farzetmek :
ara. * farada, faraza (farz etmek, yüklemek, emretmek, zorlamak, zorunlu kılmak
mecbur tutmak, tahsis etmek), farz (zorunluluk, yükümlülük, zorunlu kabul,
yasa, varsayım) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * varsaymak,
addetmek, kabul etmek, öyleymiş gibi düşünmek; bir durumu düşünce veya hayal
yoluyla öne sürmek
farzımisal :
ara. * fard, farz (zorunlu kabul, yasa, varsayım) + ı (tamlama eki) + misal
(örnek, benzetme) * örnek olarak varsayalım ki
farzımuhal :
ara. * fard, farz (zorunlu kabul, yasa, varsayım) + ı (tamlama eki) + muhal
(çelişkili, mantıken tutarsız, imkansız, mümkün olmayan) * tutalım ki,
varsayalım ki, olmaz ama olduğunu düşünelim, imkansızı düşünecek olursak
fas :
ara. * fes (ismini Fas ülkesinden alan, kırmızı keçeden yapılmış gece külahı),
el mağariba, el mağrib (batı, batıda olan, batı krallığı) * Kuzey Afrika'da yer
alan, Tunus ve Cezayir ile sınır komşusu olan ülke; Morocco
fasa :
far * pesa, pasa, fesa (ses çıkarmadan yellenmek, gaz çıkarmak) * özellikle
klasik Türk edebiyatında ve tarihi metinlerde İran'ın Fars eyaletinde yer alan,
tarihi ve kültürel öneme sahip antik Fesa (Pesa) şehrini veya bu bölgeye ait
olan unsurlar
fasad :
lat. * facies, facia (yüz, yüzeu, görünüm, görünüş); façade (fra.) * ön yüz,
cephe
fasafiso :
ara. * fisfisa (haşere, böcek, tahta kurusu), fasafis (haşerat, böcekler) *
üzerinde durmaya değmeyenler, hiçbir değeri ve önemi olmayanlar, anlamsızlar,
boşlar
fasarya :
gre., ita. * fasaria (gürültü, şamata, patırtı, kargaşa) (gre.); fesseria
(aptallık, geri zekalılık) (ita.) * üzerinde durmaya değmeyen, hiçbir değeri ve
önemi olmayan, anlamsız, boş, fasa fiso şey veya söz
faset :
lat. * facies, facia (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + ettus, etta (küçültme
eki) (lat.); facette (fra.) * mücevhercilikte, bir taşın kesilmiş küçük düz
yüzeylerinden her biri; tıpta kemik yüzeylerinde bulunan küçük düz eklem
yüzeyleri veya omurgadaki eklem çıkıntıları, faseta
faseta :
lat. * facies, facia (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + ettus, etta (küçültme
eki); facette (fra.) * mücevhercilikte, bir taşın kesilmiş küçük düz
yüzeylerinden her biri; tıpta kemik yüzeylerinde bulunan küçük düz eklem
yüzeyleri veya omurgadaki eklem çıkıntıları, faseta, faset
fasık :
ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık), fasaka (suç işlemek, günah işlemek,
ahlaksızlık etmek) * günahkar, ahlaksız, kafir, dinsiz, suçlu
fasıl :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma,
bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma, ayrılma, fasl; zaman aralığı,
mevsim; bir eserin (yazı, müzik) her bölümü; peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi
gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi
fasıla :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), fasl (ayrım, ayrışım,
ayrılma, ayırma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem) + a (durum eki) *
kısım, bölüm, kesit, kesim
fasid :
ara. * fesad (bozgun, bozma, bozgunculuk) * kötü, bozuk; fesat çıkaran,
arabozucu, bozguncu, bozuk
fasid daire :
ara. * fasid (kötü, bozuk) + dara (dönme, dönmek), daire (bir merkezi noktadan
belirli bir uzaklıkta olan bir noktanın 360 derece döndürülmesiyle oluşan
şekil; çember, halka, çevrim, döngü, devir, dönem, çağ) * dönülüp dolaşılıp
aynı noktaya gelinen ve bir sonuç vermeyen, içinden çıkılmaz düşünce veya
olaylar silsilesi, kısır döngü
fasih :
ara. * fasaha (açmak, yer açmak, genişletmek, boşluk bırakmak, ferahlatmak,
açıklık sağlamak, rahatlık sağlamak) * açık, net, düzgün; açık ve düzgün
anlatı; açık ve düzgün konuşma yeteneği olan
fasiitis :
lat. * fascia, fascis (bant, bandaj, sargı bezi, kurdele; bohça, çıkın, paket)
+ itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) *
kasları, kan damarlarını ve sinirleri çevreleyen bağ dokusu olan fasyanın
iltihabı
fasik :
ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık), fasaka (suç işlemek, günah işlemek,
ahlaksızlık etmek) * günahkar, ahlaksız, kafir, dinsiz, suçlu
fasikül :
lat. * fascia, fascis (demet, iple bağlı küme) + cula (küçültme eki) *
ansiklopedi ve benzeri büyük kitapların ayrı kapaklar içinde yayımlanan bir
veya birkaç formalık bölümü
fasikülasyon :
lat. * fascia, fascis (demet, iple bağlı küme) + cula (küçültme eki) + tio
(isim yapım eki) * vücutta herhangi bir kasın istemsiz, gözle görülür şekilde
kasılıp gevşemesi, kas seğirmesi
fasil :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), tafsilat (ayrıştırma,
ayrıntı, detay, ayrıntılandırma, detaylandırma, bölme, açıklama; ayrıntılar) *
ayrıştıran, ayrıntılandıran, detaylandıran
fasil :
lat. * facilis (kolay) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek,
oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kolay, basit, zor
olmayan; yapılabilir
fasila :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma,
ayrıştırma (facility (tesis, bölümlerden oluşan yapı), fascicule (kısım,
bölüm), phase (faz, bölüm, aşama) (ing.), facile (kolay, bölümlendirilerek
işlemi kolaylaştırılmış), phase (faz, bölüm, aşama) (fra.), Phase (kısım,
bölüm) (alm.) )
fasile :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * ayrım, ayrışım, ayrılma,
ayrıştırma; aile, soy, nesil (bir topluluk içinde birbirine bağlı kişiler);
grup, kol, bölüm; kök veya kökene dayalı topluluk
fasilitasyon :
lat. * facilitatio (facilitare (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra
etmek, oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım
ve durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) *
kolaylaştırma; grupların etkin bir şekilde çalışabilmeleri ve kaliteli kararlar
alabilmeleri için etkileşimlerin yapı ve süreçlerine katkıda bulunulması;
nörondaki aksiyon potansiyeli eşiğinin, ilgili sinapsta sinyallerin
tekrarlanması veya eşik altı uyarımların toplanması nedeniyle düşmesi; nöronun
daha kolay uyarılması
fasilitatör :
lat. * facilitare (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek,
oluşturmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve
durum eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) *
kolaylaştırıcı, grupların etkin bir şekilde çalışabilmeleri ve kaliteli
kararlar alabilmeleri için etkileşimlerin yapı ve süreçlerine katkıda bulunan
kişi
fasilite :
lat. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + ilis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * kolaylık;
tesis, ihtiyaçların karşılanabileceği bina, ekipman veya üniteler
fasit :
ara. * fesad (bozgun, bozma, bozgunculuk) * kötü, bozuk; fesat çıkaran,
arabozucu, bozguncu, bozuk, fasid
fasit daire :
ara. * fasid (kötü, bozuk) + daire (bir merkezi noktadan belirli bir uzaklıkta
olan bir noktanın 360 derece döndürülmesiyle oluşan şekil; çember, halka,
çevrim, döngü, devir, dönem, çağ), dairat (döngü, dönüş, çember, halka) ) *
dönülüp dolaşılıp aynı noktaya gelinen ve bir sonuç vermeyen, içinden çıkılmaz
düşünce veya olaylar silsilesi, kısır döngü
fasiyal :
lat. * facies (yüz, surat, çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya
anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama
fasiyal hemanjiom :
lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya
anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat,
çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + hemangioma (haima, haimat (kan) + angeion, angio (kasa, kap, hazne,
damar, kanal) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma,
oluşum) ) (gre.) * yüz bölgesinde oluşan bir tür damar tümörü
fasiyal palsi :
lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya
anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat,
çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + plegia (daralma, darbe, felç) (gre.); palsia (lat.); palsy (ing.) *
sinir hasarına bağlı olarak yüz mimik kaslarında hareket kaybı gelişmesi, yüz
felci
fasiyal paralizi :
lat., gre. * facialis (yüz ile ilgili, yüzü ilgilendiren; tıbbi, estetik veya
anatomik bağlamda yüzle ilgili özellik veya uygulama) (facies (yüz, surat,
çehre, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + paralusis (para (yanında, vasıta; engel) + lusis, lysis (gevşeme,
çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein
(serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum
eki) ) (gre.); palsy (ing.) * sinir hasarına bağlı olarak yüz mimik kaslarında
hareket kaybı gelişmesi, yüz felci, fasiyal palsi
fasiyes :
lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek),
facies (yüz, görünüş, biçim, dış görünüş, özellik) * bir kayaç, tortul ortam
veya biyolojik topluluğun oluşum koşullarını yansıtan görünüşü, bileşimi ve
özelliklerinin bütünü, yüzey görünümü, görünüş; kaya kütlelerinin oluştuğu
fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortam koşullarını ve bu koşullara bağlı olarak
sahip oldukları karakteristik görünüm ve özellikler
faska :
gre. * phaskia (şerit, bant, kuşak, sargı, kundak bağı) * kundak dönemindeki
bebeklerin zıbınlarının üzerinden bel bölgesine sıkıca dolanan ve çocuğu sıcak
tutarak vücudunu desteklemeyi amaçlayan geniş kumaş sargı
fasl :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), tafsilat (ayrıştırma,
ayrıntı, detay, ayrıntılandırma, detaylandırma, bölme, açıklama; ayrıntılar) *
ayrım, ayrışım, ayrılma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma,
ayrılma; zaman aralığı, mevsim; bir eserin (yazı, müzik) her bölümü; peşrev,
nakış, şarkı, saz semaisi gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp
söylenmesi (phase, Phase (faz, evre, safha, aşama, durum, hal) (ing., fra.,
alm.), facile (kolay, bölümlendirilerek işlemi kolaylaştırılmış), facility
(tesis, bölümlerden oluşan yapı) (ing.) )
fasm :
ara. * fasama (ayırmak, kesmek, parçalamak, kırmak, koparmak), infisam
(kırılma, kesilme; yırtılma, kopma; üzülme) * kırılma, kopma, ayrılma; bir şeyi
tam kesmeyip ilişik bırakma
fason :
lat. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak), factio
(yapım, edim, oluşturma) (lat.); façon (usül, tarz, yapım şekli) (fra.) *
modada, terzinin, belli bir ölçü ve modele göre kumaşa biçim vermek üzere
kesimi; başka bir firmaya yaptırılan
fasone :
lat., fra. * facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak),
factio (yapım, edim, oluşturma) (lat.); façonné (işlenmiş) (fra.) * dokumada,
atkı veya çözgünün kumaş yüzeyi üzerinde kendiliğinden bir desen oluşturduğu
her tür kumaş; bu tür kumaşlarda oluşan desen örneği
fassal :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak), fasl (ayrım, ayrışım,
ayrılma, bölüm, bölme, kısım, kesinti devre, dönem ayırma, ayrılma) * bölücü,
ayırıcı; herkesin ayıbını söyleyen, kusurunu bulup çekiştiren; iftira atan,
gerçek olmayan isnatlarda bulunan, dedikoducu, çekiştiren
fast break :
ing. * fast (hızlı, çabuk) + break (kırmak; kaçmak) * hızlı kaçış; basketbolda
hızlı hücum
fast food :
ing. * fast (hızlı, çabuk) + food (besin, gıda) * hızlı hazırlanıp hızlı
tüketilmek üzere standartlaşmış olan, genellikle zincir restoranlarda sunulan,
pratikliği ve ucuzluğu ile öne çıkan ancak besin değeri düşük ve sağlığa
olumsuz etkileriyle de bilinen yiyecek türü
fast track :
lat., ing. * fast (hızlı, çabuk) (ing.) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) (lat.); track (izlemek, takip etmek) (ing.) * hızlı
ilerlemeye veya değişime sebep olan süreç; erken ekstübasyon, yoğun bakımda
kalış süresinin azaltılması ve erken mobilizasyon ile birlikte hastanede kalış
süresinin azaltılmasını hedefleyen uygulamalar zinciri
fastigium : lat.
* fastigium (çatı eğimi, alınlık, tepe, doruk, yükselti) (fastus (yükselmiş,
yüce) + igium (isim yapım eki) ) * zirve, tepe, doruk, şahika, en yüksek nokta,
tavan, eğimli üst yüzey; botanikte yukarı doğru dik ve sık dallanma özelliğini
belirten öge
fasulye :
gre. * phaseolos (kayık, tekne, sandal) (gre.) (baklagiller (Fabaceae,
Leguminosae) familyasından yenilebilir tohumlu bitki, fasulye) (gre.);
phaseolus (lat.) * fasulyegillerden, barbunya, çalı fasulyesi, ayşekadın, horoz
fasulyesi gibi birçok türü bulunan, ürünü sebze olarak kullanılan, bir yıllık
sarılgan bir bitki ve bu bitkinin, yeşil veya kuru sebze olarak yenilen ürünü,
phaseolus vulgaris
fasya :
lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces
(çubuk demeti) * derinin altında bulunan, kasların yumuşamasını ve kemiklerin
dağılmasını engelleyen konnektif doku (bağ doku) liflerinden oluşan yapı
fasyektomi :
lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces
(çubuk demeti) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kasları ve diğer dokuları saran fasya dokusunun
cerrahi olarak kesilip çıkarılması işlemi
fasyografi :
lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces
(çubuk demeti) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * fasya görüntüleme
fasyokutan flep :
lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu) + cutis
(cilt, deri, ten) + flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek;
kanat veya yaprak gibi hareket edebilen parça) * derinin (cilt) ve fasya
tabakasının birlikte bir kısmının (flep) vücuttan alınarak, yara iyileşmesi,
doku kaybı veya estetik rekonstrüksiyon amacıyla başka bir bölgeye taşınması
işlemi (flep, damarları ve sinirleri içeren bir yapı olup, kan dolaşımını
sağlayarak nakledilen dokunun canlı kalmasını sağlar.)
fasyotomi :
lat. * fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces
(çubuk demeti) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasları ve diğer
dokuları saran fasya dokusunun cerrahi olarak kesilmesi işlemi
faş :
far. * faş (aşikar, görünür, açık, açığa çıkmış, meydana çıkmış, yayılmış) *
ortaya dökülmüş, açığa vurulmuş, gizliliği kaldırılmış, açıklanmış (facies,
face (yüz) (lat., ing., fra.) )
faşin :
ara. * faş (aşikar, görünür, açık, açığa çıkmış, meydana çıkmış, yayılmış) + in
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * salgın (facies, face (yüz) (lat., ing.,
fra.), facere, faire (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (lat., fra.), fashion,
façon (moda, yayılmış akım, usül, mod, yaygın tarz) (ing.) )
faşing :
alm. * fastenschank (oruç dökümü) (fasten (oruç, oruç tutma, yemek yememe) +
Schank (dökme, döküm, akıtma, akım) ) * kırk günlük oruç süreci öncesindeki son
alkollü içecek servisi ve bununla ilgili festival, karnaval
faşist :
lat. * fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme; bağ doku) + ista (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * faşizm yanlısı
faşizan :
lat. * fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme; bağ doku) + ens, ent (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * faşizm yanlısı
faşizm :
lat., ita. * fascismus (fasces (ok veya çubuk demeti; grup, birleşme) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (lat.); fascismo (ita.) * tüm
yetkilerin tek partinin ve tek kiş inin elinde toplandığı düzen; demokratik
düzen yerine aşırı, çarpıtılmış bir ulusçuluğa dayanan bir baskı düzeni kurmayı
amaçlayan öğreti
fat :
ara. * fate (yitirmek, eksiltmek, kaybetmek) * yitirme, eksiltme, kaybetme
FAT :
ing. * file (dosya) + allocation (tahsis) + table (tablo) * disk üzerindeki
dosyaların hangi bloklarda saklandığını izleyen dosya sistemi yapısı
fata morgana :
lat., kel. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht,
talih), fata (peri, dişi büyücü) + morgana (Kral Arthur efsanesindeki büyücü
kız kardeş Morgana le Fay’in ismi) (mor (büyük; ölüm) + gana (doğmuş, doğuran,
yaratıcı) (kel.) ); Morrigan (İrlanda mitolojisinde ölüm tanrıçası) * farklı
yoğunluktaki hava tabakalarından geçen ışığın kırılması sonucu uzak cisimlerin
ters, üst üste veya uzamış görüntüler halinde görünmesine yol açan karmaşık
serap türü (ismini, denizcileri yanıltıp batırdığına inanılan efsanevi büyücü
Morgana’dan alır.)
fatal :
lat. * fari (konuşmak), fatalis (kadersel, ecelsel, takdir edilmiş olan;
ölümcül) (fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ölümcül; hataya veya felakete
sürükleyen (fate (yitirmek, eksiltmek, kaybetmek) (ara.) )
fatalist :
lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) * kadere inanıp boyun eğen, her şeyi kadere bağlayan, kaderci;
kadercilik öğretisini benimsemiş olan
fatalite :
lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) *
kaçınılmaz kader durumu, alın yazısı durumu; ölümcüllük
fatalizm :
lat. * fatum (önceden konuşulmuş, yazgı, alın yazısı, kader, baht, talih) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * tüm olayların önceden belirlenmiş ve dolayısıyla
kaçınılmaz olduğu inancı; kaderci tutumdan dolayı olaylara karşı boyun eğici
tutum sergileme
fatanet :
ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat
(zekilik, akıllılık, basiret), fatin (zihni açık, anlayışlı, çabuk kavrayan;
uyanık) + et (isim yapım eki) * üstün zeka gücüne sahip olma, zihin açıklığı,
çabuk kavrayış, sağlam anlayış, fitnatlik
fatın :
ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat
(zekilik, akıllılık, basiret) * anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık, zihni açık,
çabuk kavrayan, fetanet sahibi
fati :
ara. * fata (devam etmek, kesintisiz sürmek) * sürekli, kesintisiz, devamlı
fatig :
lat. * fatigare (yormak, yorulmak, tükenmek) (fatis (nefessiz, soluksuz) +
agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) ) (lat.); fatigue (fra.) * yorgunluk,
tükenmişlik
fatih :
ara. * fetehe (açmak), feth (açış), miftah (anahtar, açıcı) * açan, açıcı; bir
ülkeyi veya bir şehri savaşarak ele geçiren hükümdar ve komutanlara verilen ünvan;
İstanbul’un bir ilçesi
fatiha :
ara. * fatih (açan, açıcı; anahtar) + a (son ek) * açılış; Kur’an’ın ilk
suresinin ismi
fatihane :
ara., far. * fetehe (açmak), feth (açış), fatih (açan, açıcı, fetheden) (ara.)
+ ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * fatihe yaraşır bir biçimde
fatik :
ara. * fataka (şiddetli vurmak, ani ve yıkıcı bir şekilde saldırmak, öldürücü
olmak; ayırmak) * çeri (asker) ve öncü olan kimse
fatim :
ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek) *
sütten kesilmiş çocuk
fatima :
ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek) *
çocuğunu sütten kesen kadın; kesen, ayıran, fadime
fatin :
ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat
(zekilik, akıllılık, basiret) * anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık, zihni açık,
çabuk kavrayan, fetanet sahibi
fatin :
ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa
çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara
bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fitne
(deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk,
karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma),
meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş, gönül vermiş, tutulmuş;
fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * çekici, etkileyici, göz alıcı,
akıllı ve dikkat çeken, büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa
yaratan; sınayan, deneyen, imtihan eden, test eden
fatio-le sage gravitasyon
teorisi : fra., lat. * fatio (Fransız fizikçi Nicolas Fatio de
Duillier'nin soyadından) + le sage (Fransız fizikçi Georges-Louis Le Sage'ın
soyadından) (fra.) + gravitare (ağırlaşmak, ağırlık merkezi etrafında dönmek,
yönelmek) (gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) (lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros
(gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) +
si (iyelik eki) (tür.) * kütleçekimini, uzaydan her yönden gelen çok küçük ve
görünmez parçacıkların cisimlere çarpması sonucu oluşan itme etkisiyle
açıklamaya çalışan mekanik kütleçekim modeli
fatir :
ara. * fetara (yaratmak; yarmak), futur (yarık, çatlak) * yaratcı, yoktan
yaratan, var eden (pater, father, Vater (baba) (lat., ing., alm.), future
(gelecek, oluşma) (ing.), (baba) (alm.) )
fatk :
ara. * fataka (ayırmak, yarmak, çatlatmak) * kırma, ayırma, yarma, çatlatma
fatma :
ara. * fatama (kesmek, ayırmak; koparmak; çekinmek, vazgeçmek; sütten kesmek);
fisama, fesame (kopmak, kesilmek) * kesen, ayıran, sakınan, uzak duran; sütten
kesilen kuzu; çocuğunu sütten kesen kadın; kadın ismi
fatr :
ara. * fatara (yoktan yaratmak), fatir (yoktan yaratan) * yoktan yaratış
fatsa :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) * Ordu’nun bir ilçesi; II. Farnak’ın, Fatsa'nın
eski Hükümet binasının bulunduğu yere inşa ettirdiği şatoya kızı Fanizan’ın
ismini vermesinden; Fanise, Phadsane, Pytane, Phytane, Faça
fatura :
lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek),
factura (oluşum, yapım, işlem, imalat, üretim) * satıcı şirket tarafından alıcı
şirket ünvanına veya alıcı şahıs adına tanzim edilen, mal veya hizmetin
miktarını ve tutarını gösteren resmi belge
fau :
ara. * favaha, fauha (hata yapmak, yanlış yapmak, pot kırmak) * hata yapma,
yanlış yapma, ağızdan kaçan söz, falso, pot kırma; hatalı, yanlış, falsolu
faucal :
lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz
açıklığı) + alis (ile ilgili,-a ait) * boğaza, gırtlağa veya ağız boşluğunun
arka kısmına ait olan, fauces ile ilişkili
fauces :
lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz
açıklığı) * boğaz, yutak bölgesi, ağız boşluğunun arkasındaki geçit
faucial :
lat. * fauces (boğaz, gırtlak, ağız boşluğunun arka geçidi), faux (boğaz, boğaz
açıklığı) + ialis (ile ilgili,-a ait) * boğaza, yutak bölgesine veya ağız
boşluğunun arka kısmına ait olan, fauces bölgesiyle ilgili
faul :
ing. * foul (pis, kirli, murdar, saf olmayan, iğrenç, yozlaşmış, çürümüş,
kokmuş, suçlu) * bireysel veya takım halindeki bir spor müsabakasında sporcuların
birbirlerine karşı yaptıkları kurala aykırı, hatalı hareket (fault, faute
(hata, yanlış) (ing., fra.), verfault (bozulmuş, çürümüş, bayatlamış) (alm.) )
fauna :
lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), faunus
(uygun, lütufkar) * belirli bir coğrafi bölgede, ekosistemde veya jeolojik
zaman diliminde yaşayan tüm hayvan türlerinin koruma altındaki ya da doğal
ortamlarındaki bütünsel topluluğu
faunus :
lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), faunus
(uygun, lütufkar) * iyilik eden, koruyan, esirgeyen; Roma mitolojisinde
ormanların, tarlaların, doğurganlığın ve hayvanların koruyucusu olan kır
tanrısı
fava :
lat. * faba (bakla, bakla tanesi; bakla bitkisi; fasulye) * bakla veya bezelye
içiyle yapılan zeytinyağlı ezme (fève (bakla) (fra.) )
faveole :
lat. * faveola (küçük petek, küçük çukur, bal peteği hücresi) (favus (bal
peteği) + ulus, ula (küçültme eki) + atus (sıfat yapım eki) * küçük petek
biçimli çukurlar veya oyuklarla kaplı olan, peteksi yüzeyli, petekli, petek
petek, göz göz
favipiravir :
lat. * favi (kimyasal adlandırma kökü) + piravir (antiviral ilaç sınıfı adı) *
grip (influenza) tedavisi için geliştirilen, COVID-19 pandemisi döneminde ise
virüsün çoğalmasını engellemek amacıyla deneysel olarak yaygın kullanılan,
virüslerin RNA sentezini bloke ederek etki eden antiviral bir ilacın etken
maddesi (C5H4FN3O2)
favori :
lat. * favere (lütfetmek, iyilik etmek, yardım etmek, desteklemek), favor
(iyilik, yardım, sevme, beğenme, koruma) * diğerlerine göre daha çok beğenilen,
tercih edilen, desteklenen; herhangi bir işte veya yarışmada üstün geleceğine
inanılan kimse, takım vb.; en çok beğenilen, tutulan, gözde
favta :
ara. * favta (örtü, beden sarığı; banyo sonrası sarılan bez) * ince dokumalı, genellikle
ipekli veya pamuklu kumaştan yapılmış, banyo sonrası vücuda sarılan veya
hamamda kullanılan geleneksel örtü, ipekli peştamal
favus :
lat. * favus (bal peteği, arı peteği) * dermatofit mantarı Trichophyton
schoenleinii'nin neden olduğu, kafa derisini etkileyen ancak bazen onikomikoz,
tinea barbae veya tinea corporis olarak ortaya çıkan cilt bulaşıcı bir hastalık
olan tinea capitis'in şiddetli şekli, tinea favosa
faxén yasası :
isv. * faxén (İsveçli fizikçi Hilding Faxén'in soyadından) (isv.) + yasa
(kural, kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * viskoz bir
akışkan içinde hareket eden küresel olmayan veya dönmekte olan parçacıkların
akışla etkileşimini açıklayan, küçük bir parçacığa etki eden hidrodinamik
kuvveti, yalnızca akışkanın parçacık merkezindeki hızıyla değil, akış alanının
uzaysal değişimiyle (Laplace terimi gibi) de ilişkilendiren ve özellikle
mikrohidrodinamikte kullanılan denklemler grubu
fay :
fra. * faille (hata, eksik, bozukluk; kırık, yarık, çatlak) * iki kıta sahanlığının
birbirlerine sürtünerek zıt yönlerde hareketleri sonucu oluşan kırık, yarık
(fail (başarısız olmak, yanılmak) (ing.), faillir (iflas etmek, hata etmek,
yanılmak) (fra.) )
fayans :
lat., ita., fra. * faventia, favens (iyi şans getiren, talih getiren, baht
açan) (lat.); Faenza (İtalya’da çanak-çömlek üretimiyle ünlü şehir adı) (ita.),
Faïence (fra.) * kil, kaolin, kuvars, feldspat ve kalker gibi maddelerin
çeşitli oranlarda karışımından oluşan, ismini, İtalya'nın seramikleri ile ünlü
şehri Faenza'dan alan materyel
fayda :
ara. * fada (geri dönmek, dönmek, geri gelmek, yarar sağlamak), faida (yarar,
menfaat, kazanç), faidat (yararlanma, kazanç, menfaat) * yarar, menfaat
faydalanmak :
ara., tür. * faidat (yararlanma, kazanç, menfaat) + lan (dönüşlü fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * yararlanmak, avantaj sağlamak, ihtiyacını karşılamak
fayid :
ara. * fayada (su yatağından taşmak, sel basmak, bir şey dolup taşmak,
bollaşmak, fazlalaşmak, artmak, çoğalmak), fayd, feyz (artma, çoğalma,
bollaşma, taşma, fazlalaşma) * bol, geniş; taşan, bol gelen, fazlalaşan,
çoğalan, artan veya üretime katılan bir sermayeden elde edilen getiri
fayrap :
ing. * fire (ateş; yakmak) + up (yukarı, üst) * bir istim kazanının, istim
oluşturacak biçimdeki yanar durumu; gemilerde ateşçiye, ateşi hızlandırması,
harlı duruma getirmesi için verilen komut
faysal :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak, farklılaştırmak) * kesin karar, kat'i hüküm
fayton :
gre. * phaethon (phaein (parlamak, parıldamak, ışıldamak), phaos (ışık) ) + ton
(son ek) * tek körüklü, dört tekerlekli, bir çift at tarafından çekilen binek
arabası; Yunan mitolojisinde Helios ve Klymene'nin oğlunu ismi
faz :
ara. * faza (zorlamak, eziyet etmek, şiddet uygulamak) * zorlama, eziyet,
şiddet; miktarından tecavüz etmek, ölçüsünü aşmak, rezillik etmek
faz :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phasis (görünüş, görünüm, görünme, ortaya çıkma, tezahür etme,
belirme, evre), phusis, physis, physics, physique, Physik (doğa, oluşum,
yaratılış, ortaya çıkarma, üretme, çoğaltma, büyütme) * safha, aşama; kurtulma,
başka safhaya geçme, kurtulmuş, başka safhaya geçmiş
fazıl :
ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadl,
fazl (üstünlük, artma) * üstün, cömert, fazilet sahibi, faziletli, fadıl;
cömert
fazih :
ara. * fazaha (açığa vurmak, meydana çıkarmak, ortaya koymak, aşikar kılmak),
ifzah (açığa vurma, meydana çıkarma, ortaya koyma, aşikar kılma; kusuru,
kötülüğü, ayıbı açığa vurma) * açığa vuran, meydana çıkaran, ortaya koyan,
aşikar kılan
fazilet :
ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadl
(üstünlük, lütuf, fazilet, erdem), fadil (üstün, faziletli, erdemli) + et (isim
yapım eki) * üstünlük, erdem
faziletkar :
ara., far. * fadl, fazl (üstünlük, fazilet, erdem), fadil (üstün, faziletli,
erdemli) + et (isim yapım eki) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki) (far.) *
faziletli, fazilet sahibi üstün, erdemli
fazla :
ara. * fadala (üstün gelmek, üstün olmak, fazla olmak, artmak, aşmak), fadlat,
fazlat (çok, ölçüyü aşan şey, artık, ekstra), fuzuli (ekstra, ilave ve gerekli
olmayan, fazlalık oluşturan) * alışılmıştan, gereğinden çok olan; daha çok,
-den çok olan, aşkın
fazmofobi :
gre. * phasma (belirme, ortaya çıkma, görünüm, tezahür) + phobia (korkma,
korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hayalet
korkusu
fazz :
ara. * fazza (kaba davranmak, sert davranmak, kabalık etmek, sertlik yapmak) *
kabalık, haşinlik, sertlik; sert, kaba ve kötü huylu olan kimse; karın suyu,
mide suyu
FBS :
ing. * fasting (açlık) + blood (kan) + sugar (şeker) * açlık kan şekeri seviyesini
ölçerek diyabet ve glukoz metabolizması hakkında bilgi veren test
FDA :
ing. * food (gıda) + drug (ilaç) + administration (yönetim) * Amerika Birleşik
Devletleri’nde ilaç, gıda ve tıbbi cihazların güvenliğini denetleyen resmi
kurum
FDD :
ing. * floppy (esnek) + disk (disk) + drive (sürücü) * Esnek disketleri okumak
ve yazmak için kullanılan eski nesil depolama aygıtı
fe :
ara. * fa, fe (o halde, artık, böylece) * artık, o halde, böylece
fe :
ara. * fe (ف) * Arapça alfabenin on yedinci harfi
Fe :
lat. * ferrum (demir) * atom numarası 26 olan, periyodik tablonun 8. grubunda
bulunan, manyetik özellik gösteren, dayanıklı ve yaygın bulunan, çelik
üretiminin temel bileşeni olarak inşaatta, makine sanayisinde, ulaşım
araçlarında ve endüstride kullanılan bir geçiş metali element
febril :
lat. * febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateşli
febril konvülsiyon :
lat. * febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + convellere
(parçalamak, sarsmak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + vellere (çekip
çıkarmak, çekmek, yıkmak), sio (isim yapım eki) * ateşli nöbet, ateşli havale
febris :
lat. * febris (ateş) * Roma mitolojisinde ateş ve sıtmadan insanları koruyan
ateş tanrıçası
febuksostat :
lat. * febu (febris (ateş) ) + xo (ksantin oksidazı eki) + stat (inhibitör eki)
* yüksek ürik asit düzeyleri nedeniyle, eklemlerde ani ve şiddetli ağrı,
kızarıklık ve şişlik ile karakterize bir artrit türü olan gut hastalığı
tedavisinde uzun süre kullanılan ilacın etken maddesi (C16H16N2O3S)
fecaat :
ara. * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum,
trajedi) + at (durum eki) * yürekler acısı durum, çok acıklı olay, feci durum
fecai :
ara. * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum,
trajedi) + ai (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok acı olaylar, durumlar,
musibetler, belalar, felaketler, belalar, feci olaylar
feci :
ara * fac, fec (acı veren olay, acıklı durum, talihsizlik, üzen durum, trajedi)
+ i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yürekler acısı, yüreğe acı veren, çok
acıklı
fecir :
ara. * facara (yarılmak, çatlamak, patlamak, patlak verip çıkmak, yarıp çıkmak,
fışkırmak, boşalmak; doğmak; fışkırtmak, püskürtmek; açığa çıkartmak, ortaya
çıkartmak) * yarılma, yarıp çıkma; gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin
ağarması, şafak vakti; ikiye ayırma
fecr :
ara. * facara (yarılmak, çatlamak, patlamak, patlak verip çıkmak, yarıp çıkmak,
fışkırmak, boşalmak; doğmak; fışkırtmak, püskürtmek; açığa çıkartmak, ortaya
çıkartmak) * gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye
ayırma; fışkırma; Kur'an'ın 89. suresi
fecr-i ati :
ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye
ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + ati (gelecek) * gelecekteki şafak; 1908
meşrutiyet inkılabından sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafından toplanan bir
kısım gençlerin kurmak istedikleri ekolün (cemiyetin) ismi
fecr-i kazib :
ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye
ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + kezebe (yalan söylemek), kazib (yalancı)
* yalancı şafak, yalancı tan; sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe
doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, samanyolu ışığına benzeyen akçıl
ve donuk beyazlık
fecr-i sadık :
ara. * fecr (gün doğumu, tan zamanı, tan yerinin ağarması, şafak vakti; ikiye
ayrılma, yarılma) + i (tamlama eki) + sadık (doğru) * sabaha karşı doğu ufkunda
yayılmaya başlayan aydınlık, fecri kazibden sonraki gerçek şafak, gerçek tan,
doğru şafak, doğru tan
fecve :
ara. * feceve (geniş olmak, genişlemek, iki şeyin arası açılmak, aralamak) *
iki şey arasındaki açıklık, gedik, yarık, boşluk, genişlik, geniş yer; avlu
feçes :
lat. * faex (posa, tortu, çöp, dışkı, pislik, kalıntı), faeces (ç.) * ince
bağırsakta sindirilmeyen ve kalın bağırsakta bakteriler tarafından parçalanan
katı veya yarı katı gıda kalıntıları, dışkı
feda :
ara. * fada (bedel ödemek), fida, fidye (kurtulmalık, bedel) * bir amaç yolunda
veya bir sebepten dolayı bir değer veya varlıktan vazgeçme
fedahat :
ara. * faduha, fadaha (rezil olmak, ayıbı ortaya çıkmak, açığa vurmak, rezil
etmek, teşhir etmek) * rezillik, kepazelik, yüz kızartıcı durum, büyük skandal
ve utanç vesilesi olan olay
fedai :
ara. * fada (bedel ödemek) + i (-cı, yapan, eden eki) * bir sebepten dolayı her
türlü tehlikeyi göze alan, o sebep yolunda canını bile esirgemeyen kimse; para
karşılığında bir kimseyi veya bir mekanı koruyan kimse
fedakar :
ara. * fada (bedel ödemek) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) *
karşılık beklemeden bir başkasına veya başjalarına yardım ve fayda sağlayan,
özverili
feddan :
ara. * fedd (öküz) + ani (iki) * iki öküz; iki öküz ile sürülebilecek arazi;
Mısır kültüründe dörtyüz kasabaya tekabül eden araziden ibaret olup, her
kasabanın altı arşın ve üçte iki (6.66) arşın olduğu kabul edilir.
federal :
lat. * foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder
(birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) *lat.); fédéral (fra.)
federasyon :
lat. * foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder
(birlik, antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tio (gibi olma, ile ilgili olma)
(lat.); fédération (fra.) * iki veya daha çok devletin tek bir devlet durumuna
gelmek için oluşturdukları siyasal birlik, devletler birliği; amaç birliği
bulunan birçok örgütün, kuruluşun oluşturduğu birlik
federatif :
lat. * foederatus (birleşmiş, bir araya gelmiş, mühürlenmiş, onaylanmış)
(foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik,
antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); fédératif (fra.) * federasyonla
ilgili, federasyon sistemine ait
federe :
lat. * foederatus (birleşmiş, bir araya gelmiş, mühürlenmiş, onaylanmış)
(foederare (birlik olmak, birleşmek, bir araya gelmek) (foedus, foeder (birlik,
antlaşma) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); fédéré (fra.) * bir federasyona bağlı olan
feedback : ing.
* feed (beslemek, gıda vermek, yedirmek) + back (geri, arka) * verilen bir
bilgiye ilişkin, bilgiyi verene görüş ve düşünce iletme, geri besleme
fehamet :
ara. * fahima (anlamak, kavramak, idrak etmek) + et (isim yapım eki) * anlayış,
kavrayış; yüksek idrak; vakar ve ciddiyet, vakur görünüş; ihtişam, yücelik,
büyüklük, ulu olma, yüce olma
fehm :
ara. * fahima (anlamak, kavramak, idrak etmek) * anlama, anlayış, kavrama,
kavrayış; ululuk, yücelik
fehur :
ara. * fahara (övünmek, iftihar etmek, gururlanmak, fahirlenmek; kendini büyük
ve üstün görmek, kibirlenmek, böbürlenmek), fehur, fahir (övünen, iftihar eden,
kibirlenen, böbürlenen, kendini üstün gören) * övünen, kibirlenen, gururlanan,
böbürlenen
fehva :
ara. * fehva (sözün özü, asıl anlam, içerik, maksad) * anlam, kavram, deyim,
terim
fek :
ara. * fekke (çözmek, serbest bırakmak, çözülmek, kırmak, keserek açmak;
ayırmak, bırakmak), infikak (yerini terk etme, yerinden ayrılma; ayrı düşme;
çözülme; bırakma, terketme, serbest bırakma, ayırma, çözme) * yerini terk etme,
yerinden ayrılma; ayrı düşme; çözülme; bırakma, terketme, serbest bırakma,
ayırma, çözme; herhangi bir varlıkla ilgili olan ipotek, intifa gibi ayni hakkı
ortadan kaldıran hukuki işlem
fekahet :
ara. * fakiha (anlamak, kavramak, idrak etmek), fakih (anlayan, kavrayan, idrak
eden; İslam hukuku bilgini), fıkh, fikh (anlayış, kavrayış, idrak, akıl
yürütme; derin bilgi; İslam hukuku, fıkıh) + et (isim yapım eki) * anlayışlı
olma, kavrayışlı olma, idrakli olma; şeriat bilgisinde alimlik, fıkıh
bilgisinde uzmanlık
fekal :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * dışkıyla ilgili, gaytasal
fekal impaksiyon :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + impingere (etkilemek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + pingere (bağlamak, sıkmak, sabitlemek, yakalamak,
tutmak, bastırmak, sıkıştırmak) ), impact (sıkıştırma, etkileme) + tio (isim
eki) * kronik kabızlık sonucu rektumda gelişebilen katı, hareketsiz bir dışkı
kütlesi, sıkışmış bağırsak
fekal inkontinans :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + incontinentia (tutamamazlık, kontrol edememezlik) (in (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + con (birlikte, beraber, ile) + tenere
(tutmak, elinde bulundurmak) + entia (isim yapım eki) ) * dışkı kaçırma,
dışkıyı tutamama durumu
fekal oral :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + oralis (ağız ile ilgili, ağız yoluyla) (os, oris (ağız, açıklık) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hastalığın enfekte bir bireyin
dışkısı aracılığıyla duyarlı bir bireyin ağzına bulaştığı süreç
fekal transplantasyon :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare
(dikmek, ekmek) + tio (isim yapım eki) * sağlıklı bir bireyin dışkısının,
bağırsak florasını düzeltmek için hasta bir bireyin bağırsağına enjekte edilmesi
fekalit :
lat., gre. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + lithos (taş, kaya) * dışkı
taşlaşması, dışkı sertleşmesi, dışkıların sertleşerek değişen boyutlarda
topaklar haline gelmesi
fekalom :
lat. * faex, faeces (dışkı; tortu, posa) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişiklik; kanser) * kolon veya rektumu
tıkayabilen, ağrıya ve karında dolgunluk hissine neden olabilen sertleşmiş
dışkı kütlesi
fekar :
ara. * fekare (omurga kemiği) * omurga kemikleri
feke :
ara. * fekehe (meyve (fakihe) yemekten zevk almak, hoşnut olmak, keyif almak;
mizah yapmak, neşelenmek), fakihe (meyve) * cici; eğlenceli; eğlendirici;
şakacı, esprili, nüktedan, şakalı söz söyleyen kimse; gülünç; mizahçı; zarif;
Adana'nın bir ilçesi
fekondasyon :
lat. * fecundare (bereketli kılmak, döllemek) (fecundus (verimli, doğurgan,
üretken, bereketli, verimli) (facere, facio (yapmak, etmek, eylemek,
oluşturmak) + undus (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) (lat.); fécondation (fra.) * döllenme; verimlendirme,
bereketlendirme
fekondite :
lat. * fecundus (verimli, doğurgan, üretken, bereketli, verimli) + itas (isim
yapım ve durum eki) * doğurganlık, üreme kapasitesi, üretkenlik, bereketlilik,
verimlilik
feksofenadin :
lat. * fexo (ön ek) + fen (fenil grubunu (aromatik halkalı bir yapı) eki) +
adine (azot içeren bileşik eki) * saman nezlesi ve ürtiker gibi alerji
semptomlarının tedavisinde kullanılan bir antihistamin farmasötik ilacın etken
maddesi (C32H39NO4)
fekül :
lat. * faecula (faex, faeces (posa, tortu, dışkı, kalıntı) + cula (küçültme
eki) ) * patates benzeri bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta
fel :
ing. * flash (flaş, ani) + exposure (konumlandırma, pozlama) + lock (kilit) *
otomatik pozlama kilidi (kilitlenerek korunması istenilen poz değerinin doğal
ışık için değil yapay ışık yani flaş ışığı için yapılması)
felah :
ara. * falaha (kurtulmak, rahatlamak, iyi duruma gelmek, iyileşmek, rahata
ermek, düzelmek; başarılı olmak, gelişmek, tarım yapmak, ziraat yapmak, çift
sürmek, toprağı işlemek), fellah (çiftçi, tarımcı) * rahatlık, refah,
ferahlama, huzur, selamet, kurtuluş, iyileşme, iyi duruma gelme, rahata erme,
rahatlama, rahatlık, düzelme; saadet, mutluluk; başarı, tarım, ziraat
felahiye :
ara. * felah (refah, rahatlık, huzur, iyileşme, iyi duruma gelme, rahata erme,
rahatlama, rahatlık, düzelme, selamet, kurtuluş, saadet, mutluluk) + iye (yer
ve durum eki) * Kayseri’nin bir ilçesi
felak :
ara. * felk, falk (yarmak, ikiye ayırmak) * tan zamanı, şafak vakti, fecr; iki
tepe arasındaki düzlük; yarık; Kur'an'ın 113. suresinin ismi
felaket :
ara. * felek (çıkrık, çark; döngü; yıldızların döner küresi; talih, baht) + et
(durum eki) * çok büyük üzüntüye, sıkıntıya, büyük zarara ve kayıplara yol açan
olay veya durum
felaketzede :
ara., far. * felaket (çok büyük üzüntüye, sıkıntıya, büyük zarara ve kayıplara
yol açan olay veya durum) + zade, zede (vuran, vurulan, çarpan, çarpılan) *
felaketten zarar görmüş olan kişi
felbamat :
lat. * fel (ön ek) + bam (carbamicus acidus (carbamoil (carbonil (=CO) ) +
amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile
değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) +
acidus, acidum (ekşi) (acere (ekşimek, ekşi olmak) + idum (isim yapım eki) ) +
atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * epilepsi tedavisinde
kullanılan bir antikonvülzan (C11H14N2O4)
felç :
ara., gre. * felece (ikiye bölmek, yarmak, ayırmak; aralamak), falic (ikiye
bölen, yaran, ayıran, aralayan), felc (ikiye bölünme, yarılma, ayrılma) (ara.);
plegein, plessein (vurmak, çalmak, çarpmak, darp etmek), plexis (felç, vurma,
çarpma, durdurma), plegia (plege (darbe, felç) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ), emiplegia (vurgun, çarpılma) (gre.) * sinir sistemindeki bir hasar
nedeniyle, vücudun bir veya birden fazla bölgesindeki kasların irade dışı
olarak hareket yeteneğini, hissini veya fonksiyonunu geçici veya kalıcı olarak
kaybetmesi durumu, inme
feldmareşal :
alm., lat. * feld (alan, tarla, saha, arazi) + mariscalus (marah (at) + scalc
(hizmetçi, hizmetkar, görevli) * saha-cephe mareşali, alan mareşali
feldspat :
alm. * feld (alan, tarla, saha, arazi) + spat (tanecik, pul, billur) * volkanik
kayaların temel bileşeni olan, alüminyum silikatin, potasyum, sodyum, kalsiyum
ve baryum içeren, silikatlar grubuna dahil olan, izomorf karışımları ve oluşum
özellikleri bakımından alkali feldspatlar ve kalko-sodik feldspatlar olmak
üzere 2 gruba ayrılan mineral grubunun genel ismi
felek :
ara. * falaka (dönmek, dönerek gitmek) * çark, çıkrık, çember, devir, daire,
döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer,
yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht
felekiyat :
ara. * falaka (dönmek, dönerek gitmek), felek (çark, çıkrık, çember, devir, daire,
döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer,
yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) + iyat (durum eki) * İslam
bilim tarihinde astronomi karşılığında kullanılan terim, kozmoloji, kozmografi
felemenk :
alm. * flander (bataklık, sığ yer) + ia (yer, durum eki) * Kuzeybatı Avrupa'da
Ren Irmağı deltası çevresindeki Alçak Ülkeler veya Aşağı Ülkeler denilen alanda
günümüzde Hollanda ile Belçika'nın yer aldığı bölgeye verilmiş olan isim,
Flandre
felfel :
ara. * felfel, fulful (biber, karabiber) * Patlıcangiller (Solanaceae)
familyasından, ana vatanı Amerika kıtası olan, özellikle Capsicum annuum
türünün taze sebze veya kurutularak baharat olarak kullanılan ürünü, biber,
karabiber
felfelek :
ara. * fel (yarmak) + falaka (dönmek, dönerek gitmek), falak, felek (çark,
çıkrık, çember, devir, daire, döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey;
yıldızların döndüğü yer, yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) *
küçük bir kelebek türü; hurmagillerden, Asya’da yetişen, kestane büyüklüğünde
yemiş veren, yemişinden şerit düşürücü olarak yararlanılan bir bitki
felfellemek :
tür. * felfel + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * eski dinçliğini,
canlılığını, zindeliğini yitirmek, buruşmak; şaşırmak, afallamak.
felidae :
lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu
hayvan) + is (ek) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kedigiller
familyası, kediler, büyük ve küçük kedileri kapsayan memeli familyası
feliformia :
lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu
hayvan) + is (ek) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) +
is (ile ilgili, -a ait) ) + ia (isim yapım eki) * ev kedisi, aslan, sırtlan,
firavun faresi ve misk kedisi gibi kedi biçimli etçilleri kapsayan memeli
grubu, kedimsiler
feliks :
lat. * felix (mutlu, şanslı) * palmiye yaprağına benzeyen, park ve bahçelerde
süs için kullanılan iri gövdeli bir bitki (Phoenix canariersis)
felinae :
lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu
hayvan) + is (ek) ) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * küçük kedileri
kapsayan kedigiller alt familyası, kedimsiler alt familyası
felinetrovert :
lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu
hayvan) + is (ek) ) + intro (iç, içine, içeriye) + versus, vertus (dönmüş,
döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare
(dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * insanlardan
çok kedilerin arkadaşlığını tercih eden kişi
felis :
lat. * felis (kedi, ev kedisi; yaban kedisi) (pel (gri renkli hayvan, postlu
hayvan) + is (ek) ) * kedigiller familyasından çok sayıda küçük kedi türünü
kapsayan bir etçil memeli cinsi (ferv, Pelz (kürk) (ara., alm.) )
felisitasyon :
lat. * felicitare (tebrik etmek, kutlamak; mutlu etmek) felicitas (mutluluk)
(felix (mutlu, talihli) + itas (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * kutlama, tebrik
fellah :
ara. * falh (yarmak, toprağı sürmek) * yaran, toprağı süren; çiftçi, toprak
işçisi, köylü (fellow (adam, herif; ortak, kafadar) (fe (para; mükiyet; sığır)
+ lag (ortaklık, arkadaşlık, kafadarlık) (nor., ing.) )
fellek :
aka. * palaku (dönmek, döndürmek, çevirmek) (aka.); felek (dönmek, çevirmek;
döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren, alem) (ara.) * büyük bir telaş,
endişe veya hararetle, köşe bucak her yerde bir şeyi arama ya da kaçma (“fellik
fellik aramak”)
fellik :
aka. * palaku (dönmek, döndürmek, çevirmek) (aka.); felek (dönmek, çevirmek;
döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren, alem) (ara.) * büyük bir telaş,
endişe veya hararetle, köşe bucak her yerde bir şeyi arama ya da kaçma (“fellik
fellik aramak”)
felodipin :
lat. * felo (ön ek) + dipin (dihidropiridin sınıfı kalsiyum kanal blokeri eki)
* yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan kalsiyum kanal bloker tipinde
bir ilacın etken maddesi (C18H19Cl2NO4)
felsefe :
gre. * philosophia (philos (dost, arkadaş; sevgi, sevme) + sophia (bilgelik,
bilgili olma) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
varoluşun kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak
araştırılması; bir bilginin veya bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünü
felsefe taşı :
gre., tür. * philosophia (felsefe) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki)
* simya ilmine göre dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılan taş;
okültizmde yaratılışın gizli kodu
felsefi :
gre., tür. * philosophia (felsefe) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
felsefe ile ilgili
feminen :
lat. * femininus, femina (kadın, dişi) (feh (emzirmek, süt vermek) + meh (dişi,
anne) + ina (dişil sifat eki) + us (son ek) ) * kadınsı, dişil, kadınsal
feminist : lat.
* femina (kadın, dişi) + ista (yapan, eden, yandaş, destekçi eki) * kadın
hakları savunucusu; kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit
olması gerektiğini öne süren akım yanlısı
feminizasyon :
lat. * femina (kadın, dişi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio
(isim yapım eki, olma durumu) * bir organizmada genellikle türün dişisine özgü
fiziksel özelliklerin gelişmesi (insan erkeğinde örneğin meme büyümesi
(jinekomasti) gibi)
feminizm :
lat. * femina (kadın, dişi) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması
gerektiğini öne süren akım
femoral :
lat. * femoralis (femur (kalça, uyluk, but) + alis (ile ilgili, -a ait) ) *
kalça kemiğine (femür) ait, femür ile ilgili
femoral herni :
lat. * femoralis (femur (kalça, uyluk, but) + alis (ile ilgili, -a ait) ) +
hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) * karın içindeki
dokuların (bağırsak, yağ dokusu), kasık bağının hemen altında femoral kanal adı
verilen uyluk bölgesindeki dar bir geçitten dışarı çıkması durumu
femtokimya :
lat., gre., ara. * femto (10⁻¹⁵,
çok küçük) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen
bilim dalı) (ara.) * kimyasal reaksiyonların femtosaniye (10⁻¹⁵ saniye) ölçeğinde
incelenmesi bilimi
femur :
lat. * femur (beslemek, büyütmek) * kalçadan dize kadar uzanan, vücudun en
uzun, en güçlü ve en ağır uzun kemiği, kalça, uyluk, but; uyluk kemiği
femür :
lat. * femur (beslemek, büyütmek) * kalçadan dize kadar uzanan, vücudun en
uzun, en güçlü ve en ağır uzun kemiği, kalça, uyluk, but; uyluk kemiği
fen :
ara., gre. * fenne (bir şey dallanıp budaklanmak, çeşitlilik göstermek,
çeşitlenmek, türlere ayrılmak) (ara.); phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenomenon (olgu) (gre.) * çeşit,
tür, tarz, usül, metod, yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet, sanat, ilim,
bilgi, olgu
fena :
ara. * fana (sonlanmak, yok olmak), fani (sonlu, yok olan) * sonlanma, yokluk,
yok olma, zail olma, kararma; sonlu, sonu olan, geçici; kötü, iyi olmayan
(funus (cenaze, ölüm) (lat.); funny (gelip geçici, zaman geçirici, eğlenceli),
funeral, funérailles (cenaze, ölü, sonlanmış), finite, fini (sonlu, sona ermiş,
bitmiş), final, Finale (son) (ing., fra., alm.), fin (son) (fra.) )
fenafillah :
ara. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) + fi (içinde) + Allah
(Allah) * ölmeden önce ölmüş gibi olup yokluk sırrına ermek, Allah'ın
varlığında yok olmak, erimek; tefani sırrı
fenafişşeyh :
ara. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) + fi (içinde) + şayaha
(yaşlanmak, yaşça büyük olmak; olgunluk, ileri yaş), şeyh (ihtiyar, yaşlı ve
saygın kişi; aşiret reisi, kanaat önderi, bilge kişi, tasavvufta mürşid,
tarikat önderi) * bütün maneviyatını şeyhin manevi şahsiyetinden, feyzinden
almak manasına gelen ve şirke kapı açan ifade
fenagah :
ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) (ara.) + gah (yer,
mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * fanilik yeri olan dünya
fenakistiskop :
gre. * phenakizein (aldatmak, yanıltmak) (phenax (aldatıcı) + izein (mastar
eki) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) ) * animatik algı yaratma, sabit olanı hareketli algılatarak aldatan
görüntü (fena (sonlu, sonu olan; kötü, iyi olmayan; yok olan) (ara.) )
fenamat :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + amat (amin ve karboksilat (asetik asit
türevleri) eki) (lat.) * ağrı, iltihap ve adet sancılarında kullanılılan
non-steroidal antiinflamatuvar ilaç grubu, fenamik asit (C6H5-NH-C6H4-COOH)
fenapezir :
ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma, fani olma) (ara.) + pezir
(olabilirlik, mümkün olma eki) (far.) * yok olabilir, fânî, ölümlü; yok olmaya
elverişli; fena bulan, yok olan, fenayab
fenasetin :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + aset (asetil grubu (-COCH3) yani asetik
asitten türeyen yapı eki) + in (kimyasal bileşik eki) (lat.) * ağrı kesici ve
ateş düşürücü bir ilacın etken maddesi (C10H13NO2)
fenazin :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + azine (azot içeren heterosiklik aromatik
bileşik eki) (lat.) * yapısında iki azot atomu içeren, aromatik ve renkli
özellikler gösterebilen, özellikle boya kimyası ve farmakolojide
(antibakteriyel ve redoks aktif maddeler) önemli bir heterosiklik bileşik
sınıfını ifade eden, dibenzo halkalı bir pirazin ve toluilen kırmızısı,
indulinler ve safraninler gibi birçok boya maddesinin ana maddesi ( (C6H4)2N2)
fenazopiridin :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + pyridinum (piridin halkası, aromatik
azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * idrar yolu enfeksiyonları, ameliyat veya
idrar yolu yaralanmasından kaynaklanan ağrı, tahrişin giderilmesi için
kullanılan, böbrekler tarafından idrarla atıldığında idrar yolu üzerinde lokal
analjezik etkiye sahip olan bir ilacın etken maddesi (C11H11N5)
fend :
far. * fand (hile, desise, düzen) * kurnazlık, hile, desise, beceri veya zeka
ürünü oyun, aldatmaca, yanıltmaca, düzen, sahtekarlık, mekir, desise, yalan
fenebre :
ara., far. * fena (yokluk, yok olma, sonlanma) (ara.) + ber (taşıyan, götüren)
(far.) * yaslı, yas tutan, matemli (funebris (cenazeye ilişkin, definle ilgili;
kederli, hazin) (funus, funeris (cenaze, defin, cenaze alayı) + ibris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); funèbre (fra.) )
fenelzin :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + el, elz (etil ve azotlu yapı (hidrazin)
eki) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * antidepresan ve anksiyolitik olarak
kullanılan hidrazin sınıfının bir monoamin oksidaz inhibitörü (C8H12N2)
fenen :
ara., gre. * fenne (bir şey dallanıp budaklanmak, çeşitlilik göstermek,
çeşitlenmek, türlere ayrılmak), efnan (budaklar), funun (fenler, bilimler)
(ara.); phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phenomenon (olgu) (gre.) * çeşitlenme, dallanma, budaklanma, türlere
ayrılma; ağaçtan uzanan taze, düzgün, yapraklı ve ince dal veya sürgün; ağaç
dalının gövdeyle birleştiği kabartı; düğüm, çıkıntı, budak
fener :
gre. * phanari (fenercik, lambacık, küçük fener, küçük lamba) (phanos (fener,
lamba) + ari (küçültme eki) ) * plastik veya metal bir gövdenin ucundaki camla
kaplı haznenin içindeki ampul vasıtasıyla ışık veren ve pille çalışan
taşınabilir aydınlatma aracı; içindeki alev veya lambayla çevresini aydınlatan,
yol gösteren veya sinyal veren taşınabilir veya sabit ışık kaynağı
fenerbalığı :
gre., tür., lat. * phanari (fenercik, lambacık, küçük fener, küçük lamba)
(gre.) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) +
ı (iyelik eki) (tür.); lophiuspiscatorius (lophius (yele) + piscatorius
(balıkçı) (pisces (balık), piscare (balık tutmak) ) (lat.) * yüzünün önüne
sarkan feneri ile denizin karanlıklarında ışık yayarak avlanabilen Lophiidae
familyasına ait bir balık
fenestra : lat.
* fenestra (açıklık, delik, boşluk, pencere) * pencere, açıklık, delik, boşluk;
kemik veya dokularda bulunan açıklıklar; pencere veya duvarda açılan boşluklar
fenestrasyon :
lat. * fenestrare (pencere açmak, delik açmak) (fenestra (pencere, açıklık, delik)
+ tio (isim yapım ve durum eki) ) * pencere açma, delik açma; mimaride bir
binadaki pencere ve kapıların düzenlenişini, tıpta ise bir organda veya dokuda
(özellikle kulak cerrahisinde veya omurgada) yeni bir açıklık ya da pencere
açılması
fenestre : lat.
* fenestratus (fenestrare (pencere açmak, delik açmak) (fenestra (pencere,
açıklık, delik) + tus (isim yapım ve durum eki) ) * pencere biçimli
açıklıkları, boşlukları, delikleri bulunan, gözenekli, delikli, boşluklu
fenetilamin :
gre., lat. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) (athein (yakmak,
parlamak) + yl (son ek) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) (lat.) * merkezi sinir sisteminde veya nöromodülatör nörotransmiter
olarak işlev gören bir monoamin alkaloididi (C8H11N)
fengşui :
çin. * feng (rüzgar) + shui (su) * doğal enerji akışının (chi, qi) rüzgar ve
suyla uyumlu biçimde yönlendirilmesini esas alan, yapıların ve yaşam
alanlarının konumlandırılmasına ilişkin uygulamalar bütünü olan Çin kökenli
geleneksel yerleşim ve mekan düzenleme öğretisi
fenik :
gre. * phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen) (gre.); phen
(phenyl (C6H5) halkası eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * benzen
içeren organik maddelerin yıkımlanması sonucu oluşan bir asidik benzen türevi
madde; Kömür katranından damıtılarak elde edilen antiseptik özelliğe sahip,
bakteri ve mantarların sitoplazmik zarlarının geçirgenliğini artırarak ölümlerine
neden olan bir madde; eski Alman parası markın yüzde biri değerinde Alman para
birimi
fenike :
gre. * phoinike (kırmızı, kan kırmızısı) * Antik Çağ'da yaşamış Sami dillerine
mensup bir dil konuşan Akdenizli kavim
feniks :
gre. * phoinix (kırmızımsı, mor) * yuvasında yeniden doğmak üzere kendini yakan
antik Mısır kökenli efsanevi ateş kuşunun Batı mitolojisindeki karşılığı;
Simurg, Anka, Zümrüduanka (far.), Huma, Hümay, Tuğrul (tür.)
fenil :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) * benzenden türeyen, altı karbon atomunun
halkalı dizilmiş olduğu ve birer karbon atlayacak şekilde ikişer ikişer çift
bağ taşıyan, tepkime vermeyen aromatik (kapalı zincirli) hidrokarbon (C6H5)
fenilalanin :
gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + alaninum (aminik asit sınıfı)
(alan (aile, yerleşim) + inum, ine (aminoasit eki, kimyasal sınıf eki) (lat.) *
vücutta tirozin üreten, protein sentezinde kullanılan, esansiyel alfa-aminoasit
olduğundan besinle alınması gereken temel aromatik aminoasit (C9H11NO2)
fenilasetat :
lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + asetat (C2H3O2⁻ tuzu; kimyasal işlevsel grup) * fenol ile
asetik asidin esterleşmesi sonucu oluşan, hoş kokulu aromatik bir ester
bileşiği (C8H8O2)
fenilbutazon :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + butane (dört karbonlu bir alkan zinciri eki)
+ azone (nitrojen (azot) içerikli bileşik eki) * hayvanlarda ağrı ve ateşin
kısa vadeli tedavisi için kullanılan bir nonsteroidal bir anti-inflamatuar
ilacın etken maddesi (C19H20N2O2)
fenilefrin :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + ephrine (epinephrine (nephros (böbrek) + ine
(kimyasal bileşik eki) ) * dekonjestan olarak komplikasyonsuz burun tıkanıklığı
için, göz bebeğini genişletmek için, kan basıncını artırmak için ve
hemoroidleri rahatlatmak için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C9H13NO2)
fenilketonoüri :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + keton (karbonil grubuna (C=O) iki alkil veya
aril grubunun bağlandığı bileşik) + ouron (dirar, sidik) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) (gre.) * fenilalanin metabolizmasında eksiklik sonucu kanda
fenilalanin birikimi ile karakterize metabolik hastalık
feniramidol :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl
(C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev
eki, alkil eki) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu
(R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik
bileşik) + ol (alkol belirten ek) * kas gevşetici olarak işlev gören farmasötik
bir ilacın etken maddesi (C13H14N2O)
feniramin :
gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot
içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * saman nezlesi veya ürtiker gibi alerjik
durumları tedavi etmek için kullanılan antikolinerjik özelliklere sahip bir
antihistamin (C16H20N2)
fenitoin :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + toin (hidantoin halkası içeren bileşik eki) *
tonik-klonik nöbetlerin ve fokal nöbetlerin, epilepsi semptomlarının, beyin
ameliyatı sonrası nöbetlerin önlenmesinde kullanılan antiepileptik ilacın etken
maddesi (C15H12N2O2)
fenlenmek :
ara., tür. * fen (yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet, sanat, ilim, olgu) +
len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yaşına göre bilmemesi gereken
şeyleri öğrenmiş olmak, yüzü gözü açılmak
fenni :
gre., ara. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phenomenon (olgu) (gre.); fen (yöntem, beceri, teknik, hüner, marifet,
sanat, ilim, olgu) + ni (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * bilimsel,
teknik; fenle ilgili
fenobarbital :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl
(C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev
eki, alkil eki) ) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) +
alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * nöbetleri düzenlemeye
yardımcı olabilen barbitürik asit türevi bir hipnotik ilacın etken maddesi
(C12H12N2O3)
fenobarbiton :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + barba (barbitürik asit eki) (barbara
isminden) + iton (ilaç sınıfı eki); barbit (barbitürik asit türevi kimyasal
bileşik) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * nöbetleri düzenlemeye
yardımcı olabilen barbitürik asit türevi bir hipnotik ilacın etken maddesi
(C12H12N2O3)
fenofibrat :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) + fibr (lipid düşürücü ilaç eki) + atum, ate
(bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * anormal kan lipit düzeylerini
tedavi etmek için kullanılan fibrat sınıfından oral bir ilacın etken maddesi
(C20H21ClO4)
fenoksibenzamin :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + oxy (oxus, oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + benzen (C6H6) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * düz kaslarında
kasılmaya neden olan alfa reseptör blokeri (C18H22ClNO)
fenoksimetilpenisilin :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + oxy (oxus, oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy
(şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + penicillus
(fırça) + ine (kimyasal bileşik eki) * boğaz enfeksiyonu, kulak enfeksiyonları
ve idrar yolu enfeksiyonları gibi bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde
kullanılan antibiyotik grubu
fenol :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * boyacılıkta, plastik
maddelerin ve ilaçların yapımında, ayrıca birçok endüstriyel süreçte kullanılan
hidroksibenzen (C6H5OH)
fenoldopam :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + dopamine
(do (dihidroksi (-OH)2 eki) + pamine (amine (amonyak türevli bir azot içeren
grup (-NH2) eki) (lat.) * antihipertansif ajan olarak kullanılan bir D1
reseptörü kısmi agonisti (C16H16ClNO3)
fenol-formaldehit :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + formica
(karınca) (lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl
(koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş
alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro
(su) + genatum (cinsi) ) (lat.) * fenol ile formaldehitin polimerleşmesi sonucu
oluşan, ısıya, suya ve kimyasallara karşı çok dayanıklı bir yapıya sahip olan
sentetik bir plastik türü, termoset reçine, fenolik reçine, bakalit
fenolftalein :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + phthalein
(phtalic acid (C8H6O4) eki) (gre.) * asit-baz indikatörü olarak kullanılan
soluk sarı renkte, toz halinde bir organik bileşik (C20H14O4)
fenoloji :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlılarda mevsimsel olarak gözlenen gelişim
olaylarını (çiçek açma, yapraklanma, göç, üreme gibi) iklim ve zaman ilişkisi
içinde inceleyen bilim dalı
fenomen :
gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) (gre.); phaenomenon,
phénomène (lat., fra.) * duyularla algılanabilen, olgu, olay, görüngü
fenomenal :
gre., lat. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * görünür olan, gözlemlenebilen şey;
olağanüstü, harikulade, dikkate değer, olgusal
fenomenizm :
gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * fenomenlerden, yani zaman veya mekan içinde
doğal olarak ortaya çıkan ve deney konusu olabilecek olay ve olgulardan başka
hiçbir şeyin var olmadığını ileri süren felsefe doktrini
fenomenoloji :
gre. * phenomenon (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) + logia (bilme, bilim)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * deneyim hakkındaki varsayımları ihmal ederek gerçekliğin fenomenler
aracılığıyla verilişini betimlemeyi amaçlayan bir felsefe akımı
fenoprofen :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) (gre.) + pro (propionicus; propiyonik asit türevi eki) (lat.) + phenyl
(fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl
(C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev
eki, alkil eki) ) ) (gre.) * ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan, propiyonik
asit türevi nonsteroid antiinflamatuvar, iltihap giderici ve ağrı kesici
ilaçlar (NSAİİ) grubundan olan ilacın etken maddesi (C15H14O3)
fenotip :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) *
genetik ve çevresel etkenlerin yarattığı özelliklerin canlının dış
görünüşündeki yansıması
fenotiyazin :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + tiazole
(sülfür ve azot içeren bir heterosiklik bileşik eki) + ine (kimyasal bileşik
eki) (lat.) * şizofreni, bipolar bozukluklar, kontrol mide bulantısı ve kusma
ve sanrısal tezahürleri olan diğer psikotik bozuklukların tedavisinde
kullanılan birinci nesil tipik antipsikotik nitrojen ve kükürt içeren
heterosiklik bileşik
fenprobamat :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + pro, pros (ilk,
birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için,
lehine, içinde, gerektikçe) + bamat (sedatif (sakinleştirici), anksiyolitik
veya başka farmasötik etkisi olan bileşik eki) * santral etkili, sedatif,
anksiyolitik ve antikonvülzan (nöbet önleyici) etkileri olan bir kas gevşetici
(C10H13NO2)
fensiklidin :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + kyklos (daire,
çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) (gre.) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) (lat.) * genel anestezik olarak kullanılırken
sonraları halüsinojenik ve nörotoksik etkileri nedeniyle kullanımından
vazgeçilen ilacın etken maddesi (C17H25N)
fent :
ara. * fenn (beceri, teknik, hüner) (ara.), fend (far.) * hile, aldatmaca,
yanıltmaca, düzen, sahtekarlık, mekir, desise, yalan
fentanil :
gre. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + anil, tanil (opioid
sınıfı ilaç eki) * analjezik (ağrı kesici) ve anestezik olarak kullanılan
sentetik opioid ilacın etken maddesi (C22H28N2O)
fentermin :
gre. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen),
phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + tertiarius (üçüncü sıra ile ilgili)
(tertius (üçüncü) + arius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + amine (amonyak
türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (amine, amino (ammonia (amonyak; antik
Mısır tanrısı Amun, Ammon) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.)
* obezite tedavisinde diyet ve egzersize yardımcı olarak kullanılan, beyindeki
iştah merkezini etkileyerek açlık hissini azaltan, iştah baskılayıcı ve amfetamin
benzeri reçeteli bir uyarıcı ilacın etken maddesi (C10H15N)
fentikonazol :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + conazol (azole
halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot)
atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici
ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil,
alkol grubu OH) (lat.) ) * vulvovajinal kandidiyazis tedavisinde lokal olarak
nitrat olarak kullanılan bir imidazol antifungal ilacın etken maddesi
(C24H20Cl2N2OS)
fentolamin :
gre., lat. * phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (amine, amino (ammonia
(amonyak; antik Mısır tanrısı Amun, Ammon) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (lat.) * dolaşımdaki katekolaminlerin neden olduğu hipertansif
krizleri (feokromositoma gibi) tedavi etmek için kullanılan ilacın etken
maddesi (C17H19N3O)
feodal :
lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * toprak mülkiyeti ve kişisel sadakat ilişkilerine, toprak sahibi soylular
(senyörler) ve bu topraklarda çalışan köylüler (serfler) arasındaki ilişkilere
dayanan siyasal ve sosyal sistem
feodalite :
lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) + itas (isim yapım ve durum eki) * feodal sistem
feodalizm :
lat. * feudalis (feudum (mülk; sığır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Orta Çağ
Avrupa'sında görülen, toprak sahipliği ve kişisel bağlar üzerine kurulu bir
sosyal ve ekonomik sistem, derebeylik
feokromasitoma :
gre. * phaios (koyu, karanlık; sarı, kahverengi) + chroma (renk) + kytos
(barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişiklik; kanser) * kromaffin hücrelerden oluşan adrenal
medullanın nadir bir tümörü ve intra-adrenal PGL olarak tanımlanan
paraganglioma tümör ailesinin bir parçası
feomelanin :
gre. * phaios (koyu, esmer, gri-kahverengi ton) + melas, melanos (siyah, kara,
koyu renkli) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * insan
vücudunda saç, cilt ve göz rengini belirleyen, kükürt içeren sarı-kırmızı
tonlarında olan, bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen, koyu renkli
(kahverengi-siyah) pigment türü
fer :
ara. * far’a (dallanmak, ayrılmak, ayrışmak, farklı olmak, olağanüstü hale
gelmek) * dal; şube, kol
fer :
far. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam,
güzellik; ateş) * nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem,
ihtişam, güzellik
ferace :
ara., gre. * ferc (yarık, çatlak; kadın cinsel organı; korkulacak yer), feruc,
ferucet (kaftan, cübbe, kıyafet, özellikle resmi ve törensel giysi, urba)
(ara.); pherein (taşımak, götürmek, getirmek) (gre.) * Osmanlı imparatorluğunda
anadoluda yaşayan Türklerin, kadınların çarşaftan önce sokakta giydikleri
üstlük
feradis :
ave., far., ara. * pairidaeza (çevrili bahçe) (pairi (çevre, etraf) + daeza
(duvar, çit, çevrilmiş yer) ) (ave., far.); firdevs (bostan, bahçe; cennet
(mecazi) ) (ara.) * bostanlar, bahçeler; cennetler (mecazi)
feragat :
ara. * faraga (boşalmak, vakit ayırmak, serbest olmak, ilgilenmek, vakit
ayırmak; dökülmek, dökmek, akıtmak) + at (isim yapım eki), mefrug (boş,
boşalmış, ilgilenilmiş, vakit ayrılmış, tamamlanmış, başkasına bırakılmış,
feragat edilmiş, mefarig (ç.); dökülmüş, akıtılmış) * boşalma, dökülme,
serbestlik, el çekme; bir hak, talep veya yükümlülükten gönüllü olarak çekilme
ferağ :
ara. * ferağ (boş, boşluk; ayrılma, bırakma) * bir işten çekilme, vazgeçme,
geri durma; bir mülkü resmi olarak başkasına verme, tapuda başkasının üstüne
geçirme
ferah :
ara. * feraha (rahatlatmak, huzur bulmak; gönlü açık olmak, sevinmek,
şenlenmek) * geniş olan, bol, geniş; iç açıcı, aydınlık, havadar; mutluluk
veren, neşeli, sevinçli, coşkulu; kadın ismi Türk musikisinde, karar perdesi
"Rast" (Do) olan, neşeli ve ferahlatıcı karakterde, orta hızda icra
edilen makam
ferah-aver :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + ahver (koyu, derin; akıllı; beyaz yüzlü) * Türk musikisinde,
karar perdesi "Rast" (Do) olan, Segah ve Hicaz dizilerinin
bileşiminden oluşan, hüzünle sükuneti bir arada barındıran duygulu ve derin bir
makam
ferahfeza :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + feza (boşluk, uzay) * yegah perdesinde karar kılan, Türk
musikisinde, rast perdesi üzerinde karar eden, inici-çıkışlı seyirli, güçlü
sesi neva olan, hüzzam dizisine hicaz dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan ve
genellikle ferahlatıcı, zarif bir ifade taşıyan klasik bir makam
ferahlamak :
ara., tür. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * rahatlamak,
huzur bulmak
ferahnak :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + nak (geçiş, değişim, hareket) * Türk musikisinde, yegaha bağlı
olmayan ve değişik çeşnileri içeren, dügah perdesi üzerinde karar eden, neva
perdesinde güçlü yapan, inici-çıkışlı seyirli, rast dizisinin genişletilip
hicaz çeşnileriyle süslenmesiyle oluşan, hüzünlü ve derin ifade taşıyan bir
makam
ferahnak-aşiran :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + nak (geçiş, değişim, hareket) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile
ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, Ferahnak makamının Aşiran
perdesine (rast perdeye bir tam sekizlik pes) aktarılmış şekli olup, karar
perdesi aşiran, güçlü perdesi neva olan; rast dizisinin hicaz ve kürdi
çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici-çıkışlı seyirli, ağırbaşlı ve derin bir
karakter taşıyan makam
ferahnüma :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + numa (gösteren, açığa çıkaran) * Türk musikisinde, ilahi veya
tasavvufi müzik gibi huzur ve sükunet temalı eserlerde tercih edilen, neva
perdesi üzerinde karar eden, rast dizisinin üstüne hicaz ve kürdi çeşniler
eklenerek genişletilmiş bir yapıya sahip, güçlü perdesi çargah olan,
inici-çıkışlı seyirli ve genellikle süslemeli melodik yapı sergileyen, iç açıcı
ve zarif bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
ferahzar :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) (ara.) + zar (yer ve durum eki) (far.) * Türk musikisinde, rast
dizisinin genişletilmiş bir formu olup, karar perdesi dügah, güçlü perdesi neva
olan, inici çıkışlı seyirli, rast, hicaz ve buselik çeşnilerinin bir araya
gelmesiyle oluşan, hem neşeli hem de duygulu ifadeler barındıran makam
ferah-zayi :
ara. * ferah (rahat, rahatlık, huzur, huzurlu, açık, açıklık; gönlü açık,
sevinçli, şen) + zayi (elden çıkan, kaybolan, yitik; zarar, ziyan) * Türk
musikisinde, rast dizisi temelinde oluşan, karar perdesi dügâh, güçlü perdesi
neva olan, inici çıkışlı seyirli; rast, hicaz ve kürdî çeşnilerinin
birleşimiyle meydana gelen, süslemelere açık, hem ferahlık hem de melankoli
ifade eden bir makam
feraine :
ara. * fir'avn (firavun) * firavunlar, mütekebbirler, imansızlar
ferak :
ara. * faraka (ayırmak, ayrılmak, fark etmek), fark (ayrışım, ayrı olma,
ayrılma, ayrım, değişik olma, değişim, değişiklik), tefrik (ayırma, ayrışım),
firkat (ayrılma, ayrılık) * ayrık, ayrılık; firak (frequency, frequence,
Frequenz (ayrıksallık, frekans), fraction, Fraktion (kesir, bölüm, ayrım),
fragment (ayrık kısım, parça) (ing., fra., alm.), fracture (çatlak, yarık)
(ing., fra.) )
feramuz :
far. * feramuz (kıymeti yok, değersiz, boş, yok hükmünde) (fara (öte, aşan,
dışında, uzak, -den fazla) + muz (iş, değer, kıymet, önem) ) * kale muhaffızı;
şanlı, şerefli, ün kazanmış; erkek ismi; İranlı masonlara atfedilen lakap
(masonlukla ilgili sorulara "bilmiyorum, hiçbir şey hatırlamıyorum"
şeklinde cevap vermelerinden)
feraset :
ara. * firasa, ferasa (ayırt etmek, ayırmak) + et (isim yapım eki) * anlayış,
kavrayış, seziş, sezgi, öngörü
feraşe :
ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak), mefruş (yayılmış, serilmiş, döşenmiş;
yaygı, kilim, döşek), mefruşat (serilmiş eşyalar, döşenmiş malzemeler, yayılmış
eşyalar) * yatak, döşek, serilmiş yer, yayılmış şey, döşenmiş şey, döşek,
döşeme, döşeyiş, yayma, yayılma; kelebek, pervane kelebeği (kelebeklerin
kanatlarını sererek, yayarak uçmasından mecazi bağlantı); yer, yeryüzü; kilit
damağı; az su
feraşin :
kür. * farş (döşek, yer yaygısı), feraş (döşek, yatak; sergi; halı seren,
döşeyen kimse) + in (çoğul eki) * yatak takımı, döşek takımı; yayla, ferah yer;
kadın ismi
ferat :
ara. * farata (tatlı su olmak, akmak) * tatlı, içimi kolay su, çok tatlı su,
susuzluğu gideren çok tatlı ve hafif su
feray :
far., tür. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem,
ihtişam, güzellik; ateş) (far.) + ay (Dünya’nın uydusu) (tür.) * ay ışığı;
kadın ismi
feraye :
far. * fera (üstün, yukarı, yüce) + ye (durum eki) * değerli süs, zinet,
mücevher, gözde, çok sevilen kişi; ışık saçan, parlayan şey; kadın ismi
ferc :
ara. * faraca (yarmak, açmak, ayırmak, aralamak, yarık bırakmak) * yarık,
açıklık, aralık, çatlak; sıkıntıdan sonra gelen rahatlık; korkulacak yer; ud
yeri; kadın cinsel organı)
ferç :
ara. * faraca (yarmak, açmak, ayırmak, aralamak, yarık bırakmak) * yarık,
açıklık, aralık, çatlak; korkulacak yer; ud yeri; kadın cinsel organı
ferd :
ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak;
ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), farid (eşsiz, benzersiz,
tek olan, birey olan; yalnız, kimsesiz; değerli, üstün, nadide; yaşlı (mecazi)
* birey, tek, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi
ferda :
far. * farda, ferda (gün doğumu, şafak; yarın) * erte, ertesi; gelecek zaman,
yarın
ferdi :
ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak;
ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), ferd (birey, şahıs, kişi,
tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel, tekil gibi olan
ferdiyet :
ara. * farada (tek olmak, eşsiz olmak, yalnız kalmak, birey olarak kalmak;
ayırmak, ayrıştırmak, tek bırakmak, yalnızlaştırmak), ferd (birey, şahıs, kişi,
tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yet (durum eki) * bireylik, bireysellik,
bireyselcilik, şahsilik
feresa :
lat. * feresa (cüce katil balina (Feresa attenuata) ) * Feresa attenuata
türünün Türkçe adı; yunusgiller (Delphinidae) içinde yer alan, küçük yapılı bir
okyanus yunusu
ferfecir :
ara. * fer (ışık) + fecr (doğuş, gündoğumu, tan yeri, şafak) * aydınlanma;
güneş doğmadan önceki alacakaranlık, sabah ışığı
ferfere :
ara. * farfara (ses ansımalı onomatopeik kelime) * akılsızlık, hafif meşreplik;
gürültücü, ağzı kalabalık
ferforje :
fra. * fer (demir) + forger (dövmek, biçim vermek), forgé (dövülmüş, dövme,
biçim verilmiş; sahte, kalp) * demirin yüksek ısıda tavlanarak dövülmesinden
elde edilen metal türü; dövme demirin bir formu ve metal işlemeye dayalı bir
sanat
ferhad :
ara. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık) + had (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kahraman, güçlü, yiğit
ferhan :
ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı,
genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sevinçli, neşeli, mutlu, memnun, şen
ferhat :
ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı,
genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) + at (isim yapım eki) * rahat olma,
huzurlu olma, mutlu olma
ferhunde :
far. * ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı, genişlik duygusu, sevinç, şenlik,
mutluluk) + unde (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uğurlu, mutlu, kutlu,
mübarek
feri :
far. * farr (nur, aydınlık, ışık, ışıltı, parıltı, parlaklık, görkem, ihtişam,
güzellik; ateş) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); fer
(dallanma, dal, şube, kol), feri (ikincil, derivatif, kollara ait, şubelere
ait); firya (arkadaş, dost, sevgili) * aydınlık, ışıltılı, parıltılı, parlak;
sayın, sevgili, tatlı, güzel, iyi; kadın ismi
fer'i muhammes :
ara. * fer (dal, yan kol, türev) + ı (tamlama eki) + hamse (beş), muhammes
(beşli) * dört adet Sofyan usülünün birleştirilmesiyle meydana getirilmiş,
peşrev, kar ve beste gibi formlarda kullanılmış olan Turk musikisindeki 16
süreli büyük usül
feriba :
far. * farbiden (aldatmak, baştan çıkarmak, büyülemek, cezbetmek, çekmek),
farib (aldatan, baştan çıkaran, büyüleyen, cezbeden, çeken) * çekici, cazip,
baştan çıkarıcı, büyüleyici, aldatıcı; güzel yüzlü kız
feribot :
lat., ing. * ferrare (taşımak, götürmek) (lat.) + boat (gemi, tekne) (ing.) *
taşıma gemisi, yolculuk teknesi, seyahat gemisi
ferid :
ara. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan,
eşsiz olan, yalnız olan) * eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız; erkek ismi
feride :
ara. * ferid (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey) + e (dişilik eki)
* eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız kadın; kadın ismi
feridun :
far. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan,
eşsiz olan, yalnız olan, yekta, yegane, benzeri olmayan, biricik) + un (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İran mitolojisinde Cemşid'in torunu ve Fars
edebiyatında zafer, adalet ve cömertliğin sembolü olan efsanevi kahraman; erkek
ismi
ferih :
ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı,
genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk) * neşeli, sevinçli, keyifli
feriha :
ara. * feraha (sevinmek, mutlu olmak), ferah (rahatlık, huzur, gönül açıklığı,
genişlik duygusu, sevinç, şenlik, mutluluk), ferih (neşeli, sevinçli, keyifli)
+ a (dişi eki) * neşeli, rahat, sevinçli; kadın ismi
ferik :
ara. * faraka, feraka (ayırmak, bölmek, ufalamak, parçalamak), ferik (bölük,
insan bölüğü, askeri birlik, müfreze; tümen komutanı; ufalanmış, kavrulmuş taze
buğday tanesi; kuş veya tavuk palazı) * kümes hayvanlarının civcivlikten yeni
kurtulmuş yavrusu, piliç; genç, taze, körpe
feriştah :
far. * firişte (elçi, melek) + hu (onun) * bir işi en iyi yapan kimse, bir işin
uzmanı, ustası (bir işte) en yetkili kimse, onun uzmanı
ferişte :
far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık) + işta
(yapılmış, yaratılmış, kılınmış) * üstün yaratılmış; melek, günahsız, masum,
yumuşak huylu
ferit :
ara. * ferd (eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız, birey), ferid (tek olan,
eşsiz olan, yalnız olan) * eşsiz, tek, biricik, benzersiz, yalnız; erkek ismi
feriy :
ara. * far’a (dallanmak, ayrılmak, farklı olmak, olağanüstü hale gelmek), fer
(dal; şube, kol; ayrılma) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayrı,
farklı, sıra dışı, acayip, olağanüstü, tuhaf
ferizli :
ara. * feriz (takdir edici, hükmedici; yaşlı, ihtiyar) + li (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * Sakarya'nın bir ilçesi
ferli :
ara., tür. * fer (nur, ışık, gün ışığı, parıltı, parlaklık, ihtişam, güzellik)
+ li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışıklı, canlı ışık, güçlü ışık
ferma :
ita. * ferma (kapanmış) * av köpeğinin, avı bularak, avcı gelinceye değin, onu
gizlendiği yerden gözetlemesi (fermer (kapatmak), fermant (kapatan) (fra.) )
ferman :
ara. * ferm (emir, tebliğ) + an (isim yapım eki) * buyruk, emir, tebliğ (fermer
(kapatmak), fermant (kapatan) (fra.) )
fermantasyon :
lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentum (kaynama, kabarma,
köpürme, maya), fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek) + tio
(isim yapım eki) * şekerlerin maya veya bakteriler tarafından kimyasal dönüşüme
uğrayarak alkol, asit veya gaz oluşturması süreci, mayalama, mayalanma
fermat problemi :
fra., gre., tür. * fermat (Fransız matematikçi ve hukukçu Pierre de Fermat’ın
soyadından) + problema (sorun, sıkıntı) (pro (ön, önce, önde) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), blema (atma,
fırlatma) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * n sayısı 2 den büyük bir tam sayı
olmak üzere, xn + yn = zn eşitliğini sağlayan x, y, z pozitif tam sayılarının
olup olmadığı problemi
fermata :
ita. * fermata, fermatus (fermare (durmak, beklemek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * müzikte notanın veya sessizliğin olağan süresinden daha
uzun tutulmasını belirten işaret (firm (sağlam, duran) (ing.) )
fermat'ın küçük teoremi :
fra., lat. * Fermat (Fransız matematikçi Pierre de Fermat’ın soyadından) (fra.)
+ küçük (boyut açısından az olan) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey,
kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i
(iyelik eki) (tür.) * asal sayı p ve p ile aralarında asal herhangi bir a
sayısı için a^p−1 ≡1 mod p eşitliğini ifade eden teorem; sayı kuramının temel
sonuçlarından biri
fermejüp :
fra. * fermer (kapatmak) + jupe (etek) * kumaşın veya üzerine dikilmiş
bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye yarayan,
birbirinin içine girerek kapanan, iki parçadan oluşan tutturmalık, çıtçıt
fermene :
far. * farmene (elbise, kaftan, giysi) * genellikle çuha veya kadifeden
yapılan, önü kavuşmayan, üzeri sırma, ipek veya koyu renkli kaytanlarla
işlenmiş, Osmanlı döneminde hem erkekler hem de kadınlar tarafından giyilen
yelek veya kısa ceket benzeri geleneksel bir üst giysisi
ferment :
lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek) + mentum (isim yapım eki) *
organik maddelerin fermantasyonunu (mayalanmasını) sağlayarak hamurun
kabarması, alkol üretimi veya süt ürünlerinin olgunlaşması gibi biyokimyasal
süreçleri başlatan tek hücreli mantar türleri veya bu amaçla kullanılan
mikroorganizma kültürleri, maya
fermentasyon :
lat. * fervere (kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentum (kaynama, kabarma,
köpürme, maya), fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek) + tio
(isim yapım eki) * şekerlerin maya veya bakteriler tarafından kimyasal dönüşüme
uğrayarak alkol, asit veya gaz oluşturması süreci, mayalama, mayalanma
fermentatif :
lat. * fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentatus
(mayalı, mayalanmış, kaynamış, kabarmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * fermantasyonla ilgili veya fermantasyon sonucu oluşan
fermente :
lat., fra. * fermentare (mayalanmak, kaynamak, kabarmak, köpürmek), fermentatus
(mayalı, mayalanmış, kaynamış, kabarmış) (lat.); fermenté (mayalanmış) (fra.) *
mayalanmış
fermi düzeyi :
ita. * fermi (İtalyan fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından) (ita.) + düzey
(seviye, aşama, mertebe) + i (iyelik eki) (tür.) * bir malzemenin
elektronlarının en yüksek enerjiye sahip olduğu enerji seviyesi
fermi’nin altıncı kuvvet
teorisi (Fermi teorisi) : ita., ara., tür. * fermi (İtalyan
fizikçi Enrico Fermi’nin soyadından) (ita.) + altıncı (sırası 6 olan) + kuvvet
(güç, kudret) (ara.) + theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) (gre.) + si
(iyelik eki) (tür.) * zayıf nükleer etkileşimleri açıklayan, beta bozunum
sürecini dört fermiyonlu etkili lagrangean yaklaşımıyla tanımlayan başlangıç
teorisidir
fermiyon :
ita., lat. * Fermi (İtalyan-Amerikalı fizikçi Enrico Fermi'nin soyadından)
(ita.) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * maddeyi oluşturan elektron, proton,
nötron gibi parçacıkları kapsayan ve kuantum mekaniğinde istatistiksel
davranışı Fermi-Dirac dağılımıyla tanımlanan, Pauli dışarlama ilkesine uyan ve
yarı tamsayı spinli temel parçacık sınıfı
fermiyum :
lat. * Fermium (İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nin soyadından) + ium (kimyasal
element eki) * simgesi Fm, atom sayısı 100, atom ağırlığı yaklaşık 257 olan
yapay bir element
fermuar :
lat., fra. * firmare (kapatmak, sağlamlaştırmak) (firm (sağlam) + are (fiil
mastar eki) (lat.); fermer (kapatmak) (fra.) + oir (araç eki) * giysi, çanta,
cüzdan gibi eşyalarda kullanılan, bir şerit halindeki karşılıklı dişlerden
oluşan kapatma düzeneği,
zipper
fernez :
fra. * fernez (Fransız mucit Maurice Fernez'in soyadından) + * denizden sünger
toplamak için kullanılan, dalgıç tarafından kumanda edilen veya makineli olarak
işleyen sualtı aracı
ferocactus :
lat. * ferox (vahşi) + kaktos (dikenli bitki) * iri ve sert dikenleriyle
tanınan, çöl uyumlu, Cactaceae (kaktüsgiller) familyasından bir bitki cinsi
feromon :
gre. * pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + hormao, hormaein (harekete
geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten, harekete
geçiren, salan, savuran) * canlıların, kendi türlerinden diğer bireylere mesaj
göndermek ve aralarında kimyasal iletişimi sağlamak amacıyla vücutlarından
dışarı salgıladıkları, cinsel çekim, sosyal bağ veya bölge işaretleme
işlevlerini gören doğal bir kimyasal madde
ferr :
ara. * ferre (kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek,
serbest kalmak) * kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek,
serbest kalmak
ferrar :
ara. * ferre (kaçmak, hızlı hareket etmek, tüymek, sıvışmak, firar etmek,
serbest kalmak) + ar (-cı, yapan, eden eki) * bir kimsenin ya da bir topluluğun
bulunduğu tehlikeli, baskıcı veya yasal olmayan durumdan kurtulmak amacıyla
yasa dışı veya gizli bir şekilde kaçması eylemi; cıva, çok hareketli element
(ferrari (cıva gibi olan, oto markası) (ita.) )
ferraş :
far. * ferş (yaymak, sermek, döşemek), ferraş (yayıcı, serici, döşeyici;
hizmetçi) * cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak,
kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişi;
ev döşemek için gerekli eşyayı temin eden, döşemeci, mefruşatçı
ferrik :
lat. * ferrum (demir) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * demirin +3
oksidasyon durumu (Fe³⁺)
ferrik proteinsüksinlat :
lat. * ferricus (demirin +3 oksidasyon durumu (Fe³⁺) ) (ferrum (demir) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce,
öncel, önde), proteios (birinci derecede, önemli) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + succinum (kehribar) + icus (ile ilgili, gibi, -a
ait) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) *
demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan, trivalan demir (Fe³⁺) ile sukcinilasyon
işlemiyle modifiye edilmiş kazein proteininin birleşiminden oluşan modern bir
oral demir takviyesi
ferritin :
lat. * ferrum, ferro (demir) + ite (element, kimyasal madde veya mineral eki) +
ine (kimyasal bileşik eki) * kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve oksijen
dağıtımı için gereken demirin, çözünmesi, depolanması ve vücut ihtiyaç
duyduğunda kontrollü bir şekilde salınımını yapan kan proteini
ferroelektrik :
lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + elektrikos (elektron (kehribar,
koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) *
dışarıdan uygulanan bir elektrik alanı kaldırılsa bile içindeki elektrik
kutuplaşmasını (polarizasyonunu) koruyabilen, bu yönü de dış alanla tersine
çevrilebilen malzeme özelliği; kendiliğinden elektriksel kutuplanma gösteren ve
bu kutuplanmanın dış elektrik alanla değiştirilebildiği malzeme özelliği
ferrokrom :
lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + khroma (renk, ton, görünüş, krom)
(gre.) * demir (Fe) ve krom (Cr) elementlerinden oluşan ve çelik sanayisinde
kullanılan bir alaşım (FeCr)
ferromagnetik :
lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnetikos (magnesia (antik
Yunan'da bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + lithos (kaya, taş) + ikos
(ile ilgili, -a ait ) ) (gre.) * demir gibi maddelerde görülen güçlü manyetik
kutuplanma özelliğine sahip olan; mıknatıslar tarafından çok güçlü bir şekilde
çekilen ve dış mıknatıs kalksa bile kalıcı mıknatıslık özelliği koruyabilen (demir,
nikel, kobalt gibi metal elementler)
ferromanyetizma :
lat., gre. * ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnetismos (magnesia (antik
Yunan'da bir bölge), magnetis (Magnesia'ya ait) + lithos (kaya, taş) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (gre.) * demir, kobalt, nikel
gibi metallerin dış manyetik alana maruz kaldığında kalıcı olarak
mıknatıslanabilme özelliği
ferroz fumarat :
lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + fumus (duman, buhar),
fumaratus (tütmüş, tüteb) (fumare (duman yayılmak, tütmek) + atus, ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * demir alımını desteklemek için
kullanılan kırmızımsı-turuncu bir toz olarak oluşan fumarik asidin demir(II)
tuzu, ferrous fumarate (C4H2FeO4)
ferroz glisin sülfat :
lat., gre. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + glukus,
glykys (tatlı, şekerli) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) + sulphate
(sülfürik asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan
bir demir takviyesi, ferrous glycine sulfate (C4H10FeN2O8S)
ferroz glukonat :
lat., gre. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + glukus,
glykys (tatlı, şekerli) (gre.) + on (son ek) + atum, ate (bir asidin esterini
veya tuzunu belirten ek) (lat.) * demir takviyesi için kullanılan +2 değerlikli
demirin glukonat tuzu
ferroz sülfat :
lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + sulphate (sülfürik
asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * demir eksikliğini tedavi etmek için kullanılan bileşik (FeSO4)
ferröz :
lat. * ferrum (demir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * demirin +2 oksidasyon
durumunda (Fe²⁺)
olduğu bileşiklere verilen isim
ferruginous :
lat. * ferrum (demir), ferrugo (pas, demir pası; demir oksidi rengi) + ine
(kimyasal madde eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * demir içeren, demir oksit
bakımından zengin, pas renginde olan
ferruh :
far. * ferr (ışık, aydınlık, parlaklık, ilahi nur, kut, talih, uğur, parlaklık,
ihtişam, şan, şöhret, kudret, güç) + uh (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
aydınlık yüzlü, kutlu, mutlu, uğurlu, mübarek, sevinçli, şad, uğurlu, kutlu,
parlak talihli, bahtı açık (kişi)
fers :
ara. * farasa (ayırmak, parçalamak, yırtmak, yarmak; fers) * yırtmak, yarmak,
parçalamak; katletmek, öldürmek; fers (ferocious, feroce (yırtıcı) (ing., fra.)
)
fers :
ara. * farasa (ayırmak, parçalamak, yırtmak, yarmak) * hayvanların midelerinde
henüz tam olarak sindirilmemiş, sindirim sürecinin ilk aşamalarında bulunan ve
bağırsaklara geçerek dışkıya (necis) dönüşmeden önceki yarı sindirilmiş gıda
atıkları, kemus/püre halindeki besin maddesi, dışkı
fersah :
ara. * far (ileri, dışa, öteye, uzağa) + sax, sah (adım, yürüyüş mesafesi, yol)
* uzun yol ölçüsü, yürüyüş mesafesi; 5-6 km'ye eşit (4 mil) mesafe ölçüsü;
yaklaşık beş kilometrelik bir uzunluk ölçüsü (far, fern (uzak) (ing., alm.) )
fersude :
ara. * farsa, farsudan (geçmek) * geçmiş, eskimiş
ferş :
ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak) * serilmiş şey, yayılmış şey, döşenmiş
şey, döşek, döşeme, döşeyiş, yayma, yayılma; kelebek, pervane kelebeği
(kelebeklerin kanatlarını sererek, yayarak uçmasından mecazi bağlantı); yer,
yeryüzü; küçük deve
fert :
ara. * ferd (tek, yalnız, bir, birey) * tek, yalnız, bir, birey, yekta
fertik :
tür. * fert (kaçmak, gitmek) + ik (isim yapım eki) * kaçıp gitme, sıvışma,
uzaklaşma
fertil :
lat. * fertilis (ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tilis (ile
ilgili, sıfat yapım eki) ) (lat.); fertile (fra.) * gelişme yeteneği olan,
doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit
fertilite :
lat. * fertilis (gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli,
verimli, mümbit) (ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tilis (ile
ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); fertilité
(fra.) * doğurganlık, verimlilik, bereket, döllenebilirlik
fertilizasyon :
lat. * fertilizzare (fertilis (gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan,
bereketli, verimli, mümbit) (ferre (taşımak, yüklenmek, getirmek) + tilis (ile
ilgili, sıfat yapım eki) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tio
(isim yapım eki) (lat.); fertilisation (fra.) * dişi ve erkek üreme
hücrelerinin (ovum (yumurta) ve sperm) birleşmesiyle yeni bir organizmanın
oluşmasını sağlayan süreç, döllenme
fertilize :
lat. * fertilizzatus (taşınmış, yüklenmiş, getirilmiş) (fertilizzare (fertilis
(gelişme yeteneği olan, doğurabilen, doğurgan, bereketli, verimli, mümbit)
(ferre (taşımak, yüklenmek, getirmek) + tilis (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); fertilisé (fra.) * döllenmiş
ferula :
lat. * fer (tahta sopası, düz ağaç dalı) + ula (dişil küçültme eki) * Akdeniz
bölgesinin doğusunda ve Orta Asya'da yetişen, sindirim, solunum, romatizma gibi
sorunların tedavisinde kullanılan Apiaceae familyasından çiçekli bir bitki
ferve :
ara. * ferv (kürk, koyun postu, hayvan derisi) * kürk, post, saçlı deri, kafa
derisi
feryal :
far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık, ihtişam,
görkem, yücelik, kut, parlak talih) + yal (yaka, saç, yele; görünüş (mecazi) )
* güzel, iyi görünümlü, olgunlaşmamış ağaç veya ışık saçan kız
feryat :
far. * fer, far (ileri, öne, üstün, yüce, yüksek, yukarı, aydınlık, ihtişam,
görkem, yücelik, kut, parlak talih; güçlü, üstün) + yad (ses, çağrı, haykırış;
anmak, seslenmek) * çığlık, haykırış, bağırış
ferz :
far. * farzin (danışman, vekil, bilge kişi) * geleneksel şatranj oyununda şahın
yanında konumlanan ve başlangıçta çapraz yönde yalnızca tek kare hareket
edebilen, modern satrancın en güçlü taşı olan vezir taşı
ferzan :
far. * frazanag (fra (ileri, ön, öne) + zan (bilmek, anlamak, idrak etmek) + ag
(sıfat yapım eki) ) * ileriyi gören, derin idrak sahibi, bilge, bilgin, akıllı,
hikmet sahibi, anlayışlı kişi, bilgili kişi; aydınlatan, ışık saçan, firuzan
ferzane :
far. * frazanage (fra (ileri, ön, öne) + zan (bilmek, anlamak, idrak etmek) +
ag (sıfat yapım eki) + e (isim yapım eki) * bilge, akıllı, hikmet sahibi,
anlayışlı kişi, bilgili kişi; aydınlatan, ışık saçan, firuzan; tasavvufta
insani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş, bilgin, bilge
ferzende :
far. * farzend, frazand (fra (ileri, ön, öne) + zaden (doğurmak, dünyaya
getirmek) ) * oğul, erkek çocuk, evlat
fes :
ara. * fes, fas (başlığın ilk kez yoğun olarak imal edildiği ve kırmızı rengini
veren boyanın köklerinin bulunduğu Fas ülkesinden) * genellikle kırmızı renkli,
keçeden yapılan, tepesinde püskülü bulunan ve adını üretilip yaygınlaştığı
Fas'ın Fes şehrinden alan, Osmanlı Dönemi'nde (özellikle II. Mahmud'un kıyafet
devriminden sonra) resmî başlık olarak kabul edilip yaygın şekilde kullanılan
silindirik ve siperliksiz bir erkek başlığı, kırmızı keçeden gece külahı
fesad :
ara. * fesada (bozulmak, kötüleşmek, karışmak) * bozukluk, bozulma,
bozgunculuk, kötülük
fesahat :
ara. * fasaha (açıklık, netlik, anlaşılır olma), fasih (hatasız, açık, güzel) +
at (durum eki) * doğru ve düzgün söyleyiş; açık ve güzel ifadeli konuşma
fesat :
ara. * fesada (bozulmak, kötüleşmek, karışmak) * bozukluk, bozgunculuk, kötülük
fesh :
ara. * fesh (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, hükümsüz kılmak) * daha önce
anlaşmaya varılmış bir kararın bozulması ve hükmünün geçersiz kılınması,
sözleşmenin iptali
feshbach rezonansı :
alm. * feshbach (Amerikalı teorik fizikçi Herman Feshbach’ın soyadından) (alm.)
+ resonentia (resonare (yeniden ses çıkarmak, yankılanmak) (re (tekrar,
yeniden) + sonare (ses çıkarmak) (sonus (ses) + are (fiil mastar eki) ) + entia
(isim yapım eki) ) * atomlar veya parçacıklar arasındaki enerji seviyelerinin,
dış manyetik alan etkisiyle eşleşip etkileşimin ani olarak artması olayı
feshetmek :
ara. * fesh (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, hükümsüz kılmak) + etmek
(yapmak, eylemek, işlemek) * geçersiz kılmak, iptal etmek
fesih :
ara. * fesaha (iptal etmek, geçersiz kılmak, bozmak, çözmek, hükümsüz kılmak),
fesh (iptal etme, geçersiz kılma, bozma, hükümsüz kılma) * daha önce anlaşmaya
varılmış bir kararın bozulması ve hükmünün geçersiz kılınması, sözleşmenin
iptali
fesini :
far. * fes (bölmek, ayırmak) + ini (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki
parçaya ayrılmış, bölünmüş
fesk :
ara. * fesaka (çıkmak, ayrılmak), fisk (yoldan çıkma, doğruluktan ayrılma,
günahkar olma, günah işleme, günah) * günaha sapma, doğru yoldan çıkma
fesleğen :
gre., lat. * basilikon, basilikos, vasilikon, vasilikos (krala ait, kral ile
ilgili) (basileus, vasileus (kral) + ikon, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (gre.); basilicum (lat.) * süs bitkisi olarak yetiştirilen,
yaprakları güzel kokulu olan ve baharat olarak kullanılan, öksürüğe ve
hazımsızlığa karşı iyileştirici olan ballıbabagillerden bir ot
fesoterodin :
lat., gre. * feso (ön ek) + terodine (antimuskarinik ilaç eki) (teros
(farmasötik ek) + (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * nörojenik detrusor aşırı aktivitesi
ve idrar kaçırma (mesane kontrolünün kaybı), hemen idrara çıkma ihtiyacı veya
sık idrara çıkma ihtiyacı gibi aşırı aktif mesane semptomları dahil olmak üzere
mesane sorunlarını tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi
(C26H37NO3)
festival :
lat. * festum, festa (ziyafet, şölen) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir topluluğun, belirlenmiş gün ve
tarihlerde döngüsel olarak gerçekleştirdiği etkinlikler bütünü; sanat gösterisi
festuca :
lat. * festuca (sap, çubuk) * ince yapraklı ve dayanıklı çayır otlarını içeren,
Poaceae familyasından bir bitki cinsi
fesuphanallah :
ara * fe (o halde, artık, öyleyse, dolayısıyla) + subhan (üstüb, yüce, ulu) +
Allah (Allah) * hayret, şaşkınlık, bıkkınlık ve içerleme belirten bir nida
feşel :
ara. * feşl (korkmak) * korkak
feşmekan :
far. * fişmekan (yere serpme, ortaya saçma) (fiş (serpmek, saçmak), fişan
(saçma, saçan, serpme) + mekan (yer, mahal) ) * ortaya atma, serpme, saçma
feta :
ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) * genç erkek,
genç adam, delikanlı; cömert, yiğit
fetal :
lat. * fetus (cenin, dölüt, yavru; gebelik, doğurma) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * fetüs ile ilgili
fetanet :
ara. * fatin (zihni açık, anlayışlı, çabuk kavrayan; uyanık) + et (isim yapım
eki) * üstün zeka gücüne sahip olma, zihin açıklığı, çabuk kavrayış, sağlam
anlayış, fitnatlik
fetaya :
ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) * genç kız
feteyan :
ara. * fata (genç olmak, güçlü veya hızlı olmak, olgunlaşmak) + yan (çoğul eki)
* gençler, fityan
feth :
ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açma, genişletme,
zaptetme, ele geçirme, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma
fetha :
ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * Arapça'da ünsüz bir
harfin "a" harfiyle okunmasını sağlayan ve "üstün" olarak
da isimlendirilen işaret
fethetmek :
ara., tür. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) (ara.) + etmek
(yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir ülkeyi veya bir şehri savaşarak ele
geçirmek
fethi :
ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * feth ile ilgili; erkek ismi
fethiye :
ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) + iye (yer ve durum
eki) * Muğla'nın bir ilçesi; eski ismi Telmessos (olup daha sonra Meğri (uzak
diyar) olmuş, ardından da şehit pilot Fethi Bey'in anısına Fethiye olmuştur.
fetid :
lat. * faetere (kötü kokmak, pis kokmak), fetidus (kötü kokulu, kötü kokan, pis
kokulu, pis kokan) * organik maddelerin çürümesiyle ortaya çıkan, çevreye
yayılan ve son derece rahatsız edici, iğrenç, pis koku, kötü kokan, pis kokulu
fetih :
ara. * fataha (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açma, genişletme,
zaptetme, ele geçirme, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere
ulaştırma; Kur'an'ın 48. suresi
fetihname :
ara., far. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) (ara.) + name
(kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) *
hükümdarlar tarafından önemli bir fethi, bir zaferi komşu hükümdarlara,
hanlara, prenslere, memleket içinde şehzâde ve valilere bildirmek için yazılan
yazı
fetir :
ara. * fetir (taze nesne; cıvık hamur) * iyi pişmemiş, hamur kalmış ekmek, ince
ekmek, lavaş; sacda pişirilen buğday ekmeği, mayasız yufka ekmeği; çörek; Kars,
Ardahan, Posof, Artvin, Iğdır şehirlerinin yöresel tatlısı
fetiş : lat.
* facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili, sıfat
yapım eki) ) * doğaüstü gizemli gücü ve etkisi olduğuna inanılan ve tapınma
vasıtası addedilen canlı veya cansız varlık
fetişist :
lat. * facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak,
etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili,
sıfat yapım eki) ) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) * cansız bir
varlığa veya vücudun cinsel işlevi olmayan bölümlerine erotik ilgi duyan kişi,
fetişizm tutkunu
fetişizm :
lat. * facticius, factitious, fasticius (sanat ile yapılmış) (facere (yapmak,
etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + titiosus (ile ilgili,
sıfat yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
cansız bir varlığa veya vücudun cinsel işlevi olmayan bölümlerine erotik ilgi
duyma
fetk :
ara. * fetaka (ayırmak, yarmak) * şak etme, ayırma, yarma, yarılma; kasık
yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolması ile
karakterize sakatlık
fetomaternal :
lat. * fetus (gebeliğin 9. haftasından doğuma kadar olan dönemdeki embriyo) +
mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + nalis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * fetüs ve annesi arasındaki biyolojik, fizyolojik etkileşimler ile
ilgili
fetor :
lat. * foetor (kötü koku, pis koku) * vücutta oluşan bazı hastalıklar veya
enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkan belirli kötü kokular
fetor hepatikus :
lat. * foetor (kötü koku, pis koku) + hepar, hepat (karaciğer) + ticus (ile
ilgili, -e ait) * karaciğer hastalıklarına bağlı olarak ağızdan gelen belirgin
ve karakteristik kötü kokuya verilen tıbbi terim
fetret :
ara. * fatir (yaran, açan; yaratan), fatara (yarmak, ikiye ayırmak, ayırmak,
açmak; yaratmak) + et (isim yapım eki) * ara, kesinti, duraklama, boşluk
dönemi; iki peygamber veya hükümdar arasında peygambersiz veya hükümdarsız
geçen süre
fettah :
ara. * feth (açmak, genişletmek; zaptetmek, ele geçirmek) * açan, genişleten;
zapteden, ele geçiren; erkek ismi
fettan :
ara. * fatana (fitne çıkarmak, ara bozmak; ayartmak, sınamak, baştan çıkarmak),
fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma,
arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma,
kötülük yapma; iç savaş; ateşle yakma; sınama, sınav) * cazibesiyle aldatan,
baştan çıkarıcı, ayartan; ara açıcı, arabozucu
fettuccine :
ita. * fetta (dilim, kurdele, şerit) + cina (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* İtalyan mutfağına özgü, yumurta ve undan yapılan düz, kalın bir makarna
fetüs :
lat. * fetus (cenin, dölüt, yavru; gebelik, doğurma) * ana rahmindeki canlının
üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadar olan dönem içindeki ismi
fetva :
ara. * fata (bilgi vermek, bilgilendirmek, hüküm vermek, cevaplamak,
yanıtlamak, fetva vermek) * bilgi verme, bilgilendirme; İslam hukukuyla ilgili
bir konunun, bir sorunun dinsel hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan,
şeyhülislamca veya müftüce verilen hüküm, bilgi, cevap
fevak :
ara. * favaka (yüksek olmak, yüksekte olmak, üstte olmak, üstün olmak;
gecikmek, ayrılmak, fark yaratmak), fevk (üst, yukarı, üstünde, üzerinde) *
gecikme, fark, uzaklık, ayrılma, fark yaratma
fevc :
ara. * fevece (akın akın gelmek, dalgalanmak, yayılmak), efvac (bölükler,
gruplar) * insanlardan oluşan ve arkası kesilmeyen, birbiri ardınca gelen büyük
insan topluluğu, küme, cemaat veya bölük, insan kalabalığı, güruh
feveran :
ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani hareket; kızışma) + an (durum eki) *
kızışma, kaynama, aniden öfkelenme (fever, fièvre, Feber (ateş) (ing., fra.,
alm.) )
fevk :
ara. * favaka, faka (üstün olmak, öne çıkmak, aşmak, üstün gelmek, üste çıkmak,
yukarı çıkmak; parlak veya belirgin olmak), faki (parlak, üstün, öne çıkan) *
üst, üst taraf, yukarısı, yüksek derece, üstünlük, yükseklik; parlaklık
fevkalade :
ara. * fevk (üstünde) + el (ön ek, artikel) + adet, adeh (sıradan olan, olağan
durum, alışılmış olan, görenek) * olağanüstü, alışılmadık
fevkalbeşer : ara.
* fevk (üstünde) + el (ön ek, artikel) + beşer (insan) * insanüstü
fevkani :
ara * fevk (üst; yukarı) + ani (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * üst, üst
taraftaki, üstteki
fevri :
ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani, hızlı, sürat; suyun kaynayıp
fışkırması) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aceleyle, hızlıca, ani,
süratli; suyun kaynayıp fışkırması gibi
fevt :
ara. * fate (yitirmek, kaybetmek) * kaybetme, yitirme
fevvare :
ara. * fevr (hemen, birdenbire, acele, ani, hızlı, sürat; suyun kaynayıp
fışkırması), fevere (şiddetle fışkırmak) * fıskiye, su fışkırtan şey
fevz :
ara. * faz, faza (kurtulmak) * kurtulma, kurtuluş, başka safhaya geçme; zafer,
başarı; kurtulmuş, başka safhaya geçmiş
fevzi :
ara. * fevz (kurtuluş) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtuluş ile
ilgili; erkek ismi
fevziye :
ara. * fevz (kurtuluş) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kurtuluş ile
ilgili; zafer sahibi, başarılı, üstün; kadın ismi
feyezan :
ara. * feyd, feyz (taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak,
çok olmak; bolluk, cömertlik) + an (isim yapım eki) * suyun çok olup taşması;
bolluk, fazlalık
fey-i zeval :
ara. * fey (evvel, önce) + ı (tamlama eki) + zeval (sona erme, zail olma, yok
olma, ortadan kaybolma) * Güneş, gün ortasında (Nısf-ün-nehar (günün yarısı),
tam tepeye gelince görülen en kısa gölge uzunluğu (Güneşin tam tepe noktasına
gelip kısa bir süre için gölgelerin kısalıp uzamasının durduğu vakte “istiva”,
güneşin tepeden batıya doğru dönmeye başlamasına “zeval” ve cisimlerin bu
vakitte yere düşen gölgesine de “fey'-i zeval” denir.)
feyiz :
ara. * feyd, feyz (taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak,
çok olmak; bolluk, cömertlik) * bereket, ilham, manevi kazanç, verimlilik,
gürlük, ongunluk, bereket, çoğalma, ilerleme
feynman yolu integrali :
ing., tür. * feynman (Amerikalı fizikçi Richard Feynman’ın soyadından) (ing.) +
yol (gidilen rota, istikamet, güzergah) + u (iyelik eki) (tür.) + integralis
(bütünsel, tümleyici) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde
parçacık geçişleri için tüm olası yol dizilerini toplamaya dayanan, parçacık
etkileşimlerinin hesaplanmasında kullanılan temel unsur
feynman-kac formülü :
ing., pol. * feynman (Amerikalı teorik fizikçi Richard Feynman’ın soyadından) +
kac (Polonya doğumlu Amerikalı matematikçi Mark Kac’ın soyadından) (pol.) +
formula (forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula
(küçültme eki) ) (lat.) * belirli kısmi diferansiyel denklemlerin çözümlerini
stokastik süreçlerin beklenen değeri cinsinden ifade eden temel matematiksel
bağıntı
feyyaz :
ara. * feyd, feyz (su taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol
olmak, çok olmak; bolluk, cömertlik; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa
çıkarmak, görünür kılmak) * çok feyz veren, çok bereket ve bolluk veren
feyz :
ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp
çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk,
bereket, cömertlik; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür
kılmak; bir kimsenin ruhaniyetinden veya ilminden faydalanmak, feyizlenmek) *
bir kişiye bilgi, hikmet, ilham veya manevi etkinin bir kaynaktan kendiliğinden
ve bereketli biçimde aktarılması sonucu oluşan zihinsel veya ruhsal kazanım (face
(yüz, açıkça görmek, karşılaşmak) (ing., fra.) )
feyza :
ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp
çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk
olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa
çıkarmak, görünür kılmak) + a (isim yapım eki) * verimlilik, bolluk, bereket,
gürlük, çokluk ve iç huzuru; tasavvufta Yaratıcı'dan kulun kalbine gelen manevi
ilham ve nur
feyzahan :
ara., tür. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su
taşıp çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak;
bolluk olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek,
açığa çıkarmak, görünür kılmak) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) *
bolluk hükümdarı
feyzan :
ara. * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp
çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk
olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa
çıkarmak, görünür kılmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bereketli,
lütuf dolu, bolluk veren
feyzi :
ara * fayda, fayza (taşmak, dolup yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp
çıkmak, taşmak, saçılmak, yayılmak, ortaya çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk
olmak, cömertlik, bolluk, bereket; içindeki düşüncesini izhar etmek, açığa
çıkarmak, görünür kılmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bolluk ve
bereket ile ilgili
feza :
ara. * fada, faza (boşluk, genişlik, açıklık, açık alan, gökyüzü, uzay) * gök,
yıldızlar arası geniş boşluk, geniş alan, uzay, genişlik, saha, yerde akan su;
çıkarmak, görünür hale getirmek, artıran (phase, Phase (görünüm, safha,
göstermek, artarak devam eden görünümler, süreç), physis, physics, physique,
Physik (ortaya çıkarma, oluşturma, üretme, çoğaltma, büyütme) (gre., ing.,
fra., alm.) )
fezleke :
ara. * fe (o halde, artık, dolayısıyla) + zalike (böyle, bunun gibi) * hülasa,
netice, sonuç, özet, gerekçe yazısı
FHR :
ing. * fetal (fetus) + heart (kalp) + rate (hız) * fetüsün kalp atım hızını
ölçen obstetrik parametre
fıccın :
çer. * fıd (et) + cın, çın (ile ilgili, gibi, -a ait) * Çerkes mutfağına özgü,
içi kıymayla doldurulmuş, üstü kapalı, fırında pişirilen, sarımsaklı yoğurt ile
servis edilen yuvarlak ve büyükçe bir börek türü
fıcıtmak :
tür. * fıc (kaçmak, sıvışmak, uzaklaşmak) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * kaçmak, sıvışmak, uzaklaşmak
fıçı :
gre. * bouttis (fıçı, varil, gemi hacim birimi) * tahtaların yan yana getirilip
çemberlerle tutturulmasıyla oluşturulmuş, yuvarlak, orta bölümü şişkin, altı ve
üstü düz kap
fıçı balığı :
tür. * fıçı (yuvarlak, orta bölümü şişkin, altı ve üstü düz kap) + balık (suda
yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) *
Centrolophidae familyasına ait, ışın yüzgeçli balıkların öncelikle batipelajik
bir türü, Hyperoglyphe perciformis
fıkdan :
ara. * fakade (kaybetmek, yitirmek) * yokluk, kayıp, belirsizlik, yitirme,
bulunmama durumu, eksiklik, yokluk
fıkıh :
ara. * fakaha (yorumlamak, kavramak, bilmek, anlamak, hüküm vermek), fakih
(bilgin, bilge, fıkıh ilmini bilen, islam hukukçusu; zeki, anlayışlı kimse) *
anlayış, kavrayış, derin bilgi; kavrama yeteneği, akıl yürütme; teşrih etme,
yarma, açma, kavrama, anlama, anlayış, ilim; İslam hükümlerinin bilgisi ve
yorumu, fıkh
fıkırdamak :
tür. * fıkır (omomatope ses yansımalı kelime) + da (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * oynaklık etmek, cilvelenmek (mecazi)
fıkra :
ara. * fakr (delmek, oymak, çukur açmak) * omur, vertebra; kasidenin baş beyti;
güldüren kısa öykü
fıkramak :
tür. * fıkr (ekşimek, mayalanmak) + a (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * herhangi bir yiyecek mayalanarak ekşimek
fıldır fıldır :
tür. * fıldır (hız ve telaşla dönme sesi; ses yansımalı onomatopeik kelime) *
hızlı ve sürekli bir biçimde, çabuk ve durmaksızın
fındık :
gre. * pontikos (Pontus’a ait, Pontus ile ilgili, Karadeniz’e özgü; fare)
(pontos (geçiş, geçiş yolu, geçit, deniz yolu; deniz, açık deniz; denizin
kişileştirilmiş adı) + ikon, ikos (ile ilgili,-a ait) ) * Karadeniz bolgesinde
yetişen Corylus cinsinden, sert kabuklu meyvesi yenilen küçük ağaç veya çalı;
bu ağacın besin olarak tüketilen yağlı tohumu (Yunan kolonistlerin Karadeniz'e
verdiği Pontus Eukseinos (Misafirperver Deniz) ismi zamanla kısaltılarak sadece
"Pontus" denmiştir.)
fındıklı :
gre., tür. * pontikos (Pontus’a ait, Pontus ile ilgili, Karadeniz’e özgü; fare)
(pontos (geçiş, geçiş yolu, geçit, deniz yolu; deniz, açık deniz; denizin
kişileştirilmiş adı) + ikon, ikos (ile ilgili,-a ait) ) + lı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * Rize’nin bir ilçesi
fırat :
far., aka., ara. * ufratu, huperethuua (hu (iyi, kolay) + perethuaa (sığ yer;
geçmek) (geçmesi kolay) (far.); purattu, ferahat (rahatlık, huzur) (aka., ara.)
* Ağrı Diyadin'den kaynağını alan Murat Nehri ve Erzurum Dumludağ'dan kaynağını
alan Karasu Nehri'nin Elazığ il sınırlarında birleşerek oluşturdukları,
Güneybatı Asya'nın en uzun ırmağı
fırça :
gre., lat. * vrutsa (sert ve dikenli çalılık, fırça) (gre.); bruscia,
broussaille (çalılık) (lat., fra.), brosse, brush, Bürste (ing., fra., alm.) *
bir sapa tutturulmuş kıllardan veya tellerden oluşturulmuş, toz almak, boyamak
veya cilalamak için kullanılan araç
fırdolayı :
tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + dola (sarmak, çevrelemek) + yı (iyelik
eki) * çevresini tümüyle çevirecek biçimde, çepeçevre
fırdöndü :
tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + döndü (dönen) * birinin dönmesi
durumunda ötekinin dönmesini önlemek için uç uca getirilerek serbest bir eksenle
bağlanmış çift halka
fırfır :
tür. * fırfır (rüzgar sesi, dönme sesi) * giysi, perde ve benzeri şeylerin
kenarlarına dikilen, kırmalı veya büzgülü süs
fırıldak :
tür. * fır (rüzgar sesi, dönme sesi) + ıl (edilgen fiil eki) + dak (isim yapım
eki) * bir sap üzerinde tutturulan ve rüzgarla bir eksen çevresinde dönen
tekerlek biçiminde, kağıttan yapılmış oyuncak
fırın : gre. * fournos (ısıtma yeri, ocak) (gre.); furnus (lat.) * ekmek, pasta gibi unlu mamullerin veya çeşitli
yemeklerin yüksek ısıda pişirilmesine yarayan, endüstriyel ya da ev tipi kapalı
ısıtma düzeneği veya bu düzeneklerin bulunduğu imalathane/ticarethane
fırışka :
alm. * frisch (taze) * yelkenlere camadan vurmadan, yelkeni doldurmayacak kadar
hafif esen rüzgar, seyre müsait hafif rüzgar (5-12 m/sn ile eser), frişka
fırka :
ara. * feraka (ayırmak, ayrıştırmak, fark etmek) * hizip, bölük, insan grubu,
fraksiyon, parti (fraction (kesir, parça, kesim; bölüm) (ing., fra.) )
fırkata :
ita. * fregat (savaş gemisi) + one (büyüklük eki) * on veya on beş çift
kürekli, üç direkli ve hızlı savaş gemisi, firkete
fırlak :
tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + lak (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * dışarı doğru fırlamış durumda olan, fırlamış, çıkmış, çıkık
fırlama :
tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + la (etken fiil eki) + ma
(isim yapım eki) * fırlamak işi; afacan, yaramaz
fırlamak :
tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * aniden harekete geçip ilerlemek, atılmak, savrulmak
fırlatmak :
tür. * fır (hızlı ve ani hareket sesi, rüzgar sesi) + lat (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * atmak, ileri doğru savurmak
fırsat :
ara. * farasa (yırtmak, delmek, parçalamak) + at (isim yapım eki) * müsait an,
elverişli durum, uygun zaman, ilk uygun zaman, delik, gedik (açılan gedikten
girme imkanı bir fırsattır.); fursat (first (ilk olan) (ing.) )
fırsat maliyeti :
ara. * fers (yırtma, delme) + at (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mal
(para) + iyet (isim yapım eki) * herhangi bir malın üretimini bir birim
artırmak için başka bir maldan vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal
veya kazanç
fırsatçı :
ara., tür. * fers (yırtma, delme) + at (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + çi
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uygun durumları değerlendirip fayda
sağlayan, fayda sağlamaya çalışan
fırtına :
lat. * fortuna (denizde şiddetli hava; kader, kısmet, baht; kaza; deniz kazası)
(fors, fort (şans, kısmet, talih, kader) + una (dişil eki) ) (lat.) * yağmur
getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; antik Roma’da şans ve
kader tanrıçası
fısfıs :
tür. * fıs (püskürme sesinden onomatopeik kelime) + fıs * koku, ilaç ve benzeri
sıvıları püskürtmek için kullanılan, bir hazne ve pompadan oluşan araç
fısıh :
ibr., gre. * pesah (atlamak, ihmal etmek, üzerinden geçmek) (ibr.), pascha
(geçiş) (gre., lat.) * Mısır'da kölelikten kurtarılan Antik İsraillilerin göç
hikayesini anan, Nisan ayının 15. günü başlayan Yahudi bayramı; Pesah, Hamursuz
Bayramı; Firavun İsrailliler’i özgür bıraktığında, İsrailliler'in, ekmek
hamurunun mayalanmasını beklemeden Mısır'ı terk etmeleri nedeniyle bayramda
hamursuz (mayasız) ekmek yenir. (pass, passer, passieren (geçmek) (ing., fra.,
alm.) )
fısıldamak :
tür. * fıs (alçak sesi temsil eden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki)
+ da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * alçak sesle konuşmak, sesli
harfleri tam vokalize etmeden sadece üfleyerek telaffuz etmek
fısıltı :
tür. * fıs (alçak sesi temsil eden onomatopeik kelime) + ıl (edilgen fiil eki)
+ tı (isim yapım eki) * fısıldama sesi
fısk :
ara. * fisk (suç, günah, ahlaksızlık) * doğru yoldan sapmak, isyan etmek,
Allah'ın emir ve yasaklarına uymamak, günah ve suç işlemek
fıskiye :
ara. * fıs, fış (su püskürme sesinden onomatopeik kelime) + kiye (araç eki) *
suyu yukarıya doğru fırlatan süs veya bahçe sulama amaçlı kullanılan sistem, su
püskürten mekanizma veya dekoratif su çıkışı
fıstık :
ara., gre. * fustuk (ara.), pistakion (gre.) * botanik açıdan farklı olan
çeşitli bitkilerin çerez olarak yenen meyvelerine verilen isim; kabuklu
yenilebilir yemiş, çam veya antepfıstığı türü
fışırdamak :
tür. * fış (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * nesnelerin birbirine sürtünmesi nedeniyle oluşan seslerden
biri
fışkı :
tür., gre., far. * fış (sıvı veya gazın basınçla dışarı çıkması (onomatopeik
kök) ) + kı (isim yapım eki) (tür.); fuski (dışkı) (gre.); feşorden (sıkmak),
feşar (baskı, tazyik) (far.) * atgillerin taze dışkısı
fışkırmak :
gre., far. * fış (sıvı veya gazın basınçla dışarı çıkması (onomatopeik kök) ) +
kır (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * basınç etkisiyle, birdenbire
ve hızla yukarıya doğru çıkmak, yukarı fırlamak; topraktan toplu ve gür bir
biçimde çıkmak (bitki için)
fıtık :
ara. * fetaka (yarmak, ayırmak), fitk (yırtık, yarık, sökük, yarılma) * organın
yerinde durmasını sağlayan doku veya kasların doğal boşluğunda dışa doğru
kayması, yerinden çıkması, başka bir alana doğru yer değiştirmesi
fıtnat :
ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek), fitnat
(zekilik, akıllılık, basiret) * anlayış, akıllılık, zekilik, uyanıklık, zihni
açıklıl, çabuk kavrama, fetanet sahibi olma
fıtne :
ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa
çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara
bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fatin
(büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa yaratan; sınayan,
deneyen, imtihan eden, test eden), meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş,
gönül vermiş, tutulmuş; fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * baştan
çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme,
sınama, imtihan, test, ayartma, baştan çıkarma, fitne çıkarma, karışıklık,
sarsıntı; çekicilik veya baştan çıkarıcılık
fıtr :
ara. * fıtr, fatara (açmak, yarmak) * oruç açmak, iftar etmek
fıtrat :
ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak), fitrat (yaratılış) * yaratılış
fıtraten :
ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak), fitrat (yaratılış) + en (olarak, ile
ilgili) * yaratılışça, yaratılış olarak
fıtri :
ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak) * yaratılışa ilişkin, yaratılış ile
ilgili, doğuştan
fıtriye :
ara. * fatara (yaratmak, yarmak, açmak) + iye (isim yapım eki) *
yaratılışçılık, doğuştancılık
fıttırmak :
tür. * fırt (ani çıkış anlamı veren ses yansımalı kelime) + tır (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * aklını yitirmek, çıldırmak, delirmek
fıymak :
tür. * fıy (kaçış, kaçmak, uzaklaşmak, tüymek) + mak (fiil mastar eki) *
kaçmak, fırlamak, tüymek, kurtulmak, uzağa gitmek, özgürleşmek (fuir (kaçmak,
tüymek), fuyard (firari, kaçak) (fra.) )
fi :
ara. * fi (içine,
içinde, hakkında)
* içine, içinde,
hakkında
fi : gre. * phi (Φ φ) * Yunanca/Grekçe alfabenin yirmi birinci harfi Φ, φ ); matematikte ve sanatta estetik/uyum ölçüsü olan altın oran değerinin (1,618) sembolü
fi sabiti : gre. * phi (Yunan/Grek alfabesinin 21. harfi (Φ, φ) ) (gre.) + sabit (duran, durağan, değişmez, değişmeyen, hareketsiz) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir bütünün, parçaları arasındaki oran aynı kaldığında estetik kabul edilen şekilde bölünmesini tanımlayan oran; kendisinden bir önceki sayı ile toplanarak ilerleyen (1, 2, 3, 5, 7 ...) sayılardan oluşan Fibonacci serisindeki 13. sayı olan 144 sayısından sonra gelen 233 sayısının 144’e bölünmesiyle elde edilen ve bundan sonraki sayılarla yapılan aynı bölme işleminde hep sabit kalan değer olan 1,618 sayısı
fi tarihinde :
ara., tür. * fulan, filan (belirsiz olan nesne, kişi veya yer) + tarh
(uzaklaştırmak), tarih (uzakta kalmış, uzaklaşmış, uzak zaman) (ara.) + inde
(zamanında) (tür.) * çok eski zamanda, tarihi belirsiz geçmiş bir zamanda
fiber :
lat. * fibra (lif, filaman, bağırsak) * bitki elyafının sıkıştırılmasıyla elde
edilen mukavva veya tahta; veriyi ışık sinyalleriyle yüksek hızda ileten cam
veya plastik tabanlı iletişim ortamı, optik lif
fiberglas :
lat., alm. * fibra (lif, filaman, bağırsak) (lat.) + glas (cam) (alm.) * camın
çok yüksek sıcaklıkta eritilmesiyle elde edilen, plastik maddelerden,
poliyesterden ürün yapımında sağlamlaştırıcı madde olarak kullanılan madde
fiberoptik :
lat., gre. * fibra (lif, filaman, bağırsak) (lat.) + optikos (optos (görülen,
görülebilir, ışıksal) (ops (görmek, göz, bakış) + tos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * ışığı ve
veriyi taşımak için kullanılan orta kısmında katman halindeki koruyucu madde
ile sarılmış, yüksek hızda veri aktarımı sağlayan camdan bir kablo
Fibonacci sayıları :
ita., lat. * Fibonacci (İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci'nin soyadından);
figlio (oğul) + bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik,
ödül, ikramiye, fayda, yarar) + acci (gibi) (iyi oğul; Bonaccilerin oğlu)
(ita.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) +
ı (iyelik eki) (tür.) * ilk iki terimin 0 ve 1 olduğu ve her bir terimin,
öncesinde gelen iki terimin toplamına eşit olduğu sayı dizisi; 0, 1, 1, 2, 3,
5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144 ... dizideki 13. sayıdan itibaren her sayının
kendisinden bir önceki sayıya bölümünün sonucu hep 1.618 olup, bu sayı Altın
Oran olarak anılır.
Fibonacci sekansı :
ita., lat. * Fibonacci (ita) + sequor (takip etmek, izlemek), sequentia
(belirli bir sıraya göre gerçekleşen olay, olay veya nesne dizilimi, sırası,
ardışıklık, sıra, takip, izleme, dizi) (sequi (izlemek, takip etmek, ardına
düşmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * her sayının kendinden önceki iki
sayının toplamı olduğu bir sayı dizisi, fibonacci sayıları, fibonacci dizisi
fibril :
lat. * fibrilla (lifçik, küçük lif) (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman,
bağırsak) + illa (küçültme eki) ) * uzun peptit zincirlerinden oluşan ve bağ
dokusunu oluşturan protein
fibrilasyon :
lat. * fibrilla (lifçik, küçük lif), fibrillare (lifleşmek) (fibra (lif,
ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil mastar eki)
) + tio (isim yapım eki) ) * kas liflerinin hızlı, düzensiz ve senkronize
olmayan kasılması
fibrin :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * kan ve akkan serumunda bulunan, pıhtılaşma
sırasında oluşan albüminli bir madde
fibrinemi :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kan dolaşımında
fibrin proteininin aşırı birikimi sonucu oluşan ve damar içi pıhtılaşmalara bir
durum
fibrinoid :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) * mikroskop altında fibrin benzeri, amorf (belirsiz
şekilli), eozinofilik (pembe renkte boyanan) bir madde olarak görülen, fibrin,
immün kompleksler, plazma proteinleri ve hücre artıkları gibi çeşitli
maddelerin karışımından oluşan bir yapı
fibrinojen :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum,
doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) *
karaciğer tarafından üretilen, kan pıhtılarının oluşmasına yardımcı olarak
kanamayı durdurmaya yardımcı olan protein
fibrinolitik :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * fibrini parçalayan, fibrin yıkımını
sağlayan; kan pıhtılarını eritmek için kullanılan ilaçları veya mekanizmaları
tanımlayan kavram
fibrinoliz :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * kan
pıhtısındaki fibrinin parçalanması yoluyla pıhtının yıkılarak ortadan
kaldırılması
fibrinüri :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron,
(idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarda
fibrin bulunması durumu
fibroblast :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + blastos
(tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik
hücre) (gre.) * bağ dokusunda bulunan, kollajen, elastin, glikozaminoglikanlar
ve diğer ekstrasellüler matriks (ECM) bileşenlerini sentezleyen, bağ dokusunu
oluşturmak, onarmak ve desteklemekle görevli hücreler
fibroelastozis :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + elasthanein
(esnemek, gerilmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
bağ dokusu artışı, kollajen birikimi ve elastik liflerin anormal artışı veya
kalınlaşması ile karakterize patolojik durum
fibrokartilajinöz :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + cartilago
(cratis (hasır işi) + lago (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) * lifli bağ dokusu ve kıkırdak
dokusundan oluşan; kolajenli kıkırdağa ait
fibrokistik :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + kystis
(kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) * hem fibröz
(lifli bağ dokusu artışı) hem de kistik (içi sıvı dolu boşluklar) yapıları
bulunduran dokuyu niteleyen terim
fibrolamellar :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + lamella (ince levha, ince
tabaka) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karaciğer tümörleri
bağlamında, fibröz (lifli) bağ dokusu ve lamel yapılar içeren mikroskobik
görünüm
fibrom :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kemik, kıkırdak veya bağ
dokusunda oluşan iyi huylu tümör
fibroma :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * kemik, kıkırdak veya bağ
dokusunda oluşan iyi huylu tümör
fibromatoz : lat.
* fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * bağ dokusundaki fibroblastların anormal bir şekilde büyümesi ve
çoğalması sonucu meydana gelen, aşırı lifli doku üretimi veya fibroblast
proliferasyonu ile tanımlanan sendrom
fibromiyalji :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + myos, mys
(kas, adale) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı,
ağrı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genel kas ağrıları ve
vücuttaki belirli noktalarda kronik ağrı ile karakterize bir yumuşak doku
romatizması
fibronektin :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + nektos (yapışkan) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hücrelerin çevresindeki ekstrasellüler
matriksin (ECM) önemli bir bileşeni olan ve hücrelerin birbirine bağlanmasında,
matrise tutunmasında, göç etmesinde, yara iyileşmesinde işlev gören yapışkan
(adeziv) glikoprotein türü
fibroosseöz :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osteon
(kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * fibroz (bağ
dokusu) ve osseöz (kemik dokusu) yapıların birleşimini içeren dokuyu niteleyen
terim
fibroplazi :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme,
şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) (gre.) * fibroblast hücrelerinin
anormal şekilde çoğalarak fibroz doku üretmeleri
fibrosarkoma :
lat., gre * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + sark, sarx
(et, beden dokusu), sarkoun (et gibi olmak) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * yumuşak doku kanseri; fibröz bağ
dokusundan türetilen ve olgunlaşmamış prolifere olan fibroblastların veya
storiform bir düzende farklılaşmamış anaplastik iğ hücrelerinin varlığıyla
karakterize edilen malign mezenkimal tümör
fibrotik :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + ticus (ile ilgili, gibi,
-a ait) * lifli bağ dokusuyla ilgili, fibrozisle ilişkili
fibrotoraks :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + thorax
(göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) * göğüs
boşluğunda veya akciğerlerdeki zarların arasında fibrotik doku birikmesi
fibrovasküler :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + vasculum (küçük kap,
küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fibroz doku (lifli bağ dokusu) ve vasküler yapı
(damar yapıları) ile ilgili
fibroz :
lat., gre. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bir dokudaki veya organdaki yoğun
bağ dokusu artışına bağlı olarak ortaya çıkan katılaşma
fibrozan :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + scens, sant (ile ilgili, gibi, -a ait)
(lat.) * lifli bağ doku oluşturan, fibrozis eğiliminde olan veya lifli
(kollajen) yapıda olan
fibröz :
lat. * fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait) * lifli yapıya sahip, bağ dokusu karakterinde
fibula :
lat. * fingere, figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek,
yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek,
uydurmak), fibula (tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) * alt bacakta bulunan
iki kemikten biri olan, kasları, tendonları ve bağları destekleyen ancak
ağırlık taşıyamayan kemik; baldır kemiği; Tunç devrinden başlayarak Romalıların
son zamanlarına kadar kullanılan madeni çengelli iğne veya broş
fibular :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fibula
(tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* fibula ile ilgili
fibulokalkaneal :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fibula
(tutturucu iğne, toka, kopça, kıskaç) + calcaneo, calcaneus (calx, calcem
(topuk kemiği) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaval kemiği ve
tarsus kemiği ile ilgili olan; fibula ve kalkaneusa ait
ficaria :
lat. * ficus (incir) + aria (ile ilgili, -a ait) * yumrularının incire
benzerliğiyle adlandırılmış, erken ilkbaharda açan parlak sarı çiçekli,
Ranunculaceae familyasından bir bitki cinsi
fiction :
lat. * fingere (şekillendirmek, biçim vermek), fictio (şekillendirme, biçim
verme; kurgulama, uydurma, hayal etme) * kurgu, kurmaca; gerçek olaylara
dayanmayan, hayal gücüyle kurgulanmış edebi anlatı türü
ficus :
lat. * ficus (incir) * sütlü lateksi ve etli meyveleriyle tanınan, tropikal ve
ılıman bölgelerde yayılış gösteren, Moraceae familyasından bir bitki cinsi
fidaksomisin :
lat., gre. * fidax (INN tarafından oluşturulmuş, belirli bir klasik köke
dayanmayan adlandırma ögesi) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kalın bağırsakta
Clostridioides difficile bakterisinin neden olduğu şiddetli ishal ve bağırsak
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, kan dolaşımına çok az karışan ve
bağırsaktaki yararlı diğer dost bakterilere minimum düzeyde zarar veren özel
bir dar spektrumlu makrolid antibiyotik (C52H74Cl2O18)
fidan :
gre. * phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek,
büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak), phyton (bitki, yeni tohumdan çıkan taze
bitki) * tohumdan veya çelikten üretilen, henüz gelişme aşamasındaki genç ve
odunsu bitki, yeni yetişen, körpe ve genç ağaç veya ağaççık
fidayda :
ara. * hudayda (huda (yönlendirme) + da (ek) ) * Ankara yöresi türküsündeki
nida nakaratı
fidda :
ara. * fidda (gümüş) * simgesi Ag, atom sayısı 47, atom
ağırlığı 107.868, yoğunluğu 10.5 olan, 961,93 santigrat derecede ergiyen,
parlak beyaz renkte, kolay işlenen, tel durumuna gelebilen, değerli bir
element, argentum
fide :
gre. * phytia (bitkiler) * tohumdan yetiştirilen sebze veya çiçek
fideizm :
lat. * fides (inanç, güven, iman) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * inancın akıldan bağımsız olduğunu veya akılla çatıştığını ve
belirli gerçeklere ulaşmada akıldan üstün olduğunu savunan teori
fidye :
tür. * fid (geçimlik vermek, gıda vermek) + ye (isim yapım eki) * fidye, para,
sadaka, geçimlik verme (feed (beslemek) (ing.) )
fidye-i necat :
ara. * fidye (para, sadaka, geçimlik) + i (tamlama eki) + necat (kurtuluş) *
kurtulma bedeli, bir şeyi elde etmek için verilen karşılık; esir veya mahkumun
özgürlüğü karşılığında ödenen bedel
fiet :
ara. * fa'e (dönmek, rücu
etmek) *
ortak bir amaç, inanç veya
nitelik etrafında bir araya gelmiş, az ya da çok sayıda insandan oluşan insan topluluğu,
grup, zümre, kitle, grup, yığın, kalabalık, topluluk, cemaat
fifre :
lat. * pipare (ıslık çalmak, ötmek) * tahtadan yapılan, altı deliği bulunan,
ses genişliği iki oktav olan ve yanlamasına çalınan küçük bir flüt
figan :
far. * fagn (yüksek sesle ağlamak, inlemek, feryat etmek) * acıyla inleme,
feryat
figen :
far. * fig (yıkmak, düşürmek, atmak) + en (-cı, yapan, eden eki) * yıkıcı,
düşürücü, atıcı; yakalayan, kıran veya düşüren; içek demeti, gül dalı, gül
fidanı
figür :
lat. * figura (resim, şekil, biçim, oluşum) (fingere, figere (tutturmak,
sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) + ura (isim yapım eki) ) (lat.); figure
(fra.) * resim, şekil, biçim, oluşum
figüran : lat.
* figura (resim, şekil, biçim, oluşum) (fingere, figere (tutturmak, sabitlemek,
bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak,
hayal etmek, uydurmak) + ura (isim yapım eki) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.); figurant (fra.) * konuşmalı, jestli ve mimikli olarak
küçük rol alan veya sadece görsel olarak sahnede bulunan
figürasyon :
lat. * figurare (resim çizmek, şekil vermek, tasvir etmek, temsil etmek) + tio
(isim yapım eki) * resim çizme, şekil verme, tasvir etmek, temsil etme,
oluşturma, hayal etme
figüratif :
lat. * figuratus (resmedilmiş, çizilmiş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
tasvir edilmiş, temsil edilmiş) (figurare (resim çizmek, şekil vermek, tasvir
etmek, temsil etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şekilsellikle ilgili; mecazi, simgesel,
sembolik; doğada mevcut nesneleri betimleyen sanat eserlerini (resimler,
heykeller) tanımlamak için kullanılan sanat terimi
fiğ : tür., gre. * bık, pık (yassı, basık, basılmış) (tür.); aphake,
vikion (gre.) *
baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, kuzey yarımkürenin ılıman
bölgelerinde yetişen, genellikle
morumsu ya da maviye çalan çiçekler açan, fasulye biçiminde meyvesi
olan, hayvan
yemi olarak yetiştirilen ve
ve toprağa azot kazandırarak verimliliği artıran bir yıllık otsu tarım bitkisi
fih :
ara. * fi (içinde, hakkında) + h (o) * onda, onun içinde, onun hakkında
fihrist :
far., ara. * pih (cilt, deri) + reste (sıra, düzenleme) (far.); fihris (ara.) *
alfabetik sıralamalar için kullanılan, kenarında bütün harflerin abece
sırasıyla yer aldığı not defteri; içindekiler, dizin, katalog, liste, endeks
fiil :
ara. * fa'ala (yapmak, etmek, eylemek, gerçekleştirmek), faaliyet (aktivite,
eylem, aksiyon) * edim, eylem, iş, aksiyon
fiilen :
ara. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + en (olarak; zarf eki) * gerçekten
yaparak, eylemli olarak
fiili :
ara * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
eylemsel
fiilimsi :
ara., tür. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + imsi (gibi olan) (tür.) *
fiilden türemiş ama fiil olmayan, cümlede isim, sıfat veya zarf görevinde
kullanılan kelimeler
fiiliyat :
ara. * fiil (edim, eylem, iş, aksiyon) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * eylemsellik,
eylem durumu
fiiliyat :
ara. * fiil (eylem, aksiyon) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * iş olarak
yapılan şeyler, işler, fiiller;
fiji :
fij. * viti (hayat, yaşam; işaret, sinyal; işaret fişeği; üzüm şarabı; yıl,
sene) * Pasifik okyanusunun güneyinde bulunan, 844 adadan oluşan, kuzeyinde
Tuvalu ve Wallis ve Futuna, doğusunda Tonga ve Samoa, güneyinde Yeni Zelanda,
batısında Vanuatu ve Yeni Kaledonya ile komşu olan bağımsız cumhuriyet ülkesi
fikdan :
ara. * fakade (kaybetmek, yi.tirmek) * yokluk, kayıp, belirsizlik, yitirme,
bulunmama durumu, eksiklik, yokluk
fikir :
ara. * fekkere (düşünmek, akıl yürütmek), tefekkür (düşünme, akıl yürütme) *
düşünce
fikren :
ara. * fikr (düşünce) + en (gibi, olarak) * düşünce olarak, düşünsel olarak
fikret :
ara * fikr (düşünce) + et (isim yapım eki) * düşünme, düşünülen şey; erkek ismi
fikri :
ara. * fikr (düşünce) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşünceyle
ilgili, düşünceli; erkek ismi
fikrisabit :
ara. * fikr (düşünce) + ı (tamlama eki) + sabit (duran, durağan, değişmez,
değişmeyen, hareketsiz) * bir konudaki düşüncesi hiç değişmeyen; sürekli ve hiç
değişmeden düşünülen konu, sabit düşünce
fikriyat :
ara. * fikr (düşünce) + iyyat (durum eki) * fikir ve düşünce ile olma
fiks :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus
(tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) * tutturulmuş, sabit, sabitlenmiş, bağlanmış,
eklenmiş
fiks mönü :
lat., fra. * fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + minutus (çok küçük)
(lat.); menu (küçük, detaylı) (fra.) * sabit ve tek tip yemek içeriği;
müşterinin değişiklik talep edemeyeceği sabit yemek listesi
fiksasyon :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus
(tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + atio (isim yapım eki) (lat.); fixation
(fra.) * sabitleme; doku tespiti, kullanıma kadar geçen süre içinde dokunun
bozulmasını (otoliz) önlemek ve canlı organizmadaki haline en yakın şekliyle
kalmasını sağlamak amacıyla yapılan kimyasal koruma
fiksatif :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus
(tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
doku tespitinde kullanılan sıvı haldeki kimyasal madde veya karışımların genel
ismi
fiksatör :
lat. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus
(tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sabitleyici,
sabitleyen, sabit tutan; piyasa fiyatlarını sabit tutmak veya manipüle etmek
amacıyla hareket eden kişi veya kurum
fiksiyon :
lat. * fingere (şekillendirmek, yoğurmak, biçim vermek, yapmak, bulmak, icad
etmek, tasarlamak, planlamak, kurgulamak) + tio (isim yapım eki) * yapma,
uydurma, hayal etme, kurgulama
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder