peleme :
tür. * pelemek (sallanmak,
bocalamak, dalgalanmak) * nehir taşımacılığında veya sığ sularda
ulaşım amacıyla kullanılan, altı düz, gondol benzeri küçük bir kayık türü
pelemir :
tür. * pelemir (yağlı tohumlu bir bitki) * buğday tarlalarında kendiliğinden
yetişen, tohumları, ekmeğe koku ve lezzet vermek, bayatlamasını geciktirmek ve
sindirimi rahatlatmak için geleneksel olarak kullanılan, kanser
araştırmalarında öne çıkan, biyodizel hammaddesi olarak da değerlendirilen,
hazmı kolaylaştıran Anadolu'ya özgü endemik ve şifalı bir bitki, acımuk,
melemür, acımık, belemir, belemür
peleng :
far. * palang, peleng
(kaplan, pars, leopar) * kaplan, pars, leopar
pelerin :
lat., fra. * peregrinus (gezgin, yabancı) (lat.); pelerin (hacı) (fra.) *
genellikle omuzlardan aşağı sarkan, kolsuz, önü açık veya kapalı, soğuktan,
yağmurdan korunmak veya şıklık amacıyla kıyafetlerin üzerine giyilen dış giysi
pelesenk :
far., gre. * barsang (denge sağlamak amacıyla teraziye, kayığa veya at yükünün
hafif tarafına konulan taş) (bar (ağırlık, yük) + sang, seng (taş, kaya, sert
mineral kütle) ); balasan (bazı ağaçlardan elde edilen, parfüm ve ilaç
yapımında kullanılan reçine.) (far.), balsamon (gre.) * çeşitli bitkilerden
çıkarılan kokulu bir reçine; pelesenk ağacından elde edilen, mobilyacılıkta
kullanılan değerli kereste; bir kelimenin veya cümlenin sık ve sürekli olarak
tekrarlanması (konuşma dili)
peleus :
gre. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) * Yunan
mitolojisinde deniz tanrısı Nereus’un kızı Thetis ile evlenen ve Akhilleus’un
babası ve Phthia kralı olan kahraman
pelikan :
gre., lat. * pelekanos (uzun gagalı su kuşu) (gre.); pelecanus (lat.) * uzun
gagalı, genellikle büyük su kuşlarını tanımlayan bir kelime; gagasında bulunan
geniş torba sayesinde balık avlayan ve su kenarlarında yaşayan kuş türü
pelikül :
lat. * pellis (deri, zar) + culum (küçültme eki) * bir yüzeyi kaplayan veya
örten çok ince tabaka veya zar, örneğin film, deri zarı veya mikroskobik tabaka;
tek hücrelilerin dışındaki ince koruyucu tabaka; sinema ve fotoğrafçılıkta
görüntü kaydetmek için kullanılan, ışığa duyarlı emülsiyonla kaplanmış şeffaf,
plastik, boş film şeridi
pelin :
sla. * pelany (tadı acı, şifalı
bitki) *
papatyagiller (Asteraceae) familyasından, gri-yeşil, acı ve kokulu yaprakları olan, genellikle sindirim sistemini
iyileştirmek için ve içki
(özellikle absent) yapımında kullanılan şifalı bir bitki, Artemisia
absinthium; kadın ismi
pelit :
gre. * balanites (meşe palamudu) (gre.); ballut (ara.) * meşe ağacının
(özellikle palamut meşesinin) kadeh (kupula) içinde bulunan, kestane benzeri
sert ve buruk lezzetli meyvesi, meşe palamudu
pellüsid :
lat. * pellucidus (saydam, ışığı geçiren, açık ve berrak) (pellucere (içinden
ışık geçmek, parlamak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde,
aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden;
başına, beher) + lucere (ışık saçmak, ışık yaymak, ışık vermek, parlamak,
ışıldamak) ) + idus (ile ilgili, -a ait) ) * ışığı geçirecek derecede saydam
olan, açıkça görülebilen veya anlaşılır nitelikte bulunan (yapı veya durum)
pelobatidae :
gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) +
bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan,
giden, ilerleyen) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yaşayan, kazıcı yaşam biçimleri ve arka
ayaklarındaki kürek biçimli çıkıntılarıyla bilinen kurbağa familyası, kazıcı
kurbağalar, kürekayaklı kurbağalar
pelodryadidae :
gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) +
drys (ağaç), dryas (ağaç perisi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * Avustralya ve çevresindeki bölgelerde yaşayan, çoğunlukla ağaçlarda
bulunan ve tırmanmaya uyarlanmış yapılarıyla bilinen, amfibiler grubunda yer
alan, kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait olan, genellikle Avustralya ve
Yeni Gine bölgelerinde yaşayan bir ağaç kurbağası familyası
pelomedusidae :
gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) +
medousa (yöneten, denetleyen, koruyan, sahip olan dişi) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * Pleurodira (yan boyunlu kaplumbağalar)
alttakımına bağlı, Türkçe adıyla Afrikabataklıkkaplumbağasıgiller olarak
bilinen, başlarını ve boyunlarını dikey olarak kabuğun içine çekmek yerine yana
doğru kıvırarak kabuğun kenarının altına saklayan bir sürüngen familyası
peltat :
lat. * pelta (küçük kalkan, hafif savaş kalkanı) + atus (sıfat yapım eki) *
sapın yaprak ayasının ortasına veya iç kısmına bağlandığı, kalkan biçimli
yapıya sahip olan organ veya yapı, kalkansı, kalkan şeklinde
pelte :
far. * paludan (süzmek), palude (süzülmüş şey, süzgü) * meyve suyu, meyve
püresi, nişasta ve şekerle pişirilip soğutulan, genellikle limonlu veya
portakallı yapılan jöle kıvamında bir tatlı türü; aşırı gevşek, dermansız veya
çok yumuşak kıvamlı (mecazi)
peltek :
tür. * bel, pel (bozuk ses) + tek (ile ilgili, -a ait) * dilin yanlış pozisyonu
veya genetik yapıdan kaynaklanan diş ve damak sorunları nedeniyle ortaya çıkan,
özellikle "s", "z", "ş", "ç" gibi
harfleri söylerken dilin dişlerin arasına alınarak veya hava çıkışı yanlış
ayarlanarak oluşan bir artikülasyon bozukluğu
pelür :
lat., fra. * pilus (tüy, kıl, saç teli), pilare (saçları, kılları yolmak,
deriyi temizlemek) + ura (isim yapım eki) (lat.); pelure (meyve kabuğu, zar,
soymuk, ince kağıt) (peler (soymak, kabuğunu soymak) + ure (isim yapım eki)
(fra.) * beyaz veya renkli olarak üretilen, çok ince, hafif, yarı şeffaf ve
yumuşak dokulu bir kağıt türü; yazı makinesinde kopya çıkarmak için kullanılan,
ince ve yarı saydam kağıt; ince metal tel, iplik veya yaprak halinde malzeme;
özellikle süsleme, nakış veya değerli malzemelerde kullanılan çok ince metal
veya folyo halinde tel, iplik veya levha
pelüş :
lat., fra. * pilus (tüy, kıl, saç teli) (lat.); peluche (uzunca tüylü post,
kürk) (fra.) * yün, pamuk, ipek, keçi kılından yapılan, bir yüzü çok uzun
tüylü, kadifeye benzeyen, yumuşak ve parlak bir kumaş
pelvektomi :
gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen) (lat.) +
ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * leğen kemiği (pelvis) veya çevresindeki dokularda gelişen ileri evre
kanserleri, tümörleri veya ciddi hasarları tedavi etmek amacıyla leğen
kemiğinin bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi
pelvik :
gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * karın alt bölgesinde, leğen kemiği
(pelvis) ile çevrili bölgeye ve bu bölgeyle ilgili
pelvikalisiyel :
gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + calix (kadeh, çanak) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * böbreğin süzdüğü idrarı toplayıp idrar kanallarına (üreter)
ileten, merkezdeki havuzcuk (pelvis) ve böbrek çanağı (kaliks) yapıları
pelvimetre :
lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz)
(lat.) + metron (ölçü) (gre.) * pelvisin (leğen kemiğinin) boyutlarını ve
çaplarını ölçmek için kullanılan ölçüm aleti
pelvis :
lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz)
(lat.) * kalça kemiklerini, mesaneyi ve rektumu içeren, karın ve uyluklar
arasındaki leğen şeklinde olan kemik, leğen kemiği
pelvis renalis :
lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) +
renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) * böbreğin merkezinde yer alan, süzülen idrarı kalikslerden
alıp üretere (idrar kanalı) aktararak idrarın mesaneye iletilmesini sağlayan ve
idrar akışını düzenleyen huni şeklindeki toplama yapısı (bu bölge, taş veya
tümör durumlarında şişerek hidronefroz oluşturabilir.)
pembe :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu renk
pembe kurt :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) (far.) + kurt (tırtıl, larva; köpeğe benzer vahşi hayvan) (tür.) *
özellikle pamuk tarımında tarak, çiçek ve kozalara zarar veren, larva döneminde
pamuk çiğitlerini yiyerek verim kaybına (%80'e kadar) yol açan çok zararlı bir
karantina zararlısı, pectinophora gossypiella
pembezar :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) + zar (tarla, bahçe; -lik) * özellikle Aydın ve Muğla bölgelerinde el
tezgahlarında üretilen, genellikle ipek veya pamuktan yapılan ince, yumuşak,
bürümcük görünümlü geleneksel bir kumaş türü
pembrolizumab :
lat. * pembro (ön ek) + li (bağlayıcı hece) + zu (insanlaştırılmış) + mab
(monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * bağışıklık
sistemini aktive ederek kanser hücrelerine karşı etki gösteren, özellikle PD-1
reseptörünü hedef alan immünoterapi ilacının etken maddesi
(C6534H10004N1716O2036S46)
pemetreksed :
lat. * pemet (ön ek) + reksed (antineoplastik ilaç adlandırma son eki) *
özellikle malign plevral mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) ve küçük hücreli
olmayan akciğer kanseri (KHDAK - non-skuamöz tip) tedavisinde kullanılan,
kanser hücrelerinin DNA/RNA sentezini bozarak çoğalmalarını engelleyen
antimetabolit sınıfı bir kemoterapi ilacının etken maddesi (C20H21N5O6)
pemfigoid :
gre. * pemphix (kabarcık, bül) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli,
biçimli) * bağışıklık sisteminin yanlışlıkla cilt dokusuna saldırarak deri
yüzeyinde içi sıvı dolu, kaşıntılı, gergin kabarcıklar (bül) oluşturduğu,
nadiren mukoza zarlarında, genellikle koltuk altı, kasık ve karın bölgelerinde
yaygın kabarcıklar ve sonrasında yaralar şeklinde ortaya çıkan kronik bir
otoimmün deri hastalığı
pemfigus :
gre. * pemphix (kabarcık, bül) + us (son ek) * deride ve mukozalarda su dolu
kabarcıkların (büllerin) oluşumu ile karakterize olan, otoimmün mekanizmalı
deri hastalığı
pemfigus vegetans :
gre. * pemphix (kabarcık, bül) + us (son ek) + vegetare (canlandırmak, büyütmek,
geliştirmek) + entia (isim yapım ve durum eki) * bağışıklık sisteminin cilde
saldırdığı, özellikle koltuk altı ve kasık gibi kıvrımlı bölgelerde siğil
benzeri, kalınlaşmış yaralar (vejetatif plaklar) ve mukoza erozyonları ile
karakterize olan nadir, kronik ve otoimmün bir deri hastalığı
pemfigus vulgaris :
gre. * pemphix (kabarcık, bül) (gre.) + vulgaris (yaygın, sıradan, olağan,
bayağı, genel) (us (son ek) + vulgus (halk, topluluk) + aris (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * bağışıklık sisteminin sağlıklı cilt ve mukoza hücrelerine
yanlışlıkla saldırarak ağız, cilt ve genital bölgede ağrılı, kolay patlayan içi
sıvı dolu kabarcıklara (bül) neden olduğu nadir, ciddi ve kronik bir otoimmün
hastalık
pena :
lat. * penna, pinna (kanat, kuş tüyü) * gitar, bağlama, mandolin gibi telli
çalgıları çalmak için kullanılan, plastik, kemik, mika veya ahşaptan yapılan
küçük, üçgenimsi araç, mızrap
penaeidae :
lat. * penaeus (karides cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
eklembacaklılar (Arthropoda) dalının kabuklular (Crustacea) sınıfına ait, halk
arasında genellikle deniz karidesi veya penaeid karides olarak bilinen büyük
bir karides familyası
penah :
far. * panah, penah (sığınak,
dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) * sığınma, iltica; sığınılacak yer,
sığınak, melce
penahende :
far. * panah, penah (sığınak,
dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) + ende (-cı, yapan, eden eki) *
sığınan, iltica eden
penahgah :
far. * panah, penah (sığınak,
dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam,
lokasyon) * sığınak, sığınılacak yer, melce, dayanak noktası, koruyucu, melce
penalizasyon :
lat. * poena (ceza) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim
yapım ve durum eki) (lat.); pénalisation (fra.) * göz tembelliği (ambliyopi)
tedavisinde, sağlam gözün damla (genellikle Atropin) kullanılarak geçici olarak
bulanıklaştırılması ve böylece tembel gözün çalışmaya zorlanması
(cezalandırılması) yöntemi
penaltı :
lat. * poena (ceza) + tal (ile ilgili, -a ait) * bir kural ihlali veya suç
karşılığında uygulanan resmi ceza veya yaptırım; futbolda savunma yapan takımın
kendi ceza sahası içinde kural ihlali (faul, elle oynama vb.) yapması sonucu,
hakem kararıyla hücum takımı lehine verilen ve bir hücum takımı oyuncusunun
savunma kalesine şut çekmesini öngören ceza atışı
penbe :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu renk
penbezar :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) + zar (tarla, bahçe; -lik) * özellikle Aydın ve Muğla bölgelerinde el
tezgahlarında üretilen, genellikle ipek veya pamuktan yapılan ince, yumuşak,
bürümcük görünümlü geleneksel bir kumaş türü
penbezen :
far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül
rengi) + zeden, zen (yapan, eden, icra ve ifa eden) * pamuk atan, pamuğu yay,
tokmak veya makine yardımıyla işleyerek kabartan kişi, pamukçu, pamuk atıcı,
yorgancı, hallaç
penc :
far. * penc (beş, 5) *
beş, 5
pencere :
far. * penc (beş, 5) +
ere (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beş gözeli hava deliği; yapıları veya
araçları aydınlatmak, havalandırmak ve dışarıyı görmek amacıyla duvarlara
bırakılan, genellikle açılıp kapanabilen camlı çerçeve bölmesi
pencik :
far. * penc (beş) + yek (bir, tek) * Osmanlı döneminde, asker olarak
yetiştirilmek üzere, savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemioğlan
adaylarına verilen ad
pencücar :
far. * penc (beş) + u (ve) + car (dört) * beş ve dört; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 5, diğerinin 4 gelmesi
pencüdü :
far. * penc (beş) + u (ve) + dü (iki) * beş ve iki; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 5, diğerinin 2 gelmesi
pencüpenc :
far. * penc (beş) + u (ve) + penc (beş) * beş ve beş; tavla oyununda atılan
zarlardan ikudinin de 5 gelmesi
pencüse :
far. * penc (beş) + u (ve) + se (üç) * beş ve üç; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 5, diğerinin 3 gelmesi
pencüşeş :
far. * penc (beş) + u (ve) + şeş (altı, 6) * beş ve beş; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 5, diğerinin 6 gelmesi
pencüyek :
far. * penc (beş) + u (ve) + yek (bir, tek) * beş ve 1; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 5, diğerinin 1 gelmesi
pençe :
far. * penc (beş) + e (-ci, gibi olan) * tırnaklı hayvan ayağı, kavrayan beşli
(punch (yumruk) (ing.), poignée (avuç, kabza) (fra.) )
pençgah :
far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * Türk
musikisinde, rast ve bayati dizilerinden oluşan bir birleşik (mürekkep) makam
pençgah-ı asl :
far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i
(tamlama eki) + asl (esas, öz, temel, ana, hakiki, gerçek) * Türk musikisinde
Rast perdesinde karar veren, Uşşak yapılı, Nevaperdesini güçlü olarak kullanan
ve basit Isfahan, Neva, Rast ve Acemli Rast dizilerinin karışımından oluşan
mürekkeb (birleşik) bir makam
pençgah-ı ırak :
far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i
(tamlama eki) (far.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde Irak perdesinde
Segâh beşlisi ve yerindeki Uşşak dörtlüsünün (bazen Bûselik beşlisi ile)
birleşimiyle oluşan, genellikle inici-çıkıcı özelliğe sahip karmaşık ve zengin
melodik yapılı bir birleşik (mürekkep) makam
pençgah-ı zaid :
far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i
(tamlama eki) (far.) + zaid (artıran, çoğaltan) * Türk musikisinde Rast (sol)
perdesinde karar veren, Isfahan dizisi üzerine Rast veya Acem'li Rast
dizilerinin eklenmesiyle oluşan birleşik (mürekkep) bir makam (En önemli farkı,
Pençgah-ı Asıl'dan farklı olarak, özellikle karar öncesi Neva perdesinde (re)
Buselik çeşnisiyle Nişabur ve Pençgâh beşlilerini sıkça göstermesidir.)
pençik :
far., tür. * penc (beş) (far.) + ik (küçültme veya pay eki) (tür.) * Osmanlı
Devleti'nde savaşlarda esir alınan Hristiyan gençlerin beşte birinin (1/5)
devlet tarafından asker (Yeniçeri) veya görevli olarak yetiştirilmek üzere
alınması sistemidi
pendik :
gre. * pantikhion, pantikapion (her şeyin geçtiği yol) (pantos (her şey, tüm,
bütün, hepsi, tamamen) + kape (yol, geçit) + ion (son ek) * her şeyin geçtiği
yol; İstanbul’un bir ilçesi
pendikül :
lat. * pendere (sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) * sarkık,
asılmış, küçük çıkıntı veya sap benzeri yapı; anatomide veya biyolojide ince
bir sapla bağlı küçük oluşum
pendiküler :
lat. * pendere (sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) + aris
(ile ilgili, -a ait) * sapla bağlı, sarkık yapı ile ilişkili, ince bir sap
aracılığıyla bağlı
pendkar :
far. * pend (nasihat, öğüt) + kar (yapan, eden, işleyen; ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * nasihat eden, nasih, öğüt veren
pendname :
far. * pend (nasihat, öğüt) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı;
birine hitaben yazılmış yazı) * İslami edebiyatta insanlara ahlaki, dini ve
toplumsal öğütler veren, toplumu eğitmek, dirlik sağlamak ve idarecilere
rehberlik etmek amacıyla yazılan didaktik (öğretici), manzum veya mensur eser
peneplen :
lat. * paene (neredeyse) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz
yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); pénéplaine (fra.) *
uzun süreli aşınım sonucu neredeyse tamamen düzleşmiş geniş yüzeyleri ifade
eden jeomorfolojik oluşum; akarsu aşındırmasının son aşamasında oluşan, deniz
seviyesine yakın, hafif dalgalı, geniş düzlük, yontukdüz
penes :
tür. * penes (altın taklidi sarı teneke pul) * genellikle halk oyunlarında
kızların süs olarak kullandığı, altın taklidi, sarı tenekeden pul
penetran :
lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait;
-cı, yapan, eden eki) (lat ); pénétrant (fra.) * içine giren, duhul eden, nüfuz
eden
penetrans :
lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + entia (isim yapım ve durum eki)
(lat.); pénétrance (fra.) * içine girme duhul etme, nüfuz etme
penetrant :
lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait;
-cı, yapan, eden eki) (lat ); pénétrant (fra.) * içine giren, duhul eden, nüfuz
eden
penetrasyon :
lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + tio (isim yapım eki) (lat );
pénétration (fra.) * bir cismin, maddenin veya etkinin başka bir yapının içine
girme, nüfuz etme süreci veya durumu
penetre :
lat. * penetratus (penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); pénétré (fra.) * içine geçmiş, duhul etmiş, nüfuz
etmiş
pengö :
mac. * peng (çınlamak, tınlamak) * Macaristan'ın II. Dünya Savaşı sonuna (1946)
kadar kullandığı, daha sonra yerini forinte bırakan eski para birimi
penguen :
gal. * pen (baş, kafa) + gwyn (beyaz) * Sphenisciformes takımının Spheniscidae
familyasına ait, uçamayan, perde ayaklı, paytak yürüyüşlü ve suda çok hızlı
hareket edebilen, genellikle Antarktika başta olmak üzere güney yarım kürede
koloni halinde yaşayan ve balık, kril ile beslenen deniz kuşu
peni :
gre. * penomai (çalışmak,
geçimini zorlukla sağlamak, ihtiyaç içinde olmak), penia
(yoksulluk, yoksunluk, kıtlık,
eksiklik) * yoksulluk,
yoksunluk, kıtlık, eksiklik, azalma, düşüş; kandaki hücre elemanlarının (lökopeni,
trombositopeni gibi) normal sınırların altına düşmesini veya vücuttaki bir
maddenin yetersizliğini ifade eden bir son ek
peni : alm., ing. * panninga (metal tava, metal kap)
(alm.); penig (ing.) * Birleşik Krallık başta olmak üzere bazı İngilizce
konuşulan ülkelerde kullanılan, pound veya dolar gibi temel para birimlerinin
yüzde birine (1/100) eşit olan en küçük madenî para birimi
penil arter :
lat. * penis (erkeklik organı) + ilis (ile ilgili, -a ait) + arteria
(atardamar) * cinsel uyarı sırasında oksijenli kanı penisteki kavernöz cisimlere
taşıyarak sertleşmeyi (ereksiyon) sağlayan atardamar
peninsula :
lat. * paene (neredeyse, hemen hemen) + insula (içinde tek başına olan yer;
ada) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + solus,
sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) * üç
tarafı sularla çevrili, bir tarafı karaya bağlı kara parçası, yarımada
peniocereus :
gre., lat. * penios (ince) (gre.) + cereus (balmumu gibi, mumsu) (cera
(balmumu, mum) + eus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Cactaceae (kaktüsgiller)
familyasına ait, ABD'nin güneybatısı ve Meksika'da yetişen, yeraltında devasa
(32 kg'a kadar) yumrulara sahip, ince gövdeli gece çiçeklenen kaktüs cinsi
penis :
gre., lat. * phallos (dik, sert, ileri doğru uzanan şey, ileriye doğru çıkıntı
yapan, dik yapı) (gre.); penis (kuyruk, uzantı, sap) (lat.) * erkeklerde hem
üreme hem de idrar yapma işlevlerini yerine getiren dış cinsel organ, erkeklik
organı
penisenvy :
gre., lat., ing. * phallos (dik, sert, ileri doğru uzanan şey, ileriye doğru
çıkıntı yapan, dik yapı) (gre.); penis (kuyruk, uzantı, sap) (lat.) + envy
(kıskanmak, imrenmek, haset etmek) (ing.) * bir kişinin başka birinin penisine
sahip olma arzusu veya bu nedenle duyduğu kıskançlık; kız çocuklarında görülen
penise imrenme tutumu
penisilamin :
lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük
fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus
(küçültme eki) ) + alamine (sülfürlü aminoasit türevi) * Wilson hastalığı ve
romatoid artrit gibi durumlarda kullanılan, vücutta bakır veya toksik metalleri
bağlayıp bunların atılmasını sağlayan, sülfür içeren ilacın etken maddesi
(C5H11NO2S)
penisilat :
lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük
fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus
(küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * küçük fırça biçiminde dallanmış
veya fırça görünümünde uzantılara sahip olan (yapı)
penisilin :
lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük
fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus
(küçültme eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * bakteriyel
enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, Penicillium mantarından elde edilen
antibiyotik türü (C16H18N2O4S)
penisilinaz :
lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük
fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus
(küçültme eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ase (enzim eki)
* bazı bakteriler tarafından üretilen ve penisilin grubu antibiyotikleri
parçalayarak etkisiz hale getiren, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç
geliştirmesine (özellikle stafilokoklar) yol açan, ilacın yapısını bozarak
tedavi başarısızlığına sebep olan bir beta-laktamaz enzim
penninervasyon :
lat., gre. * penna (tüy, kanat) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip,
bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) + tio (isim yapım eki)
(lat.) * yaprak ayasındaki damarların ana orta damardan (midrib) bir tüyün
tüyleri gibi her iki yana karşılıklı veya yan yana paralel olarak yayıldığı
damarlanma düzeni, tüysu damarlanma
pennisetum :
lat. * penna (tüy) + seta, setum (kıl) * Poaceae familyasına ait, fıskiyeyi
andıran tüylü başaklara, salkımlara sahip, sıcak iklimleri seven, zarif ve çok
yıllık bir süs çimi, çeşme otu, fıskiye otu, süs darısı
penoskrotal :
lat. * penis (kuyruk, uzantı, sap) + scrotum (torba, kese; erkek genital
bölgesinde testisleri çevreleyen deri torbası) * penis ile skrotumun (testis
torbası) birleştiği bölge
penrose-hawking :
ing. * Penrose (İngiliz matematikçi ve fizikçi Roger Penrose'un soyadından) +
Hawking (İngiliz fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) * kara deliklerin
oluşumu, tekillikler ve uzay-zamanın yapısıyla ilgili genel görelilik kuramı
kapsamındaki matematiksel teoremler ve fiziksel sonuçlar bütünü, Penrose ve
Hawking'in çalışmalarıyla ilişkilendirilen kütleçekimsel tekillik kuramı
pens :
lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta,
delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak,
sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) (fra.) * kıskaç, pense, kıskaç
biçiminde iğne; giysilerde bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş
bölüm
pense :
lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta,
delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak,
sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) (fra.) * kıskaç, pens, kıskaç biçiminde
iğne; giysilerde bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm
penset :
lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta,
delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak,
sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) + ette (küçültme eki) (fra.) *
küçük kıskaç biçiminde araç, cımbız, küçük maşa, küçük pense
pensiklovir :
lat., gre. * penci (ön ek) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü,
dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus; halkalı yapı) (gre.) + vir
(antiviral ajan eki) * özellikle uçuk (herpes simplex) ve zona (herpes zoster)
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, virüs çoğalmasını engelleyen
antiviral ilacın etke maddesi (C10H15N5O3)
penstemon :
gre. * pente (beş) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma
tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) *
Plantaginaceae familyasına ait, beş belirgin stamenli çiçekleri olan bitki
cinsi
pentagastrin :
gre. * penta (beş) + gaster (mide) + in (kimyasal madde, bileşik eki) * mide
asit salgısını uyarmak için kullanılan, yapısında beş amino asit bulunan
sentetik peptid hormon analoğu (C37H49N7O9)
pentagon :
gre. * penta (beş) + gonia (kenar, açı, köşe) * beş kenarı ve beş açısı olan
geometrik şekil; beşgen
pentagram :
gre. * penta (beş) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * beş çizgili, beş noktalı şekil; beş köşeli yıldız, beş
çizgiden oluşan yıldız; beş köşeli sembol; satanizmde Baphomet'in keçi
formundaki kafasını simgeleyen figür
pentakuark :
gre. * penta (beş) (gre.) + quark (Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann
tarafından Finnegans Wake adlı eserdeki "Three quarks for Muster
Mark!" ifadesinden alınarak üretilmiş olan kelime) (ing.) * beş kuarktan
oluşan, üç kuark ve iki antikuark içeren bileşik hadron türü, güçlü etkileşim
altında bulunan beşli kuark yapısına sahip parçacık
pentaloji :
gre. * penta (beş) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * beş bölümden oluşan eserler
bütünü; beşlemelerden oluşan anlatı veya inceleme
pentamerik :
gre. * penta (beş) + metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beş ölçü
birimine veya beş birimli yapıya sahip olan; şiirde beş ölçülü vezin yapısı
pentameröz :
gre., lat. * penta (beş) + meros (parça, bölüm, kısım) (gre.) + osus (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * beş parçadan, beş bölmeden veya beş üyeden oluşan,
özellikle botanik ve zoolojide beşli düzen gösteren (yapı)
pentamidin :
gre. * penta (beş) + amidum (bir karbonil grubuna bağlı azot içeren fonksiyonel
grup, amid R-CONH2) + in (kimyasal madde, bileşik eki) * özellikle protozoal
enfeksiyonların (Pneumocystis jirovecii) tedavisinde kullanılan antiparaziter
ilacın etken maddesi (C19H24N4O2)
pentan :
gre. * penta (beş) + an (doymuş hidrokarbon eki; alkan eki) * beş karbon atomu
içeren, düz zincirli veya dallanmış yapıda olabilen doymuş hidrokarbon (alkan)
(C5H12)
pentas :
gre., lat. * pente (beş) + as (isim yapım eki) * Rubiaceae familyasına ait, beş
taç yapraklı yıldız çiçekleri olan tropikal bitki cinsi
pentatlon :
gre. * pente (beş) + athlon (yarış, müsabaka) * beş farklı spor dalından oluşan
çoklu yarış türü; tek bir gün içinde yüzme, eskrim, atıcılık, binicilik (veya
yeni sistemle engel parkuru) ve koşu disiplinlerini içeren, dayanıklılık,
zihinsel odaklanma ve teknik beceriyi ölçen çok yönlü bir olimpik spor dalı
pentatonik :
gre. * pente (beş) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç,
kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses
perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beş sesten oluşan müzik dizisi
veya bu diziye dayanan müzik sistemi
penthouse :
fra , ing. * pente (çatı, üst kat, eğimli çatı, teras) + house (ev, yapı) *
binanın en üst katında, genellikle lüks ve geniş daire olarak kullanılan kat
veya daire
pentimento :
lat. * pentire (pişman olmak, geri dönmek) + mentum (isim yapım ve durum eki) *
bir eylem veya karar sonrası oluşan pişmanlık veya geri dönme durumu; resim
veya sanat eserinde değişiklik izleri; sanatçının daha önce yaptığı
değişikliklerin zamanla görünür hale gelmesi olgusu
pentobarbital :
gre., lat. * penta (beş) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik
asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * merkezi
sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ve uyku verici etki gösteren, genellikle
sakinleştirici, uyku verici, nöbet kontrolü ve ameliyat öncesi anestezi
amacıyla kullanılan, yüksek dozlarda solunumu durdurma riski taşıdığı için veterinerlikte
hayvan ötanazisinde kullanılan barbitürat sınıfına ait kısa etkili ilacın etkin
maddesi (C11H18N2O3)
pentobarbiton :
gre., lat. * penta (beş) (gre.) + barbiton (barbitürik asit türevi kimyasal
bileşik) (barbit (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) + one (oksijenli
bileşik, keton grubu (C=O) ) ) (lat.) * merkezi sinir sistemi üzerinde
yatıştırıcı (sedatif, trankilizan) ve uyutucu etkisi olan, beş karbonlu
barbitürik asit türevi ilacın etken maddesi (C11H18N2O3)
pentoksifilin :
gre. * penta (beş) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + phyllon
(yaprak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kan dolaşımını ve
dokulara oksijen taşınmasını artıran, damarları genişleten ve özellikle
periferik dolaşımı iyileştiren ilacın etken maddesi (C13H18N4O3)
pentosan polisülfat sodyum :
gre., lat. * penta (beş) (gre.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki)
(lat.) + polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + sulphur (selp, sulph (yağ) + urum,
ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) + ate
(tuz, ester eki) (lat.) + sodium (natrium (Na), tuz formu) ) (lat.) * çok
sayıda sülfat grubu içeren ve sodyum tuzu formunda bulunan, özellikle mesane
hastalıklarında ve bazı damar rahatsızlıklarında kullanılan yarı sentetik polisakkarit
türevi ilacın etken maddesi (C5H8O10S2Na)n)
pentür :
lat., fra. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + ura (isim
yapım eki) (lat.); peindre (boyamak), peint (boyalı, boyanmış) + ure (isim
yapım eki) (fra.) * boyama işi, özellikle resim yapma veya yüzeyi boya ile
kaplama; boyanın, fırça izlerinin ve dokunun ön plana çıktığı, tuval, ahşap
veya kadife gibi yüzeylere uygulanan teknik resim çalışması
penuar :
lat., fra. * pectinare (taramak, ayıklamak) + orium (isim yapım, yer, durum ve
araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); peigner
(taramak, fırçalamak, saç taramak, ayıklamak) + oir (araç eki) * kuaför ve
berberlerde saç kesimi, boyama veya fön işlemleri sırasında müşterilerin üstüne
takılan, kıyafetlerin kirlenmesini, ıslanmasını veya saç tellerinin yapışmasını
önleyen koruyucu örtü; bornoz
penumbra :
lat. * paene (neredeyse, hemen hemen) + umbra (gölge) * güneş lekesinin koyu
olan orta kısmını çevreleyen gölgeli bölge; trombotik veya embolik felç gibi iskemik
bir olayı çevreleyen alan
penye :
lat., fra. * pectinare (taramak, ayıklamak), pectinus (taranmış, ayıklanmış)
(lat.); peigner (taramak, fırçalamak, saç taramak, ayıklamak), peigné
(taranmış, ayıklanmış) (fra.) * pamuk veya benzeri ipliklerden, tek katlı ve
genellikle düz örgü tekniğiyle örülen, yumuşak ve esnek kumaş türü
pepe :
far. * pepe (peltek konuşma sesinden üretilmiş ses yansımalı (onomatopeik)
kelime) * peltek konuşma sesi; peltek konuşan
peplomer :
gre. * peplos (gevşek dış giysi, pelerin, kadın pelerini) + meros (parça,
bölüm, kısım) * sarflı (zarflı) virüslerin dış yüzeyinde bulunan, konak hücreye
tutunmayı ve giriş yapmayı sağlayan, elektron mikroskobunda ışınsal çıkıntılar
şeklinde görülen, bağışıklık sisteminin virüsü tanımasını sağlayan temel
yapılardan biri olan glikoprotein niteliğindeki yapı, spike (sivri uç, başak)
proteini
pepo :
gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepon
(olgunlaşmış, pişmiş, sindirilmiş) * kabakgillerde görülen, sert dış kabuklu ve
etli iç yapıya sahip, çok sayıda tohum (çekirdek) taşıyan özel meyve tipi
(örneğin kabak, karpuz ve kavun)
peponocephala :
gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepon
(olgunlaşmış, pişmiş, sindirilmiş) + kephale (baş, kafa) + a (çoğul eki) *
Elektra balinası olarak bilinen okyanus yunusları ailesine ait, başı yuvarlak
ve kabak biçimini andıran yapısıyla bilinen, tropikal denizlerde yaşayan bir
yunus cinsi, kavun başlı yunus
pepsi :
gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepsis
(sindirim, hazım) * besinlerin mide ve bağırsaklarda kimyasal olarak
parçalanarak sindirilmesi süreci
pepsin :
gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepsis
(sindirim, hazım) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * mide özsuyunda
bulunan ve proteinleri sindiren başlıca enzim (C152H224N42O55S)
pepsinojen :
gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepsis (sindirim, hazım) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * mide tarafından
salgılanan, inaktif öncül enzim formu; mide duvarındaki şef hücreleri
tarafından salgılanan ve mide asidi (HCl) ile aktif pepsin enzimlerine dönüşen
inaktif bir öncü protein (zimojen)
peptid :
gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), peptidion, peptide (peptit
bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş,
hazmedilmiş) + idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * amino
asitlerin birbirine peptit bağlarıyla bağlanması sonucu oluşan kısa polimer
zinciri niteliğindeki molekül, proteinlerin yapı taşlarından biri
peptid t :
gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş,
sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
+ thymos (ruh, ruh hali, duygu, mizaç, öfke, içsel yaşam gücü, canlılık) *
HIV'in hücrelere girmesini engellemek amacıyla geliştirilmiş deneysel bir
antiviral ajan olan, sekiz amino asitten oluşan ve içeriğindeki yüksek treonin
oranı nedeniyle bu ismi alan immünomodülatör nitelikli sekizli bir peptit
peptidaz :
gre., lat. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) *
peptitlerdeki peptit bağlarını hidroliz ederek onları daha küçük peptitlere
veya amino asitlere ayıran enzim grubu
peptidil transferaz :
gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş,
sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
+ yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + transfer
(aktarma, ileti) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + ferre
(getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + ase (enzim eki) (lat.) *
ribozomlarda protein sentezi sırasında peptid bağlarını oluşturarak amino asit
zincirlerini birbirine bağlayan enzim sınıfı
peptidoglikan :
gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş,
sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
+ glykys (tatlı, şeker) (gre.) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki)
(lat.) * bakterilerin hücre duvarının temelini oluşturan, şeker (NAG ve NAM) ve
amino asit zincirlerinden oluşan, işlevi bakteriyi ozmotik basınçtan (patlamaktan)
korumak, yapısal bütünlük sağlamak ve şeklini korumak olan ağsı, makromoleküler
ve polimer yapı, murein
peptik :
gre. * peptikos (hazmedebilir, hazmedilebilir) (pepton, peptos (pişmiş,
sindirilmiş, hazmedilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
sindirimle ilgili, özellikle pepsin ile ilgili
peptik ülser :
gre., lat. * peptikos (hazmedebilir, hazmedilebilir) (peptos (pişmiş,
sindirilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ulcer (ulcus (yara,
aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * mide, ince bağırsak veya
yemek borusunun iç yüzeyinin mide asidi tarafından tahrip edilmesi sonucu
meydana gelen açık yaralar
peptit :
gre. * peptidio (pepton, peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + ides
(gibi, ile ilgili) * α-amino asitlerin birbirine bağlanmasıyla oluşan,
antiseptik, antiinflamatuar ve anti aging (yaşlanma engelleyici) etkisi bulunan
kısa polimer
peptoid :
gre. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * peptitlere yapısal olarak benzeyen ancak yan
zincirleri farklı bağlanan sentetik molekül sınıfı
peptokok :
gre. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + kokkos (tanecik, yuvarlak
hücre) * genellikle yuvarlak (kok) biçimli olup protein ve peptitleri parçalayabilen
anaerob bakteriler grubu
pepton :
gre. * peptos, pepton (pişmiş, hazmedilmiş) * proteinlerin kısmi sindirimi
sonucu oluşan, suda çözünebilen ve daha küçük moleküllerden oluşan ara ürün
per os :
lat. * (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + os (ağız, açıklık) * ağız
yoluyla, ağızdan
perakende :
far. * parakandan (dağıtmak, saçmak) * dağınık, parça parça; tek tek yapılan
satış (toptan karşıtı)
perakendegu :
far. * parakandan (dağıtmak, saçmak) + gu (konuşan, söyleyen) * saçma sapan
konuşan, saçmalayan
peramelidae :
gre., lat. * pera (kese) + meles (porsuk) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine bölgelerinde yaşayan, sivri burunlu
ve küçük yapılı keseli memeliler olarak bilinen Peramelemorphia takımına bağlı
olan, bandikut türlerini içine alan bir keseli memeli familyası, keseli
porsukgiller
perampanel :
lat. * per (phenyl (fenil grubu C6H5-) + ampanel (alfa-amino-3-hidroksi-5-metil-4-izoksazolpropiyonik
asit) * epilepsi tedavisinde kullanılan, nöronal uyarılmayı azaltarak etki
gösteren, seçici AMPA glutamat reseptörü antagonisti olan antiepileptik ilacın
etken maddesi (C23H15N3O)
percidae :
gre., lat. * perke (alacalı, benekli) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * tatlı su ve deniz ortamlarında yaşayan, dikenli yüzgeçleri ve
yırtıcı yaşam biçimleriyle bilinen ışınsal yüzgeçli balıklar grubu
perciformes :
gre., lat. * perke (alacalı, benekli) (gre.) + formis (şekilli, biçimli,
kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * levrek
benzeri vücut yapısına sahip, çoğunlukla dikenli yüzgeçleri bulunan ışınsal
yüzgeçli balıklar takımı, levreksiler
percoidei :
gre., lat. * perke (alacalı, benekli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * ışınsal yüzgeçliler sınıfının Perciformes (levreksiler)
takımına bağlı, dikenli sırt yüzgeçleri ve esnek çene yapıları ile tipik levrek
veya bas görünümünde olan en büyük ve en kalabalık balık alt takımı
perçem :
far. * par, per (kanat) + çamidan (salmak), çam (salınmış) * başın büyük
bölümünü kazıtarak salınan at kuyruğu şeklindeki saç; mızrağın ucuna takılan at
kuyruğu, tuğ, bayrak, sancak, kakül, yele
perçin :
far. * parçidan (yapıştırmak, tutturmak, birleştirmek), parçin (bağlayıcı,
tutturucu şey) * iki veya daha fazla metal parçayı kalıcı olarak birleştirmek
için kullanılan, uç kısmı dövülerek sabitlenen bağlantı elemanı
perdah :
far. * pardahtan (düzeltmek, işlemek, cilalamak) * metal, ahşap veya başka bir
yüzeyi düzeltmek, parlatmak ve pürüzsüz hale getirmek için yapılan iş veya bu
işlemin sonucu
perde :
far. * parda (örtü, örtücü şey, engel) * bir yeri örtmek, gizlemek veya ayırmak
için kullanılan kumaş veya benzeri örtü, örtü, örterek kaybeden, görünmez kılan
(perdre (kaybetmek) (fra.) )
perde anı :
far., tür. * parda (örtü, örtücü şey, engel) (far.) + anı (hatıra) (tür.) *
Freud'un psikanaliz teorisine göre, kişinin erken çocukluk dönemine ait çok net
hatırladığı ancak görünürde önemsiz, sıradan, bazen de çarpıtılmış olan,
bilinçaltında bastırılmış, acı veren veya travmatik başka bir anıyı
perdeleyerek, kişinin ruhsal dengesini korumasına yardımcı olu anı, screen
memory
perdrix :
lat. * perdix (keklik) * keklik anlamına gelen, özellikle Fransızcada
kullanılan, Sülüngiller (Phasianidae) familyasına ait, genellikle av hayvanı
olarak bilinen toplu yaşayan kuş türü
pereme :
gre. * peraiein (karşıya geçirmek) (pera (öte, karşı taraf) + ein (fiil mastar
eki) ), perama (geçit, nehir veya liman geçişinde kullanılan sal) * özellikle
Ege ve Marmara denizlerinde eskiden yaygın olarak kullanılan, gondola benzeyen,
baş ve kıç kısımları yüksek, 10-15 metre boyunda, tek direkli ve iki yelkenli
yük veya yolcu taşıma kayığıdır. Yunanca pérama (geçit/sal) kelimesi
peren :
far. * peren (parıltı, ışık, ipek kumaş veya ipek gibi parlak, zarif) * Ülker
yıldızı, Süreyya, Pervin; ışıltı, parıltı, ipek gibi parlak veya ipekten
yapılmış
perende :
far. * par (kanat), paridan (uçmak, kanat çırpmak), parande (uçan, uçucu, kuş)
* havada atılan takla, parende
perennating :
lat., ing. * perennis (yıl boyunca süren, sürekli, kalıcı) (per (içinden,
boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla,
boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + annus (yıl) + is (sıfat yapım eki) )
+ atus (sıfat yapım eki) (lat.) + ing (isim veya sıfat yapım eki) (ing.) * bir
büyüme sezonundan diğerine canlı kalan, kış veya kuraklık gibi zorlu çevre
koşullarını atlatarak hayatta kalan; çok yıllık bitkilerde olumsuz mevsimi
canlılığını koruyarak geçiren, sonraki büyüme döneminde yeniden gelişme
yeteneğini sürdüren (yapı veya organ biçimi)
perennial :
lat. * perennis (yıl boyunca süren, sürekli, kalıcı) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + annus (yıl) + is (sıfat yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) * uzun yıllar boyunca yaşamını sürdüren, birden fazla
büyüme dönemini geçiren bitkiyi veya sürekli devam eden
perese :
gre. * perasis (geçiş, dikey doğrultuda inme veya geçme) * inşaat veya ölçüm
işlerinde kullanılan, dikey doğrultuyu belirlemek için sarkıtılan şakül veya
duvarcı ipi
perest :
far. * parastidan (tapmak, hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya
başında durmak, hazır durmak, amade olmak) * tapan, hizmet eden, kulluk eden,
ilah edinen
perestij :
lat. * praestigium (hile, yanılsama, aldatmaca, gösteri) (prae (önce, önde) +
stigium (hile, gösteri, yanılsama) ) (lat.); prestige (fra.) * bir kişinin,
kurumun veya nesnenin toplumsal gözünde değeri, saygınlığı ve itibarı, görünüş,
saygınlık, itibar
perestişkar :
lat., far. * praestigium (hile, yanılsama, aldatmaca, gösteri) (prae (önce,
önde) + stigium (hile, gösteri, yanılsama) ) (lat.); prestige (fra.) + kar (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) * prestij veya
saygınlık peşinde olan, görünüş ve itibar kazanmayı önemseyen kişi
perfeksiyon :
lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio,
tion (isim yapım ve durum eki) * eksiksiz, hatasız, kusursuz olma, en yüksek
kalite ve doğrulukta olma, mükemmellik
perfeksiyonist :
lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio,
tion (isim yapım ve durum eki) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * her işi eksiksiz ve hatasız yapmayı amaçlayan, mükemmeliyetçi
perfeksiyonizm :
lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio,
tion (isim yapım ve durum eki) + ismus (isim yapım ve durum eki) * her işi kusursuz
ve hatasız yapmayı amaçlayan düşünce veya davranış biçimi, mükemmeliyetçilik
perfekt :
lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş)
(facere (yapmak, etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * kusursuz,
eksiksiz, mükemmel, tam; dilbilgisinde, geçmişte tamamlanmış veya bitmiş
eylemleri ifade eden zaman kipi
perfenazin :
lat., gre. * per (farmasötik ön ek) + phainein (parlamak, görünmek, belirmek),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + azine (azot içeren
heterosiklik aromatik bileşik eki) (lat.) * beyindeki dopamin reseptörlerini
bloke ederek etki gösteren, şiddetli bulantı ve kusmanın kontrolünde ve
şizofreni gibi psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, fenotiyazin
sınıfına ait birinci kuşak (tipik) antipsikotik ilacın etken maddesi
(C21H26ClN3OS)
perfoliat :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + folium
(yaprak), folio (yapraklar) + atus (sıfat yapım eki) * yaprak ayasının gövdeyi
veya dalı çevreleyecek biçimde birleştiği, gövdenin yaprağın içinden geçiyormuş
görünümü verdiği (yaprak biçimi)
perforaj :
lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + agium (isim yapım ve
durum eki) (lat.); perforage (fra.) * bir malzeme veya yüzeye delik açma
işlemi, özellikle sondaj veya inşaat işlerinde kullanılan delme eylemi
perforasyon :
lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tio (isim yapım eki)
* bir malzeme veya organ üzerinde delik açma işlemi veya oluşan delik,
özellikle tıbbi ve teknik bağlamlarda delik açılması durumu
perforat :
lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + atus (sıfat yapım
eki) * üzerinde delikler, gözenekler veya açıklıklar bulunan, delinmiş veya
deliklerle donatılmış olan (yapı)
perforatör :
lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) * delik açan kişi veya cihaz, delgeç, delici; özellikle inşaat, baskı veya
tıp alanlarında delik açmak için kullanılan alet veya makina
perfore :
lat. * perforatus (perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * delinmiş, delikli, üzerinde delik açılmış
performans :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + formare
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, yapmak) (formis (şekilli, biçimli,
kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar
eki) ) + entia (isim yapım eki) * bir kişinin, grubun veya makinenin belirli
bir iş veya görevde gösterdiği etkinlik, verimlilik ve başarı düzeyi
perfüze :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere
(dökmek, akıtmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * dokulara, organlara
veya damar ağına basınçla akıtılmış, beslenmiş ve kanlandırılmış
perfüzyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere
(dökmek, akıtmak), fusio (döküm, akım) * kanın veya diğer sıvıların dokulara,
organlara veya damar ağına basınçla akıtılması, beslenmesi ve kanlanması
pergale :
far. * pergale (parça, bölük) * parça, parça parça; kaba iplikten dokunan bir
kumaş türü
pergam :
far. * pergam (döl yatağı, rahim) *
döl yatağı, rahim
pergament :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + gamentum
(örtü, kaplama, ince tabaka, zar) * ince, işlenmiş hayvan derisinden yapılmış,
yazı yazmaya uygun hale getirilmiş malzeme; parşömen
pergel :
far. * pairi (çevre) + kara (eden, yapan) * bir ucu sivri, diğer ucu kalem veya
iğne içeren, mafsalla birbirine bağlı iki koldan oluşan, özellikle daire
çizmede kullanılan geometrik çizim ve ölçüm aleti, pergar
pergola :
lat. * pergere (ileri doğru uzanmak, çıkmak, çıkıntı oluşturmak) + ula (isim
yapım ve küçültme eki) * bahçe, teras, kafe veya restoran gibi açık alanlarda
güneş, yağmur ve rüzgardan korunmak amacıyla direkler üzerine inşa edilen,
ahşap veya metal malzemeden yapılan, üstü açık veya hareketli tente
sistemleriyle kapatılabilen modern gölgelik ve yaşam alanı
pergolid :
lat. * per (farmasötik ön ek) + ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan
parazitik mantar) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * Parkinson
hastalığının tedavisinde kullanılan, D1 ve D2 dopamin reseptörlerini uyararak
beyindeki dopamin eksikliğine bağlı belirtileri hafifleten ergot / ergolin
türevi dopaminerjik ilacın etken maddesi (C19H26N2S)
perhiz :
far. * parhidan (sakınmak, uzak durmak, kaçınmak), perhiz (sakınma, uzak durma,
kaçınma; yemek veya içecekten ölçülü veya tamamen uzak durma, diyet) * sağlık,
dini inanç veya kişisel tercih amacıyla belirli yiyecek ve içecekleri sınırlama
veya tamamen bırakma uygulaması, diyet düzeni
peri :
far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) * halk inanışında, özellikle masallarda
ve efsanelerde yer alan, insan veya doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen,
genellikle iyi veya kötü özellikler taşıyan doğaüstü varlık, cinn, görünmeyen,
yok olan; yanında duran, yakınında olan, bu yan, bu taraf (perish (yitip
gitmek, kaybolmak, yok olmak) (ing.), périr (yitip gitmek, kaybolmak, yok
olmak) (fra.) )
peri peyker :
fra. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + peykar (şekil, biçim, suret; tasvir,
heykel) * peri yüzlü güzel; masallarda veya efsanelerde geçen, doğaüstü
varlıkların biçimlendirilmiş veya somutlaştırılmış hali; genellikle güzel,
zarif ve mistik görünüşlü varlık
periampuller :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + ampulla (şişkinlik,
genişleme; küçük şişe, küçük kap, damar şişkinliği) (ampha (geniş, dolu şey) +
ulla (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * özellikle biyolojik veya
anatomi bağlamında, bir yapının çevresinde şişkinlik veya genişleme gösteren
bölge, örneğin bazı bez veya damarların uç kısmı ile ilgili; safra yolu ve
pankreas kanalının on iki parmak bağırsağına (duodenum) birleşerek açıldığı
Vater ampulü (papillası) bölgesinin çevresinde yer alan
perianal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + anus (halka, çember; makat,
dışkı çıkış yeri) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anüs
(makat) çevresinde bulunan veya bu bölgeye ait olan, anüs ile ilgili
periant :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + anthos (çiçek) * çiçeğin üreme
organlarını çevreleyen, çanak yaprak ve taç yapraktan oluşan veya bu iki
bölümün ayrılmadığı çiçek örtüsü yapısı; çiçekli bitkilerde üreme organlarını
(erkek ve dişi organları) çevreleyen ve koruyan dış kısımların tamamı
periarteritis :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + arteria (atardamar) (lat.) +
itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * genellikle
böbrekler, bağırsaklar ve sinir sistemi gibi iç organları besleyen orta
büyüklükteki atardamarların duvarında gelişen, damar duvarında zayıflamaya,
anevrizma (baloncuk) oluşumuna ve doku beslenmesinin bozulmasına yol açan
ciddi, nadir ve iltihaplı bir damar hastalığı, vaskülit
periartrit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + arthron (eklem) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * eklem çevresinde meydana gelen
iltihaplanma durumu, tendon, bağ veya eklem kapsülünü etkileyen inflamatuar
hastalık
periasiner :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + acinus (üzüm tanesi, küçük
kese, küme; ahududu veya böğürtlen gibi çok loblu bir meyveye benzeyen,
ekzokrin bezlerde (tükürük, pankreas) salgı üreten veya akciğerlerde gaz
değişimi yapan hücre gruplarından oluşan küçük, kesecik şeklinde küresel yapı)
+ aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karaciğerin işlevsel birimi olan
"asinus" yapısının en dış bölgesinde (Zone 3) meydana gelen nekroz,
yağlanma veya hasar durumu; karaciğer dokusunda lobül adı verilen yapısal
birimlerin çevresi (periferi)
pericallis :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kallos (güzellik) * Asteraceae
familyasına bağlı, Kanarya Adaları kökenli, kış sonu ve bahar aylarında mavi, mor,
pembe, beyaz renkli, papatya benzeri gösterişli çiçekler açan süs bitkisi
cinsi, sinerarya
peri-çihre :
far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + çihre (yüz, sima, suret, surat) * peri
yüzlü, güzel yüzlü
peridot :
ara. * feride, faridat (benzeri olmayan, nadur bulunan, yekta, yegane; değerli
taş) * olivin mineral grubuna ait, zeytin yeşili ile sarı-yeşil tonlarında
canlı renklere sahip, Ağustos ayının doğum taşı olarak bilinen, tarih boyunca
zümrütle karıştırılmış ve antik çağlarda "güneşin mücevheri" olarak
adlandırılmış olan yarı değerli bir doğal taş, zebercet
peridotit :
ara., fra., gre.*
feride, faridat (benzeri olmayan, nadur bulunan, yekta, yegane; değerli taş)
(ara.); péridot (yeşil renkli değerli bir olivin taşı) (fra.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * çoğunlukla olivin ve piroksen minerallerinden
oluşan, Dünya'nın üst mantosunun ana bileşenini oluşturan, koyu renkli, yoğun
ve ultra bazik (ultramafik) bir magmatik kayaç
perifer :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) *
bir merkezden uzak, çevresel veya sınırdaki bölgeye ait; tıp ve anatomi
bağlamında vücudun merkezi sistemine göre dış kısımlarda yer alan yapı veya
bölge, çevre, kenar, dış bölge, uç veya merkezden uzak yerleşim yeri veya kısım
periferal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * çevresel, merkezin dışında
kalan, uç noktalara ait veya tali/ikincil
periferi :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) *
bir merkezden uzak, çevresel veya sınırdaki bölgeye ait; tıp ve anatomi
bağlamında vücudun merkezi sistemine göre dış kısımlarda yer alan yapı veya
bölge, çevre, kenar, dış bölge, uç veya merkezden uzak yerleşim yeri veya kısım
periferik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çevresel olan, merkeze uzak olan, uç
kısımlarda bulunan, sınır veya dış bölgelerde bulunan; tıpta özellikle merkezi
sinir sistemi dışında kalan (organ, damar veya sinir)
periflebit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + phleps (damar, toplardamar) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * damarların
(genellikle venlerin) çevresindeki dokunun iltihaplanması durumu; damar
duvarının dış yüzeyinin inflamatuar reaksiyonu
perigee :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + gaia, ge (yeryüzü, yer, dünya) * uzay
biliminde Ay'ın veya yapay bir uydunun yörüngesi üzerinde Dünya'ya en yakın
olduğu nokta, yerberi
perigenikülat :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + geniculatus (dizilmiş, dizim
şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz; bükülme noktası, dirsek) + culum
(küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.) * bükülmüş veya dizilmiş bir yapının çevresinde bulunan;
nöroanatomi bağlamında genikulat nükleus veya gangliyon çevresinde bulunan
(yapı)
periginium :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gyne (dişi organ, dişi, kadın)
(gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * dişi organı veya yumurtalığı çevreleyen,
çiçek yapısında koruyucu kılıf veya çevreleyici organ görevi gören yapı
periginöz :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gyne (dişi organ, dişi, kadın)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekte erkek ve dişi organların,
çanak ve taç yaprakların oluşturduğu çukurlaşmış bir yapı tarafından
çevrelendiği, yumurtalığın üst durumlu olduğu (çiçek tipi)
perigonium :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gone (doğurma, üreme, soy meydana
getirme, soy, döl) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çiçekte çanak ve taç
yaprak ayrımının belirgin olmadığı, üreme organlarını çevreleyen çiçek örtüsü
yapısı, taç yaprak benzeri bölümlerden oluşan örtü tabakası
perihel :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + helios (güneş) * bir gezegenin, kuyruklu
yıldızın veya başka bir gök cisminin yörüngesi üzerinde Güneş'e en yakın
bulunduğu nokta, yörüngesel yakınlık noktası
perihelion :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + helios (güneş) + on (isim yapım eki) *
bir gezegenin, kuyruklu yıldızın veya başka bir gök cisminin yörüngesi üzerinde
Güneş'e en yakın bulunduğu nokta, yörüngesel yakınlık noktası
perije :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + gaia, ge (yeryüzü, yer, dünya) * uzay
biliminde Ay'ın veya Dünya etrafında dönen yapay bir uydunun, yörüngesi boyunca
Dünya'ya en yakın olduğu nokta, yerberi (zıttı yani en uzak olduğu nokta ise
"apoje")
perikard :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) * kalbi çevreleyen
zar veya kese; kalbi mekanik olarak koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda
sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz membran
perikardit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * genellikle ağrı, ödem
veya kalp fonksiyonlarında bozulma ile kendini gösteren, kalbi çevreleyen zarın
(perikardın) iltihaplanması durumu
perikardiyal :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + alis (ile ilgili,
-a ait) * kalbi çevreleyen zar ile ilgili, perikard ile ilgili
perikardiyal efüzyon :
gre., lat * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + alis (ile
ilgili, -a ait) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere
(dökmek, akıtmak, yaymak), fusion (dökülme, akma, yayılma) (lat.) * kalp zarı
iltihabı (perikardit), travma, kanser veya kalp krizi gibi nedenlerle oluşan,
kalbi çevreleyen iki katmanlı zar (perikard) arasında anormal miktarda sıvı
birikmesi durumu
perikardiyum :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + ium
(isim ve yer eki) (lat.) * kalbi çevreleyen zar veya kese; kalbi mekanik olarak
koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz
membran
perikarp :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + karpos (meyve, tohum) (gre.) *
bitkilerde meyvenin dış kısmını oluşturan yapı; tohumları çevreleyen ve koruyan
meyve duvarı (kabuk, etli kısım vb.)
perikarpiyum :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + ium
(isim ve yer eki) (lat.) * bitkilerde meyvenin dış kısmını oluşturan yapı;
tohumları çevreleyen ve koruyan meyve duvarı (kabuk, etli kısım vb.)
perikart :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) * kalbi çevreleyen
zar veya kese; kalbi mekanik olarak koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda
sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz membran
perikist :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar
torbası, sidik torbası) * bir kistin çevresinde bulunan, kistin etrafını saran
doku, zar, yapı veya çevresel bölge
perikletos :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + klyein, kluein (duymak, işitmek), kleos
(ün, nam, şan, şöhret) + tos (sıfat yapım eki) * her yönden ün kazanmış, çok
ünlü, çok şanlı, meşhur
periklinal : gre.,
lat. * peri (çevresinde, etrafında) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim
vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare
(eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a
ait) (lat.) * bir yüzeye veya eksene paralel veya ona uygun biçimde uzanan,
özellikle jeolojide tabakaların kıvrım ekseni boyunca eğimli düzen gösteren
perikolesistik apse :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khole (safra) + khole (safra; sarı) +
kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + abscessus (gitme,
uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) )
(lat.) * genellikle şiddetli akut safra kesesi iltihabına (kolesistit) bağlı
olarak safra kesesi duvarının yırtılması veya enfeksiyonun dışarı sızması sonucu,
kesenin hemen çevresinde oluşan iltihaplı sıvı birikimi
perikoma :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + koma (derin uyku) * komadan bir önceki
derin bilinç bulanıklığı ve stupor (derin uyku hali) durumu
perikome :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kome (kıl, saç, püskül, başak) *
bitkilerde çiçeğin etrafındaki ince tüy veya saçaklı yapı; bazı çiçeklerde
koruyucu veya süsleyici kısım; Asteraceae familyasına ait, başak biçimli çiçek
çevresine sahip otsu bitki cinsi
perikondriyal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga
kıkırdağı) (khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + ion (isim
yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kıkırdak dokuyu
çevreleyen perikondrium tabakasına ait olan, bu zarın bulunduğu bölgeyle
ilişkili
perikondriyum :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga
kıkırdağı) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * kıkırdak dokusunu
çevreleyen, onu besleyen ve onarımına katkı sağlayan bağ dokusu zarı
perikranial :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kranion (kafatası, başın kemikli yapısı)
(gre.), cranium (kafatası) (lat.) * kafatasının çevresine veya kafatasını saran
yapılarla ilgili
perilenf :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu,
şeffaf sıvı) (gre.); lympha (temiz su, berrak su, şeffaf sıvı) (lat.) * iç
kulakta, membranlı labirent ile kemik labirent arasındaki boşlukta bulunan,
koklea ve vestibüler sistemde sinir hücrelerini çevreleyerek destek ve besleme
sağlayan sıvı
perilimbal :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + limbus (kenar, sınır; kornea kenarı) +
alis (sıfat yapım eki) * göz anatomisinde korneanın sınır bölgesi çevresinde
bulunan; özellikle kornea-skonra geçiş bölgesi
perimetre :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + metron (ölçü) * geometrik bir şeklin
çevresinin uzunluğu
perimortem :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + mortem (ölüm) (lat.) * ölüm
öncesi veya ölüm anına yakın olan durum; ölüm olayına yakın zaman diliminde meydana
gelen değişiklik veya yaralanma
perinatal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak,
meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * doğum öncesi ve doğum sonrası kısa süreyi kapsayan dönemle
ilgili; doğum öncesi son haftalar ile doğum sonrası ilk 7 gün arasındaki dönem
perinatoloji :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak,
meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.) * doğum öncesi ve doğum sonrası dönemi kapsayan, özellikle
riskli gebelikler ve yenidoğan bakımı ile ilgilenen anne ve yenidoğan sağlığını
inceleyen tıp dalı
perindopril :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + indole (indol çekirdeği) (gre.) +
pril (ACE inhibitörü sınıfı eki) * yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve kalp
yetmezliği tedavisinde kullanılan, ACE (Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim)
inhibitörleri sınıfına ait olan, damarları genişleterek kanın daha rahat
akmasını sağlayan ve kan basıncını düşüren ilacın etken maddesi (C19H32N2O5)
perineal :
gre., lat. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum
(oturma kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) (gre.), perineum + alis
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * dış genital bölge ile anüs arasındaki alan
(perineum) bölgesine ait veya bu bölge ile ilgili; dış genital bölge ile anüs
arasındaki alan
perineal laserasyon :
gre., lat. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum
(oturma kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) (gre.) + alis (ile ilgili,
-a ait) (lat.) + laceratio (yırtılma) (lacerare (yırtmak) + tio (isim yapım
eki) ) (lat.) * perine bölgesinde travma veya doğum gibi nedenlerle oluşan doku
yırtılması veya yaralanma durumu
perinefrit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + nephros (böbrek) + itis (enflamasyon,
iltihap, enfeksiyon) * böbreğin etrafındaki dokularda meydana gelen
iltihaplanma durumu
perinefritik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + nephros (böbrek) + itis (enflamasyon,
iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * böbreğin etrafındaki
dokularda meydana gelen iltihaplanma durumu ile ilgili
perineorafi :
gre. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum (oturma
kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) + rhapheia (dikiş, dikme,
birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim
yapım eki) ) * perine bölgesindeki dokuların cerrahi olarak dikilmesi işlemi
perinöral :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel,
tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
sinirlerin çevresindeki yapılarla veya sinirlerin etrafıyla ilgili olan
perinörium :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel,
tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * sinir liflerini saran
ve onları çevresel bağ dokusundan ayıran ince bağ dokusu tabakası
periodontal :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * diş etleri ve dişleri çevreleyen
destek dokularıyla ilgili, diş eti çevresiyle ilgili, parodontal
periodontist :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) +
ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * diş etrafındaki
dokuların sağlığı ve hastalıklarıyla ilgilenen diş hekimi veya uzman
periodontit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) +
itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * dişi çevreleyen
dokuların iltihaplanması durumu
periodontoloji : gre.
* peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + odous (diş), odontos
(diş ile ilgili) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dişleri
çevreleyen diş eti, çene kemiği ve bağ dokularını (periodontal dokular)
etkileyen enfeksiyonları tedavi ederek, diş eti çekilmesi, kanama ve diş
kaybını önlemeyi amaçlayan bilim dalı
perioniksis :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül),
travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması,
tırnak iltihabı
perioral :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + oralis (ağızdan) (oris, oro (ağız) + alis
(ile ilgili, -a ait) ) * ağız çevresi, ağzı çevreleyen bölge ile ilgili
periorbital :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + orbis (daire, çember, halka, disk,
tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz küresini barındıran kemik
boşluğunun (orbit) etrafındaki dokuları, yani göz kapakları ve çevresindeki
alan ile ilgili
periorbital hiperpigmentasyon
:
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + orbis (daire, çember, halka,
disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek
izi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + hyper (üzerinde, fazla,
aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + pigmentare (boyamak, renklendirmek)
(pigmentum (boya, renklendirici madde) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) (lat.) * göz çevresindeki mor halkalar ve göz torbaları (POH); göz
çukuru çevresindeki deride normalden fazla melanin birikimi sonucu oluşan koyu
renklenme durumu
periorifisyal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + orificium (açıklık, delik)
(os, oris (ağız, açıklık, giriş) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak)
+ ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir vücut açıklığının
çevresi ile ilgili, vücutta bir açıklık ile veya delik çevresindeki yapılar ile
ilgili olan
periost :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) * kemiğin dış yüzeyini
saran, kemik gelişimi ve beslenmesinde rol oynayan ince bağ dokusu tabakası
periostal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * kemiğin dış yüzeyini saran ve damarlar, sinirler ile
kemik yapıcı hücreler içeren periost zarına ait olan, bu zarla ilişkili (yapı,
reaksiyon veya patolojik süreç)
periosteum :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) (gre.) + um (isim
yapım eki) (lat.) * kemiğin dış yüzeyini saran, kemik gelişimi ve beslenmesinde
rol oynayan ince bağ dokusu tabakası
peripatetik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + patein (yürümek, dolaşmak) + tikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * gezgin, yürüyerek öğreten veya öğrenen, dolaşarak ders
veren veya gezen, meşşai (özellikle Aristoteles’in öğrencilerini tanımlamak
için kullanılan felsefi terim)
peripatetizm :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + patein (yürümek, dolaşmak) + ismos (isim
yapım, durum, öğreti, doktrin ve akım eki) * gezip dolaşarak ders verme;
Aristoteles’in felsefi öğretilerini izleyen ve derslerini dolaşarak veren
okulun veya bu öğreti sisteminin felsefi doktrini
periplanar :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı,
düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.) + aris (ile ilgili,
-a ait) (lat.) * düzlem veya yüzey etrafında bulunan veya düzleme ilişkin olan
periplast :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bir nesnenin veya yapının
çevresini saran veya kaplayan biçimlendirilmiş tabaka veya madde
periploca :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + plokeein (sarmak, dolamak) * Zakkumgiller
(Apocynaceae) familyasından, 15-30 metreye kadar uzayabilen, morumsu çiçekleri
ve ipeksi tohumları olan sarılıcı, odunsu ve zehirli bir sarmaşık türü,
garipler urganı, Yunan ipek otu, ipek fidanı
periportal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + porta (kapı, giriş, geçit) +
alis (ile ilgili, -a ait) * bir yapının veya organın kapı veya giriş kısmı
çevresinde bulunan veya ona ait olan
perirektal :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + rectum (rektum, kalın bağırsağın
son kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * rektum
çevresindeki dokularla veya rektumun etrafıyla ilgili olan
perirenal :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek çevresindeki dokularla
veya böbreğin etrafıyla ilgili olan
peri-ru :
far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + ru (yüz, çehre, surat) * peri yüzlü,
peri gibi güzel yüzlü
perisfer :
far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bir
küre veya dairenin çevresinde bulunan veya küreye/daireye ait olan
perisit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * kılcal damarların ve venüllerin dış yüzeyine sarılarak damar yapısını
destekleyen, kasılabilme özelliği olan çok fonksiyonlu mezenkimal kök hücre
periskl :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember,
döngü, tekerlek, siklus) * bitkilerde kökün merkez silindirini çevreleyen,
iletim dokularının dışında bulunan, merkezi silindirin en dış katmanını
oluşturan, endodermis tabakasının hemen altında yer alan, genellikle canlı,
ince çeperli parankima hücrelerinden oluşan ve meristematik (bölünür) özellik
göstererek yan köklerin ve bazı yanal meristemlerin oluşumunu sağlayan hücre
tabakası
periskop :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * özellikle denizaltılar, tanklar ve
siperler gibi engellerin arkasından veya su altından, doğrudan görüş alanı
dışındaki çevreyi gözlemlemek için kullanılan, dikey bir tüpün iki ucuna 45
derece açıyla yerleştirilen iki ayna veya prizma sayesinde, ışığın yansıtılması
prensibiyle çalışarak görüntüyü aşağıya veya göz hizasına ileten optik alet
perissodactyla :
gre. * perissos (tek, eşsiz, düzensiz; fazla, alışılmadık) + daktylos (parmak)
* ayak parmaklarının sayısının tek olduğu veya orta parmağın belirgin biçimde
geliştiği atları, gergedanları ve tapirleri içeren otobur memeliler takımı, tek
toynaklılar, tek parmaklılar
peristalsis :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis
(dolaşım, itiş) * sindirim kanalında yiyecekleri ileri doğru iten dalgalı adale
kasılmaları hareketi
peristaltik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis
(dolaşım, itiş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sindirim sistemi (yemek
borusu, mide, bağırsak) gibi boru şeklindeki organların duvarlarında görülen,
besinleri veya atıkları ileriye doğru taşımak için gerçekleşen ritmik, dalga
benzeri istemsiz adale kasılmaları ile ilgili
peristaltizm :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis
(dolaşım, itiş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
sindirim sistemi (yemek borusu, mide, bağırsaklar) başta olmak üzere vücuttaki
tüpsü yapıların duvarındaki kasların, içeriği ileri doğru itmek için ardışık,
dalga benzeri ve istemsiz olarak kasılıp gevşemesi hareketi
peristeria :
gre. * peristera (güvercin) * Orchidaceae familyasına ait, çiçekleri güvercin
biçiminde olan orkide cinsi, Kutsal Ruh Orkidesi, Güvercin Orkidesi
peristom :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stoma (ağız, açıklık, giriş) * organın,
yapının veya açıklığın etrafındaki kenar veya bölge; özellikle yosunlarda spor
kapsülünün ağzını çevreleyen, dişçiklerden oluşan halka biçimli yapı; bazı
omurgasızlarda ağız çevresindeki bölge
perişan :
far., ara., tür. * periş (dağıtmak, saçmak, mahvetmek, yok etmek, kaybetmek) +
an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dağınık, karmakarışık; acınacak
derecede kötü, düzensiz; mahvolmuş, yitmiş (perish (yitip gitmek, kaybolmak,
yok olmak) (ing.), périr (yitip gitmek, kaybolmak, yok olmak) (fra.) )
periton :
gre. * peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) * karın
boşluğunu döşeyen ve karın içindeki organları saran ince, çift katlı bir zar,
karın zarı
periton diyalizi :
gre., lat. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + alis
(ile ilgili, -a ait) (lat.) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde,
vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım,
ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek,
salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * son dönem böbrek yetmezliği
hastalarında kanı atık maddelerden ve fazla sıvıdan arındırmak için karın
zarının (periton) doğal bir filtre gibi kullanıldığı ev tedavisi yöntemi
periton zarı :
gre., tür. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + zar
(sarmak, kaplamak; ince tabaka, membran) + ı (iyelik eki) (tür.) * karın
boşluğunun iç yüzünü ve karın içindeki organların bir bölümünü örten, organları
destekleyen ve aralarında kayganlık sağlayan ince seröz zar
peritoneal :
gre., lat. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + alis
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * karın zarı (periton) ile ilgili
peritonit :
gre. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * karın boşluğunu saran zarın
(karın zarı, periton) iltihaplanması durumu
peritonovenöz şant :
gre. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde,
etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) + vena
(toplardamar) (lat.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) + shunt (yön
değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta bir sıvının
(kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir yöne
yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * karın boşluğunda
biriken dirençli asit sıvısını (sıvı toplanması) deri altından geçirilen tek
yönlü bir tüp aracılığıyla boyundaki büyük bir toplardamara (genellikle iç
juguler ven) aktararak ana dolaşıma geri döndüren tıbbi cihaz
peritonsil :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + tonsil (bademcik) * bademciğin
çevresindeki dokulara ait veya bu bölgeyle ilgili olan
peritrik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + trichos (saç, kıl) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * bakterilerin hareket etmesini sağlayan kamçıların (flagella) tek
bir uçta değil hücre yüzeyinin her tarafına dağılmış olduğu dizilim tipi
periumbilikal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + umbilicus (göbek bağı, göbek ile
ilgili) (umbilus (göbek) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
* göbek çevresine ait veya göbek etrafındaki bölgeyle ilgili
periüretral :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + ouron, oureo (idrar yapmak,
işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi (spermi) taşıyan
kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * idrarın
vücuttan atılmasını sağlayan kanal olan üretranın (idrar yolu) hemen
çevresindeki doku veya bölge ile ilgili
perivasküler :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük
kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne,
kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * kan damarlarının çevresi veya etrafı ile ilgili,
buralarda bulunan yapılarla ilgili
perivaterian :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + Vater (Alman anatomist
Abraham Vater'in soyadından) + ianus (ike ilgili, -a ait) (lat.) * onikiparmak
bağırsağında (duodenum) safra ve pankreas kanallarının birleşerek açıldığı
bölge olan Vater papillasının (ampullasının) çevresiyle ilgili, perampuller
perivenöz :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vena (toplardamar) + osus
(ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * toplardamarların çevresiyle ilgili olan
perivezikal :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vesica (baloncuk, torba,
kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * mesane (idrar torbası) çevresinde bulunan veya bu bölgeyle ilgili
olan
periyod :
gre.* peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) * düzenli
aralıklarla tekrarlanan bir olayın, bir döngüsünün tamamlanması için geçen
süre; belirli bir olayın düzenli aralıklarla tekrarlandığı zaman dilimi, döngü,
dönem, evre, çağ
periyodik :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * düzenli aralıklarla tekrarlanan, devri, döngüsel veya süreli,
belirli bir zaman diliminde yinelenme ile ilgili, döngüye dayalı, döngüsel
periyodik fonksiyon :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) (gre.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev)
(fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.) * sıfırdan farklı, periyot adı verilen uygun bir T
sayısı ile, tanım kümesindeki her x için f (x+T) = f (x) eşitliğini sağlayan
fonksiyon, döngüsel fonksiyon, dönemli fonksiyon
periyodik tablo :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) (gre.) + tavli (tabla, tahta levha, yazı tahtası, masa, düz
yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste) (tab (tahta, levha) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * kimyasal elementlerin artan atom
numaralarına göre düzenli ve tekrar eden özelliklerine göre sıralandığı çizelge
periyodisite :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * döngüsellik,
döngüye dayalı olma; özellikle zeytin, fındık, antep fıstığı ve elma gibi meyve
ağaçlarının bir yıl çok yüksek (var yılı), ertesi yıl ise çok düşük veya hiç
ürün vermemesi (yok yılı) durumu
periyodontoloji :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + odous (diş), odontos
(diş ile ilgili) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dişleri
çevreleyen diş eti, çene kemiği ve bağ dokularını (periodontal dokular)
etkileyen enfeksiyonları tedavi ederek, diş eti çekilmesi, kanama ve diş
kaybını önlemeyi amaçlayan bilim dalı
periyost :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) * kemik çevresi; kemiğin
dış yüzeyini saran, çevreleyen, beslenmesini ve gelişimini sağlayan bağ dokusu
tabakası
periyot :
gre.* peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) * düzenli
aralıklarla tekrarlanan bir olayın, bir döngüsünün tamamlanması için geçen
süre; belirli bir olayın düzenli aralıklarla tekrarlandığı zaman dilimi, döngü,
dönem, evre, çağ
perkardit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * genellikle ağrı, ödem
veya kalp fonksiyonlarında bozulma ile kendini gösteren, kalbi çevreleyen zarın
(perikardın) iltihaplanması durumu
perki :
gre. * perke (tatlı su levreği) * yırtıcı bir göl balığı türü, tatlı su
levreği, perca fluviatilis
perkolasyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + colare
(toplamak; süzmek, filtrelemek, damlatmak; akmak, akıtmak; sarmak; dolamak;
halka haline getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir sıvının gözenekli bir
ortamdan süzülerek aşağı doğru geçmesi, filtrasyon veya sızma yoluyla akış
süreci
perkondrit :
gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik,
granül, kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * kıkırdak
dokusunu çevreleyen yapıların veya perikondriumun iltihaplanması durumu
perkondriyum :
gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik,
granül, kürecik) + ium (isim yapım ve yer eki) (lat.) * hiyalin ve elastik
kıkırdağı (eklem kıkırdağı hariç) çevreleyen, beslenmesini sağlayan ve
kondroblastlar içererek kıkırdağın büyümesine, onarılmasına (kıkırdak kılıfı)
yardımcı olan yoğun, düzensiz bağ dokusu tabakası
perkutan :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus
(deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli;
vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden
iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv
(kapalı) girişimsel yöntem
perkutanöz nefrolitotomi :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus
(deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
(lat.) + nephros (böbrek) + lythotomia (taşı kesip çıkarma) (lythos (taş, kaya)
+ temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle 2 cm'den büyük, sert veya
diğer tedavilere (ESWL gibi) dirençli böbrek taşlarının, sırttan yaklaşık 1
cm'lik küçük bir kesiden girilerek kameralı aletlerle (nefroskop) parçalanıp
çıkarıldığı kapalı (minimal invaziv) bir ameliyat tekniği
perküsyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + quatere
(sallamak, çarpmak, vurmak) + tio (isim yapım eki) * elle, bagetle veya sürtme,
çarpma yoluyla ses çıkaran en eski müzik aleti türü (davul, zil, darbuka,
marakas gibi); vücudun belirli bölgelerine vurularak alt dokular hakkında ses
ve titreşim yoluyla bilgi edinme yöntemi; tıbbi muayenede vücut boşluklarının
veya organların yoğunluğunu, boyutunu ve sınırlarını belirlemek amacıyla deri
yüzeyine parmaklar veya özel bir çekiçle hafifçe vurarak ses dinleme yöntemi
perkütan :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus
(deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli;
vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden
iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv
(kapalı) girişimsel yöntem
perkütan endoskopik
gastrostomi : lat., gre. * per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri,
cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + endo (iç, içeri,
içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gaster (mide) + o (bağlaç) + stomia (ağız açma,
delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * yutma güçlüğü çeken veya ağızdan beslenemeyen hastalarda, besinlerin
ve ilaçların yemek borusuna uğramadan doğrudan mideye ulaştırılmasını sağlamak
için endoskopi yardımıyla karın duvarından mideye doğrudan bir beslenme tüpünün
yerleştirilmesi işlemi
perkütanöz :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus
(deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli;
vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden
iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv
(kapalı) girişimsel yöntem
perküte :
lat. * percutatus, perquatatus (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
quatere (sallamak, çarpmak, vurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
(organ veya yüzey) darbeyle uyarılmış, vurma veya çarpma yoluyla etki
oluşturulmuş; tıbbi muayenede vücut boşluklarının veya organların yoğunluğunu,
boyutunu ve sınırlarını belirlemek amacıyla deri yüzeyine parmaklar veya özel
bir çekiçle hafifçe vurarak ses dinleme yöntemi, perküsyon
perleş :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + lecare,
ligare (yalamak, ıslatmak; tükürükle sürekli temas etmek) (lat.) + kheilos
(dudak) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * genellikle
dudak kenarlarında tükürük birikimi ve nemli ortam nedeniyle oluşan ağrılı,
kızarık, çatlak ve beyazımsı görünümle seyreden kronik bir deri enfeksiyonu,
angular cheilitis
perlinganit :
lat., alm. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + lingen, längen (uzamak, genişlemek) (alm.) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * damar duvarlarında özellikle damar
genişlemesiyle birlikte görülen inflamatuar süreçleri ifade eden vasküler
iltihaplanma durumu
perlingual :
lat., alm. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + lingen, längen (uzamak, genişlemek) (alm.) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * ilacın dil üzerinden uygulanarak ağız mukozasından emilmesi veya dil
yoluyla etki göstermesi durumuyla ilgili
perlit :
lat., fra., gre. * perula, pernula (küçük inci, boncuk) (perla, perlae, perna
(inci) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); perle (inci) (fra.) + ite (element,
kayaç ve mineral eki) (gre.) * volkanik patlamalar sonucu oluşan, yüksek
sıcaklıkta (850-1150 c) genleşerek hafif, gözenekli bir yapı kazanan doğal,
camsı bir volkanik kökenli cam yapılı kayaç (mineral) türü
perlon :
alm. * perlon (ticari marka adı; Perle (inci, parlak tanecik) + lon (naylon
türevi eki, poliamid sınıfı çağrışımı) * poliamid (naylon-6) esaslı, sentetik
lif ve plastik türü olan polikaprolaktamın ticari ismi
perma :
lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) * düz veya hafif
dalgalı saçları özel kimyasal solüsyonlar ve bigudiler yardımıyla uzun süreli
(genellikle 3-6 ay) kıvırcık veya dalgalı hale getirme işlemi
permafrost :
lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) (lat.) + frost
(don, kırağı, buzlanma, donmuş durum) (ing.) * uzun süre boyunca sıcaklığı
donma noktasının altında kalan, toprağın ve içindeki malzemenin sürekli donmuş
halde bulunduğu zemin tabakası
permanant :
lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) + ens, ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * uzun süre değişmeden kalan veya
etkisini sürdüren, sürekli, daimi, kalıcı
permanent :
lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) + ens, ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * uzun süre değişmeden kalan veya
etkisini sürdüren, sürekli, daimi, kalıcı
permanganat :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + magnes
(mıknatıs, manyetik mineral, manyez) + ium (kimyasal element veya bileşik eki)
+ ate (tuz veya ester eki) * mangan elementinin yüksek oksidasyon basamağında
bulunduğu, güçlü oksitleyici özellik gösteren kimyasal permanganat iyonu içeren
tuzdan oluşan bikeşik (KMnO4)
permeabilite :
lat. * permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca,
arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca,
tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + abilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin veya
ortamın sıvı veya gazların içinden geçmesine izin verme özelliği, geçirgenlik
permeabl :
lat. * permeabilis (permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per
(içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek)
) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * bir maddenin veya ortamın
sıvı veya gazların içinden geçmesine izin veren, geçirgen
permeatif :
lat. * permeatus (permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per
(içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek)
) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir
ortamın içinden geçme veya yayılma özelliğine sahip olan; bir dokunun,
genellikle kemiğin, içine sızan veya onu delik deşik ederek yayılan bir hasar,
lezyon modeli
permeçe :
ita. * parmecia, paramezza (kalın halat, bağlama ipi) * gemilerde yük bağlamak
veya sabitlemek için kullanılan kalın ve dayanıklı halat türü
permetrin :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + methrum,
methyl (metil CH3 grubu) + in (kimyasal madde eki) * özellikle uyuz ve bit
tedavisinde kullanılan, parazitlerin sinir sistemini felç ederek onları ve
yumurtalarını öldüren, krem veya losyon formunda topikal (cilde uygulanarak)
olarak veya giysilere uygulanarak kene ve sivrisinek kovucu olarak da işlev
gören sentetik bir insektisit (böcek ilacı)
permi :
lat. * permittere (izin vermek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde,
aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden;
başına, beher) + mittere (göndermek, bırakmak) ) * izin verme, müsaade etme,
serbest bırakma; dış ticaret, havacılık veya ulaşım sektörlerinde kullanılan
resmi izin belgesi veya ruhsat
permiyen :
rus., lat. * perm (Rusya'nın Ural Dağları bölgesinde yer alan, Orta Çağ'da Perm
Knezliği'nin (Permia) bulunduğu bölge) (rus.) + ianus (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * yaklaşık 299-251 milyon yıl önce (Paleozoik Çağ'ın sonu) süren,
Pangaea süperkıtası'nın şekillendiği ve kurak iklim koşullarının yaygınlaştığı,
sürüngenlerin çeşitlendiği ve kozalaklı bitkilerin baskın hale geldiği ve dünya
tarihinin en büyük kitlesel yok oluşu olan "Büyük Ölüm" ile sona
ermiş olan jeolojik dönem
permütasyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + mutare
(değiştirmek, dönüştürmek) + tio (isim yapım eki) * n elemanlı bir kümenin r
elemanlı alt kümelerinin (kendi içinde) r kere yer değiştirme sayısı, devşirim
(P = n! / (n-r)! ) (n = toplam eleman sayısı, r = sıralanacak, seçilecek eleman
sayısı)
pernazal :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + nasus
(burun) + alis (ile ilgili, -a ait) * burun yoluyla, burun içinden geçen veya
burun aracılığıyla uygulanan veya gerçekleşen
pernisiyöz :
lat. * pernecis (yıkım, felaket, mahvolma) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + nex, necis (ölüm, yok oluş) ) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait) * son derece zararlı, yıkıcı, ağır hasar verici, mahvedici,
yokedici, ölümcül
pernisiyöz anemi :
lat. * pernecis (yıkım, felaket, mahvolma) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + nex, necis (ölüm, yok oluş) ) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait) (lat.) + anaemia (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki)
+ haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
bağırsakların B12 vitaminini düzgün bir şekilde ememediği zaman oluşan, kırmızı
kan hücrelerinde azalma meydana getiren bir anemi türü
peroksidasyon :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir maddenin oksijenle
özellikle yüksek derecede reaksiyona girerek oksitlenmesi, oksijen eklenmesiyle
gerçekleşen kimyasal süreç
peroksidaz :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + oxydare
(oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil
mastar eki) ) + ase (enzim eki) (lat.) * peroksitleri parçalayarak oksidasyon
reaksiyonlarını katalizleyen enzim sınıfı
peroksit :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi,
ile ilgili, benzer) ) (gre.) * yapısında iki oksijen atomunun (-O-O-) bağı ile
bağlı olduğu, güçlü oksitleyici özellik gösteren kimyasal bileşik türü (O2^2-)
peroksit redüktaz :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi,
ile ilgili, benzer) ) (gre.) + reductus (reducere (geri getirmek) (re (geri,
tekrar) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + or (-cı,
yapan, eden eki) (lat.) * hücre içinde peroksitleri (özellikle H2O2 gibi
oksidanları) indirgererek zararsız bileşiklere dönüştüren enzim grubu;
oksidatif stresi azaltan antioksidan enzim sistemi
peroksizom :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + some (madde, nesne,
cisim, gövde) (gre.) * hücre içinde hidrojen peroksit gibi toksik oksidatif
maddelerin parçalanması ve detoksifikasyonunda görev alan, tek zarla çevrili
organel türü
peron :
fra. * perron (basamaklı çıkıntı, platform, taş platfom) (pierre (taş) + on
(isim yapım eki) ) * tren istasyonlarında yolcuların trene binip inmesini
sağlayan yükseltilmiş platform, iskele veya rıhtım alanı
perone :
gre. * perone (fibula, baldır kemiği) * insan ve omurgalılarda kaval kemiğinin
(tibia) yanında yer alan ince, uzun dış bacak kemiği
peronospora : gre.
* perone (iğne, çengelli iğne) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak,
dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış,
dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * bitkilerde, özellikle
nemli ve sıcak ortamlarda yaprakların alt yüzeyinde gri-beyaz küf benzeri
tabakalar oluşturan, mildiyö hastalığına neden olan, asma, patates, pancar,
soğan ve daha başka bitkilerde mildiyuya yol açan mikroskopik mantar benzeri
bir patojen (fungus) türü
peroral :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + os, or
(ağız, açıklık, giriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız
yoluyla, aracılığıyla; ilacın veya herhangi bir maddenin ağız yoluyla alınarak
sindirim sistemi üzerinden vücuda verilmesi yöntemi
peros :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + os, or
(ağız, açıklık, giriş) * ağız yoluyla, ağız aracılığıyla, oral yoldan; ilaç
veya maddenin ağızdan verilmesi
perpendiküler :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + pendere
(sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki)
* bir doğru veya düzlemin başka bir doğruya veya düzleme 90° açıyla dik olacak
şekilde konumlanan, dik olan, dikey
pers :
far. * pers (İranlı, Farslı) * tarihsel olarak İran platosunda yaşamış ve antik
dönemde (Ahameniş İmparatorluğu) çok geniş topraklara hükmetmiş İrani bir halk,
İranlı, Farslı
persantil :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum
(yüz) + ilis, til (oran, ölçü bildiren ek) * istatistikte bir veri setinin
yüzde kaçlık dilimine girdiğini gösteren, gözlemlerin dağılım içindeki konumunu
belirleyen ölçü birimi, yüzdelik dilim
persea :
gre., lat. * Persea (Pers kökenli ağaç) * Lauraceae familyasına ait, avokado ve
benzeri meyve veren bitki cinsi
perseküsyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sequi
(takip etmek, izlemek) + tio (isim yapım eki) * paranoyanın temel belirtisi
olan, kişinin çevresi tarafından takip edildiğine, izlendiğine, kendisine
komplo kurulacağına veya kasten zarar verileceğine (zehirlenme, aldatılma veya
sabote edilme) yönelik, mantıkla çürütülemeyen yanlış ve sarsılmaz bir inanış
türü; bir kişi veya grubun sistematik olarak izlenmesi, baskı altına alınması,
zulme uğratılması veya hukuki ve sosyal olarak sürekli kovuşturulması durumu
perseküte :
lat. * persequitus (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
sequi (takip etmek, izlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
sürekli izlenmiş, baskı ve takip altında tutulmuş; özellikle psikolojik veya
sosyal olarak “takip edilme/zulüm görme” durumuna maruz kalmış
persenk :
far. * parseng (terazi, yük denge taşı) (par (yük) + seng (taş, kaya, sert
mineral kütle) ) * konuşurken gereksiz olarak ve çok sık yinelenen söz.
persent :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum
(yüz) * bir bütünün 100 birim üzerinden ifade edilen oranı, yüzde
persentil :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum
(yüz) + ilis, til (oran, ölçü bildiren ek) * istatistikte bir veri setinin
yüzde kaçlık dilimine girdiğini gösteren, gözlemlerin dağılım içindeki konumunu
belirleyen ölçü birimi, yüzdelik dilim
persephone :
gre. * perthein, persein (yok etmek, yıkmak, mahvetmek) + phonein (ses vermek,
konuşmak) * Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının kraliçesi, Hades’in eşi ve
mevsimlerin döngüsüyle ilişkilendirilen tanrıça
persepsiyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + ceptio
(capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) +
tio (isim yapım eki) ) * duyular aracılığıyla alınan bilgilerin beyin
tarafından yorumlanması, algılama ve anlamlandırma, algı, anlayış, kavrayış,
idrak
perseverans :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + severus
(sert, ciddi, sıkı) + entia (isim yapım ve durum eki) * zorluklara rağmen bir
davranışı, çabayı veya kararı sürdürme, sebat etme ve kararlılık gösterme,
azim, sebat
perseverasyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + severare
(ciddileşmek, sertleşmek, sıkılaşmak) (severus (sert, ciddi, sıkı) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir uyaranın sona ermesine rağmen,
bireyin bir düşünce, kelime, davranış veya hareketi amaçsız ve uygunsuz şekilde
sürekli tekrar etmesi (takılı kalması) durumu (Beyin hasarı, frontal lob
patolojileri, demans veya otizm gibi durumlarda görülür.); psikiyatrik
bağlamda, aynı kelimeyi, hareketi veya düşünceyi uygun olmadığı hâlde ısrarla
tekrarlama durumu
persistan :
lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + ens, ent (sıfat yapım
eki) * uzun süre devam eden, kalıcı olma eğiliminde olan, ısrarlı, inatçı,
direten
persistan :
lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + ens, ent (sıfat yapım
eki) * uzun süre devam eden, kolayca ortadan kalkmayan, kalıcı veya süreklilik gösteren,
kalıcı, sürekli, ısrarlı
persistans :
lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + entia (isim yapım ve
durum eki) * uzun süre devam etme, kalıcı olma, ısrar, inat, diretme
persona :
etr., lat. * phersu (tiyatro maskesi, figürü) (etr.), persona (maske, rol;
kişi, şahıs) (lat.) * tiyatroda oyuncunun taktığı maske; bireyin günlük
yaşamdaki ihtiyaçlarıyla ilişkili olan tavrı, kişilik, sosyal rol, bireyin
toplum içindeki görünür kimliği
persona non grata :
lat. * persona (kişi, şahıs, kişilik, şahsiyet, kimlik) + non (değil, yok) +
gratus (hoş, memnun edici), grata (kabul edilen, hoş karşılanan) * istenmeye
kişi (bir devletin ülkesinde kabul etmeyeceğini bildirdiği kişi)
personalite :
lat. * persona (maske, rol; kişi, şahıs) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas
(isim yapım ve durum eki) * bireyin kendine özgü duygu, düşünce ve davranış
örüntülerinin tümü, şahsiyet, kişilik
personel :
lat. * persona (maske, rol; kişi, şahıs) + alis (ile ilgili, -a ait) * şahsi,
kişisel; bir kurum veya kuruluşta görev yapan tüm çalışanlar, kadro
perspektif :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + specere,
spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat
etmek), spectus (bakma, gözlem; bakılmış, görülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait)
* bir nesnenin, olayın veya mekânın bakış noktasına göre görünüşü; görsel
derinlik ve oranları doğru yansıtan çizim tekniği, bakış açısı, görüş ve
algılama biçimi
perspirasyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + spirare (nefes almak,
solumak, üflemek) + tion (isim yapım eki) * vücutta ter bezleri aracılığıyla su
ve çözünmüş maddelerin dışarı atılması, terleme, buharlaşma
perşembe :
far. * pencşenbe (beşinci gün) (penc (beş) + şenbe (gün) ) * beşinci gün;
haftanın dördüncü günü (Eski sistemde pazarın kurulduğu yani işlerin başladığı
gün olan Bazar veya Pazar günü haftanın ilk günü addedilmiştir.); Ordu’nun bir
ilçesi
pert :
lat., fra. * perdere (tamamen vermek, elden çıkarmak, kaybetmek, yitirmek, yok
etmek, mahvetmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
dare (vermek) ) (lat.); perdre (kaybetmek, yitirmek), perdu (kaybolmuş,
yitirilmiş) (fra.) * kullanılamaz hale gelmiş, ciddi hasar görmüş, işlevini
yitirmiş; bitkin, bitik, tükenmiş (mecazi); sigorta terminolojisinde bir aracın
kaza veya hasar sonucu onarım maliyetinin piyasa değerini aşması (genellikle
%70 ve üzeri) nedeniyle ekonomik ömrünü tamamlaması ve kullanılmaz hale gelmesi
durumu
pertav :
far. * pertev (ışık, ışın, ışık
ışını, parıltı,
parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) * ışık, ışın, parıltı, parlaklık,
aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız
pertek :
erm. * pertag (kalecik) * Tunceli’nin bir ilçesi
perteknetat :
lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher)
(lat.) + technetium (atom numarası 43, simgesi Tc olan, yapay olarak üretilen
radyoaktif bir geçiş metali) (tekhne (teknik, ustalık, sanat, zanaat, maharet,
iş, yöntem, usül) (gre.) + tium (kimyasal element eki) (lat.) ) + ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * nükleer tıp görüntülemelerinde
kullanılan, ve özellikle tiroid bezinin fonksiyonlarını, yapısını veya belirli
tümörleri görüntülemek için sintigrafi işlemlerinde vücuda damar yoluyla
verilen radyoaktif madde (teknesyum-99m perteknetat)
pertev :
far. * pertev (ışık, ışın, ışık
ışını, parıltı,
parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) * ışık, ışın, parıltı, parlaklık,
aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız
pertevniyal :
far., ara. * pertev (ışık, ışın, ışık
ışını, parıltı,
parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) (far.) + niyal (nail
olan, erişen, ile ilgili, layık) (ara.) * aydın, ışığa layık, ışığa nail olan,
ışığa, aydınlığa (nura) ulaşan; parlayan yıldız; güzelliğiyle etrafına ışık
saçan
pertussis :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + tussire
(öksürmek), tussis (öksürük) * özellikle Bordetella pertussis bakterisinin
neden olduğu, şiddetli ve nöbetler hâlinde gelen öksürükle seyreden bulaşıcı
solunum yolu hastalığı, boğmaca
pertuzumab :
lat. * per (ayırt edici ön ek) + tu (hedef antijen, epitop belirteci) + zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * HER2 reseptörünü hedefleyen ve özellikle meme kanseri tedavisinde
kullanılan insanlaştırılmış monoklonal antikor ilacın etke maddesi
pertürbasyon :
lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + turbare
(düzeni bozmak, karıştırmak, huzuru veya dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa
çıkarmak) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin dengeli halini bozarak küçük
veya büyük ölçekte düzensizlik ve sapma oluşturma durumu, karşıklık,
düzensizlik, sapma, bozulma, etki, rahatsızlık
pertürbasyon teorisi :
lat., gre., tür. * perturbatio (bir sistemin dengeli halini bozarak küçük veya
büyük ölçekte düzensizlik ve sapma oluşturma durumu, karşıklık, düzensizlik,
sapma, bozulma, etki, rahatsızlık) (per (içinden, boyunca, arasından,
sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen,
tümden; başına, beher) + turbare (düzeni bozmak, karıştırmak, huzuru veya
dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa çıkarmak) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci,
izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki)
(tür.) * bir fiziksel veya matematiksel sistemin tam çözülemeyen karmaşık
durumunu, küçük bir bozucu etki ekleyerek yaklaşık çözümlerle analiz etmeye
dayanan bilimsel yaklaşım yöntemi
pertürbe :
lat. * perturbatus (karışmış, düzensizleşmiş, sapmış, bozulmuş) (per (içinden,
boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla,
boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + turbare (düzeni bozmak, karıştırmak,
huzuru veya dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa çıkarmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * karışmış, düzensizleşmiş, sapmış, bozulmuş
peru :
que. * peru (zenginlik, bolluk) * Güney Amerika’nın batısında Pasifik Okyanusu
kıyısında yer alan, kuzeyde Ekvador ve Kolombiya, doğuda Brezilya, güneydoğuda
Bolivya ve güneyde Şili ile komşu olan bir ülke
peruk :
fra. * perruque (takma saç) * saçsızlığı gizlemek, estetik görünüm sağlamak
veya kostüm amacıyla başa takılan, insan saçı veya sentetik liflerden yapılmış
yapay saç örtüsü
peruka :
ita. * parruca (takma saç) * saçsızlığı gizlemek, estetik görünüm sağlamak veya
kostüm amacıyla başa takılan, insan saçı veya sentetik liflerden yapılmış yapay
saç örtüsü
perukar :
fra. * perruque (takma saç) + ier (-cı, yapan, eden eki) * peruk yapımı, satımı
veya kullanımıyla uğraşan kişi, perukçu
perule :
lat. * perula (küçük kese, küçük torba) * kışlayan tomurcuğu örten, genellikle
üst üste dizilmiş küçük pullardan oluşan koruyucu yapı; yaprak tomurcuklarını
dış etkenlerden koruyan pulları, tomurcuk pulu
perva :
far. * parva (önde olmak,
ileriyi düşünmek, kaygılanmak; önce), perva (korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş,
saygı veya kaygı nedeniyle
duyulan çekingenlik) * korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş, saygı veya kaygı nedeniyle duyulan çekingenlik
pervane :
far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vane
(ön, önde, ileri, ileride) * öndeki kanat; bir eksene dikey olarak bağlanmış
iki veya daha çok kanattan yapılmış, döndüğünde bir düzeneği işleten, itme,
çekme, dengeleme, soğutma gibi işlevleri olan araç
pervane böceği :
far., tür. * per, par (kanat) + vane (ön, önde, ileri, ileride) (far.) + bö,
böy (büyük örümcek) + cek (küçültme eki) + i (iyelik eki) (tür.) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımından, geceleri
ışık kaynaklarının etrafında dönerek uçmasıyla tanınan, genellikle donuk
renkli, pullu kanatlara sahip ve çoğunlukla gece faal olan böceklerin genel adı
pervari :
kür. * bervar (yamaç, yokuş, dağ eteği, dağlık bölge) * Siirt’in bir ilçesi
pervasız :
far., tür. * parva (önde olmak,
ileriyi düşünmek, kaygılanmak; önce), perva (korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş,
saygı veya kaygı nedeniyle duyulan
çekingenlik) (far.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki)
(tür.) * korkusuz, çekinmez, sakınmaz veya hiçbir şeyden korkusu olmayan
pervaz :
far. * parvaz (uçuş, kanat çırpma, havalanma) (per, par (kanat; uçmak, kanat
çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vaz (isim yapım eki) ) * uçma, yükselme
anlamından gelişerek mimaride pencere veya kapı kenarlarını çevreleyen çerçeve
ve çıkıntı kısmı
perver :
far. * parvardan (bakmak, yetiştirmek, ilgilenmek, korumak, beslemek, eğitmek),
parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) * bir
şeye ilgi gösteren, onu seven, besleyen veya koruyan
perversite :
lat * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + itas (isim yapım ve durum eki) *
ahlaki olarak sapma, bozulma veya doğru olandan tamamen tersine dönmüş olma
durumu, sapıklık, sapkınlık
pervin :
far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vin (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanatlı olan, kanat çırpan, uçan; Ülker yıldızı
perzerin :
far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + zarin
(altın gibi, altınla ilgili, altın renkli, değerli) (zar (altın) + in (ile
ilgili, -a ait) ) * Türk musikisinde bir makam
pes :
lat., far. * pes (ayak, bacak; insan veya hayvanın alt uzvu) (en altta olan
anlamından) (lat.); pes (kalın ses, arka, ard, geri, alçak, aşağı, düşük)
(far.) * ölçü, taban, ayak; kalın ses, arka, ard, geri, alçak, aşağı, düşük,
düşük frekans, altta olan
pes anserinus :
lat. * pes (ayak; alt uzuv) + anser (kaz; su kuşu) + inus (ile ilgili, -a ait”)
* dizin iç yanında üç tendonun kaz ayağına benzer şekilde yayıldığı anatomik
yapı
pes ekinovarus :
lat. * pes (ayak; alt uzuv) + equus (at), equino (at ile ilgili) + varus (içe
eğik, içe bükük, sapmış) * ayaklardan birinin veya her ikisinin birlikte içe
dönük olduğu konjenital (doğumsal) anomali, club foot
pes etmek :
far. * pes (aşağı, düşük; yenilmiş, zayıf, çökmüş hal) (far.) + etmek (yapmaj,
eylemek) (tür.) * yenilgiyi kabul etmek, vazgeçmek veya artık devam edemeyecek
duruma gelerek bırakmak
pes planus :
lat. * pes (ayak; alt uzuv) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * ayaktaki kemik ve eklem dokularının
belirli bir düzen ve kaviste kalmasını sağlayan bağ, tendon ve kas yapılarının
çeşitli etkenlere bağlı olarak zayıflaması sonucu ayak kavisinin kaybolması ve
düzleşmesi, düz tabanlık, taban düşüklüğü
pesante :
lat., ita. * pensare (tartmak, ağırlığını ölçmek), pesans (ağır, tartısal)
(lat.); pesante (ita.) * ağır, dolgun, yoğun, tartıda çeken, ağırbaşlı;
müzikte, notaların vurgulu, ağır ve heybetli bir şekilde çalınması gerektiğini
belirten bir terim
pesavend :
far. * pes (arka, son) + avand (bağlayan, tutan; iliştiren, birleştiren) *
yüksek kafiye, redif, şiirde mısra sonundaki uyum, kafiye, kuyruk kafiyesi
pesek :
tür. * pas (metal yüzeylerdeki oksitlenmeye dayalı olan ve kırmızımsı renk ile
beliren aşınma) + ek (isim yapım eki) * dişlerin yüzeyinde oluşan tabaka, diş
kiri, diş pası
pesend :
far. * pesendiden (beğenmek, hoşlanmak) * beğenen, hoşlanan, kabul eden
pesendide :
far. * pesendiden (beğenmek, hoşlanmak) * Türk musikisinde, rast dizisi üzerine
nişabur makamının işlenmesiyle (rast üzerinde nişabur beşlisi + buselik)
oluşan, inici-çıkıcı özelliği olan, yegah perdesinde rast dörtlüsüyle pest
taraftan genişleyen, güçlüsü neva olan bir makam
peseta :
lat., kat. * pettia (küçük parça, kırıntı) + etta (küçültme eki) (lat.); peceta
(kat.) * 1869-2002 yılları arasında İspanya'da kullanılan, 100 centimoya eşit
olan eski resmi para birimi
pesimist :
lat., fra. * pessimus (en kötü) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) (lat.); pessimiste (fra ) * en kötücü; olayları en kötü ihtimal üzerinden
yorumlayan, karamsar bakış açısına sahip olan, kötümser
pesimizm :
lat., fra. * pessimus (en kötü) + ismus (isim yapım, durum, öğreti ve akım eki)
(lat.); pessimisme (fra.) * olayları ve geleceği en kötü olasılık üzerinden
değerlendiren karamsar dünya görüşü veya düşünce akımı, kötümserlik
peskateryan :
lat. * piscis (balık) + vegetarian (bitkisel beslenen kişi; et yemeyen kişi) *
kırmızı et ve kümes hayvanı tüketmeyip yalnızca balık ve bitkisel gıdalarla
beslenen beslenme tarzını benimseyen (kişi)
peskator :
lat. * piscis (balık) + ator (-cı, yapan, eden eki) * balık tutan, balıkçı,
balıkçıl
peso :
lat., isp. * pensare (tartmak, ağırlığını ölçmek), pensum (tartılmış, ağırlık;
tartma eylemi sonucu belirlenen değer) (lat.) + o (isim yapım eki) (isp.) *
ağırlık esasına dayanan ve birçok Latin Amerika ülkesinde kullanılan para
birimi
pespaye :
far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + paye
(rütbe, basamak, kademe, seviye, derece, mertebe) * aşağılık, alçak, soysuz
kimse; düşük nitelikli, beş para etmez nesne
pespembe :
far. * pes (pekiştirme eki) + panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık
kırmızı renk, gül rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu
rengin yoğun hali, yoğun pembe, tamamen pembe
pest :
far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) * kalın
ses, bas ses, düşük frekanslı ses
pestenkerani :
far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + enkeran
(çok, fazla, aşırı) + i (ile ilgili, -a ait) * saçma, değersiz, önemsiz,
uyduruk, bayağı veya aşağılık; edebi dilde veya günlük konuşmada entipüften,
ciddiye alınmayacak işler veya sözler için kullanılan sıfat
pestil :
lat. * pasta (hamur) + ella (küçültme eki) * genellikle dut, üzüm, kayısı veya
erik gibi meyvelerin ezilip ve özlerinin çıkarılıp, ince tabakalar halinde
serilerek güneşte veya fırında kurutulmasıyla elde edilen geleneksel, besleyici
ve esnek bir kışlık yiyecek, bastık
pestisit :
lat. * pestis (veba) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak,
vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldürme) * tarımda ekinlere ve bitkilere
zarar verme potansiyeli bulunan organizmaları, haşereleri, istenmeyen yabani
otları, böcekleri yok etmek ve kontrol altında tutmak için kullanılan kimyasal
bir maddelerin genel ismi
pestpaye :
far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + paye
(rütbe, basamak, kademe, seviye, derece, mertebe) * aşağılık, alçak, soysuz
kimse; düşük nitelikli, beş para etmez nesne
pesüs :
far. * pih (iç yağı) + suz (yakan) * içinde yağ yakılan toprak kandil
peş :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) * ard, arka, geri
(Türkçe’deki kullanımı farklılaşmıştır.)
peşin :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a
ait) * bir şeyin zamanı gelmeden önce, önceden, teslimden veya işlemden önce
(ödeme, gerçekleşen durum)
peşinat :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a
ait) + at (isim yapım ve çoğul eki) * bir alışverişte, özellikle borç veya
taksitle yapılan ödemede önceden verilen ilk ödeme tutarı, avans
peşinen :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a
ait) + en (sıfat yapım eki) * önceden olan, gerçekleşmeden, önceden ve kesin
olarak kabul edilerek olan (yapılan veya söylenen)
peşkeş :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + keş (çeken, çekici,
taşıyan) * takdim edilen şey, küçüğün büyüğe verdiği hediye, özellikle bir
göreve atanma karşılığı hükümdara verilen bahşiş; bir kimseye genellikle çıkar
veya kayırma amacıyla bir şeyi haksız biçimde sunma, verme veya armağan etme,
rüşvet niteliğinde sunma; hediye, armağan, hibe
peşkir :
far. * piş, peş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + giriftan
(tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi
yerine getiren) * el, yüz silmek veya servis sırasında kullanmak için öne
serilen, genellikle ince dokumadan yapılmış büyük mendil, havlu, bez
peşko :
rus. * peçka (soba) * özellikle Doğu Karadeniz yöresinde (Trabzon, Rize,
Giresun civarı) kullanılan, fırınlı soba veya kuzine anlamına gelen yerel bir
kelime
peşmelba :
lat., fra., far. * persica (Pers (Fars) ile ilgili; Fars elması) ) (lat.);
pêche (şeftali) (fra.) + melba (ince, yumuşak; ebegümeci) * 19. yüzyıl sonunda
Fransız şef Auguste Escoffier tarafından soprano Nellie Melba onuruna
yaratılmış olan, genellikle krem şanti veya badem ile süslenerek servis edilen,
haşlanmış şeftali, vanilyalı dondurma ve ahududu, frambuaz sosu ile hazırlanan
klasik bir Fransız tatlısı
peşmerge :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + marg, merg (ölüm) *
önde ölüme gidenler; öncü fedai; 1961'den sonra Barzani savaşçılarına verilen
isim
peşpeşe :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + far. * piş (ön,
ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) (far.) + e (-a doğru, yönelim) (tür.)
peşrev :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + rev (gitmek,
ilerlemek; hareket etmek) * önden gitmek, önde giden; Türk musikisinde fasıl
veya makam eserlerinin başında icra edilen, faslın giriş taksiminden sonra ilk
çalınan, esere giriş niteliğindeki enstrümantal bölüm
peştemal :
far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm, göt) + mal (silen) * arka
silecek, arka kurulayıcı, arka havlusu; hamamda belden aşağısını örtmek için
kuşanılan veya çalışırken elbiselerin kirlenmemesi için belden itibaren sarılan
dokuma bez
peştuca :
far., tur. * peşt (dağlık bölge, yüksek yer; Peştunların yaşadığı coğrafya)
(far.) + uca (ile ilgili, -a ait) (tür.) * Afganistan ve Pakistan’da Peştun
halkı tarafından konuşulan, Hint-İran dil ailesine ait bir dil
PET :
lat. * Positron (pozitron) + Emission (emisyon, yayılım, dağılım, salınım) +
Tomography (tomografi) kelime grubunun akronimi * damar yolu ile enjekte edilen
metabolik radyoaktif ajanların biriktiği normal veya patolojik dokuları
görüntüleyen, metabolik veya fonksiyonel görüntüleme için kullanılan bir
sintigrafi ve tomografi tekniği
pet :
lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) (lat.); petit (küçük, ufak,
minik) (fra.) * evlerde beslenen kedi, köpek gibi evcil hayvanlar için
kullanılan, “ev hayvanı” anlamındaki modern terim
petal :
gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.); petalum (çiçek
yaprağı) (lat.) * çiçeğin dış görünüşünde renkli ve gösterişli bölümü
oluşturan, tozlaştırıcıları çekmeye yardımcı olan taç yaprağı bölümü
petalodi :
gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.); petalum (çiçek
yaprağı) + odia (isim yapım ve durum eki) (lat.) * katmerli çiçeklerde sıkça
görülen, çiçek organlarının (stamen (erkek organ) vb.) veya başka yapıların taç
yaprağına (petal) dönüşmesi, petal benzeri yapı kazanma durumu, petalleşme
petaloid :
gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * taç yaprağa benzeyen, görünüş veya yapı bakımından
çiçek yaprağını andıran (organ veya yapı)
petauridae :
gre. * petauron (uçmak için kullanılan araç, kanat benzeri yapı) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya ve Yeni Gine bölgesinde ağaçlarda
yaşayan, ön ve arka ayakları arasındaki deri kıvrımları sayesinde süzülebilen
küçük keseli memeliler grubu, uçar kuskusgiller veya çizgilikeseligiller
petek :
far., san. * petak (sepet) (far.); petaka (küçük sepet) (san.) * arıların
balmumundan yaptıkları, altıgen gözlerden oluşan, bal ve larva depoladıkları
düzenli yapı
peteşi :
lat. * petecchia (küçük nokta, purpurik leke) * deride veya mukoza yüzeyinde
(ağız içi gibi) küçük kılcal damar kanamalarına bağlı olarak oluşan, iğne ucu
büyüklüğünde, genellikle 2 mm'den küçük, kırmızı, mor veya kahverengi renkli,
basınca solmayan kırmızı-mor noktacıklardan her biri
peteşial :
lat. * petecchia (küçük nokta, purpurik leke) + alis (ile ilgili, -a ait) *
deride veya mukozada küçük noktasal kanamalarla ilgili olan, peteşi niteliği
taşıyan
petidin :
gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) (gre.)
+ idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * opioid sınıfına ait,
güçlü ağrı kesici olarak kullanılan sentetik ilaç, meperidin (C15H21NO2)
petifür :
lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + furnus (ocak, fırın) (lat.);
petit (küçük, ufak, minik) + four (fırın, ocak) (fra.) * Fransız mutfağından
gelen, genellikle kek, krema, çikolata veya meyve soslarıyla hazırlanan, özel
davetlerde çay/kahve yanında sunulan, tek lokmalık, küçük boyutlu, süslü pasta
veya bisküvi türü
petiolat :
lat. * petiolus (küçük ayak, sapçık) (pes, pedis (ayak) + olus (küçültme eki) +
atus (sıfat yapım eki) * yaprak ayasının bir sap aracılığıyla gövdeye
bağlandığı, belirgin yaprak sapına sahip olan (yapı), saplı, yaprak sapı olan
petiolül :
lat. * petiolus (küçük ayak, sapçık) (pes, pedis (ayak) + olus (küçültme eki) +
ulus (küçültme eki) * bileşik yapraklarda yaprakçığı ana yaprak sapına bağlayan
küçük sapçık, ikincil yaprak sapı yapısı
petisyon :
lat. * petere (istemek, dilemek, talep etmek, yönelmek, saldırmak) + tio (isim
yapım eki) (lat.); pétition (fra.) * bir makama veya otoriteye resmi olarak
yapılan toplu talep, dilekçe veya imza kampanyasıyla sunulan başvuru, dilekçe
petit :
lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) (lat.); petit (fra.) * küçük,
ufak, minik
petit mal :
lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + malus (kötü, fena, zararlı),
malum (kötülük, zarar) (lat.); petit (küçük, ufak, minik) + mal (kötü, fena,
zararlı; hasta; hastalık, nöbet, rahatsızlık) (fra.) * genellikle çocuklarda
görülen, birkaç saniye süren, ani ve geçici bilinç kaybı ile karakterize bir
epilepsi türü, absans nöbeti
petri :
alm. * petri (Alman bakteriyolog Julius Richard Petri'nin soyadından) *
mikrobiyoloji laboratuvarlarında bakteri, mantar ve hücre kültürü üretmek,
gözlemlemek ve incelemek amacıyla kullanılan, cam veya plastikten üretilen sığ,
yuvarlak ve kapaklı laboratuvar kabı
petrifikasyon :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) )
(gre.) + facere (yapmak, etmek eylemek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) *
organik materyallerin (odun, kemik, kabuk vb.) minerallerle yer değiştirerek
fosilleşmesi ve taş formuna dönüşmesi; taşlaşma, kayaçlaşma
petrikolöz :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) )
(gre.) + colere (yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek) +
osus (sıfat yapım eki) (lat.) * kayalık ortamlarda yaşayan, taşlar veya kaya
yüzeyleriyle ilişkili yaşam gösteren (organizma veya yapı)
petrikor :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
ichor (tanrıların damarlarında dolaştığı varsayılan kutsal sıvı, tanrıların
kanı, özsu) * yağmurdan sonra özellikle kuru toprağın ve taşlı yüzeylerin
yaydığı, bitkisel yağlar ve toprak bakterilerinin ürettiği maddelerin
birleşimiyle oluşan karakteristik hoş koku
petroglif :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
glyphein (oymak, kazmak, kazımak, yontmak), glyphos (oyma, kazma, oyulmuş,
kazılmış, yontulmuş) * taş yüzeylere oyularak veya kazınarak yapılmış tarih
öncesi veya eski dönemlere ait figür ve sembol çizimleri
petrografi :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * kayaçların mineral içeriğini, kimyasal bileşimini, dokusunu ve yapısal
özelliklerini makroskobik (çıplak gözle) ve mikroskobik (ince kesit)
yöntemlerle inceleyen, tanımlayan ve sınıflandıran bir jeoloji bilimi dalı
petrokimya :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * petrol ve doğal gaz gibi hidrokarbonlardan kimyasal ürünler elde
edilmesini inceleyen ve uygulayan kimya dalı
petrol :
gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a
ait) ) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva
(zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * yer altı kaya katmanlarında oluşan,
rafine edilerek yakıt (lpg, gaz yağı, benzin, motorin, fuel oil, asfalt,
bitümen vb.) elde edilen fosil sıvı enerji kaynağı
petroloji :
gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a
ait) ) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva
(zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * kayaçların oluşumunu, bileşimini ve dönüşüm süreçlerini
inceleyen jeoloji dalı
petromizon :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
mizein (emmek) + on (isim yapım eki) * ağızları emici yapıda olan, taşlara veya
kayalara tutunabilen, yılanımsı vücutlu yuvarlak ağızlı balık cinsi, taşemen
petromyzontidae :
gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a
ait) ) + mizein (emmek) + on (isim yapım eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * çenesiz balıklar sınıfına ait, ağızları emici disk
biçiminde olan, yılanımsı vücutlu ve çoğunlukla balıkların üzerinde parazit
olarak yaşayan yuvarlak ağızlı, omurgalı, yılan balığı benzeri ilkel bir hayvan
familyası, lampreyler, taşemengiller
petromyzontiformes :
gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a
ait) ) + mizein (emmek) + on (isim yapım eki) (gre.) + formis (şekilli,
biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) * vantuz benzeri dairesel ağızlarıyla diğer balıklara yapışarak asalak
(parazit) bir yaşam süren çenesiz ve pulsuz omurgalı balıkları kapsayan
biyolojik bir takım, taşemen, lamprey
petroraji :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak,
kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * Caryophyllaceae familyasına ait, taşlık
alanlarda yetişen otsu bitki cinsi
petroselinum :
gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) +
selinon (kereviz) * maydanoz (Petroselinum crispum) bitkisini ifade eden,
Apiaceae (maydanozgiller) familyasına bağlı olan, hem yemeklerde yeşillik,
baharat olarak kullanılan hem de idrar söktürücü ve iltihap önleyici
özellikleri nedeniyle geleneksel tıpta şifa kaynağı olarak bilinen, maydanoz ve
kerevizle ilişkili Akdeniz kökenli bitki cinsi
petröz :
gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a
ait) ) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * kayalık, taşlı; taş
gibi sert yapıda olan veya taş içeren; sert, yoğun kemiksi; temporal kemiğin iç
kulağı çevreleyen sert, yoğun ve taşsı kısım
petty cash :
ing. * petty (küçük, ufak, minik) + cash (nakit; kasa) * işletmelerin ofis
malzemeleri, posta masrafları, kargo veya taksi ücreti gibi düşük tutarlı,
anlık ve günlük harcamaları için likit olarak hazırda bulundurduğu, kilitli bir
kutuda tutulan az miktardaki nakit fon, küçük kasa, küçük nakit, küçük fon
petunia :
lat., gre. * Petun (Brezilya yerel adı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki)
* Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, trompet
şeklinde renkli çiçekler açan, genellikle yaz aylarında balkon ve bahçeleri
süsleyen popüler bir süs bitkisi
petunya :
lat., gre. * Petun (Brezilya yerel adı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki)
* Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, trompet
şeklinde renkli çiçekler açan, genellikle yaz aylarında balkon ve bahçeleri
süsleyen popüler bir süs bitkisi
petvey :
ing. * path (yol, güzergâh; izlenen rota) + way (yol, yöntem, tarz; ilerleme
biçimi) * bir sürecin adım adım ilerlediği yol; izlenen rota, yöntem veya
sistem içindeki ilerleme hattı; patika
peutz-jeghers sendromu :
hol. * peutz (Hollandalı doktor Jan Peutz’un soyadından) jeghers (Hollandalı
doktor Harold Jeghers’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya
dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * sindirim sisteminde çok
sayıda iyi huylu gastrointestinal polip (hamartom) oluşumu ve dudak/ağız
çevresinde koyu renkli lekelerle (pigmentasyon) karakterize, nadir görülen
kalıtsal (genetik) bir hastalık
pey :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.); pay (ödemek) (ing.), payer (ödemek)
(fra.) * bir alışveriş veya sözleşmede caymayı önlemek amacıyla önceden verilen
güvence parası, kaparo veya teminat akçesi
peyam :
far. * payam, paygam (geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber,
haber, mesaj, ileti) * geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber,
haber, mesaj, ileti
peyamaver :
far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + avardan, averdan (getirmek,
taşımak), aver (getiren, taşıyan) * haber getiren, haberci
peyda :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan) +
dadan (vermek, ortaya çıkarmak; oluşturmak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek)
* görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin
peydah :
far. * peyda (görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin) (pay (ayak,
adım, ayak izi, art, arka; işaret, nişan) + dadan (vermek, ortaya çıkarmak;
oluşturmak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) ) + h (heh-i havvaz; uzatma ve
isimleştirme eki) * görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin
peyderpey :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + der (içinde, boyunca, arasında) + pay
(ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım,
bölüm, parça, oran) * zaman içinde adım adım, aşamalı ve kesintisiz biçimde
(gerçekleşme), yavaş yavaş, aşamalı olarak, kademeli olarak
peygamaver :
far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + avardan, averdan (getirmek, taşımak),
aver (getiren, taşıyan) * haberci, haber getiren, nebi
peygamber :
far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + bar (taşıyan, getiren) * haberci,
haber getiren, nebi; Allah'ın emirlerini, vahiylerini insanlara ulaştırmakla
görevlendirilen elçi, resul, nebi
peygamberdevesi :
far., tür. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) (far.) + tebe (tepe,
çıkıntı, yükseklik; geviş getiren, hörgüçlü, uzun boyunlu hayvan, deve) + si
(iyelik eki) (tür.) * ön bacaklarını dua eder gibi kaldırmış duruşu nedeniyle
“peygamber gibi duran böcek” şeklinde halk adlandırmasıyla bilinen, avını ön
bacaklarıyla yakalayan yırtıcı böcek türü, mantis religiosa
peygamberöküzü :
far., tür. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) (far.) + okso, okas, ökür
(iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + ü (iyelik eki) (tür.) * ahmak, budala, bön,
aptal, salak, avanak
peygambervari :
far. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) + vari (ile ilgili, gibi,
benzer, -a ait) * peygambere özgü kabul edilen niteliklere benzer şekilde olan,
peygamberi andıran, peygamber tarzında görülen veya öyle algılanan
peyk :
far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan
hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * bir şeyin etrafında, ona tabi olarak
dönen, seyyare, uydu; haber ve mektup getirip götüren
peykan :
far.* pey (karşı, ön, uç, ileri, yüz; ileriye bakan kısım) + kan (-cı, yapan,
eden eki) * ok, mızrak veya benzeri silahlarda sivri uç kısmı; uç, sivri nokta
peyke :
far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan
hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + e (küçültme eki) * küçük haberci,
ulak; özellikle Osmanlı sarayında görev yapan genç haber taşıyıcı veya hizmetli
peyker :
far. * pey (karşı, ön, uç, ileri, yüz; ileriye bakan kısım) + kar (yapan, eden,
işleyen; edilen şey, iş, mahsul, getiri) * resim, suret, şekil, imaj; yüz,
çehre, surat; kadın ismi
peyk-i felek :
far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan
hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (far.) + i (tamlama eki) + falaka
(dönmek, dönerek gitmek), falak, felek (çark, çıkrık, çember, devir, daire,
döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer,
yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) (ara.) * Ay, Dünyanın etrafında
dönen Ay, Dünyanın peyki, Dünyanın uydusu
peyman :
far * padman, patman, payman (ölçmek) * ölçü, ölçek; itidal, antlaşma,
sözleşme, and, yemin, muahede, ahdleşme
peymane :
far * padman, patman, payman (ölçmek) + e (isim yapım eki) * ölçü kabı, kadeh
peymude :
far * padman, patman, payman (ölçmek) + ude (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
ölçülmüş
peynir :
ave., far. * panir (süt ürünlerinin mayalanarak katılaşması) (payah (süt) + nir
(isim yapım eki) ) * sütün mayalanıp katılaştırılmasıyla elde edilen, kahvaltı
ve yemeklerde kullanılan temel süt ürünü
peynir altı suyu :
ave., far., tür. * panir (süt ürünlerinin mayalanarak katılaşması) (payah (süt)
+ nir (isim yapım eki) ) (far.) + alt (aşağı, düşük) + ı (iyelik eki) + su
(hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) )
) + yu (iyelik eki) (tür.) * peynir üretimi sırasında sütün pıhtılaşmasıyla
ayrışan, protein, kalsiyum ve B vitaminleri açısından oldukça zengin olan,
sindirimi rahatlatma, kas gelişimini destekleme ve tokluk hissi verme gibi
işlevleri olan yeşilimsi-sarı renkteki besleyici sıvıd
peyrev :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + rev (gitmek, ilerlemek) * birinin izinden
giden, düşüncelerine veya yoluna uyan, takipçi, tabi olan (kimse)
peyronie :
fra. * peyronie (Fransız cerrah François Gigot de la Peyronie'nin soyadından) *
genellikle travma veya bağ dokusu hastalıkları sonucu gelişen ve penisi
çevreleyen zarda (tunica albuginea) oluşan sert plaklar nedeniyle peniste
sonradan gelişen ağrılı eğrilik, şekil bozukluğu ve sertleşme sorunu
peyzaj :
lat., fra. * pagus (kırsal bölge) (lat.); paysage (manzara; doğa görünümü,
çevre düzeni) (pays (ülke, bölge; toprak parçası) + age (isim yapım eki) )
(fra.) * bir yerin doğal veya düzenlenmiş görsel görünümü; doğa, şehir veya
bahçe gibi alanların estetik olarak algılanan bütünsel manzarası
pezevenk :
far. * pej (kirli, ahlaksız, fahiş) + wend (sahip, ile ilgili) * kadın simsarı,
karısını başkalarına peşkeş çeken, muhabbet tellalı, fuhuş aracıs
pezir :
far. * pazireftan (kabul etmek, almak, benimsemek) * alan, kabul eden,
benimseyen, emire uyan
pezo :
far. * pej (kirli, ahlaksız, fahiş) + wend (sahip, ile ilgili) * kadın simsarı,
karısını başkalarına peşkeş çeken, muhabbet tellalı, fuhuş aracıs (argo
kısaltması)
ph :
lat., gre. * pondus (ağırlık, yük; tartı ölçüsü) (lat.) + hydor, hudros, hydros
(su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * bir maddenin asidik veya bazik (alkali) olma
seviyesini hidrojen iyonu konsantrasyonu ile belirleyen ölçü değeri (Suyun
içindeki hidrojen iyonlarının yoğunluğunu belirten pH, 7 nötr, 7'den küçük
asidik, 7'den büyük bazik kabul edilir. Kan pH'ı 7.35-7.45, cilt ise hafif
asidik (yaklaşık 5.5) yapıdadır.)
phaeton :
gre. * phaethon (parlayan, parıldayan, ışıldayan, ışık saçan) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + thon
(sıfat yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde Güneş tanrısı Helios'un arabasını
süren oğlu olarak bilinen
phaius :
gre. * phaios (gri, koyu renkli; kahverengimsi ton) * Orchidaceae familyasına
ait, koyu renkli orkide cinsi
phalacrocoracidae :
gre., lat. * phalakros (kel, tüysüz) + korax (karga) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * sulukuşları (Suliformes) takımına ait olan, uzun
boyunlu, suya dalarak avlanan, koyu renkli tüyleri ve kanca uçlu gagalarıyla
bilinen su kuşları grubu, karabatakgiller
phalangeridae :
gre., lat. * phalangion (örümcek ağı, ağ biçimli yapı) (phalanx (saf, sıra;
parmak kemikleri dizisi, eklemli bölüm) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya ve çevresindeki bölgelerde
yaşayan, kuskusgiller veya keseli sıçanları kapsayan, çoğunlukla ağaçlarda
bulunan ve keseli yaşam biçimine sahip küçük, keseli ve orta büyüklükteki
memeliler grubu
phanes :
gre. * phanes (görünen, görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa
çıkan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + es (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde “ilk ortaya çıkan, ışıkla
birlikte beliren ilksel tanrısal varlık” olarak kabul edilen, varoluşun
başlangıcında ışık ve görünürlükle ilişkilendirilen kozmogonik figür, ilksel
tanrı
phascolarctidae :
gre. * phaskolos (kese, torba) + arktos (ayı) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Vombatiformes alttakımına bağlı, Avustralya'ya özgü,
günümüzde yaşayan tek temsilcisi koala (Phascolarctos cinereus) olan bir keseli
memeli hayvan familyası, koalagiller
phaseolus :
gre., lat. * phaselos (fasulye; küçük tekne; taşıyıcı bakla) (gre.) + olus
(küçültme eki) (lat.) * Fabaceae familyasına ait, fasulye ve benzeri
baklagilleri kapsayan bitki cinsi
phasianidae :
gre., lat. * phasianus (sülün cinsi adı) (Phasis (Karadeniz'in doğusundaki
antik bölge ve nehir adı) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Tavuksular takımına ait olan, tavuk,
sülün, keklik, hindi, bıldırcın, tavus kuşu ve benzeri karasal ötücü olmayan
kuşları kapsayan, çoğunlukla güçlü bacaklı ve yerde yaşayan kuşlar grubu,
sülüngiller
phellinaceae :
gre, lat. * phellos, (mantar meşesi, mantar gibi gözenekli madde) (gre.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Asterales (Papatya takımı) içinde
yer alan, Yeni Kaledonya adasında yetişen, çalı formundaki tek bir cinsi
(Phelline) ve yaklaşık 10 ila 14 kadar çiçekli bitki türünü barındıran, odun
üzerinde gelişen, çoğunlukla sert yapılı ve çok yıllık meyve gövdeleri
oluşturan endemik mantarlar grubu
pheme :
gre. * pheme (söylenti, ün, duyum, haber; konuşularak yayılan bilgi, rivayet) *
Yunan mitolojisinde söylentiyi, dedikoduyu ve halk arasında yayılan şöhreti
kişileştiren, haberlerin ve dedikoduların yayılmasını simgeleyen tanrıça
niteliğindeki mitolojik varlık
phenax :
gre. * phenax (aldatıcı, sahte, yalancı) * Euphorbiaceae familyasına ait,
görünüşüyle yani morfolojik benzerlikleriyle başka bitkileri andıran cins
phenex :
gre. * phoinix, phoenix (efsanevi kuş anka; yeniden doğuş ve ateşle
ilişkilendirilen mitolojik ad alanı Feniks) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana
kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden
bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, tatlı bir sesle
şarkı söyleyen, şairleri ve bilimleri eğitmeyi vaat eden ve bin iki yüz yıl
sonra yedinci gökteki tahtına geri dönmeyi uman 37. cin
philotes :
gre. * philotes (sevgi, dostluk, yakınlık, bağ kurma) * Yunan mitolojisinde
dostluğu, yakın ilişkileri ve insanlar arasındaki sevgi bağını kişileştiren,
genellikle Eris’in (Kavga Tanrıçası) zıttı olarak uyum ve bağlılıkla
ilişkilendirilen küçük tanrı, küçük ruh
philydraceae :
gre., lat. * philos (seven, sever, sevici) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı)
(gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * genellikle Avustralya,
Güneydoğu Asya ve Japonya'daki nemli, bataklık veya sulak bölgelerde yetişen
otsu bitkiler familyası
phlebotomus :
gre., lat. * phleps, phlebos (damar, kan damarı) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) + us (son ek) (lat.) * damar kesen, kan emen; Psychodidae
familyasına bağlı olan, geceleri aktif olup kan emen, sivrisinekten daha küçük
ve sessiz olan, Şark çıbanı (Leishmaniasis) ve tatarcık humması gibi
hastalıkları bulaştıran "vektör" canlı, tatarcık, yakarca, gürpdüşen,
yakağan, kum sineği
phleum :
gre., lat. * phleon, phleos (sap, bitki sapı) (gre.) + um (isim yapım eki)
(lat.) * Poaceae (buğdaygiller) familyasına ait, ince gövdeli, başak biçimli
çiçek kurulları oluşturan, çayır ve otlaklarda yetişen, sapı uzun, darımsı
bitkileri kapsayan cins
phloem :
gre. * phloios (kabuk, dış tabaka, ağaç kabuğu) + em (isim yapım eki) *
bitkilerde fotosentez ürünlerini (şeker ve diğer organik besinler) yapraklardan
diğer organlara taşıyan iletim dokusu, soymuk doku
phlogiston :
gre. * phlox (ateş, alev, parlak renk, ışık parıltısı, ateş dili), phlogizein
(yakmak, alev almak, yanmak) + on (isim yapım eki) * 17. ve 18. yüzyıllarda
yanma olayını açıklamak için kullanılan, yanıcı maddelerin içinde var olduğu
düşünülen hayali bir "ateş ruhu" veya maddeye verilen isim (Alman
simyacı Johann Joachim Becher tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, bir
madde yandığında veya paslandığında içindeki flogistonu havaya bırakır.)
phlox :
gre. * phlox (ateş, alev, parlak renk, ışık parıltısı, ateş dili) *
Polemoniaceae familyasına ait, parlak renkli, alev görünümlü ve çiçekli bitki
cinsi
phnom penh :
kme. * phnom (tepe) + penh (1372 yılında Tonlé Sap Nehri'nde bulduğu Buda
heykellerini yerleştirmek için yapay bir tepe (Wat Phnom) inşa ettiren Daun
Penh ("Büyükanne Penh") adlı zengin bir kadının soyadından) *
Kamboçya'nın başkenti
phobos :
gre. * phobos (korku, dehşet, panik) * Yunan mitolojisinde Ares’in oğlu olarak
geçen, savaşta ortaya çıkan korku ve paniğin kişileştirilmiş hali olan tanrısal
varlık
phoca :
gre. * phoke (deniz memelisi, ayı balığı) * özellikle liman foku (Phoca
vitulina) gibi türleri içeren, gerçek foklar (Phocidae) ailesine ait fok
balıklarının bilimsel cins adı
phocaea :
gre., lat. * phokaia (foklarla ilişkili yer; antik İyonya'da bir kent) (phoke
(fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + eia (isim yapım ve yer eki) )
(gre.) * foklarla ilişkili canlılar veya foklar grubu
phocidae :
gre., lat. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * etçiller takımına ait, kulak kepçeleri
bulunmayan, yüzgeç biçimli uzuvlara sahip, çoğunlukla denizlerde yaşayan foklar
grubu, fokgiller, denizköpeğigiller
phocoena :
gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + hoinos (domuz
yavrusu, küçük domuz) * dişli balinalar takımındaki musurgiller (Phocoenidae)
familyasına ait küçük deniz memelilerini, yani mutur (veya musur) balinalarını
kapsayan bilimsel bir cins
phocoenidae :
gre., lat. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + hoinos (domuz
yavrusu, küçük domuz) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) *
musurgiller veya liman yunusugiller olarak bilinen, yunuslara benzeyen ancak
daha kısa gagaları ve künt kafalarıyla onlardan ayrışan dişli balinalar alt
takımına ait küçük deniz memelileri familyası
phoebe :
gre. * phoibe (parlak, ışıldayan, saf) + e (disil eki) * ışık saçan, parlak
olan; Yunan mitolojisinde Titanlar kuşağından, genellikle kehanet ve ay ışığıyla
ilişkilendirilen, Leto’nun annesi olarak da anılan bir tanrıça
phoenix :
gre. * phoinix, phoenix (efsanevi kuş anka; yeniden doğuş ve ateşle
ilişkilendirilen mitolojik ad alanı Feniks) * Yunan mitolojisinde kendi
küllerinden yeniden doğduğu söylenen, ateşle ilişkilendirilen, yeniden doğuş ve
ölümsüzlük sembolü addedilen efsanevi kuş, anka
pholcidae :
gre. * pholkos (eğri, bükük, kıvrık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * bodrum örümceği, kiler örümceği veya uzun bacaklı örümcek (İngilizce
daddy long-legs) olarak bilinen, çoğunlukla ev ve mağara ortamlarında yaşayan,
çok uzun ve ince bacaklara sahip bir örümcek familyası
pholidota :
gre. * pholidiotos (pullarla kaplı) (pholis (pul, küçük levha) + otos (ile
ilgili, -a ait) ) + a (taksonomik çoğul eki) * vücudu keratin pullarla kaplı,
plasentalı, uzun burunlu ve böceklerle beslenen, pangolinleri kapsayan
memeliler takımı, pangolinler, pullu memeliler
phorkys :
gre. * phorkys (derin denizle, gizemli karanlık sularla ilişkilendirilen ad) *
Yunan mitolojisinde deniz canavarlarının (Gorgonlar, Graialar vb.) atası olarak
bilinen ve Pontos (deniz) ile Gaia’nın oğlu olan ve denizin ilkel ve tehlikeli
yönlerini temsil eden deniz tanrısı
phormium :
gre. * phormion (küçük sepet, hasır kap) * Asphodelaceae familyasına ait, Yeni
Zelanda ve Norfolk Adası kökenli, kılıç şeklindeki sert yapraklarıyla bilinen
çok yıllık, her dem yeşil olan, Yeni Zelanda keteni olarak bilinen, lifli
yaprakları sepet ve örgü yapımında kullanılan, uzun yapraklı ve sepet benzeri
yapısı olan peyzaj bitkisi cinsi
phosphoros :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren,
taşıyan) ) * Yunan mitolojisinde “ışık getiren” anlamıyla sabah yıldızını
(Venüs’ün şafak vakti görünümü) kişileştiren ve Eos’un (şafak tanrıçası) oğlu
olarak da anılan varlık
phryma :
gre. * phryma (parça, kırıntı, küçük kopmuş parça; kısa, sık bitki) * Phryma
leptostachya (Amerikan lopseed/sarkık tohum) türüyle bilinen, eklem ağrıları,
kaşıntı ve çeşitli cilt rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan, Phrymaceae
familyasına ait çok yıllık otsu bir bitki cinsi
phusis :
gre. * phyein (doğmak, oluşmak, büyümek), physis (doğa, oluş, büyüme) * Yunan
düşüncesinde doğanın kendisini, varlıkların içsel gelişimini ve oluş sürecini
ifade eden doğanın üretken gücünün kişileştirilmiş hali
phyla :
gre. * phyle, phylon (soy, kabile, grup, topluluk) * mine çiçeğigiller
(Verbenaceae) familyasında yer alan, küçük çiçekli otsu bitkilerden oluşan cins
phyllanthaceae :
gre., lat. * phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * tropikal ve ılıman bölgelerde yetişen, eskiden
sütleğengiller (Euphorbiaceae) familyasında sınıflandırılan, otsu bitkiler,
çalılar ve ağaçlardan oluşan çiçekli bir bitki familyası, yaprak-çiçekgiller,
duvarnohutugiller
phyllanthus :
gre. * phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) * Phyllanthaceae familyasına ait,
yaprakları üzerinde çiçek açan, başta karaciğer ve böbrek sağlığı olmak üzere
geleneksel tıpta (özellikle Ayurveda) kullanılan, tropikal bölgelerde yetişen
bir bitki cinsi
phyllomedusidae :
gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + medousa (yöneten, denetleyen, koruyan, sahip
olan dişi; Yunan mitolojisinde saçları yılanlardan oluşan, bakışlarıyla
insanları taşa çeviren canavar kadın) (medein (yönetmek, kontrol etmek,
denetlemek, sahip olmak) + ousa (dişi sıfat yapım eki) ) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına bağlı,
Neotropik bölgede (Orta ve Güney Amerika) yaşayan, yaprak benzeri görünüşe
sahip, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, parlak renkli ağaç kurbağaları familyası,
yaprak kurbağaları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder