27 Eylül 2026 Pazar

peleme - phyllomedusidae

peleme : tür. * pelemek (sallanmak, bocalamak, dalgalanmak) * nehir taşımacılığında veya sığ sularda ulaşım amacıyla kullanılan, altı düz, gondol benzeri küçük bir kayık türü

pelemir : tür. * pelemir (yağlı tohumlu bir bitki) * buğday tarlalarında kendiliğinden yetişen, tohumları, ekmeğe koku ve lezzet vermek, bayatlamasını geciktirmek ve sindirimi rahatlatmak için geleneksel olarak kullanılan, kanser araştırmalarında öne çıkan, biyodizel hammaddesi olarak da değerlendirilen, hazmı kolaylaştıran Anadolu'ya özgü endemik ve şifalı bir bitki, acımuk, melemür, acımık, belemir, belemür

peleng : far. * palang, peleng (kaplan, pars, leopar) * kaplan, pars, leopar

pelerin : lat., fra. * peregrinus (gezgin, yabancı) (lat.); pelerin (hacı) (fra.) * genellikle omuzlardan aşağı sarkan, kolsuz, önü açık veya kapalı, soğuktan, yağmurdan korunmak veya şıklık amacıyla kıyafetlerin üzerine giyilen dış giysi

pelesenk : far., gre. * barsang (denge sağlamak amacıyla teraziye, kayığa veya at yükünün hafif tarafına konulan taş) (bar (ağırlık, yük) + sang, seng (taş, kaya, sert mineral kütle) ); balasan (bazı ağaçlardan elde edilen, parfüm ve ilaç yapımında kullanılan reçine.) (far.), balsamon (gre.) * çeşitli bitkilerden çıkarılan kokulu bir reçine; pelesenk ağacından elde edilen, mobilyacılıkta kullanılan değerli kereste; bir kelimenin veya cümlenin sık ve sürekli olarak tekrarlanması (konuşma dili)

peleus : gre. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) * Yunan mitolojisinde deniz tanrısı Nereus’un kızı Thetis ile evlenen ve Akhilleus’un babası ve Phthia kralı olan kahraman

pelikan : gre., lat. * pelekanos (uzun gagalı su kuşu) (gre.); pelecanus (lat.) * uzun gagalı, genellikle büyük su kuşlarını tanımlayan bir kelime; gagasında bulunan geniş torba sayesinde balık avlayan ve su kenarlarında yaşayan kuş türü

pelikül : lat. * pellis (deri, zar) + culum (küçültme eki) * bir yüzeyi kaplayan veya örten çok ince tabaka veya zar, örneğin film, deri zarı veya mikroskobik tabaka; tek hücrelilerin dışındaki ince koruyucu tabaka; sinema ve fotoğrafçılıkta görüntü kaydetmek için kullanılan, ışığa duyarlı emülsiyonla kaplanmış şeffaf, plastik, boş film şeridi

pelin : sla. * pelany (tadı acı, şifalı bitki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından, gri-yeşil, acı ve kokulu yaprakları olan, genellikle sindirim sistemini iyileştirmek için ve içki (özellikle absent) yapımında kullanılan şifalı bir bitki, Artemisia absinthium; kadın ismi

pelit : gre. * balanites (meşe palamudu) (gre.); ballut (ara.) * meşe ağacının (özellikle palamut meşesinin) kadeh (kupula) içinde bulunan, kestane benzeri sert ve buruk lezzetli meyvesi, meşe palamudu

pellüsid : lat. * pellucidus (saydam, ışığı geçiren, açık ve berrak) (pellucere (içinden ışık geçmek, parlamak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + lucere (ışık saçmak, ışık yaymak, ışık vermek, parlamak, ışıldamak) ) + idus (ile ilgili, -a ait) ) * ışığı geçirecek derecede saydam olan, açıkça görülebilen veya anlaşılır nitelikte bulunan (yapı veya durum)

pelobatidae : gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) + bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan, giden, ilerleyen) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yaşayan, kazıcı yaşam biçimleri ve arka ayaklarındaki kürek biçimli çıkıntılarıyla bilinen kurbağa familyası, kazıcı kurbağalar, kürekayaklı kurbağalar

pelodryadidae : gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) + drys (ağaç), dryas (ağaç perisi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya ve çevresindeki bölgelerde yaşayan, çoğunlukla ağaçlarda bulunan ve tırmanmaya uyarlanmış yapılarıyla bilinen, amfibiler grubunda yer alan, kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait olan, genellikle Avustralya ve Yeni Gine bölgelerinde yaşayan bir ağaç kurbağası familyası

pelomedusidae : gre., lat. * pelos (kil, toprak, çamur, balçık, çömlekçi çamuru, toprak künk) + medousa (yöneten, denetleyen, koruyan, sahip olan dişi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Pleurodira (yan boyunlu kaplumbağalar) alttakımına bağlı, Türkçe adıyla Afrikabataklıkkaplumbağasıgiller olarak bilinen, başlarını ve boyunlarını dikey olarak kabuğun içine çekmek yerine yana doğru kıvırarak kabuğun kenarının altına saklayan bir sürüngen familyası

peltat : lat. * pelta (küçük kalkan, hafif savaş kalkanı) + atus (sıfat yapım eki) * sapın yaprak ayasının ortasına veya iç kısmına bağlandığı, kalkan biçimli yapıya sahip olan organ veya yapı, kalkansı, kalkan şeklinde

pelte : far. * paludan (süzmek), palude (süzülmüş şey, süzgü) * meyve suyu, meyve püresi, nişasta ve şekerle pişirilip soğutulan, genellikle limonlu veya portakallı yapılan jöle kıvamında bir tatlı türü; aşırı gevşek, dermansız veya çok yumuşak kıvamlı (mecazi)

peltek : tür. * bel, pel (bozuk ses) + tek (ile ilgili, -a ait) * dilin yanlış pozisyonu veya genetik yapıdan kaynaklanan diş ve damak sorunları nedeniyle ortaya çıkan, özellikle "s", "z", "ş", "ç" gibi harfleri söylerken dilin dişlerin arasına alınarak veya hava çıkışı yanlış ayarlanarak oluşan bir artikülasyon bozukluğu

pelür : lat., fra. * pilus (tüy, kıl, saç teli), pilare (saçları, kılları yolmak, deriyi temizlemek) + ura (isim yapım eki) (lat.); pelure (meyve kabuğu, zar, soymuk, ince kağıt) (peler (soymak, kabuğunu soymak) + ure (isim yapım eki) (fra.) * beyaz veya renkli olarak üretilen, çok ince, hafif, yarı şeffaf ve yumuşak dokulu bir kağıt türü; yazı makinesinde kopya çıkarmak için kullanılan, ince ve yarı saydam kağıt; ince metal tel, iplik veya yaprak halinde malzeme; özellikle süsleme, nakış veya değerli malzemelerde kullanılan çok ince metal veya folyo halinde tel, iplik veya levha

pelüş : lat., fra. * pilus (tüy, kıl, saç teli) (lat.); peluche (uzunca tüylü post, kürk) (fra.) * yün, pamuk, ipek, keçi kılından yapılan, bir yüzü çok uzun tüylü, kadifeye benzeyen, yumuşak ve parlak bir kumaş

pelvektomi : gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * leğen kemiği (pelvis) veya çevresindeki dokularda gelişen ileri evre kanserleri, tümörleri veya ciddi hasarları tedavi etmek amacıyla leğen kemiğinin bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

pelvik : gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * karın alt bölgesinde, leğen kemiği (pelvis) ile çevrili bölgeye ve bu bölgeyle ilgili

pelvikalisiyel : gre., lat. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + calix (kadeh, çanak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * böbreğin süzdüğü idrarı toplayıp idrar kanallarına (üreter) ileten, merkezdeki havuzcuk (pelvis) ve böbrek çanağı (kaliks) yapıları

pelvimetre : lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * pelvisin (leğen kemiğinin) boyutlarını ve çaplarını ölçmek için kullanılan ölçüm aleti

pelvis : lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) (lat.) * kalça kemiklerini, mesaneyi ve rektumu içeren, karın ve uyluklar arasındaki leğen şeklinde olan kemik, leğen kemiği

pelvis renalis : lat., gre. * pelex (kask, kadeh, kase) (gre.); pelvis (havza, leğen, havuz) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * böbreğin merkezinde yer alan, süzülen idrarı kalikslerden alıp üretere (idrar kanalı) aktararak idrarın mesaneye iletilmesini sağlayan ve idrar akışını düzenleyen huni şeklindeki toplama yapısı (bu bölge, taş veya tümör durumlarında şişerek hidronefroz oluşturabilir.)

pembe : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu renk

pembe kurt : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) (far.) + kurt (tırtıl, larva; köpeğe benzer vahşi hayvan) (tür.) * özellikle pamuk tarımında tarak, çiçek ve kozalara zarar veren, larva döneminde pamuk çiğitlerini yiyerek verim kaybına (%80'e kadar) yol açan çok zararlı bir karantina zararlısı, pectinophora gossypiella

pembezar : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) + zar (tarla, bahçe; -lik) * özellikle Aydın ve Muğla bölgelerinde el tezgahlarında üretilen, genellikle ipek veya pamuktan yapılan ince, yumuşak, bürümcük görünümlü geleneksel bir kumaş türü

pembrolizumab : lat. * pembro (ön ek) + li (bağlayıcı hece) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerine karşı etki gösteren, özellikle PD-1 reseptörünü hedef alan immünoterapi ilacının etken maddesi (C6534H10004N1716O2036S46)

pemetreksed : lat. * pemet (ön ek) + reksed (antineoplastik ilaç adlandırma son eki) * özellikle malign plevral mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri (KHDAK - non-skuamöz tip) tedavisinde kullanılan, kanser hücrelerinin DNA/RNA sentezini bozarak çoğalmalarını engelleyen antimetabolit sınıfı bir kemoterapi ilacının etken maddesi (C20H21N5O6)

pemfigoid : gre. * pemphix (kabarcık, bül) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) * bağışıklık sisteminin yanlışlıkla cilt dokusuna saldırarak deri yüzeyinde içi sıvı dolu, kaşıntılı, gergin kabarcıklar (bül) oluşturduğu, nadiren mukoza zarlarında, genellikle koltuk altı, kasık ve karın bölgelerinde yaygın kabarcıklar ve sonrasında yaralar şeklinde ortaya çıkan kronik bir otoimmün deri hastalığı

pemfigus : gre. * pemphix (kabarcık, bül) + us (son ek) * deride ve mukozalarda su dolu kabarcıkların (büllerin) oluşumu ile karakterize olan, otoimmün mekanizmalı deri hastalığı

pemfigus vegetans : gre. * pemphix (kabarcık, bül) + us (son ek) + vegetare (canlandırmak, büyütmek, geliştirmek) + entia (isim yapım ve durum eki) * bağışıklık sisteminin cilde saldırdığı, özellikle koltuk altı ve kasık gibi kıvrımlı bölgelerde siğil benzeri, kalınlaşmış yaralar (vejetatif plaklar) ve mukoza erozyonları ile karakterize olan nadir, kronik ve otoimmün bir deri hastalığı

pemfigus vulgaris : gre. * pemphix (kabarcık, bül) (gre.) + vulgaris (yaygın, sıradan, olağan, bayağı, genel) (us (son ek) + vulgus (halk, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * bağışıklık sisteminin sağlıklı cilt ve mukoza hücrelerine yanlışlıkla saldırarak ağız, cilt ve genital bölgede ağrılı, kolay patlayan içi sıvı dolu kabarcıklara (bül) neden olduğu nadir, ciddi ve kronik bir otoimmün hastalık

pena : lat. * penna, pinna (kanat, kuş tüyü) * gitar, bağlama, mandolin gibi telli çalgıları çalmak için kullanılan, plastik, kemik, mika veya ahşaptan yapılan küçük, üçgenimsi araç, mızrap

penaeidae : lat. * penaeus (karides cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * eklembacaklılar (Arthropoda) dalının kabuklular (Crustacea) sınıfına ait, halk arasında genellikle deniz karidesi veya penaeid karides olarak bilinen büyük bir karides familyası

penah : far. * panah, penah (sığınak, dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) * sığınma, iltica; sığınılacak yer, sığınak, melce

penahende : far. * panah, penah (sığınak, dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) + ende (-cı, yapan, eden eki) * sığınan, iltica eden

penahgah : far. * panah, penah (sığınak, dayanak noktası, koruyucu kişi, melce; sığınma, iltica) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * sığınak, sığınılacak yer, melce, dayanak noktası, koruyucu, melce

penalizasyon : lat. * poena (ceza) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.); pénalisation (fra.) * göz tembelliği (ambliyopi) tedavisinde, sağlam gözün damla (genellikle Atropin) kullanılarak geçici olarak bulanıklaştırılması ve böylece tembel gözün çalışmaya zorlanması (cezalandırılması) yöntemi

penaltı : lat. * poena (ceza) + tal (ile ilgili, -a ait) * bir kural ihlali veya suç karşılığında uygulanan resmi ceza veya yaptırım; futbolda savunma yapan takımın kendi ceza sahası içinde kural ihlali (faul, elle oynama vb.) yapması sonucu, hakem kararıyla hücum takımı lehine verilen ve bir hücum takımı oyuncusunun savunma kalesine şut çekmesini öngören ceza atışı

penbe : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu renk

penbezar : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) + zar (tarla, bahçe; -lik) * özellikle Aydın ve Muğla bölgelerinde el tezgahlarında üretilen, genellikle ipek veya pamuktan yapılan ince, yumuşak, bürümcük görünümlü geleneksel bir kumaş türü

penbezen : far. * panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) + zeden, zen (yapan, eden, icra ve ifa eden) * pamuk atan, pamuğu yay, tokmak veya makine yardımıyla işleyerek kabartan kişi, pamukçu, pamuk atıcı, yorgancı, hallaç

penc : far. * penc (beş, 5) * beş, 5

pencere : far. * penc (beş, 5) + ere (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beş gözeli hava deliği; yapıları veya araçları aydınlatmak, havalandırmak ve dışarıyı görmek amacıyla duvarlara bırakılan, genellikle açılıp kapanabilen camlı çerçeve bölmesi

pencik : far. * penc (beş) + yek (bir, tek) * Osmanlı döneminde, asker olarak yetiştirilmek üzere, savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemioğlan adaylarına verilen ad

pencücar : far. * penc (beş) + u (ve) + car (dört) * beş ve dört; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 5, diğerinin 4 gelmesi

pencüdü : far. * penc (beş) + u (ve) + dü (iki) * beş ve iki; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 5, diğerinin 2 gelmesi

pencüpenc : far. * penc (beş) + u (ve) + penc (beş) * beş ve beş; tavla oyununda atılan zarlardan ikudinin de 5 gelmesi

pencüse : far. * penc (beş) + u (ve) + se (üç) * beş ve üç; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 5, diğerinin 3 gelmesi

pencüşeş : far. * penc (beş) + u (ve) + şeş (altı, 6) * beş ve beş; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 5, diğerinin 6 gelmesi

pencüyek : far. * penc (beş) + u (ve) + yek (bir, tek) * beş ve 1; tavla oyununda atılan zarlardan birinin 5, diğerinin 1 gelmesi

pençe : far. * penc (beş) + e (-ci, gibi olan) * tırnaklı hayvan ayağı, kavrayan beşli (punch (yumruk) (ing.), poignée (avuç, kabza) (fra.) )

pençgah : far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * Türk musikisinde, rast ve bayati dizilerinden oluşan bir birleşik (mürekkep) makam

pençgah-ı asl : far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i (tamlama eki) + asl (esas, öz, temel, ana, hakiki, gerçek) * Türk musikisinde Rast perdesinde karar veren, Uşşak yapılı, Nevaperdesini güçlü olarak kullanan ve basit Isfahan, Neva, Rast ve Acemli Rast dizilerinin karışımından oluşan mürekkeb (birleşik) bir makam

pençgah-ı ırak : far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i (tamlama eki) (far.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde Irak perdesinde Segâh beşlisi ve yerindeki Uşşak dörtlüsünün (bazen Bûselik beşlisi ile) birleşimiyle oluşan, genellikle inici-çıkıcı özelliğe sahip karmaşık ve zengin melodik yapılı bir birleşik (mürekkep) makam

pençgah-ı zaid : far. * penç (beş) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + i (tamlama eki) (far.) + zaid (artıran, çoğaltan) * Türk musikisinde Rast (sol) perdesinde karar veren, Isfahan dizisi üzerine Rast veya Acem'li Rast dizilerinin eklenmesiyle oluşan birleşik (mürekkep) bir makam (En önemli farkı, Pençgah-ı Asıl'dan farklı olarak, özellikle karar öncesi Neva perdesinde (re) Buselik çeşnisiyle Nişabur ve Pençgâh beşlilerini sıkça göstermesidir.)

pençik : far., tür. * penc (beş) (far.) + ik (küçültme veya pay eki) (tür.) * Osmanlı Devleti'nde savaşlarda esir alınan Hristiyan gençlerin beşte birinin (1/5) devlet tarafından asker (Yeniçeri) veya görevli olarak yetiştirilmek üzere alınması sistemidi

pendik : gre. * pantikhion, pantikapion (her şeyin geçtiği yol) (pantos (her şey, tüm, bütün, hepsi, tamamen) + kape (yol, geçit) + ion (son ek) * her şeyin geçtiği yol; İstanbul’un bir ilçesi

pendikül : lat. * pendere (sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) * sarkık, asılmış, küçük çıkıntı veya sap benzeri yapı; anatomide veya biyolojide ince bir sapla bağlı küçük oluşum

pendiküler : lat. * pendere (sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * sapla bağlı, sarkık yapı ile ilişkili, ince bir sap aracılığıyla bağlı

pendkar : far. * pend (nasihat, öğüt) + kar (yapan, eden, işleyen; ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nasihat eden, nasih, öğüt veren

pendname : far. * pend (nasihat, öğüt) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * İslami edebiyatta insanlara ahlaki, dini ve toplumsal öğütler veren, toplumu eğitmek, dirlik sağlamak ve idarecilere rehberlik etmek amacıyla yazılan didaktik (öğretici), manzum veya mensur eser

peneplen : lat. * paene (neredeyse) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); pénéplaine (fra.) * uzun süreli aşınım sonucu neredeyse tamamen düzleşmiş geniş yüzeyleri ifade eden jeomorfolojik oluşum; akarsu aşındırmasının son aşamasında oluşan, deniz seviyesine yakın, hafif dalgalı, geniş düzlük, yontukdüz

penes : tür. * penes (altın taklidi sarı teneke pul) * genellikle halk oyunlarında kızların süs olarak kullandığı, altın taklidi, sarı tenekeden pul

penetran : lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat ); pénétrant (fra.) * içine giren, duhul eden, nüfuz eden

penetrans : lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + entia (isim yapım ve durum eki) (lat.); pénétrance (fra.) * içine girme duhul etme, nüfuz etme

penetrant : lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat ); pénétrant (fra.) * içine giren, duhul eden, nüfuz eden

penetrasyon : lat. * penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + tio (isim yapım eki) (lat ); pénétration (fra.) * bir cismin, maddenin veya etkinin başka bir yapının içine girme, nüfuz etme süreci veya durumu

penetre : lat. * penetratus (penetrare (içine girmek, nüfuz etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); pénétré (fra.) * içine geçmiş, duhul etmiş, nüfuz etmiş

pengö : mac. * peng (çınlamak, tınlamak) * Macaristan'ın II. Dünya Savaşı sonuna (1946) kadar kullandığı, daha sonra yerini forinte bırakan eski para birimi

penguen : gal. * pen (baş, kafa) + gwyn (beyaz) * Sphenisciformes takımının Spheniscidae familyasına ait, uçamayan, perde ayaklı, paytak yürüyüşlü ve suda çok hızlı hareket edebilen, genellikle Antarktika başta olmak üzere güney yarım kürede koloni halinde yaşayan ve balık, kril ile beslenen deniz kuşu

peni : gre. * penomai (çalışmak, geçimini zorlukla sağlamak, ihtiyaç içinde olmak), penia (yoksulluk, yoksunluk, kıtlık, eksiklik) * yoksulluk, yoksunluk, kıtlık, eksiklik, azalma, düşüş; kandaki hücre elemanlarının (lökopeni, trombositopeni gibi) normal sınırların altına düşmesini veya vücuttaki bir maddenin yetersizliğini ifade eden bir son ek

peni : alm., ing. * panninga (metal tava, metal kap) (alm.); penig (ing.) * Birleşik Krallık başta olmak üzere bazı İngilizce konuşulan ülkelerde kullanılan, pound veya dolar gibi temel para birimlerinin yüzde birine (1/100) eşit olan en küçük madenî para birimi

penil arter : lat. * penis (erkeklik organı) + ilis (ile ilgili, -a ait) + arteria (atardamar) * cinsel uyarı sırasında oksijenli kanı penisteki kavernöz cisimlere taşıyarak sertleşmeyi (ereksiyon) sağlayan atardamar

peninsula : lat. * paene (neredeyse, hemen hemen) + insula (içinde tek başına olan yer; ada) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) * üç tarafı sularla çevrili, bir tarafı karaya bağlı kara parçası, yarımada

peniocereus : gre., lat. * penios (ince) (gre.) + cereus (balmumu gibi, mumsu) (cera (balmumu, mum) + eus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, ABD'nin güneybatısı ve Meksika'da yetişen, yeraltında devasa (32 kg'a kadar) yumrulara sahip, ince gövdeli gece çiçeklenen kaktüs cinsi

penis : gre., lat. * phallos (dik, sert, ileri doğru uzanan şey, ileriye doğru çıkıntı yapan, dik yapı) (gre.); penis (kuyruk, uzantı, sap) (lat.) * erkeklerde hem üreme hem de idrar yapma işlevlerini yerine getiren dış cinsel organ, erkeklik organı

penisenvy : gre., lat., ing. * phallos (dik, sert, ileri doğru uzanan şey, ileriye doğru çıkıntı yapan, dik yapı) (gre.); penis (kuyruk, uzantı, sap) (lat.) + envy (kıskanmak, imrenmek, haset etmek) (ing.) * bir kişinin başka birinin penisine sahip olma arzusu veya bu nedenle duyduğu kıskançlık; kız çocuklarında görülen penise imrenme tutumu

penisilamin : lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus (küçültme eki) ) + alamine (sülfürlü aminoasit türevi) * Wilson hastalığı ve romatoid artrit gibi durumlarda kullanılan, vücutta bakır veya toksik metalleri bağlayıp bunların atılmasını sağlayan, sülfür içeren ilacın etken maddesi (C5H11NO2S)

penisilat : lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * küçük fırça biçiminde dallanmış veya fırça görünümünde uzantılara sahip olan (yapı)

penisilin : lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus (küçültme eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, Penicillium mantarından elde edilen antibiyotik türü (C16H18N2O4S)

penisilinaz : lat. * penicillus, penicillum (fırça, küçük fırça; mikroskobik yapısı küçük fırçaya benzeyen mantar cinsi) (penis (kuyruk, uzantı, sap) + illum, illus (küçültme eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ase (enzim eki) * bazı bakteriler tarafından üretilen ve penisilin grubu antibiyotikleri parçalayarak etkisiz hale getiren, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine (özellikle stafilokoklar) yol açan, ilacın yapısını bozarak tedavi başarısızlığına sebep olan bir beta-laktamaz enzim

penninervasyon : lat., gre. * penna (tüy, kanat) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) + tio (isim yapım eki) (lat.) * yaprak ayasındaki damarların ana orta damardan (midrib) bir tüyün tüyleri gibi her iki yana karşılıklı veya yan yana paralel olarak yayıldığı damarlanma düzeni, tüysu damarlanma

pennisetum : lat. * penna (tüy) + seta, setum (kıl) * Poaceae familyasına ait, fıskiyeyi andıran tüylü başaklara, salkımlara sahip, sıcak iklimleri seven, zarif ve çok yıllık bir süs çimi, çeşme otu, fıskiye otu, süs darısı

penoskrotal : lat. * penis (kuyruk, uzantı, sap) + scrotum (torba, kese; erkek genital bölgesinde testisleri çevreleyen deri torbası) * penis ile skrotumun (testis torbası) birleştiği bölge

penrose-hawking : ing. * Penrose (İngiliz matematikçi ve fizikçi Roger Penrose'un soyadından) + Hawking (İngiliz fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) * kara deliklerin oluşumu, tekillikler ve uzay-zamanın yapısıyla ilgili genel görelilik kuramı kapsamındaki matematiksel teoremler ve fiziksel sonuçlar bütünü, Penrose ve Hawking'in çalışmalarıyla ilişkilendirilen kütleçekimsel tekillik kuramı

pens : lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak, sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) (fra.) * kıskaç, pense, kıskaç biçiminde iğne; giysilerde bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm

pense : lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak, sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) (fra.) * kıskaç, pens, kıskaç biçiminde iğne; giysilerde bazı yerlerden içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm

penset : lat., fra. * pungere (batırmak, delmek, iğnelemek), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); pincer (kıstırmak, sıkıştırmak), pince (kıskaç, maşa, kerpeten) + ette (küçültme eki) (fra.) * küçük kıskaç biçiminde araç, cımbız, küçük maşa, küçük pense

pensiklovir : lat., gre. * penci (ön ek) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus; halkalı yapı) (gre.) + vir (antiviral ajan eki) * özellikle uçuk (herpes simplex) ve zona (herpes zoster) enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, virüs çoğalmasını engelleyen antiviral ilacın etke maddesi (C10H15N5O3)

penstemon : gre. * pente (beş) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) * Plantaginaceae familyasına ait, beş belirgin stamenli çiçekleri olan bitki cinsi

pentagastrin : gre. * penta (beş) + gaster (mide) + in (kimyasal madde, bileşik eki) * mide asit salgısını uyarmak için kullanılan, yapısında beş amino asit bulunan sentetik peptid hormon analoğu (C37H49N7O9)

pentagon : gre. * penta (beş) + gonia (kenar, açı, köşe) * beş kenarı ve beş açısı olan geometrik şekil; beşgen

pentagram : gre. * penta (beş) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * beş çizgili, beş noktalı şekil; beş köşeli yıldız, beş çizgiden oluşan yıldız; beş köşeli sembol; satanizmde Baphomet'in keçi formundaki kafasını simgeleyen figür

pentakuark : gre. * penta (beş) (gre.) + quark (Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann tarafından Finnegans Wake adlı eserdeki "Three quarks for Muster Mark!" ifadesinden alınarak üretilmiş olan kelime) (ing.) * beş kuarktan oluşan, üç kuark ve iki antikuark içeren bileşik hadron türü, güçlü etkileşim altında bulunan beşli kuark yapısına sahip parçacık

pentaloji : gre. * penta (beş) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * beş bölümden oluşan eserler bütünü; beşlemelerden oluşan anlatı veya inceleme

pentamerik : gre. * penta (beş) + metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beş ölçü birimine veya beş birimli yapıya sahip olan; şiirde beş ölçülü vezin yapısı

pentameröz : gre., lat. * penta (beş) + meros (parça, bölüm, kısım) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * beş parçadan, beş bölmeden veya beş üyeden oluşan, özellikle botanik ve zoolojide beşli düzen gösteren (yapı)

pentamidin : gre. * penta (beş) + amidum (bir karbonil grubuna bağlı azot içeren fonksiyonel grup, amid R-CONH2) + in (kimyasal madde, bileşik eki) * özellikle protozoal enfeksiyonların (Pneumocystis jirovecii) tedavisinde kullanılan antiparaziter ilacın etken maddesi (C19H24N4O2)

pentan : gre. * penta (beş) + an (doymuş hidrokarbon eki; alkan eki) * beş karbon atomu içeren, düz zincirli veya dallanmış yapıda olabilen doymuş hidrokarbon (alkan) (C5H12)

pentas : gre., lat. * pente (beş) + as (isim yapım eki) * Rubiaceae familyasına ait, beş taç yapraklı yıldız çiçekleri olan tropikal bitki cinsi

pentatlon : gre. * pente (beş) + athlon (yarış, müsabaka) * beş farklı spor dalından oluşan çoklu yarış türü; tek bir gün içinde yüzme, eskrim, atıcılık, binicilik (veya yeni sistemle engel parkuru) ve koşu disiplinlerini içeren, dayanıklılık, zihinsel odaklanma ve teknik beceriyi ölçen çok yönlü bir olimpik spor dalı

pentatonik : gre. * pente (beş) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beş sesten oluşan müzik dizisi veya bu diziye dayanan müzik sistemi

penthouse : fra , ing. * pente (çatı, üst kat, eğimli çatı, teras) + house (ev, yapı) * binanın en üst katında, genellikle lüks ve geniş daire olarak kullanılan kat veya daire

pentimento : lat. * pentire (pişman olmak, geri dönmek) + mentum (isim yapım ve durum eki) * bir eylem veya karar sonrası oluşan pişmanlık veya geri dönme durumu; resim veya sanat eserinde değişiklik izleri; sanatçının daha önce yaptığı değişikliklerin zamanla görünür hale gelmesi olgusu

pentobarbital : gre., lat. * penta (beş) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ve uyku verici etki gösteren, genellikle sakinleştirici, uyku verici, nöbet kontrolü ve ameliyat öncesi anestezi amacıyla kullanılan, yüksek dozlarda solunumu durdurma riski taşıdığı için veterinerlikte hayvan ötanazisinde kullanılan barbitürat sınıfına ait kısa etkili ilacın etkin maddesi (C11H18N2O3)

pentobarbiton : gre., lat. * penta (beş) (gre.) + barbiton (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) (barbit (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) ) (lat.) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı (sedatif, trankilizan) ve uyutucu etkisi olan, beş karbonlu barbitürik asit türevi ilacın etken maddesi (C11H18N2O3)

pentoksifilin : gre. * penta (beş) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + phyllon (yaprak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kan dolaşımını ve dokulara oksijen taşınmasını artıran, damarları genişleten ve özellikle periferik dolaşımı iyileştiren ilacın etken maddesi (C13H18N4O3)

pentosan polisülfat sodyum : gre., lat. * penta (beş) (gre.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) + polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) + ate (tuz, ester eki) (lat.) + sodium (natrium (Na), tuz formu) ) (lat.) * çok sayıda sülfat grubu içeren ve sodyum tuzu formunda bulunan, özellikle mesane hastalıklarında ve bazı damar rahatsızlıklarında kullanılan yarı sentetik polisakkarit türevi ilacın etken maddesi (C5H8O10S2Na)n)

pentür : lat., fra. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + ura (isim yapım eki) (lat.); peindre (boyamak), peint (boyalı, boyanmış) + ure (isim yapım eki) (fra.) * boyama işi, özellikle resim yapma veya yüzeyi boya ile kaplama; boyanın, fırça izlerinin ve dokunun ön plana çıktığı, tuval, ahşap veya kadife gibi yüzeylere uygulanan teknik resim çalışması

penuar : lat., fra. * pectinare (taramak, ayıklamak) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); peigner (taramak, fırçalamak, saç taramak, ayıklamak) + oir (araç eki) * kuaför ve berberlerde saç kesimi, boyama veya fön işlemleri sırasında müşterilerin üstüne takılan, kıyafetlerin kirlenmesini, ıslanmasını veya saç tellerinin yapışmasını önleyen koruyucu örtü; bornoz

penumbra : lat. * paene (neredeyse, hemen hemen) + umbra (gölge) * güneş lekesinin koyu olan orta kısmını çevreleyen gölgeli bölge; trombotik veya embolik felç gibi iskemik bir olayı çevreleyen alan

penye : lat., fra. * pectinare (taramak, ayıklamak), pectinus (taranmış, ayıklanmış) (lat.); peigner (taramak, fırçalamak, saç taramak, ayıklamak), peigné (taranmış, ayıklanmış) (fra.) * pamuk veya benzeri ipliklerden, tek katlı ve genellikle düz örgü tekniğiyle örülen, yumuşak ve esnek kumaş türü

pepe : far. * pepe (peltek konuşma sesinden üretilmiş ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * peltek konuşma sesi; peltek konuşan

peplomer : gre. * peplos (gevşek dış giysi, pelerin, kadın pelerini) + meros (parça, bölüm, kısım) * sarflı (zarflı) virüslerin dış yüzeyinde bulunan, konak hücreye tutunmayı ve giriş yapmayı sağlayan, elektron mikroskobunda ışınsal çıkıntılar şeklinde görülen, bağışıklık sisteminin virüsü tanımasını sağlayan temel yapılardan biri olan glikoprotein niteliğindeki yapı, spike (sivri uç, başak) proteini

pepo : gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepon (olgunlaşmış, pişmiş, sindirilmiş) * kabakgillerde görülen, sert dış kabuklu ve etli iç yapıya sahip, çok sayıda tohum (çekirdek) taşıyan özel meyve tipi (örneğin kabak, karpuz ve kavun)

peponocephala : gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepon (olgunlaşmış, pişmiş, sindirilmiş) + kephale (baş, kafa) + a (çoğul eki) * Elektra balinası olarak bilinen okyanus yunusları ailesine ait, başı yuvarlak ve kabak biçimini andıran yapısıyla bilinen, tropikal denizlerde yaşayan bir yunus cinsi, kavun başlı yunus

pepsi : gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepsis (sindirim, hazım) * besinlerin mide ve bağırsaklarda kimyasal olarak parçalanarak sindirilmesi süreci

pepsin : gre. * peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), pepsis (sindirim, hazım) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * mide özsuyunda bulunan ve proteinleri sindiren başlıca enzim (C152H224N42O55S)

pepsinojen : gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepsis (sindirim, hazım) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * mide tarafından salgılanan, inaktif öncül enzim formu; mide duvarındaki şef hücreleri tarafından salgılanan ve mide asidi (HCl) ile aktif pepsin enzimlerine dönüşen inaktif bir öncü protein (zimojen)

peptid : gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), peptidion, peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * amino asitlerin birbirine peptit bağlarıyla bağlanması sonucu oluşan kısa polimer zinciri niteliğindeki molekül, proteinlerin yapı taşlarından biri

peptid t : gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + thymos (ruh, ruh hali, duygu, mizaç, öfke, içsel yaşam gücü, canlılık) * HIV'in hücrelere girmesini engellemek amacıyla geliştirilmiş deneysel bir antiviral ajan olan, sekiz amino asitten oluşan ve içeriğindeki yüksek treonin oranı nedeniyle bu ismi alan immünomodülatör nitelikli sekizli bir peptit

peptidaz : gre., lat. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * peptitlerdeki peptit bağlarını hidroliz ederek onları daha küçük peptitlere veya amino asitlere ayıran enzim grubu

peptidil transferaz : gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + transfer (aktarma, ileti) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + ase (enzim eki) (lat.) * ribozomlarda protein sentezi sırasında peptid bağlarını oluşturarak amino asit zincirlerini birbirine bağlayan enzim sınıfı

peptidoglikan : gre. * peptein (pişirmek, sindirmek, hazmetmek), pepton, peptos (pişmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + glykys (tatlı, şeker) (gre.) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) * bakterilerin hücre duvarının temelini oluşturan, şeker (NAG ve NAM) ve amino asit zincirlerinden oluşan, işlevi bakteriyi ozmotik basınçtan (patlamaktan) korumak, yapısal bütünlük sağlamak ve şeklini korumak olan ağsı, makromoleküler ve polimer yapı, murein

peptik : gre. * peptikos (hazmedebilir, hazmedilebilir) (pepton, peptos (pişmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sindirimle ilgili, özellikle pepsin ile ilgili

peptik ülser : gre., lat. * peptikos (hazmedebilir, hazmedilebilir) (peptos (pişmiş, sindirilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * mide, ince bağırsak veya yemek borusunun iç yüzeyinin mide asidi tarafından tahrip edilmesi sonucu meydana gelen açık yaralar

peptit : gre. * peptidio (pepton, peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + ides (gibi, ile ilgili) * α-amino asitlerin birbirine bağlanmasıyla oluşan, antiseptik, antiinflamatuar ve anti aging (yaşlanma engelleyici) etkisi bulunan kısa polimer

peptoid : gre. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * peptitlere yapısal olarak benzeyen ancak yan zincirleri farklı bağlanan sentetik molekül sınıfı

peptokok : gre. * peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + kokkos (tanecik, yuvarlak hücre) * genellikle yuvarlak (kok) biçimli olup protein ve peptitleri parçalayabilen anaerob bakteriler grubu

pepton : gre. * peptos, pepton (pişmiş, hazmedilmiş) * proteinlerin kısmi sindirimi sonucu oluşan, suda çözünebilen ve daha küçük moleküllerden oluşan ara ürün

per os : lat. * (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + os (ağız, açıklık) * ağız yoluyla, ağızdan

perakende : far. * parakandan (dağıtmak, saçmak) * dağınık, parça parça; tek tek yapılan satış (toptan karşıtı)

perakendegu : far. * parakandan (dağıtmak, saçmak) + gu (konuşan, söyleyen) * saçma sapan konuşan, saçmalayan

peramelidae : gre., lat. * pera (kese) + meles (porsuk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine bölgelerinde yaşayan, sivri burunlu ve küçük yapılı keseli memeliler olarak bilinen Peramelemorphia takımına bağlı olan, bandikut türlerini içine alan bir keseli memeli familyası, keseli porsukgiller

perampanel : lat. * per (phenyl (fenil grubu C6H5-) + ampanel (alfa-amino-3-hidroksi-5-metil-4-izoksazolpropiyonik asit) * epilepsi tedavisinde kullanılan, nöronal uyarılmayı azaltarak etki gösteren, seçici AMPA glutamat reseptörü antagonisti olan antiepileptik ilacın etken maddesi (C23H15N3O)

percidae : gre., lat. * perke (alacalı, benekli) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tatlı su ve deniz ortamlarında yaşayan, dikenli yüzgeçleri ve yırtıcı yaşam biçimleriyle bilinen ışınsal yüzgeçli balıklar grubu

perciformes : gre., lat. * perke (alacalı, benekli) (gre.) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * levrek benzeri vücut yapısına sahip, çoğunlukla dikenli yüzgeçleri bulunan ışınsal yüzgeçli balıklar takımı, levreksiler

percoidei : gre., lat. * perke (alacalı, benekli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * ışınsal yüzgeçliler sınıfının Perciformes (levreksiler) takımına bağlı, dikenli sırt yüzgeçleri ve esnek çene yapıları ile tipik levrek veya bas görünümünde olan en büyük ve en kalabalık balık alt takımı

perçem : far. * par, per (kanat) + çamidan (salmak), çam (salınmış) * başın büyük bölümünü kazıtarak salınan at kuyruğu şeklindeki saç; mızrağın ucuna takılan at kuyruğu, tuğ, bayrak, sancak, kakül, yele

perçin : far. * parçidan (yapıştırmak, tutturmak, birleştirmek), parçin (bağlayıcı, tutturucu şey) * iki veya daha fazla metal parçayı kalıcı olarak birleştirmek için kullanılan, uç kısmı dövülerek sabitlenen bağlantı elemanı

perdah : far. * pardahtan (düzeltmek, işlemek, cilalamak) * metal, ahşap veya başka bir yüzeyi düzeltmek, parlatmak ve pürüzsüz hale getirmek için yapılan iş veya bu işlemin sonucu

perde : far. * parda (örtü, örtücü şey, engel) * bir yeri örtmek, gizlemek veya ayırmak için kullanılan kumaş veya benzeri örtü, örtü, örterek kaybeden, görünmez kılan (perdre (kaybetmek) (fra.) )

perde anı : far., tür. * parda (örtü, örtücü şey, engel) (far.) + anı (hatıra) (tür.) * Freud'un psikanaliz teorisine göre, kişinin erken çocukluk dönemine ait çok net hatırladığı ancak görünürde önemsiz, sıradan, bazen de çarpıtılmış olan, bilinçaltında bastırılmış, acı veren veya travmatik başka bir anıyı perdeleyerek, kişinin ruhsal dengesini korumasına yardımcı olu anı, screen memory

perdrix : lat. * perdix (keklik) * keklik anlamına gelen, özellikle Fransızcada kullanılan, Sülüngiller (Phasianidae) familyasına ait, genellikle av hayvanı olarak bilinen toplu yaşayan kuş türü

pereme : gre. * peraiein (karşıya geçirmek) (pera (öte, karşı taraf) + ein (fiil mastar eki) ), perama (geçit, nehir veya liman geçişinde kullanılan sal) * özellikle Ege ve Marmara denizlerinde eskiden yaygın olarak kullanılan, gondola benzeyen, baş ve kıç kısımları yüksek, 10-15 metre boyunda, tek direkli ve iki yelkenli yük veya yolcu taşıma kayığıdır. Yunanca pérama (geçit/sal) kelimesi

peren : far. * peren (parıltı, ışık, ipek kumaş veya ipek gibi parlak, zarif) * Ülker yıldızı, Süreyya, Pervin; ışıltı, parıltı, ipek gibi parlak veya ipekten yapılmış

perende : far. * par (kanat), paridan (uçmak, kanat çırpmak), parande (uçan, uçucu, kuş) * havada atılan takla, parende

perennating : lat., ing. * perennis (yıl boyunca süren, sürekli, kalıcı) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + annus (yıl) + is (sıfat yapım eki) ) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) + ing (isim veya sıfat yapım eki) (ing.) * bir büyüme sezonundan diğerine canlı kalan, kış veya kuraklık gibi zorlu çevre koşullarını atlatarak hayatta kalan; çok yıllık bitkilerde olumsuz mevsimi canlılığını koruyarak geçiren, sonraki büyüme döneminde yeniden gelişme yeteneğini sürdüren (yapı veya organ biçimi)

perennial : lat. * perennis (yıl boyunca süren, sürekli, kalıcı) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + annus (yıl) + is (sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * uzun yıllar boyunca yaşamını sürdüren, birden fazla büyüme dönemini geçiren bitkiyi veya sürekli devam eden

perese : gre. * perasis (geçiş, dikey doğrultuda inme veya geçme) * inşaat veya ölçüm işlerinde kullanılan, dikey doğrultuyu belirlemek için sarkıtılan şakül veya duvarcı ipi

perest : far. * parastidan (tapmak, hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya başında durmak, hazır durmak, amade olmak) * tapan, hizmet eden, kulluk eden, ilah edinen

perestij : lat. * praestigium (hile, yanılsama, aldatmaca, gösteri) (prae (önce, önde) + stigium (hile, gösteri, yanılsama) ) (lat.); prestige (fra.) * bir kişinin, kurumun veya nesnenin toplumsal gözünde değeri, saygınlığı ve itibarı, görünüş, saygınlık, itibar

perestişkar : lat., far. * praestigium (hile, yanılsama, aldatmaca, gösteri) (prae (önce, önde) + stigium (hile, gösteri, yanılsama) ) (lat.); prestige (fra.) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) * prestij veya saygınlık peşinde olan, görünüş ve itibar kazanmayı önemseyen kişi

perfeksiyon : lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio, tion (isim yapım ve durum eki) * eksiksiz, hatasız, kusursuz olma, en yüksek kalite ve doğrulukta olma, mükemmellik

perfeksiyonist : lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio, tion (isim yapım ve durum eki) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * her işi eksiksiz ve hatasız yapmayı amaçlayan, mükemmeliyetçi

perfeksiyonizm : lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + facere (yapmak, etmek, eylemek) + tio, tion (isim yapım ve durum eki) + ismus (isim yapım ve durum eki) * her işi kusursuz ve hatasız yapmayı amaçlayan düşünce veya davranış biçimi, mükemmeliyetçilik

perfekt : lat. * per (tamamen, tamamen doğru) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere (yapmak, etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * kusursuz, eksiksiz, mükemmel, tam; dilbilgisinde, geçmişte tamamlanmış veya bitmiş eylemleri ifade eden zaman kipi

perfenazin : lat., gre. * per (farmasötik ön ek) + phainein (parlamak, görünmek, belirmek), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) (gre.) + azine (azot içeren heterosiklik aromatik bileşik eki) (lat.) * beyindeki dopamin reseptörlerini bloke ederek etki gösteren, şiddetli bulantı ve kusmanın kontrolünde ve şizofreni gibi psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, fenotiyazin sınıfına ait birinci kuşak (tipik) antipsikotik ilacın etken maddesi (C21H26ClN3OS)

perfoliat : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + folium (yaprak), folio (yapraklar) + atus (sıfat yapım eki) * yaprak ayasının gövdeyi veya dalı çevreleyecek biçimde birleştiği, gövdenin yaprağın içinden geçiyormuş görünümü verdiği (yaprak biçimi)

perforaj : lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + agium (isim yapım ve durum eki) (lat.); perforage (fra.) * bir malzeme veya yüzeye delik açma işlemi, özellikle sondaj veya inşaat işlerinde kullanılan delme eylemi

perforasyon : lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tio (isim yapım eki) * bir malzeme veya organ üzerinde delik açma işlemi veya oluşan delik, özellikle tıbbi ve teknik bağlamlarda delik açılması durumu

perforat : lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + atus (sıfat yapım eki) * üzerinde delikler, gözenekler veya açıklıklar bulunan, delinmiş veya deliklerle donatılmış olan (yapı)

perforatör : lat. * perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * delik açan kişi veya cihaz, delgeç, delici; özellikle inşaat, baskı veya tıp alanlarında delik açmak için kullanılan alet veya makina

perfore : lat. * perforatus (perforare (delmek, delik açmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + forare (delmek, delik açmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * delinmiş, delikli, üzerinde delik açılmış

performans : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, yapmak) (formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * bir kişinin, grubun veya makinenin belirli bir iş veya görevde gösterdiği etkinlik, verimlilik ve başarı düzeyi

perfüze : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere (dökmek, akıtmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * dokulara, organlara veya damar ağına basınçla akıtılmış, beslenmiş ve kanlandırılmış

perfüzyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere (dökmek, akıtmak), fusio (döküm, akım) * kanın veya diğer sıvıların dokulara, organlara veya damar ağına basınçla akıtılması, beslenmesi ve kanlanması

pergale : far. * pergale (parça, bölük) * parça, parça parça; kaba iplikten dokunan bir kumaş türü

pergam : far. * pergam (döl yatağı, rahim) * döl yatağı, rahim

pergament : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + gamentum (örtü, kaplama, ince tabaka, zar) * ince, işlenmiş hayvan derisinden yapılmış, yazı yazmaya uygun hale getirilmiş malzeme; parşömen

pergel : far. * pairi (çevre) + kara (eden, yapan) * bir ucu sivri, diğer ucu kalem veya iğne içeren, mafsalla birbirine bağlı iki koldan oluşan, özellikle daire çizmede kullanılan geometrik çizim ve ölçüm aleti, pergar

pergola : lat. * pergere (ileri doğru uzanmak, çıkmak, çıkıntı oluşturmak) + ula (isim yapım ve küçültme eki) * bahçe, teras, kafe veya restoran gibi açık alanlarda güneş, yağmur ve rüzgardan korunmak amacıyla direkler üzerine inşa edilen, ahşap veya metal malzemeden yapılan, üstü açık veya hareketli tente sistemleriyle kapatılabilen modern gölgelik ve yaşam alanı

pergolid : lat. * per (farmasötik ön ek) + ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan, D1 ve D2 dopamin reseptörlerini uyararak beyindeki dopamin eksikliğine bağlı belirtileri hafifleten ergot / ergolin türevi dopaminerjik ilacın etken maddesi (C19H26N2S)

perhiz : far. * parhidan (sakınmak, uzak durmak, kaçınmak), perhiz (sakınma, uzak durma, kaçınma; yemek veya içecekten ölçülü veya tamamen uzak durma, diyet) * sağlık, dini inanç veya kişisel tercih amacıyla belirli yiyecek ve içecekleri sınırlama veya tamamen bırakma uygulaması, diyet düzeni

peri : far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) * halk inanışında, özellikle masallarda ve efsanelerde yer alan, insan veya doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen, genellikle iyi veya kötü özellikler taşıyan doğaüstü varlık, cinn, görünmeyen, yok olan; yanında duran, yakınında olan, bu yan, bu taraf (perish (yitip gitmek, kaybolmak, yok olmak) (ing.), périr (yitip gitmek, kaybolmak, yok olmak) (fra.) )

peri peyker : fra. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + peykar (şekil, biçim, suret; tasvir, heykel) * peri yüzlü güzel; masallarda veya efsanelerde geçen, doğaüstü varlıkların biçimlendirilmiş veya somutlaştırılmış hali; genellikle güzel, zarif ve mistik görünüşlü varlık

periampuller : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + ampulla (şişkinlik, genişleme; küçük şişe, küçük kap, damar şişkinliği) (ampha (geniş, dolu şey) + ulla (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * özellikle biyolojik veya anatomi bağlamında, bir yapının çevresinde şişkinlik veya genişleme gösteren bölge, örneğin bazı bez veya damarların uç kısmı ile ilgili; safra yolu ve pankreas kanalının on iki parmak bağırsağına (duodenum) birleşerek açıldığı Vater ampulü (papillası) bölgesinin çevresinde yer alan

perianal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + anus (halka, çember; makat, dışkı çıkış yeri) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anüs (makat) çevresinde bulunan veya bu bölgeye ait olan, anüs ile ilgili

periant : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + anthos (çiçek) * çiçeğin üreme organlarını çevreleyen, çanak yaprak ve taç yapraktan oluşan veya bu iki bölümün ayrılmadığı çiçek örtüsü yapısı; çiçekli bitkilerde üreme organlarını (erkek ve dişi organları) çevreleyen ve koruyan dış kısımların tamamı

periarteritis : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + arteria (atardamar) (lat.) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * genellikle böbrekler, bağırsaklar ve sinir sistemi gibi iç organları besleyen orta büyüklükteki atardamarların duvarında gelişen, damar duvarında zayıflamaya, anevrizma (baloncuk) oluşumuna ve doku beslenmesinin bozulmasına yol açan ciddi, nadir ve iltihaplı bir damar hastalığı, vaskülit

periartrit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + arthron (eklem) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * eklem çevresinde meydana gelen iltihaplanma durumu, tendon, bağ veya eklem kapsülünü etkileyen inflamatuar hastalık

periasiner : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + acinus (üzüm tanesi, küçük kese, küme; ahududu veya böğürtlen gibi çok loblu bir meyveye benzeyen, ekzokrin bezlerde (tükürük, pankreas) salgı üreten veya akciğerlerde gaz değişimi yapan hücre gruplarından oluşan küçük, kesecik şeklinde küresel yapı) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karaciğerin işlevsel birimi olan "asinus" yapısının en dış bölgesinde (Zone 3) meydana gelen nekroz, yağlanma veya hasar durumu; karaciğer dokusunda lobül adı verilen yapısal birimlerin çevresi (periferi)

pericallis : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kallos (güzellik) * Asteraceae familyasına bağlı, Kanarya Adaları kökenli, kış sonu ve bahar aylarında mavi, mor, pembe, beyaz renkli, papatya benzeri gösterişli çiçekler açan süs bitkisi cinsi, sinerarya

peri-çihre : far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + çihre (yüz, sima, suret, surat) * peri yüzlü, güzel yüzlü

peridot : ara. * feride, faridat (benzeri olmayan, nadur bulunan, yekta, yegane; değerli taş) * olivin mineral grubuna ait, zeytin yeşili ile sarı-yeşil tonlarında canlı renklere sahip, Ağustos ayının doğum taşı olarak bilinen, tarih boyunca zümrütle karıştırılmış ve antik çağlarda "güneşin mücevheri" olarak adlandırılmış olan yarı değerli bir doğal taş, zebercet

peridotit : ara., fra., gre.* feride, faridat (benzeri olmayan, nadur bulunan, yekta, yegane; değerli taş) (ara.); péridot (yeşil renkli değerli bir olivin taşı) (fra.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * çoğunlukla olivin ve piroksen minerallerinden oluşan, Dünya'nın üst mantosunun ana bileşenini oluşturan, koyu renkli, yoğun ve ultra bazik (ultramafik) bir magmatik kayaç

perifer : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) * bir merkezden uzak, çevresel veya sınırdaki bölgeye ait; tıp ve anatomi bağlamında vücudun merkezi sistemine göre dış kısımlarda yer alan yapı veya bölge, çevre, kenar, dış bölge, uç veya merkezden uzak yerleşim yeri veya kısım

periferal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * çevresel, merkezin dışında kalan, uç noktalara ait veya tali/ikincil

periferi : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) * bir merkezden uzak, çevresel veya sınırdaki bölgeye ait; tıp ve anatomi bağlamında vücudun merkezi sistemine göre dış kısımlarda yer alan yapı veya bölge, çevre, kenar, dış bölge, uç veya merkezden uzak yerleşim yeri veya kısım

periferik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çevresel olan, merkeze uzak olan, uç kısımlarda bulunan, sınır veya dış bölgelerde bulunan; tıpta özellikle merkezi sinir sistemi dışında kalan (organ, damar veya sinir)

periflebit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + phleps (damar, toplardamar) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * damarların (genellikle venlerin) çevresindeki dokunun iltihaplanması durumu; damar duvarının dış yüzeyinin inflamatuar reaksiyonu

perigee : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + gaia, ge (yeryüzü, yer, dünya) * uzay biliminde Ay'ın veya yapay bir uydunun yörüngesi üzerinde Dünya'ya en yakın olduğu nokta, yerberi

perigenikülat : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + geniculatus (dizilmiş, dizim şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz; bükülme noktası, dirsek) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * bükülmüş veya dizilmiş bir yapının çevresinde bulunan; nöroanatomi bağlamında genikulat nükleus veya gangliyon çevresinde bulunan (yapı)

periginium : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * dişi organı veya yumurtalığı çevreleyen, çiçek yapısında koruyucu kılıf veya çevreleyici organ görevi gören yapı

periginöz : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekte erkek ve dişi organların, çanak ve taç yaprakların oluşturduğu çukurlaşmış bir yapı tarafından çevrelendiği, yumurtalığın üst durumlu olduğu (çiçek tipi)

perigonium : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + gone (doğurma, üreme, soy meydana getirme, soy, döl) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çiçekte çanak ve taç yaprak ayrımının belirgin olmadığı, üreme organlarını çevreleyen çiçek örtüsü yapısı, taç yaprak benzeri bölümlerden oluşan örtü tabakası

perihel : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + helios (güneş) * bir gezegenin, kuyruklu yıldızın veya başka bir gök cisminin yörüngesi üzerinde Güneş'e en yakın bulunduğu nokta, yörüngesel yakınlık noktası

perihelion : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + helios (güneş) + on (isim yapım eki) * bir gezegenin, kuyruklu yıldızın veya başka bir gök cisminin yörüngesi üzerinde Güneş'e en yakın bulunduğu nokta, yörüngesel yakınlık noktası

perije : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + gaia, ge (yeryüzü, yer, dünya) * uzay biliminde Ay'ın veya Dünya etrafında dönen yapay bir uydunun, yörüngesi boyunca Dünya'ya en yakın olduğu nokta, yerberi (zıttı yani en uzak olduğu nokta ise "apoje")

perikard : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) * kalbi çevreleyen zar veya kese; kalbi mekanik olarak koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz membran

perikardit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * genellikle ağrı, ödem veya kalp fonksiyonlarında bozulma ile kendini gösteren, kalbi çevreleyen zarın (perikardın) iltihaplanması durumu

perikardiyal : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + alis (ile ilgili, -a ait) * kalbi çevreleyen zar ile ilgili, perikard ile ilgili

perikardiyal efüzyon : gre., lat * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + alis (ile ilgili, -a ait) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusion (dökülme, akma, yayılma) (lat.) * kalp zarı iltihabı (perikardit), travma, kanser veya kalp krizi gibi nedenlerle oluşan, kalbi çevreleyen iki katmanlı zar (perikard) arasında anormal miktarda sıvı birikmesi durumu

perikardiyum : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * kalbi çevreleyen zar veya kese; kalbi mekanik olarak koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz membran

perikarp : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + karpos (meyve, tohum) (gre.) * bitkilerde meyvenin dış kısmını oluşturan yapı; tohumları çevreleyen ve koruyan meyve duvarı (kabuk, etli kısım vb.)

perikarpiyum : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * bitkilerde meyvenin dış kısmını oluşturan yapı; tohumları çevreleyen ve koruyan meyve duvarı (kabuk, etli kısım vb.)

perikart : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) * kalbi çevreleyen zar veya kese; kalbi mekanik olarak koruyan ve sınırlayan, içinde az miktarda sıvı bulunduran çift katlı fibroseröz membran

perikist : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) * bir kistin çevresinde bulunan, kistin etrafını saran doku, zar, yapı veya çevresel bölge

perikletos : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + klyein, kluein (duymak, işitmek), kleos (ün, nam, şan, şöhret) + tos (sıfat yapım eki) * her yönden ün kazanmış, çok ünlü, çok şanlı, meşhur

periklinal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * bir yüzeye veya eksene paralel veya ona uygun biçimde uzanan, özellikle jeolojide tabakaların kıvrım ekseni boyunca eğimli düzen gösteren

perikolesistik apse : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khole (safra) + khole (safra; sarı) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.) * genellikle şiddetli akut safra kesesi iltihabına (kolesistit) bağlı olarak safra kesesi duvarının yırtılması veya enfeksiyonun dışarı sızması sonucu, kesenin hemen çevresinde oluşan iltihaplı sıvı birikimi

perikoma : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + koma (derin uyku) * komadan bir önceki derin bilinç bulanıklığı ve stupor (derin uyku hali) durumu

perikome : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kome (kıl, saç, püskül, başak) * bitkilerde çiçeğin etrafındaki ince tüy veya saçaklı yapı; bazı çiçeklerde koruyucu veya süsleyici kısım; Asteraceae familyasına ait, başak biçimli çiçek çevresine sahip otsu bitki cinsi

perikondriyal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) (khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + ion (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kıkırdak dokuyu çevreleyen perikondrium tabakasına ait olan, bu zarın bulunduğu bölgeyle ilişkili

perikondriyum : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * kıkırdak dokusunu çevreleyen, onu besleyen ve onarımına katkı sağlayan bağ dokusu zarı

perikranial : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kranion (kafatası, başın kemikli yapısı) (gre.), cranium (kafatası) (lat.) * kafatasının çevresine veya kafatasını saran yapılarla ilgili

perilenf : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + lymphe (temiz su, saf su, kaynak suyu, şeffaf sıvı) (gre.); lympha (temiz su, berrak su, şeffaf sıvı) (lat.) * iç kulakta, membranlı labirent ile kemik labirent arasındaki boşlukta bulunan, koklea ve vestibüler sistemde sinir hücrelerini çevreleyerek destek ve besleme sağlayan sıvı

perilimbal : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + limbus (kenar, sınır; kornea kenarı) + alis (sıfat yapım eki) * göz anatomisinde korneanın sınır bölgesi çevresinde bulunan; özellikle kornea-skonra geçiş bölgesi

perimetre : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + metron (ölçü) * geometrik bir şeklin çevresinin uzunluğu

perimortem : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + mortem (ölüm) (lat.) * ölüm öncesi veya ölüm anına yakın olan durum; ölüm olayına yakın zaman diliminde meydana gelen değişiklik veya yaralanma

perinatal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * doğum öncesi ve doğum sonrası kısa süreyi kapsayan dönemle ilgili; doğum öncesi son haftalar ile doğum sonrası ilk 7 gün arasındaki dönem

perinatoloji : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * doğum öncesi ve doğum sonrası dönemi kapsayan, özellikle riskli gebelikler ve yenidoğan bakımı ile ilgilenen anne ve yenidoğan sağlığını inceleyen tıp dalı

perindopril : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + indole (indol çekirdeği) (gre.) + pril (ACE inhibitörü sınıfı eki) * yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, ACE (Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim) inhibitörleri sınıfına ait olan, damarları genişleterek kanın daha rahat akmasını sağlayan ve kan basıncını düşüren ilacın etken maddesi (C19H32N2O5)

perineal : gre., lat. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum (oturma kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) (gre.), perineum + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * dış genital bölge ile anüs arasındaki alan (perineum) bölgesine ait veya bu bölge ile ilgili; dış genital bölge ile anüs arasındaki alan

perineal laserasyon : gre., lat. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum (oturma kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + laceratio (yırtılma) (lacerare (yırtmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * perine bölgesinde travma veya doğum gibi nedenlerle oluşan doku yırtılması veya yaralanma durumu

perinefrit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + nephros (böbrek) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * böbreğin etrafındaki dokularda meydana gelen iltihaplanma durumu

perinefritik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + nephros (böbrek) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * böbreğin etrafındaki dokularda meydana gelen iltihaplanma durumu ile ilgili

perineorafi : gre. * perineon (anüs ile genital organlar arasındaki bölge; perineum (oturma kemiği ile genital bölge arasındaki aralık) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * perine bölgesindeki dokuların cerrahi olarak dikilmesi işlemi

perinöral : gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sinirlerin çevresindeki yapılarla veya sinirlerin etrafıyla ilgili olan

perinörium : gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * sinir liflerini saran ve onları çevresel bağ dokusundan ayıran ince bağ dokusu tabakası

periodontal : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * diş etleri ve dişleri çevreleyen destek dokularıyla ilgili, diş eti çevresiyle ilgili, parodontal

periodontist : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * diş etrafındaki dokuların sağlığı ve hastalıklarıyla ilgilenen diş hekimi veya uzman

periodontit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * dişi çevreleyen dokuların iltihaplanması durumu

periodontoloji : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dişleri çevreleyen diş eti, çene kemiği ve bağ dokularını (periodontal dokular) etkileyen enfeksiyonları tedavi ederek, diş eti çekilmesi, kanama ve diş kaybını önlemeyi amaçlayan bilim dalı

perioniksis : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül), travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması, tırnak iltihabı

perioral : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + oralis (ağızdan) (oris, oro (ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * ağız çevresi, ağzı çevreleyen bölge ile ilgili

periorbital : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz küresini barındıran kemik boşluğunun (orbit) etrafındaki dokuları, yani göz kapakları ve çevresindeki alan ile ilgili

periorbital hiperpigmentasyon : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + pigmentare (boyamak, renklendirmek) (pigmentum (boya, renklendirici madde) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * göz çevresindeki mor halkalar ve göz torbaları (POH); göz çukuru çevresindeki deride normalden fazla melanin birikimi sonucu oluşan koyu renklenme durumu

periorifisyal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + orificium (açıklık, delik) (os, oris (ağız, açıklık, giriş) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir vücut açıklığının çevresi ile ilgili, vücutta bir açıklık ile veya delik çevresindeki yapılar ile ilgili olan

periost : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) * kemiğin dış yüzeyini saran, kemik gelişimi ve beslenmesinde rol oynayan ince bağ dokusu tabakası

periostal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kemiğin dış yüzeyini saran ve damarlar, sinirler ile kemik yapıcı hücreler içeren periost zarına ait olan, bu zarla ilişkili (yapı, reaksiyon veya patolojik süreç)

periosteum : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * kemiğin dış yüzeyini saran, kemik gelişimi ve beslenmesinde rol oynayan ince bağ dokusu tabakası

peripatetik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + patein (yürümek, dolaşmak) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gezgin, yürüyerek öğreten veya öğrenen, dolaşarak ders veren veya gezen, meşşai (özellikle Aristoteles’in öğrencilerini tanımlamak için kullanılan felsefi terim)

peripatetizm : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + patein (yürümek, dolaşmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin ve akım eki) * gezip dolaşarak ders verme; Aristoteles’in felsefi öğretilerini izleyen ve derslerini dolaşarak veren okulun veya bu öğreti sisteminin felsefi doktrini

periplanar : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * düzlem veya yüzey etrafında bulunan veya düzleme ilişkin olan

periplast : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bir nesnenin veya yapının çevresini saran veya kaplayan biçimlendirilmiş tabaka veya madde

periploca : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + plokeein (sarmak, dolamak) * Zakkumgiller (Apocynaceae) familyasından, 15-30 metreye kadar uzayabilen, morumsu çiçekleri ve ipeksi tohumları olan sarılıcı, odunsu ve zehirli bir sarmaşık türü, garipler urganı, Yunan ipek otu, ipek fidanı

periportal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + porta (kapı, giriş, geçit) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir yapının veya organın kapı veya giriş kısmı çevresinde bulunan veya ona ait olan

perirektal : gre. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + rectum (rektum, kalın bağırsağın son kısmı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * rektum çevresindeki dokularla veya rektumun etrafıyla ilgili olan

perirenal : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek çevresindeki dokularla veya böbreğin etrafıyla ilgili olan

peri-ru : far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + ru (yüz, çehre, surat) * peri yüzlü, peri gibi güzel yüzlü

perisfer : far. * peri (doğaüstü, masalsı varlık) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bir küre veya dairenin çevresinde bulunan veya küreye/daireye ait olan

perisit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * kılcal damarların ve venüllerin dış yüzeyine sarılarak damar yapısını destekleyen, kasılabilme özelliği olan çok fonksiyonlu mezenkimal kök hücre

periskl : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) * bitkilerde kökün merkez silindirini çevreleyen, iletim dokularının dışında bulunan, merkezi silindirin en dış katmanını oluşturan, endodermis tabakasının hemen altında yer alan, genellikle canlı, ince çeperli parankima hücrelerinden oluşan ve meristematik (bölünür) özellik göstererek yan köklerin ve bazı yanal meristemlerin oluşumunu sağlayan hücre tabakası

periskop : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * özellikle denizaltılar, tanklar ve siperler gibi engellerin arkasından veya su altından, doğrudan görüş alanı dışındaki çevreyi gözlemlemek için kullanılan, dikey bir tüpün iki ucuna 45 derece açıyla yerleştirilen iki ayna veya prizma sayesinde, ışığın yansıtılması prensibiyle çalışarak görüntüyü aşağıya veya göz hizasına ileten optik alet

perissodactyla : gre. * perissos (tek, eşsiz, düzensiz; fazla, alışılmadık) + daktylos (parmak) * ayak parmaklarının sayısının tek olduğu veya orta parmağın belirgin biçimde geliştiği atları, gergedanları ve tapirleri içeren otobur memeliler takımı, tek toynaklılar, tek parmaklılar

peristalsis : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis (dolaşım, itiş) * sindirim kanalında yiyecekleri ileri doğru iten dalgalı adale kasılmaları hareketi

peristaltik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis (dolaşım, itiş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sindirim sistemi (yemek borusu, mide, bağırsak) gibi boru şeklindeki organların duvarlarında görülen, besinleri veya atıkları ileriye doğru taşımak için gerçekleşen ritmik, dalga benzeri istemsiz adale kasılmaları ile ilgili

peristaltizm : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stallein (dolaştırmak, itmek), stalsis (dolaşım, itiş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sindirim sistemi (yemek borusu, mide, bağırsaklar) başta olmak üzere vücuttaki tüpsü yapıların duvarındaki kasların, içeriği ileri doğru itmek için ardışık, dalga benzeri ve istemsiz olarak kasılıp gevşemesi hareketi

peristeria : gre. * peristera (güvercin) * Orchidaceae familyasına ait, çiçekleri güvercin biçiminde olan orkide cinsi, Kutsal Ruh Orkidesi, Güvercin Orkidesi

peristom : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + stoma (ağız, açıklık, giriş) * organın, yapının veya açıklığın etrafındaki kenar veya bölge; özellikle yosunlarda spor kapsülünün ağzını çevreleyen, dişçiklerden oluşan halka biçimli yapı; bazı omurgasızlarda ağız çevresindeki bölge

perişan : far., ara., tür. * periş (dağıtmak, saçmak, mahvetmek, yok etmek, kaybetmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dağınık, karmakarışık; acınacak derecede kötü, düzensiz; mahvolmuş, yitmiş (perish (yitip gitmek, kaybolmak, yok olmak) (ing.), périr (yitip gitmek, kaybolmak, yok olmak) (fra.) )

periton : gre. * peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) * karın boşluğunu döşeyen ve karın içindeki organları saran ince, çift katlı bir zar, karın zarı

periton diyalizi : gre., lat. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * son dönem böbrek yetmezliği hastalarında kanı atık maddelerden ve fazla sıvıdan arındırmak için karın zarının (periton) doğal bir filtre gibi kullanıldığı ev tedavisi yöntemi

periton zarı : gre., tür. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + zar (sarmak, kaplamak; ince tabaka, membran) + ı (iyelik eki) (tür.) * karın boşluğunun iç yüzünü ve karın içindeki organların bir bölümünü örten, organları destekleyen ve aralarında kayganlık sağlayan ince seröz zar

peritoneal : gre., lat. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karın zarı (periton) ile ilgili

peritonit : gre. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * karın boşluğunu saran zarın (karın zarı, periton) iltihaplanması durumu

peritonovenöz şant : gre. * peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) ) + vena (toplardamar) (lat.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) + shunt (yön değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta bir sıvının (kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir yöne yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * karın boşluğunda biriken dirençli asit sıvısını (sıvı toplanması) deri altından geçirilen tek yönlü bir tüp aracılığıyla boyundaki büyük bir toplardamara (genellikle iç juguler ven) aktararak ana dolaşıma geri döndüren tıbbi cihaz

peritonsil : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + tonsil (bademcik) * bademciğin çevresindeki dokulara ait veya bu bölgeyle ilgili olan

peritrik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + trichos (saç, kıl) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bakterilerin hareket etmesini sağlayan kamçıların (flagella) tek bir uçta değil hücre yüzeyinin her tarafına dağılmış olduğu dizilim tipi

periumbilikal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + umbilicus (göbek bağı, göbek ile ilgili) (umbilus (göbek) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * göbek çevresine ait veya göbek etrafındaki bölgeyle ilgili

periüretral : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + ouron, oureo (idrar yapmak, işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi (spermi) taşıyan kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * idrarın vücuttan atılmasını sağlayan kanal olan üretranın (idrar yolu) hemen çevresindeki doku veya bölge ile ilgili

perivasküler : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kan damarlarının çevresi veya etrafı ile ilgili, buralarda bulunan yapılarla ilgili

perivaterian : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + Vater (Alman anatomist Abraham Vater'in soyadından) + ianus (ike ilgili, -a ait) (lat.) * onikiparmak bağırsağında (duodenum) safra ve pankreas kanallarının birleşerek açıldığı bölge olan Vater papillasının (ampullasının) çevresiyle ilgili, perampuller

perivenöz : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * toplardamarların çevresiyle ilgili olan

perivezikal : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) (gre.) + vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mesane (idrar torbası) çevresinde bulunan veya bu bölgeyle ilgili olan

periyod : gre.* peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) * düzenli aralıklarla tekrarlanan bir olayın, bir döngüsünün tamamlanması için geçen süre; belirli bir olayın düzenli aralıklarla tekrarlandığı zaman dilimi, döngü, dönem, evre, çağ

periyodik : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * düzenli aralıklarla tekrarlanan, devri, döngüsel veya süreli, belirli bir zaman diliminde yinelenme ile ilgili, döngüye dayalı, döngüsel

periyodik fonksiyon : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * sıfırdan farklı, periyot adı verilen uygun bir T sayısı ile, tanım kümesindeki her x için f (x+T) = f (x) eşitliğini sağlayan fonksiyon, döngüsel fonksiyon, dönemli fonksiyon

periyodik tablo : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + tavli (tabla, tahta levha, yazı tahtası, masa, düz yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste) (tab (tahta, levha) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * kimyasal elementlerin artan atom numaralarına göre düzenli ve tekrar eden özelliklerine göre sıralandığı çizelge

periyodisite : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * döngüsellik, döngüye dayalı olma; özellikle zeytin, fındık, antep fıstığı ve elma gibi meyve ağaçlarının bir yıl çok yüksek (var yılı), ertesi yıl ise çok düşük veya hiç ürün vermemesi (yok yılı) durumu

periyodontoloji : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dişleri çevreleyen diş eti, çene kemiği ve bağ dokularını (periodontal dokular) etkileyen enfeksiyonları tedavi ederek, diş eti çekilmesi, kanama ve diş kaybını önlemeyi amaçlayan bilim dalı

periyost : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + osteon (kemik) * kemik çevresi; kemiğin dış yüzeyini saran, çevreleyen, beslenmesini ve gelişimini sağlayan bağ dokusu tabakası

periyot : gre.* peri (çevresinde, etrafında) + hodos (yol, yolculuk) * düzenli aralıklarla tekrarlanan bir olayın, bir döngüsünün tamamlanması için geçen süre; belirli bir olayın düzenli aralıklarla tekrarlandığı zaman dilimi, döngü, dönem, evre, çağ

perkardit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + kardia (yürek, kalp) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * genellikle ağrı, ödem veya kalp fonksiyonlarında bozulma ile kendini gösteren, kalbi çevreleyen zarın (perikardın) iltihaplanması durumu

perki : gre. * perke (tatlı su levreği) * yırtıcı bir göl balığı türü, tatlı su levreği, perca fluviatilis

perkolasyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + colare (toplamak; süzmek, filtrelemek, damlatmak; akmak, akıtmak; sarmak; dolamak; halka haline getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir sıvının gözenekli bir ortamdan süzülerek aşağı doğru geçmesi, filtrasyon veya sızma yoluyla akış süreci

perkondrit : gre. * peri (çevresinde, etrafında) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * kıkırdak dokusunu çevreleyen yapıların veya perikondriumun iltihaplanması durumu

perkondriyum : gre., lat. * peri (çevresinde, etrafında) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + ium (isim yapım ve yer eki) (lat.) * hiyalin ve elastik kıkırdağı (eklem kıkırdağı hariç) çevreleyen, beslenmesini sağlayan ve kondroblastlar içererek kıkırdağın büyümesine, onarılmasına (kıkırdak kılıfı) yardımcı olan yoğun, düzensiz bağ dokusu tabakası

perkutan : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli; vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv (kapalı) girişimsel yöntem

perkutanöz nefrolitotomi : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + nephros (böbrek) + lythotomia (taşı kesip çıkarma) (lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle 2 cm'den büyük, sert veya diğer tedavilere (ESWL gibi) dirençli böbrek taşlarının, sırttan yaklaşık 1 cm'lik küçük bir kesiden girilerek kameralı aletlerle (nefroskop) parçalanıp çıkarıldığı kapalı (minimal invaziv) bir ameliyat tekniği

perküsyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + quatere (sallamak, çarpmak, vurmak) + tio (isim yapım eki) * elle, bagetle veya sürtme, çarpma yoluyla ses çıkaran en eski müzik aleti türü (davul, zil, darbuka, marakas gibi); vücudun belirli bölgelerine vurularak alt dokular hakkında ses ve titreşim yoluyla bilgi edinme yöntemi; tıbbi muayenede vücut boşluklarının veya organların yoğunluğunu, boyutunu ve sınırlarını belirlemek amacıyla deri yüzeyine parmaklar veya özel bir çekiçle hafifçe vurarak ses dinleme yöntemi

perkütan : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli; vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv (kapalı) girişimsel yöntem

perkütan endoskopik gastrostomi : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + endo (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gaster (mide) + o (bağlaç) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * yutma güçlüğü çeken veya ağızdan beslenemeyen hastalarda, besinlerin ve ilaçların yemek borusuna uğramadan doğrudan mideye ulaştırılmasını sağlamak için endoskopi yardımıyla karın duvarından mideye doğrudan bir beslenme tüpünün yerleştirilmesi işlemi

perkütanöz : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + cutaneus (deri ile ilgili) (cutis (deri, cilt, ten) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * deri yoluyla, deri vasıtasıyla, cilt üzerinden, cilt yoluyla, deri geçişli; vücut içindeki organlara veya dokulara, cerrahi bir kesi yerine cilt üzerinden iğne, kateter veya özel cihazlar yardımıyla girilerek yapılan minimal invaziv (kapalı) girişimsel yöntem

perküte : lat. * percutatus, perquatatus (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + quatere (sallamak, çarpmak, vurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * (organ veya yüzey) darbeyle uyarılmış, vurma veya çarpma yoluyla etki oluşturulmuş; tıbbi muayenede vücut boşluklarının veya organların yoğunluğunu, boyutunu ve sınırlarını belirlemek amacıyla deri yüzeyine parmaklar veya özel bir çekiçle hafifçe vurarak ses dinleme yöntemi, perküsyon

perleş : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + lecare, ligare (yalamak, ıslatmak; tükürükle sürekli temas etmek) (lat.) + kheilos (dudak) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * genellikle dudak kenarlarında tükürük birikimi ve nemli ortam nedeniyle oluşan ağrılı, kızarık, çatlak ve beyazımsı görünümle seyreden kronik bir deri enfeksiyonu, angular cheilitis

perlinganit : lat., alm. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + lingen, längen (uzamak, genişlemek) (alm.) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * damar duvarlarında özellikle damar genişlemesiyle birlikte görülen inflamatuar süreçleri ifade eden vasküler iltihaplanma durumu

perlingual : lat., alm. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + lingen, längen (uzamak, genişlemek) (alm.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * ilacın dil üzerinden uygulanarak ağız mukozasından emilmesi veya dil yoluyla etki göstermesi durumuyla ilgili

perlit : lat., fra., gre. * perula, pernula (küçük inci, boncuk) (perla, perlae, perna (inci) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); perle (inci) (fra.) + ite (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * volkanik patlamalar sonucu oluşan, yüksek sıcaklıkta (850-1150 c) genleşerek hafif, gözenekli bir yapı kazanan doğal, camsı bir volkanik kökenli cam yapılı kayaç (mineral) türü

perlon : alm. * perlon (ticari marka adı; Perle (inci, parlak tanecik) + lon (naylon türevi eki, poliamid sınıfı çağrışımı) * poliamid (naylon-6) esaslı, sentetik lif ve plastik türü olan polikaprolaktamın ticari ismi

perma : lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) * düz veya hafif dalgalı saçları özel kimyasal solüsyonlar ve bigudiler yardımıyla uzun süreli (genellikle 3-6 ay) kıvırcık veya dalgalı hale getirme işlemi

permafrost : lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) (lat.) + frost (don, kırağı, buzlanma, donmuş durum) (ing.) * uzun süre boyunca sıcaklığı donma noktasının altında kalan, toprağın ve içindeki malzemenin sürekli donmuş halde bulunduğu zemin tabakası

permanant : lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * uzun süre değişmeden kalan veya etkisini sürdüren, sürekli, daimi, kalıcı

permanent : lat. * permanere (kalıcı olmak, sürmek, devam etmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + manere (kalmak, sürmek) ) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * uzun süre değişmeden kalan veya etkisini sürdüren, sürekli, daimi, kalıcı

permanganat : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) + ium (kimyasal element veya bileşik eki) + ate (tuz veya ester eki) * mangan elementinin yüksek oksidasyon basamağında bulunduğu, güçlü oksitleyici özellik gösteren kimyasal permanganat iyonu içeren tuzdan oluşan bikeşik (KMnO4)

permeabilite : lat. * permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin veya ortamın sıvı veya gazların içinden geçmesine izin verme özelliği, geçirgenlik

permeabl : lat. * permeabilis (permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * bir maddenin veya ortamın sıvı veya gazların içinden geçmesine izin veren, geçirgen

permeatif : lat. * permeatus (permeare (içinden geçmek, nüfuz etmek, yayılmak) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (gitmek, geçmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir ortamın içinden geçme veya yayılma özelliğine sahip olan; bir dokunun, genellikle kemiğin, içine sızan veya onu delik deşik ederek yayılan bir hasar, lezyon modeli

permeçe : ita. * parmecia, paramezza (kalın halat, bağlama ipi) * gemilerde yük bağlamak veya sabitlemek için kullanılan kalın ve dayanıklı halat türü

permetrin : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + methrum, methyl (metil CH3 grubu) + in (kimyasal madde eki) * özellikle uyuz ve bit tedavisinde kullanılan, parazitlerin sinir sistemini felç ederek onları ve yumurtalarını öldüren, krem veya losyon formunda topikal (cilde uygulanarak) olarak veya giysilere uygulanarak kene ve sivrisinek kovucu olarak da işlev gören sentetik bir insektisit (böcek ilacı)

permi : lat. * permittere (izin vermek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + mittere (göndermek, bırakmak) ) * izin verme, müsaade etme, serbest bırakma; dış ticaret, havacılık veya ulaşım sektörlerinde kullanılan resmi izin belgesi veya ruhsat

permiyen : rus., lat. * perm (Rusya'nın Ural Dağları bölgesinde yer alan, Orta Çağ'da Perm Knezliği'nin (Permia) bulunduğu bölge) (rus.) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yaklaşık 299-251 milyon yıl önce (Paleozoik Çağ'ın sonu) süren, Pangaea süperkıtası'nın şekillendiği ve kurak iklim koşullarının yaygınlaştığı, sürüngenlerin çeşitlendiği ve kozalaklı bitkilerin baskın hale geldiği ve dünya tarihinin en büyük kitlesel yok oluşu olan "Büyük Ölüm" ile sona ermiş olan jeolojik dönem

permütasyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + mutare (değiştirmek, dönüştürmek) + tio (isim yapım eki) * n elemanlı bir kümenin r elemanlı alt kümelerinin (kendi içinde) r kere yer değiştirme sayısı, devşirim (P = n! / (n-r)! ) (n = toplam eleman sayısı, r = sıralanacak, seçilecek eleman sayısı)

pernazal : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) * burun yoluyla, burun içinden geçen veya burun aracılığıyla uygulanan veya gerçekleşen

pernisiyöz : lat. * pernecis (yıkım, felaket, mahvolma) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + nex, necis (ölüm, yok oluş) ) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * son derece zararlı, yıkıcı, ağır hasar verici, mahvedici, yokedici, ölümcül

pernisiyöz anemi : lat. * pernecis (yıkım, felaket, mahvolma) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + nex, necis (ölüm, yok oluş) ) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + anaemia (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bağırsakların B12 vitaminini düzgün bir şekilde ememediği zaman oluşan, kırmızı kan hücrelerinde azalma meydana getiren bir anemi türü

peroksidasyon : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir maddenin oksijenle özellikle yüksek derecede reaksiyona girerek oksitlenmesi, oksijen eklenmesiyle gerçekleşen kimyasal süreç

peroksidaz : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + ase (enzim eki) (lat.) * peroksitleri parçalayarak oksidasyon reaksiyonlarını katalizleyen enzim sınıfı

peroksit : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) (gre.) * yapısında iki oksijen atomunun (-O-O-) bağı ile bağlı olduğu, güçlü oksitleyici özellik gösteren kimyasal bileşik türü (O2^2-)

peroksit redüktaz : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) (gre.) + reductus (reducere (geri getirmek) (re (geri, tekrar) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * hücre içinde peroksitleri (özellikle H2O2 gibi oksidanları) indirgererek zararsız bileşiklere dönüştüren enzim grubu; oksidatif stresi azaltan antioksidan enzim sistemi

peroksizom : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + some (madde, nesne, cisim, gövde) (gre.) * hücre içinde hidrojen peroksit gibi toksik oksidatif maddelerin parçalanması ve detoksifikasyonunda görev alan, tek zarla çevrili organel türü

peron : fra. * perron (basamaklı çıkıntı, platform, taş platfom) (pierre (taş) + on (isim yapım eki) ) * tren istasyonlarında yolcuların trene binip inmesini sağlayan yükseltilmiş platform, iskele veya rıhtım alanı

perone : gre. * perone (fibula, baldır kemiği) * insan ve omurgalılarda kaval kemiğinin (tibia) yanında yer alan ince, uzun dış bacak kemiği

peronospora : gre. * perone (iğne, çengelli iğne) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * bitkilerde, özellikle nemli ve sıcak ortamlarda yaprakların alt yüzeyinde gri-beyaz küf benzeri tabakalar oluşturan, mildiyö hastalığına neden olan, asma, patates, pancar, soğan ve daha başka bitkilerde mildiyuya yol açan mikroskopik mantar benzeri bir patojen (fungus) türü

peroral : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + os, or (ağız, açıklık, giriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız yoluyla, aracılığıyla; ilacın veya herhangi bir maddenin ağız yoluyla alınarak sindirim sistemi üzerinden vücuda verilmesi yöntemi

peros : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + os, or (ağız, açıklık, giriş) * ağız yoluyla, ağız aracılığıyla, oral yoldan; ilaç veya maddenin ağızdan verilmesi

perpendiküler : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + pendere (sarkmak, asılmak, asılı olmak) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) * bir doğru veya düzlemin başka bir doğruya veya düzleme 90° açıyla dik olacak şekilde konumlanan, dik olan, dikey

pers : far. * pers (İranlı, Farslı) * tarihsel olarak İran platosunda yaşamış ve antik dönemde (Ahameniş İmparatorluğu) çok geniş topraklara hükmetmiş İrani bir halk, İranlı, Farslı

persantil : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum (yüz) + ilis, til (oran, ölçü bildiren ek) * istatistikte bir veri setinin yüzde kaçlık dilimine girdiğini gösteren, gözlemlerin dağılım içindeki konumunu belirleyen ölçü birimi, yüzdelik dilim

persea : gre., lat. * Persea (Pers kökenli ağaç) * Lauraceae familyasına ait, avokado ve benzeri meyve veren bitki cinsi

perseküsyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sequi (takip etmek, izlemek) + tio (isim yapım eki) * paranoyanın temel belirtisi olan, kişinin çevresi tarafından takip edildiğine, izlendiğine, kendisine komplo kurulacağına veya kasten zarar verileceğine (zehirlenme, aldatılma veya sabote edilme) yönelik, mantıkla çürütülemeyen yanlış ve sarsılmaz bir inanış türü; bir kişi veya grubun sistematik olarak izlenmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması veya hukuki ve sosyal olarak sürekli kovuşturulması durumu

perseküte : lat. * persequitus (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sequi (takip etmek, izlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * sürekli izlenmiş, baskı ve takip altında tutulmuş; özellikle psikolojik veya sosyal olarak “takip edilme/zulüm görme” durumuna maruz kalmış

persenk : far. * parseng (terazi, yük denge taşı) (par (yük) + seng (taş, kaya, sert mineral kütle) ) * konuşurken gereksiz olarak ve çok sık yinelenen söz.

persent : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum (yüz) * bir bütünün 100 birim üzerinden ifade edilen oranı, yüzde

persentil : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + centum (yüz) + ilis, til (oran, ölçü bildiren ek) * istatistikte bir veri setinin yüzde kaçlık dilimine girdiğini gösteren, gözlemlerin dağılım içindeki konumunu belirleyen ölçü birimi, yüzdelik dilim

persephone : gre. * perthein, persein (yok etmek, yıkmak, mahvetmek) + phonein (ses vermek, konuşmak) * Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının kraliçesi, Hades’in eşi ve mevsimlerin döngüsüyle ilişkilendirilen tanrıça

persepsiyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + ceptio (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * duyular aracılığıyla alınan bilgilerin beyin tarafından yorumlanması, algılama ve anlamlandırma, algı, anlayış, kavrayış, idrak

perseverans : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + severus (sert, ciddi, sıkı) + entia (isim yapım ve durum eki) * zorluklara rağmen bir davranışı, çabayı veya kararı sürdürme, sebat etme ve kararlılık gösterme, azim, sebat

perseverasyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + severare (ciddileşmek, sertleşmek, sıkılaşmak) (severus (sert, ciddi, sıkı) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir uyaranın sona ermesine rağmen, bireyin bir düşünce, kelime, davranış veya hareketi amaçsız ve uygunsuz şekilde sürekli tekrar etmesi (takılı kalması) durumu (Beyin hasarı, frontal lob patolojileri, demans veya otizm gibi durumlarda görülür.); psikiyatrik bağlamda, aynı kelimeyi, hareketi veya düşünceyi uygun olmadığı hâlde ısrarla tekrarlama durumu

persistan : lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + ens, ent (sıfat yapım eki) * uzun süre devam eden, kalıcı olma eğiliminde olan, ısrarlı, inatçı, direten

persistan : lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + ens, ent (sıfat yapım eki) * uzun süre devam eden, kolayca ortadan kalkmayan, kalıcı veya süreklilik gösteren, kalıcı, sürekli, ısrarlı

persistans : lat. * persistere (devam etmek, sürmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + sistere (durmak, kalmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) * uzun süre devam etme, kalıcı olma, ısrar, inat, diretme

persona : etr., lat. * phersu (tiyatro maskesi, figürü) (etr.), persona (maske, rol; kişi, şahıs) (lat.) * tiyatroda oyuncunun taktığı maske; bireyin günlük yaşamdaki ihtiyaçlarıyla ilişkili olan tavrı, kişilik, sosyal rol, bireyin toplum içindeki görünür kimliği

persona non grata : lat. * persona (kişi, şahıs, kişilik, şahsiyet, kimlik) + non (değil, yok) + gratus (hoş, memnun edici), grata (kabul edilen, hoş karşılanan) * istenmeye kişi (bir devletin ülkesinde kabul etmeyeceğini bildirdiği kişi)

personalite : lat. * persona (maske, rol; kişi, şahıs) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bireyin kendine özgü duygu, düşünce ve davranış örüntülerinin tümü, şahsiyet, kişilik

personel : lat. * persona (maske, rol; kişi, şahıs) + alis (ile ilgili, -a ait) * şahsi, kişisel; bir kurum veya kuruluşta görev yapan tüm çalışanlar, kadro

perspektif : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectus (bakma, gözlem; bakılmış, görülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir nesnenin, olayın veya mekânın bakış noktasına göre görünüşü; görsel derinlik ve oranları doğru yansıtan çizim tekniği, bakış açısı, görüş ve algılama biçimi

perspirasyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + spirare (nefes almak, solumak, üflemek) + tion (isim yapım eki) * vücutta ter bezleri aracılığıyla su ve çözünmüş maddelerin dışarı atılması, terleme, buharlaşma

perşembe : far. * pencşenbe (beşinci gün) (penc (beş) + şenbe (gün) ) * beşinci gün; haftanın dördüncü günü (Eski sistemde pazarın kurulduğu yani işlerin başladığı gün olan Bazar veya Pazar günü haftanın ilk günü addedilmiştir.); Ordu’nun bir ilçesi

pert : lat., fra. * perdere (tamamen vermek, elden çıkarmak, kaybetmek, yitirmek, yok etmek, mahvetmek) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + dare (vermek) ) (lat.); perdre (kaybetmek, yitirmek), perdu (kaybolmuş, yitirilmiş) (fra.) * kullanılamaz hale gelmiş, ciddi hasar görmüş, işlevini yitirmiş; bitkin, bitik, tükenmiş (mecazi); sigorta terminolojisinde bir aracın kaza veya hasar sonucu onarım maliyetinin piyasa değerini aşması (genellikle %70 ve üzeri) nedeniyle ekonomik ömrünü tamamlaması ve kullanılmaz hale gelmesi durumu

pertav : far. * pertev (ışık, ışın, ışık ışını, parıltı, parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) * ışık, ışın, parıltı, parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız

pertek : erm. * pertag (kalecik) * Tunceli’nin bir ilçesi

perteknetat : lat., gre. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) (lat.) + technetium (atom numarası 43, simgesi Tc olan, yapay olarak üretilen radyoaktif bir geçiş metali) (tekhne (teknik, ustalık, sanat, zanaat, maharet, iş, yöntem, usül) (gre.) + tium (kimyasal element eki) (lat.) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * nükleer tıp görüntülemelerinde kullanılan, ve özellikle tiroid bezinin fonksiyonlarını, yapısını veya belirli tümörleri görüntülemek için sintigrafi işlemlerinde vücuda damar yoluyla verilen radyoaktif madde (teknesyum-99m perteknetat)

pertev : far. * pertev (ışık, ışın, ışık ışını, parıltı, parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) * ışık, ışın, parıltı, parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız

pertevniyal : far., ara. * pertev (ışık, ışın, ışık ışını, parıltı, parlaklık, aydınlık, nur; atılma, sıçrama, atılım, hız) (far.) + niyal (nail olan, erişen, ile ilgili, layık) (ara.) * aydın, ışığa layık, ışığa nail olan, ışığa, aydınlığa (nura) ulaşan; parlayan yıldız; güzelliğiyle etrafına ışık saçan

pertussis : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + tussire (öksürmek), tussis (öksürük) * özellikle Bordetella pertussis bakterisinin neden olduğu, şiddetli ve nöbetler hâlinde gelen öksürükle seyreden bulaşıcı solunum yolu hastalığı, boğmaca

pertuzumab : lat. * per (ayırt edici ön ek) + tu (hedef antijen, epitop belirteci) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * HER2 reseptörünü hedefleyen ve özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan insanlaştırılmış monoklonal antikor ilacın etke maddesi

pertürbasyon : lat. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + turbare (düzeni bozmak, karıştırmak, huzuru veya dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa çıkarmak) + tio (isim yapım eki) * bir sistemin dengeli halini bozarak küçük veya büyük ölçekte düzensizlik ve sapma oluşturma durumu, karşıklık, düzensizlik, sapma, bozulma, etki, rahatsızlık

pertürbasyon teorisi : lat., gre., tür. * perturbatio (bir sistemin dengeli halini bozarak küçük veya büyük ölçekte düzensizlik ve sapma oluşturma durumu, karşıklık, düzensizlik, sapma, bozulma, etki, rahatsızlık) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + turbare (düzeni bozmak, karıştırmak, huzuru veya dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa çıkarmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir fiziksel veya matematiksel sistemin tam çözülemeyen karmaşık durumunu, küçük bir bozucu etki ekleyerek yaklaşık çözümlerle analiz etmeye dayanan bilimsel yaklaşım yöntemi

pertürbe : lat. * perturbatus (karışmış, düzensizleşmiş, sapmış, bozulmuş) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + turbare (düzeni bozmak, karıştırmak, huzuru veya dengeyi sarsmak, karışıklık ve kargaşa çıkarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * karışmış, düzensizleşmiş, sapmış, bozulmuş

peru : que. * peru (zenginlik, bolluk) * Güney Amerika’nın batısında Pasifik Okyanusu kıyısında yer alan, kuzeyde Ekvador ve Kolombiya, doğuda Brezilya, güneydoğuda Bolivya ve güneyde Şili ile komşu olan bir ülke

peruk : fra. * perruque (takma saç) * saçsızlığı gizlemek, estetik görünüm sağlamak veya kostüm amacıyla başa takılan, insan saçı veya sentetik liflerden yapılmış yapay saç örtüsü

peruka : ita. * parruca (takma saç) * saçsızlığı gizlemek, estetik görünüm sağlamak veya kostüm amacıyla başa takılan, insan saçı veya sentetik liflerden yapılmış yapay saç örtüsü

perukar : fra. * perruque (takma saç) + ier (-cı, yapan, eden eki) * peruk yapımı, satımı veya kullanımıyla uğraşan kişi, perukçu

perule : lat. * perula (küçük kese, küçük torba) * kışlayan tomurcuğu örten, genellikle üst üste dizilmiş küçük pullardan oluşan koruyucu yapı; yaprak tomurcuklarını dış etkenlerden koruyan pulları, tomurcuk pulu

perva : far. * parva (önde olmak, ileriyi düşünmek, kaygılanmak; önce), perva (korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş, saygı veya kaygı nedeniyle duyulan çekingenlik) * korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş, saygı veya kaygı nedeniyle duyulan çekingenlik

pervane : far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vane (ön, önde, ileri, ileride) * öndeki kanat; bir eksene dikey olarak bağlanmış iki veya daha çok kanattan yapılmış, döndüğünde bir düzeneği işleten, itme, çekme, dengeleme, soğutma gibi işlevleri olan araç

pervane böceği : far., tür. * per, par (kanat) + vane (ön, önde, ileri, ileride) (far.) + bö, böy (büyük örümcek) + cek (küçültme eki) + i (iyelik eki) (tür.) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımından, geceleri ışık kaynaklarının etrafında dönerek uçmasıyla tanınan, genellikle donuk renkli, pullu kanatlara sahip ve çoğunlukla gece faal olan böceklerin genel adı

pervari : kür. * bervar (yamaç, yokuş, dağ eteği, dağlık bölge) * Siirt’in bir ilçesi

pervasız : far., tür. * parva (önde olmak, ileriyi düşünmek, kaygılanmak; önce), perva (korku, çekinme, sakınma, vazgeçiş, saygı veya kaygı nedeniyle duyulan çekingenlik) (far.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * korkusuz, çekinmez, sakınmaz veya hiçbir şeyden korkusu olmayan

pervaz : far. * parvaz (uçuş, kanat çırpma, havalanma) (per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vaz (isim yapım eki) ) * uçma, yükselme anlamından gelişerek mimaride pencere veya kapı kenarlarını çevreleyen çerçeve ve çıkıntı kısmı

perver : far. * parvardan (bakmak, yetiştirmek, ilgilenmek, korumak, beslemek, eğitmek), parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) * bir şeye ilgi gösteren, onu seven, besleyen veya koruyan

perversite : lat * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + itas (isim yapım ve durum eki) * ahlaki olarak sapma, bozulma veya doğru olandan tamamen tersine dönmüş olma durumu, sapıklık, sapkınlık

pervin : far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + vin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanatlı olan, kanat çırpan, uçan; Ülker yıldızı

perzerin : far. * per, par (kanat; uçmak, kanat çırpmak; havalanmak, yükselmek) + zarin (altın gibi, altınla ilgili, altın renkli, değerli) (zar (altın) + in (ile ilgili, -a ait) ) * Türk musikisinde bir makam

pes : lat., far. * pes (ayak, bacak; insan veya hayvanın alt uzvu) (en altta olan anlamından) (lat.); pes (kalın ses, arka, ard, geri, alçak, aşağı, düşük) (far.) * ölçü, taban, ayak; kalın ses, arka, ard, geri, alçak, aşağı, düşük, düşük frekans, altta olan

pes anserinus : lat. * pes (ayak; alt uzuv) + anser (kaz; su kuşu) + inus (ile ilgili, -a ait”) * dizin iç yanında üç tendonun kaz ayağına benzer şekilde yayıldığı anatomik yapı

pes ekinovarus : lat. * pes (ayak; alt uzuv) + equus (at), equino (at ile ilgili) + varus (içe eğik, içe bükük, sapmış) * ayaklardan birinin veya her ikisinin birlikte içe dönük olduğu konjenital (doğumsal) anomali, club foot

pes etmek : far. * pes (aşağı, düşük; yenilmiş, zayıf, çökmüş hal) (far.) + etmek (yapmaj, eylemek) (tür.) * yenilgiyi kabul etmek, vazgeçmek veya artık devam edemeyecek duruma gelerek bırakmak

pes planus : lat. * pes (ayak; alt uzuv) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * ayaktaki kemik ve eklem dokularının belirli bir düzen ve kaviste kalmasını sağlayan bağ, tendon ve kas yapılarının çeşitli etkenlere bağlı olarak zayıflaması sonucu ayak kavisinin kaybolması ve düzleşmesi, düz tabanlık, taban düşüklüğü

pesante : lat., ita. * pensare (tartmak, ağırlığını ölçmek), pesans (ağır, tartısal) (lat.); pesante (ita.) * ağır, dolgun, yoğun, tartıda çeken, ağırbaşlı; müzikte, notaların vurgulu, ağır ve heybetli bir şekilde çalınması gerektiğini belirten bir terim

pesavend : far. * pes (arka, son) + avand (bağlayan, tutan; iliştiren, birleştiren) * yüksek kafiye, redif, şiirde mısra sonundaki uyum, kafiye, kuyruk kafiyesi

pesek : tür. * pas (metal yüzeylerdeki oksitlenmeye dayalı olan ve kırmızımsı renk ile beliren aşınma) + ek (isim yapım eki) * dişlerin yüzeyinde oluşan tabaka, diş kiri, diş pası

pesend : far. * pesendiden (beğenmek, hoşlanmak) * beğenen, hoşlanan, kabul eden

pesendide : far. * pesendiden (beğenmek, hoşlanmak) * Türk musikisinde, rast dizisi üzerine nişabur makamının işlenmesiyle (rast üzerinde nişabur beşlisi + buselik) oluşan, inici-çıkıcı özelliği olan, yegah perdesinde rast dörtlüsüyle pest taraftan genişleyen, güçlüsü neva olan bir makam

peseta : lat., kat. * pettia (küçük parça, kırıntı) + etta (küçültme eki) (lat.); peceta (kat.) * 1869-2002 yılları arasında İspanya'da kullanılan, 100 centimoya eşit olan eski resmi para birimi

pesimist : lat., fra. * pessimus (en kötü) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.); pessimiste (fra ) * en kötücü; olayları en kötü ihtimal üzerinden yorumlayan, karamsar bakış açısına sahip olan, kötümser

pesimizm : lat., fra. * pessimus (en kötü) + ismus (isim yapım, durum, öğreti ve akım eki) (lat.); pessimisme (fra.) * olayları ve geleceği en kötü olasılık üzerinden değerlendiren karamsar dünya görüşü veya düşünce akımı, kötümserlik

peskateryan : lat. * piscis (balık) + vegetarian (bitkisel beslenen kişi; et yemeyen kişi) * kırmızı et ve kümes hayvanı tüketmeyip yalnızca balık ve bitkisel gıdalarla beslenen beslenme tarzını benimseyen (kişi)

peskator : lat. * piscis (balık) + ator (-cı, yapan, eden eki) * balık tutan, balıkçı, balıkçıl

peso : lat., isp. * pensare (tartmak, ağırlığını ölçmek), pensum (tartılmış, ağırlık; tartma eylemi sonucu belirlenen değer) (lat.) + o (isim yapım eki) (isp.) * ağırlık esasına dayanan ve birçok Latin Amerika ülkesinde kullanılan para birimi

pespaye : far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + paye (rütbe, basamak, kademe, seviye, derece, mertebe) * aşağılık, alçak, soysuz kimse; düşük nitelikli, beş para etmez nesne

pespembe : far. * pes (pekiştirme eki) + panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) * kırmızı ile beyaz arasında, açık ve yumuşak tonlu rengin yoğun hali, yoğun pembe, tamamen pembe

pest : far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) * kalın ses, bas ses, düşük frekanslı ses

pestenkerani : far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + enkeran (çok, fazla, aşırı) + i (ile ilgili, -a ait) * saçma, değersiz, önemsiz, uyduruk, bayağı veya aşağılık; edebi dilde veya günlük konuşmada entipüften, ciddiye alınmayacak işler veya sözler için kullanılan sıfat

pestil : lat. * pasta (hamur) + ella (küçültme eki) * genellikle dut, üzüm, kayısı veya erik gibi meyvelerin ezilip ve özlerinin çıkarılıp, ince tabakalar halinde serilerek güneşte veya fırında kurutulmasıyla elde edilen geleneksel, besleyici ve esnek bir kışlık yiyecek, bastık

pestisit : lat. * pestis (veba) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldürme) * tarımda ekinlere ve bitkilere zarar verme potansiyeli bulunan organizmaları, haşereleri, istenmeyen yabani otları, böcekleri yok etmek ve kontrol altında tutmak için kullanılan kimyasal bir maddelerin genel ismi

pestpaye : far. * past, pest (alçak, aşağı, düşük, alt, değersiz, bayağı, adi) + paye (rütbe, basamak, kademe, seviye, derece, mertebe) * aşağılık, alçak, soysuz kimse; düşük nitelikli, beş para etmez nesne

pesüs : far. * pih (iç yağı) + suz (yakan) * içinde yağ yakılan toprak kandil

peş : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) * ard, arka, geri (Türkçe’deki kullanımı farklılaşmıştır.)

peşin : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin zamanı gelmeden önce, önceden, teslimden veya işlemden önce (ödeme, gerçekleşen durum)

peşinat : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a ait) + at (isim yapım ve çoğul eki) * bir alışverişte, özellikle borç veya taksitle yapılan ödemede önceden verilen ilk ödeme tutarı, avans

peşinen : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + in (ile ilgili, -a ait) + en (sıfat yapım eki) * önceden olan, gerçekleşmeden, önceden ve kesin olarak kabul edilerek olan (yapılan veya söylenen)

peşkeş : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * takdim edilen şey, küçüğün büyüğe verdiği hediye, özellikle bir göreve atanma karşılığı hükümdara verilen bahşiş; bir kimseye genellikle çıkar veya kayırma amacıyla bir şeyi haksız biçimde sunma, verme veya armağan etme, rüşvet niteliğinde sunma; hediye, armağan, hibe

peşkir : far. * piş, peş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * el, yüz silmek veya servis sırasında kullanmak için öne serilen, genellikle ince dokumadan yapılmış büyük mendil, havlu, bez

peşko : rus. * peçka (soba) * özellikle Doğu Karadeniz yöresinde (Trabzon, Rize, Giresun civarı) kullanılan, fırınlı soba veya kuzine anlamına gelen yerel bir kelime

peşmelba : lat., fra., far. * persica (Pers (Fars) ile ilgili; Fars elması) ) (lat.); pêche (şeftali) (fra.) + melba (ince, yumuşak; ebegümeci) * 19. yüzyıl sonunda Fransız şef Auguste Escoffier tarafından soprano Nellie Melba onuruna yaratılmış olan, genellikle krem şanti veya badem ile süslenerek servis edilen, haşlanmış şeftali, vanilyalı dondurma ve ahududu, frambuaz sosu ile hazırlanan klasik bir Fransız tatlısı

peşmerge : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + marg, merg (ölüm) * önde ölüme gidenler; öncü fedai; 1961'den sonra Barzani savaşçılarına verilen isim

peşpeşe : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) (far.) + e (-a doğru, yönelim) (tür.)

peşrev : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + rev (gitmek, ilerlemek; hareket etmek) * önden gitmek, önde giden; Türk musikisinde fasıl veya makam eserlerinin başında icra edilen, faslın giriş taksiminden sonra ilk çalınan, esere giriş niteliğindeki enstrümantal bölüm

peştemal : far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm, göt) + mal (silen) * arka silecek, arka kurulayıcı, arka havlusu; hamamda belden aşağısını örtmek için kuşanılan veya çalışırken elbiselerin kirlenmemesi için belden itibaren sarılan dokuma bez

peştuca : far., tur. * peşt (dağlık bölge, yüksek yer; Peştunların yaşadığı coğrafya) (far.) + uca (ile ilgili, -a ait) (tür.) * Afganistan ve Pakistan’da Peştun halkı tarafından konuşulan, Hint-İran dil ailesine ait bir dil

PET : lat. * Positron (pozitron) + Emission (emisyon, yayılım, dağılım, salınım) + Tomography (tomografi) kelime grubunun akronimi * damar yolu ile enjekte edilen metabolik radyoaktif ajanların biriktiği normal veya patolojik dokuları görüntüleyen, metabolik veya fonksiyonel görüntüleme için kullanılan bir sintigrafi ve tomografi tekniği

pet : lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) (lat.); petit (küçük, ufak, minik) (fra.) * evlerde beslenen kedi, köpek gibi evcil hayvanlar için kullanılan, “ev hayvanı” anlamındaki modern terim

petal : gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.); petalum (çiçek yaprağı) (lat.) * çiçeğin dış görünüşünde renkli ve gösterişli bölümü oluşturan, tozlaştırıcıları çekmeye yardımcı olan taç yaprağı bölümü

petalodi : gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.); petalum (çiçek yaprağı) + odia (isim yapım ve durum eki) (lat.) * katmerli çiçeklerde sıkça görülen, çiçek organlarının (stamen (erkek organ) vb.) veya başka yapıların taç yaprağına (petal) dönüşmesi, petal benzeri yapı kazanma durumu, petalleşme

petaloid : gre., lat. * petalon (yaprak, ince levha, tabaka) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * taç yaprağa benzeyen, görünüş veya yapı bakımından çiçek yaprağını andıran (organ veya yapı)

petauridae : gre. * petauron (uçmak için kullanılan araç, kanat benzeri yapı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya ve Yeni Gine bölgesinde ağaçlarda yaşayan, ön ve arka ayakları arasındaki deri kıvrımları sayesinde süzülebilen küçük keseli memeliler grubu, uçar kuskusgiller veya çizgilikeseligiller

petek : far., san. * petak (sepet) (far.); petaka (küçük sepet) (san.) * arıların balmumundan yaptıkları, altıgen gözlerden oluşan, bal ve larva depoladıkları düzenli yapı

peteşi : lat. * petecchia (küçük nokta, purpurik leke) * deride veya mukoza yüzeyinde (ağız içi gibi) küçük kılcal damar kanamalarına bağlı olarak oluşan, iğne ucu büyüklüğünde, genellikle 2 mm'den küçük, kırmızı, mor veya kahverengi renkli, basınca solmayan kırmızı-mor noktacıklardan her biri

peteşial : lat. * petecchia (küçük nokta, purpurik leke) + alis (ile ilgili, -a ait) * deride veya mukozada küçük noktasal kanamalarla ilgili olan, peteşi niteliği taşıyan

petidin : gre., lat. * phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * opioid sınıfına ait, güçlü ağrı kesici olarak kullanılan sentetik ilaç, meperidin (C15H21NO2)

petifür : lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + furnus (ocak, fırın) (lat.); petit (küçük, ufak, minik) + four (fırın, ocak) (fra.) * Fransız mutfağından gelen, genellikle kek, krema, çikolata veya meyve soslarıyla hazırlanan, özel davetlerde çay/kahve yanında sunulan, tek lokmalık, küçük boyutlu, süslü pasta veya bisküvi türü

petiolat : lat. * petiolus (küçük ayak, sapçık) (pes, pedis (ayak) + olus (küçültme eki) + atus (sıfat yapım eki) * yaprak ayasının bir sap aracılığıyla gövdeye bağlandığı, belirgin yaprak sapına sahip olan (yapı), saplı, yaprak sapı olan

petiolül : lat. * petiolus (küçük ayak, sapçık) (pes, pedis (ayak) + olus (küçültme eki) + ulus (küçültme eki) * bileşik yapraklarda yaprakçığı ana yaprak sapına bağlayan küçük sapçık, ikincil yaprak sapı yapısı

petisyon : lat. * petere (istemek, dilemek, talep etmek, yönelmek, saldırmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); pétition (fra.) * bir makama veya otoriteye resmi olarak yapılan toplu talep, dilekçe veya imza kampanyasıyla sunulan başvuru, dilekçe

petit : lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) (lat.); petit (fra.) * küçük, ufak, minik

petit mal : lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + malus (kötü, fena, zararlı), malum (kötülük, zarar) (lat.); petit (küçük, ufak, minik) + mal (kötü, fena, zararlı; hasta; hastalık, nöbet, rahatsızlık) (fra.) * genellikle çocuklarda görülen, birkaç saniye süren, ani ve geçici bilinç kaybı ile karakterize bir epilepsi türü, absans nöbeti

petri : alm. * petri (Alman bakteriyolog Julius Richard Petri'nin soyadından) * mikrobiyoloji laboratuvarlarında bakteri, mantar ve hücre kültürü üretmek, gözlemlemek ve incelemek amacıyla kullanılan, cam veya plastikten üretilen sığ, yuvarlak ve kapaklı laboratuvar kabı

petrifikasyon : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) (gre.) + facere (yapmak, etmek eylemek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) * organik materyallerin (odun, kemik, kabuk vb.) minerallerle yer değiştirerek fosilleşmesi ve taş formuna dönüşmesi; taşlaşma, kayaçlaşma

petrikolöz : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) (gre.) + colere (yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek) + osus (sıfat yapım eki) (lat.) * kayalık ortamlarda yaşayan, taşlar veya kaya yüzeyleriyle ilişkili yaşam gösteren (organizma veya yapı)

petrikor : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + ichor (tanrıların damarlarında dolaştığı varsayılan kutsal sıvı, tanrıların kanı, özsu) * yağmurdan sonra özellikle kuru toprağın ve taşlı yüzeylerin yaydığı, bitkisel yağlar ve toprak bakterilerinin ürettiği maddelerin birleşimiyle oluşan karakteristik hoş koku

petroglif : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + glyphein (oymak, kazmak, kazımak, yontmak), glyphos (oyma, kazma, oyulmuş, kazılmış, yontulmuş) * taş yüzeylere oyularak veya kazınarak yapılmış tarih öncesi veya eski dönemlere ait figür ve sembol çizimleri

petrografi : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kayaçların mineral içeriğini, kimyasal bileşimini, dokusunu ve yapısal özelliklerini makroskobik (çıplak gözle) ve mikroskobik (ince kesit) yöntemlerle inceleyen, tanımlayan ve sınıflandıran bir jeoloji bilimi dalı

petrokimya : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * petrol ve doğal gaz gibi hidrokarbonlardan kimyasal ürünler elde edilmesini inceleyen ve uygulayan kimya dalı

petrol : gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * yer altı kaya katmanlarında oluşan, rafine edilerek yakıt (lpg, gaz yağı, benzin, motorin, fuel oil, asfalt, bitümen vb.) elde edilen fosil sıvı enerji kaynağı

petroloji : gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kayaçların oluşumunu, bileşimini ve dönüşüm süreçlerini inceleyen jeoloji dalı

petromizon : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + mizein (emmek) + on (isim yapım eki) * ağızları emici yapıda olan, taşlara veya kayalara tutunabilen, yılanımsı vücutlu yuvarlak ağızlı balık cinsi, taşemen

petromyzontidae : gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + mizein (emmek) + on (isim yapım eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çenesiz balıklar sınıfına ait, ağızları emici disk biçiminde olan, yılanımsı vücutlu ve çoğunlukla balıkların üzerinde parazit olarak yaşayan yuvarlak ağızlı, omurgalı, yılan balığı benzeri ilkel bir hayvan familyası, lampreyler, taşemengiller

petromyzontiformes : gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + mizein (emmek) + on (isim yapım eki) (gre.) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * vantuz benzeri dairesel ağızlarıyla diğer balıklara yapışarak asalak (parazit) bir yaşam süren çenesiz ve pulsuz omurgalı balıkları kapsayan biyolojik bir takım, taşemen, lamprey

petroraji : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * Caryophyllaceae familyasına ait, taşlık alanlarda yetişen otsu bitki cinsi

petroselinum : gre. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + selinon (kereviz) * maydanoz (Petroselinum crispum) bitkisini ifade eden, Apiaceae (maydanozgiller) familyasına bağlı olan, hem yemeklerde yeşillik, baharat olarak kullanılan hem de idrar söktürücü ve iltihap önleyici özellikleri nedeniyle geleneksel tıpta şifa kaynağı olarak bilinen, maydanoz ve kerevizle ilişkili Akdeniz kökenli bitki cinsi

petröz : gre., lat. * petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * kayalık, taşlı; taş gibi sert yapıda olan veya taş içeren; sert, yoğun kemiksi; temporal kemiğin iç kulağı çevreleyen sert, yoğun ve taşsı kısım

petty cash : ing. * petty (küçük, ufak, minik) + cash (nakit; kasa) * işletmelerin ofis malzemeleri, posta masrafları, kargo veya taksi ücreti gibi düşük tutarlı, anlık ve günlük harcamaları için likit olarak hazırda bulundurduğu, kilitli bir kutuda tutulan az miktardaki nakit fon, küçük kasa, küçük nakit, küçük fon

petunia : lat., gre. * Petun (Brezilya yerel adı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) * Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, trompet şeklinde renkli çiçekler açan, genellikle yaz aylarında balkon ve bahçeleri süsleyen popüler bir süs bitkisi

petunya : lat., gre. * Petun (Brezilya yerel adı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) * Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait, Güney Amerika kökenli, trompet şeklinde renkli çiçekler açan, genellikle yaz aylarında balkon ve bahçeleri süsleyen popüler bir süs bitkisi

petvey : ing. * path (yol, güzergâh; izlenen rota) + way (yol, yöntem, tarz; ilerleme biçimi) * bir sürecin adım adım ilerlediği yol; izlenen rota, yöntem veya sistem içindeki ilerleme hattı; patika

peutz-jeghers sendromu : hol. * peutz (Hollandalı doktor Jan Peutz’un soyadından) jeghers (Hollandalı doktor Harold Jeghers’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * sindirim sisteminde çok sayıda iyi huylu gastrointestinal polip (hamartom) oluşumu ve dudak/ağız çevresinde koyu renkli lekelerle (pigmentasyon) karakterize, nadir görülen kalıtsal (genetik) bir hastalık

pey : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.); pay (ödemek) (ing.), payer (ödemek) (fra.) * bir alışveriş veya sözleşmede caymayı önlemek amacıyla önceden verilen güvence parası, kaparo veya teminat akçesi

peyam : far. * payam, paygam (geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber, haber, mesaj, ileti) * geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber, haber, mesaj, ileti

peyamaver : far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + avardan, averdan (getirmek, taşımak), aver (getiren, taşıyan) * haber getiren, haberci

peyda : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan) + dadan (vermek, ortaya çıkarmak; oluşturmak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin

peydah : far. * peyda (görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin) (pay (ayak, adım, ayak izi, art, arka; işaret, nişan) + dadan (vermek, ortaya çıkarmak; oluşturmak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) ) + h (heh-i havvaz; uzatma ve isimleştirme eki) * görünür hale gelmiş, açık, ortaya çıkmış, belirgin

peyderpey : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + der (içinde, boyunca, arasında) + pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) * zaman içinde adım adım, aşamalı ve kesintisiz biçimde (gerçekleşme), yavaş yavaş, aşamalı olarak, kademeli olarak

peygamaver : far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + avardan, averdan (getirmek, taşımak), aver (getiren, taşıyan) * haberci, haber getiren, nebi

peygamber : far. * payam, paygam (haber, mesaj, ileti) + bar (taşıyan, getiren) * haberci, haber getiren, nebi; Allah'ın emirlerini, vahiylerini insanlara ulaştırmakla görevlendirilen elçi, resul, nebi

peygamberdevesi : far., tür. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) (far.) + tebe (tepe, çıkıntı, yükseklik; geviş getiren, hörgüçlü, uzun boyunlu hayvan, deve) + si (iyelik eki) (tür.) * ön bacaklarını dua eder gibi kaldırmış duruşu nedeniyle “peygamber gibi duran böcek” şeklinde halk adlandırmasıyla bilinen, avını ön bacaklarıyla yakalayan yırtıcı böcek türü, mantis religiosa

peygamberöküzü : far., tür. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) (far.) + okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + ü (iyelik eki) (tür.) * ahmak, budala, bön, aptal, salak, avanak

peygambervari : far. * peygamber (haberci, haber getiren, nebi) + vari (ile ilgili, gibi, benzer, -a ait) * peygambere özgü kabul edilen niteliklere benzer şekilde olan, peygamberi andıran, peygamber tarzında görülen veya öyle algılanan

peyk : far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * bir şeyin etrafında, ona tabi olarak dönen, seyyare, uydu; haber ve mektup getirip götüren

peykan : far.* pey (karşı, ön, uç, ileri, yüz; ileriye bakan kısım) + kan (-cı, yapan, eden eki) * ok, mızrak veya benzeri silahlarda sivri uç kısmı; uç, sivri nokta

peyke : far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + e (küçültme eki) * küçük haberci, ulak; özellikle Osmanlı sarayında görev yapan genç haber taşıyıcı veya hizmetli

peyker : far. * pey (karşı, ön, uç, ileri, yüz; ileriye bakan kısım) + kar (yapan, eden, işleyen; edilen şey, iş, mahsul, getiri) * resim, suret, şekil, imaj; yüz, çehre, surat; kadın ismi

peyk-i felek : far. * payk, peyk (haberci, ulak, mesaj taşıyan kişi; ayak işlerine bakan hizmetkar) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan) + k (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (far.) + i (tamlama eki) + falaka (dönmek, dönerek gitmek), falak, felek (çark, çıkrık, çember, devir, daire, döngü, yuvarlak, gök küresi, gök katı; dönen şey; yıldızların döndüğü yer, yörünge, yıldızların döner küresi; talih, baht) (ara.) * Ay, Dünyanın etrafında dönen Ay, Dünyanın peyki, Dünyanın uydusu

peyman : far * padman, patman, payman (ölçmek) * ölçü, ölçek; itidal, antlaşma, sözleşme, and, yemin, muahede, ahdleşme

peymane : far * padman, patman, payman (ölçmek) + e (isim yapım eki) * ölçü kabı, kadeh

peymude : far * padman, patman, payman (ölçmek) + ude (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ölçülmüş

peynir : ave., far. * panir (süt ürünlerinin mayalanarak katılaşması) (payah (süt) + nir (isim yapım eki) ) * sütün mayalanıp katılaştırılmasıyla elde edilen, kahvaltı ve yemeklerde kullanılan temel süt ürünü

peynir altı suyu : ave., far., tür. * panir (süt ürünlerinin mayalanarak katılaşması) (payah (süt) + nir (isim yapım eki) ) (far.) + alt (aşağı, düşük) + ı (iyelik eki) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) ) + yu (iyelik eki) (tür.) * peynir üretimi sırasında sütün pıhtılaşmasıyla ayrışan, protein, kalsiyum ve B vitaminleri açısından oldukça zengin olan, sindirimi rahatlatma, kas gelişimini destekleme ve tokluk hissi verme gibi işlevleri olan yeşilimsi-sarı renkteki besleyici sıvıd

peyrev : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + rev (gitmek, ilerlemek) * birinin izinden giden, düşüncelerine veya yoluna uyan, takipçi, tabi olan (kimse)

peyronie : fra. * peyronie (Fransız cerrah François Gigot de la Peyronie'nin soyadından) * genellikle travma veya bağ dokusu hastalıkları sonucu gelişen ve penisi çevreleyen zarda (tunica albuginea) oluşan sert plaklar nedeniyle peniste sonradan gelişen ağrılı eğrilik, şekil bozukluğu ve sertleşme sorunu

peyzaj : lat., fra. * pagus (kırsal bölge) (lat.); paysage (manzara; doğa görünümü, çevre düzeni) (pays (ülke, bölge; toprak parçası) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * bir yerin doğal veya düzenlenmiş görsel görünümü; doğa, şehir veya bahçe gibi alanların estetik olarak algılanan bütünsel manzarası

pezevenk : far. * pej (kirli, ahlaksız, fahiş) + wend (sahip, ile ilgili) * kadın simsarı, karısını başkalarına peşkeş çeken, muhabbet tellalı, fuhuş aracıs

pezir : far. * pazireftan (kabul etmek, almak, benimsemek) * alan, kabul eden, benimseyen, emire uyan

pezo : far. * pej (kirli, ahlaksız, fahiş) + wend (sahip, ile ilgili) * kadın simsarı, karısını başkalarına peşkeş çeken, muhabbet tellalı, fuhuş aracıs (argo kısaltması)

ph : lat., gre. * pondus (ağırlık, yük; tartı ölçüsü) (lat.) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * bir maddenin asidik veya bazik (alkali) olma seviyesini hidrojen iyonu konsantrasyonu ile belirleyen ölçü değeri (Suyun içindeki hidrojen iyonlarının yoğunluğunu belirten pH, 7 nötr, 7'den küçük asidik, 7'den büyük bazik kabul edilir. Kan pH'ı 7.35-7.45, cilt ise hafif asidik (yaklaşık 5.5) yapıdadır.)

phaeton : gre. * phaethon (parlayan, parıldayan, ışıldayan, ışık saçan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + thon (sıfat yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde Güneş tanrısı Helios'un arabasını süren oğlu olarak bilinen

phaius : gre. * phaios (gri, koyu renkli; kahverengimsi ton) * Orchidaceae familyasına ait, koyu renkli orkide cinsi

phalacrocoracidae : gre., lat. * phalakros (kel, tüysüz) + korax (karga) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sulukuşları (Suliformes) takımına ait olan, uzun boyunlu, suya dalarak avlanan, koyu renkli tüyleri ve kanca uçlu gagalarıyla bilinen su kuşları grubu, karabatakgiller

phalangeridae : gre., lat. * phalangion (örümcek ağı, ağ biçimli yapı) (phalanx (saf, sıra; parmak kemikleri dizisi, eklemli bölüm) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya ve çevresindeki bölgelerde yaşayan, kuskusgiller veya keseli sıçanları kapsayan, çoğunlukla ağaçlarda bulunan ve keseli yaşam biçimine sahip küçük, keseli ve orta büyüklükteki memeliler grubu

phanes : gre. * phanes (görünen, görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + es (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde “ilk ortaya çıkan, ışıkla birlikte beliren ilksel tanrısal varlık” olarak kabul edilen, varoluşun başlangıcında ışık ve görünürlükle ilişkilendirilen kozmogonik figür, ilksel tanrı

phascolarctidae : gre. * phaskolos (kese, torba) + arktos (ayı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Vombatiformes alttakımına bağlı, Avustralya'ya özgü, günümüzde yaşayan tek temsilcisi koala (Phascolarctos cinereus) olan bir keseli memeli hayvan familyası, koalagiller

phaseolus : gre., lat. * phaselos (fasulye; küçük tekne; taşıyıcı bakla) (gre.) + olus (küçültme eki) (lat.) * Fabaceae familyasına ait, fasulye ve benzeri baklagilleri kapsayan bitki cinsi

phasianidae : gre., lat. * phasianus (sülün cinsi adı) (Phasis (Karadeniz'in doğusundaki antik bölge ve nehir adı) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Tavuksular takımına ait olan, tavuk, sülün, keklik, hindi, bıldırcın, tavus kuşu ve benzeri karasal ötücü olmayan kuşları kapsayan, çoğunlukla güçlü bacaklı ve yerde yaşayan kuşlar grubu, sülüngiller

phellinaceae : gre, lat. * phellos, (mantar meşesi, mantar gibi gözenekli madde) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Asterales (Papatya takımı) içinde yer alan, Yeni Kaledonya adasında yetişen, çalı formundaki tek bir cinsi (Phelline) ve yaklaşık 10 ila 14 kadar çiçekli bitki türünü barındıran, odun üzerinde gelişen, çoğunlukla sert yapılı ve çok yıllık meyve gövdeleri oluşturan endemik mantarlar grubu

pheme : gre. * pheme (söylenti, ün, duyum, haber; konuşularak yayılan bilgi, rivayet) * Yunan mitolojisinde söylentiyi, dedikoduyu ve halk arasında yayılan şöhreti kişileştiren, haberlerin ve dedikoduların yayılmasını simgeleyen tanrıça niteliğindeki mitolojik varlık

phenax : gre. * phenax (aldatıcı, sahte, yalancı) * Euphorbiaceae familyasına ait, görünüşüyle yani morfolojik benzerlikleriyle başka bitkileri andıran cins

phenex : gre. * phoinix, phoenix (efsanevi kuş anka; yeniden doğuş ve ateşle ilişkilendirilen mitolojik ad alanı Feniks) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, tatlı bir sesle şarkı söyleyen, şairleri ve bilimleri eğitmeyi vaat eden ve bin iki yüz yıl sonra yedinci gökteki tahtına geri dönmeyi uman 37. cin

philotes : gre. * philotes (sevgi, dostluk, yakınlık, bağ kurma) * Yunan mitolojisinde dostluğu, yakın ilişkileri ve insanlar arasındaki sevgi bağını kişileştiren, genellikle Eris’in (Kavga Tanrıçası) zıttı olarak uyum ve bağlılıkla ilişkilendirilen küçük tanrı, küçük ruh

philydraceae : gre., lat. * philos (seven, sever, sevici) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * genellikle Avustralya, Güneydoğu Asya ve Japonya'daki nemli, bataklık veya sulak bölgelerde yetişen otsu bitkiler familyası

phlebotomus : gre., lat. * phleps, phlebos (damar, kan damarı) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + us (son ek) (lat.) * damar kesen, kan emen; Psychodidae familyasına bağlı olan, geceleri aktif olup kan emen, sivrisinekten daha küçük ve sessiz olan, Şark çıbanı (Leishmaniasis) ve tatarcık humması gibi hastalıkları bulaştıran "vektör" canlı, tatarcık, yakarca, gürpdüşen, yakağan, kum sineği

phleum : gre., lat. * phleon, phleos (sap, bitki sapı) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Poaceae (buğdaygiller) familyasına ait, ince gövdeli, başak biçimli çiçek kurulları oluşturan, çayır ve otlaklarda yetişen, sapı uzun, darımsı bitkileri kapsayan cins

phloem : gre. * phloios (kabuk, dış tabaka, ağaç kabuğu) + em (isim yapım eki) * bitkilerde fotosentez ürünlerini (şeker ve diğer organik besinler) yapraklardan diğer organlara taşıyan iletim dokusu, soymuk doku

phlogiston : gre. * phlox (ateş, alev, parlak renk, ışık parıltısı, ateş dili), phlogizein (yakmak, alev almak, yanmak) + on (isim yapım eki) * 17. ve 18. yüzyıllarda yanma olayını açıklamak için kullanılan, yanıcı maddelerin içinde var olduğu düşünülen hayali bir "ateş ruhu" veya maddeye verilen isim (Alman simyacı Johann Joachim Becher tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, bir madde yandığında veya paslandığında içindeki flogistonu havaya bırakır.)

phlox : gre. * phlox (ateş, alev, parlak renk, ışık parıltısı, ateş dili) * Polemoniaceae familyasına ait, parlak renkli, alev görünümlü ve çiçekli bitki cinsi

phnom penh : kme. * phnom (tepe) + penh (1372 yılında Tonlé Sap Nehri'nde bulduğu Buda heykellerini yerleştirmek için yapay bir tepe (Wat Phnom) inşa ettiren Daun Penh ("Büyükanne Penh") adlı zengin bir kadının soyadından) * Kamboçya'nın başkenti

phobos : gre. * phobos (korku, dehşet, panik) * Yunan mitolojisinde Ares’in oğlu olarak geçen, savaşta ortaya çıkan korku ve paniğin kişileştirilmiş hali olan tanrısal varlık

phoca : gre. * phoke (deniz memelisi, ayı balığı) * özellikle liman foku (Phoca vitulina) gibi türleri içeren, gerçek foklar (Phocidae) ailesine ait fok balıklarının bilimsel cins adı

phocaea : gre., lat. * phokaia (foklarla ilişkili yer; antik İyonya'da bir kent) (phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + eia (isim yapım ve yer eki) ) (gre.) * foklarla ilişkili canlılar veya foklar grubu

phocidae : gre., lat. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * etçiller takımına ait, kulak kepçeleri bulunmayan, yüzgeç biçimli uzuvlara sahip, çoğunlukla denizlerde yaşayan foklar grubu, fokgiller, denizköpeğigiller

phocoena : gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + hoinos (domuz yavrusu, küçük domuz) * dişli balinalar takımındaki musurgiller (Phocoenidae) familyasına ait küçük deniz memelilerini, yani mutur (veya musur) balinalarını kapsayan bilimsel bir cins

phocoenidae : gre., lat. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + hoinos (domuz yavrusu, küçük domuz) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) * musurgiller veya liman yunusugiller olarak bilinen, yunuslara benzeyen ancak daha kısa gagaları ve künt kafalarıyla onlardan ayrışan dişli balinalar alt takımına ait küçük deniz memelileri familyası

phoebe : gre. * phoibe (parlak, ışıldayan, saf) + e (disil eki) * ışık saçan, parlak olan; Yunan mitolojisinde Titanlar kuşağından, genellikle kehanet ve ay ışığıyla ilişkilendirilen, Leto’nun annesi olarak da anılan bir tanrıça

phoenix : gre. * phoinix, phoenix (efsanevi kuş anka; yeniden doğuş ve ateşle ilişkilendirilen mitolojik ad alanı Feniks) * Yunan mitolojisinde kendi küllerinden yeniden doğduğu söylenen, ateşle ilişkilendirilen, yeniden doğuş ve ölümsüzlük sembolü addedilen efsanevi kuş, anka

pholcidae : gre. * pholkos (eğri, bükük, kıvrık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * bodrum örümceği, kiler örümceği veya uzun bacaklı örümcek (İngilizce daddy long-legs) olarak bilinen, çoğunlukla ev ve mağara ortamlarında yaşayan, çok uzun ve ince bacaklara sahip bir örümcek familyası

pholidota : gre. * pholidiotos (pullarla kaplı) (pholis (pul, küçük levha) + otos (ile ilgili, -a ait) ) + a (taksonomik çoğul eki) * vücudu keratin pullarla kaplı, plasentalı, uzun burunlu ve böceklerle beslenen, pangolinleri kapsayan memeliler takımı, pangolinler, pullu memeliler

phorkys : gre. * phorkys (derin denizle, gizemli karanlık sularla ilişkilendirilen ad) * Yunan mitolojisinde deniz canavarlarının (Gorgonlar, Graialar vb.) atası olarak bilinen ve Pontos (deniz) ile Gaia’nın oğlu olan ve denizin ilkel ve tehlikeli yönlerini temsil eden deniz tanrısı

phormium : gre. * phormion (küçük sepet, hasır kap) * Asphodelaceae familyasına ait, Yeni Zelanda ve Norfolk Adası kökenli, kılıç şeklindeki sert yapraklarıyla bilinen çok yıllık, her dem yeşil olan, Yeni Zelanda keteni olarak bilinen, lifli yaprakları sepet ve örgü yapımında kullanılan, uzun yapraklı ve sepet benzeri yapısı olan peyzaj bitkisi cinsi

phosphoros : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren, taşıyan) ) * Yunan mitolojisinde “ışık getiren” anlamıyla sabah yıldızını (Venüs’ün şafak vakti görünümü) kişileştiren ve Eos’un (şafak tanrıçası) oğlu olarak da anılan varlık

phryma : gre. * phryma (parça, kırıntı, küçük kopmuş parça; kısa, sık bitki) * Phryma leptostachya (Amerikan lopseed/sarkık tohum) türüyle bilinen, eklem ağrıları, kaşıntı ve çeşitli cilt rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan, Phrymaceae familyasına ait çok yıllık otsu bir bitki cinsi

phusis : gre. * phyein (doğmak, oluşmak, büyümek), physis (doğa, oluş, büyüme) * Yunan düşüncesinde doğanın kendisini, varlıkların içsel gelişimini ve oluş sürecini ifade eden doğanın üretken gücünün kişileştirilmiş hali

phyla : gre. * phyle, phylon (soy, kabile, grup, topluluk) * mine çiçeğigiller (Verbenaceae) familyasında yer alan, küçük çiçekli otsu bitkilerden oluşan cins

phyllanthaceae : gre., lat. * phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve ılıman bölgelerde yetişen, eskiden sütleğengiller (Euphorbiaceae) familyasında sınıflandırılan, otsu bitkiler, çalılar ve ağaçlardan oluşan çiçekli bir bitki familyası, yaprak-çiçekgiller, duvarnohutugiller

phyllanthus : gre. * phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) * Phyllanthaceae familyasına ait, yaprakları üzerinde çiçek açan, başta karaciğer ve böbrek sağlığı olmak üzere geleneksel tıpta (özellikle Ayurveda) kullanılan, tropikal bölgelerde yetişen bir bitki cinsi

phyllomedusidae : gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + medousa (yöneten, denetleyen, koruyan, sahip olan dişi; Yunan mitolojisinde saçları yılanlardan oluşan, bakışlarıyla insanları taşa çeviren canavar kadın) (medein (yönetmek, kontrol etmek, denetlemek, sahip olmak) + ousa (dişi sıfat yapım eki) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına bağlı, Neotropik bölgede (Orta ve Güney Amerika) yaşayan, yaprak benzeri görünüşe sahip, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, parlak renkli ağaç kurbağaları familyası, yaprak kurbağaları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...