan Fibonacci serisindeki 13. sayı olan 144 sayısından sonra gelen 233 sayısının 144’e bölünmesiyle elde edilen ve bundan sonraki sayılarla yapılan aynı bölme işleminde hep sabit kalan değer olan 1,618 sayısı

fi tarihinde : ara., tür. * fulan, filan (belirsiz olan nesne, kişi veya yer) + tarh (uzaklaştırmak), tarih (uzakta kalmış, uzaklaşmış, uzak zaman) (ara.) + inde (zamanında) (tür.) * çok eski zamanda, tarihi belirsiz geçmiş bir zamanda

fiber : lat. * fibra (lif, filaman, bağırsak) * bitki elyafının sıkıştırılmasıyla elde edilen mukavva veya tahta; veriyi ışık sinyalleriyle yüksek hızda ileten cam veya plastik tabanlı iletişim ortamı, optik lif

fiberglas : lat., alm. * fibra (lif, filaman, bağırsak) (lat.) + glas (cam) (alm.) * camın çok yüksek sıcaklıkta eritilmesiyle elde edilen, plastik maddelerden, poliyesterden ürün yapımında sağlamlaştırıcı madde olarak kullanılan madde

fiberoptik : lat., gre. * fibra (lif, filaman, bağırsak) (lat.) + optikos (optos (görülen, görülebilir, ışıksal) (ops (görmek, göz, bakış) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * ışığı ve veriyi taşımak için kullanılan orta kısmında katman halindeki koruyucu madde ile sarılmış, yüksek hızda veri aktarımı sağlayan camdan bir kablo

Fibonacci sayıları : ita., lat. * Fibonacci (İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci'nin soyadından); figlio (oğul) + bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) + acci (gibi) (iyi oğul; Bonaccilerin oğlu) (ita.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * ilk iki terimin 0 ve 1 olduğu ve her bir terimin, öncesinde gelen iki terimin toplamına eşit olduğu sayı dizisi; 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144 ... dizideki 13. sayıdan itibaren her sayının kendisinden bir önceki sayıya bölümünün sonucu hep 1.618 olup, bu sayı Altın Oran olarak anılır.

Fibonacci sekansı : ita., lat. * Fibonacci (ita) + sequor (takip etmek, izlemek), sequentia (belirli bir sıraya göre gerçekleşen olay, olay veya nesne dizilimi, sırası, ardışıklık, sıra, takip, izleme, dizi) (sequi (izlemek, takip etmek, ardına düşmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * her sayının kendinden önceki iki sayının toplamı olduğu bir sayı dizisi, fibonacci sayıları, fibonacci dizisi

fibril : lat. * fibrilla (lifçik, küçük lif) (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) ) * uzun peptit zincirlerinden oluşan ve bağ dokusunu oluşturan protein

fibrilasyon : lat. * fibrilla (lifçik, küçük lif), fibrillare (lifleşmek) (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * kas liflerinin hızlı, düzensiz ve senkronize olmayan kasılması

fibrin : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kan ve akkan serumunda bulunan, pıhtılaşma sırasında oluşan albüminli bir madde

fibrinemi : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kan dolaşımında fibrin proteininin aşırı birikimi sonucu oluşan ve damar içi pıhtılaşmalara bir durum

fibrinoid : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * mikroskop altında fibrin benzeri, amorf (belirsiz şekilli), eozinofilik (pembe renkte boyanan) bir madde olarak görülen, fibrin, immün kompleksler, plazma proteinleri ve hücre artıkları gibi çeşitli maddelerin karışımından oluşan bir yapı

fibrinojen : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * karaciğer tarafından üretilen, kan pıhtılarının oluşmasına yardımcı olarak kanamayı durdurmaya yardımcı olan protein

fibrinolitik : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * fibrini parçalayan, fibrin yıkımını sağlayan; kan pıhtılarını eritmek için kullanılan ilaçları veya mekanizmaları tanımlayan kavram

fibrinoliz : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * kan pıhtısındaki fibrinin parçalanması yoluyla pıhtının yıkılarak ortadan kaldırılması

fibrinüri : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarda fibrin bulunması durumu

fibroblast : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) (gre.) * bağ dokusunda bulunan, kollajen, elastin, glikozaminoglikanlar ve diğer ekstrasellüler matriks (ECM) bileşenlerini sentezleyen, bağ dokusunu oluşturmak, onarmak ve desteklemekle görevli hücreler

fibroelastozis : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + elasthanein (esnemek, gerilmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bağ dokusu artışı, kollajen birikimi ve elastik liflerin anormal artışı veya kalınlaşması ile karakterize patolojik durum

fibrokartilajinöz : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + cartilago (cratis (hasır işi) + lago (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) * lifli bağ dokusu ve kıkırdak dokusundan oluşan; kolajenli kıkırdağa ait

fibrokistik : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) * hem fibröz (lifli bağ dokusu artışı) hem de kistik (içi sıvı dolu boşluklar) yapıları bulunduran dokuyu niteleyen terim

fibrolamellar : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + lamella (ince levha, ince tabaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karaciğer tümörleri bağlamında, fibröz (lifli) bağ dokusu ve lamel yapılar içeren mikroskobik görünüm

fibrom : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kemik, kıkırdak veya bağ dokusunda oluşan iyi huylu tümör

fibroma : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kemik, kıkırdak veya bağ dokusunda oluşan iyi huylu tümör

fibromatoz : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bağ dokusundaki fibroblastların anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalması sonucu meydana gelen, aşırı lifli doku üretimi veya fibroblast proliferasyonu ile tanımlanan sendrom

fibromiyalji : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + myos, mys (kas, adale) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genel kas ağrıları ve vücuttaki belirli noktalarda kronik ağrı ile karakterize bir yumuşak doku romatizması

fibronektin : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + nektos (yapışkan) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hücrelerin çevresindeki ekstrasellüler matriksin (ECM) önemli bir bileşeni olan ve hücrelerin birbirine bağlanmasında, matrise tutunmasında, göç etmesinde, yara iyileşmesinde işlev gören yapışkan (adeziv) glikoprotein türü

fibroosseöz : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osteon (kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * fibroz (bağ dokusu) ve osseöz (kemik dokusu) yapıların birleşimini içeren dokuyu niteleyen terim

fibroplazi : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) (gre.) * fibroblast hücrelerinin anormal şekilde çoğalarak fibroz doku üretmeleri

fibrosarkoma : lat., gre * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + sark, sarx (et, beden dokusu), sarkoun (et gibi olmak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * yumuşak doku kanseri; fibröz bağ dokusundan türetilen ve olgunlaşmamış prolifere olan fibroblastların veya storiform bir düzende farklılaşmamış anaplastik iğ hücrelerinin varlığıyla karakterize edilen malign mezenkimal tümör

fibrotik : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ticus (ile ilgili, gibi, -a ait) * lifli bağ dokusuyla ilgili, fibrozisle ilişkili

fibrotoraks : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) * göğüs boşluğunda veya akciğerlerdeki zarların arasında fibrotik doku birikmesi

fibrovasküler : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fibroz doku (lifli bağ dokusu) ve vasküler yapı (damar yapıları) ile ilgili

fibroz : lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bir dokudaki veya organdaki yoğun bağ dokusu artışına bağlı olarak ortaya çıkan katılaşma

fibrozan : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + scens, sant (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * lifli bağ doku oluşturan, fibrozis eğiliminde olan veya lifli (kollajen) yapıda olan

fibröz : lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * lifli yapıya sahip, bağ dokusu karakterinde

fibula : lat. * fingere, figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fibula (tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) * alt bacakta bulunan iki kemikten biri olan, kasları, tendonları ve bağları destekleyen ancak ağırlık taşıyamayan kemik; baldır kemiği; Tunç devrinden başlayarak Romalıların son zamanlarına kadar kullanılan madeni çengelli iğne veya broş

fibular : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fibula (tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fibula ile ilgili

fibulokalkaneal : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fibula (tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) + calcaneo, calcaneus (calx, calcem (topuk kemiği) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaval kemiği ve tarsus kemiği ile ilgili olan; fibula ve kalkaneusa ait

ficaria : lat. * ficus (incir) + aria (ile ilgili, -a ait) * yumrularının incire benzerliğiyle adlandırılmış, erken ilkbaharda açan parlak sarı çiçekli, Ranunculaceae familyasından bir bitki cinsi

fiction : lat. * fingere (şekillendirmek, biçim vermek), fictio (şekillendirme, biçim verme; kurgulama, uydurma, hayal etme) * kurgu, kurmaca; gerçek olaylara dayanmayan, hayal gücüyle kurgulanmış edebi anlatı türü

ficus : lat. * ficus (incir) * sütlü lateksi ve etli meyveleriyle tanınan, tropikal ve ılıman bölgelerde yayılış gösteren, Moraceae familyasından bir bitki cinsi

fidaksomisin : lat., gre. * fidax (INN tarafından oluşturulmuş, belirli bir klasik köke dayanmayan adlandırma ögesi) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kalın bağırsakta Clostridioides difficile bakterisinin neden olduğu şiddetli ishal ve bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, kan dolaşımına çok az karışan ve bağırsaktaki yararlı diğer dost bakterilere minimum düzeyde zarar veren özel bir dar spektrumlu makrolid antibiyotik (C52H74Cl2O18)

fidan : gre. * phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak), phyton (bitki, yeni tohumdan çıkan taze bitki) * tohumdan veya çelikten üretilen, henüz gelişme aşamasındaki genç ve odunsu bitki, yeni yetişen, körpe ve genç ağaç veya ağaççık

fidayda : ara. * hudayda (huda (yönlendirme) + da (ek) ) * Ankara yöresi türküsündeki nida nakaratı

fidda : ara. * fidda (gümüş) * simgesi Ag, atom sayısı 47, atom ağırlığı 107.868, yoğunluğu 10.5 olan, 961,93 santigrat derecede ergiyen, parlak beyaz renkte, kolay işlenen, tel durumuna gelebilen, değerli bir element, argentum

fide : gre. * phytia (bitkiler) * tohumdan yetiştirilen sebze veya çiçek

fideizm : lat. * fides (inanç, güven, iman) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * inancın akıldan bağımsız olduğunu veya akılla çatıştığını ve belirli gerçeklere ulaşmada akıldan üstün olduğunu savunan teori

fidye : tür. * fid (geçimlik vermek, gıda vermek) + ye (isim yapım eki) * fidye, para, sadaka, geçimlik verme (feed (beslemek) (ing.) )

fidye-i necat : ara. * fidye (para, sadaka, geçimlik) + i (tamlama eki) + necat (kurtuluş) * kurtulma bedeli, bir şeyi elde etmek için verilen karşılık; esir veya mahkumun özgürlüğü karşılığında ödenen bedel

fiet : ara. * fa'e (dönmek, rücu etmek) * ortak bir amaç, inanç veya nitelik etrafında bir araya gelmiş, az ya da çok sayıda insandan oluşan insan topluluğu, grup, zümre, kitle, grup, yığın, kalabalık, topluluk, cemaat

fifre : lat. * pipare (ıslık çalmak, ötmek) * tahtadan yapılan, altı deliği bulunan, ses genişliği iki oktav olan ve yanlamasına çalınan küçük bir flüt

figan : far. * fagn (yüksek sesle ağlamak, inlemek, feryat etmek) * acıyla inleme, feryat

figen : far. * fig (yıkmak, düşürmek, atmak) + en (-cı, yapan, eden eki) * yıkıcı, düşürücü, atıcı; yakalayan, kıran veya düşüren; içek demeti, gül dalı, gül fidanı

figür : lat. * figura (resim, şekil, biçim, oluşum) (fingere, figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) + ura (isim yapım eki) ) (lat.); figure (fra.) * resim, şekil, biçim, oluşum

figüran : lat. * figura (resim, şekil, biçim, oluşum) (fingere, figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) + ura (isim yapım eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); figurant (fra.) * konuşmalı, jestli ve mimikli olarak küçük rol alan veya sadece görsel olarak sahnede bulunan

figürasyon : lat. * figurare (resim çizmek, şekil vermek, tasvir etmek, temsil etmek) + tio (isim yapım eki) * resim çizme, şekil verme, tasvir etmek, temsil etme, oluşturma, hayal etme

figüratif : lat. * figuratus (resmedilmiş, çizilmiş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, tasvir edilmiş, temsil edilmiş) (figurare (resim çizmek, şekil vermek, tasvir etmek, temsil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şekilsellikle ilgili; mecazi, simgesel, sembolik; doğada mevcut nesneleri betimleyen sanat eserlerini (resimler, heykeller) tanımlamak için kullanılan sanat terimi

fiğ : tür., gre. * bık, pık (yassı, basık, basılmış) (tür.); aphake, vikion (gre.) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerinde yetişen, genellikle morumsu ya da maviye çalan çiçekler açan, fasulye biçiminde meyvesi olan, hayvan yemi olarak yetiştirilen ve ve toprağa azot kazandırarak verimliliği artıran bir yıllık otsu tarım bitkisi

fih : ara. * fi (içinde, hakkında) + h (o) * onda, onun içinde, onun hakkında

fihrist : far., ara. * pih (cilt, deri) + reste (sıra, düzenleme) (far.); fihris (ara.) * alfabetik sıralamalar için kullanılan, kenarında bütün harflerin abece sırasıyla yer aldığı not defteri; içindekiler, dizin, katalog, liste, endeks

fiil : ara. * fa'ala (yapmak, etmek, eylemek, gerçekleştirmek), faaliyet (aktivite, eylem, aksiyon) * edim, eylem, iş, aksiyon

fiilen : ara. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + en (olarak; zarf eki) * gerçekten yaparak, eylemli olarak

fiili : ara * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eylemsel

fiilimsi : ara., tür. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + imsi (gibi olan) (tür.) * fiilden türemiş ama fiil olmayan, cümlede isim, sıfat veya zarf görevinde kullanılan kelimeler

fiiliyat : ara. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * eylemsellik, eylem durumu

fiiliyat : ara. * fiil (eylem, aksiyon) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * iş olarak yapılan şeyler, işler, fiiller;

fiji : fij. * viti (hayat, yaşam; işaret, sinyal; işaret fişeği; üzüm şarabı; yıl, sene) * Pasifik okyanusunun güneyinde bulunan, 844 adadan oluşan, kuzeyinde Tuvalu ve Wallis ve Futuna, doğusunda Tonga ve Samoa, güneyinde Yeni Zelanda, batısında Vanuatu ve Yeni Kaledonya ile komşu olan bağımsız cumhuriyet ülkesi

fikdan : ara. * fakade (kaybetmek, yi.tirmek) * yokluk, kayıp, belirsizlik, yitirme, bulunmama durumu, eksiklik, yokluk

fikir : ara. * fekkere (düşünmek, akıl yürütmek), tefekkür (düşünme, akıl yürütme) * düşünce

fikren : ara. * fikr (düşünce) + en (gibi, olarak) * düşünce olarak, düşünsel olarak

fikret : ara * fikr (düşünce) + et (isim yapım eki) * düşünme, düşünülen şey; erkek ismi

fikri : ara. * fikr (düşünce) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşünceyle ilgili, düşünceli; erkek ismi

fikrisabit : ara. * fikr (düşünce) + ı (tamlama eki) + sabit (duran, durağan, değişmez, değişmeyen, hareketsiz) * bir konudaki düşüncesi hiç değişmeyen; sürekli ve hiç değişmeden düşünülen konu, sabit düşünce

fikriyat : ara. * fikr (düşünce) + iyyat (durum eki) * fikir ve düşünce ile olma

fiks : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) * tutturulmuş, sabit, sabitlenmiş, bağlanmış, eklenmiş

fiks mönü : lat., fra. * fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + minutus (çok küçük) (lat.); menu (küçük, detaylı) (fra.) * sabit ve tek tip yemek içeriği; müşterinin değişiklik talep edemeyeceği sabit yemek listesi

fiksasyon : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + atio (isim yapım eki) (lat.); fixation (fra.) * sabitleme; doku tespiti, kullanıma kadar geçen süre içinde dokunun bozulmasını (otoliz) önlemek ve canlı organizmadaki haline en yakın şekliyle kalmasını sağlamak amacıyla yapılan kimyasal koruma

fiksatif : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doku tespitinde kullanılan sıvı haldeki kimyasal madde veya karışımların genel ismi

fiksatör : lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sabitleyici, sabitleyen, sabit tutan; piyasa fiyatlarını sabit tutmak veya manipüle etmek amacıyla hareket eden kişi veya kurum

fiksiyon : lat. * fingere (şekillendirmek, yoğurmak, biçim vermek, yapmak, bulmak, icad etmek, tasarlamak, planlamak, kurgulamak) + tio (isim yapım eki) * yapma, uydurma, hayal etme, kurgulama

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...